Orijinalini görmek için tıklayınız : İnanç biçimlerinin yaşam felsefesine etkisi?
Dialectics
08-09-2014, 09:04
Bu konu başlığı altında tartışmaya açmak istediğim şey, bir insan eğer ateist ise, agnostik ise ya da bir teist ise bunun o insanın hayattaki duruşuna, yaşam felsefesine etkisi nedir, var mıdır?
Örneğin bir atesit için "ölüm", hiçliğe geçiş durumudur; beynin kimyasal aktivitesini durdurması ile "benlik" de varlığını durduracaktır. Dolayısıyla "ölüm" aslında bir ateist için çok da korkulacak bir durum değildir.
Ölüm, bir atesit için korkulacak bir durum değil ise, bir ateist buna göre mi yaşar? Her türlü maceraya atılan, çeşitli riskler alan, 'kaybedecek bir şeyim yok' mantığında mı yaşar ya da yaşamalıdır?
Agnostiklerin ise nasıl bir yaşam felsefesi geliştirebilecekleri konusunda çok fikrim yok. Yani "ölüm"den korkmalı mıdırlar, korkmamalı mıdırlar? Zevki maksimize edecek şekilde, eğlenerek oyalanarak bencilce mi yaşamalıdırlar,
yoksa paylaşımcı bir şekilde mi?
Benim genel mantığım ya da gözlemim her ne pozisyonda duruyor olursan ol, yaşam felsefenin bu duruşa çok da bağlı olmadığı yönünde. Neticede biyolojik varlıklar olarak, nedenselliğe tabi canlılar olarak, hepimizde temel bir güdü var: yaşam güdüsü, hayatta kalmak güdüsü. Her durumda bizi öncelikli olarak yönlendiren şey, bu "hayatta kalmak" güdüsü.
Diğer bir nokta ise aslında hepimiz "mutluluğu" maksimize etme ya da dengede tutma güdüsündeyiz de... Bu kimisi için bedensel zevkler, eğlence, oyun, diziler vb. olabiliyorken; kimisi içinde okumak, zihnin sınırlarını genişletmek, ortaya eserler, buluşlar çıkarmak, insanların mutluluğuna sebep olmak vb. yöntemlerle olabilir.
Yani özetle ateist olmanın, agnostik olmanın ya da başka bir görüşte; yaşam felsefesine etkisi ne kadardır?
evrensel-insan
08-09-2014, 21:14
Bu konu başlığı altında tartışmaya açmak istediğim şey, bir insan eğer ateist ise, agnostik ise ya da bir teist ise bunun o insanın hayattaki duruşuna, yaşam felsefesine etkisi nedir, var mıdır?
En buyuk etkisi kendi yasamini kendi yasayabilmedeki farkindalik ve bilinc duzeyidir.
Örneğin bir atesit için "ölüm", hiçliğe geçiş durumudur; beynin kimyasal aktivitesini durdurması ile "benlik" de varlığını durduracaktır. Dolayısıyla "ölüm" aslında bir ateist için çok da korkulacak bir durum değildir.
Olum, yasayanin tadacagi bir olgu degildir. Dolayisi ile mustakil var olanin olmesi, sadece o an yasayanlarin tadacagidir ve oleni ne yapacaklari; yasayanlarin sorunudur.
Mustakil var olan icin, dogum insiyatifi yoktur ve kendi olumunu algilayamaz. O yuzden onun icin bir tek yasami vardir. Bu yasami da kendine ait olarak yasayabilmesi farkindalik ve bilinctir.
Ölüm, bir atesit için korkulacak bir durum değil ise, bir ateist buna göre mi yaşar? Her türlü maceraya atılan, çeşitli riskler alan, 'kaybedecek bir şeyim yok' mantığında mı yaşar ya da yaşamalıdır?
Yasam olumu icermez. Sadece yasam tehlikesi olarak bir duzey ve bilinc algisi vardir. Mesela mantiksal olabilirlik olasiligi olarak, yasam tehlikesi her bir beyince algilanabilir ve ondan kacinilabilir. Aksi bir cesit "intihar" ya da "ideolojik/inancsal/izmsel" bir yasami tehlikeye atma/feda etme" olur.
Agnostiklerin ise nasıl bir yaşam felsefesi geliştirebilecekleri konusunda çok fikrim yok. Yani "ölüm"den korkmalı mıdırlar, korkmamalı mıdırlar? Zevki maksimize edecek şekilde, eğlenerek oyalanarak bencilce mi yaşamalıdırlar,
yoksa paylaşımcı bir şekilde mi?
Benim genel mantığım ya da gözlemim her ne pozisyonda duruyor olursan ol, yaşam felsefenin bu duruşa çok da bağlı olmadığı yönünde. Neticede biyolojik varlıklar olarak, nedenselliğe tabi canlılar olarak, hepimizde temel bir güdü var: yaşam güdüsü, hayatta kalmak güdüsü. Her durumda bizi öncelikli olarak yönlendiren şey, bu "hayatta kalmak" güdüsü.
Diğer bir nokta ise aslında hepimiz "mutluluğu" maksimize etme ya da dengede tutma güdüsündeyiz de... Bu kimisi için bedensel zevkler, eğlence, oyun, diziler vb. olabiliyorken; kimisi içinde okumak, zihnin sınırlarını genişletmek, ortaya eserler, buluşlar çıkarmak, insanların mutluluğuna sebep olmak vb. yöntemlerle olabilir.
Yani özetle ateist olmanın, agnostik olmanın ya da başka bir görüşte; yaşam felsefesine etkisi ne kadardır?
Burada onemli olan tanri ve din temelinde kisinin kendi yasam ve iliskisine yon verip vermemesidir. Zaten yasam ve iliskisine tanrisal her turlu algilamasi bir yon ve yonlendirim vermiyor ise; o kisinin yasami zaten tanrisiz ve dinsizdir.
Ateist, agnostic v.s. icin fark etmez.
Teist icin ise farklidir. Cunku inanci hem Imani hem de dininin getirdigi uygulamalari icerir ve kulluk algisi temelinde de ozgur degildir. Sadece odan istenen hayati yasar. Bunun da farkinda ve bilincinde degildir. Cunkuondan yasaminin "adanmasi" istenmistir, o da yasamini buna adar.
Nedeni korkuda endise de bilgisizlik te, verileni harfiyen uygulama da, "anne/babadan oyle gorme" de olabilir.
Kisaca bir teistin yasam ve iliskisi kendi iradesinde degildir ve bilincsizce inandigi ve uyguladigi dinin ve tanrisinin yonlendirimi ve yonetimi altindadir.
Felâsife
08-09-2014, 21:23
İnanç biçimleri bence içseldir, kişisel tercihlerdir, öylede kalmalıdırlar.
Lakin bu kişisel tercihleri dışsala taşıdıkça, bu bizi insanlıktan çıkartıyorsa, burada bir sıkıntı vardır.
Komşunuz kapalı diye ona selam vermiyorsanız veya Ateist diye onu küçük görüyorsanız veya vb. sebeplerle kendi inancınızdan dolayı karşınızdakini adam yerine koymuyorsanız, eskilerin deyimiyle Alleme-i Cihan olsanız ne fayda.
İnançlar abartıldığı sürece insanları insanlıktan çıkartabilir, buna dikkat edilmelidir.
Diğer türlü her türlü inanç biçiminin içinde bir yaşam olması, onun YAŞANILANBİLİR bir düşünce olması, enteresandır.
Bir insanın yaşamaktan korktuğu karşıt bir düşüncede yaşayan insanların olmasıysa, harikadır.
Özetle insanların içsellerini, dışsala taşımaları başlı başına sıkıntıdır.
İçsel olan içsel de kalmalıdır diye düşünenlerdenim.
evrensel-insan
08-09-2014, 21:30
İnanç biçimleri bence içseldir, kişisel tercihlerdir, öylede kalmalıdırlar.
Lakin bu kişisel tercihleri dışsala taşıdıkça, bu bizi insanlıktan çıkartıyorsa, burada bir sıkıntı vardır.
Komşunuz kapalı diye ona selam vermiyorsanız veya Ateist diye onu küçük görüyorsanız veya vb. sebeplerle kendi inancınızdan dolayı karşınızdakini adam yerine koymuyorsanız, eskilerin deyimiyle Alleme-i Cihan olsanız ne fayda.
İnançlar abartıldığı sürece insanları insanlıktan çıkartabilir, buna dikkat edilmelidir.
Diğer türlü her türlü inanç biçiminin içinde bir yaşam olması, onun YAŞANILANBİLİR bir düşünce olması, enteresandır.
Bir insanın yaşamaktan korktuğu karşıt bir düşüncede yaşayan insanların olmasıysa, harikadır.
Özetle insanların içsellerini, dışsala taşımaları başlı başına sıkıntıdır.
İçsel olan içsel de kalmalıdır diye düşünenlerdenim.
Burada tek fark "yasamin yasayana ait oldugunun algisi ve farkindaliginin bilincidir"
Her turlu zihni yonlendirim ve yonetim kisinin kendinden de gelse, bir ideolojiye inanca izme ve etige de dayansa bunun bilincsizligini tasir.
Kisaca "yasamin kime/neye ait" oldugu sorusunun cevabidir belirleyici olan.
Bireysel bilinc tasimayan toplumlarda, yasam kisiye ait degildir. Onun ya kendince ya da ona verilenlerce "zorunlu ya da gonullu" algilasnan her turlu degerce, yasam yonlendirilir ve yonetilir ve de degerin arkasindaki " ugruna feda edilebilen/harcanan" bir anlam ve icerik tasir.
Felâsife
08-09-2014, 21:46
Bireysel bilinc tasimayan toplumlarda, yasam kisiye ait degildir.
Hiç bir inanç "insanlık" denilen şeye baskın gelmelidir, geliyorsa yaşamın da bir anlamı kalmaz ki.
Hiç bir insan da "inanç" denilen şeye baskın gelmelidir.
Ama İnsan mı? İnanç mı? birini tercih et denirse de tercihim İnsandır; aslolan insandır inanç değildir.
Başka değişlede inançlar insanların araçlarıdır, amaçları değildir.
evrensel-insan
08-09-2014, 21:57
Hiç bir inanç "insanlık" denilen şeye baskın gelmelidir, geliyorsa yaşamın da bir anlamı kalmaz ki.
Hiç bir insan da "inanç" denilen şeye baskın gelmelidir.
Ama İnsan mı? İnanç mı? birini tercih et denirse de tercihim İnsandır; aslolan insandır inanç değildir.
Başka değişlede inançlar insanların araçlarıdır, amaçları değildir.
Konu sadece inanc degil; ideoloji izm ve etik temelli dogmalar. Bunlarin tek bir bilincli ya da bilincsiz amaci vardir " degerler, yasamin onundedir ve gerektiginde bu degerler icin yasam harcanir ve feda edilir"
Bu siari iceren ana deger, tanridir ve dindir. Daha sonar etik gelir (milli, toresel, geleneksel v.s. degerler) ideolojiler ve digger inanclar ve de devletin topluma dayattigi degerler (mesela askerlik " vatan/millet/sakarya') toplumun dayattigi ("namus, irz, seref v.s.)
Son cumlenin farkindaligi ve bilinci zaten her seyi belirliyendir. Cunku bireyselk farkindalik icerir.
Yasam hak ve ozgurluktur, yasami ikinci plana iten her ne ise; o da cikardir.
Ayrica gelismemis toplumlarda, insanoglu "her turlu cikar icin kullanilabilen/harcanabilen bir niceliktir" algisi hakimdir.
Yani "yasamin degeri yoktur. Yasam cikar temelli degerler icin vardir." algisi mevcuttur.
Iste en son kar ugruna cinayete kurban giden, 10 isci.
Iste vahsi kapitalizm insan yasamini "her turlu cikar temelli bir kullanim/harcanim araci" olarak degerlendirir.
Onlar icin yasamin kendisi degil; bu yasamin onlara ne gibi ve na kadar cikar/kar sagliyacagi onemlidir.
Felâsife
08-09-2014, 22:23
Konu sadece inanc degil; ideoloji izm ve etik temelli dogmalar.
Benim için bunlar da zaten İnanç kategorisinde fark etmiyor yani.
Hatta bunların arasına BİLİM ide katabilirim, o da sonuçta bir inanç olma yolunda hızla ilerliyor, hatta geleceğin dini de olabilir.
Kurallar, ölçüler, kaideler derken hayatın her alanını "biliyor" olması bir tehlike arz ediyor.
İnanç, .izm, dogmalarda hayatı bildiklerini iddia ediyorlardı, şimdi aralarına yeni bir oyuncu da katıldı ve oyun iyice kızıştı benim nazarımda.
Benim felsefemde illa bir şeyin cevabı olmak zorunda değil, ilki veya sonu olmak zorunda değil, açıkcası bunların verdikleri "güyâ" makul cevaplarda beni pek enterese etmiyor.
Zira bugünü bırakıp yaşamın önüne veya sonuna gitmek, bunun cevabını buldum demek zaten anlamsız.
Bir kalabalık çarşı veya merkez kenarına gidip oturun, ama hiç bir şey düşünmeden, yargıda bulunmadan gelen giden insanları sadece inceleyin, gözlemleyin, hayatın içinde coşkular mı var, yoksa inançlar mı var.
Yaşam böyle bir şey iken, bunu kurgulara, inançlara boğmak benim için anlamsızdır.
Kaldı ki bu kadar boğmaya nazaran, genede yaşam içinde ki coşkuyu sergiliyor olması müthiştir.
evrensel-insan
08-09-2014, 22:52
Benim için bunlar da zaten İnanç kategorisinde fark etmiyor yani.
Hatta bunların arasına BİLİM ide katabilirim, o da sonuçta bir inanç olma yolunda hızla ilerliyor, hatta geleceğin dini de olabilir.
Kurallar, ölçüler, kaideler derken hayatın her alanını "biliyor" olması bir tehlike arz ediyor.
İnanç, .izm, dogmalarda hayatı bildiklerini iddia ediyorlardı, şimdi aralarına yeni bir oyuncu da katıldı ve oyun iyice kızıştı benim nazarımda.
Benim felsefemde illa bir şeyin cevabı olmak zorunda değil, ilki veya sonu olmak zorunda değil, açıkcası bunların verdikleri "güyâ" makul cevaplarda beni pek enterese etmiyor.
Zira bugünü bırakıp yaşamın önüne veya sonuna gitmek, bunun cevabını buldum demek zaten anlamsız.
Bir kalabalık çarşı veya merkez kenarına gidip oturun, ama hiç bir şey düşünmeden, yargıda bulunmadan gelen giden insanları sadece inceleyin, gözlemleyin, hayatın içinde coşkular mı var, yoksa inançlar mı var.
Yaşam böyle bir şey iken, bunu kurgulara, inançlara boğmak benim için anlamsızdır.
Kaldı ki bu kadar boğmaya nazaran, genede yaşam içinde ki coşkuyu sergiliyor olması müthiştir.
Yalnizburada onemli bir konu var.
Yasami sen kendin yasamiyorsun, iliski kurmak zorundasin. Dolayisi ile icinde bulundugun toplumun ister istemez seni yonlendiren ve yoneten degerleri var.
Iste burada iki konu onemlidir.
Yani bunun farkinda ve bilincinde olarak;
Birincisi distalanmamak/soyutlanmamak
Ikincisi de toplum bunyesinde kendine kendin olarak bir yer acabilmek.
Iste bu ikisi de bilinc gerektirr.
Cunku ilkinin olmamasi seni toplum onunde "hedef tahtasi" yapar.
Ikincisinin olmamasi da seni toplum onunde "kul/siradan biri" yapar.