Şüpheci Dinsiz
18-09-2014, 02:58
Sevgili arkadaşlar,
Ahlak, etik, hukuk kavramları çağlar boyunca mikro ölçekte hanedanlarca, makro ölçekte milletler ve ümmetlerce kişisel/kitlesel menfaatlere hizmet etmiştir. Örneğin bir krallık sisteminde, kralın ve yardakçılarının menfaatleri mutlak önceliklidir. Hiyerarşide sonraki sıra burjuvazinin, sonraki sıra kralın tebaasınındır.
Krallığın sınırları dışındakiler bu hiyerarşide yer bulamazlar. Bununla da kalmaz, aşağılanırlar. Askeri güç dengeleri de gözetilerek öldürülmeleri, köleleştirilmeleri, yağmalanmaları hak olarak görülür. Bu eylemleri yapanlar kahraman/fatih olarak anılır.
Türk milletinde ve İslam ümmetinde bolca bulunan Türk gazı ve Müslüman gazını bu konuya örnek olarak verebiliriz.
Aslında tarihinde yağmacılıktan başka pek az şey bulunan Türklerin destanlarına, hakanların-hanların-kağanların hakkında yazılanlara bakarsak her birinin birer kahraman olarak tasvir edildiğini görürüz. Halbuki iyi biliriz ki, hukuk, sanat, bilim, tıp alanlarında insanlığa kazandırdıkları pek bir şey yoktur.
Yine, tarihinde katliamdan, işgalden, haraçtan, yağmacılıktan, kölecilikten, zorbalıktan başka pek az şey bulunan İslam ümmetinin tarihi, edebiyatı İslamı ve evliya, halife vs. olarak nitelendirilen İslami kişileri arsızca över.
Örneğin, Kuteybe denen katliamcı katilin Talkan ve Curcan katliamında 80.000 kişiyi katletmesi Arap şairlerce kitaplar dolusu şiirle övülmüştür. İslami cihadı anlatan, katliamcıları kutsayan hadisler başlı başına bir insanlık ayıbıdır.
Çatallı kılıcını her savuruşta 6 kelle uçuran halife Ali, Allah'ın aslanıdır.
Akşama kadar kafir kellesi uçurup yorulmayan, babasını öldürdüğü kızı akşam koynuna alan, tutsak edilmiş kadınlara içine boşalmadan tecavüz izni veren, savaşta yenilen kavmin erkeklerini katlettiren, mallarını yağmalatıp beşte birini alan, savaşmadan teslim olan kavmi yağmalatıp hepsini alan Muhammed, yüce peygamberdir.
Türk imparatorluğu olduğu öne sürülen, İslam halifeliğini üstlenmiş olan Osmanlı Devleti tarihi de benzer arsızca övgülerle doludur. Sayısız işgale, katliama, köleleştirmeye, haraca, evlat/kardeş/baba katline adını yazdıran Osmanlı padişahları da övüldükçe övülür.
Avrupa'da ve Hristiyanlıkta da aynen böyle olmuştur. Ne var ki, Avrupa, özellikle Protestan mezhebinin doğmasıyla aydınlanma sürecini başlatmış, geçmişini yargılamış, hukukunu, ahlakını adım adım ilerleterek yönünü evrensel ahlak/etik/hukuk/sanat/bilim yönüne çevirmiştir. Elbette eksikleri vardır, ama gittiği yön bu eksiklerin giderileceğine dair güven vermektedir.
Maalesef Türk dünyası ve İslam dünyası henüz bu aydınlanmadan oldukça uzaktır. Hala körü körüne Türkçülük, İslamcılık yapılmakta, hala feodal hukukla, ahlakla, etikle yaşanmakta, hala bilimden/sanattan uzak durulmakta, hala inanılmaz bir arsızlıkla bununla övünülmekte, hatta bu kültürlerin kökenine geri dönülmeye çalışılmaktadır.
Evet sevgili arkadaşlar, Türk ve İslam dünyası bu arsızlıktan nasıl kurtulur?
Sevgiler
Ahlak, etik, hukuk kavramları çağlar boyunca mikro ölçekte hanedanlarca, makro ölçekte milletler ve ümmetlerce kişisel/kitlesel menfaatlere hizmet etmiştir. Örneğin bir krallık sisteminde, kralın ve yardakçılarının menfaatleri mutlak önceliklidir. Hiyerarşide sonraki sıra burjuvazinin, sonraki sıra kralın tebaasınındır.
Krallığın sınırları dışındakiler bu hiyerarşide yer bulamazlar. Bununla da kalmaz, aşağılanırlar. Askeri güç dengeleri de gözetilerek öldürülmeleri, köleleştirilmeleri, yağmalanmaları hak olarak görülür. Bu eylemleri yapanlar kahraman/fatih olarak anılır.
Türk milletinde ve İslam ümmetinde bolca bulunan Türk gazı ve Müslüman gazını bu konuya örnek olarak verebiliriz.
Aslında tarihinde yağmacılıktan başka pek az şey bulunan Türklerin destanlarına, hakanların-hanların-kağanların hakkında yazılanlara bakarsak her birinin birer kahraman olarak tasvir edildiğini görürüz. Halbuki iyi biliriz ki, hukuk, sanat, bilim, tıp alanlarında insanlığa kazandırdıkları pek bir şey yoktur.
Yine, tarihinde katliamdan, işgalden, haraçtan, yağmacılıktan, kölecilikten, zorbalıktan başka pek az şey bulunan İslam ümmetinin tarihi, edebiyatı İslamı ve evliya, halife vs. olarak nitelendirilen İslami kişileri arsızca över.
Örneğin, Kuteybe denen katliamcı katilin Talkan ve Curcan katliamında 80.000 kişiyi katletmesi Arap şairlerce kitaplar dolusu şiirle övülmüştür. İslami cihadı anlatan, katliamcıları kutsayan hadisler başlı başına bir insanlık ayıbıdır.
Çatallı kılıcını her savuruşta 6 kelle uçuran halife Ali, Allah'ın aslanıdır.
Akşama kadar kafir kellesi uçurup yorulmayan, babasını öldürdüğü kızı akşam koynuna alan, tutsak edilmiş kadınlara içine boşalmadan tecavüz izni veren, savaşta yenilen kavmin erkeklerini katlettiren, mallarını yağmalatıp beşte birini alan, savaşmadan teslim olan kavmi yağmalatıp hepsini alan Muhammed, yüce peygamberdir.
Türk imparatorluğu olduğu öne sürülen, İslam halifeliğini üstlenmiş olan Osmanlı Devleti tarihi de benzer arsızca övgülerle doludur. Sayısız işgale, katliama, köleleştirmeye, haraca, evlat/kardeş/baba katline adını yazdıran Osmanlı padişahları da övüldükçe övülür.
Avrupa'da ve Hristiyanlıkta da aynen böyle olmuştur. Ne var ki, Avrupa, özellikle Protestan mezhebinin doğmasıyla aydınlanma sürecini başlatmış, geçmişini yargılamış, hukukunu, ahlakını adım adım ilerleterek yönünü evrensel ahlak/etik/hukuk/sanat/bilim yönüne çevirmiştir. Elbette eksikleri vardır, ama gittiği yön bu eksiklerin giderileceğine dair güven vermektedir.
Maalesef Türk dünyası ve İslam dünyası henüz bu aydınlanmadan oldukça uzaktır. Hala körü körüne Türkçülük, İslamcılık yapılmakta, hala feodal hukukla, ahlakla, etikle yaşanmakta, hala bilimden/sanattan uzak durulmakta, hala inanılmaz bir arsızlıkla bununla övünülmekte, hatta bu kültürlerin kökenine geri dönülmeye çalışılmaktadır.
Evet sevgili arkadaşlar, Türk ve İslam dünyası bu arsızlıktan nasıl kurtulur?
Sevgiler