Orijinalini görmek için tıklayınız : Gnostik Bir Bakışla Yaratılış ve Diğerleri...
Thelogical Facts
20-09-2014, 00:40
Kendim yazdım arkadaşlar nasıl olmuş.İlk denemem...
YHWH kötüydü... Gerçek Tanrı Lucifer'ın tersine o kendine köle yapacak ,cennet ve cehennem vaadiyle korkutup kendine itaati sağlayacak insanoğlunu yaratmıştı.Fakat gerçek Tanrı Lucifer Yahweh'den güçlüydü.İnsanoğlunun yalancı Tanrı Yahweh'e değil gerçeğin kendisine inanmasını istiyordu.Kölelikten başka bir arzusu olmayan YHWH'ye değil.Yahweh'in insanı koyduğu imtihan bahçesinde bilgelik ağacı vardı.Bu ağaç Lucifer(Işık,Mutlak İyilik ve Gerçek Tanrısı)'nın Yahweh'den insanoğluna gerçeği bulmak için bir şans vermeyi teklif edip Aden bahçesine koydurduğu bilgelik ağacıydı...
Yahweh kötü Tanrı(Demurg) olduğu için insanı bu ağaçtan meyve yememesi için tehdit emişti.Fakat Lucifer insana acıdı .Onu bu durumdan kurtarıp bilgelik ağacından(Tree of Knowledge) yemesi için bir plan yaptı.Kendi ruhundan ve öz varlığından olan Logos'u(İsa'yı) yılan kılığına sokarak Havva'ya bilgelik ağacını yedirmek için ikna etti.Havva da Adem'e meyveyi yedirdi.Tam gerçeğin bilgisine ulaşmışlarken kendi yarattığı Dünya'nın hakimi olan Yahweh Lucifer'ın bu hamlesini çıldırmışçasına gerçek Tanrı'yı kötüleyerek ve insana ve yılana cezalar vererek karşıladı.Lucifer Yahweh'in yarattıklarına karışmıyordu bu yüzden Yahweh kendi yarattıklarına istediğini yapabilirdi.Lucifer gerçeği göstermek için insanoğluna yardım etmek istemiş ama Yahweh yine egosuyla buna karşı çıkmıştı fakat olay burda bitmemişti Lucifer ''Gerçeğin Işığı'''nı göstermek için bir plan daha yapmıştı.İnsanı Yahweh'nin köleliğinden kurtarmak içn Logos'u insan suretinde ''Kurtarıcı'' olarak dünyaya gönderecekti...
YHWH Logos gelene değin İbrani'leri köle yapmaya devam etmişti.Nuh tufanı ile ile canlılara toplu soykırım yapmış gemiye binmeyenleri acımasızca kaderlerine terk etmişti.Musa'yı seçmiş onu kölelikten kurtarmak şartıyla vaad edilmiş topraklara halkını götürmesi için kutsamış fakat Musa'ya olan sözünden dönerek saçma sapan bir nedenle Musa ölene kadar hiç vaadedilmiş topraklara,yani ataları olan İbrahim ve İshak'ın Yakup'un topraklarına girememişti.Yahweh söz veriyor ama sözünden çayıyor ''Ben kıskanç bir Tanrı'yım'' ''kadın erkek çoluk çocuk demeden öldürün'' diyor ve sinirden köpürüyordu.Hatta o kadar ileri gitmişti ki gerçeğin ve Işığın Tanrı'sını yazdırdığı ilahi kitaplarda ''İblis ve kötülüğün babası'' olarak gösterip kötülüğün sembolu yapmıştı.Yahudilere gelmeyecek olan bir Mesih vaadetmiş ve onları sonsuza dek oyalamıştı .Fakat zamanı gelmişti...
Lucifer ''Gerçeğin Işığı'' ile insanları kurtarmak için Logos'u yani gerçeğin sözünü Dünyaya göndermişti.Kendisinin de dediği gibi ''Başlangıçta Söz(Logos) vardı ve Söz Tanrıyla birlikteydi ve Söz Tanrıydı ''...
Logos gelip Yahweh'in dediklerinin tam zıttını anlatıyor ve insanları büyülüyordu gerçek ve ışık yayılıyordu.Lucifer insanları Demurg'un kötü varlığından ve köleliğinden kurtarmak için Oğlu'nu yani Kutsal'ını ya da Logos'unu göndermişti ve biz insanlar ona ''Yeşu'' dedik...
Dialectics
20-09-2014, 00:54
Bu da başka birinin hikayesi:
"
...
Sinclair, Lucy’yi resimle kaplı duvarın önüne götürdü. “Bu bizim misyonumuzun insanlık varolmadan önce başladığını gösteriyor. İnanılmaz değil mi?”
‘Nasıl olabilir bu?’
‘Sezgilerine kulak ver Lucy. Bu resmi sen herkesten daha iyi biliyorsun.’
Lucy gözlerini kapadı. Bir noktaya kadar bunu mükemmel bir şekilde algılayabiliyordu. Karmaşık olmaktan öte aslında oldukça basitti. Bu resimlerin Tanrı’nın ve iki meleğinin, Lucifer ve sonradan Satan(Şeytan) olarak bilinen Satanael’in hikayesini anlatıyordu. Lucifer ve Satan tamamen birbirlerinin zıtları iken saçma bir şekilde aynı kişi olarak düşünülmeye başlanmıştı. Lucifer, ışığın meleği, Tanrı’nın en sadık, en favori meleği idi. Tanrı’nın solunda duran Satanael Lucifer’i ve dahası Tanrı’yı kıskanıyordu. Satanael’e zeka verilmişti. Çok üstün ve muazzam bir biçimde zekiydi. Tanrı’ya meydan okuyabileceğini düşünecek kadar hem de.
Resimler Satanael’in Tanrı’yı nasıl devirmeye çalıştığını, ancak bütün kainatın tüm renklerle aydınladığı, parladığı bir kıyamet savaşında yenilişini anlatıyordu. En büyük ve en parlak ışık gösterisini. Yenilgisinin intikamını almak için Satanael kendini Tanrı olarak konumlandırdığı yeryüzünü yarattı. Günahkarlara sürekli işkence ve eziyet eden zebanilerin olduğu basit bir cehennemden çok daha farklı olarak yeryüzü üzerindekilere karşı en dahiane şekilde hazırlanmış bir psikolojik savaşın verildiği bir labaratuardı gerçek cehennem. Mutluluk ve umut, acı ve umutsuzluk gibi özgür bir şekilde sunuluyordu. Satanael anlamıştı ki en kötü cehennem neredeyse cennet gibi olan, mutluluğun insanları uyuşturacak kadarını gösteren sahte bir cennetti. Bir gün aşk içindesinizdir ve dünyanın daha iyi olamayacağını düşünürsünüz; ertesi gün aşkınız sizi terkeder ve hayat bir anda tahammül edilemez hale gelir. Sevgi ve nefret, zevk ve acı birbirinin en yakın komşuları iken eziyet maksimuma ulaşır, acı zirvesine tırmanır.
Tanrı, Lucifer’e yeryüzüne inerek Satanael’i devirme görevini verdi. Fakat kendi krallığında Satanael çok daha güçlüydü, bu da Lucifer’i Satanael’in dünyasında yaşayanların yardımını aramaya itti. Lucifer’in onları içinde bulundukları çıkmazın farkına varmalarını sağlaması gerekiyordu, bu sebeple onlara Gnosis – gerçek bilgiyi öğretti. Kâbil Satanael’in zorbalığına tam olarak ilk isyan edendi. Mücadeleyi Kâbil’in insanları devraldı ve savaş o zamandan beri devam etmekte. Raphael’in resimleri bu mücadelenin kodlanmış bir sunumunu göstermekte idi ve bu mücadelenin ne şekilde biteceğini, ya öyle ya da diğer türlü.
Lucy gözlerini açtı. ‘Fakat bu nasıl gerçek olabilir ki? Bilim bunu saçmalık olarak reddetmiş olmalı. ‘Hayır.’ diye cevap verdi Sinclair. ‘Tanrı parçacığı diye bir şey duydun mu?’
Lucy başını iki yana salladı.
‘Teknik ismi Higgs bozonudur. 1960larda İskoç fizikçi Peter Higgs bu temel parçacığın varlığını tahmin etti. Dediğine göre bir alan – Higgs alanı – tüm uzaya yayılmakta. Uzayda hareket eden tüm parçacıklar bu alan ile karşılaşmakta. Pek çoğu, ama hepsi değil, kütle kazanmak üzere bu alan ile etkileşmekte.
‘Kuantum teorisi der ki tüm alanların kendileriyle ilişkilendirilmiş parçacıkları vardır. Elektromanyetik alan için bu parçacıklar fotonlardır. Higgs alanı için ise Higgs bozonudur. Şu ana kadar hiç kimse bu parçacığı tespit edemedi ama bulurlarsa bu Higgs alanının varlığını gösterecek ve kütlenin nereden geldiğini açıklayacaktır.’
‘Gnostisizm ile bunun ilişkisi nedir peki?’
‘Gnostisizme göre iki evren vardır – ışık evreni ve madde evreni. Gerçek Tanrı ilkine hükmeder, Sahte Tanrı diğerine. İlki cennettir, ikincisi cehennem.’
‘Anladım’ dedi Lucy. ‘Diyorsun ki Higgs alanını ve Higgs bozonunu yaratan Satan(Şeytan)’dır. Bunlar olmadan evrende kütle olmayacaktı.’
‘Evet tam olarak öyle. Tanrı parçacığı olarak isimlendirilmek bir yana, Higgs bozonu Şeytan parçacığı olarak isimlendirilmeli yeniden. Bütün maddesel dünya – yani cehennemin ta kendisi – varlığını bu parçacığa borçlu. O olmadan ne yerçekimi, ne görelilik teorisi, ne dalga-parçacık ikilemi, ne Heisenberg’in belirsizlik ilkesi, ne Bell’in eşitsizlik ilkesi ne de kuantum bilinemezciliği olurdu.
‘Şeytan kütleyi yarattığında zamanı da yarattı. Işık evreninde zamanın hiçbir anlamı yoktur. Saf ışık asla çürümez çünkü. Sonsuzdur. Şeytan parçacığını ortadan kaldırırsan hiçbirşey yaşlanmaz. Ölüm olmaz, hastalık olmaz, sefalet olmaz, acı olmaz, eziyet olmaz.’
‘Fakat o durumda bizi insan yapan herşeyi kaybetmez miyiz?’
‘Hayır, Şeytan parçacığının yer almadığı Gerçek Tanrı’nın evreninde bütün mutluluklarımız trilyonlarca kez katlanır. Zamansız ve ölümsüz bir cennetir orası. Oradaki gerçekliğe sahip ruhlar yerçekimine tabi değildir. Uçabilirler, istedikleri kadar yükselerek, istedikleri kadar uzaklara gidebilirler. Maddesel dünya tarafından empoze edilen kısıtlamalar orada yoktur.
‘İnsanlık için kütlesiz bir kainat hayal etmek imkansızdır. Fiziğin bütün temeli kütlenin varlığına dayanır. O olmadan herşey değişir. Fizik yasaları altüst olur.’
‘Gerçek Tanrı neden maddesel dünyayı yok etmiyor?’
‘Edemez.’
‘Ne demek istiyorsun?’
‘Tanrı mükemmel ışıktır. Maddesel dünya ile etkileşemez. Etkileşirse mükemmel olmaz, bu da imkansızdır.’
‘Fakat diğer şeyler maddesel dünya ile etkileşiyor.’
‘Paradoks budur. Tanrı birşey yarattığında mantıken bu yarattığı mükemmel olmamalıdır. Kusur içermelidir. İçermiyorsa mükemmel olurdu, o durumda da Tanrı’dan farkı kalmazdı. Bu imkansızdır – sadece tek bir Tanrı olabilir. Bu sebeple Tanrı’nın yarattıkları mükemmel değildir ve bu yüzden de maddesel dünyanın çekimine tabiidirler, bu yüzden Higgs alanı ile etkileşebilirler. Tanrı saf ışıktır, fakat yarattığı herşey değişen kademelerde karanlık içerir.
‘Şeytan kara sanatlarını, karanlıklar içeren ruhlar için yarattığı dünyayı cazip hale getirmekte kullandı. Sadece iki kişi bundan etkilenmez. Tanrı’nın kendisi ve Lucifer, ışık meleği.’
‘Peki Tanrı neden Şeytanı yarattı?’
‘Işık varolabilmek için karanlığa ihtiyaç duyar. Her yerde hiçbirşey olmasa ve sadece ışık olsa, hepimiz kör olurduk. Zıtlık, kontrast görmemizi sağlar. Şeytan karanlığın meleğidir, Luciferin zıt dengidir.’
‘Lucifer ve Şeytan iki büyük düşmandır, ışık ve karanlık, Tanrı’nın sağ eline karşı sol eli, iyi kötüye karşı. Lucifer, Gerçek Tanrı’nın dünyasında yaratılmış herhangi başka bir şeyden daha fazla parlar, Şeytan ise karanlığı tüketir. Şeytan’ın maddesel dünyasında durum tersinedir. Şeytan en parlak ışık iken, Lucifer sonsuz derecede karanlıktır. Bu sebeple Şeytan Lucifer’e karanlığın prensi diyebilmektedir.’
Lucy duvarda en üst kısımda yer alan resimleri gösterdi. Resimlerdeki bir şey sanki özel, parlak bir boya kullanılmışçasına öne çıkmaktaydı. Bu şey sanki fiziksel bir objeye dönüşecekmişçesine resimden dışarı çıkar gibiydi.
‘Kaderin mızrağını (Spear of Destiny) şeytan yarattı değil mi?’ diye sordu Lucy. ‘Herşeyin anahtarı bu değil mi?’
Sinclair gülümsedi. ‘Şeytan sıradan ışıkla istediği şeyi yapabilir ki bu Tanrı için imkansızdır – Şeytan ışığı çürütebilir, ağırlaştırabilir ya da bozabilir. Kendi üzerine katlanmasını ya da yok olmasını sağlayabilir. Şeytan, yeterince denerse ışığı madde haline getirebileceğine inandı. Asırlarca, kütleyi yaratmak için çabaladı, denedi. Sonsuz dencek kadar deneme başarısızlıkla bitti. En nihayetinde, bulmacayı çözdü ve ilk maddesel nesneyi yarattı- bir silahı. Bu Kaderin Mızrağı – Spear of Destiny idi ve amacı imkansızı yapmaktı: Tanrı’yı öldürmek.
‘Eğer Şeytan başarsaydı kainat tarihindeki ilk cinayet ve tüm suçların en büyüğü olacaktı. Evren anında varolmayı bırakacak ya da sonsuz bir karanlığın içine gömülerek Şeytanın sonsuz terör estirdiği bir yerde donup kalacaktı.
‘Fakat Şeytan mızrağı savurduğunda mızrak o esnada meleklerin anası ile görüşmede olan Tanrı’nın içinden geçti. Şeytan Tanrının maddesel şeylerle etkileşemeyeceğini anlamamıştı. Mızrak uçmaya devam etti ve Lucifer’i omzundan yaraladı.
‘Cennette Tanrıya ve Lucifer’e sadık parlak melekler ile Şeytanı takip eden kara melekler arasında savaş çıktı. Lucifer’in güçleri, Tanrı’nın da gücünü arkalarına alarak galip geldi ve Şeytan ve asi melekleri boşluğa itildi, mızrağı ile birlikte.
‘Boşlukta Şeytan tek başına kontrol edebileceği kainatı yaratmak için çok ve sıkı şekilde çabaladı. Ve başardı. Tanrı’nın bu kainatta hiçbir etkisi yoktu. Kainat şimdi ikiye bölünmüştü, iyi ve kötü olarak, ışık ve karanlık olarak, ruh ve madde olarak. Tanrı Şeytana zarar veremez, Şeytan da Tanrıya zarar veremez. Manichean’ın dual evreni doğdu. Gerçek Tanrı’nın neden kötünün varlığına müsamaa gösterdiği aslında bir gizem değil. Saflığın varlığı olarak, en şeffaf ışığın varlığı olarak,yeryüzündeki hiç kimsenin algılyamayacağı bir çeşit ışığın varlığı olarak Tanrı hiçbir şekilde madde ile etkileşemez, bu yüzden de yok edemez.
‘Kötüyü Tanrı yaratmadı, Şeytan yarattı. Tanrı kötüyü yaratamazdı. Kötü karanlığın bir özelliğidir, ışığın değil. Her ruh Tanrı tarafından yaratılmıştır ve kutsal ışığı içerir ama aynı zamanda her ruhun içinde karanlık da vardır ve maddesel dünyanın dışında da varolabilir. Bütün ruhların yüzleşmek durumunda kaldığı mesele maddesel dünyanın cazibesine karşı koymak ve Tanrı’nın ışığı ile kucaklaşmaktır.
‘Şeytan yeryüzünü maddesel kainatının merkezi yaptı. Yeryüzü karanlıklar lordunun mekanıdır, cehennemin ta kendisinin. Şeytan Kaderin Mızrağını savaşların ve zulmün sebebi olacağını bildiğinden Aden’in Bahçesinin ortasına yerleştirdi.
‘Ve düşündüğü de çıktı. Habil mızrağı buldu ve Kabil’i bunla öldürmeye çalıştı, ama Kabil mızrağı ondan aldı ve Habil’i öldürdü. Kabil, Lucifer’in ve Havva’nın oğlu Şeytanın yeryüzündeki düşmanıydı. Şeytan, Kabil’i istediği zaman öldürebilirdi ama şimdi ihtilaf ve çatışmanın ebediyen sürmesinin yolunu görmüştü. İnsanlık acı ve elemden asla kurtulmamalıydı. Şeytanın kansoyu; Adem ve Havva’dan gelenler, Lucifer’in kansoyuna karşı; Lucifer ve Havva’dan gelenlere karşı sonsuz bir mücadele verecekti. Aynı annaden gelen iki kansoyunun çok ortak özelliği olacaktı ve işte bu yüzden ikisini birbirinden ayırt etmek çok zor olacaktı.
‘Kabil ve soyu Şeytan tarafından bir işaretle Kabil’in işareti ile damgalandılar. Ama bu işaret yılda sadece bir kere ortaya çıkacaktı, Habil’in Kabil’in ellerinde öldüğü günün yıldöünümünde. Ayrıca sadece Kabil’in Habil’i öldürmekte kullandığı silahı, Kaderin Mızrağını elinde tutanın alnında.
‘Kaderin Mızrağı ile ilgili olarak sana söylemediğim son birşey var, hepsinden önemli olanı. Gerçek Tanrı’yı öldüremez ama evrendeki herkesi, ister insan ister melek olsun herkesi öldürebilir.’
‘Kendi yaratıcısını da öldürebilir mi?’ diye soru Lucy ve titremeye başladı. Şimdi Sinclair’in kendinden ne istediği korkutucu şekilde ortaya çıkmıştı.
Sinclair’in dudaklarında gülümsemelerin en belirsizi göründü.
‘Benden Tanrı’yı öldürmemi istiyorsun değil mi?’ Lucy ağzından çıkanlara güçlükle inanabiliyordu. ‘Bütün olanlar bununla ilgili. Resimlerin anlattığı bu. Senin görevin bu. Dünyanın neden sona ermek üzere olduğunun sebebi bu. Hepsi bana bağlı. Kaderin Mızrağı bunu yapabilecek tek silah.’
‘Öldürmen gereken Tanrı değil.’ Sinclar homurdandı. ‘Şeytan. Biz yaşamış olan en büyük canavarı öldürmeni istiyoruz.’
‘Ben bir Gnostik değilim. Ben Katholik olarak büyütüldüm.’
‘Gnostik olmayan herkes Şeytana tapıyor demektir. Bu kadar basit. Sende herkes kadar iyi biliyorsun bu dünyanın nasıl bir zulüm diyarı olduğunu. Yeryüzündeki bu cehennemi sona erdirebilirsin, bölünmüş evreni iyileştirebilirsin. Bir vuruşla kötülüğe, sefalete ve acıya son verebilirsin. Bu dünyada hapsolmuş tüm ruhlar özgür kalabilir. Hepimiz gerçek ışığa dönebiliriz, hepimiz gerçek Tanrı’nın hükmü altında birleşebiliriz. Bu tarihteki en önemli an, Lucy, bir insana verilmiş en kutsal görev. Sevsen de sevmesen de sen seçilmiş kişisin.’
‘Fakat sen Yaratıcıyı öldürmekten bahsediyorsun. Bu imkansız.’
‘Hiçbir şey anlamadın mı? Tanrıyı öldürmek imkansız ama Şeytanı değil. Şeytan da yaratılmış bir varlık ve yaratılmış herşey yokedilebilir.’
‘Peki ama nasıl? Yani yapılması gereken nedir?’
‘Tam önünde duruyor. Resimler bütün bileşenleri gösteriyor, başarıdan önce yapılması gereken her şeyi.’
Lucy resimlere tekrar baktı. ‘Tanrıyı devirmek için tasarlanmış herhangi bir şey, en sonunda kendi yapıcısını da devirmelidir.’
‘Aynen.’ dedi Sinclair. ‘Bu adalettir, çemberin tamamlanmasıdır, bitebileceği tek yoldur. Şeytan kendi silahı ile ölmelidir. İlk silah sonuncusu olmalıdır. Sonsuz çatışma Rex Mundi’nin kendi kötülüğü kendine döndüğünde sonma erecektir.’ Lucy’yi omuzlarından tuttu. ‘Eğer yapmazsan nasıl affedilebilirsin? Tarihteki en büyük suçlu olacaksın, sonsuza dek suçlu, sonsuza kadar küfredileceksin.’
Lucy öylece kaldı, nutku tutulmuş gibi.
‘Ne söylediğini anlıyorum’ dedi tereddüt ederek, ‘ama aynı zamanda anlamıyorum da. Benden ne yapmamı istediğini sen de bilmiyorsun.’
‘Ben senden korkuyu sona erdirmeni istiyorum. Ben senden kehaneti gerçekleştirmeni istiyorum. Sen dünyaya sadece bu sebep yüzünden geldin, zamandaki bu an yüzünden, bu tek hamle için. Bu senin amacın, kaderin. Reddedemezsin.’
‘Ama Yahveh’i öldürerek onun yarattıklarını da öldüreceğim. Dünya sona erecek. Herkes ölecek. 6 milyar insan. Bunu yapamam, hayır yapamam.’
‘Sadece Şeytan ve maddesel dünyası ölecek. Hastalıklı varlığını anımsamak üzere sadece karanlık kalacak geriye. Bizler için ise şüphesiz ki fiziksel bedenlerimiz yok olacak ama sonsuz ruhlarımız anında cennete dönecek. Tek bir parlama ile bitecek. Hiç kimse acı çekmeyecek. Ölümlü olmaktan ölümsüzlüğe, cehennemden cennete, mızrağın şeytanın kalbine girdiği sürede bitecek.’
‘Doğru söylediğini nereden bileceğim?’
‘Bunu her zaman bildin. Yazdığın kitabın adı Kutsal Olmayan Kase: Gizli Aldatmaca. Her zaman mücadele eden iki din olduğunu biliyordun. Zamanın başlangıcından itibaren bu mücadele vardı. Kitabının teması çok doğru: iki rakip Tanrı, biri doğru, biri yanlış. Kutsal Kase efsanesi her zaman birşeydi ve o şey de – Gerçek Tanrının kimliğini aramda kodlanmış bir referans olmasıydı. Başaran herkes Tanrıya cennette kavuşacak; kaybedenlerin hepsi cehennemde mahsur kalacak, umutsuzluk içerisinde hayat üzerine hayatlar boyu. Asla bitmeyen, sona ermeyen bir insanlık dramı. Şimdiye kadar.’
Lucy resşmlerdeki Kaderin Mızrağı’na bakmaya devam etti. Bir çeşit mavi ile parlayıp, yanıyorlardı sanki. Sanki uzansa tutabilecek gibiydi.
‘Bütün Kase arayanlar gibi sen de gerçeği arıyordun Lucy. İnancını tek doğru Tanrı’ya ver. Onun ışığının sana yol göstermesine izin ver.’
..."
Thelogical Facts
20-09-2014, 01:12
Bu da başka birinin hikayesi:
"
...
Sinclair, Lucy’yi resimle kaplı duvarın önüne götürdü. “Bu bizim misyonumuzun insanlık varolmadan önce başladığını gösteriyor. İnanılmaz değil mi?”
‘Nasıl olabilir bu?’
‘Sezgilerine kulak ver Lucy. Bu resmi sen herkesten daha iyi biliyorsun.’
Lucy gözlerini kapadı. Bir noktaya kadar bunu mükemmel bir şekilde algılayabiliyordu. Karmaşık olmaktan öte aslında oldukça basitti. Bu resimlerin Tanrı’nın ve iki meleğinin, Lucifer ve sonradan Satan(Şeytan) olarak bilinen Satanael’in hikayesini anlatıyordu. Lucifer ve Satan tamamen birbirlerinin zıtları iken saçma bir şekilde aynı kişi olarak düşünülmeye başlanmıştı. Lucifer, ışığın meleği, Tanrı’nın en sadık, en favori meleği idi. Tanrı’nın solunda duran Satanael Lucifer’i ve dahası Tanrı’yı kıskanıyordu. Satanael’e zeka verilmişti. Çok üstün ve muazzam bir biçimde zekiydi. Tanrı’ya meydan okuyabileceğini düşünecek kadar hem de.
Resimler Satanael’in Tanrı’yı nasıl devirmeye çalıştığını, ancak bütün kainatın tüm renklerle aydınladığı, parladığı bir kıyamet savaşında yenilişini anlatıyordu. En büyük ve en parlak ışık gösterisini. Yenilgisinin intikamını almak için Satanael kendini Tanrı olarak konumlandırdığı yeryüzünü yarattı. Günahkarlara sürekli işkence ve eziyet eden zebanilerin olduğu basit bir cehennemden çok daha farklı olarak yeryüzü üzerindekilere karşı en dahiane şekilde hazırlanmış bir psikolojik savaşın verildiği bir labaratuardı gerçek cehennem. Mutluluk ve umut, acı ve umutsuzluk gibi özgür bir şekilde sunuluyordu. Satanael anlamıştı ki en kötü cehennem neredeyse cennet gibi olan, mutluluğun insanları uyuşturacak kadarını gösteren sahte bir cennetti. Bir gün aşk içindesinizdir ve dünyanın daha iyi olamayacağını düşünürsünüz; ertesi gün aşkınız sizi terkeder ve hayat bir anda tahammül edilemez hale gelir. Sevgi ve nefret, zevk ve acı birbirinin en yakın komşuları iken eziyet maksimuma ulaşır, acı zirvesine tırmanır.
Tanrı, Lucifer’e yeryüzüne inerek Satanael’i devirme görevini verdi. Fakat kendi krallığında Satanael çok daha güçlüydü, bu da Lucifer’i Satanael’in dünyasında yaşayanların yardımını aramaya itti. Lucifer’in onları içinde bulundukları çıkmazın farkına varmalarını sağlaması gerekiyordu, bu sebeple onlara Gnosis – gerçek bilgiyi öğretti. Kâbil Satanael’in zorbalığına tam olarak ilk isyan edendi. Mücadeleyi Kâbil’in insanları devraldı ve savaş o zamandan beri devam etmekte. Raphael’in resimleri bu mücadelenin kodlanmış bir sunumunu göstermekte idi ve bu mücadelenin ne şekilde biteceğini, ya öyle ya da diğer türlü.
Lucy gözlerini açtı. ‘Fakat bu nasıl gerçek olabilir ki? Bilim bunu saçmalık olarak reddetmiş olmalı. ‘Hayır.’ diye cevap verdi Sinclair. ‘Tanrı parçacığı diye bir şey duydun mu?’
Lucy başını iki yana salladı.
‘Teknik ismi Higgs bozonudur. 1960larda İskoç fizikçi Peter Higgs bu temel parçacığın varlığını tahmin etti. Dediğine göre bir alan – Higgs alanı – tüm uzaya yayılmakta. Uzayda hareket eden tüm parçacıklar bu alan ile karşılaşmakta. Pek çoğu, ama hepsi değil, kütle kazanmak üzere bu alan ile etkileşmekte.
‘Kuantum teorisi der ki tüm alanların kendileriyle ilişkilendirilmiş parçacıkları vardır. Elektromanyetik alan için bu parçacıklar fotonlardır. Higgs alanı için ise Higgs bozonudur. Şu ana kadar hiç kimse bu parçacığı tespit edemedi ama bulurlarsa bu Higgs alanının varlığını gösterecek ve kütlenin nereden geldiğini açıklayacaktır.’
‘Gnostisizm ile bunun ilişkisi nedir peki?’
‘Gnostisizme göre iki evren vardır – ışık evreni ve madde evreni. Gerçek Tanrı ilkine hükmeder, Sahte Tanrı diğerine. İlki cennettir, ikincisi cehennem.’
‘Anladım’ dedi Lucy. ‘Diyorsun ki Higgs alanını ve Higgs bozonunu yaratan Satan(Şeytan)’dır. Bunlar olmadan evrende kütle olmayacaktı.’
‘Evet tam olarak öyle. Tanrı parçacığı olarak isimlendirilmek bir yana, Higgs bozonu Şeytan parçacığı olarak isimlendirilmeli yeniden. Bütün maddesel dünya – yani cehennemin ta kendisi – varlığını bu parçacığa borçlu. O olmadan ne yerçekimi, ne görelilik teorisi, ne dalga-parçacık ikilemi, ne Heisenberg’in belirsizlik ilkesi, ne Bell’in eşitsizlik ilkesi ne de kuantum bilinemezciliği olurdu.
‘Şeytan kütleyi yarattığında zamanı da yarattı. Işık evreninde zamanın hiçbir anlamı yoktur. Saf ışık asla çürümez çünkü. Sonsuzdur. Şeytan parçacığını ortadan kaldırırsan hiçbirşey yaşlanmaz. Ölüm olmaz, hastalık olmaz, sefalet olmaz, acı olmaz, eziyet olmaz.’
‘Fakat o durumda bizi insan yapan herşeyi kaybetmez miyiz?’
‘Hayır, Şeytan parçacığının yer almadığı Gerçek Tanrı’nın evreninde bütün mutluluklarımız trilyonlarca kez katlanır. Zamansız ve ölümsüz bir cennetir orası. Oradaki gerçekliğe sahip ruhlar yerçekimine tabi değildir. Uçabilirler, istedikleri kadar yükselerek, istedikleri kadar uzaklara gidebilirler. Maddesel dünya tarafından empoze edilen kısıtlamalar orada yoktur.
‘İnsanlık için kütlesiz bir kainat hayal etmek imkansızdır. Fiziğin bütün temeli kütlenin varlığına dayanır. O olmadan herşey değişir. Fizik yasaları altüst olur.’
‘Gerçek Tanrı neden maddesel dünyayı yok etmiyor?’
‘Edemez.’
‘Ne demek istiyorsun?’
‘Tanrı mükemmel ışıktır. Maddesel dünya ile etkileşemez. Etkileşirse mükemmel olmaz, bu da imkansızdır.’
‘Fakat diğer şeyler maddesel dünya ile etkileşiyor.’
‘Paradoks budur. Tanrı birşey yarattığında mantıken bu yarattığı mükemmel olmamalıdır. Kusur içermelidir. İçermiyorsa mükemmel olurdu, o durumda da Tanrı’dan farkı kalmazdı. Bu imkansızdır – sadece tek bir Tanrı olabilir. Bu sebeple Tanrı’nın yarattıkları mükemmel değildir ve bu yüzden de maddesel dünyanın çekimine tabiidirler, bu yüzden Higgs alanı ile etkileşebilirler. Tanrı saf ışıktır, fakat yarattığı herşey değişen kademelerde karanlık içerir.
‘Şeytan kara sanatlarını, karanlıklar içeren ruhlar için yarattığı dünyayı cazip hale getirmekte kullandı. Sadece iki kişi bundan etkilenmez. Tanrı’nın kendisi ve Lucifer, ışık meleği.’
‘Peki Tanrı neden Şeytanı yarattı?’
‘Işık varolabilmek için karanlığa ihtiyaç duyar. Her yerde hiçbirşey olmasa ve sadece ışık olsa, hepimiz kör olurduk. Zıtlık, kontrast görmemizi sağlar. Şeytan karanlığın meleğidir, Luciferin zıt dengidir.’
‘Lucifer ve Şeytan iki büyük düşmandır, ışık ve karanlık, Tanrı’nın sağ eline karşı sol eli, iyi kötüye karşı. Lucifer, Gerçek Tanrı’nın dünyasında yaratılmış herhangi başka bir şeyden daha fazla parlar, Şeytan ise karanlığı tüketir. Şeytan’ın maddesel dünyasında durum tersinedir. Şeytan en parlak ışık iken, Lucifer sonsuz derecede karanlıktır. Bu sebeple Şeytan Lucifer’e karanlığın prensi diyebilmektedir.’
Lucy duvarda en üst kısımda yer alan resimleri gösterdi. Resimlerdeki bir şey sanki özel, parlak bir boya kullanılmışçasına öne çıkmaktaydı. Bu şey sanki fiziksel bir objeye dönüşecekmişçesine resimden dışarı çıkar gibiydi.
‘Kaderin mızrağını (Spear of Destiny) şeytan yarattı değil mi?’ diye sordu Lucy. ‘Herşeyin anahtarı bu değil mi?’
Sinclair gülümsedi. ‘Şeytan sıradan ışıkla istediği şeyi yapabilir ki bu Tanrı için imkansızdır – Şeytan ışığı çürütebilir, ağırlaştırabilir ya da bozabilir. Kendi üzerine katlanmasını ya da yok olmasını sağlayabilir. Şeytan, yeterince denerse ışığı madde haline getirebileceğine inandı. Asırlarca, kütleyi yaratmak için çabaladı, denedi. Sonsuz dencek kadar deneme başarısızlıkla bitti. En nihayetinde, bulmacayı çözdü ve ilk maddesel nesneyi yarattı- bir silahı. Bu Kaderin Mızrağı – Spear of Destiny idi ve amacı imkansızı yapmaktı: Tanrı’yı öldürmek.
‘Eğer Şeytan başarsaydı kainat tarihindeki ilk cinayet ve tüm suçların en büyüğü olacaktı. Evren anında varolmayı bırakacak ya da sonsuz bir karanlığın içine gömülerek Şeytanın sonsuz terör estirdiği bir yerde donup kalacaktı.
‘Fakat Şeytan mızrağı savurduğunda mızrak o esnada meleklerin anası ile görüşmede olan Tanrı’nın içinden geçti. Şeytan Tanrının maddesel şeylerle etkileşemeyeceğini anlamamıştı. Mızrak uçmaya devam etti ve Lucifer’i omzundan yaraladı.
‘Cennette Tanrıya ve Lucifer’e sadık parlak melekler ile Şeytanı takip eden kara melekler arasında savaş çıktı. Lucifer’in güçleri, Tanrı’nın da gücünü arkalarına alarak galip geldi ve Şeytan ve asi melekleri boşluğa itildi, mızrağı ile birlikte.
‘Boşlukta Şeytan tek başına kontrol edebileceği kainatı yaratmak için çok ve sıkı şekilde çabaladı. Ve başardı. Tanrı’nın bu kainatta hiçbir etkisi yoktu. Kainat şimdi ikiye bölünmüştü, iyi ve kötü olarak, ışık ve karanlık olarak, ruh ve madde olarak. Tanrı Şeytana zarar veremez, Şeytan da Tanrıya zarar veremez. Manichean’ın dual evreni doğdu. Gerçek Tanrı’nın neden kötünün varlığına müsamaa gösterdiği aslında bir gizem değil. Saflığın varlığı olarak, en şeffaf ışığın varlığı olarak,yeryüzündeki hiç kimsenin algılyamayacağı bir çeşit ışığın varlığı olarak Tanrı hiçbir şekilde madde ile etkileşemez, bu yüzden de yok edemez.
‘Kötüyü Tanrı yaratmadı, Şeytan yarattı. Tanrı kötüyü yaratamazdı. Kötü karanlığın bir özelliğidir, ışığın değil. Her ruh Tanrı tarafından yaratılmıştır ve kutsal ışığı içerir ama aynı zamanda her ruhun içinde karanlık da vardır ve maddesel dünyanın dışında da varolabilir. Bütün ruhların yüzleşmek durumunda kaldığı mesele maddesel dünyanın cazibesine karşı koymak ve Tanrı’nın ışığı ile kucaklaşmaktır.
‘Şeytan yeryüzünü maddesel kainatının merkezi yaptı. Yeryüzü karanlıklar lordunun mekanıdır, cehennemin ta kendisinin. Şeytan Kaderin Mızrağını savaşların ve zulmün sebebi olacağını bildiğinden Aden’in Bahçesinin ortasına yerleştirdi.
‘Ve düşündüğü de çıktı. Habil mızrağı buldu ve Kabil’i bunla öldürmeye çalıştı, ama Kabil mızrağı ondan aldı ve Habil’i öldürdü. Kabil, Lucifer’in ve Havva’nın oğlu Şeytanın yeryüzündeki düşmanıydı. Şeytan, Kabil’i istediği zaman öldürebilirdi ama şimdi ihtilaf ve çatışmanın ebediyen sürmesinin yolunu görmüştü. İnsanlık acı ve elemden asla kurtulmamalıydı. Şeytanın kansoyu; Adem ve Havva’dan gelenler, Lucifer’in kansoyuna karşı; Lucifer ve Havva’dan gelenlere karşı sonsuz bir mücadele verecekti. Aynı annaden gelen iki kansoyunun çok ortak özelliği olacaktı ve işte bu yüzden ikisini birbirinden ayırt etmek çok zor olacaktı.
‘Kabil ve soyu Şeytan tarafından bir işaretle Kabil’in işareti ile damgalandılar. Ama bu işaret yılda sadece bir kere ortaya çıkacaktı, Habil’in Kabil’in ellerinde öldüğü günün yıldöünümünde. Ayrıca sadece Kabil’in Habil’i öldürmekte kullandığı silahı, Kaderin Mızrağını elinde tutanın alnında.
‘Kaderin Mızrağı ile ilgili olarak sana söylemediğim son birşey var, hepsinden önemli olanı. Gerçek Tanrı’yı öldüremez ama evrendeki herkesi, ister insan ister melek olsun herkesi öldürebilir.’
‘Kendi yaratıcısını da öldürebilir mi?’ diye soru Lucy ve titremeye başladı. Şimdi Sinclair’in kendinden ne istediği korkutucu şekilde ortaya çıkmıştı.
Sinclair’in dudaklarında gülümsemelerin en belirsizi göründü.
‘Benden Tanrı’yı öldürmemi istiyorsun değil mi?’ Lucy ağzından çıkanlara güçlükle inanabiliyordu. ‘Bütün olanlar bununla ilgili. Resimlerin anlattığı bu. Senin görevin bu. Dünyanın neden sona ermek üzere olduğunun sebebi bu. Hepsi bana bağlı. Kaderin Mızrağı bunu yapabilecek tek silah.’
‘Öldürmen gereken Tanrı değil.’ Sinclar homurdandı. ‘Şeytan. Biz yaşamış olan en büyük canavarı öldürmeni istiyoruz.’
‘Ben bir Gnostik değilim. Ben Katholik olarak büyütüldüm.’
‘Gnostik olmayan herkes Şeytana tapıyor demektir. Bu kadar basit. Sende herkes kadar iyi biliyorsun bu dünyanın nasıl bir zulüm diyarı olduğunu. Yeryüzündeki bu cehennemi sona erdirebilirsin, bölünmüş evreni iyileştirebilirsin. Bir vuruşla kötülüğe, sefalete ve acıya son verebilirsin. Bu dünyada hapsolmuş tüm ruhlar özgür kalabilir. Hepimiz gerçek ışığa dönebiliriz, hepimiz gerçek Tanrı’nın hükmü altında birleşebiliriz. Bu tarihteki en önemli an, Lucy, bir insana verilmiş en kutsal görev. Sevsen de sevmesen de sen seçilmiş kişisin.’
‘Fakat sen Yaratıcıyı öldürmekten bahsediyorsun. Bu imkansız.’
‘Hiçbir şey anlamadın mı? Tanrıyı öldürmek imkansız ama Şeytanı değil. Şeytan da yaratılmış bir varlık ve yaratılmış herşey yokedilebilir.’
‘Peki ama nasıl? Yani yapılması gereken nedir?’
‘Tam önünde duruyor. Resimler bütün bileşenleri gösteriyor, başarıdan önce yapılması gereken her şeyi.’
Lucy resimlere tekrar baktı. ‘Tanrıyı devirmek için tasarlanmış herhangi bir şey, en sonunda kendi yapıcısını da devirmelidir.’
‘Aynen.’ dedi Sinclair. ‘Bu adalettir, çemberin tamamlanmasıdır, bitebileceği tek yoldur. Şeytan kendi silahı ile ölmelidir. İlk silah sonuncusu olmalıdır. Sonsuz çatışma Rex Mundi’nin kendi kötülüğü kendine döndüğünde sonma erecektir.’ Lucy’yi omuzlarından tuttu. ‘Eğer yapmazsan nasıl affedilebilirsin? Tarihteki en büyük suçlu olacaksın, sonsuza dek suçlu, sonsuza kadar küfredileceksin.’
Lucy öylece kaldı, nutku tutulmuş gibi.
‘Ne söylediğini anlıyorum’ dedi tereddüt ederek, ‘ama aynı zamanda anlamıyorum da. Benden ne yapmamı istediğini sen de bilmiyorsun.’
‘Ben senden korkuyu sona erdirmeni istiyorum. Ben senden kehaneti gerçekleştirmeni istiyorum. Sen dünyaya sadece bu sebep yüzünden geldin, zamandaki bu an yüzünden, bu tek hamle için. Bu senin amacın, kaderin. Reddedemezsin.’
‘Ama Yahveh’i öldürerek onun yarattıklarını da öldüreceğim. Dünya sona erecek. Herkes ölecek. 6 milyar insan. Bunu yapamam, hayır yapamam.’
‘Sadece Şeytan ve maddesel dünyası ölecek. Hastalıklı varlığını anımsamak üzere sadece karanlık kalacak geriye. Bizler için ise şüphesiz ki fiziksel bedenlerimiz yok olacak ama sonsuz ruhlarımız anında cennete dönecek. Tek bir parlama ile bitecek. Hiç kimse acı çekmeyecek. Ölümlü olmaktan ölümsüzlüğe, cehennemden cennete, mızrağın şeytanın kalbine girdiği sürede bitecek.’
‘Doğru söylediğini nereden bileceğim?’
‘Bunu her zaman bildin. Yazdığın kitabın adı Kutsal Olmayan Kase: Gizli Aldatmaca. Her zaman mücadele eden iki din olduğunu biliyordun. Zamanın başlangıcından itibaren bu mücadele vardı. Kitabının teması çok doğru: iki rakip Tanrı, biri doğru, biri yanlış. Kutsal Kase efsanesi her zaman birşeydi ve o şey de – Gerçek Tanrının kimliğini aramda kodlanmış bir referans olmasıydı. Başaran herkes Tanrıya cennette kavuşacak; kaybedenlerin hepsi cehennemde mahsur kalacak, umutsuzluk içerisinde hayat üzerine hayatlar boyu. Asla bitmeyen, sona ermeyen bir insanlık dramı. Şimdiye kadar.’
Lucy resşmlerdeki Kaderin Mızrağı’na bakmaya devam etti. Bir çeşit mavi ile parlayıp, yanıyorlardı sanki. Sanki uzansa tutabilecek gibiydi.
‘Bütün Kase arayanlar gibi sen de gerçeği arıyordun Lucy. İnancını tek doğru Tanrı’ya ver. Onun ışığının sana yol göstermesine izin ver.’
..."
Çok güzeldi.Kime ait ?
Dialectics
20-09-2014, 01:20
Mike Hockney - Armageddon Conspiracy / Bölüm 79
Dialectics
20-09-2014, 01:26
İlgini çekebileceğini düşündüğüm daha önce paylaştığım başka bir teori:
Ya Tanrı sıkılırsa???
http://www.youtube.com/watch?v=ckiNNgfMKcQ
ereninthenature
23-09-2014, 01:10
Bu da başka birinin hikayesi:
"
...
Sinclair, Lucy’yi resimle kaplı duvarın önüne götürdü. “Bu bizim misyonumuzun insanlık varolmadan önce başladığını gösteriyor. İnanılmaz değil mi?”
‘Nasıl olabilir bu?’
‘Sezgilerine kulak ver Lucy. Bu resmi sen herkesten daha iyi biliyorsun.’
Lucy gözlerini kapadı. Bir noktaya kadar bunu mükemmel bir şekilde algılayabiliyordu. Karmaşık olmaktan öte aslında oldukça basitti. Bu resimlerin Tanrı’nın ve iki meleğinin, Lucifer ve sonradan Satan(Şeytan) olarak bilinen Satanael’in hikayesini anlatıyordu. Lucifer ve Satan tamamen birbirlerinin zıtları iken saçma bir şekilde aynı kişi olarak düşünülmeye başlanmıştı. Lucifer, ışığın meleği, Tanrı’nın en sadık, en favori meleği idi. Tanrı’nın solunda duran Satanael Lucifer’i ve dahası Tanrı’yı kıskanıyordu. Satanael’e zeka verilmişti. Çok üstün ve muazzam bir biçimde zekiydi. Tanrı’ya meydan okuyabileceğini düşünecek kadar hem de.
Resimler Satanael’in Tanrı’yı nasıl devirmeye çalıştığını, ancak bütün kainatın tüm renklerle aydınladığı, parladığı bir kıyamet savaşında yenilişini anlatıyordu. En büyük ve en parlak ışık gösterisini. Yenilgisinin intikamını almak için Satanael kendini Tanrı olarak konumlandırdığı yeryüzünü yarattı. Günahkarlara sürekli işkence ve eziyet eden zebanilerin olduğu basit bir cehennemden çok daha farklı olarak yeryüzü üzerindekilere karşı en dahiane şekilde hazırlanmış bir psikolojik savaşın verildiği bir labaratuardı gerçek cehennem. Mutluluk ve umut, acı ve umutsuzluk gibi özgür bir şekilde sunuluyordu. Satanael anlamıştı ki en kötü cehennem neredeyse cennet gibi olan, mutluluğun insanları uyuşturacak kadarını gösteren sahte bir cennetti. Bir gün aşk içindesinizdir ve dünyanın daha iyi olamayacağını düşünürsünüz; ertesi gün aşkınız sizi terkeder ve hayat bir anda tahammül edilemez hale gelir. Sevgi ve nefret, zevk ve acı birbirinin en yakın komşuları iken eziyet maksimuma ulaşır, acı zirvesine tırmanır.
Tanrı, Lucifer’e yeryüzüne inerek Satanael’i devirme görevini verdi. Fakat kendi krallığında Satanael çok daha güçlüydü, bu da Lucifer’i Satanael’in dünyasında yaşayanların yardımını aramaya itti. Lucifer’in onları içinde bulundukları çıkmazın farkına varmalarını sağlaması gerekiyordu, bu sebeple onlara Gnosis – gerçek bilgiyi öğretti. Kâbil Satanael’in zorbalığına tam olarak ilk isyan edendi. Mücadeleyi Kâbil’in insanları devraldı ve savaş o zamandan beri devam etmekte. Raphael’in resimleri bu mücadelenin kodlanmış bir sunumunu göstermekte idi ve bu mücadelenin ne şekilde biteceğini, ya öyle ya da diğer türlü.
Lucy gözlerini açtı. ‘Fakat bu nasıl gerçek olabilir ki? Bilim bunu saçmalık olarak reddetmiş olmalı. ‘Hayır.’ diye cevap verdi Sinclair. ‘Tanrı parçacığı diye bir şey duydun mu?’
Lucy başını iki yana salladı.
‘Teknik ismi Higgs bozonudur. 1960larda İskoç fizikçi Peter Higgs bu temel parçacığın varlığını tahmin etti. Dediğine göre bir alan – Higgs alanı – tüm uzaya yayılmakta. Uzayda hareket eden tüm parçacıklar bu alan ile karşılaşmakta. Pek çoğu, ama hepsi değil, kütle kazanmak üzere bu alan ile etkileşmekte.
‘Kuantum teorisi der ki tüm alanların kendileriyle ilişkilendirilmiş parçacıkları vardır. Elektromanyetik alan için bu parçacıklar fotonlardır. Higgs alanı için ise Higgs bozonudur. Şu ana kadar hiç kimse bu parçacığı tespit edemedi ama bulurlarsa bu Higgs alanının varlığını gösterecek ve kütlenin nereden geldiğini açıklayacaktır.’
‘Gnostisizm ile bunun ilişkisi nedir peki?’
‘Gnostisizme göre iki evren vardır – ışık evreni ve madde evreni. Gerçek Tanrı ilkine hükmeder, Sahte Tanrı diğerine. İlki cennettir, ikincisi cehennem.’
‘Anladım’ dedi Lucy. ‘Diyorsun ki Higgs alanını ve Higgs bozonunu yaratan Satan(Şeytan)’dır. Bunlar olmadan evrende kütle olmayacaktı.’
‘Evet tam olarak öyle. Tanrı parçacığı olarak isimlendirilmek bir yana, Higgs bozonu Şeytan parçacığı olarak isimlendirilmeli yeniden. Bütün maddesel dünya – yani cehennemin ta kendisi – varlığını bu parçacığa borçlu. O olmadan ne yerçekimi, ne görelilik teorisi, ne dalga-parçacık ikilemi, ne Heisenberg’in belirsizlik ilkesi, ne Bell’in eşitsizlik ilkesi ne de kuantum bilinemezciliği olurdu.
‘Şeytan kütleyi yarattığında zamanı da yarattı. Işık evreninde zamanın hiçbir anlamı yoktur. Saf ışık asla çürümez çünkü. Sonsuzdur. Şeytan parçacığını ortadan kaldırırsan hiçbirşey yaşlanmaz. Ölüm olmaz, hastalık olmaz, sefalet olmaz, acı olmaz, eziyet olmaz.’
‘Fakat o durumda bizi insan yapan herşeyi kaybetmez miyiz?’
‘Hayır, Şeytan parçacığının yer almadığı Gerçek Tanrı’nın evreninde bütün mutluluklarımız trilyonlarca kez katlanır. Zamansız ve ölümsüz bir cennetir orası. Oradaki gerçekliğe sahip ruhlar yerçekimine tabi değildir. Uçabilirler, istedikleri kadar yükselerek, istedikleri kadar uzaklara gidebilirler. Maddesel dünya tarafından empoze edilen kısıtlamalar orada yoktur.
‘İnsanlık için kütlesiz bir kainat hayal etmek imkansızdır. Fiziğin bütün temeli kütlenin varlığına dayanır. O olmadan herşey değişir. Fizik yasaları altüst olur.’
‘Gerçek Tanrı neden maddesel dünyayı yok etmiyor?’
‘Edemez.’
‘Ne demek istiyorsun?’
‘Tanrı mükemmel ışıktır. Maddesel dünya ile etkileşemez. Etkileşirse mükemmel olmaz, bu da imkansızdır.’
‘Fakat diğer şeyler maddesel dünya ile etkileşiyor.’
‘Paradoks budur. Tanrı birşey yarattığında mantıken bu yarattığı mükemmel olmamalıdır. Kusur içermelidir. İçermiyorsa mükemmel olurdu, o durumda da Tanrı’dan farkı kalmazdı. Bu imkansızdır – sadece tek bir Tanrı olabilir. Bu sebeple Tanrı’nın yarattıkları mükemmel değildir ve bu yüzden de maddesel dünyanın çekimine tabiidirler, bu yüzden Higgs alanı ile etkileşebilirler. Tanrı saf ışıktır, fakat yarattığı herşey değişen kademelerde karanlık içerir.
‘Şeytan kara sanatlarını, karanlıklar içeren ruhlar için yarattığı dünyayı cazip hale getirmekte kullandı. Sadece iki kişi bundan etkilenmez. Tanrı’nın kendisi ve Lucifer, ışık meleği.’
‘Peki Tanrı neden Şeytanı yarattı?’
‘Işık varolabilmek için karanlığa ihtiyaç duyar. Her yerde hiçbirşey olmasa ve sadece ışık olsa, hepimiz kör olurduk. Zıtlık, kontrast görmemizi sağlar. Şeytan karanlığın meleğidir, Luciferin zıt dengidir.’
‘Lucifer ve Şeytan iki büyük düşmandır, ışık ve karanlık, Tanrı’nın sağ eline karşı sol eli, iyi kötüye karşı. Lucifer, Gerçek Tanrı’nın dünyasında yaratılmış herhangi başka bir şeyden daha fazla parlar, Şeytan ise karanlığı tüketir. Şeytan’ın maddesel dünyasında durum tersinedir. Şeytan en parlak ışık iken, Lucifer sonsuz derecede karanlıktır. Bu sebeple Şeytan Lucifer’e karanlığın prensi diyebilmektedir.’
Lucy duvarda en üst kısımda yer alan resimleri gösterdi. Resimlerdeki bir şey sanki özel, parlak bir boya kullanılmışçasına öne çıkmaktaydı. Bu şey sanki fiziksel bir objeye dönüşecekmişçesine resimden dışarı çıkar gibiydi.
‘Kaderin mızrağını (Spear of Destiny) şeytan yarattı değil mi?’ diye sordu Lucy. ‘Herşeyin anahtarı bu değil mi?’
Sinclair gülümsedi. ‘Şeytan sıradan ışıkla istediği şeyi yapabilir ki bu Tanrı için imkansızdır – Şeytan ışığı çürütebilir, ağırlaştırabilir ya da bozabilir. Kendi üzerine katlanmasını ya da yok olmasını sağlayabilir. Şeytan, yeterince denerse ışığı madde haline getirebileceğine inandı. Asırlarca, kütleyi yaratmak için çabaladı, denedi. Sonsuz dencek kadar deneme başarısızlıkla bitti. En nihayetinde, bulmacayı çözdü ve ilk maddesel nesneyi yarattı- bir silahı. Bu Kaderin Mızrağı – Spear of Destiny idi ve amacı imkansızı yapmaktı: Tanrı’yı öldürmek.
‘Eğer Şeytan başarsaydı kainat tarihindeki ilk cinayet ve tüm suçların en büyüğü olacaktı. Evren anında varolmayı bırakacak ya da sonsuz bir karanlığın içine gömülerek Şeytanın sonsuz terör estirdiği bir yerde donup kalacaktı.
‘Fakat Şeytan mızrağı savurduğunda mızrak o esnada meleklerin anası ile görüşmede olan Tanrı’nın içinden geçti. Şeytan Tanrının maddesel şeylerle etkileşemeyeceğini anlamamıştı. Mızrak uçmaya devam etti ve Lucifer’i omzundan yaraladı.
‘Cennette Tanrıya ve Lucifer’e sadık parlak melekler ile Şeytanı takip eden kara melekler arasında savaş çıktı. Lucifer’in güçleri, Tanrı’nın da gücünü arkalarına alarak galip geldi ve Şeytan ve asi melekleri boşluğa itildi, mızrağı ile birlikte.
‘Boşlukta Şeytan tek başına kontrol edebileceği kainatı yaratmak için çok ve sıkı şekilde çabaladı. Ve başardı. Tanrı’nın bu kainatta hiçbir etkisi yoktu. Kainat şimdi ikiye bölünmüştü, iyi ve kötü olarak, ışık ve karanlık olarak, ruh ve madde olarak. Tanrı Şeytana zarar veremez, Şeytan da Tanrıya zarar veremez. Manichean’ın dual evreni doğdu. Gerçek Tanrı’nın neden kötünün varlığına müsamaa gösterdiği aslında bir gizem değil. Saflığın varlığı olarak, en şeffaf ışığın varlığı olarak,yeryüzündeki hiç kimsenin algılyamayacağı bir çeşit ışığın varlığı olarak Tanrı hiçbir şekilde madde ile etkileşemez, bu yüzden de yok edemez.
‘Kötüyü Tanrı yaratmadı, Şeytan yarattı. Tanrı kötüyü yaratamazdı. Kötü karanlığın bir özelliğidir, ışığın değil. Her ruh Tanrı tarafından yaratılmıştır ve kutsal ışığı içerir ama aynı zamanda her ruhun içinde karanlık da vardır ve maddesel dünyanın dışında da varolabilir. Bütün ruhların yüzleşmek durumunda kaldığı mesele maddesel dünyanın cazibesine karşı koymak ve Tanrı’nın ışığı ile kucaklaşmaktır.
‘Şeytan yeryüzünü maddesel kainatının merkezi yaptı. Yeryüzü karanlıklar lordunun mekanıdır, cehennemin ta kendisinin. Şeytan Kaderin Mızrağını savaşların ve zulmün sebebi olacağını bildiğinden Aden’in Bahçesinin ortasına yerleştirdi.
‘Ve düşündüğü de çıktı. Habil mızrağı buldu ve Kabil’i bunla öldürmeye çalıştı, ama Kabil mızrağı ondan aldı ve Habil’i öldürdü. Kabil, Lucifer’in ve Havva’nın oğlu Şeytanın yeryüzündeki düşmanıydı. Şeytan, Kabil’i istediği zaman öldürebilirdi ama şimdi ihtilaf ve çatışmanın ebediyen sürmesinin yolunu görmüştü. İnsanlık acı ve elemden asla kurtulmamalıydı. Şeytanın kansoyu; Adem ve Havva’dan gelenler, Lucifer’in kansoyuna karşı; Lucifer ve Havva’dan gelenlere karşı sonsuz bir mücadele verecekti. Aynı annaden gelen iki kansoyunun çok ortak özelliği olacaktı ve işte bu yüzden ikisini birbirinden ayırt etmek çok zor olacaktı.
‘Kabil ve soyu Şeytan tarafından bir işaretle Kabil’in işareti ile damgalandılar. Ama bu işaret yılda sadece bir kere ortaya çıkacaktı, Habil’in Kabil’in ellerinde öldüğü günün yıldöünümünde. Ayrıca sadece Kabil’in Habil’i öldürmekte kullandığı silahı, Kaderin Mızrağını elinde tutanın alnında.
‘Kaderin Mızrağı ile ilgili olarak sana söylemediğim son birşey var, hepsinden önemli olanı. Gerçek Tanrı’yı öldüremez ama evrendeki herkesi, ister insan ister melek olsun herkesi öldürebilir.’
‘Kendi yaratıcısını da öldürebilir mi?’ diye soru Lucy ve titremeye başladı. Şimdi Sinclair’in kendinden ne istediği korkutucu şekilde ortaya çıkmıştı.
Sinclair’in dudaklarında gülümsemelerin en belirsizi göründü.
‘Benden Tanrı’yı öldürmemi istiyorsun değil mi?’ Lucy ağzından çıkanlara güçlükle inanabiliyordu. ‘Bütün olanlar bununla ilgili. Resimlerin anlattığı bu. Senin görevin bu. Dünyanın neden sona ermek üzere olduğunun sebebi bu. Hepsi bana bağlı. Kaderin Mızrağı bunu yapabilecek tek silah.’
‘Öldürmen gereken Tanrı değil.’ Sinclar homurdandı. ‘Şeytan. Biz yaşamış olan en büyük canavarı öldürmeni istiyoruz.’
‘Ben bir Gnostik değilim. Ben Katholik olarak büyütüldüm.’
‘Gnostik olmayan herkes Şeytana tapıyor demektir. Bu kadar basit. Sende herkes kadar iyi biliyorsun bu dünyanın nasıl bir zulüm diyarı olduğunu. Yeryüzündeki bu cehennemi sona erdirebilirsin, bölünmüş evreni iyileştirebilirsin. Bir vuruşla kötülüğe, sefalete ve acıya son verebilirsin. Bu dünyada hapsolmuş tüm ruhlar özgür kalabilir. Hepimiz gerçek ışığa dönebiliriz, hepimiz gerçek Tanrı’nın hükmü altında birleşebiliriz. Bu tarihteki en önemli an, Lucy, bir insana verilmiş en kutsal görev. Sevsen de sevmesen de sen seçilmiş kişisin.’
‘Fakat sen Yaratıcıyı öldürmekten bahsediyorsun. Bu imkansız.’
‘Hiçbir şey anlamadın mı? Tanrıyı öldürmek imkansız ama Şeytanı değil. Şeytan da yaratılmış bir varlık ve yaratılmış herşey yokedilebilir.’
‘Peki ama nasıl? Yani yapılması gereken nedir?’
‘Tam önünde duruyor. Resimler bütün bileşenleri gösteriyor, başarıdan önce yapılması gereken her şeyi.’
Lucy resimlere tekrar baktı. ‘Tanrıyı devirmek için tasarlanmış herhangi bir şey, en sonunda kendi yapıcısını da devirmelidir.’
‘Aynen.’ dedi Sinclair. ‘Bu adalettir, çemberin tamamlanmasıdır, bitebileceği tek yoldur. Şeytan kendi silahı ile ölmelidir. İlk silah sonuncusu olmalıdır. Sonsuz çatışma Rex Mundi’nin kendi kötülüğü kendine döndüğünde sonma erecektir.’ Lucy’yi omuzlarından tuttu. ‘Eğer yapmazsan nasıl affedilebilirsin? Tarihteki en büyük suçlu olacaksın, sonsuza dek suçlu, sonsuza kadar küfredileceksin.’
Lucy öylece kaldı, nutku tutulmuş gibi.
‘Ne söylediğini anlıyorum’ dedi tereddüt ederek, ‘ama aynı zamanda anlamıyorum da. Benden ne yapmamı istediğini sen de bilmiyorsun.’
‘Ben senden korkuyu sona erdirmeni istiyorum. Ben senden kehaneti gerçekleştirmeni istiyorum. Sen dünyaya sadece bu sebep yüzünden geldin, zamandaki bu an yüzünden, bu tek hamle için. Bu senin amacın, kaderin. Reddedemezsin.’
‘Ama Yahveh’i öldürerek onun yarattıklarını da öldüreceğim. Dünya sona erecek. Herkes ölecek. 6 milyar insan. Bunu yapamam, hayır yapamam.’
‘Sadece Şeytan ve maddesel dünyası ölecek. Hastalıklı varlığını anımsamak üzere sadece karanlık kalacak geriye. Bizler için ise şüphesiz ki fiziksel bedenlerimiz yok olacak ama sonsuz ruhlarımız anında cennete dönecek. Tek bir parlama ile bitecek. Hiç kimse acı çekmeyecek. Ölümlü olmaktan ölümsüzlüğe, cehennemden cennete, mızrağın şeytanın kalbine girdiği sürede bitecek.’
‘Doğru söylediğini nereden bileceğim?’
‘Bunu her zaman bildin. Yazdığın kitabın adı Kutsal Olmayan Kase: Gizli Aldatmaca. Her zaman mücadele eden iki din olduğunu biliyordun. Zamanın başlangıcından itibaren bu mücadele vardı. Kitabının teması çok doğru: iki rakip Tanrı, biri doğru, biri yanlış. Kutsal Kase efsanesi her zaman birşeydi ve o şey de – Gerçek Tanrının kimliğini aramda kodlanmış bir referans olmasıydı. Başaran herkes Tanrıya cennette kavuşacak; kaybedenlerin hepsi cehennemde mahsur kalacak, umutsuzluk içerisinde hayat üzerine hayatlar boyu. Asla bitmeyen, sona ermeyen bir insanlık dramı. Şimdiye kadar.’
Lucy resşmlerdeki Kaderin Mızrağı’na bakmaya devam etti. Bir çeşit mavi ile parlayıp, yanıyorlardı sanki. Sanki uzansa tutabilecek gibiydi.
‘Bütün Kase arayanlar gibi sen de gerçeği arıyordun Lucy. İnancını tek doğru Tanrı’ya ver. Onun ışığının sana yol göstermesine izin ver.’
..."
Bu neyin kafasidir ya, cidden? :love:
Fazladan varsa paylassana kardes.
Dialectics
31-12-2014, 00:12
Bu neyin kafasidir ya, cidden? :love:
Fazladan varsa paylassana kardes.
Hocam kurgusal bir kitaptan alıntı idi bu. Ancak yazarı kendisinin özel bir türde gnostik inancında olduğunu iddia ediyor. Aynı zamanda bu ve diğer yazdığı kurgu kitaplarının da her ne kadar kurgu olsa da, bir takım gerçeklikler içerdiği iddiasında da... Bilemiyorum.
anthemoessa
15-02-2015, 12:33
Gnostisizm ile ilgili araştırmalarım sırasında internette rastladığım muhteşem, anlaşılır ve ayrıntılı bir "yaratılış" daha doğrusu emanasyon ya da "varoluş" analizi... Zamanım olursa Türkçe'ye çevirmeyi çok isterim, kimbilir belki birileri benden önce çevirir :) İncelemeye kesinlikle değer:
http://www.strangeanimal.net/thisway/an-illustrated-gnostic-monomyth/
Dialectics
15-02-2015, 21:01
Gnostisizm ile ilgili araştırmalarım sırasında internette rastladığım muhteşem, anlaşılır ve ayrıntılı bir "yaratılış" daha doğrusu emanasyon ya da "varoluş" analizi... Zamanım olursa Türkçe'ye çevirmeyi çok isterim, kimbilir belki birileri benden önce çevirir :) İncelemeye kesinlikle değer:
http://www.strangeanimal.net/thisway/an-illustrated-gnostic-monomyth/
İlginç olanı İbrahimi dinlere kıyasla ne kadar daha karmaşık bir yaratılış hikayesine sahip oldukları...
Kuran ya da İncil'deki "biz" ifadelerine de açıklık getiren bir bölümü var linkteki açıklamanın..
Thelogical Facts
03-07-2015, 14:43
Bir akradaş profilden beğendiğini söylemiş sağolsun.