Orijinalini görmek için tıklayınız : Ya sen inanıyor musun ?
http://www.youtube.com/watch?v=FdCxEcJ1c84
aliyarasfal
07-11-2014, 11:48
Kıssasadan hisse;
Tanrı insandır.Maddeden oluşmuştur ve maddesel özelliklere sahiptir. Bizi doğuran annemizle her şeyi ile aynıdır. Tanrı bizi doğuracak öldüğümüzde. Ve o dişidir? İnanmıyor musunuz? ayrıca annemiz bizimle konuşur, tanrıda konuşur. Ama niyeyse bazı bebeklerle özel konuşurken diğer bebeklerle konuştuğunu gören yok.Sizinle konuşuyor mu tanrı sayın alpha?
İyide bu videonun dediği budur.Tanrı=madde
Yok değilse masalı masalla kanıtlayamayacağınızı anlamanız için ne yapalım?
Bebekleri konuşturmuşlar ki hay maşaallah diyesim var.E noldu şimdi, embriyonun anası tanrıda , farkını göremedik bebekten.Madde ve zamana bağımlılıkta aynı ve özellikleri birebir örtüşüyor.
Bu kadar kasacağına direk anne gibi tanrıyıda koysana ortaya, bak varlığından emin masal anlatıp demogoji üretmekle olmuyor değil mi?
Elmaya bakıp armutun kanıtı sanmaktan vazgeçmeyeceğinizi anladık.
Her varlık kendini kanıtlar ve ortaya koyar, bunu anladığında gel.Yani masalla masalı, elmayla armutu kanıtladığını sanan demogogların akıl tutulması ve zeka içermeyen saçmalıklarıyla kendi zekana hakaret etmektesin.
Bebek tamam, anne tamam kanıtlarıyla net. Farklıda değiller.Tanrı nerde? Anne eşittir=madde= tanrı demek için epey kafayı yemişler.
Şimdilik saygımla gittim...
Bu bir tartışma ortamı değil, burası cafe alanı. Tartışma istiyorsan linki yeniden yap, cafe ortamı dışında olan bir yere yapıştır. Burada medyatik bir share var sadece..
Kasma yani. cevap verilcek bişi yok.
aliyarasfal
07-11-2014, 12:14
Dostum cafede tartışılma yasağı mı var? Burda açılan konular dokunulmazlık mı taşıyor? Ancak propaganda içeren ve söz hakkı doğuran bu içeriğide git başka yerde tartış demek kasmanın hasıdır. Konuya ve içeriğe uygundur cevabım ve sanıyorum tartışma istemiyen adam içeriğinide ona göre seçmelidir.
Cafede açtım dokunamazsınız demenizde pek hoş olmuş.:)
Peki, isteğinize saygı duyuyorum ve şimdilik başka cevabım yok, tabii içerik video olmanın dışında medyatikliği çok çok aşarken savunmanızın mantığınıda anlamak mümkün değil.
Şimdilik saygımla gittim...
Yıldıztozu
07-11-2014, 17:04
Bence ölünce yok olacağız.Ölümden hemen sonra herhangi bir hayat yok.
Ama kıyamet günü yeniden yeni bir vücutla diriltileceğiz.
Yani önce yok olup sonra yeniden var olacağız.Benim tahminim ve inancım böyle.
spartacus
07-11-2014, 17:23
Video sahibi çok fazla piliç(ölmüş tavuk) yemiş, eminim o tavuklar ölümden sonraki hayatını yaşıyordur..
Bu tür önermeler neden yapılır bilmiyorum diyemiyorum, çünkü inanç bu tür benzetmelere temelden muhtaç...
İnançları nereye kadar tartışabiliriz? Aslında pek tartışması olmaz, dileyen dilediği gibi inanır, dilediği şeye inanır, dilediği inancı tercih edebilir vs, fakat mesele başkalarınında kendisi gibi inanması, ve zinharrrrrr o inançlar ve üfürlen, üretilen kaidelere mahkum olması çalışması olunca, tartışma kaçınılmaz, zira iş artık inanç değildir, aksine politiktir, çıkar eksenidir, ideolojktir, inanç olmaktan çıkmıştır, hükmetmek, gütmek, kullanmaktır vs!
Ölüm, korku, haz, arzu gibi şeyler üzerinden geliştirilen inanç ya da bunların istismarı üzerinden oluşturulan kaideler insanın akıl-düşünce, zihin açıklığı açısından zararlıdır diye düşünüyorum...
Gelelim sözde imansızı alakasızca, ve gerçek dışı konuşturup, doğumdan sonra bir şey yok diye üretilen saygısız, başkaları adına kolayca ve fütursuzca konuşabilenin ifadesinin yanıtına;
Ölenler nereyemi gider? Hiç doğmayanların olduğu yere... (demek ki doğmak üzere olanın hayat ekseniyle ölüm üzerine çıakrımda bulunmak safsata oluyor). Aslında ilgili video temelde safsata üzerine kurulu :)
Madem öye o halde hadi Spagetti canavarına inanalım.. Bu konuya asılan videoyuda ona delil sayalım.. Hayır efendim delil sayılamaz diyenleri duyar gibiyim :) Neden böyle yapıyoruz, çünkü spagetti canavarı ortalarda yok, ama masalımızda, senaryolarımızda, kurgularımızda, empoze edilen inancımızda, bizleri afedersiniz koyun sürüsü gibi kullanıp, dilediği gibi sömürenler için müthiş gerekli... Bu hale varır ki, aslında inanç bağlamında esir oluan kişi, artık bunun garantisi haline gelir, hiç bir özel çaba gerekmez hale gelir, kurbanın, cellatına aşık olması gibi, inanç eksenli esir edilen kiş, bu esaretini kendi elleriyle günden, güne arttırır, başkalarını da dahil eder... Garip, ama ne yapalım, içinde olduğumuz dünya hayatının acımasız cilvesi...
http://www.youtube.com/watch?v=l4P-J_RjaVg
aliyarasfal,
Söz konusu videoda anlatılmak istenen, bir varlığın görünmemesinin, aynı zamanda onun varolmadığı şeklinde yorumlanamayacağıdır. Bunu ifade edebilmek içinde anne karnında yer alan, hayata gözlerini açmamış ve annelerini görmeyen iki çocuk üzerinden basit bir benzetme yapılmış.
Bu benzetme üzerinden ''Tanrı o zaman insandır'' şeklinde bir çıkarım yapmak ziyadesiyle yüzeysel bir yaklaşım . Uzun boylu bir şahsa ilişkin ''selvi boylu'' şeklinde bir benzetme yapıldığında da ''insan=ağaç demek isteniyor'' şeklinde mi tepki veriyorsunuz merak ettim doğrusu...
aliyarasfal
08-11-2014, 00:48
Bahadır 91,
Her uydurulan görünmez masalın sonsuz sayıda üretilebileceğinin farkında olsan, asıl yüzeyselliğin, görmüyon diye her var denileni kabul etmelisin yada olabilir diye yada masallarla kanıt sunamama saçmalığından vazgeçmelisin.
Aynen size soru, selvi boyludan kastın ne olduğunu çıkartacak selvi ve boy kavramlarını bilgi olarak somut biliyorsunuz değil mi?
Hım yani örneklerin somut ve bilindik.Sanırım dile aşinalığınlada mantığın iki kavramıda birleştirecek kapasitede ve sende bilgi yüklü. peki tanrı görür, görme eylemini biliyoruz, tanrıyı bilen var mı? elimizde bir bilinen bir ne olduğu belirsiz iki kavram.
Diyorki tanımlarken biri benim tanrım inek gibi.
Bak bu durumda bir veri var bilindik.
Şimdi ben sorayım, senin tanrının bilindik neyi var tarafınızdan direk onun varlığına dair?
eni?Boyu? Kaşı? Gözü? vereceğiniz her cevap tamamen kurgu olacak. Hiç bir kanıta dayanmayan soyut iddialar.İstediğin kadar uydur, uyduralım, uydursunlar, selvi boylunun yanına bile yaklaşamaz tüm kugularınız.
Yüzeyselliği anladıysan başla şu tanrının çok bildiğiniz varlığı hakkında bilgi vermeye. her iddiaya olabilir diye bakılacaksa, hadi tüm tanrı kavramlarını tek tek çürütünde görelim. Hezeyanın ,uydurmanın kanıtı mı olurda olup olmadığını çürütebileceksiniz ve kendi kurgunuzu ortaya koyup onu yutturacaksınız. Farkı yok, tüm kaynak kendinizden , olmalı, mutlaka var şartlanmanızla kurgulayıp durduğunuz ama asla somut bir yere oturmayan, bilgisi uydurduğunuzun ötesine geçmeyen bir kavram.Sonsuza dek hezeyanların olabilme ihtimaliyle size gelmiş geçmiş tüm tanrıları ve uydurulabilecek her kavramı hesaplayın bakalım becerebiliyor musunuz görelim.
Siz peki bilmediğinize her uydurulana du bakim olabilir diyip hemen inanmaya başlıyor musunuz?
Şimdilik saygımla gittim...
aliyarasfal,
Bence siz iman kavramının içeriğini boşaltacak ve onu anlamsızlaştıracak yeni bir kriter getiriyorsunuz ki bu, Tanrının insan gözüyle görülebilecek biçimde, açık ve somut bir şekilde kendisini göstermesi anlamına geliyor. Halbuki İncil, imana ilişkin şu şekilde tanımlama yapar; ''İman, umut edilenlere güvenmek, görünmeyen şeylerin varlığından emin olmaktır.(İbraniler 11:1).'' Yani Hristiyan inancının temelini ifade eden iman, görünmeyene olan inancı ve güveni ifade edip, buna umutla olan bağlanış olarak kendisini gösterir.
Fakat aynı zamanda kişisel bir fenomen olan inanç, bireysel tecrübelerin sonucunda gerçekleşir çoğu zaman. Kimisi doğaüstü bir deneyim yaşadığını söylerken, kimisi ise Tanrıda duyduğu ruhsal doyuma ve huzura dayanarak iman eder. Bu bakımdan dinsel inanç, kanıtların değil, kişisel deneyimlerin ve anlamlandırmaların bir sonucu olabilir ancak...
spartacus
08-11-2014, 02:22
Fakat aynı zamanda kişisel bir fenomen olan inanç, bireysel tecrübelerin sonucunda gerçekleşir çoğu zaman. Kimisi doğaüstü bir deneyim yaşadığını söylerken, kimisi ise Tanrıda duyduğu ruhsal doyuma ve huzura dayanarak iman eder. Bu bakımdan dinsel inanç, kanıtların değil, kişisel deneyimlerin ve anlamlandırmaların bir sonucu olabilir ancak...
Dinsel inanç diyorsunuz, umarım farkındasınızdır. Bunun dışındaki konulara ise aliyarasfal sanırım görüşünü yazacaktır.
Kimse tanrı da duyduğu ruhsal doyuma filan dayanarak iman etmez(öyle olsa bir fabrikadan çıakr gibi herkes amentü getirmezdi!), dinler gökten zembille inmedi, inancın kullanımı ve istismarı temelinde gelişti, haliyle insan toplumları bilinçlendikçe, inançlarda değişti, değişmek zorundaydı. İnançlarda öyle içte hissedilen huzurla değil, aksine dışta hissedilen huzursuzlukla açığa çıkıyor!(bu nokta için şimdilik detay gereksiz). Zira hissiyata ya da varsayıma dayalı inançların kaynağı bilmemektir, özgüven sorunlarıdır, çaresizliklerdir vs bildikçe, inançta başka bilinmeyene meylediyor.. Dinler ise insanın inancını özünde zaaflarını, muhtaçlığını, ölümü, doğumu, acı ve sevinci gibi şeyleri istismar ederek yani aslında kötüye kullanımla geliştirlen ekonomi-politik çıkarları temsil eden daha doğrusu merkezi iktidarların çıkarlarını ve dahi toplumu kullanmak, sömürmek ama en önemlisi de politikaya göre hükmetmek-yönetmek için süreçle gelişmiş üst-yapı kurumlarıdır... Neye benzediğini söyleyeyim, bir nevi resmi mafya örgütlenmesidir. İnanç ile biatı karıştırmamak gerekir diye düşünüyorum, o nedenle inançtan bahsedecekseniz, dini yerli yerine oturtmak gerekir, öyle insanların içlerinde hissettikleri huzur, filan aynı kapıya çıkmaz... Örneğin neden ben hissetmiyorum? O halde söyleminiz, genel açısından spekülatiftir.
Kısaca sizin söyleminizin tersinedir burada iman, inanç ekseni...
Neden tanrıya inanacak? Eğer mesele inanç ise tanrı diye belirleyip ayrıcalık oluşturmanın nedeni de aslında yine dinler, toplumsal empoz... Siz empoz dışında ne hissediyorsunuz, ancak sizi bu bağlamalı, ve açıkça şunu da sözlerinize dayanarak ifade edebilmelisiniz, işte inanç bu, ancak beni bağlar... İnanç böyle bir şey, inanırını bağlar ve açıkcası inancın sistematiği herkesin aynı şeye inanması gibi özellikleri, tebliği-propagandası vs olmaz, inanmayanı bağlamaz, peki ülkemizde, dünya da geçmiş zamanlarda din adına yapılan onca şey, saçma uygulamalar, zaruri kurallar vs gibi abuk, subuk politik, ekonomik çıkar temelli hukuk baskıları, soygunun, sömürünün, savaşın bile yani insanın insanı öldürmesinde bile biçilmiş kaftan olması neyin nesi? Ne yazık ki insanlar sizin aşırı bireye indirgediğinzi gibi fanusta yaşıyor değiller, ekonomi-politik sistemler var, tabilik, aidiyet, biat gibi politik çerçeveler var, bunalrın hiç biriside inanca girmez, dinde inanç eksenli değil özünde, iktidar benzeri bir yapılanma(ya da bir bileşeni olarak) inanç ekseni üzerinden, istismara dayalı, böylelikle yaptırım gücü elde eden politik-ekonomik-hukuksal bir üst yapı kurumudur.
Din açısından inanç yaptırım gücüdür, bu güç varsa dinde var, yoksa inanç değişmiştir, inancı kullanarak insanları sömüren, belirli sistemlerin, iktidarların, ekonomi-politik çıkarların garantörlüğünü yapan dinde değişecektir -ki geçmişten günümüze bu böyle olmuştur..
spartacus,
Ben aileden veya toplumdan kişiye aktarılan dinsel bir kabulden ziyade, bireyin kendi kişisel seçiminin söz konusu olduğu bilinçli bir inancın tanımını yaptım. Diğer yandan dine ilişkin yaklaşımınız fazlasıyla kolektif olduğu gibi inancın son kertede aile ve toplum telkinlerine karşın kişinin kendi iradesi ile vereceği bir karar olması bakımından bireysel yönünü de fazlasıyla ihmal etmişsiniz. Dinlerin sömürünün ve hükmetmenin aracı olduğu şeklindeki klasik ateist demagojileriniz ise anlamsız kalmakta. Eğer siyasal fraksiyonlar, toplumun içinden çıkıp, onun değer yargılarının sosyal ve politik alanda ki temsilcisi konumunda ise dinin önemli önem arz ettiği bir toplumda, siyasal fraksiyonlar dinsel argümanları pekala da kullanabilir. Seküler dünya görüşleri siyasal ve toplumsal hayatta kendisini ifade ederken, dinsel yaklaşımların bunu yapmasına karşı olmak pek de demokrat bir tavır alış olmasa gerek...
Geçmişte din adına yapılan vahşetten dem vurmuşsunuz ama yeryüzünün gördüğü en büyük kitlesel kırımların ve toplu katliamların, dinsel olanın geri plana atıldığı seküler 20. yüzyıl toplumlarında gerçekleştiğini göz ardı etmişsiniz. Stalin veya Hitler, işledikleri insanlık suçlarında herhangi bir dini referans almadıkları gibi tasavvur ettikleri toplum yapısı da oldukça sekülerdi halbuki...
Evet dinlerin yaklaşım ve dünyayı algılama tarzları değişebilir ama bu devletlerin veya iktidarların çıkarları doğrultusunda değil insanlığın gelişimiyle paralellik gösterir. Bu bakımdan Orta Çağ hadiseleri ve anlayışı üzerinden bir din eleştirisi yapmak, günümüz toplumunu ve onun dine atfettiği anlamı kavrayamamak demektir.
aliyarasfal
09-11-2014, 03:04
Sayın Bahadir 91;
Rubailer - II. Bölüm
1
«- Şarapla doldur tasını, tasın toprakla dolmadan,» - dedi Hayyam.
Baktı ona gül bahçesinin yanından geçen uzun burunlu, yırtık pabuçlu adam :
«- Ben, bu nimetleri yıldızlarından çok olan dünyada açım,» - dedi,
«şaraba değil, ekmek almaya bile yetmiyor param...»
2
Ölümü, ömrün kısalığını tatlı bir kederle düşünerek
şarap içmek lâle bahçesinde, ayın altında...
Bu tatlı keder doğduk doğalı nasib olmadı bize :
bir kenar mahallede, simsiyah bir evde, zemin katında...
3
Ömür gelip geçiyor, vakti ganimet bil uyanılmaz uykulara varmadan :
yâkut şarabı billûr kadehe doldur, seher vaktidir ey delikanlı uyan...
Perdesiz, buz gibi odasında uyandı delikanlı,
gecikmeyi affetmeyen fabrikanın canavar düdüğüydü uğuldayan...
4
Geçmiş günün hasretini çekmem
- yalnız bir yaz gecesi bir yana -
ve gözümün son mavi pırıltısı bile
gelecek günün müjdesini verecek sana...
5
Ben, bir insan,
ben, Türk şairi komünist Nâzım Hikmet ben,
tepeden tırnağa iman,
tepeden tırnağa kavga, hasret ve ümitten ibâret ben...
6
Ben, spiker, konuştum,
sesim bir tohum gibi ağır ve çıplak :
- Kalbimin saat ayarını veriyorum,
gonga tam şafak vakti vurulacak.
Nazım Hikmet RAN
Şimdilik saygımla gittim...
spartacus
09-11-2014, 08:02
inancın son kertede aile ve toplum telkinlerine karşın kişinin kendi iradesi ile vereceği bir karar olması bakımından bireysel yönünü de fazlasıyla ihmal etmişsiniz.
Böyle bir cevap geleceğini biliyordum, halbuki benim temasım aksine sizin bireyi heleki inanç konusunda aşırı abartmanıza idi. Bir örnek gösterebilir misiniz? Mesela 100 yıllık bir toplum incelemesi yapalım, Japonya olsun, Japonya'da 100 yılda kaç kişi müslüman olmuştur? Ya da şöyle diyelim Suudi Arabistan'da 100 yılda kaç kişi atıyorum Hristiyan olmuştur, yada bırakalım dinleri, inanç farklı bir kavram, müslümanlardan farklı inanan kaç kişi çıkmıştır??? Demagoji yapmamanız için böylesine verilere gereksiniminiz var... Dinden bahsedip heleki Türkiye, Arabistan gibi ülkelerde dinsel empozu bireyin seçimine indirgemek tarifi imkansız düzeyde saçmalamaktır. İsitsnalar ise boynumun borcu, lakin bizi öncelikle toplumsal yapı, resmi ideoloji, din(politik üstyapı kurumu-> Meşru resmi mafya teşkilatı) ilgilendiriyor.
"Şehadet ederim ki Muhammed Allah'ın elçisi ve kuludur" sözünü inanç bakımından buyrun izah edin... Başından gidelim...
Bilinç kolektif süreçlerin ürünü, bireylerde eni sonu birbiriyle ilişki halinde!, bireyi ne küçümsüyor ne de aksine abartıya anlam veriyorum. Dinden bahsedip işi bireye indirgemek, aslında sizin inanç temelinde yaptığınız çarpıtmanızdı, düzeltildi sanırım..
Dinlerin sömürünün ve hükmetmenin aracı olduğu şeklindeki klasik ateist demagojileriniz ise anlamsız kalmakta. Eğer siyasal fraksiyonlar, toplumun içinden çıkıp, onun değer yargılarının sosyal ve politik alanda ki temsilcisi konumunda ise dinin önemli önem arz ettiği bir toplumda, siyasal fraksiyonlar dinsel argümanları pekala da kullanabilir. Seküler dünya görüşleri siyasal ve toplumsal hayatta kendisini ifade ederken, dinsel yaklaşımların bunu yapmasına karşı olmak pek de demokrat bir tavır alış olmasa gerek...
Çarpıtmayın, zira tamda demagojiyi siz yapmışsınız, e-bilir biçimleriyle. Din= İnanç değildir.. Bbırakalım 3000 yıllık insanlık tarihini irdeleyelim, sanırım sizinle ABC'den başlamak zorunda kalacağız.
Geçmişte din adına yapılan vahşetten dem vurmuşsunuz ama yeryüzünün gördüğü en büyük kitlesel kırımların ve toplu katliamların, dinsel olanın geri plana atıldığı seküler 20. yüzyıl toplumlarında gerçekleştiğini göz ardı etmişsiniz. Stalin veya Hitler, işledikleri insanlık suçlarında herhangi bir dini referans almadıkları gibi tasavvur ettikleri toplum yapısı da oldukça sekülerdi halbuki...
Stalin konusuna girmeyeceğim, zira 1930 larda başlayıp, 1950 sonrası ABD nin liderliğinde sürdürülen propagandaların ışığında bir yere varamayız. O derecedir ki, hayatında hiç Rusyaya gitmemiş insan, üstelik hayatını cezaevinde geçirmiş bir adi suçlu yazmıştır SSCB üzerine en temel ve belirleyici görüşleri, evveliyatıda Nazi Enformasyon Bürosunun kaynakları ABD'ye taşınmıştır... Bunlardan dem vurmamak gerekir, yoksa buraya şıp diye ispatı kondururlar. Rusya'nın askeri, sivil tüm kayıpları dahi resmen Rusya devletine mal edilmiş... Madem lafını ediyorsunuz, buyrun kaynak, ne Sovyet vatandaşıdır(ABD vatandaşı), ne de aynı ideolojiyi benimser, sadece gözlemci bir gazetecidir, gözlemlerini aktarıyor... Stalin'i ise savunmuyorum, sizlerin soğuk savaşdan kalma psikolojik harbi üstelikte nazi propagandalarını şıp diye alıp kullanmanıza, heleki alakasız konularda kullanmanıza, manipülasyonunuza karşı tepki vermek istiyorum...
http://www.idefix.com/kitap/stalin-donemi-anna-l-strong/tanim.asp?sid=BIK82XO6TS8N170MLDDU
1. Dünya savaşının da, 2. Dünya savaşının da sebebi PAYLAŞIM SAVAŞIDIR. Kimsenin kara kaşı, kara gözü için değil, DİN İÇİNDE DEĞİL, savaşların nedeni olarak dini göstermedim ki din ARAÇTIR dedim. En önemlisi ise savaşlardan önce, iktidarların kendi toplumunu koyun gibi sömürmek adına kullandığı en temel araç, asli yanı-yönü burası...
Bir diğer mesele de bir konu üzerinde iken o'da şöyle, bu da böyle yapmış temelli yaklaşım SAFSATA dır, gidin araştırın... Örneğin A kişisinin hırsızlığını, B kişisi de hırsız ama diye savunması safsatadır, zira değil B, C, D, E de hırsız olsa bu A'nın hırsız olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Herzamanki gibi, safsataya sarılan yaklaşımlar-ınız-, dinsel cehaletin oluşturduğu tartışma kültürü(illa ötekileştirmek, dönüp kendisine bakmamak, her şeyi kendisi bilir sanmak vs kısaca İNANÇLA değil!! ki inancın ne olduğunu bilmediğinizi kendiniz ilan etmiş oldunuz,, saplantılarla, tabularla, aidiyet taraftarlığıyla bönleşmek)
Bir son 10 yıl araştırması yapın, Ortadoğu coğrafyasında, ya din savaşı diyeceksiniz, ya da çıkar savaşı. hangisi? Çıkar savaşlarıdır diyorum, ya siz?
Evet dinlerin yaklaşım ve dünyayı algılama tarzları değişebilir ama bu devletlerin veya iktidarların çıkarları doğrultusunda değil insanlığın gelişimiyle paralellik gösterir. Bu bakımdan Orta Çağ hadiseleri ve anlayışı üzerinden bir din eleştirisi yapmak, günümüz toplumunu ve onun dine atfettiği anlamı kavrayamamak demektir.
Okumadan yazdın sanırım, ortaçağ hadiseleri ya da anlayışı tartışılmıyor, o size örnek olarak verildi, oturup ortaçağı tartışalım denmedi. Örneği aldınız mı? Almadınız mı? Ve günümüzde ise modern çağın karanlığını İslamın temsil ettiğini ifade ettim, o dereceye vardı ki artık devletin 9 yaş çocukları dahi cinsel obje gördüğü bir yapıya eriştik. Kısaca temelden psikolojik sorunlu bir toplum-nesil yetiştiriliyor, ondan sonra da dünya da en çok tecavüzün, en çok hırsızlığın, en fazla sefaletin, cehaletin neden islam ülkelerinde olduğunun tahlilini oturun siz yapın... Devlet teşviki ya da zorlamasıyla imam hatipleştirilen bir nesilden, toplumdan ne bekliyorsunuz bunu anlatın... Madem din eliyle olmuyor, DEDİĞİNİZ GİBİ BİREYİN TERCİHİYLE OLUYOR, en kaba örneğiyle bu eğitimler ne veriyor? İnanç vermediği kesin size göre, o halde neyin empozu? Ne için, bir hükümet nasıl oyları toplar, nasıl insanları sömürür? En basit gidin tarikatları inceleyin, mal varlıkalrına dudağınız uçuklamayacaksa, sizden şüphe duymam gerekir. Ne ile sağlanıyor bu? Bunu daha da genişletin toplumun yönetilmesine varana değin, nasıl, neden kullanılıyor? Parayı veren düdüğü çalıyor, pek para kimde?
1960 larda çocuğunu evlatlıktan ret eden babalar var, neden mi Ay bir nurmuş, ona inilemezmiş! Ortaçağ, 20-21.yüzyılda bir şekilde başka biçimlerle sürdüğü sürece, ifade edilmesinden gocunmamak gerekir. Algılarınız var, dünya islam coğrafyasına bakın, bir şey tartışmayalım, siz önce bakın ve nedenleri(ki ben dindir demiyorum, başlıca ve yekün, asıl etken-etkin haliyle din etkendir diyorum) lütfen bizimle paylaşın...
Kendimden örnek vereyim, okumuş öyleki lise bitirmiş birisi, çocuğum olmuyor diye 1 yıl hoca, hoca gezdi, en son duydum çağırdım, ne yaptın dedim? Efendim 7 kapıya 7 bıçak bırakmış, yok bir dolu ayet, dua arapça yazılmış, okunmuş, üflenmiş vs... İizn verdim, dilediğin an dedim, doktora git, şimdi çocuk sahibi, hemde bir kaç ay içinde dermanı buldu...
Mesela araç süren kadın neden fahişedir, buyrun hem bunu, hemde bunlarla uğraşıp, uğraştırmanın amacını açıklayın!
Ortaçağın önemi, ardında 500 yıllık aydınlanma çağından geliyor, aynı aydınlanma ne yazık ki günümüzde islam coğrafyası için zorunlu bir ihtiyaç halinde... Dini masaya yatırıp, heleki istismar düzeyini lav etmedikçe, aydınlanma gökte bir yerlerden zembille gelmeyecektir... Kısaca din ile bilim, din ile aydınlanma ters orantılı... Bunu sözle ifade etmiş değilim, coğrafyalara, toplumlara bakınız, dinin etkisi arttıkça, hangi toplumsa o toplumda ortaçağı yaşamak o derece artıyor, din etkisi azaldıkça toplumlar görece daha bilinçli, daha çağına-teknolojisine-bilinci-bilimine-kültürüne-hukukuna yakınlaşıyorlar...
https://www.youtube.com/watch?v=fxqwWcpdFtE
Güzel bir analoji ama hikayenin devamını merak ettim. İmansız doğan yavruya annesi ne yapacak dersiniz?..
Yıldıztozu
21-04-2015, 22:58
Örnekler ve benzetmeler üzerinden yapılan anlatımlar genelde yanıltıcı olur. Demagoji yapmak olur.
Sahte kanıt olur.
Müslümanların sıkça başvurduğu bir yöntem.
Elbette yanıltıcı olur. Benzer analojileri saçma sapan başka inanışlar için de geliştirebiliriz. Benim burada vurgulamak istediğim analojinin kendi içindeki tutarsızlığı. Anne ne yapacak yavrucağıza halen merak ediyorum.. :)
Yıldıztozu
21-04-2015, 23:05
Anne diyecektir, olum sana plesantadan mesajlar gönderdim damarlar aracılığıyla benim varlığımı nasıl göremedin? seni sonsuza kadar emzirmeyeceğim:D
spartacus
21-04-2015, 23:14
Daha öncede paylaşılmıştı, bu akıl oyunu. Anne karnında iki bebek konuşuyormuş, doğumdan sonra hayat var mı? Ne o? Bebekler ölü mü? Peki ya hiç doğmayanlar neler konuşuyor?
Bu tabu bağımlılarının(inanç demiyorum! inanç böyle kıldan şeyler değil), akıl almaz, akıl oyunları hayli ilginç aslında :)