Orijinalini görmek için tıklayınız : Buddhizm
postalmarx
14-11-2014, 17:29
Hoşgeldin obi wan arkadaşım. Ben de bir budistim, çok derinlemesine okuma fırsatım olmadı o yüzden bu çok ilginç ve faydalı bir başlık benim açımdan, katkılarını paylaşımlarını bekliyoruz :)
Şüpheci Dinsiz
14-11-2014, 18:35
Hoşgeldiniz sevgili obi wan kenobi. :)
Güzel konu ve emeğiniz için teşekkürler (sanırım tercüme yapıyorsunuz, kolay gelsin).
Sevgiler
Tesekkur, sosyalmarx & Deist_tr =) firsat & zaman buldukca derinlestirecegim
aliyarasfal
15-11-2014, 20:59
Sevgili obi wan;
Takipteyim ancak tek başlık altında yazarsınız diye düşündüğümden yorumu sonraya saklamıştım.
Eğer bir başlık altında toplamak daha doğru olmaz diye düşünüyorsanız anlarım.Ben toplu olmasının uygun olacağı düşüncesindeyim. Varsa özel nedeni başka.
Emeğin için ayrıca çok teşekkür ederim, birde şu hint vedaları üstünede bir çalışma düşünürsen daha sonra harika olur. Çünkü var olan bilgiler çok yetersiz ve dağınık. Türkçe net ve geniş bir çalışmaya ihtiyaç var.
İlgiyle okuyoruz hiç kuşkun olmasın.
Şimdilik saygımla gittim...
Yıldıztozu
16-11-2014, 00:44
budizm genelde din olarak kabul edilir.
kutsal metinleri ve hatta hac ibadeti bile var sanırım.
tanrı inancı olmadan neyin felsefesine inanılır ki
amaç ne yani
budizm genelde din olarak kabul edilir.
kutsal metinleri ve hatta hac ibadeti bile var sanırım.
tanrı inancı olmadan neyin felsefesine inanılır ki
amaç ne yani
Farklı bakış açılarına göre din veya felsefe olarak tanımlanan Budizm'in hedefi, hayattaki acı, ızdırap ve tatminsizliğin kaynaklarını açıklamak ve bunları gidermenin yollarını göstermektir
kynk:wikipedia
Yıldıztozu
16-11-2014, 00:55
Farklı bakış açılarına göre din veya felsefe olarak tanımlanan Budizm'in hedefi, hayattaki acı, ızdırap ve tatminsizliğin kaynaklarını açıklamak ve bunları gidermenin yollarını göstermektir
kynk:wikipedia
insanlara ölümden sonra hayat sunmadan tatmin edemezsin ki..
yalan bile olsa
insanlara ölümden sonra hayat sunmadan tatmin edemezsin ki..
yalan bile olsa
kardeşim bişey sunduğun yok adam bu hayatı güzel yapmaya çalışıyor yani şunlar bizim öğretilerimiz yaparsan dünyada mutlu olabilirsin diyor bildiğim kadarıyla ölümden sonra hayatı herkesin istediği ne malum geçen birisi bu anlatılanlar ne kadar sıkıcı diyordu birtakım kitlelerce varolduğu sayılan ahiret için herkesin farklı düşünceleri var
Sevgili obi wan;
Takipteyim ancak tek başlık altında yazarsınız diye düşündüğümden yorumu sonraya saklamıştım.
Eğer bir başlık altında toplamak daha doğru olmaz diye düşünüyorsanız anlarım.Ben toplu olmasının uygun olacağı düşüncesindeyim. Varsa özel nedeni başka.
Emeğin için ayrıca çok teşekkür ederim, birde şu hint vedaları üstünede bir çalışma düşünürsen daha sonra harika olur. Çünkü var olan bilgiler çok yetersiz ve dağınık. Türkçe net ve geniş bir çalışmaya ihtiyaç var.
İlgiyle okuyoruz hiç kuşkun olmasın.
Şimdilik saygımla gittim...
Dun moderator'e de izah ettim aliyarasfal, aktarmak istedigim konularin sayisi fazla sayilir ve her biri detay gerektirdiginden tek baslikta her sey birbirine karisacagi icin ayri ayri actim, ki her mevzuyu dileyen sade bicimde inceleyebilsin =)
Vedalar/puranalara da vakit bulur bulmaz girecegim, Hinduizmi senin icin genel olarak tek baslikta islerim o halde =) ve rica ederim, ise yaradigina sevindim.
Yıldıztozu
16-11-2014, 01:08
kardeşim bişey sunduğun yok adam bu hayatı güzel yapmaya çalışıyor yani şunlar bizim öğretilerimiz yaparsan dünyada mutlu olabilirsin diyor bildiğim kadarıyla ölümden sonra hayatı herkesin istediği ne malum geçen birisi bu anlatılanlar ne kadar sıkıcı diyordu birtakım kitlelerce varolduğu sayılan ahiret için herkesin farklı düşünceleri var
akılda yok olma düşüncesi varken gerçek tatminliğe ulaşmak mümkün olamaz.
öyleyse budizmin yaptığı şey çocuk avutmak gibi bir şey
Vefik Sami
14-02-2015, 23:49
(...)
Dini inancı olanlar Tanrı ve öbür dünya varmış gibi kendilerini avutarak yaşasınlar, çünkü o avuntu duygusu önemli, o duygu olmadan yaşayabilmek neredeyse imkansız. Yaşayabilmek için hayatın bir anlamı olduğuna kendini inandırman gerek, yaşamın ulvi bir amacının olduğuna kendini inandırman gerek yoksa zor...
Ispâtı mümkün olmayan mevzûlarda tartışmaya girmeyi mânâsız bulurum.
Bu itibarla, Tanrı var mı, yok mu münâkaşasına gir(e)miyorum.
Ancak; varlığı noktasındaki kanâ'atlerimi yazacağım.
Beni bir Tanrı fikrine götüren etken yine bizâtihi insandır.
İnsanın başarabildiklerini görünce; - ki, insan tüm bu başarılarını zekâsına borçlu - İnsandan daha üstün zekâya sahip varlık(lar)ın ol(a)mıyacağını iddia etmek de yanlış olur. Daha üst bir aklın olma ihtimali hep var. Bunu ilerletirsek, sonsuza kadar "üstün akıl" sıralaması yapmak gerekecek. Buradan bir çıkış olmayınca, tüm imkânların, sınırların, şeylerin kendisnde toplanıp gücüne boyun eğdiği eşsiz ve benzersiz bir İlâhi varlık fikri mâkûl görünüyor. Yine ihtimâl olarak tabii. Ispatı mümkün değil.
Tanrı'nın varlığına bizi götüren diğer neden; sizin de vurguladığınız gibi "hayâtın anlamı" mevzûsu.
Eğer gerçekten Tanrı yok, hesap da yok ise, bir çok kavrama yüklediğimiz anlamlar da boş ve bizlerin yarattığı kuruntular.
Ahlâk, dürüstlük, merhamet vs. gibi.
Cennet mukâbilinde "dürüstlük"ten söz etmiyorum.
Yanlış anlaşılmasın.
Eğer gerçekten her şey maddenin içsel deviniminin sonucu ve yine kıymet verip, peşinde koştuğumuz her şey bir an yok olup, başkalaşacaksa, söz konusu kavramların da - geniş perspektifle bakıldığında - bir önemi kalmıyor.
Ama ilkeler/ilkesellik olmadan da hayat olmuyor.
Evrenin kendi iç dinamikleri çalışmıyor.
Her şeyin belli bir düzende seyretmesini sağlayan ilkeler var ise,
Bu ilkeleri var eden, dizayn eden bir "üst akıl/Tanrı" da olmalı.
Sayın Vefik Sami, yazdıklarınız bugüne dek okuduğum Tanrı savunuları arasında en iyi ve mantıklı olanlarından biri, keşke her Tanrı inanırı sizin gibi düşünse, dinlerle ve dindarlarla hiçbir sorun yaşanmazdı.
Bence tüm bunlar diğer canlılara göre daha gelişkin beyinlerimiz olduğu için... Bizlere en yakın canlı türü Bonobo denen primat türüdür genetik olarak %98 aynıyız kendileriyle. İnsandan sonra en büyük beyne sahip olan canlılar bunlardır. Örneğin bir Bonobo günlük yaşamını sürdürürken muzunu, yaprağını yer, suyunu içer, boşaltım yapar, çiftleşir, uyur vb. Bu döngüyü sürdürür gider. Bu süreçte aklına "ben nereden geldim, kimim, nereye gideceğim, neden varım, bu dünya neden var" gibi sorular gelmez bile, çünkü bu denli ayrıntılı düşünebilecek bir beyni yoktur. Bir Bonobo'nun beynini söz gelimi müdahale ile insan beyni hacmine çıkarabildiğimizi düşünelim, bu olduğunda o bonobo da bizler gibi düşünecektir; "Bu orman neden var, nasıl da herşey tam da biz bonoboların istediği gibi, ağaçlar, muzlar, yapraklar... Herşey bizim için özel olarak tasarlanmış olmalı"...
Bizim türümüz alet yapmaya başladığından itibaren dinleri oluşturma sürecine girdi. Çünkü kendisi gittikçe daha karmaşık aletler yapabiliyordu ve bizleri/kendisini de çok daha mükemmel ve karmaşık bir alet gibi düşündü ve bizleri de yapan bir "Büyük Yapıcı" olmalı diye düşündü. Bugün bile dini inancı olanların verdikleri örnekler hep aletler üzerindendir; "Bilgisayar kendi kendime olur mu? İğne bile kendi kendine olamaz. Çölde yürürken bir saat gördün diyelim, orada kendi kendine olduğunu mu düşünürsün? Bir masa bile kendi kendine olamaz" vb. İnsan ile belli bir amaç/ihtiyaç için üretilmiş olan alet arasında sanki aynı şeymiş gibi false analogy kuruluyor...
Konu uzar... Bir gün torunlarımız çok daha gelişkin beyinlere sahip olduklarında bugün algılayamadığımız, çözemediğimiz şeyleri çözecekler. Düşünün bir Bonobo ile aramızdaki bu farkı var eden sadece %2'lik bir genetik fark. Bugün, şimşeği Thor'un atmadığını anlayan insan gibi, yarın daha gelişkin beyinli olan torunlarımız da pek çok şeyi anlayacaklar.
Vefik Sami
15-02-2015, 02:46
Sayın Vefik Sami, yazdıklarınız bugüne dek okuduğum Tanrı savunuları arasında en iyi ve mantıklı olanlarından biri, keşke her Tanrı inanırı sizin gibi düşünse, dinlerle ve dindarlarla hiçbir sorun yaşanmazdı.
(...)
Tanrı'nın varlığı hakkında ortaya koyabildiğim düşünceler, kendi düzeyimde bir araştırma- sorgulama ürünü.
Bana göre doğru, başkalarına göre de 'yanlış' olabilir.
Dediğim gibi; tartışmam.
Tarihsel süreçte dinlerin en kanlı ve vahşi hâdislerin oluşumunda neredeyse birinci etken olması açmazına gelince:
Ben dinleri imanın kurumsallaşmış biçimi olarak görürüm. İman, objektif olarak ölçülebilir bir şey değil. Tanrı ile insan arasındaki bir özel alan. Ama bu özel alan kurallara indirgenip sığ bir yapıya dönüşünce, egemenler için çok elverişli bir sömürü aracı hâline geliyor. Bağışlayın; nasıl ki bir ayı'nın burnuna halka takıldığında o hayvanı istenildiği gibi kontrol etmek mümkün ise, insanların burnuna takılmış olan "halka" da zaaf ve beklentileri, korkuları ve menfaatleridir. Özellikle menfaat damarından yakalarsanız, kişiye "vücuduna bomba bağlayıp kendini havaya uçurma dâhil her şeyi yaptırabilrisiniz.
Fakat; bu işi her dindar yap(a)maz. İstisnâi bir durumdur. Bombadan çok daha tehlikeli olan ve hemen her inanırın kendisine mahkûm edildiği husus, dinlerin sorgulamayı önleyici nitelikleridir.Misâl; ben, Matta/Markos/Luka ve Yuhanna İncillerinden tanıma şerefine ulaştığım MESİH hayranıyım. O'nun öğretişlerinde görebildiğim felsefi derinlik beni hem kendisine hayran bıraktı, hem de iman etmeme neden oldu. Fakat Pavlus isimli şahsın ne MESİH'i tanıdığına, ne de elçi olduğuna inanırım. İncil'in ilk dört bölümü hâriç, - birazda Yakup bölümü - diğer metinlerin kutsallığına inanmam. Esasen yazının kutsallığınan inanmam. Çünki yazı araçtır. Kendisine müdâhele edilebilir, değiştirilebilir.
Değiştirilemeyen ilkelerdir.
Geçenlerde, bilgisine çok saygı duyduğum bir pastör'e e - posta yoluyla şunu yazdım.
"Eğer İncil'in ilk dört bölümüne iman etmiş olmak yetiyor ise, yanınıza gelip vaftiz olacağım."
Gelen cevap beni gerçekten üzdü.
"Maalesef klâsik yaklaşım buna imkân vermiyor."
Her kültürde geçerli birer "kutsal kitap" var.
Bunlardan birine "sorgusuz-sualsiz" inanırsan seni içlerine alıyorlar.
İşte bu şekilde kabul gören insanların samimi olanlarına "dindar", yamuklarına da "dinci" deniyor.
anthemoessa
15-02-2015, 12:11
tür şeyler Budist metinlerde var mıdır? Malesef vardır. Eski bir araştırmamdan:
Kadin.... (http://mistikfelsefe.blogspot.com.tr/2012/08/kadin.html)
Malesef kadinlarin hem dinlerdeki hem de cesitli filozoflarin yazdiklari eserlerdeki yeri, gecmisten beri hep erkeklerle kiyaslandiginda daha alt seviyelerde olmustur. Ilginc bir sekilde, dinlerde de, ilgili dinin kadin hakkinda genel gorusu ne olursa olsun, dunyanin buyuk dinlerinin hepsinin ana kaynaklarinda illa ki kadin ile ilgili kucumseyici ifadeler buluyoruz. Hatta “anaerkil” oldugu soylenen toplumlarin dinlerinin kutsal kaynaklarinda dahi kadini kucumseyen oraya buraya serpistirilmis ifadelere rastlayabiliyoruz. Pek cok konuda semavi dinlerden ayrilan, hatta ateist olan (yaratici Tanri kavrami olmayan) cesitli dinlerin kaynaklarinda bile kadini kucumseyen ifadeler gormek mumkun.
Dinleri bir kenara birakip filozoflara baktigimizda, malesef o buyuk filozoflarin hatta cesitli ateist/agnostik filozoflarin dahi kadini kucumseyen ifadeler kullandiklarina sahit oluyoruz.
Asagidaki arastirmama, “dunya dinlerinde kadinin yeri acaba nedir” seklinde bir dusunceyle baslamadim. Genel anlamda dinleri ve kutsal kitaplarini okurken, bu tip ifadeler karsima cikti, onlari not ettim ve paylasayim dedim. Asagidaki goruslerin sucunu dinlerde aramamak lazim aslinda, genel anlamda kulturel bir olgu olmustur gecmisten beri bu durum...
-ISLAM`da kadin:
Islamin Kutsal Metinleri: Kur`an ve hadisler.
Kur`an 4:34 “Erkekler, kadınlardan üstündür, çünkü Allah onları bir çok şeylerde kadınlardan üstün etmiştir, çünkü onlar, kadınları, mallarıyla geçindirirler……onun için iyi kadınlar itaatkardırlar”
Kur`an 2:223 “Kadınlarınız tarlalarınızdır. Tarlalarınıza dilediğiniz gibi girin…”
Kur`an 2:228 “….Erkeklerin kadınlar üzerindeki hakları gibi, kadınların da erkekler üzerinde belli hakları vardır. Ancak erkekler, kadınlara göre bir derece üstünlüğe sahiptirler…”
Kur`an 2:282 “Erkeklerinizden iki kişiyi de tanık tutun.Eğer iki erkek yoksa rızanızla bir erkek ve iki kadın gerekir.Bu kadınlardan biri şaşırırsa/unutursa ötekisi ona hatırlatsın diyedir”
Hadis: 5338 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm (bir bayram namazında kadınlar tarafına geçerek):
"Ey kadınlar cemaati! (Allah yolunda) sadakada bulunun, istiğfarı çok yapın. Zira ben siz kadınların cehennemde çoğunluğu teşkil ettiğini gördüm" buyurdular. Dinleyenlerden cesaretli bir kadın:
"Niye cehennemliklerin çoğunu kadınlar teşkil ediyor, neyimiz var?" diye sordu. Aleyhissalâtu vesselâm:
"Ağzınızdan kötü söz çok çıkıyor ve kocalarınıza karşı nankörlük ediyorsunuz. Aklı ve dini eksik olanlar arasında akıl sahibi erkeklere galebe çalan sizden başkasını görmedim!" dedi. O kadın tekrar:
"Ey Allah'ın resulü! Aklı ve dini eksik ne demek?" diye sorunca Aleyhissalâtu vesselâm açıkladı:
"Aklı noksan tabiri, iki kadının şahitliğinin bir erkeğin şahitliğine denk olmasını ifade eder. Dinlerinin eksik olması tâbiri de onların (hayız dönemlerinde) günlerce namaz kılmamalarını, Ramazan ayında oruç tutmamalarını ifade eder."
Buhârî, Hayz 6, Zekât 44, İman 21, Küsüf 9, Nikâh 88; Müslim, Küsüf 17, (907), İman 132, (79); Nesâî, Küsuf 17, (3, 147); Muvatta, Küsuf 2, (1, 187).
Kur`an 4:11 “Miras konusunda, Allah çocuklarınız hakkında şöyle emreder: Erkeğin hakkı, kadının hissesinin iki mislidir”
Kur`an 4:176 “Eğer erkekli kadınlı daha fazla kardeş mevcut ise erkeğin hakkı, iki kadın payı kadardır. Şaşırmamanız için Allah size açıklama yapıyor”
Kur`an 4:25 “Sizden, hür mümin kadınlarla evlenmeye güç yetiremiyen kimse, ellerinizdeki imanli kole kadinlardan alsın”
Hadis: 3282 - Üsame İbnu Zeyd (radıyallahu anhüma) anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Erkeklere kendimden sonra kadınlardan daha zararlı bir fitne bırakmadım." Buhari, Nikah 17; Müslim, Zikr 97, (2740); Tirmizi, Edeb 31, (2781).
Hadis: “Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in: Uğursuzluk ancak üç şeyde: atta, kadında, evde hâsıl olur, buyurduğunu işittim” Sahih Buhari hadis no: 1211
Hadis: 5337 - Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Hamr (sarhoş edici içki), günahın her çeşidinin kaynağıdır. Kadın, şeytanın oltasıdır, dünya sevgisi her çeşit hatanın başıdır." (kutubu-u Sitte`den hadis no: 5337)
Hadis: 3267 - Hz. Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Şayet ben bir insanın başka bir insana secde etmesini emredecek olsaydım, kadına, kocasına secde etmesini emrederdim."
Tirmizi, Rada' 10, (1159).
Hadis: 6529 - Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Eğer bir kimsenin bir başkasına secde etmesini emretseydim, kadına, kocasına secde etmesini emrederdim ve eğer bir erkek karısına kırmızı bir dağdan siyah bir dağa ve siyah bir dağdan kırmızı bir dağa taş taşımayı emretseydi, uygun olan, kadının bu emri yerine getirmesidir." (kutub`u Sitte den)
Hadis: Ebu Bekre r.a.’den; Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki;
“İşlerinin idaresini kadınlara veren bir kavim asla kurtuluşa ermez.” Hadisin ravisi Ebu Bekre r.a., Cemel savaşında yer almayı istememiş, bu hadisi delil göstermiştir. İbni Kesir el Bidaye(6/291) İbni Hacer Metalibu Aliye(4474) Nuaym Bin Hammad Fiten(s.97)
-HRISTIYANLIK`ta kadin:
Hristiyanligin kutsal metinleri: Hristiyanlar hem Tevrat`i (Musa`nin oldugu iddia edilen 5 kitap) hem genis anlamiyla Eski Ahidi (Tanak) hem de Yeni Ahit denilen Incil`i kutsal kabul ederler. Hepsinin toplamina “kutsal Kitap/ Kitabi Mukaddes” derler. 27 kitaptan olusan standart Incil butun hristiyanlar tarafindan Kabul edilir. Katolikler ve Ortodokslar, Deuterokanonikal veya apokrif denilen kitaplar listesini de ek olarak kabul ederler.
Incil, 1. Timotheos 2:11-15 “Kadın sükûnet ve tam bir uysallık içinde öğrensin. Kadının öğretmesine, erkeğe egemen olmasına izin vermiyorum; sakin olsun. Çünkü önce Adem, sonra Havva yaratıldı; aldatılan da Adem değildi, kadın aldatılıp suç işledi.”
Incil, 1.Korintililer 11:5-10 “Erkek başını örtmemeli; o, Tanrı`nın benzeri ve yüceliğidir. Kadın da erkeğin yüceliğidir. Çünkü erkek kadından değil, kadın erkekten yaratıldı. Erkek kadın için değil, kadın erkek için yaratıldı.”
Incil, 1. Korintliler 11:3 “Her erkeğin başı Mesih, kadının başı erkek, Mesih`in başı da Tanrı`dır.”
Incil, 1. Korintliler 14:34-35 “Kadınlar toplantılarınızda sessiz kalsın. Konuşmalarına izin yoktur. Kutsal Yasa`nın da belirttiği gibi, uysal olsunlar. Öğrenmek istedikleri bir şey varsa, evde kocalarına sorsunlar. Çünkü kadının toplantı sırasında konuşması ayıptır.”
Tevrat, Yaratilis 3:16 “RAB Tanrı kadına, “Çocuk doğururken sana Çok acı çektireceğim” dedi, “Ağrı çekerek doğum yapacaksın. Kocana istek duyacaksın, Seni o yönetecek.”
Tevrat, Misir`dan Cikis 21:7 “Eğer bir adam kızını cariye olarak satarsa, kız erkek köleler gibi özgür bırakılmayacak”
Tevrat, Levililer 12:2,5 “Bir kadın hamile kalıp erkek çocuk doğurursa, âdet gördüğü günlerde olduğu gibi yedi gün kirli sayılacaktır……….. Ancak, kız çocuk doğurursa, âdet gördüğü günler gibi iki hafta kirli sayılacaktır”
Apokrif, Sirak 25:24 (“Sirak” isimli kitabi katolikler ve ortodokslar kutsal olarak kabul eder, protestanlar ise etmez. Bu kitap “Deuterocanonical”/apokrif denilen kitaplardan biridir.) “Günah bir kadınla başlamıştır, Onun yüzünden hepimiz öleceğiz”
Apokrif, Sirak 22:3 “İyi yetişmemiş bir erkek çocuğun babası olmak bir utançtır, Bir kız çocuğun doğuşu kayıptır.”
Kutsal Kilise babasi Aziz John Demascene: “Kadin denilen varlik, yanlisligin kizidir, cehennem zebanisidir, barisin dusmanidir”
Kutsal Kilise babasi Aziz Cyprian: “Kadin, seytanin ruhlarimizi ele gecirmek icin kullandigi bir enstrumandir”
-MUSEVILIK`te kadin:
Museviler, Tevrat`i (Torah) Tanak`i kabul ederler bunlar disinda Talmud/Misnalar da Musevilerin kutsal sayilan metinleridir.
Talmud Menahot 43b – 44a, “Yahudi bir adam her gun su duayi etmeli: Tanrim, beni gayriyahudi yapmadigin icin, bir kadin ve bir kole yapmadigin icin sana sukurler olsun!”
Talmud Pesahim 111 a, “Kadinlarin ve kopeklerin iki adam arasindan gecmesi ya da 2 adamin kadin ve kopeklerin arasindan gecmesi yasaktir.”
-HINDUIZM`de kadin:
Hinduizm`de en onemli ve en kutsal metinler 4 Veda Samhita, Brahmanalar, Upanishadlar ve Bhagavad Gita`dir. (Bhagavad Gita, Mahabharata isimli destanin icine sonradan dahil edilmistir) Bu kitaplar Sruti kategorisindedir. Ikinci olarak Puranalar gelir bunlara da Smriti denir. Mahabharata ve Ramayana ise Hint destanlaridir bunlara Itihasa denir, kutsallik bakimindan son siradadirlar. Itihasa metinlerine ekleme/guncelleme yapilabilir bu sayede “jaya” isimli kisa destan, binlerce yildan beri uzerine eklemeler yapilarak gunumuzde dunyanin en uzun destani olan Mahabharata`ya donusmustur. Hinduizm`in cesitli kutsal kaynaklarinda asagida yazilanlarin tam tersi sekilde, kadini oven hatta Tanrica`nin bedenlenmesi pozisyonuna cikaran ifadeler bulmak da mumkundur.
Satapatha Brahmana 14.1.1.31 “Bir Sudra ile temas halinde olmamak, mukemmeliyet, dogruluk ve isiktir. Fakat bir Sudra, bir kopek, siyah bir karga ve kadin ise yanlisliktir, bunlara bakilmamalidir.”
Rig Veda 8.33.17 “Bir kadinin akli. yuksek disiplini kaldiramaz, kadinin akli zayiftir”
Black Yajur Veda 6.5.8.1 “……bu nedenle kadin gucsuzdur, miras hakki yoktur ve kotu bir adamdan bile daha alcakgonullu konusurlar.
Mahabharatta 13:38 “…..Kadinlarin tum kotuluklerin kaynagi oldugu soylenir, kadinlara son derece zayif varliklar gozuyle bakilir…”
Mahabharatta 13:40 “Kadinlardan daha gunahkar baska bir yaratik yoktur; kadin, yakan bir atestir, kadin bicagin keskin yuzudur, kadin bir iluzyondur, bir zehirdir, bir atestir, bir yilandir”
-BUDIZM`de kadin:
Buddhizm`de butun mezhepler ve butun okullar, Tipitaka isimli Palice derlemeyi kabul ederler. Buna Pali Kanon da denir. Pali Kanon, Theravada ya da Hinayana denilen eski mezhep icin en onemli metindir. Buddhizm`in diger buyuk mezhebi olan Mahayana (ve Vajrayana) Pali Kanona ek olarak, “Mahayana Sutralari” denilen yazmalari da kutsal kabul eder. Bu yazmalar Lankavatara Sutra, Lotus Sutra, Diamond Sutra, Heart Sutra, Avatamsaka Sutra, Mahayana Nirvana Sutra, Surangama Sutra, Tathagatagarbha Sutralari gibi metinlerdir.
Tipitaka, Samyutta Nikaya 15 Kassapa vagga 12 “…Sabirli olun kesis Kassapa, kadinlar aptaldir” (Bhikkhu Bodhi`nin Samyutta Nikaya cevirisinde bu bolum SN. 16.10 olarak gecer)
Tipitaka, Khuddaka Nikaya, Kunala Jataka “ Kadinlar, nankor deger bilmez zayif varliklar… Kadinlar kotu kalplidir, kiymet bilmez, hainlerdir……………..butun kadin millet rezildir, utanmazliklarinda limit yoktur”
Tipitaka, Anguttara Nikaya 2.8.10 “Efendi Gotama, neden kadinlar onemli islerde rol almiyor neden onemli isler icin gorevlendirilmiyorlar? Cunku sevgili Ananda, kadinlar nefret doludur, kiskanctir, irfan sahibi degillerdir ve aptallardir…”
Tipitaka, Anguttara Nikaya 3.23.9-10 “Ey kesisler! Zehirli kara yilanlarin 5 ozelligi vardir nedir bunlar? Kirlidirler, hinc ve nefretle doludurlar, zehirlidirler ve dostluklari engellerler. Ayni sekilde kadinlarin da 5 zehri vardir. Kadinlar kirlidir, hincla doludur, nefretle doludur, zehirlidirler ve dostluklari engellerler.
Tipitaka, Digha Nikaya, Sakkapanha Sutta 1.11 “Efendim, burada Gopika isimli Sakyali bir kadin yasardi, Buddha`ya, Dhamma`ya Sanga`ya inanci tamdi. Bu kadin, kadinligini kabul etmedi reddetti ve icinde erkek olma dusuncesi gelistirdi ve oldukten sonra cennetlere gitti sonra da Devalarin ogullarindan biri olan Gopaka oldu.”
Lotus Sutra 11. Bolum “….Dragon kralin kizi cok kisa zamanda aydinlanmaya ulasti………... Sariputra ise buna inanamadi soyle dedi: Bu kadar kisa zamanda aydinlandigina inanmak cok guc. Cunku bir kadinin bedeni kirli ve kusurludur, Dharma icin uygun degildir……………….Kiz ise “gostereyim” dedi ve bir anda butun ilkeleri uygulayan bir adama donustu……………… Bu bolumu okuyan bir kadin varsa, eger bu ogretiyi kabul ederse bu beden onun son kadin bedeni olacaktir ve bir daha kadin formunda dogmayacaktir.
-JAINIZM`de kadin:
Caynizm`in kutsal kitaplari buyuk 2 mezhebe gore degisir. Svetambara isimli mezhep cesitli Cayna sutralarini kabul ederken Digambara isimli mezhep ise, cogu Cayna metninin kayboldugunu savunur onlara gore eldeki en onemli derleme Satkhandagama isimli bir Agamadir.
Satkhandagama “Kadinlar dogustan kirlidir, zararlidir, erkekten asagidir ve kadin bedeninde aydinlanmalari imkansizdir. Kadinlarin aydinlanmasinin tek yolu erkek bedeninde bir daha dogmaktir”
-TAOIZM`de kadin:
Taoizm`in en onemli kutsal metinleri 3 tanedir. Bunlar unlu Tao te Ching (lao zi), Lieh Tzu (lie zi) ve Zhuang Zi`dir. Bu metinlerden baska, olumsuzluk formullerini ve muskalari aciklayan, cesitli mistik rituelleri ve mistik kozmolojileri anlatan ufaktan uzuna cok sayida metin de mevcuttur ancak bunlar kutsallik bakimindan ikinci seviyededir.
Lieh Tzu (lie zi) “Erkek ve kadin arasinda bir ayrim vardir, erkek kadindan ustundur. Bu nedenle erkek olmak, kadin olmaktan daha iyidir”
Zhuang Zi “Tipki gokler ve yer orneginde oldugu gibi… Basta olan yonetir, sonra olan izler. Buyuk olan yonetir, kucuk olan izler. Erkek yonetir, kadin izler. Koca yonetir, kadin uyar.”
-GNOSTISIZM`de kadin:
Gnostisizm`in kutsal metinlerinin cogu kayiptir, gnostisizmle ilgili elimizde Nag Hammadi kutuphanesinden kalma cesitli kitaplar ve Pistis Sophia gibi metinler kalmistir. Gnostisizm`in yapisi geregi, asagidaki ayetlerin tamamen sembolik/felsefi olarak yorumlandigi ve gecmiste gnostik kiliselerin, uygulamada kadin/erkek esitligine onem verdikleri unutulmamalidir. Kadin/erkek ile ilgili benzetmelerde asagidaki gibi kullanim, o donemin ataerkil kulturu ile ilgili olsa gerektir.
The Tripartite Tractate “………….onlar Pleroma`nin biciminde, her birinin yuzu digerinin kopyasi………….hepsi de erkek biciminde, kadinlik denilen hastaligin biciminde degil.”
Zostrianos “Delilikten ve kadinlik denilen tutsakliktan kacin! Erkeklik kurtulusunu secin!”
Dialogue of the savior “Kadinlarin olmadigi bir mekanda dua edin…”
The second treatise of the Greath seth “Bir kadin haline gelmeyin, gelirseniz kotulugu, ayriligi, kiskancligi, kizginligi, bos ve olmayan arzuyu dogurursunuz”
Gospel of Thomas 114 “Petrus, `Meryem gitsin cunku kadinlar sonsuz yasami haketmiyor’ dedi Isa da “Bak ben Meryem`e bir erkek olmayi ogretecegim ve o da aranizda yasayan bir ruh olabilecek. Kadinlardan her kim kendini erkek yapabilirse goklerin kralligina girecektir”
MEVLANA`ya gore kadin:
Mesnevi cilt 4 1620 “Erkeklerin kadınlardan üstün olması erkeğin kadına nazaran daha ziyade sonu görür olmasındandır! Erkek, işin sonunu göremezse işin sonunu görenlere nazaran kadın gibi noksan sayılır”
Mesnevi cilt 6 4320 “Bil ki aklı ve ruhu da zayıf olduğu için kadının rüyası, erkeğin rüyasından daha aşağıdır, daha değersizdir”
Mesnevi cilt 6 4475 “Kadinin hilesinde son yoktur”
Mesnevi cilt 5 2465 “Kadında hayvan sıfatı üstündür. Çünkü kadının renge, kokuya meyli vardır”
KONFUCYUSCULUK`e gore kadin:
Analects 8:20 “Kral Wu, ‘ise yarar 10 tane gorevlim var’ dedi, Konfucyus ise….’Ancak aralarindan biri kadin, dolayisiyla sadece 9 tane ise yarar gorevli var”
SINTOIZM`de kadin:
Nihon Shoki “Biri erkek digeri disi olan 2 Tanri, kari-koca olmak ve bir ulke yaratmak icin adaya gitti…..Biri sola digeri saga gitti, Ikisi yuz yuze geldi ve kadin Tanri ‘Harika! Guzel genc bir erkekle tanistim onun ismi otoko`dur.’ dedi fakat erkek Tanri durumdan rahatsiz oldu ve soyle dedi ‘Ben erkegim ilk once benim konusmam gerekir nasil olur da bir kadin once konusur?’ ve tekrar denediler bu sefer erkek once konustu……………………………………sonra kadin dedi ‘ne guzel bi delikanli’ ama kadin once konustugu icin isler bahtsiz gitmeye basladi tekrar denediler ve bu sefer erkek once konustu”
Nihon Shoki “Gel birlikte soyle bir yemin edelim, bu yemine gore bazi cocuklar dogacak eger bu cocuklar kiz olurlarsa kalbimin kotuluklerle dolu oldugunu dusunebilirsin, eger bu cocuklar erkek olurlarsa kalbimin temiz oldugunu dusun”
Cesitli Ateist/Agnostik filozoflara gore Kadin:
Bu bolumu daha sonra genisletecegim…
Arthur Schopenhauer Über die Weiber “Kadinlarin dogasinda itaat etmek vardir……… Kadinin bir efendiye, reise ihtiyaci vardir.
Friedrich Nietzsche Twilight of the idols “Kadinlar yuzeysel bile olamayacak kadar basittir”
Hegel W.F Hegel, Elements of the Philosophy of Right “Kadin egitime uygundur ancak evrensel yeti isteyen daha gelismis bilimler, felsefe ve artistik cesitli uretimler icin yeterli degillerdir.’
Vefik Sami
17-02-2015, 16:15
Incil, 1. Timotheos 2:11-15 “Kadın sükûnet ve tam bir uysallık içinde öğrensin. Kadının öğretmesine, erkeğe egemen olmasına izin vermiyorum; sakin olsun. Çünkü önce Adem, sonra Havva yaratıldı; aldatılan da Adem değildi, kadın aldatılıp suç işledi.”
Adem de havva'ya uymadı mı ?
Adem havva'ya inanıp yediyse, Havva Şeytandan daha tehlikeli mi oluyor ?
Bu Pavlus namlı zât-ı Muhterem tam dört dörtlük bir şark kurnazı. Tamâmen şekle müteâllik hususları öne çıkarıp "Hokus-pokus" yapmakta.
Eğer biz iki kişiyi de iknâ etmek - yahut kıssada olduğu şekliyle kandırmak - durumundaysak; evvelâ muhataplarımızı iyi tanımak zorundayız. Bunu yapmışsak şâyet; içlerinden en akıllı olanı muhatap alırız. Eğer o "akıllı" iknâ olursa diğeri sıkıntı yaratmaz. Bu hikâye aslında Havva'nın suç işlemesi durumundan çok, Âdemden daha akıllı olduğu gerçeğini koyuyor ortaya. En azından ben böyle anlamaktayım.
Incil, 1.Korintililer 11:5-10 “Erkek başını örtmemeli; o, Tanrı`nın benzeri ve yüceliğidir. Kadın da erkeğin yüceliğidir. Çünkü erkek kadından değil, kadın erkekten yaratıldı. Erkek kadın için değil, kadın erkek için yaratıldı.”
"Mantık" bakar mısınız ?
Kadın erkekten - Tevrat'a göre eğe kemiği - yaratıldığı için; erkek kadından "üstün" oluyor. Aynı mantığı anlatan bir Kur'an âyeti benim İslâmdan irtidat etmemin en birinci sebebi olmuştu.
"İblis: 'Ben ondan daha üstünüm. Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın' dedi." (Sad:76)
Kur'andaki Şeytan ile, gerçek İncil'e - Matta/Markos/Luka/Yuhanna -sonradan eklemlenmiş Pavlus'un "üstünlük" algısı ne kadar da birbirine benziyor değil mi ? Bu Pavlus "efendi"(!) zaman zaman da kantarın topuzunu kaçırır ve "buyuruyorum" der.
Sen kimsin la ?
MESİH'ten sonra MESİH imanlılarına buyurmak, MESİH'in muazzam öğretişlerinin ortaya koyduğu iman esaslarını es geçip, O'nu sadece "Kurbanlık kuzu" moduna sokarak, bu temel üzerinden yeni bir "din" oluşturup ahkâm kesmek sana mı kaldı ?
MESİH neyi eksik bıraktı ki; sen ortaya çıkıp tamamladın ?
İmanlıları öldürmeye devam etseydin eğer, o cürmünle Rab MESİH'in lütfuna engel mi olacaktın ?
De get işine.
İkile...
Vefik Sami,
Eskiden sadece saçmalıyordun. Şimdi bu saçmalamana edepsizliği de katmışsın ki birbirleriyle fevkalade uyumlu olmuş.
Şu kabul ettiğin İncil'in yazarlarından Luka, kimin öğrencisidir sevgili Vefik Sami? Aynı zamanda Elçilerin İşleri bölümününde yazarı olan bu Luka, söz konusu bölümde Pavlus'un nasıl ateşli bir imanlı, fedakar bir Hristiyan, dürüst bir misyoner ve ölümü göze alacak kadar imanına sadık bir zat olduğunu yazmıyor mu? Yoksa senin kabul ettiğin Luka İncilinin yazarıda mı bir sahtekar?
Sen en iyisi Luka İncilini' de reddet. Zira kendi kendine tasarladığın bu garip Hristiyanlığa pek uygun düşmüyor.
anthemoessa
17-02-2015, 23:08
Sayın Vefik Sami,
Sadece Pavlus'un yazılarında değil, kadınlarla ilgili, kendilerinin erkekten aşağı olduklarını açıkça ima eden ifadeleri Eski Ahit'te de bulabilirsiniz. (Yukarda "hristiyanlık" başlığı altında Eski Ahit'ten de birkaç örnek yazmıştım) Dolayısıyla konu sadece Pavlus'un birkaç mektubu ya da görüşleri değil. İncil'den işinize gelen yerleri kabul edip işinize gelmeyenleri kabul etmeyerek kişisel olarak tasarladığınız hristiyanlıkta Eski Ahid'i kabul ediyorsunuz sanırım. En azından kabul ettiğiniz 4 İncil'de İsa, Eski Ahid'i kabul edip onayladığını söylüyor. Gerçi 4 İncil'i de kabul etmeniz imkansız. Zira Luka açıkça Pavlus'u kabul ediyor, 3 İncil diyelim. :)
Vefik Sami
17-02-2015, 23:19
Vefik Sami,
Eskiden sadece saçmalıyordun. Şimdi bu saçmalamana edepsizliği de katmışsın ki birbirleriyle fevkalade uyumlu olmuş.
Şu kabul ettiğin İncil'in yazarlarından Luka, kimin öğrencisidir sevgili Vefik Sami? Aynı zamanda Elçilerin İşleri bölümününde yazarı olan bu Luka, söz konusu bölümde Pavlus'un nasıl ateşli bir imanlı, fedakar bir Hristiyan, dürüst bir misyoner ve ölümü göze alacak kadar imanına sadık bir zat olduğunu yazmıyor mu? Yoksa senin kabul ettiğin Luka İncilinin yazarıda mı bir sahtekar?
Sen en iyisi Luka İncilini' de reddet. Zira kendi kendine tasarladığın bu garip Hristiyanlığa pek uygun düşmüyor.
Pavlus ile alâkalı tespitlerimi "Pavlus üzerine" başlığında bu foruma astım. Reddiyelerim yukarıdaki iki satır ile sınırlı değil. Kaldı ki, neye-neden karşı çıkmışsam gerekçelerini de yazmışım. Bunun üzerinden gitmek yerine "saçmalıyordun, artık edepsiz de olmuşsun" gibi sadece sahibinin ağzına yakışan sözler üretmek sıkıntılı bir ruh hâlinin göstergesi gibi duruyor.
"Kendi kendine tasarladığın garip Hristiyanlık" diyorsun. Eğer ben kültür kimlikleri ile iç içe girmiş ve adına "din" denen hezeyanlara bağlı kalsaydım, İslâm'ın nesi vardı ki ? İmana ilkesel bakıyorum. Tanrı sözünde yamukluk olmaz. "Dün, dündür" olmaz. Tanrısal hüküm mutlak olmalıdır. Nasıl ki, Âdem'e "Ölürsün" demiş ve Âdem işlediği günahla Tanrsal lütuftan uzak kalmış ve bunun dönüşü olmadığı için kurban/kefâret gerekmişse, diğer hükümler için de aynı mantık söz konusudur. Kitap araçtır, kutsal olmaz. Yazı da araçtır; bunun da kutsallığı olamaz. Çünki her ikisine de müdâhele mümkündür. Müdâhele edilemeyen sadece Tanrı kaynaklı ilkelerdir.
Ben İncil'i bu ilkesellik ışığında değerlendirmekteyim.
Size "saçma" gelmesi beni enterese etmiyor.
Luka şöyle diyor, falanca böyle diyor dan çok daha net argümanlarla gelin isterseniz.
Çünki ben Pavlusu hangi konuda eleştirmişsem, gerekçelerini de yazmışım.
Bu gerekçeler üzerinden gitmek daha mantıklı olur.
"Üzüm"ü bırakıp "bağcı" ya seğirtecekseniz, siz bilirsiniz.
Beyefendi,
Sorum açık ve net. Pavlus'un öğrencisi olup, kaleme aldığı Elçilerin İşleri bölümünde onu yiğit bir misyoner olarak tasvir eden Luka'nın İncilini kabul ediyormusunuz, etmiyormusunuz?
Vefik Sami
17-02-2015, 23:42
Sayın Vefik Sami,
Sadece Pavlus'un yazılarında değil, kadınlarla ilgili, kendilerinin erkekten aşağı olduklarını açıkça ima eden ifadeleri Eski Ahit'te de bulabilirsiniz. (Yukarda "hristiyanlık" başlığı altında Eski Ahit'ten de birkaç örnek yazmıştım) Dolayısıyla konu sadece Pavlus'un birkaç mektubu ya da görüşleri değil. İncil'den işinize gelen yerleri kabul edip işinize gelmeyenleri kabul etmeyerek kişisel olarak tasarladığınız hristiyanlıkta Eski Ahid'i kabul ediyorsunuz sanırım. En azından kabul ettiğiniz 4 İncil'de İsa, Eski Ahid'i kabul edip onayladığını söylüyor. Gerçi 4 İncil'i de kabul etmeniz imkansız. Zira Luka açıkça Pavlus'u kabul ediyor, 3 İncil diyelim. :)
Sanıyorum sizinle bu mevzûda daha önce de karşılıklı yazışmalarımız olmuştu. Benim pavlus'a reddiyelerimi işin içine Tanah'ı da katıp müstehzi bir lisan ile hafife almanız - üç incil vs. - karşılıklı münâkaşa âdâbına uymuyor. Ha, benimle ilgili istediğiniz şeyleri yazabilirsiniz. İnsanlığınız, kişiliğiniz neye müsaade ediyor ise buyurun yazın.
Sn. Bahadır'a da yazdım; ben imana ilkesel bakarım diye. Eski ahitte de kabul etmediğim yığınla çelişki var tabii ki.
Yas 20:19 ‹‹Bir kentle savaşırken, kenti ele geçirmek için kuşatma uzun sürerse, ağaçlarına balta vurup yok etmeyeceksiniz. Ağaçların ürünlerini yiyebilirsiniz, ama onları kesmeyeceksiniz. Çünkü kırdaki ağaçlar insan değil ki kuşatma altına alasınız.
Yas 20:20 Yalnız ürün vermediğini bildiğiniz ağaçları kesip yok edebilirsiniz. Sizinle savaşan kenti ele geçirene dek kesilen ağaçları kuşatma işinde kullanabilirsiniz.››
Bakın burada savaş esnâsında ağaçların kesilmesine bile râzı olmayan Tanrı I. Samuel: 15/3'te ne demiş ?
"Şimdi git, Amalekliler'e saldır. Onlara ait her şeyi tümüyle yok et, hiçbir şeyi esirgeme. Kadın erkek, çoluk çocuk, öküz, koyun, deve, eşek hepsini öldür."
Bu iki farklı emrin aynı kaynaktan gelmiş olabileceğine dâir bir fikriniz var mı ?
Var ise buyurun; biz de nasiplenelim.
Bu Peygamberlik müessesesi Yahudilerde epey etkin.
Zor zamanlarda, savaş zamanlarında "Tanrı" kaynak gösterilerek epey üfürmeler yapılmış anlaşılan. Bunlar da "kutsal kitap"a bir şekilde geçmiş. Şimdi bu çelişkileri aklayıp paklamak için kırk bin çeşit takla atanları bırakıp bana mı gülüyorsunuz ?
Gülünüz, güldürünüz :)
Vefik Sami
17-02-2015, 23:58
Beyefendi,
Sorum açık ve net. Pavlus'un öğrencisi olup, kaleme aldığı Elçilerin İşleri bölümünde onu yiğit bir misyoner olarak tasvir eden Luka'nın İncilini kabul ediyormusunuz, etmiyormusunuz?
Luka İncilinde anlatılanların çoğu, Matta ve Markos İncillerinde de var. Bu tip "tuzak" sorularla nereye varmayı düşünüyorsunuz ? Bu gün İncilde anlatılan kişilerle ilgili net tarihsel veriler yoktur. Sâdece eldeki İncil'e dayanılarak düşünce serdedilmektetdir. Bu da takdir edersiniz ki "iman" meselesidir. Benim iman algım "Kutsal kitap" odaklı değil, Tanrısal ilkesellik odaklı. Çölde denenip kırk gün aç kalan, bu açlığın bitkin düşürdüğü zamanda dahi İblis'in karşısında asla sendelemeyen Rab'bim MESİH'e iman etmişim.
Karnı acıkınca uzaktan gördüğü İncir ağacına gidip, meyve göremeyince de suçsuz-günahsız ağacı lanetleyen, üstelik basit/sıradan bir çiftçini dahi bileceği bilgiyi - Henüz incir mevsiminin gelmemiş olması - bilemeyen mesih'e değil.
Ben hiç kimsenin imanına/inancına saldırmıyorum.
İncili okuduğumda ne anlıyorsam onları paylaşıyorum.
Benim sorularım da açık ve net idi.
Ama görüyorum ki yanından bile geçilmemiş.
Düşündüğüm gibi soruma açık ve net bir cevap verememişsiniz. Zira her fırsatta sövüp,saydığınız Pavlus'un öğrencisi olan Luka'nın İncil'ini açık bir şekilde kabul ediyorum derseniz, Pavlus hakkında söylediklerinizi yemek zorunda kalacaktınız. Kabul etmiyorum deseydiniz de Luka İncilinin paralellik taşıdığı Matta,Yuhanna ve Markos İncillerini de bir bakıma inkar etmek zorunda kalacaktınız ki bu da Hristiyanlığın tümden çökmesi demektir.
Gördüğünüz gibi tek ve basit bir soru bile o kendi çapınızda yarattığınız ''Pavlussuz Hristiyanlık'' şeklinde kendisini gösteren inancınızı sallamaya yetti.
Bu arada İsa'nın ''kaya'' dediği ve ''koyunlarımı güt'' diyerek topluluğa önderlik etmesini buyurduğu Petrus'un mektuplarında, Pavlus'u öven yazılarına hiç girmiyorum bile. İlgili mektuplara bir göz atarsanız görürsünüz zaten.
Yas 20:20 Yalnız ürün vermediğini bildiğiniz ağaçları kesip yok edebilirsiniz. Sizinle savaşan kenti ele geçirene dek kesilen ağaçları kuşatma işinde kullanabilirsiniz.››
Bakın burada savaş esnâsında ağaçların kesilmesine bile râzı olmayan Tanrı I. Samuel: 15/3'te ne demiş ?
"Şimdi git, Amalekliler'e saldır. Onlara ait her şeyi tümüyle yok et, hiçbir şeyi esirgeme. Kadın erkek, çoluk çocuk, öküz, koyun, deve, eşek hepsini öldür."
Bu iki farklı emrin aynı kaynaktan gelmiş olabileceğine dâir bir fikriniz var mı ?
Var ise buyurun; biz de nasiplenelim.
Valla bu bizi ilgilendirmiyor. Biz elde ki verilere göre hareket ederiz. Tanrı kitabı denilen yazılarda o ağaç kesilmesine bile dayanamayan hassas Tanrı, başka zamanlarda ise ''p.çleri Tanrı topluluğundan atın, çocuklara kadar tüm şehri kılıçtan geçirin, taşlayarak öldürün'' gibi emirler veriyor. Bunun sonucunda şöyle bir sonuç çıkıyor;
1)Bu Tanrı fazlasıyla dengesiz ve tutarsız.
2)Tanrı yok ve Tanrı vahyi veya esinlemesi denilen metinler, Tanrı tarafından değil, duruma ve çıkarlarına göre onun adına hareket ettiğini iddia eden kişiler tarafından yazıldı.
Maalesef 3. bir seçenek yok. Sizin yaklaşımınız ise kaçak güreşmektir. İşime geleni kabul eder, işime gelmeyeni ve eleştirilebilir olanları ise reddederim.
Vefik Sami
18-02-2015, 00:58
Valla bu bizi ilgilendirmiyor. Biz elde ki verilere göre hareket ederiz. Tanrı kitabı denilen yazılarda o ağaç kesilmesine bile dayanamayan hassas Tanrı, başka zamanlarda ise ''p.çleri Tanrı topluluğundan atın, çocuklara kadar tüm şehri kılıçtan geçirin, taşlayarak öldürün'' gibi emirler veriyor. Bunun sonucunda şöyle bir sonuç çıkıyor;
1)Bu Tanrı fazlasıyla dengesiz ve tutarsız.
2)Tanrı yok ve Tanrı vahyi veya esinlemesi denilen metinler, Tanrı tarafından değil, duruma ve çıkarlarına göre onun adına hareket ettiğini iddia eden kişiler tarafından yazıldı.
Maalesef 3. bir seçenek yok. Sizin yaklaşımınız ise kaçak güreşmektir. İşime geleni kabul eder, işime gelmeyeni ve eleştirilebilir olanları ise reddederim.
Şahsımla alâkalı "kaçak güreş" nitelemesi yapmak hakkınızdır.
Demek ki; tüm samimiyetimle düşüncelerimi anlatmaya çabaladığım hâlde, sizin vardığınız sonuç bu.
Ama; bunu haketmediğimi söylemek zorundayım.
Buddhizm'de 'Tanrı Fikri'
Bati dunyasinda, Buddhizm'in 'Tanri' ya da 'tanrilar'a karsi olan durusunu ele alan oldukca celiskili gorusler ortaya atilmistir. Pali Kanon uzerinde yapilan calismalar goz onunde bulundurulursa; 'kisilik sahibi tanri', ebedi ve her seyi bilen 'yaratici tanri' gibi fikirler, Buddha'nin soylemleri ve ogretileri ile uyusmamaktadir. Bir diger taraftan, 'sahis barindirmayan tanri', ya da 'ruh' vs. gibi cagirisimlara sebebiyet veren 'egosuz tanri', 'tanrisalligin objesi' gibi fikirler de, Buddha'nin 'anattā' (benliksizlik) ve 'anicca' (gecicilik) gibi ogretileri temelinde, Buddhizm'e harici kalmaktadir.
Buddhist edebiyatinda, bir tanriya olan inanc (issara-nimmana-vada) cokca yer alir ve yasamin sebebini aciklamaya ugrasan diger cogu yanlis felsefeler gibi (ruh, zaman, doganin sebebi, vs.-) reddedilir. Bununla beraber Tanri inanci; 'kamma' (eylem) ve sonuclarini reddetmek, canlilarin kozmik bir iradeye bagli sans eseri olarak tureyislerini one surmek, ya da mutlak determinizm gibi gorusleri ortaya surmek suretiyle erdemsel ve mental olarak yikici 'yanlis gorus'ler kategorisine dahil edilmistir. Bu goruslerin etik idaresine olan etkileri sebebiyle kesinlikle kotu sonuclara sebebiyet veren son derece zararli felsefeler olduklari aktarilmistir.
Bununla beraber, hepsi olmamak uzere bazi 'teist' felsefeler, ahlaki degerleri on planda tuttuklari icin bir nevi 'kamma-ogretileri' babinda dusunulebilir. Bu baglamda, diger herhangi bir canli gibi, iyi niyetli ve erdemli yasam suren bir teist, iyi sartlarda bir tekrar-dogum umabilir. Hâtta, kendi kavramlariyla bagdasan insan-ustu statulerde dahi tekrar-dogabilir. Bununla beraber, belki teolojisi geregince hayal etmis olabilecegi uzere, bu insan-ustu dunya dahi hic bir hal ve sartta ebedi degildir. Sayet teizm, bireyde fanatisizme sebebiyet vermis ise, ornegin kisi; kendi inancini paylasmayanlara karsi dislayici, nefret besleyen, eziyet edici, ayristici, kotu niyetli bir dusunsellige burunmus ise, bu gidisatin da kisinin gelecegi acisindan agir sonuclari olacaktir. Zira fanatik tavirlar, tolore edememezlik ve diger canlilara vahset uygulamak gibi mental ve fiziksel fiiller son derece zararli kammalar olup erdemsel dejenerasyona, haliyle izdirapli bir tekrar-doguma sebebiyet verir. Diger tarafatan teizm, sosyal duzeyde insanlari somurmek acisindan kullanisli bir arac oldugundan kisiye asla tavsiye edilmemektedir.
Tanriya inanc, iyi bir tekrar-doguma imkan tanisa dahi, 'ebedizm'in, yani; en son kurtulusa engel teskil eden 'var olmak icin can atmak' mental eylemi temelinde sekillenen ve hatali bir kabul olan 'daimi var olma' fikrinin bir varyasyonudur.
Teizm, varliga kosullayan zihinsel prangalardan, genel olarak ego-inanci, usul ve rituellere sartlilik, dusunurlerin ya da kesislerin bazi fena hallerine olan arzulari, ya da siradan insanin duyu tatminlerinin kavramsal ifadesi olan cennet arzulari temelinde soz konusu olabilir.
Evreni, kokenini ve insanin dunyadaki durumunu aciklama girisimiyle one surulen Tanri-fikri, gecmisin Buddhist filozoflarinca tamamen mantik disi, ikna edici olmayan, bozuk ve cocukca felsefeler olarak gorulmustur. Bu sebeple cogu Buddhist filozof, yuzyillar boyunca 'yaratici Tanri' doktrinlerini curuten detayli argumanlar formule etmislerdir. Ne var ki, bu argumanlari, gunumuzun bati filozoflarinin Tanrinin varligina dair teolojik deliler curutmeye calisan modern argumanlariyla kiyaslamak akil kari olacaktir.
Samimi bir Tanri inaniri icin Tani-fikri, 'evrenin sebebi' gibi harici unsurlari felsefi olarak aciklama aracindan otesidir. Bu kisi icin tanri inanci, Tanri'nin varligi ya da nerede oldugundan cok, Tanri'nin avutucu ve kendine yakinligi temelinde 'kesinlik' hissiyatini saglamlastirma adina kullanilan bir iman objesidir. Bu kesinlik/eminlik hissiyati ise derin bir irdeleme gerektirir. Zira derin ve durust irdeleme, bu inancin sadece dindar olan kisinin kendine ozgu ve -genellikle asil olan- idealinin izdusumu, hiddetli, coskun dilekleri ve derinlerde hissettigi inanma ihtiyaci oldugunu kendi adina aciga cikaracaktir.
Bu izdusumler ise cogunlukla harici etkilerle kosullanir, ornegin; cocukluk izlenimleri, egitim, gelenek, ya da sosyal cevre. Bu sekilde, kuvvetli bir duygusal vurgunluk ile sarj olunmus sekilde, insanin zihinsel formasyonlar uretimine dair guclu kapasitesi geregince ortaya cikan gorsellik ve mitos yaratimina binaen, dindar kisi, kendini bu imajlar ve kavramlarla -hangi dine bagimli olursa olsun-, tanimlamaya baslar.
Herhangi kendine durust ve sorgulayan samimi bir inanir acisindan, gercegi arama ve anlama gayesiyle yapilan herhangi bir analizde, 'Tanri-tecrubesi'nin bundan daha fazla spesifik bir icerige sahip olmadigi gorulecektir.
Bununla beraber, Tanri-inanci ve Tanri-tecrubelerine dair alan ve ehemmiyetler, yukarida aktarilanlar haricinde de tamamen tukenmemistir. Tum buyuk dinlere mal olmus mistiklerin yasantilari ve ogretileri, bu mistiklerin bilinclerine dair kalitelerde kayda deger degisiklere sebebiyet veren muazzam carpiciliklari olmus dini tecrubelere sahitlik eder. Dua ya da meditasyonlardaki ice isleyen kendinden gecme halleri, mest olma ve keyif beraberliginde, derinleyen, genisleyen, parlaklasan ve gerilimi artan bilinc duzeylerine sebebiyet verebilir. Soz konusu haller ile normal bilincin farkindaligi arasindaki fark o kadar fazladir ki, mistik, bu tecrubelerin 'kutsal tabanin' gorunumleri oldugunu zanneder, dolayisiyla bu fark, soz konusu zanni anlasilir kilmaktadir. Bu tur mistik tecrubeler ayni zamanda coklu duyusal algilarin ya da surekli hareket halinde olan dusuncelerin azalmasina ya da gecici olarak bilinc disi birakilmalarina sebebiyet verir, ve zihnin bu relatif birlesme hali, Tek Tanri'yla bir olma/birlesme seklinde yorumlanir.
Mistik, tum bu deruni izlenimleri, ve spontane tureyen mental yorumlari, mensubu oldugu teolojik sistemin ogeleri ile tanimlar. Su da ilginc bir noktadir ki; mistiklerin mistik tecrubelerini dogmatik yapilandirmalara baglama girisimleri, cogunlukla ortodoks mecralarin reddedegeldigi bazi duruslarin, hali hazirdaki teolojiye monte edilmesiyle sonuclanmistir.
Bu tur dini tecrubelerin altinda yatan psikolojik unsurlar ise Buddhist'e yabanci degildir. Lakin Buddhist, bu tecrubeleri teolojik yapilandirma ve tecrubeler uzerine empoze edilen yorumlardan dikkatlice ayirt eder.
Derin meditatif halden (jhana) cikis esnasinda Buddhist'e yapilan tavsiye, tecrubesini tertipleyen fiziksel ve mental faktorleri, varligin 3 temeli bazinda gozlemlemesidir; anicca (gecicilik), dukkha (izdirap) ve anattā (benliksizlik). Bunun sebebi, meditafif saflik ve bilinc kuvvetinden olaganca sekilde istifade etmektir; aydinlatici icgoru. Fakat bu prosedurun ayni zamanda onemli bir de yan-etkisi vardir, ki; meditator, bireysel tecrubesinden kaynaklanabilecek kontrolsuz duygularin ve dusuncelerin altinda ezilmez. Dolayisiyla, tecrubesine dair gercek ile bagdasmayan mental yorumlardan kacinmaya musait olur.
Bu sebeple bir Buddhist meditator, gelistirdigi bilinc duzeyinden faydalanabilirken, ayni zamanda bu meditatif tecrubeleri gercekten olduklari sey olarak gorur; yani, bu tecrubelerin 'tanrinin kendini bildirmesi' yorumsalligina sebebiyet verecek degismez bir ogeden noksan olduklarinin bilincindedir. Bu sebeple, Buddhist'in hukmu; en ustun mistik tecrubelerin dahi 'kisisel bir tanrinin' ya da 'kisisel olmayan tanrisallik objesinin' varligini bildirmedigi yonundedir.
Bu gibi sebeplerle Buddhizm bazen, serbest-dusunurler veya rasyonelistlerin onaylar nitelikteki yaklasimlari, ya da teistik inanc sahiplerince hor gorulen, ateistik bir ogreti olarak bilinmistir. Fakat, Buddhizm'i 'ateistik' olarak tanimlamak sadece tek bir yonden gerceklestirilebilir; bu da Buddhizm'in, ebedi, her seyi bilen, dunyanin yaraticisi ve yoneticisi bir 'ego-tanri' ya da bir 'egosuz tanrisallik objesi'ni reddetmesi babindadir ve daha oteye gidemez. 'Ateizm' kelimesi ise, 'tanri-tanimaz' kelimesi gibi, cogunlukla hor gorulen bir fikrin imasi olarak sarfedilebilmektedir; ki bu tur bakis acisi Buddha'nin ogretisi ile uzaktan ya da yakindan alakadar degildir.
'Ateizm' kelimesini kullananlar ise, genel olarak bu ifadeyi nihilistik materyalizm gibi doktrinler ile bagdastirirlar. Buddhizm'in ise katiyen bu taraklarda bezi yoktur. Hatta bu baglamda Buddhizm, az da olsa diger bazi dinlere ait ogretilerin kabulu icindedir, ornegin; mutlak tatmin ve sukunet bu dunyada bulunamaz (ki Buddha'nin eklemesiyle; hic bir dunyada bulunamaz, zira her sey 'anicca' (gecici) olup, mutlak tatmin verme yetisinden noksandir, ve total gidisatin dogasi bu tatminsizlik uzerine temellenmekte, bu tatminsizlik sayesinde de dukkha ve sukkha algilanabilmektedir).
Buddhizm'in arka ciktigi spirituel degerler ise, daha ust bir dunyada iyi sartlarda dogum odakli degil, burada ve su anda tum dunyalari tamamen aşmaya odaklidir; nami diger, Nibbāna. Ne var ki bu aciklamayi yaparken, Buddhist spirituel degerlerinin 'ote' ile 'burada-ve-su anda' arasinda herhangi bir ayrim yapmadigina vurgu yapmak gerekir. Zira bu degerler, 'burada ve su andaki' dunyaya kok salmis vaziyette, direkt olarak bu varlikta, en ust farkindaligi tecrube etme amaci gutmektedir. Bu gibi spirituel istemlerin isiginda Buddhism, dunyayi yasanilabilecek daha iyi bir yer haline getirmek icin samimi bir cabaya tesvik eder.
Bir materyalistik felsefe olan 'yok olusculuk' (ucchedavada), Buddha tarafindan 'yanlis doktrin' olarak tanimlanip empatik bir sekilde reddedilmistir. 'Kamma' doktrini, Buddhizm'in olumden sonra yok olmak gibi bir ogretisi olmadigina yeterli kanit sunar. Bu doktrin, ebedi bir ruhun degil, fakat kosullara bagli tureyen mental proseslerin yenilenen-olusumun oznesi olduklarini kabul eder, dolayisiyla, reenkarnasyon ya da transmigrasyon olmadan tekrar-dogumu ogretir. Tekrar belirtmek gerekir ki, Buddha'nin ogretisi, insanliga en sonda soguk bir hiclikten baska herhangi bir umut vermeyen bir nihilizm degildir. Bilakis, bir selamet ogretisi (niyyanika-dhamma), yahut hirs/benmerkezcilik/acgozluluk, nefret ve deluzyonun final imhasi, izdirabin nihai son bulusu, en ustun amac olan Nibbāna'yi farkindalik kabiliyetini getiren cabayi insanin kendisine mal eden bir kurtulus (vimutti) ogretisidir. Nibbāna ise, yok olus anlayisindan fersah fersah uzakta olup, herhangi bir Tanri-fikri ile tanimlanamaz. Cunku Nibbāna, ne dunyanin kokeni, ne ozunde var olan tabani, ne de esansidir.
Buddhizm, ateizmin olduguna inanildigi gibi, dinin dusmani degildir. Hakikaten Buddhizm, kimsenin dusmani degildir. Bir Buddhist, uzun ve damali bir tarihe sahip Tanri-fikri tabaninda temellenen herhangi etik, spirituel ve kulturel degerleri taniyacaktir. Bununla beraber, bir Buddhist, insanlarin sosyal duzeyde guc elde etmelerine dinlerin nasil alet edilebildigini, elde edilen gucun ne denli pervasiz ve vahsice kullanilabilecegini, yani "mutlak sevgi sahibi Tanri'nin" yaratiminda ne gibi sefalet ve izdiraplara sebebiyet verdiklerini ve verebileceklerini gormezden gelmez.
Asirlar boyunca, serbest dusunce, serbest arastirma ve farkli goruslerin ortaya konmasi, 'tanriya hizmet' namina kisitlanmis ve baski altinda birakilmistir. Ve ne yazik ki, bu ve diger olumsuz getiriler henuz tamamen gecmise ait olamlar degiller.
Bir ifade olarak 'ateizm' ise, cogunlukla 'teist' unsurlar neticesinde, ahlaki gevseklige, ya da kutsal tabani olmayan ve zayif temeller uzerine insa edildigi dusunulen 'erdemsel ogelerin' insan yapimi etikler olduguna, ustu kapali dokundurmaci bir tavir cagiristirabilir. Buddhizm acisindan, temel erdem yasalari yasamin kendisinde ve dogaldir. Etki ve tepki kanununun mevcut 6 duyuyu aşan, ne 'kutsal bir yasa verici egoya' ihtiyac duyan, ne de insanin surekli dalgalanan, sosyal olarak sartlanmis minor ahlaki ve geleneksel kavramlarina mahkum olan muhim bir gercekliktir.
Su bir gercek ki; insanligin buyuk bir kisminda kisminda, Tanri inanciyla beraber ahlaki idare icin alisilageldik motivasyon artan sekilde kirilmaktadir. Bu durum, erdemsel ya da ahlaki onermeleri, bilginin genislemesiyle iddialari ve guvenilirlikleri, haliyle zihniyetler uzerindeki gucleri zayiflayan 'kutsal bildiriler' uzerinde temellemenin riskini ortaya koymaktadir.
Su halde, sosyal bir tabanda ortaya konacak etiksel kaidelerin, kokleri sosyal ve kulturel mukabillere dayanmayan ve otonom kaideler olmalari, bireylerin ve kurumlarin guvenliklerini korumalari adina doga ile bagdasir olandir. Buddhizm'in de ortaya koydugu, bu turden bir etik tabanidir.
Toparlarsak; Buddhizm, evrenlerde baska varlik sahalari, uzerinde yasadigimiz dunyaya dair hayatin, ve ortalama insanin cok daha uzerinde bilinc ve yasam duzeyleri oldugunu inkar etmez. Zaten boyle bir seyi inkar etmek, icerisinde yasadigimiz cagda gulunc olur. Bertrand Russell'in guzelce soyledigi gibi: "Evrenin bizden daha iyi bir sey barindirmamasi olasi degildir."
Bununla beraber, Buddhist ogretilerine gore; bu tur ust yasam sahalari dahi, kendi dunyamiz gibi, anicca (gecicilik) kanununa tabidir. Bu tur yasam sahalarinin bireyleri, insanlardan cok ust duzeyde, cok daha guc sahibi, cok daha iyi ve kiyaslanamayacak derecede uzun yasantilari olan canlilar olabilir. Bizim bu ust varliklara 'tanrilar', 'ilahlar', 'devalar' dememiz pek muhim degildir, neticede bu varliklar kendilerini bu isimlerle cagirmamaktalar, bir karincanin sizi tanri olarak cagirmadigi gibi. Bunlar bu evrenin ya da diger evrenlerin sakinleri, bu varlik dongusunun bizimle ortak olan gezinirleridir; ve daha guclu ve ustun olmalari, kendilerini insanin olabileceginden cok daha zeki kilabiliyor olsa da, daha bilge kilmaz. Dahasi, bu dunyalar ve bu varliklarin kendi tanrilari, kendi hukumdarlari oldugunu inkar etmeye luzum yoktur, ki muhtemelen vardir. Ama herhangi bir insan hukumdar gibi, ust yasam hukumdarlari dahi, kendi klasmanlarinda yanlis hukumler verebilirler, tipki yazitlardan Buddha'nin ogretilerince ogrenebildigimiz uzere; ta ki daha bilgini gelip bu yanlis hukumleri aciga cikarsin.
Ne var ki tum bunlar, siradan insanin menzilinde degildir, ve insan hayatina direkt olarak ilgisizlerdir. Burada aktarimlarinin yegane sebebi Buddhist pozisyonunu tanimlama amacidir, herhangi spekulasyon ya da evrene dair arguman sunmus degil. Bu tur bir ise girisme ise sadece dikkati ve cabayi temel objeden alikoymaya sebebiyet verir, ki bu; su anda ve burada bulunan hirs/benmerkezcilik/azgocluluk, nefret ve deluzyonun ustesinden gelmektir.
Nyanaponika Thera
"Cok uzaga bakma ihtiyacinda degilsin
En ust varlik - ne ise yarar?
Burada, mevcut butunde
Kendi vucudunda, dunyanin ustesinden gel!"
-------------------------------------------------------
Sonuc itibariyle, 'tanri-fikri', ego-inanci ve saplatisinin farkina varamayan zihinsellik ile vucut bulmaktadir. Gerci, tanri-fikri, bazi kimseler icin bir yere kadar 'basamak' niteliginde ele alinabilir, ki bunda bir sakinca yoktur. Bugunun Hindu kulturunde dahi, her insan ozgurce kendi tanrisini yaratabilmekte, ve kendini bilinclendirmek adina bu tanrinin duskunu olabilmektedir, ki aslen teizm, felsefik temeli olan pragmatik bir metottur. Insan nufusu gelismeye basladiginda ise, niyeti bozuk kimselerce kotu amaclara alet edilmis kullanisli bir aractir.
Bir Buddhist icin, bilincli bir teist ile bilincsiz teist arasindaki fark, birinin inandigi tanrinin kendi uretimi oldugunu farkinda olmasi, digerinin inancini gercek bellemesidir, nami diger; deluzyon.
Son olarak Tanri uzerine Buddha'dan bir kac alinti yapilmali ki Buddhist pozisyon tam olarak belli olabilsin. Buddha teistik yapilandirmalari ego-inancina ve olgunlasamamis mentalitelere baglar. Bununla beraber mental bunalim/saplanti, fanatisizm ve cogunlukla deluzyon bu yapilandirmalarin getirileridir.
Yaratici-tanri gorusu: Issaranimmānahetu
Acilimi: Bir canli her ne mutluluk, izdirap ya da notr hissiyat tecrube ederse, bu tamamen yaratici Tanri'nin iradesinden kaynaklanir.
Buddha;
MN 101
"Öyleyse, o halde, bir Yaratıcı Tanrı'nın yaratımına bağlı olarak, insan katil olacak, hırsız olacak, erdemsiz olacak, yalancı olacak, iftiracı olacak, tacizci olacak, boşboğaz olacak, açgözlü, kötü niyetli ve görüşlerinde sapkın olacak? Nitekim, bu görüşte, Tanrı'nın yaratımını esas sebep olarak görüp de geri duran için, ne bu işi yaptıracak, ne de şu işi yaptırmayacak, herhangi bir istek, yahut efor, veya zorunlunluk yoktur."
Donemin Issara duskunleri kendilerince ibadet hallerinde iken;
Devadaha Sutta
"Şayet, sevgili öğrenciler, canlılar ızdırap ve mutluluğu, Tanrı'nın yaratımına bağlı olarak tecrübe ediyorlarsa, o halde şu çıplak çilekeşler hakikâten niyeti bozuk bir Tanrı tarafından yaratılmış olmalılar, bu kadar acı çektiklerine göre..."
Bir de Buddha'nin aydinlanma oncesi sahsina atfedilen 2 adet siir verelim, lakin Turkce'de kafiye tutturmak mumkun olmadi;
"Tiksindirici manzaralari gormeye gozleri olan,
Nedendir ki bu tanri yaratiklarini duzeltmez?
Gucunu hic bir limit kisitlayamaz da
Nedendir ki su eli bir turlu uzanmaz?
Neden tum yaratiklari aciya mahkum edilmis?
Neden hepsine hemen mutluluk vermiyor?
Neden hile, yalan ve cehalet kazanir?
Neden kazanir yalan, gercek ve adalet kaybeder?
Seni, tanri, adaletsizlerden sayiyorum,
Dunyayi kotu bir barinak yapan, seni."
"Eger mutlak guce sahip bir Yaratici Tanri varsa
Ve her yaratikta keyif ve izdirap, iyi ve kotu eylem,
Bu Tanri suc ve gunah ile lekelidir
Insan onun iradesini yansitir, baska bir sey yapmaz."
----------------------------------------------------
Devam edecek, katkida da bulunabilirsiniz.
Şüpheci Dinsiz
17-03-2015, 18:41
Sevgili Obi-Wan teşekkürler bu ve önceki başlıklar için.
Yeniden doğum ve karma ile kastedilen olay tam olarak şu mudur?
- Canlılık tekil değil, bir bütün. Her canlı bu bütünün bir parçası.
- Hangi formda yaşadığın değil, yaşadığın önemli.
- Yaşarken diğer canlıların haklarına, huzurlarına özen göster.
- İçinde bulunduğun bedendeki bilinç ölecek, ama yaptıkların başka canlıların yaşamlarına esin olacak, hücrelerin başka canlıların yaşamına besin olacak.
- Bu bakışla, tüm canlılık yok olmadıkça ölüm yok, tekrar tekrar yaşayacaksın, artık hangi formda olursa, veya aynı anda bir çok formda, ama her formda başka bilinçle, diğerlerinden habersiz.
- İyi karma yayıldıysa yeni yaşamlarında bunun yararını göreceksin, kötü karma yayıldıysa zararını.
Sevgiler
Konfüçyüs demişya
Aklı kullanmanın 3 yolu vardır;
1- Çok iyi düşünmektir ki bu en asil olanıdır.
2- Deneyimlemektir ki bu en acı olanıdır.
3- Taklit etmektir ki bu en kolay olanıdır.
Bu liste ne kadar da şahane aslında. İzninizle birşeyler kusayım:)
Yukarıdaki yöntemler aslında birbirinden bağımsız ve ayrı olarak aklı kullanmanın yollarını ifade ediyor gibi gözüksede tam tersi son derece ilişkililer.. Aklı doğru kullanmayı öğreten yolun tarifi bir nevi bana göre. Herhangi birisini kullanarak bir şekilde aklı kullanmış oluyoruz ama aklı doğru kullanmış mı oluyoruz?? Mesele bana göre bu..
İnsan hayatından örnekleyerek şöyle izah etmeye çalışayım. Yeni doğan bebeklerin büyüdükçe yapmış oldukları yegane yöntem nedir? Bana göre hepsinin muazzam bir şekilde yaptıkları tek şey taklit etmektir.. Anneyi/Babayı taklit eder, kelimeleri taklit eder, yürüyüşü yemeyi içmeyi herşeyi taklit eder bebekler.. Bizzat gözlemliyorum şimdi:) daha da büyüdükçe taklit etmeyi bırakır çocuk.. Artık çocuktur ve deneyimlemeye, yeni şeyler denemeye başlar.. karşılaştığı herşey yenidir zaten ve çocuk sadece deneyimleyip sonuçlar çıkarır. Sonra bu sonuçları anlamaz, sorular sormaya başlar.. Sorulan sorular ve bunlara verilen cevaplar düşünmeye götürür veledi/bizi..
Burada düşünme nedir demeden edemeyeceğim? Düşünme aslında adını bizim koyduğumuz bir süreçtir. Bu süreç yukarıda örneklemeye çalıştığım gibi taklit etmek ve deneyimlemekten ve tekrar deneyimlemekten oluşmaktadır.. Bizi bu taklit ve deneyimleme kolaycılığı ve de acısından kurtaran şey ise dildir. Dil taklit/deneyimleme olmadan düşünmemizi sağlayan yegane unsurdur.. Lakin insanlar öbür ikisini uygulamayı çoktan unutmuş olarak yetişiyorlar ve hayatlarını devam ettiriyorlar. Bunları uygulamaya devam edenlerin yaptıklarını ise toplum ve hatta kendileri bile aptallık olarak görüyor :) değildir efenim aptallık bu, aksine bilgeliktir..
Şöyle sonlandırayım; birinden birini seçmek aklımızı bir şekilde kullanmak olur, ama aklımızı doğru kullanmak istiyorsak herbir yönteme sıkıca sarılmamız gerekir diye düşünüyorum.. Nitekim taklit deneyimlemeye, deneyimlemede düşünmeye götürüyor bizi.. Herhangi biri olmadan kullanılan akıl doğru kullanılmıyordur:)
Felâsife
20-04-2015, 12:38
Bu liste ne kadar da şahane aslında. İzninizle birşeyler kusayım:)
Büyük sözler böyle olur, baktıkça insana iham verirler. :)
... Nitekim taklit deneyimlemeye, deneyimlemede düşünmeye götürüyor bizi.. Herhangi biri olmadan kullanılan akıl doğru kullanılmıyordur:)
Normalde dediğiniz gibi önce taklit, sonra deneyim, en sonda da deneyim ve taklit birleşerek, düşünme olur ki bu asildir hakikaten.
Olması gereken budur.
Lakin bazı durumlarda Aşk gibi, ihanet gibi, gerçekler gibi durumlarda, diğer ikisi bypass olup, direk deneyimle karşı karşıya kalınır ki buda çok etkili olur.
Konu başlığına bağlarsak Aydınlanma bazı durumlarda bol acılı, bol şoklu olur ki bu noktada değil aklın doğru kullanımı, kendisinden bile bahsedilmez.
Artık devrede hisler, duyular hatta daha ötesinde seziler olur ki bu noktada akıldan eser bulunmaz.
Ama işler sukunete erdiğinde, fırtınalar geçtiğinde, akıl gene baş aktördür.
Onunla olayları ölçer, biçer, değerlendir, yazarız. :)
Ek makale:Buddhizm'de Tanri fikri (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=542429&postcount=39)
Tüm tanrılar her çağda ortaya çıkan yalancılardır
Değişimden türeyen ızdırabı yok etmeye güçleri yetmeyen alçaklar
Bunlara tapan, hizmet eden ve bunların önünde eğilen
Bu dünyada da hüzün denizinde boğulacaktır
Kesin olarak biliyoruz ki tanrılar yalandır ve gerçek değildir
Şu hâlde aklı olan bu safsatalara inanmaz
Dünyanın kaderi sadece ama sadece sebep ve sonuçlara dayanır
O hâlde aklı olan tanrılara dayanmaz
Nāgārjuna, Mahāprajñāpāramitāśāstra
---------------------------------------------------------
Tanri ne demektir?
Oncelikle 'Tanri' ifadesi ile neyin betimlendigi anlasilmalidir. Bu ifade, 'ezeli ve ebedi' ve 'her seyi bilen', totalitenin sozde yaraticisi ve yoneticisi, teolojik sistemlerde insanlara sozde yasalari tanitan Ustun Varliga isaret eder. Pek cok kulturde farkli sekillerde anlasilmaya musait bu Tanrilar ise genellikle insanlarin iyiligini ister, en azindan insanlar buna inanir. Bu sebeple, nereden geldiklerini bilmedikleri dogmalara tutunur, bu yonde zihniyetler ve eylemler gelistirirler. Zira, sozde tanrilarin diktalarini benimseyen, goya arzularina kavusacaktir.
O halde tanri, bir cesit 'sahsiyet'tir. Boyle bir varligin olup olmadigi ya da nasilliginin cozumu ise tum teist sistemlerde fundamental bir durumdur.
Insan egosunun ozelliklerine sahip sahsiyet-sahibi-Tanri dusuncesine karsin, bazi modern teologlar ise bu kavrami gunumuze uyarlamis ve 'Tanri'yi, bir cesit soyut ilke, ya da iyiligin ozu gibi mecralara kaydirmaya calismislardir.
Aslen bu tur gorusler, ilkin antik Hint Upanishadlarda yer almislar. Bu metinlerde Tanri, Brahman adi verilen soyut ilke/mutlak tabandir. Cogu antik Hint filozoflari soz konusu goruste olmakla beraber, celiskili sekilde Tanri kavramini zaten hicleyen karma felsefesine de sahiptirler. Buddhistler icin ise karma, bir teoriden cok doganin psikolojik tabanda kesfe acik bir dinamigidir. Gunumuz teologlarinin ise karmayi reddeden ancak buna ragmen sozde soyut ilkeyi benimseyen tutumlari ise tonla celiski barindiran felsefi bir cokustur. Buradan da gorulebilir ki; tanri fikri tumuyle, orijinal halinde de oldugu uzere sozde Tanri'yi bir cesit 'sahsiyet' addetmekten turemistir.
Buddhizm, sahsiyet sahibi ustun ve mutlak bir varligi reddetmesinin yaninda, ilke-tanri niteligindeki evrenin sozde soyut tabanini da reddeder. Bu reddiyeler ise, hem yaratici Brahma hem de Brahman uzerine Buddhist yazitlarinda cokca gecen felsefi argumanlar, yani Buddha'nin tanri-yaratimi-evren ya da ilke-tanri modellemelerine dair kritikleri ile desteklenir.
Buddhist felsefesinde tanrilar vardir, fakat bu tanrilar sozde mutlak ve her seyi bilen iman objeleri degillerdir. Bu tanrilar, yine samsaraya mahkum, yani varlik sahasinda ortaya cikabilen bir takim ego-varliklardir. Bunlara tanri denmesinin sebebi ise, insanoglu ile kiyaslandiklarinda ortaya cikacak fiziksel ve zekasal ustunlukleridir. Bir diger ifadesiyle, Buddhist kozmolojisinde bu tanrilar, modern zamanlarin 'uzaylilari' ya da limitsiz totalitenin diger boyutlarinda yasayan varliklaridir. Bunlarin yasadiklari bolgeler uzerine spekulasyonlarda bulunmak yersizdir, -ki Buddhist evreni modern astronominin one surdugunden cok daha buyuk ve limitsizdir- lakin bu canlilarin varligi Buddha tarafindan aciklanmistir, ki bunun temelinde de Buddha'nin, aydinlandiktan sonra goreli varligin ve evrimin potensiyalinin tam idragina varmasi yatar.
------------------------------
Tanri Yalani
Tanri dusuncesini yeren belirgin ve mantikli argumanlardan ziyade, Buddhist ilkeleri ile Tanri kavrami hic bir hal ve sartta paralel gidemez. Orijinal bir Buddha ogretisi olan Paṭiccasamuppāda'ya (kosullu tureyis) dahil olan 'nedensellik ilkesi' cercevesinde Tanri kavraminin hayalden bagimsiz bir unsur olarak gercegin dinamiklerinde barinmasi mumkun degildir.
Fundamental Buddhist gozlemi ve felsefesi; hareket dahilindeki tum fenomenin istisnasiz olarak varligin 3 karakteristigi ile isaretlenmis oldugudur. Bunlar anicca (gecicilik), dukkha (stres) ve anattā'dir (ozu olmayan/benliksiz). Dolayisiyla, goreliligin ve hareketin hukum surdugu bir gerceklikte, tanrilik mertebesi bir hayalden oteye gecmez.
Varligi one surulen Tanrilar ve bu Tanrilarin sozde sifatlari ise bu evrensel 3 gercek ile paralel degildir. Zira bilindik yasami niceleyen mental tabana da bu 3 gercek hakimdir. Sozde tanrilarin gercek manada Tanri olabilmeleri icin, oncelikle bu 3 gercekten muaf olmalari gerekmektedir, ancak boyle olsa idi, 'yaratim' teorisi de zaten curumus olur idi. Zira one suruldugu uzere 'yaratim' ya da herhangi bir eylemin temeli de, ancak bu 3 gercekten tureyen etkilesim ve formasyonlara dair olmalidir, aksi dusuncenin ise gercek dunyada katiyen ne bilimsel ne de felsefi bir temel bulmasi mumkun degildir.
----------------------------------------
Buddha'nin ogrettigi uzere; her canli kendi aksiyonlarinin sonuclarina ulasir: "Kamma, bir varligin kendisi ve sadece kendisi tarafindan yapilir, ve kamma, bir varligin kendisi ve sadece kendisi tarafindan yapilmaz". Doganin dinamikleri ise ego-varligin cehalet yahut bilginlik duzeyini umursamaz, hayat ise buna bagli bir diyalektik ile ilerlemektedir. Yine Buddha'nin ogrettigi uzere varlik o kadar sonsuz, o kadar limitsizdir ki, aydinlanilmadigi surece oldugu gibi idrak edilmesi olanaksizdir. Bu limitsizligi kavramaktan uzak zihniyetler ise kendilerine kulturel olarak ezberletilen kavramlara konuslanir, ve bu deluzyonlar uzerinden kendilerini kimliklendirirler. Tanrilara karsi gelistirilen kosullu hisler, dusunceler, edilen dualar da bu cercevededir.
-------------------------------------------------------
Tanri Inancinin Israri
Gotama'nin aydinlandiktan sonra Tanri-kavramini reddetmesi bundan 2500 yil once idi. Ayni donemde, Hindistan ve orta doguda tek bir buyuk tanri dusuncesi cogunlukla hakimdi. Gunumuzde modern bilim ve fenomenin dogal sebepleri uzerine yapilan kesifler cercevesinde -ki bu sebepler eski caglarda 'tanri'nin aksiyonlari' olarak addedilmekte idiler- Tanri kavrami rasyonel bir sekilde reddedilebilmektedir. Bununla beraber pek cok insan hala Tanri imanini surdururekten bunun insanin icinde sadece kendilerine ozel bir bag oldugunu savunma egilimindedirler. Peki bu fenomene dair Buddhizm'in getirecegi aciklama nedir?
Oncelikle, Buddhist felsefesini bilenler, Buddhizm'in doganin dinamiklerini oldugu gibi kavramak uzerine tertiplenen psikolojik bir disiplin oldugunda hemfikirdirler. Buddha'nin ogretileri cercevesinde, insan psikolojisinin dinamikleri, Dhamma'yi geregince takip eden her Buddhist tarafindan basitce cozumlenebilmektedir.
Tanri imaninda israr edilmesinde pek cok bilissel engebe mevcuttur. Sosyal ve diger pek cok faktor kisinin tanri inancini niceler. Bu durumun kacinilmaz sonucu ise tureyen teistik kurumlardir. Ozellikle gunumuzde ekonomik kaynaklarin tuketildigi yegane mecralardan olan bu kurumlarin suregidisi, ebeveynlerin cocuklarina belli bir dini asilamasi gibi faktorler kisinin hayat algisini belli bir gorus acisina sartlamaktadir, kisi ise bu sartlanmisliklardan tureyen mental eylemler neticesinde, henuz farkina varmamis oldugu egilimlerinin de destegiyle belli zihinsel mecralara yonelir.
Bir diger cekici faktor ise dualar ya da iman ile elde edilecegi umulan icsellestirilmis hayali kurtulus senaryolaridir. Bu son derece etkin senaryolara bagimli olarak tureyen insaniyet suclari ise, kisinin tecrubesinde Tanri'ya hizmet etmek olarak tanimlanmaya kadar varabilir. Bu konuda daha fazla bir yorumda bulunmamiz simdilik gereksiz. Bununla beraber, Buddha'nin kendi donemindeki teistlere, -genellikle gunumuzun populer teolojilerinin tanrisi dengi Brahma inanirlarina- yonelttigi argumanlar karisindaki cokusler, anlayis sahibi insanlar acisindan durumun vehametini ozetlemektedir. Zira bunlar ve gibi argumanlari kendi icinde dahi curutmeye yeltenmeyen bireyin inancinda israrci olmaya devam edebilmesi, mevzunun psikolojik boyutunu betimler niteliktedir. Hayatin 'inanc' cercevesinde ele alinmasi ise, zaten Buddha'nin acikladigi kulturel sartlanmisliklar, yani 'cehalet' yuzundendir.
Buddhist acisindan, tanriciligin koku cehalet ve korkudur, ki nihayetinde korku, sadece cehaletin urunudur. Ateistik materyalizm argumanlari ise bu sebeple insanlarin zihinlerindeki tanri dusuncesini curutmeye yeterli gelmemektedir, zira durumun cehalete dayali psikolojik boyutu cogunlukla gormezden gelinmektedir.
Burada sozu edilen cehalet (avijjā) ise, formel egitim ya da entellektuel ve bilimsel bilgi yiginlari ile giderilecek bir unsur degildir.
Oyle ki, cogu bilim insani da, kendi tanrici yanilsamalarinin tamamen etkisi altindadir. Bu baglamda bilimin ilerleyisi, belki teistik dinlerin ve suregiden dogmalarin etkinligine sekte vurmus olabilir, bununla beraber bilimin felsefi ve bilissel cehalet uzerinde pek de etkin oldugunu soylemek mumkun degil, zira bazilari icin bilim sadece dogmayi tekrar yorumlama yoluna gitmek gibi talihsizlikler ile sonuclanmaktadir.
Buddha, gelisen cehaletin dogasini, kendini aydinlatma ugruna verdigi amansiz mucadele neticesinde cozmustur. Bu sebeple, cehaletin idragina tam olarak varmasina binaen, ulastigi gerceklerin digerleri tarafindan anlasilamayacaginin bilincinde olarak, bu gercekleri ilkin insanlara aciklama yoluna gitmemistir. Fakat nihayet bir zaman sonra merhametinden dolayi felsefesini aktarmis, ve bu gerceklerden 'gozunde azicik toz olanlarin' istifade etmesini saglamistir.
Buddhist gorus acisindan, tarihteki tum kotu neticeleri ile beraber teizm israri, cehalet israrinin zorunlu bir neticesidir.
-------------------------
Entellektuel ve bilimsel bilgiyi ise, 'akil' adini verdigimiz cevherin gelistirilmesinde kullanilabilecek 'araclar' olarak ele almak mumkundur. Aslen gereken ise, zihnin dogru niyet ve farkindalikla gelistirilmesi, kosullardan serbest hale getirilebilmesidir. Buddhizm'de bu yol 'meditasyon' ile gelen icgoruden gecer. Bununla beraber cok yazik ki modern zamanlarda talihsiz sekilde bazi 'meditasyon hocalari' ya da sehir kurumlarinin, Buddhist mentalitesi ve kulturune tamamen zit aksiyonlarda bulunduklarini ve insanlarin cehaletinden kendilerine pay cikardiklarini gorebilmekteyiz.
Gercek Buddhist yolu ise mental farkindalik ile tertip edilen balanstir. 3 asamali bu balans; akil, erdem ve mental hakimiyet uzerine nicelenir. Her asamada es zamanli olarak gelismek, her asamada geregince konsantrasyon, Buddhist yolunun olmazsa olmazidir.
Bu cercevede Buddha, kendi doneminde de kendisinden ders alanlara rehber olarak insanlara degil, sadece Dhamma'ya gitmeleri gerektigini aktarir. Bu baglamda Dhamma'yi tek rehber addederekten final sozleri de; "Kendi kurtulusunuz uzerine efor sarfedin, her formasyon cozulmeye mahkumdur" olmustur.
Sonuc olarak:
Buddha'nin yolu, sayet kisi Tanri-kavrami ile kendini kandirmaktaysa, takip edilemez. Bu yuzden, aydinlanma amaci guden bireylerin tum yapilanmalar uzerine dogru anlayis sahibi olmalari, ilk etapta durustlukten ve aydinlanmaya niyetten gecer. Anlasilmasi gerekir ki, mental dunyada da, fiziksel dunyada da sebebi olmayan hic bir sonuc yoktur.
-------------------------------------------
okudugunuz icin tesekkur ederiz http://s18.postimg.org/fx3t06d7p/Smiley_Tiny_Chinaman.gif
----_--------------------------
Buddhist felsefesinde tanrilar vardir, fakat bu tanrilar sozde mutlak ve her seyi bilen iman objeleri degillerdir. Bu tanrilar, yine samsaraya mahkum, yani varlik sahasinda ortaya cikabilen bir takim ego-varliklardir. Bunlara tanri denmesinin sebebi ise, insanoglu ile kiyaslandiklarinda ortaya cikacak fiziksel ve zekasal ustunlukleridir. Bir diger ifadesiyle, Buddhist kozmolojisinde bu tanrilar, modern zamanlarin 'uzaylilari' ya da limitsiz totalitenin diger boyutlarinda yasayan varliklaridir. Bunlarin yasadiklari bolgeler uzerine spekulasyonlarda bulunmak yersizdir, -ki Buddhist evreni modern astronominin one surdugunden cok daha buyuk ve limitsizdir- lakin bu canlilarin varligi Buddha tarafindan aciklanmistir, ki bunun temelinde de Buddha'nin, aydinlandiktan sonra goreli varligin ve evrimin potensiyalinin tam idragina varmasi yatar.
--------------------------------------
Bu kısmı mitolojilere uygularsak ordaki Tanrıların(birbirinden doğan Tanrılar)da farklı bilinç noktaları olduğunu düşünebilir miyiz?Bu modern bilimle de uyuyor sanırım:evrenin genişlemesi.
Anladığım kadarıyla şahsi ve insansı bir Tanri anlayışı yok,bir bilinç ya da enerji olarak adlandırılıyor Tanri desem yanlış olmaz değil mi?
Vefik Sami
16-05-2015, 13:05
Sn. Obi-Wan;
Muhtemelen soracağım bu soru ile çok karşılaştınız. Ama ben, cevâbı bilmiyorum. Koskoca evrende Sidarta Gautama'dan daha zeki ve arayış içinde birisinin bu aydınlanmacı düşünürden daha evvel ortaya çıkmamış olmasının sebebi nedir sizce ? Buddha'nın dünyaya geliş zamanlaması bir tesâdüfün sonucu mudur ? Böyle ise, "tesadüfi gerçeklik" nasıl olabilir ?
Cevap vermeyi düşünürseniz, lütfen benim anlayabileceğim düzeyde, fazla soyutlama barındırmayan bir cevap olsun.
Saygıyla.
----_--------------------------
Buddhist felsefesinde tanrilar vardir, fakat bu tanrilar sozde mutlak ve her seyi bilen iman objeleri degillerdir. Bu tanrilar, yine samsaraya mahkum, yani varlik sahasinda ortaya cikabilen bir takim ego-varliklardir. Bunlara tanri denmesinin sebebi ise, insanoglu ile kiyaslandiklarinda ortaya cikacak fiziksel ve zekasal ustunlukleridir. Bir diger ifadesiyle, Buddhist kozmolojisinde bu tanrilar, modern zamanlarin 'uzaylilari' ya da limitsiz totalitenin diger boyutlarinda yasayan varliklaridir. Bunlarin yasadiklari bolgeler uzerine spekulasyonlarda bulunmak yersizdir, -ki Buddhist evreni modern astronominin one surdugunden cok daha buyuk ve limitsizdir- lakin bu canlilarin varligi Buddha tarafindan aciklanmistir, ki bunun temelinde de Buddha'nin, aydinlandiktan sonra goreli varligin ve evrimin potensiyalinin tam idragina varmasi yatar.
--------------------------------------
Bu kısmı mitolojilere uygularsak ordaki Tanrıların(birbirinden doğan Tanrılar)da farklı bilinç noktaları olduğunu düşünebilir miyiz?Bu modern bilimle de uyuyor sanırım:evrenin genişlemesi.
Anladığım kadarıyla şahsi ve insansı bir Tanri anlayışı yok,bir bilinç ya da enerji olarak adlandırılıyor Tanri desem yanlış olmaz değil mi?
Boyle dersek Buddhizm'i Panteist mecralara kaydirmis oluruz, fakat makalede de gecen 'varligin 3 karakteristigi' doktrini cercevesinde Buddhizm'i Panteist bir felsefe olarak ele almak mumkun degil diye dusunuyorum.
Felâsife
16-05-2015, 23:28
Tüm tanrılar her çağda ortaya çıkan yalancılardır
Değişimden türeyen ızdırabı yok etmeye güçleri yetmeyen alçaklar
Bunlara tapan, hizmet eden ve bunların önünde eğilen
Bu dünyada da hüzün denizinde boğulacaktır
Kesin olarak biliyoruz ki tanrılar yalandır ve gerçek değildir
Şu hâlde aklı olan bu safsatalara inanmaz
Dünyanın kaderi sadece ama sadece sebep ve sonuçlara dayanır
O hâlde aklı olan tanrılara dayanmaz
Nāgārjuna, Mahāprajñāpāramitāśāstra
Anlaşılan bu abimiz Tanrı olayına bayağı bir kızmış :D
Tabi ..."Dünyanın kaderi sadece ama sadece sebep ve sonuçlara dayanır"... dendiği zaman bu Tanrı olayları da kaderse, yani olması gerekiyorsa, ve olmuşsa, olana bu kadar karşı çıkmak bence tam bir aydınlanma olmaz.
Sonuçta sebep ve sonuç dediğimiz şey, olan şeydir, yani elde olan şeydir, bizatihi yaşadığımız şeydir, olmayan değildir, yani yaşanmayan değildir.
Olmayan bir şeyin sebep sonucuna göre, olan bir sebep sonucu yargılamakta çelişki olmaktadır bana göre.
Yani Tanrı fikri varsa, oluşmuşsa, insanlar buna inanmışsa, burada sebep sonuç ilişkisi es geçilebilir mi?
Madem olan şeyler sebep sonuca göre oluyor, Tanrı fikri de doğru olur o zaman.
Doğru değilse, sebep sonuç diye bir şeye bu kadar bağlanılmaz zaten.
Şu halde sebep sonuç varsa, Tanrı da var demek olur bu.
Ha bu arada ben, fikrimi söyleyeyim de Tanrıyı savunmak durumundan çıkayım, ben bu olaylara bu kadar sebep sonuç ilişkisi üzerinden bakmıyorum, "sebep sonuç" benim için vazgeçilmez bir ilke değil zaten, aksine bu hayatta hükmü bence %50 dir, ötesi değildir, sebepler olduğu kadarda sebepsizlikler de vardır ki böyle bir düşüncede Tanrı kolayca kendine yer bulamamaktadır. :D
Ama biri tutupta Tanrıya inandı diyede onu yargılamam, neticede olması gereken olmuş, o olayında kendince bir takım sebepleri sonuçları vardır.
Hasılı sebep sonucu tam kabul etmem ama ona itirazda etmem, bu abimizse çok kızmış, eğer aydınlanma bu ise ben zifiri karanlıklardayım galiba. :D
İlahimasal
21-05-2015, 12:43
Hoşgeldin obi wan arkadaşım. Ben de bir budistim, çok derinlemesine okuma fırsatım olmadı o yüzden bu çok ilginç ve faydalı bir başlık benim açımdan, katkılarını paylaşımlarını bekliyoruz :)
budistmiş.. meditasyonu nerde yapıyorsun, camidemi
Yıldıztozu
30-08-2015, 04:32
Bu aralar Budizm dikkatimi çekiyor. Obi Wan'ın başlıkları kısmen okudum.
Budizm'i merak edenler için veya yeni başlayanlar için ne önerirsin?
Başlangıç kitabı olabilir belki. Öncelikle kolay anlaşılır kısımlarını ve temel felsefelerini merak ediyorum. Nasıl başlamalıyım ?
Bir de Budizm'de meditasyon ve yoga tarzı hareketlerle ilgili ne yapabilirim? daha doğrusu tek başıma evde mum ışığında uygulayabileceğim şeyler midir? yoksa gereksiz midir veya ben beceremez miyim:)
Greetings, Yildiztozu
Budizm'i merak edenler için veya yeni başlayanlar için ne önerirsin?
Turkce derli toplu kaynak malesef pek yok, bildigim kadariyla Hajime Nakamura'nin Buddha adli kitabini Zeynep Seyhan adli biri 'Budha' olarak Turkce'ye cevirmis, ben okumadim ama herhalde iyi cevirmistir, siparis verebilirsin. Buddha'nin hayati iyi bir baslangic olur.
Başlangıç kitabı olabilir belki. Öncelikle kolay anlaşılır kısımlarını ve temel felsefelerini merak ediyorum. Nasıl başlamalıyım ?
Buddhist okullarini arastirmakla baslayabilirsin, benim bu forumda anlattigim Theravāda'dir (Buyuklerin-ogretisi), en eski Buddhist olusumu. Daha sonralari tureyen tonla okul var ve cogunun pratikleri degisik. Ornegin Mahāyāna'da (Buyuk-vasita) Bodhisattva yemini vardir, ya da Gotama disinda takip edilen Buddhalar vardir. Yine Tibet Buddhizmi, Tantrik Buddhizm, Dzogchen, Bön, Zen vb suruyle sistem var, doguya ilerledikce kultur ve pratikler de degisiyor.
Limitli sayidaki Gandhāra yazitlariyla beraber en eski Buddhist metinleri olan bes adet nikāya ise (Sutta Piṭaka), Vinaya Piṭaka ve bunlarin sonradan eklenen yorumlarini iceren Abhidhamma ile beraber genel olarak Theravāda kapsama alanidir, Mahāyāna/Vajrayāna'da ise Prajñāpāramitāhṛdaya/Kalp sūtra, Lotus sūtra vb. gibi Theravādinlerin pek ilgi duymadigi sūtralar bulunur. Gerci bu sūtralarda da Gotama ya da ogrencisi olan Śāriputta'ya atfedilen sozler yer aliyor. Yine Nāgārjuna'nin 'Madhyamaka'si (Orta Yol) Māhāyana'nin en degerli ve etkin sistemidir, Dhamma gibi śūnyavādadir (inancsizlik/saplantisizlik-ogretisi). On bilgi olarak bunlari verebilirim :)
Dolayisiyla, ilk olarak Buddha'nin hayatini, ikincil olarak bir okul secip bunlardan birini arastirmakla baslayabilirsin derim. Theravāda uzerine bu forumdan fikir edinmen mumkun, sorularin olursa Obi de burada :)
Bir de Budizm'de meditasyon ve yoga tarzı hareketlerle ilgili ne yapabilirim? daha doğrusu tek başıma evde mum ışığında uygulayabileceğim şeyler midir? yoksa gereksiz midir veya ben beceremez miyim:)
Kelime olarak 'birlesme' manasina gelen Yoga, apayri Vedantik bir okuldur, cok eskidir, hatta metinler harici, 15-20.000 yillik bir tarihten bashediliyor Yoga icin. Buddhizm ile Yoga'yi harmanlayan bir sistem olarak Yogācāra mevcut, buna bir bakabilirsin.
Meditasyona gelince; dhyāna(Sanskrit), jhāna(Pāḷi), zen(Japon), zihin ve vucuttan uzaklasmak gayesiyle yapilir, yuzlerce de teknigi vardir. Theravādin Dhamma'nin ilgi alani vipassanā (seyleri olduklari sey olarak gormek) ve samatha (dinginlik) meditasyonlaridir. Nikāyalarda Buddha bu sekilde ikiye ayirmamis fakat sonraki yorum vblere dayanarak mevcut sistem bu sekilde gelistirilmis. Yoga'da ise yine tum sādhanā pratikleri nefes uzerinedir, sozunu ettigin vucut hareketleri ise efektif sekilde toksinleri atmaya yoneliktir, tabi ki bunlar belli bir diyet ve yasam tarzinin destegini de gerektiriyor.
Vipassanā uzerine Turkce surayi (http://vipassanameditasyonu.blogspot.com/2010/10/vipassana-meditasyonu.html) okuyup fikir edinebilirsin.
Anlamadigin mevzular olursa sor http://s18.postimg.org/fx3t06d7p/Smiley_Tiny_Chinaman.gif
Yıldıztozu
30-08-2015, 14:55
Teşekkürler. Faydalı oldu.:)
Meditasyon yapan bir arkadaşım bana, bedeninin dışına çıktığını ve vücudunu dışarıdan izlediğini falan söylemişti. İlgimi çekti.
Vipassana hareketleri biraz bizim namaza benzemiş, secde falan var, kesin müslümanlar budistlerden çalmıştır..:)
Budha'nın hayatını veya öğretilerini anlatan bir kitap bulup okuyacağım. Okullar daha kapsamlı gibi görünüyor, onları da senin başlıklardan okurum artık.
http://s18.postimg.org/fx3t06d7p/Smiley_Tiny_Chinaman.gifhttp://s18.postimg.org/fx3t06d7p/Smiley_Tiny_Chinaman.gifhttp://s18.postimg.org/fx3t06d7p/Smiley_Tiny_Chinaman.gifhttp://s18.postimg.org/fx3t06d7p/Smiley_Tiny_Chinaman.gifhttp://s18.postimg.org/fx3t06d7p/Smiley_Tiny_Chinaman.gif
Vipassana hareketleri biraz bizim namaza benzemiş, secde falan var, kesin müslümanlar budistlerden çalmıştır..:)
Yahu sen daha 1, 2 sene öncesine kadar müslüman değil miydin?
Çok ilginç yemin ederim...
Adam dinden çıkıyor, dinsiz oluyor sonra anında taraf değiştirip müslümanları çalmaklan suçluyor.
Yani olamıcak mı bu müslümanların orjinal bir şeyleri?
İlla arak mı kesin her şey? :)
Hayır kavram kargaşası da var hala.
"Bizim Namaz" diyorsun bir de.
"Bizim namazı, Müslümanlar budistlerden çalmışlar?"
Namaz müslümanlarınsa nasıl senin namaz oluyor?
Eğer namaz seninse, müslümanlar kim?
Eğer sen müslüman değilsen, müslümanlar senin namazı nasıl budistlerden çalıyor? :)
Yıldıztozu
30-08-2015, 18:06
Yahu sen daha 1, 2 sene öncesine kadar müslüman değil miydin?
Çok ilginç yemin ederim...
Adam dinden çıkıyor, dinsiz oluyor sonra anında taraf değiştirip müslümanları çalmaklan suçluyor.
Yani olamıcak mı bu müslümanların orjinal bir şeyleri?
İlla arak mı kesin her şey? :)
Hayır kavram kargaşası da var hala.
"Bizim Namaz" diyorsun bir de.
"Bizim namazı, Müslümanlar budistlerden çalmışlar?"
Namaz müslümanlarınsa nasıl senin namaz oluyor?
Eğer namaz seninse, müslümanlar kim?
Eğer sen müslüman değilsen, müslümanlar senin namazı nasıl budistlerden çalıyor? :)
İnançlıyken dinden çıkan insanlar, daha fazla din düşmanı olabiliyor. Bu durumu psikolojik olarak normal karşılıyorum.
Bizim namaz derken, bizim toplumda ve ülkede yapılan ibadet, bizim dinde değil. Benim dinim yok.
Ayrıca ben hiçbir zaman dindar değildim, sorgulamamış bir inançlıydım. Geçmişimde inancım kendi tercihim değildi. Malum çevre şartları ve toplum düzeni.
İnançlıyken dinden çıkan insanlar, daha fazla din düşmanı olabiliyor. Bu durumu psikolojik olarak normal karşılıyorum.
Bizim namaz derken, bizim toplumda ve ülkede yapılan ibadet, bizim dinde değil. Benim dinim yok.
Ayrıca ben hiçbir zaman dindar değildim, sorgulamamış bir inançlıydım. Geçmişimde inancım kendi tercihim değildi. Malum çevre şartları ve toplum düzeni.
Okey o zaman. :)
Nihilizme yöneliyordun 2-3 ay önce, şimdi Budizm'e yöneliyorsun. Hala aklındaki kargaşalar bitmemiş olarak tahmin ediyorum.
Ziktir edip, hayata odaklanmak bu kadar zor mu acaba diyorum.
Yani uzun süre dine inananların kavram olarak din ve inanç veya anlam arayışları hayatlarında önemli bir yer kaplamaya devam ediyor sanıyorum.
Sen yine iyisin.
Bazıları 50 sene inanmış, 60 sene inanmış şimdi ağzına geleni söylüyor.
Bunun sebebinin de içlerindekini bastırmak için olabileceğini düşünüyorum.
Onun için İslam'ın bireyselliği yanında inanmamanın bireyselliğinin de tartışılması gerek sanırım forumda.
Ben de Jediizm'e ilgi duymaya başlamıştım ki Diyanet'in uyarısıyla silkelenip kendime geldim.. :D
Bu arada foruma neler oluyor yahu? Albino bir forumumuz oldu sonunda.. :)
Ben de Jediizm'e ilgi duymaya başlamıştım ki Diyanet'in uyarısıyla silkelenip kendime geldim.. :D
Yoh Jediism iyi. :) Jediism kafa yormuyor.
Jediist olabiliriz senle.
Eğlenceli de hem.
Sıkılırsak gücün karanlık tarafına geçip, Sith olabülür, Darth Boolean ve Darth Aleph olarak diğer Jedi'ler ile de döğüşebülürük.
http://www.wtae.com/image/view/-/16440590/highRes/1/-/maxh/480/maxw/640/-/jaguqqz/-/Jedi-dog-1.bmp
Yıldıztozu
30-08-2015, 18:31
Ziktir edip, hayata odaklanmak bu kadar zor mu acaba diyorum.
Hayata da odaklanıyoruz canım, işimiz gücümüz din değil:) bu aralar boş vaktim çok. Dinleri artık sorgulamıyorum bile, sadece bildiğim gerçekleri insanlarla da paylaşmak istiyorum.
Bu arada sen bana yazıyor musun Booelan:loco: kadınım dedim diye:laugh:
Yıldıztozu
30-08-2015, 18:37
Başlığı dağıtmamak için Obi Wan'a bir soru sormak istiyorum.
Buddha'nın şöyle bir sözünü okudum; İnsan hayatı aslında acılardan ibarettir; bu acıların sebebi bencil ve doymak bilmez isteklerdir; insanın bencilliği ve istekleri sona erdirilebilir; sonuçta bütün bu doymak bilmez arzu ve iştah ortadan kaldırıldığında, ulaşılan durum nirvana olarak adlandırılır.
Budizm'in temel felsefesi, istememeyi öğrenmek sanırım. Peki o halde bütün arzulardan arınacaksak ve hazları istemeyeceksek, ne isteyeceğiz? Amacımız ne olacak? Hiçbir şeyi istemeden nasıl nirvanaya ulaşacağız? İstememek veya arzulamamak ne demek tam olarak?
Bir şeyi isteyip elde edememek acı verebilir ama hiç istememek de ''vazgeçmişlik'' sendromu yaratmaz mı?
Dinleri artık sorgulamıyorum bile, sadece bildiğim gerçekleri insanlarla da paylaşmak istiyorum.
Demek istediğim sorgulama şeklinde bir şey değil. Bu müslümanların sürekli söyledikleri "boşluk" olayı.
Ayrıca iki durum var;
Tanrı var ve Muhammed diye bir insanı haber için seçmiş.
Tanrı yok, Muhammed kendisi uydurmuş.
Gerisi;
Tanrı Muhammed'e ne demiş? Tanrı neyi yasaklamış? Ne ne emir vermiş? Bunlar bir gerçeği gösterme kategorisine girmiyor bence.
Yoksa Kuran'da şu yazıyormuş, Kuran'da bu yazıyormuş bir önem arzetmiyor hiçbir müslüman için.
Kendi ahlak anlayışları, doğru & yanlış neyse... Bunu da çocukken çevrelerinden ve ailelerinden edinmişler, onları alıyor "din budur" diyorlar geçiyorlar.
Onun için gerçeği göstermek dediğin ancak Tanrı'nın olmadığını ıspatlaman lazım. Bunu yapamazsın.
Muhammed'in peygamber olmadığını ıspatlaman lazım. Bunu da yapamazsın.
O zaman ne yapacaksın?
Sadece Ateist olduğu göstermen yeter. Bu en etkili ol. Alternatif olduğunu görüyorlar çünkü öyle olunca. Özellikle sevdikleri ve değer verdikleri insanların inanmadığını görünce daha etkili oluyor.
Kafaları o zaman dank etmeye başlıyor.
Yoksa sürekli yazıyorlar.
Muhammed 9 yaşında kızla beraber olmuş diye. Müslümanlar bunları ciddiye alıyorlar mı sanki?
İşid'in yaptıkları İslam'da var mı sanki?
Davutoğlu başbakan olmuş, profesör olmuş bir insan.
Onda senin gördüğün gerçekleri görebilcek kafa yok mu sence?
Okumadı mı sence İslam eleştirilerini?
Caner Taslaman gibileri okumadı mı? Bilmiyor mu?
İlahiyat profesörleri?
Başka başlıkta Bedevi yazdı, Troll olduğu için atlandı ciddiye alınmadı.
Din denilen şey "Cennette verilen küçük memeli kızlar" değil sadece.
Dinleri de;
Cenette verilen hurilere, cariyelere, kölelere indirgemek doğru değil.
Müslümanların neredeyse tamamı Cennette verilecek hurileri falan umursamıyorlar.
Yıldıztozu
30-08-2015, 19:13
Muhammed'in peygamber olmadığını ıspatlaman lazım. Bunu da yapamazsın.
Bunu yapabilirim, mantıksal ve matematiksel olarak Muhammed'in peygamber olmadığını kesin bir şekilde ispatlayabilirim.
Müslümanların çoğu bunları bilmiyor, kuran'ı okumuşlardır belki ama yüzeysel okumuşlardır. Bilimden yeterince haberleri yoktur.
Bazı müslümanlar bu çelişkileri görmelerine rağmen inanmaya devam edebilir, onlara bir şey yapamayız. Ama bir de benim eski inançlı halim gibi, gerçekten düşünen ve bilmek isteyenler var.
İşte ben de inanmakta ısrarcı olanlara değil, bilmek isteyenlere yönelik anlatımlar yapıyorum. Dinden soğuttuğum insanlar oldu, yok değil. Boşa gitmiyor yani.
Neyse konu başlığı buna uygun değil, dağıtmayalım. Başka başlıklarda tartışırız gerekirse.
Tamamdır Yıldız Tozu. Başka başlıkta konuşuruz sonra.
Lakin Vedalar nerede reddediliyor onu merak ettim doğrusu??
Eski antik Vedik metinlerin bir kismi kurban gelenegi barindiriyor, o sebeple reddediliyor olmali.
https://en.wikipedia.org/wiki/Animal_sacrifice_in_Hinduism
Eski antik Vedik metinlerin bir kismi kurban gelenegi barindiriyor, o sebeple reddediliyor olmali.
https://en.wikipedia.org/wiki/Animal_sacrifice_in_Hinduism
Hayır, benim merak ettiğim böyle bir reddiye açık bir şekilde var mı özBuddha'nın metinlerinde.. Buddha diyor mu; "vedalar safsata" ya da "tanrılar yoktur"
Budizm İslam'dan daha beter :)
Benim de dikkatimi cekmis bir durum idi, bu sebeple Ibrani teolojisinin Hindu dejenerasyonu oldugu hususunda pek suphem yok; Brahma/Sara.
Sadece farkli kulturel etkiler cercevesinde farkli bir form verilmis, ki Vedik materyal zaten uzerinde cok ugrasilmis bir yapidir, yeni bir teoloji uretmek yerine hazir olani alip sekil vermisler. Devaminda yine Sumer mitleri vb. karisip dallanmaya devam etmis Kurandi vsydi.
Dogru, antik Yunanistan'da da oyle. Milattan sonra filozof uretimi durmus ulkede :)
Kismen dogru Ibrahim konusuna iliskin, ancak Ibrani teolojisinde farkli kultler de baskin, agac kultu, ates kultu vs. yani birden fazla sayida topluluklardan veya eski uygarliklardan da alip sentezlemis gorunuyor.Adam eskiya oncesinde, ondalik usulu ile calisan, sonradan iman ediyor filan. Elbette Sumer, Misir, Asur, eski Mezapotamya vs. bircok topluluk, sekillenmede rol oynamis.
Iste ruhban sinifinin bir kismi veya dini onderler bicakla keser gibi onunu tikayinca, akil tutulmasi donemine giris yapilmis, bilime, felsefeye gereken onem verilmemis. Burada tabi zamaninda yapilan savaslarin vs. de etkisi var.
Hayır, benim merak ettiğim böyle bir reddiye açık bir şekilde var mı özBuddha'nın metinlerinde.. Buddha diyor mu; "vedalar safsata" ya da "tanrılar yoktur"
Budizm İslam'dan daha beter :)
Iste o durum biraz karisik tarihsel olarak. Budizm/Islam karsilastirilmasi konusunda da islemistik.
Budha ilk adiminda peygamber vs. olarak algilanmamis durumda toplum acisindan, ancak tabi ki zaman icinde degise donuse Budizm din halini aliyor. Bu arada yolu cografya acisindan semavi dinlere filan da ugruyor. Putlastiriliyor donem akisi icinde. Sonrasinda gunumuzdeki haliyle din halini aliyor.
Ancak Budha'da, (benim soylemim/dusuncem bu tabi) zihin tanrisina hapsetmis durumda olayi, yani zihnin tanrilastirilmasi gibi bir durum, ote yanda cilecilik unsuru baskin (arzular, dunyevi beklentiler vs.).
Ozunde zaten hepsi ayni dinlere baktigimizda, yani hep bir toplumun birilerini yuceltmesi, kultlestirmesi soz konusu. Hani sansimiz olsa da o sahsiyetlere sorsak filan sanirim gulerlerdi bugune ulasan duruma.
Budizm sonradan din olmuştur öyle ki onun altına oturduğu bir ağaç sanırım orda aydınlandığı için sonradan kutsanmıştır.Ayrıca doğumu Tanrı'dandır .Meryem ve Kutsal Ruh gibi annesinin karnına olağanüstü bir şekilde girmiştir.Efsaneler yani.
Ama Buddhistler icin Vedalardaki kutsiyet anlayisi yoktur
Ancak sonucta, bu sonradan yapilan degisiklik degil mi sevgili Obi-Wan?
Cunku ustte koydugun pasajlarla biraz celisik duruyor, mesela veda yanlilarini, dogru yol uzerinde bulmadigi babinda otekilestirmesi!? Islam'daki sirati mustakim ogretisiyle benzer gibi. Yani o da bir nevi kendini tanrilastirmis gibi.
Kismen dogru Ibrahim konusuna iliskin, ancak Ibrani teolojisinde farkli kultler de baskin, agac kultu, ates kultu vs. yani birden fazla sayida topluluklardan veya eski uygarliklardan da alip sentezlemis gorunuyor.Adam eskiya oncesinde, ondalik usulu ile calisan, sonradan iman ediyor filan. Elbette Sumer, Misir, Asur, eski Mezapotamya vs. bircok topluluk, sekillenmede rol oynamis.
Iste ruhban sinifinin bir kismi veya dini onderler bicakla keser gibi onunu tikayinca, akil tutulmasi donemine giris yapilmis, bilime, felsefeye gereken onem verilmemis. Burada tabi zamaninda yapilan savaslarin vs. de etkisi var.
Iste o durum biraz karisik tarihsel olarak. Budizm/Islam karsilastirilmasi konusunda da islemistik.
Budha ilk adiminda peygamber vs. olarak algilanmamis durumda toplum acisindan, ancak tabi ki zaman icinde degise donuse Budizm din halini aliyor. Bu arada yolu cografya acisindan semavi dinlere filan da ugruyor. Putlastiriliyor donem akisi icinde. Sonrasinda gunumuzdeki haliyle din halini aliyor.
Ancak Budha'da, (benim soylemim/dusuncem bu tabi) zihin tanrisina hapsetmis durumda olayi, yani zihnin tanrilastirilmasi gibi bir durum, ote yanda cilecilik unsuru baskin (arzular, dunyevi beklentiler vs.).
Ozunde zaten hepsi ayni dinlere baktigimizda, yani hep bir toplumun birilerini yuceltmesi, kultlestirmesi soz konusu. Hani sansimiz olsa da o sahsiyetlere sorsak filan sanirim gulerlerdi bugune ulasan duruma.
Buddha'nın Vedalarla işi olmasaydı eğer Budizm din haline gelmezdi.. Muhammed çakalsa Buddha sırtlandır benim demek istediğim.. Yoksa bu şahsiyetlerin hepsi sonradan ekstra şöhretlere sahip oluyorlar, bunun farkında olmayacaklarını düşünmek inanılmaz safça değil mi??
Buddha, kendisi muhtemelen yaşarken de adı peygamber olmasa bile peygamber gibi muamele görmüştü... Şimdiki şeyhlere bakalım; boğaza nazır bir evde yaşamaktansa kendisine hürmet eden ve bir emriyle canını verecek, can alacak müritlere sahip olmak arasında basit bir tercih yapmış insanlardır... Hiç birisi de ben peygamberim, yüceyim, farklıyım demez... Eee bunu demiyor olmaları neyi değiştiriyor??
Mahmut efendinin efsaneleri diye kitap yazarız bea :)
Buddha'nın Vedalarla işi olmasaydı eğer Budizm din haline gelmezdi.. Muhammed çakalsa Buddha sırtlandır benim demek istediğim.. Yoksa bu şahsiyetlerin hepsi sonradan ekstra şöhretlere sahip oluyorlar, bunun farkında olmayacaklarını düşünmek inanılmaz safça değil mi??
Buddha, kendisi muhtemelen yaşarken de adı peygamber olmasa bile peygamber gibi muamele görmüştü... Şimdiki şeyhlere bakalım; boğaza nazır bir evde yaşamaktansa kendisine hürmet eden ve bir emriyle canını verecek, can alacak müritlere sahip olmak arasında basit bir tercih yapmış insanlardır... Hiç birisi de ben peygamberim, yüceyim, farklıyım demez... Eee bunu demiyor olmaları neyi değiştiriyor??
Mahmut efendinin efsaneleri diye kitap yazarız bea :)
Elbette bir miktar safdillik olur, direk olarak boyle bakamayiz insan urunu olmasi sebebiyle, sonucta su da var sevgili turin, bunlar da kendi donemlerini iyi gozlemlemis, duzeltmeye ugrasmis, bu arada taraftar toplamis ve hani seyh ucmaz, murit ucurur benzeri muameleye maruz kalmis da olabilirler.
Budha ve peygamberlik dersen o hikaye daha da karisik tarihsel olarak.. Ona baska baslikta deginiriz. Budha zaten soylu kesimden gelir hayat hikayesine gore..
Tabi ki simdiki seyhler, deve(!), esek mevcudiyetine ragmen matrix gozluklerle Mercedes'e, jetlere binen inen profillerden farkli...
Elbette bir miktar safdillik olur, direk olarak boyle bakamayiz insan urunu olmasi sebebiyle, sonucta su da var sevgili turin, bunlar da kendi donemlerini iyi gozlemlemis, duzeltmeye ugrasmis, bu arada taraftar toplamis ve hani seyh ucmaz, murit ucurur benzeri muameleye maruz kalmis da olabilirler.
Budha ve peygamberlik dersen o hikaye daha da karisik tarihsel olarak.. Ona baska baslikta deginiriz. Budha zaten soylu kesimden gelir hayat hikayesine gore..
Tabi ki simdiki seyhler, deve(!), esek mevcudiyetine ragmen matrix gozluklerle Mercedes'e, jetlere binen binen profillerden farkli...
Değiniriz başka başlıkta ama şunu ekleyeyim;
Muhammed'de soylu bir aileden geliyordu :)
Neva, bir de rica etsem vaktin olunca Buddha postlarini buraya (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=36118&page=7) alabilir misin, mod gucum kifayetsiz kaldi :)
Evet evet alalim, basligi sabote ettik gibi oldu, sohbet guzeldi.
Buddha 8 yapılması/yapılmaması gereken yol saydıysa eğer ne dediyse tersini yapacaksın...
"Dininiz nedir?"
"Abuddhistim ben. Buddha ne derse tersini yapıyorum."
"Dininiz nedir?"
"Abuddhistim ben. Buddha ne derse tersini yapıyorum."
Sadece Buddha'nın dediklerinin tersini mi yapıyorsun??
O zaman senin bir dinin var...
Sadece Buddha dediği için o şeylerin tersini mi yapıyorsun??
O zaman senin bir dinin var...
Kama Sutra bölüm 9
Sadece Buddha'nın dediklerinin tersini mi yapıyorsun??
O zaman senin bir dinin var...
Sadece Buddha dediği için o şeylerin tersini mi yapıyorsun??
O zaman senin bir dinin var...
Kama Sutra bölüm 9
Ciddi ciddi okuyonuz ve biliyonuz bunları ha... Kamasutra falan... Bu kadar şeyi niye biliyosunuz ki yani? Forumda da var başkaları.
Tarih biliyorlar. Felsefe biliyorlar. Dinleri biliyorlar. Kuranı ayet ayet biliyorlar. İslam tarihini biliyorlar.
Nasıl biliyorlar bu kadar şeyi hayret.
https://en.wikipedia.org/wiki/Sarasvati_River
https://en.wikipedia.org/wiki/Saraswati
Sara'nın anlamı prenses de acaba onla ilgili mi diye düşündüm Tevrat'taki hikaye.
Sara'nın anlamı prenses de acaba onla ilgili mi diye düşündüm Tevrat'taki hikaye.
Sanskrit'te Saraswati'nin kelime anlami "akip giden/akis halinde olan öz", ayni zamanda Brahma'nin karisidir :) Rigveda'da Sárasvatī, Ghaggar (Hacer) olarak da geciyor.
Sanskrit'te Saraswati'nin kelime anlami "akip giden/akis halinde olan öz", ayni zamanda Brahma'nin karisidir :)
Tevrat'ta alta yazmışlar Sara prenses almanına gelir diye siz de ikisi arasında benzerlik kurunca etimolojiden gideyim dedim.
Hacer kimdir ?Ayrıca Saraswati de başka bir teslisin elemanı gönderdiğiniz linkte yazıyor.
Tevrat'ta alta yazmışlar Sara prenses almanına gelir diye siz de ikisi arasında benzerlik kurunca etimolojiden gideyim dedim.
Hacer kimdir ?Ayrıca Saraswati de başka bir teslisin elemanı gönderdiğiniz linkte yazıyor.
Ghaggar'in tanrisal bir kimligi yok fakat nehir icin kullanilmis bir diger isim bildigim kadariyla, ama Ibrahim-Sare'nin Brahma-Sara oldugunu inkar etmeye luzum yok herhalde :) Tahminime gore Rigveda'yi okuyan Ibraniler Hacer'i de karisi yapmislar. Ismail ve Ishak da yine Sanskrit terimlere dayanir.
Sozunu ettigin teslisin diger elemanlari bildigim kadariyla Laksmi (Vishnu'nun karisi) ve Shakti (Shiva'nin karisi, bir diger adi Durga).
Ciddi ciddi okuyonuz ve biliyonuz bunları ha... Kamasutra falan... Bu kadar şeyi niye biliyosunuz ki yani? Forumda da var başkaları.
Tarih biliyorlar. Felsefe biliyorlar. Dinleri biliyorlar. Kuranı ayet ayet biliyorlar. İslam tarihini biliyorlar.
Nasıl biliyorlar bu kadar şeyi hayret.
Kamasutra bilinmez mi ya?
Yoga, plates falan halt yemiş yanında..
:bounce::whip::tinfoil3:
"ictenlik"
29-09-2017, 12:16
..
26 ve 30 uncu postlar özellikle yukarı ilk başlığa kısayol ya da tümden, azdan taşınabilir.
güncellenecek yazısı çıkıyor ve konuyu okumak için 3 sayfa atlamak gerekiyor..
-----
bir de tersi dinamik- hep insana kadar
insana kadar olan varlık
insanı ortaya koymadık mı?
insan, kendini, doğa üstel koyduğu, (tanıdığı ve tutuğu) kadar, -doğal arasal ve tam ortaya mı koymalı?
alt doğa gibi üst doğa ve
üst -insan ve üst varlık/lar
insan bir ara form ara tür -orta tür ise ve tam ortada ise?
biz doğaya göre üst türüz..-kendi doğamızın üstü
insan ara geçişlilik değil midir?
evrimsellik -süreklilik- ya da her ne onanıyor ise hareket ya da diğeri, insan nerededir?
insan aradadır.. nerededir
bi yerlerdedir.. nerededir
üstte midir?
doğanın çatışkısı, altı doğanın çatışkısı, hep insana doğru, insana kadar diyoruz
insanın çatışkısı yukarısı ile ise düşününü belki de sertçe tutmuyoruz ;
belki de üst doğa var
belki de yoksa da var/ilüzyon deyip kurtulalım o halde..
aşağıda iki tip alt varlık ve iki alt gerçek görmek gibi yukarıda tersi üst denge görmek benzeri ara formik bir düşünce yapılanması içinde düşüncemiz çalkalanırsa ne olurdu?
ve olası yukarısını; bir alt boşluğu gibi
ters üst boşluğu
gerçek katları;
üstel de katlı gerçek;
yukarı katlı gerçek;
Felâsife
30-09-2017, 05:12
..
insan bir ara form ara tür -orta tür ise ve tam ortada ise?
biz doğaya göre üst türüz..-kendi doğamızın üstü
Ortada isek altımızın üstü durumundayız ama bu genede üstümüzün altı durumumuzu değiştirmez.
Yani henüz daha kendimizin üstü durumda değiliz. Altız. Ama ona doğruda gidiyoruz, bu kadar gelmişsek bu dahada gideceğiz anlamına da gelir.
Bu insan olarak bir tekamülde değil aslında, sadece insan olmak meselesi mesele.
Daha üst olduğumuzda kanatlarımız olmayacak veya gece görüş filan olmayacak, teknik desteklerle olan zaten adı üstünde teknik, bunlar bizi daha fazla insan yapmaz. Onlar olsun olmasın MANTIK değiştirmedikçe, hayatı anlamadıkça kendimizin altından ezileceğiz. Ezik olacağız.
Ta ki ne zaman insan olmak bilincine sahip çıkarız, bunuda "şimdiden yaparız, karar veririz", o zaman doğamız oluruz. Kendimiz oluruz. O zaman alt-üst meselesi de kalmaz.
Aslında böyle alt-üst diye bir ayırımda yok, ama MANTIK meseleyi idrak edemediği için, tekamüle bel bağlamışız.
İnsan, insana tekamül eder mi?
Zaten olduğun şeysin, olmadığın şey değilsin, insansın; daha ne kadar insan olacaksın!
Kendini bulan, daha ne kadar kendini bulabilir ki?
Dediğim gibi şimdi eziğiz ve eziklik bilinciyle saçma sapan işlere de imza atmaya devam edeceğiz, ediyoruz.
Sevgiler
Yıldıztozu
11-04-2021, 15:39
budizme sempatim var.
konfora yönelik bir felsefe olarak görüyorum budizmi.
rahat nefes almak, dingin bir hayat vs.
stresten uzak.
ama şu ''arzulardan arınmak'' kısmı tartışmaya açık.
arzu duymak acı yaratıyor olabilir.
fakat arzu duymazsak ne için yaşayacağız sorunuyla karşılaşırız.
arzusuzluk motivasyonsuzluğa sebep olabilir.
Yıldıztozu
21-04-2022, 20:10
Budist olmaya niyetim var.
Budizmi bir din olarak değil felsefe olarak görüyorum.
Türkiyede bir budizm derneği falan var mı diye baktım bulamadım.
Foruma bir budist gelse de tanışsam.
Yoga kursuna giderim belki oralarda vardır.
"ictenlik"
21-04-2022, 23:25
Her ne kadar bilindik anlamda batının bireyci kültürünün ve değerlerinin özümsendiği öznelerde zihinsel uğraşla Budizmin sınırlı felsefi kavranmasının olanaklı olabileceğini düşünsem de bunun sınırlamaları olacağına inanıyorum
Budist olmak istediğinizi sanmıyorum. Materyalist, kapitalist bir bireysin nihayetinde. Yanlışsam düzeltiniz lütfen!.
Budizm, sufizm bunlar materyalden uzaklanmayı hedefleyen bireylere yönelik öğreti ve yaşam tatbiki içerir. Fiilen bu mümkün değil. Hem kapiralist, hem budist olmaz yani... Olsa dükkan senin. Dost acı söyler. Karar gene de senin.
Hülasa, kendine din arıyorsan güzel, ama sana uymaz. Sen parayı ver, bul bir yoga merkezi yoga yap eniyisimi... :pound:
Yıldıztozu
23-04-2022, 09:29
:pound::pound:
Doğru önceliğim kapitalizm. Ama B planım da budizm. Yani parayı bulamazsam budist takılırım:D
Birinde açgözlülük diğerinde arzulardan arınma bulunması zıtlık yaratıyor.
Aslında istediğim şey kontrolün bende olması. Mümkün olduğu düzeyde kontrolün bana ait olmasını istiyorum. Her ikisinin ortak yönü bu olabilir.