PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Olumsuz...


sosyalist18
19-02-2007, 21:13
http://www.kurtuluscephesi.com/kurcep1/kcfoto/ulas.gif
Ulas'in elinde mavzer
Mavzeri türküye benzer,
Bizimkiler böyle ölür
Böyle ölür bizimkiler


Tohumlar dustu topraga
Donandi yesil yapraga
Kurban olam kurban olam
Seni yaratan topraga


ULAS BARDAKÇI
1947 / Hacibektas - 19 SUBAT 1972 / Istanbul

Unutulmadin,Unutulmayacaksin.

engels
19-02-2007, 21:33
Saygı ve Devrimcilikle anıyoruz... *Fikirleriniz ölmedi ölmeyecek....

commandante
20-02-2007, 16:55
ulaş bardakçı ve yaptıklarını destekleyen unutmayanlara sesleniyorum bu konuyu güncel tutmaya davet ediyorum

mhmd
20-02-2007, 17:18
Sn. Arkadaşlar,

Güncelliği ve unutulmaması; sadece adını anarak ve arkasından duygusal bir iki şiir söyleyerek sağlanabileceğini zannetmiyorum.
Benim gibi konunun acemisi insanların meraklarını, haklı gördüğünüz tarafların açılımını vermek durumundasınız.
Mesele isimlerin yaşaması değildir. Olayların bilinmesi, fikirlerin güncellenerek irdelenmesidir kanımca.
Sizin tarafınızda olmayan biri olarak bulabildiklerim;

"Cem Çobanlı'nın derlemesidir.

Ulaş Bardakçı: 1947 yılında Nevşehir'in Hacıbektaş kasabasında doğdu. ODTÜ'de okudu. ABD'nin Ankara büyükelçisi Robert Komer'in makam aracının ODTÜ bahçesinde yakılması eylemine katıldı (15 Ocak 1969). Fikir Kulüpleri Federasyonu (FKF) içindeki tartışmalara aktif biçimde katıldı. Gençlik arasında Milli Demokratik Devrim (MDD) tezlerinin etkisinin artmasında önemli bir rol oynadı. Devrimin ancak savaşçı bir partiyle mümkün olabileceğini savundu. THKP-C'nin kuruluşuna katıldı ve parti tezlerinin ortaya çıkmasında etkili oldu. THKP-C'nin ilk genel komitesinde yer aldı ve para, malzeme bulma işleriyle görevlendirildi. THKP-C'nin ilk silahlı eylemi sayılan Küçükesat Ziraat Bankası (Ankara) soygununa katıldı (12 Şubat 1971). İstanbul'da, İsrail başkonsolosu Efraim Elrom'un kaçırılması eyleminde yer aldı (17 Mayıs 1971). 19 Şubat 1972 sabahı İstanbul'da Arnavutköy'de öldürüldü.
(Kaynak: "Türkiye Solu Sözlüğü - Solun Yüzyıllık Öyküsü", İnönü Alpat, Mayıs Yayınları, İzmir 1998. Daha ayrıntılı yaşam öyküsünü, aynı yapıtın 2003’te yayımlanan genişletilmiş 2. baskısında okuyabilirsiniz.)

Dava ve eylem arkadaşı Ülkü Sağır anlatıyor:
"Anılar fazlasıyla özneldir. Birisiyle ilgili anılarınızı anlatırken (özellikle de o kişiyle çok uzun yıllar bir arada yaşamamış ve çok farklı şeyler paylaşmamışsanız) aslında kendinizi anlatıyorsunuzdur. Zira belli bir anda, belli koşullar altında o kişinin sizin belleğinizde yarattıklarıdır anımsadıklarınız. Olaylar için de aynı şeyler geçerlidir. Aynı olayı yaşayan kişiler çok farklı öyküler anlatır size. Bu nedenle anılarımı anlatmaktan hep kaçınırım. Ne var ki, 70'lerde başkaldırı ve özgecilik ateşini tutuşturmuş ve bu ateşte can vermiş dostlarımızı anarken bu anılara başvurmak kaçınılmaz olur.

"Bernard Shaw bizden uzakta olan yakınlarımızın kötü yanlarını anımsayarak kendimizi avuttuğumuzu söylese de, benim anımsadıklarım sadece hoşluklar. Özellikle de Ulaş'la ilgili olanlar böyle. Belki de Mahir'le çok kısa bir süre bir arada kaldığım ve onun THKP-C'deki bölünme nedeniyle son derece gergin olduğu bir dönemi paylaştığım için, onunla sadece bir poker oyununu anımsıyorum. Birisinden ya da birilerinden haber beklerken çalışamayacak kadar gergin olduğundan (o sırada Kesintisiz Devrim yazısını yazıyordu) poker oynamayı önermişti. Evde Ulaş ve Ziya dışında kimse olmadığından zorunlu olarak beni de oyuna kattılar. Birisi bana pokerin temel kurallarını anlattı ve önüme fasulyeleri koydu. Oyun, görünüştü gayet iyi gidiyordu ancak bir terslik vardı. Genellikle ben kazanıyordum. Önce acemi şansı deyip geçtilerse de, Mahir işkillenmişti. Yine kazandığım bir elden sonra kağıtlarımı görmek istedi. Ben de gösterdim. Oyunu açmak için gereken kağıtlar değilmiş meğer! Ulaş gülmekten kırılıyordu ama Mahir hiç de işi hafife almamıştı. Sorgulanmam sürdükçe oyun boyunca elimdeki kağıtların değeri ne olursa olsun hiç pas geçmediğim ve her oyunu sonuna kadar sürdürdüğüm anlaşıldı. Kağıtların değerini bilmiyordum, açıkçası fazla da aldırmıyordum! Oyunu ciddiye almadığım için Mahir oldukça kızgındı ama bensiz oynayamayacakları için de bir pazarlık yapıldı. Bundan böyle elimde uygun kağıtlar olmadıkça oyunu açmayacaktım. Bu kurala ne kadar uyduğumu anımsamıyorum, ancak Mahir'le bir daha poker oynamadığımı biliyorum.

"Ulaş ise Mahir'den farklıydı. Onun gergin ya da sinirli olduğuna hiç tanık olmadım. Üstelik Ulaş'la iki ayı aşkın bir süre aynı evde kaldık. Her şeyde eğlenceli bir yan bulabiliyordu. Kardan ve düşmekten ödü kopan, bu nedenle koluna sımsıkı yapışan bana, eğer kayıp düşersek patlayacak el bombalarıyla (ceplerinde en az iki tane vardı) ne hale geleceğimizi anlatırken bile sokağı çınlatan kahkahalar atmama (hiç dikkat çekmememiz gerektiğini belirtmeliyim) yol açan ve bundan hiç rahatsız olmayan bir Ulaş anımsadığım. Yere serdiğimiz şilte benzeri nesnelerde uykuya hazırlanırken açıkta kalan sırtını örttüğümde, bu kez benim sırtım açık diye kalkıp beni örten ve bu karşılıklı örtme eylemini komedi haline getirip evdeki diğer kişileri çileden çıkaran bir Ulaş. Blöflü pişti oynarken, polislerin evde en az 7 kişi olduğuna inanmasına yol açacak kadar gürültü yaptığımız ve güldüğümüz bir Ulaş. Kişiliğini başka hiçbir söze gerek kalmaksızın anlatabileceğine inandığım bir anekdot da şu olsa gerek: Polisle çatışıyoruz. Hedef falan gördüğümüz yok. Öylesine ateş ediyoruz. Benim küçük bir silahım var. Birkaç ateşten sonra tutukluk yapıyor, hemen Ulaş'a koşuyorum, gayet sakin alıp düzeltiyor. Bu birkaç kez tekrarlanıyor. Hiçbirinde en ufak bir sabırsızlık ya da bıkkınlık belirtisi göstermiyor. Bir ara dışarıya atılan el bombası kapalı olan panjura çarpıp odaya düşüyor. Ulaş yerinden fırlayıp bana doğru koşuyor ve üzerime kapanıp beni korumaya çalışıyor.

Anılar özneldir demiştim. Doğrudur. Anımsadıklarım bende iz bırakanlar. Yine de Ulaş'ın koşullar ne olursa olsun çevresindeki insanlara sunduğu sevgisini, özgeciliğini yeterince kanıtlayacak nitelikte anılar. Yaşadığım sürece onu bu özellikleriyle anımsayıp seveceğim."

(Kaynak: Cumhuriyet gazetesi, yazı dizisi: "Arkadaşları Anlatıyor", Oral Çalışlar, 7 Mayıs 2002)
http://istanbul.indymedia.org/news/2006/02/104460.php

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın

20-02-2007, 18:22
İstanbul'da, İsrail başkonsolosu Efraim Elrom'un kaçırılması eyleminde yer aldı (17 Mayıs 1971

Efraim Elrom olayı sadece bu sözle geçiştirilemez. Kaçırdıktan sonra sakladıkları evde kafasına silah sesi duyulmasın diye yastık dayadıkları ve sonrasına tabancayla beynini patlattıkları da söylenmeli.

Ulaş ve arkadaşları bir kahraman değillerdi, en azından ben böyle düşünüyortum. Bir ülkenin elçisini nedeni her ne olursa olsun kaçırıp, şantaj yapıp, ardından da beynini patlamanın övünülecek hiç bir yanı olmaz. Kusura bakmayın ama Ulaş ve arkadaşlarının yaptığı açık şekilde terörizmdir.

Yukarıda bir banka soygunu anlatılıyor ve adeta kahramanlık öyküsü gibi. Arkadaşlar bunları aşalım lütfen. Adam kaçırmanın, banka soymanın, silahlı şantajların savunulacak hiç bir yanı yoktur. Bunlar yakın tarihimizde görüldüğü gibi askeri darbeleri ve ülkücü hareketi güçlendirmekten başka işe yaramamıştır.

Aynı şekilde Mahir Çayan ve arkadaşlarının görevleri icabı Türkiye'de bulunan ve savunmasız İngilizleri kaçırmaları eleştirilmelidir. Bunlar kanımca net şekilde terör eylemleridir.

Ancak tüm bunlardan devletin haklı ve doğru tarafı temsil ettiği fikrinde olduğum sanılmasın. Aynı dönemlerde (şimdi de çok farklı olmamakla birlikte) devlet te en az marxist teröristler kadar terör uygulamışlardır. Örneğin jandarma, Çayan ve arkadaşlarını kıstırdıkları evde üzerlerine ateş açmadan evvel gerekirse günlerce ablukaya alamaz mıydı? Gerekirse haftalarca da yapabilirdi bunu devlet. Sonuçta açlık ve susuzluktan teslim olmak zorunda kalacaklardı Çayan ve arkadaşları. Ancak devletteki hoşgörüsüzlük, insan haklarına saygısızlık o kadar yoğundu ki şiddete karşı şiddet politikası izlendi.

Deniz ve arkadaşları da idam edilmemeliydi. Ancak bunlar yapılmadı. Öldürülünce de kahraman oldular. Demokratik ve insna haklarına saygılı bir devlet vatandaşı terör yapsa bile ona terörle karşılık vermez.

Marxist teröre terörle karşılık vermek marxist terörü geriletmedi. Daha da büyüttü. Bu nednele asıl hatayı bu gençlerimiz değil devlet yaptı. Gençler hata yapabilir yanlış düşünebilir, hoşgörüsüz de olabilir ancak devlet olamaz, olmamalı. Barış ve demokratik bir ülke için devlet, vatandaşından daha ileride, daha hoşgörülü, daha olgun olmalı.

commandante
20-02-2007, 19:27
sevgili mhmmd
aşağıdaki linkte konu üzerinde durmaya çalışmıştım eğer bakarsan görürsün dostum



http://www.turandursun.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=5393

sosyalist18
20-02-2007, 20:47
Sayin Cem bu bir savastir.
Cannakkale'ye gelen Masum bir anzak askerini 'Masumeyitine' ragmen oldurulmesi terormudur???
Yontem farkli olabilir,ama soylemekten cekinmiyorum net bir sekilde Ulke emperyalzm tarafindan halen isgal altindadir Turk polis *ve cogu devlet kurumlari bunun
piyonlugunu yapmaktadir.Ve bunun bilincinde olan Size gore Terorist bana gore KAHRAMAN olan bu insanlar bunun ayirmi yapmistir.Kim icin Kiminle mucadele?
Olen polis masum olabilir ama hizmet ettigi kurum masum degil!
Elci fiilen masum olabilir,Ama masum olmayan amac icin elcilik yapiyor!

21-02-2007, 12:35
Elçiler, savaş koşullarında bile öldürülmezler. Nitekim Hitler gibi bir dikatatör bile savaştığı ülkelerin elçilerini öldürtmemiştir. Savaş koşullarında elçiler en fazla ülkeyi terk etmeye zorlanırlar.

Ayrıca savaş olabilmesi için öncelikle en azından tek taraflı savaş ilanı gerekir. Yani sizin THKP-C'cilerinizin İsrail'e savaş açtığını ilan etmesi ve bunu özellikle karşı tarafa *duyurması gerekirdi. Oysa bu durum bildiğim kadarıyla yoktur.

Tüm bu nedenlerden dolayı Elrom cinayeti siyasi bir terördür, vahsettir. Onu kaçıran gençlerin nedenleri her ne olursa olsun bu cinayet lanetlenmelidir. En azından yaşam hakkı İnsan Hakları Beyannamesine göre her insanın hakkı olduğu için. Nasıl ki Hrant Dink'in, Öcalan'ın, Deniz Gezmiş'in veya başka bir insanın yaşam hakkı elinden alınamazsa, bu hak doğuştan edinilmiş evrensel bir hak ise, Elrom'un ve onun gibilerinin de -isterlerse emperyalizmin temsilcileri olsun- yaşam hakları vardır.

mhmd
21-02-2007, 13:48
Sn. Cem,

Olayın çok dışında ve daha yeni yeni öğrenen biri olarak biraz taraf olmadım desem yalan olur.
Bahsetmiş olduğunuz;"Yaşama hakkı" beni aldı o zamanlara yeniden götürdü.
Efraim ELROM'un öldürülüşü/katledilişi, biraz yanlış aksetti gibi.
Bu şahıs, direkt olarak vurulmamış, kaçırılmıştır. Kaçırma işi de, kendilerince haklı davaları uğruna bir amacı gerçekleştirme içindir. Amaç gerçekleşmemiş, bu uğurda ciddiyet gösterisi olarak da bu kişi öldürülmüş/katledilmiştir.
Peki bu kişi kimdir?
Efraim ELROM kimdir, işi ve amacı nedir?

"Karlıbel, ‘Bizi Naziler eğitti’ diyen Oral Çelik’in de bir adım ilerisine giderek, o dönemde hem sağ hem de solun Nazilerin eğitiminden geçtiğini söylüyor. “Bir yandan Türk solu Nazilerle işbirliğine gidiyor, Efraim Elrom’u öldürüyor. Bir yandan Türk sağı gene Nazilerle işbirliğine gidiyor, paramiliter eylemler yapıyorlar. Bunu, Oral Çelik’in ifadeleri de doğruluyor. Bir taraftan CIA çalışıyor. Bir taraftan İsrailliler İstanbul’a geliyor, istediğini öldürüyor. Bilgiler ve bulguları bir arada tuttuğumuz zaman işbirliği ortaya çıkıyor.” ifadelerini kullanan Karlıbel, THKP-C’nin ‘bir nevi Almanlar tarafından yönetildiğini’, sağ kesimin de İsrail’le işbirliği yapıp Tokat’taki operasyonun kaynağının onların verdiği bilgiler olduğunu kabullenmek istemediklerini aktarıyor. İşbirliğinin örgüt yönünü de, Gladio’nun kurulmasında da kullanılan ODESA teşkilatı oluşturuyor ona göre. Bin 500 üyesi CIA ajanları tarafından eğitilerek Güney Amerika’ya gönderilen ODESA, 60’lı yılların sonunda Türkiye’de de örgütlendi ve çalışmalar yaptı. Ancak Elrom öldürüldükten sonra eğitimler kesildi ve eğitmenler Türkiye’yi terk etti."

Kaynak (http://turkuaz.zaman.com.tr/?bl=1&hn=4998&sy=20060528)

Yazdıklarımın hiçbir yerinde, şiddet, terör, katliam ve benzerlerini haklı çıkaracak bir uğraşım olamaz. Ancak dönemin, ekonomik, siyasi ve toplumsal çalkantılı yapısı içinde, hayatlarının baharındaki insanların idealistliklerini görebilir miyiz, diye düşünmeden de edemiyorum.

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın

sargon
21-02-2007, 15:09
sosyalist18,

Geçmişte içinde bulunduğum grup da dahil olmak üzere birçok grup tarafından THKP-C'nin yöntemi eleştirildi. Mahir Çayan'ın öncü savaşı stratejisi topa tutuldu. Bu grup fokocu, suni dengeci vb. nitelendirildi. Eleştiren gruplara ise ayaklanmacı dendi. Ancak sosyalsit sol gruplar içindeki bu "yöntem" tartışmalarında kimse en temel insani sorunları ele almadı. Sorun çok, çok geneldi, ve insanların yaşamının burda bir önemi yoktu. Dediğin gibi bu bir savaştı ve ölenler olacaktı. Olay böyle çözümleniyor ve insani açıdan gelebilecek eleştiriler baştan bertaraf edilmiş oluyordu. Halbuki daha en başta sorgulanması gereken şey buydu. Sonraki yıllarda Türk askeri öldürülebilir mi, öldürülemez mi tartışmaları bile yapıldı. Hatta birçokları Deniz'lerin, Mahir'lerin bu konuda hata yaptıklarını ve bu konuda çekinceli davrandıkları için kendi ölümlerini kolaylaştırdıklarını iddia ettiler. Rus devriminde, Çin devriminde askerler birbirlerine silah çekmişlerdi.

Diyorsun ki bu bir savaştır, peki insani değerlerine ne oldu. Bunlar hikaye miydi. Karşı taraf bu değerlere sahip değil diye sen de kolayca bu değerleri terk mi ediyorsun. 20 yıla yakındır şu yada bu biçimde kendi anlayışım çerçevesinde mücadele ettim. Sayısız defa gözaltına alındım, işkence de gördüm. Üç yıl kadar hapis de yattım. Katliamlarda birçok arkadaşım direk devlet tarafından, jandarma veya polis tarafından öldürüldü. Hatta üstüne üstlük kendi arkadaşlarımızı öldürmekle suçlanıp dava edildik. Evimi, ailemi, bütün maddi varlıklarımı, hatta ülkemi bile kaybettim. Sanırım senden çok daha fazla nefret etmeye, kin gütmeye, akıtılan kanları normal görmeye hakkım vardır.

Ancak normal görmüyorum. Bunları insanlık dışı buluyor ve kınıyorum. Üzerinde çokça düşünme fırsatım oldu. Cezaevine girmeme ve herşeyimi kaybetmeme neden olan, *benim gibi birçok arkadaşımın cezaevine girmesine ve bazılarının da ordan ancak tabutla çıkmasına neden olan bir hain vardı. Bu kişi sanırım öldürüldü. Alkışlamam mı lazım bunu. Hayır! Kimsenin bu hakkı yoktur. Bir taraftan ölüm cezasına karşı çıkıp diğer taraftan insan öldürmek ikiyüzlülüktür. Kaldı ki bu durum açık bir durum. Bu hakkı insan bir kere kendinde görürse sınır nerde bitecek. Nitekim böyle durumlar gördüm. Aslında suçlu olduğu bile açık olmadığı halde ölümle cezalandırılan insanlar gördüm. Bir payım olmadığı halde bu insanların öldürülmesinin acısını yaşıyorum, onlar da gencecik insanlardı.

"Bu bir savaştır, ölen de olur, öldürülen de" çerçevesinden baktığında senin fanatik İslamcılardan, ırkçılardan ne farkın kalıyor. Onlar da aynı şeyi söylüyorlar. Ya gavur olduğundan, İslam düşmanı olduğundan, yada Türklüğe hakaret ettiğinden, aşağıladığından, şundan ya da bundan bunu kendilerine hak görüyorlar. O zaman onlara da hak vermen gerekir. Bu durumdan şu sonuç çıkar. Farkımız hedefimizdir. Biz haklı bir neden için öldürüyoruz. Sanki diğerleri haklı olduklarına inanmıyorlar mı?

Daha önce de yazdım, tekrarlıyorum. Benim anahtarım şudur: "Önce insanım, sonra sosyalist, önce demokratım sonra sosyalist". Eğer birisi önceliği ikincilere verirse, kolayca insanlıktan çıkabilir, kolayca katliamlara girişebilir, yada mazıur gösterebilir. Sana da bu anahtarı kullanmanı öneririim.

sodomo--
21-02-2007, 15:31
Açıkçası ben geçmişteki solcu örütler ile şimdiki şeriatçı örgütler arasında hiç bir fark görmüyorum. İnsanlar yapay kavramlar, ideolojiler veya sahte dinler, perygamberler üretip sonra da ilave düşmanlıklar oluşturuyorlar. Sonrada nice acılar peşpeşe geliyor.
Herşey bir yana da gençler daha yirmili yaşlarda belki de en cahil oldukları yaşlarda bu tip ideolojik saplantıların pençesine düşüp bir de büyük büyük abileri tarafından fiili olarak kullanılmakta ve öldürüldüklerinde de "devrim şehidi", Allah yolunda şehit düştü" vb. ajitatif söylemlerle sözmüona yüceltilmekte ve adeta  "ölüm" üzerine kahramanlık nutukları atılmaktdır.
Kim daha genç ölürse o daha mı kahraman ? Ağlarda anam ağlar gerisi yalan ağlar.
Hikayedir bunlar.
Basit teoriler, ideolojiler üzerine bina edilmiş can al-can ver goygoyculuğu.
Ölümün bu kadar yüceltildiği başka bir ülke bulamazsınız.
Ortalık ölüme tapanlarla dolu.
İyi tapan tapsın ama bari gençlerden uzak dursunlar.
Neden onları da çekerler kendi kirli savaşlarının içine ki?
Sonuçta içim ısınmadı bir türlü ideolojik saplantılara, sahte dinlere, din bezirganlarına, motomot kafalara, ajitatörlere, slogancılara vesselam.

sodomo--
21-02-2007, 15:41
İlave olarak bu nedir yahu ? Siteyi böyle ajitatif amaçlı kullanmaya kimin hakkı var ?
Gidin sloganınızı Â başka yerde atın.
Buraya gelenler sol örgüt propagandalarını, ajitasyonlarını veya örgüt içi tartışmaları okumaya mı geliyorlar.
Burası bir "dinlerden özgürlük" sitesi.
Her yerin bir doğası vardır.
Lütfen buranın da doğasına uygun yazılar asın.
Politika ve Tarih derken burada "örgüt propagandası" kastedilmiyor veya ajitasyon.
Yoksa biz mi politika nedir bilmiyoruz anlamadım ki...
Yok THKP C imiş yok Ulaş Bardakçı imiş.
Herşeyin bir yeri var.

frodo
21-02-2007, 15:43
İbrahim Parmakçı

16,Şubat,1980 yılında bir korsan gösteriye müdahale eden jandarma erleri tarafından
vurularak öldürüldü.

Korsan gösteri Ulaş Bardakçı’yı anmak amacı ile düzenlenmeşti. İbrahim ve *ben o yıllarda birbirinden ayrılmayan dostlardık. O korsan gösteride ailem İstanbul’a *geleceği için, onları
karşılamak zorunluluğum nedeni ile yer alamadım .

Ölüm haberini aldığımda “ölüm nereden ve nasıl gelirse gelsin” demenin kolay ama ölümle
yüzleşmenin ne kadar zor olduğunu anlamıştım.

Geriye baktığımızda bazı yüzleri hiç unutamayız. Ben de İbrahim’in mavi gözlerini ,
hep bir yerlere geç kalmış telaşını ,hiç sevgilisi olmadığını , ve ülkesini çok sevdiğini
hatırlıyorum.

Ne çok ölülerimiz oldu..Keşke düğününde halay çekebilseydik o genç ölümlerin.Ama
cenaze törenlerinde yas tuttuk..

frodo
21-02-2007, 15:51
Bu topic anma ile ilgili işlevini yerine getirdi. Bundan sonra gereksiz ve kırıcı
tartışmalara gebe görünüyor.

kilitliyorum.