PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Senoiler - Rüya Kabilesi


Felâsife
09-12-2014, 01:57
Malezya'nın balta girmemiş ormanlarında yaşayan Senoiler,araştırmacıların düşüncelerine göre, ruhsal sağlıklarını, sahip oldukları rüya kültürüne borçlular.
http://static.guide.supereva.it/guide/sogni/senoi.jpg

Dünyanın her yerinde görülen ruhsal bozukluklar, Senoi yerlilerinde kesinlikle görülmemektedirler. Bedensel sağlıkları ise ,kendileriyle hemen hemen aynı şartlarda yaşayan diğer kabilelere göre çok daha iyidir;örneğin sıtma hastalığına onlarda hiç rastlanmaz. Yüzyıllardır hiç bir cinayetin işlenmediği, hırsızlığın olmadığı bu toplumda insanlar barış, işbirliği,kardeşlik ,huzur ve mutluluk içinde yaşamaktadırlar. Bu insanların nevroz ve psikozlara karşı doğal bir bağışıklıkları vardır.

Bizler biliyoruz ki, sevgi, yardımseverlik ve barış duygusu içinde yaşayanlar,ilahi kanunlar gereği en yüksek korunma içindedirler. Bunun ne şekilde sağlanacağı idareci planların organizasyonudur. Senoilere, diğer kabileler hiç saldırmazlar büyülü bir güce sahip olduklarını düşünüp çekinirler.
http://www.sanandres.esc.edu.ar/olivosp/extranet2005/5to/Rainforest/5B/Group5/population/senoit%20tupakalla.jpg

Senoilere göre eğer rüyanızda tehlikeler içindeyseniz, dönün ve onunla yüzleşin. Eğer rüyanızda size zevk sunuluyorsa, durmayın kabul edin. Eğer biri size bir şey öğretiyorsa, onu dinleyin.

Etnoloji ve psikoloji dallarında Amerika'nın önde gelen bilim adamlarından biri olan Dr. Kilton Stewart yıllarca Senoilerle birlikte yasamıştır. Ona göre bu halk öyle gariptir ki; sanki yabancı bir gezegenden gelmiş veya en azından yabancı bir gezegenden gelen bir haberci tarafından çok derin bir şekilde etkilenmişlerdir. Senoileri diğer kültürlerden ayıran özellik; rüya kültürleridir. Bütün dünyaya örnek oluşturacak bir pratik rüya psikolojisi geliştirmişlerdir.

Senoilerin toplam nüfusu 12.000 olarak tahmin ediliyor ve esrarengiz biçimde bu sayı aynı kalmakta devam ediyor. Geniş bir alana dağılmış bir vaziyette,dağların otluklarında, küçük gruplar halinde yaşıyorlar. Bu otlukları temizleyerek tarla haline getiriyorlar ve bir kac yıl sonra toprağın verimi kaybolunca baska yere göçüyorlar. Senoiler günde ortalama 2 saatten fazla çalışmıyorlar ve her 5 yılda da göç edip yeni yerdeki yaşamlarını kuruyorlar.
Senoi kabilesinin günlük işleri arasında en önemli olanı görülmüş rüyaların değerlendirilmesidir.

Her çekirdek aile bir tür rüya kliniği oluşturur ve klinik her sabah kahvaltıda yeniden açılır. Orada herkese gördüğü rüya sorulur.
Aralarında genelde şöyle bir sohbet geçer:
"sen ne gördün bakalım ufaklık" diye sorar yaşlılardan birisi.
"Korkunç bir şeydi. Otların arasında gidiyordum,aniden karşımda bir kaplan belirdi"
"Ne heyecanlı,sonra ne oldu?" diye sorar yaşlı.
"Korktum. Mümkün olduğu kadar hızlı bir şekilde kaçtım . Kaplan beni kovalıyordu. Tam beni yakalayacağı sırada şansım varmış ki uyandım..."

Yaşlı Senoi cevap verir:
"Hımm. fena değil. Fakat daha iyi olabilirdi. Bildiğin gibi rüya kaplanı gerçek bir kaplan değildir. Sana hiç bir şey yapamaz. Eğer onunla tekrar karşılaşacak olursan, bu söylediklerimi düşün. O zaman kıpırdamadan dur. Korkuya kapılma,onun üzerine doğru yürü. Ve hala korkun geçmemişse bizi çağır, biz onu hep birlikte kovarız. Korkuyu yenersen kaplanı da yenersin. O zaman bir daha rüyalarına girmez, en azından bir düşman olarak girmez.

Bu Senoi rüya tekniğinin ana kuralıdır:
Bir düşman karşısında, bir korku karşısında hiç bir zaman geri çekilmemek. Daima karşı koymak! Düşman karşı konulmaz ise yardım çağırmak ve yardım gelene kadar dayanmak. Rüya düşmanını öldürürsen o senin arkadaşın ve yardımcın olarak tekrar dirilir.

Simdi de Senoilerin kabus türünden bir rüyayı nasıl yorumladıklarına bir bakalım:

Bir çocuk ,bizlere pek yabancı olmayan"boşluğa kayma ve ya düşme rüyası" gördüğünü söylediği zaman ona şöyle denir:
"Mükemmel, bu görülebilecek en güzel rüyalardan biridir!"

Fakat çocuk itiraz eder:
"Bu mükemmel değildi,dehşet vericiydi. Düştüm, düştüm ve sonra yere çarpınca uyandım.."
Çocuğa tekrar bir düşüş rüyası gördüğü takdirde ne yapması gerektiği anlatılır.
"Bu tür rüyalar fevkalade imkanlar sağlarlar. Bir kere orada derinliğin iyi ruhları vardır. Onlar aşağıda seni beklerler ve yere yumuşak bir şekilde inmeni sağlarlar. Onlar seni tanımak,sana imparatorluklarını göstermek ve sana hediyeler vermek isterler. Fakat sen bambaşka bir şey de yapabilirsin. Bu düşüşten,süzülme uçuşuna geçebilirsin, sanki uçan bir sincap veya uçan bir kurbağa gibi; yapacağın tek şey çok uzaklara doğru süzülmektir, nereye istersen."

Bu ise, bir Senoi çocuğuna aşılanan ikinci ana düşünce oluyor: Bir rüyanın negatif yanını pozitife çevirmek ve zevkli hale getirmek.
Senoi rüya manipülasyonunun üçüncü ana kuralına geldik. Bunun amacı, rüya görenin yaratıcılığını geliştirmek ve aynı zamanda topluluk ile olan bağlarını kuvvetlendirmektir. Kişiden,rüyaları aracılığıyla sadece hatıralar değil, başkalarıyla paylaşabileceği hediyeler istenir. Geceden gündüze getirilebilecek ve arkadaşlarla paylaşılabilecek bir hediye ne olabilir?
Bu bir şiir veya şarkı, bir dans, bir dizayn, bir resim, bir fikir ya da bir problemin çözümü olabilir.

http://elserconciente.files.wordpress.com/2011/01/senoiman.jpg
Senoi 1932

Senoi yaşantısı ilkeldir. Onlar için herşey bir ruha sahiptir.
Bir Senoi için, rüyasında bir varlıkla karşılaştığında bunun gerçek bir ruh varlığı mı, yoksa kendi tahayyül gücünün yarattığı bir şekil olduğunun hiç bir önemi yoktur. Önemli olan, onun bu karşılaşmada ne yapacağıdır.
Rüya gören ile rüya varlığı arasında yakın bir bağlantı oluşursa,o zaman rüya gören kişi, onun "rehberi" olmasını ister. Her Senoinin rehber(ler)i vardır. Fakat bu rüya rehberleri, rüya görene göre üstün sayılmazlar, aksine onların çocukları olarak nitelendirilir.

Toplantı odasında rüya görüşmelerinde rüya hediyeleri sunulur, görüşler belirtilir ve eleştiriler yapılır. Çalışma grupları oluştururlar. Bunlar herhangi bir rüya objesini ele alırlar ve gün boyu bunu gerçekleştirmek için çalışırlar.

Tekrar bir rüya kuralına dönelim:
Bir rüya düşmanı karşısında hiç bir zaman geri çekilmek, aksine onunla savaşmak ve eğer gerekli ise onu öldürmek çocukların bu duygu ile yetiştirilmeleri sakıncalı değil midir? Bu onların gündüzleri de saldırgan bir tutum içine girmelerine neden olmaz mı?
Senoiler bilir ki, düşmanca veya tehdit edici bir rüya figürü, örneğin, kötü niyetli kaplan, genellikle rüya görenin kendi korkusu ve kendi saldırganlığından kaynaklanan bir yaratıktır. Bu nedenle, rüya düşmanını yenmek demek, kendini yenmek ve iç dünyasında korku ve saldırganlık düğümlerini çözmek demektir.

Normal şartlarda batılı insanın rüya hayatı değişmezken, bir Senoi bunu geliştirir ve bu öğretim çok sistematik bir şekilde devam eder. İlk olarak çocuk nesneler ve hayvanlar üzerinde kontrol kazanmayı öğrenir, sonra bunlarla aynı seviyede olduğunu hissettiği şekiller ve en son olarak da otoriter şahıslar ve Tanrılar gelir. Bu, başka şifa öğretilerinde ve C. C. Jung'un analitik psikolojisinde gelişmenin hedefi olan kişilik'te amaçlandığı gibi, ruhsal güçlerin uyum sürecidir.

Yaptıkları araştırmalar sonucunda Senoi halkını tanımış olan araştırmacılar, literatürde, Senoiden daha barışsever ve demokratik bir başka halkın tanınmadığı görüşünde hemfikirdirler.
-------*

SEVDA YÜCESOY 'un "Uykudaki Bilgelik: RUYALAR" kitabından derlenmiş bir yazı.
Resimler eklenmiş, İmlâ hataları giderilmeye çalışılmıştır.

ereninthenature
09-12-2014, 02:06
Endonezya'da ilkel bir kabile tarihlerinde bir kere cinayete taniklik etti ve bu 300 yil once oldu. Hala hatirliyorlar.

Felâsife
09-12-2014, 02:23
Endonezya'da ilkel bir kabile tarihlerinde bir kere cinayete taniklik etti ve bu 300 yil once oldu. Hala hatirliyorlar.

İlginç gerçekten.
Bu gün bizim hastalık sitesinden bir arkadaşımızda ne zaman AVM lere gitsem, hastalığım artıyor, var mı böyle şeyler yaşayan diye sormuştu.

Şehirlerde mi bir sorun var, medeniyette, yoksa kafalarımızda mı, veyahutta eğitim sistemlerimizde mi sorun var? nedir, zor gerçekten.

Sigur Ros
09-12-2014, 02:41
geçmişten bakarak düşünsenize tanrı bu kavime bir peygamber yolluyor, reddetseler helak olucaklar. kabul edenler olursa iç savaş çıkacak seriat uygulanmaya başlayacak ve mutlu hayatları son bulucak. gerçekten kimi kavimler bazı şeylerden uzak durarak hayata cok ideal bakış açıları getirmişler. bizde şu semavi dinlerin kölesi olmuşuz.

Felâsife
09-12-2014, 14:41
Ehehe, bu kabilelere peygamber gelmez, bir kere zaten uyum içinde yaşıyorlar, çalma çırpma, yalan dolan, katliam vahşet vs.lerden doğal olarak uzaktalar.
Paylaşım, sevgi ve saygı hat safhada yani peygamberlik bir işleri yok.

Diğer yandan ruhtur, enerjidir, doğadır bilgileri zaten ileri boyutta, düşünsenize onlara bir peygamber gelecek ve ruhu bilmeyecek!! onlar öyle bir kahkaha atarlar ki ta buralardan bile duyulur kahkahaları. :D

Bunların zaten Şaman denilen danıştıkları kişileri var ki ruh konularında FULL donanımlılar.
Özetle peygamberlerin bunlara gelmesi için hem ortam müsait değil, hemde peygamberler bunlar için teknik olarak yeterli seviyede değiller.

e ben vahiy alıyorum, bana tabi olacaksınız dese, peygamber madara olur, zira bu insanlar o işleri de bilirler, "Rüya ve Vahiy" zaten kaynak olarak aynı yapıdan beslenirler.
Hatta Rüya, Vahiyden de daha üsttedir.
Birinde sadece bir ses, diğerinde hem ses hem görüntü vardır, bunu daha öncede forumda bir kaç kere demiştim.
-----*
Neyse, daha öncede merak ettiğim bir konuydu ilk insanların RÜYA ile olan ilişkileri nasıldır diye, bu Senoiler 'i öğrenmek iyi oldu.
Asırlardır böyle yaşamaları, temel öğretilerinin birininde bu olması müthiş.

ereninthenature
09-12-2014, 21:17
Ehehe, bu kabilelere peygamber gelmez, bir kere zaten uyum içinde yaşıyorlar, çalma çırpma, yalan dolan, katliam vahşet vs.lerden doğal olarak uzaktalar.
Paylaşım, sevgi ve saygı hat safhada yani peygamberlik bir işleri yok.

Diğer yandan ruhtur, enerjidir, doğadır bilgileri zaten ileri boyutta, düşünsenize onlara bir peygamber gelecek ve ruhu bilmeyecek!! onlar öyle bir kahkaha atarlar ki ta buralardan bile duyulur kahkahaları. :D

Bunların zaten Şaman denilen danıştıkları kişileri var ki ruh konularında FULL donanımlılar.
Özetle peygamberlerin bunlara gelmesi için hem ortam müsait değil, hemde peygamberler bunlar için teknik olarak yeterli seviyede değiller.

e ben vahiy alıyorum, bana tabi olacaksınız dese, peygamber madara olur, zira bu insanlar o işleri de bilirler, "Rüya ve Vahiy" zaten kaynak olarak aynı yapıdan beslenirler.
Hatta Rüya, Vahiyden de daha üsttedir.
Birinde sadece bir ses, diğerinde hem ses hem görüntü vardır, bunu daha öncede forumda bir kaç kere demiştim.
-----*
Neyse, daha öncede merak ettiğim bir konuydu ilk insanların RÜYA ile olan ilişkileri nasıldır diye, bu Senoiler 'i öğrenmek iyi oldu.
Asırlardır böyle yaşamaları, temel öğretilerinin birininde bu olması müthiş.

Ilk din dogaya tapmak uzerine kuruluydu zaten.

Kapitalizm butun kulturu midesinde sindirdi disini geciremedigi tek kultur Gaia'nin Gnosis'inden kopmamis guya ilkel kabilelerdir.

Bize ilkel gozukuyorlar ama aslinda bu insanlar farkli gercekliklere girip cikmanin teknisyenleridir.

Ilk Amerika yagmalarinda Hristiyan'lar Bunlar Kaktuse tapan salak, ilkel canlilardir fikrine sahiptiler. Kolelestirdiler, medeniyetlerini yiktilar, topraklarini caldilar. Yok olma seviyesine getirdiler bu insanlari ama simdi odesme zamani geliyor beyazlarla. :rockon:

angelman
10-12-2014, 01:21
yani lucid dream yeteneği gibi birşeye sahipler, tam duyum halinde rüya görüyorlar. ama gerçekten Farkı yokk

Felâsife
10-12-2014, 05:40
Ilk din dogaya tapmak uzerine kuruluydu zaten.

Sona geldikçe başa gelinir biliyor musun, bu ayrıca tasavvufta bir öğretidir.
En sona geldiğinde, daire tamamlandıkça artık ben baştasındır.
Yani en baş bebeklik (acizlik), en son ihtiyarlık (acizlik)tir.
Fark etmiyor, arada belki tecrübe veya beden farkı olabilir ama kocayan insanın bebekten farkı kalmaz.

Bebeklik ve ihtiyarlık arasında kalan zamanlarsa adeta "hoyratlıktır" tıpkı şimdilerde olduğu gibi.
Yapacak bir şey yok bunlar yaşanması gerekiyormuş ki yaşanacak.

yani lucid dream yeteneği gibi birşeye sahipler, tam duyum halinde rüya görüyorlar. ama gerçekten Farkı yokk
Rüyayı olduğu gibi almıyorlar ki o müthiş, yani kaplanda görsen o bir kaplan değil, içsel bir korkunun vücut bulması, yüzleşilmesi gereken bir şey olarak ele almışlar.
Zaten kişilerin gördükleri RÜYA da anca kendilerini bağlar, o kişiye özeldir.

Aslında Vahiyde bu sembolik mantıkla işler ama neyse o konu ayrı, insanlar neticede rüyayı çözmediler ki vahyi nasıl çözsünler.

Felâsife
26-12-2014, 19:42
Bir arkadaş bir sohbette öylesine laf olsun diye "bu gece rüyamda evde salonda sedirde çok sakin bir şekilde oturuyorum ve elimde de acayip bir makineli tüfek var, tık tık diye defalarca tetik düşürüyorum, bir yandan da böyle kendimi seyrediyorum" diye anlattı ve acaba ne anlama geliyor ki diyede sordu bir yandan.

Aslında samimi değildi olayı çokta önemsediğini sanmıyorum, önemseyen başkalarına ulu orta anlatmaz... neyse Dedim ki, 1-2 gün içinde biriyle tartıştın felan mı dedim.
O da; Evet dün işyerinde biriyle tartıştım, adam benim yarım kadardı, vursam yarsı boşa giderdi ama yetkisi var diye bana ileri geri konuştu, bende vurmamak için kendimi bayağı tuttumda tuttum dedi.
Bende, gördüğün o rüya o öfkenle alakalı, makineli tüfek nasıl ki mermi kusar, insanda öyle öfke kusar, silah o anlama gelir, hasılı o silah senin öfkenmiş dedim.

Aslında bu çok basit bir rüyayı analiz olayı ama insanlar rüyalarına önem vermedikleri için, bu tip hadiseleri rüya deyip es geçerler.
Oysa görülenin çoğunlukla kişinin öncesiyle alakası vardır, tabi rüya olayının başka boyutlarıda vardır.

Şu denilebilir, ben öfkemi biliyorum, bunu rüya ile bilsem ne olur bilmesen ne olur? da denilebilir.

Burada olay basitten zora doğru kişinin kendi içsel gelişimini (kimseye ihtiyaç duymadan) rüyaları ile takip edebilmesidir, mesele budur.
Yoksa daha, bu basit rüyalar anlaşılmadan, çok çok daha karmaşık rüyalar, olaylar hiç anlaşılmaz + çok karmaşık olaylardan kişi sadece aklıyla çıkamaz, bakasınada soramaz, anlatamaz, yardımda alamaz.

Yani olay öfke, nefret vs. değil, doğru veya yanlış noktalarında İÇ SESİN bize ne fısıldağıdır.
İçimizde o ses bize bildiğimiz seslerle görüntülerle yaklaşmaz, konuşmaz, onun lisanı sembollerdir.
Sembolik meselesi hayatın içinde de vardır ama rüya anlaşılmadan ona geçmek hepten yanlış olur.

S.Sayan'ın programına bağlanan bir kadın; (herifin biri rüya tabiri yapıyormuş güyâ) hocam, rüyamda "evimde oluyorum, camdan dışarı bakmak istiyorum, lakin camda bir o kadar pislenmiş veya buğulanmış ki dışarıyı göremiyorum, o sırada komşumuz bir kadın, gelip camı siliyor" bu ne anlama gelir dedi.
İlimde derya hocamızda, kısaca "komşunuz sizi kıskanıyor" dedi ve tabirinde içine etti.

ee hayat böyledir, boşluk sevmez, siz doldurmazsanız birileri gelir o boşluğu doldurur.
Belli ki kadın, üsteki arkadaşı gibi bir mesele yaşamış, olaya pek dikkat etmemiş, onada kısaca o olaya veya mesele neyse "daha dikkatli bak denmiş", anlamı bu.

Kadın şimdi bu basit meseleyi kendi çözse, ne telefona, nede başkasına ihtiyacı kalmayacak hiç, ve en önemliside yaşadığı o mesele neyse onu çözmüş olacaktı.
Simsarlaraysa meydanda kalmayacaktı.
Ama maalesef böyle bir KÜLTÜR ne bizde nede başkalarında yok.

Başkalarında olsa belki alırdık (ithal işlerini severiz sonuçta) ama onlarda da yok.