PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Gaia Kuramı


Dialectics
11-12-2014, 17:34
İlk öne sürüldüğünde teolojik çıkarımlara sebep olmakla suçlanmasına rağmen tam olarak çürütülemeyen ancak kuramlıktan teoriliğe yükselecek mertebede bir kanıtı da henüz sunamamış ya da testten geçirmemiş bir kuram Gaia Hipotezi.

1960ların ortalarında James Lovelock tarafından ortay atılan kuram şunu söylüyor: "Dünya gezegeni yaşamını sürdürecek şekilde çalışan tek bir organizma gibi davranmaktadır."

Gaia hipotezinin en ilginç fikri yerküreyi yaşayan bir organizma gibi görmesidir.
Detayında ise yerküreyi oluşturan biyosfer, atmosfer, litosfer ve hidrosferin homoestasis de denilen bir denge içinde olmasıdır.

Kuramın hikayesi şöyledir: NASA'da görevli Lovelock'a Mars'ta daha önce hayat olup olmayacağının belirlenmesi ile ilgili olarak bir takım çalışmasında yer alması istenir. Bu konuda hipotezler geliştirmesi beklenir. Hipotezlerden bir tanesi "ölü" bir gezegenin atmosferinde bulunan gazların kimyasal bir denge içerisinde olmasıdır -neticede mümkün olan tüm kimyasal reaksiyonlar gerçekleşmiş ve atmosferdeki gazlar inert hale gelerek bir dengeye ulaşmış olmalıdır - . Ancak eğer gezegende yaşam ortay açıkmış idiyse atmosferdeki gazlar bir dengede olmayacak ve kimyasal reaksiyonlar aktif olarak gerçekleşiyor olacaktır.

Mars ve Venüsün gaz kompozisyonlarını incelediklerinde atmosferin %95inin reaktif bir gaz olmayan CO2'den oluştuğunu, %2 oranında da azot olduğunu görmüşlerdir. Oksijen gazı tespit edilememiştir. Dünya atmosferinin ise dengede olmayan pek çok gazın karışımından olduğunu gözlemlemişlerdir. Dolayısıyla dünyada yaşamın varlığı beklenir ki öyle olduğunu da biliyoruz.

Yerküredeki gaz kompozisyonunun kimyasal bir dengede olmaması ancak buna rağmen sabit bir durumun korunuyor olması Gaia hipotezinin emarelerindendir. Devam edegelen kimyasal reaksiyonlara rağmen atmosferdeki gaz kompozisyonunu sabit durumunu korumaktadır. (%20.8 O2, %77 N2, %0.03 CO2)


Gaia hipotezine örnek olarak sunulan bir diğer emare dünyanın sabit kalan ısısıdır. Dünyanın ısısının nasıl sabit kaldığını anlamak için kendi vücudumuzun ısı mekanizmasına bir bakalım:

Hepimizin bildiği üzere insan vücudunun sıcaklığı 36-37C civarlarında tutulur. Bu sıcaklığın korunumu vücuttaki beyin, çeşitli organlar ve sistemler arasındaki geri beslemeler ile sağlanır. Eğer ortam çok soğuksa vücutlarımız titreyerek ısı üretir. Eğer çok sıcak ise vücutlarımız terleyerek evaporasyon ile ısı kaybeder.

Yerkürede de sıcaklık benzer ama çok daha karmaşık bir şekilde regüle edilir. Bunu anlamak için Yerkürenin "Albedo" sunu incelememiz gerekir. Albedo, gezegenin rengi ve ışığı emip yansıtabilme yetisi ile ilgilidir. Tıpkı siyah asfaltın ısıyı emeceği, beyaz kaldırımların ise ısıyı yansıtacağı gibi...

Gezegen üzerindeki karanlık alanlar, ısıyı emen dağlar, ormanlar ve okyanuslar olarak görülebilir.

Güneşin enerjisini yerküreden uzaklaştıran açık renkli alanlar ise çöller, bulutlar ve buzul alanlarıdır.

Tahmin edeceğiniz üzere dünyanın "Albedo"su sabit değildir. Aksi takdirde dünya ya devamlı ısınır, ya da devamlı soğurdu. Peki yerkürenin albedosunu ne gibi faktörler düzenler?

Global sıcaklığın kontrol yöntemlerinden birisi bulutlardır. Daha fazla bulutun varlığında daha fazla güneş ışığı yansıtılır ve yerküre soğur, daha az bulutun varlığında ise daha çok güneşışığı emilerek yerküre ısınır. Bulutların miktarını kontrol eden mekanizma nedir öyleyse?

Yerkürenin 3te 2sinin deniz ve okyanuslardan oluştuğunu düşünürsek, deniz ve okyanusların üzerinde bulut oluşumuna yol açan faktörlerin dünya sıcaklığına büyük bir etkisi olduğundan bahsedebiliriz. Bu mekanizmalardan birisinin de deniz fitoplanktonları tarafından salınan CNN (cloud-condensation nuclei) olduğu iddia edilmektedir.

Bulutlar, atmosferdeki su buharı yoğunlaştığında ya da donduğunda oluşur. Ancak bulutların oluşması için suyu bir damla şeklinde toplayacak bir parçacığa ya da çekirdeğe ihtiyaç vardır. CCN'lerde bulutları oluşturan parçacıklardır. Su buharı bu parçacıkların etrafında yoğunlaşarak bulutlara dönüşür.

Fitoplanktonlar bir çeşit CCN olan DMS (dimetil sülfat) salınımı yaparlar. Fitoplanktonlar güneş ışığına maruz kaldıklarında daha hızlı büyürler ve daha çok DMS salınımı yaparak bulut oluşumuna hız verirler. Bulutlardaki artış yerküreyi soğuttuğu gibi fitoplanktonların daha az güneş ışığı almasına ve DMS salınımlarını azaltmasına sebep olur. Sonucunda daha az bulut oluşarak yerkürenin ısısı artmaya başlar. Yani fitoplanktonlar sanki yerkürenin termostatı parmaklarının ucundaymış gibi davranır. Fitoplanktonlar ile ilgili daha detaylı çalışmalara gerek olmasına rağmen bu anlatılan geri besleme mekanizması, yaşayan organizmalar ile yerkürenin nasıl bir etkileşim içerisinde olduklarını düşünmemiz için bir ipucudur.

Buna benzer şekilde yerkürede devamlı süregelen karbon döngüsü, azot döngüsü ve sülfür döngüsü gibi döngüler vardır. Yaşayan organizmalar bu döngülerin en hayati parçalarıdır. Muazzam kütledeki madde bu organizmalar sayesinde tüketilir, dönüştürülür, taşınır ve geri kazanılır.

Yaşayan organizmalar tarafından gerçekleştirilen bu gezegensel proseseler Gaia hipotezine inandırıcılık vermiş olmakla beraber varlığını da tam olarak ispatlamamıştır.

Hipotezin dayandığı diğer savlar şunlardır:

- Dünyanın küresel anlamda yüzey ısısı, Güneş tarafından sağlanan enerji arttığı halde sabit kalmıştır. (Yeryüzünde yaşam başladığından bu yana Güneş'in sağladığı enerji %25 - %30 artmıştır.[11] Buna karşın gezegenin yüzey ısısı küresel düzeyde, olağan sayılamayacak şekilde sabit kalmıştır.)

- Okyanusların tuzluluk oranı sabittir.

Kaynak: http://www.bibliotecapleyades.net/gaia/esp_gaia01.htm
http://tr.wikipedia.org/wiki/Gaia_Hipotezi

AerA
11-12-2014, 18:46
Benim hep ilgimi çeken bir konudur. Yani "Dünya gezegeni yaşamını sürdürecek şekilde çalışan tek bir organizma gibi davranmaktadır." cümlesi gerçekten aklıma yatıyor.

evrensel-insan
11-12-2014, 19:11
Benim hep ilgimi çeken bir konudur. Yani "Dünya gezegeni yaşamını sürdürecek şekilde çalışan tek bir organizma gibi davranmaktadır." cümlesi gerçekten aklıma yatıyor.

Sence bu cumle bir neden mi yoksa sonuc mu?

Sence dunyanin boyle bir amaci hedefi var mi?

Yani "dunyanin boyle davranmasinin" sence bir nedeni var mi?

Buradaki "dunya yasami" dunyanin kendisine yonelik mi, yoksa uzerinde yasayanlarin yasamina mi yonelik?

AerA
11-12-2014, 20:09
Sence bu cumle bir neden mi yoksa sonuc mu?

Topyekün canlılığı üzerinde barındırması "nedeni" ile bir "sonuç" bence.

Sence dunyanin boyle bir amaci hedefi var mi?

Buradaki "dunya yasami" dunyanin kendisine yonelik mi, yoksa uzerinde yasayanlarin yasamina mi yonelik?

Dünyanın (boşlukda ki küre olan Dünyanın) böyle bir amacı olamaz. Çünkü Mars'ın ve diğerlerinin yok. Dünya üzerindeki yaşamın böyle bir hedefi olmalı.

Burada Dünya yaşamı, üzerinde yaşayanların yaşamına yönelik. İnsan vücudunda ki hücreler gibi. Tek tek bilinçleri yok. Yaşadıklarının farkında bile değiller. Toplandıklarında var.

Tek tek Gaia değiliz, toplandığımızda Gaia yız...
Ormanı koru, ağacı sev, sincabı öp :)

Dialectics
11-12-2014, 20:13
Sence bu cumle bir neden mi yoksa sonuc mu?

Sence dunyanin boyle bir amaci hedefi var mi?

Yani "dunyanin boyle davranmasinin" sence bir nedeni var mi?

Buradaki "dunya yasami" dunyanin kendisine yonelik mi, yoksa uzerinde yasayanlarin yasamina mi yonelik?

Sayın Evrensel,

Kritik sorular sormuşsun. Bu soruların götüreceği yol belli ama ben yine de değineyim :)

J. Lovelock bildiğim kadarıyla kuramında yaşayan bir organizmadan bahsetmekle beraber, bu organizmaya herhangi bir bilinç atfında bulunmuyor. Ancak Gaia kuramının doğruluğu ihtimalinden hareketle bir takım kurgular da üretilmiyor değil. Örneğin Yerküre'nin amaçlı olarak üzerinde zeki yaşamı elverişli hale getirecek koşulları sağladığı kurgusu...

Başka bir alıntı yapayım bu varsayımı baz alan:

"Gaia kuramı - yerkürenin kendi kendini regüle ettiği görüşü - gezegene bir çeşit zekâ atfında bulunur. Böyle bir teori dünya için doğruysa eğer, o zaman diğer gezegenler için de doğru olmaması için hiçbir neden yok. Eğer gezegenlerin bu çeşit bir zekâsı varsa, neden güneş sistemlerinin ve galaksilerin de olmasın? Neden evrenin ta kendisinin de olmasın? Bütün "zeki" gezegenler ve diğer büyük zihinler birleştiğinde ne olur peki? Evren koca bir beyin mi?

Belli bir seviyede zekânın varlığını bildiğimizden dolayı, insan zekâsının en üst limit olduğunu varsaymamız için bir neden var mı? Aslında bir limit dahi söz konusu olabilir mi? İnsanları kıyaslandığında birer sinek kadar zeki gösteren seviyelerde zekâlar ne için varolmasın? Neden evrim, evrende mümkün olan en üst zekâyı yaratacak kabiliyette olamasın? Eğer maksimum zekâ yasak değilse, o zaman zorunludur. (If a maximum intelligence is not forbidden then it's compulsory.) O ya da bu şekilde, evren kendi potansiyelindeki zekâyı maksimize edecektir.

...

Çok uzun zaman önce dünya gezegeni hiçbir yaşam içermiyordu, ancak şimdi milyarlarca zeki insan, sayısız hayvan ve bitki barındırıyor. Bu görünürde cansız bir gezegenin kendi bünyesinde olan inanılmaz zekâ ve hayat bolluğunun mükemmel bir örneği değil midir? Ve eğer bu yerküre için doğruysa, bir bütün olarak kâinat için de doğrudur ancak nefesleri kesecek kadar büyük bir skalada. Eğer yerküre insan zekâsını evrimleştirebiliyorsa, kâinat neyi evrimleştirebilir? Cevap basittir: Tanrı'nın zekâsını."

Kaynak: Mike Hockney (başka başlıklarda bahsettiğim evrenin kompleks bir matematiksel denklem olduğunu, bilincin bu denklemin bir nodu olduğunu ve sonunda bilincin evrilerek Tanrı'nın zekasını ortaya çıkaracağını ve kozmos denen denklemin tamamiyle kendi kendisinin farkına varacağını iddia eden kişi)

evrensel-insan
11-12-2014, 20:46
Topyekün canlılığı üzerinde barındırması "nedeni" ile bir "sonuç" bence.



Dünyanın (boşlukda ki küre olan Dünyanın) böyle bir amacı olamaz. Çünkü Mars'ın ve diğerlerinin yok. Dünya üzerindeki yaşamın böyle bir hedefi olmalı.

Burada Dünya yaşamı, üzerinde yaşayanların yaşamına yönelik. İnsan vücudunda ki hücreler gibi. Tek tek bilinçleri yok. Yaşadıklarının farkında bile değiller. Toplandıklarında var.

Tek tek Gaia değiliz, toplandığımızda Gaia yız...
Ormanı koru, ağacı sev, sincabı öp :)

Insanoglunun zihinsel devriminin basta insanlik amacina gore siarimiz "yasamak ve yasatmak ve bunu tum fenomenler ile birlikte yapmak"

Buradaki sorun ise, "insanoglu kendi varliginin farkina ve bilincine varamadan; kendini illa birbaska fenomen ile ozdeslestirmeden" yapabilmesi.

Sonucta insanoglunun anima/animus temelinin getirdigi hayvansal temel, ancak "birbirini yemek ve gucu olanin gucsuzu ezmesi" olarak gozlem veriyor.

Bunu da en cok kendi turu bunyesinde insanoglu yapiyor.

Insanlasmak hem kendinin hem de her bir fenomenin cikarini getirecektir.

Hani bir soylem vardir "kendisine faydasi olmayanin kimseye faydasi olmaz" diye.

Oyuzden "sayalim/sayilalim, sevelim/sevilelim, koruyalim/korunalim, beslenelim/besleyelim" v.s.

Yeterki kendi yetilerimizi baska seylere yuklemeyelim. :)

"Hepimiz (tum fenemenler) birimiz (her bir fenomen) birimiz, hepimiz icin"

evrensel-insan
11-12-2014, 20:58
Sayın Evrensel,

Kritik sorular sormuşsun. Bu soruların götüreceği yol belli ama ben yine de değineyim :)

J. Lovelock bildiğim kadarıyla kuramında yaşayan bir organizmadan bahsetmekle beraber, bu organizmaya herhangi bir bilinç atfında bulunmuyor. Ancak Gaia kuramının doğruluğu ihtimalinden hareketle bir takım kurgular da üretilmiyor değil. Örneğin Yerküre'nin amaçlı olarak üzerinde zeki yaşamı elverişli hale getirecek koşulları sağladığı kurgusu...

Başka bir alıntı yapayım bu varsayımı baz alan:

"Gaia kuramı - yerkürenin kendi kendini regüle ettiği görüşü - gezegene bir çeşit zekâ atfında bulunur. Böyle bir teori dünya için doğruysa eğer, o zaman diğer gezegenler için de doğru olmaması için hiçbir neden yok. Eğer gezegenlerin bu çeşit bir zekâsı varsa, neden güneş sistemlerinin ve galaksilerin de olmasın? Neden evrenin ta kendisinin de olmasın? Bütün "zeki" gezegenler ve diğer büyük zihinler birleştiğinde ne olur peki? Evren koca bir beyin mi?

Belli bir seviyede zekânın varlığını bildiğimizden dolayı, insan zekâsının en üst limit olduğunu varsaymamız için bir neden var mı? Aslında bir limit dahi söz konusu olabilir mi? İnsanları kıyaslandığında birer sinek kadar zeki gösteren seviyelerde zekâlar ne için varolmasın? Neden evrim, evrende mümkün olan en üst zekâyı yaratacak kabiliyette olamasın? Eğer maksimum zekâ yasak değilse, o zaman zorunludur. (If a maximum intelligence is not forbidden then it's compulsory.) O ya da bu şekilde, evren kendi potansiyelindeki zekâyı maksimize edecektir.

...

Çok uzun zaman önce dünya gezegeni hiçbir yaşam içermiyordu, ancak şimdi milyarlarca zeki insan, sayısız hayvan ve bitki barındırıyor. Bu görünürde cansız bir gezegenin kendi bünyesinde olan inanılmaz zekâ ve hayat bolluğunun mükemmel bir örneği değil midir? Ve eğer bu yerküre için doğruysa, bir bütün olarak kâinat için de doğrudur ancak nefesleri kesecek kadar büyük bir skalada. Eğer yerküre insan zekâsını evrimleştirebiliyorsa, kâinat neyi evrimleştirebilir? Cevap basittir: Tanrı'nın zekâsını."

Kaynak: Mike Hockney (başka başlıklarda bahsettiğim evrenin kompleks bir matematiksel denklem olduğunu, bilincin bu denklemin bir nodu olduğunu ve sonunda bilincin evrilerek Tanrı'nın zekasını ortaya çıkaracağını ve kozmos denen denklemin tamamiyle kendi kendisinin farkına varacağını iddia eden kişi)

Buradaki bakis acilari arasindaki tek sorun; insanoglunun "metafizik/ontolojik/materyalis naturalism" i dir.

Yani insanoglu soyutlama soyut degerlendirme soyut degerleme, soyut degerler v.s. yetilerini, digger fenomenlere yuklemersidir.

Yani "evrenin, doganin, dunyanin, fizigin, maddenin v.s. kanunlari vardir" algisidir. Bu teleoloji ve nedensellik ile direk baglantilidir.

Halbuki, epistemolojik ve yontemsel naturalism" insanoglunun algiladigi kendi disindaki fenomenlere, kanunlari, soyutlari, degerleri, degerlendirmeleri v.s. yani ozneleri, ozleri, ozelleri insanoglunun verdigini soyler.

Yani diyelim, insanoglu; doganin her turlu fonksiyon ve davranisini (doganin kendisini degil, yani ontolojik bir doga mutlakligini maddesel ya da zihinsel olarak icermez) kavramsal bilgi temelinde algilayarak ve gozlemleyerek, matematiksel/mantiksal ve fiziksel ve de sosyal bilgisi temelinde hem soyut teorilerini, formullerini, denklemlerini hem de somut gozleminin ortak soyut/somut olgusunu tartismasiz bir sekilde gecerli kilmak ve yine gozlem ile yanlislanabilirliginin mantiksal olabilirlik olasiligini baki kilmak Adina; "doganin agzindan" konusmasidir.

Kisaca dogada kanun yoktur, bu kanunlari dogayi algilayan ve gozlemleyen insanoglu kendi algisi ve bilgisi ile dogaya verir. Bu da dogayi baglamaz.

evrensel-insan
11-12-2014, 21:19
Aslinda burada ilginc olan insanoglunun "tanrilastirmak" takintisindan kurtulamamasi, illa bir zihni kendi disinda bir fenomene yuklemesi ve onu kendi gibi yetili yapmasidir.

Aslinda bu insanoglunun zihinsel temelinin "teslimiyet, caresizlik, kendini algisizlik" v.s. sartlanmisligindan kaynaklanir ve bu sonucta ister bunu maddeye ister zihne ver, idealizmdir.

Idealizm sadece dusunce temelinde degildir, insanoglu disindaki baska bir fenomene ya da aklin yarattigi soyuta bir zihin yuklemek ve onun karsisinda insanoglunu teslimiyetci kaderci caresiz kilmak bunu da dogAllik ya da bilimsellik kisvesi ile beslemektir.

Kisaca kadercilik bu temelde sadece soyut degil, ayni zamanda fizikseldir.

Iste bilimin bilimselliginin basi da daima bu sartlanmisliktan agrir.

Soyut kadercilik nasil tanri ise, somut kadercilik te, buyuk/akilli tasarimciliktir.

Zihni ve beynin soyutlayan yetilerini tanrilastirmak- teizm

Zihni fiziki temel ile ozdeslestirmek- deism (panteizm, panenteizm)

Maddeyi tanrilastirmak- hyloteizm

Tanrilastirma da belirsiz/kararsiz kalmak- agnostisizm

Burada tanri ile tanrilastirmak farklidir. Mesela bir beyinde ideolojik/felsefi olarak bir tanrinin yer almasmasi, o beynin tanrilastirmayacagi alamina gelmez.

Sonucta insanoglunu her turlu teslimiyeti caresizligi v.s. kime/neye yonelikse, o yonenilen aslinda tanrilasan insanoglunun da o tanrilasana fiziki ya da zihni kaderciligidir. Bu madde olur, dusunce olur, doga olur, evren olur, bilim yasalari olur, ya da baska bir fenomenin yasalari olur v.s. farketmez. Burada bir mutlaklastirma ve bunun kilinan degismez kaderciligi soz konusudur.

evrensel-insan
11-12-2014, 21:40
Insanoglunun en ana sorununun kavramal mottosu sudur

"Kendi fenomenal varliginin farkina ve bilincine varamamis insanoglunun, yine kendi zihni ve fiziki ile, yine kendini, basta hiyerarsik farklilasarak kendine ve kendi turu disindaki, baska; zihin ve fiziklere teslim etmesi, caresiz birakmasi ve kaderci kilmasidir"- evrensel-insan

Dialectics
11-12-2014, 22:14
Insanoglunun en ana sorununun kavramal mottosu sudur

"Kendi fenomenal varliginin farkina ve bilincine varamamis insanoglunun, yine kendi zihni ve fiziki ile, yine kendini, basta hiyerarsik farklilasarak kendine ve kendi turu disindaki, baska; zihin ve fiziklere teslim etmesi, caresiz birakmasi ve kaderci kilmasidir"- evrensel-insan

Sayın Hocam,

Kendi fenomenal varlığımızın farkına ve bilincine vardığımızda bakarak kaşığı bükebilecek miyiz?

evrensel-insan
11-12-2014, 22:23
Sayın Hocam,

Kendi fenomenal varlığımızın farkına ve bilincine vardığımızda bakarak kaşığı bükebilecek miyiz?

Hem de kokunden, temelinden, tabanindan, ozunden; iste "evrensel-insan zihniyeti" bunun icin var. Tabi mecazi anlamda. Cunku "kasigi bukmek" eyleminin yerine gelmesi icin; her turlu mantiksal olabilirlik olassiliginin olmassi gerekir. Ben burada "kasigi bukmek" I herceyin kokten degisecegi anlaminda aldim. :)

Yani sorunun farkindaligi bilisselli ve sonra da cozumu.

Sonucta aci olan insanoglunun kendi basina actigi kendi belasi "kendi caliyor, kendi oynuyor/ kendi ekiyor, kendi biciyor, kendi dusuyor/ kendi agliyor/kendi ediyor, kendi buluyor/ kendi kendine gelin guvey oluyor v.s.

Ustelik bunu yaparken basta kendi olmak uzere algiladigi her seye kendi zarar veriyor.

spartacus
11-12-2014, 23:22
http://tr.wikipedia.org/wiki/Gaia_Hipotezi
Hipotezin dayandığı savlar şunlardır.


Dünyanın küresel anlamda yüzey ısısı, Güneş tarafından sağlanan enerji arttığı halde sabit kalmıştır.
Atmosferin bileşimi, değişken olması gerekirken sabit kalmıştır.
Okyanusların tuzluluk oranı sabittir.

Okyanusların tuzluluk oranı karalarla sınırlanmadığı için sabit gibi görünür ama aslında o da değişkendir. Denizlerdeki tuzluluk oranı ise daha aktif değişkenlik gösterir, zira belirli bir havza etkisi altındadır. (http://tr.wikipedia.org/wiki/Lut_G%C3%B6l%C3%BC)Kapalı havzalardaki denizler ise daha fazla tuzludur, çünkü tuzu dengeleyecek yeter miktarda su barındırmaz ve devirdaim dönemleri de değişken dönemlerdir diye düşünüyorum.
Son madde bana göre yeterli değil, zira her şey bir yana milyonlarca metreküp sulardan bahsediyoruz, ana yapısı ani değişim gösteremez tuz bakımından, çünkü okyanuslar hem kapladığı alan ve barındırdığı su miktarı hem de açık alanlara sahip olmasıyla yeterlilik oluşturuyor. İlk 2 madde açısından da bana göre yine etkenlerden birisi olarak ısı derecesi ve maddelerin ısıya göre dizilimi etken oluşturuyor olmalı. Örneğin karbon oluşumu için belirli bir ısı aralığı gerekir gibi..

Düyanın yüzey ısısı evet belirli oranlar arasında sabit gibi, lakin bunuda okyanuslardaki tuz oranı gibi geçerli durumlara bağlayabiliriz. Geçmişte yaşanan buzul çağlarını da biliyoruz ve atmosferin etkisini de. Yine de değişkendir ve güneş aynı anda dünyanın bir yönüne ısı/ışık verir. Bir diğeride dünya dönmektedir alınan ısı ile kaybı arasında bu da etkendir. Neyse detaylardan ziyade gelmek istediğim nokta açısından;


Yağmur bitkileri sulamak için mi yağar?

Yağmur yağdığında bitkiler ihtiyaçları olan suya kavuşur. Demek ki yağmur bitkileri sulamak için yağıyor;


Güneş bitkilere enerji vermek için mi doğar?

Bitkiler bu sayede kimyasal enerji dönüşümü sağlarlar. Örneğin glikoz dönüşümü. Yeşil renk oluşturmak içinde ihtiyacı olmayan ışığı emmez.


Yağmur ve güneş birlikte bitkiye etki edince;

Böylelikle bitki karbondioksit ile su arasında güneş enerjisi ile ilişki kurarak glikoz üretir.




Demek ki güneş ve yağmur bitkiler için can veren bir organizma.Aslan ceylanı yer ve böylelikle gıda ihtiyacını giderir, demek ki ceylan, aslana gıda olmak için var. ... örnekler çoğaltılabilir, bu konuda bakış açısı olarak böylesi bir mantık kayması da görüyorum, diğer türlü de teolojik ereksellik -teolojik olmasa dahi- bir buluşma noktası gibi duruyor. Yine sonuçtan ters gidişle yine teolojik bakış açısına benziyor. Şu dinlerin her şey insan için yaratılmıştır saçmalığı gibi..
..........
Başka bir gezegende farklı yapı ve formlarda canlı organizmalar görsek ve onlar daha farklı maddeler arası ilişkiyi, reaksiyonları, bileşimleri kullansa bu sefer de daha farklı sonuçlar mı üretecektik?
Peki su var, un var, tava var, eldeki malzeme bu, helva yaparsak su ve un ve tava ve ısı helva içindir diyebilir miyiz? Peki doğadaki onca çeşit maddenin ilişkisinden açığa çıkan helvaya bakarak, dönüp tersin geri bu ilişkiler, bu sonuçlar içindir denebilir mi? Tersinden..
Evrende, bırakalım evreni sırf galakside, Samanyolu ve Andromeda, toplamlarında barındırdığı yıldız bakımından trilyonla ifade ediliyor. Sadece 2 galaksi.
Buraya tıkla (https://www.google.com.tr/search?num=50&safe=off&q=andromeda+y%C4%B1ld%C4%B1z+say%C4%B1s%C4%B1&oq=andromeda+y%C4%B1ld%C4%B1z+say%C4%B1s%C4%B1&gs_l=serp.3...612636.618574.0.618869.23.17.0.0.0.0 .313.1282.0j6j0j1.7.0.msedr...0...1c.1.60.serp..18 .5.933.jEQHisCaNro)
Şu an görünür evrendeki galaksi sayısı tahminleri ise 300 milyonlarda, cüce galaksiler ise trilyonlarla ifade ediliyor.

Sonuç itibariyle malzeme bu, olasılık payları açısından, insan olarak yapğımızdaki öznellik ve benlik gereği hatalı olasılık mantığı diyebileceğimz biçimde dünyanın kendisini(bizi, kendimizi) esas alırsak çok düşük, bu düşük açılı olsalık bakışıdır, ancak asıl olasılık geniş açılı olandır ve sanırım tek başına samanyolu'nu dahi esas alsask yeterli bir açıdır diye düşünüyorum. Yani su ve unun ve ısının yanyana gelmesi olasılığı gibi denebilir. Tabi ki un insan tarafından yapılan bir şey denecek, mecaz betimlemedir. Kısaca ne olmasaydı da canlılık olmasaydı diye de sorulabilir...

ereninthenature
11-12-2014, 23:45
Dunyanin yasayan bir canli oldugu gun gibi ortadadir.

Hucrelerimiz de yasayan canlilardir. Biz insanlarda yasayan canlilariz.

AerA
11-12-2014, 23:53
.....Yine sonuçtan ters gidişle yine teolojik bakış açısına benziyor. Şu dinlerin her şey insan için yaratılmıştır saçmalığı gibi..
..........

Evet aynen öyle. Gaia Hipotezine göre de herşey yaşam için var. Herşeyin yaşam için bir amacı olduğu söyleniyor v.b.

Oysaki herşeyle beraber bir yaşam var.

Bu bağlamda benim Gaia düşüncem -ki ben ona kısaca Tabiat Ana- diyorum çok daha anlamlı. Yağmurun bir amacı yok, yağmurla beraber bir yaşam var.

Ormanı koru, ağacı sev, sincabı öp :)

Dialectics
12-12-2014, 00:21
Demek ki güneş ve yağmur bitkiler için can veren bir organizma.Aslan ceylanı yer ve böylelikle gıda ihtiyacını giderir, demek ki ceylan, aslana gıda olmak için var. ... örnekler çoğaltılabilir, bu konuda bakış açısı olarak böylesi bir mantık kayması da görüyorum, diğer türlü de teolojik ereksellik -teolojik olmasa dahi- bir buluşma noktası gibi duruyor. Yine sonuçtan ters gidişle yine teolojik bakış açısına benziyor. Şu dinlerin her şey insan için yaratılmıştır saçmalığı gibi..

Zaten işin aslı bir süregelen yaşamın, yaşamsallığın söz konusu olabilmesi için sürekli ortamı, şartları ve koşulları dengede tutan geri besleme (feedback) sistemleri kaçınılmaz gibi duruyor. Feedback sistemleri de zaten doğaları gereği dengesizlikleri dengeye getirmeye yarar.

Ancak tabi bu geri besleme sistemleri neden sadece dünyada oluştu da diğer bildiğimiz/keşfettiğimiz gezegenlerde oluşmadı konusu da ister istemez akla geliyor. Yani neticede bir gezegenin oluşma süreci herhalde birbirlerinden çok farklı değil. Ancak diğer gezegenler oluşurken ne ters gitmiştir veyahut da dünya oluşurken ne gibi sıradışı, avantajlı bir ihtimal vuku bulmuştur da bu hayatı olanaklı kılan muhtelif sayıda ve çeşitlilikteki geri-besleme sistemleri mümkün olmuştur....


Gaia hipotezinde olduğu gibi dünyayı yaşayan bir organizma olarak düşünürsek eğer, bu organizmanın insanlar tarafından hasta edilmesi ve dolayısıyla öldürülmesi mümkün müdür? Yani yaptığımız faaliyetler, arttırdığımız karbon salınımları ve dolayısıyla ortaya çıkan global ısınma; tükettiğimiz kaynaklar, hayvan türleri vs. Gaia'yı öldürebilir mi yoksa Gaia her durumda feedback sistemleri ile ayakta kalır mı?

Peki insanlığın şu bahsedeceğim potansiyeli var mıdır: Gaia'yı çözerek, nasıl canlı yaşamın cansız bir gezegende mümkün hale gelebildiğini çözerek sistemimizdeki diğer gezegenlerde ileride (100 yıl sonra, 1000 yıl sonra vs.) habitatlar oluşturabilir miyiz? Bu habitatlarda ortaya çıkan bitkilerin, hayvanların vb. genleri ile oynayarak akıllı canlılar türetebilir miyiz? Böylelikle kendi güneş sistemimizden başka sistemlere seyahat etmeyi geliştirecek kadar uzun süre kâinatta var olmayı sürdürüp önce galaksimizi, ardından komşu galaksileri, en nihayetinde tüm evrendeki galaksileri hayatla dolduracak gibi bir ufka ilerleyebilir miyiz?

13.72 milyar yıl bize çok geliyor olabilir ama belki de bu sonsuz evren için henüz 1 dk. gibidir belki de bu süre... Kim bilir...

Dialectics
12-12-2014, 00:26
Dunyanin yasayan bir canli oldugu gun gibi ortadadir.

Hucrelerimiz de yasayan canlilardir. Biz insanlarda yasayan canlilariz.

1. Peki bu yaşayan canlı için bir bilinçten (ufak çapta da olsa) söz etmek mümkün müdür? Yoksa bir bitki tarzında bir canlı mıdır?

2. "As above so below" (Yukarıdaki neyse aşağıdaki de odur) söylemi sence mantıklı mıdır?

ereninthenature
12-12-2014, 00:36
1. Peki bu yaşayan canlı için bir bilinçten (ufak çapta da olsa) söz etmek mümkün müdür? Yoksa bir bitki tarzında bir canlı mıdır?
Bence bitki tarzinda bir canli oldugunu dusunmek cok daha mantikli gozukuyor eger gezegeni canli kabul edeceksek.


2. "As above so below" (Yukarıdaki neyse aşağıdaki de odur) söylemi sence mantıklı mıdır?
Bence mantiklidir cunku oyle gozukuyor bu sekilde gozlem veriyor.

Ben bir soru sorayim o zaman.

Simya kitaplarinda cizilen tapinaklarin/labaratuvarlarin kapisinda Latinca hep su yazi yazar: "Dormiens vigila", "While sleeping watch!", "Uyurken izle!".

Uyurken izlemenin bize ne gibi faydalari dokunurdu sizce? Ne demek istiyorlar simyacilar bu cumleyle?

http://gnosticteachings.org/images/stories/alchemy/laboratorum-Heinrich-Kunrath-bed.jpg

Dialectics
12-12-2014, 00:42
Bence bitki tarzinda bir canli oldugunu dusunmek cok daha mantikli gozukuyor eger gezegeni canli kabul edeceksek.


2. "As above so below" (Yukarıdaki neyse aşağıdaki de odur) söylemi sence mantıklı mıdır?
Bence mantiklidir cunku oyle gozukuyor bu sekilde gozlem veriyor.

Ben bir soru sorayim o zaman.

Simya kitaplarinda cizilen tapinaklarin/labaratuvarlarin kapisinda Latinca hep su yazi yazar: "Dormiens vigila", "While sleeping watch!", "Uyurken izle!".

Uyurken izlemenin bize ne gibi faydalari dokunurdu sizce? Ne demek istiyorlar simyacilar bu cumleyle?

http://gnosticteachings.org/images/stories/alchemy/laboratorum-Heinrich-Kunrath-bed.jpg

Hayatı bir rüya gibi yorumluyor olabilirler mi?

spartacus
12-12-2014, 00:51
Evet aynen öyle. Gaia Hipotezine göre de herşey yaşam için var. Herşeyin yaşam için bir amacı olduğu söyleniyor v.b.

Oysaki herşeyle beraber bir yaşam var.

Bu bağlamda benim Gaia düşüncem -ki ben ona kısaca Tabiat Ana- diyorum çok daha anlamlı. Yağmurun bir amacı yok, yağmurla beraber bir yaşam var.

Ormanı koru, ağacı sev, sincabı öp :)
Evet her şeyler, beraber bir yaşam, ortam yoksa zaten yaşamda olmaz :). Madde/hareket/ilişki. Koca bir küme ve alt kümeler... Ve her şey birbiriyle ilişki halinde... öyle ya da böyle..
Su var, un var, şeker var, ısı da varsa helvayı da ye, ama Zeus gecinden versin cinsinden değil, tadımlık olandan ye(şimdilik) :laugh:
Bir de sincap gönder öpmeye.
Büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öperim. bizi sorarsan iç güveyinden hallice ...... hala oğluda iyiler selamları var ........... dedenin de selamı var ......... dayı oğlun askerden geldi.... :)

Yoksa, yoksa ulannnn bu yazıyı yazdığım için mi sen varsın? Belkide, iyi de sincap ne için öpülmek için mi, ya tam tersi ise, ben sincabı öpmek için isem, allam kör et beni, şükürler olsun allam, kör oldum :)

ereninthenature
12-12-2014, 01:09
Hayatı bir rüya gibi yorumluyor olabilirler mi?

Aynen bence de oyle. Ikinci sorum ise simyacilarin hayalini kurdugu hersey asagi yukari dogru cikti.

Altin uretmek, altina donusturmek. Ucmak. Felsefe tasini bulmak. :bounce:

Simyacilarin metallerin toprakta kendiliginden turedigini dusunuyorlardi bu da dunyada degil ama yildizlarin cekirdeginde gerceklesen ayri bir reaksiyondur.

Simdi simyacilar genellikle telepati tribi atiyorlar. Telepati hakkindaki gorusleriniz nedir? Sizce sadece ses ve sembollerle mi iletisim kurmaya devam edicez sonsuza kadar yoksa daha genis bantli bir iletisime mi gecicez ilerde?

evrensel-insan
12-12-2014, 01:12
Evet aynen öyle. Gaia Hipotezine göre de herşey yaşam için var. Herşeyin yaşam için bir amacı olduğu söyleniyor v.b.

Oysaki herşeyle beraber bir yaşam var.

Bu bağlamda benim Gaia düşüncem -ki ben ona kısaca Tabiat Ana- diyorum çok daha anlamlı. Yağmurun bir amacı yok, yağmurla beraber bir yaşam var.

Ormanı koru, ağacı sev, sincabı öp :)

Herseyin bir sey icin olmasi dusuncesi, tam da metafizigin teleolojisidir.

Dinler bunu gayet iyi kullanir.

evrensel-insan
12-12-2014, 01:28
Dunyanin yasayan bir canli oldugu gun gibi ortadadir.

Hucrelerimiz de yasayan canlilardir. Biz insanlarda yasayan canlilariz.

Peki yasamayan canli var mi?

Hareket bir yasam ya da can mi?

ereninthenature
12-12-2014, 01:50
Peki yasamayan canli var mi?
Canliliga ne acidan baktigimiza gore degisir bu. Yoktur diyorum.

Hareket bir yasam ya da can mi?
Hayir degildir.

evrensel-insan
12-12-2014, 01:53
Canliliga ne acidan baktigimiza gore degisir bu. Yoktur diyorum.


Hayir degildir.

Sen ne acidan bakiyorsun, atom canli mi?

Felâsife
12-12-2014, 02:35
Simya kitaplarinda cizilen tapinaklarin/labaratuvarlarin kapisinda Latinca hep su yazi yazar: "Dormiens vigila", "While sleeping watch!", "Uyurken izle!".

Uyurken izlemenin bize ne gibi faydalari dokunurdu sizce? Ne demek istiyorlar simyacilar bu cumleyle?
Hayatı bir rüya gibi yorumluyor olabilirler mi?

Aynen bence de oyle.

Rüya diye geçmediğine göre, sanırım uykuda izleme ile astral seyahat vâri bir şeyleri bahsediyor gibiler, "hayat bir rüyadır" anlamını ben çıkartamadım.

Hayat bir rüyaya göre zaten uykudayız, neyi izleyeceğiz, bizi mutlu eden mi? zengin eden mi? neleri, koş dur, ara dur...bunlar bitmez ki!

Rüya içinde rüya = Sonsuz uyanamama.

Sigur Ros
12-12-2014, 03:05
hayat bir rüya dersek evreni yine kendi algılarımıza göre adlandırma yanılgısına düşmez miyiz? zaten rüya içinde rüya görebiliyorken durumu matruşka bebeklerine çevirmenin mantığı var mıdır?

Felâsife
12-12-2014, 03:39
hayat bir rüya dersek evreni yine kendi algılarımıza göre adlandırma yanılgısına düşmez miyiz?
Aynen öyle, yanılgıya düşeriz.
Diğer türlü hayat gerçektir desekte, bu yanılgıya düşmediğimize delil olmaz.

Aslında bahsettiğim şey tasavvuf ve taoculukta, bir öğreti, hayatı büyük rüya olarak görme olayıdır.
Konuya gelince "Gaia Kuramı" bana pek uzak bir kuramda değil, benzeri Bir Bitkinin Rüyası mı? (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=34695) diye konumda var zaten.

Herşeyiyle hazır bir dünyaya geliyorsun ve hayat karmaşası içinde kaybolup gidiyorsun, burada ilginçlik yok mu?

Kışa girdik, camdan baktığımda yaşam adeta ölmüş gibi, çoğu ağaçlar iskelet sanki.
Baharda geri canlanıyorlar.

Şöyle düşünsek nasıl olurdu?

Doğa kendi kendiyle bir deneyim yaşıyor, kâh ölüyor, kâh diriliyor.

Biz kâh ölüp kâh dirilebiliyor muyuz?

Doğa adeta yaşamı bir bitiriyor bir başlatıyor.

Biz başlatabiliyor muyuz?

Yangınlar örneğin.

Bir dünya alan yanıyor, yaşam oradan gene kendine yol buluyor.

Meteor düşsede, volkanlar patlasada o gene yoluna devam ediyor.

Bence DOĞA kendi içinde büyük bir deneyim yaşıyor, bizde içinde ki piyonları oynuyoruz sanki.

Bu bizim deneyimimiz değil, dünyamız değil, yaşamımız değil.

Bu doğanın yaşamı, bizimde rüyamız.


zaten rüya içinde rüya görebiliyorken durumu matruşka bebeklerine çevirmenin mantığı var mıdır?
Mantıken varlık/yokluk işlerinde kimse anlaşamamıştır ki biz şimdi hemence anlaşalım, ama denilmek istenilenide anlamışsınız, buna sevindim.

Sevgiler

spartacus
12-12-2014, 04:06
Sevgili Felâsife, bende sesli düşüneyim ifadelerine dair, sakın tek bir harfi bile kendine alınma, öyle bir düşüncem yok
Aslında bahsettiğim şey tasavvuf ve taoculukta, bir öğreti, hayatı büyük rüya olarak görme olayıdır.
Tassavvuf ayrı ama taoculuk da ayrı, ama Tao gerçekten ayrı, Tao rüya filan demez, aksine Tao ciddi, ciddi veriye bakar(taocular dediğimiz özünde bu işten nemalanmak çerçevesine de düşmüşler, öyle ya da böyle işlerin içine iktidar girdi mi iktidar çoğu şeyi bozar, dejenere eder. Zira doğası gereği pragmatistir, yani işine gelen nasıl geliyorsa öyle alır) . Tao'da da gerçek dış dünyadır, o buna YOL diyor, ama ne der GÖRMEZ, DUYMAZ, KONUŞMAZ, İRADESİ YOKTUR... Demek ki bir amaçtan da, deneyimden de bahsedemeyiz.
Gerçek nedir? İrademizden bağımsız algıladığımız her şey(nesne, olay şu ya da bu, veri var mı? Bilgi ediniliyor mu? Gerçek buna deniyor, algılanabilir olan gerçektir, henüz algılanmamış olsada-önemli olan algılanabilir niteliğe sahipliktir. Ama hiç bir veri alınamayanın o halde, bilgisi olmaz. haliyle hiç bir bilgisi olmadan, zerre gerçeklik vasfı olmayan şeyler adına konuşmakta kişiyi yorar, üzer, sonra gider başkalarına dayatır, bir bütün halinde tüm insanlığı üzerler, acıya sevk ederler, sömürüye de, koyun gibi kullanmaya, sırtına semer vurmaya değin, çünkü insanlar bir kez veri-bilgi yollarında dumura uğramıştır, artık sağlıklı görmezler, görselerde kabullenmezler, o dereceki farklı düşünen birisi gördüklerinde kendi gibi inanmıyor diye öldürmek isterler, ama ne hikmetse ateşten de korkar yanarım diye, gerçeğin bir oyunu onlara ama hepsi o kadar. Veri/bilgi ancak onlara zarar verecek şeylerde işlerine yarar, gerisi masal alemleridir, ateş gibi basit bir gerçekliği veri/blgi/tanıklık düzleminde kabullenirken, bütün hayatlarını zindan ettikleri masal kahramanları adına tek bir veri/bilgi/tanıklık sahibi olmazlar, ama yine de korkarlar, korkutulurlar)

Herşeyiyle hazır bir dünyaya geliyorsun ve hayat karmaşası içinde kaybolup gidiyorsun, burada ilginçlik yok mu?
Veriler bize gösteriyor ki, ilginçlik yok, süreğen devinim ve yetersizlik, yeterli olamamak, imkansızlık var, ama hayat nedir derseniz, en temelde mücadeledir, ister farkında olalım, ister olmayalım. Ve bu mücadele de imkanlar ölçeğinde bir yere kadar, zira gerçeklik bizim irademizden bağımsız demiştim, gerçekte gördüğümüz her şeyin hareketli, değişken olması, ve organizmanın da buna uyum sağlaması bir yere kadar...

Kışa girdik, camdan baktığımda yaşam adeta ölmüş gibi, çoğu ağaçlar iskelet sanki.
Baharda geri canlanıyorlar.
Yine canlılar, ama glikoz sentezleyemeyecekler(ısı, ışık), o halde yapraklar işe yaramaz, bu sayede tam da yukarıdaki mücadele anlam kazanıyor, ömürleri uzuyor :)

Şöyle düşünsek nasıl olurdu?

Doğa kendi kendiyle bir deneyim yaşıyor, kâh ölüyor, kâh diriliyor.

Her şey değişiyor, haliyle doğa da değişiyor, e haliyle cansızlar gibi canlıalrda değişiyor. Kah ölmek, kah dirilmek değişimde ortada olabilmenin koşulu ne yazık ki.

Biz kâh ölüp kâh dirilebiliyor muyuz?

Evet, biz diyorsanız ölüp, diriliyoruz, lakin bunu kabaca nesil temelinde ele almak durumundayız. Ben derseniz siz ölürsünüz, ama can dirilir yine de, siz olmasanız da. Ortam, koşul olduğu ve organizmaların direnci-değişimi ölçüsünde bu da deviniyor.

Doğa adeta yaşamı bir bitiriyor bir başlatıyor.

Doğayı ortam olarak alalım, içindeyiz, doğa bitirmiyor, ortam bu, süreğen değişiyor, haliyle ayak uydurmak zor iş vesselam.

Bence DOĞA kendi içinde büyük bir deneyim yaşıyor, bizde içinde ki piyonları oynuyoruz sanki.
Ortam sürekli değişiyor haliyle bize de, doğaya yani ortama-koşula baktığımızda bu şekilde yorum yapma şansı veriyor, ama doğanın bir deneyim filan yaşadığı yok diye düşünüyorum, deneyim organize olmuş maddeler=> canlılık ölçeğinde. Marsın içine inersek, aslında orası da bir doğadır..

Bu bizim deneyimimiz değil, dünyamız değil, yaşamımız değil.
Bu doğanın yaşamı, bizimde rüyamız.
Ya da rüya ölünce başlayacak :)

Mantıken varlık/yokluk işlerinde kimse anlaşamamıştır ki biz şimdi hemence anlaşalım, ama denilmek istenilenide anlamışsınız, buna sevindim.

Anlaşsalar ne olacak, sonuçta bir çevredeyiz ve buna dair veriler ediniyoruz, dönüp veri edindiğimiz zemine varlık diyoruz, dileyen aslında ben de yokum diyebilir, işte o zaman o veri düzeyini de yokluğa taşımayı başarmış olur, ama bu halde de ne bileyim, o halde sonsuza kadar sus, zaten konuşarak hiç bir şey katmıyorsun, çünkü sen de yoksun, konuştuklarında, yorma kendini diyesim geliyor, amam bu seferde yok olduğunu iddia eden daha çok varlık göstermek için tepeme biniyor:)

Felâsife
12-12-2014, 08:39
Sevgili Felâsife, bende sesli düşüneyim ifadelerine dair, sakın tek bir harfi bile kendine alınma, öyle bir düşüncem yok

Olur mu ne demek! helede böyle dedikten sonra, başımla gözüm üstüne söyledikleriniz. :)


Tassavvuf ayrı ama taoculuk da ayrı, ama Tao gerçekten ayrı, Tao rüya filan demez, aksine Tao ciddi, ciddi veriye bakar
Eyvallah.
Aslında rüya olayı burada zarf hükmünde zaten, hani rüya dedik diye oldu bitti 'ye gelmiyor mesele malum.

Dahası var, ilerisi var imtihanı, delili ispatı var.
Tasavvufunda kendi içinde delil ispatı var, belki tuhaf gelir bu söylediğim ama nasıl ki bilim öncelikle kendi içinde delil ispat üzerinde yürüyor, sonradan bunu genele yayılıyorsa, yayınlıyorsa tamamdır diyorsa, bu tasavvuftada farklı değildir.
Aynı şeyler değiller elbette ama mantık olarak olay çok fark etmez, tabi tasavvuf genelede çok yayılmaz.
Çünkü HER kişi için değildir, kendi tabiriyle ER kişi için bir sistemdir.
HER kişinin girdiği dinleri görüyoruz, hepsi diyemem elbette ama kıtır kıtır insan kesmeyi fazilet sayanlarda hiç az değildir.
Yada iki kitap okudu diye, herkesi kafir ilan edeni, hiç az değildir, helede bu forumda

Bu tasavvufta olmaz, zira daha girişte, kişi teste sokulur, imtihana çekilir.
Artık dilencilik mi yapması istenir, yarı çıplak çarşılarda dolaşılması mı istenir, bilinmez.
Yani daha girişte EZİLİR, ezerler, (normalde olması gerekeni bu)
Her gördüğünü Hızır bil, kimseyi hor görme vs vs. lerle gene ezilir.
Velhasıl kibir ve gurur adeta çöpe atılır, o yüzden sufilerden kelle avcısı olmaz.

Yaşlı bir şeyh, yerine geçecek birini seçmek için, bana şu dağdan, bana yakışacak en güzel çiçeği kim getirirse, postu ona devredeceğim der.
Tabi herkes koşar gider kucak kucak çiçekleri toplayıp gelirler.
Hepsi sırayla en güzel benim çiçeğim, size en layık olan bu filan der, en sonda kalan biride kuru küçük bir dal getirmiştir.
Bana bunu mu layık gördün der şeyh.
O da mahçup bir şekilde, efendim en güzel çiçeği istediniz ama hepside bir birinden güzeldi, hiç birini kopartmaya kıyamadım, hangisi kopartsam diğerine haksızlık olacaktı, bende o yüzden boş gelmemek için, yerde bulduğum bu çiçeği getirdim der.
Şeyhte aferin oğlum der ve postunu ona devredeceğini herkese söyler.


Özetle burada olanda zarftır, bu zarfı olduğu gibi alınıp uyulunca, bu olmamışlık anlamına da geliyor zaten.

Aslında gencin burada yaptığı bilinçli bir şeyde değil, hani ben kandırayım filan olayıda değil, zira Vahdet-i vücut denilen olaydır bu, buda her türlü çirkinliğin kalktığı geriye kalan herşeyin güzel olduğu ama herşeyin adıdır Vahdeti vücut, bu noktada Vahdeti vücutu Tanrıya addetmek anca zandır, hayaldir, ne yazık ki bunu böyle yazan çok yazıda gördüm okudum.
Herşeyin güzel olduğu bir ortamda, ayrılık kalmaz zaten, ayrılık çirkinliğin olduğu ortamda olur ki Tanrıda tüm bu çirkinliklerde ki bir nevi umudun adıdır, o yüzden çoğu insan onu ayırır.

İşte bu olayda o kişi için ispat gerekmez artık, ama diğer tüm keşf denilen hallerde ispat gerekir, eğer ispat olmazsa o keşf kişiyi yanıltır vs.

Şeyhe dönersek o zaten gençteki o durumu fark etmiştir ama çaktırmaz.
Ortaya böyle bir zarf atar ki oku okuyabilirsen.
Zarfta saçmadır aslında, bana layık olan en güzel çiçek!
Çirkin çiçek mi var ki güzel çiçek nasıl olsun, hele en güzeli nasıl olsun.
Hasılı imtihanı geçen bir kişidir, diğerleri sınıfta kalmıştır.

Neticede köklü bir sistemdir bu da, dediğiniz gibi bunu sulandıranlar, kendi çıkarına kullananlarda az olmamıştır hani, işin garibi böyle bir olayda eskisi gibi müessese olarakta kalmamıştır, adamlar çifliğinde çalışacak ırgattan, ofisinde çay yapacak elemana kadar HER geleni alıyorlar.
H.Bayramda vardı böyleleri, hele birisi, artık kaç tane otobüsü vardıysa, 40-50 tane müridi vardı, dahada fazla olabilir 7-8 senedir gitmiyorum oralara, aynı zamanda maaşlı şöförüydüler. :)
Velhasıl dejenere konularına tamamen katılırım, eyvallah.

Neyse daha fazla uzatmayayım.

Ya da rüya ölünce başlayacak :)

Eyvallah :party:


çünkü sen de yoksun, konuştuklarında, yorma kendini diyesim geliyor, amam bu seferde yok olduğunu iddia eden daha çok varlık göstermek için tepeme biniyor:)

Ehehe, kim bilgili ol dedi sana desem, umarım argo olmaz.
O bilgiye sahipsen duramazsın, bilgi seni dürter.
Bu da huzurdan götürür, bunada yapacak bir şey yok, bilginin bedeli bu maalesef:\
Bilgi = huzursuzluk.
Ben buna huzursuzluğun içinde "yaşaya yaşaya" ona alışmak diyorum.

Türkiye'nin filozofu olursan-bu sana dendi gördüm-ki bu olmuşsun demektir, yani çekeceğin daha geridedir vesselâm :)

spartacus
12-12-2014, 10:54
Çekirge(Ç) - Usta ben ne zaman bilge olurum demiş
Usta(U) - Şu nehri görüyor musun?
Ç - görüyorum usta.
U - İşte o nehrin bütün suyunu içtiğinde
Ç - Usta ben o nehrin suyunu bütünüyle içtim zaten
U - O halde neden bana soruyorsun?
----
Ç - Usta Tao nerede?
U - Şu gökyüzünü görüyor musun? Orada
Ç - Daha alt düzeyde?
U -şu yeryüzünü görüyor musun?
Ç - Daha at düzeyde
U - Şu taşı, şu toprağı
Ç - Daha alt düzeyde
U - Bokunla, sidiğinde!


Sabah
Ç - Usta bu gökyüzü şu bu nasıl, neden?
U - Yemeğini soğutma
Ç - Ama usta hık, mık, neden, nasıl, niçin...
U - Yemeğin soğuyor, yemeğinin soğutma.

* Yukarıdakiler, aklımda kaldığı kadarıyla, asıl kaynak burası idi. (Tao-cular "Sahip olmadıkları bir şeyin peşinden koşmak yerine sahip oldukları şeylerin tadını çıkaran" - Raymond M Smullyan ) Sahip olduğumuz veri, olmadıklarımızın peşinden koşmayı düşünmüyorum bende, birde sahip olduğumdan fazlasına gereksinim duymuyorum, 1 telefonum varsa ikincisi bana gereksiz, zaten Tao da öyle diyor, bir evim varsa yeter de artarda zira atynı anda 2 evde olamam diyor, ya da bir at arabam varsa yeterli, aynı anda iki taneye binemem diyor bu da maddi yönden metaforu.. :)
http://www.hermeskitap.com/catalog/images/975-7800-18-x2r5yy0.jpg
Peki soğutmayalım :)