Orijinalini görmek için tıklayınız : sosyalizm ve insan doğası
Saint-Just
13-01-2015, 14:35
konu başlığını nereye açacağımı bilemedim ve buraya açmayı uygun gördüm. eğer yanlış bir yere açmıssam, moderatör arkadaşlardan biri ilgili yere taşıyabilir.
şimdi bildiğiniz gibi gericilerin, muhazakarların, milliyetçilerin yani genel olarak tüm sağcıların sosyalizm'e ve komünizm' e karşı çıkarken öne sürdükleri klasik bir argüman vardır; ''sosyalizm ve komünizm insan doğasına aykırıdır'' insan sömürücü, zalim ve kötüdür. ''kapitalizm'i yıktınız ve yerine sosyalizm kuracaksınız veya kurdunuz. peki ya sonra? insan insan kalacaktır.'' diye özetlenebilecek bir zihniyetleri vardır
ben bunu açıkçası müslümanların evrim teorisine karşı çıkarkan kullandıkları ''insanlar maymundan geldiyse, şimdiki maymunlar neden insan olmuyor?'' sözüne benzetiyorum. yani psikoloji veya felsefe üzerine hiç okumamış cahil kişilerin argümanı olarak görüyorum. bu safsatalara karşı sosyalistlerin ve komünistlerin diyalektik materyalizm'i temel alarak verdikleri cevap özetle şudur; ''insanın başlangıcı ve özü komünaldir. sömürü, toplumsal sınıflar ve devlet gibi kavramlar çok sonradan ortaya çıkmış şeylerdir. insan ne iyidir ne de kötüdür. onun davranışlarını belirleyen maddi koşullardır. eğer maddi koşulları değiştirirseniz, insanı ve insanın doğasınıda değiştirirsiniz. sonsuz bir insan yada insan doğası yoktur. dolayısıyla kapitalizm'i yıkıp yerine sosyalizm'i kurduğumuzda yani insanın bilincini belirleyen maddi koşulları değiştirdiğimizde insan aynı insan kalmayacaktır. yeni bir insan doğacaktır.'' karl marx'ın deyişiyle ''insanların varlığını belirleyen onların bilinçleri değil, tam tersine onların bilinçlerini belirleyen toplumsal varlıklarıdır''
bu yanıtlar diyalektiğe de, materyalizm'e de uygun düşer. ben de bir komünist olarak bu yanıtları kesin olarak benimser ve savunurum. ancak kafama takılan bazı şeyler var.
biz kendi aramızdaki hiyearşiyi ve sömürüyü yoketsek bile önceden de yaptığımız gibi hayvanları sömürmeye devam etmiyicez mi? insanlar bir bakima hayvanları sömürmüyor mu? yani üstlerine biniyoruz, derilerinden, sütlerinden yararlaniyoruz, hatta bazen eğlence için kullaniyoruz. vs. ben burda işçileri hayvan kapitalistleri de insan olarak görmüyorum. yani elbette işçiler kapitalistlerden daha güçlü ve paris komünü veya ekim devrimi gibi örneklerde de görüldüğü üzere istese devirebiliyor da. ancak yinede kendi aramizda sömüruyü bitirsek bir bakima insan yine sömürüsüne devam edicek. ben burda kendimi iki yüzlü hissediyorum anliyicağınız. yani burdan insanın kısmen de olsa sömürücü bir yanı olduğu gerçeğini çıkaramazmıyız? kısacası insan hayvanı sömürebiliyorsa insanı da sömürmesini engelleyen nedir? bu soruları kafamı oldukça karıştırıyor ve benimsediğim yanıtları kısmen de olsa sarsıyor.
peki siz ne düşünüyorsunuz?
evrensel-insan
13-01-2015, 22:13
konu başlığını nereye açacağımı bilemedim ve buraya açmayı uygun gördüm. eğer yanlış bir yere açmıssam, moderatör arkadaşlardan biri ilgili yere taşıyabilir.
şimdi bildiğiniz gibi gericilerin, muhazakarların, milliyetçilerin yani genel olarak tüm sağcıların sosyalizm'e ve komünizm' e karşı çıkarken öne sürdükleri klasik bir argüman vardır; ''sosyalizm ve komünizm insan doğasına aykırıdır'' insan sömürücü, zalim ve kötüdür. ''kapitalizm'i yıktınız ve yerine sosyalizm kuracaksınız veya kurdunuz. peki ya sonra? insan insan kalacaktır.'' diye özetlenebilecek bir zihniyetleri vardır
Nedir insanin "dogasi?" bu doganin boyle oldugunu kim/ne ortaya koymustur?
ben bunu açıkçası müslümanların evrim teorisine karşı çıkarkan kullandıkları ''insanlar maymundan geldiyse, şimdiki maymunlar neden insan olmuyor?'' sözüne benzetiyorum. yani psikoloji veya felsefe üzerine hiç okumamış cahil kişilerin argümanı olarak görüyorum. bu safsatalara karşı sosyalistlerin ve komünistlerin diyalektik materyalizm'i temel alarak verdikleri cevap özetle şudur; ''insanın başlangıcı ve özü komünaldir. sömürü, toplumsal sınıflar ve devlet gibi kavramlar çok sonradan ortaya çıkmış şeylerdir. insan ne iyidir ne de kötüdür. onun davranışlarını belirleyen maddi koşullardır. eğer maddi koşulları değiştirirseniz, insanı ve insanın doğasınıda değiştirirsiniz. sonsuz bir insan yada insan doğası yoktur. dolayısıyla kapitalizm'i yıkıp yerine sosyalizm'i kurduğumuzda yani insanın bilincini belirleyen maddi koşulları değiştirdiğimizde insan aynı insan kalmayacaktır. yeni bir insan doğacaktır.'' karl marx'ın deyişiyle ''insanların varlığını belirleyen onların bilinçleri değil, tam tersine onların bilinçlerini belirleyen toplumsal varlıklarıdır''
Insanoglunun her turlu yasam ve iliskisini dozen ve sistemin kurum ve kuruluslari tarihsel yaptiklarini ve her turlu gelisimini belirleyen, onun subjektif yani zihinsel yonudur.
Ya olani zihninde ideolojiye izme inanca v.s. donusturerek kitlesellestirmis, ya da zihninde urettigini ideoloji inanc ve izm olarak topluma kitleye tasimistir.
bu yanıtlar diyalektiğe de, materyalizm'e de uygun düşer. ben de bir komünist olarak bu yanıtları kesin olarak benimser ve savunurum. ancak kafama takılan bazı şeyler var.
biz kendi aramızdaki hiyearşiyi ve sömürüyü yoketsek bile önceden de yaptığımız gibi hayvanları sömürmeye devam etmiyicez mi? insanlar bir bakima hayvanları sömürmüyor mu? yani üstlerine biniyoruz, derilerinden, sütlerinden yararlaniyoruz, hatta bazen eğlence için kullaniyoruz. vs. ben burda işçileri hayvan kapitalistleri de insan olarak görmüyorum. yani elbette işçiler kapitalistlerden daha güçlü ve paris komünü veya ekim devrimi gibi örneklerde de görüldüğü üzere istese devirebiliyor da. ancak yinede kendi aramizda sömüruyü bitirsek bir bakima insan yine sömürüsüne devam edicek. ben burda kendimi iki yüzlü hissediyorum anliyicağınız. yani burdan insanın kısmen de olsa sömürücü bir yanı olduğu gerçeğini çıkaramazmıyız? kısacası insan hayvanı sömürebiliyorsa insanı da sömürmesini engelleyen nedir? bu soruları kafamı oldukça karıştırıyor ve benimsediğim yanıtları kısmen de olsa sarsıyor.
peki siz ne düşünüyorsunuz?
Hersey insanoglunun zihinsel degisim ve devriminde yatar. Bu da insanoglunun niceligini degil, niteligini one cikarir. Yani konu bilinc, farkindalik, bilissellik birey olma ve en onemlisi kendini baska bir fenomen ile ozdeslestirmek yerine (kul, kole, meta, mal, madde, hayvan v.s.) kendi varliginin farkina ve bilincine varmasi.
Kendi yasam ve iliskisini kendi yarattigi her turlu deger ile harcamak yerine; bu degerlerin yaraticisinin kendi oldugunun farkina varmasi.
Insanoglunun fiziki yapisi ve vucudu sadece yonlenendir, onu yonlendiren ise beyninde yer etmis her turlu dogumdan itibaren aldigi ve ugruna canini verdigi degerleridir.
İnsan doğasına en uygun yaşam biçimi Komünizmdir.
Sosyalizm kapitalizmle komünizm arasında her ikisinden de bazı şeyler almış bir sistemdir.
Komünizmde zorlama yoktur çünkü insanı zorlayan bütün yapılar sosyalizm döneminde çökmüş olacaktır
Sosyalizm kelime anlamı toplumsal sistemdir. Kapitalizm kelime anlamı ile sermaye sistemidir. komünizm her şeyin her kesin olduğu bir yapılanmadır.
Tıpkı doğa gibi doğada bütün canlılar izin almadan yaşamını ve öz üremesini yapar bilerek bilmeyerek genel üretime katkı sağlar. İnsanın diğer canlılardan farkını anladığımızda insanın canlılar üzerindeki yönetme ve hakimiyeti anlaşılacaktır.
Saint-Just
14-01-2015, 20:59
Nedir insanin "dogasi?" bu doganin boyle oldugunu kim/ne ortaya koymustur?
sağcılar genel olarak insanın tarihte yaptığı sömürü ve katliam ve zulüm uygulamalarından örnekler verirler. tabiki bende böyledir demiyorum. zaten yazdıklarımla bu zihniyetin felsefe veya psikoloji üzerine okumamış cahil bir zihniyet olduğunu söylüyorum.
diğer yazdıklarınız ise bana idealist düşünceyi anımsatiyor. siz idealistmisiniz yoksa?
evrensel-insan
14-01-2015, 21:02
sağcılar genel olarak insanın tarihte yaptığı sömürü ve katliam ve zulüm uygulamalarından örnekler verirler. tabiki bende böyledir demiyorum. zaten yazdıklarımla bu zihniyetin felsefe veya psikoloji üzerine okumamış cahil bir zihniyet olduğunu söylüyorum.
diğer yazdıklarınız ise bana idealist düşünceyi anımsatiyor. siz idealistmisiniz yoksa?
Ben felsefenin metafizik varliksal hic bir felsefesinden degilim.
Ben epistemolojinin bilgi ve bilim temelli felsefesi "yapilandirmaci epistemoloji" yi ortaya koyuyorum.
Yani ben ne idealist, ne materialist ne de pozitivistim. Benim varlik ile ilgili bir ideolojim yoktur.
Cunku varlik degil, ancak onun insanoglu algisi ile bilgisi ortaya konabilir.
Saint-Just
14-01-2015, 21:09
aslında insanın diğer canlılarla olan ilişkisini tekrar düşününce bunun sömürü olduğunu söyleyemeyiz. tüm canlilar gibi doğanın kanunlarına mahkumuz. bizim diğer canlılardan farkımız, bilinç ve farkındalığın yanında emek vermemiz ve üretebilmemizdir. onlardan ayrıcalıklı olmamımızın temel sebepleridir. dolayısıyla onları üretimimizde kullanmamız ihtiyaç ve gerekliliktir, sömürü değildir. bu yüzden yine başa dönersek, daha öncede söylendiği üzere sosyalizm ve komünizm insan doğasına en uygun sistemdir. insanın özüdür.
evrensel-insan
14-01-2015, 21:20
aslında insanın diğer canlılarla olan ilişkisini tekrar düşününce bunun sömürü olduğunu söyleyemeyiz. tüm canlilar gibi doğanın kanunlarına mahkumuz. bizim diğer canlılardan farkımız, bilinç ve farkındalığın yanında emek vermemiz ve üretebilmemizdir. onlardan ayrıcalıklı olmamımızın temel sebepleridir. dolayısıyla onları üretimimizde kullanmamız ihtiyaç ve gerekliliktir, sömürü değildir. bu yüzden yine başa dönersek, daha öncede söylendiği üzere sosyalizm ve komünizm insan doğasına en uygun sistemdir. insanın özüdür.
Insanoglunun dogumu insiyatifinde degildir ve kendi olmesini de yasayamaz. Elinde bir tek yasami vardir.
Sen simdi bana hangi doga kanunundan bahsediyorsun?
Doganin kanunlari yoktur, bu kanunlari dogaya onu algilayan ve gozlemleyen insanoglu verir.
Saint-Just
14-01-2015, 21:36
evrensel-insan
o yazıyı size yönelik yazmamıştım. sadece yeni düşüncelerimi paylaşma gereği duydum.
evrensel-insan
14-01-2015, 21:39
evrensel-insan
o yazıyı size yönelik yazmamıştım. sadece yeni düşüncelerimi paylaşma gereği duydum.
Ben de yanitlarimi genelde yazara yonelik degil, yaziya yonelik veririm.
Saint-Just
14-01-2015, 21:40
Ben de yanitlarimi genelde yazara yonelik degil, yaziya yonelik veririm.
evet ama çok dağınık ve anlaşılmaz yazıyorsunuz. tartıştığımız konunun ne olduğunu bile anliyamiyorum.
evrensel-insan
15-01-2015, 00:36
evet ama çok dağınık ve anlaşılmaz yazıyorsunuz. tartıştığımız konunun ne olduğunu bile anliyamiyorum.
Size gore nerede neresini "karisik/anlasilmaz" yazdi isem, belirtirseniz; ben de o zaman adiniza belki daha anlasilabilir kilabilirim.
Saint-Just
15-01-2015, 14:39
Insanoglunun dogumu insiyatifinde degildir ve kendi olmesini de yasayamaz. Elinde bir tek yasami vardir.
Sen simdi bana hangi doga kanunundan bahsediyorsun?
Doganin kanunlari yoktur, bu kanunlari dogaya onu algilayan ve gozlemleyen insanoglu verir.
bu yazdığınızdan hiç bir şey anlamadim mesela.
evrensel-insan
15-01-2015, 17:23
bu yazdığınızdan hiç bir şey anlamadim mesela.
Peki aciklayalim.
evrensel-insan´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Insanoglunun dogumu insiyatifinde degildir ve kendi olmesini de yasayamaz. Elinde bir tek yasami vardir.
Sen simdi bana hangi doga kanunundan bahsediyorsun?
Doganin kanunlari yoktur, bu kanunlari dogaya onu algilayan ve gozlemleyen insanoglu verir.
Sen dogumunu kendi istiyebiliyor musun? Yani dogmak istememe gibi bir secenegin var mi?
Diyelim son nefesini vermeden once, olecegini bilsen bile, kendi olmeni biliyor musun?
Iste dogum ve olmek senin elinde degildir. Geriye bir tek sana yasam kalir.
Eger doganin kanunlari oldugunu dusunuyorsan, bu kanunlari aciklar misin?
Iste bu aciklayacagin kanunlar, bizlerin ortaya attigi kanunlardir. Yani dogaya ait oldugunu biz soyleriz.
Daha bir anlasilir oldu mu?
Görüyorum ki sosyalizm tartışılırken o yoktur bu vardır tartışmaları yapılıyor peki bu işte otarite nedir, kimdir. Bu kadar tartışmanın sonucunda biz hangi belgeye veya hangi idolojiye müracaat edeceğiz.
Sosyalizm kelime anlamı ile toplum düzenidir. Toplum; yani topluluk (çoğunluk) Düzen; yani devletinde içinde olduğu kanunları olan belli bir hiyarisi olan hatta içinde farklı sınıfalar bulunan düzen.
Sosyalizm kapitalizmle komünizm arasında komünizm,e geçiş aşamasıdır. Sosyalizm içinde kapitalizmden çok parçalar bulunur komünizmden de çok parça vardır.
Bu durumda mülkiyet önce devlet elinde sonra kamu elinde daha sonra bütün toplumun eline geçecek şekilde bir yürüyüş aşamasıdır biz bu aşamalara devrimci dönüşümler süreci demekteyiz.
Bir düzende mülkiyet kimin elinde ise egemen odur. Onun için ilk aşamada egemen devlettir daha sonra kamu yani işçi emekçi örgütleri hakimiyeti kuracaktır bu aşamaların sonucu mülkiyet bütün toplumun olacağı için artık ne kamu ne devlet kalmayacak süreç budur teoride bunu anlatır.
Sosyalizmde devlet vardır o devlet tıpkı kapitalizm gibi bir sınıfın egemenliği altındadır ve bu sınıf aynı kapitalizm gibi düşman sınıfı yok etmek için mücadele sağlar.
Kapitalizmde devlet ve egemen sınıf işçi sınıfını yok etmek için uğraşı Sosyalizm in ilk yıllarında işçi sınıfı kapitalist sınıfı yok etmek için çaba harcar.
İşte her iki rejimde de devlet bu uygulamalarda egemen sınıfa yardım eder.
Bu mücadelenin her ikisindede (ister kapitalizm ister sosyalizm) üretici güçlerin gelişmesi en önemli aktördür.
Sosyalizm kuruldu insanlık kurtuldu yoktur. Ancak bu işi süreç ve iç dinamiklerin mücadelesi sonucu olacaktır.
evrensel-insan
19-01-2015, 01:14
Görüyorum ki sosyalizm tartışılırken o yoktur bu vardır tartışmaları yapılıyor peki bu işte otarite nedir, kimdir. Bu kadar tartışmanın sonucunda biz hangi belgeye veya hangi idolojiye müracaat edeceğiz.
Sosyalizm kelime anlamı ile toplum düzenidir. Toplum; yani topluluk (çoğunluk) Düzen; yani devletinde içinde olduğu kanunları olan belli bir hiyarisi olan hatta içinde farklı sınıfalar bulunan düzen.
Sosyalizm kapitalizmle komünizm arasında komünizm,e geçiş aşamasıdır. Sosyalizm içinde kapitalizmden çok parçalar bulunur komünizmden de çok parça vardır.
Bu durumda mülkiyet önce devlet elinde sonra kamu elinde daha sonra bütün toplumun eline geçecek şekilde bir yürüyüş aşamasıdır biz bu aşamalara devrimci dönüşümler süreci demekteyiz.
Bir düzende mülkiyet kimin elinde ise egemen odur. Onun için ilk aşamada egemen devlettir daha sonra kamu yani işçi emekçi örgütleri hakimiyeti kuracaktır bu aşamaların sonucu mülkiyet bütün toplumun olacağı için artık ne kamu ne devlet kalmayacak süreç budur teoride bunu anlatır.
Sosyalizmde devlet vardır o devlet tıpkı kapitalizm gibi bir sınıfın egemenliği altındadır ve bu sınıf aynı kapitalizm gibi düşman sınıfı yok etmek için mücadele sağlar.
Kapitalizmde devlet ve egemen sınıf işçi sınıfını yok etmek için uğraşı Sosyalizm in ilk yıllarında işçi sınıfı kapitalist sınıfı yok etmek için çaba harcar.
İşte her iki rejimde de devlet bu uygulamalarda egemen sınıfa yardım eder.
Bu mücadelenin her ikisindede (ister kapitalizm ister sosyalizm) üretici güçlerin gelişmesi en önemli aktördür.
Sosyalizm kuruldu insanlık kurtuldu yoktur. Ancak bu işi süreç ve iç dinamiklerin mücadelesi sonucu olacaktır.
Insanligin kurtulusu, oynanan her turlu nicelik oyununun herhangibir guc otorite ve iktidar pesindeki ideolojik, inancsal, izmsel nitelige peskes cekildigini algilamak ve niteligin sadece iktidarin otoritenin ve gucun pesindeki
bu kavramlarda degil, aslinda her bir insanoglu turunun birinin beyninde ve zihninde olmasi ve her bir birin kendi niteliginin olmasi.
Iste bu nitelik esaretinden kendi niteliginin farkindaligina gecis, kendivarliginin farkina ve bilincine varistir.
Buda, degersel nitelikli baskasi guc otorite patentli niteligin niceligi degil; her bir birin kendi niteligidir.
Su anki zihniyet niteligin niceligi kendi niteliginde emir eri yaptigi zihniyettir.
Iste zihinsel degisim ve devrim, niteligin nitelik ile savasimidir. Savasanlarnicelik yani vucut olsa bile, savastiran niteliklerdir.
Insanligin kurtulusu, oynanan her turlu nicelik oyununun herhangibir guc otorite ve iktidar pesindeki ideolojik, inancsal, izmsel nitelige peskes cekildigini algilamak ve niteligin sadece iktidarin otoritenin ve gucun pesindeki
bu kavramlarda degil, aslinda her bir insanoglu turunun birinin beyninde ve zihninde olmasi ve her bir birin kendi niteliginin olmasi.
Iste bu nitelik esaretinden kendi niteliginin farkindaligina gecis, kendivarliginin farkina ve bilincine varistir.
Buda, degersel nitelikli baskasi guc otorite patentli niteligin niceligi degil; her bir birin kendi niteligidir.
Su anki zihniyet niteligin niceligi kendi niteliginde emir eri yaptigi zihniyettir.
Iste zihinsel degisim ve devrim, niteligin nitelik ile savasimidir. Savasanlarnicelik yani vucut olsa bile, savastiran niteliklerdir.
Ne yazdığını anlamadım ama insanlığın kurtuluşu kendi ellerindedir.
İnsan kurtulmak istediğinde önce neden kurtulmak istediğini bilecek ve kurtulmanın yolunu planlayacak. Ondan sonra planlarını tek tek uygulayacak.
Tıpkı insanlık bu günlere nasıl gelmişse o basamakları tek tek inecek bu beceriyi ve enerjiyi kendinde bulacak.
İşte kurtulmak isteyen insan önce insan olduğunun farkına varacak ve esaretinden belli araçları kullanarak kurtulacak.
Bu zihinsel değişim maddi değişimle birleşerek ve araçlarını da geliştierek kurtuluşa ulaşacak.
evrensel-insan
20-01-2015, 01:11
Ne yazdığını anlamadım ama insanlığın kurtuluşu kendi ellerindedir.
İnsan kurtulmak istediğinde önce neden kurtulmak istediğini bilecek ve kurtulmanın yolunu planlayacak. Ondan sonra planlarını tek tek uygulayacak.
Tıpkı insanlık bu günlere nasıl gelmişse o basamakları tek tek inecek bu beceriyi ve enerjiyi kendinde bulacak.
İşte kurtulmak isteyen insan önce insan olduğunun farkına varacak ve esaretinden belli araçları kullanarak kurtulacak.
Bu zihinsel değişim maddi değişimle birleşerek ve araçlarını da geliştierek kurtuluşa ulaşacak.
Aslinda yazdigim senin yazdiklarindan pek farkli degil.
Kisaca yazdigim, insanoglunun sadece fiziginin yoneten ozneller ile yonlrendirilmesi.
Yani "kuyrukculuk/deger ugruna harcanan yasamlar"
Aslinda yazdigim senin yazdiklarindan pek farkli degil.
Kisaca yazdigim, insanoglunun sadece fiziginin yoneten ozneller ile yonlrendirilmesi.
Yani "kuyrukculuk/deger ugruna harcanan yasamlar"
Sn Evrensel-insan.
İnsan dediğimizde hayvandan ayırdığımız özelliklere bakarız. Aslında o özelliklerin hayvandan ne kadar ayrılabildiğini araştırdığımızda .
Bir çok iki ayağının üstünde duran ellerini kullanan varlık insan özelliği taşımaz.
Üretgen olmayan beynini kullanmayan yorumlama eleştirme itiraz etme bilinci olmayan insan vasıflarında değildir.
Bazı bu vasıftaki insanlar ya barbar bir yırtıcı gibi bazıları da evcilleştirilmiş ehlileştirilmiş bir canlı gibi, bazıları da köşe yastığı gibi sadece süslemeye yarar.
İnsan düşünür üretir itiraz eder sorgular eleştirir ve kendine ait fikirler üretir. Bunlar yoksa sadece nesnedir metadır bir kullanım, değişim değeri vardır bazen ve zaman zaman değersizdir.
Biz bu tür insanları tarih boyunca gördük ama yaşadığımız çağda her yerde görmekteyiz.
İşte Sosyalizm bu insanların nesnel katkıları yukarda bahsettiğim özellikleri taşıyan insanların öznel çabaları sonucu ortaya çıkacak yönetim biçimidir.
Bütün sosyal bilimlerde tarih biliminde özellikleri olan insanlar yer almıştır. Biz zamanımızı tartışırken özellikleri olan insanlardan söz edeceğiz nesnel insan zaten bir gücün peşine takılacaktır bu gün olduğu gibi.
evrensel-insan
20-01-2015, 16:32
Sn Evrensel-insan.
İnsan dediğimizde hayvandan ayırdığımız özelliklere bakarız. Aslında o özelliklerin hayvandan ne kadar ayrılabildiğini araştırdığımızda .
Bir çok iki ayağının üstünde duran ellerini kullanan varlık insan özelliği taşımaz.
Üretgen olmayan beynini kullanmayan yorumlama eleştirme itiraz etme bilinci olmayan insan vasıflarında değildir.
Bazı bu vasıftaki insanlar ya barbar bir yırtıcı gibi bazıları da evcilleştirilmiş ehlileştirilmiş bir canlı gibi, bazıları da köşe yastığı gibi sadece süslemeye yarar.
İnsan düşünür üretir itiraz eder sorgular eleştirir ve kendine ait fikirler üretir. Bunlar yoksa sadece nesnedir metadır bir kullanım, değişim değeri vardır bazen ve zaman zaman değersizdir.
Biz bu tür insanları tarih boyunca gördük ama yaşadığımız çağda her yerde görmekteyiz.
İşte Sosyalizm bu insanların nesnel katkıları yukarda bahsettiğim özellikleri taşıyan insanların öznel çabaları sonucu ortaya çıkacak yönetim biçimidir.
Bütün sosyal bilimlerde tarih biliminde özellikleri olan insanlar yer almıştır. Biz zamanımızı tartışırken özellikleri olan insanlardan söz edeceğiz nesnel insan zaten bir gücün peşine takılacaktır bu gün olduğu gibi.
Iste o yuzden gozlem veren fenomene, ben; insanoglu diyorum. Yani zihinsel degisim/devrim olarak hayvan ile insan arasindaki ara gecis formu.
Zaten benim tum yazilarimda, insanlasamamis insanoglunun her turlu kritigini bulabilirsin.
Evrensel-insan zihniyeti de temelde bu insanoglunun neden ve nasil insanlasamadiginin aciklamasini yapar.
Burada sosyalizmin ana sorunu aldigi temeldir. Yani nicelik ve politika.
Halbuki sosyalizmin temeli sosyallik ve nitelik olmalidir.
Su mesaja bakabilirsin.
http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=526580&postcount=1218
Iste o yuzden gozlem veren fenomene, ben; insanoglu diyorum. Yani zihinsel degisim/devrim olarak hayvan ile insan arasindaki ara gecis formu.
Zaten benim tum yazilarimda, insanlasamamis insanoglunun her turlu kritigini bulabilirsin.
Evrensel-insan zihniyeti de temelde bu insanoglunun neden ve nasil insanlasamadiginin aciklamasini yapar.
Burada sosyalizmin ana sorunu aldigi temeldir. Yani nicelik ve politika.
Halbuki sosyalizmin temeli sosyallik ve nitelik olmalidir.
Su mesaja bakabilirsin.
http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=526580&postcount=1218
Benim anlayamadığım sosyalizm kelimesinin altını çok farklı düşüncelerin işgal etmesi.
Ve sosyalizm,i anlaşılma hale sokması.
Bazı kaynaklarda ekolijik demokratik komün ne olduğu anlaşılamayan bir tanımlama.
Halbuki sosyalizm çok basit anlatımı var işçi sınıfı devleti. İşçi sınıfı demokrasisi bu kadar basit anlatılan şeyi her kesin anlayacağı dili bırakıp karmaşık anlaşılmaz hale kimler sokuyor.
Cinsiyet devrimi kim kime devrim yapacak erkek kadın bir birine düşman mı ki cinsiyet devrimi ortaya çıksın.
İnsanlaşmayı da sosyalizm altına yerleştiremeyiz ama başlangıç olarak görürüz.
Onun için Sosyalizmin ana orunu iktidardır. Alttaki güçlerin (işçilerin emekçilerin)zor yolu ile iktidarı alması bu güçlerin iktidarı giderek terk etmesi kendileri iktidardan giderken bir daha kimsenin iktidara gelebilecek maddi şartları yok etmesi.
Bu karmaşık hale sokarak sanki sosyalizm en bilinçli en entelektüel insanların işmiş gibi anlatım sosyalizm,i hiç mümkün olamayacak hale sokmak gibi düşünce oluşuyor.
Sosyalizm çok basit dille anlatılır. İktidardaki burjuvaları yenip işçilerin emekçilerin iktidar alması ile başlayan süreçtir.
Bu iktidar % 50 kapitalizme benzer % 50 kapitalizmin karşıtıdır. O şekilde başlar.
evrensel-insan
22-01-2015, 16:49
Benim anlayamadığım sosyalizm kelimesinin altını çok farklı düşüncelerin işgal etmesi.
Ve sosyalizm,i anlaşılma hale sokması.
Bazı kaynaklarda ekolijik demokratik komün ne olduğu anlaşılamayan bir tanımlama.
Halbuki sosyalizm çok basit anlatımı var işçi sınıfı devleti. İşçi sınıfı demokrasisi bu kadar basit anlatılan şeyi her kesin anlayacağı dili bırakıp karmaşık anlaşılmaz hale kimler sokuyor.
Cinsiyet devrimi kim kime devrim yapacak erkek kadın bir birine düşman mı ki cinsiyet devrimi ortaya çıksın.
İnsanlaşmayı da sosyalizm altına yerleştiremeyiz ama başlangıç olarak görürüz.
Onun için Sosyalizmin ana orunu iktidardır. Alttaki güçlerin (işçilerin emekçilerin)zor yolu ile iktidarı alması bu güçlerin iktidarı giderek terk etmesi kendileri iktidardan giderken bir daha kimsenin iktidara gelebilecek maddi şartları yok etmesi.
Bu karmaşık hale sokarak sanki sosyalizm en bilinçli en entelektüel insanların işmiş gibi anlatım sosyalizm,i hiç mümkün olamayacak hale sokmak gibi düşünce oluşuyor.
Sosyalizm çok basit dille anlatılır. İktidardaki burjuvaları yenip işçilerin emekçilerin iktidar alması ile başlayan süreçtir.
Bu iktidar % 50 kapitalizme benzer % 50 kapitalizmin karşıtıdır. O şekilde başlar.
Sana yukarida bir link vermistim.
Etimolojik olarak sosyalizm, "social/sosyal" sifatindan turetilmis "sosyal egimli/sosyal bilim" v.s. temelli "ism" son eki eklenmis bir ideolojidir.
Buradaki "ist" son eki de "yanlisi/taraftari" anlamidadir.
Iste bu acidan "social, yanisosyal niteligine bakmak gerekir.
Buradakisosyal niteli;
Birincisi toplumsal niteliginden farklidir.
Ikincisi "insanoglu turu birlerinin birbiri ile olan iliskisi" demektir.
Iste senin dedigin sosyalizm, bu iliskinin ekonomik duzen ve sisteminin yonetim guc iktidar ve otoritesi ve onun sistem ve duzenidir.
Burada sosyal temelli bir icerik yoktur, ekonomik ve iktidar degisimi temelli bir icerik vardir.
Benim verdigim linkte ise, sosyalizmin sosyal yonu yani toplum bireylerinin biri birileri ile aralarindaki her turlu sosyal iliskinin saglanmasi vardir.
Bu da zaten, farkli kesim ve halklarin farkli etik degerlerinin toplum olarak bir arada evrensel hukuk ve insan haklari temelinde, adil esit hak ve ozgurluklerin tanimi dusunce v davranista da kullanimi ve uygulanmasi ve de duzenin kimsenin kimse tarafindan hak ve ozgurlugunun ihlal edilmemesini saglamak ve bunu korumak kollamaktir.
Bu da politik cikarin degil; etik olmanin bir konusudur ve devletin apolitikligini icerir.
O yuzden sosyalizm derken, politik iktidar ve ekonomik temelli mi, yoksa sosyal ve etik temelli mi bir devlet duzeninden bahsetmek farklidir.
Kisaca gelismis ulkelerde yani hak ve ozgurluklerin apolitik olarak birey devleti tarafindan saglandigi ulkelerde sosyo-etik sosyalizm soz konusudur.
Bu temeldeki sosyalizmin saglanabilmesi icin, apolitik birey devleti ve bu devletin evrensel hukuk insan haklari ve hak ve ozgurluklere adil ve tarafsiz olmasi ve her bir hak ve ozgurlugu devletin korumasi kollamasi ve hak ve ozgurluk ihlaline izin vermemesi vebunun politikanin cikar ve somuru kullanimi olarak onlenmesi gerekir.
Verdiğin link.i okudum itiraz ettiğim bazı şeyler olamsına rahmen katıldığım yerlerde var.
Yukardaki söylediklerin teoriden yaşama nasıl geçecek. Bu insanlığı köle durumuna düşüren kapitalizm ortadan kalkmadan bu söylenenler mümkün mü.Kapitalizm,in kalkması zora dayanmayacak mı. Kapitalizm varlığını sürdürdükçe sosyalizm yaşanmaz.
Kapitalizm,i yaşamdan silmek için onu ayakta tutan özel mülkiyet sistemi varken alttakiler sosyal ve özgürlük içinde yaşayabilir mi.
İşte bunların hepsinin başlaya bilemesi için İktidar olmak gerekir. İktidar elbette birilerini zora sokacaktır birilerini rahatsız edecektir.Bu iktidarı elinde tutan sosyal sınıflar gücün varlığını teşekkül eden özel mülkiyeti zaten ilk baştan yok sayarak iktidar gücünü oluşturacak. Yani ta baştan güçsüz.
Bu konuda ellerinde tek güç devlettir (bürokrasi)
Avrupa kapitalist sistemleri 1950 lerden sonra sosyal devlet modelini seçmiştir ama emperyalist olmayı 1900 lerin başında hatta bazı ülkeler 1880 lerde oluşturmuştur o tarihlerden önce Avrupa devletlerinin tarihini incelediğimizde ne kadar barbar olduklarını göreceğiz.
Sosyalizm ekonomik ve politik temelli bir yönetimdir İnsanların her kesin bir olduğu sosyal anlamına giden bir yolculuğu vardır.
Dünya insanlık tarihinde ekonomik ve sosyal sistemler bir sürü aşamalardan geçerek günümüze ulaşmıştır. Yeniden doğal insana ulaşmakta bir sürü aşamalardan geçerek olacaktır.
evrensel-insan
22-01-2015, 20:47
Verdiğin link.i okudum itiraz ettiğim bazı şeyler olamsına rahmen katıldığım yerlerde var.
Yukardaki söylediklerin teoriden yaşama nasıl geçecek. Bu insanlığı köle durumuna düşüren kapitalizm ortadan kalkmadan bu söylenenler mümkün mü.Kapitalizm,in kalkması zora dayanmayacak mı. Kapitalizm varlığını sürdürdükçe sosyalizm yaşanmaz.
Kapitalizm,i yaşamdan silmek için onu ayakta tutan özel mülkiyet sistemi varken alttakiler sosyal ve özgürlük içinde yaşayabilir mi.
İşte bunların hepsinin başlaya bilemesi için İktidar olmak gerekir. İktidar elbette birilerini zora sokacaktır birilerini rahatsız edecektir.Bu iktidarı elinde tutan sosyal sınıflar gücün varlığını teşekkül eden özel mülkiyeti zaten ilk baştan yok sayarak iktidar gücünü oluşturacak. Yani ta baştan güçsüz.
Bu konuda ellerinde tek güç devlettir (bürokrasi)
Avrupa kapitalist sistemleri 1950 lerden sonra sosyal devlet modelini seçmiştir ama emperyalist olmayı 1900 lerin başında hatta bazı ülkeler 1880 lerde oluşturmuştur o tarihlerden önce Avrupa devletlerinin tarihini incelediğimizde ne kadar barbar olduklarını göreceğiz.
Sosyalizm ekonomik ve politik temelli bir yönetimdir İnsanların her kesin bir olduğu sosyal anlamına giden bir yolculuğu vardır.
Dünya insanlık tarihinde ekonomik ve sosyal sistemler bir sürü aşamalardan geçerek günümüze ulaşmıştır. Yeniden doğal insana ulaşmakta bir sürü aşamalardan geçerek olacaktır.
K.Marx'in su cumlesinden ne algiliyorsun?
"gelismis ulkelerde sosyalizmi kurmak kolay, devrimi yapmak zordur; gelismemisulkelerde ise, devrimi yapmak kolay; sosyalizmi kurmak zordur"
Kisaca politik iktidarin sosyalizmi tum topluma dayatmsasi mi, yoksa birey bilinci, sosyal bilinc ve de niteligin one cikmasi mi?
Ayrica dusun bakalim, neden sosyalizm basarili olamadi.
Ya da sosyalizm adina kullanilan bir guc otorite baskisi ile, fasizm adina kullanilanin farki nedir?
Sosyalizmdeki evrenselhukuk ve insan haklari temelli hak ve ozgurlukleri aciklar misin?
Kisaca onemli olan hangisi, kitlesel nicelik mi, yoksa bilincli nitelik mi?
[QUOTE=evrensel-insan;537374]K.Marx'in su cumlesinden ne algiliyorsun?
"gelismis ulkelerde sosyalizmi kurmak kolay, devrimi yapmak zordur; gelismemisulkelerde ise, devrimi yapmak kolay; sosyalizmi kurmak zordur"
Bu cümleyi çok duydum ama Marx ta böyle bir şey var mı bilmiyorum.
Bence bu çümlenin anlatmak istediği. Üretici güçlerin gelişmişliği ile ilgili.
Az gelişmiş ülkelerde sınıf çelişkisi çok sert olduğu için devrim daha kolay. Gelişmiş ülkeler de sınıflar emperyalist kaynaklardan pay aldığı için devrim daha zordur ama üretici güçlerin fazla gelişmesi yüzünden sosyalizm daha kolay anlamında söylenmiştir.
Neden reel sosyalizm başarılı olamadı ? evet bu soru hep karşımıza çıkamıyor.Bence 2 nedenden bir işçi sınıfı demokrasisinin uygulanamayışı 2 üretici güçlerin yeteri derecede gelişememesi.
Sosyalizm adına baskı kapitalist sınıfa karşı Faşizm adına kurulan baskı emekçi sınıflara karşıdır.
Birincisi evrensel hukuk nedir. bu ancak doğa hukukudur. İnsanın kurduğu hukuk taraflıdır bir toplumsal sınıfı korumak başka bir toplumsal sınıfı baskı altında tutmak için uygulanır.
İnsanların istediği biliçli niteliktir ama toplum kuralları bizim iki dudağımızın arasında değildir. Tüm insanlar için kaygı duyarız çünkü biz toplu yaşamaya planlanmış yapılarız,doğamız böyle.
evrensel-insan
23-01-2015, 00:14
[QUOTE]
Bu cümleyi çok duydum ama Marx ta böyle bir şey var mı bilmiyorum.
Bence bu çümlenin anlatmak istediği. Üretici güçlerin gelişmişliği ile ilgili.
Uretici gucleri gelistren nedir?
Nedir "uretici gucler?"
Az gelişmiş ülkelerde sınıf çelişkisi çok sert olduğu için devrim daha kolay. Gelişmiş ülkeler de sınıflar emperyalist kaynaklardan pay aldığı için devrim daha zordur ama üretici güçlerin fazla gelişmesi yüzünden sosyalizm daha kolay anlamında söylenmiştir.
Yukaridaki sorulara bagli olarak, neden ve nasil uretici gucler gelismis ulkelerde gelismistir, gelistiren kimdir/nedir?
Neden reel sosyalizm başarılı olamadı ? evet bu soru hep karşımıza çıkamıyor.Bence 2 nedenden bir işçi sınıfı demokrasisinin uygulanamayışı 2 üretici güçlerin yeteri derecede gelişememesi.
Guc iktidar ve otorite olarak gelen bir sosyalizm de, demokrasiyi kim uygulayacak? Isci sinifi mi, yoksa iktidardakiler mi?
Ozaman Trocki mi hakli yani uretici gucler gelisemezse sosyalizm gelemez. Devlet eli ile kapitalizm den ne algiliyorsun?
Isci sinifi ekonomik olarak olabilir, peki isci sinifi bilincine sahip miydi? Ya da iktidar isci sinifi bilincine sahip mi idi?
Sosyalizm adına baskı kapitalist sınıfa karşı Faşizm adına kurulan baskı emekçi sınıflara karşıdır.
Yani ortada baski olmasi nasil bir demokrasi oluyor?
Birincisi evrensel hukuk nedir. bu ancak doğa hukukudur. İnsanın kurduğu hukuk taraflıdır bir toplumsal sınıfı korumak başka bir toplumsal sınıfı baskı altında tutmak için uygulanır.
Evrensel hukuk insan haklarinin tarafsiz yansiz ayrimsiz esit ve adil isleyisidir.Sinif uzerine degil, birey uzerine kurulur.
Toplum demek tum ulke nufusudur. Sen sosyal toplumdan mi bahsediyorsun? Sosyal toplumu ekonomi degil, etik degerlerin ortakligi belirler.
Doga hukuku ne demek?
İnsanların istediği biliçli niteliktir ama toplum kuralları bizim iki dudağımızın arasında değildir. Tüm insanlar için kaygı duyarız çünkü biz toplu yaşamaya planlanmış yapılarız,doğamız böyle.
Aksine sosyal yasamaya gerek duyariz. Her sosyal ortak degergrubu kendinden farkli bir sosyal deger grubu ile birlikte yasarsa, toplum olur.
Yani toplum, bunyesinde farkli ortak degerdeki sosyal grublari barindiran niceliktir.
Sosyallik ise niteliktir.
Sinifsal bakis acisinda nasil olurda "tum insanlaricin kaygi duyarsin?" sonucta sinifsal sifat olaraktoplumu kategorilere ayirmaktir. Mesela burjuvaziye karsinasil bir kaygi duyarsin?
Bizim her hangibir dogamiz yok, dogumdan itibaren bulundugumuz cografya ve topluma gore her birimize verilmis soyut degerler degerlendirmelerve bunlarin somutlastirilmasi var.
=evrensel-insan;
Uretici gucleri gelistren nedir?
---Üretici güç üretim faaliyetini yapan nesne ve özneler. Üretici güçlerin gelişmesi üretim faaliyetlerindeki ilerlemelerdir yani makinaların bir üst seviyeye varan gelişmesi ve işçilerin eğitimli (makine kullanacak biçim alması)hale dönüşmesi.
Nedir "uretici gucler?
--Makine ve işçiler"
Yukaridaki sorulara bagli olarak, neden ve nasil uretici gucler gelismis ulkelerde gelismistir, gelistiren kimdir/nedir?
---Patronlar (burjuvalar) işçilerle sürekli rekabet halinde olduğu için birde kandi aralarındaki rekabet sonucu az işçi ile çok üretim yapmak amacı ile makinaları geliştirir bu makinayı kullanacak işçi eğitimlerini de yapılmasında ön ayak olur.
Guc iktidar ve otorite olarak gelen bir sosyalizm de, demokrasiyi kim uygulayacak? Isci sinifi mi, yoksa iktidardakiler mi?
---Sosyalizm bir sınıflı sistemdir egemen sınıf işçi sınıfıdır demokrasi de işçi sınıfı demokrasisidir. İktidarda işçi sınıfı vardır. Otorite işçi sınıfının burjuva kalıntılarına karşı kullanımıdır.
Ozaman Trocki mi hakli yani uretici gucler gelisemezse sosyalizm gelemez. Devlet eli ile kapitalizm den ne algiliyorsun?
---Ne troçki ne stalin haklı Marx Lenin haklı. Sosyalizm devrimden ve üretim araçlarının devletleştirilmesinden itibaren başlar mülkiyetin bütün toplumun oluncaya kadar sürer işte o zaman devlette sönümlenmiş olur. Sosyalizmin ilk evreleri yarı kapitalist yarı sosyalist üretim biçimini anlatır..
Isci sinifi ekonomik olarak olabilir, peki isci sinifi bilincine sahip miydi? Ya da iktidar isci sinifi bilincine sahip mi idi?
---Soru bek anlaşılmasa da anladığım kadar cevap vereyim işçi sınıfı ekonomik değil iktidar olarak varlığını sürdürür yani siyasaldır.Bilinç dersen zaten devrim yapmış olan işçi sınıfı kendi varlık koşullarına isyan etmiş bir sınıftır yani biliçlidir.
Yani ortada baski olmasi nasil bir demokrasi oluyor?
---Demokrasi zaten baskıdır ama baskı altındaki sınıf geçmişteki egemen sınıftır söz ve karar sahibi sınıf iktidardaki sınıftır.
Evrensel hukuk insan haklarinin tarafsiz yansiz ayrimsiz esit ve adil isleyisidir.Sinif uzerine degil, birey uzerine kurulur.
Toplum demek tum ulke nufusudur. Sen sosyal toplumdan mi bahsediyorsun? Sosyal toplumu ekonomi degil, etik degerlerin ortakligi belirler.
---İnanlar bir birine benzer yaşam ve kültürlere sahiptir aynı mahallede oturanlar aynı biçimde yaşayanlardır İşte bu bireyler sınıfları oluşturur. Evrensel hukuk ancak insanların yaşamlarındaki farkların birbirine çok yakın olduğundan bahsedilebilir. Toplumda öyle birbirine benzeten topluluklar kendi içinde birer toplumdur onun için kapitalizmde iki ana toplum vardır emekleri ile geçinenler sermayeleri ile sömürenler. İnsanların kültürleri ahlak anlayışları bile farklıdır hatta aynı tanrı bile olsa inanışları da farklıdır.
Doga hukuku ne demek?
---Doğanın kendi içindeki düzenidir.
---Sınıfsal bakış bir sınıfsal savaştır.İki sınıf birbirini yok etmek durumundadır.Kapitalistler rakabet gereği teknolojiyi geliştirip işçileri üretimden atacak onları kendine bağımlı birer dilenci ve evcilleştirilmiş yaratıklar yapacak Ya işçiler burjuvaların varlık nedeni olan mülkiyetlerini elinden alacaktır.İşte bu savaşta işçiler galip gelirse insanlığın çok büyük bölümü özgürleşecektir.
O zaman genel bir sosyallıktan söz edilebilir Özgürlükte o zaman gelir.Biz doğanın bir ürünüyüz ve yaşamamızda doğanın bereketine bağlı işte insanın planı becerisi ile doğanın yasası birleştiğinde doğal ve özgür insan bir arada barış içinde yaşayacaktır.
evrensel-insan
24-01-2015, 01:06
Yanitlar icin tesekkurler.
Birincisi, isci sinifi ekonomik bir siniflamsadir. Bilinc ise ne oildugunun farkindaligidir.
Yani biri sadece siniflanmislik, digeri ise bilinctir.
Hic bir sosyalist oldugunu soyleyen ulkede isci sinifi biulinci yoktur. Iktidaragelenlerde isci sinifindan degildir.
Isci sinifibilinci ancak kapitalizm ile gelisir. Yani gelismis ulkelerdedir.
Sinif olmak sadece ekonomiktir. Neoldugunun bilincinde olmak ise, bilinctir.
Yani buradaki sorun zihinsel soyutlama ve soyut degerlendirme ve de kisinin kendi beynini gelistirmesi.
Kisaca nicelik devrimleri, sadece devrimi yapan gucun niteligidir. Devrimi yapanlari takip eden yiginlarin ya da isci sinifinin degil.
Iste o yuzden zihinsel degisim ve devrim soz konusudur. Cunku farkindalik ve bilinc boyle kazanilir.
Yani insanoglu bir sinifin niceligi degil; niteligi olandir.
Bir sey olmak ile, o seyin bilincinde olmakayni sey degildir.
Hic bir sosyalist oldugunu soyleyen ulkede isci sinifi biulinci yoktur. Iktidaragelenlerde isci sinifindan degildir.
Sn Evrensel İnsan .
Bu söylediğin şey dünyada bu güne kadar hep tartışıldı.
Ama bütün devrim yapmış ülkeler işçi sınıfı iktidarının varlığından söz etmiştir.Bu iki soru ile cevap bulabilir.
Teorik olarak mı ?Pratik olarak mı ?
Örnek Lenin ve bolşevikler iktidara geldiklerinde Lenin devlet başkanı olarak en yüksek işçi maaşı ile aynı maaşı alıyordu. Yaşamı her hangi bir işçininkinle aynı düzeyde idi. Bu neyi anlatır bir işçi devletin pratik uygulanmasını anlatmıyor mu. Şu anda KUBA devlet başkanı işi maaşının % 50 fazlasını alıyor. Bu yarı işçi devletini anlatmıyor mu.
İşçi sınıfı hiç iktidara gelmedi demek bence iyi bir araştırmanın yapılmadığını gösterir.
Sonra bilinç nedir sen çok fazla ilgilendiğin için soruyorum.
İşçi sınıfı ekonomik sınıf demek işçi sınıfını anlamamış olmaktır. Hiç bir sınıf ekonomi dışında kalamaz ayrıca sınıf olma özelliği zaten benzer yaşama benzer ekonomik faaliyettir.Hangi sınıf ekonomik değil. Ekonominin olmadığı yaşam biçimi varmı
Isci sinifibilinci ancak kapitalizm ile gelisir. Yani gelismis ulkelerdedir.
Neden kapitalizmle gelişir zaten işçi sınıfını kapitalizm yaratır.?
Bir devrimi nitelikli insanlar yapmaz ama kitlelerin önünde durur onları yönlendirir. Eğer arkalarıda kitle yoksa ne devrim olur ne başarı. Onun için o nitelikli insanlar o kitleleri devrimci yapmak zorundadır o devrim bir sınıfı iktidardan indirmek için yapılıyorsa işte onu indiren devrimci sınıftır. Yoksa o devrim olmaz darbe olur.
İnsan doğadaki canlılara göre niteldir. Ama ,işçi sınıfı devrim anında niteldir çünkü öznedir ve karar verendir.
evrensel-insan
24-01-2015, 17:14
Sn Evrensel İnsan .
Bu söylediğin şey dünyada bu güne kadar hep tartışıldı.
Ama bütün devrim yapmış ülkeler işçi sınıfı iktidarının varlığından söz etmiştir.Bu iki soru ile cevap bulabilir.
Devrimiisci sinifi degil, ona onculuk eden aydin gucleryapar. Yani bir cesit "kucuk burjuvazi"
Teorik olarak mı ?Pratik olarak mı ?
Her ikisi de, zaten isci sinifi bilinci teoride yoksa, pratikte de yoktur.
Örnek Lenin ve bolşevikler iktidara geldiklerinde Lenin devlet başkanı olarak en yüksek işçi maaşı ile aynı maaşı alıyordu. Yaşamı her hangi bir işçininkinle aynı düzeyde idi. Bu neyi anlatır bir işçi devletin pratik uygulanmasını anlatmıyor mu. Şu anda KUBA devlet başkanı işi maaşının % 50 fazlasını alıyor. Bu yarı işçi devletini anlatmıyor mu.
İşçi sınıfı hiç iktidara gelmedi demek bence iyi bir araştırmanın yapılmadığını gösterir.
Isci ile ayni maasi olmak, o siniftan olmak anlamina gelmez. Ayrica polit buro uyelerinin daha fazla maas alindigi da biliniyor.
Zaten isci sinifi bilinci olmadigi icin, lenin; devlet kapitalizmi uyguladi. Ataturk te ayni seyiyapti, yani devlet kapitalizmi uyguladi. Burada amac, feodal yapilanmadan kurtulmak ve yine amac Lenin acisindan burjuvanin sinif ve ekonomi olarak gelismesini onleyip, isci sinifini gelistirmek
Sonra bilinç nedir sen çok fazla ilgilendiğin için soruyorum.
En kisa tanimi ile ne oldugunun ya da ne yaptiginin/dediginin farkinda ve bilgisinde olmak ve bunlari aciklayabilecek algi ve bilgi de olmaktir.
Bir kisi sinifsal/ekonomik olarak isci oldu diye, isci sinifindan oldugunun bilincini kazanmaz. En basta isciligi "kucumser, utanir, cekinir" sanki isci olmak bir "hata/ayip" mis gibi.
Halbuki isci oldugunun bilincinde olan rahatca "ben isciyim" der ve bunun ile bir sorun yasamaz.
İşçi sınıfı ekonomik sınıf demek işçi sınıfını anlamamış olmaktır. Hiç bir sınıf ekonomi dışında kalamaz ayrıca sınıf olma özelliği zaten benzer yaşama benzer ekonomik faaliyettir.Hangi sınıf ekonomik değil. Ekonominin olmadığı yaşam biçimi varmı
Sorun da orda. Sinif tamamen ekonomiktir. Ne bilincine de bireyi icerir. Sadece nicelik olarak bir parcadir. Bilinc ise sinifsal degil, bireyseldir. Yani bilinc bireydedir ve bu bilinc ile birey, kendi dahil;neyin ne oldugunun farkinda ve bilincindedir.
Ekonomi yasam bicimi degildir. Yasam duzenidir. Yasam bicimi yasanandir, duzen ise bu yasanacak olanin ekonomik olasiligini belirler.
Yani her duzenin sistemin bir ekonomisi vardir. Ekonomi yasam duzey ve standartini ve de bunun gidisatini belirler.
Neden kapitalizmle gelişir zaten işçi sınıfını kapitalizm yaratır.?
Yaratir ve de gelistirir. Marx'in dedigifark ta budur. Yani isci sadece sinifsal degil, bireysel olarak ta bilinc ve farkindalik kazanir.
Kisaca bir kisiye birey olabilme bilinciverebilmek icin, ozgur birey devleti gerekir. Bu da sinifsal degil; yine bireysel/bilincsel duzeydedir.
Bir devrimi nitelikli insanlar yapmaz ama kitlelerin önünde durur onları yönlendirir. Eğer arkalarıda kitle yoksa ne devrim olur ne başarı. Onun için o nitelikli insanlar o kitleleri devrimci yapmak zorundadır o devrim bir sınıfı iktidardan indirmek için yapılıyorsa işte onu indiren devrimci sınıftır. Yoksa o devrim olmaz darbe olur.
Devrimcilik te bir nitelik ve bilinc isidir. Evet onculerde bu bilinc en azindan kulaktan dolma da olsa teorik olarak vardir, yalniz pratikte kitleleri kazanmak bilinci icermez, propaganda ve ajitasyonu icerir. Yani devrime giden kitlelerde gittigi devrimin bilinci yoktur.
Oyleolmadiginizaten tarihkanitlar. Kitlesel yapilan tum devrimlergeri teper. Cunku devrimi koruyacak bilinc yoktur.
Ayni T.C. devrimi gibi. Ya da SSCB devrimi gibi. Kisaca ust yapi degisimi ilegelen hic bir devrim kitle acisindan bilinc icermez. Kitle bilincli olmadigi icin de devrimin onemini ya da degerini kavrayamaz. Ya da devrimi yapan, kitleyi bilinclendirmeden onun degerlerine yasaklar getirir ve bu geri teper. SSCB'deki dini yasaklar gibi.
Darbe de devrim de ayni kitlesellige dayanir, bilince dayanmaz. Zaten devrimde bilinc olmadigindan darbe mumkundur. Cunku o da kitleseldir yani ikisi de bilince degil, guce iktidara vekitlesellige ve nicelige dayanir.
Demokrasi de aynidir. Demokrasi bir bilinctir. Bu bilinci almiyanlar,demokrasiyi kendi cikarlari adina kullanir ve diktatorluklerini ilan ederler.
Cunku demokrasi sadece iktidara gelis yontemi degil; ayni zamanda gelenin ulkeyi demokratik olarak yonetmesidir.
İnsan doğadaki canlılara göre niteldir. Ama ,işçi sınıfı devrim anında niteldir çünkü öznedir ve karar verendir.
Degildir, ajite olmus kitle yiginidir. Karari da kitle degil,kitleye onculuk edenler verir.
spartacus
24-01-2015, 18:06
Eheheheh, sallapati :)
1
Devrim ile darbe aynı şey değildir. Malum Türkiye de resmi ideoloji daim devrimi, tepede bir elit yönetimin aldığı kararlar olarak lanse eder, haliyle yeterli ekonomi-politik bilinç olmazsa insanlarda bu düzeyden ele alırlar.
Halbuki devrim örgütlenmiş, güce-niteliğe bürünmüş bilinç-eylem-değişim süreci demektir.
Bilinç-bilgi, örgütlü güce dönüştüğünde nitelik kazanır. Devrim ile ayaklanma, devrim ile darbe bunları birbirine karıştırmamak gerekir. Devrim bilinçli bir sürece denir, ayaklanmalara değil. Devrim bir yıkma işi değil, madalyonun diğer yüzü, yeniyi hayata geçirme, KURMA işidir.
2.
Sosyalizmde PARTİ değil, tabandan tavana örgütlü BİRİM'ler yönetir. Partinin yönetimde olduğu bir ülkede devrim tamamlanmamış demektir, orada olan her ne ise ya bürokratik bir yönetimdir, ya da kapitalist devlet yönetimi biçimidir. Dileyen dilediği kadar SSCB örneği versin, Lenin sonrası SSCB Sosyalist karakterden uzaktır ya da rayına oturtulamamıştır-yani devrim tamamlanamamış demek.(Birincisi Alman baskısı, ikincisi iç baskılar(eski egemen sınıfların öngörülemeyen direnişi), üçüncüsü ise Savaş dönemi ve diğer sorunda yönetimin sosyalist örgütlenme modeline uymaması)
3.Küba'da geçen yıllarda örneği yaşandı,seçimler yapıldı ve seçimlerde Parti üyeleri değil, ilgili birimlerdeki insanlar aday olarak çıktı ve bu kongre süreçleri birimlerin(tabandan), toplantı ve kongrelerle, seçimle tavana doğru tamamlandı.Sosyalizmde Parti yönetimi sözkonusu değildir(doğrusu işçi sınıfı ve bağlaşıklarının yönetimidir), ancak Parti devrim sürecinin tamamlanması ve Komünist topluma geçiş sürecinde zorunlu olarak varlığını sürdürür(programı gereği) ve hedefinde bir gün kendisini lav etmek vardır(devlet ile birlikte, sınırların kaldırılmasıyla birlikte).
Neyse.....
Sn.Evrensel-İnsan.
Siz bilinç konusunda ısrarlısınız benimde bunu anlamam için sizinle biliç,i tartışmak durumundayız, onun için size 6 soru soracağım
1-Bilinç nedir. Nasıl oluşur.
2-Devrim ne demektir, darbe ile ne farkı vardır.
3-İşçi sınıfı nasıl bilinçlenir kendinin sınıf olduğunu nasıl fark eder.
4-Devrimi bir sınıf yapmıyorsa o devrim,in mülkiyet anlayışı ne şekilde olur.
5-Küçük burjuva ne demektir mülkiyetle ilgisi nedir.
6-Kulaktan dolma teori ne demektir.
Sosyalizmde PARTİ değil, tabandan tavana örgütlü BİRİM'ler yönetir. Partinin yönetimde olduğu bir ülkede devrim tamamlanmamış demektir, orada olan her ne ise ya bürokratik bir yönetimdir, ya da kapitalist devlet yönetimi biçimidir.
Sn Spartakus.
Niçin partiyi toplumdan ayırıyorsunuz işçi partisi işçi sınıfını temsil etmez mi heleki devrim ve sosyalizm şartlarında.
İşçi sınıfını bütün birimleri ile il ilçe mahalle fabrika semt vardiye komiteleri ile işçiler ve partili işçilerden oluşturan işçi partisi ile birlikte değil mi .
İşçi, partisi ile bir bütün değil mi olması gerekmiyor mu.
İşçi sınıfı kendisi ile birlikte partisine bütün toplumu organize yetki vermemiş mi.
Devrimin tamamlanması gelişmiş komünizm e kadar devrimci dönüşümler denilen bir süreçtir ve bu süreçte işçi sınıfını partisi birlikte yol alacaktır.
Bürokrasi devletin var olduğu süreçte olacaktır giderek azalan bürokratik süreç zaten devletin sönümlenme sürecidir.
Kapitalist devletle sosyalist devlet arasındaki fark birinde (kapitalist) daha az insana demokrasi diğerinde (sosyalist) daha çok insana demokrasidir. Demokrasinin (komünizmde) bittiği yerde bütün topluma özgürlük olacaktır.
İşçi sınıfı ile partisini birbirinden ayırmak işçileri kolsuz ayaksız hatta beğinsiz bırakmaktır onun için bu ikisi birbirine tamamlayacaktır.
evrensel-insan
24-01-2015, 23:04
Sn.Evrensel-İnsan.
Siz bilinç konusunda ısrarlısınız benimde bunu anlamam için sizinle biliç,i tartışmak durumundayız, onun için size 6 soru soracağım
1-Bilinç nedir. Nasıl oluşur.
2-Devrim ne demektir, darbe ile ne farkı vardır.
3-İşçi sınıfı nasıl bilinçlenir kendinin sınıf olduğunu nasıl fark eder.
4-Devrimi bir sınıf yapmıyorsa o devrim,in mülkiyet anlayışı ne şekilde olur.
5-Küçük burjuva ne demektir mülkiyetle ilgisi nedir.
6-Kulaktan dolma teori ne demektir.
1- Bilinc ile ilgili evrensel-insan zihniyeti basliginda oldukca aciklayici mesajlar var. Bilinc kisaca beynin zihninin soyutlama soyut degerlendirme ve soyut deger verme acisindan bilgi algi ve farkindalik olarak kisinin kendini sorgulayarak getirdigi duzeydir. Bilinc olumsuzdur, yani bir kavram ya da konunun ya da olmanin bilincine erisilmesi demek, onun sorgulsanmasi ve bir ust bilince acilmasi denmektir.
Herseyin pozitizvimin ilk negativizmi ilk bilinctir. Yani inanclinin inanci ksarsisina almasi,, ideolojisahibinin ideolojisini karsisina almasi, etik sahibinin etigini karsisina almasi ilk bilinctir.
Ikinci bilinc ise savunulan ya da karsiya alinanin ne oldugunun sorgulanmasidir.
Ornek verelim.
Inancli bir kisinin once inancina karsi gelmesi ve sonra da inancini birakmasi.
Milliyetci bir kisinin once milliyetcilige karsi gelmesi sonra milliyetciligi birakmasi v.s. gibi.
Bilinc konusu maalesef ideolojilerde inanclarda ve deetik de mevcut degiuldir. Cunku onlar varliksal temeldeki nicelik iceriklidir. Kulluga metaliga maddelige kolelige acilir ve guce otoriteye iktidara nicelik olarak dayanir ve sadece kendi niteliklerini topluma dayatirlsar. Tum izmler boyledir. Buradaki fark sadece politik algi farkidir. Dayatmada ortaktirlar guc ve otoriteye tapmakta da ortaktirlar.
2- Devrim olanin baska bir sey ile devrilmesidir. Buradaki devrilme tamamen olanin devrilmesini icerir. Karsi devrim ve darbe ise kimin neye hangi taraftan baktigina baglidir.
Burada bir de yenilik algisi tarihteki cagdaslik algisi soz konusudur. Darbe de olan yapi degismez, sadece iktidardan indirilir.
3- Birincisi burjuva elinde piserek. Ikincisi de sistemin duzenin devletin bireysellesmesi ve birey egitimi ogretimi yetistirimi vermesi eliyle. Isci sinifi kendini sinif oldugunu ancak izmler eli ile algilar. Bilinc ise oncede acikladigim gibi bireyin bilincidir.
Yani bir birey "ben bir isciyim, benim hak ve ozgurluklerim bunlar, kazancim bu v.s." olarak isci oldugunun bilincine varir.
Burdan da bir seyin bilincine varmak, ayni sekilde neyin neden oyle oldugunun sorgulanmasi bilgilenme algi ve farkindaliktir.
Bilincin ana temeli daha once gale alinmayyan ya da fark edilmeyen ysa da es gecilen farklarin farkindaligidir.
Mesela toplumsal esittir sosyal degildir. Iste bu ikisiarasindaki fark, her birinin ayri ayri bilincinde olma farkidir. Ayni sekilde nicelik nitelik farki somut soyut farki v.s.
Devrimi yapan ile yaptiran farklidir. Her seyden once devrim bir ziniyret urunudur ve bu zihniyeti ortaya atanin eseridir. Daha sonra bu somutlasir ve orgutlenir. Iste burada orgutleme de herkes nicelik olarak algilanir ve zihniyet bu nicelik olarak algilananlara empoze edilmeye verilmeye calisilir.
Mulkiyet te once bir zihniyet urunudur. Burdan somutlasir ve duzenesisteme tasinir.
O yuzden de bu tip kavramlarin ne oldugunun bile ortak algisi ve tanimi yoktur. Her bir farkli inanc ideoloji izm bu kavramlari kendi algilarina gore tanimlarlar ve degerlendirirler.
Mulkiyet, sahiplenmek demektir. Burada ilk olmai gerekenm mulkiyet, kisinin kendi birini ve yasamina sahip cikmasidir. Zaten kisi badskasinin mulkiyetinde oldugu icin yasatilir ve yasami yonlendirilir.
4- Algi olarak tam isci sinifindan olmayan yani proleter olmayan ve genelde kaybedecek bir seyi olanlar icin kullanilir.
5- Kulaktan dolma teoriyi en guzel anlatan bir izm ya da inanc/ideoloji pesinde kosan eylemcilerdir. Eskiden boyle bir eylemciye bir soru sordugunda "ben eylemciyim, bu sorunun yanitini teorisyenlerimiz verebilir" derdi.
6-Buradaki "kulaktan dolma" tamlamasi, genelde neyi neden ve ne amacla yaptigini bilmeyenler icin kullanilir.
Diyelim kavram kitlesellesmistir vebu kavramin ne oldugunu tam bilmeden kisiler sahiplenir.
Ateistim, sosyalistim, komunistim, devrimciyim v.s. diye.
Kisaca kulaktan dolma kisinin konu ve kavram hakkinda hic bir bilgi sahibi olmadan onu kullanmasi ve sahiplenmesi ya da karsi cikmasidir.
Ayrica kendinden olmayan ya da olan herkesi sadece diuydugu bu kavramlardan zannetmesidir.
Inanirin inancli olmayan herkesi ateist olarak degerlendirdigi gibi.
Materyalistin kendince materyalist olmayani idealist degerlendirdigi gibi.
Milliyetciligi elstirenin turk olmadiginin ya da kurd v.s. oldugunun degerlendirildigi gibi.
Kisaca bilgisizce etiketlemek ve yaftalamaktir.
1-Bilinç nedir. Nasıl oluşur.
2-Devrim ne demektir, darbe ile ne farkı vardır.
3-İşçi sınıfı nasıl bilinçlenir kendinin sınıf olduğunu nasıl fark eder.
4-Devrimi bir sınıf yapmıyorsa o devrim,in mülkiyet anlayışı ne şekilde olur.
5-Küçük burjuva ne demektir mülkiyetle ilgisi nedir.
6-Kulaktan dolma teori ne demektir.
Bu soruların bazılarını geçiştirmiş bazıları ilave etmişsin Bilinç nasıl oluşur sorusuna cevap vermemişin İşçi sınıfı sınıf olarak nasıl top yekün kendini ferk eder sorusu çok anlaşılmamış Devrim darbe farkı anlatılmamış bir de sorulmayan karşı devrim anlatılmaya çalışılmış. Devrimden sonraki mülkiyet geçiştirilmiş aslında hiç geçiştirilmemesi gereken şeydi.
Küçük burjuva daki mülkiyet esası anlatılmamış
Kulaktan dolma yı iyi anlatmışsın ama içine inanmayı koysa idin daha da güzel olacaktı.
1-3-İşçi sınıfı işçi olarak kendi iradesi dışı bir oluşumdur Kapitalist gelişme kendinden önceki üretim biçimini zor yolu ile yok ettiğinden o şekil yaşayan insanları zorunlu olarak ücretli köle yani işçi yapar. İnsanlar kendi gibi çalışan yaşayan aynı mahalle de bulunanlarla birlikte bir şeyler paylaşırlar ve bir bilinç oluşturur işte bu bilinç Sınıf olma bilincidir. Yaşamları tüketimleri eğitimleri sanki tek bir ailemiş gibidir. Aynı mahelle de kıza aşık olurlar aynı mahallede evlenirler aynı mahallede ölürler. Bu tecrübeleri onlara aynı olduklarını bilincini verir.BİLİNÇ insanda 3 şekilde oluşur ya okudukları kitaplar ya kendinden öncekilerin anlatımı ya deneylerinden elde ettikleri.
2-Devrim senin de söylediğin devirme fiilinden gelmiştir siyasi ve iktidar için olan siyasi devrimdir ve mülkiyet değişimi devrimin esasıdır. Darbe devrim değildir iktidarda bulunan sınıfların içindeki yarış sonucu zor yolu ile yer değiştirmesidir.
4-İşçi sınıfı devrim yaptığında özel mülkiyeti kendi devleti olan işçi devletine geçici olarak verir. Yani ilk aşama devlet mülkiyeti daha sonra kamu en son tüm halkın mülkiyeti haline dönüşür.
5-Küçük burjuva adından anlaşılacağı gibi burjuvanın küçüğü yani küçük çapta mülkiyet sahibi yanında 3-5 işçi çalıştıran Birde mülkiyeti yoktur ama yaşam biçimi işçiden 3-5 misli fazla olandır. Öyle bilinçli falanda değildir.
6-buna cevap vermeye değmez inanmış kişiler ya örgüte ya lidere inanmış soru sormaz yap denileni yapar şefini memnun edenler.
Ama teori kavram bunlar hesaplanmış geçmişi araştırılmış geleceğin nasıl olacağını söyleyen düşüncelerdir. Yani kafadan atma değil bayağı üzerinde çalışılmış kavramlardır.
evrensel-insan
25-01-2015, 03:18
Bu soruların bazılarını geçiştirmiş bazıları ilave etmişsin Bilinç nasıl oluşur sorusuna cevap vermemişin İşçi sınıfı sınıf olarak nasıl top yekün kendini ferk eder sorusu çok anlaşılmamış Devrim darbe farkı anlatılmamış bir de sorulmayan karşı devrim anlatılmaya çalışılmış. Devrimden sonraki mülkiyet geçiştirilmiş aslında hiç geçiştirilmemesi gereken şeydi.
Bunlar senin algilarin. En azindan neresinden yazilanlarin bu algiladiklarini cikardigini izah edersen, bende ona gore yardimci olurum.
[ Küçük burjuva daki mülkiyet esası anlatılmamış
Kucuk burjuvazinin kaybedecek seyi olmasi zaten onun mulkiyetidir.
Sen kucuk burjuvaziyi sordun mulkiyeti degil.
Kulaktan dolma yı iyi anlatmışsın ama içine inanmayı koysa idin daha da güzel olacaktı.
Neye inanmayi?
1-3-İşçi sınıfı işçi olarak kendi iradesi dışı bir oluşumdur Kapitalist gelişme kendinden önceki üretim biçimini zor yolu ile yok ettiğinden o şekil yaşayan insanları zorunlu olarak ücretli köle yani işçi yapar. İnsanlar kendi gibi çalışan yaşayan aynı mahalle de bulunanlarla birlikte bir şeyler paylaşırlar ve bir bilinç oluşturur işte bu bilinç Sınıf olma bilincidir. Yaşamları tüketimleri eğitimleri sanki tek bir ailemiş gibidir. Aynı mahelle de kıza aşık olurlar aynı mahallede evlenirler aynı mahallede ölürler. Bu tecrübeleri onlara aynı olduklarını bilincini verir.BİLİNÇ insanda 3 şekilde oluşur ya okudukları kitaplar ya kendinden öncekilerin anlatımı ya deneylerinden elde ettikleri.
Neden isci bilinci olusuyor da, memur bilinci olusmuyor? Memurlar "ucretli kole" degil midir? Ya da tarimcilar, hayvancilar v.s. Bilinc okuma ile olusmaz. Okuma ile biulgi olusur. Bilinc kisinin beyninde yer etmis bilgilerin sorgulanmasi, degerlendirilmesi kisaca beyinde olanlar uzerinde kisinin dusunmesi uzerine olusur.
2-Devrim senin de söylediğin devirme fiilinden gelmiştir siyasi ve iktidar için olan siyasi devrimdir ve mülkiyet değişimi devrimin esasıdır. Darbe devrim değildir iktidarda bulunan sınıfların içindeki yarış sonucu zor yolu ile yer değiştirmesidir.
4-İşçi sınıfı devrim yaptığında özel mülkiyeti kendi devleti olan işçi devletine geçici olarak verir. Yani ilk aşama devlet mülkiyeti daha sonra kamu en son tüm halkın mülkiyeti haline dönüşür.
5-Küçük burjuva adından anlaşılacağı gibi burjuvanın küçüğü yani küçük çapta mülkiyet sahibi yanında 3-5 işçi çalıştıran Birde mülkiyeti yoktur ama yaşam biçimi işçiden 3-5 misli fazla olandır. Öyle bilinçli falanda değildir.
6-buna cevap vermeye değmez inanmış kişiler ya örgüte ya lidere inanmış soru sormaz yap denileni yapar şefini memnun edenler.
Peki ideoloji sahibi kisiler ideolojilerine inanmis kisiler degil midir?
Ama teori kavram bunlar hesaplanmış geçmişi araştırılmış geleceğin nasıl olacağını söyleyen düşüncelerdir. Yani kafadan atma değil bayağı üzerinde çalışılmış kavramlardır.
Teori zaten niteliktir. Buradaki sorun bu niteligin kitlenin nicelik olarakdegerlendirilmesi temelinde kitleye dayatilmasidir. Ayrica felsefe de teori yerine ideolojivardir. Teoriler bilimsel alandadir.
Ideoloji idea yani fikirden gelir. Zaten tum izmler birer soyut olarak fikirdir ve bu fikirler kitle olarak benimsendikce de nicelik olarak artar, nitelik olarak degil. Bu artis guc ve otoritetemelinde ideolojisini somuta, sistem ve duzene tasimaya calisir.
Sana bir soru?
Mesela demokrasi. Bir yerde demokrasinin olup olmadigi konusunda neden ortak bir karar yoktur?
Neden ayni ortam kimine demokratik olarak gelirken, kimine gelmez?
Neden bizlere gore turkiye'de demokrasiyokken, diktatore gore "ileri demokrasi" vardir?
Ya da bugun herhangibir yerde sosyalizm olup olmadigi konusunda kac kisi ayni fikirdedir?
Nerden gelir bu degerlendirme farki?
İdoloji, inanmışlıktır doğru olduğu fikre inanmak.
Memur işçi sınıfı kapsamındadır Memurlar arasındaki farkı ayırmak gerekir yani her memur işçi kapsamında değildir.
Mesela demokrasi. Bir yerde demokrasinin olup olmadigi konusunda neden ortak bir karar yoktur?
Neden ayni ortam kimine demokratik olarak gelirken, kimine gelmez?
Neden bizlere gore turkiye'de demokrasiyokken, diktatore gore "ileri demokrasi" vardir?
Ya da bugun herhangibir yerde sosyalizm olup olmadigi konusunda kac kisi ayni fikirdedir?
Nerden gelir bu degerlendirme farki?
1-Öncelikle demokrasi nedir le başlamak gerekir.Seçme seçilme özgürlüğü denir ama sınırlarını egemen sınıf belirlediği için her kese aynı oranda yansımaz.Bunun ekonomi ile direk ilişkisi vardır.
2-Bu sorular hepsi birbiri ile bağıntılıdır
3-diktatöre demokrasinin hemde ileri olması zaten diktatör olduğu içindir Bizim için olmayışı diktatörün var olduğundan.
4-Bu gün sosyalizm KUBA da vardır. kaç kişi bunu anlar bilemem.
Bütün sınıflı toplumlarda devlet demokrasi ekonomi vardır ama az ama çok illaki vardır.
Ekonomiyi çözmeden sistemler anlaşılmaz bütün fikirlerin felsefelerin ana kaynağı ekonomidir. Bilinçte öyle bilgi yoksa bilinç te yoktur.
Bu forum genelde islam eleştirisine dayanır islamı ve kuran,ı bilmiyorsan islam dini hakkında söylediklerin sadece inança dayanır veya sana başka birinin aktardığı bilgiye.
Kapitalizm sosyalizmde aynıdır. Ekonomi bu ekonominin altında kalanlarla üstünde yaşayanlar arasındaki üretim ve tüketim dengeleri hakkında bilgi yoksa kulaktan duyma bilgilerle hareket edilir.
Sınıflarda aynıdır. Yaşamları birbirine benzeyen topluluklar aynı sınıfları oluşturur. Bu sınıflar düşünceleri de birbirlerine çok yakındır.
Her şeyin temeli ekonomidir. Ekonominin olmadığı toplum komünizmdir, orda ne din vardır ne ekonomi ne ticaret ne devlet. Sadece özgürlük ve ortaklık bilinç,i.
Nerden gelir bu degerlendirme farki?
Bu fark siyasi ve ekonomiktir. kapitalizm sermaye birikimi sosyalizm hem ihtiyacı karşılama hem üretim araçlarının gelişmesi ve merkezi planlamadır.
İşte küba bunu uygulamaya çalışan bir ülke ve toplum.
spartacus
25-01-2015, 16:19
Sn Spartakus.
Niçin partiyi toplumdan ayırıyorsunuz işçi partisi işçi sınıfını temsil etmez mi heleki devrim ve sosyalizm şartlarında.
Partiyi toplumdan ayırmıyoruz, zaten mesele de partiyi toplumdan ayırmamak meselesi. Sosyalizmde örgütlü toplumun yönetimi vardır, bu organlara da Konsey denir. Konseye katılım, konsey ve kongrelerde insanların adaylığı için, Partili olup olmamak ya da şu ya da bu görüşten olup olmamak gibi kıstaslar yoktur, temel kıstas ilgili birimin sorunları ve çözümü noktasında sorumluluk alıp, bu sorumluluğu yerine getirebilme özveri/yetisidir. Parti örgütlerinin görevi, sosyalizm programı ve o program temelinde inşaa'nın ana öğeleri ve denetimi, yine toplum içerisinde bilgilendirme, bilinçlendirme, örgütlenme faaliyetleri, denetimler vb... Bununla birlikte ilgili birimlerde Parti üyeleri kendilerini aday gösterecekler elbette, yani onlarda her diğer insan gibi sorumluluk, talep vb, bölgelerine dönük her türlü aktiviteye katılacaklar. Ama bunu PARTİLİ oldukları için/anlayışıyla değil, özünde ilgili birim ve alanların bir bileşeni, işçisi, memuru, çiftçisi, öğretmeni, semt sakini... yani, Parti'nin değil toplumun ferdi oldukları anlayışıyla yapacaklar. İkisi ne kadar da farklı. İşte SSCB de yapılan en önemli hata birincisinin öne çıkması, ikincisinin ise yok sayılmasıdır, yani kişi ne yapıyorsa Parti için yapıyor anlayışındadır. Kısaca kişi Partili olmaktan önce sosyalist toplumun ferdi, bağlı oduğu alan-kol ile de bir bileşenidir, ne yapıyorsa bu temelde yapacaktır, ve Parti burada amaç değil araç olmalıdır...
İşçi sınıfını bütün birimleri ile il ilçe mahalle fabrika semt vardiye komiteleri ile işçiler ve partili işçilerden oluşturan işçi partisi ile birlikte değil mi .
Hayır bu şekilde değil, bu şekilde teorize ve organize etme işi Rus Sosyalizmi, ama Lenin sonrasıdır. Daha doğrusu Stalin döneminde uygulama şansı buldu, pratik ortada. Mesele niyet sorgulamak değil, mesele dönemin çıkmaz/açmazlarını çözmek noktasındadır, lakin seçilen yol ve yöntemler ne yazık ki pratikte çözümden ziyade soruna dönüşmüştür, birde sosyalist model/yol/yöntem ile çelişerek. Sosyalizm toplumdan yalıtılmış, elit bir seçilmişler/parti-istihbarat-ordu bürokrasisine, daha doğrusu tepeden yönetime dönüştü. Stalin döneminin peşine takılan tüm diğer ülkelerde aynı kaderi paylaştı, geride binlerce kilometre alanı kapsayacak bir fişlenmiş toplum ve fişleri/kağıtları kaldı.. (Örneğin Rusya,Bulgaristan, Almanya. Almanya için, Alman Komunist Partisi DABK(Doğu Almanya) Seksiyonunun raporlarına bakılabilir. Ya da biraz bahsedeyim, Doğu Almanya'da siyasi tutuklarının bir kısmı Alman Komunist Partisi üyeleridir ve evvela suçları komünist olmak olarak ifade bulur, sonra yine atıyorum KPD(Alman Komünist Partisi) yayınları yasaktır vs...) Neden? Çünkü hali hazır kurulan iktidar yani askeri(!) Sovyet Modeli adında anti-sovyet modelli, Parti/Ordu bürokrasisidir....)
İşçi, partisi ile bir bütün değil mi olması gerekmiyor mu.
Aksine Parti işçi ile bütünleşmek durumunda, Yani 1950 dönemi söylemleri, sosyalizme de, doğasına da aykırıdır. Nasıl ki kapitalizmde eleştiriyoruz, insan mı devlet için, devlet mi insan için olmalı? Aynı şeyi parti ve tüm o sloganlaşmış, tabulaşmış sosyalist etiketlerede yöneltebiliriz.
Bir diğer konuda politika demek, herkesin tek tek örgütlü olması demek değildir, önemli olan güncel ya da uzak politikalarınız ile kitle hareketinin paralelliğidir. Yani önemli olan tek, tek örgütlü olmak değil, politika çerçevesinde örgütlülüktür ki, bu parti örgütü düzeyine indirgenemez/yükseltilemez/marjinalleştirilemez...
İşçi sınıfı kendisi ile birlikte partisine bütün toplumu organize yetki vermemiş mi.
Bu kapitalizm koşulalrında, sosyalizm koşulalrında ise sınıfın zaten iktidar/yönetim organ, aygıt ve bileşenleri vardır/olmalıdır. Geçmiş pratikte ise sosyalizme geçiş sürecindeki ülkelerde Parti fiili olarak hala kapitalizm koşullarındaymış gibi hareket etmekle, gelişime en önemli darbeyi vurmuş oldu.
Devrimin tamamlanması gelişmiş komünizm e kadar devrimci dönüşümler denilen bir süreçtir ve bu süreçte işçi sınıfını partisi birlikte yol alacaktır.
Evet ideolojik yol almak ayrı, fiili yönetim ayrı şeyler değil mi?
Bürokrasi devletin var olduğu süreçte olacaktır giderek azalan bürokratik süreç zaten devletin sönümlenme sürecidir.
Kapitalist devletle sosyalist devlet arasındaki fark birinde (kapitalist) daha az insana demokrasi diğerinde (sosyalist) daha çok insana demokrasidir. Demokrasinin (komünizmde) bittiği yerde bütün topluma özgürlük olacaktır.
İşçi sınıfı ile partisini birbirinden ayırmak işçileri kolsuz ayaksız hatta beğinsiz bırakmaktır onun için bu ikisi birbirine tamamlayacaktır.
İşte mesele de burada, sosyalist iktidar, yönetim, demokrasi yerine Parti geçirildiği için, bu başlı başına hata, fakat bu durum eleştirildiğinde ise insanlar başka türlüsünü bilmedikleri için meseleyi işçi sınıfı ile partiyi birbirinden ayrımak olarak akvrıyorlar. Bakın EKONOMİ/POLİTİK SİSTEM olan PARTİ değil, SOSYALİZM dir. Bu konuda hem fikir miyiz bu önemli. O halde eğer sistem parti değil sosyalizm ise demek ki tümm yönetim, üretim, tarz ve ilişkielrinde belirleyici olacak olanda sosyalist yapı olmalıdır. Sosyalizm bir parti yönetimi filan değildir, sosyalizm iktidara geçmiş güçlü bir kesimin, direklere orak/çekiç bayrak dikmesi de değildir, sosyalizm, toplumsal karakterli bir sistemdir, haliyle sosyalist toplumdan/örgütlü/sosyal yapıdan söz etmeliyiz. Sosyalist toplum nasıl olur o halde? Elbette konseyler, birimler, burada belirleyici olan elbette sosyalist karakter olmalı. Kısaca o birimler her nerede se oradak toplum/kitedir iktidar organı, organa dönüşmüş halide, birimler, konseylerdir. Parti buralarda faaliyet yürütür, faaliyet alanlarıdır ama bu faaliyetleri, yönetme/iktidar olarak ele alırsak hata olur, sosyalizm değil, elimizde bürokratik kapitalist, askeri bir devlet yönetimi olur. Bu halde de düzinelerce direğe orak çekiç bayrakları çekilebilir, herkes potansiyel hain görülebilir, iktidar elit(politi elit) bir kesimin, işçi, toplum adına yönettiği, oligarşik bir yapıya evrilebilir. Bunalrın tümü de sosyalizme yabancı..
Neyse her madde ayrı bir konu, uzamasın diye kaba geçiyorum. Neden öyel değilde böyle olmalı, kısacık ele alınacak konular değil, ama ne zaman parti ile işçi sınıfı ve sosyalist toplum birbirinden yalıtılmamış, ayrılmamış olur, işte o zaman parti iktidar organı olmaktan çıkmış/çıkartılmış demektir... Küba'da son zamanlarda bu yönde atılan adımlar hiç olmazsa sosyalist yapı çerçevesinde olumlu, ama hacim, ülke, konum, durum olarak ne derece iç açıcı sonuçlara varacak zaman gösterir...
Peki diğer türlü modele ya da varabileceği üst noktalara örnek ver denirse vereyim, Çin ve Kuzey Kore'dir...
Dahası eski (Lenin sonrası) SSCB'dir. Araştırılırsa gayet net görülecektir, komiserlikler, işyeri komiteleri vb alanlarda etkin olarak üst karar mekanizmasında öne çıkanlar neden işçi değilde, askermiş ve istihbarat teşkilatı neden toplumunda üstünde bir rol almış ve atananlar mı, seçilenler mi birimlerin tepesindeymiş bunlar ele alınabilir... Yani sosyalizmde kim yönetecek? Parti mi? İşçi sınıfı, sosyalist toplum mu? Organ olara soruyorum.
Yani demem o'ki sosyalizmden bahsediyoruz, haliyle sosyalist örgütler, iktidar yapılanması, toplumsal örgütler ve karakterinden, Parti ise burada asli yük olarak ideolojik yükü alacak, komünizme kadar olan süreçte rehberlik edecek, denetim mekanizmalarını işletecek, ama bu demek değildir ki, işçi örgütleri(en doğal işyeri birimleri), semt örgütleri(en doğal semt birimleri) vb birimlerin yerine parti örgütleri ikame edilmeli. Zaten sosyalizme geçilememesinin önünde en önemli engel ne yazık ki bir yerde bu olmuştur.
Kısaca ülke yönetimi Parti kongreleri ile belirlenemez, Parti kongreleri ile parti içi demokrasi işler ve parti yönetimi belirlenir, o halde ülke hangi kongrelerle yönetilecek? İşçi örgütü ve tüm diğer birimlerdeki kongreler ile. parti bu alanda faaliyet yürütebilir, faaliyet yürütmek ayrı, yerine ikame etmek ayrı şeyler. Atama ya da İKAME usulü yerine geçirildiği an, sosyalizm bitirilmiş demektir, sosyalist toplumda yaratılamayacak, komünizmede varılamayacaktır, eni sonu bir süre devam eden kapitalist devlet yönetimi, dönüşe doğru yol alacak, bürokratlar yeni burjuvaziyi yaratacaktır.
evrensel-insan
25-01-2015, 18:55
İdoloji, inanmışlıktır doğru olduğu fikre inanmak.
Memur işçi sınıfı kapsamındadır Memurlar arasındaki farkı ayırmak gerekir yani her memur işçi kapsamında değildir.
Yukaridaki celiskini cozermisin?
Neye gore memur hem isci kapsaminda hem de degildir.
1-Öncelikle demokrasi nedir le başlamak gerekir.Seçme seçilme özgürlüğü denir ama sınırlarını egemen sınıf belirlediği için her kese aynı oranda yansımaz.Bunun ekonomi ile direk ilişkisi vardır.
2-Bu sorular hepsi birbiri ile bağıntılıdır
3-diktatöre demokrasinin hemde ileri olması zaten diktatör olduğu içindir Bizim için olmayışı diktatörün var olduğundan.
4-Bu gün sosyalizm KUBA da vardır. kaç kişi bunu anlar bilemem.
Senin yukarida yazdiklarina sence kac kisi katilir ve neye dayanatrak katilir?
Bütün sınıflı toplumlarda devlet demokrasi ekonomi vardır ama az ama çok illaki vardır.
Senin alginda sinifsiz toplum varmidir ve bu ne demektir. Bu durumda toplumdaki farklar neye/kime gore farklilasir?
Ayrica ekonomiden ne algiliyorsun?
Ekonomiyi çözmeden sistemler anlaşılmaz bütün fikirlerin felsefelerin ana kaynağı ekonomidir. Bilinçte öyle bilgi yoksa bilinç te yoktur.
Bilinc bilgi ile baglanabilir, ama bilgi bilinc ile baglanamaz. Her bilgili olan bilincli oldugu anlamina gelmez.
Bu forum genelde islam eleştirisine dayanır islamı ve kuran,ı bilmiyorsan islam dini hakkında söylediklerin sadece inança dayanır veya sana başka birinin aktardığı bilgiye.
Kapitalizm sosyalizmde aynıdır. Ekonomi bu ekonominin altında kalanlarla üstünde yaşayanlar arasındaki üretim ve tüketim dengeleri hakkında bilgi yoksa kulaktan duyma bilgilerle hareket edilir.
Sınıflarda aynıdır. Yaşamları birbirine benzeyen topluluklar aynı sınıfları oluşturur. Bu sınıflar düşünceleri de birbirlerine çok yakındır.
Her şeyin temeli ekonomidir. Ekonominin olmadığı toplum komünizmdir, orda ne din vardır ne ekonomi ne ticaret ne devlet. Sadece özgürlük ve ortaklık bilinç,i.
Ne demek kominizm de ekonomi yoktur?
Bu fark siyasi ve ekonomiktir. kapitalizm sermaye birikimi sosyalizm hem ihtiyacı karşılama hem üretim araçlarının gelişmesi ve merkezi planlamadır.
İşte küba bunu uygulamaya çalışan bir ülke ve toplum.
Goruldugu gibi yazilarinda birey ve birey bilincinden bi habersin. Dolayisi ile tum getirdigin terimler ancak bir toplumun sinifsal temeldeki kendisinifindan olmayanlara yaptigi guc otorite ve iktidar baskisidir. Yani sinif/zumre diktatorlugudur.
Kuba da birey ya da birey bilinci var mi?
Kisaca once toplumsal bilinc, arkasindan sinif bilinci, sonra sosyal bilinc ve en son da birey bilinci gelir.
Senin sosyalizminde sosyal ya da birey bilinci evrensel hukuk insan haklari ve hak ve ozgurlukler temelinde yer almamaktadir.
Sadece siniflar arasibir iktidarsavasi ve iktidara gelenin diger sinif uzerindeki baskisi vatrdir.
Zaten kapitalizm de budur. Cunku ekonominin adaletsiz paylasimi ancak siniflar eliyle ve algisiyla olur.
Halbuki ayni sinifta nicelik olarak buliunmak bu sinif bunyesindeki sosyalligi ve niteligi goz ardi eder. Ustelik birey ve bilinci de yoktur.
Sn Spartakus.
Aramızdaki anlaşmazlık sizin reel sosyalizmdeki uygulamalardaki başarısızlığı anlatmanız bense teorinin reel sosyalizme ne kadar uygulanabildiği anlatmam.
Ben teoriden söz ediyorum. Ve teori reel sosyalizme uygulanabilrdi diyorum
PARTİ ile İŞÇİ sınıfı arasındaki bağ kaçınılmazdır demek istiyorum. Bana göre parti işçi sınıfının tümünü temsil eder işçi sınıfının tümü de partisini.
Evet sosyalizm ekonomik politik sistemdir bu konuda anlaşıyoruz. Partisi de o sistemin motorudur.
Bu sistemde parti küçümsenemez .
Böyle bir teorinin pratiğe konduğunda üygulanamaz olan kısmı olabilir ama hedefi önemlidir hedef sınıfsız topluma ulaşmak. Bu durumda iki şey önem kazanıyor 1- bütün toplumu ilerletmek 2 üretim araçlarını geliştirmek. Bu iki şey birbirine zıt gibi görünebilir işte hüner beceri de burada başlıyor. Burada en çok işçi partisine iş düşüyor çünkü önce kendini sınava tabi tutacak sonra toplumu.
Parti kendini denetime açacak topluman kendisini denetlemesi için ısrar edecek. Biz buna doğrudan demokrasi demekteyiz.
Reel sosyalizm bilimsel komünizm olarak dünyada paris komününden sonra ilk deneyimdir ondan çıkardığımız yanlışlar başarısızlıklar elbette bizim için de öğretici olmuştur.
spartacus
26-01-2015, 17:21
Sn Spartakus.
Ben teoriden söz ediyorum. Ve teori reel sosyalizme uygulanabilrdi diyorum
Sevgili kartopu
İşte bahsettiğiniz teori ilkinci dünya savaşında kalan uygulamalara atıfla oluşan teori, zaten onca kazanımın heba olmasında en büyük rolü oynayanların başında gelmiştir. Özünde sosyalizmle, bir sistem olarak sosyalizmle ilgisi/alakası yerine yüceltilmiş bir parti ve önder hegomanyasıdır, sosyalist toplum, sosyalist üst-yapı bunları ne anlayan, ne önemseyen olmuştur, sistem toplumsal yapısını, kitlesel yaratamamış, hazır sıkı disiplinli parti örgütleri üstyapı kurumları yerine olduğu gibi boca edilmiştir, bundan sonrası da istihbarat ağını bol bol güçlendirmek olmuştur. Neden? Çünkü sosyalist üst-yapı yoktur ortada, her şey 3-5 ileri çıkan partilinin keyfiyetine kalmış, hal böyle olunca herkes denetlenir hale gelmiştir(kapitalizmden süregelen güvensizlik, sınıfa olan güvensizlik, insana olan güvensizlikle, birde oluşturulmayan organların etkisiyle devam etmiştir). Çünkü sosyalist yönetim, toplumsal yönetim yerine, bir örgütün örgüt içi yönetimi, bir ülkenin yönetimi haline getirilmiştir, yani sosyalist üst yapı yerine askeri bir model geçmiş oldu, parti yönetimi ayrı bir şey bir ülkede sınıfın yönetimi ayrı, yani bu ayrılık organlar çerçevesindedir, ama birlik ise politik/ideolojiktir. Bakın burada ayrılıktan bahsediyorum, ama bu tepeden, düşşünsel değil ki, organ ve ilgili alt yapıyla ilgili. Örneğin şimdi düşünün, herhangi bir parti sözleşme masasına oturabilir mi? Peki kim otrabilir bu masaya?(sendikalar), ee sosyalizmde ne olacak?(konseyler, ilgili birimler, dilerse sendikasıda olabilir-ama zamanla gerek kalmayacaktır, çünkü doğal örgütleri birimler-konseyler(sovyetler) örgütlendiğinde zaten masa da onların, başıda onların olacak, muhatap kendileri olacak(yani neymiş sendikalar yasak demek hiç bir anlam ifade etmiyor, önemli olan sendikaların sönümlenmesine varacak o organların oluşması ve işleve geçmesiymiş, işçiler ya da diğer alanlarda(semter vs) masa da onların, başı da, muhatap da yine kendileri, günümüz temsili örgütlenme modelleri zaten kendiliğinden eriyecek. Ama bunun yerine masa başına Parti tarafından atanmışları korsanız(SSCB örneği gibi), işçi, asker-partili ile karşı, karşıyadır, masa da onalrın değildir, başıda.... ve sendikalarda yasaklanır... sosyalizmin uygulanmasında en önemli engellerden birisi bu partiyi, üst yapı krumları yerine geçirme/ikame/oca etmek olmuştur, haliyle sosyalist organlar o-l-u-ş-t-u-rulamamış, aksine zaten evveliyatı örgütlü olan parti ve organları sosyalist üst-yapı yerine i-k-a-me edilmiştir. Günümüz dünyası hala 1940 lardan kalan İNANÇ-BAĞLILIK ve aslında, sosyalizme de, diyalektik materyalizme de aykırı, bir nevi FEODAL KAHRAMANLIK-İNANÇ(haliyle etiket, sembol, tabu) ajitasyonuyla devam ediyor. Yani sizin sosyalist nüve saydığınız günümüz bir çok mücadele anlayışını ben feodal köylü-ümmet mücadelesi olarak görüyorum, umarım bu anlayışlar yıkılmadan yine, yeniden hüsranlı bir pratik yaşanmaz.
PARTİ ile İŞÇİ sınıfı arasındaki bağ kaçınılmazdır demek istiyorum. Bana göre parti işçi sınıfının tümünü temsil eder işçi sınıfının tümü de partisini.
Bağ ayrı bir şey Partiyi bir sistemin Yönetim organı, iktidarın çatısı haline getirmek ayrı. Bakın sosyalist toplum diyoruz, sosyalist alt yapı, sosyalist üst-yapı diyoruz, bunların tümü eşittir parti denmesini ise eleştiriyorum.
Evet sosyalizm ekonomik politik sistemdir bu konuda anlaşıyoruz. Partisi de o sistemin motorudur.
Bu sistemde parti küçümsenemez .
Hiç bir sistemin motoru Parti değildir, sistemlerin motoru üretim tarzı ve ilişkileridir. Önemli olan üretim tarzı, üretim ilişkileri(ve tabi mülkiyet ilişkileri) ve bu ilişkileri düzenleyen üst-yapı kurumlarıdır -ki iktidar, eğitiminden, kültürüne değin tüm organlarda bu kurumlara dahildir.
Böyle bir teorinin pratiğe konduğunda üygulanamaz olan kısmı olabilir ama hedefi önemlidir hedef sınıfsız topluma ulaşmak. Bu durumda iki şey önem kazanıyor 1- bütün toplumu ilerletmek 2 üretim araçlarını geliştirmek. Bu iki şey birbirine zıt gibi görünebilir işte hüner beceri de burada başlıyor. Burada en çok işçi partisine iş düşüyor çünkü önce kendini sınava tabi tutacak sonra toplumu.
1. Sosyalist üretim tarzına geçmek => Alt yapı
2. Bu üretim tarzı ve ilişkilerinin en doğal organlarını oluşturmak (yönetim, denetim, paylaşım, toplumsal örgütlenme)
Parti sınavı ancak böyle verir, bu yok tüm bunların yerine dindar bir anlayışla parti ilahı geçirilirse orada ne sosyalizm vardır ne de esamesi, ama nede Sınıfın partisi(!), yerini bilinçli elit(aydın burjuva) bir kesimin masabaşı yönetimi alır. Teknokrasi iş başı yapar.
Parti kendini denetime açacak topluman kendisini denetlemesi için ısrar edecek. Biz buna doğrudan demokrasi demekteyiz.
Reel sosyalizm bilimsel komünizm olarak dünyada paris komününden sonra ilk deneyimdir ondan çıkardığımız yanlışlar başarısızlıklar elbette bizim için de öğretici olmuştur.
Böyle bir demokraside, böyle bir doğrudan demokraside, böyle bir parti örgütlülüğüde yok, zaten anlamsız, böyle de parti olmaz. Doğrudan demokrasi insanların, bulundukları alanda her türlü sorunda doğrudan yönetime katılmasıdır. Bunun organları parti organları değildir, parti organları parti faaliyet/yönetiminin organlarıdır değil mi? Sap ile saman karıştığında geriye şu kalır, böyle parti mi olur, böyle konsey mi olur, ne parti artık partidir ne de sosyalist üst-yapı artık sosyalist üst-yapıdır, çünkü ortada ORGAN yoktur, parti organları da parti organı olmaktan çıkmıştır, neyin ne olduğu, ne idüğü artık belirsizdir...
Doğrudan demokrasi
İşyeri ise İşyeri Birimleri, bu birimlerin tabandan tavana doğru merkezileşmesi(demokratik->organlar kongre) konsey(sovyet), semt ise tyine aynı, okul vb yine aynı yolu izler. Örneğin sokağımda beni rahatsız eden kaldırım sorununun çözülmesi, parti bürosunda değil, bizzat semtimdeki birim toplantısında dile getireceği bir sorundur, işyerlerindeki tüm diğer sorunlarda yine işyeri birimlerinde ele alınıp giderilecek sorunlardır. Toplumsal katılım, işte doğrudan demokrasi bu organlar eliyledir. Parti içi demokrasi ise demokratik merkeziyetçilik dediğimiz, seçilene tabi olmak, aşağıdan yukarı oluşum, yukarıdan aşağı denetim çerçevesinde işler, doğrudan demokraside ise denetim aşağıdan yukarı doğru işler, rapor, hesp verme yukarıdan aşağı doğru olur, yukarının yukarıyla olan ilişkileride-raporlama sistemide ayrıdır vs... Örneğin bir işyerinde sorun var, bu sorunun çözümü o birimle mümkün ise birim halleder, değil üst organlarca çözülecek ise üst organa iletilir ve sorun devam ettiği zaman da işyeri birimi üst organa, sen gel bakalım buraya, ne oldu bu sorun der.... Neyse daha kapsamlı yanları/yönleri az çok anlaşılıyor diye düşünüyorum, yani bu organ olarak sosyalist üst yapı organıdır, parti organı değil. Parti organı iç işleyiş ise çok daha farklıdır, mesela bir il sorumlusu oraya çıktığı birime değil, tüm diğer birimlere öncelikle merkeze karşı sorumludur ve birime de hiç bir çalışması hakkında bilgi vermek zorunda değildir -ki vermezde, ancak birimlere güncel politikaları, faaliyet ya da benzer durumları iletir, taban örgütlerinin yerine getirmelerini ister ve rapor bekler. Çünkü ortada olan parti faaliyetidir, diğer organda ise ortada olan kitlenin, sınıfın, tüm bağlaşıkların kendilerini, ülkeyi, yaşam alanlarını, yani salt iç değil çevre yönetimi, kendi sorunları, yaşamsal sorunlar vs ve idaresi durumu vardır. Kısaca birisi siyasi, diğeri ise sosyo-politik, ekonomi-politik organdır(sosyalist alt yapı ve bağlaşık üst-yapı kurumları), karıştırılmamalı. Bunları anlamayıp, karıştıranlarda, Parti yi dışlamak, ne bileyim Partiyi küçümsemek gibi hatalara da düşmemelidir, tartıştığımız parti değil, sosyalizm ve koşulları ve bu koşullara en büyük darbeyide ilahlaştırılmış, her şeyin yerine geçirilen(sosyalizminde!) parti modeli/yüce(!) ülküsü anlayışı olmuştur. Eğer bu koşulda partinin rolü nedir sorusunu tartışacaksak bu ayrı bir konu.
Kısaca geçen dönem Küba seçimlerine bakılabilir, PARTİ SEÇİMLERE GİRMEMİŞTİR, PARTİNİN seçimleri KENDİ KONGRESİDİR(doğrusuda budur), partinin organı da yine Parti kongresidir, sınıfın (sosyalist toplumda) güncel demokratik yönetimi ise ayrı kongrelerdir, partililerde o kongrelere katılabilir, partili olduklarından dolayı değil(bu gerekli değil ki, sosyalist bir ülkeden bahsediyoruz ve üst yapı organlarında yer almaktan!) sosyalist toplumun bir bileşeni, sınıfın bileşeni olmak vasfıyla orada olabilirler. Diğer politik faaliyetlerinin muhasebesini ise parti içi organlarda hem temsil etmek hemde faaliyetlerini sürdürmeklede ayrıca görev/sorumluluk almış olurlar.
Sn Spartakus
İkimiz aynı pencereden dünyaya bakmadığımızda aynı şeyleri görmemiz mümkün olmuyor. Ben teoriden söz ederken siz ikinci dünya savaşında ve Sovyetlerin tutumundan söz ediyorsunuz
1926 yılında Sovyetlerde zaten teoriden vazgeçildi ve farkı bir yol izlendi işte sonucu bürokratik diktatörlüğe dönüşen bir yolculukla sonlandı.
Onun size Leninin Stalin ve Troçki konusunda görüşlerini yansıtan bir alıntı vereyim ve ne kadar haklı çıktığı ancak 1980 lerde anlaşıldı.
---------------
LENİN in SB-MK sına önerileri -----Stalin yoldaş genel sekreter olduktan sonra elinde sınırsız yetkiler biriktirdi. Bu yetkiler her zaman yeterli itinayı göstererek kullanabileceğinden emin değilim. Öte yandan Troçki yoldaş iletişim halk komiserliği sorununda MK ile mücadelesinde gösterdiği gibi parlak yetenekleri ile sivrilmiş Şu anda muhtemelen MK da ki en yetenekli kişidir.Fakat kendine aşırı güveniyor idari yanları ile zihnini aşırı meşgul ediyor.Mevcut MK nın göze çarpan bu iki liderin özellikleri istenmeden bir bölünmeye yol açabilir.-Lenin in uyarısı 25-12-1922.
ZORBA-Bizzat kendisi asıl ve gerçek milliyetçi sosyalist ve hatta kaba bir büyük -Rus zorbası olduğu halde Pervasız etrafa milliyetçi sosyalist suçlamaları yağdıran bu Gürcü özünde proleter sınıf dayanışmasının çıkarlarını ayaklar altına alıyor 31-12-1923.
STALİN,i GÖREVDEN ALIN. Stalin çok kabadır.Bu kusuru bizim içimizde komünistler arasın ilişkilerde bir ölçü de tahammül edilebilir de.Genel Sekreterlik konumunda çekilmez olur.Bu nedenle yoldaşlarım Stalin i bu görevden alıp yerine bütün öteki açılardan sadece bir bakıma ondan farklı olacak yoldaşlarına karşı daha müsamahalı daha vefalı daha nazik daha düşünceli ve daha az kaprisli birini getirmelerini yoldaşlarıma öneririm. 4-1-1923.
Leninin hazır bulunduğu 11.kongrede seçilen MK üyelerinin listesi
Andreyev.1972 de öldü---Buharin.1938 de idam edildi---Jerjinski.1927 de öldü---Yaroslavski.1938 de kayboldu---Kalinin.1946 da öldü---Kamenev.1936 da idam edildi---Kuybuşev.1935 de öldü---Korotkov.1937 de idam edildi---Lenin.1924 de öldü---Malotov.akibeti bilinmiyor---Orjonikidze.1937 de intihar etti---Petrovski.20 yıl hapse mahkum edildi---Radek.1937 de hapse atıldı---Rakovski.1937 de idam edildi---Rutzutak.1938 de idam edildi---Rikov.1938 de idam edildi---Sapranav.1937 e idam edildi---Smirnov.1938 de kayboldu---Sokolnikov.1938 de idam edildi---Stalin.1953 de öldü---Tomski.1936 da intihar etti---Chubar.1938 de idam edildi---Troçki.1940 ta suikast yapılarak öldürüldü---Voroşilov.1970 de öldü---Zelenski.1937 de idam edildi---Zinovyev.1936 da idam edildi.(R.Y)
26 ocak 1934 de toplanan 17. Kongredeki 1.966 delegeden 1.108 i daha sonraki yıllarda öldürüldü.Öldürülenler arasında seçilen 139 MK üyesinin 98 i de vardı.Tarihçi Medveyev 1936 ile 1939 arasında beş milyon insanın tutuklandığını ve bunun 400 bin ile 500 bininin idam edildiğini yazıyor.Bu rakamları İsaac Deutscher de kabul ediyor.KAYNAK .Ütüpik ve bilim dışı sosyalizm-R.Yürükoğlu alıntı LTY (LENİN TOPLU YAPITLARI).Alev yay.
lenine dönüş isimli bir kitap okudum tavsiye ederim.
spartacus
27-01-2015, 04:33
Sn Spartakus
İkimiz aynı pencereden dünyaya bakmadığımızda aynı şeyleri görmemiz mümkün olmuyor. Ben teoriden söz ederken siz ikinci dünya savaşında ve Sovyetlerin tutumundan söz ediyorsunuz
1926 yılında Sovyetlerde zaten teoriden vazgeçildi ve farkı bir yol izlendi işte sonucu bürokratik diktatörlüğe dönüşen bir yolculukla sonlandı.
Hayır teoriden bahsediyorum, sizin öne sürdüğünüz teori diyorum, sosyalizmle örtüşmüyor, ama gökten zembille inmedi bu anlayış/bakış açınız, sonraki yazıalrımda ise teori ile pratiğin uyumuna örnek veriyorum, yani siz teorisini dile getirirken ben hem teorisini, hemde bu teoriyle/pratiğin ilişkisinin ne olacağı, nereye varacağını, ve hatta varmış olduğunu dile getiriyorum :)
Yani benim 3 yazıdır anlatamadığım 1940 lardaki durum değil ki, o bu günkü sakat teorinin zemininde, tapılası duran bir dönem, örnek verilmesinin nedeni de, -ki ne zaman sonra! işte bu da sizin sosyalizm sandığınız ama bana particilik yaptığınız teroinin pratiğe bürünmüş hali, buraya varırsınız, ama sosyalizme varamazsınız diyorum(kısaca sosyalizmi bu derece içi boşaltılmış, her şeyden sonra gelen hatta hiç gelmeyen, bütün mesele etiket, sembole indirgenmiş, güdükleştirilmiş, hala feodal artık dediğimiz biçimiyle efendim iyi ile kötünün savaşı anlayışı ve tarikat haline getirilmiş parti anlayışıyla, hele, hele sosyalizmin yerine her derde deva, her yırtığa yama parti geçirmekle, üst yapı yerine dahi = parti demekle zaten sosyalizm diye bir şey ne ortada almıştır ne de esamesi okunur. Ortada bir Parti tekkesi vardır, bir yanda şeyhler, beri yanda müridler, bir tarikat gibi işler durur, ben buna sosyalizm diyemiyorum :) Ama ne yazık ki 1940 ların rüzgarıyla etikete indirgenen bu teorik anlayış/zemin hala savunulagelen teoridir, ben de hem teorinin varacağı noktaya değiniyor, hem sosyalizmin basit birer parti içi yönetimi olmadığını ifade ediyor hem de bakın, uygulamalı örnekte veriyorum. Sonu itibariyle objektif-nesnel-somut örnekle de nereye vardığının, gelecek açısından da bu tarz teorik anlayışların nereye varacağını dile getiriyorum.
Avrupa da bu tarz tarikat, şeyh/mürid anlayışı terkedildi, bu dinsel, dogmatik, sembollere tapan, etiket ve slogandan öte bir anlamı olmayan, ajitasyon denince oraya buraya partiisnin adını kazıyan holigan tarzlı ssyalistlerde kalmadı, ama sorun şu ki yerine konması gereken doğru tarz henüz ayakları üzerine dikilmiş değil.
Türkiye'de ise durum içler acısıdır, eğer iyi bir empoz ile yetiştirilmiş bir dinci olsaydım ve eğer bir tarikat bağımlısı olsaydım, ancak bizim sözde devrimcilerimiz kadar iman dolu, onlar kadar mürid, ve en az onalr kadar İNANÇ uğruna yaşar giderdim. Yahu daha ben o halimle insan olarak kendi varlığımı-çevremi algılamış/anlamlandırmış değilim ki, birde bu kafayla bırakın sosyalizmi, kapitalizmi kavrayayım. Eh tabloalrda görüldüğü gibi geriye bana, etiket, sembol, kutsallarım ne derse,,, boğazım yırtılana kadar slogan atmak düşer... Kısaca bir tarikat üyesinden ne eksik, ne fazla olurdum, onların Allah'ı, benimde yaratıcım parti/semboller olurdu... Neyseki ne tarikat aşığı iman doluyum, ne de feodal tarzda bir sürü psikolojisine sahibim ne de politik müridim. İyi kötü kapitalizmi, sosyalizmi kavramış durumdayım, lakin bir gün iktidarı versek önce bizleri asarlar dediğim bu zararlıkçı feodal kahramanlarla ne yapacağız hala düşünüyorum. Lenin'in çocukluk hastalığı dediği dönemin sol sapması dahi bizim feodal kahramanlarımız, feodal model örgütlenme anlayışlarımız(= tarikat), müridlerimiz yanında ulaşılması zor bir hedef gibi duruyor :)
Gelelim Lenin'den yaptığınız alıntıya, düşünün ki, milyonların yaşadığı koca, koca coğrafyalarda, iktidar, devlet, sosyalizm bir kaç kişinin keyfiyeti, insiyatifine kalmış, iyi ya işte günlerdir zaten neyi eleştiriyorum? Siz sorunu Stalin, Troçki olarak görüyor olabilirsiniz, ama ben böyle bakmıyorum, mesele temelde anlayış meselesi, yanlış teori meselesi, Stalin olmasaydı, Troçkide olmasaydı, o anlayış olduğu sürece ilajhlaşmış demirden disiplinl parti, yüceltilmiş-ilahlaşmış başka bir isim şeyh olacak, sosyalist organların yerine askeri disiplinle iş gören o dar kapsamlı parti/ordu yine ikame edilecekti.. O halde mesele nerede? İşte kaba çerçevesini çizdiğim 3 yazıdır ifade etmeye çalıştığım yanlış teoride, yanlış anlayış ve benimsenmesinde..
Bu yanlış anlayışlar, teoriler, sosyalizm ile bağdaşmayan, diyalektik materyalizmle de zıt, idealist, stotükocu, tarikat zihniyetli anlayışlar ne yazık ki hala sosyalizme zarar vermeye devam ediyor, o bu değil en çok üzüldüğüm nokta iyi kötü sosyalizmi anlayacak, iyi yanlarını, toplumsal nitelikli(üretenler) demokratik yapısını kavrayacak insanlarda yanlış kavrıyor, öte yandan da bu yanlış teori ve anlayışlar hayli anti-propaganda malzemesi haline geliyorlar.
Soru şu, sosyalizm nedir? Nasıldır? Üretim planlaması nasıl yapılır, sınıf hangi doğal örgütlerinde iktidarı temsil eder, doğrudan demokrasi tabandan-tavana, tavanın tabana hesap verdiği(!), taban örgütlerinin toplantılarıyla gerekirse üst temsilcilerin dahi görevden alınabildiği, mümkünse düzenli ordunun dahi olmadığı, toplumun sosyalist organ, doğal yapı dediğimiz örgütlerde örgütlülüğü ve bu örgütlülük düzeyi ile hem çevreleri, hem ortamları hem de toplamda ülkeyi nasıl, hangi araçlrla yönettiği, üretim ilişkileri, sosyal ağ nasıl sağlandığı, eğitim, sağlık, ulaşım, barınak..... hangi örgütler eliyle düzenlenip, hayata geçirildiği-çözüldüğü....
Buyrun SOSYALİZM dedim, ekonomi/politik bir sistemden bahsettim, Parti yi bir yana ittiğimde yok, ama nasıl ki kapitalizm özünde mülkiyet ve üretim-tarzı, ilişkileri üzerinde hayata geçen bir sistem ise ve nasıl ki partiler değilse bu işin belkemiği, o halde siz ifade edin sosyalizmde bu işin belkemiği nedir? Stalin mi? Troç ki mi? parti mi? Yani sosyalizmi sosyalizm yapan nedir -ki altyapı, üstyapı organlarını oluştursun?
partinin görevi sosyalizmi kurmaktır, yol göstermek, liderliktir, ama bu sosyalizm yerine parti ve sembollerin ikame edileceği anlamına gelmez. Bin tane CHP de olsa örneğin hatta hiç olmasa da kapitalizmi kapitalizm yapan bu partiler olmayacaktır, aksine bu partileri o haliyle var edip ayakta tutan kapitalizmdir. Sosyalizmi, sosyalizm yapan da - bakın sosyalize varan süreçte etkinlikten bahsetmiyorum!- parti değildir, aksine parti sosyalizmin kurulması ve oradan da sınıfsız topluma değin olan bir süreçte, bu işin hem teorik, hem politik hem de ideolojik hamalıdır. Şimdi ise, şu yalış teoriler ve anlayışlarda her şey tam tersi, her şey parti ve etiketleri için, sosyalizm bile, bizim hamalımız, efendi oldu, bizde kölesi...
Neyse ben 1987 de aktif mücadeleye girdim, bıraktığımda yık 2008'i gösteriyordu, Türkiye deki sözde sosyalsitlerin parti, etiket, tarikat, şeyh/mürit, feodal çete kafalı anlayışlarından, imanlarından, dindarlıklarından, o daracık dünyalarında sürekli birbirlerinin ajan/polis olduğunu düşünen o tabandan(!), kof slogan ve politikasızlığından, holiganlığın altındaki onca cehaletten, yahu ben ateistim bu dindarlıkla nereye kadar götürebilirim dediğim, kendisine yabancılaşmış ortama karşı mücadeleyle bu kadar zaman dayandım, ama bir yerden sonra midem kaldırmadı, sindiremez oldum... Eh iyi kötü bu pratikten de hayli teorik çıkarımlar edindim, sizinde savunduğunuz en azından bir parçasıyla öne sürdüğünüğz ifadeleri de kapsamakla birlikte ne kadar da yanlış olduklarını iyi kötü gözlemleme şansı edindim. Lenin erken öldü, ama beraberinde sosyalsit kültürü, sosyalist bakış açısını almış bir örgütlenme vardı, o yapıda kısa sürede(sizinde öne sürdüğünüz teroiyle! başka türlüsüde olmayacak) herkes kolayca hain ilan edilebildi, çünkü ortada ne sosyalizm vardı, ne sosyalist organlar, geride kapitalizmden miras, ama aynı kafayla iş yürüten, kastlaşmış, her bir haltı gizli bir parti kalmıştı... Neyse Marx okumak gerekir, Lenin'i okumak gerekir ama günümüz anlayışıyla öne çıkarttığımız Parti içi sorunlarda öngörüleriyle değil, bilhassa sosyalizme dönük bakış açısıyla.. Sosyalizmde düzenli ordunun olmayacağını(ki teknik askeri yapı ayrı) ifade eden Lenin'dir, ama ardında kısa sürede tüm ülkeyi yöneten, askerliğin zorunlu olduğu bir PARTİ=ORDU oluştu... Bu tarz yapılanma eni sonu sembole, etikete, bayrağa, tabuya, kutsala yaslanacaktır, semboller ne kadar çok yükseltilirse, içerideki kofluk o derece görünmez hale gelecektir, öyle de oldu. Şimdi sizin teorilerinize de yansıyan sembolizm, etiket, parti organıyla, sosyalist organları(sisteme özgü) birbirine karıştıran durumuyla sanırım sökülmesi ve yeniden sosyalizme, Marx'a, Lenin'e dönülmesi hem geç olacak hem de sancılı... Örneğin Türkiye de gündelik faaliyetlerinde sosyalizm %1 iken, sözde örgütlerin(arikat) %99 olan faaliyeti örgüt/kafalama faaliyetidir, birde bir türlü pastayı paylaşamazlar, her ortamda birbirine girerler, internette dahi durumları içler acısıdır, küçücük bir akvaryumda yaşarlar... Yani iyiden yana olmak, iyi olmak, kötüye karşı savaşmak, Zerdüşt olup inanç/iman oluşturmak, haklı olmak yetmiyor... Birde Parti'nin öncülüğü daha öncede belirttim, ideolojik/POLİTİK tir, Rusya da devrim olduğunda kaç partili vardı?? Ama mesele ne, politikadır, politikanız milyonarla buluşuyorsa, işte parti önderliği yapıyo demektr, o milyonalrın hiçbirisi de parti üyeesi olmak durumunda, zorunda da değildir... Önemli olan partinin güncel ve geleceğe dönük politikasıdır, kitleler bu politika ile bütünleşip, birleşiyorsa, isterse elli milyonluk ülkede bin parti üyesi olsun, fazlası, kafa sayısı, eksiği gibi ölçülerin hiç bir anlamı yok. Önemli olan politik faaliyettir ve kitlelerde daha doğrusu sınıfla bu politik hareketin bütünleştirilebilmesidir(gerçi Türkiyede bir kaç sınıf diyebilen yapı da, hala zaten sınıfın yaptığı gündelik ekonomik mücadelenin gölgesinde-kuyruğundai basit ekonomik-hak mücadelelerinin haliyle buna bağlı politikanın kuyruğunda ahkam kesiyorlar, buna da politik faaliyet diyorlar, yani duru tam tersi, sınıf önde bunlar ardında, bol bol da pankart resimleri çekip boy gösterdik diyorlar işleri güçleri bu).... Neyse, bu ideolojik/politik görev sosyalizmde de devam eder, üstelik sosyalizmin sağladığı muazzam olanaklarla! Partinin işi bu, şimdi ne ise ve nasıl ki faaliyete dayalı ise, o zaman da -muazzam olanaklarla- ilşi yine o!
Neyse her şey olacağına varacak, insanlar ister çukurlara düşe düşe, isterse düşmezden evvel, düşerse başına ne geleceğini önceden öngöre, öngöre bir şekilde bu işi öğrenecek. Düşüp öğrenmek büyük bir zaman kaybı olacak, ama ne yapalım, hayat bu, eldeki malzeme de belli, her şey aşılır, yeterki o çukurlara düşe, düşe daha çok kol, kafa kırılmasın, eni sonu insandır, ilkinden pek çıkartamasa da sonrakilerden ders çıkartır...
Kısaca konuyla ilgili ilk mesajlarımda yazdım, sosyalizm ve insan doğası pekte ele alınacak bir konu değil. Nedir insan doğası? Sosyalizmin efendim insan doğası yaratmak/yoketmek gibi bir durumu yok, insan aayrı, doğası ayrı Mars unsurları değil ki! Sosyalizm, yeryüzünde adına insan dediğimiz biz canlıların, birbirini sömürmediği, birilerinin semirirken yada hayalleriyle yaşarken, öte yanda diğerinin acından, ya da her gün kahrından ölmediği, tüm sömürü mekanizmasının en temelden kaldırıldığı, insanı insana kul etmekten arınmaya dayalı, üretim tarzı, üretim ilişkileriyle insanların ve hatta doğanın da ihtiyaçları doğrultusunda üretimi öngördüğü, hiç bir değer üretmeyen karın, aradaki asalağı-mantarı var eden koşulları(bakın asalağı demiyorum vareden koşulları!) ortadan kaldırmaya yönelik, yine bununla birlikte kültürün kültürel aktivitenin, sporun, eğtimin, sağlığın, tüm insan ihtiyaçlarının elden geldiğince karşılanmaya dönük,yarin yanağıdan gayrı dünyada her bir şeye bizim-tüm canlıların diyebilen, cins, ırk, dil, kültürel ayrımların olmadığı... kabaca geçtim..., eni sonu sınıfsız, sınırsız bir dünya amacına doğru açılmış bir köprüdür.. İnsan doğası mı, eğer aramızda bir doğacı varsa, bunlar olmadan, insan hangi doğada, hangi doğayı yaşıyordur malum olmasa gerek...
Dünyada bütün sosyalist partiler tartışılabilir yaşanmış sosyalist sistemde tartışılır
Ama biz eğer kapitalizm,in insanlık için giderek zararlı olduğunu düşünüyorsak bunun değişiminin de sosyalizm olacağını bilimsel olarak teorisini yapmışsak bir başka tercih önümüzde yoktur.
O zaman eksikleri fazlaları düşüneceğiz. Birde tarihe yolculuk yaptığımızda bütün sistemlerin iyi ve kötü yanlarını olduğunu bunun insan gücü ile değişebileceğini anlayacağız.
Biz bizden önceki değişimlerin içinde hem ekonomik çıkar hem siyasi kararlılık hem işin felsefesi olduğunu görmekteyiz.
Bu değişimlerin bir hiyarşisi disiplini programı ve bağlılığı olduğunu da göreceğiz. Bir de buna bu değişimlerin (mülkiyetli sistemlerin)tümünün tasviyesi için yola çıktığımızda daha zor bir yolun olduğunu daha kararlı olmamız gerektiğini ve kendimize seçtiğimiz yolun inancını da taşımamız gerektiğini de görmekteyiz.
İşte bu bütün içinde bu değişimlerin aklı olan partiyi bir kenara atamayız hatta vücudumuzun bir parçası gibi görmek durumundayız. Bazen vücudumuzun parçalarında bir tanesi yanlış yaptığında beynimizle yanlışı algılar ve düzeltiriz ama o parçayı atamayız.
Sosyalizm mücadelesinde parti bizim için kuracağımız düzen kadar önemlidir biliriz ki biz ancak bir sistemli düzene ihtiyacımız kalmayıncaya kadar parti bizimle beraber olacaktır.
Ekonomide politikada devlette ne gibi değişimler yaratılacaksa bu parti vasıtası ile olacaktır .Bizim özgürleşmemizde parti vasıtası ile olacaktır.
Böyle düşündüğümüzde hem özgürlüğümüzü ham başarımızı bir arada bulunduran örgüt nasıl olmalıdır bizim en çok konuşacağımız şeydir. Çünkü ulaşacağımız her şeye parti vasıtası ile ulaşacağız.
Sosyalizm her ne kadar merkezi planlamalı ve kalkınmanın eşit dağılımını gerçekleştirmek için olsada bu disiplinli planlı hedefe gideceklerin tatlı yarışını ve sahiplenmeyi gerektiren bir düzendir
Bu gerekleri yerine getirecek demokrasi düşmana baskı ve devletin planlaması gerekecektir.Toplumun zenginleşmesi teknolojinin gelişmesi çalışma saatlerini kısalması daha çok tatil ve boş zaman için disiplin ve planlı çalışma gerekir. Elbette bu gelişme ile insani ilerleme birlikte olacaktır.
İşte böyle ilerleme korku ile değil sevgi ile birleşirse başarı yakındır. Yoksa yıkım gelebilir.
Not Bütün kötü örnekler bizim yolumuzun engeli değildir. Çünkü mecburuz yoksa insan olarak varlık nedenimiz yok oluyor.
spartacus
13-03-2015, 02:11
Kara propagandalar her zaman aslın yerine geçiyor, zira sistem belli, propagandayı üreten belli, okuyup, gerçek bilgi sananlar belli-> Hepimiz.
Küba izlenimleri, kimin mi? Berna Laçin'in..
http://www.gazetevatan.com/berna-lacin-744938-yazar-yazisi-kuba-yi-anlamak-icin-kuba-da-neler-yok-bakmak-gerek-/
Buda biraz garip ama Kuzey Kore'den. Okuyunca ne kadar da garip geliyor, bildiklerimize benzemiyor, hakkıyla eleştirdiklerimiz ayrı da, kara progandaları bilgi sanmışlığımızla örtüşmeyen konular, haliyle garip geliyor insana. Hani şu saç kesimi efsanesi olmuştu, herkes tek tip kesecek diye, meğerse O'da Güney Koreden yayılan bir asparagasmış.
http://www.diken.com.tr/kuzey-koreyi-hic-boyle-bilmezdik/
Her ne kadar eleştirsekte, heleki 1950 sonrasını, bu da garip :) Hiç bir şey ABD ve Nazi menşeili kara propagandalar gibi değil...
http://www.radikal.com.tr/dunya/rus_halki_sosyalizmi_istiyor-1121029
Bu durumda toplumun %51, %29'un kabul ettiği şeyle yaşamak zorunda bırakılmış oluyor, yani %51 içind eyaşadığı sistemden, hayat koşullarından rahatsız, demek ki bir sosyalist ülkede heleki birkaç kuşak görmemiş bir ülkede, %100 herkes sosyalist olacak diye bir kaide anlamlı olmuyor....
Felâsife
13-03-2015, 02:39
Kara propagandalar her zaman aslın yerine geçiyor, zira sistem belli, propagandayı üreten belli, okuyup, gerçek bilgi sananlar belli-> Hepimiz.
Küba izlenimleri, kimin mi? Berna Laçin'in..
http://www.gazetevatan.com/berna-lacin-744938-yazar-yazisi-kuba-yi-anlamak-icin-kuba-da-neler-yok-bakmak-gerek-/
İyi ki YOK lar ülkesiymiş, birde VAR lar ülkesi olsa, acep ne olurmuş kim bilir.
spartacus
13-03-2015, 04:37
İyi ki YOK lar ülkesiymiş, birde VAR lar ülkesi olsa, acep ne olurmuş kim bilir.
Valla sevgili felasife bana desenki, böyle dijital ortamda değil, kanlı/canlı sosyal ortamlarda oyun oynayacaksın, tartışacaksın, bilgisayarımı açarsam namerdim.
Biz a-sosyalliği sonuda çeşitli anksiyete bozukluklarına varan şu bizleri kazıklayıp/kandırarak beş para etmez ürünlerini pazarlayanların yarattığı bireyci-bencil hayatımızda günden güne çoğaltılan zaaflarımız ve aczimizle varların derdindeyiz. Bir şeyi gördüğümüz yok, var olan ne, var eden ne, akıllı telefonum oldu kabulde ardım göğe mi erdi? Siz hangisini tercih ederdiniz, telefonlarda oyun, telefonlarda kalmış betonik/dijital iletişim/hayatı mı, yoksa aksini yaşama şansınızın olduğu reel, gerçek, dipdiri, kanlı canlı ortamları, telefon gibi şeylerin en son akıla gelen acil durumlar dışında gereklilik olmaktan çıkmasını mı?
Berna aslında mantıklı bir başlık açmış, zira kara progandalar da hep yok düzleminden gider. Son model araba yok, akıllı telefon yok, vay efendim internete giren yok, şu yok bu yok tüm bu yokları topluyorsunuz hepside kaz yerine konduğumuz pazarlama deneği olmuşluğumuz... yani adamlar yolduğu tavuğu kaybetmek istemiyor, kara propaganda şart onlara...
Yani düşünüyorumda, bu haksız kara progandacılara aldananlar da yine bu köle, kendi zaaflarıyla kuyruğundan tavana asılmış maymuna dönmüş bizleriz, ulen aslı varken ne yapacağız biz dijital karakterleri, aslı varken hangi ağı tercih etmeliyiz, gerçek ağı mı, sanalı mı, hangisi öncelikli ve vakit ayırmaya değer?.
Ama gel görki kapitalizmde kitle köle, öyle hayata, yaşamaya ne vakti, aslında ne de parası olmuyor, 3-5 standart kalıp, tek-düze belirlenmiş bir hayat, çaresiz hayat, "git gel konya 6 saat yaşanmış bir hayat", ama bize işte siz ömür boyu git gel yapıyorsunuz ama bakın yolunuzda rengarenk ışıklı panolar var, öküzün trene baktığı gibi mest oluyorsunuz, ama oralarda bu yok, şu yok.... Yoklara bakıyorsunuz tümü de aslında bizlerin zaaflarıyla birer psikolojik manyağa dönüştürülmüşlüğümüz, dediğim gibi kuyruğundan asılan şebek maymununa çevrilmişliğimiz, öte tarafta kuyruğundan asılmamışı görünce, bir de şebek maymunu değil, birde köle değilse, kibirleniyoruz, yok bak boncukları dizili değil, beni kuyruğumdan asmışlar, köleyim, rezil bir hayat içinde çürüyüp tüketiliyorum, şebek maymunu gibiyim diyeceğine, olsunnnnn, asmışlar kuyruğumdan ama benim boncuklarım var, ötekinde yokkkkk. hay boncuğun batsın, sen önce o boncuğundan asıldığın kuyruğunu bir kurtar, ama olmaz, sebep boncuğu çıkartması lazım ki kuyruğu kurtarsın, olmaz kuyruğundan geçer, boncuğundan geçmez :)
Neyse ben aslında zaten biliyorum oradaki yaşamı, az çok tahmin edebiliyorum endimden, hayallerimden, ama kapitalizm insana, insan gibi yaşanası bir dünya hem sağlamıyor, hem de bırakmıyor, yaşanmıyor, neyse hayal edildiği gibi oluyor şimdilik.
kapitalizmin temel pazarlayanı, öbür türlü sömürüsü de bireycilik, zaten bu diğer türlü sömürününde bir garantisi, aslında günümüzde iflahı zor bir rahatsızlık, ciddi, toplumsal bir psikolojik rahatsızlık, ama neyseki öte yanda bir avuç bezirgan, bu sayede milyon dolarlarını okşayıp sevebiliyor. Bizler ise sürekli aldatılıyor, kandırılıyor ve kullanılıyoruz, o düzeyde ki zaaflarımız az ise çoğaltılıyor bile... :)
Birisi çıksın yazsın şimdi, Küba'da şu yok, bu var diye, kara proganda %99, kalan %1 de, diyenin burnunun ucundaki kertiğinde dahi, daha fazladır gösterilecek sorunları! Neyse, Küba bana da iş verirse, hiç düşünmeden giderdim, ne olurdu, 6 saat çalışır, her gün o kalabalığa girer, kim istiyor ki arabayı, bisikletime biner, hem sağlıklı, hem çevreyi kirletmiyor, cümbüş eder, dans ederdim, ev mi, ona da uyumaya giderdim birde akşam yemeği, internet mi dedinz, bilgi dışında kullanmazdım, dışarıda sanal değil ben gerçek ağdaydım :)! Peki bana engel olan ne orada? Hiç bir şey, ya kapitalist bir ülkede, dertler diz boyu aslında, hele kaygılar, süreğen cinnet hayatı, o bireyciliğin yarattığı insan psikolojisi, sabahtan akşama kadar kaygı düşün, olmadı ha bire çıkar düşün, çıkarların o hale gelmişk esiri olmuşsun, herkes birbirinin sırtına binme derdinde, akşamları oynatılan psikopat diziler gibi hayatlar..... neyse, bizim boncuğumuz var ama değil mi? :)
Felâsife
13-03-2015, 11:49
Zenginin ucuz fakirin pahalı yaşadığı ülkelerde, adalet gibi kavramlar değişik oluyor demek ki sonuçta Küba gibi bir ülkede insanlar afaki hayal peşlerinde de olmasa gerek.
Hal böyle oluncada doyumsuzluk yerine, doyum gelincede yaşamda DANSLARLA devam eder illaki. :)
Helede bilirsin ki ülkenin her yeri aynı, düşünmeyede gerek kalmaz.
Ama bizde RUHSAT verilmiş, o hayalini gerçekleştirebilirsin, sen bireyselsin, sen Tanrısın, istediğini yapabilirsin!.
Tabi hak, hukuk, çevre gibi kavramlarda grileşince ver allahım var, pardon ez babam ez.
Hasılı ağlanacak halimize güleriz de bir yandan.
Küba ile ilgili yazdan bir belgesel seyretmiştim, orada da artık küçük küçük aile girişimleri başlamış, önceden yokmuş.
Gelen Turistler özelliklede kafe/restorant gibi yerel tadlar gibi konularında sıkıntı çekince, bazı aileler kendi evlerinin bir köşesini, mini ticari işletmeye dönüştürmüşler.
Devlette bir şey dememiş, lakin bu seferde yiyecek sebze/meyve temini sıkıntı olmuş, bizdeki çarşı pazarlar olmayınca, onlarda evlerinin teraslarında, balkonlarında, bahçelerinde artık kovalarla, saksılara, yiyecek ekerek temin işini böyle çözmüşler.
O zamanda dikkatimi çekmişti mutlu insanlardı, pek çok şey yok gibi görünsede olan şey herkes içindi.
Bizlerde olan şey herkes için mi?
Bu taraftanda bakılmalı bence ama tabi bu eskilerden beri böyle olmamış.
Ben hiç unutmam 2007 filan idi, bir yardım programında Uğur aslan Balıkesir'in bir köyün de yaşlı bir amcamızın evine konuk oldular.
Tabi ev demeye bin şahit lazım ahırdan bozma, damdan kotarma içinde ki eşyalara da eşya denmez ya neyse, kapı önünde ki bir ağacın altın da sohbete başladılar..
Uğur Aslan klasik giriş sorularından sonra 92-93 yaşlarında ki dedemize,
Amca nasıl geçiniyorsun bir gelirin filan var mı dedi?
Dede; Yaşlılık maaşım var başka bir gelirim filan da yok.(3 ayda verilen az bişi)
Uğur Aslan; Peki amca bu maaşla geçinebiliyor musun?
Dede; Geçinemiyorum tabiki bende o yüzden hırsızlık yapıyorum!.
Uğur Aslan; ????
Dede; ''hafifçe tebessüm eder''
Uğur Aslan; Amca bu yaşın da nasıl hırsızlık yapıyorsun, gördüğüm kadarıyla bu çok zor bir şey.. (dedemiz ayakta zor duruyor)
Dede; Et kıyma yerine soğan alırsan, 3 öğün değil de günde 1 yersen, herşeyden kısmak zorun da kalırsan buda kendinden çalmak değil midir?
Ben kendi kendimin hırsızıyım oğul..
Uğur Aslan; Amca bizden neler istiyorsun onu söyle, Sana İstanbul'dan istediğin her şeyi getirtelim..
Dede;Sen benim istediğimi getirtemezsin oğul..
Uğur Aslan;????
O ne demek amca, Sen yeter ki iste her istediğini yapacağım söz..
Dede; Oğul bana İstanbul'dan Ölümü getirebilir misin?
Bak bunca yıldır bekliyorum... Kudretin varsa getir...
Sağol bana bir şey lazım değil der ve Uğur Aslan da amcamızın elini öperek oradan ayrılır..
---------------------------*
Varlar ülkesinin öteki yüzü, zenginler fakirden çalıyor, fakirde kendinden çalıyor, hasılı çalan çalana, ilginç.
Yalnız bu dedemiz resmen bilge olmuştu, ben dinlediğimde şaşırmış kalmıştım, heleki sunucu zaten dumura uğramıştı.
Acaba daha neler biliyordu diyede düşünmedimde değil, lakin gerçekler bir yandan da kimsenin işine yaramıyor ki onu nasıl tarif edersen et, ister kinaye, ister şaka.
Varsa yoksa kendi menfeati, kendi hayali ve kendi garantisi.
Sosyalizm dendiğinde insanın aklına nedense zenginlik fakirlik geliyor halbuki- sosyal yani toplumsal- izm cılık yani takipçilik- anlamı ifade ediyor sosyalizm toplumsal düzenin takipçiliği yani ortada ne varsa o var olan her şeyin toplumun olduğu düzen
Buna baktığımızda ABD de oldukça büyük zenginlik var Kubada oldukça küçük zenginlik ABD de paylaşılacak çok büyük bir şey Kuba da paylaşılacak oludukça küçük şey var.
Bu konuda iki ülkede paylaşılacak oran aynı değildir. O zaman biz iki şeyden birini düşüneceğiz. Ya paylaşmak için zenginleşmeyi beklemek, veya elimizde ne varsa onu paylaşmak.
Zenginleşmenin riskleri büyük bir kısım insan büyük bir kısım insanı köleleştirmesi (İŞÇİ ücretli köle) gerekmektedir.
Kübayı ele aldığımızda zenginliği yakalaması için köleliği kabul etmesi gerekir ancak paylaşılacak çok şey uzun bir dönem köle olarak çalışmanın karşılığında oluşan sermaye birikimi olacaktır.
Kubalılar bunu beklememiş az olsun onu paylaşalım demiş ABD de ise hala bekleme devam etmekte.
Kuba bu suçu işlemişse ceza ödeyecektir ABD işlemediği yoksulu suçun bedelini ne kadar ödeyecek bunu onlarda bilmiyorlar.
Sosyalizmde ekonomi merkezi planlama ile oluşur Kapitalizmde merkezi planlama yoktur o sadece kar düşünür karlı olmayan yerlere yatırım olmaz böylece ülkenin bütününde kalkınma (sermaye birikimi ) eşit dağılımı söz konusu değildir bir eyalet hattinden fazla zengin bir eyalet yoksuldur.
Sosyalizmde merkezi planlama olduğu için daha çok ihtiyaca göre ekonomik düzenleme yapılır. Kalkınmada sermaye birikiminden çok ihtiyaç artığı düşünülür ve bu atışlar gelişemeyen bölgelere nakledilir.
İki rejimde farklar birisi insana yatırım diğeri zengine yatırım olarak yapılandır.
İşte konu insan mı sermaye birikimi mi sorusunu na cevap aramaktadır.
Sosyalizmde kusurlar eleştiriler olmayacak mı? elbette olacak. Ama iki rejim arasında fark düşünüldüğünde tercihler ortaya çıkmaktadır.
spartacus
04-12-2015, 01:31
mukerrer
spartacus
04-12-2015, 01:31
Yeri gelmişken
Sosyalist demokrasi ile kapitalist demokrasi özünde çok farklıdır, ama genelde karıştırılır. Geçmiş sosyalizm deneyi zaten meritokrasi çerçevesine zorlandığı - koşullar gereği mecbur bırakıldığı - için zaten en önemli tecrübeyi bize verdi. Geçmiş sosyalizm tecrübesi bize gösterdi ki, sosyalsit demokrasi ve örgütlenme biçimi, işgal, savaş koşulalrı ve çeşitli kaygılarla meritokrasi-bürokrasi'ye düşerse, sosyalizm gerçekleşmemiştir, sadece bayrak dalgalandırmak, ideolojik fetişzm ise sosyalizmi temsil etmez. Kısaca zaten asıl mesele sosyalist demokrasi yerine bir çeşit meritokrasinin, bazı haklı gerekçelerle öne sürülmesi ve toplum mühendisliği, her şeyi batıran etkenlerden biridir.
Sosyalizmde eğitim misal, çocukların yetenekleri, istekliliği temelinde gider. Rehberlik en önemli daldır. Böylelikle insanlar gündelik hayata katıldıklarında gerçekten en iyi yaptıkları ama buna da hevesli oldukları alanlara yönelir. Sosyalist demokraside kapitalist tarz seçim yoktur, kapitalizmde demokrasi ve seçim içi boş, kof 3-5 vaad slogan temelli vitrin temellidir, gösteriştir, gerçek değildir. Parası olan siyaseti elinde tutar, kitleleride 3-5 sembolik laf, klişe, aidiyet ile dilediği gibi kullanır. Kapitalist demokrasi işlevsizdir, çünkü seçilenler, seçene karşı YÜKÜMLÜ değillerdir hatta aksine seçenler, seçilenlere biat etmek zorunda görülen köle gibi görülür. Yükümlülüğün sınırı canım 4-5 yıl sonra seçmezsiniz noktasına indirgenmiştir, ve seçilenler istisnalar dışında toplumun değil sermayenin, kısaca egemen sınıfın çıkarlarına hizmet eder, bu bir deneme tahtası mıdır?. Bu iradeyi yansıtmayacağı gibi demokrasi de değildir, sadece alavere, dalavere, kısaca benim adını koyduğum haliyle demagograsidir. benim seçtiğim adam beni değil egemen sınıfı %1 azınlığı temsil eder...
Sosyalizmde böyle değildir, kapitalizm son yıllarda en çok karalamayı kendinde olmayan demokrasi üzerinden yaptı.
Oysa sosyalizmde de seçim vardır ve kapitalizmde olmayan biçimde, milyonların katılımıyla, iradesiyle gerçekleşir ve 4-5 yıllık değildir, süreğendir, anlıktır... Gerçek ve yerinde demokrasidir. Seçime milyonlar katılır, ellerinde bir kağıtla show yapan herhangi bir parti ya da inançlarını, aidiyetlerini istismar edip demagoji üreten soytarılar yoktur, demokrasi birim temelli işler ve her insan bulunduğu birimde söz, yetki ve karar hakkına sahiptir. Bu mekanizmanın işletilmesi ise sosyalist demokrasidir. En alt birimlerden, en tepe çatı merkezine kadar seçimler kongreler şeklinde merkezileşir, yani sandığa kağıt at çık değildir. Oturumlarla en alt birim kendi temsilcilerini seçerek ilerleyen bir süreçtir. Örneğin yarım sosyalizmi ile bile Küba seçimlerinde kongrelerde 5-6 milyon insanın görüş bildirimi var ve bu görüşler oturumlarda ve üst oturumlarda değerlendirilmek zorunda....
Örneğin bir okul müdürünü, oradaki öğretmenler seçer ve tabi veli temsilcileride katılımcıdır.
Örneğin bir işletme yöneticisi, en altından, en üstüne kadar oradaki herkesin katılımıyla seçilir, seçilenler, seçenlere karşı sorumlu ve yükümlüdür ve dönemsel olarak ourumlarda hesap vermek zorundadır. hangi sorunları ele aldı, hangi çözümleri üretiyor vs. Seçenler her birimde tensilcilerinide seçerler böylelikle ister temsil düzeyinde isterse genel kongre dzeyinde seçtiklerinden hesap sorabilir veya seçtiklerinin çalışmalarından haberdar olabilir, fikir, görüş, itiraz da bulunabilirler. Sosyalsit demokrasi bu süreci işletmek zorundadır, örneğin seçtiğimiz birisi bizim birimin kabul etmediği bir projeden söz ediyor, bu halde bizim birimi ikna etmek orunda ya da bizim birim önerisini sunarak hayata geçirilmesini istemeli. Takipçisi olabilmeli.
Benim onayım alınmadan kapımın önündeki ağaç kesilemez. Böyle bir demokrasi...
Şimdi batıda, geçmiş sosyalist ve sosyal demokrasi gereği, sosyalist demokrasinin karikatürü bile diyemeyeceğimiz ama sonuçta teknik çerçevelerde de olsa işletilen sosyalist demokratik nüveli, örnekler var. Bu ülkeler örnek olarak İsviçre ve Danimarka'dır. Ütopya filan değildir, sosyalizm, gelecekte yerleşecek olan, hiç bir KAÇARI olmayan sistemdir. O derecedeki kapitalizm dahi bir süre sosyalist demokrasiyle yaşamak zorunluluğuna girecek...
Uzun olmasın, sosyalsit demokrasi, gerçek demokrasidir, her demokrasi gibide diktatörlüktür. Diktatörlüklerde önemli olan kime karşılığıdır. Demokraside önemli olan gerçekten, kimleri temsil edip, edemediğidir. kapitalizmde demokrasi mutlu bir azınlığı temsil ederken özünde çoğunluğun yaşamsal taleplerine karşı da diktatörlüktür. Sermaye sınıfının, emek sınıfları üzerindeki diktatörlüğü. Sosyalizm ise emeğin, sermaye sınıfları üzerinde diktatörlüğüdür, yani %1'e karşı %99...
Ha bu neden böyle,çünkü sosyalizm sınıflı bir toplumdur. Nasıl ki bu gün dünyanın %60'ı, %1'in elinde ise, sosyalizmde bunalr yer değişir. Bu günün %1'i davasında ısrarcı olur, sosyalizmi kabul etmez-savaş açar, aynen geçen yüzyıl gibi!-, dünyanın %50-60'ını kendisi için ister, sosyalizmde %99 buna fırsat vermediği sürece demokrasi işler, bu kaçınılmaz olarak sınıfların birbirine karşı diktatörlüğüdür. %1 Sömürü ister, sosyalizm hayır der, yani kabul etmez, birim hayatı dışında, özel-ayrıcalıklı temsil hakkı vermez, sömürü sistemini oluşturmasına da izin vermez, altyapı ve üstyapıda kapitalist ilişkilere izin verilemez, ee işte %1, sınıf taleplerinde ısrar edince demokrasi dışına itildiler ve bu kaçınılmazdır. Kapitalizmde %99, diktatörlük altındadır, iş hayatı bir numaralı örnektir, sosyalizmde ise %1 aynı koşulları yaşar. İstem ve çıkarlarını temsil edemez, kalan %99 gibi yaşamak zorundadır, işte o zaman katılım şansı yakalar... Nasıl ki kapitalizmde sınıf atlamadıkça işçinin tek varlığı çilesidir, sosyalizmde de %1 hayatın üretimine katılmak zorundadır, bunun içinde sınıf atlaması değil, inmesi gerekir. Kısaca sosyalizmde yönetim, kapitalizmde sömürülen sınıf ile sömürenin yer değiştirmesidir.
Neyse kabaca yazıyorum...
spartacus
05-12-2015, 19:35
Bilinç maddeyi belirlemez -> doğru...
Bilinci belirleyen(iradi değil, açığa çıkması bağlamı) maddi koşullardır.
Eni sonu kaçış yok, bir süre daha insanlık dinlerle, masallarla, bez parçaları, etiket-pul kağıtlarıyla oyalanacak...
Ortaçağı ortaçağ yapan bilşim ve felsefeyi göklerde bir yerlere atmasıydı...
Aydınlanmayı aydınlanma yapan süreç ise bilim ve felsefenin yeryüzüne indirilmesiydi...
Şimdi kapitalizm var ve elbette Feodalizm gibi O'da bir süre, aynı teranelerle işleyecek... İşte hemen dibimizde Suriye, kapitalizm eni, sonu buraya varır, her şey bir yana işin gerçek doğa ve evren tarafı dahi böyle bir sistemi uzun süre kaldıramaz, tükürüp atar, maddi koşulalr ise insanlığın bilincinin evriminde kaçınılmaz esas olmaya devam edecek... Günümüz aydınlanmasını sosyalizm temsil ediyor, evvel aydınlanma bilim ve felseyi yeryüzüne indirdi, sosyalizm ise sömürüyü gömmek için gidilen bir köprü. Sömürü ve hakim sistemi-anlayışı(işte enjekte eden) olmasın bir çok felaket, kötülük diye tabir edilen hamasi yakınmalar da kalkacak, deyim yerindeyse hayatın zorluklarının %90'ı kaybolacak, o derecede... Örnek mi, şimdi bile o kadar basit verilebilir ki, bilinçsiz toplumlara ve coğrafyalara bakın.... Hani insan doğası idi, neden bir İsviçre'de, bir Afganistan yok?
İnsan doğası üzerine yazılan şeylerin bir çoğu zırvadır, gerçek değildir. İnsanı şekillendiren ana, esas zemin maddi-sosyal zemindir, nesnel zemindir, tecrübedir. Yoksa yeni doğmuş bir bebek kimsenin entrikalarıyla gelmez, hayat ve sosyal çevrede şekillenir, ne ekersen, onu biçersin, mesele toprağı değil ekim ve tohumu değiştirmek. Doğa şartları ne yazık ki insandan yana, ama bilinç faktörünün hakim anlayışlar elinde inşasından dolayı insan, doğanın da doğasıyla cebelleştiriliyor, akıntıya kürek çekiliyor, kendi türünü evcilleştirmiş-mülkiyet haline getirmiş durumda. işin aslı insanlığın hayatına ne zaman private girdi, mahrum bırakmak anlamına gelen mülkiyetde girdi, her mülkiyetin özü, mahrum bırakmaktır, aslı, faslı budur. Çünkü bir şeyin kullanımı ancak size ait ve diğerlerini mahrum bırakabildiğiniz ölçüde mülkiyettir, mülkiyet özünde mahrumiyettir ve mülkiyetin kullanımı değer taşımaz ve üretmez, değer kullanımda anlam kazanır, sahiplikte değil. Orman sizin olmasın ama ağaçların altında özgürce yatın işte bu değerdir, yoksa ben çıkıp bu orman benim diye çitlersem, sonrada size giriş hakkı vermezsem, ya da girmek isterseniz bedel ödeyeceksiniz, kendinizden vereceksiniz(emeğinizi ya da parçasını, hatta vücudunuzu) dersem işte bu kapitalizmin işleyişini anlatır. Asıl anlattığı ise üretim araçları üzerindeki mülkiyettir. Üretim araçları üzerinde mülkiyet ve ayrıcalık ve mahrumiyet demek, insan türü için yıkım demektir, zira insan gıda, barınak, giyecek, içecek zaruri-mecburi karşılamak zorundadır, işte kapitalizmin insanlığı can damarından vurduğu nokta da burası ve üretim araçları üzerindeki mülkiyettir. Böylelikle mülkten mahrum bırakılanlar, mülk sahibi olanalra köle olurlar ve ikisi karşılıklı bir sınıfı temsil ederken, ikisi arasında birisinin(egemen olanın) çıkarları ya da kendi çıkarlarını egemen olanın çıkarında görenlerden mütevvellit koordineli ara sınıflar oluşur... Bütün mesele mülke kimin sahip olduğudur, asıl mesele ise mülkiyettir ne yazık ki... Kimse sahibi olmasın, ama herkes kullansın, aynen orman gibi. Bu arada alçak dincilere de değinmeli, şimdi ben bu sözü ettim diye, karılarınızı ortak kullanın diyor diyecekler, bre alçaklar karılarınız sizin mülkünüz mü, ötekilerini mahrum kıldığın kamu malı mı nedir? Nedir bu kullanımlık eşya mı, işte alçaklığın dibi, oysa insan akıl ve bilinciyle kimsenin ne malı olabilir ne de mülkü, kadında, erkekte insandır, mülk değildir, kullanımı olmaz, kullanılıyorsa işte o kapitalizmde ve pespaye dinlerinde oluyor -akıl ve mantığı işlevsizleştirerek-, bu da yanlıştır... :)
Son paragrafta gerçekten en basit, kaba hatlarıyla yazdım, literatüre girersek bir çoklarımız için anlaşılması güç olurdu, kısaca en kabacası...