PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Hawking: Ölümsüzlük mümkün


alpha
20-01-2015, 11:39
http://www.ntv.com.tr/arsiv/id/25467774/

Hawking, ölümsüzlüğün mümkün olduğunu, ancak şu anki imkanların bunu gerçekleştirmek için yetersiz olduğunu söyledi.

'BEYNİ BİLGİSAYARA KOPYALAMAK MÜMKÜN'

Hawking bu soruyu "Bence beyin bilgisayar gibi bir program. Dolayısıyla teoride beyni bilgisayara kopyalamak mümkün. Bu sayede bedenen öldükten sonra bile bir yaşam formu oluşturulabilir. Ancak şu anki imkanlarla bunu gerçekleştirmemiz mümkün değil" diye yanıtladı.

--------------------------------------------------------

İslam veya başka dinlerde yeniden yaşam, tekrar dirilmenin bilimsel olarak olabileceğini ben zaten biliyordum. Habere göre hawking'de benimle aynı fikirde.

Yeniden Dirilme !

Olamaz mı ? İMkansız mı ? Tekrar diriltilmeyecek miyiz.

Bir bilgisayar uzmanı olarak bunu anlamam çok rahat.

Bir bilgisayar düşünelim, içinde kullandığımız bir çok dosya, resim, video, kurulu bir sürü program, ve o programların isteğimize bağlı olarak ayarlarını yaptığımız bir bilgisayar, ..

Günün birinde beklenmedik bir felaket oluyor. Bilgisayar çöküyor bir nedenden ötürü. Bilgilerin hepsi bilgisayar ile birlikte pert oluyor. Bütün dosyalarınız, dökümanlarınız, resim, video, her türlü diğer dosyalarınız, gidiyor.. Ve kurduğunuz, kullandığınız onlarca program. Tamam o programları tekrar kurmak yeni bir pcye kurmak mümkün ama ayarlar içinde çok uğraşmıştınız.. Büyük bir kayıp söz konusu. Onca hazırladığınız proje (çizim, tasarım vs) yok oldu. Bir çok aile anısı resminiz de gitti. Çok üzgünsünüz.

Ve ben çıka geliyorum.. Diyorum ki; bilgisayar öldükten sonra tekrar diriltmek mümkün.. :)

Hayır olamaz, verileri kurtarsak bile ayarlarda gitti.. mi ?!?!

Bilgisayarımızın bir imajını almışsak, yedeklemişsek.. Yeni boş bir pcye bu imajdan dönerek tüm verilerimize sahip olabiliyoruz tekrar. Hatta masaüstündeki ikonların yerleri bile aynı geliyor.

Bu mümkün..

Ve tabii biz kurumsal olarak bunun daha bir gelişmişini kullanıyoruz. Anlık yedekleme, serverlarımız için. Disaster Recovery diyoruz. Yani felaket kurtarma. Servera bir şey olursa sadece 3-5 dakika sonra yeni server hazır, hemde son hali ile.

-------------------------------

İnsan için de bu durum mümkün. Eğer beynimizi kopyalarsak, yani imajını alırsak, yeni bir vücut ve o vücutta ki beyne geri yüklersek, o zaman tekrar dirileceğiz.

Bu mümkün...

Maalesef bizim bu işlemi yapacak teknolojimiz yok. Ancak teknolojimizin olmaması bilimsel olarak imkansız anlamında demek değildir.

İşte İslam'daki dirilmede bu şekilde, tabii teknolojinin ayrıntılarını bilemiyoruz.

Allah her an bizim verilemizi kaydediyor, kaydeilen veriler elbet geri yükleme için. Böylece yeniden yaratılan bedenlere bu verilerimiz aktarılacak.

Umarım bu sefer daha yakışıklı olurum :)

pianola
20-01-2015, 11:58
http://meetville.com/images/quotes/Quotation-Grigore-Iulian-stupidity-illusion-knowledge-Meetville-Quotes-249625.jpg
http://static1.quoteswave.com/wp-content/uploads/2011/12/The-difference-between-genius-and.jpg

:music:

Selmet
20-01-2015, 12:13
simdi insandan insana beyin kopyalama olsa! mesela benim beynimi baska birine kopyalasalar! ben oldugum zaman beynimin kopyalandigi kiside yasiyor olacakmiyim? bu sorunun cevabi evetmi hayirmi? bence hayir.

her ne kadar beynim ve hafizam baskabirine kopyalanmista olsa ben oldugumde hersey bitecek benim icin.

benlik veya kisiligimiz dogdugumuz bedenle var onun olumylede yok olur. beyni veya hafizayi bedendenden bagimsiz olarak kopyalamak ise yaramaz. benim dusunceme gore.

Singularity
20-01-2015, 13:59
Ruh geri gelemeyeceği için önceki insanın bire bir kopyası oluşabilir ancak aynısı oluşmaz.

Kendimden örnek vererek kendime bakıyorum. Şimdi ben bu bedenin içinde hissediyorsam ve bunu hissetmemi sağlayan ruhsa, bu durumda o ruh giderse yeniden geri gelmesi mantıksız olur. Ama bu ruhu sağlayan bedenin farklı duyularının bütünlüğüyse, ruhu böyle tanımlarsak, bu durumda ruh bedenden ayrılmamış olur. Hangisinin doğru olduğunu anlamak imkansız gibi, ancak yaşanılması gerekir.

Konunun bilgisayar boyutuna bakarsak, beynin insanda hard diskve işlemci işlevleri gördüğü bir sır değil. Beynin ancak %10'unun kullanılması da, hard diskin %10'unun kullanılması, işlemcinin %10'unun kullanılmasına benzetilebilir.

Ölümün neden olduğu hücresel yıkımın dondurulması ve bir süre sonra geri döndürülmesi teoride mümkün. Bence bilgisayar yaklaşımından ziyade bu tip tıbbi bir yaklaşım daha iyi sonuç verecektir. Tabi bu yaklaşım farkı, Hawking'in tıp doktoru olmamasından kaynaklanıyor. Ben de değilim ama bunu biliyorum. hawking niye meseleye yanlış açıdan yaklaştı hiç anlamadım.

Beyni hard disk şeklinde başka bir beyne kopyalamaktan, beynin hücrelere gönderdiği ölüm sinyallerini tıbbi olarak durdurmak bence çok daha basit ve anlaşılır.

alpha
20-01-2015, 16:24
her ne kadar beynim ve hafizam baskabirine kopyalanmista olsa ben oldugumde hersey bitecek benim icin.

Buna katılmamak elde değil, katılmıyorum :)

Sen ne demektir ?
Bir insanı insan yapan bedeni değildir, yani elin kolun ayakların gözlerin vs uzuvların hatta miden, yada böbreklerin kulakların.. hiçbiri sen değilsindir ? Örneğin bunlardan birinin işlevsiz kalması, yada bir sebebten dolayı bedeninden ayrılmış olması (bu sebeb mecburi bir ameliyat yada bir kötü kaza sonucu kopma gibi örneğin) sana hala "sen" dememizi eksiltmez. Sen hala "sen"sin, çünkü dediğim gibi uzuvların hepsi yada bir kısmı "sen"likle ilgili değil. Örneğin elin kopsa hala sensin yada kolun, yada 2 elin ve 2 ayağında kopsa hala sen "sen" sin..

Senin bu uzuvların yada tamamı itibari ile bedenin "sen"i taşıyan bir araçtır. Bu dünya ile çevrendeki canlı/cansız her türlü nesne ile irtibata geçmeni sağlayan bir araçtır.

Bu bedenin ölmesi ile eğer "sen" de başka bir taşıyıcı araca geçmez isen sende ölmüş olursun, yok olursun..

Eğer "sen" beynindeki hem veri hafıza hem de düşünce algoritmalarından ibaret isen, o zaman beyninin tüm hafıza ve algoritmaları, düşünce yapısı başka bir boş beyne nakil olursa o zaman "sen" de yeni yerine geçmiş olursun..

diyelim ki bu beynin tüm logic yapısı eğer bir şekilde saklanabilir ve belli bir süre bekletilir ise diyelim 100 yıl bekletildi, ve sonrasında ise bu logic yapı yeni yerine nakil edilirse o zaman 100 yıl sonra yeniden dirilmiş olursun..

Örneğin ölüm gelmezden evvel hawking'de belirttiği gibi beyin sahip olmadığımız bir teknoloji ile kopyalanır ve yedeği alınırsa, diyelim ki şahıs öldü, yanark yok oldu, diyelim.. öldü. Sonrasında ise başka bir bedendeki beyne "ezme" yani overwrite modunda nakil edilirse o zaman yeni bedeninde tekrar yaşamış olacaktır o şahıs.

Ölümün neden olduğu hücresel yıkım, durudurulamaz çünkü, bu genetik. Genetik değişmedikçe bu imkansız. Yani bir özellik katacak kadar genetiği bilmiyoruz.

Fakat en sağlam bilgisayar sistemlerinde bile yedek almak en elzem konudur.

Dünyanın en korumalı yerlerinde, örneğin NASA, örneğin Amerikan Haberalma teşkilatı, örneğin, ingiliz askeri bakanlığı vs.. bile her zaman ne kadar da korumalı, yüksek güvenlikli ortamlar oluşturulmuş olsa dahi her zaman sistem sürekli bir yedek alma politikası ile yaşatılır.

Efendim örneğin elektrik kesintilerine tedbirler aldık, amerika kıtasının elektirği kesilse bizim sistemimizin elektirği kesilmez.

Yüksek voltaj gelmez, gelemez..

Su baskını olsa, bizim veri merkezimize bir şey olmaz..

Efendim atom bombası patlasa buraya bişey olmaz..

Virüs mirüs bulaşamaz..

Eee o zaman yedek almaya ne gerek var,, diyen bir yer olamaz.. Yok zaten.

Bu ölüm gerçekleşmesi durdurulamaz. Durdurulması ancak gen yolu ile mümkün, o da bir canlıya bir özellik katmak demek bu da gen yolu ile zordan öte zor bizim teknolojimizle.

İslama göre her an her yaptıklarımız kaydoluyor. Bu kadar veri her insanın hayatına dair her şey kaydediliyor. Bilgisayar dünyasında buna log tutma diyoruz. Bununla beraber tüm verilerimizde kaydediliyor. Bütün bunların amacı yeniden dirltildiğimizde o bilgilerin önümüze gelecek olması. Bir bilim kurgu hikayesi değil. Hawking söyledi ya eksik olan beyin bilgisini kopyalayacak bir teknoloji..

Şimdi bilimsel değil deyin, yok böyle şey olamaz deyin. İnsan beyni kopyalanamaz deyin. Hawkinge karşı çıkın. Yada bilime. Ama en iyisi islama karşı çıkın. Çünkü islam diyor ki bu teknolojiye biz sahibiz. Ve bu gerçekleştirilecek olan bir şey.

Bilim insanları sadece bunun olabileceğini anladılar, ama nasıl olabileceğine dair bir bilgileri yok.

Tıpkı şey gibi düşünün; jupitere gitmek bilim açısından olabilir, sadece nasıl yapacağımıza dair bir bilgimiz, bir teknolojimiz yok.

alpha
20-01-2015, 16:38
Ruh geri gelemeyeceği için



Sayın Levh, ruh mu ? Pardon ama ruh ney ? Geri gelmemek ne demek, ruhun bir yere gittiğine dair bir bilgimiz yok, Kuranda da yok. Ruh'un ne olduğunu bilmediğin halde biliyormuş gibi gitmiş hükmü neye dayanarak çıkıyor ?

Sen bu bedenin içinde hissediyorsan, onu hisseden beynin ise ? Eğer değilse, beynini çıkaralım, hisseden beyin olmadığına göre hala hissetmeye devam etmen gerekir. His örneğin sıcaklık, elini sıcak sobaya vur elin ısınır, bu ısınma iletisi "deri" tarafından elektirk sinyallerine dönüştürülür ve sinirden oluşan kablolar vasıtası ile beyne iletilir, beyin de bu bilgi ile alarm merkezi rahatsız olur, "acı" denilen his ilgili merkezde oluşturulur.

Bu gerekli tedbirleri almamız için oluşturulan bir his. Sıcaktan kaçmak, elimizi çekmek gibi bir şey yapmalıyız.

Ruh konusunda ruh şudur diye bir ayet var mı ? Yada hadis ?

Her şey beyinde oluyor, ancak beynin bir kısmı kişiliğimizi oluşturan bir çok boyutlu matriks. BU matriks kişiliğimizi oluşturup bizim kararlarımızı etkiliyor. Çok boyutlu gelişmiş bir fonksiyon. Bu fonksiyon hem herkesin kendisinin farklı bir varyasyon olmasından(yani doğumundan itibaren) hem de bir miktarda çevresel etmenler ile şekilleniyor.

Mümkün olamayan bir şey var ise o da beyin naklidir.

Zaten mümkün olsa nakledilen beyin değil vücut olur. :)

Natürelist
20-01-2015, 18:37
....(.)....


İslama göre her an her yaptıklarımız kaydoluyor. Bu kadar veri her insanın hayatına dair her şey kaydediliyor. Bilgisayar dünyasında buna log tutma diyoruz. Bununla beraber tüm verilerimizde kaydediliyor. Bütün bunların amacı yeniden dirltildiğimizde o bilgilerin önümüze gelecek olması. Bir bilim kurgu hikayesi değil. Hawking söyledi ya eksik olan beyin bilgisini kopyalayacak bir teknoloji..

Şimdi bilimsel değil deyin, yok böyle şey olamaz deyin. İnsan beyni kopyalanamaz deyin. Hawkinge karşı çıkın. Yada bilime. Ama en iyisi islama karşı çıkın. Çünkü islam diyor ki bu teknolojiye biz sahibiz. Ve bu gerçekleştirilecek olan bir şey.

Bilim insanları sadece bunun olabileceğini anladılar, ama nasıl olabileceğine dair bir bilgileri yok.

Tıpkı şey gibi düşünün; jupitere gitmek bilim açısından olabilir, sadece nasıl yapacağımıza dair bir bilgimiz, bir teknolojimiz yok.

Hadi diyelim böyle bir seyin mümkün olabilecegini kabul ettik, pekii islam ile ne alakasi var?

Kitabiniza göre her an her yaptiklariniz kaydoluyor, ki bunu sizde söylüyorsunuz. Iyi de bu kayit etmenin anlami nedir? Kisinin günahlari cok ise beyne format atan bilim adami hangi yönde karar vermeli. Yoksa tanridan vahiy mi alacak?

Mitolojileri bileme dayatacak olursaniz, yeniden dirilme hayelleri zaten islamdan önce de vardir.

Hersey kayit altindadir demistik kitaplara göre, kisi öldügünde, kayit altinda tutulan bu kitabi ile birlikte öteki dünya'da sorguya cekilecektir, sayet sinavi gecerse ödül olarak cennetin basköselerinde koltuklara dizilmis mememeleri yeni tomurcuklanmis huriler verilecektir, yok sinavi gecemez ise cehennemin yedi kat yerin dibine postalanacaktir.

Yeniden dirilme ile ilgili suradan bakabilirsiniz http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=514383&postcount=2369

Simdi ben de cikip ; hayir Osiris de mekaninda sonsuz yasam vaat ediyor ve bilimle bagdasiyor dersem sizce ne kadar saglikli olur?

Selmet
20-01-2015, 19:07
Sonrasında ise başka bir bedendeki beyne
"ezme" yani overwrite modunda nakil edilirse o
zaman yeni bedeninde tekrar yaşamış olacaktır o
şahıs.
bunda yaniliyorsun @alpha eger beyni oldugu gibi dondurup yillar sonra baska bir bedene nakil edebilirsek belki. ama hafizayi copy paste etmek bir kisinin olumsuz olacagi anlamina gelmez.

bir ornek! senin beynini ve hafizani bir pc ye kopyaladik. sonrasinda sen oldun! pc ye kopyaladigimiz hafizani baska bir bedene beyine yukledik farzet sen simdi yasiyor olacakmisin? hayir. hafizan bir tur klon oldu sadece. farzedelim senin hafizani ayni anda onlarca,yuzlerce kisiye yukledik! sen hangisi olacaksin? hicbiri. onlarin hepsi klon.

beyin oldugu anda insanda olur. olen makinedir yazilim degil. yazilimi korumak mumkun olabilir ama makineyi zor. makine eni sonunda olmeye mahkum.

Selmet
20-01-2015, 19:13
ayricada kopyalanan hafiza baska bir bedendeki beyin ile uyumlu calisacakmi?

Ornek einstein in beynini hafizasini kopyaladik diyelim, sadece yazilimi ve icindeki hafiza deposunu. aldik bana yukledik simdi benim beynim einsteinin yazilimini kabul edecekmi? kab etsede tam uyumlu calisabilecekmi? buda bir sorun bence.

vartor
20-01-2015, 20:44
Yanlis anlamadiysam bir baska sahisa degil, bir bilgisayara yuklemekten bahsedilmis. Hawking'in vucudu islem gormedigi icin boyle bir benzetme veya ilerde olabilecek bir senaryo dusunebilir, ancak vucutsuz bir beyinin saglikli dusunebilecegi bence supheli. Ilk firsatta kendi fisini ceker bana kalirsa.

alpha
20-01-2015, 22:36
Natürelist ne yaptı etti sonunda yine olayı memelere bağladı :)

Eee alimin fikri neyse zikri oymuş..

pekii islam ile ne alakasi var?

böylece islam'ın bir gerçeğinin daha bilim dışı olmadığı görülüyor. Hani ortaçağlarda felan beyin mi kopyalanmamı bilgi sayan işleyen o ne demek, olurmu yaw diye zırvalayan bir grup vardı bir zamanlar.. artık islam yeniden diriltileceksiniz dediğinde en azından aval aval bakmaya gerek yok. Bilimin sınırları içinde olduğu insan tarafından görülmüş oluyor.

Iyi de bu kayit etmenin anlami nedir?

"Sen"i anlamak, kalbinde nefret mi sevgi mi barındırdığına dair delil oluşturmak..

yeniden dirilme hayelleri

bilimsel bir deney kadar gerçek, hayal değil.. tabii ortaçağ mantığına göre düşünmüyor isek..

zaten islamdan önce de vardir.
islam son dindir, önceki dinlerin bir kısmını doğruladığı gibi, yanlışlarını eksikliklerini de düzeltir. Kuran ne der;

"Bugün sizin dîninizi kemâle erdirdim. Ve üzerinizdeki nimetimi tamamladım. Sizin için dîn olarak İslâm’dan razı oldum. "

-----------------

selmet ne demek istedin anlamadım, sen başka bir şekilde düşünüyorsun. ben beyni değil beynin barındırdığı bilgiyi, logic ve salt bilgiyi saklamakdan bahsediyorum, et olan beyni değil. Yada şöle söylim; hard diskin sahip olduğu bilgiyi, hard diskin kendisini değil...

klon durumu farklı sanırım karıştırıyorsunuz..

burada seni sen yapan tüm bilgileri kopyalamakdan bahsediyorum.

hafizani baska bir bedene beyine yukledik farzet sen simdi yasiyor olacakmisin? hayir.

sanırım ya sorduğun soruyu sende anlamıyorsun, yada konuyu anlamadın. çünkü bu sorun abes (gereksiz) oldu.

senin soruna bakalım. hafıza sadece bilgiyi içeren kesim mi ? demek istiyorsun. yani info anlamında. ben diyorum ki, sadece hafıza değil, aynı zamanda beyinde ki senin kişiliğin, karar verme allgoritmaların, yada halk arasında kişilik de diyebiliriz. Yani ne zaman dogdun, anne adın baba adın ney, nerde yaşadın, en sevdiğin eşyan nedir, hangi anıların var vs . bunlar hafıza, birde kişiliğin var.. hepsini birden diyorum.

Bu durumda sen, yani senin logic varlığın kayıt altında ve beyin denilen bilgisayarınca execute edilmekte olan yazılımın tamamı..

Bilgisayardaki foto, video, ofis dosyaları, çizim dosyaları birer hafıza, fakat bilgisyarın içindeki yazılımlar da bu bilgileri işleyen algoritmalar.. gibi..

Seni sen yapan makina değilki, bedenin değil.. İçindeki yazılım..

Kolun kopsa sen likten bir şey eksilmez..

Ölen bedenin yerine başka bir bedene geçsen sen yine sen olursun.

Günümüzde kısmen bu var. Örneğin el nakli yapılsa, o zaman o el ile bedeninin bir kısmı değişir fakat sen yine aynısın. Esas olan sen beden değil yani.



ayricada kopyalanan hafiza baska bir bedendeki beyin ile uyumlu calisacakmi?

Bence stdlar dahilinde bir beden olursa çalışır, yada universal copy backup olmalı..

Bunu anlatayım. Şimdi bir program var, adı acronis. Bununla bir pcnin image yedeğini alıyorsunuz. Ve pc çökerse burdan dönebilirsiniz. Ancak pc1 in yedeğini başka bir donanıma yani başka bir makinaya geri döndüğünüzü düşünelim, evet dediğiniz gibi yeni makina donanımı birinciden farklı olursa uyumsuzluktan dolayı yeni pc düzgün çalışmayabilir. Ya hiç açılmaz, yada açılsa abuk subuk bozukluklar yaşanabilir.

Haaaaaa işte tam burada Acronis in bir özelliği devreye giriyor, "universal backup". Bu şekilde aldığımız pcnin yedeğini farklı donanıma geri dönmenizi ve uygunlaştırmayı sağlıyor.. :)

Benzer durum daha yüksek teknoloji olan insan beyni için çözümlenebilir.

Bu arada selmet güzel noktaya parmak bastın, ama ben de bunu düşünmüştüm, ve bilgisayar uzmanı olmam ile dedimya konuyu daha iyi kavrıyorum.

--------------------------

son olarak vartor, sizin düşüncenizin cevabı, çözümü çok basit.

Kopyalanan beyin bir bilgisayara yani farklı bir ortama yedeklendikten sonra burada "execute" edilmeyecek, sadece backup / restore ( yedekleme / geri dönme ) amaçlı saklanacak. Yani farklı olan ortamında çalıştırılmayacak bu kodlar... Sadece yeni bedene nakledilmek üzere saklanacak.

Natürelist
20-01-2015, 23:31
Natürelist ne yaptı etti sonunda yine olayı memelere bağladı :)

Eee alimin fikri neyse zikri oymuş..

Eh sizde ne yapip edip islami bilime kulp yaparsaniz, elbette bunlara da deginecegim. Bir yandan bilim, bir yandan din, bilim konusulacak, din konusulmayacak. Üstelik siz bir baglanti kurdunuz islam ile. E bari birak da beyni olan da düsünsün ;)



böylece islam'ın bir gerçeğinin daha bilim dışı olmadığı görülüyor. Hani ortaçağlarda felan beyin mi kopyalanmamı bilgi sayan işleyen o ne demek, olurmu yaw diye zırvalayan bir grup vardı bir zamanlar.. artık islam yeniden diriltileceksiniz dediğinde en azından aval aval bakmaya gerek yok. Bilimin sınırları içinde olduğu insan tarafından görülmüş oluyor.

Ilk önce islam bilim disidir, bunun altini cizmek gerekir, bu konuda bilimle celisen tonlarca ayet sunabilirim size. Sonra o üstünkörü iddialarinizin bir anlami da kalmaz ;)


"Sen"i anlamak, kalbinde nefret mi sevgi mi barındırdığına dair delil oluşturmak..

Size bir link verdim okumamissiniz. Zaten tam da bununla ilgiliydi. Bak orada kalbin ne ise yaradigini anlarsiniz: http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=514383&postcount=2369


bilimsel bir deney kadar gerçek, hayal değil.. tabii ortaçağ mantığına göre düşünmüyor isek..

Pasaji bölüp, pörcük yaparak, sorulan sorulari savusturmaniz ilginc?

Verdiginiz cevap ise havanda su dövmek ;)

Bakin yine yeniliyorum;

Kitabiniza göre her an her yaptiklariniz kaydoluyor, ki bunu sizde söylüyorsunuz. Iyi de bu kayit etmenin anlami nedir? Kisinin günahlari cok ise beyne format atan bilim adami hangi yönde karar vermeli. Yoksa tanridan vahiy mi alacak?

Burada sordugum soru: Kayit edildi diyelim ( beyninize yeni format atildi) ölümsüzlestiniz, cennete vardiniz vb... Pekii buna karari veren kim oluyor? Bilim adami mi? Yoksa bilim adamina vahiy gönderilerek talimat mi verilecek?

Kisacasi sorgulanmadan nasil cennete varacaksiniz? Sorgulamayi kim yürütecek ?

Ilk basta bunlara cevap veriniz, sonra bakalim bilimsel mi degil mi...


islam son dindir, önceki dinlerin bir kısmını doğruladığı gibi, yanlışlarını eksikliklerini de düzeltir. Kuran ne der;

"Bugün sizin dîninizi kemâle erdirdim. Ve üzerinizdeki nimetimi tamamladım. Sizin için dîn olarak İslâm’dan razı oldum. "



Ben de bir kitap yazsam son din budur diye, sonrada kaynak olarak yazdigimi kaynak göstersem buna da inanirmisiniz acep? :)

Bakiniz koskoca binlerce yil antik misir da sayisizca krallar kendini yari-tanri olarak görüyorlardi, simdi burada cikip da "....önceki dinlerin bir kısmını doğruladığı gibi, yanlışlarını eksikliklerini de düzeltir...." demeniz abesle istigaldir. Bravo, zaten her seyi kur'ana mal etmekten baska careniz yoktur. Ancak tarih sizi yalanlar bunu unutmayiniz...

Selmet
20-01-2015, 23:37
sayin @alfa konunun basligi olumsuzluk. benim olaya bakis acimda olumsuzluk uzerinden.

simdi benim veya sizin tum elektiriksel beyin aktivitelerimiz kopyalanip bir pc ye veya baska bir insana kopyalansa(bu ilerde olabilir..) bile ben veya siz bedenen oldukten sonra bize bir faydasi olmayacak. biz olmus olacagiz kopyalanan beyin aktivitelerimiz kisiligimiz vs baska bir insan veya makinede islevine devam etsede biz oldukten sonra bunun farkina varamayacagiz. (belkide bazi seyleri eksik dusunuyorumdur!?)

olumsuzluk ancak beynimizin evrim!? gecirerek kendini olmeyecek sekilde evrimlestirirse gercek olabilir bana gore.tabii boyle bir evrim gercek olabilseydi ureme yerine belki bu yone dogru bir evrim gerceklesmesi gerekirdi.

evrim!? sonsuz yasam yerine ureyerek nesli devam ettirmeyi sectiyse olumsuzluk diye bir seyin gerceklesmesi zor. en azindan biyolojik varliklar icin.

ama ilerde teknoloji iilerleyip yapay zekayi kenfi kendine yetecek seviyeye kadar iletletebilirse belki makineler olumsuzluk denen mevzuyu gerceklestirebilirler!? en azindan makineler icin.

biyolojik varliklarin matematiginde olumsuzluk diye bir kural yok gibi..

alpha
21-01-2015, 13:55
İşte sayın selmet, anlamadığınız şey şu bağdaştırdığınız şey, yani sizi siz yapan o beynin tüm bilgileri, dolayısı ile siz kopyalanmış oluyorsunuz. Beden burada ve biz o makinada canlanmış olacağız. Hawkingde bunu diyor. Ancak bu tabii ki teknolojimiz açısından uygunsuz, yoksa bilim dışı değil.

Biz öldükten sonra diyorsunuzya, biz olarak kast ettiğiniz beden inizin bir anlamı yok, anlamlı olan şey, beyinsel tüm aktiviteleriniz, böylece beden değiştirmiş olacaksınız.

Sanal bilgisyar sistemlerinden bir şey söyleceğim belki de bunu daha önce duymadınız ;

Bir pc düşünün, çalışıyor, içinde bazı programlar çalışmakta, hesaplar veya animasyonlar üretiyor, ve o an aktif.. Sanal server olarak oluşturduğumuz bu çalışan bilgisayar, şimdi "Live Migration" gibi bir teknoloji ile çalışırken başka bir sanal makinaya çalışması hiçmi hiç aksamaksızın nakledilebiliyor. Hayır hayır NASA da felan değil. Ben yapıyorum zaman zaman :) Evet kullanığım server sistemlerde bu mevcut. Peki makinayı makine yapan işlemcisimi ? Harddiskimi ? Ramimi ? ekran kartımı ? Hiçbiri değil, cevap: içindeki "yazılım". Ama yazılım aktif çalışmakta yani.. Çalışırken başka bir işlemcinin, harddiskin, ramin, ekran kartının olduğu bir makinaya geçiş yapıyor. Ve o sırada da çalışması hiç bozulmuyor. Ve makine nın kendisi kendinin nakil olduğunu dahi anlamıyor. Buna live migration diyoruz biz bilgisayar uzmanları.

Şimdi insanı düşün, "live" olmasada, yani aktif aktif, insanı yani seni sen yapan o bedenin değil, sen içindeki "yazılım" sın. Ve bu yazılım tamamen kopyalanıp bir yerde açılırsa sen nakil olmuş olursun. Sen asla o kol değilsin, bacak da değilsin, kalp değilsin, hatta beyinde değilsin.

Organ naklini düşünün, işte ayak, el kol, bacak, kalp, ve git git sonra tüm organları değiştir hatta beyni bile ama yeni beyne mevcut olan beyin bilginizi önce başka bir ortama sonra ise bu yen beyne aktarıldığını düşünün.

Yaa evrim seçdi :) Kİşisel bir bilgisi var bu evrimin anlamsız bir cümle bu sizinkisi benim için.. Dedimya daha önce fizik kuralları bir şey icat edemez. Neyse senin tanrın evrim ise yapacak bir şey yok.

Selmet
21-01-2015, 15:13
Biz öldükten sonra diyorsunuzya, biz olarak kast ettiğiniz beden inizin bir anlamı yok, anlamlı olan şey, beyinsel tüm aktiviteleriniz, böylece beden değiştirmiş olacaksınız.

sizinde anlamadığınız veya anlamak istemediğniz konu.. bizi biz yapan beynimizdir. beyin harici tüm organlarımız beyini yaşatmak için görev yaparlar. beyin öldüğü takdirde ölmüş sayılırız. . beynin yazılımını ve hafızasını pc ye veya başka birine kopyalamk bizi yaşıyor yapmaz.. sadece kopyamız bir türlü yaşıyordur tabii buna yaşamak denirse.

şöyle birşeyi kabul edermiydin? beynini ve hafızanı kopyalayacak teknolojik seviyeye ulaştık farz edelim. beyini ve hafızanı kopyaladık ve başka bir bedenene yükledik.. sonra seni bedenen öldürmeyi teklif ettik kabul edermiydin? sen bedenen öldükten sonra başka bir bdende sadece klon olacaksın..

hani koyun doly i kopyalamışlardı ya onun benzeri. koyun doly bedenen kopyalanmıştı. sen ise hafıza olarak kopyalanmış olacaksın. hepsii okaa..

Felâsife
21-01-2015, 15:23
Sayın Levh, ruh mu ? Pardon ama ruh ney ? Geri gelmemek ne demek, ruhun bir yere gittiğine dair bir bilgimiz yok, Kuranda da yok. Ruh'un ne olduğunu bilmediğin halde biliyormuş gibi gitmiş hükmü neye dayanarak çıkıyor ?
---
Ruh konusunda ruh şudur diye bir ayet var mı ? Yada hadis ?

Peygamberine sordular, Ruh nedir? diye, o da onlara bu kitapta yok diye ne İTİRAZ etti, nede Ruhu İNKAR etti.
Nede bu soruyu soranlara, siz bu soruyu nasıl sorarsınız vs. diye KARŞI çıktı.

"Bilmiyor" bir insanın takındığı hal tavır ne ise Muhammed o hal/tavırı takındı-ki buna Halim Selim sıfatıda denir-böyle itirazların anlamı nedir.

Ruh hakkında detay olmaması, kuranın ruhu inkar ettiği anlamına gelmiyor, gelse idi Muhammed İNKAR ederdi Ruhu.!
Ama edemiyorda ilginç değil mi?
Diğer yandan bilemiyorda bu daha ilginç değil mi?

Neyse Muhammedin neden BİLMEDİĞİNİ istersen araştırırsın, lakin her bilmediğini inkar etmek onun izinden gidene yol değildir.
Zira herşey kitaplarda yazmaz, herşeyide bilemezsin...peygamberinde bilmiyordu, ama inkarda etmedi, imanda etmedi, sadece BİLMEYEN bir insan nasıl davranırsa öyle davrandı.

alpha
21-01-2015, 18:28
Merak etme ben ruhu biliyorum, yada en azından baya bi güzel tahminim var, ONların bilememesinin sebebi anlyamıyacak olmalarından kaynaklanıyor. Fakat söyleyen kişi Levh ve sanırım onun hiç bir bilgisi yok. O yüzden onun "ruh" konusuna bilgisizce girmesini yadırgadım.

Felâsife
21-01-2015, 20:33
Merak etme ben ruhu biliyorum, yada en azından baya bi güzel tahminim var, ONların bilememesinin sebebi anlyamıyacak olmalarından kaynaklanıyor. Fakat söyleyen kişi Levh ve sanırım onun hiç bir bilgisi yok. O yüzden onun "ruh" konusuna bilgisizce girmesini yadırgadım.

Bu senin tercihin elbette, nasıl davranacağının şeklini gösteremem, bu doğruda olmaz.
Neyse sanırım dediğim anlaşıldı, daha uzatmak anlamasız, yalnız bir şey var ki net ortamlarında yazarak veya okuyarak insanların net olarak anlaşılamayacağıdır.
Örneklemem sadece Muhammedin bu gibi bilmediği konularda takındığı tavırdı.

---

Bir iki saat önce biraz şekerleme yapmıştım, rüyamda "live update" diye bir sitede, benim geçmişte Linux ile ilgili olarak, yaptığım tüm çalışmalar varmış.
İşin garibi o siteye üyede olmamışım, ama nasılsa o sitede bütün bunlar yayınlanmış.
Bende bu yazıları incelerken bunların benim olduğunu fark ediyorum, hatta bazılarını hiç hatırlamıyorum bile ama demekki yapmışım diyorum.
Zira Linux'u bırakalı 5-6 yıl olduğu için, pekte alakam yok Linux'la yani.

Herneyse bu bir rüyaydı, ölümsüzlük konusunda bahsettiğin teknolojiler elbette var, hatta Ram disk gibi, diske yazar gibi görünsede, gerçekte hiç yazmayan ve resetle bilgilerin puff olduğu yapılarda var.
veya ZFS gibi disk formatlarında yedekleme snapshot gibi bir olayla, oldukça doğal bir süreç olarakta gerçekleşiyor veya raid direk yazılımsal olarak gerçekleşebiliyor.
Ki ZFS yi bende ara ara kullanıyorum.

Sanırım bu kayıt olaylarında Akaşa kayıtları (http://tr.wikipedia.org/wiki/Akaşa_kayıtları) denilen yapıyı es geçmekte olmaz.
Hasılı kayıt olayı ölümsüzlük kavramıyla ne kadar barışıktır bilemem ama işin içine "live" ler girerse, sanal yaşam kavramları da devreye girer ki bu bir başkasının hayatını yaşamak, bir başkasının rüyasını görmek demek olur.
Olanda zaten budur.

spartacus
21-01-2015, 22:32
Bu şekilde ölümsüzlük filan mümkün olmaz :)

Bir verinin yani taşınabilir olan bir verinin nakli, her nereye taşındı ise, adı üstünde nakildir. Peki nakledilen ne? Veri, yani depolanabilir-taşınabilir özellikte olan her bir şey... Uzun, uzadıya tartışılabilir bir konu değil bana göre, zira zaten bizler bizdeki verileri nakledebiliyoruz. Hemde bunu gündelik hayatımızda zaten yapıyoruz. Örneğin yeni doğan bir bebek bir süreç içerisinde DİL sahibi olacak, işte toplumsal nakil gerçekleşti...

Kısaca saçmalamamak gerekir. Ölüm, depolanmış verinin kaybından ziyade, depolayanın canlılık(organize olmuş madde) niteliğinin kaybedilmesi demektir. Demek ki ölümsüzlük, bu nitelik kaybının önüne geçmekle mümkün.

Bir diğeride, özünde yapısal anlamda insan beyinleri birbirinden farklı değil, nitelik bakımından, prensip bakımından, yapısal bakımdan 3 aşağı 5 yukarı aynıdır. Peki isanları farklı kılan ne? Hayatları boyunca girdikleri tüm ilişkilerdir, o halde temelde olan nedir? Ortam, koşullar, kısaca özne ve çevre... Bilgi nedir, bilgi öznenin, çevre ve kendisiyle girdiği tüm nesnel ilişkilerde edindiği veriye ve yorumlamaya(algı) denir. Ne edinmiştir veri. Bu verinin oraya buraya nakli demek, kişiyi nakletmek, insanı nakletmek, yaşayan ve öleni(organizma) nakletmek değildir, sadece depolanan veri naklidir.

İlişki ise, örneğin bir bebeğin, bırakın insanlarla, çevre-ortamla girdiği ilişkide, bir TV ekranında, yaşadığı odada, ortamda gördüğü edindiği, mini, minnacık şeyler dahi, bebeğin değişimine ortak olur. Örneğin fiziksel ve psikolojik şiddetin yaşandığı aile, çevre, ortam, fiziksel alan-coğrafya koşullarında yetişen bir insan ile, görece bunların olmadığı-farklı olduğu bir ortam-çevre de yetişen bir başka insan farklı kişilik ve karakterlere sahip olacaktır. Bunu belirleyen ne oldu, ortam ile girilen tüm ilişkiler ve alınıp, verilenler, etki ve tepkiler...

Herneyse, bu tür idealize yaklaşımların biyoloji, canlılık, organizma açısından bir belirleyiciliği yoktur diye düşünüyorum. Yani ölüm nedir, organizmanın dağılımı, işlevini yitirmesidir, yok olan değil sadece bozulan bir işleyiş, bağ ve bağıntıları değişen, niteliklerini kaybeden organizma, kısaca canlı(organize hareket) durumunu kaybetmedir... Bu halde ölümsüzlük ne olabilir? Bu kaybın önüne geçebilmek..

Yani mesele veri nakli meselesi değil, öyle olsa dünyada bir çok bilgisayar aynı işletim sistemini, bir çok aynı programı kullanır, ama hepsi de farklı bir priz, farklı bir anakarta, farklı farklı işlemciye, bileşenlere en önemliside ortam-koşula sahiptir, yani aynı hayatı yaşamazlar, aynı ölümüde-ölümsüzlüğüde yaşamayacaklar. Neden böyle bir örnek verdim, çünkü konu veri naklini, ölümsüzlükle ilintileyebilmekte, halbuki yaşam=veri demek değil ki, ölüm=veri olsun..

Ölüyoruz çünkü evren dinamik, ölümsüzlük ise bana göre mümkün, yalnız günümüz bilim ve teknolojisi ile değil. Organizmanın ölüme olan yönelim ve gereklerinin-zorunluluğun ortadan kaldırılması ile bu sağlanabilir.

Birde RUH Alice Harikalar diyarındadır, ne yaşar, ne de ölür :)

alpha
22-01-2015, 09:36
Selam Natürelist,
E bari birak da beyni olan da düsünsün
Memeleri düşünmek yok ama :)

Ilk önce islam bilim disidir, bunun altini cizmek gerekir, bu konuda bilimle celisen tonlarca ayet sunabilirim size.

Bilimi kaynak gösterip islamı anlamamanız iki sebebe dayanır, bazen biri bazen ikisi birden. Bilim henüz o seviyeye varmadığı için bilimi insan bilgi seviyesi ile sınırlayıp bu bilimde yok demek gafletidir.

Buna örnek;
Örneğin MUsa peygamber, bir mucize olarak ağacın yanına gittiğinde orada bir ışık görüyor ve şaşırıyor çünkü ona göre yada o zamana göre ateşsiz ışık olmaz. Ancak biz şu an bunun olabileceği bilgisine ulaştık.
Yine islami kaynaklara göre peygamber mirac olayında bir gecede kudüse gidiyor, ki bir gecede kuduse gitmek 20.yy ın başlarına kadar imkansız idi. Ama günümüzde 1-2 saatte uçakla gidilebiliyor. Yani bu mucizeninde bilimsel olarak olabileceği günümüzde anlaşılmış. Ancak öncesinde hep itirazlar vardı, aynen böyle sen gibi birileri çıkıp "ya bu bilimsel değil kardeşim, bir gecede mekkeden kudüse mi gidilirmiş, ne kadarda bilime aykırı" demişler.
Şimdi gelelim günümüze bak peygamber daha uzaklara cennet gezegenine çıkmış, hemde bir gecede şu an Mars'a bir kaç ayda gidebilecek teknolojimiz var, ne diyelim bu bilim dışı mı diyelim, ortaçağdaki o adamı taklit edelim yani.

Sonra bak gayri bilimsel miş, ne diyor kuran topraktan yaratıldık.. Sence değil tabi belki sen plastiksin :) Şİmdi bak elin kesilse azcık, mesela az bir deri kopsa, zamanla nolcak 1 haftaya 10 güne iyileşir, o eksik deri yeniden tamamlanır, peki o deri nerden geldi ? Topraktan olmuş bir bitki bünyesinde "gıda" oluşturdu. Sende o bitkiyi yedin yada o bitkiyi yiyen bir hayvanı yedin. Böylece "gıda"yı aldın. Gıda nerden geldi hammaddesi ney ? Topraktaki azot ve benzeri bileşenler ile su, bunlar yaprak denilen organda güneş enerjisi ile birleşiyor ve gıda oluyor. Ne hayvanlar ne insanlar gıda yapamaz. Hatta insanlık o muhteşem teknolojimiz ile "1 gram" gıda yapamıyoruz. Şimdi topraktan olduk mu yoksa plastik miyiz ? Yada bir fabrikadan mı çıktık. Belli işte basbaya topraktanmışız...

Bak ama bak, bu olay yani bu dediğim gıda zinciri, bilimin ancak ilerlemesi ile yakın çağda anlaşıldı. Öyle ortaçağda fotosentez vs bilinmiyordu. O zamanlar yine diyorum bak sen gibi birileri çıkıp "ya bu bilime aykırı ben şimdi toprakmıyım, ne saçma, bu bilim dışı" diye zırvalamıştır.

sonuç olarak iddalarımın anlamı yok, o yüzden bu iddaa değilde ispatı okuyunuz;
http://tr.wikipedia.org/wiki/Fotosentez

ha "tü kaka" demek hala serbest tabii, ışığı söndür gitsin.. Ama bilimin ışığını söndürmeye gimsenin gücü yetmecek anladıızmı gardaşlarım :)

----------------------------------------------------------------------------
Bak orada kalbin ne ise yaradigini anlarsiniz:

Biraz senlen edebiyat çalışalım sayın Natürelist;

Bir yazardan alıntı: "Kalbim bugün çok iyi, bugün çok huzurluyum.." cümlesinde yazar ne demek istemiş olabilir..?
- Kalp organım çok iyi, atışları iyi, bir ağrı yok, kardivasküler sistemim sağlıklı, bu yüzden rahatım.
- Kafam bugün rahat, ne stres ne sıkıntı yok, o yüzden rahatım, huzruluyum.


Bir başka cümle; "Çocuğun kendisinden istediği karşısında sessiz kaldı, ona izin vermedi, kalbi taş kesilmişti sanki." Bu bölümde yazar kalbin taş kesilmesi ile ne demek istiyor ?
- Kalp organı fiziksel olarak sertleşti, sertleşmesini taş setliği ile mukayese ile anlatmış, belkide kalp oranında bir sorun var.
- Kalbi taş kesilmiş; fikirlerinde katılık, sabitlik var, tolerans göstermeksizin kararında yumuşama yok.


:: "beyinsiz" ile "kalpsiz" aynı manaya gelir mi ? yada kalpsiz demek kalb organı olmayan kimse mi demektir ?

bütün bunlar sadece örnek, örnekler artabilir, ancak sen bu konulara takılıp kalırsan yerinde sayarsın. Bir şey bulmuş gibi hala beyin olması lazım kalp değil demeye devam et. Haklı olsan bile buna takılıp kalman hatalı iken haksızlığında cabası. ++ plus plus hata yani. Amaç bir şeylere sığınıp islamı kötülemek sizinkisi ise devam edin çünkü bu şekilde yani "kötüleme" amacınızda doğrusunuz.

--------------------------------------------------------

Iyi de bu kayit etmenin anlami nedir?

Ne olacak yani, ileride sizin benim herkesin "sınav kağıdı" anlamında. Bu kısacık dünya hayatında kalplerimizin (bak kalp dedim beyin değil) durumunu anlamak. Nefret içindemiyiz, yoksa sevgi mi.. Ki Allah nefret sahibi olanları yanına komşu istemiyor.

Pekii buna karari veren kim oluyor? Bilim adami mi?
Evet O aynı zamanda bir bilim adamı. Bilim adamlarının en bilgilisi. O Allah karar veriyor bizatihi.

Kisacasi sorgulanmadan nasil cennete varacaksiniz? Sorgulamayi kim yürütecek ?
Sorgulanma olacak, hızlı ve seri bir şekilde. Sorgulamayı da Allah yürütecek.

-------------------------------------------------------

Ben de bir kitap yazsam son din budur diye, sonrada kaynak olarak yazdigimi kaynak göstersem buna da inanirmisiniz acep?

Tarih boyunca bu tür iddalar olmadı mı ? Sahte dinler, sahte peygamberler olmadı mı ? OLduda neden tutmadı ? Çünkü arkaları sağlam değil. Ancak gerçek peygamberlerin arkaları sağlam. Onların arkasında kim var ? ALlah var.. Sende bir kitap yazsan, ancak arkanda ALlah olmadıkça senin arkana takılan pek az olur..

Felâsife
23-01-2015, 02:14
Yani mesele veri nakli meselesi değil, öyle olsa dünyada bir çok bilgisayar aynı işletim sistemini, bir çok aynı programı kullanır, ama hepsi de farklı bir priz, farklı bir anakarta, farklı farklı işlemciye, bileşenlere en önemliside ortam-koşula sahiptir, yani aynı hayatı yaşamazlar, aynı ölümüde-ölümsüzlüğüde yaşamayacaklar. Neden böyle bir örnek verdim, çünkü konu veri naklini, ölümsüzlükle ilintileyebilmekte, halbuki yaşam=veri demek değil ki, ölüm=veri olsun..

Bencede ölüm veya ölümsüzlük ile veri 'nin yan yana gelmesinin hiç bir anlamı yok, ama tabi dini anlayış kayıt olayına meraklı olduğu için, bunu bununla eşleştirmek, hatta veri'yi ölümsüzlükten dahada ileri tutmak işine geliyor.
Ölümsüzlük denilen sonsuzluk hadisenin, 60-70 yıl gibi bi'çare bir yaşamın insafına bırakmak, tuhaf olur.
Ölümsüzlük demek bir anlamda ölüm olayının bilinememesi, hatta yaşanamaması demekte olur ki, ölümü bilmeyen ölmeden öncesi ile nasıl avunur veya sevinebilir ki.
Veya üzülebilir ki.

Ölüm olayını rüyalarımızda da yaşıyoruz, bir kayadan düştüğümüzde, yerle temas edecekken uyanıyoruz.
Sonuç, ölmedik oh be de diyoruz.
Lakin o rüyaya geri gidebilsek, boylu boyunca öldüğümüzü de görebilecektik.

Bu dünyada ki ölümde buna benziyor, ölümcül olaylara karşılaşanlar, illaki şoka giriyorlar, ayılan ayılıyor, ayılmayana öldü diyoruz malum.

Rüyada da bir nevi şoka giriliyor ve o yüzden bir sürü şeyi hatırlayan bizler, ölümümüzü hatırlamıyoruz.

Bu yüzden öldükten sonrası hayat için sevinenler, bence boşa sevineceklerdir, zira insan öldüğünü bilmeyecektir derim.


Ölüyoruz çünkü evren dinamik, ölümsüzlük ise bana göre mümkün, yalnız günümüz bilim ve teknolojisi ile değil. Organizmanın ölüme olan yönelim ve gereklerinin-zorunluluğun ortadan kaldırılması ile bu sağlanabilir.
Ölümsüzlük deyince, denizanaları müthişler (http://ahmetdursunarsivi.blogspot.com.tr/2014/10/olumsuz-canl-bulundu.html), sürekli kendilerini gençleştirerek adeta ölüme meydan okuyorlarmış.
Fakat tabi bu çalışmalar sınırlı, belkide bu gençleştirme hadisesi bir süre sonra son buluyor veya belli bir sayıdan sonrada olmayabilir bunu bilemem ama yaşlandıkça filmi geri sarmak gibi hop genç bir yapıya gelmek ilginç.

Aslında bu durum bildiği kadarıyla insanlarda da var, tüm organlarımız seneye varmadan belli sürelerde kendilerini yeniliyolarmış, yani şimdiki bir organımız bir kaç yıl sonra aynısı olmayacak, kendini yenileyecek, burada en geç yenileyende kemiklerimiz sanırım iki yılı buluyormuş, tüm kemiklerin yenilenmesi.

Artık burada bu yenileyiş hızımı yavaştır, yoksa ölüm denilen yok edişin kendisimi hızlıdır bilemiyorum ama akibet yaşlanma ve ölme gerçekleşiyor.
Veya organlarımız kendisi bu kadar yenilerken, kronik rahatsızlıkları bir ömür boyu çekiyoruz.

Biraderin kayınpederi var, adam 60 yaşında, fakat gören kesinlikle 30-35 den fazla demiyor, saçlar uzun beyaz bile yok, hanımı görende bunun annesi mi diyor? :D
5-6 erkek kardeşin en büyüğü, kardeşleri ile yanyana geldiğinde kimse bu en büyükleride bu demiyor, o derece genç görünüyor.
Bir şekilde olayı çözmüş.


Birde RUH Alice Harikalar diyarındadır, ne yaşar, ne de ölür :)
Eyvallah, bu iyiymiş, sevdim. :)

bursali68
23-01-2015, 03:35
Yine islami kaynaklara göre peygamber mirac olayında bir gecede kudüse gidiyor,

Merhaba,

İslami kaynaklardan en önemlisi ve birincil referans Kur'an'dır...Kur'an'daki hangi ayette Peygamberin KUDÜS'e gittiği yazılı...?

Yoksa " İslami kaynaklar " dan kastınız sadece RİVAYETLER mi...?

Sağlıcakla kalınız...

bursali68
23-01-2015, 13:10
Merhaba,

Sevgili alpha...Siz benim ne yazdığımı okumuyor musunuz...?

"en önemlisi ve birincil referans <olmakla birlikte tek ve yalnız, bir tek kaynak> kuran'dır."

Kırmızı SİZİN İLAVENİZ benim değil...! Yani...:

" Yalnız şu kelimeyi de gizliden ihtiva etmişsiniz o yüzden düzeltin ki bende o kabulunüzü göreyim;"

Benin cümlem hakkında SADECE sizin YORUMUNUZ / ZANNINIZ...!

Dolayısıyla ben BİRİNCİL REFERANSTA ki ayeti soruyorum...Kudüs diyen ayet var mı...? Lafı eveleyip, gevelemeye gerek yok, sorum GAYET NET...

Ayrıca dinlerde BİRİNCİ DERECEDE ref kaynak " DİN KİTAPLARI " dır...Dolayısıyla İslam Dininin birinci referans kaynağı da Kur'an'dır...Şimdi siz hangi gerekçeye göre bu kaynağı ikinci veya üçüncü sıraya atıyorsunuz...?

Eğer size göre ise; o zaman ben bu "siz" kaynağını kabul edemem. Çünkü "siz" de kuranın dışındasınız. Bir polemik oluşturduğunuz için sizi tebrik ediyorum :)
Ayrıca bu cümleniz de ilginç...! İsra Suresinde geçen " MESCİD-İ AKSA " kelimesini vahye şahit olanlar bugünkü ( Hz.Ömer tarafından Peygamberin ölümünden sonra yaptırılan) mabet olarak mı anladılar, yoksa başka bir mabed mi...?

Bunun için birincil ref. Kur'an ne diyor, ikincil referanslar ne veya neler diyor...?

Sağlıcakla kalınız...

alpha
23-01-2015, 15:19
Kuranda olmaması olmadığı anlamında değildir, kuran bazı şeyleri yüzeysel anlatır, örneğin nasıl abdest alınır yazmaz, yada namaz nasıl kılınır yazmaz, gibi...

Üçüncü sıraya attığımı kim söyledi.

1ncisi Kuran diyelim yazmadı ama akside yazmadığı sürece bu hayır anlamında değildir. Örneğin şunu demek istedim kuduse gitti diye yazmamış olsun. BU gitmemiş demek olması için gitmemiş de yazmalı.


2ncisi ; gelelim 2ye ;

"Subhânellezî esrâ bi abdihî leylen minel mescidil harâmi ilel mescidil aksa..."
(isra 1.ayet)

esra bi: gece yürüttü

abdihi : kulunu

leylen : geceleyin

min(-den, -dan anlamında)...
min elmescidil haram : mescid haram dan (yani kabeden, yani mekke)

ilâ el mescidi el aksa : ila: yönelme, e doğru. mescidil aksa'ya, (yani kudüse)

Evet sayın bursali68 harbiden kudüs diyen ayet yokmuş. Uludağ'a gittim diyorum sakın yanlış anlama Bursa'ya gitmedim :)

Saygılar..

Selmet
23-01-2015, 16:02
peygamber zamaninda mescidi aksa diye bir yer varmiymis? benim arastirmalarima gore yok. sadece suleyman rapinaginin kalintilari varmis. hal boyle iken muhammed varsayalim mekkeden kuduse gelmis mirac vasitasi ile! ayette suleyman tapinagi yerine nicin mescidi aksa denmis? bu mescidi omer yaptirmis. kuranin kitaplasmasi osman zamaninda yapilmis. acaba bu ayete omerin bir mudahalesi olmusmudur!? diye insanin aklina gelmiyor degil hani....

alpha
23-01-2015, 17:38
İslam tarihini okumadan mış lar varmıymış omuymuş bumuymuş sonra mışlar mişlere dayanarak o zaman Ömer müdahale etmiş+miş sonucunu da çıkarma polemiğine girmek nasıl bir iş oluyor. VAr olup olmadığını bilmiyor, islam tarihi okumamış, Ee ben bilmiyorum varmıymış ama o zaman yok kabul edem, şimdi mışıma dayanarak diyorumki o zaman Ömer bu ayete mışlamış. Ya böyle tarih ilmi mi olur ? Madem merak ediyorsun islam tarihi üzerine oku. Ben senin mışlarına gidermek üzere hiç bir link yada bilgi vermicem. Sen kendi mışlarını -dı olarak değerlendir. Biraz Tarih de bilimsel olsanız diyorum. İslam Tarihini bu konuda saygın akademik çalışma yapmış kişilerin kaynaklarından okuyun. Hem mışlarla sonuca varmak neden ? Ben biliyorum nedenini de sen biliyor musun ?

Bir kere Mescidi Aksa müslümanların ilk kıblesidir, sonradan gelen ayetle değişmiştir.

İslamı öğrenmek mi istiyorsun, gözünün üstünde kaş var mantığı ile açık aramak mı..

Öğrenmek gibi bir niyetin olduğunu sanmıyorum..

bursali68
24-01-2015, 02:13
ilâ el mescidi el aksa : ila: yönelme, e doğru. mescidil aksa'ya, (yani kudüse)

Evet sayın bursali68 harbiden kudüs diyen ayet yokmuş. Uludağ'a gittim diyorum sakın yanlış anlama Bursa'ya gitmedim :)
Merhaba,

Sevgili alpha...Hakikaten bu kadar mesnetsiz zırvalayacağınızı düşünemedim kusura bakmayın...!

Mescid-i Aksa ( Kudüs'te bulunan, yani bugünkü Mescid-i Aksa), Hz.Ömer'in, Şam'ı 638 yılında fethetmesinden sonra yapılıyor ve adına da " Mescid-i Aksa " deniliyor...İyi de o tarihte Hz.Peygamber dünyada olmadığından ve vahy kesilmiş hatta bu surenin bu ayetleri ile 638 li yıllar arasında minimum 16-17 yıl vardır...! Çünkü " RİVAYETLERE GÖRE " İsra suresinin geneli ( arasındaki bazı ayetleri çıkarsak) Hicretten yaklaşık 18 ay önce inmiştir...Belki bu durumda 17-18 yıl desem daha yerinde olacak...

Şimdi, Kur'an " OLMAYAN " bir ismi mi anmış...? Kur'an " mescid-i aksa " dediğinde Hz.Peygamberin tebliğini yaptığı toplum bunu Kudüs'teki mabed olarak mı anlamış veya öyle mi biliyorlardı...?

1ncisi Kuran diyelim yazmadı ama akside yazmadığı sürece bu hayır anlamında değildir. İşte burada yanlışsınız...Adamın biri kalkacak tarihi bir referanstaki yer ismini yıllar sonra bir yere verecek ve bizler de " aaaa mucizeye bak " mı diyeceğiz...? Kur'an'da KUDÜS veya Kudüs'teki o dönem, ismi " Beytil Maktis veya Süleyman Mabedi veya Mabed...v.b. " olarak bilinen, ancak Mescid-i Aksa olarak BİLİNMEYEN bir yer için " evet burası KUDÜS " diyemezsiniz...Ancak iteleye kakalaya zorlama bir yorum ile bunu yaparsınız sadece...Sanırım bu zorlama yorumdan sonra bir de kalkar BURAK denen at veya taşıt da Kur'an'da yazıyor yorumlarını getirisiniz devamında...!

Peki ne diyelim buyrun siz böyle devam edin....

Bu arada...:
Kuranda olmaması olmadığı anlamında değildir, kuran bazı şeyleri yüzeysel anlatır, örneğin nasıl abdest alınır yazmaz, yada namaz nasıl kılınır yazmaz, gibi...
Olmayanı niçin yazsın...! Olanı yazar...

ZUHRUF
44.Doğrusu Kur'an, sana ve kavmine bir öğüttür. İleride ondan sorumlu tutulacaksınız.

Sağlıcakla kalınız...

Selmet
24-01-2015, 10:12
Bir kere Mescidi Aksa müslümanların ilk
kıblesidir, sonradan gelen ayetle değişmiştir.

daha kiblesi konusunda tam karar veremeyen bir tanriya niye inanayim? ayni konu icki ayetleri icinde gecerli. bu konu uzerine mulu savunmasi: efendim allah kademe yasakli ickiyi :) he oyledir kesin. ama evlatlikla evlenmeyi cart diye kademesiz yasakliyor ama! hemde peygamberini alet ederek.

bana islam tarihi oku diye salik veriyorsun @alfa.

sen diger din ve inanclari okuyup arastirdinmi? neye gore islamin dogru din ve inanc oldugunu kabul ettin?

Mihriser
24-01-2015, 13:38
daha kiblesi konusunda tam karar veremeyen bir tanriya niye inanayim? ayni konu icki ayetleri icinde gecerli. bu konu uzerine mulu savunmasi: efendim allah kademe yasakli ickiyi :) he oyledir kesin. ama evlatlikla evlenmeyi cart diye kademesiz yasakliyor ama! hemde peygamberini alet ederek.

bana islam tarihi oku diye salik veriyorsun @alfa.

sen diger din ve inanclari okuyup arastirdinmi? neye gore islamin dogru din ve inanc oldugunu kabul ettin?

bu "kıble değişimi" yahudilere gözdağı için yapılmıştı. Kıbleyi onlara ters tutma gibi diplomatik bir hareket.

Muhammed gerçekten ilginç bir karakter.

Başlığı, içeriği okumadım ama şunu da söylemek isterim ki ölümsüzlük imkansızdır.

Vefik Sami
24-01-2015, 14:00
Beden bir araçtır; amaç değil.
Ölümsüzlük ise, üretilen doğru düşüncelerle, fikirlerle olur.

Che Guevara şunu demiş.

"Bir insan dürüst yaşamaya çabalarken, tüm amaçlarında başarısız olsa dahi, gerçekte o kişi başarılıdır. Çünki en yüce erdem dürüst olmaktır."

İşte "ölümsüzlük" budur.

Natürelist
26-01-2015, 06:22
Sayin Alpha,

Ilk önce islam bilim disidir, bunun altini cizmek gerekir, bu konuda bilimle celisen tonlarca ayet sunabilirim demistik

Verdiginiz cevap ise bir hayli ilginc?

a ) Bilimi kaynak gösterip islamı anlamiyormusum(!)

b ) islami anlayamiyormusum(!)

Bakiniz bu iddialar cocukca yapilmis bir iddiadir, gerci gülüp geciyorum, zira sizin gibi müslümanlari böyle asli astari olmayan gülünc paradokslara siginarak her zaman cürümüs klasik argümanlari ileri sürdüklerini cok duyduk yani. Anliyorum sizi, elinizde mantikli bir veri yok ise, vereceginiz yanitlar da ancak böyle olur. Efendim ne demek öyle ne demek, biz ateistler hic islami anlariz mi? Yaftalama yap gitsin degil mi?! Camur at izi kalsin misali degil mi?! Gecin bunlari…

(Yine islami kaynaklara göre peygamber mirac olayında bir gecede kudüse gidiyor, ki bir gecede kuduse gitmek 20.yy ın başlarına kadar imkansız idi. Ama günümüzde 1-2 saatte uçakla gidilebiliyor. Yani bu mucizeninde bilimsel olarak olabileceği günümüzde anlaşılmış. Ancak öncesinde hep itirazlar vardı, aynen böyle sen gibi birileri çıkıp "ya bu bilimsel değil kardeşim, bir gecede mekkeden kudüse mi gidilirmiş, ne kadarda bilime aykırı" demişler.
Şimdi gelelim günümüze bak peygamber daha uzaklara cennet gezegenine çıkmış, hemde bir gecede şu an Mars'a bir kaç ayda gidebilecek teknolojimiz var, ne diyelim bu bilim dışı mı diyelim, ortaçağdaki o adamı taklit edelim yani. alpha)

Bilime aykiri oldugu bir kere kesin.

Sana ucak degil, isik hizini versem dahi bir günde katedeceginiz yol gülünctür. Voyager 1’in bulundugu konum, henüz Günes sistemimizi terketmis yildizlararasi uzayda saatte yaklasik 61.000 kilometre radyal bir hizla yoluna devam etmektedir, insan yapimi bir arac ile, insanlik ilk defa bu denli uzak bir mesafeye ulasiyor, Voyager 1’in su an ki ulastigi mesafe yaklasik 500 milyon kilometre daha olsun ki, Dünyamizdan uzakligi 20 milyar kilometre bir mesafeye ulasmistir. Kaynak: http://voyager.jpl.nasa.gov/

Bu örnegi nicin veriyorum. Su an icin uzayda Voyager 1 den daha hizli hareket eden bir arac yoktur! Birakiniz ucagi mucagi da, bir satte 61.000 kilometreden hizla hareket eden bir aractan söz ediyorum, ve 36 yilda katettigi su mesafeye bir bakiniz, hemen hemen gittigi yer ise, isigin bir saatte vardigi yere ancak gidebilmistir, gülünc degil mi?

Isigin bir satte katettigi yol 1,079,252,848.80 yani bir milyar, yetmisdokuz milyon, ikiyüz elli iki bin, seksen kilometre.

Isigin 24 saate (bir günde) katettigi yol ise 25,902,068,371.20 yani yaklasik 26 milyar kilometre.

Simdi muhammed’i isik hiziyla haret eden bir cesit at kiliginda olan Burak’a bindirip Dünya’dan bir günde ulasacagi mesafeyi siz düsünün. Cok cok gidecegi yer burnumuzun dibi olan Günes sistemimizin siniri olan bir yere kadar. Kaldi ki henüz bulundugumuz galaksimizi bile terkedememistir. Bakin size isik hizini veriyorum, ki isik hizindan daha hizli hareket eden hic bir nesne yoktur. Bu ilerde degisecek olsa bile yani isik hizindan daha hizli hareket eden bir nesne olsa dahi sonuc pek fazla degismeycektir, ayrica bu gecerli olan fizik kurallarina aykiridir yani bilime aykiri.

Simdi görselde bakalim muhammed bu isik hiziyla nereye kadar gidebiliyor?

https://scontent-b-fra.xx.fbcdn.net/hphotos-xfp1/v/t1.0-9/10923262_806524222753499_2963279229692959818_n.jpg ?oh=2adcb0245eca22d3d009501b9422ee8c&oe=55225FDB


https://fbcdn-sphotos-f-a.akamaihd.net/hphotos-ak-xpf1/v/t1.0-9/10942364_806548939417694_2829107876472420357_n.jpg ?oh=6efd98ccff26df41abb9deb2f2a1f2f8&oe=55239D51&__gda__=1428250427_df57bf7c20a2c1bcf13f2901a3fd2fc f

https://scontent-b-fra.xx.fbcdn.net/hphotos-xap1/v/t1.0-9/10264885_806547619417826_4456370115319144569_n.jpg ?oh=d127ab1db56feb9d465df0b60fe25df2&oe=5555894B

https://fbcdn-sphotos-c-a.akamaihd.net/hphotos-ak-xap1/v/t1.0-9/10947226_806547439417844_452292711297821613_n.jpg? oh=c28dfd96dbc7757453c6f0e1de082132&oe=5563F113&__gda__=1432231002_d9f85279b0ae84412f97570cf218b6f 7

https://fbcdn-sphotos-e-a.akamaihd.net/hphotos-ak-xpa1/v/t1.0-9/10944935_806547306084524_2490422186229689642_n.jpg ?oh=afd8fb93f4a950d0bcbfad2e8cdb1c11&oe=555F229E&__gda__=1428771878_7509235010dc895f075f36fdf72b9db f

https://fbcdn-sphotos-f-a.akamaihd.net/hphotos-ak-xpa1/v/t1.0-9/10942759_806546219417966_4720125885245153558_n.jpg ?oh=2cd09fc766efa98fed529571d320b333&oe=556348BA&__gda__=1432872706_07e905fdc4dde9d7311fb07e4dde23e 7

https://scontent-b-fra.xx.fbcdn.net/hphotos-xfp1/v/t1.0-9/10456062_806546362751285_3458246059467767452_n.jpg ?oh=1db6c8dae5a9df0389bf314a274ac925&oe=555BD50A

Simdi muhammed hangi gezegene ucmus onu siz bir aciklayiniz bakalim sayin alpha....

Daha durun hele, hadi kabul ettik ve yedi katlar var, muhammed daha isik hiziyla günes sistemimizi terkedemiyor! Nerede kalmis korkunc boyutta olan bu mesafeleri mi katedecek? Bunun ötesinde 7 kat daha var, muhammedi isinlasalar gidebilecegi yer ancak dedigim yere kadar ;) Bakiniz size kiyak yapip isik hizini veriyorum. Bunun ötesinde daha baska bir hiz yok ki vereyim. Belki kara deliklerden kestrimeden gitmistir diyebilirsiniz, ancak bu isik seyahatinda oldugu gibi burada da burak ile birlikte bedeni paramparca olur kütle namina bir sey kalmaz, bu bilime aykiridir iste ;) Dolayisiyla fantastik kurgular ile sizler muhammedi her yere ucurursunuz! Bizler de inandik iman ettik ;)

Natürelist
26-01-2015, 06:57
Biraz da edebiyattan bahsedelim alpha hazretleri.

Sümer tabletlerinde insanin irmak kilinden yaratildigi geciyor, insan seklini yapiyor ve tanrica Nammu’ya; Ben senin dedigin yaratigi meydana getirdim sen de onun üzerine tanrilarin görüntüsünü koy diyor. Böylece insan, tanri seklinde yaratilmis oluyor.

Tevrat ne diyor bu konuda,

Tekvin bölümünün ilk cümlesinden baslamak üzere; Allah önce yerle gökleri (hammadde olarak) yaratti, daha sonra gece ile gündüzü...” seklinde aciklamasi ile devam eder.

Bunun detay kisminda ise söyle gecmekte;

Allah ilk günde ışığı, gece ile gündüzü yarattı. 2. günde suların ortasında kurduğu kubbeden gökleri, 3. günde suyun altındaki kuru yerden dünyayı, 4. gün gök cisimlerini, 5. gün deniz hayvanlarıyla kuşları, 6. günde kara hayvanlarıyla birlikte insanoğlunu (tanrı) kendi şeklinde yarattı. Yedinci günde ise tanrı istirahata çekildi” deniliyor. http://www.bibleserver.com/text/TR/Yarat%C4%B1l%C4%B1%C5%9F1

http://www.bibleserver.com/text/TR/Yarat%C4%B1l%C4%B1%C5%9F2

Daha önce aciklandigi gibi tanrinin insani kendi seklinde yaratma inanci Sümerlerde de var idi.

Sunu da belirtmemiz gerekirse, su an var olan ve Musa’ya ait oldugu söylenen Tevrat, Musa zamaninda yazilmis bir kitap degildir.

Musa, isa’dan yaklasik 13 asir önce yasadigi iddia edilen mitolojik bir figür’dür.

Burada kisa deginecek olursam;

Volkanik olayların tanrılar için doğal fenomenlerin birer görünüşü diye algılanmış. Ve büyük bir ihtimalle bu doğal fenomenler Sina geleneği Yahve'den itibaren mitolojik figürler eşliğinde ilkel inançlarla dışarıdan gelen etkilerin kaynaşmasıyla daha geniş, daha bir karmaşık hale getirildiğini görmekteyiz. Kısacası diğer kültürlerde de olduğu gibi, benzer inançlardaki ritüelleri günümüzde de barındırdığını görüyoruz ve kur'an da izlerine rastladığımız Yahve inancına arabuluculuk eden Musa figüru, Tanrı dağı üzerinde kült bayramlarına katılan farklı geleneğin Tevrat’ın 1.250 yıllık geleneksel işlem sırasında, başlangıçta daha başka ayrı köken olan bir geleneği bir araya getirilerek birbirine bağlananıp Tevrat'ın şekillenmesine dahil edilmiş ve başlangıçta çıkış noktası olan“Yahve Volkan-Kültü”,mitolojik figürler eşliğinde islam'ın da tanrısı olmuş.

Özellikle Tevrat isa’dan Sonra birinci asirda Jamnia’da toplanan bir Yahudi din heyeti tarafindan yazilarak son seklini alan bir kitaptir. Kaldi ki kur’an da Osman’in Yezid’in gazabina ugramis bir kitaptir.

Elebtte buna arap yarimadasinda putperest-pagan gelenegi de eklenerek asirlarca anlatilagelen edebiyat türdeki masallarin yer almasi ve kur’anda da gecmesi gayet normaldir. Ancak kötü bir kopya olarak...

Tevrat daha sonra ilk insanin yaratilisi konusunda bir aciklama yaparken: Adem’in topraktan yaratildigi, dogu tarafinda bulunan Adn bahcesine (cennetine) birakildigi, bahceyi sulamak icin de tanri tarafindan bir irmak yaratildigi, daha sonra irmagin dört parcaya bölündügü; bunlarin Pison, Gihon, Dicle ile Firat kollari olduklari söyleniyor. Tabii ki bu arada Adem’in rahati-keyfi icin onun kaburga kemiginden Havva’yi var ettigi masali anlatiliyor. Bakiniz: http://www.bibleserver.com/text/TR/Yarat%C4%B1l%C4%B1%C5%9F2

MÖ. 6. asirda Ezra adindaki kahin tarafindan kaleme alinan ve güya günümüze kadar korunagelen Ahd’i Atik (Tevrat) kitabinin, Musa zamanindaki Tevrat’la hic bir ilgisi yoktur. Tevrat’in en eski metinlerinde böyle bir sey gecmez, bu sonradan uydurulmus ve eklenmistir

Musa’dan asirlar sonra yasamis olan Yahudi peygamberlerinden biri de İşaya veya Yeşaya’dir. Tevrat’ta İşaya bölümünde ahiretle ilgili; “Ey toprakta yatanlar, uyanin ve terennüm edin. Her yer ölülerini disari atacaktir” denir.

Yine Musa’dan asirlar sonra yasamis olan Daniel, ahiret konusunda; “Yerin topraginda uyuyanların bir kismi ebedi hayata, bir kismi da utanca uyanacaktir. Anlayislilar, yildizlar gibi ebediyen parlayacaktir” diyor. http://www.bibleserver.com/text/TR/Daniel1

Neticede babil kültüründen etkilenmis ve sonradan kitaplarina sokulmus öykülerin yer almasi Musa figürü’ne atfedilmistir, e Babil kültürü de Sümer kültüründen etkilenmesi dogaldir... Zaten tufan olayinin cikis noktasi buraya dayanmaktadir.

Sümer tabletlerinde cennet hakkinda su bilgiler var: Dilmun (cennet) adinda saf, temiz ve parlak bir yer vardir. Burada ne hastalik var, ne de ölüm. Tek kelime ile ‘yasayanlar ülkesidir’. Burada hic kimse kimseye zarar vermez; yaslilik, vücut agrilari yok. Irmagi gecen (bu islam’da sirat köprüsü) artik ebedi mutludur.

Sümer mitolojisine göre Enki, Dilmun denilen cennetteki bitkilerden yiyince hastalanir. Onun agriyan yerlerinden biri de kaburga kemikleridir. Enki’nin bu bitkilerden yemesi -her nedense- tanrica Ninhursag’in hosuna gitmedigi iciin onu lanetler; ama daha sonra yine kendisini affeder. Burada dikkat edilmesi gereken bir baska nokta, Adem’le Havva efsanesi gibi Sümer inanclarinda var olan bu olayin eril Enki ile disil Ninhursag arasinda meydana gelmis olmasi. Günes tanrisi Utu/şamas tarafindan var edilmesi ve bunun sonucu olarak da her tarafin bag-bahce, yesillik olmasi gibi ortak bilgiler söz konusu. Ayrica bu cennette bal ile hurma agacinin bulunmasi, Enki ve Ninhursag arasinda yasanan bu olaydan dolayi artik kadin dogumlarinin o tarihten bu yana sancili gececegi gibi hem tevrat, hem de islam’da var olan bilgilerin kökenine gönderme yapacak acikk kanitlardir. Cünkü kur’an da cennette hem hurma, hem de bal irmagi bulundugunu yaziyor. Efedim biz sümerlerin yalancisiyiz. Ayrica Kur’an’in nerdeyse her sayfasinda “Altlarindan irmaklar akan cennetler” ifadesi kullanilirken bir yerde bu irmaklardan dördünün ismi belirtiliyor: “Bozulmayan su irmagi, tadi degismeyen süt irmagi, icenlere lezzet veren sarap irmagi ve safi süzme bal irmagi” diye anlatiliyor ve cümlenin sonunda, “O cennetlerde her meyveden bulunur” deniliyor. Ilginc degil mi?

Hele Dicle ile Fırat irmaklari gerek Sümerlerin kanunlarinda, gerekse tevrat’la islami kaynaklarda sik sik kullanila gelen iki önemli nehir. Sümerlerin en eski kanun yapimcilarindan Ur-Nammu kendi kanununun önsözünde Dicle ile Fırat’tan övgüyle söz etmistir. Yine Esnunna’nin kendi önsözünde okunan kisimda Dicle irmagindan söz ettigini görüyoruz. Kim bilir belki tabletin okunmayan yerlerinde Firat’in ismi de yazilmis.

Muhammed bu konuda, “Bana Mirac gecesinde dört irmak gösterildi. Bunlarin ikisi Dicle ile Firat irmaklariydi.” Diyor. Kaynak:Tecrid-i Sarih Diyanet Tercemesi, no: 1551 ve Müslim’le Buhari’nin ortak olarak aldıkları hadislerden biri. El’Lülüü ve’l Mercan, iman no: 103; Müslim İmanno: 164; Buharî Eşribe bölümü. İ. Canan, K. Sitte, no: 5109-14/430


Tevrat’ta ise Havva’nin, Adem’in kaburga kemiklerinden yaratildigi acik bir ifadeyle yazilidir. Ayrica Tevrat’a göre Adem ile Havva’nın içine atildiklari Cennette baslangicta su olmadigi icin tanri dört kolu olan bir irmak yaratir; kollari Pişon, Gihon, Dicle ve Firat.

Olayin masal yani bir tarafa; bir de tanri acaba neden Sümerlerde önemli olan Dicle ile Firat’i hep isliyor; hatta muhammed’i göklere götürürken bile oralarda kendisine Dicle ile Firat nehirlerini gösteriyor? Halbuki dünyanin en büyük nehri ABD’deki Missisippi’dir...

Hem kur’an olsun hem de tevrat olsun, burada Sümer mitolojisinde ortak olarak kullanilan 7 (yedi) rakami dikkat cekicidir. Sümerlerde 7 kapi, 7 tanrisal yasa, 7 dag asmak, 7 cehennem kapisi, 7 agac… gibi terimler sikca kullaniliyordu, muhammed, kur’an ve hadislerinde Sümerlerden kalma bu yedi rakam hikayesini asiri derecede islemistir. Bunun örnegini Hicr suresi, 44. ayetinde görüyoruz. Kur’an, dünyadaki agaclar kalem, deniz de mürekkep olsa ve 7 deniz daha da olsa yine allah’in kelimeleri bitmez diyor (Lokman suresi, ayte- 27) Neden 7 deniz denmis? Acaba islam inancina göre daha fazla bir rakam olsa Allah’in kelimeleri biter mi! Kur’an, bircok yerde göklerin, bir yerde de yerin yedi kat oldugunu yaziyor. Sadaka konusunda verdigi örnek yine 7 sayisi ve onun katlariyla ilgili. Islam’in temel sartlarindan biri olan hac ibadetinde Ka’be etrafinda 7 kez tur atilmasi, yine Safa tepesiyle Merve arasinda yapilmasi gereken Sa’y'in ve Mina denilen yerde bulunan her üç tas heykeline atilan taslarin 7′ser olmasi, bu inancin batil bir mitolojiden geldigi aciktir!

Muhammed’in, “Cocuk 7 günlük iken sünnet edin” demesi ve torunlari Hasan ile Hüseyin’i 7 günlük iken sünnet etmesi ve ayni fikrin Tevrat’ta da yazilmis olmasi. Yine tanrinin kainati 6 günde yaratip 7. günde istirahat etmesi (Tevrat’a göre), Kur’an’a göre de ars’a yönelmesi (ki toplam olarak yine 7 gün oluyor) Sümerlerdeki 7 gün adetiyle ayni olmasi. Kur’an’da Yusuf suresinde ,Yusuf dönemindeki melikin (hükümdar) rüyasinda yedi ciliz inekle yedi semiz inek ve yedi yesil basakla yedi kuru basak görmesi ve Yusuf’un bunu tabir ederken yedi bol yil ile yedi kitlik yilini kullanmasi ve burada da yedi rakaminin kullanilmasi (Yusuf suresi, 43-49. ayetler) gibi. Islam’la Sümer inanclarinda Yedi (7) rakamiyla ilgili benzer örnekler cogaltilabilir. Bu kadar benzerliklerden soru isaretlerinin olusmamasi kacinilmazdir! Hem Sümer mitolojisinde, hem de kur’an’da insanin yaratilis amacinin tanriya/tanrilara hizmet etmek oldugu ortak olarak islenmistir. Kur’an’da allah’i tanima, ona kulluk etme seklinde, Sümerlerde ise daha farkli bicimde buna inanilmistir. Ama ne olursa olsun sonuçta isin icinde tanri hizmeti söz konusudur ve bu inanc da her ikisinde ortaktir.

Kur’an’da defalarca islenen insanin camurdan yaratilis efsanesi, hem sözde kutsal dinlerde, hem de Sümerlerde var olan ortak bir inanctir.



Kur’an cennette, bir ickiden bahsediyor (Muhammed suresi, ayet-15) hem de az degil; irmak biciminde söz ediyor. Icki olayıi Sümerlerin, “Inanna’nin Yeralti Dünyasina inisi” adli efsanelerinde farkli bicimde olsa da gecmektedir.
Tevrat’ta Adem’le Havva’nin icine birakildiklari cennetin bahcesinin ismi Adn olarak geciyor. Hatta Tevrat’ta bu yerin dünyada dogu tarafinda bir bölgede oldugu da yazili. O zaman Sümer inanclariyla tamamiyla uyusmaktadir.
Kur’an’da ise Adn/Aden ismi 11 yerde yazilmistir. Kur’an’a göre erkekler de dahil cennette altin bilezikler ve inciler takilacakmis, bir de o cennetlerde ipek elbise olacakmis. Benzer inanclar Sümer mitolojisinde de var. Tanrica Inanna, coban tanrisi Dumuzi’yi kurtarmak icin yeralti dünyasina gidince, lacivert taslardan (incilerden) hem gögsüne, hem de boynuna “cifter çifter” asiyor. Ayrica altin yüzükle gerdanlik ve temiz elbise giyiyor. Bir de gözlerine sürme gibi seyler sürüyor.
Tevrat’ta Allah hayvanlari ilk yarattigi zaman Adem’e, “Onlara sen isim tak” derken, tüm canlilarin isimlerini Adem takmis. Ayni olay Kur’an’da da anlatilmaktadir.

Adem’le Havva cennetten (bahceden) uzaklastirilinca, allah’in emriyle üzerlerindeki elbise (ceza olarak) alinir, ciplak kalirlar. Sümerlerde de ask tanrıcasi Inanna, Coban tanri Dumuzi’yi kurtarmasi icin yeralti dünyasina gidince, üzerindeki elbiseleri alinir. Su benzerlik de önemli ki, bu olay nasil Sümerlerde koca kari olan Enki ile Ninhursag arasinda yasanmissa, kur’ana göre de kari koca olan Adem’le Havva arasinda yasanmistir.
Yine Kutsal kitaplardaki cennetle Sümerlerin cenneti Dilmun’un ortak yanlarindan biri, meydana gelen hosnutsuzlugun son olarak tatliya baglanmis olmasi. Nasil Havva ile Adem en son affedilmislerse, hastalanan Enki de tanrica Ninhursag tarafindan son olarak bagislanmistir.
Tevrat ve kur’ana göre tanri, Adem’le Havva’yi, hayat agacina yanasmamalari konusunda uyarir; fakat onlar bu yasagi cigneyip agactan yeyince, hosnutsuzluk meydana gelir. Dilmun’da da Enki’nin bitkilerden yemesi, Tanrica Ninhursag’la arasini acar. Tabletlerde net olarak, “O bitkiler Enki’ye yasaklanmisti” anlaminda bir ifadeye rastlanamadi; ancak olayin seyrinden böyle bir yasak da anlasiliyor; yoksa tanrica Ninhursag neden Enki’ye kizsin ki!

Tevrat ve Kur’an’da anlatilan Adem’le Havva’nin cocuklari Habil ile Kabil’in efsanesine benzer efsanenin Sümer mitolojisinde anlatiliyor. Orada konuya iliskin hava tanrisi Enlil, Enten ve Emeş adlarinda iki kardes tanri yaratir. Bunlardan Enten hayvanciliktan, Emeş de tarim ürünlerden sorumlu tutulur. Bir gün bunlarin arasi acilir ve birbirleriyle kavga ederler. Durum tanri Enlil’e iletilince, kendisi hayvanciliktan sorumlu Enten’e hak verir. Bu efsane kur’an ve tevrat’ta da islenmistir; ancak Sümerlere göre Emeş’le Enten en son anlasirlar, tevrat ve kur’an’a göre Kabil/Kain Habil’i öldürür. Tabi ki bir efsanenin zaman icinde bu kadar degisikliklere ugramasi gayet normaldir.
Yine Lahar ve Aşnan kardeslerin efsanesi de aynen Habil-Kabil’inkine benzer. Siir biciminde yazilan tabletlerin bir kismi henüz okunmamakla birlikte, okunan kisimda aralarinin acildigi, birbirleriyle kavga ettikleri ve sonucta tanri Enlil ile tanri Enki’nin araya girmeleri yazili. Ancak tabletlerden okunan kisimda bu iki tanrinin verdikleri karar hakkinda bir bilgi yok. Kim bilir belki okunmayan bölümlerde bu karar da yazilmis.

Habil-Kabil efsanesi kur’an’da özetle söyle geciyor: Adem’in iki oglu (ki hadislerde Habil ve Kabil olarak geciyorlar) birer kurban takdim ediyorlar/Allah’a sunuyorlar. Tanri birininkini (Habil’inki) kabul eder, digerinkini (Kabil’in) ise kabul etmez. Bu nedenle Kabil, Habil’i öldürür. Daha sonra cenazesini gömmek icin tanri tarafindan bir karga gelip toprak deser ve onun cenazesini gömer. Katil olan kardes (Kabil) bunu görünce pismanlik duyar(Maide suresi, ayetler: 27-31)

Burada efsanenin Sümer mitolojisiyle ortak olan acik tarafi, Lahar-Aşnan ve Emeş-Enten gibi bunlarin kardes olmalari, birinin hayvanciliktan, digerinin tarimdan sorumlu olmasi, her ikisinin de kendi ürünlerinden tanriya sunmalari ve sonucta tanrinin birine hak vermesidir.
Kur’an’da sadece böylesine bir efsanede bu kadar bilgilerin Sümer mitolojisiyle-eski inanclarla örtüsmesi var iken, kalkip onu olaganüstü bir kitap olarak ilan etmek, izah edilebilirmi!

Kaynak: -Arif Tekin-

Kur'an bakalim ne anlatiyor? Tüm antik uygarliklarda camur/ toprak gectigine göre, elbette kur'an burada plastik diyecek hali yoktur

Okuyalim:

"And olsun ki, biz insanı süzme çamurdan yarattık. Sonra da onu nutfe halinde sağlam bir yere yerleştirdik. Sonra nutfeyi bir kan pıhtısı haline getirdik, derken o kan pıhtısını bir çiğnemlik et yaptık, bir çiğnemlik etten kemikler yarattık, kemiklere de et giydirdik. Ve sonra onu başka bir yaratık yaptık. Yaratanların en güzeli olan Allah'ın şanı ne yücedir." (Mü'minün, 12-16 ayetler.)

Sad Suresi'nde ise, insanın yaradılışından tedirginlik duyan şeytanla Allah tartışıyor: "Rabbin o münazara zamanında meleklere demişti ki: 'Ben muhakkak çamurdan bir insan yaratacağım. Artık onu tamamlayıp içerisine de ruhumdan üfürdüğüm zaman kendisi için derhal ona secdeye kapanın: Bütün melekler toptan secde etmişlerdi. İblise gelince, o büyüklük taslamış ve kafirlerden olmuştur. Allah: 'Ey İblis, kudretimle yarattığıma secde etmekten seni men eden nedir? Böbürlendin mi? Yoksa gururlandın mı?' dedi. İblis :'Ben ondan hayırlıyım. Beni ateşten, onu ise çamurdan yarattın' dedi." (Sad:71-76)

Kuran'a göre, Adem camurdan yaratilmistir, sonra onun kaburga kemiginden Havva, sonra ikisinin birlesmesinden Habil ile Kabil. Öykü uzar gider. Acaba, eski caglarda, diger uygarliklarda yaratilis öyküleri nasildir?


Luksor Tapinaginda hem de kuran ayetlerinin yazilisindan yüzyillar öncesine ait bir kabartmada öküz basli Misir tanrisi Khnemu, bir cömlekci ustaligiyla, camura bicim verip insani yaratiyordu.

Eski yunan mitolojisinde Zeus da camuru kullanmis.

Alinti (Turan Dursun)

"Babam Titan Giapeto, Zeus ile savaş halindeydi. Ağabeylerim Menezius ve Atlas'ı, gaddar Zeus cezalandırdı. Ben savaşa katılmamıştım. Fakat, Zeus'u da hiç sevmedim. Çünkü, evrenin dört köşesinde yaşanan acılara tatsızlıklara karşı çok ilgisiz davranırdı Zeus. Nefret ederdim ondan. Sonunda kararımı verdim. Kendim gibi duygulu varlıklar yaratmalıydım. Gözyaşlarımla toprağı çamur haline getirdim ve yoğurdum. Bir insan heykeli yaptım. Sonra bu heykele ruh verdim. İlk ölümlü yaratıklar oluştu böylece."

"Namlı, şanlı Hephaistos'u çağırdım hemen, 'bir parça toprak al, suyla karıştır' dedim. 'İçine insan sesi koy, insan gücü koy. Bir varlık yap ki, yüzü ölümsüz tanrıçalara benzesin.' Koca Hephaistos, topal tanrı, hemen yaptı dediğimi. Bir kız biçimine soktu toprağı. Ses koydu içine. Ve, Pandora adını koydu. İşte, böyle yarattım insanı." (Milattan önce 8.yüzyılda yazılan Hesiodos Destanı)

Sümerlerdeki ilk harç

Ilk Sümer dönemine dayanan ve milattan önce 7. Yüzyıla ait olan tabletler, 1914-1929 yılları arasındaki arkeolojik kazılarda bulunmuştu. Oluşma tarihi dörtbin yıl öncesine uzanan Sümer Efsaneleri'nde, "Enuma-eliş Destanı"nda tanrı Marduk'tan söz ediliyordu.

Bunun üzerine, ben de Ea'nın yardımını istedim. Toprağı, Kingu'nun kanıyla yoğurdum. İlk insanı meydana getirdim."

Gılgamış'ta da yaratılış çamurdan

"Büyük gök tanrısı Anu -ki, kendisini ben yarattım- Uruk halkının ah ve figanlarını dinlemişti. Beni çağırdı. 'Sen,' dedi, 'Beni yarattın, şimdi de fikrimi yarat.' Bunu duyar duymaz, Anu'nun fikrini kalbimde yarattım. Ellerimi yıkadım. Bir parça çamur koparıp yazıya attım. Ve bu yazıda, kahraman Engidu'yu yarattım. Çamurdan yarattığım Engidu, demir gibi serttir. Bütün gövdesi kıllardan simsiyahtır. Kadın gibi uzun saçları vardır."

Çin Efsaneleri bölümü

Pen-gu. "Havayı toprak ve yeryüzü olarak ikiye böldüm. Sonra öldüm. Nefesimden rüzgarlar, sesimden gökgürültüsü, gözlerimden güneş ve ay, vücudumdan dağlar, kanımdan ırmaklar ve denizler, saçlarımdan yıldızlar, terimden de yağmur meydana gelmiş. Daha sonra çürüyen bedenimde kaynaşan böceklerden insanlar oluşmuş."

"Zamanla gökyüzünün bir bölümü denizlere düşerek insanlığı yok etti. Bunun üzerine tanrıça Ngüho, yengeç elleriyle gökyüzünü yukarıya kaldırdı, denizleri yeniden sınırlarına itti ve çamurdan yeni bir insan türü yarattı.

Tevrattan Kur'an'a:

"Ve Allah dedi: 'Suretimizde, benzeyişimize göre insan yapalım/Ve Allah insanı kendi suretinde yarattı, onu Allah'ın suretinde yarattı./Ve Rab Allah yerin toprağından Adam'ı yaptı ve onun burnuna hayat nefesini üfledi ve Adam yaşayan can oldu./Fakat adam için kendisine uygun yardımcı bulunmadı./Ve Rab Allah Adam'ın üzerine derin bir uyku getirdi ve o uyudu ve onun kaburga kemiklerinden birini aldı ve yerini etle kapladı./Ve Rab Allah Adam'dan aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaptı ve onu Adam'a getirdi.."

Adem ile Havva'nın ilk günahları ve cennetten kovuluşları ile devam eden bu yaratılış öyküsü, hemen hemen aynen Kur'an'a geçmişti.

Neden Çamur?

Kendilerine son derece gerekli olan, tüm ihtiyaçlarını karşılayan su ve toprağa özel bir önem vermişlerdi. Su ve toprak birlrşince çamur oluyordu. Zaten günümüze değin gelen büyük efsaneler, soyut düşünce sistemleri, Dicle'nin, Fırat'ın, Nil'in, Indus'un, sulak ve bol çamurlu topraklarından yeşermişti. Büyük uygarlıklar yaratan bu topraklar, zengin efsanelere de yataklık etmişti. Bin yıllar öncesi insanlarının su ve toprağa olan bu şükran borçlarını anlamamak mümkün değildir.

Sözde kutsal olan kitaplarda sözedilen "insanın çamurdan yaratıldığı" fikri, kutsal kitapların ortaya atılmasından çok daha önceki çağlarda yaşayan insanların eserlerinde ve efsanelerinde görülmüştür. Bu durum, kutsal kitapların içine bu eser ve efsanelerden alıntı yapıldığının göstergesidir.

Belki biraz insanlik tarihi okur da bu anlatilan masallarin nasil olustugunu kavrarsiniz. Bu da din esaretinden kurtulup mantik yürütmekle oluyor. Tarih hep bu masallari dinlemekle gecirmistir ve hala da geciriyor, sonuc olarak insanlik adina hic bir getirisi olmamistir, yaramissa ancak krallara, despot yöneticilere yaramistir, cünkü toplumu hakimeyiti altinda tutmak icin ideal bir aractir, tipki modern cagimizda Tayyib'in yaptigi gibi...

Selmet
26-01-2015, 11:13
bilgilendirici yazi icin tesekkurler @naturelist.

"Allah onların kalplerini ve kulaklarını
mühürlemiştir ve gözlerinin üzerinde de
gerçekleri görmeye engel bir perde vardır;
böylelikle gerçeği görmezler, en büyük azap
onlara hazırlanmıştır."

bu ayet sanki gunumuz muslumanlarini tarif ediyor!

Nana Buluku
26-01-2015, 12:03
Tarımın İngiltere'ye MÖ 5000'de ulaşması İskandinav mitolojisinde insanın topraktan yaratılışı geçmez.Onun yerine tuz,buz ve ağaçlar toprağın yerine geçmiştir.İlk insanın tuzlu buz kalıbından yaratılmıştır.Bölgenin soğuk ve denizlerle kaplı olmasıyla ilgili olabilir.
Güney Amerika halklarından birinde de ilk insanın tahtadan yaratıldığı söylenir.Ancak tanrılar tahtadan yarattığı insanı beğenmez ve yok eder.Daha sonrada çamurdan yaratılır.
Burada da bölgenin ağaçlarla kaplı olması(Amazon ormanları) etkilemiş olabilir.

alpha
26-01-2015, 14:15
sayın Natürelist baya bir uzun yazmışsın, yorulmadın umarım.

ben okurken yoruldum hani :)

bu konuda bilimle celisen tonlarca ayet sunabilirim bu cümleniz bilimsel değil, çünkü kuran'ın tamamı 1 ton bile gelmez. :)

Bilime aykiri oldugu bir kere kesin.

Kesin olan nedir ? Hangi açıdan kesindir ? Sen bir uçağa binip mekkeden kuduse yolculuk yaparak, bu yolun bir günde aşılamayacağı tespitini mi yaptın ? Bilimsel olarak maximum seyahat hızı x 'dir şeklinde bir kanunmu var ? Ondan dolayı mı ? Teknolojimizin yetip yetmemesini sormuyorum. Söylediğim gibi bilimsel maxium seyahat hızı x şeklindedir bir kanun var mı ? İkinci nokta; MUhammed'in uzayda gittiği konumu elde ettiğin haritalarla sen mi tespit ettin ? Ortada şöyle bir durum var ; sen gidilen gezegeni ve gidilebilecek maksimum hızı kendi kafana göre belirlemişsin ve bu "bilim"dir deyip bilimi sınırlamışsın. Birincisi gidilen yer sana göre çok uzak ancak ışık hızı dahi olsa gidilemez anlamında söylüyorsun, peki ya ışık hızından başka çeşit yolculuk şekilleri olmaz mı ? Solucan deliği dedikleri şey ancak bilimin (yani insan bilgisinin) yetmediği olaylar ne olacak ? Eee tabi sen son noktayı koydun.. Bilim senin dediğinden fazla ilerleyemez elbette. Bu söylediklerinin ispatı bir kaç harita çizimi ve 3-5 matematik hesabı ile sınırlı.

Tamam o zaman sen bilime söyle bir şey geliştirmeye değil, senin söylediğin hedefe çalışşsınlar zira sen sonucu biliyorsun, ve işler senin hesaplarına göre yürüsün.

Ortaçağda da böyle fikirler vardı, ama ortaçağ da şu an o ortaçağdaki kişilerin hayal edemediği konumlardayız, o yüzden bilimi sınırlama. Quantum fizikçilerini dinle biraz. Tabi ben dinlerken beynim ısnıyor. Anlamak harbiden zor adamları. Ancak birincisi ışık hızı bir teoremdir. Einstein in formülüne göre ışık hızı ile yol alan birisinin matematiksel olarak sonsuz kütleye sahip olması gerekir. Bu durumda formülün bizi bu hıza ulaştığımızda maddeye ne olabilir sorusuna cevap veremeyeceği açıktır. Bazı şeyler ancak deneyerek anlaşılabilir. Tabii ondan önce maddenin ne olduğunu anlayabilse idik belki de hesaplar yapabilirdik. Ama milyarlarca dolar versende, CERN gibi yerler bu sorulara henüz cevap veremedi. ki bilim adamları da bunların hesabını yapsın. Bak sonra yerçekimi, hala bilmiyoruz. Onu bulan söylüyor, yani newton. Ben diyor bunları buldum, yerçekimi yasasını. Ama bu sadece sonuç nedeni değil, hangi sebebten bu oluşuyor onun mantığını kuralını bulamıyoruz. Diyor.. Hala da bulunmadı. Tüm bunlar maddeyi anlamaya bağlı. Ancak o zaman yerçekimine karşı gelebilen ve hiç güç harcamadan uçabilen cihazlar yaparız.

--------------

alpha
26-01-2015, 14:49
Kuran bilimsel değilmişmiş ;

ne diyor "biz insanı çamurdan yarattık.."

Bunun iki anlamı var da, ben kısaca birine bakayım. Bilimsel olaraktan.. Bak şimdi temiz bir jileti al (mikrop kapmanı istemem) elinin üstünden biraz kes, kan aksın azcık, az bir deri parçasınıda koparmış ol. Yok yok şaka diyorum.. yapma sakın :)

Şİmdi bazen böyle şeyler olur, elin kesilir, bi miktar derin kopar vs vs. Sonra o yara bir süre sonra iyileşir, yara izin kapanır, ve eskisi gibi etle kaplanır. 2-3 hafta felan sürebilir, yaranın büyüklüğüne bağlı. Şimdi o et oraya nerden geldi ? Nedir onun hammaddesi ?

Cevap gayet açık; sen bir gıda yersin, o gıda da zamanla oraya et oluverir. Hee o gıda nerden gelir ? Marketten alıyorum mu diyeceksin. Yok onu sormuyorum. Gıda nasıl yapılır. Şu an günümüz teknolojisi itibari ile 1 gram yiyecek yapamıyoruz. Maalesef. Gıda nın tek bir kaynağı vardır; fotosentez. Evet sen o gıdayı ya bir bitkiden aldın yada o bitkiyi yiyen bir başka hayvanı yemekle aldın. Başka yolu yok. Yok bakkaldan aldım deme. Kakao bitkisi dünyada biterse nerden çikolata alcaz ? Başka yolu yok. Peki fotosenteze dönelim yani gıda fabrikamıza. Bu nasıl oluyor ? Önemi nedir ?;

Bitkiler besin zincirinin ilk halkasını oluşturduğundan, diğer tüm canlıların var olabilmesi ve yaşamlarını sürdürebilmeleri için gerekli enerji fotosentez olayı sırasında elde edilir.

fotosentez ile bitki topraktan aldığı mineral ve suyu güneş ışık enerjisi ile besine (glikoza) dönüştürür.

Şİmdi başa dönelim işte bedenimizin hammaddesi topraktan geliyormuş. Topraktan gelen mineraller, bir gıda zinciri ile bedenimize geliyor.

Bilimsel değil mi ? Yoksa marketten aldığın yiyeceklerin mesela sucuk sucuk fabrikasında, mercimek mercimek fabrikasında, süt süt fabrikasında mı yapılıyor acaba ?

--------------------------------------

Daha önce aciklandigi gibi tanrinin insani kendi seklinde yaratma inanci Sümerlerde de var idi.

Tanrı insanı kendi şeklinde yaratmış olamaz mı demek bu şimdi ?

Yada sümerlerde var diye Kuran hatalı nasıl oluyor ? Benim fikrime göre de doğru olması gerekir, yani sümerler kuranı doğruluyor. Her şey yerine oturuyor.

Nasıl mı ?

Nibiru gezegeninden gelen Enki, genetik mühendisliği ile insanı üretiyor. Bu projede aşamalı aşamalı oluyor. Bir nibirulu geni ile maymun genini birleştiriyor. İlk çalışmalar başarısızlıkla sonuçlanıyor. Daha çok maymunsu yaratıklar ortaya çıkıyor. Bu çalışmalarda nibiru tohumu ile maymun tohumu bir nibiru kabında (yani nibiru gezegeninden gelen elementlerden oluşturulmuş bir kapda) birleştiriliyor. Ancak daha sonra malzeme olarak topraktan yapılma kap kullanılıyor. İlerleme oluyor ancak hala sorunlu. Taşıyıcı anne olarak dünya canlısı kullanılıyor ilk önce, yani maymunsular. Daha sonra bu taşıyıcı anne nibiru lu bir dişi kullanılıyor. Enki'nin üvey kızkardeşi oluyor bu. Ve başarı oluşuyor. İnsan doğuyor. Tabii ilk doğan insan ve dişisi sorunlu. Sorun üreme sorunu. Enki sayıyor bakıyor 22 çift dal. ama 23 olmalı imiş. Hemen bir ameliyat ile kaburga kemiğinden mi iliğinden mi ney nakil oluyor. 23 yapılıyor. Bak şu anda insanda kaç çift gen var ?

http://tr.wikipedia.org/wiki/Kromozom

Şimdi cümlelere bak ;

>>> Benzeyişimize göre insan yapalım,,

>>> Sonra onu tamamlayıp şekillendirmiş, ona kendi ruhundan üflemiştir.

Ne yapmış yapmış ? Anlamadın mı ? Kendi geninden dünya genine aktarma yapmış. Ne yazsaydı gen transplantı yaptım mı yazsaydı ?

Aynısı kuran da geçiyor yine meryem ile ilgili bölümde ;

"Ve Meryem, ırzını korudu. Biz, ruhumuzdan onun içine üfledik. Onu ve oğlunu, âlemlere deli yaptık."

Bak burada da var.. Ne diyor ? İsa nın da nibiru ile insan (maymun değil bu sefer) arasında bir gen birleştirmesi olduğunu söylüyor..

Haa çaktınız mı ruh neymiş ? anlamadıysanız sor cevap vereyim...

Ama kabullenmek zor ise dinlemeyin, sormayın.

Bu anlattıklarımı müslümanların bilmesi bile zor iken siz kafayı yersiniz. O yüzden yüzeysel geçtim.

Nana Buluku
26-01-2015, 15:05
Tabi ben dinlerken beynim ısnıyor. Anlamak harbiden zor adamları. Bak sonra yerçekimi, hala bilmiyoruz. Onu bulan söylüyor, yani newton. Ben diyor bunları buldum, yerçekimi yasasını. Ama bu sadece sonuç nedeni değil, hangi sebebten bu oluşuyor onun mantığını kuralını bulamıyoruz. Diyor.. Hala da bulunmadı.

Aynısı bende de oluyor. :) Bilimsel terimleri bilmediğimiz için anlamıyoruz sanırım.Morgan Freeman ile Evrenin Sırları'nı izliyorum genelde.Başlangıçta günlük hayattan örnekler vermesi konuyu daha anlaşılır hale getiriyor.

Dün yerçekmiyle ilgili teorileri anlatmıştı.Kısaca yerçekiminin neden olduğu ile ilgili teoriyi anlatayım

Teoride yerçekiminin entropiyle ilgili olduğunu söylüyorlar
Yerçekiminin aslında gerçek olmadığını entropinin artmasıyla oluştuğunu felan söylediler.Birde şöyle bir örnek verdiler:
Balon'un(hava taşıtı olan) içindeki havayı ısıttığımızda entropi artıyor.Entropinin artmasıyla hava molekülleri balonu yukarı doğru yükseltiyor.Yerçekimininde buna benzediğini söylediler.

Teori ne kadar doğrudur bilmiyorum.Buna kara delik termodinamiği diyorlar sanırım.

http://tr.m.wikipedia.org/wiki/Kara_Delik_Termodinamiği

Yanlışım varsa düzeltin aklımda ne kaldıysa onu yazdım.

bursali68
27-01-2015, 03:45
Merhaba,

Dinlerdeki " tekrar diriliş " beyin dirilişi anlamında değil RUH dirilişi anlamındadır.

Beyni bilgisayara kopyalayalım.Sonra da hayatı, eğitimi, ailesi ve çevresi, sağlık durumları farklı farklı olan 3 kişiye kopyalayalım...Hangisi beynin asıl sahibinin tekrar dirilmiş halidir....?

Dinlerdeki RUH dirilişi ise kabaca AYNI RUHUN farklı bir ortamda tekrar faaliyete geçmesidir...

Ölüm iki türlüdür...Biri BEDEN ölümü, diğeri BEYİN ölümü...Ki şu an için bilinen her ikisinin de MADDİ dünyaya bağlı olmasıdır...Ki bedenen ölüm de, beyin ölümü de MADDİ dir...Yani öldünüz hem beden, hem beyin olarak iş bitti demektir...!

Hawking'in, beyin anlamında ölümsüzlükten veya dirilişten bahsettiği, ruh ölümsüzlüğü veya dirilişinden bahsetmediğini düşünüyorum...

Ancak burada vurgulanan bu konu DİN ile de birleşince karışıklık ortaya çıkıyor...Eğer insan bir bilgisayar gibiyse, o zaman Yaratıcı dediğimiz, bir bilgisayar uzmanı olması yeterli, çok uzun uzadıya kafa yormanın gereği yok...

Ayrıca genellikle hiçbirşey ORİJİNALİNİN yerini tutmuyor...Çakma programlar sürekli SORUN yaşatıyor...!

Sağlıcakla kalınız...

Nana Buluku
27-01-2015, 10:09
Beyni bilgisayara kopyalayalım.Sonra da hayatı, eğitimi, ailesi ve çevresi, sağlık durumları farklı farklı olan 3 kişiye kopyalayalım...Hangisi beynin asıl sahibinin tekrar dirilmiş halidir....?

Beyni bilgisayara kopyalamak en kolayıdır.Ancak bilgisayardan beyne aktarım yapmanın sonuçları kötü olabilir.Bu kötü sonuçları bir şekilde aştığımızı düşünelim yinede aktardığımız bilgiler beyinde çöp olmaktan başka hiçbir şeye yaramayacaktır.

Bilginin beynimizde nasıl depolandığına bakalım.

İnsanlar bilgiyi duyuları sayesinde elde ederler.Duyularımız sayesinde elde ettiğimiz bilgiler sinir sistemi yoluyla beynin ön kısmındaki bir bölüme(kısa süreli hafızanın depolandığı yer) aktarılır.Ancak duyularımızla elde ettiğimiz bilginin çok ufak bir kısmı bu bölgeye aktarılır.Bu aşamadan sonra bilginin yine çok ufak bir kısmı hipokampus denen bölgeye aktarılır.
Hipokampus'te bulunan bilgileri uzun süre unutmayız. (ömür boyu bile unutamayabiliriz.)

Bilgisayardan beyne aktarıma geri dönecek olursak.

Bilgiyi hangi bölgeye aktaracağımız önemlidir.

1-Hipokampus

Hipokampus belli bir sınırı vardır.Sınırsız şekilde bilgi depolayamaz.Aktaracağımız bilgi hipokampuse sığabildiğini düşünelim.
Bilgiyi normalde duyularımızla elde ediyorduk.Bilgiyi duyularımızla elde etmeden direkt olarak hipokampuse aktarırsak
Kişi duyularıyla elde ettiği ve belli bir aşamadan geçmiş bilgileri mi daha kolay hatırlar yoksa bilgisayardan aktarılan bilgileri mi?

Tabi ki de duyularıyla aktarılan bilgiyi daha kolay hatırlar.
Hatta şunu da rahatlıkla söyleyebiliriz ki kişi yaşamına devam ettikçe çok kısa bir süre içinde bilgisayardan gelen bilgilerin %99'unu unutacaktır.

2-Kısa süreli hafızanın olduğu bölgeye aktaralım.

Bilgilerin kısa süreli hafızadan hipokampuse aktarılması için yapılması gerekenlerden biride(belkide en önemlisidir) tekrar yapmaktır.

Kişi bilgisayardan gelen bilgilerin hepsini çok kısa bir süre içinde sürekli tekrar edebilir mi?

Hayır.

Görüldüğü gibi bu kadar az bilgiyle bile bu işin ne kadar zor,gereksiz ve belkide tehlikeli olabileceği ortada.

Soruna dönecek olursak.

3 farklı kişi yaşamına aynı kişiler olarak devam edeceklerdir.

bursali68
27-01-2015, 12:14
Merhaba,

Sevgili deizm...

Beyni bilgisayara kopyalayalım.Sonra da hayatı, eğitimi, ailesi ve çevresi, sağlık durumları farklı farklı olan 3 kişiye kopyalayalım...Hangisi beynin asıl sahibinin tekrar dirilmiş halidir....?
Bu paragrafımı alarak mesaj yazmış ve..:
Beyni bilgisayara kopyalamak en kolayıdır.Ancak bilgisayardan beyne aktarım yapmanın sonuçları kötü olabilir.Bu kötü sonuçları bir şekilde aştığımızı düşünelim yinede aktardığımız bilgiler beyinde çöp olmaktan başka hiçbir şeye yaramayacaktır.[/QUOTE]
Demişsiniz...

[QUOTE]Kişi bilgisayardan gelen bilgilerin hepsini çok kısa bir süre içinde sürekli tekrar edebilir mi?

Hayır.

Görüldüğü gibi bu kadar az bilgiyle bile bu işin ne kadar zor,gereksiz ve belkide tehlikeli olabileceği ortada.

Demişsiniz...

Sonra da...:
Soruna dönecek olursak.
3 farklı kişi yaşamına aynı kişiler olarak devam edeceklerdir.
Bunu demişsiniz...

Doğrusu benim açımdan pek anlaşılabilir olmadı bu son cümleniz veya en azından sanki önceki iki söylediğinizle çelişik gördüm...Bilemiyorum, biraz daha açabilirseniz anlaşılır olacaktır diye düşünüyorum...

Sağlıcakla kalınız...

Nana Buluku
27-01-2015, 13:34
Doğrusu benim açımdan pek anlaşılabilir olmadı bu son cümleniz veya en azından sanki önceki iki söylediğinizle çelişik gördüm...Bilemiyorum, biraz daha açabilirseniz anlaşılır olacaktır diye düşünüyorum...


Hipokampus bilgilerin depolandığı bölgedir.Burada depolanan bilgiler uzun süre unutulmaz.Duyularımızla elde ettiğimiz bilgiler hipokampuste depolanması için belli aşamalardan geçmesi gerekir.Mesela 10 haneli bir sayıyı okuduktan bir kaç saniye sonra unuturuz.Ancak telefon numaralarımızı unutmayız.Bunun nedeni numarayı tekrar etmemizdir.Aynı zamanda beyin numara için anlamsal şifreleme yapar.

Eğer bilgisayardan beyne aktarım yapılırsa çok fazla bilgi hiç bir aşamadan geçmeden beynimizde depolanır.Bu yüzden aktarılan bilgi çok kısa süre içinde unutulur.Aynı zamanda kişi yaşamına devam ettiği sürece yeni bilgiler depolandığı için eskiler kat ve kat daha hızlı unutulur.

Sonuç olarak;

Kişiler aktarılan bilgiyi çok kısa süre içinde unutacak ve yaşamlarına kendi bilgileriyle devam edecektir.

bursali68
27-01-2015, 13:48
Kişiler aktarılan bilgiyi çok kısa süre içinde unutacak ve yaşamlarına kendi bilgileriyle devam edecektir.
Merhaba,

Sevgili deizm, yani " 3 farklı kişi yaşamlarına beyni kopyalanan kişi olarak değil, farklı kişiler yani KENDİLERİ olarak " mı devam edecekler...? Anlamaya çalıştığım bu...

Sağlıcakla kalınız...

Nana Buluku
27-01-2015, 13:52
Merhaba,

Sevgili deizm, yani " 3 farklı kişi yaşamlarına beyni kopyalanan kişi olarak değil, farklı kişiler yani KENDİLERİ olarak " mı devam edecekler...? Anlamaya çalıştığım bu...

Sağlıcakla kalınız...

Evet.Doğru anlamışsınız.

alpha
27-01-2015, 16:14
Balondaki durum farklı, balon yerçekimi kuvvetine karşı geldiği için havada durmuyor veya havaya yükselmiyor. Balon atmosfer dediğimiz hava denizinde havadan hafif gazların kullanılması ile hava içindeki konumunu üste doğru taşıma eğilimi gösteriyor. Bu tıpkı denizde yüzen tahta parçası gibi. Dolayısı ile gerçekte yerçekimi kuvvetine karşı gelme yok. Uçaklarımızda bu şekilde havada uçuyorlar. Teknolojimiz yerçekimi kuvvetine karşı bir güç oluşturabilmiş değil henüz.. Havada giden uçak kanatları ile havaya çarptığı için hava itki kuvveti ile uçağı hava içerisinde yüzdürüyor. Yerçekimi kuvveti şekilden ve balon gibi hafif gazlardan ayrı bir şey.

Düşünün ; eğer ki hava olmaz ise bu durumda ne balon ne de uçaklar uçabilir, helikopterlerde dahil. Bu mantığı anladıysanız gerçekte yerçekimine karşı herhangi bir teknolojimizin neden olmadığını da anlarsınız.

Şİmdi gelelim diyelim ki bu teknolojiye sahip olduk. Yani yerçekimine karşı bir teknolojimiz var. Bu durumda 5 ton gelmesi gereken bir araç, artık 0 kilo gelecek veya çok çok az.. Bu durumda bu aracın havada ilerlemesi bir tüyün havada ilerlemesi kadar kolay olacak. Varmı yok mu bilemiyorum ama, hani kimi ufo gözlemlerinde ufo araçları o kadar hızlı ve seri hareket ederler ki sanki birisi çizgi film çizmiş gibi. Evet zaten muhtemel sonuç budur, o kadar küçük bir kuvvetle istediğiniz manevrayı kolaylıkla yaptırabilirsiniz eğer yerçekimine karşı bir güç oluşturabilirseniz. Bir tüy gibi...

alpha
27-01-2015, 16:23
ulan obi_wan, kabullenmeyeceğin şeyleri okuma, sana bu kadar bilimsellik çok geldi iseee,

sen "mit"lerde gezmeye devam et. mit ol emi :)

herşeye mit mit diye diye kendinizi kazana atmayın. Bütün bunlardaki bilimselliği görün, ve o gözlükle bakın. Bilimselliği şeytan ın size verdiği bir inkar yolu olarak seçmeyin.

Allah'ın herşeyi bir oran ile yarattığını görün.

2010 yılında quantum fiziğinde bile altın oran keşfedildi. Her şeyde bu var. Bir oran,,

Rasgeleymiş, bilimsel olmayan bu. Ama arada savaşan bir şeytan var. Şeytan kötü biri, o dünya üzerinde ve bir çok yeri ele geçirmiş. Para babası, nüfuz sahibi. O kullanıyor bu güçleri sizleri ayartmak için. Pek de başarılı olmuş.

Nana Buluku
27-01-2015, 16:59
Balonu boşuna ısıtmıyorlar. Balon ısındığı için yükseliyor.Havadan hafif gazların kullanılmasının da yararı var ancak asıl önemli olan balonun içindeki gazı ısıtmak.Balonun hava taşıtı olan balon olduğunu unutmadın umarım.

Yer çekimine karşı geldiğini söylemedim ki.

Balonun içindeki entropinin artmasıyla yukarı doğru bir kuvvet oluşuyor.Aynı durum yer çekimi içinde geçerli ancak yer çekiminde tam ters yönde bir kuvvet oluşuyor.

Kuvvetin oluşmasını sağlayan şey entropinin artması.Önemli olan bu.

Ben belgeselde verilen örneği yazdım

Allah'ın herşeyi bir oran ile yarattığını görün.2010 yılında quantum fiziğinde bile altın oran keşfedildi. Her şeyde bu var. Bir oran,,

Bunları obi wan'a neden yazdın ki? :)

spartacus
27-01-2015, 23:18
Allah'ın herşeyi bir oran ile yarattığını görün.

Allah'ı yaratanda oranla mı yaratmış?

Sen ve bilimden bahsetmek?

Altın oranmış, efendim Kabe altın orandaymış vs, hala bu çocukça oyunlara inanıp, birde bilim diyorsun. Altın oranı gel ben sana ne kabe'si, aha ayağımı bastığım her noktaya uyarlayım, halbuki altın oranda esas alınan aha o ayağındır, kafana göre dışarıda belirleyeceğin noktalar filan değildir, bunu yaparsan ancak avanakça kendini kandıracağın sanal altın oran noktaları tespit eder, hem kendin yaparsın hem de kendin taparsın.. Bu kadar mı boş olunur bilmiyorum.
Al sana altın oran, saçma, saçma şeylere inanıp buralarda üfürme...

Altın oranmış, bir kürenin hangi noktası olursa olsun, maksat o noktanın dışında keyfiyetle refranslar alıp, tam da o noktayı altın oran yapmak ise bu sanal çizgilerle her türlü mümkün, o nokta neresi olursa olsun... Yani ne diyeyim ki, insan adına inanç, sanrı denilen şeylerle bu kadar mı akılı, mantığı tatile yollayıp, kendisini ahmak yerine kor anlamıyorum.

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/6/64/AOKarecik.jpg

VirtualReality
04-02-2015, 14:16
Benim baska hedeflerim var olumsuzluk mumkun olabilir.
Evrimle ilgili.