PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Diktatorun "Yeni" Politikasi


evrensel-insan
05-02-2015, 19:17
Bilindigi gibi dictator, Hukumetin ve yasamanin basindan, Yurutmenin ve devletin basina cumhurun basi olarakj terfi edince, T.C. tarihinde bir ilke imza atti.

Diger cumhurun baslari gibi mecliste tarafsizligi secmekyerine, "partili/tarafli cumhurun basi" oldu.

Hatta hukumete ve meclise ve de yasamaya mudahele etme Adina kacak sarayinda bakanlar kuruluinu da topladi.

Secimler yaklastikca da sanki bir parti baskani gibi, kendi partisine yani AKP'ye kukla basbakani hice sayarak oy istiyor ve istiyecek.

Yalniz buradfa daimi dillendirdigi "yeni" Turkiye'nin, "yeni" politikasindan yola cikiyor.

Yani "Ben cumhurun basi olarak hukumetin basi olmak icin degil, baskanlik sistemi ve rejim degisikligi icin oy istiyorum" diyecek.

Yani iktidara gelecegini dusundugu AKP'sine de boylece "gizli" oy isteyecek.

Diktatorun amaci, hem devletin, hem hukumetin, hem yasamanin, hem yurutmenin, hem de yarginin/ordunun hem milletin meclisinin v.s. kisaca tum yetkileri elinde tek basina bulunduran bir otokrat olmak.

Yani baskanlik sistemi, onun tek yetkili otokratik resmiyeti ve mevkii.

Halbuki diyelim ABD'deki baskanlik sistemi ise "gucler ayriligi" uzerine kurulu.

Yani baskanin mecliste ya da yasama da hic bir yetkisi yok ve karisamaz. Ustelik ondan istenileni yapmak durumundadir, ya da onun istedigi red edilebilir. Her iki mecliste bunun icin.

Dolayisi ile Baskanlik sistemi olan Avrupanin ya da emperyalist digger ulkelerin hic birinde boyle bir otokratik tek yetki yok.

O yuzden de diktatorun istedigi "padisahlik/krallik/halifelik" olarak nitelendiriliyor.

Anayasa ise bunlarin ustune bir bonus. Yani basskanlik sistemi gelir de meclis cogunlugu diktatorunm eline gecerse, Anayasa da tam bir teokratik temelde rejim degisimi yasayacak.

Iste bu temelde dictator, secime gidecek kendi kadrosunu yani kendine biat ve itaat edecek kadroyu hazirlamaya basladi bile.

Tabi ki buradfa su anki kukla basbakan ile de celiskileri var.

Cunku o da kendine yakin kisileri secme Adina farkli bir liste hazirliyor.

Diktator ile aralarinda da gorusmeler oluyor.

Kisaca hukumetin basi partisine, devletin basi dictator de kendine baskanlik sistemi icin oy isteyecek.

Diktator kendi icin ve baskanlik sistemi icin oy isterken de, bunun basarilabilmesi Adina da partili yonunu devam ettirecek.

Yani kendi listeledigi AKP kadrosu iktidar olabilsin diye de oy istemis olacak.

Artik bir tasla kac kus vurulmak isteniyor, siz karar verin.

Diktator olarak "disaridan birinin" AKP'yi tumuyle ele gecirme istemi, basta hukumetin kukla basi olmak uzere, AKP'de ister istemez bir tartisma ortami.

Ayrica 3 donemi doldurmus AKP'liler de dictator eli ile getirilecek yerler olarak odullendirilecek.

Bu arada H.Fidan'in, Bilal Oglan'in ve Sumeyye kizin da milletvekili olacaklari konusuluyor.

AKP secmeni bunyesinde de hem baskanlik sistemi hem de diktatorun AKP ele gecirme oyunlari farkliliklar yaratiyor.

Duzenin comle teokratiklesmesini de istemeyenler var.

Bunun disinda secimlerde "oy vermeyen/kararsizlar" in da orani bayagi yuksek.

Kimse de bunlarin oy verirse, AKP'ye oy verecegini dusunmuyor.

Dolayisiyle bu kitlenin pasifligi de AKP'ye yariyor. Tabi % 10 baraji da.

HDP'nin de % 10'u asip asamiyacagi tartisma konusu.

Oyle ya da boyle bu secimler ulke ve toplumu Adina sonuc olarak vesonucun gelecekte getirecekleri olarak bir donum noktasi olacak.

kartopu
06-02-2015, 00:42
Alında seçimlere hiç katılmamak gerekir. Seçim sonuçları şimdiden belli bir ülkede hukuk işlemiyorsa seçimin anlamı yoktur.
Böyle durumlarda elinde gücü tutan iktidarı da zorla tutuyor demektir seçime katılım o seçimi meşru gösterir halbuki bu tür durumlar seçim sandıklarında seçmen iradesini teşkil etmez .

Seçimler toplumun demokratik olarak kendi yöneticilerini kendilerinin seçmesidir hukuk olmayan yerde demokrasi işlemez.

Sonucu seçimler yapılmadan belli olan bir ülkede seçim sandıkları boşuna çabadır.

Böyle durumlar devrimcilerin haklılığını daha açık anlatımıdır. Krizler bir ülkede demokrasiyi kaldırır. Devrimcilerde şunu der burjuva demokrasisi toplumu aldatma projesidir. Her şeyin bol olduğu dönemlerde paylaşım güzeldir ama az olduğunda pay büyükler arasında yapılır yoksula ya dilencilik ya açlık kalır.

Seçimler artık son sahnelerini oynuyor aslında bu iş cumhur başkanlığı seçiminde bitmişti.

Türkiyede ne sandığın ne adaletin ne finansın nede siyasetin güvenirliği kalmamıştır.

evrensel-insan
06-02-2015, 00:57
Alında seçimlere hiç katılmamak gerekir. Seçim sonuçları şimdiden belli bir ülkede hukuk işlemiyorsa seçimin anlamı yoktur.
Böyle durumlarda elinde gücü tutan iktidarı da zorla tutuyor demektir seçime katılım o seçimi meşru gösterir halbuki bu tür durumlar seçim sandıklarında seçmen iradesini teşkil etmez .

Seçimler toplumun demokratik olarak kendi yöneticilerini kendilerinin seçmesidir hukuk olmayan yerde demokrasi işlemez.

Sonucu seçimler yapılmadan belli olan bir ülkede seçim sandıkları boşuna çabadır.

Böyle durumlar devrimcilerin haklılığını daha açık anlatımıdır. Krizler bir ülkede demokrasiyi kaldırır. Devrimcilerde şunu der burjuva demokrasisi toplumu aldatma projesidir. Her şeyin bol olduğu dönemlerde paylaşım güzeldir ama az olduğunda pay büyükler arasında yapılır yoksula ya dilencilik ya açlık kalır.

Seçimler artık son sahnelerini oynuyor aslında bu iş cumhur başkanlığı seçiminde bitmişti.

Türkiyede ne sandığın ne adaletin ne finansın nede siyasetin güvenirliği kalmamıştır.

Eeee nedir cozum ya da yapilmasi gereken?

kartopu
06-02-2015, 10:58
Evrensel-İnsan 1=Diktatorun amaci, hem devletin, hem hukumetin, hem yasamanin, hem yurutmenin, hem de yarginin/ordunun hem milletin meclisinin v.s. kisaca tum yetkileri elinde tek basina bulunduran bir otokrat olmak.

Bu yukardaki yazı sana ait. Senin diktatör dediğin için bu söylediklerin. Artık olay amaç olmaktan çıkmış icraat olmaktadır. Yani minare çalınmış kılıf aranmakta. Kurnaz kılıfı da vatandaşa diktirmek istiyor. Sen bilirsin istersen kumaşın ucundan tut.

Eeee nedir cozum ya da yapilmasi gereken?

1914-1919 da bu ülke işgal edilmişti ortada bir padişah vardı ama tuvalete bile İngilizlerin refakatı eşliğinde gidiyordu .Bu ülkeye sahip çıkanlar ve bu ülkeyi sevenler bir çözüm üretti ama üretilen çözüm ne padişahın hoşuna gitti ne işgalcilerin.

Her zaman çözüm vardır ama bazen o alışılmış davranışların dışında.

Bu gün de muhalefet işgal altında hukuk çalışmıyor seçim sandıkları merkez seçim kurullarında değişiyor seçim sandıkların güvenirliği yok AKP topluma rüşvet verip oy istiyor muhalefet probaganda yapma imkanı bile bulamıyor

İç işleri bakanı merkez seçim kuruluna gece yarısı dalıyor muhalefet seçim sayımına itiraz ettiğinde ciddiye bile alınmıyor.
önceden belli olan seçim için sandığa gitmek bence boşuna zahmet etmektir.Hadi korktun gittin o zamanda iktidarın değişeceğini beklemek saflıktır.
Bu işin ne olacağı cumhur başkanı seçim ve Ankara belediye başkanı seçimlerinde ve çıkan sonuçlardan bellidir.
Devlet hile yaparsa ne olur. Halbuki demokrasinin garantisi devlettir yasalardır.

evrensel-insan
06-02-2015, 18:02
Bu yukardaki yazı sana ait. Senin diktatör dediğin için bu söylediklerin. Artık olay amaç olmaktan çıkmış icraat olmaktadır. Yani minare çalınmış kılıf aranmakta. Kurnaz kılıfı da vatandaşa diktirmek istiyor. Sen bilirsin istersen kumaşın ucundan tut.



1914-1919 da bu ülke işgal edilmişti ortada bir padişah vardı ama tuvalete bile İngilizlerin refakatı eşliğinde gidiyordu .Bu ülkeye sahip çıkanlar ve bu ülkeyi sevenler bir çözüm üretti ama üretilen çözüm ne padişahın hoşuna gitti ne işgalcilerin.

Her zaman çözüm vardır ama bazen o alışılmış davranışların dışında.

Bu gün de muhalefet işgal altında hukuk çalışmıyor seçim sandıkları merkez seçim kurullarında değişiyor seçim sandıkların güvenirliği yok AKP topluma rüşvet verip oy istiyor muhalefet probaganda yapma imkanı bile bulamıyor

İç işleri bakanı merkez seçim kuruluna gece yarısı dalıyor muhalefet seçim sayımına itiraz ettiğinde ciddiye bile alınmıyor.
önceden belli olan seçim için sandığa gitmek bence boşuna zahmet etmektir.Hadi korktun gittin o zamanda iktidarın değişeceğini beklemek saflıktır.
Bu işin ne olacağı cumhur başkanı seçim ve Ankara belediye başkanı seçimlerinde ve çıkan sonuçlardan bellidir.
Devlet hile yaparsa ne olur. Halbuki demokrasinin garantisi devlettir yasalardır.

Tamam da ben senden hala bir cozum ya da gelecek olarak bir turkiye onerisi alamadim.

Ya da bunu bertaraf etme Adina yapilanm bir seyler var midir?

Mesela devrim icin orgutlenme.

Ben olmadigini biliyorum.

Evet sorunlari ortaya koymak ve dile getirmek bir bilinc meselesi, yalniz; sorunlari dile getirmek sorunlari cozmuyor.

kartopu
06-02-2015, 22:48
Oyle ya da boyle bu secimler ulke ve toplumu Adina sonuc olarak vesonucun gelecekte getirecekleri olarak bir donum noktasi olacak. Senin çözüm diye önerin bu .Yani çözümsüzlük. Buna da bilinç diyorsun.

Benden çözüm beklemek ne oluyor.

Halbuki çözüm önerdim seçimlere katılmamak bu sence çözüm olmuyor mu. Her kesin menfaatine göre veya kafasındaki doğrulara göre çözüm bende yok.

Benim çözüm den anladığım bu hükümetin veya devletin meşruiyetini yitirdiği bu şekli ile ülkede demokratik bir faliyetin olamayacağı.
Senin diktatör diye tanımladığın şahsın demokratik bir düzenin faliyeti içinde olamayacağını anlattım. Seçim demokratik bir faaliyettir burjuva düzeni de olsa diktatörlük burjuva demokratik faaliyetinin bittiği yerdir.

Sen ya diktatörü tanımıyorsun ya demokrasiyi. İkisi bir arada olmaz.

evrensel-insan
06-02-2015, 22:59
Senin çözüm diye önerin bu .Yani çözümsüzlük. Buna da bilinç diyorsun.

Hayir bu benim cozum onerim degil, bu sadece olanin analizi.

Benden çözüm beklemek ne oluyor.

Devrimden bahsediyorsun, ya

Halbuki çözüm önerdim seçimlere katılmamak bu sence çözüm olmuyor mu. Her kesin menfaatine göre veya kafasındaki doğrulara göre çözüm bende yok.

Secimlere katilmamak, AKP diktatisini iktidardan indirme Adina, nasil bir cozum oluyor; aciklar misin?

Benim AKP ile ilgili ulkenin gelecegiadina cozum onerilerimi ogrenmek istiyorsan, donem donem basta politika formu olmak uzere digger forumlara bakabilirsin.

Benim çözüm den anladığım bu hükümetin veya devletin meşruiyetini yitirdiği bu şekli ile ülkede demokratik bir faliyetin olamayacağı.
Senin diktatör diye tanımladığın şahsın demokratik bir düzenin faliyeti içinde olamayacağını anlattım. Seçim demokratik bir faaliyettir burjuva düzeni de olsa diktatörlük burjuva demokratik faaliyetinin bittiği yerdir.

Sen ya diktatörü tanımıyorsun ya demokrasiyi. İkisi bir arada olmaz.

Bak su anda oluyor. Diktator demokratik secimler ile geldi ve geldikten sonar "sadece benim dedigim olacak" dedi.

Simdi de "tam ve tek yetki ve mevki" Adina secimlere girecek.

kartopu
06-02-2015, 23:34
Devrimden bahsediyorsun, ya Demek çözüm önermişim.

Secimlere katilmamak, AKP diktatisini iktidardan indirme Adina, nasil bir cozum oluyor; aciklar misin?

Benim AKP ile ilgili ulkenin gelecegiadina cozum onerilerimi ogrenmek istiyorsan, donem donem basta politika formu olmak uzere digger forumlara bakabilirsin.

Burada anlat niye beni uğraştırıyorsun. Seçimler demokrasinin işlemediğini anlattığı hukuk yok sayıldığı için.
Bak su anda oluyor. Diktator demokratik secimler ile geldi ve geldikten sonar "sadece benim dedigim olacak" dedi.

Simdi de "tam ve tek yetki ve mevki" Adina secimlere girecek. İktidar seçimlerle geldi seçimlerle gidecekse o zaman diktatör ortada yok demektir. Diktatör diyen sensin ben değil.
Ben sadece diktatörle demokrasi bir yerde olamaz diyorum.Birini kaldıracaksın tercih senin.

evrensel-insan
06-02-2015, 23:46
Demek çözüm önermişim.

Devrim kelime olarak bir cozum degildir. Onun kavramsal anlatilmasi gerekir. Ya da varsa olan orgutlenmesinin gosterilmesi gerekir.

Burada anlat niye beni uğraştırıyorsun. Seçimler demokrasinin işlemediğini anlattığı hukuk yok sayıldığı için.
İktidar seçimlerle geldi seçimlerle gidecekse o zaman diktatör ortada yok demektir. Diktatör diyen sensin ben değil.
Ben sadece diktatörle demokrasi bir yerde olamaz diyorum.Birini kaldıracaksın tercih senin.

Ben anlatiyorum zaten. Senin secimlere katilmaman belki bir protesto olarak o secimi boykot edenler grubuna girebilir.

Unutmaki son secime katilmayanlar, diktatoru cumhurun basi yapti.

Bu seferde katilmayanlar onun kendi emrindeki partisini tekrar iktidar yapar.

Daha bugun Bursa'daydi ve orda OHAL ilan edildi. Seslindigi gruptan sadece 400 milletvekili istiyor.

Neden biliyor musun?

Cunku bu sayi ona Anayasayi degistirmek icin yeterli olacak.

Diktatorluk onun secim ile gelmesinde degil, geldikten sonar yaptiklarinda.

Diktator ile demokrasi bir yerde olur.

Unutma Hitler de secim ile gelmisti.

Demek senin once demokrasinin ne oldugunu algilaman gerekiyor.

Demokrasi bir ulkenin sundugu meclis partiler ve oy sistemidir.

Iktidara gelenin demokratik olup olmadigi ise yaptiklari ile olculur.

Iste bir kisi ulkenin basina demokratik secimler ile gelebilir ve geldikten sonar da dictator olabilir.

Orneklerini bak tarihe orda gorursun.

Hitlerin disinda.

kartopu
07-02-2015, 00:08
Demokrasi seçim değildir hukukun bağımsızlığıdır.Hukuk bağımsız olduğunda yargılanamayan insan olmaz. Seçimin güvenliğide hukukun bağımsız olmasıdır.

Seçimlere katılmama kararı boykot değildir seçimin güvensizliğidir boykot başka bir şeydir.

Hadi seçimler katıldık ne yapacağız kime oy atacağız. Boşu boşuna umutlanıp sonrada hüsrana uğrayacağız.
Devrim devrimci durumda eylem biçimidir devrimci durum olmadığında probaganda biçimi.
Biraz karşı çıktığın konu hakkında araştırma yapsa idin bunu bana sormazdın.

Evet o halde ilan edilir gece sokağa çıkma yasağıda işte seçim arifasinde yapılacak şeyler bunlar Bu durumda sandıkta bir değişim beklemek ne demek anlamışındır.

400 millet vekili istemiş o kadarı lazımmış demek hepsini istese daha iyi olurdu. Herhalde biraz parlementoda süse ihtiyacı var.

madem hitler seçimle geldi ve diktatör oldu sana göre bizimki şimdiden diktatör olduğuna göre ülkeye hitler gelmiş demektir.Bu durumda seçim bir oyunu demektir.

evrensel-insan
07-02-2015, 00:14
Demokrasi seçim değildir hukukun bağımsızlığıdır.Hukuk bağımsız olduğunda yargılanamayan insan olmaz. Seçimin güvenliğide hukukun bağımsız olmasıdır.

Bak sandik demokrasisinin ne oldugu burda anlatiliyor.

http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=34886

Seçimlere katılmama kararı boykot değildir seçimin güvensizliğidir boykot başka bir şeydir.

Hadi seçimler katıldık ne yapacağız kime oy atacağız. Boşu boşuna umutlanıp sonrada hüsrana uğrayacağız.
Devrim devrimci durumda eylem biçimidir devrimci durum olmadığında probaganda biçimi.
Biraz karşı çıktığın konu hakkında araştırma yapsa idin bunu bana sormazdın.

Neye karsi ciktim?

Benim dedigim oy atmamak demek, AKP'ye destek vermek demektir. Cunku oy atmayanlar atarsa, AKP'ye atmayacak.

Evet o halde ilan edilir gece sokağa çıkma yasağıda işte seçim arifasinde yapılacak şeyler bunlar Bu durumda sandıkta bir değişim beklemek ne demek anlamışındır.

Ben sandiktan bir degisim beklemiyorum. Ayni sandik ile sizlerin neden gelemedigini soruyorum.

400 millet vekili istemiş o kadarı lazımmış demek hepsini istese daha iyi olurdu. Herhalde biraz parlementoda süse ihtiyacı var.

madem hitler seçimle geldi ve diktatör oldu sana göre bizimki şimdiden diktatör olduğuna göre ülkeye hitler gelmiş demektir.Bu durumda seçim bir oyunu demektir.

Iste demekki bu sandik demokrasisini baskalarinin da kullanabilmesi gerekiyor da, sorun neden kullanamadiklarinda.

kartopu
07-02-2015, 13:36
Sn Evrensel Hem sandıktan bir değişim beklemediğini söylüyorsun hem bize niçin sandık vasıtası ile gelemediğimizi soruyorsun .Sence çelişkili bir ifade tarzı değilim ?

Ben sana sordum var sayalım sandığa gittik (yanıldık) kime oy atacağız diye sordum ama bir cevap alamadım.

Sandıkta bir değişim olmayacaksa niçin sandığa gidelim. Biz birilerinin uyuncağımıyız.

Biz demokratik şartlarda sandığa gideriz iktidar olmasakta kendi gücümüzü anlamak kitlelerle ne kadar ilişki sağlamışız ve önümüze nasıl bir çalışma programı koyacağımızı öğreniriz.

Ama hukukun yok edildiği bir kişinin hayatın her alanına müdahale ettiği dönemde sandık sadece kendini meşru sayan düşüncenin malzemesi olacağı için sandığı red ederiz.İşte hayır demekte bir demokratik davranıştır.

Ben şahsen cumhur başkanlığı seçimlerinde sandığa gittim Ekmeleddin İhsanoğluna oy verdim tek derdim Tayyip Erdoğan ın gelmemesi idi yoksa diğer adayda baba göre deyildi bazen istediğin şartlar olmasada beladan kurulmak tek seçenek olur.

Günümüzde beladan kurtulmanın şartları yok sende söylüyorsun diktatör diyorsu o zaman belanın sana bulaşmasını engellersin buda bir reflekstir.

Bence sizin sorununuz kendinizle. Fazla bilinç e takılmış durumdasınız bu tür takıntısı olanlar etrafımda çok ama bir türlü hayatı açıklayamıyorlar.

Size bir soru soracağım bilinç nedir nasıl oluşur.?

evrensel-insan
07-02-2015, 19:52
Sn Evrensel Hem sandıktan bir değişim beklemediğini söylüyorsun hem bize niçin sandık vasıtası ile gelemediğimizi soruyorsun .Sence çelişkili bir ifade tarzı değilim ?

Demokrasinin olanagi ister istemez sandiktir. Zaten sandik yoksa demokrasi de yoktur. Yani ortada secilecek farkli politikalar yoktur.

Yalnizdedigim gibi sandik ile itidara gelmek sadece demokratik olanaklari kullanmaktir.

Geldikten sonar soylem/eylemlerin ve her turlu uygulamanin demokratikligi ise farkli bir konuduir. Tamamen gelen iktidara baglidir. Iste diktatorluk ile kendi politikasini dayatir ve polkitikadan olmayanlari bertaraf eder vebu temelde hukumeti de devleti de yargi, yurutme ve yasamayi da ve her turlu kurum ve kurulusu da tek bir politikaya yonlendirir.

Yani bugunku diktatorun yaptigini yapar. Isin acisi 1980 oncesi de bunu milliyetciler yapiyordu. Ustelik uc askeri darbe de yasandi.

Yani ulke ve toplumda hic bir zaman demokrasi ile gelen demokratik olamadi.

Ben sana sordum var sayalım sandığa gittik (yanıldık) kime oy atacağız diye sordum ama bir cevap alamadım.

Iste buradfa ulke ve toplumun gelecegi Adina "en uygunu" olan sartlar ve durumlar gercekliginde ne ise ona parallel hareket etmek.

Mesela AKP'nin gelmesi istenmiyorsa; mutlaka oy vermek ve bunu AKP'ye en yakin rakip icin kullanmak. Ya da meclise girebilecek baska bir parti icin kullanmak

Cunku oy vermemek/boykot/kararsizlik v.s. sadece AKP'ye yarar ve boylece AKP'nin gelmesi istenmedigi halde, gelmesine yardim edilmis olur.

Sandıkta bir değişim olmayacaksa niçin sandığa gidelim. Biz birilerinin uyuncağımıyız.

Su an diktatorun oyuncagi degil miyiz? Sandik en azindan ondan kurtulmaadina bir umuttur.

Biz demokratik şartlarda sandığa gideriz iktidar olmasakta kendi gücümüzü anlamak kitlelerle ne kadar ilişki sağlamışız ve önümüze nasıl bir çalışma programı koyacağımızı öğreniriz.

Iktidar olmasak ta darken, kimin iktidari?

Ama hukukun yok edildiği bir kişinin hayatın her alanına müdahale ettiği dönemde sandık sadece kendini meşru sayan düşüncenin malzemesi olacağı için sandığı red ederiz.İşte hayır demekte bir demokratik davranıştır.

Iste sandigi red etmek yukarda da acikladigim gibi, aslinda AKP'ye oy vermis olmak oluyor.

Ben şahsen cumhur başkanlığı seçimlerinde sandığa gittim Ekmeleddin İhsanoğluna oy verdim tek derdim Tayyip Erdoğan ın gelmemesi idi yoksa diğer adayda baba göre deyildi bazen istediğin şartlar olmasada beladan kurulmak tek seçenek olur.

Günümüzde beladan kurtulmanın şartları yok sende söylüyorsun diktatör diyorsu o zaman belanın sana bulaşmasını engellersin buda bir reflekstir.

Burda kisisel secim olarak oy vermeyebilirsin, ama bu toplumsal sonuc olarak AKP'ye yariyor.

Bence sizin sorununuz kendinizle. Fazla bilinç e takılmış durumdasınız bu tür takıntısı olanlar etrafımda çok ama bir türlü hayatı açıklayamıyorlar.

Size bir soru soracağım bilinç nedir nasıl oluşur.?

Her sey zaten bir sorun. Cunku insanoglunun ego elbiseli sahte kimligi ve onun getirdigi dogal/fenomenalzihniyet zaten sorun.

Bu konuda "evrimci ve devrimci sorgulama" basligini okuyabilirsin.

http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=368356&postcount=989

Ben de daimi olarak bu sorunu dile getiriyorum.

Bilinc ile ilgili baslik ve mesajlar oldukca cok.

Burada kisaca yanitlamak gerekirse, bilinc beynin zihinsel bir yetisi olarak dogumda mevcuttur.

Bunu kullanmak calistirmak gelistirmek v.s. ise en basta birey olmus olmanin farkindaligi diyebiliriz.

Suur ile bilinci bir birine karistirmamak lazim.

Suur yasam yetisi iken, bilinc bir kisinin neyi neden ve nasil yaptiginin davrandiginin dusundugunun yapan kisi tarafindan bilinmesi ve aciklanabilmesidir.

Bir seyi yapmak ya da bir sey olmak; onun bilincinde olundugu anlamina gelmez.

Mesela bebek suur olarak annesinin memesini emer, yalniz ne ne emdiginin, ne neden emdiginin, ne emdiginin, neyi emdiginin v.s. bilincinde degildir.

Cunku once bilgisini ogrenecektir. Bilinc bilgiden sonar gelir.

Bilinclenmek bilgilenmek iken, bilgilenmekbilinclenmek degildir.

Cunku bir seyi ogrenmek baska, bilmek baska; bildiginin bilincinde olmak baskadir.

kartopu
08-02-2015, 00:40
Bilinç fark etmektir bunuda sorgulayarak öğrenme ihtiyacı hissedersin yani senden önce öğrenenlerden öğrenir veya deneylerinden öğrenilir
öğrendiğin bilgileri kendi hayatının süzgecinden geçirip yaşam biçimi oluşturursun.

Sana sordum kime oy vereceğiz. Bir cevap alamadım yoksa sendemi seçime katıulmayacaksın
Demokrasilerde sandıklar yöneticileri seçmek için iş yapar Seçimle gelip seçimle gidilir bu durumun güvencesi hukuktur.Eğer hukuk tek kişinin veya azınlık bir gurubun çıkarına çalışıyorsa seçimler ancak bir aksesuardır.

Dünyada çok bu tür seçimler olmakta ve sürekli iktidarda bulunan gurup seçimi kazanmaktadır. Suriyede esat mısırda mübarek tunusta bin ali rusyada Putin bunlardan çok var hep seçimi bunlar kazanır.

Türkiyedede 2001 den sonra her şey faklılaştı. Demokrasi bizim için araçtır diyen zihniyet seçimi nasıl düşünür.

İktidar belli hemde 400 millet vekili ile seçim işin süsü.

evrensel-insan
08-02-2015, 00:52
Bilinç fark etmektir bunuda sorgulayarak öğrenme ihtiyacı hissedersin yani senden önce öğrenenlerden öğrenir veya deneylerinden öğrenilir
öğrendiğin bilgileri kendi hayatının süzgecinden geçirip yaşam biçimi oluşturursun.

Sana sordum kime oy vereceğiz. Bir cevap alamadım yoksa sendemi seçime katıulmayacaksın

Bu bence kime degilde neden oy verecegin ile bagli bir karar. Yani verdigin oy neye yarasin istiyorsun?

Ben yurt disindayim.

Demokrasilerde sandıklar yöneticileri seçmek için iş yapar Seçimle gelip seçimle gidilir bu durumun güvencesi hukuktur.Eğer hukuk tek kişinin veya azınlık bir gurubun çıkarına çalışıyorsa seçimler ancak bir aksesuardır.

Dünyada çok bu tür seçimler olmakta ve sürekli iktidarda bulunan gurup seçimi kazanmaktadır. Suriyede esat mısırda mübarek tunusta bin ali rusyada Putin bunlardan çok var hep seçimi bunlar kazanır.

Türkiyedede 2001 den sonra her şey faklılaştı. Demokrasi bizim için araçtır diyen zihniyet seçimi nasıl düşünür.

İktidar belli hemde 400 millet vekili ile seçim işin süsü.

Iste onlarda zaten bu algiyi verip manipulasyon yapiyorlar. Yani "herkes bizim kaybedecegimiz uzerine umudunu yitirsin" algisi ve manipulasyonu.

Saydigin orta dogu ulkelerinde demokrasi sandikta da yok. Yani sadece bir parti var.

Aslinda secimlerdeki muptela partiler toplum bunyesinde yer ediyor. Avrupa ve ABD gibi ve yaris bir iki en fazla uc parti arasinda geciyor. Zaten secimlere de onlarca parti katilmiyor.

Bu durumda cogu sefer tek iktidar saglanamazsa katilan partiler kendi aralarinda koalisyon kuruyorlare. Bu da birbirlerini control etme mnekanizmasini getiriyor.

Ama Turkiye henuz bu duzeyde degil, birak oturmuslugu demokrasi yok.

Yalniz cok asesliligin piyasasi var ve boylece bir suru parti iktidara gelsede zamanla yok oluyor.

Bunun sebebi daha once izah ettigim, nesil yetistirim farki.

Zaten AP, ANAP v.s. gibi AKP'de baskanini cumhurun basi yaptiktan sonar; siyaset sahnesinden silinmesin diye dictator partili/meclislicumhurbaskani olarak hareket ediyor ve AKP'ye oy istiyor.

kartopu
08-02-2015, 13:08
Ben sandığa gitmemeyi düşünüyorum .Sende öyle düşündüğün belli ben yurtdışındayım demişsin.
Mesele onların bu algıyı yaratması değil mesele sandıklara il ilçe seçim merkezlerinde müdahale edilmesi.
Ankara belediye seçimleri örnektir itirazları dikkate almayan mahkeme kararları örnektir.
Şeref yemini ederek iş başına gelip anayasaya yı dinlemiyen bunu müdahale etmeyen mahkemeler sonucu şimdiden ilan etmiştir.

Hukuk yanlışa müdahale etmezse yanlışı kim önleyecek demaokrasiyi kim koruyacak
Bence seçime katılımın düşük olması seçimde alınan sonuçtan daha tehlikeli iktidardaki güçler için.
Aslında size ve düzeninize güvenmiyorum demektir.

evrensel-insan
08-02-2015, 17:32
Ben sandığa gitmemeyi düşünüyorum .Sende öyle düşündüğün belli ben yurtdışındayım demişsin.
Mesele onların bu algıyı yaratması değil mesele sandıklara il ilçe seçim merkezlerinde müdahale edilmesi.
Ankara belediye seçimleri örnektir itirazları dikkate almayan mahkeme kararları örnektir.
Şeref yemini ederek iş başına gelip anayasaya yı dinlemiyen bunu müdahale etmeyen mahkemeler sonucu şimdiden ilan etmiştir.

Hukuk yanlışa müdahale etmezse yanlışı kim önleyecek demaokrasiyi kim koruyacak
Bence seçime katılımın düşük olması seçimde alınan sonuçtan daha tehlikeli iktidardaki güçler için.
Aslında size ve düzeninize güvenmiyorum demektir.

Evet haklisin, yalniz bu onun sistemi istedigi gibi duzenlemesini onlemez.

Hatta secimlerde kaybedebilecegini dusunurse, ulke bunyesinde terrorist katliamlara patlamalara, faili mechullara da yonelebilir ve bunu bahane ederek s1k1 yonetim ilan edebilir ve secimleri de iptal edebilir.

kartopu
08-02-2015, 23:47
Evet haklisin, yalniz bu onun sistemi istedigi gibi duzenlemesini onlemez.

Hatta secimlerde kaybedebilecegini dusunurse, ulke bunyesinde terrorist katliamlara patlamalara, faili mechullara da yonelebilir ve bunu bahane ederek s1k1 yonetim ilan edebilir ve secimleri de iptal edebilir.
Bir diktatörün istekleri bitmez onların amacı yer yüzü tanrısı olmaktır.
Çünkü veremiyeceği hesap çoktur. Bir diktatörü en çok kokutan muhalefetin sessizliğidir.

Yoksa onlar bağıranlardan korkmazlar bu tür insanlara karşı ellerinde önlem planları vardır.
Sıkı yönetim ve benzeri yönetim bicileri onların hoşlandığı biçim değildir onlar gürültü çıksın tepkiler denetlenebilir ölçeklerde kalsın isterler.

Sesizlik korkutucudur.

Bir şekil önemlidir ekonomi, onu kimse kontrol edemez heleki üretim ticaret küresel bir hal almışken.

Hiç bir kimse rahat yönetmeyi terk etmez terör patlama gibi eylemler ancak yönetemez duruma düşürüldüğü zamanlarda geçerlidir.
Bu yapılırsa türkiyedeki çıkarları bozulan devlet ve sermaye gurupları yapar.

evrensel-insan
09-02-2015, 00:59
Bir diktatörün istekleri bitmez onların amacı yer yüzü tanrısı olmaktır.
Çünkü veremiyeceği hesap çoktur. Bir diktatörü en çok kokutan muhalefetin sessizliğidir.

Yoksa onlar bağıranlardan korkmazlar bu tür insanlara karşı ellerinde önlem planları vardır.
Sıkı yönetim ve benzeri yönetim bicileri onların hoşlandığı biçim değildir onlar gürültü çıksın tepkiler denetlenebilir ölçeklerde kalsın isterler.

Sesizlik korkutucudur.

Bir şekil önemlidir ekonomi, onu kimse kontrol edemez heleki üretim ticaret küresel bir hal almışken.

Hiç bir kimse rahat yönetmeyi terk etmez terör patlama gibi eylemler ancak yönetemez duruma düşürüldüğü zamanlarda geçerlidir.
Bu yapılırsa türkiyedeki çıkarları bozulan devlet ve sermaye gurupları yapar.

Sen oyle diyorsun da, ekonomi de diktatorun umurunda degil. Su siralar parallel sonrasi taktigi merkez bankasi ve bu konu ile ilgili her konustukca da dollar artisa geciyor.

Bu dictator bunu gordugu halde yine konusmasina devam ediyor.

Demekki ekonomideki bozulmanin da kendi aleyhine (oy kaybi) olarak etkileyecegini ya bilmiyor ya onemsemiyor.

kartopu
09-02-2015, 01:21
Sen oyle diyorsun da, ekonomi de diktatorun umurunda degil. Su siralar parallel sonrasi taktigi merkez bankasi ve bu konu ile ilgili her konustukca da dollar artisa geciyor.

Bu dictator bunu gordugu halde yine konusmasina devam ediyor.

Demekki ekonomideki bozulmanin da kendi aleyhine (oy kaybi) olarak etkileyecegini ya bilmiyor ya onemsemiyor.

Ekonomi her kesin umrundadır . Ekonomi yönetilmezse ülkede yönetilmez.

Parelel falan hikaye .

Siyaset yapıyor dün Ergenekon vardı şimdi parelel sürekli aynı telden çalıyor hep onun hükümetine darbe yapacaklar.

Toplumun geniş kesimi yutmuyor.İktidarını bu tür propagandalara bağlamış değil sadece muhalefet guruplarını bunlarla oyalıyor.

Bu iktidar ın tek dayanağı rüşvet alıp topluma rüşvet vermesidir.Bu toplum küçük çıkarları sever.
bir yol tutturmuş yardımlar umutlar korkular la idare ediyor artık işin içine hileleri de soktu.
Bence son hamlesini yapıyor. Ekonomi bozuldu mu onun iktidarı da bozulur.

evrensel-insan
09-02-2015, 02:20
Ekonomi her kesin umrundadır . Ekonomi yönetilmezse ülkede yönetilmez.

Hala yonetebiliyor.

Parelel falan hikaye .

Siyaset yapıyor dün Ergenekon vardı şimdi parelel sürekli aynı telden çalıyor hep onun hükümetine darbe yapacaklar.

Toplumun geniş kesimi yutmuyor.İktidarını bu tür propagandalara bağlamış değil sadece muhalefet guruplarını bunlarla oyalıyor.

Bu iktidar ın tek dayanağı rüşvet alıp topluma rüşvet vermesidir.Bu toplum küçük çıkarları sever.
bir yol tutturmuş yardımlar umutlar korkular la idare ediyor artık işin içine hileleri de soktu.
Bence son hamlesini yapıyor. Ekonomi bozuldu mu onun iktidarı da bozulur.

Ben bu iktidarin ve de basindakinin ne oldugu ile yuzlerce baslik actim ve mesaj yazdim.

Hem de tasrihi olarak sicagi sicagina.

Sirf bu basligin kavrami ve iceriginde ve ulkenin durumu hakkinda dictator ile ilgili 4 eski basligin linki verilmis "benzer konular" da.

Ekonominin daha ne kadar bozulmasi gerekiyor, iktidarinin bozulmasi icin?

kartopu
09-02-2015, 11:13
Tarihte yaşanmış bazı olaylar insanın geleceği görmesine yol açar.

Yaşadığımız dönem demokrat parti (DP) iktidarına benziyor. Bu ülke ikinci dünya savaşı dönemlerinde büyük bir yoksulluk içinde yaşadı ekmek karne ile doğru dürüst gıda meddeleri bulunamaz oldu büyük bir kalkınmayı hedefine koyan yönetim birde sermaye yetersizliği ile karşı karşıyadı halk yöneticilerden memnun değildi Yöneticilerde var olan dutumu halka anlatamıyordu.

İşte böyle kıtlık yokluk içinde DP doğdu yöneticilerde(CHP) sanki görevi devir etmek için çalışıyordu DP yöneticileri bol vaadlar ederek iktidar oldu.Sonraları içinden çıkamayacağı krizlere girdi ülkeyi ödeyemeyecek borçlara soktu ondan sonra ülkeyi kamplara böldü vatan cepheleri diye bölücü örgütler kuruldu türkiyede torpil olmadan iş yapılamaz oldu kanun yasa hiç çalışmıyordu marşal planı gibi emperyalist sisteme bağımlılıklar arttı kore gibi savaşa dahil edinildi işte darbe bu şartlarda oldu.Artık yöneticiler ülke inanlarını sadece tehdit etmekte idi Yasa yok baskı var adalet yok torpil var bir sürü beceriksiz DP içine dolmuştu Her DP yöneticisi (il-ilçe başkanları)vali kaymakam müdürdü. Artık bu ülke DP ile olmuyordu ve darbe yapıldı.

Bu hükümet iş başına gelmeden enflesyon % 100 lere ulaştı bir çok iflaslar aniden gelişti IMF nin kapısında nöbet beklenir oldu halk durumdan korkar oldu. işte AKP nin yaratıcıları DP -ANAP biraz MHP ve DSP den kadro aktararak AKP yi kurdular. MHP erken seçim isteyerek sanki görevi devir etmek istiyordu deneyimli politikacı Ecevit bunun intihar olduğunu söylemesine rahmen MHP kaçmaktan vaz geçmedi .Bu hükümete adeta iktidar ikram edildi.

AKP işleri 2011 e kadar iyi götürdü Dünyada faiz % 5 lerde iken türkiyede % 30 larda idi yabancı sermaye kar bolluğunda bu ülkeye aktı .Ülke kapitalistleri artık bu ülkede üretmez olup her kes ticaret erbabı olmaya çalıştı bu ülke yöneticileri yenişden borçlanma politikaları içine girdi bazı ürünler artık bu ülkede üretilmiyor olmaya başlandı pancar pamuk gibi ürün kayboldu Cinde üret türkiyede sat modeli uygulanır olmaya başladı.

2011 kadar iyi gidiyordu sonra mavi Marmara gemisi ile ilk kuşku ortaya çıktı daha sonra gezi olayları davosun terki msırdaki durum ve 17 aralık oparasyonu .Artık bu hükümet normal yollarla bu ülkeyi yönetemez oldu tek seçenek baskı korku tehdit ve kanunların tanınmaması
genel klasik burjuva anlayışı terk edildi ekonomiyi eleştiren iş adamı sert tehdit edilmeye başladı ya bendensin ya düşmanımsın dendi iktidar kendi kapitalistini yarattı halka rüşvet vererek seçim kazanılır oldu.Bularda yetmedi sandıklarda hile yapılmaya başlandı fazladan basılan oy pusulaları seçim merkezlerine giren iç işleri bakanları itirazlara cevap vermeyen mahkemeler .Seçim güvenliğini tamamen ortadan kaldırdı.

Ya bendensin ya düşmanımsın fikri cumhur başkanı makamına kadar yükseldi.

Böyle bir durumda sandığa seçmen iradesinin yansıyacağından şüphe etmemek mümkün değil.

evrensel-insan
09-02-2015, 18:27
Tarihte yaşanmış bazı olaylar insanın geleceği görmesine yol açar.

Yaşadığımız dönem demokrat parti (DP) iktidarına benziyor. Bu ülke ikinci dünya savaşı dönemlerinde büyük bir yoksulluk içinde yaşadı ekmek karne ile doğru dürüst gıda meddeleri bulunamaz oldu büyük bir kalkınmayı hedefine koyan yönetim birde sermaye yetersizliği ile karşı karşıyadı halk yöneticilerden memnun değildi Yöneticilerde var olan dutumu halka anlatamıyordu.

İşte böyle kıtlık yokluk içinde DP doğdu yöneticilerde(CHP) sanki görevi devir etmek için çalışıyordu DP yöneticileri bol vaadlar ederek iktidar oldu.Sonraları içinden çıkamayacağı krizlere girdi ülkeyi ödeyemeyecek borçlara soktu ondan sonra ülkeyi kamplara böldü vatan cepheleri diye bölücü örgütler kuruldu türkiyede torpil olmadan iş yapılamaz oldu kanun yasa hiç çalışmıyordu marşal planı gibi emperyalist sisteme bağımlılıklar arttı kore gibi savaşa dahil edinildi işte darbe bu şartlarda oldu.Artık yöneticiler ülke inanlarını sadece tehdit etmekte idi Yasa yok baskı var adalet yok torpil var bir sürü beceriksiz DP içine dolmuştu Her DP yöneticisi (il-ilçe başkanları)vali kaymakam müdürdü. Artık bu ülke DP ile olmuyordu ve darbe yapıldı.

Bu hükümet iş başına gelmeden enflesyon % 100 lere ulaştı bir çok iflaslar aniden gelişti IMF nin kapısında nöbet beklenir oldu halk durumdan korkar oldu. işte AKP nin yaratıcıları DP -ANAP biraz MHP ve DSP den kadro aktararak AKP yi kurdular. MHP erken seçim isteyerek sanki görevi devir etmek istiyordu deneyimli politikacı Ecevit bunun intihar olduğunu söylemesine rahmen MHP kaçmaktan vaz geçmedi .Bu hükümete adeta iktidar ikram edildi.

AKP işleri 2011 e kadar iyi götürdü Dünyada faiz % 5 lerde iken türkiyede % 30 larda idi yabancı sermaye kar bolluğunda bu ülkeye aktı .Ülke kapitalistleri artık bu ülkede üretmez olup her kes ticaret erbabı olmaya çalıştı bu ülke yöneticileri yenişden borçlanma politikaları içine girdi bazı ürünler artık bu ülkede üretilmiyor olmaya başlandı pancar pamuk gibi ürün kayboldu Cinde üret türkiyede sat modeli uygulanır olmaya başladı.

2011 kadar iyi gidiyordu sonra mavi Marmara gemisi ile ilk kuşku ortaya çıktı daha sonra gezi olayları davosun terki msırdaki durum ve 17 aralık oparasyonu .Artık bu hükümet normal yollarla bu ülkeyi yönetemez oldu tek seçenek baskı korku tehdit ve kanunların tanınmaması
genel klasik burjuva anlayışı terk edildi ekonomiyi eleştiren iş adamı sert tehdit edilmeye başladı ya bendensin ya düşmanımsın dendi iktidar kendi kapitalistini yarattı halka rüşvet vererek seçim kazanılır oldu.Bularda yetmedi sandıklarda hile yapılmaya başlandı fazladan basılan oy pusulaları seçim merkezlerine giren iç işleri bakanları itirazlara cevap vermeyen mahkemeler .Seçim güvenliğini tamamen ortadan kaldırdı.

Ya bendensin ya düşmanımsın fikri cumhur başkanı makamına kadar yükseldi.

Böyle bir durumda sandığa seçmen iradesinin yansıyacağından şüphe etmemek mümkün değil.

Peki devrim olanagi mi var, yoksa maglubiyet kabulu mu?

Bu gidisata karsi nasil bir mucadele verilecek?

Nedir bu durumdaki bu gidisati Kabul etmek istemeyen zihniyetin, dusunce ve davranisi?

kartopu
10-02-2015, 00:44
Devrimci örgütlerin seçim sandıklarını bırakarak sokaklara hakim olacak politikalar üretmesi gerekir.

Halkın gönlünü kazanacak ve halka değişimin zor yolu ile olacağını anlatmalıdır.
Sadıkları ret etmek mücadelede teslim olmak değildir.

Sadıkları red etmek sermaye sınıfınla mücadeleyi kendi alanlarına çekmektir. Onlar sandıklarda hep başaracaktır devlet ellerinde yasalar onlara çalışıyor para tehdit şantaj hep onların güçlü olduğu alanlar.

Eğer bir gün sen sandıktan güçlü çıkmışsan bil ki onlar izin vermiştir.

evrensel-insan
10-02-2015, 00:53
Devrimci örgütlerin seçim sandıklarını bırakarak sokaklara hakim olacak politikalar üretmesi gerekir.

Var mi, boyle bir orgutlenme ve uretim?

Halkın gönlünü kazanacak ve halka değişimin zor yolu ile olacağını anlatmalıdır.
Sadıkları ret etmek mücadelede teslim olmak değildir.

Konu teslimiyet degil, meydani AKP'ye birakmak.

Sadıkları red etmek sermaye sınıfınla mücadeleyi kendi alanlarına çekmektir. Onlar sandıklarda hep başaracaktır devlet ellerinde yasalar onlara çalışıyor para tehdit şantaj hep onların güçlü olduğu alanlar.

Eğer bir gün sen sandıktan güçlü çıkmışsan bil ki onlar izin vermiştir.

Sen yine bu yazdiklarin ile toplumu ve halklarini nicelik ve suru yerine koyuyorsun.

Cunku dediklerinde sen ve senin sandiktan cikmana izin verenler var, toplum, farkli halklar ve kesimler bu aciklamada nerde?

kartopu
10-02-2015, 23:28
Var mi, boyle bir orgutlenme ve uretim?
Olmalıdır.Böyle bir program yoksa devrimde yok.
Konu teslimiyet degil, meydani AKP'ye birakmak.
AKP de bir sistem partisidir. Maksat sistem dışı davranıştır.
Sen yine bu yazdiklarin ile toplumu ve halklarini nicelik ve suru yerine koyuyorsun.

Cunku dediklerinde sen ve senin sandiktan cikmana izin verenler var, toplum, farkli halklar ve kesimler bu aciklamada nerde?
Bu halk sürü değilse sürü olmadığını isbat etmelidir. Eğer halk sürü değilse isyan eder Sandıktan çıkmakla iktidar sağlanmaz eğer sokakta güçlü değilsen sandıklar bile elinden alınır. Burjuva öyle kolay kolay iktidarını vermez.

evrensel-insan
10-02-2015, 23:41
Olmalıdır.Böyle bir program yoksa devrimde yok.

AKP de bir sistem partisidir. Maksat sistem dışı davranıştır.

Bu halk sürü değilse sürü olmadığını isbat etmelidir. Eğer halk sürü değilse isyan eder Sandıktan çıkmakla iktidar sağlanmaz eğer sokakta güçlü değilsen sandıklar bile elinden alınır. Burjuva öyle kolay kolay iktidarını vermez.

Halki eger suru olarak goruyor ve kendine aydin, elit, ilerici, devrimci v.s. gibi sifatlar veriyorsan; o zaman halki degil, kendini sucla.

Demekki vasiflarin bosuna ve halkina verememissin.

Sandiktan pekala da iktidarcikar. Bunun icin once sen niteliklerinin geregini yapacaksin ve halki suru yerine de koymayacaksin ve suclamayacaksin da.

Not: Buradaki "sen" sana yonelik degil, bir yazi dili uslubudur.

kartopu
11-02-2015, 00:53
Bu halk sürü değilse sürü olmadığını isbat etmelidir. Eğer halk sürü değilse isyan eder Sandıktan çıkmakla iktidar sağlanmaz eğer sokakta güçlü değilsen sandıklar bile elinden alınır. Burjuva öyle kolay kolay iktidarını vermez.

İşte böyle

Eğer sürü değilseler çobana ihtiyaçları yoktur ,

Ben çoban değilim onları güdemem.

Bütün çobanlar çıktı meydana en iyi otlak bende demektedirler bana şu kadar millet vekili verin sizin karnınız tıka basa doyacağız demektedir.

Seçim onların

Eğer sürü değilseler bütün çobanlara defol derler. Eğer sürü isler baksınlar hangi otlak daha iyi seçim onların

yapacak şey bu her kes de akıl var fikir var etik var ahlak var nicelik var nitelik var kendilerini nereye koyacaklar onlar bilir.

evrensel-insan
11-02-2015, 01:05
İşte böyle

Eğer sürü değilseler çobana ihtiyaçları yoktur ,

Ben çoban değilim onları güdemem.

Bütün çobanlar çıktı meydana en iyi otlak bende demektedirler bana şu kadar millet vekili verin sizin karnınız tıka basa doyacağız demektedir.

Seçim onların

Eğer sürü değilseler bütün çobanlara defol derler. Eğer sürü isler baksınlar hangi otlak daha iyi seçim onların

yapacak şey bu her kes de akıl var fikir var etik var ahlak var nicelik var nitelik var kendilerini nereye koyacaklar onlar bilir.


Ozaman sen ilerici, aydin, devrimci, sosyalist v.s. oldugunu da Kabul etmiyorsun, oyle mi?

Ozaman demekki seni de guduyorlar.

kartopu
11-02-2015, 12:11
Ozaman sen ilerici, aydin, devrimci, sosyalist v.s. oldugunu da Kabul etmiyorsun, oyle mi?

Ozaman demekki seni de guduyorlar.
Ben güdelmeye itiraz ediyorum onlara da itiraz edin diyorum.

Kendimi ilerici aydın falan sanmıyorum. Sadece alık değilim aklım soru sormayı cevap aramayı söylüyor.. Verilen cevapların uyduruk olduğunun farkında olanım.

Devrimci olmak bu düzenin işleyişine itiraz etmektir bu itirazın normal yollarla olmayacağı bilincine varmaktır. Bende zaten onu yapıyorum.

Sosyalist olmak yıkılanın kurulumunu planlamaktır. Planlarımız elimizde hazır bir sorun yaşarsak değiştirebilecek yetkinliğe sahibiz.

evrensel-insan
11-02-2015, 19:24
Ben güdelmeye itiraz ediyorum onlara da itiraz edin diyorum.

Kendimi ilerici aydın falan sanmıyorum. Sadece alık değilim aklım soru sormayı cevap aramayı söylüyor.. Verilen cevapların uyduruk olduğunun farkında olanım.

Devrimci olmak bu düzenin işleyişine itiraz etmektir bu itirazın normal yollarla olmayacağı bilincine varmaktır. Bende zaten onu yapıyorum.

Sosyalist olmak yıkılanın kurulumunu planlamaktır. Planlarımız elimizde hazır bir sorun yaşarsak değiştirebilecek yetkinliğe sahibiz.

Bunlara itiraz eden yok.

Yalniz ulke bunyesinde ne boyle bir orgutlenme/planlama, ne boyle bir caba, ne de boyle bir kurum kurulus ya da parti v.s. henuz ufukta gorulmuyor.

Yani o 1980 oncesi olan hareketlenme sadece bir modaymis, geldi ve gecti.

TKP bile legal oldu.

Isci partisi su an paralele satasmak ile mesgul ve oyle gorunuyor ki, AKP'yi destekleyen ulusalci kanati temsil ediyor.

kartopu
12-02-2015, 00:31
Bunlara itiraz eden yok.

Yalniz ulke bunyesinde ne boyle bir orgutlenme/planlama, ne boyle bir caba, ne de boyle bir kurum kurulus ya da parti v.s. henuz ufukta gorulmuyor.

Yani o 1980 oncesi olan hareketlenme sadece bir modaymis, geldi ve gecti.

TKP bile legal oldu.

Isci partisi su an paralele satasmak ile mesgul ve oyle gorunuyor ki, AKP'yi destekleyen ulusalci kanati temsil ediyor.

Ne yapalım yani böyle bir örgütlenme yok diye her hangi bir şürüye dahil olmamamız mı gerekiyor. Koyun sürüsü kirli o zaman keçi sürüsünün içinde mi olalım.
Peki nasıl ben olacağız nasıl birey olacağız. Tek başına bile itiraz edecek gücümüz zekamız yoksa birey olmaktan söz edilebilir mi.

TKP nin legal olması neyi değiştirebilecek.

1980 öncesi hareketler tarihi bir durumun eseri idi nesnel durum onu gerektiriyordu onlarda öyle oldu.

İşçi partii ne yapıyor onu o partinin mensupları bilir Ben kendimden söz ediyorum ve benim doğrularımdan.
Benim doğrularım yoksa ben sürünün parçasıyımdır.Etik olan buysa ben o etiğin içinde yokum.

spartacus
12-02-2015, 00:39
Isci partisi su an paralele satasmak ile mesgul ve oyle gorunuyor ki, AKP'yi destekleyen ulusalci kanati temsil ediyor.
Ağababaları Hitler, Mussolini ile aynı stratejik hatlarda faşizmi temsil ediyor da denebilir, ama Türkiye zaten damarındaki kana kadar milliyetçi, ırkçı yetişen bir toplum ve haliyle sistem partileri aidiyet/etiket kullanımıyla sımsıkı bütünleşiyor, o nedenle beri yandaki bu paşaların kullanımı bir ayrıcalık oluşturmuyor, prim yapamıyor :)

evrensel-insan
12-02-2015, 01:15
Ne yapalım yani böyle bir örgütlenme yok diye her hangi bir şürüye dahil olmamamız mı gerekiyor. Koyun sürüsü kirli o zaman keçi sürüsünün içinde mi olalım.
Peki nasıl ben olacağız nasıl birey olacağız. Tek başına bile itiraz edecek gücümüz zekamız yoksa birey olmaktan söz edilebilir mi.

Zaten turkiye de burjuvazi, isci sinifi bilinci olmadigi gibi, birey bilincide yok. Sadece gezi de sosyo-etik olarak diktatorun karismasina yonelik ortak bir direnis olustu.

Sence gezi neydi ve bir daha olur mu?

TKP nin legal olması neyi değiştirebilecek.

Bir seyi degistirmedigi ortada.

1980 öncesi hareketler tarihi bir durumun eseri idi nesnel durum onu gerektiriyordu onlarda öyle oldu.

İşçi partii ne yapıyor onu o partinin mensupları bilir Ben kendimden söz ediyorum ve benim doğrularımdan.
Benim doğrularım yoksa ben sürünün parçasıyımdır.Etik olan buysa ben o etiğin içinde yokum.

Pek nesnellikten ziyade ABD/SSCB kutuplasmasi ve doldurusu vardi. Sonucta bugunku durumun (kurdculuk/islamcilik politikasi) hic biri yoktu.

I.Partisinin ne yaptigi ortada, disari cikmak icin verdikleri sozu yerine getiriyorlar.

Yani paraleli Diktatorden ayirip, Diktatoru akliyorlar.

Aslinda ne politika degil mi?

Diktator once parallel dedigi ile birlesip ulusalcilari, sonar da ulusalcilar ile birlesip paraleli yem olarak sundu.

Yok mu senin dogrularin?

kartopu
12-02-2015, 14:07
Her parti kendi dünya görüşünü topluma yansıtır. Bir şeye karşı çıkmadan onu anlamak iyidir ben öyle yapıyorum

Yani dinsiz olmak için dini bilmek gibi.

Türkiyede işçi sınıfı burjuva sınıfı yoktur demek türkiye konusunda eksik analizdir ikiside vardır.

Ama türkiyede normal yani klasik bir sınıf siyaseti yoktur demek bence durumu daha iyi anlamayı anlatır.

Evet dünyada bu tür bir organizasyon vardır. Bu konuda bir çok yazı yazıldı Egemen sınıf hangisidir.İki iddia vardır 1.Klasik yani eskiden beri söylenen burjuva sınıfı 2.Yeni olan bürokrasi sınıfı .

Bu geçmiş zamanlardada vardı kriz dönemlerinde burjuva yerine bürokrasi iş başında olur kriz bittiğinde burjuva yine yerini alır.Ama zamanımızda bu çalışmıyor bürokrasi uzun dönemdir egemen sınıf konumunda.
Bana bunu içinden çıkılamayan krizle ilintisi vardır.

Parelel falan hikaye bunun krizle bağlantısı var.

evrensel-insan
12-02-2015, 17:35
Her parti kendi dünya görüşünü topluma yansıtır. Bir şeye karşı çıkmadan onu anlamak iyidir ben öyle yapıyorum

Yani dinsiz olmak için dini bilmek gibi.

Türkiyede işçi sınıfı burjuva sınıfı yoktur demek türkiye konusunda eksik analizdir ikiside vardır.

Ben "isci sinifi burjuvazi yoktur "demedim, " her ikisinin debilincleri yoktur" dedim. Bu farki algiliyabiliyor musun?

Ama türkiyede normal yani klasik bir sınıf siyaseti yoktur demek bence durumu daha iyi anlamayı anlatır.

Aksine parti devletlerindeki vatandaslarin yaptigi her zaman siyasettir. Bunu bilerek ya da bilincli yapip yapmadiklari ise farkjli bir konu.

Ozgur birey devletinde ise birey once kendi yasam ve iliskisini dusunur ve gerekli gorurse de siyaset yapar.

Vatandaslik : Kisi ile devlet arasindaki baga isaret eder. Milliyet ile esanlamli olabilir, fakat milliyet etnisiteyi de icerir. Vatandaslik genelde ulkede calisma ve yasam hakki ve politik yasamda yer alma ile bagintilidir.

Birbiri ile celisen iki turlu vatandaslik vardir.

Ozgur birey icerikli vatandaslik ve sivil cumhuriyetci icerikli vatandaslik.

Ozgur birey : Bireyin ekonomik durumuna odaklanir. Burada devlet bireyi icin vardir. Bireyin gorevi kanunlara uymak, iste calismak, vergilerini odemek ve gerekirse de milletini savunmak. Politik olarak bir pasiflik soz konusudur. Vatandaslik kisinin kendi secimi temelinde yetistirmesini/aydinlatmasini ongorur. Bunun icin bireye gerekenleri devlet saglar.

Sivil cumhuriyetci : Kisinin politik durumuna odaklanir. Hersey ortak bir politikanin baskisi altindadir. Kanuni rahatsizliklar sikintilar kisiyi etkisi altina alir. Kisiler hep bir noktada tutulmaya calisilir. Yani suru psikolojisi ve korku felsefesi. Vatandaslik genel ve toplumsal kisilik temelindedir. Kisi politik olarak aktiftir. Kisinin gorevleri konusunda bosluklar dogabilir. Buradaki politik aktiflik, kisinin politik bilinci degil; yasam ve iliskisinde politika uzerine fikir yurutmesi ve tartismasi anlamindadir. Cunku politik toplum kutuplasmasi baskisi altindadir ve politik secime zorlanir.

Evet dünyada bu tür bir organizasyon vardır. Bu konuda bir çok yazı yazıldı Egemen sınıf hangisidir.İki iddia vardır 1.Klasik yani eskiden beri söylenen burjuva sınıfı 2.Yeni olan bürokrasi sınıfı .

Bu geçmiş zamanlardada vardı kriz dönemlerinde burjuva yerine bürokrasi iş başında olur kriz bittiğinde burjuva yine yerini alır.Ama zamanımızda bu çalışmıyor bürokrasi uzun dönemdir egemen sınıf konumunda.
Bana bunu içinden çıkılamayan krizle ilintisi vardır.

Parelel falan hikaye bunun krizle bağlantısı var.

Tabi ki hikaye, burada verilmek istenen algi operasyonu "bak ulusalcilari da iceri atan, hukuku da bu hale getiren paraleldir. El verin de bunlari temizleyelim" gibi kendi cikar temelinde ayri dustugu "beraber yollarda yurudugu" eski ortagi ile "ayran icip, ayri dustugudur"

Nitekim ulusalcilar ve I.P. andlasmalkari geregi, AKP'yi paralelden ayirarak AKP'nin bu "el ver" cagrisina uymustur.

kartopu
14-02-2015, 00:11
Ağababaları Hitler, Mussolini ile aynı stratejik hatlarda faşizmi temsil ediyor da denebilir, ama Türkiye zaten damarındaki kana kadar milliyetçi, ırkçı yetişen bir toplum ve haliyle sistem partileri aidiyet/etiket kullanımıyla sımsıkı bütünleşiyor, o nedenle beri yandaki bu paşaların kullanımı bir ayrıcalık oluşturmuyor, prim yapamıyor :)

Sn spartakus
Ben biraz faklı düşünüyorum hem İşçi Partisi konusunda hem Türkiyenin ırkçılığı konusunda.

Benim anladığıma göre İşçi Partisi Geçmişi ile bağlarını sürdürüyor Geçmişte İşçi Partililer ve Perincek gurubu PDA (Proleter Devrimci Aydınlıkçı) çizgisindendi sonraları Aydınlık Gazetesi çıkardılar. Bu gurup geçmişte Çin siyaseti izliyordu bence hala Çin siyaseti izlemekteler.

Geçmişte ABD karşıtı Çinden yana idi Çin Sovyet rakabeti onlar için birinci derecede çelişki idi bu çelişki Sovyetler içinde geçeridir.

Bu gün yine Çin siyasetini takip ediyorlar Şimdiki baş çelişkileri ABD karşıtlığı biraz daha ileri götürdüğümüzde Emperyalizm karşıtlığı olmaktadır.

Türkiyedeki siyasi yapıları idolojileri bu düzeyde yürümektedir.Onlara göre türk ordusu ABD ve AKP ile madur edildi o zaman türk ordusunun yanında durmak ve bağımsızlığın semboli olan Kemalizmle yan yana olmak gerekir.
Son dönemlerdeki siyaseti Cemaat karşıtı olmaktadır cemaat ise ABD nin politikalarını ülkede uygulamak isteyen bir ajan faliyeti.

Ben İşçi Partisi ve Perincek gurubunun siyasetinin özet olarak bu olduğunu sanıyorum

Türkiyede milliyetçilik tamamda ırkçılık olmadığını sanıyorum.

Daha ziyade sistem ve devlet siyasetinin türk islam sentezi üzerine uygulandığını ve islamın Sunni islam , hanifi meshebi merkezi ağırlıklı olarak nakşi bendi tarikatı olan bir siyaset izlenmektedir.

Bu iki farklı idolojiyi bir araya getirdiğinde ikisinden birini tercih etmek durumunda kalınır.

Yani sunni islamla ırkçılık yan yana durmuyor.

Hitler ve mussolini tarzı faşizm belki şu yaşadığımız dönemde düşünebilir.

evrensel-insan
14-02-2015, 00:19
Sn spartakus
Ben biraz faklı düşünüyorum hem İşçi Partisi konusunda hem Türkiyenin ırkçılığı konusunda.

Benim anladığıma göre İşçi Partisi Geçmişi ile bağlarını sürdürüyor Geçmişte İşçi Partililer ve Perincek gurubu PDA (Proleter Devrimci Aydınlıkçı) çizgisindendi sonraları Aydınlık Gazetesi çıkardılar. Bu gurup geçmişte Çin siyaseti izliyordu bence hala Çin siyaseti izlemekteler.

Bizler onlara o tarihlerde "maocu/sosyalfasist" derdik. :) 1980'ler.

Geçmişte ABD karşıtı Çinden yana idi Çin Sovyet rakabeti onlar için birinci derecede çelişki idi bu çelişki Sovyetler içinde geçeridir.

Bu gün yine Çin siyasetini takip ediyorlar Şimdiki baş çelişkileri ABD karşıtlığı biraz daha ileri götürdüğümüzde Emperyalizm karşıtlığı olmaktadır.

Türkiyedeki siyasi yapıları idolojileri bu düzeyde yürümektedir.Onlara göre türk ordusu ABD ve AKP ile madur edildi o zaman türk ordusunun yanında durmak ve bağımsızlığın semboli olan Kemalizmle yan yana olmak gerekir.
Son dönemlerdeki siyaseti Cemaat karşıtı olmaktadır cemaat ise ABD nin politikalarını ülkede uygulamak isteyen bir ajan faliyeti.

Ben İşçi Partisi ve Perincek gurubunun siyasetinin özet olarak bu olduğunu sanıyorum

Su anki siyasetleri hapisten cikmaya karsilik paraleli AKP'den ayirarak AKP ile birlikte bertaraf etmek.

Mesela bu gunku laik, bilimsel, anadilde egitim ve demokratik yasam" eylemlerinden hic bahsetmediler.

Neden mi cunku eylemler agirlikli olarak sunni degil, alevi turke degil kurde yonelikti.

Bugun bu konuda ben bir baslikactim.

Türkiyede milliyetçilik tamamda ırkçılık olmadığını sanıyorum.

Aynen toplumda irkcilik ve milliyetcilik nitelikleri kavramsal olarak karistirilir ve turk ile kurd arasindaki konu irkcilik degil, milliyetciliktir.

Daha ziyade sistem ve devlet siyasetinin türk islam sentezi üzerine uygulandığını ve islamın Sunni islam , hanifi meshebi merkezi ağırlıklı olarak nakşi bendi tarikatı olan bir siyaset izlenmektedir.

Bu iki farklı idolojiyi bir araya getirdiğinde ikisinden birini tercih etmek durumunda kalınır.

Yani sunni islamla ırkçılık yan yana durmuyor.

Hitler ve mussolini tarzı faşizm belki şu yaşadığımız dönemde düşünebilir.

Konu sunnilikten ziyade, Ataturk'un anadolu'ya tanistirma seklidir.

Yalniz, her kavramda oldugu gibi, cogu kisi bu iki niteligi de bir birine karistirir ve milliyetciligi irkcilikolarak algilar.

Zaten Osmanlida ummet vardi, ne irkcilik ne de milliyetcilik.

O yuzden milliyetcilik te milliyetten gelmez, milletten gelir.

kartopu
14-02-2015, 00:42
Mesela bu gunku laik, bilimsel, anadilde egitim ve demokratik yasam" eylemlerinden hic bahsetmediler.
Bence laik eğitimi savunuyorlar ama ana dilde eğitimi savunmuyorlar. Bu anadilde eğitim çok tartışılan bir konudur. Doğruluğu yanlışlığı hala tartışılıyor.

Bende Türkiye genelinde ana dilde eğitimi savunmuyorum .Ama yöresel ve bölgesel dil olabilir devlet kürdlerin yaşadığı bölgelerde Kürtçe eğitimi desteklemeli hatta dil birliğini sağlayacak laburatuarlar oluşturmaldır.

Başka etnik gurupların böyle bir hassasiyeti olduğunu düşünmüyorum.

Laik eğitimi bizde savunuyoruz hatta devletin tamamen laik olması gereklidir. Bana göre camiye giden her kes imamın maaşını ödemeli .Nasıl aldığın hizmetin bedelini her kes kendi ödüyorsa aldığı din hizmetinin bedelini ödemelidir.

evrensel-insan
14-02-2015, 00:52
Bence laik eğitimi savunuyorlar ama ana dilde eğitimi savunmuyorlar. Bu anadilde eğitim çok tartışılan bir konudur. Doğruluğu yanlışlığı hala tartışılıyor.

Tabi ki cunku politik milli turkculugu savunuyorlar, yani "herkes turktur" anti sosyo-etik ideoloji.

Bende Türkiye genelinde ana dilde eğitimi savunmuyorum .Ama yöresel ve bölgesel dil olabilir devlet kürdlerin yaşadığı bölgelerde Kürtçe eğitimi desteklemeli hatta dil birliğini sağlayacak laburatuarlar oluşturmaldır.

Bu konuda benim aciklayici basligim var.

Anadilde egitim degil ogretim. Sonucta resmi/ortak dil turkcedir. Yani devletin dili. Milli kokensel yani etnik olarak bir kurd kendi dilini ogrenlebilmelidir bu onun hak ve ozgurlugudur.

Başka etnik gurupların böyle bir hassasiyeti olduğunu düşünmüyorum.

Olmasi gerekmez. Cagimizda onlara da bu haklar verilmelidir. Cunku sosyo-etik degerler kisinin hak ve ozgurlugudur.

Bugun hindistanda 70 dil konusulur ve resmi dil ingilizcedir.

Bizlerde yurdumuzda bir kac dilkonusabilseydik ne guzel olurdu. :)

Sonucta bir kisikendisini en iyi ana dilinde ifade eder.

Laik eğitimi bizde savunuyoruz hatta devletin tamamen laik olması gereklidir. Bana göre camiye giden her kes imamın maaşını ödemeli .Nasıl aldığın hizmetin bedelini her kes kendi ödüyorsa aldığı din hizmetinin bedelini ödemelidir.

Laikligi biz "yarim yamalak" uyguluyoruz. Laiklikte devletin dini olmaz. Yani diyanet olmaz.

Ayrica toplumda sekuler bilinc te yok. Laiklik ancak sekuler bilincteki bir devlette mumkundur.

kartopu
14-02-2015, 13:08
Anadilde egitim degil ogretim. vaybe bütün Türkiye yanlış teffuz etmiş halbuki size sormaları gerekirdi.
İki keçi bir dar geçitte karşılaşıyor ikisi de birbirine yol vermiyor sonucunda ikisi de yarın dibinde ölü olarak duruyor. Ben size yol vereyim ikimizde yaşar olalım.

Olmasi gerekmez. Cagimizda onlara da bu haklar verilmelidir. Cunku sosyo-etik degerler kisinin hak ve ozgurlugudur Hak verilmez alınır hiç duymadınız mı.

Bizim bildiğimiz istenmeyen şey verilmez verilse de kıymeti harbiyesi olmaz. Onu alanlar korumasını da bilecek onun için kıymetli olan zorla kazanılandır. Beleş gelen değersizdir.

Bu ülkede laiklikte zor yolu ile kazanılmış şey değil birileri bu tür devlet biçimi çağa uygun demiş ve vermiş ama sahibi yine onu verenler olmuş
İşte zorun önemi her daim görülüyor. Almak vermek kadar kolay değil

evrensel-insan
14-02-2015, 17:41
vaybe bütün Türkiye yanlış teffuz etmiş halbuki size sormaları gerekirdi.
İki keçi bir dar geçitte karşılaşıyor ikisi de birbirine yol vermiyor sonucunda ikisi de yarın dibinde ölü olarak duruyor. Ben size yol vereyim ikimizde yaşar olalım.

Acikladigim gibi kelimelerin kavramsal anlamlari farklidir. Bir kisinin kendi ana dilini ogrenmesi onun hak ve ozgurlugudur.

Ana dilde egitim ise baska bir seydir. Yani her turlu egitimi o dilde almak demektir. Mesela ingilizce dili konusulan okullar gibi.

Resmi dil de devletin dilidir ve turkcedir. Isteyen devlet ile olan iliskilerinde tercume ve tercuman olanagindan kurtulabilir.

Hak verilmez alınır hiç duymadınız mı.

Hak almak icin birey bilinci ve hakki isteme bilinci gerekir. Bu bilinc yoksa hakkin da anlam ve icerigi bilinmez.

Bizim bildiğimiz istenmeyen şey verilmez verilse de kıymeti harbiyesi olmaz. Onu alanlar korumasını da bilecek onun için kıymetli olan zorla kazanılandır. Beleş gelen değersizdir.

Iste o yuzden hak ve ozgurluklerinm bilincli olarak egitimde verilmesi ve ozgur birey yetistirilmesi gerekir.

Kisi zaten hakkinin ve ozgurlugunun bilincine vardiginda, onu talep edecektir. Bundan yana olanlar da bu talebi savunur ve destekler.

Bu ülkede laiklikte zor yolu ile kazanılmış şey değil birileri bu tür devlet biçimi çağa uygun demiş ve vermiş ama sahibi yine onu verenler olmuş
İşte zorun önemi her daim görülüyor. Almak vermek kadar kolay değil

Iste o yuzden zorla devrim olmaz. Devrimi yapan da uzerine devrim yapilanda bu devrimin niteliginin bilincinde olmalidir.

Yoksa tepeden inme devrimler geri teper. Tarihte ornekleri coktur.

Insanoglu bilinci olcusunde mucadele eder. Eger nicelik olarak olan bir mucadelenin pesinden gidiyorsa; onun bilincinde degildir.

Iste insanoglunun nicelik ve nitelik farki da budur.

Vefik Sami
14-02-2015, 18:06
Cumhurbaşkanını Kolombiyada karşılayan bir grup Türk vatandaşı ile cumhurbaşkanı arsında geçen konuşmaların videosunu yayınlamış sözcü gazetesi. Alıntı yapmak yasak olduğu için ilgili haberin linkini veremiyorum.

Cumhurbaşkanı soruyuor; "ne iş yapıyorsunuz burada ?" diye.
Vatandaşın birisi "Babam AKP Fethiye ilçe başkanı" diyor.
Diğeri hemen atılıyor.
"Efendim; annemin selâmı var bu arada size." diyor.

Annesinden "selâm" götüren gencin cümlesinde hiç bir ard niyet olmayabilir.
İllâ bir "çapanoğlu" aramak da gereksiz.
Ama ne kadar "iyi niyet" taşırsa taşısın;
Ben böyle söylemeye çekinirdim doğrusu.
Çünki her türlü anlamaya ve istismâra açık bir cümle.

Evvelce dalkavukluğun da bir raconu varmış.
Şimdilerde sınır, çap ,çerçeve kalmadı.
Mevzû yalakalık ise, gayrısı teferruat.

kartopu
15-02-2015, 00:56
eskiden dalkavukluk bayağı meslekmiş Her kesin harcı değildir şimdi artık dalkavukluk maraton yarışı gibi oldu Yer zamanda gerekimiyor

Dalkavuklukta kalitede bozuldu bayağı ayak takımı işi oldu.

evrensel-insan
15-02-2015, 01:01
eskiden dalkavukluk bayağı meslekmiş Her kesin harcı değildir şimdi artık dalkavukluk maraton yarışı gibi oldu Yer zamanda gerekimiyor

Dalkavuklukta kalitede bozuldu bayağı ayak takımı işi oldu.

Dalkavuklugun bugunku hali, yalakalik. Sonucta cikar icin biat etmenin anlami ve adi ne olursa olsun ayni kapiya cikar.

kartopu
15-02-2015, 01:15
Sn Evrensel öğretimle eğitim arasında dağlar kadar fark vardır. Sonra hiç bir okulda eğitim verilmez öyle bir müfredat yok.

Eğitim daha ziyede aileden alınır. Bir çocuğun biçimlenmesin de (kişilik yapısında ) gelişme 0 -7 yaş arasında % 80 olur, daha sonraları insan kendi yetersizliğinin farkına varırsa % 10 luk değişimler olur. Genelde yapılan söylemler ana dilde eğitim şeklinde söylenmektedir onun için o kelime kullanılmıştır.

Geçmiş dönemlerde dergahlar ocaklar bu tür faaliyetlerde bulunmuş .Hani duymuşuzdur Eti senin kemiği benim .Veya adam olmaya geldim gibi cümleler günümüze kadar gelmiştir. Bazı modern ağızlar bu davranışları küçümsese de bu ocak ve dergahlar çok önemli işler yapmış çok insan biçimlendirmiştir
Ama bitti o günler artık, önemli olan aile içi eğitimdir.

Onun için ana dilde eğitim her ailede olmalıdır
Öğrenim yani coğrafya matamatik tarih gibi öğrenimler kendi yaşadıkları bölgelerde insanlara verilir. Bunda sakınca yoktur ne kadar işler bunu bilemem.

Ama ben bütün türkiyede insanların ilk okuldan itibaren İngilizce öğrenmesini ana dilde öğrenimden daha çok önemsiyorum

Çünkü bu dil yaşadığımız teknoloji çağında her kese lazımdır ihtiyaçtır

Sn Evrensel sana Devrimi anlatamadık ne kadar çaba sarfetsekte sen devrime karşı ön yargılısın. Hep yanlış anladın biz ısrar ettik sen yine bildiğin dili kullanıyorsun

Zor bir gurubun bir kişinin zoru değil bir sosyal sınıfın zoru ve nitelikli zor.
Bir daha anlattım ama anlayacağını sanmıyorum.

Vefik Sami
15-02-2015, 01:23
eskiden dalkavukluk bayağı meslekmiş Her kesin harcı değildir şimdi artık dalkavukluk maraton yarışı gibi oldu Yer zamanda gerekimiyor

Dalkavuklukta kalitede bozuldu bayağı ayak takımı işi oldu.


Tarihçi Reşat Ekrem Koçu, dalkavukluğun tanımını şöyle yapıyor...

Dalkavuk, menfaati için çıkarı için yardakçılık yapan insandır. Bunların beslenme kaynakları, ya parası olanlardır, ya da siyasetçiler ve devletin üst kademesinde olanlar... Tarihe bakıyoruz, dalkavuklar hep şerefsiz ve köleden de aşağı sayılmış. Buna rağmen dalkavukluk şereften yoksun kimselerce hep üstlenilmiştir. Bunun en önemli nedenlerinin başında, ikbal sahiplerinin pohpohlanmaktan hoşlanmaları geliyor. Hakanlar- padişahlar, cihangirler, serdarlar, sadrazamlar, vezirler ve birçok devlet ricali ve de saray mensubini, nabızlara göre şerbet verme mahareti gösteren dalkavuklardan duygusal olarak çok müstefit olmuş, yani istifade etmişlerdir... Zamanını dalkavukların dalkavukluklarını dinleyerek geçiren çok devlet ricali olduğunu Osmanlı Tarihi kayıtlarından bulmak mümkündür.

(...)


DALKAVUK ESNAFI

Tanzimattan önceki yıllarda Osmanlı toprakları içinde loncasıyla, kâhyasıyla ve efradıyla işleri üst düzey insanları ve ekonomik durumu iyi olanları eğlendirmek olan kimseler vardı. Konaklardaki toplantılara katılarak hazırunu eğlendiren bu insanlara ''Dalkavuk esnafı'' denirdi. Başlarında ya külah olurdu, ya kavuk... Zamanla bunlara dalkavuk adı verilmesi de külahtan çok kavuk kullanmalarındandır. Kavuklarının üzerinde hiçbir işaret olmazdı, dalkavuk lafı da bunu ifade ederdi. Kavuk kullanan öteki ricalin kavuklarında kişiliklerini ya da ekonomik durumlarını ve görevlerini belli eden işaretler olurdu. İşaretsiz kavukların adı da dalkavuktu, bunu giyenlere o nedenle bu ad verilmişti...

TEŞKİLATLIYDILAR

Bugünkü dalkavukların aksine o dönemdeki dalkavuklar günümüze uygun bir dille söylersek, örgütlü bir sektörü oluşturuyordu. Nizamnameleri, yani bir tüzükleri vardı, hizmetleri karşılığında kaç akçe alacaklarını gösteren tarife bile yapmışlardı. Dalkavuğa ihtiyacı olanlar bunlardan birini ya da çok zenginse birkaçını adamlarıyla aldırır, akçelerini tarife üzerinden ve peşin öderdi. Dalkavuklar da oradakileri memnun bıraktılarsa akçe dolu olan küçük keselerden birkaçını daha kaftanlarının altındaki gizli ceplere atarlardı... Gülmeyin; o günün dalkavukları ''Müşteri memnuniyeti'' ne büyük önem verirdi. Çünkü çağrıldıkları konaklarda bulunanları memnun bırakmamışlarsa yeni bir iş bulmakta zorlanırlardı... Tanzimattan sonra dalkavuk esnafı örgütlü olmayı bıraktı, bazı nedenlerle çözüldüler ve bir başlarına tarife uygulayarak çalıştılar. Bazıları konaklara ücretli olarak alındı ve muhafaza edildi...Daha sonraki yıllarda dalkavuklara ve dalkavukluğu bakış değişti, bunlar toplumun zararlı yaratıkları sayılmaya başlandı. O nedenle de sayıları zaman içinde azaldı. Cumhuriyetle birlikte görünen varlıkları ortadan kalktı..., Ya da biz kalktığını sandık; oysa günümüzde dalkavukluk hâlâ yapılıyor ve ''Alan razı, veren razı'' anlayışı içinde bu âdi iş sürdürülüyor...

AĞIZLARINI BOZMAZLARDI

Bugünlük dalkavukların aksine Osmanlı döneminin dalkavukları müstekreh yani söylenmesi iğrenç kelimeler kullanmaktan, edep dışı ifadelerle latife yapmaktan kaçınırlardı. Aksine konuşmaya kalkanlar bir daha hiçbir devlet ricalinin huzuruna gidemez, zengin konaklarına çağrılmaz ve dalkavukluktan olurlardı... Gittikleri konakların ya da sarayın salonunda en kuytu yerde, ev sahibinden varsa konuklarından uzakta yere konulan bir yastığın üzerine otururlar, gidene kadar da yerlerinden kalkamazlardı. Bir şey yiyip içmeleri de yasaktı, yasağı kendileri koymuşlardı... Görevde oldukları sürece hane sahibi ne söylerse sesli olarak tasdik ederlerdi. Bir şey sorulduğunda da ''Devletlû efendimiz, zatı şâhaneniz bilirsiz'' derlerdi... Dalkavuklar bazen takma ad kullanmıştır; bazıları da kendi adlarıyla dalkavukluk yapmayı tercih etmiştir. O dönemde ünlü dalkavuklarından bazıları şunlardı: Şapur Çelebi, Letâif Çelebi, Kahkaha Molla, Sülgün Bey, Hande Çelebi, Ebül Efendi, Burmaz Ağa, Sansar Ağa, Çıplak Kadı, Kız Pehlivan, Kabakulak Ağa, Hacı Fışfış, Hacı Şamandıra, Pala Çelebi... Bunların içinde Letâif Çelebi'nin adı Abdüllatif idi, diğerleri takma isimlerdi... TARİFE DE VARDI --------------------------- Dalkavukların kendi aralarında kararlaştırdıkları ve meraklılara yolladıkları dalkavukluk tarifesi de hayli uzun ve de ilginç. Dalkavuğun burnuna fiske vurmak .................................................. ........ 20 para Başına kabak vurmak .................................................. .......................... 20 para Dalkavuğun yüzüne şamar vurmak .................................................. ...... 30 para Zorla bir şey yedirme .................................................. .......................... 40 para Saçından sakalından kırpmak .................................................. .............. 90 para (Bazı zenginler dalkavuğa bu yüzden üç ay için 300 para nafaka da vermiştir.) Bostan kuyusuna indirip suyun derecesini sormak ................................... 600 para Çıplak ata bindirip koşturmak ve halini sormak........................................ 300 para Bir salkım koruğu sapıyla ve çöpüyle yedirmek........................................ 100 para Ağzına bol miktarda acı biber sürmek .................................................. .. 200 para

BAZI FIKRALAR

Osmanlı tarihinde dalkavuklara en fazla ilgi gösteren padişahların başında Üçüncü Murad geliyor. Tarih sayfalarına geçmiş dalkavuk meraklısı zenginlerden biri de Veliefendizâde Mehmet Efendi... Bugün İstanbul Bakırköy ilçesi içinde yer alan ve Jokey Kulübe ait Veliefendi Hipodromu'nun bulunduğu geniş alan, neredeyse Topkapı'dan Florya'ya kadar Veliefendi ailesine aitmiş... Yine tarihi kaynaklara göre, dalkavukluk işinin ve dalkavukların düzenli olmasını sağlayan da Sultan Mahmut. O yıllarda dalkavuklar şikayet ve isteklerini sık sık ve arz-ı hal ile padişaha duyururmuş, padişah da gerekenin yapılması için sadrazama ve vezirlere talimat verirmiş...

Dalkavukların bazı kendini bilmez ve dalkavukluğa halel getiren meslektaşlarını (!) padişaha şikâyet eden arz-ı hal...

''Kimsesiz dalkavuk kullarınızın arz-ı halidir'' diye başlayan ve ''Devletlu, inayetlu ve merhametlu efendimiz''diye devam eden ve halen Topkapı Sarayı arşivinde bulunan arz-ı hal şöyleydi: ''İçimizde bazı terbiyesizler bulunup, edebe uymayan hareket ve tavırlarıyla velinimetimiz efendilerimizi gücendirmekte, zararları da hepimize dokunmaktadır. Dalkavukluk sağlam bir nizama bağlanmazsa cümlemizin açlıktan öleceğimiz aşikârdır. Kadîm nizam ve kanunların yerine dalkavukluk yeni bir nizamnameye bağlanmalı, edepsiz ve ehil olmayanlar tard edilmeli, hepimizin makbulü olan Şakir Ağa cümlemize kâhya yapılmalı, bu mevzuda verilecek ruhsatnâmeyle de vaziyet herkese ferman edilmeli devletlü ve inayetlu sultanımız hazretleri'' Arz-ı halde adı geçen Şakir Ağa sarayda bulunan ve dalkavukları davet edip, onlara neyi nasıl yapacaklarını ve nasıl konuşacaklarını anlatan -adeta bir teknik direktör- bir ağaydı. Saray halkı dalkavuk istediğinde Şakir Ağa'ya söylerdi Şakir Ağa da sadece saraya değil, zenginlere de dalkavuk bulmakta aracılık ederdi... Günümüzdeki dalkavuklar arasında böyle bir dayanışma yok, hepsi dalkavukluğu kendine göre yapıyor.

YARISI BOSTANCININ

Dalkavuğun biri, vazifesinin bittiği söylenince toparlanmış, Hünkârın işareti üzerine de yaklaşıp yere oturmuş. Sonra padişahın uzattığı ve içinde 100 altın olan keseye bakmış ve konuşmuş: -Devletlû efendim, bugün altın istemem, yerine yüz sopa isterim... Hünkâr sebebini sormuş... Dalkavuk cevap vermiş: -Efendimiz önce elli sopa vursunlar, sonra sebebini söyleyim... Dalkavuğu falakaya yatırmışlar ve elli sopa vurmuşlar, bitince dalkavuk bağırmış: -Durun ortağım var, ellisini de ona vurun... Hünkâr, falakaya yatırılmış dalkavuğa sormuş: -Kimdir ortağın bre gafil... Dalkavuk hemen cevap vermiş: -Beni her gün huzurunuza çağıran bostancıdır Hünkârım... Sonra devam etmiş: -Her gelişimde önüme çıkıp seni ben davet ettim, ver altınların yarısını deyip elimden zorla alır. Bugünkü sopanın yarısı da ona... Hünkâr gülmekten katılmış, dalkavuğa bu defa 200 altın vermiş ve ''Tez bostancıyı getirin, 200 sopa da o meluna vurun'' emri vermiş...

Bir diğer yaşanmış olay da şu...

Veliefendizâde bir soğuk kış günü yalısından sandala binip balık tutmaya çıkmış. Çıkarken de kışın ayazından korunmak için sıkı sıkı giyinmiş, kürklü kaftanına sarılmış... Yanına aldığı dalkavuğuna da ''Bu soğuk ve buzlu havada yanımda bir tumanla -donla- kalır ve dayanabilirsen sana tam 600 altın veririm'' demiş... Dalkavuk bunu duyunca hemen soyunmuş, bir donla kalmış... Kısa süre sonra Veliefendizâde dalkavuğa dönüp ''Burnumun ucu üşüdü, sen üşümez misin'' demiş. Dalkavuk hemen atılmış: -Velînimetim efendim, sıcak olarak bir tek yerim kaldı, güzel burnunuzu oraya sokunuz... Tabii 600 altını da alıp gitmiş...

http://www.akyazi.net/dalkavukluk-ve-dalkavuklar-3768h.htm

evrensel-insan
15-02-2015, 01:29
Sn Evrensel öğretimle eğitim arasında dağlar kadar fark vardır. Sonra hiç bir okulda eğitim verilmez öyle bir müfredat yok.

Okuldaki egitimin ogretimden farki hangi dilde tum mufretatin verildigi ile paraleldir.

Okulda dil turkcedir ve diyelim kurtce de ogretilir. Yani turkce egitimde verilen kurtce ogretimdir.

Eğitim daha ziyede aileden alınır. Bir çocuğun biçimlenmesin de (kişilik yapısında ) gelişme 0 -7 yaş arasında % 80 olur, daha sonraları insan kendi yetersizliğinin farkına varırsa % 10 luk değişimler olur. Genelde yapılan söylemler ana dilde eğitim şeklinde söylenmektedir onun için o kelime kullanılmıştır.

Sen okullarin cocugu egitmedigini mi soylemeye calisiyorsun?

Ogretmenlerin cogu ayni zamanda egitmendir. Okullarda her turlu sanat ogretilirken egitim de verilir.

Egitim "dusunce ve davranista konusuna gore verilendir" ogretim ise sadece bilgi ile sinirlidir.

O yuzden okullar sadece ogretim yeri degil, ayni zamanda egitim yeridir.

Burada "ana dilde egitim" den istenen, tum mufredatin ana dilde olmasidir"

Geçmiş dönemlerde dergahlar ocaklar bu tür faaliyetlerde bulunmuş .Hani duymuşuzdur Eti senin kemiği benim .Veya adam olmaya geldim gibi cümleler günümüze kadar gelmiştir. Bazı modern ağızlar bu davranışları küçümsese de bu ocak ve dergahlar çok önemli işler yapmış çok insan biçimlendirmiştir
Ama bitti o günler artık, önemli olan aile içi eğitimdir.

Onun için ana dilde eğitim her ailede olmalıdır

Zaten adi ustunde "ana dil" yani cocuk evdeki dili ogrenir ve konusur.

Öğrenim yani coğrafya matamatik tarih gibi öğrenimler kendi yaşadıkları bölgelerde insanlara verilir. Bunda sakınca yoktur ne kadar işler bunu bilemem.

Iste burada bu derslerin hangi dilde verilecegidir? Resmi dilde mi/ana dilinde mi? Ozel okullarda ana dilde verilebilir. Yalniz devlet okullari resmi dilde verir.

Ama ben bütün türkiyede insanların ilk okuldan itibaren İngilizce öğrenmesini ana dilde öğrenimden daha çok önemsiyorum

Çünkü bu dil yaşadığımız teknoloji çağında her kese lazımdır ihtiyaçtır

Bir dilin ihtiyac olmasi baskadir, hak ve ozgurluk olmasi baskadir.

Sn Evrensel sana Devrimi anlatamadık ne kadar çaba sarfetsekte sen devrime karşı ön yargılısın. Hep yanlış anladın biz ısrar ettik sen yine bildiğin dili kullanıyorsun

Burada on yargili olanlar sakin anlatmak isteyenler olmasin? Ben de sana birseyler anlatmaya calisiyorum.

Zor bir gurubun bir kişinin zoru değil bir sosyal sınıfın zoru ve nitelikli zor.
Bir daha anlattım ama anlayacağını sanmıyorum.

Isci sinifi sosyal bir sinif degildir, ekonomik bir siniftir o yuzden de nicelik olarak algilanir. Cunku o isci sinifini ekonomik olarak bir arada tutan temelde, isci sinifi bunyesinde tum toplumun bunyesindeki sosyo-etik farklar ve degerler vardir.

Vefik Sami
15-02-2015, 01:35
(..)

Egitim "dusunce ve davranista konusuna gore verilendir"

(..)


Ben, her zamanki eblehliğim ile bu cümlenizden bir anlam üretemedim.
Zât-ı âliniz, himmet eyleyip de bu fakirin anlayacağı düzeyde anlatsa ?

evrensel-insan
15-02-2015, 01:36
Ben, her zamanki eblehliğim ile bu cümlenizden bir anlam üretemedim.
Zât-ı âliniz, himmet eyleyip de bu fakirin anlayacağı düzeyde anlatsa ?

Soyle acikliyayim. Eger ogretim sadece bilgi vermek ise; cocuga bunun disinda verilen hersey bir egitimdir.

Vefik Sami
15-02-2015, 01:45
Soyle acikliyayim. Eger ogretim sadece bilgi vermek ise; cocuga bunun disinda verilen hersey bir egitimdir.

Ben sizin kadar "felsefi" takılamam.
Fakat; çok daha basit bir açıklamam var.

Eğtim; bilginin kişide davranışa dönüşmüş şeklidir.

Misâl: Çocuk yere tükürmenin yanlış olduğunu biliyor ama yine de aldırış etmeyip tükürüyorsa, çocukta yere tükürme ile ilgili edinilmiş bu bilgi öğrenmedir.

Fakat o çocuk "Yere tükürmek yanlış bir davranıştır" bilgisini aldıktan sonra aynı zamanda uyguluyor ve artık yere tükürmüyorsa, burada o çocuk âdâb-ı muaşeret kuralları ile ilgili bir eğitim almıştır

evrensel-insan
15-02-2015, 01:56
Ben sizin kadar "felsefi" takılamam.
Fakat; çok daha basit bir açıklamam var.

Eğtim; bilginin kişide davranışa dönüşmüş şeklidir.

Bu kendi kendine donusume birakilmiyor, maalesef. "Yetistirmek/buyutmek" seklinde dogumdan itibaren yon ve yonlendirim veriliyor.

Misâl: Çocuk yere tükürmenin yanlış olduğunu biliyor ama yine de aldırış etmeyip tükürüyorsa, çocukta yere tükürme ile ilgili edinilmiş bu bilgi öğrenmedir.

Fakat o çocuk "Yere tükürmek yanlış bir davranıştır" bilgisini aldıktan sonra aynı zamanda uyguluyor ve artık yere tükürmüyorsa, burada o çocuk âdâb-ı muaşeret kuralları ile ilgili bir eğitim almıştır

Evet. Yalniz burada bizim toplum gibi birey egitimi verilmeyen toplumlarda, cocuk kendi kisiligini bulamiyor. Cunku toplum daimi olarak karisiyor ve cocugu kendi gibi olmaya zorluyor.

Bu aliskanligin en guzel ornegini sitedeki yazismalarda gorebilirsin.

Yazan bir kisi bilgi ve dusunce paylasmak icin yazmak yerine, kendi dogrusunu karsi tarafa Kabul ettirmeye calisiyor.

Yani kendi gibi olmaya zorluyor.

O yuzden de toplumumuzda ogretim ve egitim farki bilinmiyor.

Cunku kimse bir seyi ogretmek yerine, kendi dogrusu ile karsisindakini egitmek istiyor.

Zaten tartismalar atismalar da burden cikiyor.

Yani bizdeki anlayis "boyle dusun/davran, bunu yap/yapma" seklindeki empoze ve baski iceren bir anlayistir.

Cocuga nehak taninir, ne de deger verilir.

Ayrica herkes kendince egitime soyunur.

Vefik Sami
15-02-2015, 02:12
Evet. Yalniz burada bizim toplum gibi birey egitimi verilmeyen toplumlarda, cocuk kendi kisiligini bulamiyor. Cunku toplum daimi olarak karisiyor ve cocugu kendi gibi olmaya zorluyor.



Dediğim gibi.
Gerçekten felsefeden pek anlamam.
Ama bir tv programında duyduğum şu sözü aktarayım size.
Başka bir deyişle "usta malı" satayım.

Nietzsche, "Eğitim; bireyin kamu yararına baskı altına alınması faaliyetidir" demiş.

Demiş mi, dememiş mi; bilmiyorum.
Yukarıda yazdığım gibi, tv programına katılan bir konuşmacıdan işitmiştim.

Söz konusu "baskı" gerçekten kamu düzeninin sağlanması adına, plân ve program dâhilinde, edinilmiş tecrübelerin de rehberliğinde sürdürülüyor ise, bu istendik/faydalı bir baskıdır. Ancak; her toplumun kendi kültüründe yer alan ve hiç sorgulanmayan yaptırımların, kişiye dayatılmasını sağlayan bir süreç/faaliyet işliyorsa, amaçlanan eğitim gerçekleşmiş olsa da, ne kişiye ne de içinde yaşadığı topluma bir faydası olur bunun.

Fakat Nietzsche, her hâlûkârda haklı görünüyor.

evrensel-insan
15-02-2015, 02:23
Dediğim gibi.
Gerçekten felsefeden pek anlamam.
Ama bir tv programında duyduğum şu sözü aktarayım size.
Başka bir deyişle "usta malı" satayım.

Nietzsche, "Eğitim; bireyin kamu yararına baskı altına alınması faaliyetidir" demiş.

Buna sasmamak lazim, cunku nihilism zaten verilen her turlu degerin sifirlanmasidir. Bir de egitimii "terbiye" olarak ele alirsak, topluma karsi gelenler de "yaramaz/asi" olurlar. Bu tam da suru psikolojisi denilen seydir.

Demiş mi, dememiş mi; bilmiyorum.

Yani bu alintiyi bir yerden almadin mi, duydun mu?

Yukarıda yazdığım gibi, tv programına katılan bir konuşmacıdan işitmiştim.

Yani onun "yalancisisin." :)

Söz konusu "baskı" gerçekten kamu düzeninin sağlanması adına, plân ve program dâhilinde, edinilmiş tecrübelerin de rehberliğinde sürdürülüyor ise, bu istendik/faydalı bir baskıdır. Ancak; her toplumun kendi kültüründe yer alan ve hiç sorgulanmayan yaptırımların, kişiye dayatılmasını sağlayan bir süreç/faaliyet işliyorsa, amaçlanan eğitim gerçekleşmiş olsa da, ne kişiye ne de içinde yaşadığı topluma bir faydası olur bunun.

Sence hangisi?

Fakat Nietzsche, her hâlûkârda haklı görünüyor.

Sence bir kisiyi gelistiren yenileyen degistiren nedir?

Dogmada tutan, muhafazakar, gerici v.s. yapan nedir?

Nietzsche'nin "hakliligi"ndan ziyade, degerleri bosa dusenlerin sosyo-psikolojik travma gecirmesi.

Cunku bir kisi bilincli olarak bir degerden kurtulmuyor da, sadece onu inkar ettigi icin uyguluyorsa; bosluga duser.

Ya da ben degerlerini yitirmis bir kendine ateist diyenin insanlikdisi dusunce ve davranisi yerine; diyelim dininin ahlaki ve etik degerlerine bagli kimseye zarar vermeyen bir inaniri tercih ederim.

Cunku insanlik bilinc ile kazaniliyor.

Eger degerlerden kurtulma insanliktan da kurtulma ise, yani bilinc olmadan oldu ise, degerlerin onledigi insanliktan cikmama tercih edilendir.

kartopu
15-02-2015, 12:01
Onun için ana dilde eğitim her ailede olmalıdır

Bu söz dil sürtmesi olarak anla.------- Söylenmek istenen Eğitim her ailede olmalıdır.-

Öğrenim yani coğrafya matamatik tarih gibi öğrenimler kendi yaşadıkları bölgelerde insanlara verilir. Bunda sakınca yoktur ne kadar işler bunu bilemem.
bunu da kendi yaşadıkları bölgelerde kendi (ana)dillerinde diye değiştir. Aslında o anlatılmak istenmiş ama senin niyetin farklı olduğundan anlayışında farklı olmuş.

Bir dilin ihtiyac olmasi baskadir, hak ve ozgurluk olmasi baskadir.

Dil insanların birbirleri ile ilteişim kurma aracıdır tıpkı yazı gibi. Özgürlük sadece dille sınırlı değildir. İşte İngilizcenin savunulmasıda bütün insanların kendileri dışındaki insanlarla iletişim kurmalarındaki kolaylık açısından önerilmiştir.

Bir ata sözü hatırlatayım. İnsanlar konuşa konuşa anlaşır hayvanlar koklaşa koklaşa.

Dünyanın tek bir dilde anlaşmasını savunuyorum.

Isci sinifi sosyal bir sinif degildir, ekonomik bir siniftir o yuzden de nicelik olarak algilanir
İşçi sınıfını ne kadar küçümsüyorsun hatta köle bile diyebilirsin en ahlaksız sınıfta de

Sana göre işçi sınıfı para için her şey yapar Peki burjuva sınıfı ne yapar onun para neresindedir. Senin para nerendedir.

Para çağın ulaşılması gereken en önemli nesnesidir. Kim paranın dışında bir yaşam kurguluyor. İşçi sınıfı ihtiyaçlarını karşılamak için emek gücünü satacaktır yoksa nasıl yaşayacak. Bu sistemde her kes bir şey satar.

İşçi sınıfı yaşam biçimi düşence biçimi çalışma şartlarındaki benzerlikle bir sosyal sınıftır. Onu küçümseyenler entelektüel gevezelerdir.

Sen okullarin cocugu egitmedigini mi soylemeye calisiyorsun?
Ogretmenlerin cogu ayni zamanda egitmendir. Okullarda her turlu sanat ogretilirken egitim de verilir.
Egitim "dusunce ve davranista konusuna gore verilendir" ogretim ise sadece bilgi ile sinirlidir.
O yuzden okullar sadece ogretim yeri degil, ayni zamanda egitim yeridir.
Burada "ana dilde egitim" den istenen, tum mufredatin ana dilde olmasidir"

Gelelim öğretim eğitim farkına.
Okullarda kimse eğitilmez onlara bir eyler öğretilir sadece.
Eğitim insandaki değişimdir yani biçim alması Hiç bir diplamada şu şekilde insan oldu yazmaz doktor mühendis öğretmen yazar ama insan yazmaz.
Çocuklara bir meslek öğretilir ama insan ilişkileri duyarlılık öğretilmez.
Bunu çocuklar ya ailelerinden ya mahalledeki arkadaşlarından ya güvendiği bir kişiden öğrenir biçimlenmedir yani yontulma işte hiç bir okul bu dersi vermez.

Öyle olsa idi bütün doktorlar zengin olmazdı Bütün öğretmenler yarı aç yaşardı ne doktorlar o tıp fakültesindekiler gibi ne öğretmenler eğitim faküttesi çokışı gibi bazı öğretmen yoksul çocuğa ücratsiz ders verir bazıları para lamadan adım atmaz. Doktorlarda öyle. İşte hepsi aynı öğrenimi yapmış insanlar ama farklı.

evrensel-insan
15-02-2015, 17:36
Bu söz dil sürtmesi olarak anla.------- Söylenmek istenen Eğitim her ailede olmalıdır.-

Ben de "sadece ailede degil" dedim. Tum akraba, sulale, cevre ve de okul da buna dahildir.


bunu da kendi yaşadıkları bölgelerde kendi (ana)dillerinde diye değiştir. Aslında o anlatılmak istenmiş ama senin niyetin farklı olduğundan anlayışında farklı olmuş.

Neymis benim "farkli" niyetim?


Dil insanların birbirleri ile ilteişim kurma aracıdır tıpkı yazı gibi. Özgürlük sadece dille sınırlı değildir. İşte İngilizcenin savunulmasıda bütün insanların kendileri dışındaki insanlarla iletişim kurmalarındaki kolaylık açısından önerilmiştir.

Iyi de ingilizce herkesin ana dili degil ki? Bu sadece bilene kolaylik saglar. Benim dedigim bir kisi en iyi ana dilinde kendini ifade eder ve hatta ogrenir.

Bir ata sözü hatırlatayım. İnsanlar konuşa konuşa anlaşır hayvanlar koklaşa koklaşa.

Dünyanın tek bir dilde anlaşmasını savunuyorum.

Dunya buna dogru gidiyor zaten. Yine de , bu ; ana dil hak ve ozgurlugune engel degildir.


İşçi sınıfını ne kadar küçümsüyorsun hatta köle bile diyebilirsin en ahlaksız sınıfta de

Sence gercekleri dile getirmenin anlami "kucumsemek mi" oluyor?

Sen benim dedigimi yanlisliyabiliyor musun? Birak duygusal satasmayi?

Ben ne isci sinifini ne de hic bir seyi ne "kucumser" ne de "yuceltirim" boyle bir algim yok. Hersey ne ise odur.

Sana göre işçi sınıfı para için her şey yapar Peki burjuva sınıfı ne yapar onun para neresindedir. Senin para nerendedir.

Nerenden cikardin bu "isci sinifi para icin her sey yapar" cumlesini. Bu sadece etik bir konudur ve etik olmayan herkes yapar. Bu sinifsal degil, kisisel bir davranistir ve ekonomi ile de direk ilgisi yoktur.

Para benim aracimdadir.

Para çağın ulaşılması gereken en önemli nesnesidir. Kim paranın dışında bir yaşam kurguluyor. İşçi sınıfı ihtiyaçlarını karşılamak için emek gücünü satacaktır yoksa nasıl yaşayacak. Bu sistemde her kes bir şey satar.

İşçi sınıfı yaşam biçimi düşence biçimi çalışma şartlarındaki benzerlikle bir sosyal sınıftır. Onu küçümseyenler entelektüel gevezelerdir.

Bence su duygusal "kucumsemeli" yazma huyundan vazgec. Ben de sana simdi sen neden isci sinifini "yuceltiyorsun?" mu diyeyim.


Gelelim öğretim eğitim farkına.
Okullarda kimse eğitilmez onlara bir eyler öğretilir sadece.

Bence sen bu iki kavramin farkini iyi ogren.

Eğitim insandaki değişimdir yani biçim alması Hiç bir diplamada şu şekilde insan oldu yazmaz doktor mühendis öğretmen yazar ama insan yazmaz.

Ilgisi yok. Egitmek demek, "yetistirmek/buyutmek/yonlendirmek" demektir.

Çocuklara bir meslek öğretilir ama insan ilişkileri duyarlılık öğretilmez.
Bunu çocuklar ya ailelerinden ya mahalledeki arkadaşlarından ya güvendiği bir kişiden öğrenir biçimlenmedir yani yontulma işte hiç bir okul bu dersi vermez.

Eeee okulu neden disarida tutuyorsun. Bunun dersi de var "beden egitimi" bir ornektir. Ahlak dersi neden veriliyor?

Öyle olsa idi bütün doktorlar zengin olmazdı Bütün öğretmenler yarı aç yaşardı ne doktorlar o tıp fakültesindekiler gibi ne öğretmenler eğitim faküttesi çokışı gibi bazı öğretmen yoksul çocuğa ücratsiz ders verir bazıları para lamadan adım atmaz. Doktorlarda öyle. İşte hepsi aynı öğrenimi yapmış insanlar ama farklı.

Nasil olsa?!

Ogrenim/ogretim bilgi ile ilgilidir.

Egitim ise yasam ve iliski ile ilgilidir. Yani toplum icinde nasil dusunulup davranilacaginin yonlendirilmesi ve tesviki tembihi.

kartopu
15-02-2015, 23:46
Nietzsche, "Eğitim; bireyin kamu yararına baskı altına alınması faaliyetidir" demiş.
Bu sözü T.Erdoğan kesin tutar.
Bireyin Kamu yararına baskı altına alınması.

Nietzsche den Hitlerin yararlandığı söyleniyor. Bilmem ne kadar doğru Ben biraz okumaya çalıştım çok sıkıcı geldi.

evrensel-insan
15-02-2015, 23:52
Bu sözü T.Erdoğan kesin tutar.
Bireyin Kamu yararına baskı altına alınması.

Nietzsche den Hitlerin yararlandığı söyleniyor. Bilmem ne kadar doğru Ben biraz okumaya çalıştım çok sıkıcı geldi.

Nietzsche'den tum iktidar guc ve otorite pesinde kosan izmler, 1. ve 2. dunya savasi, emperyalizm ve islam dini yararlanmistir.

Ayrica tum hayali kahramanlar da bundan yararlanarak ortaya cikmistir. Teksas, tommiks, pekospil, redkit, tenten, asterix, superman, spiderman, batman ve bunun yaninda Amerikan kovboylari seri katiller v.s.

Nietzsche ilk defa dunya tarihinde nihilism ile insanoglu turunu kendi bunyesinde biribirine dusurmustur.

Daha once ise kutupluluk niceldi yani; isci sinifi/burjuva ve de emek/sermaye.

Nihilizm ile bireycilik bananecilik ve bencillik bilinci ortaya cikmistir.

Ayrica intiharlar, sosyo-psikolojik travmalar, sizofreni v.s. de had safhadadir.

kartopu
17-02-2015, 01:04
İşçi sınıfı her daim tutunacağı bir güç ister, işçi sınıfı kendi gücünün farkında değildir onun için işçi sınıfı ve devrimci örgütler birlikte hareket etmek zorundadır. Tıpkı burjuva sınıfı ile burjuva siyasetçilerin birlikteliği gibi.

İşçi sınıfının en aktif olduğu dönemler sosyalist sistemin ayakta olduğu dönemlerdir çünkü dünya kapitalizmin karşısında bir güçtü ve işçi sınıfına olumlu katkıları vardı.

Sosyalist sistem çöktüğünde işçi sınıfı ile devrimcilerin birlikteliği de çöktü Devrimciler bazı liberallerin peşine takıldı bazıları ise ben merkezci hareketlerin. Kişisel kurtuluş ve kişisel özgürleşmek gibi.

Sosyalist sistemin çökmesinden sonra kapitalizm bazı atılımlar yaptı turuncu devrim arap baharı BOP si gibi ama hiç birinde başarılı olamadı
Her el attığı yerde yangın çıkardı bütün insanlık eskisi kalsa daha iyidi demektedir.

Yani kapitalizm içinden çıkılamayacak krizlerin içine düştü .

Artık eski idolojiler aranmaya başladı .Elbette eskiler yeniye çare değildir ama insan köklerindende kopamayacaktır. Eski idoloji ile yeni düşünsel merkezler sentezi çözümmüdür tartışılmata.

İşte yeni dönem mücadele yöntemleri doğdu Türkiyede gezi gibi eylemler düşünüldü ama kendiğinden değil örgütlü ve işçi sınıfının yüksek katılımı ile sonuç alınacağı görülmektedir.

Geziden sonra bütün içilerin mücadelerinde çoğalmalar görüldü devrimci örgütlerde kendi başlarına fikirler ve birleşmeler başladı artık işçi sınıfı ve gücü tartışılmaktan vaz geçildi.
O olmadan olmayacağı işçiler içinde devrimciler en iyi dost denmeye başlandı.Yeni projeler varoşlara yönelik çalışmalar alevilerle sıkı ilişkiler yeni çalışma modeli olarak türkiye gündemine oturmuş durumda.
Artık yol bulunmuş iş yolu sürmekte.

evrensel-insan
17-02-2015, 02:36
İşçi sınıfı her daim tutunacağı bir güç ister, işçi sınıfı kendi gücünün farkında değildir onun için işçi sınıfı ve devrimci örgütler birlikte hareket etmek zorundadır. Tıpkı burjuva sınıfı ile burjuva siyasetçilerin birlikteliği gibi.

İşçi sınıfının en aktif olduğu dönemler sosyalist sistemin ayakta olduğu dönemlerdir çünkü dünya kapitalizmin karşısında bir güçtü ve işçi sınıfına olumlu katkıları vardı.

Sosyalist sistem çöktüğünde işçi sınıfı ile devrimcilerin birlikteliği de çöktü Devrimciler bazı liberallerin peşine takıldı bazıları ise ben merkezci hareketlerin. Kişisel kurtuluş ve kişisel özgürleşmek gibi.

Sosyalist sistemin çökmesinden sonra kapitalizm bazı atılımlar yaptı turuncu devrim arap baharı BOP si gibi ama hiç birinde başarılı olamadı
Her el attığı yerde yangın çıkardı bütün insanlık eskisi kalsa daha iyidi demektedir.

Yani kapitalizm içinden çıkılamayacak krizlerin içine düştü .

Artık eski idolojiler aranmaya başladı .Elbette eskiler yeniye çare değildir ama insan köklerindende kopamayacaktır. Eski idoloji ile yeni düşünsel merkezler sentezi çözümmüdür tartışılmata.

İşte yeni dönem mücadele yöntemleri doğdu Türkiyede gezi gibi eylemler düşünüldü ama kendiğinden değil örgütlü ve işçi sınıfının yüksek katılımı ile sonuç alınacağı görülmektedir.

Geziden sonra bütün içilerin mücadelerinde çoğalmalar görüldü devrimci örgütlerde kendi başlarına fikirler ve birleşmeler başladı artık işçi sınıfı ve gücü tartışılmaktan vaz geçildi.
O olmadan olmayacağı işçiler içinde devrimciler en iyi dost denmeye başlandı.Yeni projeler varoşlara yönelik çalışmalar alevilerle sıkı ilişkiler yeni çalışma modeli olarak türkiye gündemine oturmuş durumda.
Artık yol bulunmuş iş yolu sürmekte.

Iste bu durum Turkiye gibi birey olamamis ve emperyalizmin zayif halkasi olan ulkelerdedir ve buralarda her turlu vahsi kapitalizm vardir.

Birey bilinci elde etmis toplumlarda da nitelik one cikar ve sinifin niceligi ikinci plana duser.

Bireylerin birlikteligi ve eylemi ise ortak bir istege baglidir. Mesela gezideki gibi "yasamima ve iliskilerime karisma" gibi.

Ayrica ilginc olan bu ulkelerde isci sinifinin aldigi ekonomi isci sinifi bunyesindeki bireylere "rahatlik" verir ve "bananeci" yapar.

O yuzden de sinif algisi yoktur, yerini birey almistir. Her birey de bireyci olarak kendi bireysel menfaatini dusunur.

kartopu
18-02-2015, 12:54
Bireycilik batı toplumlarında 1965 lerden sonra görülmeye başladı yani emperyalist olma içi güdüsü ile
Kapitalizm batıda 2 dünya savaşından sonra ve Sovyet plokunun karşısında korunduğu için insan kişiliği önem kazandı. Bu kazancı onlara o devletler o sistem verdi çünkü yeni bir kriz temelli yok olmalarına yol açacaktı.

Sovyet ploku çöktükten sonra yaşadıkları krizler batı toplumlarında milliyetçi örgütleri önemli hale soktu.
Yani o batı toplumları da artık o kaybettiklerini geri alamıyacaktır.
Onlarında bayram ayları bitti.

Batı toplumları yaşadığı krizden çıkamadıkları için yeni siyasi oluşumlar öne sürselerde başarı elde edemeyecek kaybettklerini geri alamayacaktır. Artık ortak yaşam ortak düşünce biçimleri kurtarıcı olacak.
Bu düşünceler batı içinde tartışılmaktadır.
Bireycilik ve kişisel özgürlük özel mülkiyetli çağda geçici dinlenmelerdir Mülkiyetin toplumsal olması ile kişinin özgürlüğü birbirine parelel gidecektir.
Devrimci durum emperyalizmin zayıf halkası bunlar hep ekonomik ve siyasal tesbitlerdir bu tesbitlerin sonuç alması siyasi devrimle olacaktır.Yani bir sınıfın (mülkiyetsiz) diğer sınıfı (mülkiyeti elinde tutan) devrim yolu ile yaşamdan çekmesi ile başlayacak özgürlük yoludur.

evrensel-insan
18-02-2015, 17:10
Bireycilik batı toplumlarında 1965 lerden sonra görülmeye başladı yani emperyalist olma içi güdüsü ile
Kapitalizm batıda 2 dünya savaşından sonra ve Sovyet plokunun karşısında korunduğu için insan kişiliği önem kazandı. Bu kazancı onlara o devletler o sistem verdi çünkü yeni bir kriz temelli yok olmalarına yol açacaktı.

Sovyet ploku çöktükten sonra yaşadıkları krizler batı toplumlarında milliyetçi örgütleri önemli hale soktu.
Yani o batı toplumları da artık o kaybettiklerini geri alamıyacaktır.
Onlarında bayram ayları bitti.

Batı toplumları yaşadığı krizden çıkamadıkları için yeni siyasi oluşumlar öne sürselerde başarı elde edemeyecek kaybettklerini geri alamayacaktır. Artık ortak yaşam ortak düşünce biçimleri kurtarıcı olacak.
Bu düşünceler batı içinde tartışılmaktadır.
Bireycilik ve kişisel özgürlük özel mülkiyetli çağda geçici dinlenmelerdir Mülkiyetin toplumsal olması ile kişinin özgürlüğü birbirine parelel gidecektir.
Devrimci durum emperyalizmin zayıf halkası bunlar hep ekonomik ve siyasal tesbitlerdir bu tesbitlerin sonuç alması siyasi devrimle olacaktır.Yani bir sınıfın (mülkiyetsiz) diğer sınıfı (mülkiyeti elinde tutan) devrim yolu ile yaşamdan çekmesi ile başlayacak özgürlük yoludur.

Bati ile dogunun cagdaslik olarak ana farki; Doguda duyguyu akil ile somurmek, batida akli bencillestirmek farkidir.

Yine ayni sekilde doguda duyguyu akilla suru psikolojisi ve korku felsefesi temelinde sindirmek, batida aklin bencilligini korukluyerek ve de teknige kisileri bagliyarak bireyleri robotlastirmak ve toplumsalliktan ilgi etki onem olarak koparmaktir.

Bireyci akilcilik ayni zamanda emperyalizmin ana dusuncesidir.

Bu akli sadece aklin cikarina yonelik kullanir ve bu yolda her turlu cikar somuru insanlikdisi dusunce ve davranisi uygulamayi da mesru ve mubah kilar.

Nihilizm sonrasi aklin ilk bencilligini ortaya atan filozof, Ayn Rand'dir.

Boylece bireyci akilciligin bencilligi ya da bananeciligi ortaya cikmistir.

Bunun tarihi 1900 lerin baslaridir.

Iste bu bireyci akilcilik cikar olarak tum sosyo-etik deger farklarini biri biri ile hakim ve ustunluk savasina sokmustur ve bireyi de "sadece ben, sadece benim" temelinde digger bireyler arasinda ustunluk ve hakimiyet yarisina sokmustur.

Ulke ve toplumumuz henuz ne nihilizmi ne de bilincli ve farkinda olarak bireyci akilciligi tatmamistir.

Sadece bir ara moda yayilmasi olarak 1960'larda aileler kendi evlatlarini evlatlar arasi yarisa sokmus "benim oglum/kizim en akillisi/en caliskani/en zekisi" temelinde cocuklari uzerinde" digerlerinden ustun ve farkli olma" yarisi yaratmistir.

Bu da aslinda cocuklar uzerinde kurulan bir baski olarak sosyo-psikolojik sorunlar yaratmis ve cogu cocuk bu baski karsisinda isyan etmistir. Veliler gecerli oldugu halde dusuk notlarindan dolayi evlatlarini horlamislardir.

Benim tanik oldugum bir olayi anlatayim.

Universiteyi birincilik ile bitiren bir arkadasim "evet sizlerin istedigi gibi okul birincisi oldum ve sizlerin bu istegini yerine getirdim; ama bu benim istegim degildi. Ben bu dunyada kendi istegimi yerine getiremedikten sonar yasamanin bir anlami yok" seklinde bir mektubu ailesine birakarak intihar etmistir.

Cunku bu bireyci akilcilik ailelere yansimasi acisindan ailelerin cocuklari uzerindeki "benim dedigim olacak, benim dedigim okula gideceksin, kizla evleneceksin" v.s. temelindeki baskilarigetirmis ve birey bilinci olmayan bu yanasim; "biz evlatlarimizin iyiligini istiyoruz" bahanesi ile her turlu evlatlar uzerinde bir hakimiyet kurmaya donusmustur.

Bu da zaten kendi bireyci akilciligini ortaya koymak isteyen evladin ailesine isyanidir. Iste bunun da adi toplumda "asi/bas kaldiran/yaramaz/laf dinlemez/kendi basina buyruk" v.s. seklinde bir olumsuz degerlendirmedir.

O yuzden toplumumuzda hala degerler ondedir. Yani ve mesela "aileyi kiramamak/evladi icin calismak/vatani milletini dusunmek, toreyi yerine getirmek v.s."

Batida da birey bilinci yoktur. Bireyci akilcilik ya bencil ya da bananecidir.

Bu konudaki birey arasi farklari, akil v.s. evrensel-insan zihniyeti basligindan 119. sayfadaki icindekilerden bulabilirsin.

kartopu
19-02-2015, 01:15
Sürü piskolojisi her toplumda vardır ta ki toplum yönetilmek istemiyorum veya ben yöneteceğim değinceye kadar.

Doğuda farklı batıda farklı çalışır. Doğuda din ve gelenek hakimdir batıda korku hakimdir.
Toplumları yönetenler bunları yaratmıştır işte korkularını bastıran ve gelenek din gibi çemberden çıkan toplumlar sürü psikolojisinden çıkar ve isyan eder.

Bir örnek vereyim İsviçrede her olayda referandum yapılır sonuçlar % 85 sistemin istediği şekilde çıkar. Güya insanlara soruluyor ama sonuç yine egemenin isteği oluyor.
Çünkü o toplumun bağrına bir korku salmışlardır.
Doğuda ise demokrasi zaten yok insana da soran yok. Bir yerde demokrasi var ama irade teslim olmuş bir yerde demokrasi yok zaten soranda yok.
Toplum kendi talip olacak ve var olana itiraz edecek.

Bireycilik daha çok batı toplumların yaşam biçimi çünkü onlar bireysel yaşamlarını özgürlük sanıyor öyle eğitim alıyorlar.Kendileri için bir yaşam şekli palanlanmış yalnız olacak tatıl yapacak otomobil alacak ve adınada özgürlük konulacak.
Birileri ile paylaşım zor ve meşekkatli.
Bu insanlar bunu kendi iradeleri ile yaptığını sanıyor ama bir baksalar onlar gibi yaşayan insan çok .

evrensel-insan
19-02-2015, 01:31
Sürü piskolojisi her toplumda vardır ta ki toplum yönetilmek istemiyorum veya ben yöneteceğim değinceye kadar.

Doğuda farklı batıda farklı çalışır. Doğuda din ve gelenek hakimdir batıda korku hakimdir.

Batida korku da suru de yoktur. Bireyler sadece kendfi bireysel cikar yasamina yonlendirilir ve robotlastirilir. Yani tamamen politik isleyisten "banane"ci hale getirilir. Birey ozgur ve ulke ve toplumun isleyisinden sadece seyirci ve oy vererek katilimcidir.

Toplumları yönetenler bunları yaratmıştır işte korkularını bastıran ve gelenek din gibi çemberden çıkan toplumlar sürü psikolojisinden çıkar ve isyan eder.

Bu tarihin cok gerisinde kaldi. Cunku suru psikolojisinin toplumu infale surukledigi bilincini kapitalizm kazandi. O yuzden zaten birey ozgur.

Bir örnek vereyim İsviçrede her olayda referandum yapılır sonuçlar % 85 sistemin istediği şekilde çıkar. Güya insanlara soruluyor ama sonuç yine egemenin isteği oluyor.
Çünkü o toplumun bağrına bir korku salmışlardır.
Doğuda ise demokrasi zaten yok insana da soran yok. Bir yerde demokrasi var ama irade teslim olmuş bir yerde demokrasi yok zaten soranda yok.
Toplum kendi talip olacak ve var olana itiraz edecek.

Bireycilik daha çok batı toplumların yaşam biçimi çünkü onlar bireysel yaşamlarını özgürlük sanıyor öyle eğitim alıyorlar.Kendileri için bir yaşam şekli palanlanmış yalnız olacak tatıl yapacak otomobil alacak ve adınada özgürlük konulacak.
Birileri ile paylaşım zor ve meşekkatli.
Bu insanlar bunu kendi iradeleri ile yaptığını sanıyor ama bir baksalar onlar gibi yaşayan insan çok .

Iste zaten burada bilincin verilen mi yoksa insanoglunun kendi kendine kendini bilinclendirerek aldigi mi farki cikiyor.

Bu acidan birey bilinci ile bireysel bilinc farklilasir.

Biri bireyin bilinci iken, digeri bilincin bireyselligidir. Yani biri nicelik digeri nitelik icerir.

Olmasi gereken ise bireyin bilincinin tum insanoglunu kapsamasidir. Yani tursel bilinc.

Bu henuz mevcut degildir.

Cunku bireyler ozgur olsa da serbest degildir. Yani beyinlerinde yer etmis o sahte egonun akilci cikarlarinin getirdiklerinden serbeste ermemisler ve bu degerlere bagimli hareket etmektedirler.

Serbest dusunce tamamen bireyin tursel bilinci alma yonundeki mucadelesidir. Bu da tum verilen degerlerin sadece cikar ve somuru temelinde guc ve otorite gerektiren oldugunun farkindaligi ve bilincidir.

Cagimiz ozgur birey cagidir, ama birey henuz kendi beynini sorgulayip serbeste erdirmemistir.

Iste o yuzden de bireyci akilciligin bananeciligi ya da akil ustunlugu mucadelesi vermektedir.

kartopu
19-02-2015, 12:43
Batida korku da suru de yoktur. Bireyler sadece kendfi bireysel cikar yasamina yonlendirilir ve robotlastirilir Evet itiraz edeceksin ya ama itirazında bile çıkan sonuç görülüyor.
Bu durumda ben şahsen robot olmaktan sürü olmayı seçerdim.
Sürü hiç olmazsa bir çoban tarafında da yönetilse hep birlikte hareket var robotta hiç bir şekilde canlı istek bile yok duygu yok aşk yok öfke yok ne yazılım yükledin o sana dönecek.
Ben ce sen batı toplumunu çok aşağılamışsın. Ben batıda insani yan daha var diyorum hiç hak etmiyorlar bu kadarını.

Bu tarihin cok gerisinde kaldi. Cunku suru psikolojisinin toplumu infale surukledigi bilincini kapitalizm kazandi. O yuzden zaten birey ozgur.
Görüyoruz bireyin özgürlüğünü özgür robotlar. Kapitalizm özgür robotlar yaratmış.
Hiç bir toplum henüz robotlaşmamıştır ama sistemi yönetenlerin hayali bu robotlar ve vahşiler. Ha birde ehlileştirilmiş yaratıklar.

Ama amacına varamıyacaklar bu insanlar buna isyan edecek zaten yer yer isyan sesleri geliyor.
İnsanda bilinç iki şekilde oluşur ya verilir ya deneylerle alınır.Zaten o bilinmek istenen şey var ancak onu uygun şekilde alacaksın.

Çağımız özgür birey çağına daha uzaktır henüz özgürleşmek için şartlar uygun değildir işte çağ bunu yaratma çağıdır.Toplumsal itiraz ve çıkışlarla bireysel özgürlüklerin kazanımı için adım atmaktır çağ.

Çağımız fransada özgürce karikatür yapanların özgürce canını aldı. İşte bu kadar bireysel özür çağ.

evrensel-insan
19-02-2015, 19:32
Evet itiraz edeceksin ya ama itirazında bile çıkan sonuç görülüyor.
Bu durumda ben şahsen robot olmaktan sürü olmayı seçerdim.
Sürü hiç olmazsa bir çoban tarafında da yönetilse hep birlikte hareket var robotta hiç bir şekilde canlı istek bile yok duygu yok aşk yok öfke yok ne yazılım yükledin o sana dönecek.
Ben ce sen batı toplumunu çok aşağılamışsın. Ben batıda insani yan daha var diyorum hiç hak etmiyorlar bu kadarını.

Bu isler senin ya da benim istemim ile olmuyor. Ben sana gozlem neyse onu veriyorum. Ben batida yasiyorum.

Buradaki "robotlasmak" isine ordan evine hafta sonu belirli bir aktivite, yazin tatil kendin ile ilgili yasam ve iliski.

Cocuklar okul ev ve teknigin daimi gelistirdigi oyunlar.

Görüyoruz bireyin özgürlüğünü özgür robotlar. Kapitalizm özgür robotlar yaratmış.
Hiç bir toplum henüz robotlaşmamıştır ama sistemi yönetenlerin hayali bu robotlar ve vahşiler. Ha birde ehlileştirilmiş yaratıklar.

Ama amacına varamıyacaklar bu insanlar buna isyan edecek zaten yer yer isyan sesleri geliyor.
İnsanda bilinç iki şekilde oluşur ya verilir ya deneylerle alınır.Zaten o bilinmek istenen şey var ancak onu uygun şekilde alacaksın.

Amacina varip varmalarini ozgur bireylerin bireyci akilciliktan tursel farkindalikli birey bilisselligine ve serbest dusunceye ne kadar surede erip ermeyecekleri belirliyecek.

Cunku insanoglu bilinci, once toplumsal,sonra sinifsal sonar sosyal, sonar bireyci, sonar bireysel ve en son tursel/evrensel olarak degisir ve gelisir.

Maalesef bilinc ancak kisinin kendi beynini sorgulamasi ve kendi degerlerini sorgulamasi ile aliniyor.

Istenildigi kadar verilsin, kisi almaya acik degilse, alinamiyor.

Yani bilis konusu. Bilissellik seyin bilincinin kavranmasi, algilanmasi ve idrak edilmesi demektir.

Çağımız özgür birey çağına daha uzaktır henüz özgürleşmek için şartlar uygun değildir işte çağ bunu yaratma çağıdır.Toplumsal itiraz ve çıkışlarla bireysel özgürlüklerin kazanımı için adım atmaktır çağ.

Çağımız fransada özgürce karikatür yapanların özgürce canını aldı. İşte bu kadar bireysel özür çağ.

Cagimiz ozgur birey cagidir, uzak olunan serbest bireydir.

Cunku bireyin serbestligi tamamen kendine kendi degerlerini sorgulayip; onlardan arinmasina ve kurtulmasina baglidir.

Ozgurluk zaten hak ve ozgurlukler olarak batida verilmistir.

kartopu
21-02-2015, 00:31
Sürü nedir ? iradenin çobanda olması. Robot nedir iradenin kumandayı elinde tutanda olması. Peki ikisinin arasında fark nedir?

Yani medeni (çağdaş) bir toplumla geri kalmış toplum arasındaki fark kadarsa o kadardır.
Madem gözlem yapıyorsun.

İçinde yaşadığımız dönem bilicin sınıfsal sunulmasıdır. Bilincin toplumsal olması için baş çelişkinin temel çelişkiyi geçmesi gerekir.Bu durum pratik olarak savaş hali veya doğal afet durumlarında olur.
Böyle bir durum yoksa temel çelişki öne çıkar yani sınıf çelişkisi.

Bu çelişki 1990 lardan sonra Avrupada 1980 lerde bazı nedenlerden dolayı saklandı Ama zamanımızda yeniden gün yüzüne çıkmış bulunmaktadır.
İşte Yunanistan kim ayakta işçiler öğrenciler emekliler işsizler ve buna benzeyenler peki kim suskun kapitalistler paralarını yurt dışına kaçıranlar keyfi yerinde olanlar.
Yani kimin kimle çelikisi su yüzüne çıkıyor.

Ne demek özgür birey serbest birey. Uyduruk terimler üreterek bir sonuç alınmaz.
Bir insan özgürse zaten serbesttir esaret altında birey özgürmü olur.

Ozgurluk zaten hak ve ozgurlukler olarak batida verilmiştir.
Özgürlük kimseye verilmez veremez o alınır. Batıda her kes paraya bağımlı her kes bir noktada devlete ve sisteme bağımlı nasıl verilmiş oluyor.
Bir insanın bazı şeylere katılımcı olmaması veya kendi iradesi gereği katılması onu özgür yapmaz .Bu hayali özgürlüktür.
Bunun ekonomi gelir durumu başka halklardan ne kadar çalındığı ile alakalıdır. O kadarlık buralarda da var.

evrensel-insan
21-02-2015, 00:37
Sürü nedir ? iradenin çobanda olması. Robot nedir iradenin kumandayı elinde tutanda olması. Peki ikisinin arasında fark nedir?

Yani medeni (çağdaş) bir toplumla geri kalmış toplum arasındaki fark kadarsa o kadardır.
Madem gözlem yapıyorsun.

İçinde yaşadığımız dönem bilicin sınıfsal sunulmasıdır. Bilincin toplumsal olması için baş çelişkinin temel çelişkiyi geçmesi gerekir.Bu durum pratik olarak savaş hali veya doğal afet durumlarında olur.
Böyle bir durum yoksa temel çelişki öne çıkar yani sınıf çelişkisi.

Bu çelişki 1990 lardan sonra Avrupada 1980 lerde bazı nedenlerden dolayı saklandı Ama zamanımızda yeniden gün yüzüne çıkmış bulunmaktadır.
İşte Yunanistan kim ayakta işçiler öğrenciler emekliler işsizler ve buna benzeyenler peki kim suskun kapitalistler paralarını yurt dışına kaçıranlar keyfi yerinde olanlar.
Yani kimin kimle çelikisi su yüzüne çıkıyor.

Ne demek özgür birey serbest birey. Uyduruk terimler üreterek bir sonuç alınmaz.
Bir insan özgürse zaten serbesttir esaret altında birey özgürmü olur.


Özgürlük kimseye verilmez veremez o alınır. Batıda her kes paraya bağımlı her kes bir noktada devlete ve sisteme bağımlı nasıl verilmiş oluyor.
Bir insanın bazı şeylere katılımcı olmaması veya kendi iradesi gereği katılması onu özgür yapmaz .Bu hayali özgürlüktür.
Bunun ekonomi gelir durumu başka halklardan ne kadar çalındığı ile alakalıdır. O kadarlık buralarda da var.

Algilayacagini dusunmedigim, cirkeflesmeni, satasmani iftirani da onlemek icin sana yanit yazmiyorum.

kartopu
21-02-2015, 13:21
Algilayacagini dusunmedigim, cirkeflesmeni, satasmani iftirani da onlemek icin sana yanit yazmiyorum
İftira yok sataşma var ama bu sizdede var. Yanıt vermemek sizin seçiminiz.

evrensel-insan
21-02-2015, 17:04
İftira yok sataşma var ama bu sizdede var. Yanıt vermemek sizin seçiminiz.
Ben de olmasi karsi tarafin yaptigi hak ihlaliner karsi bir savunu mekanizmasidir.

Zaten bunun karsilikli devami polemic, atisma ve tartismadir ki; ben genelde bunubir yerden sonar control eder ve sonlandiririm.

Bu sitedeki butun yazilarimda hic bir zaman ilk karsi tarafi kisisellestime ve kisiye yonelmenin tarafimdan geldigini gosteremezsin.

Cunku benim amacim dusunce ve bilgi paylasimidir, kisilerin kendi kisisel degerleri degil.

Ben inancliyi elestirmem, inanci elestiririm. Sosyalisti elestirmem, sosyalizmi elestiririm v.s.

Iste ben bunu yaparken karsi taraf lakabimi hedef alirsa da savunu hakkimi kullanirim.

evrensel-insan
21-02-2015, 21:02
İftira yok sataşma var ama bu sizdede var. Yanıt vermemek sizin seçiminiz.

Iftira yok oylemi;

Su cumlende koyulastirdigim yerleri nasil acikliyorsun o zaman?

Siz devrim düşmanları sosyalizm karşıtları bu işin ne kadar sosyal etik olduğunu bile bilmezsiniz

Kubada yasak yok sadece karşı devrimcilere ve o tür faaliyetlere yasak var Sen karşı devrimciliğimi savunuyorsun.

Ben de aksine senin ne sosyalizmi, nedevrimi ne de sosyo-etigin s ve e sini bilmedigini soyluyorum.

Karsi devrimciligin de senin o iki asir onceki savundugun devrimin aslinda toplumu karsisina alarak karsi devrimci oldugunu soyluyorum.

kartopu
22-02-2015, 00:52
Bu alıntı yaptığın kısım iftira değil bir tesbit. Ben yazdıklarında sosyalizm için art niyet sezdim
Ben de aksine senin ne sosyalizmi, nedevrimi ne de sosyo-etigin s ve e sini bilmedigini soyluyorum
tamam söyleyebirisin hiç rahatsız olmam.O zaman bu işin terorisyenlerine müracaat edeceğiz.
kanıt- Marx. Lenin. Engelis.gibi.
yani hakeme müracaat edeceğiz.

Karsi devrimciligin de senin o iki asir onceki savundugun devrimin aslinda toplumu karsisina alarak karsi devrimci oldugunu soyluyorum.
Niçin hangi topluma ben devrimi işçi sınıfı ve devrimcilerin ortak yapacağını iddia ediyorum. Sence işçi sınıfı toplum değilmi. Toplum diye kimleri kast ediyorsun.

İki asır dan bu yana ne gibi değişiklikler oldu devrilecek sınıf açısından ve devirecek sınıf açısından. Her iki sınıfta duruyor hatta işçi sınıfı kapsam açısından dünden (iki asır öncesinden ) daha kalabalık ve yetkin. Sermaye sınıfı daha küçüldü.

İki asır öncesi çok büyük sayıda köylü ve orta sınıf varken bu gün bu sınıfların büyük çoğunluğu işçi sınıfına katıldı.

evrensel-insan
22-02-2015, 01:08
Bu alıntı yaptığın kısım iftira değil bir tesbit. Ben yazdıklarında sosyalizm için art niyet sezdim

Osenin sosyalizmin gunumuzde ne oldugunu bilmemenden gelen art niyet.

Benim hic bir baslik ve mesajimda art niyet olmaz. Cunku ben kisilerle yazismam dusunceler ve kavramlarla yazisirim.

tamam söyleyebirisin hiç rahatsız olmam.O zaman bu işin terorisyenlerine müracaat edeceğiz.
kanıt- Marx. Lenin. Engelis.gibi.
yani hakeme müracaat edeceğiz.

Onlarin cogunun hakemligi cagdisi. Sonucta ideolojiler ve inanclar bilim ve cag gelistikce cag disi kalir ve dogmalasir. Proletarya diktatorlugu cag disidir. Birey caginda siniftan bahsetmek cag disidir. Sosyal yasami toplumsal olarak degerlendirmek cag disidir.

Niçin hangi topluma ben devrimi işçi sınıfı ve devrimcilerin ortak yapacağını iddia ediyorum. Sence işçi sınıfı toplum değilmi. Toplum diye kimleri kast ediyorsun.

Adi ustunde bir sinif. Toplum ise cesitli kesimlerden ve sosyalfarklardan olusur.

İki asır dan bu yana ne gibi değişiklikler oldu devrilecek sınıf açısından ve devirecek sınıf açısından. Her iki sınıfta duruyor hatta işçi sınıfı kapsam açısından dünden (iki asır öncesinden ) daha kalabalık ve yetkin. Sermaye sınıfı daha küçüldü.

İki asır öncesi çok büyük sayıda köylü ve orta sınıf varken bu gün bu sınıfların büyük çoğunluğu işçi sınıfına katıldı.

Bugun iki asir oncesinin tum devrimci icerigini emperyalizm baskalarina saldirma hakki olarak kullanmaktadir.

Iki asirda bilim bilisselligi ortaya koydu, zihnin yetilerini ve bilincin onemini ortaya koydu. Insanoglunun sadece bir nicelik olmadigini ortaya koydu. Dil devrimini gerceklestirdi. Kavramin felsefi ve bilimsel onemi ortaya cikti. Bireyin onemi algilandi. Insan haklari evrensel hukuk ve hak ve ozgurluk savaslari kazanildi.

Bu ideolojiler reelde yasandi ve basarisizligi ortaya cikti. SSCB ve Yugoslavya parcalandi.

Daha da ornek verilebilir.

mustafAttila
22-02-2015, 14:52
https://pbs.twimg.com/media/B-cYDG3CIAE6xcZ.jpg:large
yanlis olmasin sagdakinde bayrak sökülüyor..
[ç]alıntıdır.

evrensel-insan
22-02-2015, 18:10
https://pbs.twimg.com/media/B-cYDG3CIAE6xcZ.jpg:large
yanlis olmasin sagdakinde bayrak sökülüyor..
[ç]alıntıdır.

http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=540095&postcount=136

kartopu
23-02-2015, 01:16
Onlarin cogunun hakemligi cagdisi. Sonucta ideolojiler ve inanclar bilim ve cag gelistikce cag disi kalir ve dogmalasir. Proletarya diktatorlugu cag disidir. Birey caginda siniftan bahsetmek cag disidir. Sosyal yasami toplumsal olarak degerlendirmek cag disidir.

Niçin çağ dışı olsun ne değişti sömürü kalktımı baskı kalktımı aç kalmak kalktımı Sermaye birikimi kalktımı.Krizlerde diktatörlük kalktımı.
Bunların hepsi duruyor o zaman o çağ dışı dediğin kişilerin düünceleride durmaktadır.
Niçin proleterya diktatörlüğü çağ dışı olsun burjuva diktatörlüğü hala varken.
Birey toplu yaşayanların tek tek ayrılması değilmi henüz aile bile hala var.
Bir şeye çağ dışı demek için niçinlerini anlatman gerekir yoksa tıpkı dinsizlerin dini bilmeden dinsizliğe inanmasına benzer.
Ne oldu da çağ dışı oldu daha kapitalizm 300 yıllık bir mesele.Ne değişti fabrikalar mı kapandı üretim insansız mı yapılıyor tüketim parasız mı Değer yasası çöktü mü
Çağ dışı yapan nedir.
Çağı anlatsan çağ dışı kalanları bileceğiz.

Bugun iki asir oncesinin tum devrimci icerigini emperyalizm baskalarina saldirma hakki olarak kullanmaktadir.

Iki asirda bilim bilisselligi ortaya koydu, zihnin yetilerini ve bilincin onemini ortaya koydu. Insanoglunun sadece bir nicelik olmadigini ortaya koydu. Dil devrimini gerceklestirdi. Kavramin felsefi ve bilimsel onemi ortaya cikti. Bireyin onemi algilandi. Insan haklari evrensel hukuk ve hak ve ozgurluk savaslari kazanildi.

Bu ideolojiler reelde yasandi ve basarisizligi ortaya cikti. SSCB ve Yugoslavya parcalandi.

Daha da ornek verilebilir.
Emperyalizm bir olgudur.O anti emperyalist savaşların özelliği ülke ve sermayeleri kendilerine ait olsun diyenlerin savaşıdır. Bu işte komünistler bir tesbit yaptı eğer anti emperyalist savaşlarda öncülük edersek bu savaşı sosyal kurtuluşa çevirebiliriz dediler. Yani sermaye birikimin bütün yurt satına yayarak kalkınmayı top yekün yapabiliriz gibi anlayış ve idoloji ortaya çıktı.

Ama bir eksiği hesap yapamadılar hem sosyalist hem sermaye birikimi olmuyor. İşte vietnam çin gibi ülkeler komünist partinin denetiminde dışardan sermaye getirerek konrollu şekilde bu işi yapıyorlar.

Tabiki sermayenin olduğu yerde sömürüde oluyor. Şimdide bu tür yöntem uyguluyorlar.

Dünyada dil devrimi olmadı eğer olsa idi insanlar tek dilde anlaşırdı veya anlaşacakları bir dil yaratırlardı. Keşke olsaydı.

Özgürlük o öyle söylendiği kadar kolay değil. Para varsa özgürlük yoktur pazar varsa her şeyin fiatı vardır sermaye birikimi varsa hırsızlık veya sömürü vardır bunlar varsa özgürlük ancak rüyadır.

SB konusunu daha öncede konuştuk bir deneme idi başarısız oldu ama yeniden denenmeyecek diye bir şey yok.

evrensel-insan
23-02-2015, 01:37
Niçin çağ dışı olsun ne değişti sömürü kalktımı baskı kalktımı aç kalmak kalktımı Sermaye birikimi kalktımı.Krizlerde diktatörlük kalktımı.

Tabi ki kalkmadi, bu dediklerin insanoglu tarihinde ne zaman ve hangi donem kakti ki?

Bunların hepsi duruyor o zaman o çağ dışı dediğin kişilerin düünceleride durmaktadır.

Onlar da bunlari degistiremediler. Su anda Rusya sosyalist mi?

Niçin proleterya diktatörlüğü çağ dışı olsun burjuva diktatörlüğü hala varken.[/quote]

Cunku diktatorluk cag disi? Su an biz diktatoru elestirmiyor muyuz?

Bir diktatorlugu baska bir diktatorluk ile degistirmeye sen devrim mi diyorsun?

Toplum acisindan degisen tek sey diktatorun adidir.

Birey toplu yaşayanların tek tek ayrılması değilmi henüz aile bile hala var.

Ailenin olmasi zaten etigin baslangicidir. Ayni zamanda gucun hakimiyetin, yonlendirim ve yonetimin baslangicidir.

Bir şeye çağ dışı demek için niçinlerini anlatman gerekir yoksa tıpkı dinsizlerin dini bilmeden dinsizliğe inanmasına benzer.
Ne oldu da çağ dışı oldu daha kapitalizm 300 yıllık bir mesele.Ne değişti fabrikalar mı kapandı üretim insansız mı yapılıyor tüketim parasız mı Değer yasası çöktü mü
Çağ dışı yapan nedir.
Çağı anlatsan çağ dışı kalanları bileceğiz.

Kapitalizm emperyalizm asamasina erisince, kapitalizm ile mucadele eden izmler cagdisi oldu. Yani emperyalizme yenik dustuler.

Emperyalizm bir olgudur.O anti emperyalist savaşların özelliği ülke ve sermayeleri kendilerine ait olsun diyenlerin savaşıdır. Bu işte komünistler bir tesbit yaptı eğer anti emperyalist savaşlarda öncülük edersek bu savaşı sosyal kurtuluşa çevirebiliriz dediler. Yani sermaye birikimin bütün yurt satına yayarak kalkınmayı top yekün yapabiliriz gibi anlayış ve idoloji ortaya çıktı.

Ama ayni zamanda birey bilinci dil devrimi evrensel hukuk insan haklari ve hak ve ozgurlukler de cikti. Ozgur birey devletleri cikti.

Zaten senin son cumleni emperyalizm tum dunyaya yayarak ve dunyayi parselliyerek yapiyor.

Ama bir eksiği hesap yapamadılar hem sosyalist hem sermaye birikimi olmuyor. İşte vietnam çin gibi ülkeler komünist partinin denetiminde dışardan sermaye getirerek konrollu şekilde bu işi yapıyorlar.

Neden acaba, Trocki hakli mi cikti? Yoksa hic bir ulke ve topl,um dunyadan bagimsiz olmadigi icin mi?

Tabiki sermayenin olduğu yerde sömürüde oluyor. Şimdide bu tür yöntem uyguluyorlar.

Dünyada dil devrimi olmadı eğer olsa idi insanlar tek dilde anlaşırdı veya anlaşacakları bir dil yaratırlardı. Keşke olsaydı.

Dunya bilim ve teknikte tek dile dogru gidiyor, zaten. Dil devreimi hic bir seyin kesin bir anlam ve iceriginin olmadiginin devrimidir.

Özgürlük o öyle söylendiği kadar kolay değil. Para varsa özgürlük yoktur pazar varsa her şeyin fiatı vardır sermaye birikimi varsa hırsızlık veya sömürü vardır bunlar varsa özgürlük ancak rüyadır.

SB konusunu daha öncede konuştuk bir deneme idi başarısız oldu ama yeniden denenmeyecek diye bir şey yok.

Ozgurlukten ne algiliyorsun?

Tabi cok basit "bir deneme idi, basarisiz oldu"

Bir de yeniden deneyeceksin. Yani ayni hatalari isleyerek. Ya da neyi degistirerek deneyeceksin?

Zaten bu cumlen bile yeteri kadar sorunlu.

kartopu
23-02-2015, 13:12
Onlar da bunlari degistiremediler. Su anda Rusya sosyalist mi?
Cunku diktatorluk cag disi? Su an biz diktatoru elestirmiyor muyuz?

Bir diktatorlugu baska bir diktatorluk ile degistirmeye sen devrim mi diyorsun?

Toplum acisindan degisen tek sey diktatorun adidir.

Rusya sosyalist değil.

ABD kapitalistmi ? afkanistan kapitalistmi ?
İşte anlayamadığınz bu soru.Biz burjuva diktatörlüğüne karşyız (eleştirmiyoruz açıklıyoruz) Proleterya diktatörlüğünü savunuyoruz.
Evet devrim diyorum çünkü devrim.
Tabi toplum açısından değişen adı bu ama senin anlamadığın üretim biçimi üretim ilişkilerindeki devrim.

Kapitalizm emperyalizm asamasina erisince, kapitalizm ile mucadele eden izmler cagdisi oldu. Yani emperyalizme yenik dustuler.

yani emperyalizm,e teslim olalım öyle mi. nasıl olsa eridik.
İnsan bir teslim olmayı seçtimi özgürlükten hiç söz bile etmesin. Köleliği kabul etsin.

Ozgur birey devletleri cikti.
Geçekten nerede merak ettim şimdi.
Ozgurlukten ne algiliyorsun?
Tabi cok basit "bir deneme idi, basarisiz oldu"
Bir de yeniden deneyeceksin. Yani ayni hatalari isleyerek. Ya da neyi degistirerek deneyeceksin?
Zaten bu cumlen bile yeteri kadar sorunlu
Şimdi hiç bir şey anlamıyorum çünkü özgürlük insana çok uzaklarda tabi hayal kurabilirim.
Bence çok önemi denemeydi başarısızlığı bile ders verdi.
Başarılı oluncaya kadar denenecek hatalardan ders çıkar hata öğreticidir hata yapmaktan korkan hiç bir şey yapamaz.

Ancak eleştirir.

evrensel-insan
23-02-2015, 17:51
Rusya sosyalist değil.

ABD kapitalistmi ? afkanistan kapitalistmi ?
İşte anlayamadığınz bu soru.Biz burjuva diktatörlüğüne karşyız (eleştirmiyoruz açıklıyoruz) Proleterya diktatörlüğünü savunuyoruz.
Evet devrim diyorum çünkü devrim.
Tabi toplum açısından değişen adı bu ama senin anlamadığın üretim biçimi üretim ilişkilerindeki devrim.

Belli belli sen sabitlemis fikir katliamin ile cok iyi algiliyorsun?

Seni ISID ya da Stalin kesmek istese hangisini tercih edersin ve neden?

Sen daha emperyalizm ile burjuva farkini bilmiyorsun?

Burjuva da senin diktatorlugune karsi?

Savasin bitirin birbirinizi, emperyalizm de ellerini ovustursun; parseyi toplasin.


yani emperyalizm,e teslim olalım öyle mi. nasıl olsa eridik.
İnsan bir teslim olmayı seçtimi özgürlükten hiç söz bile etmesin. Köleliği kabul etsin.

Dedim ya bilincin zihnin farkindaligini algilayamiyorsun?

O zaman otur ilkele insanoglu gibi savas.

Ilki cumlen zaten verilen linklerin hic birini okumadigini gosteriyor ve ezberine devam ediyorsun.

Diktator ne yapsin laiklige teslim olsun oyle mi? O da olmuyor ve yikiyor.

Geçekten nerede merak ettim şimdi.

Cagdas olmazsan neyin ne oldugunu algilamak icin iki asir oncesi ile bakarsan, goremezsin tabi.

Sana ozgur bireyin ne oldugunu aciklamistim, ama iki asir oncesinin beyni ile algilanmiyor.

[quote[ Şimdi hiç bir şey anlamıyorum çünkü özgürlük insana çok uzaklarda tabi hayal kurabilirim.
Bence çok önemi denemeydi başarısızlığı bile ders verdi.
Başarılı oluncaya kadar denenecek hatalardan ders çıkar hata öğreticidir hata yapmaktan korkan hiç bir şey yapamaz.

Ancak eleştirir.[/QUOTE]

Dedigim gibi sen once beyninde hak ozgurluk yasak ihlal hukuk v.s. gibi kavramlari cagdas olarak bir netlestir de, belki ozaman ozgur ile serbest farkini da algilarsin.

Kisaca ozgurluk politik serbestlik ise farkindalik ve bilinc ile baglantilidir.

kartopu
24-02-2015, 01:36
Seni ISID ya da Stalin kesmek istese hangisini tercih edersin ve neden?
IŞİD ı tercih ederim.
bir komünist tarafından kesilmek çok ağırıma gider.
Sen daha emperyalizm ile burjuva farkini bilmiyorsu
Neymiş o bilmediğim anlatta anlayalım.?

Ozgur birey devletleri cikti.
Hakikaten şu özgür birey devleti nerede merak ediyorum. Bunu cevaplamazsan ben meraktan öleceğim ve sana sürekli soracağım.
Cagdas olmazsan neyin ne oldugunu algilamak icin iki asir oncesi ile bakarsan, goremezsin tabi.
Çağdaşlık dediğin daha önceleri söz ettiğin robotlaşmamı istemeyiz başkasını bul.
Bu sözleri son 20 yıldır liberallerden duyarız ama henüz bir isbatı olmadı bireysel bilinç özgürlük farkındalık gibi sözler.
İnsan devrimciyim diyorsa bir şeylerin farkındadır ve toplumun üstünde bilince sahiptir zaten. Yeni bir şeymiş gibi sunulunca farklımı oluyor.

evrensel-insan
24-02-2015, 01:53
IŞİD ı tercih ederim.
bir komünist tarafından kesilmek çok ağırıma gider.

Neymiş o bilmediğim anlatta anlayalım.?

Verdigim linklerin hic birini okumadigin anlasiliyor. Emperyalizm capitalist sermayenin sinirlari disina cikmasi ve disaridan gelen sermayenin de iceride kullanilmasidir.


Hakikaten şu özgür birey devleti nerede merak ediyorum. Bunu cevaplamazsan ben meraktan öleceğim ve sana sürekli soracağım.

Benim yasadigim, Buyuk Britanya'da.

Çağdaşlık dediğin daha önceleri söz ettiğin robotlaşmamı istemeyiz başkasını bul.
Bu sözleri son 20 yıldır liberallerden duyarız ama henüz bir isbatı olmadı bireysel bilinç özgürlük farkındalık gibi sözler.
İnsan devrimciyim diyorsa bir şeylerin farkındadır ve toplumun üstünde bilince sahiptir zaten. Yeni bir şeymiş gibi sunulunca farklımı oluyor.

Robotlasmayi istemiyorsan, robotlasmazsin. Bu senin beyninde.

Ozgurluk demek, istedigini baskasinin hakkini ihlal etmeden soyleyebilmek ve yapabilmek demektir.

Evet cok farki var. Cunku Turkiye'de birey yetismedigi icin bu sekildeki bilinc iceren hak ozgurluk adalet antiayrimcilik bunlarin mucadelesi v.s. anlamsiz kaliyor.

Cunku iktidar demek hem devlet hem de hukumet demektir. Sadece kendi politikasini dayatir.

kartopu
24-02-2015, 12:37
Verdigim linklerin hic birini okumadigin anlasiliyor. Emperyalizm capitalist sermayenin sinirlari disina cikmasi ve disaridan gelen sermayenin de iceride kullanilmasidir.
Bunu emperyalizm kitabında Lenin de böyle yazdı. Şöyle diyor emperyalizm sermaye ihracıdır. Senin söylediğinle bundan 90 yıl önce leninin söylediği aynı birde o düşüncelerin eskidiğini söylüyorsun. Demek ki linkleri okumak boşa zaman kaybıymış.

Benim yasadigim, Buyuk Britanya'da.
Biritanyada bir köymü ?yoksa küçük bir kasabamı ? Öyle bile olsa devlet değil yani bir yerde devlet varsa orada bireysel özgürlük yoktur.
İspanyada küçük bir köy var Marinaleda köyü bir adıda dünyanın ilk komünist köyü.
Bu tür küçük yerleşimler var, bu tür düşünceler çok. Hatta bir kaç aile bir çiftlik satın alıp bu tür uygulamalar olduğunu okudum ABD de var sanıyorum.
Robotlasmayi istemiyorsan, robotlasmazsin. Bu senin beyninde.

Ozgurluk demek, istedigini baskasinin hakkini ihlal etmeden soyleyebilmek ve yapabilmek demektir.

Evet cok farki var. Cunku Turkiye'de birey yetismedigi icin bu sekildeki bilinc iceren hak ozgurluk adalet antiayrimcilik bunlarin mucadelesi v.s. anlamsiz kaliyor.

Cunku iktidar demek hem devlet hem de hukumet demektir. Sadece kendi politikasini dayatir.
__________________

İstememekle olsa bazen irade yetmiyor örneğin ben paradan nefret ediyorum parasız yaşam varmı.

Bu ikincisini söylemeyen kalmadı başkasının hakkını ihlal etmemek obama bile söylüyor ama yapmıyor.Artık bu laf klasik söylem oldu. Pratikte hiç bir değeri yok.
Doğrudur o özgürlükler ülkesi Biritanyada hiç devlete rastlanmıyor.

evrensel-insan
24-02-2015, 16:40
Bunu emperyalizm kitabında Lenin de böyle yazdı. Şöyle diyor emperyalizm sermaye ihracıdır. Senin söylediğinle bundan 90 yıl önce leninin söylediği aynı birde o düşüncelerin eskidiğini söylüyorsun. Demek ki linkleri okumak boşa zaman kaybıymış.

Ben sana kelime anlamindan bahsettim. Kavramsal olarak bugun geldigi noktadan bahsetmedim.

Sonucta emperyalizm cokkilik degistirdi.

Yukaridaki izahimi bile iki asir oncesi ile mukayese ediyolrsun, ufkun o kadar.

Belki okursun, diye.

http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=31729

Biritanyada bir köymü ?yoksa küçük bir kasabamı ? Öyle bile olsa devlet değil yani bir yerde devlet varsa orada bireysel özgürlük yoktur.

Simdi de bilmedigin bir ulke ve toplum hakkinda ahkam kesiyorsun.

Zaten ozgurlugun bile ne oldugunu bilmiyorsun.

İspanyada küçük bir köy var Marinaleda köyü bir adıda dünyanın ilk komünist köyü.
Bu tür küçük yerleşimler var, bu tür düşünceler çok. Hatta bir kaç aile bir çiftlik satın alıp bu tür uygulamalar olduğunu okudum ABD de var sanıyorum.

İstememekle olsa bazen irade yetmiyor örneğin ben paradan nefret ediyorum parasız yaşam varmı.

Bu ikincisini söylemeyen kalmadı başkasının hakkını ihlal etmemek obama bile söylüyor ama yapmıyor.Artık bu laf klasik söylem oldu. Pratikte hiç bir değeri yok.
Doğrudur o özgürlükler ülkesi Biritanyada hiç devlete rastlanmıyor.

Neyse dusunce ve bilgi iceren bir seyler yazarsan, o zaman yanit veririm.

kartopu
25-02-2015, 12:31
Sonucta emperyalizm cokkilik degistirdi.
Evet değiştirdi şimdiki emperyalizm gerçekten kavga edilecek durumdamı .Yoksa kendi belasını buluyormu.

Simdi de bilmedigin bir ulke ve toplum hakkinda ahkam kesiyorsun.Zaten ozgurlugun bile ne oldugunu bilmiyorsun.

Dünyada biritanyayı bilmeyen varmı o toplumu da bilirim çok arkadaşım orada yaşadı halada yaşıyor.
Ama bu benim sorduğum sorunun cevapı değil.

Neyse dusunce ve bilgi iceren bir seyler yazarsan, o zaman yanit veririm.
İspanyada küçük bir köy var Marinaleda köyü bir adıda dünyanın ilk komünist köyü.
Bu tür küçük yerleşimler var, bu tür düşünceler çok. Hatta bir kaç aile bir çiftlik satın alıp bu tür uygulamalar olduğunu okudum ABD de var sanıyorum.
İşte yazdım incelemeye değmeyecek bir durum değil bir devlet sınırları içinde komün yaşam. yani özgür sosyal yaşam.

Bende soruyorum o özgür devlet senin yaşadığın yerin hangi bölümünde. Bütünü deme gülerim.

evrensel-insan
25-02-2015, 18:37
Evet değiştirdi şimdiki emperyalizm gerçekten kavga edilecek durumdamı .Yoksa kendi belasını buluyormu.

"Kendi belasini bulmaz." Ona belasini bulmasini hissettirmek gerekir. Bu da ancak emperyalist zihniyetin cagdas olarak ve degisim olarak ne yaptigini bilmek ve yaptiginin tam tersini yapmaktir.

http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=151586&postcount=2

http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=248720&postcount=24

http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=171788&postcount=1522

Dünyada biritanyayı bilmeyen varmı o toplumu da bilirim çok arkadaşım orada yaşadı halada yaşıyor.
Ama bu benim sorduğum sorunun cevapı değil.

Hic bildigini zannetmiyorum. Soru sormadan, sadece ahkam kestin.
Britanya da bireysel ozgurluk vardir ve dunyadaki cogu ulkeden cok ilerdedir.

İspanyada küçük bir köy var Marinaleda köyü bir adıda dünyanın ilk komünist köyü.
Bu tür küçük yerleşimler var, bu tür düşünceler çok. Hatta bir kaç aile bir çiftlik satın alıp bu tür uygulamalar olduğunu okudum ABD de var sanıyorum.
İşte yazdım incelemeye değmeyecek bir durum değil bir devlet sınırları içinde komün yaşam. yani özgür sosyal yaşam.

Bende soruyorum o özgür devlet senin yaşadığın yerin hangi bölümünde. Bütünü deme gülerim.

Her bolumunde. Yeterki nereye danisacagini neyi nasilyapacagini bil, yani bilgin olsun.

Sen zaten "aglanacak haline guluyorsun."

Bir ulkede devlet, ulkenin her beldesinde ayni devlettir. Haklar ve ozgurlukler de sistemin isleyisi de aynidir.

pianola
26-02-2015, 00:39
https://pbs.twimg.com/media/B-q8MVZW4AANZ2T.jpg

=D

kartopu
26-02-2015, 01:03
Hic bildigini zannetmiyorum. Soru sormadan, sadece ahkam kestin.
Britanya da bireysel ozgurluk vardir ve dunyadaki cogu ulkeden cok ilerdedir.

sen özgür bireylerden söz etmedin Özgür birey devlet inden bahsediyorsun .Biz sana DEVLET i sorduk
Biritanyadaki özgür birey devlet.
Dünyanın hiç bir yerinde özgür birey devleti yoktur. Ama devlet kendi alanında özgürdür.
Yani yargılar ceza verir esir eder. Mükafatlandırır itibar verir itibardan düşürür.
Bütün kapitalizm sevdalıları ingiltereyi örnek gösterir. Belki kapitalist işlerlekte örnek alınabilir.
Ama özgürlük her yerde olduğu gibi onun izin verdiği ölçülerdedir. Kedine zarar geleceğini bildimi adamı yok eder. Kimse özgürlük adına yasaları ihlal edemez
Bu özgürlük değildir kontorollu yaşamdır.

Özgürlük paranın pazarın devletin olduğu yerde olmaz.

evrensel-insan
26-02-2015, 01:06
Şeriad Derneği kuruldu: Türkiye'ye şeriatı zorla öğreteceğiz

Dernek Kurucusu Recep Çalışkan, Türkiye'ye şeriatı getirmek için adım attıklarını söyledi.

http://media-cdn.t24.com.tr/media/stories/2015/02/page_seriad-dernegi-kuruldu_699009691.jpg

Van'ın Erciş ilçesinde Şeriat Derneği kurularak yasallaştı. Kendisini "din araştırmacısı" olarak tanıtan derneğin kurucusu Recep Çalışkan, Türkiye'de şeriatın uygulanmadığını ve zorla da olsa şeriatı öğreteceklerini söyledi.

http://t24.com.tr/haber/seriad-dernegi-kuruldu,288540

Iste selefi kuranci ve koktendinci diktatorun "yeni" Taurkiye'si. 2023 hedefi ve neden 400 milletvekili ile baskanlik istediginin nedeni.

evrensel-insan
26-02-2015, 01:23
sen özgür bireylerden söz etmedin Özgür birey devlet inden bahsediyorsun .Biz sana DEVLET i sorduk


Biritanyadaki özgür birey devlet.
Dünyanın hiç bir yerinde özgür birey devleti yoktur. Ama devlet kendi alanında özgürdür.

Dedim ya sen ozgur birey devletinin ne oldugunu bilmiyorsun.

Millet: Ortak bir dil, kultur, etnisite koken ve tarih paylasan halk toplumu/toplulugu. Yine ayni zamanda, toplulugun/toplumun etnisite farkina bakilmaksizin ortak sinir ve hukumet paylasan halk anlamina da gelir.

Bizdeki ikinci cumle, Britanya'daki ise milliyetler toplulugudur.

Milliyet : Tek bir kisinin millet devlet ile kanuni iliskisidir. Milliyet, normalde kisinin devlet tarafindan korunmasini icerir ve kisinin devlete bazi yukumluluklerini icerir. Bu korunma haklari ve yukumluluk gorevlerinin ne oldugu ulkeden ulkeye degisim gosterir. Milliyet teknik ve kanuni olarak vatandasliktan farklilassa bile, cogu modern ulkede butun milliyetler, devletin vatandasidir ve butun vatandaslar devletin millilerindendir (milli takim, milli egitim v.s.)

Bizde milliyet algisi yoktur. Cunku herkes turk olarakkabul edilir. Yani devlet (tabi 1923-AKP'ye kadar) milli devletti. Simdi ise dini.

Millet Devleti :Kendi tanimladigi Politik kanuniyetini milletin ustunde hakim kilan uniter devlettir. Devlet politik ve cografi butundur. Millet kulturel ya da/ve de etnik temeldedir. Buradaki fark mukayese olarak cok milli devlet, sehir devleti, imparatorluk,konfederasyon ve buna benzer devletler ile ters duser. Buradaki anahtar fark, halkin ve tek adamligin (kral, padisah, imparator v.s.) farkidir.

Ozgur birey devletinin milli ya da dini bir politikasi yoktur. Sadece milli yon uluslararasi durumlarda ya da dis politika da ortaya cikar, o da britih olarak, English olarakdegil.

British ust kimliktir. Ingilizi, iskocu, gallerliyi, irlandaliyi milliyet ve etnisite olarak farklari ile birlikte icerir.

Ayrica british hakkini almis bir turk, kurd, hindistanli, afrikali v.s. de britishdir ve her british hem milliyetini hem etnisitesini korur ve yasatir.

Vatandas olarak ta herkes british olarak esittir. Ayrimcilik suctur.

Vatandaslik : Kisi ile devlet arasindaki baga isaret eder. Milliyet ile esanlamli olabilir, fakat milliyet etnisiteyi de icerir. Vatandaslik genelde ulkede calisma ve yasam hakki ve politik yasamda yer alma ile bagintilidir.

Birbiri ile celisen iki turlu vatandaslik vardir.

Ozgur birey icerikli vatandaslik ve sivil cumhuriyetci icerikli vatandaslik.

Ozgur birey : Bireyin ekonomik durumuna odaklanir. Burada devlet bireyi icin vardir. Bireyin gorevi kanunlara uymak, iste calismak, vergilerini odemek ve gerekirse de milletini savunmak. Politik olarak bir pasiflik soz konusudur. Vatandaslik kisinin kendi secimi temelinde yetistirmesini/aydinlatmasini ongorur. Bunun icin bireye gerekenleri devlet saglar.

Sivil cumhuriyetci : Kisinin politik durumuna odaklanir. Hersey ortak bir politikanin baskisi altindadir. Kanuni rahatsizliklar sikintilar kisiyi etkisi altina alir. Kisiler hep bir noktada tutulmaya calisilir. Yani suru psikolojisi ve korku felsefesi. Vatandaslik genel ve toplumsal kisilik temelindedir. Kisi politik olarak aktiftir. Kisinin gorevleri konusunda bosluklar dogabilir. Buradaki politik aktiflik, kisinin politik bilinci degil; yasam ve iliskisinde politika uzerine fikir yurutmesi ve tartismasi anlamindadir. Cunku politik toplum kutuplasmasi baskisi altindadir ve politik secime zorlanir.

Yani yargılar ceza verir esir eder. Mükafatlandırır itibar verir itibardan düşürür.
Bütün kapitalizm sevdalıları ingiltereyi örnek gösterir. Belki kapitalist işlerlekte örnek alınabilir.
Ama özgürlük her yerde olduğu gibi onun izin verdiği ölçülerdedir. Kedine zarar geleceğini bildimi adamı yok eder. Kimse özgürlük adına yasaları ihlal edemez
Bu özgürlük değildir kontorollu yaşamdır.

Özgürlük paranın pazarın devletin olduğu yerde olmaz.

Algilayamadigin su.

Devlet en basta bireyi icin vardir. Bizde ise vatandas devleti icin vardir.

Devletin hic bir sosyo-etik deger uzerine bir tarafi yoktur. Yani politik degildir. Politika hukumetindir.

Bizde ise nedevlet ne hukumet basgimsizdir, hepsi iktidardaki politikanin kullanim aracidir.

Birey tum yasami boyunca hem kendi sosdyo-etik degerini rahatca yasar hem de hakaret etmedikce istedigini soyler yazar cizer v.s.

Yasaklar sadece baskasinin hak ve ozgurlugu ihlaledildigi zamandir.

Ozgur birey devletlerindekisilerin dini mezhebi milli kokeni ya da etnisitesi kisi ile birlikte kabullenilir.

Etnisite : Etnik koken ya da etnik grup, ortak kultur yada milliyet temelindeki sosyal katagoridir. Etnik kimlik grubun ortak karakteristiklerini diger gruplardan farkli kilandir. Bunlar zorunlu olmamak sartiyla, ortak: nesil/soy , gorunus, giyim/kusam, mutfak/ascilik, miras/kalitim, tarih, dil, sive, din, gelenek, simge/imge ya da etik/kulturel faktor farki icerebilir.

Bu konuda da hic bir parti bunu ihlal eden ya da cikar somuru araci olarak kullanan politika yapamaz.

evrensel-insan
26-02-2015, 01:40
Bu arada Diktatoru "kirmayalim" da istedigi 4 yuz milletvekilini verelim de secimlerden once rahat etsin.

Iste 4 yuz milletvekili.

http://image.samanyoluhaber.com/Images/News/20140205/37925126_bakanlar.jpg

kartopu
26-02-2015, 13:09
Biz özgür birey devletinden söz ediyoruz .Sen İngiltere ile Türkiyeyi kıyaslıyorsun.

Ben paranın ve devletin olduğu yerde özgür birey olamaz diyorum
Sen bazı özgürlüklerin verilmesini özgür birey olarak görüyorsun

Bir kanunla bir yere bağlı isen özgür değilsin .Sana düşünmen eylem yapman yaşaman için sınır konmuşsa bu sınırı senin dışındaki unsurlar belirlemişse özgür değilsin.

Ancak kendini senden daha kötülerle kıyaslar şükredesin.

Örneğin türkiyede yaşayanlar afkanistanda yaşayanlardan daha özgürdür gibi.

Özgürlük bu değil. Ben sana daha açık örnek vereyim dağın başında şehirle ilgisi olmayan bir insan şehirde yaşayandan daha özgürdür.

Onun engeli sadece doğadır.

kartopu
26-02-2015, 13:16
Şeriad Derneği kuruldu: Türkiye'ye şeriatı zorla öğreteceğiz

Dernek Kurucusu Recep Çalışkan, Türkiye'ye şeriatı getirmek için adım attıklarını söyledi.

http://media-cdn.t24.com.tr/media/stories/2015/02/page_seriad-dernegi-kuruldu_699009691.jpg

Van'ın Erciş ilçesinde Şeriat Derneği kurularak yasallaştı. Kendisini "din araştırmacısı" olarak tanıtan derneğin kurucusu Recep Çalışkan, Türkiye'de şeriatın uygulanmadığını ve zorla da olsa şeriatı öğreteceklerini söyledi.

http://t24.com.tr/haber/seriad-dernegi-kuruldu,288540

Iste selefi kuranci ve koktendinci diktatorun "yeni" Taurkiye'si. 2023 hedefi ve neden 400 milletvekili ile baskanlik istediginin nedeni.

İşte özgür bir alan insan düşüncelerini yaşam biçimini açıklamak için bir örgüt kurmuş devlette onamış.

Bizde dinsizler derneği kurarak kendi düşüncelerimiz hayata bakışımızı ne anladığımızı açıklamak için bir örgüt kurar örgütleniriz.

Veya şeriattan ne anladığımızı anlatırız.

Hani alevilerde vardır 4 kapıdan birisi şeriat kapısı.

Bin fikir uçuşsun bin çiçek açsın demiş -MAO.

Felâsife
26-02-2015, 13:42
Özgürlük bu değil. Ben sana daha açık örnek vereyim dağın başında şehirle ilgisi olmayan bir insan şehirde yaşayandan daha özgürdür.

Onun engeli sadece doğadır.

Eyvallah... :thumb:

Vefik Sami
26-02-2015, 14:00
Özgürlük bu değil. Ben sana daha açık örnek vereyim dağın başında şehirle ilgisi olmayan bir insan şehirde yaşayandan daha özgürdür.


Eyvallah... :thumb:

İki kardeşten biri şehirden uzak, hiç kimsenin olmadığı bir yaylada birkaç koyunu ile birlikte yaşarmış. Diğeri, şehirde ayakkabı boyacısı. Yayladaki kardeş ara sıra şehirdekine süt getirirmiş. Fakat; sütü kap ile değil, temiz bir mendil'in içine doldurarak getiriyormuş. Bu O'nun "ermiş"liğine işâret edermiş.

Yine günün birinde elinde süt ile kardeşini ziyaret etiği sırada, oradan geçmekte olan dekolte giyimli kadınlara gözü takılmış, nefsi uyanmış. Hikâye bu ya; o anda elindeki mendil'in her tarafından süt damlamaya başlamış. Bunu gören kardeşi;

"Dağ başında nefsi tutmak kolay. Hüner şehirde yaşayıp mendildekini dökmemek" demiş.

Sizce bu iki kardeşten hangisi daha özgür ?

RollingStones
26-02-2015, 14:12
İki kardeşten biri şehirden uzak, hiç kimsenin olmadığı bir yaylada birkaç koyunu ile birlikte yaşarmış. Diğeri, şehirde ayakkabı boyacısı. Yayladaki kardeş ara sıra şehirdekine süt getirirmiş. Fakat; sütü kap ile değil, temiz bir mendil'in içine doldurarak getiriyormuş. Bu O'nun "ermiş"liğine işâret edermiş.

Yine günün birinde elinde süt ile kardeşini ziyaret etiği sırada, oradan geçmekte olan dekolte giyimli kadınlara gözü takılmış, nefsi uyanmış. Hikâye bu ya; o anda elindeki mendil'in her tarafından süt damlamaya başlamış. Bunu gören kardeşi;

"Dağ başında nefsi tutmak kolay. Hüner şehirde yaşayıp mendildekini dökmemek" demiş.

Sizce bu iki kardeşten hangisi daha özgür ?


Güzel hikaye :)

İnsan, sınanmadığı günahın mümini sayılmazmış.

Felâsife
26-02-2015, 14:12
İki kardeşten biri şehirden uzak, hiç kimsenin olmadığı bir yaylada birkaç koyunu ile birlikte yaşarmış. Diğeri, şehirde ayakkabı boyacısı. Yayladaki kardeş ara sıra şehirdekine süt getirirmiş. Fakat; sütü kap ile değil, temiz bir mendil'in içine doldurarak getiriyormuş. Bu O'nun "ermiş"liğine işâret edermiş.

Yine günün birinde elinde süt ile kardeşini ziyaret etiği sırada, oradan geçmekte olan dekolte giyimli kadınlara gözü takılmış, nefsi uyanmış. Hikâye bu ya; o anda elindeki mendil'in her tarafından süt damlamaya başlamış. Bunu gören kardeşi;

"Dağ başında nefsi tutmak kolay. Hüner şehirde yaşayıp mendildekini dökmemek" demiş.

Sizce bu iki kardeşten hangisi daha özgür ?

Elbette NEFSİ terbiye açısından şehirde yaşayan zor durumda kalır, yani şehirdeki daha üst olacaktır, yada böyle görünecektir, buna eyvallah.

Ama doğaya uyum olayı açısından, şehrin büyüsüne, şaşasına, hatta bilgilerine kapılmaması açısından, NEFSİNE hele dur deyip, onu durduran, doğada onu tutanda üst olacaktır.

Burada eğer mesele TERBİYE ise doğadır, şehirdir çokta fark etmez.
Ama mesele Terbiye değilse, Şehir, insanları kuralları kaideleriyle illaki yutacaktır.

Vefik Sami
26-02-2015, 14:17
Elbette NEFSİ terbiye açısından şehirde yaşayan zor durumda kalır, yani şehirdeki daha üst olacaktır, yada böyle görünecektir, buna eyvallah.

Ama doğaya uyum olayı açısından, şehrin büyüsüne, şaşasına, hatta bilgilerine kapılmaması açısından, NEFSİNE hele dur deyip, onu durduran, doğada onu tutanda üst olacaktır.

Burada eğer mesele TERBİYE ise doğadır, şehirdir çokta fark etmez.
Ama mesele Terbiye değilse, Şehir, insanları kuralları kaideleriyle illaki yutacaktır.

Üstad; amacım "açık yakalamak" değil, istifâde etmek. Önceleri sizinle birkaç sıkıntılı yazışmamız oldu ise de, artık bunların geride kaldığını ümid ediyorum.

Saygıyla.

Felâsife
26-02-2015, 14:22
Üstad; amacım "açık yakalamak" değil, istifâde etmek. Önceleri sizinle birkaç sıkıntılı yazışmamız oldu ise de, artık bunların geride kaldığını ümid ediyorum.

Saygıyla.

Rica ederim ne demek, benim öyle takıntılarım olmaz, oluyorsada uyarabilirsiniz, darılmam gücenmem, neticede insanız.
Bilginin olduğu yerde tartışmalar olabilir, önemli olan "bilgi" ise ben her zaman varım zaten.

Sevgiler

evrensel-insan
26-02-2015, 17:44
İşte özgür bir alan insan düşüncelerini yaşam biçimini açıklamak için bir örgüt kurmuş devlette onamış.

Bizde dinsizler derneği kurarak kendi düşüncelerimiz hayata bakışımızı ne anladığımızı açıklamak için bir örgüt kurar örgütleniriz.

Veya şeriattan ne anladığımızı anlatırız.

Hani alevilerde vardır 4 kapıdan birisi şeriat kapısı.

Bin fikir uçuşsun bin çiçek açsın demiş -MAO.

Dedim ya sen hak ve ozgurluklerin tanimi ile ihlali farkini bilmiyorsun.

Bak sana bunu algilatabilecek bir soru sorayim.

Britanya da cami ve namaz hak ve ozgurluktur ama ezan degildir, neden acaba?

Bu farki algilarsan, cogu seyi algilamaya basliyacaksin.

kartopu
28-02-2015, 08:54
İki kardeşten biri şehirden uzak, hiç kimsenin olmadığı bir yaylada birkaç koyunu ile birlikte yaşarmış. Diğeri, şehirde ayakkabı boyacısı. Yayladaki kardeş ara sıra şehirdekine süt getirirmiş. Fakat; sütü kap ile değil, temiz bir mendil'in içine doldurarak getiriyormuş. Bu O'nun "ermiş"liğine işâret edermiş.

Yine günün birinde elinde süt ile kardeşini ziyaret etiği sırada, oradan geçmekte olan dekolte giyimli kadınlara gözü takılmış, nefsi uyanmış. Hikâye bu ya; o anda elindeki mendil'in her tarafından süt damlamaya başlamış. Bunu gören kardeşi;

"Dağ başında nefsi tutmak kolay. Hüner şehirde yaşayıp mendildekini dökmemek" demiş.

Sizce bu iki kardeşten hangisi daha özgür ?
Hikaye yorum yapılan cümle ile uyum sağlamadı ama yine de dağdaki özgürdür.
Orada şehirle ilgisi olmayan insandan söz ediliyor ve tek kaygı doğa.

kartopu
28-02-2015, 08:58
Dedim ya sen hak ve ozgurluklerin tanimi ile ihlali farkini bilmiyorsun.
Evet senin gibi anlamıyorum.Sen tek tek insanların farkına vararak itiraz edeceğini söylüyorsun .Ben özgürlüğü engelleyen unsurların kaldırıldığında insanların özgürleşeceğini söylüyorum
İkimiz dünyaya farklı pencerelerden bakıyoruz.Ben engellerden söz ediyorum en engellere rahmen bu yapılabilir diyorsun.
Ben iddialıyım engeller var olduğu sürece bireysel özgürlük hayaldir. Sadece öyle olduğunu sanarsın ta ki ummadığın bir yerden mühadale gelinceye kadar.

Onun için ikimiz farklı kulvarlarda koşuyoruz .Bu sıkıcı bir tartışma olmaya başladı.

kartopu
28-02-2015, 09:10
Antalyada bir insan dağda kendine bir mağara seçiyor ve orada yaşıyor şehire gidip atıkları topluyor geçiniyor .Jandarma geliyor sen burada yaşayamazsın diyor .Adam işte yaşıyorum kimseye zararım yok diyor ama jandarma yine o mağarayı boşaltıp adamı şehire yoksulların yaşadığı devletin kotrol ettiği mekana yerleştiriyor.

Adam bu durumdan memnun değil ama devlet gücü adamı memnun olmadığı yaşamı ona dayatıyor.
İşte özgür seçim ve engelleri.

Bu hikaye değil gerçek.

kartopu
28-02-2015, 09:14
Antalya'da 8 aydır mağarada yaşayan adamı jandarma buldu!

Antalya'da insanlara kızıp 8 aydır mağarada yaşayan adam jandarmayı şaşkına çevirdi.Kemer ilçesinde başına gelenlere kızıp dağdaki bir mağarada yaşamaya başlayan 45 yaşındaki Cemal Ertuğrul, jandarma tarafından bulundu. Ertuğrul, "Ne devletin ne de insanların bana bir faydası var. Ben de dedim ki, toplum eğer buysa ben de iki ayaklı hayvanların arasında yaşamaktansa giderim gerçek hayvanların içinde yaşarım dedim. 8 aydır burada yaşıyorum" dedi. Tarih: 20.02.2015 14:22:04

http://www.yeni1haber.com/images/haberler/antalyada_8_aydir_magarada_yasayan_adami_jandarma_ buldu_h2583_42476.Jpeg 0 6 0 0



Antalya'da insanlara kızıp 8 aydır mağarada yaşayan adam jandarmayı şaşkına çevirdi.Kemer ilçesinde başına gelenlere kızıp dağdaki bir mağarada yaşamaya başlayan 45 yaşındaki Cemal Ertuğrul, jandarma tarafından bulundu. Ertuğrul, "Ne devletin ne de insanların bana bir faydası var. Ben de dedim ki, toplum eğer buysa ben de iki ayaklı hayvanların arasında yaşamaktansa giderim gerçek hayvanların içinde yaşarım dedim. 8 aydır burada yaşıyorum" dedi.
Cemal Ertuğrul, jandarma ekiplerinin Phaselis SİT Alanı yakınlarında yaptıkları kontrol esnasında, ulaşımın zor olduğu 60 metrelik uçurumun kenarındaki bir mağarada tek başına yaşarken bulundu. Ertuğrul, yerleştiği mağarada kendisiyle karşılaştığında şaşıran jandarmalara, "Toplumdan soğudum, insanlardan soğudum, kendimi burada buldum. 1 Temmuz'dan beri burada yaşıyorum" dedi.

Sağlık ekipleri tarafından kontrolleri yapılan Cemal Ertuğrul, herhangi bir sağlık problemi olmadığını aktardı. Çeşitli iş kollarında çalıştığını, ancak hakkının verilmediği için tepki amacıyla mağaraya yerleştiğini anlatan Cemal Ertuğrul, ihtiyaçlarını merkezdeki bir fırından karşıladığını söyledi.

Kaymakamlıkça pansiyona yerleştirilen Cemal Ertuğrul, "Beni sürekli borçlandırmıştı. Hiçbir sağlık güvencem de yok. Çanakkale'de bir tesiste çalışırken midem delindi. Çalıştığım yerdekiler beni gece yarısı bir hastaneye atıp gittiler. Ne devletin ne de insanların bana bir faydası var. Ben de dedim ki, toplum eğer buysa ben de iki ayaklı hayvanların arasında yaşamaktansa giderim gerçek hayvanların içinde yaşarım dedim. 8 aydır burada yaşıyorum" dedi.

Antalya'da bazı yerlerde kısa süreli çalıştığını ancak bunu sürdüremediğini anlatan Ertuğrul, "Böyle olunca baktım ki, toplumda yerim yok, barınamıyorum, huzuru burada buldum. Ancak rabbimle bütünleşince huzuru buluyorum, insanlarla bulamıyorum" şeklinde konuştu.

evrensel-insan
28-02-2015, 18:28
Evet senin gibi anlamıyorum.Sen tek tek insanların farkına vararak itiraz edeceğini söylüyorsun .Ben özgürlüğü engelleyen unsurların kaldırıldığında insanların özgürleşeceğini söylüyorum
İkimiz dünyaya farklı pencerelerden bakıyoruz.Ben engellerden söz ediyorum en engellere rahmen bu yapılabilir diyorsun.
Ben iddialıyım engeller var olduğu sürece bireysel özgürlük hayaldir. Sadece öyle olduğunu sanarsın ta ki ummadığın bir yerden mühadale gelinceye kadar.

Onun için ikimiz farklı kulvarlarda koşuyoruz .Bu sıkıcı bir tartışma olmaya başladı.

Dedigim su.

Bir kisi baska bir kisiye zarar vermeden, onu rizasi disi bir seye zorlamadan ona mudahele etmeden kendi degerleri ile yasiyorsa; bu hak ve ozgurluktur.

Ayni kisi kendi hak ve ozgurlugunu ya da degerlerini baskasina onun rizasi olmadan dayatiyorsa, ona mudahele ediyorsa bu hak ve oz\gurluk ihlalidir.

En basit ornek iki yetiskinin bir biri ile cinseliliskisi onlarin hak ve ozgurlugudur.

Birinin digerini zorlamasi ya da birinin yetiskin yerine cocuk olmasi ise hak ve ozgurluk ihlali ve suctur.

Kisaca kisinin kendi rizasi ile yasam ve iliski surmesi gerekir.

evrensel-insan
28-02-2015, 18:52
Buradaki "engeller" iki turludur.

Eger bu "engeller" bir kisinin hak ve ozgurlugunu onluyorsa, suctur.

Eger bu "engeller" hukuki olarak birisinin baska birinin hak ve ozgurlugunu ihlal etmesini onluyorsa, bu zaten olmasi gerekendir.

Bir kisinin istedigi gibi giyinebilmesi istedigi yere gidebilmesi istedigini yeyip icebilmesi istedigini dile getirebilmesi istedigini alabilmesi istedigi ile gorusebilmesi bir istemini talep etmesi, ya da baskasinin istemini savunmasi desteklemesi onun hak ve ozgurlugudur.

Bir kisinin kendi istemi disinda, ona bir sey giydirilmesi, bir yerlere gitmesinin onlenmesi, yeyip icecegine karisilmasi, dile getireceklerinin onlenmesi, bir seyi almaya zorlanmasi, istemini talep etmesinin, ya da baskasinin talebini savunmasinin desteginin onlenmesi hak ve ozgurluk ihlalidir.

kartopu
01-03-2015, 12:20
İşte ikimizin pencereleri farlı sen kişiler arası ilişkileri anlatıyorsun ben kişi ve kurumlar arası yaptırımları.

Kurum (devlet) sana bir sınır koymuş özgürlük alanların benim sana çizdiğim sınır demiş bu sınırın içinde özgürsün. Bende diyorum ki özgürlüğün sınırlarını ancak insanların ilişkileri belirlesin

Onun için benim dışımda bir hukuk varsa ben ancak onun bana verdiği ölçülerde özgürüm.
İşte istediğin yere gitmek (o bile sınırlı) istediğini giymek cinsel ilişki falan bunlar özürlüğü anlatmaz

Onun için özgürlük beni kontrol eden bir sınır olmadığı zaman vardır. Kontrol kendim olmalıyım.

Para hala eş değerse para kontroldür, yasa hala sınır çizmişse devlet kontrol. Bunlar varsa özgürlükten söz edilemez.
Sen kıyaslama yapıyorsun şu devlet bize daha özgür bir hayat hakkı tanıyor gibi. Bende diyorum ki seni kendisi için tehlike gördüğünde boğazını sıkacaktır.

Özgürlük tehlike sınırlarının tek doğa kaldığında olacaktır. O da doğayı ne kadar kontrol altında tuttuğuna bağlı.
Onun için şehire gelmemiş bir insan en özgür ülkede yaşayandan özgürdür diyorum. Tek kaygısı doğa.
Ama biz özgürlük isteklerimize doğayı bile kontrolumuz altına alarak hedefleriz. Onun için bir sloganımız var doğa insan kardeş olacak.

Bizim gibi riski yüksek yaşam standardı olan ülkelerde yaşayanlar elbette riski düşük yaşam tanıyan ülkelere özenti duyar haksızda sayılmaz. Ama insan bundan daha iyilerine laik, amaçta bu daha iyiler.
İşte bu daha iyileri bulmanın yolu engelleri kaldırmaktır.

Buda tek tek insan mücadelesi ile değil toplum olarak engelleyenleri kaldırarak olacaktır.
Bu düşünce 1 000 yıllık düşünce 2 00 yıl önceki ancak kapitalist sistemin insanı insandan ayırmasının maddi temelleri üzerine kurgulanmış düşünceler ve zamanımızda hala etkileri devam ediyor.

Bu gün biraz farklılıklar oluşsa da temel (devlet para pazar) hala varlığını sürdürüyor.

evrensel-insan
01-03-2015, 16:54
İşte ikimizin pencereleri farlı sen kişiler arası ilişkileri anlatıyorsun ben kişi ve kurumlar arası yaptırımları.

Pek degil. Ben birey bilincini birey bilincinin toplumsallasmasini kurumsallasmasini dozen haline gelmesini ve sosyaliliskisini ve niteligi anlatiyorum, sen niceligi devrimi sinif ustunlugunu ve sinif diktatorlugunu bu diktatorlugun nasil kurumlasacagini anlatiyorsun.

Kurum (devlet) sana bir sınır koymuş özgürlük alanların benim sana çizdiğim sınır demiş bu sınırın içinde özgürsün. Bende diyorum ki özgürlüğün sınırlarını ancak insanların ilişkileri belirlesin

O siniri koyan devlet kimin/neyin devleti. Bir devlet hilafsiz toplumunun her bir ferdinin hak ve ozgurlugunu koruyor ve kolluyor mu? Ozgurluk Alani zaten politiktir, etik degildir.

Yani iktidarda olan kendi politik cikarinca kendi niteliklerini ozgur birakirken, digger niteliklere yasak koyar.

Ozgurluklerin sinirini bireylerin verdikleri degerlerin yasama gecirilmesi belirler.

Yani bir bireyin ozgurlugu, baska bireyin ozgurlugu ile sinirlanir. Bir bireyin kendi hakki kendi ozgurlugunu yasamasidir ve baskasinin ozgurlugune de mudahele etmemesidir.

Onun için benim dışımda bir hukuk varsa ben ancak onun bana verdiği ölçülerde özgürüm.

"Benim disimda hukuk" ne demek? Evrensel hukuk herkes icindir. Hak ve ozgurluklerde oyle. "sen/ben" yok, "herkes ve herbir" var.

İşte istediğin yere gitmek (o bile sınırlı) istediğini giymek cinsel ilişki falan bunlar özürlüğü anlatmaz

Neyi anlatir? Ben istedigim bir yere gidemiyorsam, benim neyim yasaklanmis olur?

Onun için özgürlük beni kontrol eden bir sınır olmadığı zaman vardır. Kontrol kendim olmalıyım.

Eger basskasinin ozgurlugune maydonoz oluyorsan, seni control eder; buna da hukuk deniyor.

Diyorum ya ozgurlugun sadece tek yonunu algiliyorsun, baskasinin ozgurlugu ise hak getire. Yani senin ozgurlugun "her istedigini yapabilme" degildir. Sadece baskalarinin ozgurlugune mudahele etmeme anlamindadir.

Para hala eş değerse para kontroldür, yasa hala sınır çizmişse devlet kontrol. Bunlar varsa özgürlükten söz edilemez.
Sen kıyaslama yapıyorsun şu devlet bize daha özgür bir hayat hakkı tanıyor gibi. Bende diyorum ki seni kendisi için tehlike gördüğünde boğazını sıkacaktır.

Ne yapalim, insanoglu turunun biri kendi kontrolunu kendisi alacak kadar ve baskasinin kontrolune maydonozolmayacak kadar zihinsel olarak gelismemis. Zaten bosuna mi zihinsel devrim diyoruz.

Özgürlük tehlike sınırlarının tek doğa kaldığında olacaktır. O da doğayı ne kadar kontrol altında tuttuğuna bağlı.
Onun için şehire gelmemiş bir insan en özgür ülkede yaşayandan özgürdür diyorum. Tek kaygısı doğa.
Ama biz özgürlük isteklerimize doğayı bile kontrolumuz altına alarak hedefleriz. Onun için bir sloganımız var doğa insan kardeş olacak.

Hala ozgurlugu algilayamamissin.

Soyle dusun senin ozgurlugun sosyo-etik sorumluluk ve yukumluluk tasimali.

Bu cumle uzerine dusun. Ya da insanogflu sadece bir birey degil, ayni zamanda sosyal iliski yasami sahibi.

Kendi Adina dusunme, yanindakini de dusun. Ona karismamayi kendi degerlerini empoze etmemeyi onun ile birlikte onun hak ve ozgurlugune mudahele etmeden yasam ve iliskiyi dusun.

Bizim gibi riski yüksek yaşam standardı olan ülkelerde yaşayanlar elbette riski düşük yaşam tanıyan ülkelere özenti duyar haksızda sayılmaz. Ama insan bundan daha iyilerine laik, amaçta bu daha iyiler.
İşte bu daha iyileri bulmanın yolu engelleri kaldırmaktır.

Tamamda bu onlara sadece senin ya da onun ideolojik inancsal dogrularini dayatmak ile olmaz.

Buda tek tek insan mücadelesi ile değil toplum olarak engelleyenleri kaldırarak olacaktır.

Maalesef ilk mucadele kisinin kendinden baslar. Sen once kendin egitiml iol ki, baskasina da yol gosteresin.

Demekki sorgulamaya once kendinden basliyacaksin. Yoksa "balik bastan kokuyor"

Bu düşünce 1 000 yıllık düşünce 2 00 yıl önceki ancak kapitalist sistemin insanı insandan ayırmasının maddi temelleri üzerine kurgulanmış düşünceler ve zamanımızda hala etkileri devam ediyor.

Bu gün biraz farklılıklar oluşsa da temel (devlet para pazar) hala varlığını sürdürüyor.

Iste bu 1000 yillik dusunce ve 200 yillik dusunce coktan cagdisi kaldi.

Bugunku toplum bilgi ve bilisim toplumu ve cagi. Bu da bireyin bilgilenmesi bilinclenmesi ve kendi varliginin nitelik olarak farkindaligi demektir. Yani senin inandigin ideolojik dogrularinin pesine bir kelle olarak katilma ve kitleye arti bir ekleme devri bitmistir.

kartopu
02-03-2015, 11:44
Iste bu 1000 yillik dusunce ve 200 yillik dusunce coktan cagdisi kaldi
Bütün yazdıklarımı geçici dondurdum.

Şu çağı bir anlatta anlayalım. ya ben anlamıyorum ya sen anlamıyorsun içinde yaşadığımız çağı

Anlatacağın çağın içinde Ekonomi üretim tüketim teknoloji devlet kanun sınır para kısımlarını atlamadan şu çağı anlatta nelerin çağ dışı kaldığını anlayalım.Örneğin: traktör çağdaş olduğu için hayvanlara ihtiyaç bitti gibi. Yani hayvanlar özgürleşti (kasaptan kurtulabildi ise).
Robotlar makinaların başına geçip üretim yaptı insanlar özgürleşti gibi.

Önce yaşadığımız çağın analizini yapalım sonra içinden özgürlükleri ayıklayalım.

Özgürlük düşüncelerde fikirlerde kalmayıp pratiğe nasıl geçeceğini anlayalım.
Yani ben sen özgürlük savunucuları bunu kendi yaşamlarımızda ne kadarını uygulayabiliyoruz anlayalım

Öyle tek tek alıntı yaparak cevaplardan sıkıldım sorulardanda.

Özgürlük artık sözde düşüncede değil yaşamda ne kadar var görelim.

Ben yaşam,ın bir çok alanında kendi tercihlerimi (özne olarak)kullandığım halde kendimi özgür hissetmiyorum.

Bu duygulardan nasıl arınırım bana vücuduma nasıl yansır. .

Özgürüm değinde özgür olunuyor mu başkalarını bilinçsizlikle itham ettiğinde özgür oluyor mu.

Ben izm lerden idolojilerden örgütlerden dinden siyasetten iktidar dan sosyal guruplardan kurtuldum dediğinde özgürmüsün.
Kendimi toplumu fark ettim bu kurumların ve alışkanlıkların dışına çıktım dendiğinde seni engelleyen senin dışıda kalanlardan kurtuluna biliniyor mu

Özgürlük düşünce ve söylemden pratik hayata geçebiliyormu.

Not: bunlar soru değil alıntı yaparak cevap arama. Kendini anlat ne anladığını ama çağın analizini unutma.
Bakalım 2 00 yıllık yaşamla düşüncelerle değişenler arasında ne farklar oluşmuş tarihi boş verecek kadar eskimiş mi.

evrensel-insan
02-03-2015, 18:50
Bütün yazdıklarımı geçici dondurdum.

Şu çağı bir anlatta anlayalım. ya ben anlamıyorum ya sen anlamıyorsun içinde yaşadığımız çağı

Cag, bilgi ve bilisim cagi. Ben daha once acikladigim seyleri bir daha yazma geregi duymuyorum, o yuzden link veriyorum.

Eger sen linki okuduktan sonar bir dusunce ve bilgi paylasirsan da devam ederim.

http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=499728&postcount=1092

http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=512003&postcount=1163

ve 1164

Anlatacağın çağın içinde Ekonomi üretim tüketim teknoloji devlet kanun sınır para kısımlarını atlamadan şu çağı anlatta nelerin çağ dışı kaldığını anlayalım.Örneğin: traktör çağdaş olduğu için hayvanlara ihtiyaç bitti gibi. Yani hayvanlar özgürleşti (kasaptan kurtulabildi ise).
Robotlar makinaların başına geçip üretim yaptı insanlar özgürleşti gibi.

Buradaki en buyuk degisim, insanoglunun bilime ve teknige parallel olarak degisen zihni ve bu zihni degisimin getirdigi yasam ve iliskidir. Nitelik, niceligin onundedir. Birey sinifin onundedir. Sosyal toplumsalin onundedir. Bilgi varligin onundedir, analitik/kritik dusunce ve davranis klasik dusunce ve davranisin onundedir. Karsilikli oturup konusma ve andlasma, kavganin, atismanin ve otekilestirmenin onundedir. Saygi itaatin onundedir. Ekonomik degisim ise sosyal/cagdas sosyalizm ile gelecektir.

Önce yaşadığımız çağın analizini yapalım sonra içinden özgürlükleri ayıklayalım.

Özgürlük düşüncelerde fikirlerde kalmayıp pratiğe nasıl geçeceğini anlayalım.
Yani ben sen özgürlük savunucuları bunu kendi yaşamlarımızda ne kadarını uygulayabiliyoruz anlayalım.

Bunu anlamak iki turludur, reel toplumun gunluk yasam ve iliskisine bakmak; ve her bir birin kendi kendini ve de her turlu degerini sorgulayarak cagdasliga yonelmek.

Öyle tek tek alıntı yaparak cevaplardan sıkıldım sorulardanda.

Ben genelde daha once acikladigim bir konu ve kavrami tekrar yazmiyorum. Sadece o link okunduktan sonar olinkte yazilanlar ile ilgili bir yanit gelirse, onu degerlendiriyorum.

Özgürlük artık sözde düşüncede değil yaşamda ne kadar var görelim.

Bunun icin once;

Birincisi ozgurlugun ne oldugunun ve hak/hukuk ile baginin ve

Ikincisi ozgurluk ile serbestlik farkinin algilanmasi gerekiyor.

Ben yaşam,ın bir çok alanında kendi tercihlerimi (özne olarak)kullandığım halde kendimi özgür hissetmiyorum.

Nedir sence "kendini ozgur hissetmek" zaten Turkiye'de yasiyorsan, hissetmemen gayet mantikli.

Bu duygulardan nasıl arınırım bana vücuduma nasıl yansır. .

Özgürüm değinde özgür olunuyor mu başkalarını bilinçsizlikle itham ettiğinde özgür oluyor mu.

Ozgur elde edilince olunur. Bu da sisteme ve duzene bagli bir durum. Turkiye'de ozgur olmak demek, AKP yandasi olmak ve onun politikalarini dine bakisini yaptiklarini ve soylemlerini benimsemek sorgusuz inanmak ve de kendince bir ekonomik ya da politik cikar elde etmis olmak demektir.

Ben izm lerden idolojilerden örgütlerden dinden siyasetten iktidar dan sosyal guruplardan kurtuldum dediğinde özgürmüsün.

Hayir serbestsin. Yani beyninde bunlara taraf olmadan disaridan ve notr (qua felsefesi) bakabiliyorsun.

Kendimi toplumu fark ettim bu kurumların ve alışkanlıkların dışına çıktım dendiğinde seni engelleyen senin dışıda kalanlardan kurtuluna biliniyor mu

Bu nasil bir yasam ve iliski yasadigina ya da hedefledigine bagli.

Özgürlük düşünce ve söylemden pratik hayata geçebiliyormu.

Gecirebiliyorsan, gecer. Ya da eylem olarak talep edersin, ya da talep edenlere destek verirsin ya da savunursun.

Not: bunlar soru değil alıntı yaparak cevap arama. Kendini anlat ne anladığını ama çağın analizini unutma.
Bakalım 2 00 yıllık yaşamla düşüncelerle değişenler arasında ne farklar oluşmuş tarihi boş verecek kadar eskimiş mi.

Verdigim her bir link benim lakabimin daha once ve bu sitede yazdigi kendi yazisidir.

Tarihi bos vermek ile eskimek farklidir.

Tarih insanoglunun gecmisi olarak eger alinabilirse tecrube saglar, bu tecrube bugun gerektiginde kullanilir ve gelecekte de ne yapilacagina isik tutar.

Tarih zaten "eskidir." Ne varki, insanoglunun kendini mahkum ettigi dogal/fenomenal zihniyetin yapilandirilmis yapi ve isleyisi degismiyor. Cunku bu sorgulanmiyor.

kartopu
03-03-2015, 14:18
Nedir sence "kendini ozgur hissetmek" zaten Turkiye'de yasiyorsan, hissetmemen gayet mantikli.

Merak ediyorum siz avrupada kendinizi ne kadar özgür hissediyorsunuz.
Bakın Fransada karikatörcüler kendilerini özgür hissedip çizdiler yazdılar ne geldi başlarına .Şimdi başka karikatör yapanlar içlerinde korku duymadan işine devam edecek mi.
Bu cinayetin içinde Fransız devletinin olmadığını nereden bileceğiz.
Belki bu devletin o arap topraklarında bir planı var bu cinayetle bu planı uygulayacak.

Olmaz deme İşte ABD deki ikiz kuleler meselesi o yıkımın arkasında Irak Afkanistan işgali çıktı.Fransa nın böyle bir hesabı olmadığını nasıl anlayacağız.

Bu tür bir işin İngilterede olmayacağının garantisi varmı. Koca prenses öldürüldü arkasından saray çıktı.
Bütün toplum esaret altındayken kişiler özgür olamaz.
Öyle serbest olur özgürlük o değildir denerek açıklanmaz.

Ben idolojilerden devletten paradan pazardan uzlaştım özgürüm artıkla olmuyor.

Verdiğin ling i okuyacağım zamanım kısıtlı olduğundan bitirmek zorundayım.

evrensel-insan
03-03-2015, 18:50
Merak ediyorum siz avrupada kendinizi ne kadar özgür hissediyorsunuz.

Her hangi bir sikayetim yok. Cunku ben buranin her turlu isleyisinin ve burokrasisinin bilincinde oldugumdan, nerede ve nasil hareket edilecegini bilirim. Ayrica cevremin de her turlu sorunu ile ilgili ilgilenir ve yol gosteririm.

Bakın Fransada karikatörcüler kendilerini özgür hissedip çizdiler yazdılar ne geldi başlarına .Şimdi başka karikatör yapanlar içlerinde korku duymadan işine devam edecek mi.

Onlarin basina gelen Fransa ile sinirli degil ki!

Terorun yurdu da yeri de yoktur. Her an heryerde herkesin basina gelebilir. Burda da 7/7 bombalamasi oldu. Hem de tam benim guzergahimda.

Bu cinayetin içinde Fransız devletinin olmadığını nereden bileceğiz.
Belki bu devletin o arap topraklarında bir planı var bu cinayetle bu planı uygulayacak.

Olabilir, cunku emperyalizmin de yurdu ve yeri yoktur. O yuzden terorizm ile iyi anlasir besler, yardim ve yataklik ederler. Kendileri acikcasaldiramadiklari bir yere de teroristleri yollarlar.

Gerci ABD'nin kendi kendini vurdurdugu, hemen Bush'un konusmasindan ve de sonraki saldirilarindan ortaya cikmisti.

Fransa'da henuz terror uzerinden bir duygu somurusu yapilmadi ve bir yere saldirilmadi.

Olay da munferit bir olay olarak kaldi.

Halbuki Japonya, katledilen iki vatandasi icin, ISID'a ultimatum Verdi.

Bugunde Irak ilk defa askeri ile ISID'asavas acti. Turkiye'den de yardim istemisler.

Olmaz deme İşte ABD deki ikiz kuleler meselesi o yıkımın arkasında Irak Afkanistan işgali çıktı.Fransa nın böyle bir hesabı olmadığını nasıl anlayacağız.

Demekki icime dogmus. :)

Bu paragrafi okumadan yukarida ayni ornegi ben verdim.

Bu tür bir işin İngilterede olmayacağının garantisi varmı.

Olmadiginin kaniti 7/7 terorizmidir.

Koca prenses öldürüldü arkasından saray çıktı.

Okonu biraz karisik. Lady Diana'dan bahsediyorsan!

Bütün toplum esaret altındayken kişiler özgür olamaz.
Öyle serbest olur özgürlük o değildir denerek açıklanmaz.

Ozgurlugun ne oldugunu o kadar cok izah ettim ki, ama hala algilanamayan bir seyler var.

Ben sosyo-etik deger tanimi kullanimindan bahsediyorum. Sen ise tehlikelerden bahsediyorsun.

Ben idolojilerden devletten paradan pazardan uzlaştım özgürüm artıkla olmuyor.

Verdiğin ling i okuyacağım zamanım kısıtlı olduğundan bitirmek zorundayım.

Dedigim gibi benim bahsettigim ozgurluk "tehlike altinda olmamak" degildir. sosyo-etik deger tanimi ve kullanimi ozgurlugudur.

Yoksa insanoglunun hayvandan bile daha vahsi davrandigi dunyada, tehlikeli olmayan hic bir cografya yoktur.:rockon:

kartopu
04-03-2015, 12:18
Verdiğin ling leri okudum .Her şey güzelde niçin insanı bedeninden başını ayırdın.
Senin anlatımlarında hep kafa var beden nerede bu özgür insanlar ne yer ne içer bu içtikleri yediklerini kim onlara getirir nasıl gelir kim üretir bu üretenler nasıl yaşar

Cok kolay otur ekmek elden su gölden düşünce üret. Bilim bilgiye ulaşma cağı öylede bir çok kirli bilgide dolu.

Ben sana çağı anlatırken üretim tüketim üreten tüketen bunları planlayan paylaşanlarıda koy demiştim ama sen gövdeyi bırakıp kafa ile ilgilenmeyi seçmişsin.

Ayrıca bilimsel teknolojik devrimi anlatırkende suyun yüzüne bakmışsın suyun altı ne olacak oradaki canlılar alttaki bataklık.
Çindeki insanların 100 dolara çalışması hindistenda 250 000 çocuğun sadece karın doyasıya çalışması vietnem insanı. Hindistanda 80 sente üretilen NİKE marka ayakkabıların londrada 250 pount(sterlin) satılmasınadaki hikmeti. Bunları anlatmadan çağ anlatılmaz.

Bak bir kitapta okudum (çok önceleri)Antre Gorz hani o meşhur elveda proleterya kitabını yazarı.
O bir çok mesleğin biteceğini söylüyor bunun içinde öğretmenlik ve doktorlukta var. Ama adam bu mesleklerin bitmesine çok üzücü diyor.

Bak o senin 200 yıllık eskimiş dediğim K.Marx kapitalin 3 cildinde eğer makine yapan makinalar olduğunda, değer yasasının çökeceğinden söz ediyor.

Sen çağı anlatırken değer yasasından bile söz etmiyorsun soroz falan krizi çözmek için öne sürülmüş istemin piyonlarıdır.
Sistemi anlamanın yolu değer yasasını anlamaktan geçer yani Marx senden daha çağdaş anlaşılan.

Bilimsel teknolojik devrim dünyamızda 3 ana devrimden bir tanesidir yani bir çağın kapanmasının sinyallerini vermiştir.
Üretim araçlarındaki devrimler eski üretim biçimlerini yıkar yenisini koyduğu için devrimdir.
1 devrim insanlığın kendi tüketimi için toprağı ekmesi ve tohumdan yenden üretimin yapması ile başlamıştır.2. devrim buharın kullanılması bu sayede insan ve hayvan enerjisinden yeni enerji kullanımına geçilmiştir.3.Bilimsel teknolojik devrim bu yazılım çip teknolojisidir robotla üretim buda bir çok üretim alanında mühendisi ustayı devre dışı bırakmış bilginin depolanması sayesinde bir çok mesleği bitirmiştir.

Öyle çağı anlatırken üretim i devre dışı bırakamazsın. Özgürlükte gövdeyi kafadan ayırarak olmaz.

evrensel-insan
04-03-2015, 16:15
Verdiğin ling leri okudum .Her şey güzelde niçin insanı bedeninden başını ayırdın.
Senin anlatımlarında hep kafa var beden nerede bu özgür insanlar ne yer ne içer bu içtikleri yediklerini kim onlara getirir nasıl gelir kim üretir bu üretenler nasıl yaşar

Beden kafaya gore yasar ve hareket eder. Kafa ne derse beden onu uygular yani yonlendirim ve yonetim kafadadir, beden bunu somuta tasiyan bir aractir.

Iste buradaki ana sorun, bir kafanin sadece kendi bedenini degil; digger bedenleri de yonlendirmesi yonertmesidir. Iste tum ideolojiler inanclar izmler ve etik degerler buna en guzel ornektir. Tek bir kafadan cikar, kitlesellesir ve digger kafalari hice sayarak vucutlari bir araya getirir. Iste dedigim nicelik olarak insanoglunun degerlendirilmesi de budur.

Sen burada kafandakileri ellerini kullanarak yazmiyor musun?

Yazdiklarin elinden mi geliyor, kafandan mi?

Aslinda burda bir ayrim da yok, sadece iki firkin farkindaligi ve dile gelisi var.

Yoksa ben indirgemeci determinist ya da monist degilim ki "ya kafa ya vucut" gibi bir secenek ortaya koyayim. Kafayi somuta geciren vucuttur. Vucutta kafadaki soyuta gore somuta gecer. Iste aralarinda boyle bir ickenlik vardir.

Burada kafanin vucuda gore onemi, baska vucutlari da somuta gecirme Adina etkileyebilmesidir.

Iste o yuzden zihinsel degisim ve devrim demek, degisen kafanin degisen soyutunun vucudu kullanarak somutlastirmassidir. Bu da insanliktir evrenselliktir, bilimselliktir, bilisselliktir, bireyin turselligidir, butunbunlar icin de paylasilan ve kafalara yonelik kavramsal bilgidir.

Cok kolay otur ekmek elden su gölden düşünce üret. Bilim bilgiye ulaşma cağı öylede bir çok kirli bilgide dolu.

Bilginin kirli ya da temiz dogru ya da yanlis v.s. algisi her beyinin kendi degerince farklilasir. Dolayisi ile bilgi edinmek baska, bilgiyi kendi degerlerin Adina yani cikarina kullanmak baskadir. Iste serbest dusunce edindigi bilgiyi sahiplenmeden kullanir ve paylasir.

Ben sana çağı anlatırken üretim tüketim üreten tüketen bunları planlayan paylaşanlarıda koy demiştim ama sen gövdeyi bırakıp kafa ile ilgilenmeyi seçmişsin.

Senin govdenin kafasi sadece sosyalizmin iki asir oncesini iceriyor. O yuzden de vucudun da bunu somutlastiriyor. Yani sen kafandakine gore vucudunu kullaniyorsun.

Kuantum dusuncesi "ne dusunuyorsan, osun" der. Evrensel-insan zihniyeti basliginda konu ile ilgili detayli baslik var.

Ayrıca bilimsel teknolojik devrimi anlatırkende suyun yüzüne bakmışsın suyun altı ne olacak oradaki canlılar alttaki bataklık.
Çindeki insanların 100 dolara çalışması hindistenda 250 000 çocuğun sadece karın doyasıya çalışması vietnem insanı. Hindistanda 80 sente üretilen NİKE marka ayakkabıların londrada 250 pount(sterlin) satılmasınadaki hikmeti. Bunları anlatmadan çağ anlatılmaz.

Bak bir kitapta okudum (çok önceleri)Antre Gorz hani o meşhur elveda proleterya kitabını yazarı.
O bir çok mesleğin biteceğini söylüyor bunun içinde öğretmenlik ve doktorlukta var. Ama adam bu mesleklerin bitmesine çok üzücü diyor.

Bak o senin 200 yıllık eskimiş dediğim K.Marx kapitalin 3 cildinde eğer makine yapan makinalar olduğunda, değer yasasının çökeceğinden söz ediyor.

Sen çağı anlatırken değer yasasından bile söz etmiyorsun soroz falan krizi çözmek için öne sürülmüş istemin piyonlarıdır.
Sistemi anlamanın yolu değer yasasını anlamaktan geçer yani Marx senden daha çağdaş anlaşılan.

Bilimsel teknolojik devrim dünyamızda 3 ana devrimden bir tanesidir yani bir çağın kapanmasının sinyallerini vermiştir.
Üretim araçlarındaki devrimler eski üretim biçimlerini yıkar yenisini koyduğu için devrimdir.
1 devrim insanlığın kendi tüketimi için toprağı ekmesi ve tohumdan yenden üretimin yapması ile başlamıştır.2. devrim buharın kullanılması bu sayede insan ve hayvan enerjisinden yeni enerji kullanımına geçilmiştir.3.Bilimsel teknolojik devrim bu yazılım çip teknolojisidir robotla üretim buda bir çok üretim alanında mühendisi ustayı devre dışı bırakmış bilginin depolanması sayesinde bir çok mesleği bitirmiştir.

Öyle çağı anlatırken üretim i devre dışı bırakamazsın. Özgürlükte gövdeyi kafadan ayırarak olmaz.

Neyse sen kafanin vucuda gore onemini ne zaman algilar ve vucudu yonlendiren ve yonetenin kafa ve bunyesindeki ideolojiler inanclar izmler ve etik degerler oldugunu kavrarsan, yani niteligin onemini nicelige gore ne zaman algilarsan; tekrar bakariz.

Yalniz ve ne yazikki iki asir oncesinin sosyalizmi bunu algilamak icin nitelik olarak bilgi ve birikim olarak ve cag olarak yeterli degil.

Ayrica aci olan din temelli yanasanlarin kafanin onemini madde temelli yanasanlardan daha iyi algilamasi ise gelismislik Adina bir ironi.

Bak dictator kafanin onemini bildiginden egitimi degistirdi ve cocuklari daha ana okulundan dine basglamaya calisiyor.

Cunku biliyorki bir nesili yetistirmek demek, onmun kafasindan gecer. Vucudu da bunu somuta tasir.

kartopu
05-03-2015, 13:46
Sn Evrensel.
Çinde bir ata sözü vardır. Her halde 20 . yüzyılda söylenmiş. Aç insanın demokrasiye ihtiyacı yoktur denir.
Birde bizde bir söz vardır. Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur derler.

Onun için kafa ile vücut birbirinden ayrılmaz. Çünkü biz robot değiliz canlıyız yiyeceğiz içeceğiz üşüyeceğiz yanacağız. Yani bunların hepsi bizim düşüncelerimizi etkileyen şeylerdir.

Afrikada yaşayan insanla ingilteredeki insan aynı düşünmez.

İdolojilere takmışsın Bak o beğenmediğin Marx idolojileri mesheplere benzetir.
Ama ide (ideal)yani gelecek için fikir üretmek eğer gelecek konusunda kurguların yoksa durağansındır.
Eğer biz yediklerimizin nereden nasıl geldiğini bilmiyorsak ve sadece fikir üretip bir şeyler yaptığımızı sanıyorsak bir gün aç kaldığımızda midemizden gelen sesler bize uyarı olacaktır.

Bu konudaki tartışmalarımız bize hiç bir şey katmayacak bunu biliyoum.
Ben kendi fikrimi açıkladım toplumsal kurtuluş olmadan bireysel kutuluş olmaz.Onun için içinde yaşadığımız kapitalizm çökmeden özgürlükler sadece beklenti olarak kalacaktır.

Bir fıkra ile bitireyim.
Bir gün her halde Osmanlı döneminde. Bir bilge haliçte bir kayık,a biner yolculuk boyunca kayıkçıyı imtihan eder sen Mozart,ı tanıyormusun şopen i tanırmısın vals bilirmisin gibi sorular sorar.

Kayıkçıda hiç birini bilmiyorum der.Yolcu kayıkçı ile ne cahilsin der alay eder.
Kayıkçıda yolcuda sıkılır yol bir an önce bitsin ister.

O ara fırtına çıkar kayık başlar sallanmaya .Bu sefer kayıkçı sorar sen yüzme biliyormusun der. Yolcu hayır der.

Kayıkçı işte seni ancak yüzme bilmen kurtarır şopen değil der.
Bu bir fıkra yaşamımı yaşanmışmı bilmiyorum ama bir kişinin diğer kişiyi küçümsemesini anlatır.

Hayatta buna benzer kimse cahil değildir. İnsanlar ne yaşıyorsa onun bilincindedir.
Önemli olan kutuluşun rehberi. Bu rehberi ararken kafa vücuttan vücut kafadan ayrılmaz. Ne yaşanacaksa birlikte yaşanacak özgürlük de dahil.

evrensel-insan
05-03-2015, 19:11
Sn Evrensel.
Çinde bir ata sözü vardır. Her halde 20 . yüzyılda söylenmiş. Aç insanın demokrasiye ihtiyacı yoktur denir.
Birde bizde bir söz vardır. Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur derler.

Onun için kafa ile vücut birbirinden ayrılmaz. Çünkü biz robot değiliz canlıyız yiyeceğiz içeceğiz üşüyeceğiz yanacağız. Yani bunların hepsi bizim düşüncelerimizi etkileyen şeylerdir.

Kafa ile vucut farkinin farkina varmak demek, onlari ayirmak demek degildir. Birinin ve digerinin kendi bunyesindeki farkini ortaya koymaktir. Mesela beyin yani kafa dusunur, vucut dusunmez, kafa soyutlar, vucut somutlar, v.s.

Afrikada yaşayan insanla ingilteredeki insan aynı düşünmez.

İdolojilere takmışsın Bak o beğenmediğin Marx idolojileri mesheplere benzetir.
Ama ide (ideal)yani gelecek için fikir üretmek eğer gelecek konusunda kurguların yoksa durağansındır.
Eğer biz yediklerimizin nereden nasıl geldiğini bilmiyorsak ve sadece fikir üretip bir şeyler yaptığımızı sanıyorsak bir gün aç kaldığımızda midemizden gelen sesler bize uyarı olacaktır.

Bu konudaki tartışmalarımız bize hiç bir şey katmayacak bunu biliyoum.
Ben kendi fikrimi açıkladım toplumsal kurtuluş olmadan bireysel kutuluş olmaz.Onun için içinde yaşadığımız kapitalizm çökmeden özgürlükler sadece beklenti olarak kalacaktır.[/quote[

Birey bilinci de sosyasl bilincte toplumsal ve sinifsal bilincten sonar gelir.

[quote]Bir fıkra ile bitireyim.
Bir gün her halde Osmanlı döneminde. Bir bilge haliçte bir kayık,a biner yolculuk boyunca kayıkçıyı imtihan eder sen Mozart,ı tanıyormusun şopen i tanırmısın vals bilirmisin gibi sorular sorar.

Kayıkçıda hiç birini bilmiyorum der.Yolcu kayıkçı ile ne cahilsin der alay eder.
Kayıkçıda yolcuda sıkılır yol bir an önce bitsin ister.

O ara fırtına çıkar kayık başlar sallanmaya .Bu sefer kayıkçı sorar sen yüzme biliyormusun der. Yolcu hayır der.

Kayıkçı işte seni ancak yüzme bilmen kurtarır şopen değil der.
Bu bir fıkra yaşamımı yaşanmışmı bilmiyorum ama bir kişinin diğer kişiyi küçümsemesini anlatır.

Hayatta buna benzer kimse cahil değildir. İnsanlar ne yaşıyorsa onun bilincindedir.
Önemli olan kutuluşun rehberi. Bu rehberi ararken kafa vücuttan vücut kafadan ayrılmaz. Ne yaşanacaksa birlikte yaşanacak özgürlük de dahil.

Istersen ayirma erylemi ile firkin farkina varmayi bir dene.

Ben sana milli/kokensel etikfarkindan ornek vereyim.

"Sen kurtsun" ayirmaktir.

"Sen turk degilsin"-ayirmaktir

Kurde" sen turksun" demek ise onu kendi milli kokeninde gorerek yok etmektir.

Fark ise bir kisinin "ben kurdum" demesidir. Cunku bu kisi turk degildsir ve tuirkten farklidir. Burada sadece turk ile kurd farkinin farkina varmak vardir.

Buradaki ayrimcilik- ikisini bir birinden ayirmaktir.

Buradaki firkin farkindali ise ikisinin bir arada birinin turk digerinin kurd olarak birbirlerine saygili ve kabullu ortak yasamlaridir.

O yuzden bir seyin baska bir sdeyden farkini ortaya koymak, birini digerinden ayirmak degildir. Sadece farkinin farkina varmaktir.

Bu yazilanlar eger anlasilirsa, kafa ile vucut farki da bir birinden ayrilmadan ve bir butunun iki farkli parcalari olarak algilanabilir.

Cunku insanoglu mustakilligi Adina, kafasiz vucut ya da vucutsuz kafa olmaz. Fakat bunlarin yetisi islemi bir birinden farklidir.

kartopu
06-03-2015, 00:15
işte sen kürdsün sen türksün diye ayırmak isteyenler kafa ile vücudu birbirinden ayırmak isteyenlerdir.
İster türk ol ister kürt aynı sofraya oturup aynı yemeği yiyenlerdir inşaatta madende fabrikada aynı kaderi paylaşanlardır.
Batıda komşudur doğuyu bilmiyorum.kız almış kız vermişlerdir askerde karavana taşımıştır nöbette birbirlerini değiştirmiştir.

Kim onlara siz farklısınız demişse işte kafalarını vücutlarından ayırmıştır.Bu tür yapılan siyasetlere bak hep çıkar çevrelerinin menfaatleri vardır.Bu tür ayıranlar islamsın hiristiyansın diye de ayırdılar.Halbuki bu insanlar aynı havayı teneffüs edip aynı allaha inananlardı.

Bir ayrım varsa ancak yaşam şekillerinin değişimidir işte biz buna üretim güçleri üretim ilişkilerinin ayrımı diyoruz .Bir kürd kapitalistle bir türk kapitalist aynı kulübün üyeleri işçilerde aynı sendikanın.

Kafa ve vücut birlikte olduğunda iş sonuca bağlanacaktır. O zaman insanların ne olduğu ne için yaptığı kimin menfaati olduğu anlaşılacaktır.

Ben kafa ile vücudu birbirinden ayırmadım. İnsan düşüncesi yaşadığı hayatta gelişir nasıl yaşıyorsan o şekilde düşünürsün.
Düşüncelerin içine ekonomi tüketim üretim yoksa havada kalan fikirler olur.
Cunku insanoglu mustakilligi Adina, kafasiz vucut ya da vucutsuz kafa olmaz. Fakat bunlarin yetisi islemi bir birinden farklidir.
Her organın görevi faklıdır. Ama birlikte yürürler.

Fikir üretirken teori yaparken işin içine ben neredeyim benim uzun ve kısa vadeli çıkarım nedir denmiştir.
Yoksa S.Demirel in dediği gibi kendim için bir şey istiyorsam na merdim gibi gerçek olmayan sözler sarfedilir.
ne istiyorsan içinde sende olacaksın vücudunla olacaksın kafanla olacaksın.

Yoksa gerçekçi olamazsın

evrensel-insan
06-03-2015, 01:28
işte sen kürdsün sen türksün diye ayırmak isteyenler kafa ile vücudu birbirinden ayırmak isteyenlerdir.
İster türk ol ister kürt aynı sofraya oturup aynı yemeği yiyenlerdir inşaatta madende fabrikada aynı kaderi paylaşanlardır.
Batıda komşudur doğuyu bilmiyorum.kız almış kız vermişlerdir askerde karavana taşımıştır nöbette birbirlerini değiştirmiştir.

Kim onlara siz farklısınız demişse işte kafalarını vücutlarından ayırmıştır.Bu tür yapılan siyasetlere bak hep çıkar çevrelerinin menfaatleri vardır.Bu tür ayıranlar islamsın hiristiyansın diye de ayırdılar.Halbuki bu insanlar aynı havayı teneffüs edip aynı allaha inananlardı.

Bir ayrım varsa ancak yaşam şekillerinin değişimidir işte biz buna üretim güçleri üretim ilişkilerinin ayrımı diyoruz .Bir kürd kapitalistle bir türk kapitalist aynı kulübün üyeleri işçilerde aynı sendikanın.

Kafa ve vücut birlikte olduğunda iş sonuca bağlanacaktır. O zaman insanların ne olduğu ne için yaptığı kimin menfaati olduğu anlaşılacaktır.

Ben kafa ile vücudu birbirinden ayırmadım. İnsan düşüncesi yaşadığı hayatta gelişir nasıl yaşıyorsan o şekilde düşünürsün.
Düşüncelerin içine ekonomi tüketim üretim yoksa havada kalan fikirler olur.

Her organın görevi faklıdır. Ama birlikte yürürler.

Fikir üretirken teori yaparken işin içine ben neredeyim benim uzun ve kısa vadeli çıkarım nedir denmiştir.
Yoksa S.Demirel in dediği gibi kendim için bir şey istiyorsam na merdim gibi gerçek olmayan sözler sarfedilir.
ne istiyorsan içinde sende olacaksın vücudunla olacaksın kafanla olacaksın.

Yoksa gerçekçi olamazsın
Kusura bakma ama fark ile ayrimi ve ayirmayi anlayamamissin.

Ayirmak farklari birinin hakim ve ustunlugunde, digerlerini distalamaktir/otekilestirmektir; ya da birinin hakim ve ustunlugunde digerlerini yok etmektir.

Farkin farkina varmak ise, her bir farki kendi bunyesinde ayri ayri degerlendirmek hic birini digerine ustun ve hakim kilmamak, hic bir fark temelinde bir degerlendirme yapmamak ve hic bir farki digerinin bunyesinde yok etmemektir.

Bu firkin farkina varmak, farklari ayirmak anlamina gelmez. Aksine farklari bir arada farklari ile birlikte tutmak ve butunlemektir.

Umarim bu sefer daha net anlasilir.

kartopu
14-03-2015, 12:29
Sn Evrensel. Kafa ile vücut birbirinden ayrılmaz .Onun için Türkiyede iran Irak ve suriye gibi bir kürt türk ayrımı yoktur. Her kürt türkün olmak istediği her şey oluyor.

Şimdi almanyada doğan ve alman vatandaşı olan bir türk almanyada zengin oluyorsa, işçi ayımı yapılmadan almanların çalıştığı koşullarda çalışıyorsa, başbakan, parlementer oluyorsa, ünversiteye gidip meslek yapıyorsa, kullanılan ortak dilde okur yazarsa orada bir ayrımdan söz edilemez.

Tabi ayrımdan siyasi çıkar bekleyenler hariç.

Burada fark edilmesi gereken tek şey yaşam biçimleri birbirine benzeyen insanlarla yaşam biçimleri birbirine zıt olan insanlardır.

İşte biz buna sınıfsal farklılıklar demekteyiz.
Bu farklılıklar tüketimden tutun üretim ve üretimde bulunduğun yere kadar uzanır.İşte bu uzanan yol insanda düşünce değişimine dünyayı anlamaya ve müdaheleye kadar gider.
Bu insanlar aynı dine inansa bile duaları farklıdır tanrıdan istekleri farklıdır.

Bu insanlar aynı kiliseye aynı camiye gitseler bile farklı isteklerde bulunur. Aynı partiye oy verseler bile o partiden istekleri farklıdır.

Bu insanlar uzaktan baktığında caddede gezerken fark edilmez ancak yaşadığı hayat bunu anlatır.