PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : İçimizde ki kötülük! | Ben kimim?


Felâsife
17-04-2015, 12:37
"İçimizde ki kötülük" deyince bunun cinsellik ve seks denilen yönünü biraz ele alacağım ki bu konu TABU bir konudur, ulu orta pek konuşulmaz, boyutu dünyevi tüm kuralların ötesine geçer ki o yüzden sadece yüzeysel geçeceğim.

Tasavvuftan bilindik bir söz;
"Ne var alemde, mevcuttur Ademde"
Doğada ne varsa insanda o da vardır, doğaya bakıncada envâi çeşit ilişkiler de vardır, bu insanlarda da vardır haliyle, İnsanda doğadan ayrı değildir hepsini bilir, görür, duyar, okur, eleştirir vs.

Her ne kadar insanlar bunu kendi koyduğu, ahlak, sadakat, dürüstlük, din, kanunlar, anane gibi vb. kurallarla bunları sınırlasalarda, kendilerince bir takım kurallar koysalarda, engelleselerde, baskılasalarda, içselde dünyevi kurallar pek işlemez ve hatta bazen sıkıntıda yaşarlar.
İçsel, dışsala baskı yapar.
Ya rüyalarına girer, ya durduk yere akıllarına gelir, yada tetikleyen bir şey olur kafaları karışır, bununla mücadele etmeye başlarlar, tabi bunu çoğunca kimseye bile söyleyemezler.
Nasıl söylesinler bu ayıptan ziyade, çoğunca sapıklık dediğimiz şeyler kapsama girer.

Haliyle baskılama ve genel kurallara uyma, ufaktan o kuralları delme arasında gidip geliriz. Pek göründüğümüz gibide değilizdir yani.
Her zaman biraz suçluluk duygusu, pişmanlık, öfke ve nefreti bir kenarda tutarız ki onu kendimize de harcarız.
Başkalarına harcadığımız durumlarda bile, temelde kendi içimizde ki o kötülüğe isyandır bir nevi bu diyebiliriz.

"Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol."
İkiside aynı şey olmakla birlikte, bir o kadar zor bir olaydır bu, dünyanın bu şartları altında mümkünde değildir, ama nedir; iyi insan olmaya çalışılabilir.
Aslında bu bile maskelediğimiz, ört-bas etmeye çalıştığımız bir şeydir ki başkalarına dürüst olmaya çalışırken, derunumuzda kendimize dürüst olamadığımızı da biliriz!
Çünkü içimizde bazen öyle tehlikeli fırtınalar eser ki kimseye çaktırmamaya çalışırız, onu baskılamaya çalışmaktan da imanımız gevrer. (Siz genede baskılamaya devam edin, akli olan budur) Ama baskılamaya çalışmakta İÇ özgürlüğümüzde sınır var demektir, sınır oluncada buna ÖZGÜRLÜK denmez. Baskılamasakta başkaları zarar görecek deriz ki şaşırıp kalırız.
Buradaki tek sevincimiz başkalarına ZARAR vermediğimizdir, buna seviniriz, ama diğer yandan genede kendimize zarar veririz, özgür olmadığımızı biliriz bir yandan.

Neticede Biz bu değilizdir, yani "ben buyum" sözü en derinde ki ortaya çıkmadığı, onunla yüzleşmediğimiz için, bu kendimizi kandırmaca olur.
Ama çıktığı zamanda adeta rezil olacağızdır ki peki ne yapacağız? veya BEN kimim? sorusu nasıl olacak.
İki yol bize göz kırpar...
Ya tamamen o enerjiyi serbest bırakıp, öyle özgürleşeceğiz...
Ya da onu tamamen baskılayacağız ki esareti tam yaşayacağız...
Yani ya tam esaret bilinci, yada tam özgürlük bilinci... TAM yaşamadığımız herşeydeyse eksiklik var demektir.
Bu iki yolun dışında kalan, yani arada kalan kişi bu şartlarda BEN dese, BEN BUYUM dese, BENLİK iddialarında bulunsa, bu sanal bir BEN likten ötesi değildir.
Zaten biraz özgürlük veya biraz esaret ile her daim İÇSELİMİZDEN fırtınalar eksilmeyecektir, baskı, baskı, baskı... bunun dindarlıkla veya dinsizlikle de alakası yoktur, bu İNSANA has bir şeydir.

Toparlayacak olursak, içselde ki BEN i tanımadan, onu ortaya çıkartmadan BEN dememiz, bir biliş değil, illuzyondur, kendimizi kandırmacadır.

Tasavvuf bu noktada o enerjiyi ortaya çıkartmak için-ki ona NEFS demiştir-ölmeden önce ölmek denen ölçüyle hareket ederek, o enerjinin en ufak bir isteğini bile duymamazlıktan gelerek, NEFS üzerine DİREK oynamaktır.
Çünkü basit isteklerimiz dediğimiz şeyide isteyen odur, bizi rezil edecek şeyleride isteyen odur, yani BEN dediğimiz bizi biz yapan şeydir isteklerde bulunan, bizde adeta ona hizmet ederiz.
Fakat buradaki ilişki o kadar ilginçtir ki BEN dediğimizde aslında iki BEN vardır içeride, biri DIŞ aleme iyi görünen BEN, diğeride İÇ alemde o acayip şeyleri de istemekten geri kalmayan BEN ve biz bundan yüzleşmekten her zaman kaçarız, düşünmek dahi istemeyiz.

Şu halde "İçimizde ki kötülükle" yüzleşmeden, kendimizi dahi tanımayacağımıza göre, bir başkasını nasıl tanırız? Tabi kötülük dediğimiz şey sadece cinsellik yönünden değil, kişinin kendini tanıması yönünden önemlidir, herşey cinsellik değildir, zaten en önemli meselede bu değil midir? Ben kimim!
Doğadan kendini soyutlamaya çalışan, suni bir takım kurallara uyan biri mi?
Yoksa doğanın kurallarına tamamen teslim olan, bunu bilincinde olan biri mi?

Ya içimizde beslediğimiz o kötülük dediğimiz enerji, kötülük değilse? onu yanlış anlıyorsak? onu ortaya çıkartamadığımıza göre, onu bilmişte olmayız ki?
Kendimizi bilmiş olmayız!
Buradaki anahtar kelime "Özü Eleştiridir" özünü eleştirmeyen, onu tanımaya kendini adamayan, bu saydıklarımızı kendinde yok sayan, doğadan kendini ayıran ve bunu görmek istemeyen, zaten İçinde bir kötülük olduğuna da inanmaz, inanamaz, ama üstte dediğim gibi bu bir TABU dur. Yüzleşilmediği sürecede hayatın sürekli olarak o insanın karşısına çıkarması demektir bu.

Neticede hayat inatçıdır..
Ne insanların tabularına saygı duyar, nede doğru bildiğinden vazgeçer, inadına inatçıdır...

Dialectics
17-04-2015, 13:07
Sayın Felasife,

"Ben kimim" sorusu üzerinde durulması gereken özel bir konu. Bu konuyla ilgili olarak da üzerinde kendimce uzlaştığım bir kanaatim var. Ancak buna değinmeden önce şu soruyu sormak isterim: özden kastınız nedir? Bu öz tam olarak nedir? Full iyilik mi, saf sevgi mi? Öz dediğiniz şey kimi insanda bencil, kimisinde hırslı, kimisinde asabi olabilir mi; yoksa o öze ulaşan herkes aynı karaktersel özelliğe mi ulaşır?

"Ben kimim" sorusunun cevabını açıkçası ben Gnostiklerin bir açıklamasında buldum. Gnostiklerin yaratılış hikâyelerine göre "heryerde hep olan" kendini deneyimleyebilmek adına kendisini bölüyor. Ortaya bir "gözlemci" ve "gözlenen" çıkıyor.

"Ben" dediğimiz şey özünde bir "gözlemci". Ancak "gözlenecek" hiçbir şey olmadan gözlemcinin de hiç bir anlamı yok, çünkü gözlemcinin tek yapabildiği şey gözlemek. Doalyısı ile "gözlemci"yi, gözlem yaptığı ortamdan bağımsız olarak tariflemek imkânsızdır.

O öz "gözlemci" bu beden vasıtasıyla, duyuları, anıları, eğitimi, ailesi, genleri vesilesiyle bir şeyler gözlemlemeye başlıyor. Bu hayat da ve kanımca ölüm de gözlemden başka bir şey değil. Gözlem yaptığı ortamdan izole olduğunda gözlemcinin hiçbir işlevi ve özelliği yok. Gözlemci tanımsız bir sonsuzluk...

Ve hatta kendi yaptığım çıkarımlara göre illuminati'nin sembollerindeki "tek göz" bunu simgeliyor. "All seeing eye". O göz sadece izliyor, sadece gözlüyor... Hepsi bu...

Felâsife
17-04-2015, 14:00
Sayın Felasife,

"Ben kimim" sorusu üzerinde durulması gereken özel bir konu. .
İllaki özel, normalde çok iyi bildiğimiz ama temellerine indikçede bilemediğimiz, baskılanmaya çalışılan BEN olduğu sürece, bencede çok özeldir.
Çok iyi bildiğimiz bu şeyi, gerçekte ne kadar iyi biliyoruz, mesele bu tabi.

Bu konuyla ilgili olarak da üzerinde kendimce uzlaştığım bir kanaatim var. Ancak buna değinmeden önce şu soruyu sormak isterim: özden kastınız nedir? Bu öz tam olarak nedir? Full iyilik mi, saf sevgi mi? Öz dediğiniz şey kimi insanda bencil, kimisinde hırslı, kimisinde asabi olabilir mi; yoksa o öze ulaşan herkes aynı karaktersel özelliğe mi ulaşır?
Bir fotokopi gibi aynı olmazda, ama şu var ki bencillik, hırs gibi kavramlarda öze ulaşmakla aynı anlama gelmez, hırs, bencillik gibi kavramlar zaten özden uzaklaşmanın sonucunda oluşmuştur.
Fiziksel özümüz bir bebeklik mesela ve bu bebeklik ne kadar kötü olabilir ki?
İçsel özümüzde o bebekliğe ulaşınca bu kötülük olabilir mi?

Özden kasıt bizi biz yapan ne varsa, kurallar, kaideler, fikirlerin cümlesi özlerimizdir, çocukluğumuzdan beri hatta kalıtımsal olarak bize gelen bilgilerin toplamının hepsidir.
Bunların içinde doğrular, yanlışlar, ölçüler ve insanın bu doğrularını bile eleştirmesidir ki kast ettiğim, mesele DOĞRULAR meselesidir esasında, biz bunlarla bizizdir. (kötülük kısmını üstte geçmiştim zaten)
Herşeyden biraz vardır, sevgiden de biraz vardır, nefretten de biraz vardır.
Şimdi tam nefret veya tam sevgi beslediğimiz durumları yaşadık mı hiç? herkesi istisnasız aynı görüp sevebilmek veya nefret edebilmek, bu duyguyu yaşadık mı?

Dediğim gibi bizler bunu "biraz" yaşayanlarız, toplumun izin verdiği ölçülerde yaşamamız bu noktada geçerli değildir.
Özeleştiri = yargılamaktır ama kendimizi yargılamaktır ki bu noktada başkalarını yargıladığımız anda bu özeleştiri dediğimiz şey ASLA olmaz, oluşmaz, aksine ondan uzaklaşmaktır, hemde fersah fersah.


"Ben kimim" sorusunun cevabını açıkçası ben Gnostiklerin bir açıklamasında buldum. Gnostiklerin yaratılış hikâyelerine göre "heryerde hep olan" kendini deneyimleyebilmek adına kendisini bölüyor. Ortaya bir "gözlemci" ve "gözlenen" çıkıyor.

"Ben" dediğimiz şey özünde bir "gözlemci". Ancak "gözlenecek" hiçbir şey olmadan gözlemcinin de hiç bir anlamı yok, çünkü gözlemcinin tek yapabildiği şey gözlemek. Doalyısı ile "gözlemci"yi, gözlem yaptığı ortamdan bağımsız olarak tariflemek imkânsızdır.

O öz "gözlemci" bu beden vasıtasıyla, duyuları, anıları, eğitimi, ailesi, genleri vesilesiyle bir şeyler gözlemlemeye başlıyor. Bu hayat da ve kanımca ölüm de gözlemden başka bir şey değil. Gözlem yaptığı ortamdan izole olduğunda gözlemcinin hiçbir işlevi ve özelliği yok. Gözlemci tanımsız bir sonsuzluk...

Ve hatta kendi yaptığım çıkarımlara göre illuminati'nin sembollerindeki "tek göz" bunu simgeliyor. "All seeing eye". O göz sadece izliyor, sadece gözlüyor... Hepsi bu...
Tabi buna bir şey diyemem neticede size sıcak geliyorsa ve bir anlam buluyorsa, başım gözüm üstüne.
Ama gördüğüm kadarıyla bu tasavvufta "attığın zaman sen atmadın" ayetinde de geçen insanın devreden çıkması, "sen çekil aradan, kalır seni yaratan" gibi insanın bypass olması, insanın yerini Tanrının alması meselesine geliyor ki gören sen değil o veya söyleyen sen değil o, sende buna şahit olursun meselesi.
Buda her zaman olmaz bazı bazı olur ki denir tasavvufçular arasında, haller kapsamındadır.

Tabi bana sorarsan bu bile bir yanılmacadır, haller sıkıntıdır ama yapacak bir şeyde yok, zira haller olmadan, kademeler yaşanmadan, diğer hallere geçiş olmaz, her zaman "dahası" vardır, birilerinin ölçtüğü biçtiği gibi değildir bu meseleler, tek tip olmaz insan.
Hasılı böyle bir gözlem yapmışlarsa, ve bunuda detaylandırmışlarsa doğrudur, lakin dediğim gibi "dahası" her zaman vardır.
Açıkcası gözleyen BEN 'i deneyimleyen Tanrı mı diye sormak isterim bir gnostiğe evet derse tebessüm ederim, değil derse bensizliğin hayırlı olsun derim.
Ben'e tam ulaşınca ortada bir Ben de kalmaz çünkü, ben kalmayıncada Tanrı bilinci zaten puf olur.

Sevgiler, saygılar.

turin
17-04-2015, 14:27
Ben de bununla ilgili bir şeyler söylemeden yapamayacağım. bu soruya verilecek cevabın ve izahların çok detaylı olması gerektiğini düşünmekteyim ama başka bir açıdan bakmaya çalışıp kısa tutacağım.

Önceki açtığım başlıkta sorduğum soru "insan neden kendini ifade eder" aslında insanın doğrudan bu soruya(ben kimim) verilecek cevabı bulma arzusundan kaynaklanır. Öğrendiğimiz şeyleri paylaşma, tattığımız lezzetleri anlatma vs. etrafımızda olup biten herşeyden çıkardığımız sonuçları yine etrafımıza yayma ihtiyacı özünde insanın ben kimim sorusuna cevap vermeye çalışmasıdır. BENin dışında var olan herşeyi gören, algılayan insan bu herşeyin kendisine şu soruyu yönelttiğini düşünür : "sen kimsin" ve insan debelenerek ben buyum, ben şuyum desede demeye çalışsada durum bu şeylerin onun aklında uyandırdığı soruya yanıt vermeye çalışmasından başka birşey değil. Ama hiçbir zaman bu soruya tam teşekküllü bir cevap veremez insan, hep bir takım boşluklar kalır.. zaten bu boşluklar kaldığı içindir ki insan konuşur, yazar, çizer.. Boşlukların dolmasını ister beyhude, bazısıda yine de tam cevabı bilemeyeceğini düşünsede bir umut denemeye devam eder.. Neden ne olursa olsun, ne uğruna olursa olsun; ister insanlığı kurtarmak, ister uzayın derinliklerini keşfetmek, ister arzularının peşinden gitmek ya da bunlardan kaçmak, ister kendini hiçleştirip etrafındaki şeyleri anlamlandırmak ya da sadece kendini anlamlandırıp şeyleri hiçlemek.. Cevap aranan soru aynıdır "Ben kimim?"
Bence en güzeli oradan oraya savrulmak ve yaşayabildiğin kadarını yaşamaya çalışmak.. Bu savrulduğun noktalardaki BEN leri görmek, tanımak ve o noktaların ne olduğunu anlamak/bilmek.. Kişiden kişiye değiştiği gibi sorunun cevabı, aynı kişinin yaşadığı olaydan olaya ve zaman göre de kendisi için de değişir bu cevap...
Umarım anlatabilmişimdir:)

Felâsife
17-04-2015, 15:18
Bence en güzeli oradan oraya savrulmak ve yaşayabildiğin kadarını yaşamaya çalışmak.. Bu savrulduğun noktalardaki BEN leri görmek, tanımak ve o noktaların ne olduğunu anlamak/bilmek.. Kişiden kişiye değiştiği gibi sorunun cevabı, aynı kişinin yaşadığı olaydan olaya ve zaman göre de kendisi için de değişir bu cevap...
Umarım anlatabilmişimdir:)

Eyvallah.
Zaten bu olayın güzelliği buradadır herkes kendince bu olaya bakacak ve herkesin BEN dediği şeyi kendi anladığı şekille yoğuracaktır.
Tabi burada başka bir şeyde herkes BEN diyor, yani biz karşımızdakine SEN dediğimizde bile o kendince gene BEN dir, yani herkes BEN dir, SEN diye bir şey yoktur bu açıdan.

Şimdi bu BEN denilen şeyi bizler herkes dediği için diyorsak? ya bu bir ortak bilinç ise, bizlere böyle öğretildiği için bu içimizde gelişmişse, o zaman BEN denilen şey, zaten sanal bir şey olur ki BEN pek insani bir şeyde olmaz.
Veya sevgili Dialectics 'in bahsettiği bir bütünse ve bu parçalanmışsa, karşımzıda ki BEN 'i eleştirmek ne kadar doğru olabilir, o da neticede bir bütünün parçası.

BEN 'in İnsani bir şey olduğu noktada ise zaten bu BEN i çok ortaya çıkartmıyoruz, üstte geçtiğim üzere kötülükleride barındıran bir yapı, baskılıyoruz filan ama bununla yüzleşmektende kaçınıyoruz. Buda haliyle BEN dediğimiz de eksiklik oluyor.

BEN kimim!
Soru tamamen yanlış olabilir mi acaba?
BEN yoksa böyle bir soru sormak, şaşırtmacadan ötesi değildir.

Sevgiler

Dialectics
17-04-2015, 15:38
...

Tabi buna bir şey diyemem neticede size sıcak geliyorsa ve bir anlam buluyorsa, başım gözüm üstüne.
Ama gördüğüm kadarıyla bu tasavvufta "attığın zaman sen atmadın" ayetinde de geçen insanın devreden çıkması, "sen çekil aradan, kalır seni yaratan" gibi insanın bypass olması, insanın yerini Tanrının alması meselesine geliyor ki gören sen değil o veya söyleyen sen değil o, sende buna şahit olursun meselesi.
Buda her zaman olmaz bazı bazı olur ki denir tasavvufçular arasında, haller kapsamındadır.

Tabi bana sorarsan bu bile bir yanılmacadır, haller sıkıntıdır ama yapacak bir şeyde yok, zira haller olmadan, kademeler yaşanmadan, diğer hallere geçiş olmaz, her zaman "dahası" vardır, birilerinin ölçtüğü biçtiği gibi değildir bu meseleler, tek tip olmaz insan.
Hasılı böyle bir gözlem yapmışlarsa, ve bunuda detaylandırmışlarsa doğrudur, lakin dediğim gibi "dahası" her zaman vardır.
Açıkcası gözleyen BEN 'i deneyimleyen Tanrı mı diye sormak isterim bir gnostiğe evet derse tebessüm ederim, değil derse bensizliğin hayırlı olsun derim.
Ben'e tam ulaşınca ortada bir Ben de kalmaz çünkü, ben kalmayıncada Tanrı bilinci zaten puf olur.

Sevgiler, saygılar.

Gnostiklerden ziyade illuministlerin anlayışından bahsedeyim. Illuminizmde "mutlak Tanrı" anlayışı yoktur. Yani hep varolagelmiş sabit ve statik bir varlık, ya da bir "being" yoktur, zaten bu sebepten İbrahimi dinlerin Tanrıları'nın gerçek olamayacağını iddia ederler. İbrahimi dinlerin Tanrıları ezelden beri mutlak bilgiye sahip olan, bir takım konular konusunda sabit ahlâk anlayışları, doğruları, yargıları olan Tanrılardır.

Illuminizm, "becoming" ya da "varoluş"tan bahseder. Yani her zaman, her daim devam eden bir dönüşüm, bir çevrim, bir hareket vardır. En baştan her şeyi tasarlayan, tüm insanlığı gözetip, onları test eden, mutlak bir Tanrı söz konusu değildir. Tanrı, kâinatın diyalektik süreçlerinin son sentezi olarak ortaya çıkacaktır ancak ortaya çıktıktan sonra da yapacağı tek şey "Tanrı olmaktan vazgeçiş" olacaktır.

Illuminizm, bir gün herkesin Tanrı olacağını iddia eder. Yani o "gözlemleyen" öz, henüz Tanrı olma yolunda sıfır ile sonsuz arasındaki sonlu değerlerde gezinen bir "monad"dır. O monad günün birinde maksimum kapasiteye ulaşacaktır. O gözlemci, günün birinde tüm gözledikleri ile aslında aynı şey olduğunu, gözlediklerinin de kendisi olduğu bilgisine erişecektir ve işte o gün Tanrı ortaya çıkacaktır.

Felâsife
17-04-2015, 16:05
Gnostiklerden ziyade illuministlerin anlayışından bahsedeyim. Illuminizmde "mutlak Tanrı" anlayışı yoktur. Yani hep varolagelmiş sabit ve statik bir varlık, ya da bir "being" yoktur, zaten bu sebepten İbrahimi dinlerin Tanrıları'nın gerçek olamayacağını iddia ederler. İbrahimi dinlerin Tanrıları ezelden beri mutlak bilgiye sahip olan, bir takım konular konusunda sabit ahlâk anlayışları, doğruları, yargıları olan Tanrılardır.
Doğrudur, eyvallah.
Bu sadece Illuminizmde olan bir şey değil aslında, çok örnek var, örn. bizde Bektaşilikte de bu vardır, lakin halk pek anlamadığı için boyutunuda bilmez olayın, Bektaşilikte 3ler, 7ler, 40lar gibi heyetler vardır, ve tüm işleri bunlar hallederler, bu anlayışta zaten Tanrı yoktur, Tanrı olmadığı içinde bu abilerimiz tarihimizde bu kadar rahat konuşmuşlardır.
Ama tabi bu yapılar kapalı yapılardır, Illuminizmde anladığım kadar kapalı bir yapıydı düne kadar, senin bir yazında şeffaflaşacaklarını okumuştum ama bu yapılara dışarıdan kolayca giremezsiniz, konuşayım deseniz size konuşmazlar, Bektaşilik bu açıdan böyledir, hatta bu bazı Alevilerde de vardır, bilirler, lakin aynı zamanda da ketumdurlar.

Illuminizm, bir gün herkesin Tanrı olacağını iddia eder. Yani o "gözlemleyen" öz, henüz Tanrı olma yolunda sıfır ile sonsuz arasındaki sonlu değerlerde gezinen bir "monad"dır. O monad günün birinde maksimum kapasiteye ulaşacaktır. O gözlemci, günün birinde tüm gözledikleri ile aslında aynı şey olduğunu, gözlediklerinin de kendisi olduğu bilgisine erişecektir ve işte o gün Tanrı ortaya çıkacaktır.
Bütün sorunların başı madem Tanrı ise, Tanrı inancı ise, bir gün insanlar niye Tanrı olmak zorunda olsunlar ki?
Bende bunun tam aksine düşünüyorum, Tanrısızlıktan bir Tanrı çıkartmak veya Tanrılar çıkartmanın kaseti başa sarmaktan hiç farkı yok benim için.
Yani dönüp dolaşıp aynı yere gelmek, bir yere gitmek ise bilemedim.

Sevgiler

turin
17-04-2015, 16:10
Gnostiklerden ziyade illuministlerin anlayışından bahsedeyim. Illuminizmde "mutlak Tanrı" anlayışı yoktur. Yani hep varolagelmiş sabit ve statik bir varlık, ya da bir "being" yoktur, zaten bu sebepten İbrahimi dinlerin Tanrıları'nın gerçek olamayacağını iddia ederler. İbrahimi dinlerin Tanrıları ezelden beri mutlak bilgiye sahip olan, bir takım konular konusunda sabit ahlâk anlayışları, doğruları, yargıları olan Tanrılardır.

Illuminizm, "becoming" ya da "varoluş"tan bahseder. Yani her zaman, her daim devam eden bir dönüşüm, bir çevrim, bir hareket vardır. En baştan her şeyi tasarlayan, tüm insanlığı gözetip, onları test eden, mutlak bir Tanrı söz konusu değildir. Tanrı, kâinatın diyalektik süreçlerinin son sentezi olarak ortaya çıkacaktır ancak ortaya çıktıktan sonra da yapacağı tek şey "Tanrı olmaktan vazgeçiş" olacaktır.

Illuminizm, bir gün herkesin Tanrı olacağını iddia eder. Yani o "gözlemleyen" öz, henüz Tanrı olma yolunda sıfır ile sonsuz arasındaki sonlu değerlerde gezinen bir "monad"dır. O monad günün birinde maksimum kapasiteye ulaşacaktır. O gözlemci, günün birinde tüm gözledikleri ile aslında aynı şey olduğunu, gözlediklerinin de kendisi olduğu bilgisine erişecektir ve işte o gün Tanrı ortaya çıkacaktır.

Bu bana hinduizmdeki ekinoks durumunu hatırlattı. Ya da şöyle diyeyim; ya tanrı çoktan ortaya çıktıysa ve çotan tanrılıktan vazgeçtiyse, yani bütün bunlar olduysa. Vazgeçmek için herşeyi sıfırlaması ve hayatı yeniden başlatması gerekiyorsa, bu durumda bu belki bir defa değil milyonlarca kez tekrar etti. Bu korkunç döngüden(reerkarnasyon diyelim) kurtulmak isteyen insanları düşündüğümüzde, tanrının da bu döngünün sona ermesini istemesi mantıksız mı olur? Bu döngüyü sona erdirmek için tanrılğını kabul etmesi gerekmez mi? Bu durum kaderi(tanrının olmuş olacak herşeyi bilmesi diyelim), tanrının insana müdahalesini daha anlaşılır kılmaz mı? Tuhaf oldu biraz:)

Dialectics
17-04-2015, 16:18
...

Ama tabi bu yapılar kapalı yapılardır, Illuminizmde anladığım kadar kapalı bir yapıydı düne kadar, senin bir yazında şeffaflaşacaklarını okumuştum ama bu yapılara dışarıdan kolayca giremezsiniz, konuşayım deseniz size konuşmazlar, Bektaşilik bu açıdan böyledir, hatta bu bazı Alevilerde de vardır, bilirler, lakin aynı zamanda da ketumdurlar.



Güzel bir noktaya temas etmişsin. Bu illuministler der ki gerçek bir din aslında gizli olmalıdır. Çünkü her sırrın herkese anında deşifre edilmesi kaos yaratır. Bazı sırlara, sadece bu sırrı öğrenebilecek ve bunu taşıyabilecek seviyeye gelmiş olanlar erişmelidir derler. Tarih boyunca bu sebeplerden ötürü "illuminizm" gizli bir dindi, ancak alınan karar ile belli kademelerdeki bilgiler artık insanlara açık hale getirilmeye başlandı.(sanırım artık genel insanlığın buna hazır olduğunu düşünüyorlar)


...

Bütün sorunların başı madem Tanrı ise, Tanrı inancı ise, bir gün insanlar niye Tanrı olmak zorunda olsunlar ki?
Bende bunun tam aksine düşünüyorum, Tanrısızlıktan bir Tanrı çıkartmak veya Tanrılar çıkartmanın kaseti başa sarmaktan hiç farkı yok benim için.
Yani dönüp dolaşıp aynı yere gelmek, bir yere gitmek ise bilemedim.

Sevgiler

Sonsuzluğun çözümü döngüselliktir diye düşünüyorum. Aksi takdirde bir bitiş noktası varsaymasanız dahi, bir başlangıç noktası varsaymak zorunda kalırsınız. O zaman bu başlangıç noktası ile ilgili pek çok soru ortaya çıkar: bu noktadan önce ne vardı? Neden o noktadan başladı vb. gibi.

Burda daha önce de ifade ettiğim bir şeyi de tekrar edeyim. En nihayetinde ortaya çıkacak Tanrı kavramı da aslında muazzam kompleksitedeki bir süper bilgisayardan farklı olmayacaktır. Tüm polariteleri barındıran, tüm kozmik denklemi çözmüş bir matematik dehası.

Hep söylediğim şey zaten her şeyi biliyorsanız, zaten her sorunun cevabını: ölüm, varolmak, yokolmak, sevmek, nefret etmek, geçmiş, gelecek vb. biliyorsanız ve bunları milyarlarca kez yaşamışsanız geriye yaşamaya devam etmenizi sağlayacak ne kalacak? Hangi güdü, hangi motivasyon, hangi arayış sizi harekete geçirebilecek artık? Yüzleşeceğiniz tek şey: SIKILMAK. Sonsuz derecede SIKILMAK olurdu herhalde. Bu durumda da yapacağın en iyi şey tüm bildiklerini unutmak olmaz mıydı?

turin
17-04-2015, 16:24
Eyvallah.
Zaten bu olayın güzelliği buradadır herkes kendince bu olaya bakacak ve herkesin BEN dediği şeyi kendi anladığı şekille yoğuracaktır.
Tabi burada başka bir şeyde herkes BEN diyor, yani biz karşımızdakine SEN dediğimizde bile o kendince gene BEN dir, yani herkes BEN dir, SEN diye bir şey yoktur bu açıdan.

Şimdi bu BEN denilen şeyi bizler herkes dediği için diyorsak? ya bu bir ortak bilinç ise, bizlere böyle öğretildiği için bu içimizde gelişmişse, o zaman BEN denilen şey, zaten sanal bir şey olur ki BEN pek insani bir şeyde olmaz.
Veya sevgili Dialectics 'in bahsettiği bir bütünse ve bu parçalanmışsa, karşımzıda ki BEN 'i eleştirmek ne kadar doğru olabilir, o da neticede bir bütünün parçası.

BEN 'in İnsani bir şey olduğu noktada ise zaten bu BEN i çok ortaya çıkartmıyoruz, üstte geçtiğim üzere kötülükleride barındıran bir yapı, baskılıyoruz filan ama bununla yüzleşmektende kaçınıyoruz. Buda haliyle BEN dediğimiz de eksiklik oluyor.

BEN kimim!
Soru tamamen yanlış olabilir mi acaba?
BEN yoksa böyle bir soru sormak, şaşırtmacadan ötesi değildir.

Sevgiler

Aynen.. Bu içimdeki BEN ve dışımdaki BEN(SEN) varsa ve bir bütünse aslınsa SENi eleştirirken yaptığımız şey içimizdeki BENi baskılamakla aynı şeyler. İkisinde de rahatsız olduğumuz şeye karşı bir direnç hali var. Nedir peki bu direci gösteren? İyi BEN mi kötü BEN mi? Bu iyilikte/kötülükte kişiye göre değişmez mi? Yosa nesnel olarak bir iyi/kötü kavramı var mı gerçekten?
Bu BENlik sadece insana mahsus değil, herşeyin kendince bir BENi var ve bunlar bir bütünün değişik şekillerde yansıyan küçük parçalarından başka bir şey değil gibi. Aslında insan ki buna yeteneği var kendi içine döndüğü kadar dışıada dönmeli. Dönmekten kastettiğim bakmak değil, görmek.. Uzaktan değil yakınından mümkünse içinden.. Baktığın şey olabilmektir görmek.. Belki o zaman bazı şeyler daha anlaşılabilir olur, bilemedim:)

Dialectics
17-04-2015, 16:29
Bu bana hinduizmdeki ekinoks durumunu hatırlattı. Ya da şöyle diyeyim; ya tanrı çoktan ortaya çıktıysa ve çotan tanrılıktan vazgeçtiyse, yani bütün bunlar olduysa. Vazgeçmek için herşeyi sıfırlaması ve hayatı yeniden başlatması gerekiyorsa, bu durumda bu belki bir defa değil milyonlarca kez tekrar etti. Bu korkunç döngüden(reerkarnasyon diyelim) kurtulmak isteyen insanları düşündüğümüzde, tanrının da bu döngünün sona ermesini istemesi mantıksız mı olur? Bu döngüyü sona erdirmek için tanrılğını kabul etmesi gerekmez mi? Bu durum kaderi(tanrının olmuş olacak herşeyi bilmesi diyelim), tanrının insana müdahalesini daha anlaşılır kılmaz mı? Tuhaf oldu biraz:)

İma ettiğiniz şeye Gnostikler, Gnosis diyorlar. Bir insan Gnosise ulaşana kadar bu dünyaya reenkarne olup duracaktır diyorlar. Bu dünyanın sahte maddeselliğinden kurtulamayacaktır diyorlar.

Bu bahsettiğiniz Tanrı, kendisini zaten milyarlarca insan bilincine gömmüş durumda. Kendini hatırlamasının da bir yöntemi var: diyalektik süreçler. Tez, antitez ve sentez aşamaları ile ilerleyiş, gelişim. Hepimiz matematiğe tabiyiz. Matematiksel denklemlerin de doğası belli, yani 1+1 hiçbir zaman 3 etmiyor. Ancak 2'yi elde ettikten sonra 3'i düşleyebilirsin...

Felâsife
17-04-2015, 16:33
Tarih boyunca bu sebeplerden ötürü "illuminizm" gizli bir dindi, ancak alınan karar ile belli kademelerdeki bilgiler artık insanlara açık hale getirilmeye başlandı.(sanırım artık genel insanlığın buna hazır olduğunu düşünüyorlar)
Herşeyin bu kadar çözüldüğü, deşifre olduğu bir ortamda, onlarda bundan kayıtsız kalamadılar anlaşılan, dediğin gibide olabilir, lakin güçleri gizlilikleri olsada en zayıf taraflarıda odur, belkide bunu denemek istediler.
Neticede bu insanlar insanlık ile beraber hareket etmezler, anca kendi delilleri neticesinde hareket ederler ki kimbilir neyi ispat etmek derdine düştüler derim.
Neticede gizli olan gizli kalmalıdır gizliliğe inanlar için.

Hep söylediğim şey zaten her şeyi biliyorsanız, zaten her sorunun cevabını: ölüm, varolmak, yokolmak, sevmek, nefret etmek, geçmiş, gelecek vb. biliyorsanız ve bunları milyarlarca kez yaşamışsanız geriye yaşamaya devam etmenizi sağlayacak ne kalacak? Hangi güdü, hangi motivasyon, hangi arayış sizi harekete geçirebilecek artık? Yüzleşeceğiniz tek şey: SIKILMAK. Sonsuz derecede SIKILMAK olurdu herhalde. Bu durumda da yapacağın en iyi şey tüm bildiklerini unutmak olmaz mıydı?
Eheh, unutmak güzel şey, Tanrı olmak sıkıcı iş :D

turin
17-04-2015, 16:41
İma ettiğiniz şeye Gnostikler, Gnosis diyorlar. Bir insan Gnosise ulaşana kadar bu dünyaya reenkarne olup duracaktır diyorlar. Bu dünyanın sahte maddeselliğinden kurtulamayacaktır diyorlar.

Bu bahsettiğiniz Tanrı, kendisini zaten milyarlarca insan bilincine gömmüş durumda. Kendini hatırlamasının da bir yöntemi var: diyalektik süreçler. Tez, antitez ve sentez aşamaları ile ilerleyiş, gelişim. Hepimiz matematiğe tabiyiz. Matematiksel denklemlerin de doğası belli, yani 1+1 hiçbir zaman 3 etmiyor. Ancak 2'yi elde ettikten sonra 3'i düşleyebilirsin...

Demek istediğim; insanlarda olan bu döngü hali aslında var olan bahsettiğiniz tanrı için de geçerliyse.. Yani pek çok defa bu tanrı ortya çıktı ve vazgeçişi gerçekleştirerek sevgili Felasifeye dediğiniz gibi kendisini o korkunç sıkıntıdan kurtarmak için unuttuysa, herşeyi sıfırladıysa.. ve nihayetinde bu döngüden çıkmak için yapacağı yegane şeyin artık durmak/tanrılığını kabul etmek olacağını düşünüyorum, gerçi herşeyi unutan birisi nasıl oluyor da döngüde olduğunun farkında olacak. Bu nedenle bu sıkıntıdan kurtulmak için herşeyi unutan bir tanrının yukarıda söylediğiniz gibi dialektik süreçlerle kendini hatırlaması mümkün olmaz aksine bu duruma kendini yeniden keşfetme diyebiliriz gibime geliyor ama tabi siz daha iyi bilirsiniz, bahsettiklerinizle ilgili bilgim var diyemem.

Felâsife
17-04-2015, 16:42
Aynen.. Bu içimdeki BEN ve dışımdaki BEN(SEN) varsa ve bir bütünse aslınsa SENi eleştirirken yaptığımız şey içimizdeki BENi baskılamakla aynı şeyler. İkisinde de rahatsız olduğumuz şeye karşı bir direnç hali var. Nedir peki bu direci gösteren? İyi BEN mi kötü BEN mi? Bu iyilikte/kötülükte kişiye göre değişmez mi? Yosa nesnel olarak bir iyi/kötü kavramı var mı gerçekten?
Bu BENlik sadece insana mahsus değil, herşeyin kendince bir BENi var ve bunlar bir bütünün değişik şekillerde yansıyan küçük parçalarından başka bir şey değil gibi. Aslında insan ki buna yeteneği var kendi içine döndüğü kadar dışıada dönmeli. Dönmekten kastettiğim bakmak değil, görmek.. Uzaktan değil yakınından mümkünse içinden.. Baktığın şey olabilmektir görmek.. Belki o zaman bazı şeyler daha anlaşılabilir olur, bilemedim:)

Biliyorsun, biliyorsun gayet güzel, ne kadar çok soru o kadar cevap, devam et böyle...

Dialectics
17-04-2015, 16:51
Demek istediğim; insanlarda olan bu döngü hali aslında var olan bahsettiğiniz tanrı için de geçerliyse.. Yani pek çok defa bu tanrı ortya çıktı ve vazgeçişi gerçekleştirerek sevgili Felasifeye dediğiniz gibi kendisini o korkunç sıkıntıdan kurtarmak için unuttuysa, herşeyi sıfırladıysa.. ve nihayetinde bu döngüden çıkmak için yapacağı yegane şeyin artık durmak/tanrılığını kabul etmek olacağını düşünüyorum, gerçi herşeyi unutan birisi nasıl oluyor da döngüde olduğunun farkında olacak. Bu nedenle bu sıkıntıdan kurtulmak için herşeyi unutan bir tanrının yukarıda söylediğiniz gibi dialektik süreçlerle kendini hatırlaması mümkün olmaz aksine bu duruma kendini yeniden keşfetme diyebiliriz gibime geliyor ama tabi siz daha iyi bilirsiniz, bahsettiklerinizle ilgili bilgim var diyemem.

Aslında yeniden keşfetme daha doğru bir tabir olabilir. Çünkü illuministler, Nietsche'nin Bengi Dönüş teorisine çok değer vermek ile birlikte bunda bir yanlışlık olduğunu belirtirler. Önce teoriyi bir alıntılayım:


Bu mutlu saatin ve etrafın sakinliğinin tadını çıkaran, burada ilk kez tanımaya müşerref olduğum sevgili yabancı; her kimsen sana önümde adeta bir yıldız misali yükselerek tıpkı güneşin yaptığı gibi seni ve herkesi ışığıyla aydınlatacak bir düşünceden bahsetmek isterim

- Aziz arkadaş! Senin tüm hayatın, tıpkı bir kum saati gibi, sürekli tersine çevrilecek ve kum asla tükenmeyecek -kozmik sürecin çemberinde senin varlığını sağlayan bütün şartlar yeniden ortaya çıkana dek çok uzun bir dakika geçecek. Ve sonra yaşadığın her acıyı ve her zevki, her arkadaşı ve her düşmanı, her umudu ve her hatayı, bastığın her çimi ve her güneş ışınını bir kez daha bulacaksın, hayatını ören her ince ipliği...

Senin üzerindeki tek bir zerrecik olduğun bu yüzük ebediyen parıldayacak. Ve bu hayat döngülerinin her birinde ilk önce sadece bir kişinin sonra ise pek çoğunun algılayacağı bu herşeyin ebedi döngü düşüncesinin ortaya çıkacağı bir saat olacak -ve o saate insanlık için her zaman bu öğle saati olacak." - Nietsche

Nietsche sürekli kendini aynı şekilde tekrar edip duran bir kozmos fikrinden bahseder. Ancak illuministler, her tekrar edişin sonsuz olasılık denizinde farklı versiyonlardan biri olduğunu söyler.

turin
17-04-2015, 17:01
Aslında yeniden keşfetme daha doğru bir tabir olabilir. Çünkü illuministler, Nietsche'nin Bengi Dönüş teorisine çok değer vermek ile birlikte bunda bir yanlışlık olduğunu belirtirler. Önce teoriyi bir alıntılayım:



Nietsche sürekli kendini aynı şekilde tekrar edip duran bir kozmos fikrinden bahseder. Ancak illuministler, her tekrar edişin sonsuz olasılık denizinde farklı versiyonlardan biri olduğunu söyler.

Anladım, teşekkürler.. Bence bu döngü tanımlamalarının ikisinde de ve sizin bahsettikleriniz de bir takım eksiklikler var ama bunlara girmeyeceğim. Bana göre "döngüde olduğunu farkedebilen insanlar varsa tanrının da herşeyi unutmuş olmasına rağmen döngüde olduğunu farketmesi kaçınılmaz oluyor. Ve bütün bunlar daha önceden de yaşandıysa bütün bunlara/döngüye son verebilecek tek kişinin tanrının kendisi olduğunu düşünüyorum. Ve eğer dinler gibi kavramların ortaya çıkmasının nedeni insanlar değilde gerçekten iddia ettikleri gibi tanrıysa o zaman içinde bulunduğumuz günün bir daha tekrar etmeyecek son olduğunu düşünürüm." diyip kaçarım.

Saygılar

turin
18-04-2015, 00:04
İşte burada tipik bir "ben kimim" görüyoruz... Tanrı var veya yok ortaya çıkan şey hep bu: çaresizlik.. Bakmayın afilli laflarına; bi halttan anladıkları ya da kusura bakmayın ama bi bok bildikleri yok....

İlahimasal
21-04-2015, 15:54
ben din ve üfürükden yaratıcılara inanmayan birisiyim..

eskiden inanırdım ,çok kötü birisiydim,şimdi inanmıyorum mutlu ve iyiyim..


kimseye üfürükden yaratıcı var diyip,insanları cennet denen hikayeden dolayı kandırmıyor ve kanmıyorum..

hele o elinde kılıç milletin eşine ,malına göz diken sapığın yolundan kurtuldum ya..

ben iyi bir birey olma yolunda gidiyorum.

Vefik Sami
21-04-2015, 16:02
ben din ve üfürükden yaratıcılara inanmayan birisiyim..

eskiden inanırdım ,çok kötü birisiydim,şimdi inanmıyorum mutlu ve iyiyim..


kimseye üfürükden yaratıcı var diyip,insanları cennet denen hikayeden dolayı kandırmıyor ve kanmıyorum..

hele o elinde kılıç milletin eşine ,malına göz diken sapığın yolundan kurtuldum ya..

ben iyi bir birey olma yolunda gidiyorum.

Tuttuğunuz yolu, tercihlerinizi kimseler sorgulayamaz elbet.
Ancak; "Din" dendiğinde İslam ve Muhammed dışında hiç bir şey aklınıza gelmiyor gibi.
Halbuki bir ateist, tüm dinlere eşit uzaklıkta olmalı.
En azından, Tanrı fikrine karşı çıkma bağlamında.

Burada yazan bir NOLAN vardı.
İslâm'a ve peygamberine yaklaşımlarınız tıpa tıp aynı.
Tek fark; satır aralarında bırakılan boşluklar.

İlahimasal
21-04-2015, 16:05
Tuttuğunuz yolu, tercihlerinizi kimseler sorgulayamaz elbet.
Ancak; "Din" dendiğinde İslam ve Muhammed dışında hiç bir şey aklınıza gelmiyor gibi.
Halbuki bir ateist, tüm dinlere eşit uzaklıkta olmalı.
En azından, Tanrı fikrine karşı çıkma bağlamında.

Burada yazan bir NOLAN vardı.
İslâm'a ve peygamberine yaklaşımlarınız tıpa tıp aynı.
Tek fark; satır aralarında bırakılan boşluklar.
nolan beyin yazılarını okudum gayet güzel ve aydınlatıcı yazılar.

ne muhammedi ya ben muhammedin işaret ettiği ademinden..isasına kadar gereksiz üfürükcüler olduğuna inanıyorum artık.

ben dinlere zaten uzağım gayet açık deilmi...
vefik bey

Vefik Sami
21-04-2015, 16:13
nolan beyin yazılarını okudum gayet güzel ve aydınlatıcı yazılar.

ne muhammedi ya ben muhammedin işaret ettiği ademinden..isasına kadar gereksiz üfürükcüler olduğuna inanıyorum artık.

ben dinlere zaten uzağım gayet açık deilmi...
vefik bey

Beni yanlış anlamayın.
Sizi sorgulamak haddime değil.
Artık burada yazmayan bir forum üyesinin arkasından konuşmak da "şık" olmaz.
Hiç bir dine inanmadığınızı söylediniz; ben de kabul ettim.
Sadece İslâm ve peygamberine karşı sizde bir öfke sezinlemekteyim.
Ki; bir benzeri de sn NOLAN da vardı.

Bu öfke belki de İslâmi bir çevrede yetişmiş olmanızdan kaynaklanıyordur; kim bilir ?
Haddim olmadan; bir tavsiyede bulunacağım.

İstediğiniz inancı, istediğiniz şekilde eleştirmekte özgürsünüz.
Ben de İslam ile ilgili eleştirilerde bulunuyorum.
Ancak; bu eleştirileri kişiselleştirmeden ve bel altı vurmadan yaparsak, bir anlam ifâde eder.
Aksi takdirde; haklı olduğumuz hususlarda bile, kendi ayağımıza kurşun sıkmış oluruz.

Saygıyla.

İlahimasal
21-04-2015, 16:21
Beni yanlış anlamayın.
Sizi sorgulamak haddime değil.
Artık burada yazmayan bir forum üyesinin arkasından konuşmak da "şık" olmaz.
Hiç bir dine inanmadığınızı söylediniz; ben de kabul ettim.
Sadece İslâm ve peygamberine karşı sizde bir öfke sezinlemekteyim.
Ki; bir benzeri de sn NOLAN da vardı.

Bu öfke belki de İslâmi bir çevrede yetişmiş olmanızdan kaynaklanıyordur; kim bilir ?
Haddim olmadan; bir tavsiyede bulunacağım.

İstediğiniz inancı, istediğiniz şekilde eleştirmekte özgürsünüz.
Ben de İslam ile ilgili eleştirilerde bulunuyorum.
Ancak; bu eleştirileri kişiselleştirmeden ve bel altı vurmadan yaparsak, bir anlam ifâde eder.
Aksi takdirde; haklı olduğumuz hususlarda bile, kendi ayağımıza kurşun sıkmış oluruz.

Saygıyla.

vefik bey ben islama bel altı vurmuyorum.

islamįn bel altı olduğu kendi kaynaklarında zaten yazılı ,ben bunları ön plana çıkartanlarla aynı şeyleri söylüyorum.

sürekli islam konusundaki yazıyoruma gelirsek...söyldiğiniz gibi içinden geliyoruz ve halen içindeyiz.

islam dışındaki konularada naçizane yorumlarımız oluyor..

isacı ,musacı,budist,v.s gibi inanç şekilleri hakkında haddim olduğu kadar yazarım...

kişiselleştirmeye gelince 1 veya 2 tane ağzı ve beyni bozuk arkadaşlar var.
onlarada elbet gereğince ceval vericem.

Neva
22-04-2015, 06:58
BEN kimim!
Soru tamamen yanlış olabilir mi acaba?


"Ben kimim?" sorusu hedef sasirtmaktan ote soru degildir bana kalirsa.


Ve fakat alisilagelmis sekilde kullanilir hayatin icinde, sarkilar yazilir vs.,ama dersen ki iyilik ve kotuluk, bunlar ayni kokten beslenen iki girift kavramdan otesi degildir. Her ne kadar zaman kavrami sebebiyle biz, kavramlara iliskin mola verilmis sekilde algilasak da, gercekte yasamin icinde daima es zamanli halde bulunurlar, icimizdeki kotuluk/iyilik..

Felâsife
22-04-2015, 18:23
"Ben kimim?" sorusu hedef sasirtmaktan ote soru degildir bana kalirsa.

Ve fakat alisilagelmis sekilde kullanilir hayatin icinde, sarkilar yazilir vs.,ama dersen ki iyilik ve kotuluk, bunlar ayni kokten beslenen iki girift kavramdan otesi degildir. Her ne kadar zaman kavrami sebebiyle biz, kavramlara iliskin mola verilmis sekilde algilasak da, gercekte yasamin icinde daima es zamanli halde bulunurlar, icimizdeki kotuluk/iyilik..
Tabi canım iyilik ve kötülük bir birleriyle iç içe geçer çoğu zaman, Lakin BEN i öne sürdüğümüz zamanlarda, kötülüğümüzü pek gündemimize getirmez, hatta kendimize hiç konduramayız. Çoğu durumda yazımda geçtiği üzere, bunu tabu edip, kendimiz bile bilmeyiz bu ne kadar derin bir şeydir, bizi ne kadar etkiler bilmeyiz. Aslında bilmekte istemeyiz.
O yüzden BEN dediğimizde bu bir eksikliktir ama dediğin gibi alışkanlıklar bunu kolayca söylenebilir etmiştir.

Yönetimden rica:
Bu arada bu konu #10 mesajdan itibaren ayıklanırsa sevinirim, zira iki ayrı konu gibi olmuş.

Sevgiler

Neva
23-04-2015, 04:19
Arkadaslar, konu akisindaki bir kisim mesajlar asagidaki linke kaydirildi, oradan devam edebilirsiniz.

http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=36246