PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Yaratılışçılar ve Sahte Fosil İddiaları


istatistik
15-05-2015, 22:40
Yaratılışçılar, geçmişte farklı türlerin nasıl evrildiğine dair iyi ve somut bir kanıt olan fosil kayıtları ile problemlidirler. Buna ek olarak, (herhangi bir kanıtları olmamasına rağmen) fosillerin tarihlendirilme yöntemlerine güvenemeyeceğimizi, geçiş türlerinin (ara türler) fosillerinin aslında geçiş türü olmadığını büyük bir cesaretle iddia etmekte ve nadiren karşılarına çıkan “Sahte Fosil” fikriyle karşımıza çıkmaktadırlar. Çoğunlukla, yaratılışçıların sahte fosil olarak nitelendirdiği örnekler, aslında birer hatalı değerlendirmedir.


Yaratılışçılar, sahte fosil iddiaları üzerinde aşırı miktarda çaba sarfetmektedirler. Şüphesiz, paleontolojide asılsız, hatalı ve dolandırıcılık girişimleri vardır (tüm bilim dallarında olduğu gibi), ancak bunlar hakiki muazzam fosillerin yanında önemsenmeyecek kadar nadirdir. Bu nedenle, sahte fosillerin evrim/yaratılış tartışmalarına temel oluşturmaması, sadece tarihsel tuhaflıklar olarak değerlendirilmesi uygun olacaktır. Yaratılışçılar, eğer evrim ile rekabet etmek istiyorlarsa, dağ gibi biriken gerçek fosiller ile daha çok ilgilenmelidirler. Hal böyleyken neden sate fosillere gereksiz şekilde dikkatlerini vermektedirler? Muhtemelen kendi okuyucu kitlelerine, tüm fosillerin ve dahası tüm evrimsel kanıtların şüpheli olduğu düşünmesini aşılamak amacındalar. Böylesi gerçek fosillerle ilgilenmekten daha kolay, eğer bunun için fazla tembelseniz. Daha öznel olursak, bilim insanları güvenilmezdir ya da evrimci görüşleri nedeniyle bariz hatalardan kaçınamayacak kadar aldatmaya meyillidirler imajı oturtulmak isteniyor. Diğer bir deyişle, modern yaratılışçılığın başlangıcından beri bitmek tükenmek bilmeyen karalama kampanyalarının bir başka türüdür. Ancak her seferinde, hataları (fosillerdeki hatalı sınıflandırma ve tespitleri) farkedip bunu düzelten yine yaratılışçılar değil, bilim insanlarıdır. Bu sırada yaratılışçılar ise kendi hatalarını bile tespit edip düzeltmede acizdirler.


PILTDOWN ADAMI

Şaka. İlk numuneler kamuoyuna 1912 yılında duyuruldu; Piltdown’un hileli doğası 1953-54 yıllarındaki bilimsen incelemelerle belirlendi. Şakacının kimliği ya da neyi amaçladığı ise hala bilinmiyor. Piltdown Adamı, Eoanthropus dawsoni, insansı kafatasına ve maymunsu çeneye sahip sanılıyordu. İlk keşfedildiğinde sadece İngiliz paleontolog Sir Arthur Keith tarafından ciddiye alınmıştı; diğer paleontologlar ise bunu tesadüfi bir kompozisyon olarak değerlendirmişlerdi.


Fakat 1917 yılında Piltdown II’nin keşfedilmesi gerçeğin bir kanıtı olarak düşünüldü; ne de olsa tesadüfeler böyle kolay tekerrür etmezdi.


Yine de, 1924 yılında, Raymond Dart Taung Çocuğu(Australopithecus africanus)’nu Güney Afrika’da keşfetti ve Piltdown Adamı’nın tam tersiydi: insan özelliği olan dik yürümeye adapte olmuş bir maymunsu bir kafatası. Ve keşfedilen “gerçek” erken hominidleri de Piltdown yerine Taung ile uyumluydu. Taung tarzı fosillerin sayısı arttıkça, Piltdown fosili ücra köşelere sürgün edildi.


Fosiller, Dr. J. S. Weiner’in bu olasılığı dile getirdiği paleontologların 1953 yılındaki konferansına kadar nadiren sahte olarak değerlendirilirlerdi. Bundan sonra pek çok fosil yakın incelemeye alındı ve daha önceden kimsenin yapmayı düşünmediği sahtekarlığın izleri kolaylıkla tespit edildi. Fakat bu, Piltdown sahtekarlarının insan kemikleri ve orangutan çenesi ile uygun görünen bir bileşim oluşturmasıyla, bileşik teorinin hıncına dönüştü.


Bu dedektiflik hikayesine dönen durum, pek çok başka önerme ile daha da tartışıldı. Bu konudaki şüphelilerden biri, tüm kariyeri üzerine, “Sanki bazı özellikler bilinçli olarak gösterilmişti” gibi esrarengiz yorumlar yapılan paleontolojist Pierre Teilhard de Chardin’dir.


NEBRASKA ADAMI

Hata. Orijinal Nebraska Adamı numunesi, 1917 yılında keşfedilmiş muhtemelen soyu tükenmiş bir pekariye ait bir diştir ve hatta Hesperopithecus haroldcooki olarak adlandırılmıştır. 1922 yılında bu diş insansı maymuna ait denilerek yanlış sınıflandırılmıştır; 1927 yılında, bu hata düzeltilmiştir. Bu yanlış sınıflandırmanın nedeni ise muhtemelen domuz ve pekari dişlerinin insan dişlerine çok benzer olmasıdır. Yaratılışçılar ise Nebraska Adamı’nın Scopes Deneyi’nde evrime bir kanıt olarak sunulduğunu iddia etmektedir; ancak bu bariz şekilde yanlıştır, bu deneyde herhangi bir şekilde bilimsel kanıt olarak değerlendirilmemiştir. Aynı şekilde, yaratılışçılar, New York Times’da çıkan Nebraska Adamı’ndan Dönüldü manşetini göz ardı ederek, bilim insanlarının bu hatayı örtbas ettiklerini de iddia etmektedirler.


Yanlış sınıflandırmalar yapılabilir. Dikkate değer diğer örnekleri; Basilosaurus ilk olarak bir su sürüngeni sanılmıştır fakat sonradan bir erken dönem memelisi olduğu anlaşılmıştır. Halka biçimli bir canlı, Peytoia, Anomalocaris’in ağzı olarak sonuçlandırılmış ve ilk düşünülen hayvanın kütlesinin, onun sadece ön uzuvları olduğuydu. Hallucigenia kurtçuğu ilk olarak uzun sürgünler üzerinde yürüyen ve üzerinde yukarı doğru bakan gizemli tüpler bulunan bir şekilde yeniden şekillendirilmiştir; daha sonra tersine çevrilmiş ve daha makul bir şekillendirme elde edilmiştir: güdük ayaklar üzerinde yürüyen ve kendini yukarı bakan uzun sürgünler ile koruyan bir canlı. Bu tür yanlış sınıflandırmalar, genel olarak bilime değil, sınıflandırmayı yapan bilim insanına zarar verir. Bu bakımdan, Bilim Camiasının Piltdown Adamı’na ve Nebraska Adamı’na olan yaklaşımları(hataların görülüp evrim teorisine kanıt olarak sayılmaktan çıkarılmışlardır), yaratılışçıların ortaya attığı yaradılış teorisi safsatasında görülen pek çok hata için (ki pek çoğu bu hataları görmezden gelip iddialarını devam ettirmektedir) öğretici birer örnektir.


ARCHAEORAPTOR

Hayal Ürünü. 1999 Kasımında, National Geographic dergisi, düzgün bir bilimsel değerlendirmeden geçirilmemesine karşın, Archaeoraptor liaoningensis adı verilen yeni bir fosilin duyurusunu yaptı. Fosil, dinozorlar ve kuşlar arasındaki “kayıp halka” olma ihtimali nedeniyle dikkate değerdi. Saha paleontologları tarafından keşfedilmemişti, bunun yerine belki iyi bir fiyat edebilir beklentisi ile farklı yerlerde bulduğu fosilleri bir araya getiren Çinli bir çiftçi tarafından bulunmuştu.


Fosilin bileşik yapısı kısa sürede ifşa edildi, ancak National Geographic’in hedef tahtasına oturtulmasını önlemeye yetecek kadar hızlı olamadılar. Dergi, okurlarından özür dilemeye zorlandı ve 2000 yılının Kasımında hatanın kaynağını açıklayan bir makale yayınladı. Yine de bu fiasko, paleontologların Archaeoraptor konusundaki bilgileri ile tezat oluşturması bakımından önemlidir. Bulgular nomen nudum idi ve uygun araştırmacılar yorum yapmakta ihtiyatlı davrandılar ve ilk bakışta kuşların theropod kökenlerine kanıt görülen bu bulguları asla literatüre dahil etmediler.


Archaeoraptor olayından önce ve sonra Çin’in, Theropo ve kuşlar arasındaki kayıp halka olarak değerlendirilen gerçek fosiller hazinesine sahip olduğu görüldü. Tabi ki, Yaratılışçılar kuşların dinozor köklerine dair kanıt sağlayan gerçek fosilleri değerlendirmek yerine, Archaeoraptor üzerine yoğunlaştılar. İronik olarak, Archaeoraptor’u oluşturan iki fosilin her biri başlı başına önemli birer bulgudur.


Sonuç olarak, Archaeoraptor, ilk olarak 19. Y.Y.’da keşfedilen ve “Kayıp Halka” olarak değerlendirilen gerçek bir fosil olan Archaeopteryx ile karıştırılmamalıdır.


BATHYBİUS

Hata. Bathybius bir fosil değil okyanus tabanında yaşadığı keşfedilen ilkel farzedilen bir canlıdır. bulunan jelatinimsi bir katman şeklindeki canlının içinde minik granüller bulunduğu ve bunların kimi zaman etrafta hareket ettikleri gözlemlenmiştir. 1969 yılında Thomas Huxley bu canlıyı Ernst Haeckel’in ortaya attığı ilkel canlı kavramına çok benzediği için Bathybius haeckelii olarak adlandırdı.


Ancak, Challenger seferi (1872-1875) sırasında kimger John Buchanan, Bathybius’un okyanus tabanında alkol ile korunmuş numunelerde bulunduğunu, buna karşın normal deniz suyunda bulunmadığını farkeder. Bazı incelemelerin sonunda, okyanus tabanından alınan örneğe alkol ekleyerek Bathybius elde edebildiğini gördü; sonuç olarak bu organizmanın kalsiyum sülfat çökeltisi olduğu anlaşıldı. Seferden dönmesinin ardından Huxley; “Pırasa yedim ondan uzun adımlarla yürüdüm” açıklamasını yaptı.


EOZOON

Hata. 1864 yılında, Kanadalı Jeolog John William Dawson, sırasıyla değişen ince beyaz, yeşil/kahverengi tabakalara benzeyen bazı Prekambriyen Kadana Kalkan kayası örneklerini inceler. Ve bu kayaların bir çeşit organizmaya ait fosiller olduğu sonucuna varıp bunu Eozoon canadense olarak isimlendirir; bunlar bu tip kayalarda bulunmuş ilk fosillerdir. Ya da öyle sanılmaktadır.


Dawson, bunların bilinenlerinden yüzlerce kat daha büyük olan Foraminifera fosilleri olduğundan emindi. Ancak, İrlandalı iki jeolog Eozoon’un sıcaklık ve basınç altında başkalaşıma uğramış özelliklerden kaynaklanmış olabileceğini önerdiler. Eozoon’un doğası yıllarca için için tartışıldı, ta ki Alman biyolog Karl August Möbius 1879 yılında Eozoon’un Foraminifera ‘nın ayırıcı özelliklerinden hiç birini göstermediğini ortaya koyana kadar. Bu, Dawson dışında herkesi ikna etmişti, fakat finali yapacak olan kanıt 1894 yılında, bir kaç jeoloğun Eozoon’un Vesuvius Dağından fışkıran (kopup lavlar ile yukarı taşınan) kireçtaşı blokları olduğunu keşfetmesi ile geldi. Bu kanıt da yine Dawson dışında herkesi ikna etti. Ve Dawson 1899 yılında Eozoon’un fosil organizma olduğuna inanarak bu dünyadan göçtü.


Sonuç olarak, bugün yaratılışçıların iddialarının aksine, sahte olduğu öne sürülen fosiller evrime herhangi bir şekilde kanıt teşkil etmemekte ve bilim camiası tarafından zaten dikkate alınmamaktadırlar. Bunun yanında, bu fosillerdeki hataları tespit edip durumu düzeltenler de hiç bir şekilde yaratılışçılar değil yine evrim teorisi üzerine araştırma yapan bilim insanlarıdırlar. Ancak yaratılışçılar utanmadan ortaya konulmuş olan bilgi birikimini kendi çıkarları için kullanmışlar, dahası insanları yanlış bilgilendirmişlerdir. Bugün Evrim Teorisini sözde çökerttiğini iddia eden Harun Yahya gibi bilimden anlamayan ve halkı kandıranlar bu yalan argümanları kullanmaya devam etmektedirler.

vartor
16-05-2015, 03:07
Hazira konmaya alismislar bir kere; gercek arastirma caba, arastirma, bilgi ve en onemlisi sabir gerektirir; sazanlar ise, kendi gibilerine hitap ettiklerinden, dusunmeye bile usenirler.
Amber icindeki alabalik ignesi aklima geldi Karun Kahya'da soz edilince. Rezilligini dusunmeden, hala kediciklariyle miyavlamaya devam ediyor onursuz.

istatistik
16-05-2015, 12:14
Aslında çalışma yöntemlerine hazırlamış oldukları "Dawkins'in Cevaplayamadığı Soru" gibi videolardan da alışkınız. Verilerin sadece işlerine gelen kısımlarını kullanıyorlar.

Fosillerde hata bulunduğunu söylemekle kalmayıp bunu bilinçli ve sistematik bir hata gibi lanse ediyorlar. Utanmadan bunların düzeltildiğini saklıyorlar. Bir de daha 20. Y.Y. başlarında gerçekleşen bu olayları henüz yeniymiş gibi sunmuyorlar mı? Komikler.

vartor
16-05-2015, 15:41
Inanmaya hazir bir zumreye hitap ettiklerini biliyorlar bana kalirsa. Amac somurmek (para) olunca, hersey mubah.