PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Yalnizlik/Olum uzerine


Vefik Sami
19-05-2015, 22:08
şeş kaza beni camidenmi,kilisedenmi,cem evindenmi kaldırırlar bilemem ama ben yok olduğum için problem deil selamın verilmesi,namazımın kılınması,arkamdan çan çalınması.

Ölüm ve sonrasına dâir sizdeki bu rahatlığa hayret etmekteyim.
Sadece size değil; ölüm fikrine karşı gayet umursamaz ve rahat tavır takınan her non teist'e hayret ederim.
Daha net bir ifâde ile cesâretinize hayrânım.

Açıkçası beni bekleyen son herkes için geçerli.
Bu anlamda korkulacak bir durum yok gibi.
Ama herkes yalnız doğar ve yalnız ölür.

İşte bu yalnızlık ürkütüyor.

spartacus
20-05-2015, 21:14
İşte bu yalnızlık ürkütüyor.
Sevgili Vefik Sami
Yalnızlığına bağlı.

Mesela imkanım varsa şöye bir dağ başı sırtlarının olduğu yerlerde gök gürültü yağmurları hiç kaçırmazdım. Mümkünse gece olmalı...

Işıkları kapat, dağlara doğru bak, her yer karanlık ve arada bir şimşekler çaıkıyor, ortalığı ot kokusu sarmış. Islaklık, sessizlik(kuşlar bile susar, her şey susar) ve damlaların sesi. Şöyle çatal şimşekler çaktı mı belli, belirsiz bir aydınlanma, dağların ardı aydınlık, önü karanlık..

Neyse meditasyon denmiş ya, bu an bin meditasyona değişilmez, ve mümkünse yalnız olmak şart, o derece de deneyim sonrası berrak bir kafa hissi oluyor ve tabi doğa ile bir bütün olduğum hissi de ayrı bir tad :)

Yalnızlık iyidir, ama yalnızlığına bağlı ve kimlerle olup, olmadığımıza, hele olmak istediklerimiz, ama olsun istemediklerimiz ayrışmış ise :)

Neva, sana da :bounce:

Neva
21-05-2015, 06:27
gök gürültü yağmurları hiç kaçırmazdım.

Neva, sana da :bounce:

Sevgili Spartacus,
Aman kacirma o gok gurultulu yagmurlari emi!..:biggrin1:

D6OhIZODLDs

Felâsife
21-05-2015, 12:10
Ölüm ve sonrasına dâir sizdeki bu rahatlığa hayret etmekteyim.
Sadece size değil; ölüm fikrine karşı gayet umursamaz ve rahat tavır takınan her non teist'e hayret ederim.
Daha net bir ifâde ile cesâretinize hayrânım.

Açıkçası beni bekleyen son herkes için geçerli.
Bu anlamda korkulacak bir durum yok gibi.
Ama herkes yalnız doğar ve yalnız ölür.

İşte bu yalnızlık ürkütüyor.
Bu yalnızlık denilen şey iyi güzelde, bir şeylerde eksik gibi.
İnsanların bu kadar Bireyselleştiği, birey olduğu, bireye yönelik, BEN 'e yönelik, eğitimler, çalışmalar, söylemler olduğu sürece, insanda kendini yalnız hissedecektir. Bu kaçınılmaz bir sondur.

İnsanın birey olması medeniyet için önemlidir, zira Ceza ve Mükafat birey içindir, bu bilince eren kişide, temelde sadece kendinden sorumludur. Bu da yalnızlık demektir.
Her koyun kendi bacağından asılır denilir geçer mesela.

Oysa çevremize bakmamız yeterlidir, bu kadar hareket halinde, bu kadar kanlı canlı bir ortamda YALNIZ kalmamız mümkün değildir.
Lakin bizler olmazı oldurmakta oldukça mahirizdir, ve bunca kalabalıklardan yalnızlığı çeker çıkartırız.
Bu dediğim gibi medeniyetlerin bizlere öğrettiği yanlış bir bilgidir.

Sevgiler

Vefik Sami
21-05-2015, 12:37
Sn. Felâsife;

Yalnızlık insanın şahsi tercihi değil. Ma'alesef koşullar insanı yalnızlaştırıyor. Aynı kültürü paylaşan insanların içinde de yalnız kalınabilmekte. Dürüst bir adam; riyâ ve üçkâğıtçılıktan nemalanıp semirenler, riyâyı bir yöntem olarak kullananlar arasında yalnız kalmaya mahkûmdur.

Her ne kadar yakın çevrem dışında kimseye açmadıysam da İslâmdan irtidat ettiğimi öğrendikleri zaman şahsıma karşı doğabilecek tepkileri tahmin etmek zor olmasa gerek. Ben de inanç durmumu ifşâ edecek ya da riyâkâr tavırlara girmeme yol açacak ortamlardan uzak durmaya çalışmaktayım. Günümün mühim bir bölümü bilgisayar karşısında geçmekte. 2006 yılından bu tarafa bırakın dost'u tek arkadaşım dahi yok.

MESİH'e iman ettiğimi öğrenen Hrsitiyan siteler, kendileriyle yazıştığım kimi pastörlerden şahsıma karşı ilgi hiç eksik olmuyordu. Pavlus ile alâkalı sorularım ve eleştirilerim çoğaldıkça, artık bana yazmaz oldular. Sorduğum sorulara dahi bir cevap alamıyorum.

Bu tavır İmandan değil, muhtemelen "sürü" psikolojisnden kaynaklanmakta.

İnsanların neye inandığı ya da inanmadığının beni enterese eden bir yönü yok. Mühim olan; her insanın dışarıya yansıttığı konumlanmanın sebepleri. Misâl; bir ateist'in bu düşüncede olması ego'sundan, kendine ve sağlıklı yaşamına olan aşırı güveninden kaynaklanmaktaysa; o güven ve sağlık gittiğinde kişinin uğrayacağı psikolojik yıkımı hayâl etmek dahi istemem. İslâm'a - ya da herhangi bi dine - duyduğu öfkenin etkisiyle "ateist" takılanlar için de durum aynı gibi. Her zaman söylerim. Kişi gerçekten bir arayış içinde olmuştur. En azından "Üç semâvi din" diye bilinen dinleri belli ölçülerde araştırmış ve ateizm de karar kılmışsa, o kişi sağlığını kaybettiğinde büyük bunalımlar yaşamayacaktır.

Fakat diğerleri için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.

Felâsife
21-05-2015, 13:21
Yalnızlık insanın şahsi tercihi değil. Ma'alesef koşullar insanı yalnızlaştırıyor.
İllaki.
Ama nedir tamamende yalnız değiliz, bu uçsuz bucaksız HAYAT denilen sistemin bir parçasıyız.
Zaten bu yüzden birileri bizlere baktı, büyüttü, bu günlere getirdi, hatta daha ileriyede götürecek, neticede elan hiç kimseye ihtiyacımız yok diyemiyoruz, bu hem bedenen hemde ruhen böyle.
Yani zaten çevremizle ciddi bir etkileşim içerisindeyiz.

Geriye düşüncede ki yalnızlık kalıyor ki bu da olması gereken bir şey, herşeyin bir zıttı illaki olacaktır. ve bizlerde Bilgiye açsak, bunu illaki deneyimleyeceğizdir.
Eşimde aynen ölümden çok korkuyor, hatta paranoyaklık dercesinde de korkuyor, bu yüzden dinede kendince sıkı sıkıya sarılıyor, bana ise hayret ediyor.
Diyorum ya korkma... boşa korkuyorsun... Herkes ne yapıyorsa sende onu yaparsın, yapacaksın... bu kadar kendine endeksli olma, ama olmuş bir kere.
Tabi birde bir sürü istekleri arzuları var, biraz sıkıştırınca sen beni anlamıyorsun deyip geçiyor. Bende fazla üstüne gitmiyorum.

O yüzden yalnızlık denilen bu duyguyu anca ya severek aşabiliriz ya da gene zıttı olan kalabalıklara entegre olarak aşabiliriz, diğer türlüsü zaten bu yalnızlık denilen şey yok edilemez. Ne tür bilgiye ulaşırsak ulaşalım, kimlerle arkadaşlık kurarsak kuralım, bu anca o yalnızlığı dahada girift bir hale sokacaktır.

Bu belki kişinin kendini kandırması, kandırmacası olarak görülebilir, lakin öyle değildir, bu aynı zamanda bizim istersek çok şeyler yapabileceğimizin bir göstergesidir.

Ne olduğundan çok, ne olabiliyorsun o önemlidir yani.

Kalabalıklar içinde bu kadar yalnız kalabiliyorsak, bunu ispat ettiysek ; yalnızlığın içinde de kalabalık kalabilmeliyiz, bunuda ispat edebilmeliyiz.

Sevgiler

spartacus
21-05-2015, 14:09
Eşimde aynen ölümden çok korkuyor, hatta paranoyaklık dercesinde de korkuyor, bu yüzden dinede kendince sıkı sıkıya sarılıyor, bana ise hayret ediyor.
Ölümden değil de ölenden korkmak lazım, kendinden değilde, kaybetmekten korkmak lazım diye düşünüyorum..

Ölene öldükten sonra ne var ki?

turin
21-05-2015, 17:06
Tabi birde bir sürü istekleri arzuları var, biraz sıkıştırınca sen beni anlamıyorsun deyip geçiyor. Bende fazla üstüne gitmiyorum.


Bu iyiymiş, tebessüm ettim :)

Kalabalıklar içinde bu kadar yalnız kalabiliyorsak, bunu ispat ettiysek ; yalnızlığın içinde de kalabalık kalabilmeliyiz, bunuda ispat edebilmeliyiz.Kalabalıklar içinde yalnız kalabilmek büyük maharet aslında, hani herkes bunu der ama ne kadar doğrudur dediği bilinmez-kişi öyle sanar, bir yerde de haklıdır-anlaşılmıyordur, farklıdır, paylaşacak bir şey bulamıyordur, yalnız hisseder kendini.. kalabalıklar içinde yalnız kalabilmek sadece düşünen insanın yapabileceği bir şey olsa gerek- pek çok insanın gerçekten bunu yaptığını, yapabildiğini sanmıyorum..

Bunu yaptığını sananlarınsa yalnızlığın içinde kalabalık olmaya kalkışması kişiyi deliliğe götürür bence!!

Bu cümlen sıradan bir cümle değil sevgili Felasife, sende biliyorsun :) Dediğin gibi ilkini ispat ettiysek kalkışmak gerekir ikincisine..

Sevgiler

Felâsife
21-05-2015, 17:07
Ölümden değil de ölenden korkmak lazım, kendinden değilde, kaybetmekten korkmak lazım diye düşünüyorum..
Kesinlikle.
Aslında keybetmekten bile korkmama lazım, neticede benim diye diyebileceğimiz, bir şeyimiz yok, kendi bedenimiz desek o bile bize isyan ediyor, söz dinlemiyor, aklım var desek bir travmaya bakar, çocuğumuz desek, kendi yolunu çiziyor, eş, dost, akraba vs. bu kadar sahiplenmek, hiç doğru değil. Kendimizi sahiplenmek onuda çok bilemedim.

Aslında başka bir şeyde insanlar çok uzun yaşıyor, bu kadar uzun yaşam, bir şeyleri çözmek yerine, olayı daha kaotik bir hale dönüştürüyor. Bence insanlar en fazla 40 'a kadar yaşamalıydı, bilirlerdi ki hayat kısa, öyle çok derin şeyler düşünmek yerine, en azından hayatı dolu dolu yaşarlardı.

Lakin işin içine bu UZUN yaşam girince, derin derin düşüncelerde giriyor haliyle, İnsanlar da bu düşünceyi kontrol edemedikleri için, içinden de çıkamıyorlar. Eşimin bir on, yirmi yıl sonrasını düşünemiyorum bile. Olayımız daha vahim olacak o kesin.

Benim felsefemse belli, doğduğunu bilmeyen öldüğünüde bilmez, arada bir tek yaşam kalıyor ki onuda çok bilmez derim, bu yüzden hiç kafama takmam bile.
Sanırım insanlara birazda benim gibi cehalet bilinci lazım, ama cehaleti kabul edende olmuyor maalesef.

Ölene öldükten sonra ne var ki?
Yani değil mi, eyvallah.

Felâsife
21-05-2015, 17:23
Bu iyiymiş, tebessüm ettim :)
Eyvallah.

Bunu yaptığını sananlarınsa yalnızlığın içinde kalabalık olmaya kalkışması kişiyi deliliğe götürür bence!!
Bunca kalabalığı içinde yalnızlık hissetmek akıllılık oluyorda, aslında kalabalığın bir parçası olduğumuz halde, yalnızlığın kalabalık olduğunu kabullenmek mi, delilik oluyor, bende buna tebessüm ettim :)

Delilik, gönül yolcularının yolu üstünde ki bir handır, yol oradan illaki geçecektir.

Bu cümlen sıradan bir cümle değil sevgili Felasife, sende biliyorsun :) Dediğin gibi ilkini ispat ettiysek kalkışmak gerekir ikincisine..
Yani.
Hayat böyle, bir şeyi sürekli olarak önümüze çıkartıyorsa-ki çıkartır-o engeli aşmak içindir bu.
Aklında sınırı bir yere kadardır yani, onun ötesine geçmek, dediğin delilikle mümkündür.
Bakalım delilik denilen şey, gerçektende delilik mi?

turin
21-05-2015, 17:37
Eyvallah.

Bunca kalabalığı içinde yalnızlık hissetmek akıllılık oluyorda, aslında kalabalığın bir parçası olduğumuz halde, yalnızlığın kalabalık olduğunu kabullenmek mi, delilik oluyor, bende buna tebessüm ettim :)


Ehehe, haklısın valla, şimdi ben de tebessüm ettim kendime :)

Delilik, gönül yolcularının yolu üstünde ki bir handır, yol oradan illaki geçecektir.

İşte bu delilik halinde kalmakta var, kişi ilkini geçtiğini SAnarsa..
Yol, yordam nedir bilmiyorum tabii, herkesin kendine göre belkide..

Yani.
Hayat böyle, bir şeyi sürekli olarak önümüze çıkartıyorsa-ki çıkartır-o engeli aşmak içindir bu.
Aklında sınırı bir yere kadardır yani, onun ötesine geçmek, dediğin delilikle mümkündür.

Eywallah

spartacus
21-05-2015, 17:57
Kesinlikle.
Aslında keybetmekten bile korkmama lazım, neticede benim diye diyebileceğimiz, bir şeyimiz yok, kendi bedenimiz desek o bile bize isyan ediyor, söz dinlemiyor, aklım var desek bir travmaya bakar, çocuğumuz desek, kendi yolunu çiziyor, eş, dost, akraba vs. bu kadar sahiplenmek, hiç doğru değil. Kendimizi sahiplenmek onuda çok bilemedim.

Aslında başka bir şeyde insanlar çok uzun yaşıyor, bu kadar uzun yaşam, bir şeyleri çözmek yerine, olayı daha kaotik bir hale dönüştürüyor. Bence insanlar en fazla 40 'a kadar yaşamalıydı, bilirlerdi ki hayat kısa, öyle çok derin şeyler düşünmek yerine, en azından hayatı dolu dolu yaşarlardı.

Lakin işin içine bu UZUN yaşam girince, derin derin düşüncelerde giriyor haliyle, İnsanlar da bu düşünceyi kontrol edemedikleri için, içinden de çıkamıyorlar. Eşimin bir on, yirmi yıl sonrasını düşünemiyorum bile. Olayımız daha vahim olacak o kesin.

Benim felsefemse belli, doğduğunu bilmeyen öldüğünüde bilmez, arada bir tek yaşam kalıyor ki onuda çok bilmez derim, bu yüzden hiç kafama takmam bile.
Sanırım insanlara birazda benim gibi cehalet bilinci lazım, ama cehaleti kabul edende olmuyor maalesef.

Yani değil mi, eyvallah.
Ölen kaybedilir, ama ölende kaybeder....

Burada kayıp EGO olduğu sürece ölen zaten hiç bir şey kazanmamıştı...

Ölenin, yaşayanlarca kaydebilmesi gibi, ölende yaşayanları kaybeder, kaygı olacaksa kaybetmekten, yoksa yaşamı ve kaybı dışta tutunca, ölüm yaşamın membağı, huzurun da kaynağıdır.
Eyvallah :)

Felâsife
22-05-2015, 00:44
Ehehe, haklısın valla, şimdi ben de tebessüm ettim kendime :)
Yalnızken edilen o tebessümün, sanmıyorum ki bir kıyası, bir ölçüsü olsun, hasılı kıymetini iyi bilelim o tebessümlerin. :)
Buna bazen göz yaşlarıda dahil olabilir ama fark etmez, yalnızken ki anlar kıymetlidir vesselâm.

İşte bu delilik halinde kalmakta var, kişi ilkini geçtiğini SAnarsa..
Sonunu düşünen kahraman olamazmış. (bir kurtlar vadisi klasiği :D )

Şaka bir yana, Akıldan biraz uzaklaş, artık o neyse, hangi durumsa, gerek çevrende gereksede içinde fırtına hiç eksik olmaz. Herkes üstüne gelir, delilik suç olur, suçlarda yargılanır, bunun için insanlar bu yargıdanda kaçarlar aslında, zira biz insanlar yargıladı mı acımasız yargılarız, dinleme helede ANLAMA özelliğimiz pek yoktur, sonrası vurun abalıyadır.
Hasılı delilik dediysekte o ha deyince geçiş yapılacak bir şey değildir. Kalbini ferah tut, kimse kolay kolay geçmez o tarafa, farkında olmadan geçende hemen geçer bu tarafa. Bir koltukta iki karpuz olmaz yani.

Ölen kaybedilir, ama ölende kaybeder....

Burada kayıp EGO olduğu sürece ölen zaten hiç bir şey kazanmamıştı...
Bu kayıp meseleleri olunca geçnken kumar oynardım, o aklıma geldi, Yanık favorimdi, bir kaç yıl oynadım, askerden gelince olay bitti tabide.
Kumar oynarken bir şey dikkatimi çok çekerdi, İnsanlar bazen deste deste para kaybederlerdi, fakat genede çok üzülmezlerdi. Tabi bende çok kaybettim, bir iki mimik filan hepsi oydu, sonra ertesi gün tekrar veya ne zaman para bulursa o zaman aynı şeyler olurdu.

Özetle diyeceğim, kumarbaz insanlar bir şekilde kaybetmeye alışıyorlardı, ya da bağışıklık kazanıyorlardı diyeyim, bu onları hiç ama hiç etkilemiyordu.
Bazen haberlerde duyuyoruz, falanca iflas edince intihar etti.
Adam hayatı boyunca hiç para kaybetmemiş, birden malını kaybedince bu şoku atlatamıyor, basıyor tetiğe...

Tabi kumar yasak bir şey olunca, ardında ki bu ilginçlikte bilinmiyor ve kaybetme denilen olay insanlar için travmalar yaratıyor.
Oysa bir kumarbaz bunu çoktan aşmıştır.
Galiba böylelikle kumarada el atmış olduk, azcıkta methetmiş olduk, ben iflâh olmam, biliyorum. :D


Ölenin, yaşayanlarca kaydebilmesi gibi, ölende yaşayanları kaybeder, kaygı olacaksa kaybetmekten, yoksa yaşamı ve kaybı dışta tutunca, ölüm yaşamın membağı, huzurun da kaynağıdır.
Eyvallah :)
Eyvallah ki ne eyvallah :)

Felâsife
24-05-2015, 15:03
Hayyam versiyon:
Niceleri geldi, neler istediler.
Sonunda dünyayı bırakıp gittiler.
Sen hiç gitmeyecek gibisin değil mi?
O gidenler de hep senin gibiydiler.

Felasif versiyon:
Sahip olduğumuz şeyleri, bir bir bırakarak gideceğiz.
Hepsini eşe dosta dağıtıp, bir çöp almadan gideceğiz.
En sevdiğimiz şeyden, yani bedenimizden de sıyrılıp.
Onu da kurda kuşa bırakıp, geldiğimiz gibi gideceğiz.

Dialectics
24-05-2015, 15:51
Felasif versiyon:
Sahip olduğumuz şeyleri, bir bir bırakarak gideceğiz.
Hepsini eşe dosta dağıtıp, bir çöp almadan gideceğiz.
En sevdiğimiz şeyden, yani bedenimizden de sıyrılıp.
Onu da kurda kuşa bırakıp, geldiğimiz gibi gideceğiz.

Nereye gidiyoruz Felâsife? :)

Konu başlığı ile ilgili olarak: ölüm, bir insanın yaşamında uzlaşmaya varması gereken en mühim sorulardan biridir kanımca...

Felâsife
24-05-2015, 16:59
Nereye gidiyoruz Felâsife? :)

Başı bilinmeyince bu yaşamın, sonuda bilinmez olacağına göre (hep bunu savunmuşumdur) anca bilinmeze gideriz. Arada sadece bir yaşam kalır ki onuda kendimizce bilinirlerle öreriz, bu da anca kendimizi teskin etmek için işe yarar. Yani yaşadığımızda bilmeyiz pek.
O yüzden nereye gidiyoruz sorusu, aslında cevapsız bir sorudur. Pek çok cevap verilmesi bile onu cevaplanmış yapmaz, çünkü hakikaten bilmiyoruzdur.