Orijinalini görmek için tıklayınız : Ayn Rand ve Objektivizm
Dialectics
25-05-2015, 09:01
Aynd Rand, Rusya doğumlu bir yazar. Kendisi için Kapitalizm'in Kutsal Kitap'ını yazmıştır deniliyor. Ve bu eserinin adı da Atlas Silkindi (Atlas Shrugged).
Ben kitabı bulup da okuyabilmiş değilim ancak kendi kurucusu olduğu Objektivizm felsefesini oldukça başarılı şekilde işleyen bir kitap olduğu yorumlarını muhtelif yerlerde okudum.
Ayn Rand'in felsefesi şu şekilde özetlenebilir:
Felsefesi ve kitapları kendi bireycilik, rasyonel bencillik ve kapitalizm mefhumlarını vurgular. Devletin özgür bir toplumda yasal ama minimal bir role sahip olduğuna inanan Rand sıkı bir minarşisttir. Liberteryenler ve Amerikalı muhafazakarlar arasında önemli bir etkisi olmuştur.
....
O'na göre,
-İnsan değerlerini ve hareketlerini mantık kullanarak seçmelidir,
-Bireylerin kendilerini başkaları için feda etmeden ve aynısını başkalarından beklemeden kendi amaçları için yaşamaya hakları vardır,
-Kimsenin bir başkasının haklarına güç kullanarak tecavüz etmeye ya da güç kullanarak ona kendi fikirlerini empoze etmeye hakkı yoktur.
Ayn Rand'ın kendi felsefesini özetleyen bazı ünlü sözleri ise şunlardır:
İnsan mutsuzsa, gerçekten mutsuzsa, bu onun üstün türde bir insan olduğu anlamına gelir.
Yüzyıllar boyunca ahlak savaşı hep, hayatınızın Tanrı’ya ait olduğunu söyleyenlerle, hayatınızın komşularınıza ait olduğunu söyleyenler arasında yer aldı. Bir kesim size kendinizi cennetteki hayaletler için feda etmenin iyi olduğunu söylerken, diğer kesim de size, kendinizi dünyadaki beceriksizler için feda etmenizin iyi olduğunu söyledi. Hiç kimse size hayatınızın kendinize ait olduğunu, iyinin de onu yaşamak olduğunu söylemedi.
Biz, aklı olan insanlar, grevdeyiz. Kendini yok etme kavramına karşı grevdeyiz. Kazanılmamış ödüllere, ödüllendirilmemiş görevlere karşı grevdeyiz. Kişinin kendi mutluluğunun peşinde koşmasını kötü sayan dogmaya karşı grevdeyiz. Hayatın bir suçluluk olduğu doktrinine karşı grevdeyiz.
Bir insanın diğer bir insan için yapabileceği en iyi şey onun üzerinden elini çekmektir.
İnsanlara akıntıyla birlikte yüzmenin iyi olduğu söylenir. Yaratıcı ise akıntıya karşı yüzen adamdır. İnsanlara bir arada durmanın bir sevap olduğu öğretilir. Ama yaratıcı tek başına duran adamdır.
İnsanın hayattaki amacı, sıkıntıdan kaçmak mı, zevk peşinde koşmak mı olmalıdır? Kim oIacağınız, bu soruya verdiğiniz yanıta bağIıdır.
En sefil insan amaçsız olandır
Tabiat insana otomatik bir hayatta kalma şekli sağlayamadığından ve insanin hayatta kalmayı kendi çabasıyla becermesi başarması gerektiği için, bir insanın kendi çıkarının peşinde koşmasının kötü olduğu düşüncesi insanın yaşama arzusunun da kötü olduğu, yani insanın hayatının da kendi başına kötü olduğu anlamına gelir. Hiçbir düşünce bundan daha kötü olamaz.
Kapitalizm, mülkiyet hakkı dahil, bütün birey haklarını tanıyan, bütün mülkiyetin özel bireylerce sahiplenildiği bir sosyal sistemdir.
Özgür toplumu savunmak isteyen bir kimse, özgür toplumun vazgeçilmez temelinin birey hakları ilkesi olduğunu bilmelidir. Birey haklarını muhafaza etmek isteyen bir kimse, kapitalizmin birey haklarını karşılayabilecek ve koruyabilecek tek sistem olduğunu anlamalıdır.
Sanırım bu paylaştığım sözleri Ayn Rand'ın genel felsefesini özetliyor.
Bu bahsi yapılan Objektivizm felsefesi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Sizce bir bireyin hayattaki pozisyonunu belirleyen değerler neye göre seçilmelidir?
Yani bir birey kendi çıkarını maksimize edeceği bir felsefe mi gütmelidir, yoksa diğergamlık yaparak; başkalarının mutluluğu için mi çabalamalıdır?
Selamlar,
Bana göre; kişiler diğerlerinin mutluluklarına engel olmadan, kendi mutluluklarını maksimize edecek şekilde yaşamalıdırlar..
Kişi; diğerlerinin mutluluğu için çabalamak ile mutlu oluyorsa bu, yine kişinin kendi mutluluğudur zaten.. Ama diğerlerini mutlu etmekten kastım; onları engellemek veya neyin onları mutlu edeceğini öğretmek değil, mutlu oldukları şeyi keşfetmelerini ve buna kendilerinin karar verebileceği bir ortamın oluşmasını sağlamaya çalışmak...
Herkes diğerleri için yaşayamaz, yaşamak isteyene de mani olunmaz.. Herkes kendi için yaşar..
postalmarx
25-05-2015, 13:26
Ayn Rand'ın felsefesi İngiliz filozof John Locke ile başlayan ve İskoç ekonomist Adam Smith ile devam eden klasik liberal düşünce bağlamında anlaşılmalıdır. Adam Smith'in "görünmez el" fikrine göre, toplumda herkesin kendi kişisel ekonomik derdi için çabalamasının toplumsal ürünü, sanki bir görünmez el tarafından yönlendiriliyormuş gibi, toplumun hayati kaynakları ve işgücünün toplumun genel refahı açısından en faydalı şekilde yönlendirilmesi olacaktır.
Ayn Rand'ın bencillik savunması toplum karşıtı bir fikir gibi görünmesine rağmen klasik liberal fikir bağlamında aslında Rand dahil bu fikirdeki insanların inancı şudur ki bu tarz bir ekonomik bencillik ya da bireycilik aslında toplum için sosyalizmden daha iyidir. Yani sadece "kapitalizmde insanlar özgür olduğu için daha iyidir" değil, ayrıca "kapitalizm toplumu sosyalizme göre daha zengin ve müreffeh yapar, o yüzden daha iyidir" fikridir.
Burada bahsedilen bencillik bir kuralsızlık veya sosyal darwinizm manasına gelmez. Klasik liberal düşünce John Locke'taki ilk kuruluşundan itibaren Doğal Haklar'ın varolduğuna inanmış ve bunlar üstüne bir toplum felsefesi kurmuştur. Doğal hakların varlığına inanmanın tersi bu hakların devlet tarafından yaratıldığı şeklindedir ki o zaman farklı devletler farklı haklar tanımlayabilir ve bu da o devlet bağlamında meşru olur ve itiraz edilemez. Halbuki bir devletin veya hukuk sisteminin adaletsiz olarak teşhis edilebilmesinin temel şartı insan haklarının "doğal durumda", yani devlet öncesi veya devletten bağımsız olarak varlığını kabul etmektir. Aksi fikre hukuksal pozitivizm denir. Karl Popper gibi düşünürlere göre JJ Rousseau ve Hegel gibi hukuksal pozitivistler modern totaliterizmin (yani Hitlerizm ve Stalinizmin) felsefi temellerini bu fikir ile atmışlardır.
Günümüzde İsaiah Berlin gibi düşünürler klasik liberal fikrin haklara yaklaşımını "pozitif haklar ve negatif haklar" benzetmesiyle açıklamaya çalışır. Buna göre "doğal durumda" bir insanın pozitif hakları yoktur ama negatif hakları vardır. Pozitif hak demek mesela "benim bir evim olmasına hakkım var, temel ihtiyaçlarımın olmasına hakkım var, toplumun bana bunu bunu vermelerine hakkım var" demektir. Negatif haklar ise "benim kimsenin benim canıma malıma özgürlüğüme ilişmemesine hakkım var" demektir. Sosyalistlerle liberaller bu konuda anlaşamaz.
Yani Ayn Rand'ın bencilliği kurallı ilkeli bir bencilliktir. Yani baştan herkesin haklarını kabul edip ondan sonra bu kurallar dahilinde ekonomik oyunu oynamasını savunur. Yani Ayn Rand bir sosyal darwinist değildir. "Güçlü olan haklıdır" demez. Çünkü doğal haklara her klasik liberal gibi inanır. Güçlü olanın mesela bir diğerinin malını gaspetmeye hakkı yoktur. Ya da onu angaryacı etmeye yani rızası dışında ona iş yaptırmaya hakkı yoktur.
Ayn Rand bu şekilde tüm klasik liberaller gibi devlete ve kanuna inanır. Minarşist bu demektir. Yani minimum devlet demektir. Bu fikre göre devletin sadece polis ve mahkeme işlerini yapması, ama eğitim sağlık dahil olmak üzere bütün geri kalan herşeyi toplumun özel sektörde devletin zorlaması olmadan kendi kendine halletmesidir.
[Modern sosyaldemokrasi ile karşıt düşen temel ayrılık noktaları budur. Ayrıca minarşistler kriz zamanları devletin piyasaya Keynesçi teori bağlamında müdahale etmesini (namı diğer "para politikası" ve "mali politika") ekonomiye daha çok zarar veren birşey olarak görmüş ve Keynesçiliğe karşı durmuşlardır. Keynesçilik 1940larda yıldızı parlamış olan bir makroekonomik teori olup 1970lerdeki krizde "monetarist" Şikago okulunun eleştirileriyle gözden düşmüştü. 2007 krizinde tekrar yıldızı parlamış ve pek çok devlet Keynesçi önlemlerle krize karşılık vermiştir.]
Ayn Rand'a dönersek. Atlas Silkindi romanında ise Ayn Rand eğer bir toplumdaki girişimcilerin ve işadamlarının grev yapmaya karar vermesi durumunda bunun toplumsal sonuçlarının ne olacağına dair bir kurgulama yapıyor. Çünkü onun fikrine göre girişimciler veya işadamları bir toplumdaki en önemli karakterlerdir, bütün zenginliği yaratan ve ekonominin işlemesini sağlayan böylece topluma en faydalı olan insanlar bunlardır.
Ayn Rand'ın bir romancı olduğunu hatırlayalım. Kendisi bir filozof olarak geçse de felsefe bilgisi çok sınırlı ve yüzeyseldir. Buna rağmen çok keskin görüşlere sahipti. Kant hakkında mesela çok negatif düşüncelere sahipti. Halbuki Kant'ın felsefedeki önemini anladığı şüphelidir. Kendisinin felsefe eğitimini SSCB'de aldığını vurgulayalım. Bu yüzeyselliği ve radikalliği Marxist felsefe eğitiminin sığlığından kaynaklanıyor olabilir.
Klasik liberal düşüncenin Ayn Rand'tan daha gelişmiş savunuları vardır. Özellikle Nobel ödüllü ekonomist F.A. Hayek bu isimlerin başında gelir. Sadece ekonomi değil toplum felsefesinde de kitapları olan Hayek'in Kölelik Yolu adlı kollektivizm eleştirisi kitabı bu konudaki en önemli kitaplardandır ve liberal düşünceyi anlamak için elzemdir. Bunun dışında tabii ki en büyük klasikler John Locke'un Hükümet Üzerine İkinci Deneme kitabı ve Adam Smith'in Milletlerin Zenginliği isimli kitaplarıdır. 19. yüzyılın diğer büyük liberal teorisyenleri ise Bastiat ve Tocqueville'dir.
20. yüzyılda ise İsaiah Berlin, Karl Popper, Robert Nozick gibi düşünürler Hayek'ten sonraki önemli isimlerdir. Nobel ödüllü Şikago ekolü ekonomisti Milton Friedman'ın Kapitalizm ve Özgürlük kitabı da modern bir klasik olmuştur. Hayek'in de dahil olduğu kabul edilen Avusturya ekolünün daha az bilinen ismi ekonomist Ludwig von Mises ve onun Rothbard gibi öğrencileri ise daha da aşırıya giderek kapitalist bir anarşizmi savunmuşlardır. Bu adamlar o derecede liberteryendir ki kitaplarını sitelerinde parasız olarak veriyorlar: www.mises.org (http://www.mises.org). Yani demek istediğim liberal düşünce Ayn Rand'tan çok öte birşeydir. Bu fikri anlamak için başvurulacak kaynaklar öncelikle bunlardır.
NOT 1: Komünist yazarların "neoliberalizm" dediği şey, iktisadın, aynı zamanda mali politika (devletin aktif olarak istihdam yaratma çabası) yerine sadece para politikasını (yani Merkez Bankasının ekonomiye müdahalesini) savunduğundan dolayı "monetarist" olarak da bilinen, ve 70li yıllarda o zamanın hakim makroekonomik teorisi olan Keynesçiliğin karşısında şekillenmiş olan Şikago ekolüdür.
NOT 2: Liberal düşünceye "klasik liberal" denmesinin sebebi Amerika'da "liberal" kelimesini 100 yıldır sosyaldemokratların kullanıyor olmasıdır. İngiltere'de "liberal" kelimesi 19. yüzyıldaki anlamını korumaktadır.
Dialectics
01-06-2015, 00:12
Hani şu zamanında benim de üç beş kez buralarda anlattığım, diğer bazı arkadaşların da değindiği meşhur Libet ve Feinstein'ın bilinçaltı ile ilgili deneyi var ya; hani aslında bizim bilinçli olarak karar vermekten ziyade, kararlarımızı bilinçaltlarımızla önden verdiğimiz, sonradan da bilinçlerimizin sanki bu kararları kendi "özgür irade"si ile vermiş gibi yaptığını gösteren meşhur çalışma...
Ben farkediyorum ki bende ciddi bir kafa karışıklığı var. Aynı teze dair zıtlıkları gördükçe de kafa karışıklığım artıyor. Son açtığım konulara bakıyorum: "HDP'ye oy vermeyi düşünür müsünüz?", "Demokrasiye alternatif bir sistem var mıdır?" ve "Ayn Rand ve Objektivizm" ve aslında farkediyorum ki bu konuların hepsi bendeki kafa karışıklığının yansıması. Yani belki de bir nevi bilinçaltımda yaşadığım kafa karışıklığının bir çeşit dışa vurumu.
Şimdi Ayn Rand'ın şu sözlerine takıldım ben:
Tabiat insana otomatik bir hayatta kalma şekli sağlayamadığından ve insanin hayatta kalmayı kendi çabasıyla becermesi başarması gerektiği için, bir insanın kendi çıkarının peşinde koşmasının kötü olduğu düşüncesi insanın yaşama arzusunun da kötü olduğu, yani insanın hayatının da kendi başına kötü olduğu anlamına gelir. Hiçbir düşünce bundan daha kötü olamaz.
Yüzyıllar boyunca ahlak savaşı hep, hayatınızın Tanrı’ya ait olduğunu söyleyenlerle, hayatınızın komşularınıza ait olduğunu söyleyenler arasında yer aldı. Bir kesim size kendinizi cennetteki hayaletler için feda etmenin iyi olduğunu söylerken, diğer kesim de size, kendinizi dünyadaki beceriksizler için feda etmenizin iyi olduğunu söyledi. Hiç kimse size hayatınızın kendinize ait olduğunu, iyinin de onu yaşamak olduğunu söylemedi.
Şimdi Ayn Rand'ın felsefesine göre kişi kişisel çıkarını maksimize etmeli. Zaten bu yüzden de kapitalizmi övüyor. Sosyalizme göre ise kişi kendi çıkarından feragât edip diğerlerinin çıkarlarını maksimize etme odaklı olmalı...
Bir kişiyi bir birey olarak tanımlayan, "ben buyum" demesine yol veren prensipler nelerdir? En "üst insan", "hiper insan" ben merkezci mi olmalıdır, yoksa diğergamlık denen özelliği mi kazanmak peşinden koşmalıdır? Hangisini seçersiniz ve neden?
Şimdi Ayn Rand haklıysa, aslında zaten doğuştan gelen etiketleri gereği misal Türk ve maddi durumları iyi olanların kapitalizmi desteklemesi ve hatta CHP'ya oy vermesi kendi brujuvazilerini korumaları adına sanırım mantıklıdır.
Gerçi yine Ayn Rand'ın felsefesine göre, iyi şartlarda doğmayanların, kapitalizmden nemalanamayacak olanların da kendi çıkarlarını maksimize etmek adına yapabilecekleri en iyi şey de "zenginden alıp fakire veren", sol görünümlü partileri desteklemesidir.
Kimseyi rencide etmek amacında değilim ancak velhasıl Kürtler yüzlerce yıldır şehirleşememiş, aşiret düzenini yıkmayı başaramamış, kendi içinde kalkınmacı bir reform gerçekleştirememiş, Türkçülüğün peydah olmasından mütevellit Kürtçülüğü düşünmeye başlayabilmiş bir topluluk. Ayn Rand'ın felsefesi de aşağıdaki şu söz ışığında:
...Bir kesim size kendinizi cennetteki hayaletler için feda etmenin iyi olduğunu söylerken, diğer kesim de size, kendinizi dünyadaki beceriksizler için feda etmenizin iyi olduğunu söyledi. Hiç kimse size hayatınızın kendinize ait olduğunu, iyinin de onu yaşamak olduğunu söylemedi.
neye geliyor biliyor musunuz: Bırakınız Kürtler kendi problemlerini kendileri çözsünler'e..
Ancak tabi şu var: Kürtlerin problemi sadece Kürtlerin problemi mi? Kürt problemi Türkiye'nin problemi değil mi? Türkiye'nin çıkarlarını maksimize edebilmesi için Kürt problemini çözmesi gerekmiyor mu? Ve yıllarca uygulanan asimilasyon ve baskıcı yaklaşımlara, şark ıslahat kanuna vb. rağmen; yani zorla bu problemin çözülmesi politikalarına rağmen bu problem çözülememiş ise Türkiye'nin bu problemi çözmesinin en iyi yolu "uzlaşma" yöntemini kullanmak olmuyor mu?
Velhasıl bakış açısına göre değişik tezler üretilebiliyor. Kürtler açısından kürtler, Türkler açısından Türkler haklı.(Bu mevzuyu başka bir konuya daha bağlayacak olursam) Peki herşeyi bilen bir Tanrı açısından (yani hem Kürt olmayı hem Türk olmayı) kim haklı? (bu soruyu da herşeyi bilen Tanrı modeline inananlara soruyorum)
Not: Ve tabi şu da ayrı bir soru: Kim beceriksiz? Kürtler mi ulus-devlet modeli mi?
Velhasıl bakış açısına göre değişik tezler üretilebiliyor. Kürtler açısından kürtler, Türkler açısından Türkler haklı.(Bu mevzuyu başka bir konuya daha bağlayacak olursam) Peki herşeyi bilen bir Tanrı açısından (yani hem Kürt olmayı hem Türk olmayı) kim haklı? (bu soruyu da herşeyi bilen Tanrı modeline inananlara soruyorum)
Bir kere soru mantıksız.. Kim haklı kim haksız??
Böyle bir şey olabilir mi, hayat matematik değil, ille birilerini haklı birilerini haksız görmek ancak ve ancak avukatlarda olabilir ki bu bile sağlıksız, önkabullü ve cahilce bir yaklaşım bana göre..
Türkler haklı, ya da Kürtler haklı.. Ne değişiyor bunları duyunca? Hiçbirşey!!
Konuşulan konu özelinde birilerinin doğru veya yanlış fikirleri vardır sadece, o konu özelinde haklı veya haksız olan insanlar değil..
Neyse, soruyu muhatap almakta kendimi haklı(!) gördüğüm için bu fikirlerimi paylaştıktan sonra şunu diyebilirim;
Tanrı açısından cinsiyet, ırk, tür, inanışın ayrım olması ve birilerinin haklı, birikerinin haksız olması gibi bir durum söz konusu dahi olamaz.. Bu bir tanrıysa, bu herşeyi bilen bir tanrıysa böyle bir soru başlı başına alakasız değil mi? Yok haklı haksız..
Sevgili Dialectis,
Alt tarafı bir oy, ben herhangi bir tercih yapmamandan yanayım ama ver geç HDP'ye, gönlün neyi istiyorsa onu yap- HDP bugün sistemin parçası olupta var olan zırvalığa son vermek isteyen insanların tercih edeceği en mantıklı yer bana göre... Tıpkı 15 sene önceki AKP gibi..
Sevgiyle kal
Dialectics
01-06-2015, 10:16
Bir kere soru mantıksız.. Kim haklı kim haksız??
Böyle bir şey olabilir mi, hayat matematik değil, ille birilerini haklı birilerini haksız görmek ancak ve ancak avukatlarda olabilir ki bu bile sağlıksız, önkabullü ve cahilce bir yaklaşım bana göre..
Türkler haklı, ya da Kürtler haklı.. Ne değişiyor bunları duyunca? Hiçbirşey!!
Konuşulan konu özelinde birilerinin doğru veya yanlış fikirleri vardır sadece, o konu özelinde haklı veya haksız olan insanlar değil..
Neyse, soruyu muhatap almakta kendimi haklı(!) gördüğüm için bu fikirlerimi paylaştıktan sonra şunu diyebilirim;
Tanrı açısından cinsiyet, ırk, tür, inanışın ayrım olması ve birilerinin haklı, birikerinin haksız olması gibi bir durum söz konusu dahi olamaz.. Bu bir tanrıysa, bu herşeyi bilen bir tanrıysa böyle bir soru başlı başına alakasız değil mi? Yok haklı haksız..
Sn. Turin,
Zaten benim ima ettiğim husus da buydu. Bazı arkadaşlar Tanrı'nın bir taraf olabileceğine, belli bir grubu diğerine tercih edebileceğine, Tanrı'nın bir şeyler isteyebileceğine inanıyor. İma ettiğim de herşeyi bilen bir Tanrı kavramı için bunun imkânsızlığı.
Sevgili Dialectis,
Alt tarafı bir oy, ben herhangi bir tercih yapmamandan yanayım ama ver geç HDP'ye, gönlün neyi istiyorsa onu yap- HDP bugün sistemin parçası olupta var olan zırvalığa son vermek isteyen insanların tercih edeceği en mantıklı yer bana göre... Tıpkı 15 sene önceki AKP gibi..
Sevgiyle kal
Evet bu mevzuyu fazla uzattım. Kurcalamıyorum daha fazla...
postalmarx
01-06-2015, 14:17
Şimdi Ayn Rand'ın felsefesine göre kişi kişisel çıkarını maksimize etmeli. Zaten bu yüzden de kapitalizmi övüyor. Sosyalizme göre ise kişi kendi çıkarından feragât edip diğerlerinin çıkarlarını maksimize etme odaklı olmalı...
Ayn Rand gibi bir insan doğuştan daha bencil yapıda olabilir. Bir filozofun düşeceği en büyük hata kendi ruhuna bakıp bunu tüm insanlığa genellemesidir.
Şimdi biz öyle evrimleştik ki karıncalar gibi 300 milyon yıldır toplumsal değiliz. Bireysel hayvanlarken sonradan, jeolojik zaman skalası açısından daha dün denebilecek bir zamanda toplumsallaştık. Ve evrim hiçbirşeyi yıkıp yeniden yapmadığı için, ve önceki malzemeyi kullandığı için de aynı anda hem bencilliği hem toplumsallığı olan varlıklar olup çıktık. İnsan denilen varlık ne karıncalar gibi içgüdüsel ve otomatik olarak tam-toplumsal olabiliyor, ne de tamamen bireysel ve yalnızcı olabiliyor. Aynı bünye hem bencilliği hem diğerleri için kaygıyı aynı anda taşıyabiliyor. Yani çelişkili bir ruh yapımız vardır.
Tabii nasıl kiminin boyu uzun kiminin kısa oluyorsa, kimi daha zeki kimi daha aptal oluyorsa, aynı şekilde, kimi insan daha bencil, kimi insan da daha az bencil oluyor. Bunlar doğuştan gelen özelliklerdir.
İnsanların siyasi konulardaki tercihleri de bu doğuştan gelen mizacı yansıtıyor genelde. İşte Ayn Rand bu tarz bir vahşi kapitalizmi savunuyor olması, yukarda bahsi geçen romanının kahramanının duygusuz mekanik soğuk bir karakter olması, Rand'ın kendi kişisel hayatındaki megaloman ve otistik tutumu, kendisinin doğuştan gelen mizacına fazla bağlı kalarak bir felsefe yaptığını gösterir bence. Kendisi bencil, insan sevmez biri olabilir (belki de Asperger Sendromluydu). Ama kendi sığ karakterini insan doğasına dair bir ipucu zannetmiş ki bu onu yanıltan ve bu dünya gerçekliklerinden uzak felsefesini yazmasına sebeptir.
Kapitalizmi Adam Smith savunurken mesela bunun toplum için en iyisi olduğunu söyler. Milton Friedman kapitalist memleketlerin daha çabuk sanayileşip kalkındığını, ve kapitalizmin demokrasi için bir ön şart olduğunu söyler. Şimdi bunlar asıl enteresan iddialardır.
Adam Smith ve Milton Friedman'ın vizyonunun 2007 krizi sonrası ne kadar inandırıcı olduğu asıl soru bence.
Amerika'nın solcuları ve Stiglitz gibi ciddi ekonomistler mesela bugün diyor ki 1980lerde Reagan döneminde (Milton Friedman'ın Reagan'ın ekonomik danışmanı olduğu bir dönem) zenginliğin "tepeden aşağı akacağı", yani toplumda zenginler arttıkça tüm toplumun da refah seviyesinin yükseleceği şeklindeki iddianın yalan çıktığını söylüyorlar. Buna da delil olarak reel ücret artışlarını vs getiriyorlar. Ben de yüzeysel olarak bildiğimden detaylı anlatamıyorum.
Tek bildiğim şu ki, gerçek sosyalizm gelecekse Batı'dan gelecek. Marxismin öngörüsü de zaten budur. İnsanlığın diyalektik gelişiminde Batı en ileride olduğundan bir sonraki aşamaya da haliyle hepimizden önce geçecekler.
Devrimciliğin diyalektik düşünceyle olan temel bir uyuşmazlığı da zaten tam da buradadır. Tarihin diyalektiğine kısa devre yapılabileceğini sanıyorlardı heralde. Doğu'nun sanayi öncesi toplumlarında silah zoruyla komünizm kurmaya çalıştılar. Olan o ülkenin köylü garibanlarına oldu işte.