Orijinalini görmek için tıklayınız : MİT Tırlarındaki silahlar!
Şüpheci Dinsiz
29-05-2015, 06:33
Sevgili arkadaşlar,
MİT tırlarının durdurularak aranması olayını hatırlarsınız. Hükümetin iddalarına göre bu TIRlarla Türkmenlere ilaç gönderilmişti. Yalan olduğunu, şeriatçı katillere silah gönderildiğini biliyorduk, şimdi Cumhuriyet gazetesi savcılıktaki görüntülere ulaşmış ve bugün bu görüntüleri yayınladı.
Cumhuriyet.com.tr (http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/287071/iste_Erdogan_in_yok_dedigi_silahlar.html)
İşte yok denilen silahlar...
İşte Erdoğan'ın yok dediği silahlar
http://www.cumhuriyet.com.tr/Archive/2015/5/28/287071_cover_mainslider_big.jpeg?lastModified=1432 842480245
“İlaç taşıyordu” dediler. “Türkmenlere yardım götürüyordu” dediler. Silah iddiasını ısrarla reddettiler. TIR ’ı durduran savcıyı, arayan jandarma komutanını gözaltına aldılar. Ama sonunda MİT’e ait TIR içinde Suriye’ye götürülen silahların görüntüleri ortaya çıktı.
http://www.youtube.com/watch?v=-esNcG7-Eqk
Konuyla ilgili diğer linkler:
http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/287051/Savcilar_ne_demisti_.html
http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/228725/MiT_suc_isledi.html
http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/287063/MiT_TIR_lari_olayinda_savcilar_ve_AKP_liler_bakin_ ne_demisti_.html
Takke dustu, kel gorundu.
spartacus
29-05-2015, 08:58
Bu bilinen, toplamda 2.000 TIR...
Savaş tarafgirliği bir yana, yolladıkları silahlarla insanların kurşuna dizilip katledilmesi öte yana,açıkca bir ülkeye karşı savaş suçu işlemiş olmak öte yana, bunca TIR, bunca maaliyetin halkın sırtından sövüşlendiği bir yana, gizli, kapaklı olması öte yana, MİT'in silah taşımak gibi bir işinin olmayacağına, TIR'ları durduranların suçlu, savcıların vb suçlu ilan edilmesine değin, nasıl bir yönetim, hukuk, devlet, hükümet anlayışı olduğu öte yana...
o tırlar abd,ab isbirligi ile yollandigindan fazlaca ses cikartmayacak resimlerdir. bosuna heveslenmeyin.
http://www.youtube.com/watch?v=_h808dcUmoQ
Şüpheci Dinsiz
29-05-2015, 17:43
Sol.org.tr (http://haber.sol.org.tr/turkiye/mit-tirlarina-ait-goruntulere-yayin-yasagi-geldi-118050)
MİT TIR'larına ait görüntülere yayın yasağı geldi!
MİT TIR'larına ait görüntülerin yayınlanmasının ardından Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar hakkında soruşturma başlatan savcılığın, görüntülere ilişkin içeriğin engellenmesi talebi kabul edildi.
Sol.org.tr (http://haber.sol.org.tr/turkiye/mit-tirlarinin-goruntulerini-yayinlayan-sitelere-de-sorusturma-118055)
MİT TIR’larının görüntülerini yayınlayan sitelere de soruşturma!
MİT TIR'larının Suriye'ye cihatçılara silah taşıdığına ilişkin görüntüleri yayınlayan haber siteleri hakkında soruşturma başlatıldı.
Sol.org.tr (http://haber.sol.org.tr/turkiye/can-dundar-mit-tirlarini-durduran-askerlerle-ilgili-sorusturmaya-dahil-edildi-118028)
Can Dündar, MİT TIR’larını durduran askerlerle ilgili soruşturmaya dahil edildi
Suriye'deki cihatçılara silah taşıyan MİT TIR'larının haberini yayınlayan Can Dündar, MİT TIR'larını durduran askerler hakkında yürütülen soruşturmaya dahil edildi.
http://odatv.com/images/2015_05/2015_05_29/iceri-tikmali-2905151200_m2.jpg (http://odatv.com/n.php?n=iceri-tikmali-2905151200)
“RESİMDEKİLER HAVAN TOPU DEĞİL TABURE”
Cemil Barlas ise hakaret içeren ifadeler kullanarak şu mesajları paylaştı:
“O bastıkları resimdekiler havan topu değil tabure.. Düzeltme yaparlarsa şaşırmayın.. Denedik rahatmış falan diye.. Vatana ihanet hiç bu kadar sıradanlaşmamıştı. O TIR’ları durduranların yanına tıkılmalık bunlar. Gazeteci kisvesi kurtarmaz. Millet niye TIR’da silah yoktu diye kızıyor.. Can Dündar’ın Cumhuriyet’i silah var gammazı yapıyor.. Çünkü müşterisi dışarıda.. yani tasması..”
http://odatv.com/images/2015_05/2015_05_29/yilin-haberini-medya-gormedi-2905151200_m2.jpg
Sayın Neva korku diyip geçmeyin , bence korku duygusu insanın bütün düşüncelerini ve davranışlarını şekillendiren şey , düşüne düşüne en son bu kanıya vardım.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı : (MİT’e ait yardım TIR’larına ait olduğu iddiasıyla yayınlanan haber ve görüntüler)TCK’nın 327, 328 ve 330′uncu maddeleri ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 6 ve 7. maddeleri uyarında “devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme” “siyasi ve askeri casusluk” “gizli kalması gereken bilgileri açıklama” “terör örgütünün propagandasını yapmak” suçlarından söz konusu yayınları yapanlar hakkında soruşturma başlatılmıştır.
Cumhuriyet gazetesi, 19 Ocak 2014 tarihinde ihbar üzerine durdurulan ve Milli İstihbarat Teşkilatı’na (MİT) ait olan TIR’lardaki havan, top ve tüfek mermisi gibi mühimmatların görüntülerini yayımladı.
Adana Savcılığı’nın yapılan bir ihbar üzerine “silah taşındığı” gerekçesiyle durdurduğu TIR’lara el koyması MİT ve Valilik emrindeki polisler tarafından engellenmiş, büyük gerginlik yaşanmıştı. Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve İçişleri Bakanı Efkan Ala başta olmak üzere hükümet yetkilileri silah taşındığı iddiasını reddederek, TIR’ların Suriye’deki Türkmenlere gıda yardımı taşıdığı yönünde açıklamalar yapmıştı. Olaydan sonra açılan soruşturma kapsamında; ihbar üzerine TIR’ları durduran jandarmalar, Adana Cumhuriyet Başsavcısı, Başsavcısı ve 2 savcı tutuklanmıştı.
Cumhuriyet’in elde ettiği görüntülerde, TIR’larda bulunan çelik kutuların içine yerleştirilen karton kutularda ilaçlar olduğu ancak bu kutuların kaldırılmasıyla birlikte, alt tarafa dizilmiş havan, top ve tüfek mermilerinin ortaya çıktığı görülüyor.
SORUŞTURMA DOSYASINDA, YAYINLANAN GÖRÜNTÜLERE İLİŞKİN BELGE VE BİLGİ YOK’
Hadi Salihoğlu: Başsavcılığımızın yürüttüğü soruşturma dosyası ve Adana Başsavcılığı’nın gönderdiği soruşturma dosyasında, MİT’in yardım TIR’larına ait olduğu iddiasıyla yayınlanan görüntülere ilişkin hiçbir belge ve bilgi yoktur.
http://www.sozcu.com.tr/2015/gundem/mit-tirlari-goruntulerine-engelleme-845511/
CUMHURİYET DÜNYANIN ÖNÜNE KOYDU"
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu"Cumhuriyet, TIR’ların içinde silah olduğunu dünya kamuoyunun önüne koydu. Ben merak ediyorum, hükümet ne diyecek? Siz bir ülkeye gayrimeşru yollardan silah gönderiyor. Müslüman’ı Müslüman’a kırdırıyorsunuz. Bunu yapanların elleri kanlıdır. Kendi ülkesinin çıkarları doğrultusunda hareket etmemektir. Türkiye sadece Ortadoğu’da değil bu görüntülerle dünyada da yalnızlaşacak. Türkiye, Ortadoğu’nun sorunlarını çözmek yerine, Ortadoğu’da sorun yaratan ülke konumuna geldi"
HANGİ GEREKÇEYLE
Bu silahlar nereden geliyor, hangi ülkeden geliyor, nasıl gönderiliyor, hangi gerekçeyle gönderiliyor? Bu silahlar IŞİD’e teslim edilen silahlar mı? Bu nedenle mi IŞİD’e ‘Terör örgütüdür’ denilemiyor? Ellerine silah verdikleri teröristler bizim Musul Konsolosluğumuzu basıp, 49 vatandaşımızı rehin aldılar. Acaba bu silahlarla mı yaptılar bunu? Terör örgütlerine silah gönderen bir siyasal iktidarın yaptığı bu eylemin açıklanması, terörün engellenmesi amacını taşır. Cumhuriyet bu yayınıyla Ortadoğu’daki teröristlere silah gönderen kişileri açığa çıkarmıştır. Terörün önlenmesi açısından çok önemli bir haberdir. Belki bu haber Ortadoğu’ya barışın gelmesinin de ilk habercisi olacaktır.” Okan KONURALP / KÜTAHYA - BİLECİK
"DEVLETİN YALAN SÖYLEDİĞİ BELGELENDİ”
Levent Gök (CHP Grup Başkanvekili)“19 Ocak 2014 tarihinde yakalanan kamuoyunda MİT TIR’ları diye bilinen olayda devletin gizli saklı tertipler içerisinde bulunduğu, yalan söylediği ve halkı da yanıltarak Suriye’deki iç savaşın çatışanlardan biri lehine, onlardan yana tavır koymak suretiyle savaşın da içerisinde bulunduğu bugün bir kez daha belgelenmiş, tescillenmiştir. Son derece vahim bir hadisedir. Türkiye’nin demokratik kültürü, anayasal çizgisi, yurtta sulh cihanda sulh ilkesi ve tüm dış politikası uyarınca Türkiye tarihinde görülmemiş bir hadise saklanmaya çalışılsa da her gün yeni çıkan belgelerle artık reddedilemeyecek bir boyut kazanmıştır.“
“SUÇ, DEVLET SIRRI OLAMAZ”
Mahmut Tanal (CHP İstanbul Milletvekili)
"Devletin suç işleme imtiyazı yok. Suç devlet sırrı olamaz. Gelen ihbar var deniliyor ki bu TIR’ların içerisinde silah, bomba yüklü. Bu ihbarlar geldiği zaman emniyet mensupları ne yapmak zorunda? İlgili Cumhuriyet Başsavcılığı’na ihbar ediyorlar. Cumhuriyet Savcılığı da o TIR’larla ilgili durdurma ve arama kararını veriyor. MİT Kanunu uyarınca MİT istihbarat bilgiyi yapar, silah taşıyamaz. Onun içerisinde ceset, eroin, esrar olsa ne olurdu? Yani devletin suç işleme imtiyazı yok. O mühimmatları, silahları nereye götürüyorsunuz? Devlet bu silahı kime teslim ediyor, terör örgütüne teslim ediyor. Suç işleyenler dışarıda, silah taşıyanlar dışarıda, silah sevkiyatını yapanlar dışarıda, terör örgütüne teslim edenler dışarıda, evrensel hukuk ilkeleri uyarınca görevini yapan Başsavcı, Başsavcı vekili ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin 17 tane personeli cezaevinde"
ALGI OPERASYONU
Naci Bostancı (AK Parti Grup Başkanvekili)
Ben bunu seçimlere doğru algı operasyonu çerçevesinde yapılan bir yayın olarak görürüm. Bunun amacı MİT TIR’ları nedir, ne yapıyor, ne götürüyor, arka bağlamı nedir, buna ilişkin bir hakikat arayışı, bir kamuoyunu aydınlatma arayışı işi değil. 7 Haziran’a odaklı manipülatif bir iş. Cumhuriyet Gazetesi’nin politik pozisyonu belli, ılımlı bir perspektifi yok. Kendi angajmanı doğrultusunda her türlü veriyi seferber etmeye hazır bir yayıncılık yapıyor. Fazladan bir değerlendirmeye de lüzum görmem. Burada muhakkak bir hukuki süreç var, onun tamamlanmasını beklemek gerekir. Hukuki süreç tamamlanmaksızın görüntüyle bir takım yarım yamalak verilerle yapılacak açıklamaları ben olayın aydınlatılması çabası olarak değerlendirmem. Ama bu olayın kendisi mahiyeti itibariyle MİT TIR’larının önünün kesilerek böyle bir aramanın yapılması Türkiye’nin dışarıdaki itibarını zedelemeye dönük provokatif bir iştir. Zaten hukuki süreç bütün bunları da kapsayacaktır.
"TÜRKİYE'NİN GÜVENLİĞİNİ TEHDİT EDİYOR"
Oktay Vural (MHP Grup Başkanvekili)
Çok ürkütücü ve korkunç bir şey. Bir devletin kim olursa olsun bir yerlere silah sevkiyatı meşru mudur, hangi kanun ya da TBMM’nin hangi kararına dayanılarak yapılıyor? Hukuk devletiysek devletin kurumlarının hukuka uyması gerekiyor. Komşumuzda oluşan bir iç savaşın taraflarına silah verilmesi, faili meçhul bir zihniyetin Türkiye’yi yönettiğini ortaya koyuyor. Bu konuda bir çok iddia vardı. Bu iddialara karşı bunun insanı yardım malzemesi olduğu, bunların da Türkmenlere gittiği söylenerek oluyın üstü örtülmek istendi, böylece Türkmenler hedef gösterildi. İnsanı yardımsa neden incelemesi engellendi? AKP Genel Başkan Yardımcısı Yasin Aktay ‘bunlar Özgür Suriye Ordusuna gidiyordu’ diyor. Devleti yönetenler hangi yetkiyle böyle bir silahlandırmayı yapıyor, bir başka devlet yapsa biz ne deriz? Meşruiyeti olmayan bir tabloyla karşı karşıyayız. Devletimizin bugüne kadarki tarihinde bu medeniyet hafzasındaki ihtilaflarda kaba gücün, silahın tarafı, tetikçisi olması, müslümanı müslümana kıydıran bir savaşın tarafı olması gibi utanç verici bir olayı hiç yaşamadık. Görülüyor ki AKP, İsrail’in istediği Suriye’deki vekaleten yürütülen bu savaşı sürdürenlere silah ve lojiktik destek vermektedir. Bu yetkiyi kimden aldınız, İsrail’den gelen talimatı mı uyguluyor sunuz? Savcıların asıl bunu soruşturması gerekir. Çünkü bu olay Türkiye’nin güvenliğini de tehdit ediyor.
O SİLAHLAR BÜTÜN GRUPLARA ULAŞTI
HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş
"Seçime bir hafta kala bütün bunlar daha alenileşmiş oldu. Aslında ilk günden beri biz bunları söyledik, hep tekrarladık. Daha dün önceki gün mitinglerde bunları söyledim. Bunlar yaşandı Türkiye'de. Fakat her şey seçim sonrası artık. Belli olacak. Bütün bu suçlar, günahlar örtülecek mi? Yoksa bu suçları işleyenlerle ilgili en azından bir yaptırım uygulanacak mı? HDP'nin başarısına bağlı. Matematik olarak da bu böyle. HDP başarılı olursa Türkiye'de suç işleme özgürlüğü ortadan kalkar, iyi bir anayasaya kavuşuruz ve herkes geçmişte, yakın zamanda işlediği bütün suçlardan adil bir şekilde sorumlu tutulabilir. Fakat HDP başarılı olamazsa, 8 Haziran'da daha korku ve baskı ortamının arttığı bir Türkiye'ye uyanabiliriz diye biz tedirginiz. Orada Türkiye'nin gönderdiği ne insani yardım, neden silahlar tam olarak amacına ulaştı, gideceği yere gitti diyemeyiz hiç kimse. Eğer Türkiye silah yardımı yapmak istiyorsa oradaki gruplara bunun yasal, resmi yolları ve yöntemleri vardır. İlaç kutularının altına saklayarak falan gönderiyorsanız demek ki bir suç işliyorsunuz. Bu ülkenin parlamentosu var, parlamentosundan karar aldırırsınız, onay aldırırsınız, alenen açık bir şekilde resmi bütçeden parayı harcayarak yaparsınız, resmi sorumluluğunu da üstlenirsiniz bunun. Fakat öyle yapılmadı. Bu silahlar karşıya gittikten sonra, orada kime ulaştığı, nasıl dağıtıldığı konusunda hiç kimse garanti veremez. Çok sayıda grup var ve kesinlikle bu silahlar orada ki bütün gruplara ulaşmış, dağılmıştır, IŞİD dahil olmak üzere. Buna dayanarak bunu söylüyorum ben." Gülseli KENARI-Özkan ARSLAN / DHA
TGC: BASKILAR ENDİŞE VERİCİ BOYUTTA
Gazetecilere Özgürlük Platformu Dönem Sözcüsü ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Başkanı Turgay Olcayto da Cumhuriyet gazetesine yönelik soruşturmaya tepki gösterdi. Olcayto, Türkiye’de medyaya ve gazetecilere yönelik baskıların arttığını belirterek yazılı açıklamasında şunları kaydetti: “Seçime günler kala medya üzerinde baskı oluşturarak halkın haber alma ve gerçekleri öğrenme hakkının önüne geçmek isteyenlere karşı meslektaşlarımızın yanında olduğumuzu duyuruyoruz. Türkiye’de İç Güvenlik Paketi’nin yürürlüğe girmesiyle birlikte gazeteler, televizyonlar, radyolar, internet siteleri ve medya çalışanları üzerindeki baskılar endişe verici boyuta ulaşmıştır. Gazetecileri hedef seçen bu hukuksuz uygulamalara son verilmesini ve alıkonan meslektaşlarımızın serbest bırakılmasını talep ediyoruz.”
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/29144868.asp
Şüpheci Dinsiz
03-06-2015, 08:37
Beklenen oldu, Tayyip Erdoğan, Can Dündar ve Cumhuriyet Gazetesi hakkında -biri ağırlaştırılmış- iki kez müebbet ve 42 yıl hapis istemiyle dava açtı.
Cumhuriyet.com.tr (http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/290383/iddianame_Saray_dan.html)
Cumhuriyet.com.tr (http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/289991/Erdogan_dan_Can_Dundar_a_ve_Cumhuriyet_e_suc_duyur usu.html)
Bunun üzerine, ertesi gün tüm Cumhuriyet Gazetesi yazarları ve çalışanları "Sorumlu benim (http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/289581/SORUMLU_BENiM.html)" dediler.
Bu gün de bazı aydın ve sanatçılar "yanınızdayız (http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/290362/YANINIZDAYIZ.html)" dediler.
Bu sırada haber, dünya basınında (http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/dunya/290367/Tehdit_dunyada_yankilandi.html) da yer buldu. Hatta BM konferansında (http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/dunya/290381/Birlesmis_Milletler_den_MiT_TIR_lari_aciklamasi.ht ml) gazetecilerce konu hakkında sorular soruldu.
Bu arada, HKP (Halkın Kurtuluş Partisi) adlı parti Tayyip Erdoğan, Ahmet Davutoğlu, Efkan Ala ve Hakan Fidan'ı uluslararası mahkemeye (http://odatv.com/n.php?n=mit-tirlari-icin-uluslararasi-mahkemeye-gittiler-0206151200) savaş suçu işledikleri gerekçesiyle ihbar ettiler.
Şüpheci Dinsiz
03-06-2015, 08:56
Haberleri izliyorsanız biliyorsunuzdur. Tayyip Erdoğan ve iki üç teklemeden sonra Ahmet Davutoğlu, silahların Bayırbucak Türkmenlerine gönderildiğini, bunu ise kimsenin ilgilendirmeyeceğini söylüyorlar.
Bayırbucak Türkmenleri kimdir, şu an ne işlerle uğraşmaktadırlar.
Buradaki (http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/213011/Cihatcilara_TSK_dan__topcu__destegi..._br__iste_o_ telefon_konusmalari.html) haberi okuyunuz. Bayırbucak Türkmenleri El-Nusra denen El-Kaide'nin Suriye kolu olan şeriatçı katillerle birlikte el ele verip Suriye rejimiyle savaşan bir grup.
Haberdeki iddiaya göre (ki ses kayıtları var), Bayırbucak Türmenlerinin lideri Türkiye'de TSK'ya belirli koordinatlar vererek TSK'nın Suriye'yi bombalamasını istiyor ve bu isteği yerine geliyor. Böylece yüzlerce Alevi, Ermeni, Ezidi katlediliyor, sürülüyor, malları yağmalanıyor.
Kısacası haber doğruysa, Bayırbucak Türkmenlerine verilen silahlar El-Nusra'ya verilmiş sayılır bu bir, Bayırbucak Türkmenlerinin El-Nusra denen şeriatçı katillerden farkı yok bu iki.
Bu (http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/290425/Suriye_ye_resmi_silah_ihracati.html) ve bu (http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/dunya/290479/ISiD_saldirisinda_olenlerin_tumu_Turkmen_cikti.htm l) haberi de okuyun.
İkinci haberde IŞİD'in katlettiği Türkmenlerin haberi var.
Ortadoğu coğrafyası tam bir cadı kazanı şimdi. Gerçi hep öyleydi.
Bu haberde (http://haber.sol.org.tr/dunya/ingiltere-nusra-cephesine-destek-verdigini-kabul-etti-118352) ise İngiltere'nin El-Nusra'yı desteklediğini açıkça söylediği belirtiliyor.
Bu haberi mutlaka okuyun, geniş bir coğrafyanın neden kanla yıkandığını anlamanıza ipucu olacaktır.
Dialectics
04-06-2015, 09:07
Postalmarx ile yaptığımız tartışmalarda birkaç kere şu meale gelen cümleler söylemişti: "Muhafazakâr yazarlar demokrasiyi, Atarükçülerin yaptığından daha fazla içselleştirdi, bu konuda daha fazla gelişim gösterdi."
Son dönemlerde bazı ilk etapta "yandaş" diye niteleyebileceğimiz yazarları ya da gazeteleri takip etmeye başladım. Evet "hülöğğğ" mantığında olan, ortaya herhangi bir analiz koyamadan karalama kampanyaları ve çeşitli komplo teorileri ile görüşlerini savunmaya çalışan bir güruh olmasına rağmen, kanaatimce arada demokratik yaklaşımlar da sergileyebilen yazılar çıkabiliyor.
Bu da bir örneği:
http://www.timeturk.com/yeni-safak-yazarindan-can-dundar-a-destek/haber-9858
Yeni şafak yazarından Can Dündar'a destek
Yeni Şafak yazarı Ali Bayramoğlu 'Erdoğan'dan Can Dündar'a dava demokrasi açısından usulsüzlük' yazdı.
Kendisi hakkında da defalarca daha sonra 159. maddeye dönüşen Türk Ceza Kanunu'nun 301. maddesi gereğince dava edilen Yeni Şafak yazarı Ali Bayramoğlu, bugün köşesinde Can Dündar'a açılan davayı sert bir dille eleştirdi.
Bayramoğlu köşesinde dün askerlerin benim hakkımda açtırdığı soruştuma ve davalar ile bugün Can Dündar için açılan soruşturma arasında hiç fark yok imasını yaptı ve Erdoğan'ın şahsen yaptığı suç duyurusunun devlet ve yürütmenin yargıya telkini ve müdahalesi olduğunu yazdı.
Bir de bu konuyla ilgili şuna da değinmek isterim. Aslında internetten en çok takip ettiğim gazete Sözcü gazetesidir. Ancak nasıl ki AKP'ye yakın medyayı "yandaş" olarak niteliyor isek, Sözcü vb. türevlerinin de işi abartmaya başladığını ve onların da diğer kutbun "yandaş"lığını yapmaya başladığını düşünüyorum.
Örneğin manşetten bir haber veriyorlar: "Kayseri'de AKP'ye büyük ŞOK". Bir şey oldu sanıyorsunuz, açıp bakıyorsunuz Davutoğlu'nun mitingine ERDOĞAN'ın mitinginden az katılım olmuş. İşte ne bileyim, büyük puntolarla haber geçiyor "CHP'den ERDOĞAN'a tarihi cevap" diye. Açıyorsunuz, K.K "ben kaçaksaraya gitmem" diye cevap göndermiş vs.
Yani hadi diğer taraf "hüloğğğ" modunda da, bu tarafın da tarafsız ve objektif olamasa dahi, buna teşebbüs ettiğini söyleyebilmek de çok zor...
Bayırbucak Türkmenleri kimdir, şu an ne işlerle uğraşmaktadırlar.
.
https://tr-tr.facebook.com/BayirBucakHaber
Postalmarx ile yaptığımız tartışmalarda birkaç kere şu meale gelen cümleler söylemişti: "Muhafazakâr yazarlar demokrasiyi, Atarükçülerin yaptığından daha fazla içselleştirdi, bu konuda daha fazla gelişim gösterdi."
Bu postalmarx'ın tezi değil. Sosyalist solda da bunu söyleyen çokça insan var. Hatta Sevan Nişanyan gibi herhangi bir ideolojik yanaşım sergilemekten uzak insanların bile böyle şeyler söylediğini hatırlıyorum. Bu, belli bir dönem AKP'ye yani İslamcılığa verilen desteğin de neden kaynaklandığının somut örneği.
Burada ben de pek çok defa, pek çok samimi İslamcı'yı en kibar Atatürkçü'ye değişmeyeceğimi söylemişimdir. Atatürkçü'ler, kemalist'ler falan bunlar memlekette kanserleşmiş hücreler. Ne ileriye ne de geriye gidebiliyorlar, tek yapabildikleri bulundukları konumu kazıkla sabitlemek. Halbuki İslamcı tayfadan Levent Gültekin, Ahmet hakan gibi pek çokları bir noktadan sonra davayı bırakıp ilkelerle hareket etmeyi becerebildi.
Konuyla ilgili olarak Akif Beki'nin yazısı da ilginç. Cumhuriyet gazetesinin neyi ne için yaptığından ben pek emin değilim, ancak olan bitenin AKP'nin milliyetçi duruşuna cila çektiğini düşünüyorum.
http://candundar.com.tr/_v3/index.php#!#Did=31476
Bu postalmarx'ın tezi değil. Sosyalist solda da bunu söyleyen çokça insan var. Hatta Sevan Nişanyan gibi herhangi bir ideolojik yanaşım sergilemekten uzak insanların bile böyle şeyler söylediğini hatırlıyorum. Bu, belli bir dönem AKP'ye yani İslamcılığa verilen desteğin de neden kaynaklandığının somut örneği.
Burada ben de pek çok defa, pek çok samimi İslamcı'yı en kibar Atatürkçü'ye değişmeyeceğimi söylemişimdir. Atatürkçü'ler, kemalist'ler falan bunlar memlekette kanserleşmiş hücreler. Ne ileriye ne de geriye gidebiliyorlar, tek yapabildikleri bulundukları konumu kazıkla sabitlemek. Halbuki İslamcı tayfadan Levent Gültekin, Ahmet hakan gibi pek çokları bir noktadan sonra davayı bırakıp ilkelerle hareket etmeyi becerebildi.
Konuyla ilgili olarak Akif Beki'nin yazısı da ilginç. Cumhuriyet gazetesinin neyi ne için yaptığından ben pek emin değilim, ancak olan bitenin AKP'nin milliyetçi duruşuna cila çektiğini düşünüyorum.
http://candundar.com.tr/_v3/index.php#!#Did=31476
Al, benden de o kadar. Hitler neden hep kazanıyordu? Çünkü kendi elleriyle yaptığı olaylarda (örneğin, Reichstag Yangını (http://tr.wikipedia.org/wiki/Reichstag_Yang%C4%B1n%C4%B1)) kendisini her seferinde haklı bir konuma oturtmayı, dolayısıyla bu sayede oyları silip süpürmeyi biliyordu.
Aynı şekilde, MİT Tırları olayı da böyledir. Yani 1 yıllık bir olay neden tam da genel seçimler öncesi piyasaya sürülür?
Herhalde bir haklılığı ortaya çıkartmak olmasa gerek. O halde bu da Reichstag yangını gibi bir olaydır. Yani amaç; sadece karşı tarafa oy kazandırmaktan başka bir şey değildir.
İkinci olarak, her olayda olduğu gibi burada da bir solcu sendromu yaşanıyor. Yani Sevan Nişanyan ya da diğer solcuların ideolojik bir duruş sergilemekten çok, haklı bir noktada konumlanmalı ve bunda ısrarcı olmaları gerekir.
Örneğin, Nazım Hikmet usta, 1954'te ülkenin röntgenini çekerken, o günün en önemli meselenin yurt meselesi olduğunu söyler:
http://www.youtube.com/watch?v=0HGRCXIU61M
Görüldüğü üzere, Nazım Hikmet ideolojik bir duruştan çok, haklı bir noktada konumlanmanın gerektiğini ve bunda ısrarcı olmamızı söylüyor.
İşte bugünün en önemli meselesi neyse Nazım Hikmet gibi önce onu tespit etmeli, sonra onu çözmek gerekiyor.
Benim Nazım Hikmet'ten anladığım budur!
postalmarx
04-06-2015, 17:41
Bence ta en baştan Suriye'dek olayda tarafsız kalacaktık. Elalemin iç savaşında "hangi ata oynamalıyız" gibi tartışmalar yapıldı. İnsanlar ölecek biz "hangi ata oynasak karlıyız" diye düşünüyoruz. Yakışmıyor bunlar.
Bu postalmarx'ın tezi değil. Sosyalist solda da bunu söyleyen çokça insan var. Hatta Sevan Nişanyan gibi herhangi bir ideolojik yanaşım sergilemekten uzak insanların bile böyle şeyler söylediğini hatırlıyorum. Bu, belli bir dönem AKP'ye yani İslamcılığa verilen desteğin de neden kaynaklandığının somut örneği.
Burada ben de pek çok defa, pek çok samimi İslamcı'yı en kibar Atatürkçü'ye değişmeyeceğimi söylemişimdir. Atatürkçü'ler, kemalist'ler falan bunlar memlekette kanserleşmiş hücreler. Ne ileriye ne de geriye gidebiliyorlar, tek yapabildikleri bulundukları konumu kazıkla sabitlemek. Halbuki İslamcı tayfadan Levent Gültekin, Ahmet hakan gibi pek çokları bir noktadan sonra davayı bırakıp ilkelerle hareket etmeyi becerebildi.
Konuyla ilgili olarak Akif Beki'nin yazısı da ilginç. Cumhuriyet gazetesinin neyi ne için yaptığından ben pek emin değilim, ancak olan bitenin AKP'nin milliyetçi duruşuna cila çektiğini düşünüyorum.
http://candundar.com.tr/_v3/index.php#!#Did=31476
Hay Atatürkçüler kadar taş düşsün başınıza :) Bizi hiçbir güç yok edemez oğlum anlayın artık bunu... Atatürk'e ve Atatürkçülere saygıyı öğrenmekten başka çareniz yok, bunu bilin.
bursali68
04-06-2015, 21:05
Merhaba,
Sevgili Neva'nın dediği " Takke-Kel " olayını anlamak için bu habere gerek yok ki...AKLI olan, GÖREBİLEN, ANLAMA KABİLİYETİ olan herkesin çok, hem de çok rahat anlayabileceği, görebileceği, bilebileceği o kadar olay oldu ki şu son 12 yılda...Bu olay KAPI TOKMAĞI sadece...!
Sağlıcakla kalınız...
postalmarx
04-06-2015, 21:23
Hay Atatürkçüler kadar taş düşsün başınıza :) Bizi hiçbir güç yok edemez oğlum anlayın artık bunu... Atatürk'e ve Atatürkçülere saygıyı öğrenmekten başka çareniz yok, bunu bilin.
Sen ruh hastası mısın? "Yok etmek" falan nedir? Savaş mı bu? Olaya bakışınız bu şekilde mi yani? Ülke içinde farklı görüş sahibi vatandaşlara karşı savaş mı yürütüyorsunuz? Siyasetten anladığınız bu mu?
Sen ilk önce şunu anla ki bu ülkenin değirmeni senin kendi cebinden veya topyekün Atatürkçülerin cebinden dönmüyor. Bu ülkenin bütçesinde herkesin parası var. Ona göre de herkesin konuşma hakkı var. Sen önce bunu bir idrak et. Sonra da haddini bil.
Atatürkçüler ile ilgili sorun tam da bu saygı meselesi zaten. Sizin saygıyı öğrenmeniz gerekiyor. Ülkenin babanızın malı olmadığını idrak etmeniz gerekiyor. Bugüne kadarki imtiyazlı kibirli haliniz bir gaspın neticesi idi. Bu ülkenin ordusu size bu imtiyazı mümkün kılıyordu. Halbuki o ordunun generalleri kendi ceplerinden o ordunun masrafını ödemiyor. Ellerindeki silahların parasını ceplerinden ödememişler. Vatandaşlar olarak hepimiz bunu ödüyoruz. Generallerin maaşını da ödüyoruz. Generallerin emir verdiği insanlar da gene bizim evlatlarımız. O orduyu beslememizin sebebi kalkıp bize atar yapması, elinde bizim ona verdiğimiz silahla bizi tehdit etmesi değil. Dışarıya karşı kendimizi korumak amacıyla bu orduyu biz besliyoruz.
Atatürke saygı duyup duymayacağımıza biz karar veririz. Tam 90 sene bu ülkeyi gasp etmiş olan bir avuç insan çocuklarımıza okullarda Atatürk tapımını dayattı. Buna rağmen bugün itibariyle bu ülkede Atatürkçü partinin aldığı oy %30'u geçmiyor. Bu saatten sonra Atatürke saygı işini sen unut. 90 senelik beyin yıkamadan sonra hala bu işi tutmadıysa daha da tutmaz. Partinizin aldığı oy oranı belli.
Hayırlısıyla Yeni Anayasa ile Atatürkü tamamen özelleştireceğiz. Tapmak isteyen gidip özelinde tapsın. Devlet dairelerinden, okullardan heykelini, müfredattan yalanlarını çıkaracağız. Sen kendi evladına evinde Atatürk tapımını öğretirsin. Biz kendi vergilerimizle kendi evlatlarımıza ne öğretileceğine artık kendimiz karar vereceğiz.
Bu millete saygıyı öğrenmekten başka çareniz yok, bunu bilin.
Ben Shibumi'ye yanıt yazdım sen neden üzerine alındın ki? Bak Shibumi ne demiş
... pek çok samimi İslamcı'yı en kibar Atatürkçü'ye değişmeyeceğimi söylemişimdir. Atatürkçü'ler, kemalist'ler falan bunlar memlekette kanserleşmiş hücreler. Ne ileriye...Kanserleşmiş hücrelere ne yapılır? Yaşamalarına izin mi verilir, yok mu edilirler? Madem Shibumi'den önce atıldın konuya, buna sen yanıt ver. Benim bildiğim kanser hücreleri vücuttan temizlenir. Geçenlerde marksist Roni'den de bu minvalde bir video paylaşmıştım, o da Atatürkçüleri apo teröristinin eline verme fantazileri kuruyor. Bu tiplere diyorum ki "daha çok ıslak rüyalar görürsünüz". Lafla olmaz o işler, icraat görelim bakalım neler olacak, dediğim bu.
postalmarx
04-06-2015, 22:56
Ben Shibumi'ye yanıt yazdım sen neden üzerine alındın ki? Bak Shibumi ne demiş
Kanserleşmiş hücrelere ne yapılır? Yaşamalarına izin mi verilir, yok mu edilirler? Madem Shibumi'den önce atıldın konuya, buna sen yanıt ver. Benim bildiğim kanser hücreleri vücuttan temizlenir. Geçenlerde marksist Roni'den de bu minvalde bir video paylaşmıştım, o da Atatürkçüleri apo teröristinin eline verme fantazileri kuruyor. Bu tiplere diyorum ki "daha çok ıslak rüyalar görürsünüz". Lafla olmaz o işler, icraat görelim bakalım neler olacak, dediğim bu.
Shibumi eğer öyle bir niyetle dediyse ayıp etmiş. Ki zannetmiyorum, kendisinin yazılarını gördüğüm kadarıyla demokrat bir insan olduğunu tahmin ediyorum.
Atatürkçülerin zihniyetini eleştirmek ayrı şeydir, Atatürkçü insanlara "kanserli hücre" demek ayrı şeydir. Kendisinin bunu dediğin manada söylemiş olduğunu sanmıyorum.
Roni ise önemsizdir. Kimse onun o saçma lafını burada savunacak değil.
Şüpheci Dinsiz
05-06-2015, 17:02
Sevgili Shibumi çok önemli bir noktaya değinmiş.
[...]
Halbuki İslamcı tayfadan Levent Gültekin, Ahmet hakan gibi pek çokları bir noktadan sonra davayı bırakıp ilkelerle hareket etmeyi becerebildi.
[...]
Bu (bağnaz) kişiler sistemi kötüleyerek yetiştirilmişlerdi, haliyle kötüledikleri sisteme entegre olmadılar, kötülemeye devam ettiler. Sistem de bunları içine almadı, kaka ilan etti. İktidara geldiklerinde (çok azınlıkta) bazılarının bakış açıları olumlu yönde değişti, bazıları intikam fırsatı buldu, intikamını aldı/alıyor, bazıları basitçe küpünü doldurdu/dolduruyor.
Demek ki, insanları kamplaştırmadan, ötekileştirmeden, aşağılamadan sisteme dahil etmek bazı insanların önyargılarını kırmasına yardımcı oluyor.
Demek ki, din/mezhep/ırk/etnisite ayırımı yapmayan özgürlükçü bir anayasa yapılsa, uygulansa, geliştirilse halklar ortak müştereklerde buluşacak, düşmanlıklar azalacak, zamanla bitecek.
farketmez
05-06-2015, 18:31
Ülke insanı sürekli ülkeyi karıştıran dış güçlerden bahsedip eleştirir. ama kendi ülkesi komşu ülkeye silah gönderip çatışmalara katkı sağlayınca bunu hiç dikkate almaz. bu açıdan bakmaz :)
LaIlaheIllallah
05-06-2015, 21:51
Yobazlığı bitirmemiz lazım. Kemalist yobazlar da dinciler kadar gerikafalı olabiliyor
spartacus
05-06-2015, 22:21
Ülke insanı sürekli ülkeyi karıştıran dış güçlerden bahsedip eleştirir. ama kendi ülkesi komşu ülkeye silah gönderip çatışmalara katkı sağlayınca bunu hiç dikkate almaz. bu açıdan bakmaz :)
Ülke ülkesi değildir, yurdu, yurdu değildir, önce bunu bilmez ki :) Kim yapıyor ülke mi? Ülke denince kimler dahildir ki, toplumu abuk subuk etiket, sembolle kandırıp göbek büyütenler ve hizmetkarı oldukları sermaye kesimleri midir? %1! %99 ne zaman, nerede Suriye üzerinde oyun oynadı ki?
Suriye'de tabi yapacaklar, çünkü Suriye'de düşerse birilerinin köpekliğini yaptığı küçük bir azınlık, oranın insanının, toprağını, hatta kanını emebileceği fırsattan pay kapacak. aslan payı elbette büyük kapitalist ülke sermayelerinin... Ha halkların payına ne kalır, ölüm, sefalet, cehalet, biribirinin kaşı, gözünü deşmek hayalleri kalır başkası olmaz. Bu gün ölüm Suriye'de kol gezer, sırf 3-5 götü büyüğün yeşil doları için, yarın İran'da, bir gün Türkiye'de bu işler böyle...
Doğru soru şu? Ülke mi? hangi ülke? Kimin ülkesi, kimin devleti, kimin hükümeti? %1'in! Zaten baş-a-bakan asgari ücretin artımı konusunda TÜSİAD'a şikayet, sitem etmedi mi?!! Bu başabakan kimin başabakanı? Takke düştü kel göründü ama bu toplum anlamaz. Yine 1500 TL asgari ücret bu ülke işçisine zulümdür demedi mi?(açlık sınırı ise 1500 TL değil, aslında 2500 TL altı, yoksulluk ise 4.000 TL altı)Neyse şablon olarak dile getirdim, gerçekler hem acı hem daha detaylı...
Asgari ücret nasıl belirlenir? İşçi sendikalrını temsilen, işveren sendikalarını temsilen, birde HALKI temsilen vekiller gider, halkı temsil etmesi gereken vekiller, TÜSİAD'ı temsil eder, bir olur, işçi sendikasını ezer(e buda halkın örgütü, işçilerde halk(aslında hayatı üreten-yaratan ana sınıf ama neyse)), masa başından hep halk yenik ayrılır, hükümetler villa, yat, katlar içinde yaşayanlar için mağdurluk taslar, üzülür, bin parça olur, önlerine kemik atılır yerler -biz buna kapitalist demagograsi diyoruz, sonuçta halk temsile dilmiş mi(?) edilmiş, işçide edilmiş mi edilmiş, işveren de eeee sonuç demagograsi :)
Hükümet elbette Suriye'de kan peşidne koşacak, çünkü, %1 içinde berlirli bir sermaye kesimi bunu dayatıyor! ben diyor orada inşaat(yerle bir oldu zaten), ilaç, silah, sağlık, gıda(!) sektöründe mallarımı pompalayacağım, kaç kişi ölecekmiş umrumda değil, öldürün, yerine de kukla bir hükümet dikin bana boyun eğsin, bol bolda etiket, bayrak, dini sembolleri sallasın ki toplum uyanmasın, ama benim sermayem genişlesin, ülke sınırlarını aşsın, sadece kendi insanımı sömrümekle, semirmekle daha böyük olmuyorum, mümkünse diyor Afrikalara taaa Somalilere kadar gidin diyor, oralarda da herkes birbirini öldürsün, petrolden pay alabilirim, alamazsam diretirsiniz(diplomatik yollarla) inşaat, konfeksiyon, gıda vb alanlarda pompalayabilirim, hatta oralarda işletmeler kurup, çok düşük rakamlara insan emeğini de sömürebilirim vb diyor... yani bildik şeyler değil, sermaye feci bir şeydir, tarifi uzun sürer, kişiler, şahısları tartışmak anlamsızdır, sermaye kişileride, şahıslarıda, onların duygularınıda, iradeyi de aşar, Ali yapmazsa Veli yapar, bu insanın duygu-egosunu da aşan farklı bir potansiyelde canavara dönüş-tür-me zeminidir, işler ve işler, A gider, B gelir, zemin değişmedikçe, hiç bir şey değişmez, artık her insan bir şeyin kölesidir, işçi, patronun, patron ise sermayenin-paranın...
neyse uzamasın, ülke mi, Osmanlı saraylıların ülkesi idi, Türkiye'de saraylıların ülkesidir.
Ne denmişti Fransa'da taaa iki yüzyıl önce!
Saraylara savaş Kulübelere Barış. Toplum bunu anlamadıkça, daha çoook semer vuran olacak, çünkü toplum semer vuranlara öl de ölelim, vur de vuralım diyor... Sebep?
Hayırlısıyla Yeni Anayasa ile Atatürkü tamamen özelleştireceğiz. Tapmak isteyen gidip özelinde tapsın. Devlet dairelerinden, okullardan heykelini, müfredattan yalanlarını çıkaracağız. Sen kendi evladına evinde Atatürk tapımını öğretirsin. Biz kendi vergilerimizle kendi evlatlarımıza ne öğretileceğine artık kendimiz karar vereceğiz.
Bu millete saygıyı öğrenmekten başka çareniz yok, bunu bilin.
Bu millete hiç saygı göstermiyorum Bostalmarx. Bu da benim tercihim.Saygıya değecek bir şey göremiyorum heleki son dönemlerde iyice dilencileşti onursuzlaştı kendini iyice aşağıladı.
Demek bazıları kendi tapınaklarını kendi imkanları ile yapacak sizde kendi tapınaklarınızı vergilerle yapacaksınız. Bizim vergilerimiz ne olacak devlet nasıl ayıracak bizi sizden.
Sizde kendi tapınaklarınızı kendi imkanlarınızla yapın devlet bizim vergilerimizi saraylara imamlara camilerin giderlerine yatırmasın çokmu hoşumuza gidiyor minareden çıkan bed sesler.
Müfradattan ezanlarıda kaldırın uyduruk Osmanlı hikayelerinide hatta muhammedinizi de mecburmuyuz size benzemeye.
tarih en gerçekçi bilimdir atatürküde ve onun içtiği kulüp rakısınıda muhammedin 12 yaşında bir çocukla gerdeğe girdiğinide yazacak birine tü kaka diğerine muberek diyemezsin. Hepsini bileceğiz.
Evet bir şey kutsallaştımı onun değeri farlı olur artık inanç şekline dönüşür bilim olmaktan çıkar.M.Kemalin bu derece kutsal olması aslında ona gerçek değrinin verilmemesidir. Ama devletlerin tarihinde bu tür şeyler oluyor hangi devlette yokki. Birini yerin dibine batırdınmı bir diğerini kabeye oturtursan karşına başka bir kabe dikilir.
En uygunu aklınla düşünüp aklınla eleştirmektir kalbinle düşünüp aklınla eleştiri olmuyor.
Kemalizm osmalıcılığa göre daha ileri idolojidir.Bu gün kemalizm dünya küresel sistemine göre geri düşümüştür ama osmalıcılık ondanda gericiliktir.
Onun için kemalizm,in yerine osmalıcılığı veya islamcılığı koyduğunda kemalden daha gerici olunur.
Hiç bir tarihin geri fitesi yoktur
postalmarx
05-06-2015, 23:56
Demek bazıları kendi tapınaklarını kendi imkanları ile yapacak sizde kendi tapınaklarınızı vergilerle yapacaksınız. Bizim vergilerimiz ne olacak devlet nasıl ayıracak bizi sizden.
Ben de bunu diyorum işte. Herkes vergisine sahip çıksın. Devletin bir ortak fon toplamaktan ibaret olduğunu, hepimizin arasındaki bir sözleşmeden ibaret olduğunu bir görelim. "Devlet" diye kendi kendine varolan metafizik bir varlık yoktur. Bunun tek temeli bizim aramızdaki rıza temelli bir ortaklıktır, bir ortak fon oluşturmaktır. Bunu önce bir anlıyalım. Kendi paramızla rezil olmayalım.
Aksi halde şu anki gibi hezeyanlı bir siyaset ortamı olacaktır. Muhafazakarlar "Allah memleketi bize verdi, Fatih Sultan Mehmetin torunuyuz susun lan" der. Atatürkçüler "Atatürk memleketi bize bıraktı, sus otur aşşaa" der. Halbuki herkes "vergi veriyorum söz hakkım var" demeli, söze böyle başlamalı.
Ona göre de bütçenin neye nasıl ne kadar harcanacağına hep beraber karar verilmesi gereği ortaya çıkacak. Dediğin gibi bütçenin adaletsizce belli kesimlerin veya ideolojilerin lehine diğerinin aleyhine harcandığı insanlara ayan olacak. Şu anda kimse olaya bu şekilde yaklaşmıyor. Birbirimizi yiyoruz ama asıl aradığımız kelimeleri bulamadığımız için de kavga ediyoruz.
Alevi desin ki "ne diye benim vergimle camiler finanse ediliyor da cemevleri finanse edilmiyor? Ne diye Diyaneti benim vergim de finanse ediyor ama bu kurum benim dinimi tanımıyor?"
Kürt desin ki "ne diye benim vergimle benim çocuğuma okulda kendi anadili öğretilmiyor? Ne diye benim vergimle işleyen devlet kurumları benim yöremde benim dilimde hizmet vermiyor?"
Muhafazakar desin ki "ne diye benim vergimle çalışan bu devlet kurumları benim türbanlı kızımı istihdam etmiyor? Ne diye benim çocuğum okulunda o heykele taptırılıyor? Ne diye benim vergimle finanse edilen Ordu bana ve benim gibi mütedeyyin kesime tavır yapıyor?"
Laik Atatürkçü de desin ki "ne diye benim vergimle benim çocuğuma okulda belli bir din dayatılıyor? Ne diye benim inanmadığım bir din devletin ideolojisi haline getirilmeye çalışılıyor? Ne diye benim vergimle belli bir siyasi partinin propagandası finanse ediliyor?"
Böyle olunca bir ortak paydada buluşulması gerektiği ister istemez ortaya çıkar. Demokrasi olmak için, özgür insanların oluşturduğu bir toplum olmak için önce bu idrake varmamız şart. Yani haraç değil vergi verdiğimizin idrakine.
Böyle görünce olayı ta en baştan, pekçok şey yerli yerine oturacaktır. Devletin dinlere, mezheplere, etnikliklere, ideolojilere, tarihsel "ulu önderlere" ve güncel "liderlere" eşit mesafede olması gerektiğini herkes anlar idrak eder, çünkü devlet bu kadar farklı insanın arasındaki bir sözleşmedir ve bu sözleşmenin temel olayı da ortak bir para toplamaktır ki bu para sonra bütün kamu işlerinde harcanıyor.
Bunun idrakine varıp tüm siyaseti bu temelde kurarsak sorunlarımızın da en büyük kısmı çözülmüş olur. Bizim devletimiz de artık diğer medeni memleketler gibi rutin devlet işlerine bakar. Kendi vatandaşını haraca bağlamaya çalışmaz, ayar vermeye, adam etmeye çalışmaz. Enerjisini bu haraca bağlama durumunu makul göstermeye harcamaz. Bunun içindir ki insanlara bir dolu yalanlar anlatılıyor. "Dış mihraklar" deniyor. O taraftan "İrtica" deniyor. Bu taraftan "İsrail" deniyor. Her taraftan "Bölünecez" deniyor. Envay çeşit göz boyama ile bu haraca bağlama durumu saklanmaya çalışılıyor.
Bütün bu salaklığın tek adı vardır: İnsanın kendi parasıyla rezil olması.
Bu millet Osmanlı sülalesine yüzyıllarca haraç ödedi. Atatürk döneminde de "vergi" adı altında tüm memleket gene haraca bağlandı çünkü kimse bu verginin nasıl harcancağında söz hakkına sahip olmadı. Bu haraca bağlanmış olma durumu bizim geleneğimiz haline geldi. İnsanlar daha hala "vergi veriyorum" diye hesap sorabilme cesaretine sahip değil. Öyle ağzımıza sıçılmış bir milletiz.
Bu yüzden ki insanlar kızınca "nerde bu devlet!" diyor. Devletin kendine has bir varlığı olduğunu sanıyor. Kendi parası var, kendi iradesi var. Böyle mistik metafizik birşey. Hatta bazı Kurtlar Vadisi bölümlerinde bu büyük harfle Devleti tasvir bile etmişlerdi. Bir tahtta gölgede oturuyordu, yüzü görünmüyordu. Ortaçağdan fırlamış gibi kolsuz deri yelek giymiş gardiyanlar meşaleler altında kollarını kavuşturmuş nöbet tutuyordu. Sosyolojik açıdan hastalıklı bir durum bu. 2015 yılındayız ve bir toplum olarak siyasi olgunluğumuzun seviyesi budur.
Sevgili arkadaşlar,
MİT tırlarının durdurularak aranması olayını hatırlarsınız. Hükümetin iddalarına göre bu TIRlarla Türkmenlere ilaç gönderilmişti. Yalan olduğunu, şeriatçı katillere silah gönderildiğini biliyorduk, şimdi Cumhuriyet gazetesi savcılıktaki görüntülere ulaşmış ve bugün bu görüntüleri yayınladı.
Cumhuriyet.com.tr (http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/287071/iste_Erdogan_in_yok_dedigi_silahlar.html)
İşte yok denilen silahlar...
http://www.cumhuriyet.com.tr/Archive/2015/5/28/287071_cover_mainslider_big.jpeg?lastModified=1432 842480245
Konuyla ilgili diğer linkler:
http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/287051/Savcilar_ne_demisti_.html
http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/228725/MiT_suc_isledi.html
http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/287063/MiT_TIR_lari_olayinda_savcilar_ve_AKP_liler_bakin_ ne_demisti_.html
Ne o öyle: Cum mum...!
Şimdi şu linki adres satırına aynen kopyalayıp izleyin de, ondan sonra konuşun:
http://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&v=QC3PU5JPAN0#t=319
La Stampa: Hepimiz neden Cumhuriyet değiliz?
Italya'nın en eski gazetelerinden biri olan ve merkez-sol çizgide yayın yapan La Stampa'da, Antonella Rampino imzasıyla yayımlanan yorumda şu ifadeler yer aldı:
"Neden 'Je suis Charlie Hebdo' demiş olan bizler bugün 'Hepimiz Cumhuriyet'iz' demiyoruz? Neden her türden özgürlüğün aracı olan sosyal medyada sessizlik hakim ve öfke yükselmiyor?
Halife tarafından yönlendirilen kanlı terör saldırılarından sonra milyonlarca Avrupalıyı sokaklara döken ama Türk ajanların Suriyeli isyancılara silah gönderdiğini belgeledi diye bir gazetenin yayın yönetmenini iki kez ömür boyu hapis gerektiren suçlarla itham eden, tüm özgür basını tehdit eden bir cumhurbaşkanının karşısında susmamıza yol açan ne?"
"Elbette iki olay birbirinden çok farklı. Bir tarafta, Avrupa topraklarında, Paris'te, bir saldırı, diğer tarafta ise Avrupa'nın ucundaki bir ülkede, yakında anayasal olmaktan çıkabilecek özgürlükler konusunda gerileme söz konusu."
"Türkiye'ye verilen AB sözünün yerine getirilmemesinin bu ülkeyi gittikçe yalnızlaştırdığı belirtilen yazıda, "Bugün ülke neo-Osmanlı İslamcılığına sürükleniyor ve otokrasiden bir adım uzakta bulunuyor" denildi.
--------------
Peki Avrupalı gazeteciler nerede? Avrupa nerede? Ayın 7'sinde Erdoğan, Anayasayı değiştirmeye ve daha fazla gazetecinin tutuklanmasına yetecek bir çoğunluk kazanırsa ne olacak? Burada, Avrupa'da, ekonomik kriz hala ısırıyor, hatta orta sınıfı yutuyor, ama hala refah tarafından uyuşturulmuş durumdayız. Avrupa, kendisini bu refah olmaksızın hayal bile edemez, üstelik gerçeklerden kaçınmak pahasına bile olsa. O kadar uyuşmuşuz ki, yine kapımızın önünde yaşananları fark edemiyoruz. Geçmişte Balkanlarda, Mağrip'te ve Ortadoğu'da olduğu gibi başka kötülüklerin habercisi olduğunu fark edemiyoruz."
http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2015/06/150605_la_stampa_cumhuriyet
Nevandaar
04-08-2015, 21:10
Mit yoluyla çeşitli islamcı gruplara gönderilen silahların bu kadar tartışma yaratması, bir türlü sonlanmayıp sürekli tekrar ve takrar ısıtılması biraz garip değil mi sizce?
Bizzat abd eliyle büyütülen peşmerge grupları, yine abd eliyle büyütülen korunan pyd'ye silah gönderdiler türkiye üzerinden herhangi bir gizlilik olmadan.
Işid, öso şu bu eyvallah vahşi, terörist vesair de silahlı kürt grupları terörist değil mi?
Onlar vahşi ve işgalci değil mi?
Neden pyd, ypg vesair silahlı kürt terör gruplarıyla alakalı tepki gösterilmiyor medyada, veyahut sizler tarafından?
Bu grupların yaralıları Türkiyede hastanelerde tedavi edilmiyor mu?
Peşmergenin geçiş sırasında yediği yemeğin parasını bile türk halkı ödemedi mi?
Neden silahlı kürt gruplarına karşı sessiz olunurken diğer gruplara karşı ortalık velveleye veriliyor?
Pkk ve türevlerine, tüm ortadoğu coğrafyasına baktığımızda kürtlerin hatrı sayılır bir kısmı destek veriyor da ışide vermiyor mu?
Işid için savaşa gelenler marstan mı geliyor?
Büyük çoğunluğu direkt olarak suriye ve ırakın yerlisi araplar.
Neden ışid ve türevleri yok edilmesi gereken caniler iken en ufak bir saklama olmadan abd ve batı tarafından kollanan yardım edilen kürt gruplar şeker çocuk?
Dialectics
27-03-2016, 12:35
http://www.cumhuriyet.com.tr/m/haber/turkiye/504415/Can_Dundar_dan_Tarihi_Savunma...._Yarginin_bagimsi zlik_davasi.html
Bir ülke düşünün:
İstihbarat teşkilatının silah taşıdığı TIR’lar, 150 jandarma tarafından durdurulsun.
Jandarma İstihbarat subayları ile milli istihbaratın elemanları birbirlerine silah çeksin.
Jandarmalar, istihbaratçıları kelepçelesin.
Devletin valisi, “TIR’ları bırakın” diye jandarmaya talimat versin.
Jandarma dinlemesin. TIR’ların önünü kesen istihbaratçılar anahtarları alıp kaçsın; yumruklaşmalar sonunda anahtarları geri alan jandarma TIR’ları parka çeksin.
Bütün bunlardan MİT bölge başkanının haberi olmasın.
Vali gelip TIR’ların kasasının açılışına ve silahların görüntülenişine nezaret etsin.
O kasalardan, ilaç kutularının altına gizlenmiş halde, 2 bin havan ve top mermisi, 80 bin makineli tüfek mermisi çıksın.
O sırada Emniyet Müdürü gelip polislere TIR’ların etrafını çevirme emri versin.
Ve TIR’lar yeniden MİT’e teslim edilip silah yüklü şekilde sınırı geçsin.
Bir devletin polis, jandarma ve istihbaratçıları, silah dolu bir TIR önünde güpegündüz, ortalık yerde, birbirine silah çeker ve çatışmanın eşiğine gelirse, kusura bakmayın, bu, dünya çapında bir skandaldır ve çok büyük bir haberdir. Dünyanın her yerinde gazetecilere sorabilirsiniz. Bu haberi yapmayana gazeteci denmez.
Nitekim biz bu tablonun vahametini “Devletin bittiği an” manşetiyle verdik.
ASIL SUÇLULAR YALAN SÖYLEDİ
İşin bir başka boyutu da yetkililerin her birinden ayrı bir açıklama gelmesiydi.
İstanbul Başsavcı vekili, “Görüntüler kurgu” diyerek erişim yasağı getirdi ve soruşturma başlattı.
Adana savcılığı da “Gerçeği yansıtmayan, sahte görüntüler yayınladığımız” gerekçesiyle soruşturma açtı.
Görüntüler gerçek değilse niye sır kabul ediliyordu ki?
Sahte görüntülerle nasıl casusluk yapılırdı ki?
Sonra komik olduğunu anladıkları bu iddiadan vazgeçtiler.
Bu sefer de “Silah yoktu, insani yardım malzemesi taşınıyordu” yalanına sığındılar.
Oysa o zamana kadar gönderilen insani yardımlar, propaganda amacıyla hep teşhir edilmişti. Bu sefer gizlenmesinin nedeni silah naklediyor olmasıydı.
MİT, yurtdışına silah sevkinin yasadışı olduğunu bildiği için, savcılığa, bunun Türkiye’deki birimler arası nakil işlemi olduğunu söyledi.–ki aslında buna da yetkisi yoktu, ama söylenen yine yalandı.
Başbakanı Davutoğlu, 29 Mayıs’ta Fransız Haber Ajansı’na “Yardım Özgür Suriye Ordusu’na gidiyordu” dedi. Ertesi gün Ankara’da fikir değiştirdi, “”O yardımlar Suriye’de Bayırbucak Türkmenlerine gidiyordu” diye düzeltti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan da aynı görüşü tekrarladı; “Türkmenlere insani yardım yolluyorduk” dedi.
Oysa silahlar Türkmenlere gitse, onlara yakın bir sınır kapısı tercih edilmeliydi; Reyhanlı kapısı, Nusra Cephesi’ne yakındı.
Nitekim Bayırbucak Türkmen cephesi komutanları kendilerine böyle bir silah yardımı ulaşmadığını açıkladı.
O dönem MHP’de Genel Başkan Yardımcısı olan, halen Başbakan Yardımcısı koltuğunda oturan Tuğrul Türkeş, “Bizim o bölgeyle irtibatımız var. Huzurunuzda yemin ediyorum: Vallahi de billahi de o silahlar Türkmenlere gitmiyordu” dedi.
Kaldı ki Türkmenlere gidiyor olması, devletin illegal silah taşımasını meşru kılmıyordu.
TIR’larda silah olduğu görüntülerle ortaya konunca Erdoğan, “Silahsa silah, ne olmuş yani” deme noktasına geldi.
Devletin, istihbarat teşkilatı eliyle, illegal yoldan komşu ülkeye silah sevk ettiği apaçık ortaya çıktı.
TIR’lardan çıkan mühimmat, orada tespit edilmiş ve jandarma kriminoloji laboratuvarınca belgelenmiş, rapora dökülmüştü.
O raporlar da gazetemizde yayımlandı.
Şimdi bu raporlardan dolayı da yargılanıyoruz.
Yapılan, hem ulusal ölçekte, hem uluslararası ölçekte suçtu.
Ama suçlular değil, suçu ortaya çıkaranlar suçlandı.
Çevirme kararını veren savcı, emri uygulayan jandarma komutanları, hâkimler, hatta silahları koklayan polis köpeğinin görevden alındığı açıklandı.
Ancak bu illegal operasyonda görev alan, yasalara aykırı olarak silah nakli yapan hiçbir hükümet veya istihbarat yöneticisi sorgulanmadı.
Hükümet işlediği suçun, istihbarat teşkilatı beceriksizliğinin hesabını vereceği yerde, suçu ortaya çıkaranlara saldırmayı tercih etti. Suçlular değil, biz karşınıza geldik.
"
Dialectics
27-03-2016, 12:35
http://www.cumhuriyet.com.tr/m/haber/turkiye/504415/Can_Dundar_dan_Tarihi_Savunma...._Yarginin_bagimsi zlik_davasi.html
Bir ülke düşünün:
İstihbarat teşkilatının silah taşıdığı TIR’lar, 150 jandarma tarafından durdurulsun.
Jandarma İstihbarat subayları ile milli istihbaratın elemanları birbirlerine silah çeksin.
Jandarmalar, istihbaratçıları kelepçelesin.
Devletin valisi, “TIR’ları bırakın” diye jandarmaya talimat versin.
Jandarma dinlemesin. TIR’ların önünü kesen istihbaratçılar anahtarları alıp kaçsın; yumruklaşmalar sonunda anahtarları geri alan jandarma TIR’ları parka çeksin.
Bütün bunlardan MİT bölge başkanının haberi olmasın.
Vali gelip TIR’ların kasasının açılışına ve silahların görüntülenişine nezaret etsin.
O kasalardan, ilaç kutularının altına gizlenmiş halde, 2 bin havan ve top mermisi, 80 bin makineli tüfek mermisi çıksın.
O sırada Emniyet Müdürü gelip polislere TIR’ların etrafını çevirme emri versin.
Ve TIR’lar yeniden MİT’e teslim edilip silah yüklü şekilde sınırı geçsin.
Bir devletin polis, jandarma ve istihbaratçıları, silah dolu bir TIR önünde güpegündüz, ortalık yerde, birbirine silah çeker ve çatışmanın eşiğine gelirse, kusura bakmayın, bu, dünya çapında bir skandaldır ve çok büyük bir haberdir. Dünyanın her yerinde gazetecilere sorabilirsiniz. Bu haberi yapmayana gazeteci denmez.
Nitekim biz bu tablonun vahametini “Devletin bittiği an” manşetiyle verdik.
ASIL SUÇLULAR YALAN SÖYLEDİ
İşin bir başka boyutu da yetkililerin her birinden ayrı bir açıklama gelmesiydi.
İstanbul Başsavcı vekili, “Görüntüler kurgu” diyerek erişim yasağı getirdi ve soruşturma başlattı.
Adana savcılığı da “Gerçeği yansıtmayan, sahte görüntüler yayınladığımız” gerekçesiyle soruşturma açtı.
Görüntüler gerçek değilse niye sır kabul ediliyordu ki?
Sahte görüntülerle nasıl casusluk yapılırdı ki?
Sonra komik olduğunu anladıkları bu iddiadan vazgeçtiler.
Bu sefer de “Silah yoktu, insani yardım malzemesi taşınıyordu” yalanına sığındılar.
Oysa o zamana kadar gönderilen insani yardımlar, propaganda amacıyla hep teşhir edilmişti. Bu sefer gizlenmesinin nedeni silah naklediyor olmasıydı.
MİT, yurtdışına silah sevkinin yasadışı olduğunu bildiği için, savcılığa, bunun Türkiye’deki birimler arası nakil işlemi olduğunu söyledi.–ki aslında buna da yetkisi yoktu, ama söylenen yine yalandı.
Başbakanı Davutoğlu, 29 Mayıs’ta Fransız Haber Ajansı’na “Yardım Özgür Suriye Ordusu’na gidiyordu” dedi. Ertesi gün Ankara’da fikir değiştirdi, “”O yardımlar Suriye’de Bayırbucak Türkmenlerine gidiyordu” diye düzeltti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan da aynı görüşü tekrarladı; “Türkmenlere insani yardım yolluyorduk” dedi.
Oysa silahlar Türkmenlere gitse, onlara yakın bir sınır kapısı tercih edilmeliydi; Reyhanlı kapısı, Nusra Cephesi’ne yakındı.
Nitekim Bayırbucak Türkmen cephesi komutanları kendilerine böyle bir silah yardımı ulaşmadığını açıkladı.
O dönem MHP’de Genel Başkan Yardımcısı olan, halen Başbakan Yardımcısı koltuğunda oturan Tuğrul Türkeş, “Bizim o bölgeyle irtibatımız var. Huzurunuzda yemin ediyorum: Vallahi de billahi de o silahlar Türkmenlere gitmiyordu” dedi.
Kaldı ki Türkmenlere gidiyor olması, devletin illegal silah taşımasını meşru kılmıyordu.
TIR’larda silah olduğu görüntülerle ortaya konunca Erdoğan, “Silahsa silah, ne olmuş yani” deme noktasına geldi.
Devletin, istihbarat teşkilatı eliyle, illegal yoldan komşu ülkeye silah sevk ettiği apaçık ortaya çıktı.
TIR’lardan çıkan mühimmat, orada tespit edilmiş ve jandarma kriminoloji laboratuvarınca belgelenmiş, rapora dökülmüştü.
O raporlar da gazetemizde yayımlandı.
Şimdi bu raporlardan dolayı da yargılanıyoruz.
Yapılan, hem ulusal ölçekte, hem uluslararası ölçekte suçtu.
Ama suçlular değil, suçu ortaya çıkaranlar suçlandı.
Çevirme kararını veren savcı, emri uygulayan jandarma komutanları, hâkimler, hatta silahları koklayan polis köpeğinin görevden alındığı açıklandı.
Ancak bu illegal operasyonda görev alan, yasalara aykırı olarak silah nakli yapan hiçbir hükümet veya istihbarat yöneticisi sorgulanmadı.
Hükümet işlediği suçun, istihbarat teşkilatı beceriksizliğinin hesabını vereceği yerde, suçu ortaya çıkaranlara saldırmayı tercih etti. Suçlular değil, biz karşınıza geldik.
"