PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Gök-Tanrı İnancının Bilinmeyenleri


Barlas
26-06-2015, 23:29
Feysbuk'taki Türkçüler olarak (MHP'lilerle karışmasın) kendi öz inancımızı araştırmakla-keşfetmekle ilgili de çalışmalarımız da var, bunlar kolaylık olması açısından görselleştiriliyorlar da. Yönetimce de uygunsa bu görselleri (ve bundan sonra yapılacakları) bu başlıkta paylaşmak istiyorum - belki okumak isteyen olur.

001 - Şamanizm adlandırması niçin doğru değildir?

http://4.bp.blogspot.com/-fi9EmcmDNSw/VIjPD18RHBI/AAAAAAAAA58/5LkddNGNh9A/s1600/001-%27%27%C5%9Eamanizm%27%27%2Badland%C4%B1rmas%C4%B1 %2Bni%C3%A7in%2Bdo%C4%9Fru%2Bde%C4%9Fildir.jpg

Barlas
26-06-2015, 23:31
002 - Tanrıcılık bir "din" değildir

http://4.bp.blogspot.com/-L6MsosPta10/VIoD9h3qn6I/AAAAAAAAA6c/mpobQMMfG4c/s1600/002-Tanr%C4%B1c%C4%B1l%C4%B1k%2Bbir%2Bdin%2Bde%C4%9Fil dir.jpg

Barlas
26-06-2015, 23:33
003 - Özetle "Tanrıcılık"

http://3.bp.blogspot.com/-Ux-oykBpEl0/VIs6rOuVhbI/AAAAAAAAA7s/i5PIiXdvPTE/s1600/003-%C3%96zetle%2B%27%27Tanr%C4%B1c%C4%B1l%C4%B1k%27%2 7.jpg

Barlas
26-06-2015, 23:35
004 - Din adamları: Kam'lar

http://3.bp.blogspot.com/-M9dVji9_OnY/VIy5SDTDveI/AAAAAAAAA9U/0W7or5EfddY/s1600/004-Din%2Badamlar%C4%B1%2B-%2BKam%27lar.jpg

Barlas
26-06-2015, 23:39
004B - Altay'ın dini ve ulusçu önderi Akay KİNE (Bilge Kam')

http://4.bp.blogspot.com/-_zxT88Qi56Q/VIjN-FILTfI/AAAAAAAAA50/bCoFNq9NJK0/s1600/Akay%2BKine.jpg

Barlas
26-06-2015, 23:40
005 - Kam kimdir? -1-

http://2.bp.blogspot.com/-LplraWnpDx4/VI9bXDwJ-fI/AAAAAAAAA-8/tKfh37ixEDo/s1600/005-Kam%2BKimdir%2B-1-.jpg

Barlas
26-06-2015, 23:46
006 - Kam kimdir? -2-

http://3.bp.blogspot.com/-eZ7orw4Zt_4/VJMcJKHVDnI/AAAAAAAABA8/UN4StVcCsPc/s1600/006-Kam%2BKimdir%2B-2-.jpg

Barlas
26-06-2015, 23:47
007 - Kam kimdir? -3-

http://1.bp.blogspot.com/-xR98JQ_YNz0/VJXaxW8kTTI/AAAAAAAABCM/PD2xN2KSPaU/s1600/007-Kam%2BKimdir%2B-3-.jpg

Barlas
26-06-2015, 23:53
008 - Kam kimdir? -4-

http://3.bp.blogspot.com/-PNoKAy1ondU/VJpxV7MGs9I/AAAAAAAABEE/PhXrzmMNZz8/s1600/008-Kam%2BKimdir%2B-4-.jpg

Barlas
26-06-2015, 23:54
009 - Kam kimdir? -5-

http://4.bp.blogspot.com/-VfCGQ9co3WQ/VJxnlHN9ZyI/AAAAAAAABF0/mabuyjWwZZ4/s1600/009-Kam%2BKimdir%2B-5-.jpg

Barlas
26-06-2015, 23:56
010 - Kam kimdir? -6-

http://4.bp.blogspot.com/-wbW4LCz-h4k/VKGZrCoi_pI/AAAAAAAABJs/5FL5eYkoxcY/s1600/010-Kam%2BKimdir%2B-6-.jpg

Barlas
26-06-2015, 23:58
011 - Kam kimdir? -7-

http://1.bp.blogspot.com/-CPbqT98g-cI/VKcHm_uksOI/AAAAAAAABPM/-o1kAb-LZ3Q/s1600/011-Kam%2Bkimdir%2B-7-.jpg

Barlas
26-06-2015, 23:59
012 - Mitolojilerin önemi nedir?

http://1.bp.blogspot.com/-SAyaEl71b5Y/VKxTAk93YrI/AAAAAAAABWM/BYC7IJKub5w/s1600/012-Mitolojinin%2B%C3%96nemi.jpg

Barlas
27-06-2015, 00:01
013 - Kam kimdir? -8-

http://1.bp.blogspot.com/-6ktxz0cIgSw/VLHAqiESD9I/AAAAAAAABc8/WWtWZEva_Kk/s1600/012-Kam%2BKimdir%2B-8-.jpg

Barlas
27-06-2015, 00:02
014 - Kam kimdir? -9-

http://2.bp.blogspot.com/-MBHb51bUDnE/VLRBieyEJMI/AAAAAAAABfM/a1SkHvafaxg/s1600/013-Kam%2Bkimdir%2B-9-.jpg

Barlas
27-06-2015, 00:04
015 - Tanrıcılığı Anlamaya Başlarken: Kulluğun Reddi -1-

http://3.bp.blogspot.com/-GJK0WZ0OJaQ/VLbOCx4bgbI/AAAAAAAABhw/mJnTHtvUqd4/s1600/015-Tanr%C4%B1c%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1%2BAnlamaya%2B Ba%C5%9Flarken-Kullu%C4%9Fun%2BReddi%2B-1-.jpg

İlahimasal
27-06-2015, 00:10
Rüzgar gibi geçdi.müminlerin korkulu ruyası. Hehehehe.

kut
27-06-2015, 00:32
Hakasya'dan Timur Davletov'un bir TEDx konuşması, "Şaman Kültürünü Yeniden Okuyabilmek"

bIn8-P9N9pw[/youtube]

İlahimasal
27-06-2015, 11:50
Sevgili felasife bak bu konu tam senlik.adam bir geldi rüzgar gibi esti geçti. Ruhlar,kamlar

Barlas
27-06-2015, 12:24
016 - Tanrıcılığı Anlamaya Başlarken: Kulluğun Reddi -2-

http://1.bp.blogspot.com/-c0FDppK9L7g/VLr0PPe6IvI/AAAAAAAABk0/mlqn7gq5x8c/s1600/016-Tanr%C4%B1c%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1%2BAnlamaya%2B Ba%C5%9Flarken-Kullu%C4%9Fun%2BReddi%2B-2-.jpg

Barlas
27-06-2015, 12:26
017 - Tanrıcılığı Anlamaya Başlarken-Kulluğun Reddi -3-

http://3.bp.blogspot.com/-iOoZdB1FceA/VL5nHsBU3jI/AAAAAAAABmQ/otZeFBpbOFo/s1600/017-Tanr%C4%B1c%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1%2BAnlamaya%2B Ba%C5%9Flarken-Kullu%C4%9Fun%2BReddi%2B-3-.jpg

Barlas
27-06-2015, 12:27
018 - Tanrıcılığı Anlamaya Başlarken-Kulluğun Reddi -4-

http://1.bp.blogspot.com/-9begFS6NfQU/VMK2MJMAx9I/AAAAAAAABpQ/ROjjvpie2vs/s1600/018-Tanr%C4%B1c%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1%2BAnlamaya%2B Ba%C5%9Flarken-Kullu%C4%9Fun%2BReddi%2B-4-.jpg

Barlas
27-06-2015, 22:39
019 - Tanrıcılığı Anlamaya Başlarken-Kulluğun Reddi -5-

http://3.bp.blogspot.com/-PPSY_xsSOUQ/VMVFdId7AcI/AAAAAAAABqs/DmXWva_3Mv0/s1600/019-Tanr%C4%B1c%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1%2BAnlamaya%2B Ba%C5%9Flarken-Kullu%C4%9Fun%2BReddi%2B-5-.jpg

Barlas
28-06-2015, 04:06
020 - Tanrıcılığı Anlamaya Başlarken - Ruha dair

http://1.bp.blogspot.com/-MZ602eJ0wYY/VMqnvVyXixI/AAAAAAAABtg/MMZHTqwsA50/s1600/020-Tanr%C4%B1c%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1%2BAnlamaya%2B Ba%C5%9Flarken%2B-%2BRuha%2Bdair.jpg

Felâsife
28-06-2015, 04:25
Sevgili felasife bak bu konu tam senlik.adam bir geldi rüzgar gibi esti geçti. Ruhlar,kamlar

Eyvallah, insanın düşünen dostları olmasından güzel bir şey olmasa gerektir.

Arkadaşımızın bahsettiği şeyler güzel şeyler elbette, çoğuna katılırım, ama "Şamanlık ve Tanrıcılık" yan yana gelmesi, bir sentezden ötesi değil bana göre.

Kadim Ruhlar inancında böyle tek Tanrı olmadığı gibi, Atalar kültürünün hakim olduğu bir sistemde, İnsan zaten doğanın güçlerine korku ve saygı arasında yaşıyor.
Örn. suyu kirletmemesi bir Tanrıdan korktuğu için değil, bizzat o suyun Ruhlarına olan korkudur ki Tanrı bu korkunun içinde bile değildir.

İmzamda ki Büyük Unutuş 'ta aslında bu duruma uzun uzadıya değindim, Ruhlar, Tanrıları bile yaratan, Şamanları görevlendiren, kaderi yazan, istilâcı bir anlayışı RET eden, bu istilâya karşı olanlardır.

Özetle Ruhlar tarafında da işler günlük güneşlik değildir, bu Şamanlar tarafında da aynen böyledir, zira onlarda (#9 mesajda, Kam kara büyüye alet olmaz denmiş mesela) Ak Şaman, Kara Şaman var, hatta Şamanlar arasında Şaman savaşları bile var, hastalıklar, salgınlar gibi bir kabile diğerine hastalık, lanet, salgın vb. kötülükler edebiliyor.

Bu açıdan Şamanlar hem koruyucu, hemde saldırı amaçlıda olabiliyorlar.
Tabi hepsi böyle değil, dediğim gibi olay Ak/Kara Şaman meselesi, ayrıca fal, büyü, kehanet, kader, şifa, edebiyat, sanat, hepsinde parmağı olan, gizem dolu insanlar bunlar.
Herşeyi yapabilirler, yapmasa bile bilmek zorundadırlar.

Özetle Şamanik dünyada da işler süt liman değil, böyle dersem bu büyük bir yalan olur, ama nedir; Onbinlerce yıldır ayakta kalmış, insanları yol göstermiş, yöntem öğretmiş, karanlıkta bırakmamış oldukça kararlı bir sistem.

Başka bir şeyde Şamanizm yerine, Şamanilik, veya Şamanlık demeyi Tarih Öncesinden Tarihe Şamanlık (http://www.politics.ankara.edu.tr/dergi/pdf/38/1/umit_hassan.pdf) - Prof. dr. Ümit HASSAN daha uygundur diyor, zira Şamanizm yazılı bir şey bile değil, bir kültür, yaşam biçimi.
http://img15.imagefra.me/i77k/beton/10fn_2dc_u9hm0.png
Ümit hocanın dediği başka bir şeyde, Tao, Budha gibi Orta Asya inançlarının da Şamanlıktan etkilendiğini, temelinde Şamanlık olduğunu ama zamanla bundan ayrılıp, kendi yollarını çizdiklerini de söylüyor ki bunun benzeri söylemleri başkalarından da okudum.

Tabi birde Şehir hayatları insanlığın gündemine girdikçe, Şamanlık yerini yavaş yavaş Tanrı denen olguya doğru bıraktı.
Ama kırsal kesimlerde Şamanlık elan yaşıyor.
Özetle Tanrıcılık ve Şamanlık pek uymuyor, aynı şeyler de değiller, Tanrı şehirlerle, Şaman kırsalla alakalı.

Örn. bir Şamanın giydiği kıyafetler deli paçası gibi görünsede üzerinde ki resimler, takılar, süsler, tüyler ne varsa hepsi sembolik anlam taşırlar.
Bu adamlar zırhlar, kılıçlar, zincirleri vb. temsil eden sembollerde taşıyorlar mesela, çünkü Ruhlar dünyası tehlikelerde dolu bir dünya, ve bir Şaman da adeta bu Ruhlarla savaşa gider gibi gidiyor ki,
Çok Şaman bu ritüller sırasında ölmüş bile, olay o kadar ölümcül de yani, basit bir şey değil.

Tanrı varsa, bir Şamana Tanrı neden yardım etmez, veya onu korumaz veya ondan istenmez, aksine Şaman gider söke söke alacağını alır yada almaz.
"Şaman inanmaz, deneyimler"

Şaman ruhlar dünyasında yalnızdır ama ona yardım eden ruhlarda yok değildir, eski usta Şamanlar filan derken ruhlardan oluşan bir eko-sisteme sahiptirler, 100 yardımcı ruhu olan Şamanın inanılmaz işler yapabileceğini söylüyorlar mesela, özellikle de Kadın Şamanların enerji bakımından çok güçlü olabilecekleri, Hayvan ve Şaman kitabın da uzun uzadıya geçiyor.
Sırf bu yüzden kadınsı Şamanlardan, eşcinsel Şamanlara pek çok olayları da var bu mistik dünyanın.

Neyse bu kadar yeter, meraklısına Nişanlı Kadın Şaman (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=543716&postcount=7) ı da ben ekleyeyim. :)

Barlas
28-06-2015, 04:30
Eline sağlık Felâsife.

Felâsife
28-06-2015, 04:46
Eyvallah, sende sağ ol, var ol. :)

Barlas
28-06-2015, 04:48
:) [6 karakter]

Neva
28-06-2015, 06:31
Arkadaşımızın bahsettiği şeyler güzel şeyler elbette, çoğuna katılırım, ama "Şamanlık ve Tanrıcılık" yan yana gelmesi, bir sentezden ötesi değil bana göre.

Herşeyi yapabilirler, yapmasa bile bilmek zorundadırlar.



Yanyana gelmez haklisin. Ama burada Saman'in, tanri denileni ne sekilde algiladigi da onemli sanirim.

Son cumlende , iki kere haklisin.

https://s-media-cache-ak0.pinimg.com/236x/98/82/54/98825403ad17d777ed356d9fddaf4a2e.jpg

Felâsife
28-06-2015, 12:22
Yanyana gelmez haklisin. Ama burada Saman'in, tanri denileni ne sekilde algiladigi da onemli sanirim.
Kesinlikle önemli, halk ne anlarsa anlasın, dışarıdan bakan ne görürse görsün, o her türlü riski göze alıp, o dünyaya dalıyorsa, elini taşın altına koyuyorsa, Tanrı bunun neresinde diyesi geliyor insanın.
Normalde Tanrı denilen kavrama, dua edersiniz, adaklar adarsınız, o da bunu kabul eder/etmez böyledir.

Lakin Şamanlar da bu yok ki, direk eyleme girişiyorlar, o yüzden "Şaman inanmaz, deneyimler" denmiş.
Çünkü kötü Ruhlar bu dünyanın bir gerçeği, onlarda mücadele etmek için, donanımlı olmak gerekiyor.
Tanrılı inançlarda ise kötü ruhlar, bir dua ile puf olabiliyor mesela.

Birde bu işlerin tarihini yazanlar, araştıranlar neticede medeni insanlar ve Tanrı anlayışları inanmasa bile vardır, o yüzden bu insanların düşüncelerine Tanrı inançlarını ilave etmesi çok değil, diğer türlü zaten bir kaç bin yıldır, bu kadim toplumlarda Tanrı inançlarının baskısı altındalar.

Adamlar gidip Aborjin köyünün ortasına klise kurmuş mesela, şimdi bu adamlar Tanrı deseler ne olur, demeseler ne olur.
Afrika'nın Amerika'nın gidilmedik köyünü bırakmamış olsa gerektir, Tanrının adamları.

https://s-media-cache-ak0.pinimg.com/236x/98/82/54/98825403ad17d777ed356d9fddaf4a2e.jpg
Güzel resim :)

Neva
28-06-2015, 13:35
Kesinlikle önemli, halk ne anlarsa anlasın, dışarıdan bakan ne görürse görsün, o her türlü riski göze alıp, o dünyaya dalıyorsa, elini taşın altına koyuyorsa, Tanrı bunun neresinde diyesi geliyor insanın.
Normalde Tanrı denilen kavrama, dua edersiniz, adaklar adarsınız, o da bunu kabul eder/etmez böyledir.

Lakin Şamanlar da bu yok ki, direk eyleme girişiyorlar, o yüzden "Şaman inanmaz, deneyimler" denmiş.


Aslina bakarsan, tanri kavrami biraz da Animizm'le ilintili, genellikle, tarihsel surecte cok dogal bir sonuc olarak, genel Samanli'gin oncesinde Animist unsurlar da baskin. Belli hayvanlar vs. gibi.

Sonrasinda da kacinilmaz olarak bu hayvanlar da kiyisindan kosesinden Saman'ligin bir kisimda olsa parcasi haline gelmis durumda. Totem inancindan farkli olarak(kasttetigim bu degil), bu bazi hayvanlarin onemi ve yeri cidden buyuk.

Dedigin gibi isler sut liman degil aslinda, deneyim soz konusu oldugu icin.

Felâsife
28-06-2015, 15:01
Aslina bakarsan, tanri kavrami biraz da Animizm'le ilintili, genellikle, tarihsel surecte cok dogal bir sonuc olarak, genel Samanli'gin oncesinde Animist unsurlar da baskin. Belli hayvanlar vs. gibi.

Sonrasinda da kacinilmaz olarak bu hayvanlar da kiyisindan kosesinden Saman'ligin bir kisimda olsa parcasi haline gelmis durumda. Totem inancindan farkli olarak(kasttetigim bu degil), bu bazi hayvanlarin onemi ve yeri cidden buyuk.

Dedigin gibi isler sut liman degil aslinda, deneyim soz konusu oldugu icin.
İnanç denen olayın kalpte olması iyi bir şey lakin, bu onun çabukta unutulmasını engelleyemiyor, o yüzden deneyim önemli oluyor.
Birde tabi hayat aynı yerinde stabil bir yapı değil, sürekli değişebiliyor, bu değişimlerde kadim toplumları sekteye uğratmış görünen o.
Bir belgeselde And dağlarında Şamanlığı anlatırken, eski çağlarda usta Şamanların dağlarla bile konuşabildiklerini söyledikten sonra, araştırmacı kişi yörede ki Şamana bunu sorunca, o da böyle bir yeteneğinin olmadığı söylemişti. Ama tedaviye gelen bu kişiyide tedavi etmişti, ilginç bir şekilde. Adam 15 yıldır bel problemi çektiğini, şuan çok hafiflediğini, belini hiç hissetmediğini söylemişti.

Hasılı sekteye uğramamak, hayatın dinamikliği karşısında çok zor.
Gerçi doğa bile kendini kendine yakıyor yıkıyor, onda da işler çok süt liman değil, acaba süt liman aramak bizler için bir ham-hayal mi? doğa bile bu çelişkileri ile ayakta durmuşsa, bu çelişki denen şeyide kabullenmek gerekiyor gibi.

Barlas
28-06-2015, 23:55
021 - Tanrıcılığı Anlamaya Başlarken: Başkasının üzerine dikilmiş kıyafet...

http://3.bp.blogspot.com/-E9F0pRPmbfU/VM7DQZa-Y1I/AAAAAAAABvg/_dOND5VKXUM/s1600/021-Tanr%C4%B1c%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1%2BAnlamaya%2B Ba%C5%9Flarken-Ba%C5%9Fkas%C4%B1n%C4%B1n%2B%C3%BCzerine%2Bdikilen %2Bk%C4%B1yafet.jpg

İlahimasal
28-06-2015, 23:58
021 - Tanrıcılığı Anlamaya Başlarken: Başkasının üzerine dikilmiş kıyafet...

http://3.bp.blogspot.com/-E9F0pRPmbfU/VM7DQZa-Y1I/AAAAAAAABvg/_dOND5VKXUM/s1600/021-Tanr%C4%B1c%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1%2BAnlamaya%2B Ba%C5%9Flarken-Ba%C5%9Fkas%C4%B1n%C4%B1n%2B%C3%BCzerine%2Bdikilen %2Bk%C4%B1yafet.jpg

Harika bir karşılaştırma...:thumb:

Barlas
29-06-2015, 00:08
Teşekkür ederim ilahi komedya... :)

Barlas
30-06-2015, 16:55
022 - Tanrıcılığı Anlamaya Başlarken: Gök Tanrı'nın izleri biterse...
http://2.bp.blogspot.com/-RbDex8MsDH8/VNVQdmoQYFI/AAAAAAAABzY/4J6r43G9_vE/s1600/022-Tanr%C4%B1c%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1%2BAnlamaya%2B Ba%C5%9Flarken-G%C3%B6k%2BTanr%C4%B1%27n%C4%B1n%2Bizleri%2Bbiters e.jpg

Neva
01-07-2015, 11:00
Konudaki bir kisim mesajlar asagidaki linke tasinmistir.

http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=36901

Diger bir kisim konu disi mesajlar, asagidaki linke kaydirilmistir.
http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=29038

Barlas
03-07-2015, 03:22
023 - Tanrıcılığı Anlamaya Başlarken-Din değiştiren bir ulus özünü yitirir
http://4.bp.blogspot.com/-H8Pxu45CxPU/VNlSJzt1QRI/AAAAAAAAB1s/p0xSy4Gg9b8/s1600/023-Tanr%C4%B1c%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1%2BAnlamaya%2B Ba%C5%9Flarken-Din%2Bde%C4%9Fi%C5%9Ftiren%2Bbir%2Bulus%2B%C3%B6z% C3%BCn%C3%BC%2Byitirir.jpg

Barlas
05-07-2015, 23:13
024-Tanrıcılığı Anlamaya Başlarken-An'aneler ve dinsel inançların etkisi
http://1.bp.blogspot.com/-KEqEGcWiMfw/VNvlnPEUJQI/AAAAAAAAB2w/8eHKknrGq4g/s1600/024-Tanr%C4%B1c%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1%2BAnlamaya%2B Ba%C5%9Flarken-An%27aneler%2Bve%2Bdinsel%2Binan%C3%A7lar%C4%B1n%2 Betkisi.jpg

Barlas
06-07-2015, 20:16
http://4.bp.blogspot.com/-4LMz7h_9Ies/VZq6MVwqsJI/AAAAAAAAEKM/bGufFcZQ_i4/s1600/Eski%2BT%25C3%25BCrkler%2527de%2Bbayram%2Bve%2Bfes tivaller.jpg

Felâsife
07-07-2015, 00:09
Sevgili Barlas

Bu resimli çalışmalar iyi hoş yalnız, bazı sıkıntılı yönleri var.

Örn. bir yeri alıntı yapacağım yazıda ama alıntılamak mümkün olmuyor, elbette bölgesel resmini çeker upload ederim, bana sorun değil ama forumda yazı ile seçim varken, resmi çek, ayarla, upload sitesi bul, linkle filan derken, boş veriyorum açıkcası.
Helede elle tek tek yazmak mümkün değil.

Bu resimli mesajların google açısından bir değeri de yok, google resimlerin içeriğini indekslemiyor, belki .PDF yapsanız indeksler ama o da pratik bir şey değil sonuçta, herkes kullanamaz.

Örn. son çalışma "eski türklerde bayram ve festival" (https://www.google.com.tr/search?q=eski+t%C3%BCrklerde+bayram+ve+festival&ie=utf-8&oe=utf-8&gws_rd=cr&ei=ce2aVer_F4PgyQPO04GIAQ#newwindow=1&q=%22eski+t%C3%BCrklerde+bayram+ve+festival%22) google de aratınca TD (turandursun sitesi) hiç görünmüyor, yoksa TD nin SEO olayı çok iyi, google çok çabuk indeksliyor TD yi.
Çıkan mesajlarda resimde ki yazılardan dolayı değil, başlık filan varsa ondan dolayı çıkıyor.

Özetle bu çalışmalarınız net uzayı içinde (bence) kaybolup gidiyor, bunu dikkatinize sunmak istedim.

Sevgiler

Barlas
07-07-2015, 00:43
Felasife: Pardon, geç farkettim ama çok teşekkür ederim yazdığın için bunları...

Evet, bu eleştirileri feysbukta da alıyorum ve n'apabilirim onu düşünüyorum. Acaba bundan sonra yapacaklarımı hem görsel hem de metin olarak saklayıp, bir yerde paylaşırken ikisini aynı anda mı paylaşsam? Bu geldi aklıma. Bundan öncekiler olmaz da (1.500 küsur tane hazırlamışım şimdiye kadar, geri dön tek tek yaz, çok zor); bundan sonrakiler için tavsiye eder misiniz?

O Google indeksleme işi de hiç aklıma gelmemişti açıkçası, çok doğru - atlamışım resmen.

Tekrar teşekkürler felasife... :thumb:

İlave: Bir de hem görseli hem de metni bir arada saklayabileceğimiz bir biçim (format) var mı? Photoshop'un PSD formatı olur gibime geliyor ama belki daha pratik bir şey vardır. (JPG veya PNG + Metin)

Felâsife
07-07-2015, 00:57
Rica ederim.
Bence en uygunu gene .PDF olur, resim gibi hazırlanabilir, ayrıca yazılarıda (resim değilse) googlede çıkar ama dediğim gibi onuda forumlara direk asamazsın, anca link verebilirsin, gerçi yetki olursa asabilirsin html, embed kod filan sıkıntı olur.
Bu konuda google, yandex de inceleyebilirsin, word gibi ofis belgelerini de doküman olarak asabiliyorsun.

PSD formatını bilmiyorum bizim açık kaynak tarafında kullanılmıyor o.

Ama tabi kullanacağın ne ise, her türlü platformda işe yaramalı ki, anlamı olsun.
Hasılı zor bir durum, bir tarafta merak bir tarafta teknik sıkıntılar, kolay değil.

Barlas
07-07-2015, 01:02
Bence prensip edinip ayrı ayrı hepsini yazmakta fayda var. Çünkü, klavyeden yazdığım metinler var (görsellerde); ama tarayıcıdan geçirip direk kitaplardan aldığım metinler de var - bunlar her halükarda PDF'de de çıkmaz tahminimce.

PSD güzel bir format, yani tabaka tabaka çalışıyoruz fotoşopta, misal:

1) Bir JPEG arka plan resmi (en alt tabakada)
2) Düz metin bir yazı (font'u ayarlanmış)
3) Sağa sola bir takım JPEG nesneleri
4) PNG (transparan) bir takım ışık, su efektleri
vs...

Tek bir PSD dosyasında bu dört ayrı katman (ve daha fazlası tabii) saklanabiliyor; bu güzelliği var. Ama biraz zahmetli, fotoşopun kendisi hantal bir program bana göre.

Boolean
07-07-2015, 01:08
Emek vererek hazırlıyorsunuz demek bunları. Ben de bir yerden kopyala yapıştır yapıyorsunuz sanmıştım. (Sağolun çalışmalarınız için)

Evet, bu eleştirileri feysbukta da alıyorum ve n'apabilirim onu düşünüyorum. Acaba bundan sonra yapacaklarımı hem görsel hem de metin olarak saklayıp, bir yerde paylaşırken ikisini aynı anda mı paylaşsam?

Böyle yapsanız olur bence. Yazdığınız gibi, websitenize metin ve resim birlikte ekleyin. Facebook'ta metin ile birlikte paylaşın.

Böylece daha sonra kullanmak için de arşiv şeklinde durur belirli bir yerde. (Bilgisayarınızda da PSD formatında saklıyorsunuz zaten)

Barlas
07-07-2015, 01:13
Boolean: Teşekkür ederim. Resmen adadım kendimi bu işe bir senedir. Yani vatan için yapabileceğim daha başka bir şey yok şu aşamada. Partilerle hiçbir şey olmaz, yer altı zaten imkânsız şu pozisyonda.

Felâsife
07-07-2015, 01:18
Bence prensip edinip ayrı ayrı hepsini yazmakta fayda var. Çünkü, klavyeden yazdığım metinler var (görsellerde); ama tarayıcıdan geçirip direk kitaplardan aldığım metinler de var - bunlar her halükarda PDF'de de çıkmaz tahminimce.
Resim formatındaysa çıkmaz da ama yazı ise çıkabilir, gerçi bunu denersiniz artık, ben windows kullanmıyorum bilmem onu.

Ayrıca resimlerden yazıları çekebilirsiniz, "resimden yazı çıkartmak" veya ocr diye ararsanız, bu işleri yapan online siteler bile vardı, bir kaç işimde işe yaramıştı, tabi size o yetmez program olur anca ama ne kadar başarı olur, garantisi nedir bilmem, büyük ihtimal iyi bir program ücretlidir.


Tek bir PSD dosyasında bu dört ayrı katman (ve daha fazlası tabii) saklanabiliyor; bu güzelliği var. Ama biraz zahmetli, fotoşopun kendisi hantal bir program bana göre.
Açık kaynak GIMP var ama o daha hantal gelir sanırsam, fotoşop pro bir yazılım neticede.

Boolean
07-07-2015, 01:19
Boolean: Teşekkür ederim. Resmen adadım kendimi bu işe bir senedir. Yani vatan için yapabileceğim daha başka bir şey yok şu aşamada. Partilerle hiçbir şey olmaz, yer altı zaten imkânsız şu pozisyonda.

Tekrar çok teşekkür ederim. Mesleğim yazılımcılık. Eğer teknik manada sormak istediğiniz bir şey olursa, bana özel mesaj atarsanız memnuniyetle yardımcı olurum. Photoshop yeteneğiniz iyi zaten gördüğüm kadarıyla.

Barlas
07-07-2015, 01:29
Rica ederim, amatörce işte, yoksa profesyoneller gibi olmuyor asla, tasarımı da renklendirmesi-rötuşları da. Ama okunacak kadar idare ediyor - o da yeter.

Boolean
07-07-2015, 01:36
Rica ederim, amatörce işte, yoksa profesyoneller gibi olmuyor asla, tasarımı da renklendirmesi-rötuşları da. Ama okunacak kadar idare ediyor - o da yeter.

Vatan illa kurşun sıkmakla savunulmaz Barlas. Sözde vatan kurtaranlardan değilsiniz.

Barlas
07-07-2015, 01:37
Doğru...

Barlas
13-07-2015, 01:30
025-Tanrıcılığı Anlamaya Başlarken-Kitaplı dinlerdeki ayrımcılık Tanrıcılık'ta yoktur-1

http://4.bp.blogspot.com/-Ftgt9DnFk9o/VN6q4PMi4WI/AAAAAAAAB4g/z7X4dv77fTs/s1600/025-Tanr%C4%B1c%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1%2BAnlamaya%2B Ba%C5%9Flarken-Kitapl%C4%B1%2Bdinlerdeki%2Bayr%C4%B1mc%C4%B1l%C4% B1k%2BTanr%C4%B1c%C4%B1l%C4%B1k%27ta%2Byoktur-1.jpg

world
13-07-2015, 02:02
025-Tanrıcılığı Anlamaya Başlarken-Kitaplı dinlerdeki ayrımcılık Tanrıcılık'ta yoktur-1

http://4.bp.blogspot.com/-Ftgt9DnFk9o/VN6q4PMi4WI/AAAAAAAAB4g/z7X4dv77fTs/s1600/025-Tanr%C4%B1c%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1%2BAnlamaya%2B Ba%C5%9Flarken-Kitapl%C4%B1%2Bdinlerdeki%2Bayr%C4%B1mc%C4%B1l%C4% B1k%2BTanr%C4%B1c%C4%B1l%C4%B1k%27ta%2Byoktur-1.jpg

İsa'nın İncil'de hep benzetmelerle örnekler verip ,hikayelere başvurduğu için kılıçtan kastın İsa'ya inandığı için oğulla baba, kızla anne ,gelinle kaynana ayrı düşecek diyor.Kılıç bildiğiniz gibi ayırıcıdır insanları ayırır parçalar keser veya böl.er Bir tek burda bir yanlış eleştiri söz konusu.Orda inananla inanmayan arasına düşecek ayrılık anlatılırken kılıç metaforu kullanılmış.

Barlas
19-07-2015, 00:53
026-Tanrıcılığı Anlamaya Başlarken: Kitaplı dinlerdeki ayrımcılık, Tanrıcılık'ta yoktur-2

http://3.bp.blogspot.com/-Ia9F7J-ZNtc/VOESpTA1KBI/AAAAAAAAB6E/13dbEHc4QEA/s1600/026-Tanr%C4%B1c%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1%2BAnlamaya%2B Ba%C5%9Flarken-Kitapl%C4%B1%2Bdinlerdeki%2Bayr%C4%B1mc%C4%B1l%C4% B1k%2BTanr%C4%B1c%C4%B1l%C4%B1k%27ta%2Byoktur-2.jpg

Felâsife
20-07-2015, 04:46
Akay Kine, Ruhlara niye bu kadar güvenmiş onu pek anlamadım, helede Şamanik kökenli birinin, Şamanların başı unvanlı birinin, Ruhların her dediğinin de DOĞRU olmayacağın bilmesi gerekirdi diye düşünürüm.
Ruhlar dünyası zaten sesler/sözler dünyası değildir ki.

.."1995 yılında Altay’ın ruhu gelip bana "Türk birliği için çalışmaya başla! Yolun Manas’ın, İlteriş Kağan’ın yoludur!" dedi."..
diye bunu delil saymak, irşat işlerine girişmek, Ruhları basite indirgemek olur.

Yakın tarihimizde Bedri Ruhselman örneği var, adama kitap bile yazdırdılar, o da bir ömrü bu uğurda harcamış biri.
Sonuç, yalan olmuş bir kitap, boşa harcanmış bir ömür.
Burada (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=546962&postcount=14) bu konuda bir şeyler yazmıştım.

Aynı şeyler bu Akay abimiz içinde geçerli, RUHLAR insanlara konuşarak doğru şeyleri ASLA söylemezler. Direk anlatım yoktur, bu tuzaktır. Tuzak olmayan ya tek bir vizyon/görüntüdür, ya da tiyatral bir gösteri şeklinde olur bu anlatımlar ki onda bile şu bu denmez, yani kendilerini ele vermezler, yani olay tamamen semboliktir.

Hasılı onların söylediklerini "kelimesi kelimesine" doğru saymak, Şamanların başı bu abimize yakıştıramadım.
Oysa Şamanlar gerek kıyafetlerinde ve gereksede yaptıkları uygulamalarda pek çok sembolizmi zaten kullanırlar, resimler, amblemler, tüyler, renkler, gösteriler, her bir obje ayrı bir anlam ifade eder. Şaman davullarında bile sembolik resimler vardır, tüyler onların uçma yeteneklerini sembolize eder vs.
Hal böyleyken direk bir sözden yola çıkmayı, ülke ülke dolaşmayı, bilemedim.

Barlas
20-07-2015, 08:20
İşte Gök Tanrıcılık'ın en mükemmel tarafı, kimsenin kimseyi bağlamaması bana göre. Yani bir aksaklık varsa, bunu yapan bilge kamlardan biri de olsa, diğer Tanrıcılar'ı bağlamaz; semavi dinlerdeki gibi peygamber sıfatında adam yok çünkü Tanrıcılık'ta.

Saudi
20-07-2015, 08:52
İşte Gök Tanrıcılık'ın en mükemmel tarafı, kimsenin kimseyi bağlamaması bana göre. Yani bir aksaklık varsa, bunu yapan bilge kamlardan biri de olsa, diğer Tanrıcılar'ı bağlamaz; semavi dinlerdeki gibi peygamber sıfatında adam yok çünkü Tanrıcılık'ta.

Allah ın olduğuna inanırsınızda peygamber seçtiğine neden inanmazsınız? gök tanrı Allah tır.

Barlas
20-07-2015, 09:06
gök tanrı Allah tır.
Niye ki? İslam daha dünkü çocuktur Gök Tanrı yanında. İslam piyasada yokken, binlerce sene öncesinden atalarımız Gök Tanrı'ya inanırdı.

Saudi
20-07-2015, 09:17
Niye ki? İslam daha dünkü çocuktur Gök Tanrı yanında. İslam piyasada yokken, binlerce sene öncesinden atalarımız Gök Tanrı'ya inanırdı.

Allah birçok peygamber göndermiştir bunu unutuyorsunuz! İnsanı yaratan Allah. sizin gök tanrı dediğinizle Allah aynı şey. Türk kavmi inanırdı ama yol yöntem bilmezdi. Allah onları da Hz. Muhammed S.A.V ile tanıştırdı yol yöntem öğrensinler. Allah'ın buyurduğu gibi yaşasınlar diye.

Saudi
20-07-2015, 09:18
Niye ki? İslam daha dünkü çocuktur Gök Tanrı yanında

çünkü son dindir o yüzden.

Barlas
20-07-2015, 09:23
Gök Tanrıcılık'ta peygamber ve kutsal kitap olmaz. Semavi dinlerle bir alâkası yok bana göre.

Saudi
20-07-2015, 09:26
Gök Tanrıcılık'ta peygamber ve kutsal kitap olmaz. Semavi dinlerle bir alâkası yok bana göre.

Tanrı varsa Allahda vardır. Tanrı dediğiniz Allah kutsal kitabımızı Kuran'ı gönderdi işte sözlerini dinlesinler diye.

Felâsife
20-07-2015, 14:02
İşte Gök Tanrıcılık'ın en mükemmel tarafı, kimsenin kimseyi bağlamaması bana göre. Yani bir aksaklık varsa, bunu yapan bilge kamlardan biri de olsa, diğer Tanrıcılar'ı bağlamaz; semavi dinlerdeki gibi peygamber sıfatında adam yok çünkü Tanrıcılık'ta.
Ama olmasın zaten, bugün insanlık ne çekiyorsa bu KUTSAL KİŞİLERDEN çekiyor zaten, bu sözde kutsal kişilerde Vahy denilen yapıyı bilmedikleri için, Ruhların elinde oyuncak oluyorlar.

Başka dinlere olan saygı Cengiz hanın yasasında bile açıkça geçer, bu yasaların ihlali ölümdürde bir yandan, bilirsin, Moğolları bu açıdan öcü gibi gösterirler ama onlar başkalarının inanç işlerine hiç karışmazlar, yasaktır, bunu başka kaynaklardan da biliyorum.
Tabi burada Gök Tanrıcılık kendi içinde mükemmeli sunacaktır ama işin içine insan eli değdiğinde, her mükemmel olan şey gibi, o da suistimale yenik düşecektir.

Neyse, bir gün Akay Kine 'i görürsem söyleyeceğim iki kelimedir, "ruhlara güvenme" dir.

Sevgiler

Barlas
20-07-2015, 15:05
Akay KİNE, ben de tanışmak isterdim, belki bir gün olur. "ATATÜRK'ün adını kötü anacak adamın boynunu Altaylar'dan gelip keserim!" diyen bir bilge...

Bizde ise neredeyse ATATÜRK'ün adını telaffuz etmek yasaklanacak. :(

Felâsife
20-07-2015, 15:47
Umarım bir gün tanışırsın.

Son olarak ben aslında Türk ve Din konusunda, foruma ilk kayıt olduğum zamanlarda, şurada ki (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=510462&postcount=40) ankete dediğim gibiyim.

Türklere hiç bir dini yakıştıramıyorum, neticede hiç bir din direk olarak gelmemiş, hepside dolaylı yollardan, gelmiş, yada bizimkilerin yolları bu dinlerle kesişmiş, hiç fark etmez. Özünde bunlar yok, olmadığı zaten yapılan uygulamalardan da açıkca belli oluyor.

Ama diğer yandan da Dinlerin toplumları yapıştırıcı bir etki ettiğini de uygarlık tarihlerinden açıkca görüyoruz. Medeniyet = din olmuş.
Medeniyet denilen bu rüzgar böyle sert estiği sürece, din denilen olaydan Türkler de kaçamamış.

Ama dediğim gibi bunlar asla aslolan değildir, fasıllardır, gönül eğleme, zaman kaybıdır. İşin içinde unutmaktan ittifaklara, siyasetten ticarete pek çok sebepler vardır.
Tabi bunlar benim şahsi düşüncemdir, bir kötü gidipte bir iyi gelmez diyede düşünürüm. Hatta gelen gideni aratır diye ata sözlerimizde vardır. Bunlar deneyimlerle sabittir.

Sevgiler

Barlas
20-07-2015, 17:55
Şu internet aleminde tanıdığıma memnun olduğum adamlardan birisin felasife, ne mutlu bana... (Yaklaşık on senedir tanırım aşağı yukarı seni, "Yaşar ağbi" :thumb: )

Felâsife
20-07-2015, 21:43
Vayy.. bu cevabı beklemiyordum, sağ olasın, artık ÖM den çıtlatıver detayını. :)

Sevgiler

Barlas
20-07-2015, 21:48
Tamam ağbi... :thumb:

Barlas
21-07-2015, 14:27
027-Tanrıcılığı Anlamaya Başlarken: Kitaplı dinlerdeki ayrımcılık, Tanrıcılık'ta yoktur-3

http://3.bp.blogspot.com/-rp59lW7_IcQ/VONzliSO80I/AAAAAAAAB68/OzKdVRHubLs/s1600/027-Tanr%C4%B1c%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1%2BAnlamaya%2B Ba%C5%9Flarken-Kitapl%C4%B1%2Bdinlerdeki%2Bayr%C4%B1mc%C4%B1l%C4% B1k%2BTanr%C4%B1c%C4%B1l%C4%B1k%27ta%2Byoktur-3.jpg

Barlas
29-07-2015, 12:21
028-Tanrıcılığı Anlamaya Başlarken-Kitaplı dinlerdeki ayrımcılık Tanrıcılık'ta yoktur-4

http://1.bp.blogspot.com/-OnjMNGg67u0/VOdm6nJUPqI/AAAAAAAAB84/s9pO_CewYqg/s1600/028-Tanr%C4%B1c%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1%2BAnlamaya%2B Ba%C5%9Flarken-Kitapl%C4%B1%2Bdinlerdeki%2Bayr%C4%B1mc%C4%B1l%C4% B1k%2BTanr%C4%B1c%C4%B1l%C4%B1k%27ta%2Byoktur-4.jpg

Barlas
16-08-2015, 11:40
029-Gök Tanrıcılık'ta doğa, kutsal kitap, peygamberler...

http://1.bp.blogspot.com/-6yCQ4uJC_Lo/VPDWSg-ebMI/AAAAAAAACBU/DqSLCUwpCFo/s1600/%C5%9Eamanl%C4%B1kta%2BDo%C4%9Fa-Kutsal%2BKitap-Peygamber-Dinamizmini%2Basla%2Bkaybetmez.jpg

Barlas
28-08-2015, 14:00
http://3.bp.blogspot.com/-zLCgNtFrqNU/VO0WgbHOkBI/AAAAAAAACAM/d2tWqifmFGA/s1600/029-Tanr%C4%B1c%C4%B1l%C4%B1k%2BNedir-Temel%2BPrensipleri-Akay%2BKine%2BTanr%C4%B1c%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1 %2B%C3%B6zetliyor-1.jpg

Barlas
29-08-2015, 21:58
http://3.bp.blogspot.com/-IGgPBj_7opI/VPN3dQ4OraI/AAAAAAAACCo/TYW0DLTLz6Q/s1600/030-Tanr%C4%B1c%C4%B1l%C4%B1k%2BNedir-Temel%2BPrensipleri-Akay%2BKine%2BTanr%C4%B1c%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1 %2B%C3%B6zetliyor-2.jpg

Aleph
29-08-2015, 23:02
Barlas, sen bu şeylere inanıyor musun?

world
29-08-2015, 23:07
Ben inanmamıızı isterdim mesela Yunanistan'da akıllı bazi Yunanlılar Hristiyanlığı değil kendi kültürleri olan Antik Yunan dinini hala benimsemektedir.youtuubeda aratın bulacaksınız.

Aleph
29-08-2015, 23:19
Bu sitede bazı üyelerden aldığım tepkiler burada harcadığım bütün zamanın bir kayıp olduğunu bana hissettiriyor..

Barlas
29-08-2015, 23:26
Barlas, sen bu şeylere inanıyor musun?
Benim bir Tanrı inancım var; önceleri agnostiktim, yani bir Tanrı var mıdır yok mudur karar veremiyordum ama sonra olması gerektiğine hükmettim.

Bana göre Gök Tanrı inancı, tek Tanrı inanışının Türk töresiyle birleştirilmiş halidir. Mantıklı bulduğum yerlere katılıyorum, ama bunun dışında mantıksız bulduğum yerler de var, örneğin Adem ve Havva'nın orjinali sayılabilecek bir hikâye Gök Tanrıcılık'ta da var; yani ensestten türeme, bunu elbette masal olarak kabul etmekteyim. Yahut Yakutlar, Tanrı'ya "Kayra Han" derler, böyle bir adlandırmayı da kabul etmem, Tanrı'dır o, Gök Tanrı yahut Tengri; gibi.

Aleph
29-08-2015, 23:30
... mesela Yunanistan'da akıllı bazi Yunanlılar Hristiyanlığı değil kendi kültürleri olan Antik Yunan dinini hala benimsemektedir...
Çok da akıllı değilmiş o Yunanlılar, akıllı olsalar 2500 yıl önceki ataları gibi bilim ve felsefe üretirlerdi..

world
29-08-2015, 23:31
Bu sitede bazı üyelerden aldığım tepkiler burada harcadığım bütün zamanın bir kayıp olduğunu bana hissettiriyor..

üstte bir tek benim mesajım var bana dediğinizi varsayıyorum ben gidip de masallara inanalım demiyorum ama İslam gibi Arap kültürünü dayatan köhne bir dindense kendi kültürümüz her zaman daha iyidir.

Aleph
29-08-2015, 23:33
Din olmayınca kültür olmuyor mu? Din çok ciddi bir mesele ya, ne yaptınız beyler..

world
29-08-2015, 23:35
Din olmayınca kültür olmuyor mu? Din çok ciddi bir mesele ya, ne yaptınız beyler..

İslamdansa dedim sayın Aleph. İlla bir din olmalıysa dinsiz iyilik yapmayı beceremeyen illa bu kadar çok insan varsa Türkiyede bu din Gök Tanrı inancı olsun diyorum.

Barlas
29-08-2015, 23:59
Din olmayınca kültür olmuyor mu? Din çok ciddi bir mesele ya, ne yaptınız beyler..
Benim öncelikli hedefim yeryüzündeki tüm Türklerin adına İslam denen bu afyondan kurtulması. Ha, ben ölürken bu hedefin yüzde kaçı gerçekleşmiş olur tabii bilemem, önemli de değil - mücadeleyi devam edecek insanlar yetişsin yeter ki.

Hedef böyleyken, yerine bir şey koymadan İslam'dan kurtulabilmek bana göre çok çok zor bir iş. İşte bu bakımdan da gerekli Gök Tanrı inancı, bunun dışında her din gibi o da bir "bağ" insanlar arasında, yani Türkleri birbirine bağlayan bir öge, tıpkı dil gibi.

Barlas
26-10-2015, 16:22
(Tanrıcılık Nedir? Akay Kine'den Tanrıcılığın Özeti-3, 4 Mart 2015 Çarşamba)

http://2.bp.blogspot.com/-Q5W_rEaFu-U/VPZASFgnOOI/AAAAAAAACEo/KJlFoH6qGYI/s1600/031-Tanr%C4%B1c%C4%B1l%C4%B1k%2BNedir-Temel%2BPrensipleri-Akay%2BKine%2BTanr%C4%B1c%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1 %2B%C3%B6zetliyor-3.jpg

kasarsis
26-10-2015, 21:58
Gök Tanrıcılık'ta peygamber ve kutsal kitap olmaz. Semavi dinlerle bir alâkası yok bana göre.

Altay Türklerine ait "Yaradılış Destanı" var içeriği kutsal kitap gibi geldi bana ne dersiniz

Barlas
26-10-2015, 22:12
Kitabı bilemediğim için bir yorum yapamayacağım, ama tekrar söylüyorum Gök Tanrıcılık'ta kutsal kitap ve peygamber denilen adamlar olmaz. Var diyen olabilir elbette, ama kaynak göstermesi şart tabii...

Barlas
27-10-2015, 15:34
(Tanrıcılık Nedir? Akay Kine'den Tanrıcılığın Özeti-4, 5 Mart 2015 Perşembe)

http://4.bp.blogspot.com/-oiaGZfMGPLo/VPiPQI_wiQI/AAAAAAAACFU/FdSpLYz_Nc0/s1600/032-Tanr%C4%B1c%C4%B1l%C4%B1k%2BNedir-Temel%2BPrensipleri-Akay%2BKine%2BTanr%C4%B1c%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1 %2B%C3%B6zetliyor-4.jpg

Barlas
28-10-2015, 17:38
Tanrıcılık Nedir? Akay KİNE'den Kam'lar hakkında bilgi (8 Mart 2015 Pazar)

http://2.bp.blogspot.com/-5QopWxUJ8D8/VPydNp4VtpI/AAAAAAAACH0/rMHzvjYH66A/s1600/033-Tanr%C4%B1c%C4%B1l%C4%B1k%2BNedir-Temel%2BPrensipleri-Akay%2BKine%27den%2BKam%27lar%2Bhakk%C4%B1nda%2Bbi lgi.jpg

kut
28-10-2015, 20:37
Barlas kardeş, sana bir soru yöneltmek isterim. Neden görsellerinde hep Moğolları paylaşıyorsun? Tengricilik inancına mensup Moğol sayısı hayli azdır oysa ki. Moğolların çoğu Tibet Budizmi'ne bağlıdır, gerisi de şamanisttir. Tengricilik Turkic kökenli bir inançtır ancak her Tengrici de Türk değildir, tıpkı Arap-Semitik kökenli İslam'a inanan herkesin Arap ya da Semitik olmaması gibi. Her inanç bir coğrafyada doğmuştur ve doğal olarak doğuş itibariyle belli kültürlere ve halklara aittir.

Bugün dünya üzerinde Tengricilik inancına mensup olan nice Macar, Moğol, Sekel ve Bulgar var, hatta Rus ve diğer halklardan Tengriciler de mevcuttur. Yani demem o ki Tengriciliği sanki Türkçülüğün bir uzantısıymış gibi yansıtmanız bence yanlış.

Birkaç bilgi de benden; Bizlere, Kayı Boyu Damgası diye yutturulan damga aslında Tengri Damgası'dır, ıYı biçimindedir. Bu damga, Kayı Boyu Damgası ise nasıl olur da eski Bulgarlarda ve Tatarlarda da kullanılmıştır? Onlar da mı Kayı Boyundan :)

Bugün Bulgaristan'da Slav olmadıklarını, Türk olduklarını söyleyen ve Ortodoksluğu red edip Tangracı olan Bulgarlar vardır (Eski Türk dili olan Bulgarcada Tangra "Tañrı" demektir) ve hâlâ Tangra simgesini kullanırlar.

http://imagizer.imageshack.us/v2/150x100q90/809/tangra.jpg (http://imageshack.com/f/mhtangraj)

Nasyonalist Bulgar Tangracıların bir yürüyüşünden

http://images.ibox.bg/2013/02/16/lukmarsh/256x362.jpg

http://images.webcafe.bg/2014/02/06/28175/618x409.jpg

Bu arkadaşlar da Kayı Boyundan herhalde :)

Tengrici Macar kardeşlerimiz kam tüngürü (şaman davulu) çalarkene

http://kurultaj.hu/wp-content/uploads/tiszaalpar_karacsun-2012_12_21-kl-16-630x412.jpg

Macar Tengrici-Kamcı kurultayı

http://kurultaj.hu/wp-content/uploads/tiszaalpar_karacsun-2012_12_21-kl-31-630x290.jpg

Son olarak da eski Bulgar Kağan'ı Kubrat Han'ın mezar taşını paylaşalım, Tangracı idi kendisi ve doğal olarak da mezar taşında Tangra Damgası var. Ama Ottomancılara sorsan (Kadir Mısıroğlu'na falan) belki de "Kayı Boyu"ndandı derler :)

http://bulgars.ru/img/be2.jpg

Bu da Konstantinopol Bayrağı benimsenmeden önceki Otamanlı/Otmanlı Bayrağı (Osman diye bilinen kişinin adı da Otaman/Otman'dır, bunu ayrı bir başlıkta tartışmak gerek).

https://pbs.twimg.com/media/CA98YM1XEAATipB.jpg

Diriliş Ertuğrul dizisinde de doğru olarak kullanmışlar.

http://imgtrend.mynet.com/2014/12/11/105520324/-3serq-g-sh--728x728.jpg

Barlas
28-10-2015, 22:36
Neden görsellerinde hep Moğolları paylaşıyorsun?
Google Görseller'de "Türk" diye arattığında genellikle ya Avrupalı ya da Arap gibi giyinen tipler çıkıyor da ondan. Orta Asya Türkleri'nde de durum aynı. Mutlaka geleneksel Türk kıyafetleri giyen Türklerin görsellerinin toplandığı siteler de vardır ama ben henüz birine denk gelemedim.

Barlas
30-10-2015, 01:40
Tanrıcılık Nedir? Akay KİNE'den bir soru-bir cevap. (11 Mart 2015 Çarşamba)

http://2.bp.blogspot.com/-CmnIxaUJahM/VQCwa1rgN0I/AAAAAAAACKg/mGQcvaSHazs/s1600/034-Tanr%C4%B1c%C4%B1l%C4%B1k%2BNedir-Temel%2BPrensipleri-Akay%2BKine%27den%2Bbir%2Bsoru-bir%2Bcevap.jpg

Barlas
30-10-2015, 19:38
Tanrıcılık Nedir? Tanrıcılığın "Eşitler arasında eşitlik" prensibi. (18 Mart 2015 Çarşamba)

http://1.bp.blogspot.com/-SXc-76ssqjE/VQitTCe-RYI/AAAAAAAACRA/QTS8YJOdyhg/s1600/035-Tanr%C4%B1c%C4%B1l%C4%B1k%2BNedir-Temel%2BPrensipleri-Tanr%C4%B1c%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1n%2BE%C5%9Fitl er%2Baras%C4%B1nda%2Be%C5%9Fitlik%2Bprensibi.jpg

Barlas
31-10-2015, 19:31
Gök Tanrı, kimseyle konuşmamıştır (23 Mart 2015 Pazartesi).

http://2.bp.blogspot.com/-rA6-dLHtJtM/VQ9A7E7RhQI/AAAAAAAACYE/M7co9Uen9_I/s1600/036-G%C3%B6k%2BTanr%C4%B1%2Basla%2Bbir%2Bevlad%C4%B1n% C4%B1n%2Bkula%C4%9F%C4%B1na%2Bdi%C4%9Ferlerinin%2B duymayaca%C4%9F%C4%B1%2Bbir%2B%C5%9Fey%2Bs%C3%B6yl ememi%C5%9Ftir.jpg

Barlas
03-11-2015, 01:57
Gök Tanrı'nın evlatları sorumluluk hisseder (2 Nisan 2015 Perşembe).

http://3.bp.blogspot.com/-zyw4XJ-QUlM/VRxxX4xj8FI/AAAAAAAAChY/IgzraCtV02c/s1600/037-G%C3%B6k%2BTanr%C4%B1%27n%C4%B1n%2Bevlatlar%C4%B1% 2Bsorumluluk%2Bhisseder.jpg

Barlas
05-11-2015, 02:47
Tanrıcılar'ın bazı özellikleri (11 Nisan 2015 Cumartesi).

http://4.bp.blogspot.com/-o9zByobziWk/VSg7LT0DCaI/AAAAAAAACnk/TUJkrO7efJg/s1600/038-Tanr%C4%B1c%C4%B1lar%27%C4%B1n%2Bbaz%C4%B1%2B%C3%B 6zellikleri.jpg

Barlas
12-11-2015, 00:57
Tanrıcı'nın Duası (17 Nisan 2015 Cuma)

http://3.bp.blogspot.com/-egHuz-DtS3E/VTAmzWZXr7I/AAAAAAAACsA/KaXFkSu15OI/s1600/039-Tanr%C4%B1c%C4%B1%27n%C4%B1n%2BDuas%C4%B1.jpg

fidato
12-11-2015, 12:36
Barlas neden sürekli Altay özelinde kaynak verip oradan bilgi aktarıyorsun?

Çok geniş bir coğrafyaya yayılmış bir öğretidir bu.

Özü aynıdır ama her boy kendi tarzına göre yorumlar. Altay farklı, Sibirya farklı, Moğolistan farklı, Amerika farklı.

Bence Altay detayları vermektense işin özünü versen daha iyi olur.

Ufak bir paylaşım ben yapayım belki bakış açını değiştirmiş olurum.

Çünkü çok spiritüel yaklaşıyorsun. ;)


Tanrıcılık diyerek geçiştirilemez. Kişi tanrıdan bahsedilemez. Özel isim verilemez.

Bir varlık felsefesidir aslında. Kişi, varlığı öznel algısı ile soyutlar ve nesneleri oluşturur. Somutta -özde- olan Tengrinin ta kendisidir.
Bu sebeple animist ve natüralist bakış açısı vardır. Kişiyi diğer canlılardan, canlıyı diğer nesnelerden ayırmaz. Üstünlük atfetmez. Her varlık birbiri ile doğal iletişimdedir. Kurallar doğadan öğrenilir.

Devinim öznel bir algıdır. Canlı veya cansız varlık kendi öznel algısı ile hakeret/değişim yönünü algılar. Aslolan ise özne tarafından soyutlanmamış varlığın somuttaki -özde- halidir. Onda değişimin yönü olmaz. Gelecek, geçmiş olmaz.
Ata kültü bu temele dayanır. Ölüm denilen değişimde varlıkların zamansız bir mekanda var olmaya devam ettiklerine inanılır. Onlarla iletişim kurulabilir.

Barlas
12-11-2015, 15:55
Barlas neden sürekli Altay özelinde kaynak verip oradan bilgi aktarıyorsun?

Çok geniş bir coğrafyaya yayılmış bir öğretidir bu.
Daha ben de başlangıç aşamasındayım da ondan. Artı Türklerin zorla 350-400 senede Müslüman edilmesinden sonra bin yıldır unutulmuş, ihmal edilmiş bir konu üzerindeyim.

İncelediğim kaynak Günnur YÜCEKAL ARPACI'nın "Gök Tanrı İnancı'nın Bilinmeyenleri" adlı eseri, başlangıç seviyesi için bunu uygun gördüm. Bitirince, ömrüm oldukça daha detaylı kaynaklara ineceğim.

Neden Altaylar dersen, Günnur hanımın eserinde sadece Akay Kine adlı bilge kam'ın görüşlerini paylaşmış, o yüzden. Yani eserde, farklı yerlerden farklı kam'lar var da ben bir tek Altaylar'ı veriyor değilim.

Dediğim gibi Türk'ün bin senedir ihmal ettiği öz inancının başlangıç aşamasıdır bu; Akay Kine bilgiler vermiş, Günnur hanım başka kaynaklardan da istifade ederek bunu kitaplaştırmış, ben de bunu görselleyip özetleyerek paylaşmaya çalışıyorum.

Günnur hanımın kitabının ikinci baskısı dahi yok henüz, hiçbir yerde bulamadım, en son Günnur hanımla facebook'tan irtibata geçtim ve o bana kargoyla gönderdi.

Yani anlayacağın özveri ve başlangıç aşaması. Arkamızdan gelen Türkçüler olacaktır, farklı kaynaklar incelenip, en son sentez yapılarak, günümüze uygun hale sokulacaktır Gök Tanrıcılık. Bunu umuyorum. Yeryüzündeki tüm Türklerin ya öz inancında yahut ateist olarak, girdiği topraklara cehalet, sefalet, müptezellik, eziklik, biatçılık, kadercilik, şükürcülük vs. gibi berbat şeylerden başka bir şey getirmemiş olan bu Arap masallarından artık kurtulmasını diliyorum.

Zira örneğin İslam gibi 1400 sene öncesinde dondurulmuş ayet ve hadislere çakılı olmadığı için, asla dinamizminden bir şey kaybetmez Gök Tanrı inancı, her zaman modernize edilebilir; kutsal kitap yoktur, peygamber denilen yalancı soytarılar yoktur, kimsenin dediği kimseyi bağlamaz; yine Akay KİNE'nin dediği gibi: "Herkes Tanrı'dan öğrenir." Benimsiyorum bu görüşü.

Barlas
13-11-2015, 03:44
Tanrıcılar'ın duasına "Bilge Kam" Akay KİNE'den bir örnek... (20 Nisan 2015 Pazartesi)

http://3.bp.blogspot.com/-YuIRTcnzQrM/VTQmqqXMPCI/AAAAAAAACvA/_vG9UOJachE/s1600/040-Tanr%C4%B1c%C4%B1%27n%C4%B1n%2Bduas%C4%B1na%2BAkay %2BK%C4%B0NE%27den%2Bbir%2B%C3%B6rnek.jpg

fidato
13-11-2015, 11:56
Anlıyorum Barlas ben kötlemek için söylememiştim. Yapmaya çalıştığın şeyi kutluyorum. Umarım kendinde başarı elde edersin.

İzninle bende bir iki paylaşım yapmak istiyorum.


Tengri inancında veya felsefesinde kişileştirilmemiş bir varlık olan Tengriye inanç vardır. Mevcut olan herşeyin ondan olduğuna ve ona dönüşeceğine inanılır. Tengri varlığın öz halidir. Herhangi bir soyutlamaya maruz kalmamış haldedir. Bu sebeple Tengri hem gelecek hemde geçmiştir. Genel bir hata ile Tengriyi evren olarak ifade ederler. Ortada panteist bir yaklaşım yoktur.



Tengri inancında üç iyde veya iyenin -ee- (enerji) varlığına ve bu üç iyenin evreni ve içerisindeki herşeyi şekillendirdiğine inanılır. Bunlara her boy farklı isimler vermiş ve zamanla bunlar ayrı tanrılar olarak da anılmışdır. Bu üç enerji bilimsel olarak kabaca artı(+) ve eksi(-) yüklü ve nötr enerjiler olarak tarif edilebilir.



Zamanla bu üç iye tanrılaşmış ve Bai Ülgen, Erlik ve Umay adında tanrılara dönüşmüştür.
Bai Ülgen artı(+) yüklü enerjiyi ve evreni temsil ediyor. Aynı zamanda iyiliği temsil ediyor. (Türklerde ölmeye uçmaq ve uçmaqa varmak deyimi bundandır.) Ak kamlar Bai Ülgene danışır.
Erlik eksi(-) Yüklü Yer altını temsil eder. eksi(-)yüklüdür. Kara Kamlar Erlike danışır.
Umay nötrdür. Değişkendir. Yeryüzünü temsil eder. Bereketi temsil eder. Dişildir. Çocuk ve kadınların tanrısı olarakda anılır.

Çoğu boylarda bu üç güç tanrı olarak saygı görür ve onlara kanlı veya kansız kurbanlar verilir. Tengrinin çocukları olduğuna inanılır. Bai Ülgen ve Erlikinde çocukları vardır.

fidato
13-11-2015, 13:38
Kök Tengri veya gök Tanrı inancı din olmaktan ziyade bir felsefedir. Bu düşüncenin altında zamanla çeşitli dinler ve pratikler oluşmuştur. Çok genel bir yaklaşım olduğundan bir çok yaşayış tarzının değişik coğrafyalarda ve değişik boylarla farklı yaşatılması gayet normaldir. Bu Tengri inancının dinamik yapısının ürünüdür.

Tengri inancı ve boyların farklı pratikleri olsa da birçok kült değişmez olarak tüm budunda uygulanmaktadır. Bu kültler tam olarak inancın ve Türk kültürünün temelini oluşturmaktadır. Bu kültlere bağlı olarak töreler ve gelenekler ve hatta dinler oluşmaktadır.

En çok uygulanan kült Atalar Kültüdür.
Tengi inancında ölümün bir değişim olduğu ve tinin (bilincin) veya kişinin enerjisinin yok olmayacağına, bedenden 40 gün sonra tamamen ayrılan tinin (bilincin) Erlike veya Bai Ülgenin yanına gideceğine inanılır. Bu sebeple ölen kişilerle iletişim kurulabilir. Kamlar ata ruhları ile iletişime geçebilir ve bilgi alışverişinde bulunabilirler. Yapılan her algışda mutlaka 7 atanın adı anılır. Bu kült büyüklere saygı olarak törede yerini almıştır. Büyük suçları olmadığı sürece (ihanet, hırsızlık ve tecavüz) herkes büyüğüne saygı duymak, sözünü dinlemek zorundadır. 17 yaşına gelmeden anne ve babadan izinsiz yerleşkenin dışına çıkılamaz. İzinsiz evlenilemez, savaşa gidilemez, 13 yaşın altında olanlar büyüklerinin sözlerini kesemez. Konuşan kişilerin arasından geçemez vb.

Diğer bir yaygın olan kült ise Ağaç Kültüdür.
Ağaç hem kamlar hem de toplum için çok kutsaldır. Hayat ağacını kamlar translarında Erlik tinleri için yer altına inmekte ve Bai Ülgen Tinleri için gökyüzüne çıkmakta kullanırlar. Bir çok ağaç ve bazı ormanlar kutsal sayılıp kesilmez ve içlerine girilmez. Ağaçlar genel olarak Mitolojik olarak türeyişlerde kullanılır. Ağaçtan türeme efsanesi Uygurlarda vardır. Tüm inanç ve felsefesini doğanın dengesi üzerine kurmuş Türklerin doğa için çok önemli olan ağaca bu kadar saygı duymaları şaşırtıcı değildir.

Dağ Kültü Türk kültüründe ve inancından yaygındır.
Dağın kutsallığının iki önemli sebebi vardır. Bir tanesi gökyüzüne yakın oluşları, ikincisi ise yer yüzündeki enerjinin dağlar vasıtası ile gökyüzüne çıktığı ve dağ zirvelerinde gökyüzü ile yeryüzü arasındaki enerji transferinin yapıldığına inanılmasıdır. Dağ ne kadar büyük ve heybetli ise transfer yapılan enerjide o kadar yoğun olur. Kamlar yeryüzündeki dengeyi bu enerji transferine etki ederek sağlamaya çalışırlar. Çin kaynaklarına göre Türk Kaanları Belirli kamlarla birlikte yüksek dağlara çıkıp gizli ritüeller yaparlarmış. Kamlar belli dönemlerde (ekinokslarda) toplanıp yüksek rakımlı dağlara çıkıp günlerce ritüellerini yaparlar. Bunun en güzel örneği Saymalıtaş diye bilinen Tanrı dağlarının kollarından biri olan Aladağların 3500 rakımlı zirvesinde yapılan törenler kaya üzerine yapılan 100.000 civarında kaya resmidir. Bunların 15.000 yıllık olduğu hesaba katılırsa hem bu kültün hem de inancın ne kadar eski olduğu da anlaşılabilir.

Bunlardan başka Kurt, at, geyik, su vb. birkaç tane daha sayılabilir. Bunlar ise kült olmaktan çok mitolojik veya yaşayış için gerekliliğinden ötürü saygı duyulanlardır. Yine de bazılarını açıklamakta fayda var.

At Kültü
At Türkler için vazgeçilmezdir. İlk evcilleştiren, avda, savaşta ve tarım işlerinde dahi kullanan, kurban olarak sunan, hediye olarak veren bir toplumun atı kutsal sayması gayet normaldir. 13 yaşına gelen bir kişi ilk babasından bir tay alır ve ona binmeyi öğrenir. Önce gezmeye başlar, küçük avlara çıkar, 17 yaşına geldiğinde tek başına atı ile dağ aşması gerekir. Bu yiğit olacağının kanıtıdır. Sadece erkekler değil kızlarda ata binerdi. Farklı boylarda ava ve savaşa da giderlerdi. Bir kişinin en az üç atı olurdu. Biri gezmek ve yarışmak, biri ava gitmek ve biride savaşa gitmek için kullanılırdı. Atların yeleleri de kutsal sayılırdı. Ölen bir yiğit veya Kaan ise atları da onunla gömülürdü.


Kurt Kültü
Kurt daha çok mitolojik olarak vardır. Özellikle mitolojilerde geçen gök gözlü kurt (bunu nedense bozkurt diye anarlar.) Tengri tarafından gönderilen özel ve kutsal kurtlardır. Türklerde ağaç ve kurttan türeyiş vardır. Bu bir nevi evrim sürecinin ve bunun mitolojik izahının bir etkisidir. Kurt ayrıca av ve savaş taktiklerinde Türklerin kurtlardan esinlendiği bilinmektedir. Kurtlar evcilleştirilememiş olsa da Türklerin sürülerini kurtlardan korumak için kullandıkları ve kurtlardan esinlenilen köpekleri vardır. Bunun en meşhuru bugün sivas kangalı olarak bilinen köpek türüdür. Ortaya çıkarılan kurganlardaki köpeklerin sivas kangalı ile aynı olduğu tespit edilmiştir. Çin kaynaklarında geçen Türklerin dev köpekleri tabiri haksız değildir.


Geyik-Keçi Kültü
Geyik ve özellikle dağ keçisi en büyük besin kaynağı olduğundan kutsal sayılmıştır. Belirli dönemlerde avlanması yasaklanmıştır. Günümüzde Anadoluda birçok bölgede alageyik ve dağ keçisi avlanmaz.

Barlas
14-11-2015, 01:07
Yapmaya çalıştığın şeyi kutluyorum. Umarım kendinde başarı elde edersin.
Teşekkür ederim fidato, esen kal...
----------------------------------------------
Din değiştirmek, milliyet değiştirmek gibi. (24 Nisan 2015 Cuma)

http://1.bp.blogspot.com/-qWKRUWMkuMg/VTmKt0nboSI/AAAAAAAACzc/cvDW_IaRtlo/s1600/Din%2Bde%C4%9Fi%C5%9Ftirmek%2Bmilliyet%2Bde%C4%9Fi %C5%9Ftirmek%2Bgibi.jpg

fidato
14-11-2015, 16:41
Biz Anadolu’da kendimize Türk diyoruz ama Türkün ne olduğunu pek bilmiyoruz. Bu sebeple başka boylar halimize bakıp siz Türk değilsiniz diyebiliyor. Bunun için Türk nedir öğrenmemiz lazım.

Türk sözcüğünün ne zaman kullanılmaya başlandığı aslında belirsizdir. Orhun yazıtlarında belge olarak karşımıza çıkar. Yabancı tarih kaynaklarında ise Türk sözcüğü yoktur. Zaman ve coğrafya farkı ile her kaynakta değişik ifadeler kullanılmıştır. Bunun sebebi değişik zamanlarda değişik boylar ile iletişime geçmelerinden kaynaklanmaktadır. Türk boyları kendine ait isimleri kullanmışlardır. Tarih boyunca sadece Hun diye bilinen ve Göktürk diye bilinen konfederasyonlarda tarih kaynaklarına ortak bir isim geçmiş görünüyor. Bunda bile farklılıklar mevcuttur.

O halde Türk sözcüğü özelinde tek kaynağımız Orhun yazıtlarından başkası değildir.

Orhun yazıtlarında Türk sözcüğü Çoğu yerde Türük https://i.hizliresim.com/YJZ27Z.jpg bazı yerlerde Türk https://i.hizliresim.com/kJd3lq.png şeklinde yazılmıştır.
Kalıp anlatım ile iki yazıtta Kök Türük http://i.hizliresim.com/n20VZN.jpg ifadesi vardır.

Türk ve Türük sözcükleri için bir çok Dilbilimci ve Türkolog değişik çalışmalar yapmışlardır. Bunlarda en kabul göreni Türük sözcüğünün Törü-mek fiilinden türediğidir. Bu bağlamda Yörük sözcüğüde Yörü-mek fiilinden türemiş olmaktadır. Törü-mek – Türü-mek – Türük sonrada Türk şeklini aldığı düşünülür ve Türk türemiş anlamına gelir. Bu düşünce Türk mitolojindeki türeyiş destanlarının temeli ile örtüşmektedir. Yine de tam bir kabul görmesi mümkün değildir. İçinde bir çok boy ve etnik yapıyı barındıran bu konfederasyonun halklarına türemiş denmesi soru işareti doğurur. Kök Türük kullanımı ile bakacak olursak (Kök burada bir sıfattır.) Kutsal türemiş veya Göksel türemiş anlamlarına gelmektedir. Kök sözcüğü Tengri için kullanılan bir sıfattır. Tengri ve göksel ifadeleri bu yazıtlarda sık kullanılmış ve gökyüzü ile Tengri aynı anlamda kullanılmıştır. Bu Tengri sözcüğünün günümüzde kullanılmakta olan kişisel özellikler taşıyan tanrı sözcüğünden daha farklı anlamı olduğunu göstermektedir. Tengri ve Türük kelimelerinin başına getirilen Kök sözcüğü üç anlam ifade eder. 1-mavi, 2-gök, 3-kutsal/ulu buradaki kullanım gök olamayacağı için ya mavi renk yada kutsal/ulu anlamına gelmektedir. Tengri gökyüzü veya uzay boşluğu anlamına verilen bir özel isim olarak düşünülmektedir. Bunun başına mavi renk sıfatını getirmek çok mantıklı olmamaktadır. Bu sebeple Kutsal/ulu sıfatı çok daha uygundur. Bu şekilde okunduğundan Kök Tengri “Kutsal/ulu gökyüzü/uzay boşluğu”, Kök Türük ise “Kutsal/ulu Türemiş veya Kutsal/uludan Türemiş” yada “Gökten Türemiş” anlamlarına gelir. Bu gerçekten kabul edilmesi zor bir yaklaşımdır.

Bir diğer önemli çalışmada Türük kelimesini, günümüz Türkçesine Arapçadan giren hak sözcüğünün çoğulu olan hukuk sözcüğünün Türkçe karşılığı töre-türe kelimesine bağlamaktadır. Töre-türe-tüze sözcükleri örf ve gelenek anlamına gelmektedir. Değişik Türk lehçelerinde töre-türe-tüze olarak kullanılan sözcük günümüzde de tüzük olarak kullanılmaktadır. Bu sözcük Türkçedeki "z" ve "r" harflerinin yer değişmesi olayı ile Türük şeklini aldığı sonrada Türk şekline geldiği belirtilmektedir. Burada ilk akla gelen soru yazıtlarda töre sözcüğünün zaten geçtiğidir. Birçok yerde "Türük töresi" ifadesi vardır. Burada anlaşılması gereken Türük sözcüğünün artık özel isim olarak kullanıldığıdır. Tüzük, oluşturulan ortak ve üst bir antlaşma olarak değerlendirilmelidir, bir anayasa gibi. Bu anayasaya üst kurallara uyan boyların oluşturduğu topluluğa bu isim verilmiş olabilir. Burada Kök sıfatı ile kullanımını okumak gerekir. Türemiş anlamı Kök sözcüğü ile kullanılamamaktadır. Tüzük anlamına gelen Türük ise Kök ile anlamlı olmaktadır. Kök kutsal/ulu anlamı ile "kutsal/ulu tüzük/türük" olmaktadır. Bu da ortak kuraların kutsallığına vurgu anlamında çok uygundur. Kök sözcüğünü gök olarak kullandığımızda da anlam bozulmamakta yine kutsallık belirtmektedir. "Gök/göksel tüzük/türük" gökyüzü ile aynı anlama gelen Tengri’nin kanunu olarak kullanılabilir. Her iki ifade de tüm yazıtlarında çok yerde Tengri ve ona bağlılığını belirten bir toplumun idarecilerinin Türük sözcüğünü Tengri inancının ve doğanın ortak yasalarına, kurallara uyan topluluk anlamında kullandıklarını düşünmek çok yerindedir.

Tüm bu çerçevede Türk, Tengri ve göksel gibi inançsal bir kutsalın özelindeki kurallar bütününün uygulayıcısı ve yaşatıcısı anlamına gelmektedir.

Bunu yazıttan bir iki örnekle izah edebiliriz.

http://i.hizliresim.com/25zmML.jpg

…TÜRÜK: BeGLeR: TÜRÜK: ATIN: ITI: TaBGaÇGI: BeGLeR: TaBGaÇ: ATIN: TUTuPaN: TaBGaÇ: KaGaNKA: KÖRMiŞ: eLiG: YIL:

…Türük beğleri, Türük adını attı. Tabgaç beğleri gibi Tabgaç adını tutup, ….

Burada Türük boy liderlerinin Türük özelindeki ortak kuralları bırakıp başka boylar ile ortaklık yaptığı vurgulanmıştır.

http://i.hizliresim.com/jjbJzj.jpg
http://i.hizliresim.com/rRzLY1.jpg
http://i.hizliresim.com/OB42k0.jpg

ÜZE: KaGaN: OLuRTuM: OLuRTUKuMA: ÖLTeÇİÇE: SaKıNıGMA: TÜRÜK: BeGLeR: BODuN: öGiRiP: SeBiNiP: TOŊTaMıŞ: GÖZİ: YÜGeRi KÖRTİ: BÖDKE: ÖZüM: OLıRıP: BUNÇA: aGıR: TÖRüG: TÖRT: BOLuŊDaKI: ----: İTDiM: ÜZE: KÖK: TeŊRİ: aSRA: YaGıZ: YeR: KILıNDUKDA: iKİN: aRA: KİŞİ: OGLI: KILıNMıŞ:

KİŞİ: OGLINDA: ÜZE: eÇÜM: aPAM: BUMıN: KaGaN: İSTeMİ: KaGaN: OLuRMıŞ: OLuRıPaN: TÜRÜK: BODuNıŊ: İLİN: TÖRÜSÜN: TUTA: BİRMiŞ: İTİ: BİRMiŞ: TÖRT: BULıŊ: KOP: YaGI: eRMiŞ: SÜ: SÜLePeN: TÖRT: BOLuŊDaKI: BODuNıG: KOP: aLMıŞ: KOP: BaZ: KILMıŞ: BaŞLıGıG: YÜKüNDüRMiŞ: TİZLiGiG: SÖKüRMiŞ: İLGeRÜ: KaDıRKaN: YIŞKA: TeGİ: KİRÜ:

TeMiRKaPıGKA: TeGİ: KONDuRMıŞ: iKİN: aRA: İDİ: OKSuZ: KÖK: TÜRÜK: aNÇA: OLuRUR: eRMiŞ: BİLGE: KaGaN: eRMiŞ: aLP: KaGaN: eRMiŞ: BUYRUKI: YiME: BİLGE: eRMiŞ: eRiNÇ: aLP: eRMiŞ: eRiNÇ: BeGLeRİ: YiME: BODuNI: YiME: TÜZ: eRMiŞ: aNI: ÜÇÜN: İLiG: aNÇA: TUTMıŞ: eRiNÇ: İLiG: TUTıP: TÖRÜG: İTMiŞ: ÖZİ: aNÇA: KeRGeK: BOLMıŞ:…

Burada “Bilge Kağan oturduğunda öleceğini düşünen Türük beğlerinin ve boylarının çoşup sevindiği ve umutsuzluklarının giderildiği” yazılmış. Bilge kağan “kendim oturup bunca ağır töreyi dört bir yandaki …(burası yazıtta silinmiş) düzen ettim” demiş. Burada zaman içinde dağılan Türük boylarının yeniden toplanması anlatılmaktadır. Yine Töre yani kutsal kurallar çerçevesinde. Bir başka yerinde “üstte Kök Tengri, altta yağız yer kılındığında ikisi arasında kişi oğlu kılınmış” demektedir. Bu Türklerin tek yaratılış anlatımıdır. Önce Kök Tengri, sonra yer ve insan demektedir. Yani önce gökler sonra yerler ve insan sıralaması vardır. Sami dinlerin yer ve gök birdi onlar ayrıldı ifadeleri yoktur. Başka yerde “Bumın kağan ve İstemi Kağan oturupta Türük boylarının ilini, töresini tutu vermiş. Düzen edi vermiş.” Demektedir. Burada da net bir şekilde boyların ortak bir uzlaşıda buluşturulması anlatılmaktadır.

Sonuç olarak bugün ki tabirimizle Türk, yani Türük veya Kök Türük Tengri ve kendi göksel/kutsal inancının ve ortak değerlerinin uygulayıcısı ve savunucusudur. Bu değerlerden vazgeçtiği anda Türk olmamaktadır. Yukarıdaki paylaşımında Türkiye Türklerine arap denmesi çok doğru bir tanımlamadır. Kendi değerlerinden, töresinden, inancından kopmuş Türk artık Türk değildir. Sadece geldiği boyun ismi ile veya aiti olduğu kültür ile anılır.

Barlas
17-11-2015, 23:09
Gök Tanrı tamamen unutulduğu gün, Türklük de bitmiş olacaktır (25 Nisan 2015 Cumartesi).

http://4.bp.blogspot.com/-5KqQ3cxf-zE/VTsK3_fHELI/AAAAAAAAC0I/GfLgPElZhKk/s1600/042-G%C3%B6k%2BTanr%C4%B1%2Btamamen%2Bunutuldu%C4%9Fu% 2Bg%C3%BCn%2BT%C3%BCrkl%C3%BCk%2Bde%2Bbitmi%C5%9F% 2Bolacakt%C4%B1r.jpg

Barlas
18-11-2015, 22:26
Türk'ün Gök Tanrı'sından kopmamış olduğunun işaretleri (26 Nisan 2015 Pazar).

http://1.bp.blogspot.com/-9usToLdNjx4/VT0scOsdJsI/AAAAAAAAC0o/zZnolHlbZKc/s1600/043-T%C3%BCrk'%C3%BCn%2BG%C3%B6k%2BTanr%C4%B1's%C4%B1n dan%2Bkopmam%C4%B1%C5%9F%2Boldu%C4%9Funun%2Bi%C5%9 Faretleri.jpg

fidato
22-11-2015, 20:32
Günümüzde Türkçe kelime kullanımı o kadar azalmıştır ki, öz Türkçe kelimeler karşımıza çıktığında anlam vermekte ve etimolojik (kökenbilim) çalışmaları sınıfta kalmaktadır. Buna en güzel örnekler Türk ve Tengri/Tanrı sözcükleridir. Türk sözcüğü ile alakalı etimolojik (kökenbilim) çalışmasını 102 (https://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=571855&postcount=102) numaralı mesajda okuyabilirsiniz. Bu sözcüklerin anlamlarını ve ne maksatla oluşturulduklarını bilmezsek ifade ederken büyük hatalara sebep oluruz. Günümüzde Anayasa çalışmaları hız kazanmakta ve Türk sözcüğü yine tartışma konusu olmaktadır. Bahsi geçen mesajdaki anlatımda kullanılmadığı ve anlam bakımından ifade etmeyeceği her yerden Türk sözcüğünün kaldırılması taraftayım. Eğer bir sözcük –hele ki bu bir milletin ismi olacaksa- ifade edenler tarafından anlamının ve kökeninin dışında kullanılacaksa hiç kullanılmaması daha olumlu bir yaklaşım olacaktır. Eğer illa kullanılacak anlamı ve ifade ettireceği mana her birey tarafından bilinmelidir.

Tengri/Tanrı sözcüğü de Türk sözcüğü gibi kökeni araştırılmadan ve ifade ettiği anlamı bilinmeden kullanıldığında manasız olmaktadır. Birçok köken bilimci ve kavram bilimci tarafından ekseriyetle hatalı izah edilmiş bir sözcüktür. Gerçek manasının çok basit olması kafalarda soru işareti oluşturduğundan net bir açıklama genel kabul görmemiştir.

Elimizdeki geçerli bilgilere baktığımızda Tanrı sözcüğünün Tengri sözcüğünden türetildiği bilinmekte ve konuda tartışma bulunmamaktadır. O zaman konumuz Tengri sözcüğünün kökenini araştırmak ve ifade ettiği anlamı bulmak olacaktır.

Konu hakkında yapılan iki hatanın tespiti ve çalışma metodunun izahını yapmak istiyorum. Yapılan hatalardan birincisi kelime kökenini araştırırken dönemin dil ve kelimelerini değil de günümüzün dil ve kelimelerini ve eklerinin kullanılmasıdır. İkinci hata ise anlamın illaki kutsallık ifade etmesi zorunluğudur. Bu iki yaklaşımın dışında sözcüğün ilk kullanıldığı yazılı kaynakların bu günden 2000 yıl ce sözlü anlatım olarak çok daha eskiye gittiğini bilmek ve kutsal bir varlığa isim olması zorunluluğundan kurtulmak ve en önemlisi isim olduğu inanış ve felsefenin ne ifade ettiğinin ve bununla örtüşmesi gerektiği metodumuz olacaktır.

Bu metotlar ile yapılan bir iki çalışma aktarmak istiyorum;

1- Kökeni, İngilizce'nin Yut kökeni ile Almanca'nın Töton kökeninde olan Turan dilinden gelen İng. "thank", Alm. "danke" sözcüklerinin atası olan sözcük olmalıdır. Eski Türkçe'de "teng-mek", "memnun olmak, müteşekkir olmak" anlamına gelir. Türkçe Teng- (dön[1]) eyleminden. (- tengri/teñri = memnun olunan, şükredilen, hamdedilen, Kur'an'daki Allah adlarından karşılığı ile "Eş Şekur" ya da "El Hamid". Öte yandan Kur'an'da Zariyat Suresi 56'da, cinler ile insanların Allah'ı tanımak-bilmek (illâ li ya'rifûne) için yaratıldığı yazılıdır. "tanı-mak" eyleminden "tan-rı", tanınan- bilinen anlamına da gelir.
2- Tengri gök anlamındadır. Gözyüzünü ifade eder. Bunu yazıtlardaki kullanımlarda net bir şekilde görmekteyiz. Kök Tengri ise mavi gökyüzü veya kutsal/ulu gökyüzü anlamına gelmektedir.
3- Tengri Tin ve gri kelimelerinden oluşur. Tin=ruh, Gri=boz/mavi Tengri=mavi ruh

Bu metot ile Tengri sözcüğü Ten ve Tan köklerine gri ve ya gr eklerini alarak oluşturulan bir sözcük olduğu yanılgısından kurtularak bakmaktayız. Tan kökü ile güncel kullanımdaki Tanrı sözcüğüne bir anlam yüklenmesi yapılmak istenirse bu ayrı bir konu olacaktır. Konumuzun Tengri sözcüğü olduğunu Tanrı sözcüğünün çok daha yeni bir kullanım olduğunu hatırlatmak isterim.

Tengri sözcüğü dönemi içinde Tengir fiiline çok benzemektedir. Teng kökü dönmek anlamında kullanılmaktadır. Hatta Tengirek denilen yün eğirmeye yarayan tahtadan bir el aleti vardır. Aynı zamanda Tengirek yuvarlak anlamına da gelmektedir. Değişik şekillerde Tengerek, Tengerlek ve günümüzdeki tekerlek sözcüğünün geçişleridir. İç Anadolu ve Batı Asya ağızlarında kullanılmaktadır.

Tengri sözcüğünün dönmek fiilinden isimleştiği ve ifadesinin döngü olduğunu söyleyebilmek olağandır. Bu ise bir kutsallık ifade etmeyeceği ve Gökyüzü ile ilişkilendirilen bir kelimenin dönmek ve döngü anlamlarını taşımayacağı düşünülmektedir.

Bu düşünce günümüz bakış açısı ile mümkündür fakat biz dönemi ile bakmak ve inancın mantığı ile hareket etmek zorundayız. Dönmek ve döngü sözcüklerinin gökyüzü ile ilişkilendirilmesi çok basittir. Ayrıca inancın temelinin döngü ve devinim içerdiği de net olarak ortadadır. Türk inancının lineer bir zaman anlayışı yoktur. Bu sebeple dönmek fiilinden döngü anlamına gelen bir isim türetilmesi çok normal ve manidardır.

Tengri sembolünü ve bu maksatla binlerce yıl önce kayalara kazınan tamgaları inceleyecek olursak döngünün ne kadar çok izah edildiği ortaya çıkacaktır.

http://i.hizliresim.com/kJ2POq.pnghttp://i.hizliresim.com/WElORN.jpg

Tengri mevsimlerin, hayatın ve zamanın dönmesinin, birbiri ardına gerçekleşmesinin, oluşumun ve şekillere bürünmesinin anlatımıdır. Bu sebeple Tengri Döngünün ismidir. Tabi ki tek bir isim verilmemiştir. Türklerde astronomi çok önemliydi ve dünyanın, hayatın gidişatının tespiti yıldızlardan, güneş ve aydan referans alınarak yapılmıştır. Bu sebeple Tengri gökyüzü ile ilişkilendirildi. Güneşin, ayın, diğer gezegenlerin ve yıldızların durmaksınız döndüğü bu sistemi göklerden görmek ve izlemek Tengri yani döngünün gökyüzü ile birebir düşünülmesi ve ifade edilmesini doğurmuştur.

“Kök Tengri” ve yazıtlarda yer alan “Tengri Teg Tengride bolmuş Türük Bilge Kaan” ifadeleri de kullanıldığı yerler ve izah etmeye çalıştığı anlam ile bazen gökyüzünü bazen de isim olarak döngüyü ve sistemi ifade etmektedir.

Ayrıca inancın güncel Altay Bilik, Ak Cang ve Moğol ifadelerinde Tengri sözcüğünden çok evren içindeki Yıldız, gök katmanları, iyeler ve tinlere verilen isimlerin yer tuttuğunu görmekteyiz. Bu durum Tengri ifadesinin çok daha üst bir anlam ifade etmesindendir. Özelikle İbrani dinlerin ortaya çıkışı ile kişiselleşen varlık olarak tanrı tasvirleri bu inancı da bu tarz betimlemelere itmiştir. Gene de Tengri her zaman genel bir sistemin ifadesi ve inancın özü olarak korunmaktadır. Oluşturulan diğer tanrı veya kutsal varlıklar Tengri altı ve döngüsel sistemi aksatmayacak şekilde genelde idealist ve tinci bir yaklaşımla oluşturulmaktadır.

Bir özet yaparak toparlamak gerekirse; Tengri en eski çağlardaki oluşumunda döngüyü ve sistemli bir devinimi ifade ederken, referans alınımı ve tespiti ile kolay izah edilecek şekilde gökyüzü ile ilişkilendirilmiş ve genel bir kabul olarak öyle kalmıştır. Daha yakın dönemlerde ise İbrani dinlerin etkisi ile kavramlardan Tanrılar oluşturulmuş ve kişisel veya değil daha soyut varlıklar inançta yerlerini almışlardır. Yakın dönemde ise coğrafyada yayılan İbrani dinler ve Budizm etkisi ile Tengri sözcüğü kişisel bir varlık ifadesi olarak Tanrı şekline dönüşmüştür. Bu kullanımda son 600 yılda yerini Allah sözcüğüne bırakmış ve anlamında tamamen kopmuştur.

Tüm bunlar bilinerek Tengri, İster döngü içinde olan ve onu yansıtan gökyüzü, isterse yalın ifadesi olarak döngü şeklinde ifade edilsin, hem inancın içeriği, hem de sözcüğün içeriği bilinmedikçe boş laftan ve günümüz inancından referans almak zorunda olan bir inançtan öteye gidemez ve asla doğru temeller üzerinde yeniden şekillendirilemez.

kasarsis
22-11-2015, 23:17
fidato araştırma yazılarınız ilginç, devamını bekliyoruz.

Barlas, iyi bir işe girişmişsin tebrik ediyorum.
Ancak görsellerde az yazı olmalı "can alıcı noktalar kısa ve öz olmalı"
küçük bir öneri...

Barlas
23-11-2015, 01:26
Sn. kasarsis: Çok teşekkür ederim...

Barlas
27-11-2015, 10:31
Altay'ın önemi-1 (26 Nisan 2015 Pazar)

http://1.bp.blogspot.com/-vKRXoJ1n980/VT06YAeRWyI/AAAAAAAAC1Q/OH0e2clrnjw/s1600/044-Altay%27%C4%B1n%2B%C3%B6nemi%2B-1-.jpg

Barlas
29-11-2015, 23:30
Altay'ın önemi-2 (29 Nisan 2015 Çarşamba)

http://3.bp.blogspot.com/-BWQ89KQMcTI/VUAaWUDBcfI/AAAAAAAAC3M/ODdzUfEQcp4/s1600/045-Altay%27%C4%B1n%2B%C3%B6nemi%2B-2-.jpg

Barlas
14-12-2015, 09:46
Gök Tanrı tayin etmiş zamanı... (29 Nisan 2015 Çarşamba)

http://3.bp.blogspot.com/-ppS7Kcu-doo/VUE4zuWAtUI/AAAAAAAAC3w/p3FrsAGd5Fw/s1600/G%C3%B6k%2BTanr%C4%B1%2Btayin%2Betmi%C5%9F%2Bzaman %C4%B1%2C%2Binsano%C4%9Flunu%2Bhep%2B%C3%B6l%C3%BC ml%C3%BC%2Byaratm%C4%B1%C5%9F.jpg

fidato
18-12-2015, 14:18
Sevgili Barlas hemen önceki mesajda eklediğin görseldeki çeviri yanlıştır.
Bahsi geçen cümle Bilge kağan'a aittir ve Kardeşi Köl Tigin için sarfettiği bir cümledir.
Köl Tigin anıtının küzey yüzünde yazılıdır.
Yazıtta şu şekilde yazılmıştır;
http://3.bp.blogspot.com/-_bAtqBD5hZM/TyRPiSKY36I/AAAAAAAAANQ/GJ21sMd_oV8/s1600/dtngr.png
Çevirisi ise Şöyledir;
Öd tengri:yaşar:kişi: oğlu:kop:ölgeli:törümiş
Türkiye Türkçesi ile;
Zamanı tengri yaşar, kişi oğlu hep ölmek için (ölümlü) türemiş.

Yani zamanı tengrinin yaşadığını insanın sadece ölümlü, ölmek için var olduğunu anlatıyor.
Bilge Kağan kardeşi Köl Tigin'in ölümünden çok etkilendiğini yazıttaki bir kaç yerde açıkça belirtmiştir. Kardeşi için çok üzülen biri kendisini teselli etmek için inancının önemli dayanaklarından birini teselli olarak düşünmüş ve onu belirtmiştir.

Tengri inancı dediğimiz bu inançta yukarıdaki görselde yazıldığı gibi zamanı tengri tayin etmez. İnsan ise zamanı yaşayamaz. İnsan veya dünya üzerindeki herhangi bir canlı (veya değil. Aslen bildiğimiz herşey) ölmek, yani döngü içinde değişime uğramak ve yeniden bambaşka bir şekilde, bambaşka bir amaçla süregelmek için vardır.

Zaman konusu forumun bir çok yerinde tartışıldı, halende tartışılıyor. Konu hakkında internet ve bir çok bilim insanının makale ve kitaplarından da bilgi edinilebilir.

Gelgörki Tengri inancı içerisinde zamanı ve insanı nasıl anlatırım ben bile zorlanıyorum.
Yinede bir açıklama getirmek gerekirse bir alıntı yaparak şöyle bahsedebilirim; Bizler üç boyut içinde yaşıyoruz. Bu üç boyutta hareket konusunda özgürüz. Bahsi geçen üç boyut, ileri, geri, yukarı ve aşağıdır. Dünya üzerinde bu hareketleri özgürce yapabilmekteyiz. Üç boyuta hakimiz. Zaman ise dördüncü bir boyut olarak ele alınır. Bizler bu dördüncü boyutun farkındayız, varlığını biliyor ve gözlenliyoruz ama zaman boyutunca hareket edemiyoruz. Doğal olarak bizler dördüncü boyut denilen zaman içinde özgür değiliz.

İki boyutta yaşayabilen birini düşünelim o kişi ileri, geri, sağa ve sola hareketinde özgür olurdu. Üçüncü boyutta ise hareket edemez yani yukarı ve aşağı gidemezdi. Bu durum onun yukarı ve aşağı kavramlarını bilmediğini göstermez. Tabiki bunu bilip gözlemleyebilir fakat bunu deneyimlemekten yoksun kalırdı.

İşte bu durum biz insanlar için dördüncü boyutta mevcuttur. Bizler zaman konusunda gözlemlediğimiz kadarıyla bilgi sahibiyiz. Bilmediğimiz ise çok şey vardır. Çünkü biz zaman boyutunda ileri ve geri hareket edemiyoruz. Şu an dediğimiz bölümden başka bir zaman dilimine geçemiyoruz. Bilimsel olarak incelediğimizde aslında şu an dediğimiz zaman dilimini dahi yaşayamıyoruz. Gözlemlerimizin uzuvlarımızdan beynimize aktarılışı ve beynimizin uygun senaryoyu yazması süreci göz önüne alındığında şu an hiç yaşanamıyor. Hep bir adım geçmişte kalıyoruz. Beynimizin kurduğu senaryolar dahilinde hiç deneyimlemediğimiz bu zaman boyutunda ahkam kesip duruyoruz.

Tüm bunlar düşünüldüğünde Tengri inancının, zamanı Tengrinin yaşadığını ve insanı zamanı yaşamak değil sadece devinim içinde (ki bizim ömür dediğmiz zaman süremizin evrensel boyut içinde çok küçük olduğu düşünülürse) sıkışıp kalmasını belirttiğini söyleyebiliriz.

Yazıtta bin yıllardır bilinen bu gerçeğin, acı içerisinde bir insanın deyimleşmesi muhtemel bir anlatım dehası ile söylediği bir sözdür. Sözü, söylenme sebebini ve önemlisi inancın dinamiklerini bilmeden yapılan bu çeviriler bilgi kirliliğindan başka birşey değildir.

Barlas
18-12-2015, 16:04
fidato: Teşekkür ederim...

kut
20-12-2015, 01:45
Ben de Türk adı hakkında bir iki söz etmek isterim. Öncelikle Fidato'nun da değindiği gibi, yazıtlarda iki ayrı Türk sözcüğü vardır, biri türük okunur ve şöyle yazılır

https://i.hizliresim.com/kJd3lq.png

Diğeri de törük okunur ve şöyle yazılır

https://i.hizliresim.com/YJZ27Z.jpg

Buradaki ayrımı sondaki damgalardan yapıyoruz, türük'ün son damgası "ek", törük'ün son damgası ise "ök"tür. Tabii Türk Damgalarının sağdan sola doğru yazıldığını hatırlatmak gerek...

Ök damgası, sözcük sonlarında daima "ük" okunur, buradan da ilk hecedeki sesin "ö" olduğunu anlarız, çünkü Türkçede "o" ile "ö" sesleri yalnızca ilk hecede bulunur ve ilk hecede "o" varsa ikinci hecede mutlaka "u", ilk hecede "ö" varsa ikinci hecede mutlaka "ü" olur; doğum, ölüm, doyum, bölüm vb. Burada ök damgası son hecede olduğu için mutlaka "ük" okunacaktır, bu durumda ilk hecedeki ses de mutlaka "ö"dür ve sözcük törük okunur.

Törük < törü- "yaratılmak 2. vâr olmak 3. meydana gelmek 4. oluşmak" kökünden gelir. Günümüzde bu fiil kökü türe- biçiminde değişime uğramıştır. Yazıtlarda törük hep köök ile birlikte kullanılmıştır, yani köök törük (köök, uzun ö iledir). Bunun nedeni törük sözcüğünün "yaratılmış, vâr edilmiş, meydana getirilmiş, oluşturulmuş" anlamına gelmesidir. Peki kim tarafından? Tabii ki Köök Tengri tarafından. İşte bu nedenle sürekli köök törük tabiri kullanılır ki "köök tengri tarafından vâr edilmiş" anlamına atıf yapılsın. Yani bu kişiyi vâr eden Ahura Mazda değil, Brahman değil, Kami (Japonca Tanrı) değil, Shin (Çince Tanrı) değil; Köök Tengri... Yani Törük "Türk", aslında etnik bir ad olmayıp, tıpkı Müslüman gibi bir din mensubiyeti adıdır. Bu gelenek İslam'dan sonra da biraz değişerek sürmüştür, bu kez de Müslüman olanlara Türk denmiştir. Yani işin özüne ve aslına bakacak/dönecek olursak Tengricilik dinine mensup olan demektir Törük "Türk"...

Yazıtlarda etnik adlar tek tek yerine göre sayılmaktadır, buradan da Türk'ün etnik bir ad olmadığı anlaşılır. Yazıtlarda; Kırgız, Türgiş, Oğuz (bizlerin ataları), Uygur, Mogol, Taçik (Tâcik), Sart (Fars, İranlı), Sogud (Eski bir İranic kavim), Tatar vb. sayılır... Buradan şunu da anlarız ki ta 1400 yıl önce Kırgız ile Oğuz ayrı, Uygur ile Oğuz ayrı (Tatar, Kırgız vb. de ayrı) ki adları tek tek sayılmakta. Yani bugün kalkıp da Kırgız'la, Uygur'la bizi sanki "tek bir kavim"miş gibi düşünmek, öyle saymak en başta tarihi verilere aykırıdır, bilimsel değildir. Bizler Oğuz'uz... 1400 yıl önce de bu böyleydi, 3000 yıl önce de böyleydi, bugün de böyle...

Türük adına da kısaca değinelim. Bu ad da tür- "düzene koymak 2. belli bir nizam vermek" kökünden gelir. Eski Türkçedeki sondaki -r sesleri bugüne gelirken > -z olmuştur, bu ses değişimi sadece Bulgar dillerinde olmamıştır, bu nedenle o koldan gelen Çuvaşçada bu sesler hâlâ -r'dir. Meselâ Çuvaşça tıkkır = diğer Türk Diller tokkuz "9", Çuvaşça xır (khır) = diğer Türk Dilleri kız vb.

Eski Türkçedeki bu tür- fiili günümüze gelirken önce tüz- daha sonra da düz- "düzmek, düzene koymak" biçiminde dönüşmüştür. Yani eski Türkçedeki türük sözcüğü bugünkü Türkçe ile *düzük "düzenlenmiş olan 2. kanunlu, yasalı" demektir ve bugünkü Türk adıyla aynı ad değildir, bugünkü Türk adı = Törük'ten gelir.

Yazıtlarda geçen türük bodun tabirini de şöyle açıklamalıyız; Buradaki bod sözcüğü de günümüzdeki boy "âşiret" sözcüğünün eski biçimidir. Eski Türkçedeki ikincil d sesleri de bugüne gelirken y olmuştur; adak > ayak, adıg > ayığ > ayı vb. Eski Türkçedeki çoğul eklerinden biri olan +n eklenince sözcük bodun "âşiretler" olur, yani türük bodun "nizam/düzen/kanun/yasa altına alınmış olan boylar" demektir. Ancak genelde yanlışlıkla bu tabir türk budun "Türk Milleti" diye çevriliyor, oysa buradaki türük günümüzdeki Türk adıyla ilgisizdir. Bu çevirinin yanlışlığını, 1400 yıl önce günümüzdeki gibi bir millet anlayışının olmamasından da anlayabiliriz.

Peki neden Törük adını Oğuzlar benimsediler? Neden bugün Türk dendiğinde sadece Oğuzlar anlaşılıyor? Bu soruya da yanıt verelim...

Bu gibi durumlar diğer kavimlerde de görülmektedir. Söz gelimi bugün Moğol dediğimiz kavmin gerçek/özgün adı Khalkha'dır, Moğol aslında eski bir üst ad idi. Birçok boy vardır; Buryat, Oyrot, Dagur, Nanay, Merkit vb. Ancak tarih boyunca sayıları hep en fazla olmuş olan ve hep başat rol oynamış olan Khakhalar olduğu için üst adı da gelende onlar kullanmıştır, bu nedenle Khalkhalar = Moğol olarak da anılır. Aynı durum Kürt üst adını kullanan Kurmançlar için de geçerlidir. Birçok boy vardır; Lur, Soran, Goran, Mazendaran vb. ancak tarih boyunca sayıları hep en fazla olagelmiş olanlar Kurmançlar olduğu için üst adı onlar kullanır, Kurmanç = Kürt olarak algılanır.

İşte bu durumun bir benzeri de Oğuzlar için geçerlidir. Tarih boyunca sayıları hep en fazla olmuş olan ve hep en başat roldeki Turkic dilli halk Oğuzlardır, bu nedenle Oğuz = Türk algısı oluşmuştur.

kut
20-12-2015, 01:59
Fidato'nun paylaştığı ve yazıtlarda geçen şu cümle

http://3.bp.blogspot.com/-_bAtqBD5hZM/TyRPiSKY36I/AAAAAAAAANQ/GJ21sMd_oV8/s1600/dtngr.png

Genelde hep şöyle çevrilir; "Öd Tengri yasar (yaşar), kişioglı köp ölgeli kılınmış" yani "Zaman(ı) Tanrı yaşar, kişioğlu (insanoğlu) hep ölümlü kılınmış".

Ben buradaki yasar kısmının yaşar değil aynen yazıldığı gibi yasar yani "düzenler, sistemi/düzeni belirler" olabileceğini de düşünürüm hep. Fiil bildiğimiz yasa- "yasamak, düzenlemek 2. sistemi belirlemek". Yani Zamanı (ve hayatı) Tanrı yasar (düzenler), kişioğlu ise ölümlü/fâni kılınmış... Tefsir yaptım resmen :) bu tefsirim câiz midir hocalar?

aliyarasfal
20-12-2015, 04:02
Benim için bu site bir okul ve kütüphane değerinde. Keşke daha çok insana ulaşabilse ve daha çok insan katılım yapıp öğrenip öğretse.

Öğrenme bitmeyen bir süreç.

Bence tefsir caizdir, gerçi bizden hoca olmaz ama olsun :)

Şimdilik saygımla gittim...

Barlas
21-12-2015, 12:25
Bir alâkaları yok. (30 Nisan 2015 Perşembe)

http://1.bp.blogspot.com/-rc6NUuP2pG4/VUFNKZSBpnI/AAAAAAAAC4A/fUFq_xum3_0/s1600/G%C3%B6ktanr%C4%B1%2Bve%2BAllah%2Badl%C4%B1%2BTanr %C4%B1n%C4%B1n%2Bbirbiriyle%2Balakas%C4%B1%2Bolmam as%C4%B1.jpg

fidato
25-12-2015, 18:47
Sevgili Anatolian Eagle, akademik olarak bir dil bilimci değilim. Uzun yıllardır yaptığım araştırmalar ve çalışmalar sayesinde Türk dili ve lehçeleri konusunda bilgi sahibiyim. Yukarıdaki mesajda bahsettiğiniz Törük okunuşu elbette doğrudur. Aynı sözcük Türük olarak okunabildiği gibi Türük olarak da okunabilir. Her iki okunuş anlam açısından bir farklılaşma yaratmamaktadır. Nihayetinde Türk, binyıllardır var edip geliştirdiği kendi inancına ve yaşam felsefesine sahip, aralarında belli farklılıklar olsa da aynı dili konuşan boyların etnik ve genetik isimlerinden ayrı bir yerde bulunan ve birliktelik altında bir anlam ifade eden bir özel isimdir. Günümüzde lehçe olarak farklılıklar olsa da Türkçe konuşan ve Türk töre, adet, gelenek ve inancına sadık her kişi etnik yapısının isminin önüne Türk ismini alır. Örnek olarak ise Kazak Türkleri, Kırgız Türkleri, Oğuz Türkleri, Sibir Türkleri, Çuvaş Türkleri Bulgar Türkleri, Saka/İskit Türkleri gibi otuzdan fazla boya ait Türkler sayılabilir. Burada ben Türkiye Türkleri yerine Oğuz Türkleri demeyi tercih ederim. Saydığımız ve sayamadığımız boylar içinde her kişi boy isminin doğal sahibi olsa da Türk adını alabilmesi için Türk adet, gelenek, töre ve inancına bağlı olması gerekir. Bu olmadığı sürece Bir Oğuz, Kazak veya Kırgız olmaktan öteye gidemez. Bence günümüzde yanlış bilinen budur diye düşünüyorum. Tam olarak fiilin kökeni ve evrimi her lehçe açısından bizi farklı çıkarımlara ulaştırır. Benim üstünde durmak istediğim buydu.

Benim yazınızda asıl ilgimi çeken bölüm ise Oğuzların Türk olarak anıldığını ifade ettiğiniz bölümdür. İlk olarak Orta Asyada görülmeye başlayan, sonrasında Asyanın doğusu, güneyi ve kuzeyine yayılan, Anadolu ve Mezopotamyaya ve Asyanın kuzeyi ile Avrupaya yayılan boyların zaman içinde genetik olarak farklılaştığı bir gerçektir. Kurulan devletlerin büyük halk kitlesini oluşturan boyların isimleri ile anılması elbette görünürken, büyük konfederasyon devletlerin ise boy isimlerinden farklı olarak ortak bir isim ile kurulduğu görülmektedir. Hun ve Türk konfederasyonları bilinen ve kabul görenleridir. Anadolu özelinde ve Oğuz boyu özelinde baktığımızda durum elbette ki farklı değildir. Oğuz boyunun Hun ve Türk dönemlerindeki tarih kayıtlarında ismi geçmektedir. Anadolu ise 8000 yıldır (bunu 15000 yıla kadar çekebiliriz.) Türk boylarının yaşam alanıdır. Konunun algı farklılığı bence Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşu ile alakalıdır. Osmanlı sonrası Türk adında bir devletin kurulması çok isabetli olmakla birlikte büyük tezatları da doğurmaktadır. Anadoluda sadece Oğuz boyu olmadığı gibi uzun yıllardır Türk ismi özellikle değişen dini görüş ile adeta unutulmuştur. Selçuklu ve ardından Osmanlı dönemi ile Türk adını taşıyacak kişi kalmamıştır. Günümüzde ise Türklük bir etnik kimlik ismi olarak görülmekte ve büyük bir hata yapılmaktadır. Diğer boyların neredeyse hepsi boy isimleri ile anılmakta ve devletlerine o isimleri vermektedirler.



Fidato'nun paylaştığı ve yazıtlarda geçen şu cümle

http://3.bp.blogspot.com/-_bAtqBD5hZM/TyRPiSKY36I/AAAAAAAAANQ/GJ21sMd_oV8/s1600/dtngr.png

Genelde hep şöyle çevrilir; "Öd Tengri yasar (yaşar), kişioglı köp ölgeli kılınmış" yani "Zaman(ı) Tanrı yaşar, kişioğlu (insanoğlu) hep ölümlü kılınmış".

Ben buradaki yasar kısmının yaşar değil aynen yazıldığı gibi yasar yani "düzenler, sistemi/düzeni belirler" olabileceğini de düşünürüm hep. Fiil bildiğimiz yasa- "yasamak, düzenlemek 2. sistemi belirlemek". Yani Zamanı (ve hayatı) Tanrı yasar (düzenler), kişioğlu ise ölümlü/fâni kılınmış... Tefsir yaptım resmen :) bu tefsirim câiz midir hocalar?

Okunuş olarak yasar değil de aysar olarak okunabilir. Bu şekilde okunduğunda dediğiniz gibi yasamak düzenlemek anlamı taşır. Sorun şuradadır; eğer aysar olarak okursak sonraki +Ar eki şart kipi olur. Bu nedenle sistemi belirlerse, yaparsa gibi tercüme edilir. Bu şekilde cümle anlam açısından bozulur. Çünkü -eğer öyle olursa, yaparsa gibi bir anlama gelir. Bu sebeple yaşar olarak okunuşu anlam bütünlüğü açısından daha doğru olmaktadır.

ShamandanCokShamanci
26-12-2015, 04:08
Sevgili Barlas, gerçekten geniş bir araştırma ürünü bu başlık, tebrik ve teşekkür ederim. Paylaştığın bilgilerin sonundaki zengin kaynaklar da araştırmanın geçerliliğini artırıyor.
Ben biraz kavramlar üzerinden gitmek istiyorum. Öncelikle, kadim Türk inanışını Şamanizm olarak adlandırmanın sakıncasından bahsetmişsin, evet Şamanizm terimi bittabi yakın dönem antropologları tarafından ortaya atılmıştır ve dünya üzerinde tarih boyunca ve günümüzde benzer esansı barındıran bu inanç sistemi için kullanılmıştır. Fakat burada şu yanılgıya düşülmemelidir ki, sona eklenen "izm" eki geniş yelpazede kullanılan ve kavramlara değişik anlamlar yükleyebilen bir ektir. Batı dünyası algısında Şamanizm'in algılanışına gelecek olursak "şaman" denilen bireye tapma veya yüceltmeden çok, yine dünya üzerindeki farklı coğrafyalarda görülen bu inanışın temelini oluşturmasa da ortak olarak içinde barındırdığı kavramlardan biri olması vasıtasıyla bu terimin bilim diline kazandırıldığı öne sürülebilir. Öte yandan, eski Türk inanışını "Tanrıcılık", "Tengricilik" veya "Gök Tanrıcılık" olarak adlandırmak, bana sorarsanız, Şamanizm olarak adlandırmaktan daha sakıncalıdır.
Günümüzde araştırılması çok zor bir olgu olan eski Türk inanışlarına gelecek olursak, elimizde bulunan ilk İslam öncesi Türk belgelerinin güvenilmezliğinden bahsetmemiz gerekir. Orhun Yazıtlarından ilkini oluşturan Tonyukuk yazıtının dikilme tarihi, 8. yüzyılın ilk yarısının sonlarına denk gelmektedir. Bu yüzden, köklerini Upper Paleolithic (üst paleolitik(?)) döneme kadar ilişkilendirebildiğimiz bu disiplinin ele alınmasında böylesine geç döneme ait olan, yazılı olsa bile, kaynakların diğer inanışlar tarafından manipüle edilmeden kendini koruyabilmesi düşünülemez.
Fakat kuzey Amerika, Afrika ve hatta Okyanusya yerlilerinden gözlemlenmiş benzer disiplinlerin de varlığına dayanarak Eski Türk sisteminde de, her ne kadar son dönemlerinde ismine sıkça rastlasak da, var olmuş "insanüstü" varlıkların aslında özdeşleştirildikleri kavramların ruhu, yani esansı (essence) olduğu öne sürülebilir. Başka bir deyişle, Kök Tanrı kavramı aslında bugün adlandırıldığı biçimiyle tanrı olmaktan çok, gökyüzünün esansı, özü olarak nitelendirilmelidir. Türkiye Türkçesine Öztürkçeden geçmiş olan tanrı sözcüğünün buradaki terimsel anlamı: yaratıcı güç, insanüstü varlıktır. Nitekim, birçok Türk kabilesinden biri olan Köktürklerin bu terimi kullanmaları bunu bütün Türk inanışına yayma yetkisi göstermemelidir, ki yazıtların dikilme tarihinin ne kadar geç olduğunu daha önce belirttim.
Birçok Şamani coğrafyada da görülen bu kullanımı daha fazla açmam gerektiğini düşünüyorum. Yine Köktengri kullanımı gibi kuzey Amerika kabilelerinden "Kwakwaka'wakw" inanışına göre "Nuhlimkilaka" ismiyle bilinen bir "orman tanrısı" vardır. Yine Türk inanışının yanlış okunması gibi, batı dünyası antropologları da Nuhlimkilaka'yı orman tanrısı olarak tanımlamışlardır. Fakat, Kwakwaka'wakw insanlarının aslında Nuhlimkilaka'yı bir tanrıdan çok, ormanın özü, yani ormanın kendisi olarak gördüklerini göz ardı etmememiz gerekir.
Sonuç olarak, eski Türk inanışı olarak adlandırılan Göktanrıcılık, sizin de söylediğiniz gibi deist bir inanış olarak görülebilir, fakat onu bütün Türk dünyasının bir ürünüymüş gibi dile getirmek çok da geçerli değildir. Tabii bu tartışmanın sağlıklı bir şekilde ilerleyebilmesi pek mümkün değildir, çünkü günümüz Türkiye'sinde gelişmiş Türk ulusu kavramının baştan sorunlu olduğu belirgindir, ve Türk dünyası olarak adlandırdığımız şey aslında çok sayıda dallara ve yapraklara ayrılmış bir ağaç olarak görülmelidir. Bu ağacın dallarının tamamına yakını günümüz dünyasında kopmuştur veya farklı renklere boyanmıştır. Fakat bu ağacın da dahil olduğu daha geniş bir ormanı batı dünyasının Şamanizm olarak adlandırdığı disipline mal edebiliriz çünkü Şamanizm temelinde zaten birçok farklı kabilenin (Türk kabileleri de dahil) dünya, dünyanın içerisinde bulunduğu sistem, ve dünya üzerinde bulunan sistemin temelini uyuşturan harmoninin insan davranışına yansıması olarak tanımlanabilir. Öte yandan içerisine insanüstü varlıkların dahil olduğu bütün inanç sistemlerinin temelini (tek tanrıcılık, çok tanrıcılık, deizm vs.) toplum ve onun manipülasyonu oluşturmaktadır.
Çok kapsamlı bir konu olduğu için üzerinde tartışması çok zaman ve araştırma gerektirir, yukarıdaki cevabı yalnızca tek bir spesifik konu için yapmaya çalıştım, umarım konuyu çok dağıtmamışımdır.

ShamandanCokShamanci
26-12-2015, 04:09
Sevgili Barlas, gerçekten geniş bir araştırma ürünü bu başlık, tebrik ve teşekkür ederim. Paylaştığın bilgilerin sonundaki zengin kaynaklar da araştırmanın geçerliliğini artırıyor.
Ben biraz kavramlar üzerinden gitmek istiyorum. Öncelikle, kadim Türk inanışını Şamanizm olarak adlandırmanın sakıncasından bahsetmişsin, evet Şamanizm terimi bittabi yakın dönem antropologları tarafından ortaya atılmıştır ve dünya üzerinde tarih boyunca ve günümüzde benzer esansı barındıran bu inanç sistemi için kullanılmıştır. Fakat burada şu yanılgıya düşülmemelidir ki, sona eklenen "izm" eki geniş yelpazede kullanılan ve kavramlara değişik anlamlar yükleyebilen bir ektir. Batı dünyası algısında Şamanizm'in algılanışına gelecek olursak "şaman" denilen bireye tapma veya yüceltmeden çok, yine dünya üzerindeki farklı coğrafyalarda görülen bu inanışın temelini oluşturmasa da ortak olarak içinde barındırdığı kavramlardan biri olması vasıtasıyla bu terimin bilim diline kazandırıldığı öne sürülebilir. Öte yandan, eski Türk inanışını "Tanrıcılık", "Tengricilik" veya "Gök Tanrıcılık" olarak adlandırmak, bana sorarsanız, Şamanizm olarak adlandırmaktan daha sakıncalıdır.
Günümüzde araştırılması çok zor bir olgu olan eski Türk inanışlarına gelecek olursak, elimizde bulunan ilk İslam öncesi Türk belgelerinin güvenilmezliğinden bahsetmemiz gerekir. Orhun Yazıtlarından ilkini oluşturan Tonyukuk yazıtının dikilme tarihi, 8. yüzyılın ilk yarısının sonlarına denk gelmektedir. Bu yüzden, köklerini Upper Paleolithic (üst paleolitik(?)) döneme kadar ilişkilendirebildiğimiz bu disiplinin ele alınmasında böylesine geç döneme ait olan, yazılı olsa bile, kaynakların diğer inanışlar tarafından manipüle edilmeden kendini koruyabilmesi düşünülemez.
Fakat kuzey Amerika, Afrika ve hatta Okyanusya yerlilerinden gözlemlenmiş benzer disiplinlerin de varlığına dayanarak Eski Türk sisteminde de, her ne kadar son dönemlerinde ismine sıkça rastlasak da, var olmuş "insanüstü" varlıkların aslında özdeşleştirildikleri kavramların ruhu, yani esansı (essence) olduğu öne sürülebilir. Başka bir deyişle, Kök Tanrı kavramı aslında bugün adlandırıldığı biçimiyle tanrı olmaktan çok, gökyüzünün esansı, özü olarak nitelendirilmelidir. Türkiye Türkçesine Öztürkçeden geçmiş olan tanrı sözcüğünün buradaki terimsel anlamı: yaratıcı güç, insanüstü varlıktır. Nitekim, birçok Türk kabilesinden biri olan Köktürklerin bu terimi kullanmaları bunu bütün Türk inanışına yayma yetkisi göstermemelidir, ki yazıtların dikilme tarihinin ne kadar geç olduğunu daha önce belirttim.
Birçok Şamani coğrafyada da görülen bu kullanımı daha fazla açmam gerektiğini düşünüyorum. Yine Köktengri kullanımı gibi kuzey Amerika kabilelerinden "Kwakwaka'wakw" inanışına göre "Nuhlimkilaka" ismiyle bilinen bir "orman tanrısı" vardır. Yine Türk inanışının yanlış okunması gibi, batı dünyası antropologları da Nuhlimkilaka'yı orman tanrısı olarak tanımlamışlardır. Fakat, Kwakwaka'wakw insanlarının aslında Nuhlimkilaka'yı bir tanrıdan çok, ormanın özü, yani ormanın kendisi olarak gördüklerini göz ardı etmememiz gerekir.
Sonuç olarak, eski Türk inanışı olarak adlandırılan Göktanrıcılık, sizin de söylediğiniz gibi deist bir inanış olarak görülebilir, fakat onu bütün Türk dünyasının bir ürünüymüş gibi dile getirmek çok da geçerli değildir. Tabii bu tartışmanın sağlıklı bir şekilde ilerleyebilmesi pek mümkün değildir, çünkü günümüz Türkiye'sinde gelişmiş Türk ulusu kavramının baştan sorunlu olduğu belirgindir, ve Türk dünyası olarak adlandırdığımız şey aslında çok sayıda dallara ve yapraklara ayrılmış bir ağaç olarak görülmelidir. Bu ağacın dallarının tamamına yakını günümüz dünyasında kopmuştur veya farklı renklere boyanmıştır. Fakat bu ağacın da dahil olduğu daha geniş bir ormanı batı dünyasının Şamanizm olarak adlandırdığı disipline mal edebiliriz çünkü Şamanizm temelinde zaten birçok farklı kabilenin (Türk kabileleri de dahil) dünya, dünyanın içerisinde bulunduğu sistem, ve dünya üzerinde bulunan sistemin temelini uyuşturan harmoninin insan davranışına yansıması olarak tanımlanabilir. Öte yandan içerisine insanüstü varlıkların dahil olduğu bütün inanç sistemlerinin temelini (tek tanrıcılık, çok tanrıcılık, deizm vs.) toplum ve onun manipülasyonu oluşturmaktadır.
Çok kapsamlı bir konu olduğu için üzerinde tartışması çok zaman ve araştırma gerektirir, yukarıdaki cevabı yalnızca tek bir spesifik konu için yapmaya çalıştım, umarım konuyu çok dağıtmamışımdır.

Agnostica
26-12-2015, 19:38
Ne temiz ama değilmi

şimdi bir de arapların dinine bak anasını satayım

kut
28-12-2015, 22:27
Önceki iletilerimde bir kısmı eksik bırakmışım, o eksik kalan bilgi eklemelerini de yapmak isterim.

Eski Türkçede iki ayrı "r" sesi vardı ancak yazımda ikisi de aynı damga ile gösterilirdi. Biri sızıntılı bir "r" olan ŕ, diğeri sert olan r. Bulgar dillerinde bu ses tam sertleşmiş ve r olmuşken, Oğuz, Karluk ve Kıpçak ailelerinde ise daha da sızıntılılaşarak z olmuştur.

İşte bu nedenle ŕ içeren tüŕ- "düzene koymak 2. nizam vermek" fiili, bugüne gelirken > tüz- > düz- "düzmek, düzen vermek" olmuşken, sert r'li olan törü-/türü- "vâr olmak 2. meydana gelmek" kökü, İstanbul ağzında türe- olmuştur (Anadolu ağızlarında dürü-/türü- biçimleri yaşar). Yani ŕ > z, olurken sert r, hâlâ r'dir.

Yazıtlarda geçen tüŕük sözcüğü > bugünkü tüzük "nizamnâme" ile eştir. Tabii tüzük'ün anlamı bugün biraz değiştirilmiş, eski yani tüŕük ikenki anlamı "nizamlı, yasalı töreli 2. nizam altında olan" demektir. Yazıtlarda geçen tüŕük bodun tabiri "yasalı boylar 2. nizam altındaki boylar" demektir. Günümüzde, etnik bir ada dönüşmüş olan Türk adı bu sözcükten gelmez... (ancak "tüzük" buradan gelir mesela).

Bugünkü etnik ada dönüşmüş olan Türk < eski biçim olan türük'ten gelir. Göktürkçede, ö/ü sesleri aynı damga ile yazıldığı için, ilk hecedeki ses ö mü, ü mü kesin olarak bilemiyoruz, ancak ü olduğuna hükmedebiliriz, çünkü bugün Türk dillerinin tümünde türe-/türü- fiili ü ile seslendirilir. Önceki iletilerimde eksik bıraktığım kısımlar bunlar...

Özetle, türü- "vâr olmak 2. meydana gelmek" kökünden > türük "vâr edilmiş olan" anlamına gelir. Sondaki eki hâlâ kullanmaktayız; bat- > batık "batmış olan", sök- > sökük "sökülmüş olan", kaşı- "sürtmek 2. yontmak" > kaşık "yontulmuş/kaşınmış olan" (eskiden kaşıklar tahtadan "kazıma/yontma" yoluyla üretilirdi) vb.

Yani Türük "yaratılmış olan" olduğuna inanan kişi demektir. Peki kim tarafından yaratılmış? Ahura Mazda mı? Kami mi? (Japonca "Tanrı") Şen mi? (Çince "Tanrı"), Manitu mu? Hayır, elbette Tengri... Köök Tengri tarafından yaratıldığına inanlara da Köök Türük deniyor. Yani özünde Türük, tıpkı Müslüman gibi bir inanç mensubu adıdır.

Tengricilik de tüm dinler gibi yereldir ve belli bir coğrafyaya, belli bir dile aittir. Zaman içinde Tengriciliği benimsemiş her kavim, doğal olarak Turkic dilleri de benimsemiştir. Arap dini İslam'ı benimseyen Moritanyalıların, Sudanlıların, Kuzey Afrikalıların, Mezopotamyalıların ve Levantlıların İslam'la birlikte Arapçayı benimsemeleri gibi.

Ancak bazı kavimler tam Araplaşmayıp yarı Araplaşmışlardır; Türkler, Kürtler, Farslar, Çerkesler vb. bu halkların tümünün dillerinin neredeyse yarısı Arapçadır. Kültürleri, gelenekleri yaşam biçimleri de %50-60 Arabic'tir.

Tengriciliği benimseyip ancak yukarıdaki örneklerdeki gibi tam Türkleşmeyenlerin de dil ve kültürlerinde ciddi Türk etkileri görülür; Moğollar ve Macarlar gibi. Moğolcadaki söz dağarcığının %45'i Türkçedir. Bunların yanında Moğolcada Türkçeden alınmış fiiller ve ekler de vardır (ki bir dil başka bir dilden fiil de almışsa, neredeyse tam asimilasyonun kıyısından dönülmüş demektir). Macarcada da Moğolca kadar olmasa da durum böyledir.

Bu tür dil ve kültür alıntılarına bakarak "Türkler, Moğollarla ve Macarlarla akrabadır" demek, "Türkler, Kürtler ve Araplar akrabadır" demeye benzer, safsatadır.

Yaklaşık 100 yıl önce ortaya atılmış bir hipotez olan Ural-Altay teranesi hâlâ ülkemizde gerçek sanılmaktadır. Oysa böyle bir dil ailesinin olmadığı kesinleşmiştir. Ural dilleri ya da diğer adıyla Fin-Ugor dilleri ailesi vardır, ancak Altay Dilleri ailesi yoktur. 3 ayrı dil ailesi söz konusudur; Türk-Bulgar Dilleri ailesi, Moğol-Buryat dilleri ailesi ve Mançu-Tunguz dilleri ailesi...

kut
28-12-2015, 23:53
Tengricilik hakkında birkaç söz daha etmek isterim. Öncelikle çoğu kişiyi şaşırtacak bir şey yazayım; Eski Türkler Tengri'ye inanmazlardı, evet. Çünkü O'nu açık seçik görürlerdi :) inanması falan yok yani, Köök Tengri'nin varlığından %100 emindiler.

Eski Türkçede Köök Tengri "Blue Sky" demektir. Köök "mâvi", sözcüğindeki uzun ö sesi, tüm uzun sesler gibi günümüze geliş sürecinde kısalmıştır ve tüm kısalan uzun sesliler gibi ardlarındaki sert ünsüzü yumuşatmıştır. Bu nedenle gök sözcüğü ek aldığında yumuşar; göğü, göğe vb. Ancak eski Türkçede kısa ö barındıran kök sözcüğü hâlâ kök'tür ve ek aldığında yumuşamaz; kökü, köke...

Tengri, yani "gökyüzü, semâ" sözcüğünün kökenine ilişkin kimi teoriler vardır. Bu teorilerden, savunucusu daha az olan ve daha zayıf olan teori, sözcüğün Ket-Yenisey dillerinden gelme olduğu yönündedir. Ketçe tingur "yüksek". İkinci ve savunucusu daha fazla olan teori ise bu sözcüğün eski Türkçedeki teñ- "yükselmek 2. havaya doğru ilerlemek" fiilinden geldiği yönündedir. Nitekim Kaşgarlı Mahmut'un Divân'ına baktığımızda bu kökten gelen sözcüklerle karşılaşırız

teñek "hava 2. gökyüzü"
Teñri "Teñri Teâla 2. gökyüzü".
teñ- "göğe/havaya doğru yükselmek" > "Kuş teñdi" (Kuş göğe/havaya doğru ilerledi)
teñdür- "havaya/göğe doğru yöneltmek" > "Er okın teñdürdi" (Adam okunu göğe/havaya doğru attı)

Tıpkı +dür- eki gibi bir ek de +gir- ekidir; teñgir- "yükselmek" > +i ekiyle > teñgiri "gökyüzü" gibi bir türeyiş Türkçede mümkündür. Aynı ek tegir- "dönenmek" > tegirmen sözcüğünde de görülür (ana kök te- "dönmek" > teker de bu kökten gelir).

Özetle, eski Turkic kültürde Teñgri, bildiğimiz "gökyüzü" idi ve her şey oradan, O'ndan gelmeydi. Teñri'nin bir nevi çocukları/ışıkları olan küneş ve ay da kutsaldı, doğal olarak.

Kün (gün 2. güneş) ve ay simgesi (künay/günay) sıkça kutsal bir simge olarak kullanılmıştır. Tengriciliği bir dönem benimsemiş kavimlerde hâlâ kullanılır. Örneğin Moğol Bayrağı (https://en.wikipedia.org/wiki/Flag_of_Mongolia)'daki, soldaki Soyombo adlı simgenin en üstünde od, onun altında da kün-ay simgesi vardır. Buryatia ve İç Moğolistan (Inner Mongolia) bayraklarında da kün-ay simgesi bulunur.

Kimi kültürlerde de kün, "ışık saçan halde" betimlenmiştir, bu nedenle zaman içinde bu simge yıldız'a dönüşmüş. Hun bakiyesi, çoğu Macarlaşmış Türk olan Sekellerin (https://en.wikipedia.org/wiki/Sz%C3%A9kely_Land) (Székely) bayraklarında da bu simge vardır. Alfabeleri de Göktürk kökenli olan Sekeller için daha fazla bilgi isteyenler > Székel (https://en.wikipedia.org/wiki/Sz%C3%A9kelys)'e tıklayabilir.

Göktürk dönemindeki paralarda da kün-ay simgesi yer alır. Ancak Sekellerde olduğu gibi ışık saçan gün, zaman içinde yıldız biçiminde betimlenir olmuştur.

Göktürk dönemi para örnekleri

http://41.media.tumblr.com/5413e4208343f88674f5e197a3474cc4/tumblr_nerrpzxoLe1t1qmbvo1_1280.jpg

https://s-media-cache-ak0.pinimg.com/736x/bb/1f/91/bb1f91d46df83882306164488c4ff6ac.jpg

Eski çağlarda, evrenin sınırlarına dair bir bilgi olmadığı için Tengri, aynı zamanda "tüm evren" olarak da düşünülebilir, yani evrenin sınırı Tengridir. Eski dönemde yaşayan birine göre evren, yer ve gökten ibarettir. Günümüzde yaşayan Tengriciler bu nedenle bugün Tengri derken "evren"i anlarlar. Yani Tengricilik bir tür panenteizm'dir.

Khaos
29-12-2015, 00:30
tengriciler, tengri derken evreni anlıyorsa,
panenteizmden çok panteizme yakın oldukları söylenebilir.

ancak, evren zaten ortaya varlık koymuşken ve bir de ismi varken
tengricilik somutta neye denk gelir, evrenciliğe mi.

son tahlilde, teo tabanlı tüm evren anlayışları insanlığın çocukluk dönemine ait naif zırvalardır.
deizm, teizm, panteizm, panenteizm ...
hepsi de işkembe-i kübradan sallamaktan öte bir temele sahip olamamaktan muzdariptir.

kut
29-12-2015, 01:06
tengriciler, tengri derken evreni anlıyorsa,
panenteizmden çok panteizme yakın oldukları söylenebilir.

ancak, evren zaten ortaya varlık koymuşken ve bir de ismi varken
tengricilik somutta neye denk gelir, evrenciliğe mi.

son tahlilde, teo tabanlı tüm evren anlayışları insanlığın çocukluk dönemine ait naif zırvalardır.
deizm, teizm, panteizm, panenteizm ...
hepsi de işkembe-i kübradan sallamaktan öte bir temele sahip olamamaktan muzdariptir.

Tengri = evren "panteizm"e tekabül eder evet, ama Tengri'nin evrenden öte, yani maddeyle kayıtlanamaz olduğunu da söylerler, bu bağlamda "panenteizm"e de girebilir.

Evren sözcüğü yeni bir sözcüktür, 1930'lu yıllarda bugünkü anlamına uyarlandı. Oysa eski Türkçede bu sözcük eviren biçimindeydi ve iki anlamı vardı; "kubbe 2. gökkubbe" < evir- "döndürmek, çevirmek" kökünden. Dilde öze dönüş çabalarının olduğu yıllarda (30'lar), bu sözcüğün ikinci yani gökkubbe anlamı üzerinden sözcüğün anlamları arasına "keyfî" bir ekleme daha yapılarak "kâinat" anlamı da verildi. Yapılan çok yanlış değil belki evet, diğer dillerde de çok örneği var bu gibi anlam yüklemelerinin, ancak bence yine de keyfî...

Eski Türkçede "kâinat, âlem" anlamına gelen bir sözcük vardı; yaşagu < yaşa- kökünden. Ancak bu sözcük Tengri kadar eski değildir. Yani söz gelimi 3000 yıl önce henüz yaşagu sözcüğü de yokken Tengri vardı. Yaşagu, ilk olarak eski Uygurca yazmalarda gözüküyor, yani olsa olsa en fazla 2000 yıllık falandır. Bence eviren "kubbe"ye yeni anlam yükleneceğine yaşagu > günümüze uyarlanarak yaşay biçiminde kullanıma sokulmalıydı. Türkçedeki düzenli/kurallı ses değişimleri göz önüne alınarak. Mesela eski Türkçedeki bile- "keskinleştirmek" kökünden gelen bilegü bugün > biley şeklini almıştır, tola- "etrâfında olmak" kökünden gelen tolagu sözcüğü de bugün > dolay olmuştur vb. Bu bağlamda yaşagu da bugün > yaşay "kâinat, âlem" olur.

Dilde öz kaynaklara yöneliş olumlu bir iştir, ancak bilgisizce yapılırsa dilin çanına ot tıkayabilir. Nitekim önce Osmanlı, dile doldurduğu gerekli gereksiz nice yabancı sözcükle dilin canına okudu, ardından da dilde özleşeceğiz diyerek bir çok bilgisizce iş yapıldı iyice canına okundu Türkçenin... Başına bunca felaket gelmiş bir dil daha yoktur dünya üzerinde :) Neyse, yeni nesilleri eğiterek bu işi düzelteceğiz Tengri'nin izniyle :)

Bizler de işin kültürel tarafındayız, yoksa elbette Tengri mengri yok... Bugün çoğu Ural halkı, Slav halkı, Kelt ve Cermen halkları da kültürel bazda Neo-Paganizm'e yöneliyorlar. Elbette bu insanlar aklı başında insanlar, hiç birinin bu devirde kalkıp da Thor'a inanacağı yok. Amaçları köklerini anmak, Ortadoğu dini olan Hristiyanlığa tepkilerini belirtmek.

Turkic halklarda da bu tür öze dönüş arayışları, yabancı kültürel etkilere tepkiler var. Mesela Bulgar ailesinden olan Çuvaşlarda Vattisen Yali (https://en.wikipedia.org/wiki/Vattisen_Yaly) inancı vardır. Bağlantısını verdiğim sayfanın altında Ural, Kafkas, Baltık ve Slav halklarına ait inançlardan örnekler de var.

Khaos
29-12-2015, 01:35
tengri-mengri yoksa ve işin kültürel tarafındaysanız (kültürün ne olduğundan pek emin değilim)
nesnel düşünceye dayalı bir kültüre atıf yapmanız daha tutarlı olmaz mı diye sorulabilir...

thor'a inanmayacak kadar aklı başında olan insanların,
neo-paganizme yönelmelerine açıklama getirebilmeleri bana pek olası görünmüyor...

öze dönüş tam olarak ne demek buna da açıklama getirmek gerekli diğer yandan.

Barlas
03-01-2016, 18:54
ALTAY'ın Önemi -3- (6 Mayıs 2015 Çarşamba)

http://2.bp.blogspot.com/-to0UFpnNr4Q/VUlAUZRXJcI/AAAAAAAAC7Q/k0ARODMo4oA/s1600/046-Altay'%C4%B1n%2B%C3%B6nemi%2B-3-.jpg

Barlas
05-02-2016, 01:39
Atanar Taş - 1 (12 Mayıs 2015 Salı)

http://1.bp.blogspot.com/-H-8zaQ-QgS8/VVEbMLQz2PI/AAAAAAAAC9o/ji0pCTG6za8/s1600/047-Atanar%2BTa%C5%9F%2B-1-.jpg

Perperoglou
05-02-2016, 15:55
Aslında şu başlık altında ''Gök Tengri'' inancı adı altında dile getirilen hurafeler, Türk toplumunun İslam inancı ile şereflendiği için ne kadar müteşekkir olması gerektiğinin somut birer delili olsa gerek...

Kurdistannn
05-02-2016, 19:27
Bedevi farklı bir kimlikle geri döndü sanırım:)

ang
15-02-2016, 01:09
Bu başlık altında yazılanlarıñ çoğunu okudum (üye olmadan öñce). Kimseyi kırmak istemem ancak çoğu bilgi ya yañlış ya da eksik. Söz gelimi Altaylı Akay Kine adlı kişi Tañrıcı değildir, "Ak Cañ" dénen bir dîne mensuptur. Bu dîne batı dillerinde "Burkhanism" de dénir, kimileyin Altayca ile uyumlu olarak "Ak Jang" biçiminde de yazılır. "Ak", bildiğimiz "ak, beyaz 2. pak, temiz" démektir, "jang" ise Moğolca kökenli bir söz "gelenek, görenek, örf, inanç" démektir. "Burkhanism" adı da Moğolca бурхан (Burxan) "Tañrı" sözünden gelir.

Özetle: Burkancılık/Burkhanism'iñ "Tañrıcılık" ile ilgisi bulunmaz. "Ak Jang" da dénen bu dîn, 1920'lerde ortaya çıkmıştır dahı (ve, dahi, dahası) Şamanizm karşıtı bir kılımdır (harekettir). İlk Ak Jangcılar şaman davullarını (tüngür) dahı şaman giyimlerini (manyak) oda vérmişlerdir. Şamanlığa özgü né varsa kirli dahı bâtıl saymışlardır, bu nédenle de bu dîne "ak" (temiz, kirsiz) adını uygun bulmuşlardır. Bu dîn, Tibet Budizmi étkisi altındakı Moğol Budizmi dahı kültürü étkisindeki bir inanış olup Türklükle, Türk kültürüyle bir ilgisi yoktur.

National Geographic'de bir belgesel izliyordum birkaç yıl öñce, Moğolistan tanıtılıyordu. Belgeseliñ bir yérinde sunucu Moğolistan'dakı eñ kutlu dağ sayılan dağdan söz éderken dağıñ adını aynen: "Burhan Hâldun" olarak telâffuz étti :) sanki Türkçe bir admış gibi. Oysa o dağıñ adı Moğolca "Burxan Xaldun"dur. Daha öñce de yazdığım gibi Moğolcada Burxan "Tañrı" démektir, Xaldun ise "Dağ" démek, démesi şu: Burxan Xaldun "Tañrı Dağı".

Burkancılığıñ bize göre kötü yañları şunlardır, bu dîn, Türk şamanizmini/şamanlarını "kara şaman" olarak adlandırırken, Moğol ekolünden gelen şamanizmi/şamanları "ak şaman" olarak adlandırır. Yani bu dîn, "Ak Jang" dîni, Moğol-Tibet şamanizmi, Moğol-Tibet Budizmi (Lamaism) karışımı bir çorbadır. Kısacası bu başlık "Tañrıcılık" değil, "Ak Jang"-"Burkhanism" başlığı olmuş. Moğol kültürü étkisi altında kalmış, özünü yitirmiş halkları "Öz Türk", dînlerini de "Öz Türk Dîni" olarak algılamak dahı algılatmak bence doğru değil.

ang
15-02-2016, 01:42
Burkhanism ile ilgili olarak şu bağlantıya bakabilirsiñiz => https://en.wikipedia.org/wiki/Burkhanism

Ak Cañ'ıñ kurucusu olan Çet Çelpan, kızı Çugul, karısı Kul adlarından da añlaşılacağı üzere Türk değil Altay Moğoludurlar. Çet Çelpan öldükten soñra Ak Jang/Burkhanism dînini yaymaya çalışan kişi olan Tyryi Akemchi de Moğoldur.

Altaylı Akay Kine de bu dîne mensuptur, kendisi bu dîni Tañrıcılık olarak göstererek bilgi eksikliği içinde olan Türkçüleri étkilemeyi amaçlamaktadır, böylece kendince Türk Dünyasındakı Türkçülerce sayılan biri olacağını düşünüyor sanırım. Bence Akay Kine'niñ herhangi bir Hristiyan misyonerden ya da İslamcı vâizden hiçbir farkı yoktur, o da Moğol kültür emperyalizmi güdüyor, kendi inandığı dîni yaymaya çalışıyor, çünkü o da Moğollaşarak asimile olmuş dahi (ve) diğer tüm asimile olmuşlar gibi yadıñ (yabancınıñ) dîn tellallığını yapıyor.

İlahimasal
15-02-2016, 01:43
Hayırdır sende türk'lügü arapların bizi şereflendirmesine mi dayatıcaksın?
Malum bizde allahuakbarrrr'ezanlar susmaz falaan diyip uluyan çok arap ( türk) ?var.

Kelime oyunları yapma bize haci.
Biz turk deyince mhmd denen adamın dininden uzak olanlara diyoruz.
Akay kine bizim için türkdür.

Umarım şu allahuakbar diye uluyan arap ( turklerden) deilsindir.
Kısaca ben onlara mhp li diyorum.

İlahimasal
15-02-2016, 01:47
Ben türkü
Ata ,dağa,nehire,ovaya,havaya tapmasından tanırım.
Arapın putlarına tapan lar türk deildir.

Türk tek eşli olur.

Dialectics
15-02-2016, 01:47
"Bir din herkese açık olamaz, gerçek din gizli olur. Sırlarını ancak hakenedelere açar" diye bir tez vardı...

ang
15-02-2016, 03:20
Önceki iletilerimde bir kısmı eksik bırakmışım, o eksik kalan bilgi eklemelerini de yapmak isterim.

Eski Türkçede iki ayrı "r" sesi vardı ancak yazımda ikisi de aynı damga ile gösterilirdi. Biri sızıntılı bir "r" olan ŕ, diğeri sert olan r. Bulgar dillerinde bu ses tam sertleşmiş ve r olmuşken, Oğuz, Karluk ve Kıpçak ailelerinde ise daha da sızıntılılaşarak z olmuştur.

İşte bu nedenle ŕ içeren tüŕ- "düzene koymak 2. nizam vermek" fiili, bugüne gelirken > tüz- > düz- "düzmek, düzen vermek" olmuşken, sert r'li olan törü-/türü- "vâr olmak 2. meydana gelmek" kökü, İstanbul ağzında türe- olmuştur (Anadolu ağızlarında dürü-/türü- biçimleri yaşar). Yani ŕ > z, olurken sert r, hâlâ r'dir.

Yazıtlarda geçen tüŕük sözcüğü > bugünkü tüzük "nizamnâme" ile eştir. Tabii tüzük'ün anlamı bugün biraz değiştirilmiş, eski yani tüŕük ikenki anlamı "nizamlı, yasalı töreli 2. nizam altında olan" demektir. Yazıtlarda geçen tüŕük bodun tabiri "yasalı boylar 2. nizam altındaki boylar" demektir. Günümüzde, etnik bir ada dönüşmüş olan Türk adı bu sözcükten gelmez... (ancak "tüzük" buradan gelir mesela).

Bugünkü etnik ada dönüşmüş olan Türk < eski biçim olan türük'ten gelir. Göktürkçede, ö/ü sesleri aynı damga ile yazıldığı için, ilk hecedeki ses ö mü, ü mü kesin olarak bilemiyoruz, ancak ü olduğuna hükmedebiliriz, çünkü bugün Türk dillerinin tümünde türe-/türü- fiili ü ile seslendirilir. Önceki iletilerimde eksik bıraktığım kısımlar bunlar...

Özetle, türü- "vâr olmak 2. meydana gelmek" kökünden > türük "vâr edilmiş olan" anlamına gelir. Sondaki eki hâlâ kullanmaktayız; bat- > batık "batmış olan", sök- > sökük "sökülmüş olan", kaşı- "sürtmek 2. yontmak" > kaşık "yontulmuş/kaşınmış olan" (eskiden kaşıklar tahtadan "kazıma/yontma" yoluyla üretilirdi) vb.

Yani Türük "yaratılmış olan" olduğuna inanan kişi demektir. Peki kim tarafından yaratılmış? Ahura Mazda mı? Kami mi? (Japonca "Tanrı") Şen mi? (Çince "Tanrı"), Manitu mu? Hayır, elbette Tengri... Köök Tengri tarafından yaratıldığına inanlara da Köök Türük deniyor. Yani özünde Türük, tıpkı Müslüman gibi bir inanç mensubu adıdır.

Tengricilik de tüm dinler gibi yereldir ve belli bir coğrafyaya, belli bir dile aittir. Zaman içinde Tengriciliği benimsemiş her kavim, doğal olarak Turkic dilleri de benimsemiştir. Arap dini İslam'ı benimseyen Moritanyalıların, Sudanlıların, Kuzey Afrikalıların, Mezopotamyalıların ve Levantlıların İslam'la birlikte Arapçayı benimsemeleri gibi.

Ancak bazı kavimler tam Araplaşmayıp yarı Araplaşmışlardır; Türkler, Kürtler, Farslar, Çerkesler vb. bu halkların tümünün dillerinin neredeyse yarısı Arapçadır. Kültürleri, gelenekleri yaşam biçimleri de %50-60 Arabic'tir.

Tengriciliği benimseyip ancak yukarıdaki örneklerdeki gibi tam Türkleşmeyenlerin de dil ve kültürlerinde ciddi Türk etkileri görülür; Moğollar ve Macarlar gibi. Moğolcadaki söz dağarcığının %45'i Türkçedir. Bunların yanında Moğolcada Türkçeden alınmış fiiller ve ekler de vardır (ki bir dil başka bir dilden fiil de almışsa, neredeyse tam asimilasyonun kıyısından dönülmüş demektir). Macarcada da Moğolca kadar olmasa da durum böyledir.

Bu tür dil ve kültür alıntılarına bakarak "Türkler, Moğollarla ve Macarlarla akrabadır" demek, "Türkler, Kürtler ve Araplar akrabadır" demeye benzer, safsatadır.

Yaklaşık 100 yıl önce ortaya atılmış bir hipotez olan Ural-Altay teranesi hâlâ ülkemizde gerçek sanılmaktadır. Oysa böyle bir dil ailesinin olmadığı kesinleşmiştir. Ural dilleri ya da diğer adıyla Fin-Ugor dilleri ailesi vardır, ancak Altay Dilleri ailesi yoktur. 3 ayrı dil ailesi söz konusudur; Türk-Bulgar Dilleri ailesi, Moğol-Buryat dilleri ailesi ve Mançu-Tunguz dilleri ailesi...

Bu iletide de yañlış bilgiler var. Yine amacım kimseyi kırmak ya da bilgiçlik taslamak değildir, yañlış añlaşılmasın, sadece hâtâları gidermek isterim.

Türk adı türü- "var olmak, meydana gelmek" kökünden gelmez. Türk adı tör "kök, asıl, cevher, kaynak, menşe, temel" adından gelir. Bugün bu söz Kıpçak grubundaki Türk dillerinde yaşamaktadır, örneğin "yurt" adı verilen göçebe konutlarınıñ tam ortasındaki ana direğe tör denir, çünkü yurdu ayakta tutan ana unsurdur. İşte bu tör adından, adlardan yeñi ad yapıcı +U ekiyle törü "töre, yasa, kânun, asıl unsur" sözcüğü türemiştir. Günümüzde bu sözcük töre biçimini almış, bunuñ nédeni ilk heceye uyumdur. Örneğin, eski Türkçe "boguz" sözü günümüzde boğaz, eski Türkçe "ortu" sözü günümüzde orta olmuştur, bu ses olayı ilk hecedeki yuvarlak ünlüye uyum gereğidir. İşte bu nédenle eski Türkçe "törü" sözü de günümüzde töre olmuştur.

Bugünkü Türk adınıñ eski biçimi törük idi. Bu ad ise adlardan éylem yapıcı +U- ekiyle türer. Eski Türkçede bu ek, kimileyin +I-, kimileyin +U-, kimileyinse +A- olarak eklenir, kökteki ses uyumuna göre. Örneğin eski Türkçe öl "nem, ıslaklık" demektir, buradan ölü- "nemlenmek, ıslanmak" éylemi türemiştir (bugün Anadolu ağızlarında öl sözü höl "nem, ıslaklık", ölü- "nemlenmek" éylemi ise hölümek biçimlerinde yaşar. Eski çağlarda bebekleriñ altlarına sarılan bezlere kum, toprak serpilirdi, böylece bebek siyince ıslkalığı emerdi, daha soñra höllenmiş kum silkelenir, yeñisi serpilerek bebeğe yeñiden belenirdi. Bir halk yırında da bu sözler şöyle geçer: "Eledim eledim höllük eledim, aynalı beşikte bebek beledim")

Konuya dönersek, ses uyumuna göre bu ek kan adına +A- olarak gelir, çünkü buradakı sesli "a"dır: kana- éylemini türetir, yaş adına da aynen gelir, burada da "a" sesi olduğundan: yaşa- "yaş sürmek" éylemini türetir. Eski Türkçedeki tör adına da bu ek +U- olarak gelir, çünkü buradakı ses "ö": törü- "bélli bir temeli olmak, bélli bir esâsı olmak" éylemi türer, bu éylemden de: törük "bélli bir esâsa, töreye göre yaşayan" sözü türer. Yani törük adı, türü- "var olmak, türemek" kökünden gelmez.

Daha da geriye gidilmez mi? Törük adı < törü- éyleminden, o da tör adından gelir, peki daha ötesi? O da var < tö- "menşe/kaynak olmak, temel/kök olmak" éylemi, hatta töl "soy, döl, köken, menşe, ana cevher" sözü de bu kökten gelir, yani sanıldığı gibi kötü bir söz değildir "döl", Arapça zurriyye (zürriyet)'iñ Türkçesi, ben bir "Türk Dölü"yüm örneğin :) Türkçebilmezler "döl" sözcüğünü kötü bir sözcük sanıyorlar. Eski Türkçe töşe- "temel atmak, temeli/zemini oluşturmak 2. döşemek" falan da hep bu ana kökten gelir.

İletideki değinmek istediğim ikinci yañlış da şu kısım:

Yaklaşık 100 yıl önce ortaya atılmış bir hipotez olan Ural-Altay teranesi hâlâ ülkemizde gerçek sanılmaktadır. Oysa böyle bir dil ailesinin olmadığı kesinleşmiştir. Ural dilleri ya da diğer adıyla Fin-Ugor dilleri ailesi vardır, ancak Altay Dilleri ailesi yoktur. 3 ayrı dil ailesi söz konusudur; Türk-Bulgar Dilleri ailesi, Moğol-Buryat dilleri ailesi ve Mançu-Tunguz dilleri ailesi...

Kısmen doğru gibi gözüken ancak tam añlamıyla doğru olmayan bir iddia. Ural-Altay Dilleri ailesi yoktur ama vardır da denebilir. Şöyle açayım, özet geçmeye çalışacağım.

Bugünkü Ural Dilleri (Finno-Ugric languages), Hint-Avrupa Dilleri (Indo-European languages) ile Altay Dilleri (Altaic languages) aileleriniñ "tümü" 10.000 ilâ 15.000 yıl öñcesi "ortak" ata bir dilden gelirler. Ancak bu 10.000 yıl öñcesindeki diliñ henüz bir grameri, éylem çekimleri, doğru düzgün kuralları falan yoktu, yalñızca ana/temel sözcükleriñ olduğu, temel/ana kök éylemleriñ olduğu, soñ derece ilkel, geñelde tek heceli sözcüklerden oluşan bir proto dildi. Bugün Ural, Hint-Avrupa, Altay dilleriniñ "tümünde" o zamanlardan kalma soñ derece arkaik kimi sözler dahi (ve) éylemler vardır, bunlar "ortak" ata dilden kalmadır < Proto-Avrasyatik dil.

Örneğin bütün Ural, Hint-Avrupa dahi Altay dillerinde birinci tekil kişi eki -m'dir ya da "m" sesiyledir; Türkçe: evim, Fince: minun talo (minun "benim/menim"), İngilizce: my house, Farsça: xâneye men > xânem (hafif Türkçe étkisi var, 300 yıl Türklerce yönetildiler doğaldır), Kürtçe: mala min, Danca: hus min...

Örneğin, Marice (bir Fin-Ugor yani Ural dili): pört "ev" > pörtem "evim", dahası > pörtemin "evimin"

Nasıl Ural-Altay dilleri yok? Dahası bile var :) Hepsi Proto-Avrasyaca'dan gelen diller (Ural-Altay-Hint-Avrupa).

Zaman içinde nüfuslar artıp göçler başlayınca, halklar dahi diller birbirlerinden uzaklaştıkça, zamanla herkes gittiği yerde yavaş yavaş bélli bir gramer de oluşturmaya, dile bélirli kurallar, çekimler falan da katmaya başlayınca ayrılıklar böylece oluşmaya başlamış.

Örneğin geçmiş 5000 yıl öñcesine dek sayılara bile gerek yoktu, bu nédenle Ural dilleri ile Altay dillerindeki sayılar hiç beñzemez, çünkü bu dillerdeki sayılarıñ ihtiyaç duyulup türetilmeleri 5000 yıldan beriyedir. Yani diller birbirlerinden ayrıldıktan soñra oluşmuştur sayılar, bu nédenle beñzemezler.

Ancak çok daha arkaik olan, temel yapılardan olan birinci tekil kişi eki -m gibi, iyelik eki -n gibi çok çok eski ögeler Ural ile Altay dillerinde hâlâ ortaktır, yukarıda örnek vérdim Fin-Ugor dili (Ural dili) olan Marice pört "ev" > pörtem "evim" > pörtemin "evimin". Bu ortaklık değilse nédir? :)

Hint-Avrupa dilleri 5000 yıl kadar öñce daha henüz iki ana kola (centum-satem olarak) yeñi ayrılmıştı, bu nedenle o dillerdeki çoğu sayı beñzer, ancak tümü beñzemez, örneğin "2" çoğunda beñzerdir, two, do, dû vb. ancak "9" ilgisizdir örneğin...

Ural Dilleri ile Hint-Avrupa Dilleri arasında da kimi arkaik temel unsurlar hâlâ ortaktır, söz gelimi Ural dillerinde birinci tekil kişi eki -m'dir demiştik, ikinci tekil kişi eki ise -t'dir, bu aynen Persçede de böyledir, yalñızca -t = -d olur. Yine Mari dilinden örnek vérelim: şinc "oturmak" > şincem "otururum, oturuyorum" > şincet "oturursun, oturuyorsun". Persçe nişasten "oturmak" > nişastem "otururum, oturuyorum", nişasted "oturursun, oturuyorsun" (evet, nişasta da bu kökten "oturmuş 2. çökmüş" demektir).

Tüm bunlar Proto-Avrasya ana dilinden kalma yapılardır. Bu gibi temel yapılarıñ alıntı olma olasılığı yoktur.

ang
24-02-2016, 23:54
Hayırdır sende türk'lügü arapların bizi şereflendirmesine mi dayatıcaksın?
Malum bizde allahuakbarrrr'ezanlar susmaz falaan diyip uluyan çok arap ( türk) ?var.

Kelime oyunları yapma bize haci.
Biz turk deyince mhmd denen adamın dininden uzak olanlara diyoruz.
Akay kine bizim için türkdür.

Umarım şu allahuakbar diye uluyan arap ( turklerden) deilsindir.
Kısaca ben onlara mhp li diyorum.

Şöyle yanıtlayayım: Arapçada dîn "yasa, töre, kânun" démektir ki İbranice kökteşi de dînu'dur. Benim dünya görüşüme göre Arap töresini benimseyen bir kişi Arap'tır, çünkü İslam Arap töresidir, o töreye göre yaşayan da artık Araptır. Yunan töresini benimsemiş olan bir kişi de bana göre Yunan'dır, örneğin demokrasiyi benimsemiş olan ve kendine demokrat diyen biri eski Yunan töresi olan demos-krasos'u yaşam biçimi olarak benimsediği için artık Yunan sayılmalıdır, çünkü Yunanlaşmıştır.

Bir kişi Türk olmak için Türk töresine göre yaşamalıdır ki zaten törük/türük "töreye bağlı olan" demektir.

ang
25-02-2016, 01:17
Bu iletide de yañlış bilgiler var. Yine amacım kimseyi kırmak ya da bilgiçlik taslamak değildir, yañlış añlaşılmasın, sadece hâtâları gidermek isterim.

Türk adı türü- "var olmak, meydana gelmek" kökünden gelmez. Türk adı tör "kök, asıl, cevher, kaynak, menşe, temel" adından gelir. Bugün bu söz Kıpçak grubundaki Türk dillerinde yaşamaktadır, örneğin "yurt" adı verilen göçebe konutlarınıñ tam ortasındaki ana direğe tör denir, çünkü yurdu ayakta tutan ana unsurdur. İşte bu tör adından, adlardan yeñi ad yapıcı +U ekiyle törü "töre, yasa, kânun, asıl unsur" sözcüğü türemiştir. Günümüzde bu sözcük töre biçimini almış, bunuñ nédeni ilk heceye uyumdur. Örneğin, eski Türkçe "boguz" sözü günümüzde boğaz, eski Türkçe "ortu" sözü günümüzde orta olmuştur, bu ses olayı ilk hecedeki yuvarlak ünlüye uyum gereğidir. İşte bu nédenle eski Türkçe "törü" sözü de günümüzde töre olmuştur.

Bugünkü Türk adınıñ eski biçimi törük idi. Bu ad ise adlardan éylem yapıcı +U- ekiyle türer. Eski Türkçede bu ek, kimileyin +I-, kimileyin +U-, kimileyinse +A- olarak eklenir, kökteki ses uyumuna göre. Örneğin eski Türkçe öl "nem, ıslaklık" demektir, buradan ölü- "nemlenmek, ıslanmak" éylemi türemiştir (bugün Anadolu ağızlarında öl sözü höl "nem, ıslaklık", ölü- "nemlenmek" éylemi ise hölümek biçimlerinde yaşar. Eski çağlarda bebekleriñ altlarına sarılan bezlere kum, toprak serpilirdi, böylece bebek siyince ıslkalığı emerdi, daha soñra höllenmiş kum silkelenir, yeñisi serpilerek bebeğe yeñiden belenirdi. Bir halk yırında da bu sözler şöyle geçer: "Eledim eledim höllük eledim, aynalı beşikte bebek beledim")

Konuya dönersek, ses uyumuna göre bu ek kan adına +A- olarak gelir, çünkü buradakı sesli "a"dır: kana- éylemini türetir, yaş adına da aynen gelir, burada da "a" sesi olduğundan: yaşa- "yaş sürmek" éylemini türetir. Eski Türkçedeki tör adına da bu ek +U- olarak gelir, çünkü buradakı ses "ö": törü- "bélli bir temeli olmak, bélli bir esâsı olmak" éylemi türer, bu éylemden de: törük "bélli bir esâsa, töreye göre yaşayan" sözü türer. Yani törük adı, türü- "var olmak, türemek" kökünden gelmez.

Daha da geriye gidilmez mi? Törük adı < törü- éyleminden, o da tör adından gelir, peki daha ötesi? O da var < tö- "menşe/kaynak olmak, temel/kök olmak" éylemi, hatta töl "soy, döl, köken, menşe, ana cevher" sözü de bu kökten gelir, yani sanıldığı gibi kötü bir söz değildir "döl", Arapça zurriyye (zürriyet)'iñ Türkçesi, ben bir "Türk Dölü"yüm örneğin :) Türkçebilmezler "döl" sözcüğünü kötü bir sözcük sanıyorlar. Eski Türkçe töşe- "temel atmak, temeli/zemini oluşturmak 2. döşemek" falan da hep bu ana kökten gelir.

İletideki değinmek istediğim ikinci yañlış da şu kısım:



Kısmen doğru gibi gözüken ancak tam añlamıyla doğru olmayan bir iddia. Ural-Altay Dilleri ailesi yoktur ama vardır da denebilir. Şöyle açayım, özet geçmeye çalışacağım.

Bugünkü Ural Dilleri (Finno-Ugric languages), Hint-Avrupa Dilleri (Indo-European languages) ile Altay Dilleri (Altaic languages) aileleriniñ "tümü" 10.000 ilâ 15.000 yıl öñcesi "ortak" ata bir dilden gelirler. Ancak bu 10.000 yıl öñcesindeki diliñ henüz bir grameri, éylem çekimleri, doğru düzgün kuralları falan yoktu, yalñızca ana/temel sözcükleriñ olduğu, temel/ana kök éylemleriñ olduğu, soñ derece ilkel, geñelde tek heceli sözcüklerden oluşan bir proto dildi. Bugün Ural, Hint-Avrupa, Altay dilleriniñ "tümünde" o zamanlardan kalma soñ derece arkaik kimi sözler dahi (ve) éylemler vardır, bunlar "ortak" ata dilden kalmadır < Proto-Avrasyatik dil.

Örneğin bütün Ural, Hint-Avrupa dahi Altay dillerinde birinci tekil kişi eki -m'dir ya da "m" sesiyledir; Türkçe: evim, Fince: minun talo (minun "benim/menim"), İngilizce: my house, Farsça: xâneye men > xânem (hafif Türkçe étkisi var, 300 yıl Türklerce yönetildiler doğaldır), Kürtçe: mala min, Danca: hus min...

Örneğin, Marice (bir Fin-Ugor yani Ural dili): pört "ev" > pörtem "evim", dahası > pörtemin "evimin"

Nasıl Ural-Altay dilleri yok? Dahası bile var :) Hepsi Proto-Avrasyaca'dan gelen diller (Ural-Altay-Hint-Avrupa).

Zaman içinde nüfuslar artıp göçler başlayınca, halklar dahi diller birbirlerinden uzaklaştıkça, zamanla herkes gittiği yerde yavaş yavaş bélli bir gramer de oluşturmaya, dile bélirli kurallar, çekimler falan da katmaya başlayınca ayrılıklar böylece oluşmaya başlamış.

Örneğin geçmiş 5000 yıl öñcesine dek sayılara bile gerek yoktu, bu nédenle Ural dilleri ile Altay dillerindeki sayılar hiç beñzemez, çünkü bu dillerdeki sayılarıñ ihtiyaç duyulup türetilmeleri 5000 yıldan beriyedir. Yani diller birbirlerinden ayrıldıktan soñra oluşmuştur sayılar, bu nédenle beñzemezler.

Ancak çok daha arkaik olan, temel yapılardan olan birinci tekil kişi eki -m gibi, iyelik eki -n gibi çok çok eski ögeler Ural ile Altay dillerinde hâlâ ortaktır, yukarıda örnek vérdim Fin-Ugor dili (Ural dili) olan Marice pört "ev" > pörtem "evim" > pörtemin "evimin". Bu ortaklık değilse nédir? :)

Hint-Avrupa dilleri 5000 yıl kadar öñce daha henüz iki ana kola (centum-satem olarak) yeñi ayrılmıştı, bu nedenle o dillerdeki çoğu sayı beñzer, ancak tümü beñzemez, örneğin "2" çoğunda beñzerdir, two, do, dû vb. ancak "9" ilgisizdir örneğin...

Ural Dilleri ile Hint-Avrupa Dilleri arasında da kimi arkaik temel unsurlar hâlâ ortaktır, söz gelimi Ural dillerinde birinci tekil kişi eki -m'dir demiştik, ikinci tekil kişi eki ise -t'dir, bu aynen Persçede de böyledir, yalñızca -t = -d olur. Yine Mari dilinden örnek vérelim: şinc "oturmak" > şincem "otururum, oturuyorum" > şincet "oturursun, oturuyorsun". Persçe nişasten "oturmak" > nişastem "otururum, oturuyorum", nişasted "oturursun, oturuyorsun" (evet, nişasta da bu kökten "oturmuş 2. çökmüş" demektir).

Tüm bunlar Proto-Avrasya ana dilinden kalma yapılardır. Bu gibi temel yapılarıñ alıntı olma olasılığı yoktur.

Öñceden yazdığım bu iletiye kimi genetik ile dilbilimlik katkılar da eklemek isterim.

Proto dil atalarına göre diller

http://james.fabpedigree.com/lang12.gif

Görüldüğü gibi pembe renk ve E harfiyle simgelenen Avrasyatik aile oldukça büyük. Bunuñ genetik sağlamasını da yapabiliyoruz. Aşağıya genetik akrabalık şemasını ekliyorum

http://www.genomturkiye.com/images/Y-DNA/Avrupa_Y-DNA_Haplogrup_.jpg

Genetik akrabalık ile dil akrabalığı koşut gider. Çünkü bir diliñ oluşabilmesi için, diğer dillerden yalıtılması gerekir, bu yalıtım öylesine uzun bir zaman dilimini kapsar ki bu arada genetik mutasyonlar da oluşur ve doğal olarak akraba diller konuşan kavimler, genetik olarak da akraba olurlar.

Yukarıdakı şemaya bakıñız: NOP hepimiziñ atası, yâni Hint-Avrupalılarıñ ve Ural-Ataylılarıñ. İşte bu NOP genlerini taşıyan kişiler Proto Avrasyaca denen ata dilimiziñ konuşucuları idiler. Bu proto diliñ henüz bir grameri, sayıları, çekimi falan yoktu. Soñ derece yalıñ, yalñızca temel kavramlarıñ, temel fiilleriñ ve zamirleriñ, iyelik ekleriniñ olduğu, tek heceli bir dildi. Bu ana dil Hint-Avrupa ile Ural-Altay olarak ayrıştı, daha soñra da bu dallar da kendi aralarında ayrıştılar. Fakat her şeye karşın, o eñ eskicil ortak ögeler tüm bu dillerde hâlâ korunmuştur ve ortaktır, eski iletimde kimi örnekler var.

NOP'tan => P ile NO genleri türedi. P genleri tüm Hint-Avrupalı, Türkî ve Tunguzlarıñ ata genidir. NO ise Ural halklarınıñ genleridir. Daha soñra NO'dan => N1c1 türedi ki bugün Ural halklarında yaygın bir gendir.

P'den => Q ve R türedi. Q'dan => Q1a, bu gen Mançu, Nenets, Tunguz, Evenki gibi Sibirya ve Asya halklarında yaygındır. R'den ise => R1 türedi, bütün Avrasya kökenli halklarıñ ortak genidir. R1'den de => R1a ile R1b türedi. Bu gen Hint-Avrupa ile Türkî halklarda soñ derece yaygındır.

Görüldüğü gibi "Ural-Altay diye bir dil ailesi yok" savı geçersiz bir sav. Bırakın Ural-Altay'ı, Avrasyatik aile söz konusudur.

Barlas
09-03-2016, 02:29
Atanar Taş - 2 (17 Mayıs 2015 Pazar)

http://4.bp.blogspot.com/-Iduu2iCp3Fo/VViB2SKW63I/AAAAAAAADBk/_KW--rVPsy0/s1600/048-Atanar%2BTa%C5%9F%2B-2-.jpg

kut
31-03-2016, 20:10
Öñceden yazdığım bu iletiye kimi genetik ile dilbilimlik katkılar da eklemek isterim.

Proto dil atalarına göre diller

http://james.fabpedigree.com/lang12.gif

Görüldüğü gibi pembe renk ve E harfiyle simgelenen Avrasyatik aile oldukça büyük. Bunuñ genetik sağlamasını da yapabiliyoruz. Aşağıya genetik akrabalık şemasını ekliyorum

http://www.genomturkiye.com/images/Y-DNA/Avrupa_Y-DNA_Haplogrup_.jpg

Genetik akrabalık ile dil akrabalığı koşut gider. Çünkü bir diliñ oluşabilmesi için, diğer dillerden yalıtılması gerekir, bu yalıtım öylesine uzun bir zaman dilimini kapsar ki bu arada genetik mutasyonlar da oluşur ve doğal olarak akraba diller konuşan kavimler, genetik olarak da akraba olurlar.

Yukarıdakı şemaya bakıñız: NOP hepimiziñ atası, yâni Hint-Avrupalılarıñ ve Ural-Ataylılarıñ. İşte bu NOP genlerini taşıyan kişiler Proto Avrasyaca denen ata dilimiziñ konuşucuları idiler. Bu proto diliñ henüz bir grameri, sayıları, çekimi falan yoktu. Soñ derece yalıñ, yalñızca temel kavramlarıñ, temel fiilleriñ ve zamirleriñ, iyelik ekleriniñ olduğu, tek heceli bir dildi. Bu ana dil Hint-Avrupa ile Ural-Altay olarak ayrıştı, daha soñra da bu dallar da kendi aralarında ayrıştılar. Fakat her şeye karşın, o eñ eskicil ortak ögeler tüm bu dillerde hâlâ korunmuştur ve ortaktır, eski iletimde kimi örnekler var.

NOP'tan => P ile NO genleri türedi. P genleri tüm Hint-Avrupalı, Türkî ve Tunguzlarıñ ata genidir. NO ise Ural halklarınıñ genleridir. Daha soñra NO'dan => N1c1 türedi ki bugün Ural halklarında yaygın bir gendir.

P'den => Q ve R türedi. Q'dan => Q1a, bu gen Mançu, Nenets, Tunguz, Evenki gibi Sibirya ve Asya halklarında yaygındır. R'den ise => R1 türedi, bütün Avrasya kökenli halklarıñ ortak genidir. R1'den de => R1a ile R1b türedi. Bu gen Hint-Avrupa ile Türkî halklarda soñ derece yaygındır.

Görüldüğü gibi "Ural-Altay diye bir dil ailesi yok" savı geçersiz bir sav. Bırakın Ural-Altay'ı, Avrasyatik aile söz konusudur.

Benim önceki iletilerime hitaben yazılmış bir yazı sanırım, yanıt vereyim. Ural-Altay dil ailesinin olmaması bir sav değil gerçektir. Ural dilleri ailesi vardır, o kesin. Fince, Udmurtça, Estonca, Macarca gibi diller bu ailede yer alırlar. Ancak Altay dilleri ailesi diye bir aile yoktur. Diğer tüm dil ailelerinin varlıklarını kanıtlamada kullanılan ölçütler, hayali Altay dilleri ailesinde işlememektedir. Sayılar benzemez, temel fiiller benzemez, temel nesne adları benzemez, temel sözcükler benzemez vb.

Altay dilleri ailesi denerek aynı çuvala tıkılan dillerin tümü ayrı ayrı dil aileleridir. Türk dilleri ailesi, Moğol dilleri ailesi, Mançu-Tunguz dilleri ailesi, tümü ayrı ailelerdir. Hatta Macro-Altaist denen daha da uçuk kişiler bu aileye Korece ve Japoncayı da katıyorlar :) micro'su yok ki macro'su olsun.

Genetik ile dil akrabalığı koşut gider demişsiniz ancak o da yanlış. Söz gelimi R1a grubu genlerin en fazla bulunduğu halk Basklardır %98'i R1a'dır. Bu genler Hint-Avrupa ve Turkic halklarda da hayli fazla görülür, bu mantığa göre R1a "Bask geni"dir mi diyeceğiz? Hadi öyle dedik diyelim, Bask dili Hint-Avrupa dili değil, Turkic de değil, yalıtık (isolated) bir dil, hiçbir akrabası yok. Bu mantığa göre tüm R1a genleri taşıyan Hint-Avrupalılar ve Türkî halklar, bu dilleri sonradan benimsemiş olan Basklar o halde :)

Ayrıca paylaştığınız şema da iddialarınızla çelişiyor. J grubu genler "Semitic"tir, şemaya bakarsak J genleri ile I genleri ortak ata olan IJ'dan geliyor. Bugün batılı genetikçilere göre I Hint-Avrupa genleridir (en fazla Boşnaklar, Hırvatlar, Sırplar gibi güney Slavlarında görülür I1. Diğer akrabası olan I2 ise en çok Nordic halklarda görülür, Norveç, İsveç, Danimarka, İzlanda gibi). Bu şemaya göre Semitic halklarla güney Slavları ve kuzey Cermenleri akraba!? Arapça ile İzlandaca akraba yani :)

Yine şemaya göre NOP'tan gelen P, R, Q, O da akraba. Burada da iş dile gelince aksama oluyor, çünkü Q genleri an fazla kuzey ve güney Amerika yerlilerinde görülür. N genleri Ural haklarında, R1a ve R1b ise Bask, Hint-Avrupa ve kimi Türkî haklarda. Şemada verilmemiş, ancak N ile O yakın akrabadır, O genleri de en çok Çin (O1), Japonya ve Kore'de (O2) görülür. Yani "dil akrabalığı ile genetik akrabalık koşut gider" savı dağılıyor. Çünkü ne Amerikan yerlilerinin dilleriyle Baskça, Türk dilleri, Hint-Avrupa diller akrabadır, ne de Ural dilleri ile Çince, Japonca vb.

Kimi batılılar, J genlerininden olan J2'yi, eski Yunanlarda ve eski Anadolulularda çokça görüldüğü için Hint-Avrupa ilan etmeye çalışırlar ama öyle değildir. Çünkü bu gen J1 ile yakın akrabadır, J1'in Semitik olduğunu ise inkar edemiyorlar. J genlerinin doğum yeri Arap yarımadasıdır, dağılımı da şöyledir

https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/1/1c/Haplogroup_J_%28Y-DNA%29.svg/300px-Haplogroup_J_%28Y-DNA%29.svg.png

Dünyada J2 genlerinin en fazla görüldüğü halk İnguşlardır %98'i J2'dir, akrabaları Çeçenlerin de %89 civarı J2'dir. Dil akrabalığı ile genetik akrabalık koşut gitmez diyorduk, bunları ondan yazıyorum zaten. Şimdi, Çeçen ve İnguş dilleri ile Semitik diller de akraba değil, Yunanca da. Batılılar J2'ye "Ancient Greek" diyorlar ama öyle değil o iş :)

Urartuca ve akrabası Hurrice ile Çeçen ve İnguş dilleri oldukça benzer örneğin. Şöyle desek, "Bu genler Doğu Anadolu genleridir. Urartular ve Hurrilerin devamı Çeçenler ve İnguşlardır". Çünkü J2'nin doğum yeri Van gölü civarıdır, bu biliniyor. Fakat bu genin en yakın akrabası J1 Semitik halklarda görülüyor, iş burada dağılıyor, çünkü Çeçen-İnguş dili Semitik değil, ilgisi bile yok.

Hülâsa, dil akrabalığı ile genetik akrabalık ilgisizdir. Eğer öyle olsaydı Q haplogrubu

https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/7/70/Haplogroup_Q_%28Y-DNA%29.PNG/300px-Haplogroup_Q_%28Y-DNA%29.PNG

ile O haplogrubu

https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/2/23/Haplogrupo_O_%28ADN-Y%29_edit.png/300px-Haplogrupo_O_%28ADN-Y%29_edit.png

ve N haplogrubu

https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/3/3f/Haplogrupo_N_%28ADN-Y%29.PNG/450px-Haplogrupo_N_%28ADN-Y%29.PNG

Halkların dilleri akraba olurdu. Ancak Amerikan yerlilerinin dilleri ile Çin-Tibet dillerinin ve Ural dillerinin akrabalığı yok.

kut
01-04-2016, 14:54
Barlas, sana daha önce de buna benzer bir ileti yazmıştım yinelemek isterim. Tengricilik deyince aklına neden hep Moğollar geliyor? Bugün Tengrici olan Moğol sayısı çok azdır, Moğolların çoğu Budist'tir, özellikle Tibet Budizmi'ne mensupturlar. Yaptığın paylaşımlarda hep Moğol Lamaist ya da Şamanist görselleri kullanıyorsun, bu nedenle Tengricilikle pek ilgisi olmuyor paylaşımların.

Nedense ülkemizde tuhaf bir Türkçülük anlayışı var, Türklük ya da Türkçülük deyince akla hep Türklerle ilgisi olmayan Moğollar ya da Moğollarla ciddi derecede kaynaşmış olan Kıpçaklar geliyor. Mesela yaygın bir yanlış bilgi var, "Türkler kımız içer". Oysa böyle bir şey yok, kımızı sadece Kırgızlar ve doğu Kazaklar içer. Uygurlar, Özbekler, Türkmenler, Çuvaşlar, Gagauzlar, Oğuzlar, hatta Kıpçak oldukları halde Tatarlar ve Kırım Tatarları kımız mımız içmezler. Ama gel gelelim "Kımız milli Türk içeceğidir" diye bir geyik var. Oysa kımız, özgün adıyla ayrag bir Moğol içeceğidir, kımız sözcüğü de < Süryanice xamz "mayalı" sözcüğünden gelir, sözcük de Türkçe değil.

Şu hurafelerle dolu Türkçülüğü bir bırakamadık gitti. İşin ilginci, Türkçü olmadığını söyleyen hatta Türkçülük karşıtı olanlar da bu hurafeci Türkçülüğün tezlerine inanırlar. Tabii bunu Anadolu'daki Oğuz varlığını inkar için kullanmak isterler, bu tezleri kabulleri bundandır. "Bakın Anadolu'da kımız içen yok demek ki Türk değilsiniz" gibi savlarda bulunurlar... Oysa bu sav tıpkı şu sav gibidir, "Anadolu'da Shepperd's Pie yiyen yok, demek ki Ermeni ve Kürtler aslında Süryani ve Arap" :)

Barlas
15-05-2016, 20:49
Atanar Taş - 3 (28 Mayıs 2015 Perşembe)

http://1.bp.blogspot.com/-z2OVZtekcAM/VWY2fPGg1iI/AAAAAAAADIk/mugUhXw87NM/s1600/049-Atanar%2BTa%25C5%259F%2B-3-.jpg

Barlas
17-05-2016, 21:46
Atanar Taş -4- (1 Haziran 2015 Pazartesi)

http://1.bp.blogspot.com/-_1V9dZkNIAc/VWuawqAcrQI/AAAAAAAADN4/IV7WE0ayR8k/s1600/050-Atanar%2BTa%25C5%259F%2B-4-.jpg

Barlas
19-05-2016, 22:21
Atalarımız herşeyin Ak'tan başladığına inanmıştı. (4 Haziran 2015 Perşembe)

http://1.bp.blogspot.com/-prMII56loHk/VW9rDbFAndI/AAAAAAAADRY/Tc-XZ3LnpEY/s1600/051-Atalar%25C4%25B1m%25C4%25B1z%2Bher%25C5%259Feyin%2 BAk%2527tan%2Bba%25C5%259Flad%25C4%25B1%25C4%259F% 25C4%25B1na%2Binanm%25C4%25B1%25C5%259Ft%25C4%25B1 .jpg

Barlas
21-05-2016, 19:51
Gök Tanrı'dan korkulmaz (8 Haziran 2015 Pazartesi)

http://1.bp.blogspot.com/-r1hRvwmzxZA/VXVyg_oRmjI/AAAAAAAADUE/tIKqUQ5I-Nw/s1600/052-G%25C3%25B6k%2BTanr%25C4%25B1%2527dan%2Bkorkulmaz. jpg

Barlas
24-05-2016, 03:45
Tengri = Tanrı = Gök Tanrı (13 Haziran 2015 Cumartesi)

http://4.bp.blogspot.com/-CoTdarEc7YM/VXtYdORlckI/AAAAAAAADZ4/rHFvONbI198/s1600/Tengri%2BT%25C3%25BCrk%2527%25C3%25BC%2BKorusun.jp g

Natan
24-05-2016, 04:33
Tengri niye turku korusun ki? Turklerin anasi mi babasi mi?

Barlas
24-05-2016, 04:55
En nihayetinde bu da (Tengricilik) bir inançtır sn. Natan...

Natan
24-05-2016, 09:31
En nihayetinde bu da (Tengricilik) bir inançtır sn. Natan...

Tengri inanci hakkinda bilgim yok denecek duzeyde. Bilgilendirmeye devam edersen ben de bilgi ve daha sonra fikir sahibi olabilirim. Simdi diyorsun ki Tengri diye bir yaratici var. Bilmiyorum buna inaniyor musun. Neyse tengri var diyelim biz. Bu tengri Turklerin mi tanrisi? Tanri'dan kastim duyan isiten, bilinc sahibi ve varligi yaratan kisilik sahibi biri mi?

Ikincisi, boyle biri varsa niye Turklerin disindaki diger milletleri korumasin? Yoksa korusun mu diyorsun? Tuk yerine insanlik sozcugu gecse sahsen bu daha iyidir diye dusunuyorum. Tabii bu sahsi dusuncem tengriciligi yada turkculugu baglamaz. Sonucta benim sahsi fikrim. O inancta herhangi bir yeri ve anlami da olmayabilir.

Bu tengri galiba Turklerin kabile tanrisi gibi birsey. Bana Yahudileri animsatti.

Engse Hohol
24-05-2016, 09:44
Tanrı var iddiası, her toplumda kültüreldir, ekinç öğesinden yansımalardır. Ortadoğu'da tanrılar savaş destekçisidir çünkü iklim çöl, hayvan etleri ile doyum sağlanıyor, kervan ticaretleriyle geçim sağlanıyor, kabe tapınağına gelenlerden turizm geliri ile zenginlik sağlanıyor. Ortaasya'da bunlar olmadığı için tapınak turizmi olmamış, ganimet kültürü olmamış, iklim tarıma elverişli olduğundan ekilip biçilmiş ve hasat veren toprak kutsanmış, doğaya saygı gösterilmiş ki yaşam sürsün.

Barlas
24-05-2016, 10:52
Sn. Natan, bildiğim kadarını anlatayım, ama fazla bir şey bildiğim söylenemez şu an.

Gök Tanrı, her şeyden önce Türk'ün Tanrı'sı. Yani Türk olmayanın bu inanç sistemine istese de girme şansı yok, kabul görmez. Söylemekte bir sakınca görmüyorum, zaten çoğu kişi biliyor, ben bir Türkçü'yüm, Türk'ün üstün ırk olduğuna, Türk birliğine, Turan'a vb. inanırım. O yüzden dilim, kökenim nasıl Türk'se, inancım da o olmalı diye düşünüyorum.

Ateist değilim, bir yaratıcının varlığına inanıyorum, o yüzden ve önceden belirttiğim sebeplerden ötürü de tek Tanrılı olan Gök-Tanrıcılık'ı kendime din olarak seçtim ki, Gök Tanrı sistemi, dinlerin üstünde bir sistemdir.

Hele ki İslam'daki saçmalıkların olmaması, özellikle peygamber denilen adamlar ve kutsal kitapların olmaması, bu inanç sistemini her daim dinamik tutuyor. Sevdiğim özelliklerinden biri...

https://1.bp.blogspot.com/-UofIs0V0zxM/Vz6R1ANnDGI/AAAAAAAAKBA/kzEKkbbq22QPkQLkl46GKICG0YO_-JvzwCLcB/s1600/T%25C3%25BCrkler%2Beski%2Bdinlerine%2Buygun%2Bd%25 C3%25BC%25C5%259Ft%25C3%25BC%25C4%259F%25C3%25BCnd en%2BM%25C3%25BCsl%25C3%25BCman%2Boldular%2Byalan% 25C4%25B1%2B-%2Bmukayese.png

Şimdilik bu kadar yazayım, sohbet devam ederse gene yazarım.

Saygılar, selamlar...

Barlas
26-05-2016, 16:06
Eşitlik neden bozuldu? (13 Haziran 2015 Cumartesi)

http://1.bp.blogspot.com/-GMN4qniFMJ0/VXtvWnKD5JI/AAAAAAAADaI/ovo1R0PLM2g/s1600/053-Tanr%25C4%25B1%2527n%25C4%25B1n%2Bkurallar%25C4%25 B1%2Bunutulup%2Be%25C5%259Fitlik%2Bneden%2Bbozuldu .jpg

Barlas
30-05-2016, 01:08
"Türkler eski dinlerine uygun düştüğünden, severek-benimseyerek Müslüman oldular" yalanı için bir kaç mukayese...

https://1.bp.blogspot.com/-Wey-HWO1bws/Vz6Y6sZCH2I/AAAAAAAAKBc/tDOJqpN0JmYcWKj4_nlTc-08QAyNiA0UwCLcB/s1600/T%25C3%25BCrkler%2Beski%2Bdinlerine%2Buygun%2Bd%25 C3%25BC%25C5%259Ft%25C3%25BC%25C4%259F%25C3%25BCnd en%2BM%25C3%25BCsl%25C3%25BCman%2Boldular%2Byalan% 25C4%25B1%2B-%2Bmukayese.png

https://1.bp.blogspot.com/-1jdvb3dJ5UI/V0qY-BZ6LrI/AAAAAAAAKsk/7nEID-LvxIoQQU8hwKU8t7_oFT2BU9qjgCLcB/s1600/T%25C3%25BCrkler%2Beski%2Bdinlerine%2Buygun%2Bd%25 C3%25BC%25C5%259Ft%25C3%25BC%25C4%259F%25C3%25BCnd en%2BM%25C3%25BCsl%25C3%25BCman%2Boldular%2Byalan% 25C4%25B1%2B-%2Bmukayese%2B-%2B2.png

https://1.bp.blogspot.com/-39edKhlyA-o/V0tkOBLkiqI/AAAAAAAAKuo/1xZACmVR6XwO_aO1z1voynCMslJTgGWUwCLcB/s1600/T%25C3%25BCrkler%2Beski%2Bdinlerine%2Buygun%2Bd%25 C3%25BC%25C5%259Ft%25C3%25BC%25C4%259F%25C3%25BCnd en%2BM%25C3%25BCsl%25C3%25BCman%2Boldular%2Byalan% 25C4%25B1%2B-%2Bmukayese%2B-%2B3.jpg

Barlas
31-05-2016, 23:17
Yanlış: "Allah'tan başka hiçbir şeyden korkmam." (16 Haziran 2015 Salı)

http://3.bp.blogspot.com/-mrMYfQUQuSs/VYBnKDG4boI/AAAAAAAADdg/yuNOKycky2Q/s1600/054-Allah%2527tan%2Bba%25C5%259Fka%2Bhi%25C3%25A7bir%2 B%25C5%259Feyden%2Bkorkmam%2B-%2BYanl%25C4%25B1%25C5%259F.jpg

Barlas
05-06-2016, 09:38
Kimse Tanrı adına hâkimlik yapamaz (20 Haziran 2015 Cumartesi)

http://3.bp.blogspot.com/-5Vwbx3jTYeM/VYSSJAZObdI/AAAAAAAADik/4MPuFyPHcQk/s1600/055-G%25C3%25B6k%2BTanr%25C4%25B1%2Binanc%25C4%25B1nda %2Bhi%25C3%25A7%2Bkimse%2BTanr%25C4%25B1%2Bad%25C4 %25B1na%2Bhakimlik%2Byapamaz.jpg

dengiz
19-02-2017, 00:49
Eşitlik neden bozuldu? (13 Haziran 2015 Cumartesi)

http://1.bp.blogspot.com/-GMN4qniFMJ0/VXtvWnKD5JI/AAAAAAAADaI/ovo1R0PLM2g/s1600/053-Tanr%25C4%25B1%2527n%25C4%25B1n%2Bkurallar%25C4%25 B1%2Bunutulup%2Be%25C5%259Fitlik%2Bneden%2Bbozuldu .jpg

Akay Kine kam yani şaman değildir sevgili Barlas. Akay Kine Ak İnanç yani günümüz Tengriciliğinin bilgelerindendir, kam sıfatını kullanmaz, hatta kendisine "bilge" ya da "öğretici" de demez, "öğrenciyim" der.

Tengrizm
15-02-2018, 13:48
Ben atalarımın dini Gök Tanrıcılığa inanıyorum.Çünkü bana aşırı mantıklı din bu oldu.Gerçi Gök Tanrıcılık din değil,bir yaşam felsefesidir. http://tengriciturkiye.blogspot.com.tr/2016/08/40-soruda-tengricilik-nedir.html Bu siteden Gök Tanrıcılık dini hakkında çok detaylı bilgi sahibi olabilirsiniz.