PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Sosyal yaşam ile suçun bireyselliği çelişkisi.


Şüpheci Dinsiz
03-07-2015, 02:23
Sevgili arkadaşlar,

Çevresinde olana bitene duyarlı olan insanlar "ne olacak bu memleketin hali", veya "insanlık nereye gidiyor böyle" diye düşünür, endişelenirler.

--/--

Örnek 1:

Dün 2 Temmuz'du. 1993 yılının 2 Temmuz'unda Sivas'ta sayısı onbini aşkın kişi "kendilerine hiç bir fiziki/maddi zararı olmadığı halde", "sırf kendi gibi düşünmüyor, kendi inandığı şeylere inanmıyor" diye 33 aydını ve bunları korumaya çalışan 2 otel emekçisini yakarak öldürdü.

Dönemin cumhurbaşkanı, başbakanı, bakanları, valisi, ordu komutanı, belediye başkanı, kaymakamı 2 Temmuz olayına "dini hassasiyetlerle oynayanın sonu budur" şeklinde özetlenebilecek uygulamalarda bulundular. Bir kaç gazete ve köşe yazarı hariç basının geneli "olayın dini provokasyon olduğu, yakılan/yakılmak istenen aydınların halkı tahrik ettiği" argümanını savundular.

Yani devlet, tüm organlarıyla, "halkın (sünni) dinine laf söylersen sonun bu olur" görüşünü temsil etti. Bir kaç kişiye verilen sembolik ceza dışında cezalandırma olmadı. Devlet azmettiricileri kaçırdı, sakladı, bulmadı, davayı uzattı, en sonunda zaman aşımına uğrattı, "hayırlı olsun" diyerek sakladığı suçlulara müjdeyi verdi. Fiili suçluların (tetikçilerin) ve azmettiricilerin savunmasını yapanlar şimdi iktidardalar. Daha önceki iktidarlar da başka suçluları saklamış, savunmuşlardan oluşuyordu.

Örnek 2:

Özgecan'ın vahşice öldürülmesi henüz hafızalardan silinmedi. Olayın baş katilinin eşi kendisinden boşanmak için dava açtı, davayı üstlenen avukat "sonun Özgecan'dan beter olur" sözüyle tehdit edildi. Olayın siyasi/politik bir yanı olmadığı için ve toplumda büyük tepki yarattığı için şimdilik hukuk işliyormuş gibi gözüküyor.

--/--

Yürürlükteki hukuka göre Gerek Sivas'ın, gerek Özgecan'ın olayındaki suçlular cezalandırılsaydı adalet yerini bulacaktı diye düşünüyoruz. Bence bu hatalı bir yaklaşımdır ve bu yaklaşım toplumsal ilerlemeyi sağlamadığı gibi, bağnazlığı isteyen kişilere/gruplara verimli/kolay bir hareket alanı sağlıyor.

Sivas olayını ele alalım. Suçlular kimler:
- Tetikçiler (insanlara fiziki şiddet uygulayanlar, oteli yıkanlar, yakanlar)
- Provokatörler (güruhu kışkırtanlar)
- Azmettiriciler (provokatörleri kiralayanlar, olayı planlayanlar)
Olay sırasındaki suçlular:
- Olaya seyirci kalan kolluk güçleri (valilik, polis, asker)
- Yangını söndürmekte geciken kamu güçleri (belediye, itfaiye)
Olay sonrası suçlular:
- Olayı soruşturmakta geciken adalet güçleri (adalet bakanlığı, savcılık)
- Olayı saptıran, örtbas eden güçler (hükümet, içişleri bakanlığı)
- Olayı saptırmaya yardımcı olan güçler (basın)
- Olayı "sorgulanmaz, dokunulmaz" çerçeveye sokmaya çalışan güçler (diyanet, din uleması, dini hassasiyetleri olan cemaatler)

Belli ki azmettirici devlettir, tetikçilerden kantarın topuzunu kaçırmış olan birkaçı, sözde cezalandırılmıştır (ceza evinde yatıyor süsü verilerek yurt dışına kaçırılmışlar, yeni kimlikler verilmiş, çoluk çocuk sahibi olmuşlar, çocuklarını evlendirip sünnet ettirmişler, oy vermişler, ecelleriyle ölmüş gömülmüş olanlar var).

Bu, Türkiye'ye özgü bir durum değil, demokrasinin güdük (gelişmemiş) olduğu toplumların ortak problemidir.

--/--

Benim tartışmak istediğim nokta ise şu: Demokrasi gelişmiş olsaydı bile, Sivas olayındaki tüm suçlular bulunsa, cezalandırılsa bile adalet yerine gelmiş olmazdı bana göre.

Bunu daha iyi anlatabilmek için Özgecan'ın katline dönelim. Özgecan'ı öldüren katilin suçunun bireysel olarak ele alınması doğru mudur? Katilin annesinin/babasının/çevresinin/öğretmeninin/iş arkadaşının/devletin olayda hiç sorumluluğu yok mudur?

Köpeğim olduğu için biliyorum, birini ısırsa bana da ceza verilir. Köpeğimin saldırgan olup olmadığının, zarar verici potansiyelinin, eylemlerinin sorumluluğu bana yüklenmiştir yürürlükteki kanunlara göre, ve bu kanun "medeni" ülkelerden alınmıştır. Bana göre bu uygulama doğrudur, eğer köpek almayı göze aldıysam, onunla ilgilenmek, iyi eğitmek, saldırgan hareketlerini gözlemlemek/engellemek zorundayım. iyi eğitmiş olsam bile onun hayvansal içgüdüleri olduğunun, her an saldırabileceğinin bilincinde olmak ve önlem almak zorundayım.

Benzer şekilde, çocuk sahibi olmayı göze aldıysam, başkalarına zarar vermeyeceği/zarar vermeyi düşünmeyeceği bir şekilde yetiştirmek zorundayım. Çocuğun insan olması yerine göre işimi kolaylaştırıyor, yerine göre zorlaştırıyor. İnsan, özellikle ergenlik dönemini başarıyla atlatırsa yapıcı/sosyal bir kişilik sahibi oluyor. Çocuğun kişiliğini biçimlendiren önemli etkenler aile-çevre-eğitim, haliyle aile-çevre-devlet suç işlemiş kişinin suç ortaklarıdır bana göre. Aile-çevre-eğitim kurumları, yetişme sürecinde çocuğun suç işlemeye meyilli olup olmadığını anlayabilir, önlem alabilirlerdi.

Toplumun çoğunluğunun -ailenin, çevrenin, devletin şekillendirdiği bireylerden oluştuğu- iyi bilindiği halde hukukun bu yönde adımlar atmamış olması düşündürücüdür.

20 yıl öncesine kadar "töre gereği" Anadolu kadınları namus cinayetlerine maruz kalırlardı. Törenin başındaki zat (az ceza alsın diye) bir çocuğun eline silahı tutuştururdu, o da gider kurbanı öldürürdü, hapiste bu çocuğa ve ailesine bakılırdı. Devlet uzun süre "namus için" insan öldürene cezada "tahrik" indirimi yaptı, sonra dünyadan gelen baskılar üzerine namus cinayetlerine "azmettirici olarak" törecileri de dahil etti ama bildiğim kadarıyla törecilerden ceza alan henüz olmadı.

Bu yöntem (tetikçilik) devlette de, mafyada da çok kullanıldı, hala kullanılıyor. (Dink cinayeti, faili hiç de meçhul olmayan binlerce faili meçhul davası)

Devlet bu durumdan memnun, mafya memnun, töreciler memnun, azmettiriciler memnun. Yani filler memnun, ezilen hep çimen.

Eşitlikçi/özgürlükçü/halkçı bir anayasa ile şeffaf/denetlenebilir bir devlete sahip olmak bu ve başka birçok sebeple çok önemli.

Değerli katkılarınızı bekliyorum.

Sevgiler

Boolean
03-07-2015, 03:15
Çok doğru bir konuya değinmişsiniz.

Toplumda işlenen suçlarda birey ne kadar suçludur?

Sosyal yaşamda, yaşamı düzende tutan sosyal düzen kuralları var. Bu kurallar da toplumun çoğunluğuna göre belirleniyor.

Mesela örnek vermişsiniz;

dini hassasiyetlerle oynayanın sonu budur

"Toplumun çoğunluğunun dini inançları ile ters düşmeyeceksin" kural olarak belirlenmiş.

20 yıl öncesine kadar "töre gereği" Anadolu kadınları namus cinayetlerine maruz kalırlardı.

Yine sosyal düzeni sağlamak için toplum tarafından konulmuş bir kural.

"Kadının namusuna göz dikmeyeceksin."

Bunlar tabi yasa ile değil de toplumun çoğunluğu tarafından doğru kabul edilen, hayata bakış açıları, ahlak anlayışları ve kültür sonucunda ortaya çıkmış doğal kurallar ve bunlar evrim geçirerek oluşmuşlar.

O nedenle sizin şu aşağıdaki sözünüze şunu eklemek isterim.

Eşitlikçi/özgürlükçü/halkçı bir anayasa ile şeffaf/denetlenebilir bir devlete sahip olmak bu ve başka birçok sebeple çok önemli.

Bu önemli fakat toplum tarafından sosyal düzen kuralları olarak benimsenmezse istediği kadar özgürlükçü, halkçı ve eşitlikçi olsun tam verimli bir şekilde topluma fayda sağlamayacağını düşünmekteyim.


Şu an için ne yazık ki bizim suç ve ceza ile ilgili anlayışlarımız ile toplumun çoğunluğunun suç ve ceza anlayışları uyuşmuyor.

Biz en yeni ahlak, kültür ve değer yargıları ile bakıyoruz. O nedenle onlara suç değilmiş gibi gelen şeyler, bize suçmuş gibi geliyor veya tam tersi.

Mesela şu örnek. Ramazan'da sokakta eylem yapmak için soyunmaları.

https://www.youtube.com/watch?v=RHzsnkb_C9I

Bana göre bu suç değil.

Fakat toplumun çoğunluğuna göre birileri gelse, ellerinde sopalarla şu kadınları dövselerdi, cezalarını çekmiş / vermiş olacaklardı. "Ohh, iyi olmuş Ramazan'da siz soyunur musunuz? Cezanızı çektiniz işte" derdi toplumun büyük bir kesimi.

Toplum geride olduğu için toplumu ve toplumu oluşturan bireyleri ne kadar suçlayabiliriz?

Burada asıl suçlu bana toplumun geri kalmasına neden olan faktörler geliyor.

Ülke geride yani. Kafa yapıları geride. Düşünce sistemleri geride.

Boolean
03-07-2015, 04:17
Mesela yukarıda yazdığım şeye bir örnek daha vermek istiyorum. Bunun zamanla nasıl alakası olduğunu çok net göstermesi açısından.

1977 yılında çekilmiş Maladolescenza adlı bir filmi örnek vereceğim.

http://www.imdb.com/title/tt0076749/

Filmde birisi 12 yaşında, ötekisi 13 yaşında iki tane kız çocuğu ve 18 yaşında bir erkek oynuyor.

Filmde seks sahneleri var. Bu film 1976 yılında Avusturya'da sinemalarda gösterime girmiş, insanlar gidip izlemişler, DVD'leri satılmış. Ancak 2006 yılında çocuk pornosu olduğu gerekçesi ile Avrupa'da yasaklanmış.

Filmin çekildiği tarih Vietnam savaşı zamanında ortaya çıkan "özgürlükçü, çiçek çocuklar" dönemine denk geliyor. O dönem sokaklarda serbestçe esrar falan içiyorlar biliyorsunuz. Barack Obama'nın bile esrar içerken çekilmiş fotoğrafları var.

Yani o dönem Batı toplumunda 12 ve 13 yaşlarında iki kız çocuğunun açık sahneleri olan bir film, değer yargıları ile çatışmadığı için suç sayılmamış. Şimdi ise bu filmin DVD'sini evinizde bulundurduğunuz anda en adi suçtan hapistesiniz.

Tabi bu örneği İslamcı ve Dinciler bak Avrupa ahlaksız şeklinde değerlendirecekler. Onlar için söylüyorum. "Suç kardeşim Avrupa'da şu an suç. Çünkü Avrupa toplumunun ahlak anlayışı ile örtüşmüyor. Fakat tekrar örtüşse suç olmaktan çıkar. Örnek vermek için yazdığım bir şey bu sadece."

Bizim de o dönem sinemalarda porno rüzgarı esiyormuş biliyorsunuz. Türkiye de etkilenmiş o çiçek çocuklar rüzgarından sanki.

Sonuç olarak;

Irkçılık ne zaman toplum tarafından ayıplanılmaya başlar. Suç olur.
Fikir özgürlüğü ne zaman toplum tarafından savunulmaya başlar. Serbest olur.

Yasalar eğer tepeden dayatmayla olursa, tamamen işe yaramaz.

Yasalar fikir özgürlüğünü destekler. Siz yasaya güvenerek fikrinizi söylersiniz. Gelir saldırırlar. Devlet saldırganları korur.

Şu an Türkiye, dünyadaki en gücel durum neyse ki bu "insan hakları olarak oturmuştur artık ve benimsenmiştir" onun gerisinde.

jumanji
04-07-2015, 03:49
Yani meseleye daha geniş çerçeveden bakarsak, o durumda kimseye ceza verilemez. İnsanı şekillendiren doğa, aile, arkadaşları genetik yapısı ve karakteri. Yani suç işleyen biri bu aşamalardan geçip de suçu işliyor. Dolayısıyla herşey olması gerektiği gibi oluyor zaten. Babası hırsız olan biri büyük ihtimalle hırsız oluyor, zira o yönde şekillenmiş. Mesele yine evrime-adaptasyona geliyor. Bağlı bulunduğu koşullar ne ise bireyin, ihtimal olarak o koşullara daha yatkın biri oluyor. Evrim hayatın her alanında.

Ha denebilir ki, ya madem herşey ona göre şekilleniyor, niye bireye ceza veriliyor. Verilmek zorunda zira baskılamak zorunda devlet veya kamu. Bu yüzden ceza olmak zorunda.