PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Turkceye tercumeler


vartor
21-03-2007, 04:28
Bahr *Alfred

Fizikçi *gözüyle *Tanrının *gerçek *Varlığı *problemi.
*
* * Bütün *büyük *dinlerde, *Tanrı, *dünya *ve *insanların *yaratıcısı, *ki *aynı *zamanda *kâinatın *yaratıcısı *olarak, *düşünülmüştür. *Ayrıca, *Tanrının *uzay, *zaman *ve *maddeden *de *önce *var *olduğu *varsayılmaktadır. *Teologlara *göre, *Tanrı *tam *bir *“yokluk†*içinde *varlığını *sürdürüp *hüküm *sürme *yeteneğine *sahiptir. *Tarihimizin *büyük *düşünürleri, * bu *Tanrı-fikrine *felsefi *delillerle *sürekli *saldırmış *ve *eleştirmiştir. *Buna *rağmen *sorunlu *fikri *ve *düşüncelerle *desteklenerek *hayat *bulan *bu *Tanrı-fikir *hala *yaşamaktadır. *Bu *durum, *bu *Yaratıcı-Tanrı *fikrinin, *Fizikçi *mantığıyla *irdelenmesi *ve *tartılmasına *yol *açmıştır.
* Yaratıcı-Tanrı *fikrinin *esas *dayanağı *ve *aynı *zamanda *zayıf *noktası, *“yokluk†*kavramıdır. *“Yokluk†*içinde *tamamen *hiçbir *şeyin *var *olamaması *ispatı, *Yaratıcı-Tanrı *fikrinin *sonunu *getirecektir. *Ve *eğer *ki, *buna *ek *olarak, *teologların *“yokluk†*kavramının *gerçekte *var *olmadığı, *bu *kavramın *sadece *bir *düşünce, *beynimizdeki *spekülatif *bir *fikir *olduğu *gösterilse, *Yaratıcı-Tanrı *fikrinin *temel *dayanağı *yok *olmuş, *Tanrı *da *sadece *bizim *beynimizin *ürünü, *beynimizdeki *hayal-düş, *beynimiz *dışında *var *olmayan, *gerçek *olmayan *bir *fikir *olarak *ortaya *çıkacaktır. *Aşağıda *getirilen *deliller *bu *amacı *desteklemektedir.
* *Tanrının, *Kâinatı *yaratmadan *önce *de *var *olduğu *iddia *edilmektedir. *Bu *da, *O’nun *tam *bir *“yokluk†*içinde *var *olduğunu *içinde *barındırır. *Bu *yokluk, *zaman, *madde *ve *uzayın *kendisi *tarafından *yaratılmadan *önce, *Tanrının *bulunduğu *“süper-vakum†*veya *“süper-boşluk†*benzeri *bir *durum *olarak *tanımlanmaktadır. *Hâlbuki *“yoklukâ€, *“var *olmamanın†*bir *eşanlamlısıdır. *
* *Sonuçta, *Tanrının *“yokluk†*içinde *bulunduğu *iddia *edilmesi, *Tanrının *“var *olmamalık†*içinde *bulunduğu *anlamına *gelir. *Başka *bir *deyişle, *daha *hiçbir *şey *var *olmadığında, *yani *ne *uzayın, *ne *zamanın, *ne *de *maddenin *var *olmadığında, *kâinatın *var *olmadığını *bir *durumla *karşı *karşıyayız. *Ve *bu *“yokluk†*sadece *durumu *anlatır, *yani *bir *şeyin *var *olmamasını *durumunu *anlatır *ve *bu *da *“X†*zamanında *bir *şeyin *yaratılıp, *var *olabileceği *vakum *olduğu *anlamına *gelmez. *
* *Vakum *uzay-benzerdir, *boş *bir *uzaydır; *uzay-benzer *olmayan *vakum, *uzayı *da *barındırmayan *vakumdur, *böyle *bir *vakum *yoktur *ve *hiçbir *zaman *da *var *olmamıştır! *Hiç *kimse *havası *boşaltılmış *bir *kutunun *içinden *uzayı *söküp *alamaz. *Böylelikle *hiçbir *şey *yokken, *yani *“yokluk†*veya *başka *deyişle *“var *olmamalık†*varken, *bir *anda *uzay, *zaman *ve *maddeyi *elde *edemeyiz.
* Buradan *da *kâinatın *yokluktan *var *olamayacağı *sonucuna *varmaktayız. *Gerçekten *de *modern *uzay *bilim *bize *kâinatın *kuantum-mekanik *durumundan *oluştuğunu *söylemektedir. *Başka *deyişle *kâinat *oluşmadan *önce *bir *şeyler *vardı. *Kâinat, *böyle *söylemek *mümkünse, *başlangıç *evresinde *embriyo *halinde *var *olmuştur, *daha *sonraki *uzaya *dağılması *da, *bir *patlama *sonucu *olmuştur, *bir *Büyük *Patlama *sonucu *(Big *Bang) *! *Eklemek *gerekirse, *uzay *bilimcilerin *(Fizikçilerin) *son *çalışmalarına *göre, *tek *değil, *sayısız *ve *biri-birinden *bağımsız *var *olan *kâinatların *var *olduğu *düşünülmektedir. *Bu *uzay *bilimcilerin *(Fizikçilerin) *sonucu, *gerçekçi *gözükmektedir; *eğer *bir *kâinat *varsa, *neden, *başka *bir *yerlerde *başka *kâinatlar *olmasın *ki? *Ve *tabiî *ki *bu *durumda, *bu *“dünyalar *dünyasındaâ€, *teologların *“yokluğuna†*ve *bu *“yoklukta†*var *olan *Tanrıya *hiç *yer *kalmamaktadır. *
* Varsayalım *ki, *böyle *bir *“yokluk†*ve *bu *“yoklukta†*bulunan *Tanrı *mevcuttur *ve *bu *argümanın *sonuçlarına *bir *göz *atalım. *Tanrı *en *azından *form *ve *ölçülere *sahip *olmalıdır. *Ayrıca *kendisinin *bu *“yokluktan†*ayrılabilinmesi *için, *Tanrının *da *bir *tür *madde-varlık *( *sübstansiyon *) *olması *gerekmektedir. *Tanrı *basit *bir *“yokluk†*olamaz. *Ama *form *ve *ölçü *kavramları *uzaya *bağlıdır. *Fakat *uzayın *var *olmadığı *yerde, *yani *“yokluk†*içinde, *hiçbir *şey *form, *ölçü *ve *madde-varlığa *( *sübstansiyon *) *sahip *olamaz. *Yokluk *içinde *farklılaşma *ve *ayrılmaya *gerek *duyulmaz. *Ayrıca *yokluk *içinde *zaman *akışı *da *mümkün *değildir. *Zaman *akışı, *sadece *uzay *var *olduğunda *ve *bunun *içinde *maddenin *hareket *ettiğinde *veya *değişime *uğradığında *vardır. *Yokluk *içinde *hareket *edebilecek *veya *değişime *uğrayabilecek *hiçbir *şey *yoktur *zaten.
* Yokluk *içinde *saate *de *sahip *olamayız. *Sadece *uzay *içinde *zamana *sahip *olunabilir *ve *sadece *uzay *içinde *bir *şey *formuna, *ölçülerine *ve *madde-varlığına *(sübstansiyonuna) *sahip *olabilir. *Yokluk *içinde *her *şey *farklılaşma *özelliklerini *kaybeder *ki *zaten *Tanrı *da *kendisini *yokluktan *ayırt *edemez, *uzay, *zaman *ve *maddenin *var *edebilmesi *için *bir *“X†*zamanı *tayin *edemez, *yokluk *içinde *yoğrulup *gider, *yoklukla *tıpatıp *aynılaşıp *kendi *varlığını *kaybeder, *çünkü *yoklukta *“var *olmamalık†*mevcuttur. *Aynı *zamanda *Tanrının *eğer *ruhani, *her *ne *anlama *geliyorsa, *tabiatı *varsa, *o *tabiat *için *de *bu *durum *geçerlidir. *Kısacası *eğer *Tanrı *varsa, *“yoklukta†*uzay *ve *zamanın *var *olması *gerekmektedir.
* * Zaman, *var *olabilme *şansına *sadece *uzayda *sahiptir. *Ama *uzaydaki *zaman, *her *zaman *maddeyle *beraber *ortaya *çıkmaktadır. *Bu *da, *Tanrının, *ancak *kendisinin *var *olmasını *sağlayabilen *kâinatın *var *olması *ihtimalinde, *var *olabilmesi *anlamına *gelmektedir. *Ama *bu *zaman *da *Tanrı, *“Yaratıcı-Tanrı†*statüsünden *çıkmakta, *Büyük *Patlama *sonucu, *kâinatla *beraber *var *olmuş *bir *fani *yaratık *statüsüne *inmektedir!
* *Ama *yine *de *bir *anlık *varsayalım *ki, *Tanrı *kâinatı *yokluktan *yaratmıştır. *Mantıken *bu *kâinatın *“yokluk†*tarafından *çevrelenmiş *olması *lazım *ki, *Tanrımız *bu *“yokluk†*içinde *bulunsun *ve *hüküm *sürsün. *Ama *görmüş *olduğumuz *gibi, *yokluk *içinde *hiçbir *farklılaşma *özelliğinin *bulunması *mevcut *değildir. *Yokluk *içinde *hiçbir *şey *kendisini *bu *“yokluktan†*ayırt *ettiremez. *Özellikle *yokluk *içinde *hiçbir *şey, *strüktüre, *forma *veya *ölçülere *sahip *olamadığından, *kâinat *da, *bütünüyle *ele *alırsak, *bir *obje *olarak *bu *yokluk *içinde *kendini *ayıt *ettiremez, *yokluk *içinde *yoğrulup *gider, *varlığını *kaybeder, *sonuç *itibariyle *yokluk *içinde *varlığını *sürdüremez.
* * Ama *kâinatın *yaratıldığını *biliyoruz. *Bu *da *kâinatın *var *olabilmesi *için, *onun *dışında *böyle *“yokluluğun†*olmaması *ve *uzay–zamanın *var *olması *gereksinimini *doğurmaktadır. *Fakat *bu *durumda *da, *kâinat *yaratılırken *böyle *bir *“yokluğun†*olmamasını *gerektirmektedir. *Yokluğun *olamaması *da, *“Yaratıcı-Tanrıâ€nın, *“yokluğu†*kendisine *ikametgâh *seçtiğinden *dolayı, *“Yaratıcı-Tanrıâ€nın *olmaması *sonucunu *getirmektedir. *Bu *yüzden *de, *kâinat *dışında *“Süper-Boşluğunâ€, *“Yokluğunâ€, *“Var *olmama†*bölgesinin *bulunduğuna, *ya *da *zaman *ve *uzay *ötesine *inanmak *yanlıştır. *Teologların, *saatine *bakıp, *“X†*zamanında *cennet *ve *cehennemle *beraber *kâinatı *yaratan *Tanrıyı *barındıran, *“Yokluk†*kavramı, *imkânsızlıktır *ve *ötesi *söylenemez *bir *saçmalıktır! *“Yokluk†*yoktur *ve *“yoklukta†*ikamet *eden *Tanrı *da *yoktur. *Bu *fikirler, *beynimizde *sadece *bir *hayal *ürünü *olarak *var *olabilir, *fakat *beynimiz *dışındaki *gerçek *dünyada *bunlara *yer *yoktur. *
* *Bu *arada *“yokluk†*kavramı *beraberinde, *kâinatın *bittiği *ve *“yokluğun†*başladığı, *“görünmez *sınır†*kavramını *da *getirmektedir, *kâinatın *bittiği *ve *“yokluğun†*başladığı *bir *sınır. *Şimdi *de *kâinatta *hareket *eden *ve *bir *anda *bu *sınıra *gelen *bir *uzay *yolcusunu *hayal *edelim. *Bir *adım *daha *atarsa, *yolcumuz *bu *“yoklukta†*yok *olacaktır. *Ama *sadece *kâinatımızı *terk *etme *teşebbüsünde *bulunan *yolcumuzun *bu *“yoklukta†*yok *olmaması *gerekirdi, *zaten *bizim *kâinatımızın *da, *çok *daha *önce, *Tanrının *onu *yarattığı *anda, *tıpkı *zavallı *yolcumuz *gibi, *bu *“yoklukta†*yok *olması *gerekirdi. *Buradan, *kâinat *dışındaki *“yokluk†*kavramının, *ne *kadar *saçma *olduğunu *bir *daha *fark *ediyoruz.
* *Tanrının *ikametgâhı,“Yoklukâ€, *var *olmadığından *dolayı, *“Ötesiâ€, *“Cennetâ€, *“Cehennem†*gibi, *Tanrıya *inananların, *Tanrıya *inanmayanların, *İslam’daki *acı *çekenlerin, *Allahın *askerlerinin *v.s. *ruhları *için *de *herhangi *ikametgâh *bulunmamaktadır. *Kâinat *dışında *veya *zaman *ve *uzay *ötesinde *ruhların *bulunacağı *böyle *mekânlar *olamayacağından, *ruhların *da *aslında *bir *hayal *ürünü *olduğu *ve *gerçekte *mevcut *olmadığı *sonucunu *çıkarmaktayız. *Tanrıyla *beraber *ruhlar *da *gitmiştir *ve *böylelikle *hepimiz *ileride *ruhsuz *olarak *yaşamak *zorundayız!
* * Ve *Tanrı *olmadığından, *“Tanrının *Oğlu†*olan, *İsa *isimli *birisinin *de, *kutsal *ve *mucizeler *yaratan *“Tanrı *Oğlunun†*annesi *olan *“Kutsal *Bakire *Meryem’in†*de *gerçek *olamayacağı *da *açıktır. *Hıristiyan *için *bu, *onu *affedecek *ve *günahlarından *arındıracak *bir *“Tanrı *Oğlunun†*olmadığından, *günah *işlemeden *yaşamak *zorunda *kalacağı *anlamına *gelmektedir.
* Kâinat *dışında *“yokluğun†*olmaması, *bakış *açısında *ciddi *sonuçlar *doğurur. *Sadece *uzay-zaman *içinde *bir *şeylerin *var *olabileceğini *bildiğimiz *andan *itibaren, *kâinat *dışında *uzay *ve *zamanı *bulundurmamız *gerekecektir. *Kâinatın *hayal *edebileceğimiz *bir *sınırına *vardığımızda, *o *hayali *sınır *dışında *da *zaman *ve *uzayın *bulunması *gerekecektir, *kâinatın *o *sınırlar *içinde *var *olabilmesini *sağlayan *şart *olarak. *Bu *durumun *sürekli *sürüp *gitmesi *sonucunda, *önümüze *sonsuz *“uzay-zaman *dünyası†*çıkar. *Sonuçta *bu *“uzay-zaman *dünyası†*boş *veya *sadece *bir *köşede *tek, *bizim *kâinat *olarak *isimlendirilen, *kâinatı *barındıran *bir *dünya *olamaz. *Kâinatın, *aşırı *büyük, *fakat *Büyük *Patlama *merkezine *bağlı *olarak *sınırlı *olduğunu *bilmekteyiz. *“Uzay-zaman†*ikilisinin *de *sadece *maddenin *varlığında *var *olduğunu *bilmekteyiz. *Maddesiz, *ne *uzay *– *bölümler *mevcut *olabilir, *ne *de *ki, *hareket *eden *ve *değişebilen, *maddesiz, *zaman-bölümler *mevcut *olabilir; *ki *bu *da *maddenin *olmadığı *yerde *uzay-zamanın *olamayacağını, *uzay-zamanın *olmadığı *yerde *de *maddenin *olamayacağını *gösterir. *
* * Buradan *da, *kâinatın *her *zaman *sınırları *olduğundan, *bu *sınırsız * “uzay-zaman *dünyasında†*sınırsız *sayıda *kâinat *olacağını *sonucuna *varmaktayız. *Bu *sınırsız *“Uzay- * * * *Zaman *Dünyası†*her *zaman *var *olacaktır, *ama *bir *tek *inatçı *değişimi *de *barındırmaktadır: *yeni *kâinatlar *doğacak, *diğerleri *de *ölecek *ve *yok *olacaktır. *Kâinatlar *sadece *boyutsal *sınırlara *sahip *değillerdir, *yaşam *süresi *açısından *da *sınırlıdırlar. *“Yokluk†*hakkında *tartışırken, *modern *uzay *bilim *tarafından *da *tanımlanan, *fakat *başka *delillere *dayandırılan, *sınırsız *“uzay-zaman *dünyasına†*vardık.
* *Tanrının *ve *ruhların *olamayacağı *düşüncesine *varmamız *kesinlikle *başka *sonuçları *da *getirmektedir. *Örneğin, *çocuklarımızın *dini *eğitimi *diye *isimlendirilen *bir *eylem *için *artık *herhangi *bir *açıklama *bulamayacağız. *Tabi *ki *rahip *seminerlerinin *de *artık *yapılmaması *gerekecektir. *Açıktır *ki *Tanrının *var *olmaması *sırf *kiliseyi *ilgilendiren *sonuçları *da *getirecektir. *Kilisenin *kurulmasından *sonra, *rahipler *aydın *ve *yönetici *sınıfına *da *ulaşma *çabaları *göstermiştir. *Kilisenin *gücünün *arttırılması *için, *başka *ülkelere *yayılma *politikası *içinde *bu *önemli *bir *koşul *olarak *görülmüştü. *Bu *amaca *ulaşmak *için, *Kilise *öğretisine *felsefi *bir *altyapı *hazırlama *uğraşına *girilmişti. *Sırasıyla *Platon *ve *Aristoteles’in *fikirleri *çok *“Hıristiyani†*bulunmuştu.
* * *Her *nedense, *bir-kaç *yüzyıl *sonra, *bu *düşünce *artık *bir *anda *doğru *bulunmamaya *başlandı.(Skolâstiğin *Hıristiyanlıkta *doğuşu *ve *ölümü) *Bu *yıllarda, *yönetici *ve *aydın *sınıfının *soru *sorabileceklerinden *ve *ispat *isteyebileceklerinden, *Tanrının *varlığına *dair *deliller *üretilmiş *ve *oluşturulmuştur. *Bu *delillerden *en *önemlileri *ontolojik, *kozmolojik *ve *teleolojik *delillerdi. *Konumuz *felsefe *olmadığından *bu *delillerin *detaylarına *girmeyeceğiz.
* * Söyleyebileceğimiz *tek *şey, *Immanuel *Kant *(1726 *– *1806) *dönemine *kadar *hemen-hemen *herkes *Tanrıya *ve *Şeytana *(ayrıca *Şeytanın *gelinleri *olan *Cadılara) *inanıyordu. *Kant, *Tanrının *gerçekliliğini *ispatlayan *bu *delillerin *aslında *tamamen *yanlış *olduklarını *gösterdi. *Bu *arada *Kilise *öğretisini *eleştiren *ilk *kişi *Kant *değildi. *Aslında *bunu *ilk *yapan *İngiliz *David *Hume *(1711 *-1776) *du. *Kiliseyi *eleştirerek *bu *süreci *başlatan *ilk *kişiydi. *Kant’tan *sonra *Kiliseyle *tartışmaya *birçok *düşünür *girmiştir *ve *bu *tartışma *günümüze *kadar *süregelmiştir. *Kilisenin *bu *konudaki *bugünkü *iddiası *şudur: *“Tanrının *gerçekliği *tam *olarak *ispatlanamaz, *fakat *Tanrının *“var *olmadığı†*da *ispatlanamaz.†*Fakat *2003 *ten *itibaren *Kilise *bu *savda *yanılmaktadır; *Tanrının *“var *olmadığı†*kesinlikle *ispatlanmıştır. *Bu *yeni *durumdan *Kilisenin *çıkaracağı *sonuçlar *nelerdir? *Kilise *kapılarını *ne *zaman *kapatacaktır?

* *Asagidaki linkten, degerli uyemiz larra tarafindan tercume edilmistir.
* * * http://www.atheism.ru/library/Bahr_1.phtml

23-03-2007, 16:02
Aşağıdaki makale Â* Â* http://www.religioustolerance.org/god_devel.htm Â* Â*linkinde yer almaktadır.
Bu site kendilerine ‘Ontario Consultants on Religious Tolerance’ (OCTR) adını takan 5 kişi tarafından kurulmuş, yürütülmektedir. Bu beş kişinin inançları şöyledir: 1 Hıristiyan, 1 Ateist, 1 Agnostik, 1 Wicca’lı, 1 Budist. Bütün makalelerini tarafsız olması için çeşitli görüşte kişilwere denetlettiklerini, dolayısıyla kelimeler üzerinde durduklarını, hassas olmaya çalıştıklarını belirtmişler.


TANRI KAVRAMLARI ÇAĞLAR BOYUNCA NASIL GELİŞTİ

Başlangıç hakkında inançlar dizisi:

David Barret ve diğerleri, "World Christian Encyclopedia: A comparative survey of churches and religions - AD 30 to 2200" nin editörlerine göre, başlıca 19 tane dünya dini vardır. Bunlar, çok sayıda küçük olanları dışında, 270 tane geniş inanç grubuna bölünmüştür.[sup:d9bfc67ae4]15[/sup:d9bfc67ae4] *

Bu inanç gruplarının çoğunun evrenin ortaya çıkışı hakkında yazılı veya sözlü bir göreneği bulunur. Örneğin, Yahudiliği alalım. Yahudiler evrenin kökeni hakkındaki öğretilerini tarihsel olarak İbrani el yazmalarındaki "Yaratılış Kitabı" (Book of Genesis) üzerine oturtmuşlardır. Bu kitaptaki yaratılış öyküleri, Tanrının dünya, güneş, ay, yıldızlar, kara, deniz, bitkiler, balıklar ve diğer türleri 10.000 yıldan daha az bir süre önce nasıl yarattığını tanımlamak üzere göreneksel olarak yorumlanmıştır. Yaratılıştaki diğer öyküler, dünya boyutunda bir selin etkilerini ve dil çeşitliliğinin kökenlerini tanımlarlar. İbrani yazmalarındaki diğer kitaplar da Yahudi dininin kökenini ve medeni yasayı tanımlarlar.

Bütün dünyadaki binlerce inanç grubu arasında evrenin kökeni, din, ahlak ve hukuk yasaları vb hakkında olasılıkla 500 civarında başka öykü vardır. Böyle bir inanç dizini ile ilgilenmek bu makalenin kapsamı dışında kalır. Tersine, bazı dinsel tarihçilerce geliştirilmiş tek bir inanç sistemi tanımlayacağız. Â*Bunların inançlarının Yahudilik, Hıristiyanlık, İslamiyet veya başka dinlerin öğretileri ile az sayıda benzerliği vardır.

Türümüzün ilk gelişimi :

Dinin başlangıçları, türümüzün ilk üyesi, Homo Sapienlere yol açmış olabilir. Neandertallerin ölülerini saygılı bir şekilde ayinle gömmeleri, onların bir şekilde ölümden sonra yaşam sezinlediklerini göstermektedir. Bunu bir doğaüstü kavrama oturtmuş olabilirler.

Pek çok bilim adamı (ama pek çok yaratışçı bunu yadsır), Homo Sapien atalarımızın ön-insandan gelişmiş insanlığa bir takım değişmeler sonrasında geçtiğine inanırlar. Bu bizim uzak atalarımızı bütün diğer hayvan türlerinden ayırmıştır. Bir noktada insanlar;

- Tam gelişmiş bilinç kazandılar.
- Ahlak duyusu geliştirdiler.
- Diğer herhangi türden çok daha ileri bir topluluk ruhu geliştirdiler.
- Yine diğer türlerin elde ettiğinden çok daha ileri bir kusursuz iletişim yöntemi geliştirdiler.
- Yaşam sürelerinin sınırlı doğasının ve kendi kaçınılmaz ölümlerinin farkına vardılar.
- Çok farklı iç yapıda büyük bir beyin geliştirdiler. Bu soyut düşünmeyi kolaylaştırdı. Ne yazık ki beyinin boyutu, hem kadın hem de embriyon için doğumu çok daha zor ve tehlikeli kılmıştır.

Çoğu paleontoloji ve antropoloji bilginine göre bu yetenek ve bilgi ile tam gelişmiş insanlar, elli bin ila yüz bin yıl önce ortaya çıktı.

Çoğu Kuzey Amerikalı evrim teorisini yadsıyarak Genesis'e - Tevrat'ın ilk kitabı ve İncil- üzerine temel alınmış olan yaratılış bilimine inanırlar. Â*Dünyanın ve bütün hayvan türlerinin tam şekli ile Tanrı tarafından M.Ö. 4000 ila 8000 arasında yaratıldığına inanırlar. Bu iki teoriyi, evrim ve yaratılış, destekleyenlerin insanların gelişme safhasındaki bazı ortak kanıları paylaşmaları gözlemeye değer; yani,

- Ahlak duyusunun gelişmesi.
- Kendi ölümünün farkına varma.
- Acılı ve tehlikeli doğum.

Yaratılış Kitabının (Book of Genesis) ilk birkaç bölümlü Tanrının Ademi nasıl çamurdan yarattığını anlatır. Bu esnada hayvanlar aleminden tamamen farklılaşmamış görünmektedir. Gerçekten, İncil'deki en garip pasajlardan birinde Tanrı ona diğer hayvan türlerinden bir eş bulmak için başarısızca uğraşmıştır. Tanrı Havva'yı da bu noktada yaratmıştır. Her ikisi de ön-insan olarak tanımlanabilir. Ahlak duyuları, iyi ve kötü anlayışları yoktu; böylece bugün sahip olduğumuz belli nitelikleri noksandı.

Görünen o ki tanrı, çiftin bu ön-insan, masum, kısmen gelişmiş durumda kalmalarını istemiştir. Genesis 2:17'de onlara iyi ve kötü bilgisi ağacının yemişlerini yememelerini emreder ve yedikleri takdirde ölümle tehdit eder. Yemişi her nasılsa yemişler ve tahminen bu noktada tamamen insan olmuşlardır:

- İyi ve kötü arasındaki farkı tanıma yeteneği.
- Ahlaki bir sezgi geliştirme yeteneği.
- Kendi kişisel ölümlerinin kaçınılmazlığının ayırtında olma.

Tanrı Havva'ya "pişmanlık içinde çocuklar doğuracaksın" diyerek çifti lanetlemişti.

Tamamen insan olmanın sorunları:

Paul Tillich, 20. yüzyılın en değerli tanrıbilimcilerinden biri, kaçınılmaz ölümün kavranmasını 'olmamanın şoku' olarak adlandırır. Psikanalizin babası Sigmund Freud ise 'bilinçliliğin travması' der.[sup:d9bfc67ae4]1[/sup:d9bfc67ae4]

İnsanlık bir daha eskisi gibi olamadı. Bilinç ve bilgi kazanmış, ama cehalet ve masumiyet duygusunu kaybetmiştik. Piskopos Selby Spong ise aşağıdaki gibi yazmıştı:

"Doğal dünyada Homo sapiens'i başka yaşam tarzlarına göre farklı kılan, insanın tam olarak bilinçli olma yetisidir. İnsanları dehşet duyusu ile dolduran, bu ayrılık farkıdır. Endişe', der Paul Tillich 'insanın sınırlılığı tanımasından doğmuştur. Dolayısıyla, insanlığın kendisi kadar her şeyde ve her yerde bulunur. İnsan olmak; bilinçliliğini tatmak, ayırımı anlamak, sınırların farkına vardırılmış olmak, sonuçları tartmaktır. Dolayısıyla, kişi kronik endişe ile dolmadan insan olamaz. Bu sıkıntı verici geliyor ama kesinlikle de doğrudur."[sup:d9bfc67ae4]2[/sup:d9bfc67ae4]

Kendi bilincinde olma dikkate değer bir gelişme idi. İlkel hayvanların hiçbirinde böyle yetenek yoktu. Küçük yaştan bağımsız olarak işlev yapmalarını olası kılan içgüdüsel tepkiler grubu ile doğmuşlardı. Olgunlaştılar, besin ve su gereksinimlerini karşıladılar, çiftleştiler, yaşam için çabaladılar ve sonunda - çoğunlukla şiddet içinde - öldüler.

"Kim olduklarının veya ne yaptıklarının bilinçli olarak farkında değillerdi ... ölmek zamanı gelince de hüzün veya korku beklentisi olmadan öldüler. Gerçekten var olduklarının, veya 'olduklarının' bilinçli sezgisinde değillerdi. Böylece geçmişin bilinçli bir belleği veya geleceğin beklentisi noksandı, 'olmamaya' öngörüldüklerinin farkına varmamışlardı.'[sup:d9bfc67ae4]3[/sup:d9bfc67ae4]

Fakat insanlar değiştiler. İlerlemiş hüküm verme yetenekleri ve az sayıda içgüdü ile doğmuşlardı. Ebeveynlerinin birikim sonucu kabile bilgilerini onlara öğrettiği pek çok yıl boyunca aciz kaldılar. Her nesil, ebeveynlerinin bilgi temeli üzerine birikim yaparak yeni uğraşı teknikleri, planlama yöntemleri, araçlar, daha işbirliğine yönelik sosyal yapılar vb üretti. Ama uzak atalarımız, kendi sınırlı yaşam süreleri ve doğa güçleri karşısında kendilerini güvensiz, değersiz ve çaresiz hissettiklerinden büyük huzursuzluklara katlandılar. Â*İnsanlar kronik endişeyi sevmezler. Bir başa çıkma mekanizması geliştirilmeliydi.

Animizm:

Çoğu tanrıbilimciler ve antropoloji bilginleri, bizim ilk tamamen insan olmuş atalarımızın, gelecek kaygısını azaltmak için ilkel tanrı kavramları geliştirdikleri anlayışındadırlar. Böylelikle ilk din, Animizm, başladı. Bu eskiden beri tipik olarak avcı - toplayıcı toplumlarda bulunur.

Kendi bilinçlerini kendilerinde geliştirmiş olduklarından, geri kalan dünyanın da aynı şekilde bilinçli olduğunu varsaymış olmalılar. Kayaların, dağların, nehirlerin, güneşin, ayın, ağaçların, kara hayvanlarının, kuşların vs hepsinin, her birinin bir ruh tarafından yaşam verilerek, dirimsel güç içerdiğine inanmaya başladılar. 'Bu yaşam verici ruhlar iyi kalpli veya Â*şeytani olabilir. ama her iki durumda da kişisel, karakter sahibi, kendi özel yaşam alanlarında yükümlü, insan gereksinimlerini yanıtlamaya yetkin, ve doğaüstü güçlere sahip varsayıldılar'.[sup:d9bfc67ae4]4[/sup:d9bfc67ae4]

Köy başkanları, şamanlar ve doğa üfürükçüleri bu dinde liderlik rolünü oynamışlardır. Uzak atalarımız doğayı daha fazla kontrol ettiğini hissettikçe insan kaygısı biraz dağıldı. Din onlara güven, sırdaşlık ve erinç verdi.

Bu ilk dinin kaynağı hakkında bir fikir birliği olmadığını anlamak önemlidir:

- Animistlere ekseriya yaşlıları tarafından gruplarının başlangıcı ve dinsel inançlarını tanımlayan bir takım eski öyküler anlatılır.
- Başkaları bu öyküleri masal olarak nitelendirir, Animist inançlarının insanların sosyal bir ihtiyaca yanıt olarak türetildiğinin açıkça belli olduğunu söylerler. Tanrıları onları yaratmamış; aksine insanlar ruhlar kavramını, belki de bir büyük ruh Tanrısı da içermek üzere, yaratmışlardır. Â*

Animistler sayısal olarak tek tanrılı, çok tanrılı ve daha sonra gelişmiş dinler tarafından fazlaca azınlıkta kaldıkları için Animistlerin atalarının Tanrı, ruh ve öyküleri yarattığı, Tanrının bunları kabilelere ifşa etmediği; yaklaşık bir genel kanıdır.

Bereket dinleri :

Avcılık ve toplayıcılığın yerini tarım ve ehli hayvan yetiştirme aldığında dinsel yaşamda ciddi bir değişiklik oluştu. Ekin, hayvan ve kabilenin bereketi olağanüstü önemli oldu. Bereket doğada açıkça dişi olarak görülüyordu; ancak dişi insan ve hayvanlar çocuk üretebiliyordu. Grubun dini bir anaerkil tanrıça (dünya ana, büyük tanrıça veya büyük ana) üzerine odaklanmaya yöneldi.
Avrupa'da arkeologlar bir 'eski Avrupa' kültürünün kalıntılarını buldular. Arkeolojik delillerin yorumları tartışmalı olmasına rağmen çoğu bilgin bu toplumun, bazen erkek eşi ile birlikte, dişi bereket tanrıçasına taptığına kanısındalar. Bu kültür on binlerce yıl sürmüştür. Genellikle barış içinde yaşamışlar; savunma üsleri pek azmış. Erkek ve kadına eşit davranılırmış, en azından gömme ayinlerinde.
Neopaganlar ABD'de 5 veya 6. geniş dinsel grubu oluştururlar. İnanç ve pratikleri kısmen eski pagan inançları üzerinedir. Örneğin Wicca'lılar tanrılarını, mevsimsel ayin günleri ve bazı tanrıbilimsel inançlarını eski Kelt kavminden türetmişlerdir. İlk bereket dinlerinin çoğu özelliklerini izlerler.

Bereket dinlerinin kökü hakkında fikir birliği yoktur :

- Bazı Wicca'lılar inançlarının Kelt'lerden sürekli bir şekilde 2000 senedir kendilerine aktarıldığı kanısındadırlar. Diğerleri Wicca'nın ilk defa 1940'larda çeşitli kaynaklardan ortaya çıktığını, yeni oluşum olduğunu ileri sürerler.
- Çoğunluk buna karşıdır; bereket dinlerinin inançlarının toplumsal gereksinimin (ekinlerde, hayvanlarda ve kabile üyeleri arasında yüksek verimliliğin garantisi) sonucunda insanlar tarafından ortaya çıkarıldığından emindirler. Bundan dolayı bereket Tanrıçasının insanları yaratmasından ziyade insanların bereket Tanrıçası kavramını yarattığı sonucuna varırlar.

Tektanrılık, Çoktanrılık, henoteizm ve diğer çeşitli "izm"ler:

Milattan birkaç bin yıl önce Hint-Avrupalılar Avrup'yı doğudan istila ettiler. O sırada modern uygarlığın bazı 'uyarlama'larını da beraberlerinde getirdiler: at, savaş, erkek Tanrılara inanç, doğanın kullanılması, üremede erkeğin rolü, vs. Tanrıça tapınması derece derece erkek Tanrılara tapınma ile birleşti. Yağmur, Dünya Ananın üstüne düşüp, onu dölleyen erkek birim olarak görüldü. Güneş de, ekini büyümeye teşvik ettiğinden, erkek birim olarak görülüyordu. Ay ise yumuşak, nazik ışığı ile dişi olarak tanımlandı.

Tanrı ve tanrıçaları tebarüz ettiren çeşitli çoktanrılı pagan dinler, Yunanlılar, Romalılar, Keltler vs arasında gelişti. Bazı yerlerde tektanrılı - tek bir erkek tanrı - inanç ortaya çıktı. Önceleri bu Tanrı bir tek coğrafi alanda egemendi. Bir birey bir ülkeden başkasına göç ettiğinde sadakatini yeni ülkenin tanrısına çevirmesi bekleniyordu. Bunu Kitabı Mukaddes Kitabı Ruth'da görürüz (1:16):" ve Ruth dedi... eğer sen gidersen, ben giderim; ve nereye yerleşirsen oraya yerleşirim: senin halkın benim halkım olacaktır, ve senin Tanrın benim Tanrım."

Zamanla, Tanrının kontrol alanı kabile sınırlarının ötesine genişleyecekti; evrensel tek tanrılı inanç başladı. "Bu çeşitli geleneklerde, tektanrılı dinin tanrısı;

- Her zaman başkası, her zaman Tanrı figürünü tanımlayanın kendi dışında idi.
- Her zaman doğaüstüydü ve,
- En azından batıda, genellikle kişiseldi (bu Tanrıyı bireyler bilip, iletişim kurabilirdi)

Tektanrılı dinin Â*Tanrısı, rasyonel anlayışın ötesindeki şeyler için de açıklama varsayılırdı; mucizevi güçlerle yetkin bir oluş, dolayısıyla yalvarılmalı, dua edilmeli, itaat edilmeli ve hoş tutulmalıydı."[sup:d9bfc67ae4]5[/sup:d9bfc67ae4]

Günümüze kadar gelmiş ana dinler çoğunlukla tektanrılı (monoteist) veya henoteistiktir (Tek tanrı olduğu savında olmadan tanrıya inanma). Alfabetik sırayla bunlar şöyledir :

- Bahai Dünya İnancı: Bu dinin öğretisi bütün yaratılışın kaynağı olan üstün ve bilinmez bir tek Tanrıyı öğretir. Tanrı insanlara 10 tane büyük bildirim 'vahiy indirilmiş peygamber' göndermiştir: Adem, İbrahim, Musa, Krişna, Zerdüşt, Buda, İsa, Muhammet, Bab ve Bahaullah.
- Hristiyanlık: Çoğu Hıristiyanlar, en azından 4. yüzyıldan bu yana Tanrıyı bir üçlü oluşumu olarak tanımlarlar; sırayla Baba (Yehova), Oğul (İsa) ve Kutsal Ruh'tan oluşan. 'Üçlü', bir tanrı niteliği içinde üç kişilik içerir.
- Hinduizm: Hindular bir tek üstün Tanrı tanırlar: Brahma, aynı zamanda bir üçlü takım olarak betimlenir: Yaratıcı Brahma, Esirgeyici Vişnu (Krişna) ve Yıkıcı Siva. Hinduizm başka tanrı ve tanrıçaları da bir üstün Tanrının bildirimleri veya yüzleri veya gösterişleri olarak tanımlayan henoteistik bir dindir.
- İslamiyet: Müslümanlar Allah'ı tek tanrı niteliği ve Muhammed'i de onun peygamberi olarak tanırlar. Çoğu Müslüman tarafından en az günde bir kere söylenen şahadet şunu yansıtır: "Tanrıdan başka tanrı yoktur ve Muhammed onun peygamberidir. "
- Yahudilik: Yahudiler kendilerini seçilmiş halk olarak ayıran Yehova'yı tek tanrı niteliği olarak tanırlar.
- Sihizm: Sihler meditasyonla ulaşılan, çok adlı bir tek tanrıya inanırlar.

Bu dinlerin şimdiki yürürlüğü veya kökeni hakkında fikir birliği olmadığı bilinmelidir. Bu inanç geleneklerinin izleyicileri, genellikle kendi inançlarının diğerlerinden çok farklı olduğunu düşünürler:

- Yahudi, Hıristiyan ve Müslümanlar Â*İbrani Yazmalarını (Eski Ahit) kutsal bulurlar. Böylelikle Yahudiler kendi Tanrılarına, Hıristiyanlar Baba'ya (Üçlünün bir parçası) ve Müslümanlar Allah'a bir yerde benzer şekilde bakarlar. Fakat Hıristiyan Üçlüsü Yahudilik ve İslamiyet'in tektanrılılık yapısına tam anlamıyla uyacak bir tanrısal nitelik yapısından çok farklıdır. Ve Yahudiler Tanrılarına, Müslümanların Allah'a bakışlarından çok farklı bakarlar; değişik içerik, nitelik ve beklentileri vardır.
- Hıristiyanlar, Hindular, Müslümanlar, Yahudiler ve Sihler kendi dinlerini tek doğru din sayarlar; diğer dinler ya kısmen ya da tamamen sahtedir. Bazı köktendinci Hıristiyan adlandırmalar daha ileriye gider ve diğer dinleri şeytan veya kötü ruhları tarafından yönlendirilen Satanizm formları olarak sayarlar.
- Her din Tanrısı hakkında çok değişik inançlara sahiptir. Genellikle kendi Tanrıları hakkındaki kendi inançlarını kesin, diğer dinlerin inançlarını ise kısmen veya tamamen sahte olarak nitelerler.
- Çoğu dinlerin müritleri kendi Tanrılarını dünya, yaşam formları ve evrenin geri kalan kısmını yaratıyor ve kendisini müritlerine açığa vurmuş olarak görürler.Mesaj ya sözlü gelenekle ya da yazılı iletilmiştir. Fakat diğer dinlerin kurucularını, kendi tanrılarını sanki kendileri imgeleminden yaratmış gibi görürler. Diğer dinleri basit insan uydurmaları olarak görürler. Çoğu inanç sahipleri kendi dinsel metinlerini tam, kesin belgeler olarak görürken diğer dinlerinkini roman, uydurma olarak görürler.

Tanrının küçülen rolü:

Beş yüz yıl önce doğaüstü oluşlar dünyada büyük rol oynadılar. Örneğin;

- Dünya evrenin merkezi idi. Melekler yıldızları, gezegenleri ve ayı iterlerdi.
- Tanrı iklim ve değişen mevsimleri kontrol ederdi; bazen doğa yasalarını kenara koyup, mucizeler yaratırdı.
- Şeytanlar - ekseriya günah karşılığı ceza olarak - hasar veren dolular yağdırırlar, ruhsal ve fiziksel hastalıklar yaratırlardı.

Fakat daha sonra bilim çocukluk çağından çıktı ve olağanüstü şeylerin gerçek, doğal nedenlerini açıklamaya başladı. Piskopos Song, "teistik Tanrının önceleri insanların açıklamayı beceremediği şeyler için bir boşluk doldurucu olduğunu" söyler.[sup:d9bfc67ae4]7[/sup:d9bfc67ae4] *(Teistik tanrıyı "bir oluş; güç olarak doğa üstü; bu dünya dışında kalan ve dünyayı periyodik olarak tanrısal iradesini yerine getirmek için işgal eden" olarak tanımlar.)[sup:d9bfc67ae4]8[/sup:d9bfc67ae4]

Newton'un fizik yasaları, hastalıklar için mikrop teorisi, Darwin'in evrim teorisi, Einstein'in görelik teorisi, İncil'in eleştirisel çözümlemesi, Filistindeki arkeolojik bulgular gibi ana bilimsel ilerlemelerin başlaması ile bu boşluklar da dolmaya başladı. Akademisyen Michael D. Goulder "Tanrının artık yapacak işi yok" diye gözlemliyordu. Piskopos Song, "Teistik Tanrı gerçek amacı olmadığından konu dışı kalıyor, Teistik güç iktidarsız kalmış... Teizm ölüyor" notunu düşüyor.[sup:d9bfc67ae4]7[/sup:d9bfc67ae4]

Son birkaç on senedir laikliğe doğru ivmelenen bir ilerleme görüyoruz. Friedrich Nietszche teistik Tanrının ölümünü 19. yüzyılda ilan etti. Bazı radikal tanrıbilimciler ana fikri 1960'larda algıladı. En sonunda, pek çok insan tarafından kabul edildi. Spong, insanların kişisel, koruyucu Tanrı inançlarını terk ederken eski atalarımız tarafından yaşanan endişenin de döndüğünü anımsatmaktadır. Kafein, nikotin, alkol ve diğer alışkanlık yapan haplara olan alışkanlığın artışına, anti depresan ve kaygı giderici ilaç tedavisinin artışına işaret etmektedir. Â*Aynı zamanda artan intihar, toplu cinayetler ve trafik canavarını, teistik Tanrının ölümüne inancın yan ürünleri olarak göstermektedir. Anketler düzenli olarak kiliseye devamın ABD'de %40, Kanada'da ise %20 olduğunu göstermektedir. Aynı anketler devamın düşmekte olduğunu da göstermektedir. Gerçek durum ise dinin geleceği açısından daha ciddidir. Halk, anketlerde ana-benzeri soru sorulduğunda, yalan söyleme eğilimine girmektedirler. Gerçekte Amerikalı yetişkinlerin sadece %20'si, Kanadalıların ise % 10'u düzenli olarak kilise, cami, sinagog veya diğer tapınaklara devam etmektedir.

Tanrı Post-modern, Darwin sonrası bir dünyada idame edebilir mi?

Ateizm, teistik bir Tanrı inancını terk edenler için olası bir seçenek gözükmektedir. Ateistler doğaüstü bir tanrının var olduğuna inanmazlar. Amerikan Ateistlerine göre ABD'de yetişkinlerin %9'u artık Tanrıya inanmıyorlar.9 21 Nisan 2000'de yayınlanan Ipsos-Reid anketine göre Kanadalı yetişkinlerin %14'ü Ateisttirler.[sup:d9bfc67ae4]10[/sup:d9bfc67ae4]

Agnostisizm, bir diğer seçenektir. Aynı Ipsos-Reid anketi Kanadalı'ların %2'sinin Agnostik olduğunu buldu. New York'da bir şehir üniversitesi, ABD'de Agnostiklerin Delaware ve Lousiana'da % 0.0 ve Kentucky'de %3 olarak saptadı. Ulusal araştırmalar oranı %0.7 ila 5 arasına koyuyor. Piskopos Song, teistik Tanrı inancındaki kayba başka bir tepki olduğunu tartışıyor; Teistik olmayan bir tanrı inancının, aşağıda belirtilen tanımlamalardaki şekilde, sürebileceğini söylüyor:

- Sevgi Tanrıdır.
- Tanrı her bireyin içindedir.
- Tanrı, "ölümsüz, görünmez ve zamanı olmayanın sembolüdür."[sup:d9bfc67ae4]13[/sup:d9bfc67ae4]
- Tanrı "oluştur, olan her şeyin temelindeki gerçektir."[sup:d9bfc67ae4]14[/sup:d9bfc67ae4]

Ayrıca tarihsel Hıristiyan inançlarından bazılarının atılması veya en azından tamamen yeniden tanımlanması gerektiğini söylüyor. Bunlar aşağıdakileri içeriyor:

- Bir oluş olarak Tanrı - doğaüstü veya başka şekilde.
- Bakire doğum.
- Incarnation (Tanrı ve insanın İsa'da vücut bulması)
- Kefaret ödeme (İsa'nın çarmıha gerilmesi ile - günahlarının affedilerek - Tanrı ve kullarının barışması)
- Adem ve Havva'nın işlediği günah ve sonuçları
- İlk günah
- İsa'nın mucizeleri
- İsa'nın yeniden dirilmesi
- İsa'nın Cennete yükselmesi
- Üçlü oluşum
- İbadet

Ayrıca Hıristiyanlığın, teistikten teistik-olmayan Tanrıya geçmeyi yapamayacağını kabul ediyor. İstenen değişikliklerle Hıristiyanlığın yok edilmesi olasıdır.

Sonuçlar:

- Pek çok akıl sağlığı meslek erbabı, kendi kişisel inançları dışarıda tutulmak üzere, bütün dinlerin özgün olarak insanlar tarafından, kronik endişelerini hafifletmek için yaratıldıklarına inanırlar. Huzursuzlukları; tehlikeli evrendeki çaresizlikleri, çevreyi kontrol etme eksiklikleri ve ölümlerinin kaçınılmazlığı duygularından ortaya çıkmıştı.
- Çoğu insan, ister Animizm, Neopaganizm, bereket dini, tektanrılı, çoktanrılı veya henoteistik olsun kendi dinlerinin tam olduğuna inanırlar.
Â* Â*o Kendi Tanrı(ları) veya Tanrıçası(ları) gerçek, diğer dinlerinki sahtedir.
Â* Â*o Kendi dini metinleri kendi tanrıları tarafından indirilmiştir. Sadece kendileri, Tanrılarının gerçek niteliklerini bilir. Tanrı sadece kendilerine müritlerinden beklentilerini açıklamıştır. Tanrı sadece kendilerine izlenecek ahlak kodlarını ve doğru davranışı vermiştir. Diğer dinlerin metinleri, insanlar tarafından yazılmış kısmen veya tamamen yanlış romanlardır.
- Bir kaynak 19 ana dünya dini olduğunu, bunların 270 geniş gruba bölünmüş olduğunu, on binlerce de (34.000 Hıristiyan inanç grubu da buna dahildir)[sup:d9bfc67ae4]6[/sup:d9bfc67ae4] küçük grup olduğunu belirtiyor. Â*Bu on binlerce teistik inanç geleneği değişik tanrı, ahlak kodları, davranış kodları vs öğretmektedir.
- Eğer Tanrı varsa, o zaman en fazla sadece bir grup onun istencini yansıtacaktır.
- Eğer bazı Ateistlerin inandığı ve bazı Agnostiklerin kuşkulandığı gibi Tanrı yoksa, o zaman on binlerce teistik inanç geleneği geçersizdir.
- Herhangi belli bir kişinin Tanrının "gerçek" dinsel kurumundan olma şansı oldukça küçüktür. Pek çok insan bu sonucu kabul etmeye hazırdır. Ancak, çoğu da kendi inancının Tanrınınki olduğundan gayet emindir. Ne yazık ki çoğu, diğer din mensuplarına aynı eşit hakları sağlamayı çok zor bulur. Hatta bazıları, kendi dininin amaçlarını ilerletmek için, kafir saydıklarına insan haklarını yadsımaya hatta onları öldürmeye yatkındırlar.


Referanslar:
1. J.S. Spong, "A New Christianity for a New World: Why Traditional Faith is Dying & How a New Faith is Being Born," HarperSanFrancisco, (2001), s 37,8.
2. age, s 38.
3. age, s 40 & 41.
4. age, s 45.
5. age, s 49.
6. David Barrett et al, "World Christian Encyclopedia: A comparative survey of churches and religions - AD 30 to 2200," Oxford University Press, (2001).
7. age, Spong, s 53.
8. age, s 22 & 23.
9. The American Atheists web sayfası : http://www.atheists.org/
10. "Canada: A Nation of Believers," Ipsos-Reid: http://www.angusreid.com/media/
11. "Tablo 3-1: Religious Composition of State Populations, 1990 (%). Self-identification of religious loyalty, phone survey w/ 113,000 people; by City U. of New York" bahis: Kosmin, B. & S. Lachman, "One Nation Under God: Religion in Contemporary American Society," Harmony Books, (1993), s 88-93. bkz Ref. 13.
12. Adherents.com Â*http://www.adherents.com/Na_12.html dan bazı araştırmaları almıştır.
13. age, Spong, s 71.
14. age, s 72.
15. David Barrett ve diğerleri, "World Christian Encyclopedia: A comparative survey of churches and religions - AD 30 to 2200," Oxford University Press, (2001).


Copyright © 2001, 2002 & 2004 by Ontario Consultants on Religious Tolerance
Originally written: 2001-OCT-7
Latest update: 2004-JUL-22
Author: B.A. Robinson

simonuniti
26-03-2007, 00:40
turceye cevirilerimizi buraya asiyoruz galiba.cevirinin ilk kismini teoti arkadsimiz almisti.ben geri kalan kismini asiyorum.Cevirisini yaptigim kisinin anadili ingilizce degil,bazi yerlerde anlamakta zorlandim.cevirinin ilk kismi yani resimli olan yer teoti arkadasimiza ait.gerisini ben asiyorum.ustadlar bir inceleyin


orjinali : *http://volker-doormann.org/the0.htm
...........................


Arabistan bir kisaltmadir.Gunumuzde bile asil hali Arbasthan’dir.Kökeni Arvasthan’dan gelmistir.Eski Sanskritçe’de “V” “B” ye dönüşmüştür.
Sanskritçe’de Arva at anlamına ve Arvasthan da atlar ülkesi anlamına gelmektedir ve hepimizin bildiği gibi Arabistan atlarıyla meşhurdur.

Milattan sonra 6. ve 7. yüzyıllarda,geçmişle bağlantıyı kopartarak etki yapan
bir dalga Bati Asya’ya yayıldı.Geçmişle ilgili bütün bağlantılar kesildi,resimler parçalandı,yazıtlar yok edildi,eğitim durdu ve bütün Bati Asya bölgesi yüzyıllarca sürecek derin bir cehalete girdi daha sonra bugün dahi bir ölçüde bu bölge direnmektedir bu konuda,çünkü bütün dünyada çağdaş bilim ve eğitimle ilgili gelişmeler nerede direnç bulsa, bu *Bati Asya ülkelerindedir.Son Suudi Arabistan hükümdarının Maulavis’e olan muhalefeti nedeniyle,başkentte bir radyo verici istasyonunun açılmasına izin vermediği bilinmektedir.O sonra bir kurnazlık yaptı.O bir keresinde Maulavis Meclisine katıldığında,kavga gurultu çıkarmadan önceden yapılmış bir verici istasyonundan Kuran okuma yayını yapan bir radyoyu dinlettirdi.Hiç bir yerden gelmemiş gibi görünen Allah sözcüğünü duymaları Maulavislileri *memnun etti,böylece bu tutanaklara geçti.Kral itirazlarının Allah sözcüğünü yayınlayan mekanizmaya olduğunu söyledi.Maulavis hem fikir oldu ve küçük radyo yayını projesi sonunda onaylandı.


Britanica ve İslam *Ansiklopedisine göre Araplar,kendi İslam öncesi tarihi konusunda bilgisizdirler.Garip bir edebikelam *ile Araplar o donemi cahillik ve karanlık devri olarak adlandırırlar.Muhtemelen dünyada hiç bir ülke , sistematik olarak geçmişle bağlantıyı kopartarak ve onu tahrif ederek 2500 yıllık tarihlerini kasıtlı olarak ortadan kaldırmamıştır.İslam öncesi donemi kafalarından sildiler.Kendi geçmişlerine karsı bilgisiz kalmayı seçenler, ironik bir biçimde İslam öncesi donemi cahiliye donemi olarak ad takmışlardır.

Neyse ki hala İslam öncesi Arap tarihinin izlerini sürebiliyoruz.Çok bilinen bir atasözü vardır : Bütün kanıtları yok edecek kadar güvenilir hiçbir şey *yoktur.

İslam öncesi Arabistan tarihini yeniden kurmaya çalışırken , ülkenin kendi ismiyle başlamalıyız.Önceden bahsettiğimiz gibi ülkenin adi tamimiyle Sanskritçe’dir.Hac merkezi olan Mekke de bir Sanskrit ismidir.Makta Sanskritçe’de kutsal ateşi simgelemektedir.Vedic ateşine tapma İslam öncesi zamanlarda bütün Bati Asya’da yaygın olduğundan, Makha ateşe önemli bir ateşe tapınma yeri anlamına gelmektedir.

Her yıl yapılan hac yolculuğu eski zamanlardan ortaya çıkmıştır.Müslümanların Mekke’ye olan hac yolculuğu tamimiyle pek bir yenilik sayılmaz aksine eskiden *kalma hac merasiminin devamıdır.Bu gerçek ansiklopedilerde geçmektedir.



VIKRAMADITYA



Bir zamanlar *tüm Arabistan’ın Büyük Hintli Kral Vikramaditya'nin uçsuz bucaksız olan imparatorluğunun bir parçası olduğuna dair kanıtlar su anda elimizde mevcuttur. Vikramaditya'nin imparatorluğunun büyüklüğü , dünya çapında bilindik olmasının sebeplerinden birisidir.Sansımıza *bu Arabistan hakkında pek çok şaşırtıcı özellikleri de açıklamaktadır. Vikramaditya eğer Arabistan’ı ele geçiren ve egemenliği altına alan ilk Hintli hükümdar ise bu yarımadayı kendisi Arvasthan olarak adlandırmış olabilir.

İkinci şaşırtıcı görüş,Mekke’deki Kabe’de Shivalinga ya da Mahadeva
Sembollerinin varlığıdır.Mekke’de *Müslüman ibadetlerinin hala ilişkili olduğu Vedir rituelleri ve isimleri ile ilgili daha fazla detaya girmeden önce Vikramaditya’nin hükümdarlığının bir kısmini oluşturan Arabistan hakkında ne gibi kanıtlarımız olduğunu göreceğiz.


ESKI ARAP SIIRININ ANTOLOJISI: SAYAR-UL-OKUL

İstanbul’da, *eski Bati Asya edebiyatının en geniş kaynaklarıyla unlu olan Mektebi-i Sultan denilen meşhur bir kütüphane vardır.Bu kütüphanenin Arapça bölümünde eski Arap şiiri ile ilgili bir antoloji var.Bu antoloji Türk hükümdar Sultan Selim’in emri ile,milattan sonra 1742 yılında toplatıldı.Cildin sayfaları üzerine yazılabilen bir çeşit ipekten yapılmıştı.Her sayfanın dekoratif yaldızlı kenarlıkları vardır.Kutsal kitapların yaldızlı sayfaları Java ve başka yerlerde bulunan eski Sanskrit yazıtlarıyla ilişkili olan eski bir gelenek olduğu hatırlatılabilir. Antolojinin kendisi SAYAR-UL-OKUL olarak bilinir.Uc kısma ayrılmıştır,ilk kişim biyografik detaylar ve İslam öncesi Arap sairlerinin şiirsel derlemelerini içerir.İkinci kısım Banee-Ummayya hanedanının sonuna doğru Muhammedi’den sonraki dönemlere ait sairlerin mısralarını ihtiva eder.Üçüncü kısım ise Halife Harun Resin döneminin bitimine doğru çıkan sonraki sairlerle alakalıdır.

Sayar-ul-Okul *antolojisinin ilk modern baskısı Berlin’de M.S 1864 yılında basildi ve yayımlandı.Bir sonraki baskı ise Beyrut’ta M.S 1932’de yayımlandı.Bu eser eski Arap şiirinin en önemli ve yegane antolojisi olarak kabul edilmektedir.İçeriği eski Arabistan’daki sosyal hayata,geleneklere ve eğlenme biçimlerine dikkate değer bir biçimde ışık tutmaktadır.Yapıt ayni zamanda Mekke tapınağının karmaşık tasvirini ,şehri ve her yıl orada yapılan OKAJ olarak bilinen festivali anlatmaktadır.Bununla Müslümanların Kabe’ye yaptıkları yıllık hac yolculuğunun eski bir festivalin devamı ve yeni bir uygulama olmadığını kabul etmeliler.

Fakat OKAJ festivali karnavaldan çok farklıdır.Elit tabaka ve bilginler için *sosyal,dinsel ,siyasal,edebi ve sonradan Arabistan’a yayılan Vedic kültürünün farklı acılarının tartışılması için bir platform olmasını sağlamıştır. Sayar-ul-Okul, bu tartışmalarda ulaşılan kararların bütün Arabistan’da saygıyla karşılandığını söylemektedir.Mekke bu yüzden kitleler manevi rahatlama için toplanırken bilginler arasında önemli tartışmaların yapılmasına olanak tanıyan Varan asi geleneğini devam ettirmiştir.Ana tapınaklar Hindistan’daki Varan asi ve Arvasthan’daki Mekke’de bulunan Shiva tapınaklarıdır.Bugün bile Mekke ve Varanasi’deki önde gelen bu yapılar eski Mahadeva simgeleri olmaya devam etmektedir. Müslüman hacılar Kabe’de *Shankara taşını kendinden geçerek dokunmakta ve öpmektedirler.


GAYRI-MUSLIMLERIN GIRISININ YASAKLANMASI


Mekke’den birkaç mil ötede gayrimüslimlerin bölgeye girmesini yasaklayan büyük bir tabela vardı.Bu Tapınağın sırf yeni kurulmuş İslam inancı için fethedilip ele geçirildiği günlerin bir hatırlatıcısıdır.Buradaki *amaç açıkça onun tekrar ele geçirilmesini engellemektir.

Hacılar Mekke’ye doğru ilerleyince, ondan başını ve sakalını tıraş etmesinin yanında özel bir kutsal kıyafet giymesi istendi.Kıyafet dikişsiz çarşaf seklinde beyaz bir örtü seklindeydi.Beli ve omuzları çevreleyen biçimde giyinilmek zorunluluğu vardı.Temiz tıraşlı ve dikişsiz lekesiz beyaz çarşaflardan oluşan bu dini yöntem Hindu tapınaklarına giren eski Vedic uygulamasının kalıntılarından başka birsek değildir.
Shiva sembolüne ev sahipliği yapan Mekke’deki ana tapınak Kabe olarak bilinmektedir.Kabe siyah bir örtüyle giydirilmiştir.Bu gelenek ayni zamanda onun tekrar ele geçirilme düşüncesini yıldırmak içindir.Britanica ve İslam Ansiklopedisine göre Kabe’de 360 tane put heykeli bulunmaktaydı.Geleneksel açıklamalar Tapınak zaptedildiginde yok edilen 360 tane ilahların arasında Satürn, Ay ve bir başka olarak Allah denilen ilah vardı.Dokuz gezegene tapınma olan Navagraha puja uygulaması hala rağbet görmektedir.Bu dokuz tanesinin arasında Satürn ve Ay vardır.Bunun yanında Ay daima *Lord Shankara ile iliskilendirilmistir .Hilal her zaman Shiva sembolünün üst kısmına resmedilmiştir.Kabe’yi yöneten ilah Lord Shiva ya da *Shankara olduğu için hilal onun üzerine resmedilmiştir.Günümüzde hilal dini simgesi olarak uyarlanmıştır.Bir diğer Hint geleneği de Shiva tapınağı neredeyse,Ganj olan Ganga akıntısının ayni anda olmak zorundadır.Bu geleneği doğrulayan Kabe yakınlarındaki kutsal bir kaynaktır.Suyu kutsal kabul edilmektedir;çünkü bu İslamiyet öncesi zamanlardan kalma Ganga geleneğidir.Kabe’yi ziyarete gelen Müslüman hacılar onu yedi kere tavaf ederler.Başka hiçbir camide bu dolanma uygulanmamaktadır.Hindular şaşmaz şekilde tapınaklarının etrafında dönerler.Bu titizlikle yerine getirilen Hindu tavafının edildiği *yer olan İslam öncesi donemden kalma Shiva Tapınağının Kabe olduğunu gösteren bir başka kanıttır.


Allah bir Sanskrit sözcüğüdür.Sanskritçe’de Allah,Akma ve Amba es anlamlı sözcüklerdir.Bunlar tanrıça ya da anne anlamına gelmektedir.Allah terimi Sanskrit ilahilerinde tanrıça Durga veya Bhavani’ye dua ederken görülür.Yaratıcı için kullanılan Islami kelime Allah bu yüzden yeni bir kullanım değil aksine eski Sanskrit sözcüğünün * İslam dünyası tarafından tutulması ve kullanımının *devam ettirilmesidir.

Yedi kez dönmek de önemlidir.Hint düğün merasimlerinde,gelin ve damat kutsal ateşin etrafında yedi kez dönerler.Kabe’nin etrafında yedi kez tavaf etme uygulaması bu yüzden bir Vedic kültürünün bir parçasıdır.

SAYAR-UL-OKUL bize İslam öncesi doneme ait Okan festivalinde bir Arapça şiir sempozyumu yapıldığını söylemektedir.Bütün önde gelen sairler ona katılırlardı.En iyi kabul edilen şiirler ödüllendirilirdi.Altın levhaya islenen en iyi şiirler tapınağın içine asılırdı.Deve ve keçi derilerinin üzerine islenen *diğer şiirler ise dışarıya asılırdı.Böylece binlerce yıl boyunca Kabe Arap şiir konseptinin hazinesi durumuna geldi.Fakat şiirlerin çoğu kayboldu ve Kabe Muhammet’in orduları tarafından işgal edildiği sırada yok edildi.

SAYAR-UL-OKUL *Umar-Bine-Hassnam ait bir şiirdir(Şiirin baslığı:ABBUL-HIQAM yani bilginin babası )O Muhammet’in bir amcasıydı.İslam dinine dönmeyi reddetti. Umar-Bine-Hassnam gayrimüslimleri temizlemek isteyen fanatik Müslümanların elinden işkence çekerek oldu.Onun şiiri Kabe’deki festivalde en iyi şiir seçilmişti.

---------------------