PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Evrenden insana bir masal


Yıldıztozu
09-07-2015, 16:40
Bir zamanlar, on ya da on beş milyar yıl önce evren daha biçimlenmemişti. Galaksiler ortaya çıkmamıştı. Yıldızlar parlamıyordu. Gezegenler yoktu. Her yer karanlıktı. Evrende sadece hidrojen ve helyum vardı. Büyük patlamanın alevi zamanla sönüp gitmişti.

Büyük karanlığın içerisinde dağılmış gazlar kütleçekimleriyle çevresindeki gazları da kendine çekerek büyüdüler. Yoğunlaşma sonucunda gaz toplarının merkezinde şiddetli çarpışmalar oluştu. Bunun sonucunda hidrojen helyumu dönüştü. Bu dönüşüm sırasında gaz topu aydınlanmış, ilk yıldız oluşmuştu. Artık büyük karanlıkta ışık vardı.

Yıldızların evrimi milyarlarca yıl sürdü. Ufak bir kütle farkını enerjiye çevirerek, hidrojenden helyum üreterek boşluğu ışıkla doldurdular. O zamanlar ne bu ışığı yansıtacak bir gezegen, ne de evrenin parlaklığını görebilecek bir canlı vardı.

Yeni yıldızların yanlarında küçük yoğunlukları bulunan ve yıldız olmayan kütleler ortaya çıkıyordu. Kendileri nükleer enerji üretemedikleri için en yakın yıldızdan aldıkları ışığı yansıtıyorlardı. Bu madde topakları gezegenlerdi. Hidrojen yönünden zengin gazlar yüzeyde yoğunlaşarak ilk okyanusları oluşturdu. Masalımızda henüz insan ortaya çıkmadı.

Atmosfere yıldızların ışığı düştü. Güneşin etkisiyle sürüklenen fırtınalar, şimşekler, yıldırımlar geldi. Volkanlar patladı, fışkıran sıcak lavlar yüzeye yakın olan atmosferi ısıttı. Bu süreç içerisinde ilkel atmosferin molekülleri parçalandı. Fakat parçacıklar daha karmaşık moleküller halinde tekrar bir araya geliyordu. Bunlar okyanuslara düştü, birbirleri ile ilişki kurdu, fizik ve kimya kuralları doğrultusunda daha büyük ve karmaşık molekülleri oluşturdular. Bir süre sonra okyanuslar sıcak “ et suyu” haline gelmişti.


Bir gün, bu “et suyu” içindeki sayısız karmaşık organik molekülden bir tanesi kabaca kendisinin benzeri moleküller yapmayı başardı. Yakın çevresi içerisinde, kendi gibi moleküller oluşturacak kimyasal olayları düzenleyen, üreyen, örnek fakat çokyetkin olmayan bir moleküldü. Kopyaları kendisinin tam aynısı değildi. Yine de bu erken devir sularında kendine büyük bir avantaj sağladı. Kendilerini kopya edebilen moleküller şanslıydı. Böylece çoğalabilen moleküller arttı.


Zamanla kopyalama yeteneği mükemmelleşti. Sulardaki diğer moleküller üreyebilenlerce kullanıldı. Böylece okyanuslardaki en önemli olay moleküllerin kendi benzerlerini üretmesi oldu.

Daha yetkin ve gösterişli üreme sistemleri gelişti. Daha iyi kopya üretebilen sistemler daha çok üredi. Bir süre sonra moleküller, kendi kendileri çiftleştiren topluluklar olarak organize oldu. Üremek öyle çok büyük bir amaç, parlak bir düşünce ya da ilahi bir dürtü değildi. Yalnızca üreyebilenler ürüyordu. Bu olayların etkisiyle gezegenin yüzeyi de yavaş yavaş değişmeye başladı. Denizler,oluşan, metabolize eden, gelişen, bozulan, üreyen moleküler topluluklarla doldu. Daha gösterişli sistemler gelişti. Ortak davranan moleküler topluluklar bulunmaya başladı. Doğal seçilim moleküler bir elek rolü oynadı, ortama en uygun moleküler kombinasyonları kendilerini kopyalamaya devam ettiler.

Ölüm ve seks ortaya çıktı; bunlar doğal seçilimin işini kolaylaştıran süreçlerdi. Bazı organizmalar sert organlar geliştirerek karaya çıktı. Uçma başladı. Kocaman dört ayaklı hayvanlar ormanlarda koşuşturdu. Küçük hayvanlar, sert kabukların içinde oluşmak yerine canlı doğdular. Ömürleri uzadı; bu süre içerisinde kendini kopyalayan moleküllerinde önceden programlanmış halde bulunan bilgilerden daha fazlasını atalarından öğrendiler.

Sonra.. Dünya aniden soğudu. Ormanlar ortadan kalktı. Ağaçlarda yaşayan küçük hayvanlar yaşayabilecekleri bir ortam bulmak üzere savanlara yöneldiler. Dik durmayı ve alet kullanmayı öğrendiler. Yeme ve soluk alma organlarıyla havada sıkışma dalgaları üreterek iletişim kurma yolunu buldular.


Ateşi keşfettiler. Sosyal ilişkiler sonucu öğrenme hızlandı. Ortak avlanma başladı, yazı bulundu, politik yapılar oluşturuldu. Batıl inançlar ve bilim, din ve teknoloji…


Ve bir gün bu gezegen üzerinde, genetik maddesi kendi kopyasını üretebilmiş bu ilkel moleküllerden çok farklı olmayan bir yaratık ortaya çıktı. Yıldız hammaddesinden kendi türünün başlangıç noktasına kadar süren uzun, çileli oluşum yolunu araştırabilecek nitelikdeydi. Kozmik maddeden oluşmuştu. Geleceğine ilişkin soruları düşünebiliyordu. Kendine insan adını verdi.


O bir yıldızlıydı ve yıldızlara dönmek için bekliyordu.

Carl Sagan, Kozmik Bağlantı

Selmet
09-07-2015, 18:08
adi ustunde masal...dincilerin masallarindan pek farki yok.

Aleph
09-07-2015, 21:47
Büyüleyici.. :thumb:

Boolean
09-07-2015, 22:56
"Bizler yaşamın anlamından sorumlu kimseleriz."

Carl Sagan


2:35'de söylüyor

https://www.youtube.com/watch?v=On3RXt-70nI