PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : 'İnanç' ve İspat


aris
27-07-2015, 02:03
Çoğu yerde karşılaşıyorum insanların her halükarda -şeyin olduğu yada olmadığı- kabullerini doğru düzgün akıl yürüterek değil de doğmatik biçimde oluşturduklarını.Şimdi inanmak ile bilmek arasındaki ayrıma -ve kanıt/ispat dediğimiz şeye- sadece mantık alanının kurucusu Aristoteles - II.Analitikler eserine bağlı kalarak,basitleştirip tek bir kere amme hizmeti olarak açıklayacam ve kendi ‘biriciklik hissine’ dokunduğu gereği açıkça ifade edilen şeye rağmen hala itiraz eden (yada anlama yetisi zayıf olduğundan) olursa muhattap almayacağım.Çünkü insan doğasının kibirli eğiliminden dolayı,kimse gerçeği zıt fikirli olan birisinden de duysa kendisinin yanıldığını,rakibinin ise haklı olduğunu kolaylıkla kabul etmek istemez, bunu da sırf eristik diyalektik yordamıyla yapar.Ama yazılanlar önyargısız,hakkaniyet için doğru düzgün anlaşılmaya çalışılırsa,dinlerinde,ateizmin de,deizm ve diğer tüm doğmaların da gerçekten ‘doğma’ ve doktrinler silsilesi olduğu ortaya çıkacaktır ve tekrar belirtiyorum buraya yapılan itiraz özel olarak Aristoteles’e,genel olarak Mantığa yapılmış olacaktır.

Dinleri ve öğretileri,kitapları v.s,antinomi (yani aynı aksiyoma dayanmalarına rağmen birbirleri ile çelişen çıkarımlar/önermeler dizgesi der I.Kant,bende bunu kullanıyorum) kaynadığı için mantıksal olarak paralojik olduğu gösterilebilir,buraya kadar tamam.

Ancak bilmek nedir? ‘’Her bir nesnenin bağlı olduğu nedeni bildiğimizi düşündüğümüzde ve o nesnenin başkaca olamayacağını bildiğimizi düşündüğümüzde…-o şeyi- saltık anlamda bildiğimizi düşünürüz.Öyleyse bilmek böyle bir şey bu açık’’ Şimdi gelelim inanç ile arasındaki farka; ‘’Bilenler ile bilmeyenler arasındaki farka gelince,berikiler (yani bilmeyenler) bu durumda (yani sadece öyle olduğuna) ‘inanırlar’,bilenler ise gerçekten bu durumda (yani öyle olmak zorunda olduğuna).’’ Demek ki bir şeyi bilmek o şeyin saltık anlamda ‘nedenini’ bilmek,inanmak ise nedenini bilmemektir. Ancak öznede bulunma durumu olarak açıkça çelişik iki şey değildir,çünkü kişi bildiğine aynı zamanda inanır, bildiğine inanmayan kişi işte o zaman açık çelişki dediğimiz durum öznede ortaya çıkar.Bu durum basit bir örnek ile anlaşılacaktır ama onu konunun bütünlüğü için ‘ispata’da deyindikten sonra vereceğim.Şimdi hemen hemen tüm filozofların genel olarak kabul ettiği bilmenin 3 ‘gerekli’ koşulu şunlardır -mantık dilinden değil,anlayacağınız şekilde ifade ediyorum- O nesneye ‘inanmak’,O nesnenin ‘doğru olması’,O nesneyi ‘temellendirmek’.Ayrıca bunların ‘yeter’ koşullar olmadığını yakın zamanda E.Gettier tarafından kanıtlandı, ama o konulara girmeyeceğim,isteyen internette makalesini bulabilir kısadır.

Şimdi ispat/kanıtlama nedir? Kanıtlama da bir şeyin öyle olmak zorunda olduğu ve başkaca türlü olamamasına 'neden' olan,yani kendisinden önce gelen şeyin ortaya konmasıdır.Kendisine neden olan şeyin -burada ki konuda varlık sebebi olan şeyin- duyum yada akılda görülenmesidir.Eğer bu varlık değilse,yani matematik yada geometri gibi alansa,sadece kendisinden önce gelen öncülün (taa ki aksiyomlara kadar) ortaya konması ve sonucun öncülden zorunlu olarak çıktığının gösterilmesi gerekir -akılda görüleme derken de bunu kastettim-.

Öyleyse kutsal inançlardaki gibi bir Tanrı anlayışının tanıtlanması mümkün olamaz,çünkü Tanrı kendi kendisinin nedeni (amacını kendinde taşıyan/nedeni kendisinde bulunan, 'entelekheia') yani kendisinden önce bir şeyin gelmediği şeydir.Dolayısıyla neden Tanrı’nın varlığını kanıtlanamıyor oluşunun sebebi budur.
Anlaşılamayan ve daha fenası, bir şeyin yokluğunun kanıtlanması/tanıtlanması zaten mümkün değildir;çünkü olmayan birşeyin kendisine sebeb olacak bir nedeni de olamaz,öyle olmasa zaten 'varolurdu'.

Diğer bir açıdan ispatlamak demek bir şeyi 'aha şu' diye göstermek de değildir,-şimdi örneği veriyorum- diyelim ki; Tanrı gökten inse ve bize kendini gösterse bile hala da onun saltık anlamda olduğuna yada ne olduğuna dair bir yargımız doğru olamayacaktır. Başka şekilde anlatırsam; Güneş tutulmasını kişi görüyor ve 'bakın tutuluyor' diye gösterebilir,ancak tutulmanın nedenini (diyeceğim ayın güneş ile dünya arasına girip güneşin ışıklarını kestiğini) gösteremiyorsa sonuçta kendisi, kendi yargısına dair bir fikri,yani güneşin tutulmasına ait bilgisi de olamayacaktır,sonuçta ne olduğunu ‘bilmediği bir şey’ görmüştür.Demek ki birşeyin ispatı için onu duyumsamak bile yeterli değildir.Dahası 'sınırsız' bir şey ile ilgili tüm sanrılar,zorunlu olarak paradokslara,paralojilere sıkışmaya mahkumdur;sözgelimi sınırsız bir Tanrı’dan sınırlı olan bizlerin çıkması= A → ~A (A olursa A olmaz) gibi paralojik bir mantık ifadesine izdüşer.
Demek ki neymiş? İspatını öne süremediğimiz ve zaruri olarak süremeyeceğimiz Tanrı’yada başka bir yüce varlığın olduğuna da olmadığına da,metafiziğin yada başka bir alanın içeriğinin,kabülüne de reddine de ilişkin tüm yargılarımız ‘i-n-a-n-ç’ olmak zorunda,bu Zeus,Uçan Spagetti Canavarı olsa bile. Elbetteki burada inanmak yada reddetmek için sebepler verebiliriz,ama kendisinin saltık nedenini yani 'nihai' sebebini zaruri olarak biçimsel şekilde veremeyiz

Ayrıca varlıkla ilgili (bu Tanrı’da olsa) birşeyin nedenini bilmek,zaten o şeyin ne olduğunu bilmektir.Aynı örneğe denersek;
-Neden güneş tutulur? Ay güneş ile dünya arasına girip güneşin ışıklarını kestiği için;
-Güneş tutulması nedir? Ayın güneş ile dünya arasına girip güneş ışıklarını kesmesi.
Görüldüğü gibi hem neden hem de ne soruları bize aynı cevabı verdi yani bir şeyin nedenini bilmemiz,aynı zaman bize o şeyin ne olduğunun bilgisini tahsis eder -çünkü ikinci ifade ancak ilkinden çıkar-.

Oturup doğru düzgün düşünen ve anlamaya çalışan birisi zaten apaçık olduğu için bunu kavrayacaktır.

Ek: Konunun yeri burası değil,ancak Felsefe/Psikoloji başlığına yetkim olmadığı için açamadım.

aris
27-07-2015, 02:44
Belki sıra olarak karışık anlatmış olabilirim sadeti kısaca topluyorum;
Birisine Tanrı'nın varlığını hadi kanıtla deme hakkımız yoktur; çünkü Tanrı kendi kendisinin nedeni olduğundan dolayı onun varlığının zorunluluğunu gösterebileceği neden yoktur (bizi yada evreni de göstermez,çünkü sonuç nedeni zorunlu kılmaz,neden sonucu zorunlu kılar,yani çıkarım önceki öncülden yapılabilir ve zorunlu olarak çıkıyorsa,akıl yürütme geçerlidir.)Ama aynı şekilde bir ateist'inde Tanrı yoktur dediğinde (yada reddettiğinde,nasıl süslemek istiyorsanız) olmayan bir şeyin nedenini de gösteremeyeceğinden,yargısı bilgi içermiyor hatta teist,deist,müslüman,hindu v.slerinkinde biçimsel olarak daha geçerli olmuyor,sonuçta ilkine doğma dediğimizde göre,ikincisinede öyle olmak zorunda olduğumuz bir okadar 'zorunlu' olarak ortaya çıkıyor.Hala anlamayan varsa yapılacak bir şey yok, yada reddeden varsa alenen bağnaz demektir.
Tabi ki de içeriğe döndüğümüzde,yazdığım gibi din,kutsal kitaplar v.s nedeni ile anladığımız anlamda bir Tanrının varoluşunu redettemek,tercih olarak daha sağduyulu davranış olacaktır.Ama son tahlilde kendi içinde soliptik tarzda dönen safsatalar yığını Teizmden,en azından yargı olarak bir farkı yok demektir,ve hakkaniyete azıcık itikati olan adam,kendini çok üstün gördüğü (hatta hakkı olduğu) bir kimseye bile,bir şeylerin ateşli savunuculuğunu yapmayı (yani kastettiğim islama karşı ateizmin) bırakması gerekir.

Yıldıztozu
27-07-2015, 02:47
Peki inanç olmayan bilgi örneği söyler misiniz?
Bilgiye ve gerçekliğe nasıl ulaşılır? ve o bilginin gerçek olduğunu nasıl bilebiliriz?

world
27-07-2015, 03:00
Belki sıra olarak karışık anlatmış olabilirim sadeti kısaca topluyorum;
Birisine Tanrı'nın varlığını hadi kanıtla deme hakkımız yoktur; çünkü Tanrı kendi kendisinin nedeni olduğundan dolayı onun varlığının zorunluluğunu gösterebileceği neden yoktur (bizi yada evreni de göstermez,çünkü sonuç nedeni zorunlu kılmaz,neden sonucu zorunlu kılar,yani çıkarım önceki öncülden yapılabilir ve zorunlu olarak çıkıyorsa,akıl yürütme geçerlidir.)Ama aynı şekilde bir ateist'inde Tanrı yoktur dediğinde (yada reddettiğinde,nasıl süslemek istiyorsanız) olmayan bir şeyin nedenini de gösteremeyeceğinden,yargısı bilgi içermiyor hatta teist,deist,müslüman,hindu v.slerinkinde biçimsel olarak daha geçerli olmuyor,sonuçta ilkine doğma dediğimizde göre,ikincisinede öyle olmak zorunda olduğumuz bir okadar 'zorunlu' olarak ortaya çıkıyor.Hala anlamayan varsa yapılacak bir şey yok, yada reddeden varsa alenen bağnaz demektir.
Tabi ki de içeriğe döndüğümüzde,yazdığım gibi din,kutsal kitaplar v.s nedeni ile anladığımız anlamda bir Tanrının varoluşunu redettemek,tercih olarak daha sağduyulu davranış olacaktır.Ama son tahlilde kendi içinde soliptik tarzda dönen safsatalar yığını Teizmden,en azından yargı olarak bir farkı yok demektir,ve hakkaniyete azıcık itikati olan adam,kendini çok üstün gördüğü (hatta hakkı olduğu) bir kimseye bile,bir şeylerin ateşli savunuculuğunu yapmayı (yani kastettiğim islama karşı ateizmin) bırakması gerekir.

Olmayan bir seyin olmadığını nasıl gösterelim Tanrı yoktur çünkü vardır onermesi her şekilde yanlislanmistir ve bu önerme dogrulana kadar Tanrı yoktur...

Boolean
27-07-2015, 03:14
Tamam da siz diğer konuda Yıldıztozu nickli üyenin yazdıklarından çok farklı şeyler yazmamışsınız ki;

Akademik bilgi vericem falan deyince ben de farklı bir şey yazacaksınız sandım.

Spartacus bu yazdığınıza cevabı vermişti zaten Epistemeolojiye göre gerçeklik yazısında.

Demek ki neymiş? İspatını öne süremediğimiz ve zaruri olarak süremeyeceğimiz Tanrı’yada başka bir yüce varlığın olduğuna da olmadığına da,metafiziğin yada başka bir alanın içeriğinin,kabülüne de reddine de ilişkin tüm yargılarımız ‘i-n-a-n-ç’ olmak zorunda,bu Zeus,Uçan Spagetti Canavarı olsa bile.

Efendim inanç dediğiniz şeyin nesnel ve gözlemlenebilir bilgiden yola çıkılarak oluşturulması lazımdır.

Zeus'un varlığına dair elimizde nesnel ve gözlemlenebilir bir veri var mı? Yok.

Tanrı'nın tanımı gereği zaten öyle bir veri olamaz diyorsunuz. O halde yoktur demek de inanç olacaktır diyorsunuz.

Tamam da o tanrı sizin kafanızdaki tanrı.

Şu sizin/sizlerin Tanrı'nız. Sizin aklınızın içinde var olan.

Öyleyse kutsal inançlardaki gibi bir Tanrı anlayışının tanıtlanması mümkün olamaz,çünkü Tanrı kendi kendisinin nedeni (amacını kendinde taşıyan/nedeni kendisinde bulunan, 'entelekheia') yani kendisinden önce bir şeyin gelmediği şeydir.

Onun için inanç da size ait olabilir ancak. Bize değil.

Bunu anlamak çok mu zor geliyor?

Ayrıca bırakın rica edicem şu "altın tepside bilgi sunuyorum" ayaklarını. Forumda bir sürü okumuş, master yapmış insan var.

Daha de'leri da'ları ayırmayı bilmiyorsunuz.

Sebep kelimesi yerine sebeb yazıyorsunuz.

Bir şey yerine birşey yazıyorsunuz.

Değinmek kelimesini deyinmek diye yazıyorsunuz.

Sonra akademik zart zurt laflar ediyorsunuz. (Böyle ukala ukala konuşmasaydınız hiç takılmazdım bunlara normalde)


‘biriciklik hissine’ dokunduğu gereği açıkça ifade edilen şeye rağmen hala itiraz eden (yada anlama yetisi zayıf olduğundan) olursa muhattap almayacağım

Beni muhattap almayın ve cevap vermeyin madem yüce bilgili sn. Aris.

Çünkü benim anlama yetim zayıf efendim.

Boolean
27-07-2015, 03:17
Yazdıklarının özeti dincilerin ettiği laf aslında.

"Tanrı'nın olmadığını ıspatlayamazsınız"

Bu yani akademik bilgili sn. Aris'in.

Boolean
27-07-2015, 03:54
Hala anlamayan varsa yapılacak bir şey yok, yada reddeden varsa alenen bağnaz demektir.
Tabi ki de içeriğe döndüğümüzde,yazdığım gibi din,kutsal kitaplar v.s nedeni ile anladığımız anlamda bir Tanrının varoluşunu redettemek,tercih olarak daha sağduyulu davranış olacaktır.Ama son tahlilde kendi içinde soliptik tarzda dönen safsatalar yığını Teizmden,en azından yargı olarak bir farkı yok demektir,ve hakkaniyete azıcık itikati olan adam,kendini çok üstün gördüğü (hatta hakkı olduğu) bir kimseye bile,bir şeylerin ateşli savunuculuğunu yapmayı (yani kastettiğim islama karşı ateizmin) bırakması gerekir.

Kendisi bağnaz aslında. Hiç Ateistlerin tanrıya bakış açısı hakkında merak etmemiş. Hala Teistlerin bakış açısıyla Ateistlerin Tanrı'ya bakış açısı hakkında çıkarım yapıyor.

Kendisinin, tanrı dediği varlığın kendi kafasının içindeki bir varlık olduğundan haberi yok daha. Düşünceden ibaret olan aklındaki varlığı, betimleyip, özellikler yüklüyor.

Sonra bunun yokluğunun kanıtlamayacağını bu nedenle de agnostikliği savunuyor.

Açık açık söyleyin işte;

Müslümanlar bizim beynimizi o kadar çok yıkadılar ki; biz bu Tanrı fikrinden kurtulamıyoruz deyin.

Uçan Spagetti canavarına inanmayanlara tek laf yok, Ateistler bağnaz oluyor.

Kendisi Uçan Spagetti Canavarına bu kadar agnostikse ben de bir şey bilmiyorum.

Uçan Spagetti Canavarının olabileceği hakkında başlıkları bekliyoruz.

Boolean
27-07-2015, 04:27
Varsaydığımız bütün bilgiler duyu organlarımızın ve beynimizin bize söyledikleri değil mi?

Beynimizin yaptığı çıkarımlara güveniyoruz sadece. Ya beyin yanıltıcı bir mekanizmaysa?

Bence gerçekliğe ve gerçek bilgiye ulaşamayız.

Bir nesneye dokunduğumda onun bilgisi sadece fiziksel elektrik sinyallerinin beynimdeki yansımasından ibaret.
O nesnenin niteliği ve sahip olduğu özellikler hakkında mutlak gerçekliğe ulaşamam. Beynim ne diyorsa onun yansıması.

Bir gün şu olmucak yani. Morpheus gelip kırmızı mı? yoksa mavi mi? diye sormucak.

O nedenle biz insanlar duyu organlarımızla edindiğimiz bilgilere güvenmek zorundayız. Yoksa dünyanın yuvarlak olduğunu bile doğru kabul edemeyiz.

İnsanın bildiklerinden şüphe duyması ve devamlı kontrol içinde olması doğru fakat o kadarı da insanlar için gereksiz şüphelerdir.

Çünkü bilgiye ulaşmanın başka imkanı yok yani.

http://surrealparadigm.com/wp-content/uploads/2014/03/pill.jpg

Boolean
27-07-2015, 13:32
Dünyanın Merkezinde Boklaaris diye bir canavarın yaşadığını söylüyorum.

Öyle bir yaratık ki bu; basınca ve sıcaklığa dayanabiliyor.

Sürekli de; "boklaaris, boklaaris" diye ses çıkarıyor.

Sn. Aris buna da agnostik olması lazım.

Çünkü bu canavar dünyanın merkezine gidemediğimiz için ıspatlanamaz.

"Dünyanın merkezinde boklaaris diye bir canavarın yaşadığına agnostiğim" desin.

Bu cümleyi kursun ki; ben de onun samimi olduğuna inanayım.

Şekli şuna benziyor.

http://vignette1.wikia.nocookie.net/conker/images/b/b6/Great_mighty_poo.png/revision/latest?cb=20130805224559

spartacus
27-07-2015, 13:41
Varsaydığımız bütün bilgiler duyu organlarımızın ve beynimizin bize söyledikleri değil mi?

Bilgi veri düzeyinden yorum düzeyine kadar varır. Duyu organlarının söylemsi değil iletmesidir veri. Buna aktı denir, beyin ise işlemci rolünde yorumlar, bu bileşimden bilgi açığa çıkar. Bilgi budur, pek fazla kargacık, burgacık yapılıp, abartılacak bir yönü yok.Beynimizin yaptığı çıkarımlara güveniyoruz sadece.

Bence gerçekliğe ve gerçek bilgiye ulaşamayız.

Gerçek bu kulvardan çok daha farklı gerçek bilgiden de, beyinden de kısaca iradelerden bağımsız ortada olana denir. Gerçek budur(ulaşılan değil ulaşmaya çalışandan bağımsız ortada olan). Gerçek bilgi kastı ise, iradelerden bağımsız gerçekliğin, iradelerle(ve çoğunlukla kişilerin saplantı ya da çıkarları, istisnai yeterli gözleme haiz olmaması) SU KATILIP, KATILMADIĞI üzerine, temeline dayanır.

Bir nesneye dokunduğumda onun bilgisi sadece fiziksel elektrik sinyallerinin beynimdeki yansımasından ibaret. O nesnenin niteliği ve sahip olduğu özellikler hakkında mutlak gerçekliğe ulaşamam. Beynim ne diyorsa onun yansıması.
Nitelik demek zaten aldığınız farklı ETKİ demektir. Duyum ELEKTRIK SİNYALİ değildir, ETKİ-TEPKİ düzleminde etkinin, ferekans, şiddet vb yapısının ve aslen tepkinin ölçülmesi ve ölçülmüşlerle kıyası üzerinedir. Bu kıyasıda beyin yapar-yorumlar. Kısaca elektrik sinyali bir iletim aracıdır, siz telefonun iletişim aracı olmasına bakıp, aslında konuştuğunuz kişi=telefon diyebilir misiniz? yani aracı, amaçlaştırmak hatası...

Örneğin hiç duymadığınız bir sesi ilk duymanızda beyin yoruma geçer ve o ses bir süre daha devam ettiğinde, duyular yine aynı tepkiyi verir, fakat beyin çözümlediği için tekrar, tekrar yorumlamaya yönelmez. Taki tepki şiddeti(haliyle etki) ve frekans değişene kadar, bu değişmediği sürece beyin ikide bir tekrar yorumlamaz, şiddeti, frekansı, hafıza ettiği ile eşleştirir, eşleşiyorsa tekrar, tekrar tepkimeye girmeye yönelmez. Örneğin ilk defa girdiğiniz bir ortamı irdelemeye, incelemeye yönelirsiniz, bu kaçınılmazdır(keyfi değil), çünkü evvelce kodlanmış, eşleştirilecek veriye sahip değilsinizdir. Bilgi özne-nesne ilişkisinde, aktının(etki-tepki, veri) beyin tarafından yorumlanması dahilinde açığa çıkan ürüne denir. İrade gerçeklik üzerinde devrede değilse buna bilgi denir bu kadar basittir.

Vay efendim ensnenin gerçek niteliğini bilmek vb, böyle bir şey söz konusu değil, maddeler maddi düzeyde değil ancak özellik-nitelik düzeyinde algılanabilirler. Bu ise ebadı, şekli, rengi, kokusu, tadı, formu vb gibi etki-tepki düzeyinde etkileşime girebileceğimiz düzlemi ifade eder.
Örneğin ebad nasıl olurda etki eder denebilir, etki eden ebad değil, maddenin özellik, niteliğinin ışığı kırma biçimiyle ilgilidir, etki eden fotonlardır. Dokunmak? Etki eden yüzeydir, bir cismin şeklini sadece görmek ile(ışığın açısı, kapsamı, şiddeti), dokunarakta(fiziksel etki-tepki) elde ederiz, bu halde en az 2 adet kıyas yöntemi ve sağlamasına sahibiz demektir.

Gerçek ise, iradelerden bağımsız ortada olana deniyor, eğer gözlerimiz ve duyularımızla bir cisimin şeklini algılamış isek, bu gerçektir. vay efendim cisim gerçekten üçgen midir vs, bunlar tartışmayı sulandırmak, bulandırmaktır, zira bilgiyi biz insanın algı düzeyinden ayrı/gayrı elde etmiyor, tanımlamıyoruz...

Kısaca gerçek beyniniz ne diyorsa onun yansıması değil, burada siz saltıklaştırmaya düşüp, idealize ediyorsunuz, oysa bitki dahi güneşin yönünü tespit edebilir. Yani bilgiyi beyin ÜRETMİYOR, bu tek başına beyine İNDİRGENEMEZ(idealist hata), önce nesne gelir(hem etki eden hemde tepki veren siz-organlar- nesnedir), bilgide öncelik nesneye aittir, bütünsel ilişkiden(özne-nesne) bilgi açığa çıkar ve ilişkinin oraganize düzeye taşınabilirliğine ise CANLILIK denir(organizma, organik tümüde etki-tepki sürecinin organize düzeyi ile ilgili).

Yani gerçek bilgi dendiğinde yoğunlaştığımız, yorumcunun su katıp katmadığı, iradeye bağımlı hale getirip, getirmediği(ben dünyayı kare düşünüyorum arkadaş, size ne o halde bana göre dünya karedir, bu bilgi değil, safsata kapsamına girer), kendi keyfi görüşünü(etki-tepki olmadığı halde) katıştırıp, katıştırmadığı, çıkarları için yalana, yanlışa başvurup, başvurmadığı vb. temelindedir.

Sadece insan değil diğer canlılarda aynen insan gibi yorumlar(etki-tepki düzeyinde bilgi), örneğin bir su, bir insan için değil salt, bir kedi içinde içme eylemine dönüşür. Örneğin su'da yüzen bir balık, içinde bulunduğu ortamı algılayamıyor, beyini uyduruyor ise o yüzgeçlerin anlamı ne ve bizim de bunu gözlemlememizin(madem bizim beynimiz de yanılsama üretiyor) kaynağı ne?

Beyinin organik zeminden ürettiği yanılsamlar, kavanozda üretim değil ki, nesnel düzeyde etki-tepkinin, kısaca etkileşimin bir biçimde karmaşıklaştığı, farklı şiddet ve frekansların aynı açıda etkidiği(parazit gibi) döndüğü vb çerçeveden doğar. Beyinin aman bana gelen veriyi yanılsamalı yorumlayım diye bir gayesinden söz edemeyiz, bu gaye ancak iradi zeminde(gerçekliğin dışında! metafizik düzlemde) anlam kazanır ve altında ise çoğunlukla kişilerin çıkarları(en önemlisi budur), saplantıları, psikolojk sorunları(şizofreni, paranoya vb), eksik veri(aktı) durumları, zan(inanç) gibi etkenler etkili olur, kısaca bu hal ve durumları gerçekliği yargılamak yerine, ARIZA olarak ele alırız. Yani yanıltmak yerine arıza demek daha doğru, zira yanıltmak bir davranış, fiiliyat-fiilimsi-İRADİ-ÖZNEL- durumu, dıdığının, dıdığı ve bu fiilimsi eklerle bilgi ve gerçeklik irdelenemez.

spartacus
27-07-2015, 13:57
İnsanın bildiklerinden şüphe duyması ve devamlı kontrol içinde olması doğru fakat o kadarı da insanlar için gereksiz şüphelerdir.
Sevgili Boolean, aslında bu konu agnostizm değilde septizmdir. (Agnostizm zeminde septizmi bir nebze içerir).

Kişi her şeyde septizme yönelirse, bu şizofreni, paranoya bir çeşit arıza durumu olarak özetlenebilir.

Gerçeklik iradelerden bağımsız ortada olandır, değil tanrı hiç bir üfürüğü esas alıp bilinir-bilinemez yargısı üretemeyiz çünkü elimizde gerçekliğe dair tek bir done yokken, oturup hakkındalık, e-dair, e-göre yorum ve yargı üretmek safsatadır, afakidir, metafizik ağa hapsolmaktır.
Halbuki bilgi ne idi, özne-nesne ilişkisinde elde edilen ürün idi, eğer bilinemez yargısı üretilen her ne ise, bu safsatadır, zira yargı kendi, kendisini e-dair, e-göre yorum üretmekle zaten çürütmüştür. Aslında mesele burada düğümlenir, biz insanın iradesine bağlı üfürdüğü gerçeklik lafzına bilinir-bilinmez diye yargı üretmektense SAFSATA demeyi tercih ediyoruz, ve genelde üretenlerede(çıkarları gereği yaptıkları için) şarlatan diyoruz(bunda ne gibi bir beis varsa o da ayrı mesele).
Mesela H.yahya Çin'de bulundu, bilmem kaç milyon yıl önceki fosil içinde çivi var diye yaptığı çarpıtmayı neden sunuyor? çarpıttığını biliyor, photoshop ile oynadığını ya da fosil dediğinin bir kaç yıllık olduğunu biliyor(Yeşilçam filmlerinde Bizans semalarında uçan yolcu uçağı gibi:))... Ne yani şimdi oturup, birisi üfürdü, uydurdu, çıkarları gereği çarpıttı diye, 3 milyon yıl önce çivinin olup, olmadığını bilemeyiz mi demeliyiz? E hani gerçeklik iradelerden bağımsız olandı? ne oldu? Eee o halde bilime ne gerek var? Son zamanlarda artan bu idealist kirlerin temelinde yatan aslında bilime güvensizlik saldırılarından, en başka Amerika da Evrim Karşıtı Enstütülerden veya günümüz idealizminden(Matrix, Kuantum, Bilgi vb felsefesi şu bu edebiyatı, yani normal idealizm) beslenip, etrafa saçılıyor.

O nedenle hep sorarım;

Hastaloastotapos bilinebilir mi? Bilinemez mi?
Peki nedir Hastaloastotapos? Varmı cevaplayacak bir babayiğit, var mı e-göre, e-dair yorum yapabilecek? :)

Boolean
27-07-2015, 14:04
Hastaloastotapos bilinebilir mi? Bilinemez mi?
Peki nedir Hastaloastotapos?

İspanyolca'daki Hasta Las Pelotas'ın yanlış yazımı? :)

"Kafam çok dumanlı" demekmiş.

:)

spartacus
27-07-2015, 14:10
İspanyolca'daki Hasta Las Pelotas'ın yanlış yazımı? :)

"Kafam çok dumanlı" demekmiş.

:)
Olmadı :) Yorumda yapılamaz, yargıda üretilemez, doğru/yanlış -gerçeklik kıyası- düzlemine vurulamaz hatta bilinir mi, bilinemez mi buna da karar verilemez çünkü e-dair, e-göre oluşturacak bilgiye sahip değiliz, ortada bir gerçeklik sorunu mevcut. Kısaca bir şeye gerçek değil, gerçek hayatta yok bu insan hayali-kurgusu demekle, yani öznel ile nesnel düzey karıştırılıyor, nesnel gerçekliği olmayanın zaten var/yok iddiası olamaz, anlamsız, muhatapsız, safsata olur.

O halde nedir Hastaloastotapos?

Varmı başka babayiğit cevap verecek ya da bize Hastaloastotapos hakkında nesnel gözlem verileri sunabilecek, var mı özellik-nitelik-SIFATLARINDAN(mesela YARATICI gibi???!) dem vurabilecek :evil:

Yıldıztozu
27-07-2015, 14:42
oysa bitki dahi güneşin yönünü tespit edebilir. Yani bilgiyi beyin ÜRETMİYOR

Bitkinin güneşin yönünü tespit ettiğini de beynimiz söylüyor. Belki orada güneşi takip eden bir bitki yoktur:)



bu gaye ancak iradi zeminde(gerçekliğin dışında! metafizik düzlemde) anlam kazanır

İradenin gerçeklik dışı olduğunu ve metafiziksel olduğunu kabul ediyor musun yani?

Odyssey
20-08-2015, 20:01
Herkes inandığı şeyi ispatlamak zorunda değildir zaten..
İnancını dayatanlardan ispat talep edilebilir.

İnandığınız tanrı adına kimseye ayrımcılık yapmıyorsanız, bizim de bu inançtan dolayı kimseye olumsuz bir davranış göstermemiz söz konusu olamaz.

Çünkü mesele inanılan şey değil, onun adına yapılan ayrımcılık ve dayatmalar.
Yani sorunun temeli, olmayan tanrı değil, insanlardaki kötülük ve cehalet.