PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Çapa ve Cerrahpaşa Hastaneleri iflasın eşiğinde!


Şüpheci Dinsiz
11-08-2015, 16:23
Sevgili arkadaşlar,

Devlet ödenek vermediği için Çapa ve Cerrahpaşa Tıp Fakülteleri iflasın eşiğinde. Çapa ve Cerrahpaşa, Türkiye'de en çok hasta bakan fakülte hastaneleridir. Bir yakınım için bir süredir gittiğim hastanede sol görüşlü çağdaş doktorlar, hemşireler, hasta bakıcıları, çalışanlar hakim. Çok iyi niyetle ve yardımseverlikle çalışıyor, hasta bakıyorlar. Binalar bakımsız, hatta yer yer kırık-dökük olsa da hastane temiz. Bir yanda doktorlar, pratisyen doktorlar, bir yanda tıp öğrencileri, bir yanda yurdun dört bir yanından tedavi için gelen hastalar...

Sıradan bir günde, poliklinik doktoru başına 100 hastadan başlayan olağanüstü bir tempo var, ki bu günde birkaç bin hastaya bakılıyor demek. Hastalara bakılıyor, SGK varsa ücret alınmıyor. SGK yoksa; hastanın ekonomik gücüne göre, hastanenin bazı ihtiyaçları isteniyor (bunlar genelde teknolojik ameliyat malzemeleri oluyor), hasta bunları alıyor, ekonomik gücü olmayan hastalar için hastaneye hibe ediyor. Bunu duyunca, neye ihtiyaçları olduğunu sorduk, SGK'lı olmamıza rağmen seve seve hibede bulunduk.

Doktorlarla iflas konusu hakkında yaptığımız konuşmada bu hastanelerin hükümet tarafından özelleştirilmek istendiğini öğrendim. Önce ödenek vermeyerek hastaneyi hasta bakamaz hale getirecek, sonra iflas ettirip milyarlarca TL değerinde olan arazisini içindeki hastaneyle birlikte birilerine peşkeş çekecek. Niyeti buymuş hükümetin.

Doktorlar, hemşireler direniyor. Döner sermayeyle, hibelerle hasta bakmaya çalışıyorlar.

http://haber.sol.org.tr/toplum/akpnin-saglikta-donusumu-capa-ve-cerrahpasa-2015-sonunda-iflas-edebilir-124921
http://haber.sol.org.tr/turkiye/skandal-karar-capa-ve-cerrahpasa-fakulteleri-tasiniyor-121744

http://scontent-lga1-1.xx.fbcdn.net/hphotos-xpt1/v/t1.0-9/11181221_10207543708379572_6104131582594969695_n.j pg?oh=521425f5852cc23875201a38b70d5e8f&oe=567BBD9B

Diyanete, sağlığa ayırdığının iki katını veren bir partinin hükümeti var, halkın hastaneleri ödeneksizlikten iflas etmek üzere ve bu parti bu halktan hala %50'ye yakın oy alıyor, inanabiliyor musunuz?

Diyanet ve sağlık konusu ise ayrı bir ihanet. Tüm inanç-inançsızlık gruplarından topladığı vergileri tek bir inancın tek bir mezhebine veriyor, üstelik tüm halkın sağlığına harcanması için ayrılan miktarın iki katını veriyor.

Bu nedir yau?

Sevgiler

errata
11-08-2015, 16:25
Ey Şüpheci Dinsiz! Sen gençlerimiz dinsiz, ahlaksız, olsun diye mi bu başlığı açtın?
Neslimiz dindar olmayacaksa, sağlıklı da olmasın...

Şüpheci Dinsiz
11-08-2015, 16:37
Sevgili Shibumi,
Ey Şüpheci Dinsiz! Sen gençlerimiz dinsiz, ahlaksız, olsun diye mi bu başlığı açtın?
Neslimiz dindar olmayacaksa, sağlıklı da olmasın...

Yau durun, şu cehennemin dibini iyice garantileyeyim.
http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/hastanelere-seriat-geliyor-her-hastaneye-bir-din-psikologu-haberi-55317

Hastanelere şeriat geliyor: Her hastaneye bir din psikologu!

Sağlık Bakanlığı "Din Psikologları Projesi" için son hazırlıklarını yapıyor. Proje ile hastanelerde din görevlileri olacak ve bu kişiler hastalarla ilgilenecek.

http://haber.sol.org.tr/sites/default/files/styles/newsimagestyle_615x410/public/images/dr-icc_1.jpg?itok=6hqTk5c1

AKP'nin hayatın her alanını dinselleştirme ve her alanda imamları görevlendirme uygulamaları hızlanarak devam ediyor. Sağlık Bakanlığı, "din Psikologları Projesi" ile her hastaneye imamları atayacak. İlahiyat fakültelerinin "din psikolojisi" bölümünden mezun olanlar, bir süre sonra hastalara "manevi ve moral bakım"da bulunacak. Bakanlık, yeteri kadar "din psikologu" bulamazsa, diğer sağlık çalışanlarını eğitime alarak sertifika verip görevlendirecek.

Devlet yönetiminde, üniversitelerde, okullarda, mahallelerde, yani hayatın hemen her alanında istihdam edilen imamlar, artık hastanelerde de görev yapacak.

Din psikologu ne mi anlatacak: Kader deyip geçmek gerek!
Habertürk gazetesinden Kutlu Esendemir, Sağlık Bakanlığı'nın söz konusu proje ile ilgili olarak görevlendirdiği Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı ve Din Psikolojisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali Köse ile konuyu görüştü. Köse, "Kader deyip geçmek, hastalıkları, rahatsızlıkları kabullenmek zorlaştı. "Hayır ve şerrin Allah'tan olduğuna" inanmak, dertlerle sıkıntılarla, depresyonla boğuşan bir insan için en iyi terapidir" sözleri ile projenin amacını anlatırken, hastanelere bilim düşmanlığının yerleştirilmeye çalışılacağını, sağlık sistemindeki çarpıklıkların ve bu çarpıklıkların sonucunun "kader" olarak yutturulmaya çalışılacağını gösterdi. Sağlık hizmetinin giderek daha pahalı hale geldiği ve sağlık çalışanlarının AKP'ye tepkilerinin arttığı bir dönemde projenin gündeme gelmesi dikkat çekiyor.

Ne gerek var psikolojiye, imamlar her sorunu çözer!
Muhabir Esendemir'in "Sağlık Bakanlığı'nın hastanelerde din psikologlarını görevlendirme projesini nasıl tanımlarsınız?" sorusuna Ali Köse "Biz bu konuya "manevi bakım" veya "dini danışmanlık" diyoruz. Ama işin aslını sanki "Sosyal Manevi Bakım ve Moral Hizmetleri" başlığıyla tanımlayabiliriz gibi geliyor bana" yanıtını veriyor. "Projenin dini temeli ne?" sorusuna ise Köse'nin yanıtı gericiliğin bilim dışı ve halk düşmanı yönünü açık biçimde ortaya koyuyor:


"İnsanlar hastanede bir rahatsızlık nedeniyle yatıyorlar. İnsan başına bir problem gelince hayatını ve inançlarını sorgular. Modern hayat felsefesi veya yaşam tarzımız bu sorgulamayı artırdı. İnsanların kader algısı artık eskisi gibi değil. Eskiden insanlar kaderlerine daha fazla razıydılar. Ama şimdi öyle değil. Kader deyip geçmek, hastalıkları, rahatsızlıkları kabullenmek zorlaştı. "Hayır ve şerrin Allah'tan olduğuna" inanmak, dertlerle sıkıntılarla, depresyonla boğuşan bir insan için en iyi terapidir."


Laiklik falan filan...
"Bakanlık bu uygulamaya ne zaman başlayabilir?" sorusuna ise Köse, tepkilerin geleceğini bilerek şöyle diyor:


"Bu iş bizim için çok yeni bir şey. Toplumun bir anda kabulleneceği bir şey değil. Karşı çıkanlar çok olacaktır. Laiklik açısından falan da karşı çıkanlar olacaktır. Ama din açısından da karşı çıkanlar olacaktır. Çünkü devletin böyle yeni bir mekanizma kurmasına, bu işi yapsın diye özel bir kişi görevlendirmesine toplum çok alışık değil. İnsanlar, "Böyle bir şeye ne gerek var?" diyecek."
"Belki aynı hastanede görev yapan psikologdan daha fazla konuşacağız"


"Hastanelerde din psikologları nasıl çalışacak?" sorusuna ise Köse şu yanıtı veriyor:


"Hastanelerdeki, okullardaki psikologlar nasıl çalışıyorsa öyle. İsteyen görecek, konuşacak, muhabbet edecek, dini konulardaki sorularını cevaplayacak. Biz hep uç düşünüyoruz bir konuyu konuşurken, tartışırken. Hep gözümüzün önüne şu görüntü geliyor: Bir hasta var ölmek üzere ya da ölümcül bir hastalıktan muzdarip. "Hoca onun ölüm korkusunu yenmesini nasıl sağlayabilir ki?" diyoruz. Ya da hastanede ölmek üzere olan birisine Yasin okumak üzere çağırılmış bir hoca hayal ediyoruz. Ya da "Hocaya okutalım da şifa bulsun" falan diyoruz. Elbette bunlar da olabilir, ama olayın aslı bu değil. Orada görev alacak kişiyle hastalar, belki aynı hastanede görev yapan psikologdan daha fazla konuşacaklar. "Namaz nasıl kılınır"dan, "Abdest nasıl bozulur"a kadar, hemen hemen her gün medyada tartışma konusu olan birçok dini konuda sohbet edecekler."


"Klinik psikolog genel cerrahsa din psikoloğu plastik cerrah olacak"
"Din psikolojisiyle, klinik psikoloji arasında bilimsel bir fark yok mu?" sorusuna ise Köse'nin verdiği yanıt, insana "Zaytung haberi okuyor olmalıyım" hisse veriyor:


"Elbette var. Zaten din psikologları klinik psikologun görevini fazlaca üstlenmeyecek. Üstlendikleri görevler birbirinden farklı, tıpkı genel cerrahla plastik cerrahın görev ayrımı gibi düşünün. Klinik psikolog genel cerrahsa din psikoloğu plastik cerrah olacak. Din psikoloğu hastayla daha fazla vakit geçirecek. Belki birlikte namaz kılacaklar, Kuran okuyacaklar, yemekhaneye birlikte gidecekler falan. Bir yoldaş sanki. Bu nedenle daha özverili karaktere sahip kişilerden seçilecek."


Serbest piyasa yani... İsteyen medikal psikologa isteyen imama!
Köse, din psikologunun yapacaklarını ve gerçek bilimsel anlamıyla psikolog arasındaki farkı anlatırken "Dileyen dilediğine gider. Serbest piyasa yani" diyor:


"Bir öğrencimin yüksek lisans tezini hatırladım şimdi. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'ne gelen dini obsesyonlu hastalar üzerine çalışmıştı. Bir vaka vardı, inanılmaz. Adam dört tane dişini yok yere çektirmiş. Hem de genç birisiydi. Dişçiye gitmiş dört dişine dolgu yaptırmış. Sonra abdestliyken dolgu yaptırması gerektiğini öğrenmiş. Bu dolgular nedeniyle abdestinin geçerli olmadığına inanmış. Sonra gidip dolguları söktürüp abdestliyken yeniden dolgu yaptırmış. Ama yine içine bir kurt düşmüş. Dolguyla dişin renkleri aynı olduğu için, "Ya doktorun görmediği bir dolgu parçası kaldıysa dişin üzerinde" diye dört dişini birden çektirmiş. Şimdi dini konuları bilen bir psikolog, bu takıntılı arkadaşa daha fazla yardımcı olabilir. Buradaki esas nokta şu: Bu hasta din psikologunun hastasıdır, dolayısıyla diğer psikologlara değil, din psikologuna gitsin diyemez kimse. Ya da tam tersini diyemeyiz. Her ikisi de olur. Dileyen dilediğine gider. Serbest piyasa yani."


Hastanelerde "Kürtaj çağın hastalığı" diyen gericiler-kadın düşmanları gezinecek!
"Başbakan Erdoğan'ın "Kürtajı cinayet olarak görüyorum" sözlerine bir din psikoloğu olarak nasıl yaklaşırsınız?" sorusuna Köse, şaşırtıcı olmayan biçimde bilim ve kadın düşmanı bir yanıt veriyor:


"Kürtaj bence bu çağın hastalığı. Allah'a şükür bizde çok yaygınlaşmadı ama Batı'da bir hayat şekli haline geldi ve bazı Batı ülkelerinde normal bir şey olarak algılanıyor. Ama şimdi Avrupa parlamentoları da kürtaja belli aydan sonra müsaade edilmemesi konusunda sert adımlar atıyor. Tabii kürtajın ana nedeni evlilik dışı ilişkiler olduğu için, Batı'daki yeni dini akımlar, mesela Moon Tarikatı, Mormon Tarikatı, Yehova Şahitleri, Hare Krishna, Ananda Marga, birçoğu evlilik dışı ilişkiye müsamaha etmez. Zina aforoz nedenidir."

Barlas
11-08-2015, 18:32
Hükümet bir ay dışarıdan borç bulamasa, emekli ve memur maaşlarını ödeyemeyecek halde deniyor. Bilmiyorum ne derece doğru.

Şüpheci Dinsiz
17-08-2015, 11:19
Cumhuriyet.com.tr (http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/saglik/347033/Capa_ve_Cerrahpasa_yi_tefeci_sistem_batirdi.html)

Çapa ve Cerrahpaşa'yı tefeci sistem batırdı
Çapa ve Cerrahpaşa'nın çöküşünün nedenlerini masaya yatırdık.

http://www.cumhuriyet.com.tr/Archive/2015/8/17/347033_resource/cats.jpg

Cumhuriyet’in manşetten gündeme getirdiği Çapa ve Cerrahpaşa ile ilgili “Türk tıbbının iki devi iflasın eşiğinde” haberinin ardından İÜ Demokratik Üniversite Girişimi’nden bir grup akademisyen bir araya gelerek, değerlendirmeler yaptı. İÜ Demokratik Girişim adına açıklama yapan Prof. Dr. Raşit Tükel “Üniversite hastanelerinin sağlık hizmeti ağırlıklı bir çalışma düzenine geçmesi isteniyor. Bununla, çok sayıda poliklinik yapılsın, zor olmayan vakalar kısa süreli yatışlarla tedavi edilsin, bunları yaparsanız kar edersiniz deniliyor” diyerek performans sistemini eleştirdi. Tükel, sorularımıza şu yanıtları verdi.



Borç katlanıyor

- Üniversite hastanelerinin performans sistemi ile çalışmasının ne gibi sıkıntıları var?

R. Tükel: Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) SUT fiyatlarına göre geri ödeme yapıyor. SUT fiyatları 8 yıldır güncellenmiyor, bunun sonucu olarak da hastanelere SGK tarafından, sağlık hizmeti üretme maliyetlerinin çok altındaki değerlerde geri ödeme yapılıyor. Tıp fakültelerinde personel harcamaları, işletme giderleri, yatırım, bakım, onarım, araştırma giderleri gibi birçok kalem tıp fakültesi döner sermayesinden karşılanıyor. Eğitim ve araştırmaya ağırlık vermesi, nitelikli sağlık hizmeti sunması beklenen bu kurumların, bir işletme olarak görülüp kâr elde etmesi istendiğinde önüne iki yol çıkıyor: Kârlılığı öne çıkartıp üniversite hastanesi vasfını kaybetmek ya da üniversite hastanesi olmayı sürdürdüğü ölçüde giderek borçlanmak. Şu anda İstanbul Üniversitesi’ne bağlı 5 hastanenin (İTF, İÜ CTF, Diş Hekimliği Fakültesi, Onkoloji Enstitüsü, Haseki’deki Kardiyoloji Enstitüsü) 310 milyon TL borcu var. Bu borçlanmanın sonucunda mal ve hizmet tedarikçilerinin tıp fakültelerinden alacakları artıyor.



Protokole itiyor

- Üniversite hastanelerinin Sağlık Bakanlığı ile birleşimi projesi, İÜ hastaneleri için de söz konusu olabilir mi?

Bu risk tüm üniversite hastaneleri için var. Döner sermayesi borç yükü altında üniversite hastanelerine Sağlık Bakanlığı’nın önerdiği bir yol bu. 2012’de bununla ilgili bir yasa çıkartıldı. Bu yasaya göre, 750 bin nüfusa kadar olan yerlerde üniversite hastaneleri ile Sağlık Bakanlığı’na bağlı eğitim ve araştırma hastaneleri ‘birlikte kullanım ve işbirliği” protokolü yapmak zorunda. Bu protokol üniversite hastanesinin Sağlık Bakanlığı’na bağlanması anlamına geliyor. Mevcut sistem üniversite hastanelerini borçlandırarak, Sağlık Bakanlığı ile protokol yapmaya itiyor. Şu söylenmiş oluyor: Siz kendinizi idare edemiyorsunuz, bu protokolü yapar da bize bağlanırsanız, borçlarınızdan kurtulursunuz. Şu ana kadar Marmara Üniversitesi de dahil olmak üzere 17 üniversite, Sağlık Bakanlığı hastaneleriyle protokol yaptı.

- Üniversite hastanelerinin Sağlık Bakanlığı hastaneleri ile birleştirilmesi veya birleştirilmek istenmesi, üniversitelerin bağımsız, özerk yapısına zarar vermez mi?

Kesinlikle verir. Bu, başhekimin Sağlık Bakanlığı tarafından atanması, Sağlık Bakanlığı mevzuatına göre yönetilmeniz demek. Kamu Hastane Birlikleri içinde yer alan bir hastane konumuna geliyorsunuz. İTF ve CTF’nin, bütün olumsuz koşullara karşın, kâr elde etmeye çalışmak yerine bir eğitim kurumunun, bir üniversite hastanesinin gereklerini yerine getirdiğini, bu yönde yoğun bir çaba içinde olduğunu söyleyebiliriz. Bu sistem, Sağlık Bakanlığı’na bağlanarak borçlarınızdan kurtulmayı bir seçenek olarak önünüze koyarken sizden eğitim ve araştırmayı ikinci plana itmenizi, sağlık hizmetini kâr elde etmeyi amaçlayan bir işletmenin gereklerini yerine getirerek vermenizi istiyor.

- Üniversiteler iflas ettirilmek isteniyor mu?

Koşullar zaten üniversite hastanelerini zarar ettirmeye odaklı. Ya üniversite hastanesi olma vasfınızı bırakacaksınız, hizmet hastanesi gibi çalışmaya başlayacaksınız, o zaman kâr etmeyi hedefleyecek ve ayakta kalmaya çalışacaksınız ya da üniversite hastanesi olmayı sürdürüp giderek borçlanacaksınız. Size başka bir yol sunulmuyor.



Eski rektör üniversite arazilerini TOKİ'ye devretti

- Üniversitenin binaları da çok kötü ve yenilenmesi ile ilgili durum nedir?

Rektörlük, Çapa ve Cerrahpaşa yerleşkelerindeki binaların yerinde yapılanması için 28 Aralık 2011 tarihinde İtalyan Proger firması ile master planı ve avan (ön) proje anlaşması imzalıyor. 240 günlük süre veriliyor. 2012 Ekim ayında avan proje tamamlanıyor. Daha sonra TOKİ ile 9 Ocak 2014’te bir protokol imzalanıyor. 28 Kasım 2014 tarihinde de uygulama projesine başlanıyor ve bunun 1 yıl içinde tamamlanması öngürülüyor.

TOKİ ile yapılan protokole baktığımızda şunları görüyoruz: İÜ’nün Küçükçekmece Göl Havzası’nın iki yanında, hem Avcılar, hem de Halkalı tarafında arazileri var. Küçükçekmece Gölü’nün Avcılar tarafındaki arazi, 2 bin 577 dönüm. Bu arazinin 600 dönümü 1. derece SİT alanı ve 2009 yılından bu yana Bathonea olarak adlandırılan bu yerleşkede arkeolojik kazılar sürüyor. Geri kalan 2 bin dönümlük alan da aynı şekilde 1. derece SİT alanı iken 2010 yılının Temmuz ayında önce 3. derece SİT alanına dönüştürülüyor, aynı yılın Aralık ayında ise SİT alanından çıkartılıyor.



3. köprünün dibi

Küçükçekmece Gölü’nün Halkalı tarafında İÜ’nün bin 100 dönüm bir arazisi daha var. Yapılan protokolle Küçükçekmece Gölü’nün her iki yanında İÜ’ye ait toplam 3 bin 685 dönüm arazi TOKİ’ye verilmiş durumda. Bu arazilerin karşılığında ise, Çapa ve Cerrahpaşa yerleşkelerindeki hastane binaları ve diğer yerleşkelerdeki kimi hizmet ve eğitimöğretim binaları inşa edilecek.

Bu arazi aynı zamanda 3. köprü, ikinci havaalanı, Kanal İstanbul için rezerv yapı alanı olarak belirlenen bölge içinde yer alıyor.



5 maddelik kurtarma paketi

- Üniversite hastaneleri için hazineden ödenek verilmeli.

- Türkiye’nin en köklü iki tıp fakültesi ve diş hekimliği fakültesinin acilen yerinde yapılanmasını talep ediyoruz. Bu yapılırken Küçükçekmece Göl Havzası korunmalı, bu bölge yapılaşmaya açılmamalı.

- Üniversite hastaneleri borç batağından kurtarılmalı, ilk olarak da performans sistemi kaldırılmalı.

- Bakanlık ve YÖK seyrediyor. Her iki tıp fakültemizde, üniversite hastanelerinde performans sisteminin başladığı 2011 yılından bu yana öğretim üyelerimizin yaklaşık dörtte biri ayrıldı.

- Devlet hem tıp ve diş hekimliği fakülteleri hem de üniversitenin geneli için gerekli ödeneği sağlamalı, TOKİ ile protokol iptal edilmelidir.