Orijinalini görmek için tıklayınız : Hürriyet Gazetesi'nde Ateizm Konusu
Hürriyette ataizim hakkında bir yazı var
Hep beraber buradaki konuoarı tartışa bilirmiyiz.
http://www.hurriyet.com.tr/kelebek/hayat/29876400.asp
Kelebek>Hayat Haberleri>Ateist sayısı artıyor mu?Ateist sayısı artıyor mu? Türkiye’de toplumun en dışlanan kesimini oluşturuyorlar. “Ateistler bile...” diye başlayan cümlelerde kötü örnekler için özne durumundalar. Ancak son dönemde ateist sayısının arttığına dair haberler var. KONDA’nın verilerine göre son 6 yılda nüfusa oranları yüzde 2,3’ten yüzde 2,9’a yükselmiş vaziyette. Ateizmi masaya yatırdık. Gökçe AYTULU 23 Ağustos 2015 Ateistlerin sayısı artıyor mu?
23 Paylaş
inPaylaşın
-
A
+
Kadıköy’de bir iş hanı... Elektronik eşya, müzik malzemeleri, CD satan esnafın arasında alakasız bir dükkân. Camında ‘Ateizm Derneği’ yazıyor. Bir masa, 4-5 sandalyeden ibaret dernek lokalinde, iş hanının genel havasına tezat, farklı bir mücadelenin içindeler. Müslüman mahallesinde salyangoz satmasalar da esnafın ortasında oldukça göze batıyorlar. Ancak bu tezat içinde dışarıdan gelecek tepkilere karşı ‘esnaf kültürü’nün koruması altında oldukları da düşünülebilir. Ateizm Derneği’nden Şaner Atik, mücadelelerini anlattı.
Türkiye’de son dönemde ateizme yönelik bir ilgi artışı var mı?
Pek çok Müslüman arkadaşımız ya ateist oldu ya deist oldu ya agnostik oldu. Bu son dönemde gözlemlediğimiz bir şey.
Ateizmi nasıl tanımlamak gerek? Dine karşı mı yoksa Tanrı’ya karşı mı?
Aslında ateizmin dinlerle pek fazla işi olmaz. Tanrı’yı reddeder. Ama siz varsayım olarak Tanrı’nın var olduğunu düşünüyorsunuz. Her şeyin nedenini bu varsayıma bağlar. Ateizm ise böyle bir varsayımı reddeder. Ya “Yoktur” ya da “Henüz bilmiyoruz” der.
Amacınız ne?
Derneğin kurulmasında en büyük etken toplumda ateizmin bilinmemesi. Biz insanları sorgulamaya yönlendiriyoruz. Kafalarında sorular yaratmaya çalışıyoruz. Halihazırda Türkiye’deki eğitim sistemiyle insanların sorgulama yeteneği tamamen kilitleniyor. Özellikle dinden nemalananlar bunun için bizi sevmiyor. Çünkü çıkarlarını etkiliyoruz. İslamcılar açısından ‘mürted’iz ve şeriatta bunun karşılığı ölüm. Bunun için yerleşik bir düşmanlık var bize karşı.
Ateist olduğunuzu söylediğinizde nasıl tepkiler alıyorsunuz?
Karşınızdaki bir garip oluyor. Biz bir şey söylediğimizde ‘hakaret’ kabul ediliyor. Halbuki laik bir devlette isteyen istediğine inanır. Ama bir yazar yaygın bir gazetede açıkça “Ateiste kötü davranmak Müslümanın borcudur” diye yazabiliyor. Bizim kimsenin inancıyla bir problemimiz yok. Dinlere düşman değiliz. Bilgilendirme yapmaya çalışıyoruz.
Ateizm, kişinin kendi inançsızlığını yaşama hürriyetiyle mi ilgilenir yoksa dinlerin ‘Tanrı’ algısını yalanlamaya çalışmakla mı?
Aslında dinlerin hepsinde ‘tebcil’, zorlama vardır. Her din “Şuna inanacaksın” diyerek bir zorlama yaratır. Bu da ateistleri zorunlu olarak bir mücadeleye itiyor. Bana karışılmasa sorun değil ama zorunluluklar girince birtakım şeyleri de ortaya koymak gerekiyor. Yoksa biz deli miyiz ki burada kelle koltukta dernek açıyoruz.
Sizce ortak alanda inananlarla inanmayanlar nasıl yaşamalı?
Burada özgürlükler devreye girer. Yaşam hakkı özgürlüktür. Benim yüksek sesle müzik dinlemem özgürlüktür ama komşumun bundan rahatsız olup da ‘sesini kıs’ demesi de bir özgürlüktür. Birinin özgürlüğünün başladığı yerde diğerininki sona erer. Bu şekilde bakmak gerek.
Şükrü Argın
DOĞAL OLARAK MÜSLÜMAN ATEİSTİM
Birikim dergisinin ‘Ateizm’ özel sayısında, Müslüman bir toplumda inançsız olmayı ilginç örneklerle anlatan yazar Şükrü Argın’la ateizm ve kültürel kodlarını konuştuk.
Bir ateist kendini daha çok ‘Tanrısız’ olarak mı, ‘dinsiz’ olarak mı görür? Ateizm tercihi Tanrı’ya karşı mı yoksa dine karşı mı oluşur?
Ateizm bilindiği gibi sözcük olarak ‘tanrıtanımazlık’ anlamına gelir. Fakat doğal olarak dinlerin reddini de içerir. Ben şahsen tutarlı bir ateist konumun kendisini ‘tanrıtanımaz’ olarak değil de esasen ‘din-tanımaz’ olarak tanımlaması gerektiğini düşünüyorum. Ateizm, dinlerin ve onların Tanrı fikrinin reddidir çünkü. Deizmden farkı, bu fikrin karşısına başka, daha makul ve makbul bir Tanrı fikriyle çıkmak gibi bir dert, niyet taşımamasıdır. Ateizm Tanrı’ya karşı çıkmaz. Zira bir şeye karşı çıkmak, onunla şu ya da bu yer ve zamanda bir şekilde karşılaşmayı gerektirir ki, Tanrı söz konusu olduğunda böyle bir ihtimal sıfırdır. En azından ateizmin fikri, hatta diyebilirsiniz ki inancı budur.
‘Ahlak’ kavramı bir ateist için ne anlam ifade eder?
Ahlak ile din arasında karşılıklı ve hatta zorunlu ilişki kurulan bir kültürel çevrede yaşıyoruz. Başka bir deyişle, bizdeki genel kanaat, dinsizliğin ahlaksızlıkla aynı şey olduğu yönünde. Dolayısıyla, bizde ateist için ahlakın bir anlam ifade etmeyeceği peşinen varsayılır. Ancak bu, kanaat düzeyinde böyledir. Zira gerçekte hepimiz inancın ya da inançsızlığın ahlakla doğrudan ilişkili olmadığını gayet iyi biliriz. Hepimiz etrafımızda -daha doğrusu içimizde- ahlaklı dindar ve ateistler kadar, hatta ne yazık ki çok daha fazla, ahlaksız dindar ve ateistlerin varlığına şahit olmuşuzdur. Bu sanırım kimsenin itiraz edemeyeceği bir olgu. Dindar olmak için ahlaklı olmak şarttır, ancak ahlaklı olmak için dindar olmak şart değil. Hatta burada şunu söylemeye bile cüret edebilirim: Hakiki bir dindarın Tanrı’ya inanma sebebi ile hakiki bir ateistin Tanrı’ya inanmama sebebi benzer bir ahlaki kaygı zemininde yeşerir. Zira ilki eğer Tanrı var olmazsa iyilik olmaz diye düşünür; diğeri eğer kötülük varsa Tanrı var olamaz diye düşünür.
Ateizm, kültürel kodlarla ne kadar ilintilidir? Bir Müslüman ateistten ya da Hıristiyan ateistten söz edilebilir mi?
Eğer benim anladığım şekilde esasen Tanrı fikrinin reddi ise, doğal olarak kültürel kodlarla doğrudan ilgilidir. Tanımadığınız Tanrı’nın gayet tanıdık bir sureti vardır kafanızda. Uç bir örnek vereyim: Örneğin ben bazen bazı inançlı Müslümanların “Biz de Tanrı’ya inanmıyoruz, Allah’a inanıyoruz” dediklerine şahit oluyorum ki, kültürel kodların ne kadar önemli olduğunu gösteren bir durum bu. Doğal olarak ateizm için de aynı şey geçerli. Müslüman kültürel çevre içinde yaşayan bir ateist, doğal olarak Müslüman bir ateisttir. Bu iki anlamda böyledir. Birincisi, onun karşı çıktığı Tanrı fikri ve sureti esasen Müslüman kültürü içinde şekillenmiş ve aktif hale gelmiştir. İkincisi, kimliğinin hamuru ister istemez içinde yaşadığı bu kültürel çevrenin ellerinde yoğrulmuştur. Bir arkadaşım, dini inancı sorulduğunda, ironik bir biçimde, “Elhamdülillah ateistim(!)” yanıtını verir.
İnançlılar ve ateistlerin bir arada huzur içinde yaşayabileceği bir düzen nasıl mümkün olur?
Ben bu politik meselenin ancak ‘ladini’ bir zeminde, yani tam da inananlar ile inanmayanlar ‘arasında’ kalan seküler bir mekânda çözülebileceğini düşünüyorum. Diğer bir deyişle, başka birçok meselede olduğu gibi, burada da ‘birlikte yaşama’ sadece taraflara eşit uzaklıktaki ‘bir ara’da mümkün hale gelebilir. Tarafları birbirinden uzak tutan bir mesafe olarak değil, tersine birbirine yaklaştıran, birbiriyle buluşturan bir açıklık, ferah bir meydan... İhtiyacımız olan bu tür ‘bir ara’.
Ali Bulaç/sosyolog, ilahiyatçı
MATERYALİST BİR SÜREÇTEN GEÇİYORUZ
Ali Bulaç, dinin küresel bir sorunla karşı karşıya olduğu görüşünde. “Ateistler de Müslümandır” diyen Mustafa Kamalak, gerekçesini anlatıyor.
Ben Türkiye’de ateizme dikkate değer bir yönelim olduğu kanaatinde değilim, bu yöndeki araştırmaları çok yönlü analiz etmek lazım. Ancak ateizme yönelimi kolaylaştıran materyalist bir süreçten geçtiğimizi söyleyebilirim. Söz konusu materyalizm felsefi arkaplandan yoksun fiili bir kültürel algıdır, yaşama biçimiyle beslenmektedir. Ateizmi besleyen küresel tüketim kültürü, bedene ilişkin haz ve hızın, şehvet ve iştihanın hayat uğraşılarının merkezine oturmasıdır. Türkiye de bu tüketim anaforunun içine girmiş bulunuyor, AK Parti iktidarı tüketimi, piyasa kapitalizmini dindarın hayat tarzı haline getirdi, dinin ve dindarlığın içini boşalttı.
DİNDARLAR DA DEĞİŞİYOR
Sadece laikler materyalistleşmiyor, dindarlar-muhafazakârlar da hızla materyalistleşiyorlar. Bu materyalist süreç deizme, arkasından ateizme kapı aralayabilir. Arkasından gelecek olan nihilizmdir, buna Batı’da Habermas sekülerlik üzerinden dikkat çekiyor. Türkiye’de dindar iktidarların kötü pratikleri inadına ateizme yol açabilir ama bu felsefi temeli olan, içselleştirilmiş ateizm değildir. Bu yüzden ben felsefi ateizmin değil, fiili materyalizmin büyük tehdit olduğunu düşünüyorum.
Mustafa Kamalak/ Saadet Partisi Genel Başkanı
DARA DÜŞTÜĞÜNDE HERKES ALLAH DER
Kuran-ı Kerim’de bir ayette “Namaza yaklaşmayın” ifadesi geçer. Sadece burasını okursanız, namaz kılmamanız gerektiği anlamını çıkartırsınız. Halbuki önünde “Sarhoş iseniz” ibaresi vardır. Yani aslı “Sarhoş iseniz namaza yaklaşmayınız”dır. Bu aziz milletin sarhoşu da ateisti de Müslümandır. Hz. Muhammed her çocuğun Müslüman olarak doğduğunu söyler. Sonra anne-babasının durumuna göre Mecusi, Hıristiyan, ateist ya da başka bir inanca sahip olabilir. Peki bu insanda İslam nüvesi yok olur mu? Buna ilahiyatçılar cevap vermeli. Bizim milletimiz içinde en olumsuz görünen kişilerin bile ailesine bakıldığında birkaç şehit olduğunu görürüz.
ATEİSTLERİMİZE SELAM OLSUN
Ben geçen sene “Ateistimiz de Müslümandır” dedikten sonra bir kısım ateiste sormuşlar, onlar da “Elhamdülillah” demişler. Öyledir de, başı dara düştüğünde “Allah” der, yemeğini sağ elle yer. Ülkemizi yönetenlerin insanları inançlarına göre ayrıştırmaktan ziyade birleştirici olmaları gerek. Biz, insanlarımızı barıştırıcı, birleştirici bir üslup kullanmalıyız. Ateistlerimize de sarhoşlarımıza da serkeşlerimize de selam olsun!
ATEİSTLER AÇIKLIYOR
İpek İZCİ
YAKINLARIM BENİM İÇİN DUA EDİYOR
Sinan Baç, 25 (IT ve otomasyon uzmanı)
16 yaşımda kendimi ateist olarak tanımlıyordum. Kutsal kitabı okudukça mantığıma aykırı şeyler olduğunu fark ettim. Yakınlarım çok üzüldüler. ‘Cehennemde yanacak olmam’ üzücü bir durumdu onlar için. Sürekli benim için dua ettiklerini söylediler.
İMANLA DEĞİL, AKIL MANTIKLA YAŞIYORUM
Özcan Pali, 37
Deistim. Alevi bir ailenin çocuğu olarak büyüdüm ama kendimi hiç Alevi hissetmemişimdir. 18 yaşımda Yehova’nın Şahitleri’yle tanıştım. Hıristiyan oldum. Kutsal kitabı derinlemesine inceledikçe imanımı yitirdim. Artık imanla değil, akıl, mantık ve sağduyuyla hareket ediyorum.
BANA GÖRE BİR PANTEİZM KİTABI
Yasemin A. 40 (Yönetici)
Kuran ayetlerini yıllarca inceledim. 114 Derneği’ni kurup bir grup arkadaşla Eyüp Sultan’da hadislerin tümden reddiyesi ve sadece Kuran’a göre din şekillendirilmesi için protestolar yaptık. En sonunda Kuran’ın bir panteizm felsefe kitabı olduğunu gördüm. Teizmden çıktım.
ATAizm: Ataların görüş ve düşüncelerinin takipçisi olma anlamına gelen, Atalara bağlı bir şekilde, gelenek, örf ve adetlere sahip çıkılması gerektiğini savunan ideoloji.
Ayrıca;
Tayland dili idelojisi Thaism'e, karşı olanlar anlamına da gelmektedir, A-Thaistler şeklinde.
https://en.wikipedia.org/wiki/Thai_language
ATAizm: Ataların görüş ve düşüncelerinin takipçisi olma anlamına gelen, Atalara bağlı bir şekilde, gelenek, örf ve adetlere sahip çıkılması gerektiğini savunan ideoloji.
Ayrıca;
Tayland dili idelojisi Thaism'e, karşı olanlar anlamına da gelmektedir, A-Thaistler şeklinde.
https://en.wikipedia.org/wiki/Thai_language
buradaki yazı konularına yorumlarınızı da bekliyoruz.
Bu işin, Ateizmin bu kadar abartılıp, umursanmasına katılmıyorum.
Ayrıca yazıda geçen;
"Bu materyalist süreç deizme, arkasından ateizme kapı aralayabilir. Arkasından gelecek olan nihilizmdir."
gibi sözler de, Ateizmi sanki bir yol, bir öğreti, bir ideoloji gibi gördüklerini gösteriyor.
İslam'dan Ateizm'e geçince, 1'den, 0'a düşüyorsun. 0'dan 1'e yükselip, oradan 2, 3, 4 şeklinde devam etmiyorsun. (Normalde)
Ateizm Derneğini kastetmiyorum fakat bazıları;
Ateizm'i islam karşıtlığı olarak görenler ki, bunu amaçlaştırmışlar.
İsteyen inanır, isteyen inanmaz.
Topluma bilgi verip, düşüncelerini söyleyip gerip çekilmek ayrı, İslam'a karşı mücadele vermek ayrıdır.
Topluma bilgi verip, düşüncelerini söyleyip gerip çekilmek ayrı, İslam yok olsun diye mücadele vermek ayrıdır.
Aslında ikisi çok farklı şeyler değil. Ben insan türünün bu gezegende nispeten daha mutlu bir şekilde yaşaması için dinlerle mücadele edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ancak bunun yöntemi toplumu aydınlatmak, aklı ve rasyonel düşünceyi yüceltmek olmalıdır. Fakat bunu yapanlara dahi "militant ateist" denebiliyor.
İslam'dan Ateizm'e geçince, 1'den, 0'a düşüyorsun. 0'dan 1'e yükselip, oradan 2, 3, 4 şeklinde devam etmiyorsun. (Normalde)
Şu çok doğru bir tespit.. Bir dine veyahutta tanrıya inanmak/inanmamak bireylerin bulunduğu seviyeyi gösteriyormuşçasına bir yaklaşım sergilemek doğru değil.
Hatta dinlerin kendisi zaten inananları inanmayanlardan üstün kılarak bu şekilde bir seviyelendirme yapıyorken, buna anti olarak çıkmış bir düşünceye sahip kişilerinde aynı tutumu sergilemeleri tuhaf doğrusu!!
Nerde dinden çıkan birisi varsa hemen aydınlığa ulaşmış, kurtuluşa ermiş üstün insan muamelesi görüyor.. Hoş, dediğim gibi nerde birisi bir dine girse o dinin(!) mensupları tarafından aynı muameleyi görüyor...
Bana göre seviyeler(dikey bir çizgi) yok, yatay bir çizgi üzerinde farklı düşünceler geliştirmek var, farklı pozisyonlara yerleşmek var..
Aslında ikisi çok farklı şeyler değil. Ben insan türünün bu gezegende nispeten daha mutlu bir şekilde yaşaması için dinlerle mücadele edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ancak bunun yöntemi toplumu aydınlatmak, aklı ve rasyonel düşünceyi yüceltmek olmalıdır. Fakat bunu yapanlara dahi "militant ateist" denebiliyor.
Bence bu doğal süreç içerisinde gerçekleşmeli gerçekleşecekse bile. Rasyonel düşüncenin dinlerle mücadele etmek için diye değil, faydalı olduğu düşünüldüğü için anlatılması gerek insanlara.
Çünkü kişi eğer dininde mutluysa, bizim onları;
Kendimize doğru gelen, bir hayata ve yaşama döndürmeye çalışmamız, bencillik olur.
Belki dindarın gözünden Muhammed ve Kuran hakkında düşüncelerini yazıp çekilen ile, İslam'a karşı mücadele veren kişi arasında bir fark olmayabilir, o ayrımı yapacak yeteneği olmayabilir, lakin biz o farkı biliyoruz.
Biz kimiz ki; kendimizi başkalarından üstün görüyoruz ve onları bir yola sokmaya çalışıyoruz.
Kurdistannn
23-08-2015, 13:58
Çünkü kişi eğer dininde mutluysa, bizim onları;
Kendimize doğru gelen, bir hayata ve yaşama döndürmeye çalışmamız, bencillik olur.
Belki dindarın gözünden Muhammed ve Kuran hakkında düşüncelerini yazıp çekilen ile, İslam'a karşı mücadele veren kişi arasında bir fark olmayabilir, o ayrımı yapacak yeteneği olmayabilir, lakin biz o farkı biliyoruz.
Biz kimiz ki; kendimizi başkalarından üstün görüyoruz ve onları bir yola sokmaya çalışıyoruz.
Ama farkında olmasalar da, iyi niyetli olsalar da tehlikeli oluyorlar.
Çünkü onlar adına konuşup onları kandıran dincilere teslim oluyor, destek veriyorlar.
O dincilerde bu gücü eline alınca, ezebildiklerini eziyor.
Onları rasyonel düşünceye çekmemiz, sadece bize değil, bizden sonraki nesillerin huzuruna da fayda sağlar.
Ama farkında olmasalar da, iyi niyetli olsalar da tehlikeli oluyorlar.
Çünkü onlar adına konuşup onları kandıran dincilere teslim oluyor, destek veriyorlar.
O dincilerde bu gücü eline alınca, ezebildiklerini eziyor.
Onları rasyonel düşünceye çekmemiz, sadece bize değil, bizden sonraki nesillerin huzuruna da fayda sağlar.
Fakat bu sadece dinde yok ki; Başkası da gidiyor Marksist oluyor, bomba patlatıyor insan öldürüyor, Faşist oluyor katliam yapıyor.
Bu ezme olayı sadece dine bağlı bir şey değil.
Din ile mücadele anlayışı, Rasyonalist toplum hedefini saptırıyor.
Zaten şu da var. Biz kendimiz ne kadar Rasyoneliz ki de? O da var.
Rasyonalizmin ölçüsü ve limiti nedir.
Onun için eğer kendisinden başkasına bir zararı yoksa, kişi rasyonel olmadan mutluysa, yine öyle kalabilir.
Kurdistannn
23-08-2015, 14:27
Fakat bu sadece dinde yok ki; Başkası da gidiyor Marksist oluyor, bomba patlatıyor insan öldürüyor, Faşist oluyor katliam yapıyor.
Bu ezme olayı sadece dine bağlı bir şey değil.
Din ile mücadele anlayışı, Rasyonalist toplum hedefini saptırıyor.
Ama ben marksistler her durumda rasyonalist demedim ki.
Hayata eleştirel gözle bakabilen insanlar yetiştirmek lazım. Ama % 100 eleştirel gözle. % 99 falan değil.
Ben mesela okuduğum her kitabı satır satır eleştirerek okurum. Ama günümüzde insanlar, kitapları kendi düşüncelerine destek bulmak için okuyor.
Ateizm ile ilgili kitap okuyan, kitabı bitirir bitirmez sağa sola koşturuyor.Herkese o fikirleri aktarıyor.Çünkü istediğini buluyor.
Din ile ilgili kitap okuyanlar, sağ ya da solla ilgili kitap okuyanlar da öyle.Hemen propagandaya başlıyorlar. Amaçları okudukları kitaplarda, izledikleri filmlerde, belgesellerde, dinledikleri konferanslarda istediklerini bulmak.
Bir durun bakalım.Tamamen tarafsız gözle bir eleştirin bakalım...
Benim rasyonellikten anladığım bu.
Çünkü kişi eğer dininde mutluysa, ...
Kişi dinini kendisi seçmiyor ki? Bir endoktrinasyon söz konusu. Çocuklara karşı bir sorumluluğumuz yok mu bizim? Kaldı ki belki de kendine endoktrine edilen öğretiler içinde mutlu yaşadığını sanıyor, dini terketse daha mutlu, özgür ve rahat bir yaşam yaşayacağından habersiz o kişi?
Ayrıca din yalnızca bireysel yaşanan bir olgu değildir. Sen hep böyle değerlendiriyorsun. Çünkü "ılımlı" müslümanların içinde yaşamışsın, muhtemelen ailen de öyle. Fakat İslam'ın bir de sosyal hayatı düzenleyen içtimai ve insanlığı tehdit eden yayılmacı yönü var. Bunu gözardı ediyorsun..
Biz kimiz ki; kendimizi başkalarından üstün görüyoruz...
Biz, dinlerin insanlığın gelişiminde rol oynadığını fakat dünyanın başına artık bela olduğunu ve aşılması gereken bir olgu olduğunu bir şekilde diğerlerinden önce fark edebilmiş azınlıktaki kimseleriz. Bu bizi diğerlerinden üstün kılmaz, ancak bize bir sorumluluk yükler. Bir evde yangın varsa ve siz uyanmış iseniz evi terk etmeden önce uyuyan başka kimseleri de uyandırmalısınız. İşte ben evi terk etmeden (ölmeden) önce bu sorumluluğu yerine getirmek zorunda hissediyorum kendimi.
...ve onları bir yola sokmaya çalışıyoruz.
Onları bir yoldan döndürmeye çalışıyoruz belki ancak bir yola sokmaya kesinlikle çalışmıyoruz. İki boyutlu şöyle bir hayat matrisi düşün:
http://oi61.tinypic.com/14mwa4n.jpg
Biz bunu şu hale getirmeliyiz:
http://oi61.tinypic.com/2urpbfb.jpg
Rakamları yine bireyin kendisi yazacak. Biz bir şey dikte etmiyoruz.
Vefik Sami
23-08-2015, 14:43
İnsan pergel gibidir.
Pergel'in kendisinden isteneni gerçekleştirmesi için, bir ayağını sâbitlemesi gerekir.
Bizim de düşüncelerimizin, ön kabül veya doğrularımızın dayandığı bir "sâbit"e ihtiyacımız var.
Eleştiriler de bu "sâbit"ler üzerinden gerçekleşmekte.
Ne var ki; her insan kendisini gerçeğe ulaştıracak "sâbit"i bulmuş değil.
Bulmak da öyle kolay değil.
Şahsi kanâ'atim; kişiler, içindeki dürüstlük mayası ölçeğinde gerçeğe götüren "sâbit"i bulabiliyor.
MESİH şunu buyurur:
"İnsanların size nasıl davranmasını istiyorsanız, siz de onlara öyle davranın. Çünkü Kutsal Yasa'nın ve peygamberlerin söylediği budur." (Matta: 7/12)
Herkes kendi bulduğu "doğru"yu çevresine dayatmaya kalkınca, işler çığırından çıkıyor.
Aynı şeyleri düşünmesek de aynı idealleri paylaşmasak da birlikte yaşama kültürü oluşturabilirsek, sorunlarımızın çoğu çözülür.
Bunun için de evvelâ, herkesin kendini eğitmesi şart.
Ama biz, kendimizi bırakıp başkalarına yol-yordam göstermeye bayılıyoruz.
İnsanın içindeki "farkedilme" isteği o insanın kendisini aşınca; olanlar oluyor.
Fakat bu sadece dinde yok ki; Başkası da gidiyor Marksist oluyor, bomba patlatıyor insan öldürüyor, Faşist oluyor katliam yapıyor.
Bu ezme olayı sadece dine bağlı bir şey değil.
Din ile mücadele anlayışı, Rasyonalist toplum hedefini saptırıyor.
İdeolojiler dinlerden farklı değil ki.. :) Onlarla da mücadele etmeli. Mücadele yöntemi de belli: akılcı düşünce. Şimdi Kürdistan bir kitap okuyup ertesi günün sabahına markist olarak uyanmaz, ancak bir lise talebesinde bu tehlike vardır, neden mi? Rasyonel düşünce gelişmemiştir de ondan. Kritik-analitik düşünemiyor bu çocuklar, o yüzden kendilerini bir ideolojinin kucağında buluyorlar. Ancak bunlar öğrenilebilen şeylerdir. Bunu da en iyi felsefe sağlar. Bana kalırsa ilköğretim birinci sınıftan başlayarak zorunlu ders olarak okutulmalı. Ancak devletler bunu istemezler, çünkü bu durumda itaatkar vatandaş yetiştirmeleri zorlaşır. Oysa bunun genelin faydasına olduğunu anlasalar ne güzel olurdu..
İnsan pergel gibidir.
Pergel'in kendisinden isteneni gerçekleştirmesi için, bir ayağını sâbitlemesi gerekir.
Bizim de düşüncelerimizin, ön kabül veya doğrularımızın dayandığı bir "sâbit"e ihtiyacımız var.
Eleştiriler de bu "sâbit"ler üzerinden gerçekleşmekte.
Ne var ki; her insan kendisini gerçeğe ulaştıracak "sâbit"i bulmuş değil.
Bulmak da öyle kolay değil.
Şahsi kanâ'atim; kişiler, içindeki dürüstlük mayası ölçeğinde gerçeğe götüren "sâbit"i bulabiliyor.
MESİH şunu buyurur:
"İnsanların size nasıl davranmasını istiyorsanız, siz de onlara öyle davranın. Çünkü Kutsal Yasa'nın ve peygamberlerin söylediği budur." (Matta: 7/12)
Herkes kendi bulduğu "doğru"yu çevresine dayatmaya kalkınca, işler çığırından çıkıyor.
Aynı şeyleri düşünmesek de aynı idealleri paylaşmasak da birlikte yaşama kültürü oluşturabilirsek, sorunlarımızın çoğu çözülür.
Bunun için de evvelâ, herkesin kendini eğitmesi şart.
Ama biz, kendimizi bırakıp başkalarına yol-yordam göstermeye bayılıyoruz.
İnsanın içindeki "farkedilme" isteği o insanın kendisini aşınca; olanlar oluyor.
Pergelin başlangıç noktası. Arşimetin BANA BİR DESTEK VERİN DÜNYAYI YERİNDEN OYNATAYIM daki destek noktasımıdır. Ataizmin başlangıç noktası da dinlerde sorgulamanın başlamasımıdır.
Yazıda bir kişi şöyoe diyor"
Amacınız ne?
Derneğin kurulmasında en büyük etken toplumda ateizmin bilinmemesi. Biz insanları sorgulamaya yönlendiriyoruz. Kafalarında sorular yaratmaya çalışıyoruz. Halihazırda Türkiye’deki eğitim sistemiyle insanların sorgulama yeteneği tamamen kilitleniyor. Özellikle dinden nemalananlar bunun için bizi sevmiyor. Çünkü çıkarlarını etkiliyoruz. İslamcılar açısından ‘mürted’iz ve şeriatta bunun karşılığı ölüm. Bunun için yerleşik bir düşmanlık var bize karşı."
BİZ İNSANLARI SORGULAMAYA YÖNLENDİRİUORUZ pergelin ucu yada destek noktası bumu? Sizce.
Vefik Sami
23-08-2015, 19:11
Pergelin başlangıç noktası. Arşimetin BANA BİR DESTEK VERİN DÜNYAYI YERİNDEN OYNATAYIM daki destek noktasımıdır. Ataizmin başlangıç noktası da dinlerde sorgulamanın başlamasımıdır.
Yazıda bir kişi şöyoe diyor"
Amacınız ne?
Derneğin kurulmasında en büyük etken toplumda ateizmin bilinmemesi. Biz insanları sorgulamaya yönlendiriyoruz. Kafalarında sorular yaratmaya çalışıyoruz. Halihazırda Türkiye’deki eğitim sistemiyle insanların sorgulama yeteneği tamamen kilitleniyor. Özellikle dinden nemalananlar bunun için bizi sevmiyor. Çünkü çıkarlarını etkiliyoruz. İslamcılar açısından ‘mürted’iz ve şeriatta bunun karşılığı ölüm. Bunun için yerleşik bir düşmanlık var bize karşı."
BİZ İNSANLARI SORGULAMAYA YÖNLENDİRİUORUZ pergelin ucu yada destek noktası bumu? Sizce.
Pergelin sabit ucu; riyâsız ve gösterişsiz, sâdece gerçeği aramak, gerçeğin peşinde olmaktır.
Gerçeği arayıp bulmak için kullanılan metodlardan birisi, belki de en önemlisi de sorgulamadır.
Bizim esas çelişkimiz; kendi "doğru"larımızı sorgularken gösterdiğimiz hassâsiyetin, başkalarının doğrularını sorgularken gösterilen hassasiyetten daha gevşek/az olmasıdır.
spartacus
23-08-2015, 19:48
Birikim dergisinin ‘Ateizm’ özel sayısında, Müslüman bir toplumda inançsız olmayı ilginç örneklerle anlatan yazar Şükrü Argın’la ateizm ve kültürel kodlarını konuştuk.
Bir ateist kendini daha çok ‘Tanrısız’ olarak mı, ‘dinsiz’ olarak mı görür? Ateizm tercihi Tanrı’ya karşı mı yoksa dine karşı mı oluşur?
Ateizm bilindiği gibi sözcük olarak ‘tanrıtanımazlık’ anlamına gelir. Fakat doğal olarak dinlerin reddini de içerir. Ben şahsen tutarlı bir ateist konumun kendisini ‘tanrıtanımaz’ olarak değil de esasen ‘din-tanımaz’ olarak tanımlaması gerektiğini düşünüyorum. Ateizm, dinlerin ve onların Tanrı fikrinin reddidir çünkü. Deizmden farkı, bu fikrin karşısına başka, daha makul ve makbul bir Tanrı fikriyle çıkmak gibi bir dert, niyet taşımamasıdır. Ateizm Tanrı’ya karşı çıkmaz. Zira bir şeye karşı çıkmak, onunla şu ya da bu yer ve zamanda bir şekilde karşılaşmayı gerektirir ki, Tanrı söz konusu olduğunda böyle bir ihtimal sıfırdır.
Gayet net bir özet.
Ali Bulaç/sosyolog, ilahiyatçı
MATERYALİST BİR SÜREÇTEN GEÇİYORUZ
Ancak ateizme yönelimi kolaylaştıran materyalist bir süreçten geçtiğimizi söyleyebilirim. Söz konusu materyalizm felsefi arkaplandan yoksun fiili bir kültürel algıdır, yaşama biçimiyle beslenmektedir. Ateizmi besleyen küresel tüketim kültürü, bedene ilişkin haz ve hızın, şehvet ve iştihanın hayat uğraşılarının merkezine oturmasıdır. Türkiye de bu tüketim anaforunun içine girmiş bulunuyor, AK Parti iktidarı tüketimi, piyasa kapitalizmini dindarın hayat tarzı haline getirdi, dinin ve dindarlığın içini boşalttı.
Gayet yanlış bir çıkarım. Materyalizmi tüketim biçimiyle, yani maddi-yat temelli ilintilemiş ve bunuda felsefi arka plandan yoksun haliyle diyerek dile getirmiş. Yani felsefi arka plandan yoksun materyalizm nasıl olur bilemem, ama kişi hepten hatalı bir çıkarımda bulunmuş. Heleki nihilizme varması filan, aslında ilgili konu materyalizm değil, meta fetişizmidir, yani kaptalist pazarlama-tüketim ve meta(ticaret malı, eşya) tapınımı(fetişizm), eni sonu insanın sahip-mahrum çerçevesinide belirler(aslında hayali argüman-tanrı- ve korku fetişizminin yerini, metafetişizmi-mahrumiyet ve korku-kaygısı alıyor, bu bağlamda kurulacak bir bağ ilgili-alakalı olabilir ve kıyaslanabilir, zira ikiside fetişizm ve kaygı temeli içeriyor). Mahrumiyetin de nihilizmi ne denli koşullayacağı meçhul, bir kaç kez değinmişimdir, nihilizmin bu yoksunum o halde hiçim tarzlı algısı, çarlık Rusyasındaki yoksulluk ve sefalete, mahrumiyete gider... Felsefi olarak bakılablir mi? Bence daha çok sosyo-psikolojik, sosyo-ekonomi-politik bir konu, nihilizm denilemez-bu gün bir çok bilincsiz insanımız nihilizm sansa da, Rusya'daki akım aslında daha farklı koşulların dayatımı, bir çeşit çaresizliğin, bilinçsiz isyanı gibi, sosyo-politik bir durum :)
Sonuç olarak ilahıyatçı yazarımız yaşadığı dünyadan ve insanlarından bihaber :)
Not: Başlık "Hürriyette Ataizm" yerine "Hürriyet Gazetesi'nde Ateizm Konusu " olarak değiştirildi.
Ama ben marksistler her durumda rasyonalist demedim ki.
Hayata eleştirel gözle bakabilen insanlar yetiştirmek lazım. Ama % 100 eleştirel gözle. % 99 falan değil.
Demek istediğim insanların birbirini kesmesinin, eziyet etmesinin sebebi din değil. İnsanlar dinler yüzünden birbirine zulmediyor düşüncesi gerçeği yansıtmıyor. Dinler ortadan kalkınca bu durum çözülcek bir şey olsa, Japonların Çinlilere geçmişte yaptıkları işkenceler ortada mesela.
Kişi dinini kendisi seçmiyor ki? Bir endoktrinasyon söz konusu. Çocuklara karşı bir sorumluluğumuz yok mu bizim? Kaldı ki belki de kendine endoktrine edilen öğretiler içinde mutlu yaşadığını sanıyor, dini terketse daha mutlu, özgür ve rahat bir yaşam yaşayacağından habersiz o kişi?
Ayrıca din yalnızca bireysel yaşanan bir olgu değildir. Sen hep böyle değerlendiriyorsun. Çünkü "ılımlı" müslümanların içinde yaşamışsın, muhtemelen ailen de öyle. Fakat İslam'ın bir de sosyal hayatı düzenleyen içtimai ve insanlığı tehdit eden yayılmacı yönü var. Bunu gözardı ediyorsun..
O halde bu endoktridine bandım olayına ( endoktrinasyon diyemedim :p), karşı çıkmak lazım, dinlere değil.
Şahsen çocuğumun da dinlerin olmadığı bir dünyada yaşamasını amaç edinmezdim.
İnsanların birbirlerinin inanç özgürlüğüne saygılı olduğu bir dünyada yaşamasını ise isterdim.
Bireysel olanlar varsa, demek ki; dinlerde böyle bir durum da var.
Onun için;
Sadece tehdit edici ve yayılmacı olanları göremeyiz ki; dinin bireyselliğini savunanlar da aynı şekilde bu yayılmacı ve saldırgan durumdan rahatsızlar.
Biz, dinlerin insanlığın gelişiminde rol oynadığını fakat dünyanın başına artık bela olduğunu ve aşılması gereken bir olgu olduğunu bir şekilde diğerlerinden önce fark edebilmiş azınlıktaki kimseleriz. Bu bizi diğerlerinden üstün kılmaz, ancak bize bir sorumluluk yükler. Bir evde yangın varsa ve siz uyanmış iseniz evi terk etmeden önce uyuyan başka kimseleri de uyandırmalısınız. İşte ben evi terk etmeden (ölmeden) önce bu sorumluluğu yerine getirmek zorunda hissediyorum kendimi.
Dünyanın başına bela olan din değil. İnsanların birbirine karşı diktasyonu ve saygısızlığı. Yoksa herkes ateist olsun tarzında, "dinler dünyanın başına beladır" şeklinde bir yaklaşım da, özünde İşid veya misyoner cemaat yapılarına benzer ve senin eleştirdiğin yapıyla aynı özellikleri taşıyor bence.
Onları bir yoldan döndürmeye çalışıyoruz belki ancak bir yola sokmaya kesinlikle çalışmıyoruz.
Sonuçta insan dinden çıktığı zaman, hayata bakış açısı farklılaşıyor. Yolu değişiyor.
Ayrıca, din sadece;
Tanrı inancı, kutsal Kitap inancı gibi bir şey değil. Bu insanlar arasında kültürel bir yapı aynı zamanda.
İslam, Hıristiyanlık, Yahudilik vs. bunların dünyadaki çeşitli kültür yapılarını yansıtması bakımından korunması da lazım.
Bunlar barışçıl bir halde de bürünebiliyorlar.
Lakin;
İdeoloji haline gelmemesi lazım. İslamcılık, Christinanism gibi ideoloji haline gelip, insanları sürmemesi lazım.
Bunun için de, teistlere bunları anlatmak lazım ki; ben bunu söylüyorum. Bireysel tut diye.
İslam, Hıristiyanlık, Yahudilik vs. bunların dünyadaki çeşitli kültür yapılarını yansıtması bakımından korunması da lazım.
Bunlar barışçıl bir halde de bürünebiliyorlar.
Lakin;
İdeoloji haline gelmemesi lazım. İslamcılık, Christinanism gibi ideoloji haline gelip, insanları sürmemesi lazım.
Bunun için de, teistlere bunları anlatmak lazım ki; ben bunu söylüyorum. Bireysel tut diye.
Teistlere nasıl anlatacaksın? Kendi Allah'ını mı dinleyecekler yoksa seni mi? Lütfen saf olma Boolean.. İslam ve Hristiyanlık yayılmacı dinlerdir. Yahudilik ise kendini üstün tüm insanları kölesi görüyor. Budizm vb. dinlerin barışçıl olduklarını sanırdık Myanmar'da yaşananlara şahit olana kadar..
Sadece dinler değil, ideolojiler de insanlığın mutlak refahı için birer engel. Hepsinin kökünün kazınması lazım. Tabi cebren ve hileylen değil. Yöntemi yukarıda konuştuk..
Teistlere nasıl anlatacaksın? Kendi Allah'ını mı dinleyecekler yoksa seni mi? Lütfen saf olma Boolean.. İslam ve Hristiyanlık yayılmacı dinlerdir. Yahudilik ise kendini üstün tüm insanları kölesi görüyor. Budizm vb. dinlerin barışçıl olduklarını sanırdık Myanmar'da yaşananlara şahit olana kadar..
Sadece dinler değil, ideolojiler de insanlığın mutlak refahı için birer engel. Hepsinin kökünün kazınması lazım. Tabi cebren ve hileylen değil. Yöntemi yukarıda konuştuk..
Hayır saflık olduğunu sanmıyorum Aleph. Yani senin aklına güvenen bir insanım şimdiye kadar paylaştıklarından. Lakin; Ben bu şiddetin dinlerle ortaya çıktığını ve yayıldığını değil, insanın doğasında bulunduğunu düşünüyorum. Bunu yenmek için de empati yeteneğinin ve akılcılığın aşılanması gerektiğini.
Çünkü Teistlerin de akılcılık seviyeleri var. Empati seviyeleri var. Akılcılık seviyesi yüksek olan, dinini aklına uyduruyor, empati seviyesi yüksek olan dinini empatisine uyduruyor.
Uzakdoğuda bir sürü bencil, şerefsiz, çıkarcı ve aynı zamanda dinsiz insan olduğunu da bildiğim için.
Sorunun dinlerde olmadığı düşüncesindeyim.
Yani içinde iyilik bulunan adam Allah böyle söz etmez diyor, o kötülüğü yapmıyor. İçinde kötülük bulunan adam ise dinsiz de olsa, Teist de olsa bunu yapıyor.
"Allahını mı dinlicek beni mi?" sorusuna gelince.
Tabi Allah'ını dinlicek fakat ben aklını değiştirdiğim için, Allah da aklında olduğu için sonuçta yine aklını dinlicek.
Benim bu konudaki görüşümü Stephen Weinberg özetliyor. Üzerine söyleyecek sözüm yok. Sadece şunu ekleyebilirim: "not only religions but also ideologies.."
http://laughingatgod.com/wp-content/uploads/2014/11/Good-Without-Religion.jpg
Benim bu konudaki görüşümü Stephen Weinberg özetliyor. Üzerine söyleyecek sözüm yok. Sadece şunu ekleyebilirim: "not only religions but also ideologies.."
http://laughingatgod.com/wp-content/uploads/2014/11/Good-Without-Religion.jpg
Peki bunun zıttı niye olmuyor? Yani dinler iyi insanlara da kötü şeyler yaptırıyor da, kötü insanlara neden iyi şeyler yaptıramıyor?
İyi insanlara kötü şeyler yaptırabiliyorsa, kötü insanlara da iyi şeyler yaptırabilmesi lazım.
Predator
24-08-2015, 19:57
Peki bunun zıttı niye olmuyor? Yani dinler iyi insanlara da kötü şeyler yaptırıyor da, kötü insanlara neden iyi şeyler yaptıramıyor?
İyi insanlara kötü şeyler yaptırabiliyorsa, kötü insanlara da iyi şeyler yaptırabilmesi lazım.
İyi insan; dinin ortaya çıktığı dönemde ve yüzlerce yıl sonra da, dini için her türlü kötülüğü yapabilir, kötü insan; dinin ortaya çıktığı dönemde ve yüzlerce yıl sonra da, dini için her türlü kötülüğü yapabilir veya dinin ortaya çıktığı dönemde ki ahlak kurallarına dini sayesinde uyup iyi bir insan olabilir. Ancak dinin ortaya çıktığı dönemden yüzlerce yıl sonra ahlak kuralları değişeceği için kötü insanın dininin kurallarına uyması onu iyi yapamayacaktır.
Fazla mı kıvırdım acaba ?
Haklısın Boolean; din, kötü insanlara da birtakım iyi şeyler yaptırabilir. Ancak Predator'un argümanı çok doğru. Dinlerin vaaz ettiği ahlak kurallarının önemli bir kısmının son kullanma tarihi geçmiş. Yani obsolete. Derlesen çalışmaz..
Yalnız daha mühim olan konu "din adına adam öldürmek." İyi adamı da kötü adamı da organize katillere çok kolaylıkla dönüştürebilir din. Örneğin daha önce paylaştığım şu videonun yalnızca 4:00-4:18 aralığını bir daha izler misin?
https://www.youtube.com/watch?v=zF35a5E0uss
Ne diyor? Kafir olduğunuz için sizi öldürmem gerekiyor, emir büyük yerden.. Eğer din bunu vaaz etmese (ya da o şekilde anlaşılmasa) iyi adamın da kötü adamın da aklına hiçbir şekilde gelmeyecek bir kötülük bu, anlıyor musun? Dinin kötülük üzerine ekstra bir katkısı var. Din, insanları organize edip hayır kermesleri düzenletebilir ama diğer taraftan insanları organize edip yukarıdaki gibi kurşuna da dizdirebilir. Kuran'daki cihad ayetleri dominant ayetler. Baksana, ülkenin koskoca Enerji Bakanı bile şehit olmaktan bahsedebiliyor. Sözde okumuş etmiş adam. Weinberg'in de yukarıdaki sözünde vurguladığı daha çok intihar bombacıları sanıyorum.. (Richard Dawkins'le söyleşisinden bu şekilde hatırlıyorum.)
Ben, dinler yeryüzünden silinince insanlık mutlak anlamda refaha kavuşacak demiyorum. Din, yerine göre bir iyilik aracı olabilir ama çoğunlukla çok daha güçlü bir kötülük aracıdır. Dinler, insanların elinden İsviçre çakısını alıp yerine pala vermiştir desek teşbihte hata olmaz..
Bütün bunlardan ayrı olarak çocukların endoktrinasyonunu nasıl engelleyebileceğimizi düşünüyorsun? Ben mesela mağdur edildiğimi düşünüyorum. Bunun için ebeveynlerimi suçlayacağım kadar insanlığın ortak aklını da suçluyorum. Dinlerle mücadele etmedikleri ve beni mağdur ettikleri için.. Entelektüeller beni endoktrinasyondan korumayacaklarsa ne b*k yiyecekler bu dünyada..?
Yalnız daha mühim olan konu "din adına adam öldürmek." İyi adamı da kötü adamı da organize katillere çok kolaylıkla dönüştürebilir din. Örneğin daha önce paylaştığım şu videonun yalnızca 4:00-4:18 aralığını bir daha izler misin?
Açıkçası izlemek istemiyorum. Fakat anladım.
Bu konuları dindar bir arkadaşımla konuşacağım bakalım. Ne düşünüyor. Ne diyecek.
Bütün bunlardan ayrı olarak çocukların endoktrinasyonunu nasıl engelleyebileceğimizi düşünüyorsun?
Her aile genelde çocuğunu kendi görüşleri doğrultusunda büyütmek istiyor. Yani Ateist bir baba çocuğunun dinlere inanmamasını, Teist bir baba ise dine inanmasını veya kendi ideolojisi doğrultusunda.
Bu endoktrinasyon (zor bu kelime senin yazdığına bakmak zorunda kalıyorum) her şekilde çocuklara uygulanıyor az veya çok bence.
Yani Ateist bir eğitim sistemi de, Teist bir eğitim sistemi kadar endoktrinasyon :) olabilir.
Ayrıca;
Şüphecilik alışkanlığı verilirse çocuklara, bu otomatik olarak insanların dinleri de ideolojileri de sorgulamalarına vesile olacaktır diye düşünüyorum.
Dinler ve ideolojiler ülkenin eğitim sistemini şekillendiriyorsa da Türkiye'deki gibi... toplumu bilgilendirmek adına çalışmaları destekliyorum zaten.
Lakin bunun adı dinlerle mücadele olmamalı.
Teistler fikirlerini söyler, biz fikirlerimizi söyleriz. Sonucunda insanlar karar verir.
Ben Tanrıya inanmadığımı yıllardır çevremedekilere söylüyorum zaten fakat bunu onlar dinlerinden çıksınlar diye değil, böyle düşündüğüm için.
Aksi takdirde biz de bir din olur, Ateist misyoner durumuna düşeriz.
Aynı dinler gibi, dinsizliğin de ideoloji haline gelmesi ve amaç haline getirilmesi tehlikeli olabilir.
Çünkü burada da Muhammed'in yaptığı gibi Kafir ve Mümin ayrımını biz yapmış oluyoruz. Lakin Müminleri tutmuyoruz da, Kafirleri tutuyoruz.
Dinler her Teiste İşid'in yaptırdığını yaptırıyor olsa, bütün müslümanların İşid'e katıldığını görüyor olmamız lazımdı. Lakin böyle olmuyor.
Demek ki; Dinlerin etkisi olduğu kadar aklın da etkisi oluyor Teistler üzerinde.
Bu aklı da önemsemek lazım bence.
Ben de insanları zorla dinden çıkaralım demiyorum. Aslında ikimiz de aşağı yukarı aynı şeyleri söylüyoruz. Tek fark, sen dinlere karşı daha müsamahalısın.
Unutma ki din kültürden beslendiği gibi aynı zamanda kültüre biçim de verir. Bugün Anadolu'da kaç kadın başına kuma geldiği için mutsuz biliyor musun? Ya da gerçekte örtünmek istemediği halde kendi iradesiyle örtündüğüne inandırılan kaç tane kız çocuğu var? Tahminde bulunabilir misin? Bir tanesi benim yeğenim. Oldu bittiye getirdiler, güzel sözler söylediler, hediyeler aldılar, telkinde bulundular. Küçücük çocuk, yetişkinlere karşı bilişsel olarak zayıf, haliyle kendi tercihini savunamayacağını biliyor ve baskılara teslim oluyor. Ben ne yaptım biliyor musun? Ona ipek bir eşarp aldım. Biraderi ve kararlı tavrını biliyorum, bu yüzden madem örtünüyor en azından bundan alabileceği keyfi alsın istiyorum. Ama daha 13 yaşında olmasına rağmen tevrat falan okuyor, bana evrimle ilgili sorular soruyor, akıllı çocuk. Bir gün kurtulacağını (kendi hayatını yaşayacağını) umuyorum.
Bu tafsilata neden girdim? Müslümanlar nasıl mutlu yaşıyorlarsa bırak öyle yaşasınlar diyorsun ya, öyle basit değil işte..
Çocuk ailenin midir? Devletin midir? Yoksa daha üst bir aklın mı olmalıdır? Bu konuyu felsefe tartışmış, halen de tartışıyor fakat bence öncelikli bir konu olmalı ve bu alanda yapılan felsefe bir eylem doğurmalı artık. Ben sanırım çok ütopik düşünüyorum ama kendi dünyamda doğru olduğunu düşündüğüm şeyleri söylüyorum. Beni ikna ederseniz görüşlerimi değiştirebilirim..
Bizde İslam aynı zamanda ideoloji şeklinde olduğu için yıllardır. Bunun sebebi de muhtemelen ülkenin kuruluşunda hızlı sert, reformist geçişler yaşanması.
Doğal süreç içerisinde gerçekleşseydi, İslam bu kadar siyasete egemen olamayacaktı belki de.
Şu an AKP ve dini söylemler nedeniyle AKP'yi destekleyen insanların olması, ülkenin yanı başında İşid'in varlığı, doğuda Hizbullah'ın varlığı...
Ayrıca geçmişte yaşanmış Sivas katliamı gibi katliamlar.
İnanmayan insanları dinden korkutuyor.
Can güvenliği ve özgürlük tehlikedeymiş hissi var. Dahası her müslüman potansiyel Hizbullahçı veya potansiyel İşidci olabilir düşüncesi var belki.
Fakat Türkiye'deki müslümanların çoğu iş, güç hayat, kariyer, para, yaşam derdi ile meşguller. Umursamıyorlar dinlerini aslında.
O nedenle insanlara bunu çok fazla umursatmamak lazım olabilir.
Yani bu insanlar saldırı şeklinde bir tehdit algılarlarsa, umursamayan bu insanları dinin içine itilebilme tehlikesi var.
Nasıl ülkenin kuruluşunda yapılan hızlı reformlar (reformlar doğru fakat yöntemler bence sert ve emrivaki olmuş) nasıl saldırı etkisi yarattı ve siyasal islamın doğmasına sebep olduysa, bu tür din ile mücadele gibi aksiyonlar da aynı etkiyi yapabilir, faydadan daha çok zarar verebilir belki.
Yöntem çok önemli.
Çocuk ailenin midir? Devletin midir? Yoksa daha üst bir aklın mı olmalıdır? Bu konuyu felsefe tartışmış, halen de tartışıyor fakat bence öncelikli bir konu olmalı ve bu alanda yapılan felsefe bir eylem doğurmalı artık. Ben sanırım çok ütopik düşünüyorum ama kendi dünyamda doğru olduğunu düşündüğüm şeyleri söylüyorum. Beni ikna ederseniz görüşlerimi değiştirebilirim..
Hiç ikna falan yok. İkna etmeye de çalışmam kimseyi. Senin haklı olabilme ihtimalin de var.
Çocuk kimsenin olmamalı. Fakat şu da var. Çocuk doğası gereği, anayı babayı taklit ediyor, örnek alıyor. Yani müslüman bir anadan doğan çocuk anasına bakıyor, anası ne yapıyorsa onu yapıyor çünkü ona güveniyor.
Aslında tüm insanlar için durum böyle. Yani bir Teist bize güvenmiyorsa, bizim sözlerimize neden önem versin?
Fakat bizler bireysel olarak çevremizdeki müslümanlara karşı sıcak ve hoşgörülü olursak, onların "düşünce ve inanç özgürlüklerine" saygı duyarsak, bu o kişilerde otomatikmak güven duygusunu yaratacaktır.
Bakın Tayyip bağırıyor habire. Bu Ateistler terörist diyor. Kuran bunlar sapkın diyor. Böyle bir dezavantajla başlıyoruz zaten işe. Kafalarında bir ön yargı var.
Bu ön yargıyı kırdığınız zaman. Akıllı olan müslümanın da dinine karşı bakış açısı değişir diye düşünüyorum.
Türkiye'de akıllı müslümanlar çok var.
Çünkü Türkiye'de din bilinçli bir tercih değil. Yani dinlere inanmayıp da, dine giren adamın aklından şüphe ederim lakin çocukluğunda inandırılan insan aptaldır denemez. Suçsuz yani bu.
Aklıyla girmemiş ki; dine inanmasında aklının bir ölçüsü olsun.
Bu akıllı insanlar da güven duydular mı kafalarında soru işaretleri de yeşerir.
Kemalistlerin uyguladığı baskıcı ve şekilci reform çabalarının bir benzerini uygulayalım demiyorum elbette. Yöntem konusunda seninle anlaşıyoruz. Burada ayrıldığımız nokta benim dinlere buğz ediyor olmam. Belki de farklı sosyo-kültürel geçmişimizin olması bunda etkilidir..
Çocuk üzerinde kimin ne kadar tasarruf yetkisi olmalı? Bu konu ayrıca esaslı biçimde tartışılmalı.
3:55-4:50 (şu videoları split edebileceğim kullanışlı bir program varsa söyleyin.. :) )
https://www.youtube.com/watch?v=zvSZtG1nWGg
Kemalistlerin uyguladığı baskıcı ve şekilci reform çabalarının bir benzerini uygulayalım demiyorum elbette. Yöntem konusunda seninle anlaşıyoruz. Burada ayrıldığımız nokta benim dinlere buğz ediyor olmam. Belki de farklı sosyo-kültürel geçmişimizin olması bunda etkilidir..
Çocuk üzerinde kimin ne kadar tasarruf yetkisi olmalı? Bu konu ayrıca esaslı biçimde tartışılmalı.
3:55-4:50 (şu videoları split edebileceğim kullanışlı bir program varsa söyleyin.. :) )
https://www.youtube.com/watch?v=zvSZtG1nWGg
Öyle bir ayrımımız var evet. Muhtemelen geçmişimde yaşadığımız tecrübelerden kaynaklıdır bu da dediğin gibi.
Hayatıma müdahalede bulunmadığı özgürlüğümü kısıtlamadığı müddetçe dinlere karşı bir kıllığım yok. :) Ben o potansiyeli teistlerde görüyorum.
Dine güvenmiyorum. Fakat insan aklına güveniyorum.
Biliyorum ki; Akıl dinden üstte aslıda. O nedenle müslümanların çoğu Muhammed zamanındaki gibi yaşamıyorlar. İşid ve benzeri örgütler azınlıkta kalıyorlar.
Ben Premiere Pro kullanıyorum video işlerinde.
Şüpheci Dinsiz
25-08-2015, 00:29
Sevgili Aleph,
Çocuk üzerinde kimin ne kadar tasarruf yetkisi olmalı? Bu konu ayrıca esaslı biçimde tartışılmalı.
Çocuğun kafasını hiç bir kanıtı olmayan, hikaye olduğu halde gerçekmiş gibi kabul edilen çağ dışı safsatalarla doldurmak açık insan hakları ihlalidir.
Küçük yaşta cehennem tehditleriyle korkutulmuş çocukların çok çok büyük çoğunluğu yaşam boyu bunun zararlarını görür, bu travmayı kendi çocuklarına da aktarır.
Yalnızca İslam değil, tüm dinlerin-inanışların kanıtı olmayan birer inanç/üfürük olduğu açıkça belirtilmedikçe, çocukların mağduriyeti bitmez. Devletlerin din üzerindeki manipülasyonu, eğitimdeki iki yüzlülüğünü açıkça göstermektedir.
Din, kitleleri kolay yönetmek, sindirmek isteyen geri kalmış ülke iktidarları için vazgeçilmezdir. İstatistiklerde açıkça görülmektedir ki, akılcı eğitim verilen ülkelerde akılcı düşünce artmakta, bunun sonucu olarak inançlar gerilemekte, inançlı olan kişiler bile insan hakları temelinde toplumla uzlaşı içinde yaşamaktadır.
İslami inancın yüksek yaşandığı ülkeleri ikiye ayırırsak;
1-Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt, BAE gibi ülkelerde refah seviyesi yüksek olmakla birlikte dinin etkisiyle kadın/çocuk hakları geridir. Bu ülkeler, dini kurallarla yönetilmektedir, dine aykırı tüm eylemler, söylemler, düşünceler şiddetle cezalandırılır. Demek ki, İslami bağnazlığın refah seviyesiyle direkt bağlantısı yoktur. İslam, refah seviyesi yüksek olsa bile akılcı düşünceyi geliştirmeyen, gelişmesini engelleyen bir dindir.
2-Diğer İslam coğrafyalarında, İslamın iktidarlar tarafından ne kadar kullanışlı bir din olduğunu, açık ara, insan hakları ihlallerinin-ötekileştirmenin-baskının-zorbalığın tavan yaptığını, bilimsizliğin-akılcı düşüncenin-sanatın-sporun dibe vurduğunu, yoksulluğun-adaletsizliğin arttığını açıkça görebiliyoruz.
Sizin de, benim de, bir çoğumuzun da tavrı buğz etmek değil. Elimizde kimsenin inkar edemeyeceği veriler var. İslam ötekileştirir, kamplaştırır, bağnazlaştırır, baskı uygular.
Karşı durmayıp ne yapacaktık?
Sevgiler
İslami inancın yüksek yaşandığı ülkeleri ikiye ayırırsak;
1-Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt, BAE gibi ülkelerde refah seviyesi yüksek olmakla birlikte dinin etkisiyle kadın/çocuk hakları geridir. Bu ülkeler, dini kurallarla yönetilmektedir, dine aykırı tüm eylemler, söylemler, düşünceler şiddetle cezalandırılır. Demek ki, İslami bağnazlığın refah seviyesiyle direkt bağlantısı yoktur. İslam, refah seviyesi yüksek olsa bile akılcı düşünceyi geliştirmeyen, gelişmesini engelleyen bir dindir.
Bu ülkede yaşayan kadınlar ve çocuklar ayrıca kendilerine tanın(may)an sosyal ve kültürel haklardan son derece mutsuzdur. Aşk-ı Memnu gibi saçma salak Türk dizilerini sabah akşam izlemeleri bundandır..
Sadece buğz etmiyorum sevgili Şüpheci Dinsiz. Kendimi fazlaca sorumlu hissediyorum ve bu sorumluluğu elimden geldiğince yerine getirmeye çalışıyorum.. :thumb:
Almanya'nın ve Amerika'nın %70'i, İngiltere'nin %75'i Teist vatandaşlardan oluşuyor.
Sanki her şeyin suçu dinin üstüne yıkılıyor gibi.
Din bir yerde ayrı şey, insanların toplum bilinci, demokrasi anlayışı, insan hakları bilinci ayrı şey.
Bu modern kavramlar, teistlere de oturabiliyor. Teistler bunları sahiplenebiliyor. Öyle olmasa nasıl İngiltere'de Teist nüfus %75 olcak?
Suudi Arabistan'da da kadınlara seçme ve seçme hakkı verildi. Madem din engel oluyor nasıl bu modern hak verildi. Geriden geliyor olabilirler. Lakin global dünyaya bağlı olan her toplum faydalı olanı benimsiyor er ya da geç.
Türkiye'nin de dünyadan koparılmaması müslüman halkın global dünyaya karışması lazım.
Böylece insanların bakış açıları ve din algıları değişmeye başlayacak. Bunu Hıristiyan bir Fransız veya İspanyol'dan gözlemleyebiliyorum.
Mesela forumda sürekli Kitaptaki dini tartışıyoruz, eleştiriyoruz.
Lakin pratikteki din o değil ki;
Pratikteki din insanların kafalarının içindeki olan.
Ve genelde Teistler, Hıristiyan da olsa, Müslüman da olsa, dinlerini bizim umursadığımız kadar umursamıyorlar.
Yani benim düşünceme göre bizler genel müslüman toplumdan daha çok daha fazla umursuyoruz bunu.
Dinle karşı mücadele değil.
1. Bireyselleşme.
2. Uluslararası etkileşim
Bunların yayılması, çağdaş değerlerin faydalarının gösterilmesi lazım.
Şimdi bizde nüfusün %75'i müslüman olsa, lakin İngiltere gibi olsak fena mı olur?
Eğer Hıristiyanlarda bu oluyorsa, müslümanlarda da bu olur.
Demek istediğim fikirlerimizi ve düşüncelerimizi ifade etmeyelim, müslümanlar ne söylerlerse onaylayalım değil. Tabi ki söyleyeceğiz her fırsatta.
Fakat Teizm = Gericiliktir düşüncesi gerçeği yansıtmıyor bence.
Sıkıntı din değil, dinin siyasallaştırılması. İslam ülkelerinde bu sorun var.
Siyasallaşmış din çok tehlikeli. Ilımlısı da, ılımsızı da..
Fikirlerinize de saygı duyuyorum tabi.
Bilmiyorum yani de, benim gördüğüm biz sadece Türkiye'deki müslümanlara göre değil, Hıristiyan modern bir Fransız'a göre de anormal kaçıyoruz.
Benim Tanrı hakkında ettiğim sözlere sessiz kalıyorlar, susuyorlar genelde. Beğenmediklerini anlıyorum.
Kanadalı & Amerikalı hıristiyanlar uzaylı gibi bakıyorlar.
Sadece Türkiye'de değil yani, dünyada da marjinaliz.
Sadece Türkiye'de değil yani, dünyada da marjinaliz.
Aslında onlar marjinal, biz normaliz.. ;)
Aslında onlar marjinal, biz normaliz.. ;)
Doğru tabi :D Ama işte sayımız az olunca onlara öyle geliyor. :)
Cem Yılmaz soruyor ya "Hani marjinal bizdik?" diye...
Sayın boolean
Alıntı:
Kendimize doğru gelen, bir hayata ve yaşama döndürmeye çalışmamız, bencillik olur.
Belki dindarın gözünden Muhammed ve Kuran hakkında düşüncelerini yazıp çekilen ile, İslam'a karşı mücadele veren kişi arasında bir fark olmayabilir, o ayrımı yapacak yeteneği olmayabilir, lakin biz o farkı biliyoruz.
Biz kimiz ki; kendimizi başkalarından üstün görüyoruz ve onları bir yola sokmaya çalışıyoruz.
??*************
Çok haklısın biz kğmseyi tornaya sokmaya çalışmıyoruz. Onların ortama insanlığa vaerdikleri hasarı kaptmaya çalışıyoruz. Esas onlsr herkesi dine davet ediyorlar kendileri gibi olmayanı aşağılıyorlar .
Hani bir müslüman tipi var. Suya sabuna dokunmayan cahil allahtan günahtan korkan onlsrla kimsenin sorunu olmaz. Mütedeyyin denilrn tipler. Bunlar dinkerinden de bi haberler zaten. Bazen ben anlatırım kuranı açar gösteririm. İnan inanmazlar bu bizim kştap değil derler.
Pardon Yani
28-08-2015, 05:52
Sayin Aleph (http://www.turandursun.com/forumlar/member.php?u=13312),
paylastiginiz video ´yu izledim. Insanlik adina hic bir yere sigdiramadim dogrusu. Bir an kendimi onlarin yerine koydum. Ordaki 3 kisi büyük ihtimalle tirlarla ekmek parasi pesinde kosan insanlardi. Mesep farkliligindan dolayi ölüme mahküm edildiler anladigim kadariyla.
Mahküm edenlerinde gerekceside su ayete dayansa gerek;
Mâide (http://www.kuranmeali.com/sureler.asp?sureno=5) / 33 Allah’a ve Resûlüne savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası; ancak öldürülmeleri, yahut asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut o yerden sürülmeleridir. Bu cezalar onlar için dünyadaki bir rezilliktir. Ahirette de onlara büyük bir azap vardır.
Bu isitcilere göre, kim kuran ve sünnetden ayrilmissa, kafir olmus, allaha ve peygamberine savas acmistir. Yeryüzünde bozgunculuk sona erinceye, din allahin oluncaya kadar savasin ayetinide, bu isitciler uyguluyor. Benim gördügüm, bu isit akimi uzun dönemden sonra, kurani ve sünneti baz alan ilk akim olmasi.
Birde su bizim tatli su müslümanlarina deginmek istiyorum. Sizin postunuzda belirtmis oldugunuz bakan meselesi. Bu bakan denen sahis, madem sehit olmak istiyor, neden o koltukta zaman kaybediyor. Sehit olmak su aralar cok basit. Ciksin daga elinde silahiyla savassin, 24 saat gecmeden sehit ederler bakanimizi. Bu sayede ilk defa bakan sehit cenazesi görmüs olur memleket. Söyle düsünüyorumda, islamin geldigi dönemde, peygaberinden tutunda halifelere kadar hepsi savasa katilmislar. Bu koltuklari iskal eden sahislarin ne fazlaligi varda savasa katilmiyorlar insan soruyor dogal olarak degilmi.
Son bir seyin daha altini cizmek istiyorum. Hani su pkk ´ya karsi genc askerlerimiz, polislerimiz ölüyorya. Onlarda sehit muamelesi yapip, teselli veriyorlar.
Benim okudugum kurana göre hicde öyle bir sehitlik olayi göremiyorum. Nedenini söyle aciklamaya calisayim. TC devleti demokrasi ve layik hükümlerle yönetiliyor. Bir devletin kanunlari seriat degilse, hakimiyet kayitsiz sartsiz milletindir diye meclisde yaziyorsa. Kuran aksine hüküm allahindir diyorsa. Kanunlari insanlar kuran disinda yapiyorsa. Ölen askerler, polisler hanki yolda ölmüs oluyorlar. Allah yolunda ölenler sehit kabul edilmiyormu kuranda. Bu ölen kardeslerimiz hanki yolda ölmüs oluyorlar.
Vatan icin yapilan her mücadele kutsaldir, ona kimsenin sözü dahi olmamali, ama bu din tüccarlari, isin icine bir dini boyutunu sokup, insanlarin ayaklanmalarini engelliyorlar.
Neye üzülüyorum biliyormusunuz. Onca ölen insanimizin yakinlarina, siz üzülmeyin, sehitlik gibi büyük bir mertebeye eristi sehidimiz deyip, ailelerini nasilda kandiriyorlar.
Ben burdan iddaa ediyorum. Cumhur baskani dahil, tüm bakanlar, milletvekilleri, ve bunlara yetki icin, kanun yapmalari icin oy veren herkez kuran ´a göre kafirdirler, zalimdirler, fasikdirlar. Türkiyede okadar cok hoca, ilahiyetci vs. var ama kimse cikip bir tek laf söylemiyor bu din tüccarlarina. Cünki hepsininde derdi ceplerini doldurmak. Bunlarin hepsi kuran disinda hükümlerle devlet yönetiyorlar.
"Allah'ın indirdikleriyle hükmetmeyenler kafirlerin ta kendileridir." (Maide: 44)
"Allah'ın indirdikleriyle hükmetmeyenler zalimlerin ta kendileridir." (Maide: 45)
"Allah'ın indirdikleriyle hükmetmeyenler fasıkların ta kendileridir." (Maide: 47)
Bazi savunmalarda yapiliyor tabi. Efendim; müslümanlar henüz daha zayiflar, mecbur onlardan gibi görünmek zorunda, hele devletin bütün kurumlarini ele gecirsinler, sen ozaman gör seriatin TC nasil yerlesecegini. Yahu iyide, senin peygamberin kafirlerle hic bir zaman onlardan görünüpte, senelerce mekkeyi yönetmemis, hani sen peygamberin sunnetini, seriatini uyguluyordun, ne oldu simdi, yoksa bedir savasinda gelen 1000 melek size bu mücadelede gelmezmi diye korkuyorsun. Hani allah müslümanlarla beraberdi. El cevap; zaman degisti, artik stratecik davranmak gerekiyor.
Ben acikcasi TC ´de olan, yasanan olaylarin nereye gittigini, amacin ne oldugunu anlayamadim dogrusu. Tek bildigim, bu isidin seriat kanunlarini uyguladigi. Yeryüzünde bozgunculuk, islam dinine karsi mücadele varmi, var bu adamlarda allahdan gelen emirleri uyguluyormu, uyguluyor. Esas islama göre bunun disinda her kim kaliyorsa teroristir. Dinini bilmeyen, bir kere acip türkcesini okumayan insanlarda iside, terorist deyip cikiyor.
Daha fazla gerilmeden burda sonlandirayim yazimi.
Hasan Akçay
28-08-2015, 09:46
Mâide (http://www.kuranmeali.com/sureler.asp?sureno=5) / 33
Allah’a ve Resûlüne savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası; ancak öldürülmeleri, yahut asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut o yerden sürülmeleridir. Bu cezalar onlar için dünyadaki bir rezilliktir. Ahirette de onlara büyük bir azap vardır.
...yes’avne fî "el-ard"ı fesâden yunfev min el-ard
Yeryüzünde fesat çikaranlarin o yerlerden sürülmeleri
Çevirmen "el-ard"a
önce yeryüzü demis
sonra o yerler.
Ayet üzerinde oynanan oyunu görmemize
bi tek BU yeter... eger bilinçli bi okur isek.
Pardon Yani görmemis
kör gibi
ala ala hey gitmis.
Bilinçli bi okur sorar:
Fesat çikaranlar
yeryüzünden nereye
sürülürler?
Hasan Akçay'ı okudukça imana gelecekmiş gibi oluyorum. Harika nüanslar yakalıyor.. :D
Hasan bey seni üzmiyelim. Bu nasıl
Muhammed Esed Meali:
5.33 - Allaha ve Elçisine karşı savaş açanların ve yeryüzünde fesadı yaymaya çalışanların büyük kısmının öldürülmeleri veya asılmaları veya döneklikleri yüzünden büyük kısmının ellerinin ve ayaklarının kesilmesi yahut yeryüzünden (tamamiyle) sürülmeleri, yalnızca bir karşılıktan ibarettir: İşte bu, onların bu dünyada uğradıkları zillettir. Öteki dünyada ise (daha) korkunç bir azap bekler onları,
Hef iki cümlede de yer yüzünden yazıyor...o zaman kesmek boğazlamak serbest mi. Hadi hayırlı bol kesmeler.
Hasan Akçay
28-08-2015, 10:58
Muhammed Esed Meali:...
Hef iki cümlede de yer yüzünden yazıyor...
o zaman kesmek boğazlamak serbest mi...
Hayir.
Insanlari yeryüzünden sürmeniz imkansiz olduguna göre
"Yeryüzünden sürün!" denmedigi gibi
"Onlarin ellerini ayaklarini kesin!" de denmiyor.
"Eden bulur," deniyor.
Örnegin su anda islam dünyasi
indirilen degil UYDURULAN dini yasamak suretiyle
Allah'la ve elçisiyle savasiyor.
Bedelini de ödüyor.
Irak'a bakin, Suriye'ye, Libya'ya...
Kim sürüyor oralarin halkini Türkiye'ye, Yunanistan'a, Makedonya'ya, Alamanya'ya?
Kiminin eli kesilmis, kiminin ayagi...
Kim kesiyor onlarin ellerini, ayaklarini?
Pardon Yani
28-08-2015, 11:18
...yes’avne fî "el-ard"ı fesâden yunfev min el-ard
Yeryüzünde fesat çikaranlarin o yerlerden sürülmeleri
Çevirmen "el-ard"a
önce yeryüzü demis
sonra o yerler.
Ayet üzerinde oynanan oyunu görmemize
bi tek BU yeter... eger bilinçli bi okur isek.
Pardon Yani görmemis
kör gibi
ala ala hey gitmis.
Bilinçli bi okur sorar:
Fesat çikaranlar
yeryüzünden nereye
sürülürler?
Demek ben kör gibi görmemisim. Pes dogrusu. Isinize gelmeyen bütün ayetlere farkli yorum getiriyorsunuz. Amacinizi ne oldugunu az, cok hissedebiliyorum. Sizde rahatsizsiniz ayetlerin manasindan, lakin hanki sebeple bilmiyorum ama, belki cikariniza ters geliyordur.
Benim arapcam yok malesef, yaradan bana böyle bir kiyak sunmamis, hos bilseydimde birsey degismeyecekti. Siz yine kendiniz calip, kendiniz oynayacaktiniz. Yinede sizin gibilerin, bir ayetden 100 mana cikaranlarin eline mahküm etmseninde de hikmet vardir eminim. Insan yeterki inansin.
Bu durumda; ya ayetlerin ne demek istedigi belli degil, yada 1 kisi haric diger mealcilerin hepsi sahtekar olmali. Bu sansli kiside siz oluyorsunuz. Teprik ederim, büyük üstad. Yada ? onu ben söylemeyim, az bisi zeka sahibi olan anlar nedemek istedigimi.
Siz bunu bana degil, diyanete yazili olarak iletin bakalim, kör kimmis söylesinler size. Hatta piyasada gezen onlarca mealciyede yazili bildirin. Su kör olani bir bilelim artik hep beraber.
Kusura bakmayin ama bence din adina bozgunculuk yapan sizsiniz. Citti söylüyorum, artik gina geldi su sallamasyon meallerinizden.
Yeryüzünde Hasan Akçay gibi Kuran'ı bir tek kendisinin doğru anladığını geri kalan herkesin yanlış anladığını iddia eden en az 3 milyon kişi var..
Apaçık kitaba halen iman etmeyecek misiniz? Hiç akletmez misiniz?..
Hasan Akçay
28-08-2015, 11:48
Benim yazdiklarimi kâle alsaniz?
Bana "Bi tek ben biliyorum" gibi aklimin ucundan bile geçirmedigim iddialar yamayacagniza,
niyetlerimi okuycagniza?
Örnegin sorular sordum,
onlari cevaplasaniz?
Yazdıklarından çıkan anlamı söylüyorum. Kuran'ı yanlış anladıkları için müslümanların hali ortada diyorsun. Başka ne anlam çıkarılabilir ki bu söylediğinden?
Soruna cevap vereyim. Başka bir mealde (Dinayet İşleri Eski Meali) şöyle çevrilmiş ayet:
"Allah ve Peygamberiyle savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuğa uğraşanların cezası öldürülmek veya asılmak yahut çapraz olarak el ve ayakları kesilmek ya da yerlerinden sürülmektir. Bu onlara dünyada bir rezilliktir. Onlara ahirette büyük azab vardır."
Burada cezaları yerlerinden sürülmektir diyor. Yeryüzü tabirini kullanmıyor. İmam İskender Ali çevirisinde de "bulundukları yerden sürülmeleri" diyor.
Şimdi sen benim soruma cevap ver lütfen. Bütün bunlar neyi değiştirir? Sen ayrıntıda boğulup genel resmi göremiyorsun. Biz burada ayetin içerdiği tehlikeli manayı tartışıyoruz sen ise ayette açıkça belirtilen şeyleri göz ardı edelim diyorsun. Yok ayak kesme, bacak kesme neredeymiş. Yahu görmüyor musun tam da orada işte, ayetin içinde!.. Bunu nasıl tevil edeceksin? Hadi hünerlerini göster bizlere..
Pardon Yani
28-08-2015, 12:35
Benim yazdiklarimi kâle alsaniz?
Bana "Bi tek ben biliyorum" gibi aklimin ucundan bile geçirmedigim iddialar yamayacagniza,
niyetlerimi okuycagniza?
Örnegin sorular sordum,
onlari cevaplasaniz?
Aklinizin ucundan gecmeyen kaleminizden ucundan bir güzel geciyor ama. Hanki sorunun cevabini istiyorsunuz. Biz kuranin arapcasini biliyoruz diye bir iddaa dami bulunuyoruz, size cevap verelim. Mahkümuz muhterem, sizin gibilerin elline düstük. Birinizin onayladigini, digeri yalanliyor. Hele sizin yaptiginiz yorum, tam bir fiyasko. Adeta kurani yeniden kesif ediyorsunuz.
Siz bu sorulari mealcilere sorun. El insaf, acik oldugunu iddaa eden kitabi ne hale getirdiniz. Esas siz korkun allahdan.
Hûd (http://www.kuranmeali.com/sureler.asp?sureno=11) / 18 - Kim Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalimdir? İşte bunlar, Rablerine arz edilecekler ve şâhitler de, “Rablerine karşı yalan söyleyenler işte bunlardır” diyeceklerdir. Biliniz ki, Allah’ın lâneti zalimler üzerinedir.
BAKARA / 79 - Elleriyle (bir) Kitap yazıp sonra onu az bir bedel karşılığında satmak için «Bu Allah katındandır» diyenlere yazıklar olsun! Elleriyle yazdıklarından ötürü vay haline onların! Ve kazandıklarından ötürü vay haline onların!
Bence siz dikkat edinde bu katogoriye girmeyin. Yoksa yanarsiniz animallah.
indirilen degil UYDURULAN dini yasamak suretiyle
Uydurulmaya musait olmayan bir din "indiremeyecek" kadar yeteneksiz mi yani alemlerin rabbi?
Bakiniz iniyor;
http://s18.postimg.org/wy1i3rv2h/ezgif_com_gif_maker_1.gif
Gerci tek eglencesi sinav onun da, bir sey diyemeyiz :) Fakat bu yuzden de her kulunun ana dili gibi Arapca ogrenmek zorunda olmasi, yahut ornegin evrenin yuzu-suyu hurmetine yaratildigi Muhammed'den once dunyaya gelme gafletinde bulunmus sersemin, zaman makinesi icad edip kendini Muhammed sonrasina isinlamak zorunda olusu, ki bu sayede Ahzab 50'yi okuyabilmesi, hayli guc isler, ve sirf huri icin katlanilacak sey mi? Bence degil :) Gerci huri yoksa yaniyorsun, o problem. Ya huri ya yanacaksin, baska opsiyon sunmamis ki adam.
Arapca'nin varligindan haberdar olmayanlar ise sorumlu degiller, yokluga gidecekler :)
Benim yazdiklarimi kâle alsaniz?
Bana "Bi tek ben biliyorum" gibi aklimin ucundan bile geçirmedigim iddialar yamayacagniza,
niyetlerimi okuycagniza?
Örnegin sorular sordum,
onlari cevaplasaniz?
Hasan artık seni ezberledik. On yıldır bu sitede görevlisin ayetleri rahrifle.
Sende farkındasın aşırı gidip çileden çıkarmadığın zaman hoş görü ile Karşılıyoruz seni köyün delisi ne dese yeridir diye bakıyoruz.
Pardon Yani
28-08-2015, 19:13
Arapca'nin varligindan haberdar olmayanlar ise sorumlu degiller, yokluga gidecekler :)
Cehennemden yirttikmi Sayin Obi-Wan :plane:
Hasan Akcayin durumu ne olur, arapcanin piri mübarek :target:
En önde hasan bey gidecek tabi.
Su gibi arapçayı biliyor. Ne diuor yüceler yücesi allah emirletimi anlasınlsr diye şehirlrrin anası mekkeye emirlerimi arapça olarak gönderdim diyor. E biz arapça bilmediiğimize göre yırttık tabi. Ama hasanın işi zor.
Hem biz şehirlerin anası mekkeyede gitmedik. Şimdi hasan bey hacca gidiyorum diye mekkeyede gitmiştir. Cehennemin en harlı yerine ebu lehebin yanına çırak olarak vermesin. Olmaz vallla isyan ederiz .
Hep sen cehennem ateşi var diye milleti korkuturmusun.
Bu günde sen uyuma bakalım.
Pardon Yani
29-08-2015, 01:47
En önde hasan bey gidecek tabi.
Su gibi arapçayı biliyor. Ne diuor yüceler yücesi allah emirletimi anlasınlsr diye şehirlrrin anası mekkeye emirlerimi arapça olarak gönderdim diyor. E biz arapça bilmediiğimize göre yırttık tabi. Ama hasanın işi zor.
Hem biz şehirlerin anası mekkeyede gitmedik. Şimdi hasan bey hacca gidiyorum diye mekkeyede gitmiştir. Cehennemin en harlı yerine ebu lehebin yanına çırak olarak vermesin. Olmaz vallla isyan ederiz .
Hep sen cehennem ateşi var diye milleti korkuturmusun.
Bu günde sen uyuma bakalım.
:first:
Hasan Akçay
29-08-2015, 04:34
Allah’a ve Resûlüne savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası; ancak öldürülmeleri, yahut asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut o yerden sürülmeleridir. Bu cezalar onlar için dünyadaki bir rezilliktir. Ahirette de onlara büyük bir azap vardır.
Mâide 33'ün bu çevirisine itirazim var,
o yüzden katildim müzakereye.
Sözümü tamamlayayim:
Allah yönetiminiz demokrasi olsun der.
Inananlar! Çobanimiz ol da bizi güt demeyin, bizi kâle al deyin (2:104)
O halde Allah'la ve Resûlüyle savasanlar,
örnegin, "tek adam"a razi olanlardir.
"Tek adam"ci toplumlar yeryüzünden sürülürler
yani
yok olurlar.
Yerlerini baskalari alir.
Örnegin Anadolu'da
Rum yok olur, Osmanli gelir.
Osmanli yok olur, Türk milleti gelir.
Türk milleti yok olur, ...?
Neden-sonuç iliskisi devreye girer.
Allah'a muhalefet edenler, kural tanimazligin dogal sonucu olarak, birbirlerinin girtlagina sarilirlar.
Kafa, kol, bacak keserler.
Arapça metindeki "min hilâf"in anlami bu,
"ihtilaf"tan, hilaf-i AKIL yüzünden...
tukattaa eydîhim ve erculuhum min hılâf
ihtilaf yüzünden elleri ayaklari koparilir.
Eden bulur.
"Kim kopariyor Iraklilarin, Libyalilarin, Suriyelilerin ellerini ayaklarini?" demistim,
kim sürüyor yeryüzünden, kim yok ediyor o toplumlari?
Kural tanimazliklari.
Örnegin "tek adam"in keyfîligine razi olmalari.
Allah'la ve Resûlüyle bu suretle savasmalari.
Alıntı:
Hasan Akçay´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Allah yönetiminiz demokrasi olsun der.
Inananlar! Çobanimiz ol da bizi güt demeyin, bizi kâle al deyin (2:104)
O halde Allah'la ve Resûlüyle savasanlar,
örnegin, "tek adam"a razi olanlardir.
Allah yönetiminiz demokrasi olsun ister.
Obi-wan nın dediği gibi hakikaten zıvanadan çıktın.
Nerde bu allahın demokrasi isteği.
İslamiyetin başlangıcından beri demokrasi uygulanmış bir islam ülkesi göster. Kafamızı kıralım.
Eger diyorsanki muhammetten sonra gelen dört halifenin demokrasi ile geldiği ve demokratik usullerle yönettiği kel akaka. Buna kargalar güler.
Muhammet dahil başa gelen beş halifede öldürüldüler. Zaten yezitten sonrası malum.
İslamda seçimle gelmek yok biat var. Teslim olmak var. Teslim olmak ne zaman demokrasi oldu. Sen bir yerlere görün kardeşim. Üzüldüm valla.
Pardon Yani
30-08-2015, 05:27
Allah’a ve Resûlüne savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası; ancak öldürülmeleri, yahut asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut o yerden sürülmeleridir. Bu cezalar onlar için dünyadaki bir rezilliktir. Ahirette de onlara büyük bir azap vardır.
Mâide 33'ün bu çevirisine itirazim var,
o yüzden katildim müzakereye.
Sözümü tamamlayayim:
Allah yönetiminiz demokrasi olsun der.
Inananlar! Çobanimiz ol da bizi güt demeyin, bizi kâle al deyin (2:104)
O halde Allah'la ve Resûlüyle savasanlar,
örnegin, "tek adam"a razi olanlardir.
"Tek adam"ci toplumlar yeryüzünden sürülürler
yani
yok olurlar.
Yerlerini baskalari alir.
Örnegin Anadolu'da
Rum yok olur, Osmanli gelir.
Osmanli yok olur, Türk milleti gelir.
Türk milleti yok olur, ...?
Neden-sonuç iliskisi devreye girer.
Allah'a muhalefet edenler, kural tanimazligin dogal sonucu olarak, birbirlerinin girtlagina sarilirlar.
Kafa, kol, bacak keserler.
Arapça metindeki "min hilâf"in anlami bu,
"ihtilaf"tan, hilaf-i AKIL yüzünden...
tukattaa eydîhim ve erculuhum min hılâf
ihtilaf yüzünden elleri ayaklari koparilir.
Eden bulur.
"Kim kopariyor Iraklilarin, Libyalilarin, Suriyelilerin ellerini ayaklarini?" demistim,
kim sürüyor yeryüzünden, kim yok ediyor o toplumlari?
Kural tanimazliklari.
Örnegin "tek adam"in keyfîligine razi olmalari.
Allah'la ve Resûlüyle bu suretle savasmalari.
Bende yalan yok, sizin icin endiselenmeye basladim. Islam dini, demokrasiyi deccalin sistemi kabul eder. Deccalide islamin geregi görmeniz felaket ötesi olmus. Din dedigimiz islam inanci ne hale geldi aklim almaz oldu. Bu iddaaniz siyaha beyaz demekten bir farki yok.
Sorumu mazur görün, geciminizi din kaynaklimi edame ediyorsunuz ? aklinizdan süpe etmeyi etik olarak, vicdanende sorgulamayi dogru bulmuyorum, istemiyorum.
Allah yönetiminiz demokrasi olsun der.
"Allah'ın indirdiğiyle hükmetmeyenler, kafirlerin ta kendileridir" Maide 44
İslam'da demokrasi olur. Lakin İslam'i kuralların dışına çıkılmadığı müddetçe demokrasi olur. Yani kişi seçimle başa geçebilse de, uygulamak zorunda olduğu sistem bellidir.
"Şeriat"
Bunun dışına çıkanı ayet Kafir olarak nitelendiriyor.
Tayyip şu an İslam'ın emirlerine uygun yönettiğini düşünerek, kafir olmaktan çıkıyor kafasında.
Çünkü onun İslam'ı nasıl Light islam ise, Şeriat'ı da Light Şeriat.
Onun Şeriat'ı "O Allah'la benim aramda" Şeriat'ı.
Aynı sizin kafanızdaki İslam gibi.
Git sokaktaki adama "Şeriat gelsin mi" diye sor.
Gelsin der.
"Zina yapan kırbaçlansın mı" diye sor.
Hayır der.
:)
Hasan Akçay
30-08-2015, 14:05
Bilmiyorum
sizinle konusabilir miyim
islam ve demokrasiyi.
Alibey, Obi-Van, Pardon Yani'yle...
imkansiz gibi.
Bi deneyeyim.
Bu iletimde yalnizca
ilgili ayetleri vermekle
yetineyim:
Inananlar,
"Bizi güt!" demeyin,
"Bizi kâle al!" deyin.
Hahamlarin papazlarin çogu halkin malini haksizca yerler ve Allah'in yoluna engel olurlar.
Krallar ise girdikleri ülkeyi altüst edip oranin saygin insanlarini asagilarlar.
Ey emîr!
Isleri arkadaslarinla konus.
Inananlarin yönetimi
isleri aralarinda görüsmekle
olur.
Ey emîr!
Inanan kadinlar
örfe uygun islerde sana bas kaldirmayacaklarina dair söz vermeye geldiklerinde
onlarla sözles.
Inananlar! Allah'a ve elçiye uyun,
sizden olan yöneticilere uyun.
Hasan bey
Alibey, Obi-Van, Pardon Yani'yle...
imkansiz gibi.
Sağ bizi aynı tencereye koymuşsun sorun değil aynı tencerede kaynarız. Kukumuz çıkmaz. Aynı kaba işeriz de.
Inananlar,
"Bizi güt!" demeyin,
"Bizi kâle al!
İnsanlara allah ." Peygambere bizi güt demeyin adam yerine koy " deyin diyor. Yani insanlar peygambere bizi gğt demetecekte adam yerine koy diyecek. Pekİ bundan demkrasi çıkmaz. Sen demokrasiyi nasıl tanımlıyorsun bilmem. Muhammedin allahı bana inanmayanını ateşte yakın dedikten sonra ahmak gibi. İslamda domokrasi mi tartışalım.
Bilmiyorum
sizinle konusabilir miyim
islam ve demokrasiyi.
Islam ve Demokrasinin birlikte yuruyebilecegini dusunuyorum.
Suudi Arabistan da bile yakin donemde kadinlar oy kullanmaya basladi biliyorsunuz.
Belediye secimleri bile olsa kadi kudu su degil. Kadin erkek beraber halk belediye baskanlarini secmeye basladilar.
Ayrica okudugum kaynak dogruysa Krali da bir konsey seciyor olmasi lazim artik.
Islam ve Demokrasinin birlikte olabileceginin en somut ornegi Turkiye dir.
http://www.hurriyet.com.tr/dunya/29880541.asp
Hasan Akçay
30-08-2015, 14:58
Kuran'daki o ayetleri simdi de tek ele alip
Kuran'da ne dendigini görmeye çalisalim.
Ama lütfen dikkat.
Kuran'da ne dendigini...
Çünkü Islam
Allah ne diyorsa odur.
Ve Allah yalnizca Kuran'da
konusur.
Siyer denen masallarda konusmaz,
sözüm ona hadislerde konusmaz,
nüzul sirasi denen kurgularda konusmaz.
Örnegin
"Bizi güt!" demeyin,
"Bizi kâle al!" deyin.
Kuran'da söylenen budur,
bu kadardir.
Ve bu söylenen açik, nettir.
Allah, inanan halka
"Yönetenlerin sizi kâle almasini saglayin!"
diyor.
Inananlar yönetime katilmakla saglayabilirler bunu ancak.
Onlarin halk olarak katildigi yönetim ise "halk yönetimi"dir,
demokrasi.
Demos = halk
Krasi: yönetim
Halk
yönetimde agirlikli olarak yer alacak,
yönetimde var oldugunu hissettirecek...
ki kâle alinacak.
Koyun gibi güdülenler
koyun muamelesi görürler,
insan yerine konmazlar.
Kuran'daki o ayetleri simdi de tek ele alip
Kuran'da ne dendigini görmeye çalisalim.
Ama lütfen dikkat.
Kuran'da ne dendigini...
Çünkü Islam
Allah ne diyorsa odur.
Ve Allah yalnizca Kuran'da
konusur.
Siyer denen masallarda konusmaz,
sözüm ona hadislerde konusmaz,
nüzul sirasi denen kurgularda konusmaz.
Örnegin
"Bizi güt!" demeyin,
"Bizi kâle al!" deyin.
Kuran'da söylenen budur,
bu kadardir.
Ve bu söylenen açik, nettir.
Allah, inanan halka
"Yönetenlerin sizi kâle almasini saglayin!"
diyor.
Inananlar yönetime katilmakla saglayabilirler bunu.
Onlarin halk olarak katildigi yönetim ise "halk yönetimi"dir,
demokrasi.
Demos = halk
Krasi: yönetim
Islam da demokrasi ile ilgili bir sey yok.
Allah in demokrasiden haberi yok.
Olsaydi miras paylasimi, hangi kadinlarin helal oldugu, muhammedin evine ne zaman girilip girilemeyeceginin yaninda...
Soyle oy kullanin, boyle oy kullanin gibi tavsiyeler de verirdi.
%10 Baraji koymayin derdi mesela.. :)
Lakin bu durum Islam in demokrasi ile uyumlu olmayacagi anlamina gelmiyor.
Kuran'da devlet yönetimiyle ilgili dişe dokunur bir şey yok ki zaten. Varsa yoksa ganimet paylaşımı, köle ve cariye hukuku, savaşa teşvik eden cihad ayetleri..
Sayın boolean
Lakin bu durum Islam in demokrasi ile uyumlu olmayacagi anlamina gelmiyor.
Bana inanmayanı ateşte yakırım diyen sapık tanrıdan demokrasi filan olmaz
Hasan Akçay
30-08-2015, 15:53
...Soyle oy kullanin, boyle oy kullanin gibi tavsiyeler de verirdi. %10 Baraji koymayin derdi mesela.. :)
Nasil oy kullanilacaginna dair tavsiyeler
lâdini hukukta da yok.
Iyi ki de yok.
Yoksa onlari HALKIN hükme baglayip tavsiye etmesi engellenirdi,
HALKSIZ demokrasi diye bi ucube ortaya çikardi.
% 10 baraji ise bizim anayasamizda var
ama halkin hükmü olarak degil
12 Eylul denen HALKSIZ yönetimin dayatmasi olarak...
*
Siradaki ayet:
Hahamlarin ve rahiplerin çogu
halkin malini haksiz yere yerler
ve Allah'in yolunu kapatirlar.
Bu da açik ve net.
Islam
TEOKRASi denen din adamlari yönetimini onaylamadigi gibi
MONARSi denen tek adam yönetimini de onaylamiyor.
Teokrasi, monarsi küfürdür.
Islamin onayladigi yönetim halk yönetimidir,
demokrasi.
*
Bu arada
Obi-VAN'in öne sürdügü
"RÂiNÂ demeyin, itaatsizlik etmeyin" anlamina gelir iddiasini
hemen arkadan gelen "Bizi kâle al!" ifadesi çürütüyor.
UNZUR
"nazar-i itibar"daki NAZAR anlaminda olup
Türkçemize Arapçadan geçmistir.
Bizi KÂLE al = bizi NAZAR-I iTiBARE al.
Bizi NAZAR-I iTiBARE al deyin
ve kul UNZURNÂ.
Kendilerinden itaat beklenen koyunlar bulunamaz böyle bi talepte.
Çünkü yönetim alaninda
kâle alinmak ve koyun gibi itaat etmek
bir arada olmaz.
Sayın boolean
Lakin bu durum Islam in demokrasi ile uyumlu olmayacagi anlamina gelmiyor.
Bana inanmayanı ateşte yakırım diyen sapık tanrıdan demokrasi filan olmaz
Sn. Alibey
Kuranda demokrasinin olmadigina da kanit getiremezsiniz, oldugunu da.
Hiristiyanlarda demokrasi oluyor, Yahudilerde oluyor, Muslumanlarda ve Islam da neden olmuyor?
Acik acik halk yoneticisini secemez diye bir ayet falan mi var diger kitaplardan ayri olarak?
Varsa boyle bir ayet. Gosterin rica ederim.
bakkalmahmud
30-08-2015, 16:22
Hasan abim,sen ne isaya yaranabilirsin nede musaya yaranabilirsin,hem islama zit gidiyon hemde ateizme.
Bazen mealci olmadigina sükrediyom,kimbilir ayetleri nasil carpitirdin,iyikide deyilmissin.
Bu özgür platformda yazdiklarini islami sitelerde yazsan hemen kovarlar,Arabistanda kelleni alirlar,yol yakinken tarafini belirle,,selamlar saygilar
Hasan abim,sen ne isaya yaranabilirsin nede musaya yaranabilirsin,hem islama zit gidiyon hemde ateizme.
Bazen mealci olmadigina sükrediyom,kimbilir ayetleri nasil carpitirdin,iyikide deyilmissin.
Bu özgür platformda yazdiklarini islami sitelerde yazsan hemen kovarlar,Arabistanda kelleni alirlar,yol yakinken tarafini belirle,,selamlar saygilar
Hasan abine sorsan doğruyu söyleyen dokuz köyden kovulur. O kendini öyle görüyor. Nasıl bir ruh haliyse artık..
Ali Rıza Demircan Hasan Akçay'ın biraz daha ilerlemiş hali:
https://www.youtube.com/watch?v=5sQ2nBgWZk8
Sn. Alibey
Kuranda demokrasinin olmadigina da kanit getiremezsiniz, oldugunu da.
Hiristiyanlarda demokrasi oluyor, Yahudilerde oluyor, Muslumanlarda ve Islam da neden olmuyor?
Acik acik halk yoneticisini secemez diye bir ayet falan mi var diger kitaplardan ayri olarak?
Varsa boyle bir ayet. Gosterin rica ederim.
Demokrasi sadece seçim mi demek. Ülkeyi yönetecek 4 gavatı seçmekten ibaret sanıyorsan yanılıyorsun. Dünyada demokrasinin beşiği olmuş ülkeler halen krallık. Yaşasın ingiltere krallığı yaŞasın demokrasisi.
Demokrasinin birinci maddesi din hürriyetidir. İslamda varmıdır. Bin kere hayır. İslam islam olmayanı ateşte yakar.
Demokrasi sadece seçim mi demek. Ülkeyi yönetecek 4 gavatı seçmekten ibaret sanıyorsan yanılıyorsun. Dünyada demokrasinin beşiği olmuş ülkeler halen krallık. Yaşasın ingiltere krallığı yaŞasın demokrasisi.
Seçim değilse ne demek?
Türkiye'de insanların boğazını mı sıkıyorlar AKP'ye oy ver diye.
Çoğunluk ne diyorsa o.
Fikir ve düşünce özgürlüğü etkiliyor demokrasiyi. Fakat forumda da gördüğümüz üzere fikir özgürlüğüne saygının İslam'lan alakası yok.
Halkın genelinde fikir özgürlüğüne saygı yok!
Ateist, Müslüman farketmiyor.
Tayland'da İslam yok zırt, pırt darbe oluyor.
Kuzey Kore'de İslam yok, babadan oğula rejim geçiyor.
Yani her şeyi gelip de İslam'a ve Din'e bağlamak doğru değil.
Müslümanların çoğunlukta olduğu ülkelerde de yavaş yavaş gelişim olacak elbet.
Çünkü bilgiye ulaşım imkanı ve bilinç seviyesi kağnı hızıyla da olsa artıyor.
5 milyon küsüre çıkmış Türkiye'de Ateist sayısı.
Bir süre sonra müslümanlar da Ateistlerle beraber yaşamayı öğrenecekler.
Sizin gibi Ateist'lere ise müslümanlarla beraber yaşamanın anlatılmasının zor olduğunu düşünüyorum.
Hazır bir lütfen tartışacaksak eski tartışmaları atlamayalım. Üzerine ekleyelim.
islam ve demokrasi
muslumandan muslumana demokrattan demokrata degisebılcek karsılastırma...
din ve demokrasi
turan dursun
gerçekte "din"le "demokrasi" bağdaşabilir mi?
bilindiği gibi, "demokrasi"nin bir sözlük anlamı vardır: "halk egemenliği", "halkın kendi kendini yönetmesi".
ama nasıl bir halk egemenliği?
çağdaş dünyada yüklendiği özel bir anlamı da vardır. bu anlam içinde de, "insan", "insanın aklı ile, inancı ile tam özgür olması", insan olmasından doğan her türlü hakka sahip bulunması temeldir.
bugün, insanlığın vardığı bir aşama vardır. bu aşama ile bağdaşmayan şeyler, demokrasi ile bağdaşamaz.
insanlığın ilerleyip bir aşamaya gelmesine karşılık, "din" için ne söylenebilir? en azından aynı aşamaya ulaşmıştır denemez. aynı aşamaya ulaşması için dinin dogmaları izin vermez. kalıpları vardır, kuralları vardır. bunları, katı bir "değişmezlik" ve "kesinlik" biçimiyle içine alan kitab"ı, "sünnet"i (hadisler) vardır. "akıl yürütmeler"le "yorum" katma çabaları olmuyor değil. ama bunlar, "iman"ıyla prangalıdır ve dogmalarının sınırını aşamaz. aşamayınca da insanlığın gelişmesinin gerisinde kalır her zaman. öyle
olunca da demokrasi ile bağdaşması beklenemez.
"din", kökü daha çok binlerce yıllık yahudilik şeriatına dayalı olan islam şeriatı ele alındığında, yaşamın her kesimine el attığı görülür. bir "miras hukuku" ile, bir "ceza hukuku" ,ile..bir "ahlak sistemi" ile, bir "iman esasları" ile, ve "ibadet" kurumları ile karşılaşılır. hukuku ilkel, anlayışı ilkel..tevrattan çok önceki yüzyılların ürünü.."hammurabi yasaları"nı alıp bakıyoruz, birçok hükümlerini tevrat'ın çeşitli bölümlerinde yer almış buluyoruz. oradan da kur'an'da. örneğin bu yasaların, "kısas"la (göze göz, dişe diş..) ilgili 196., 197. maddeleri, tevrat'ın çeşitli bölümlerinde yer alıyor. (bkz.tevrat, çıkış, 21:23; levililer, 24:20;
tesniye, 19:21.) tevrat'taki biçimi de hemen hemen aynen kur'an'da var. (bkz. kur'an, maide, ayet :45) daha başka örnekler de verilebilir. (karşılaştırmak için, bkz. hayrullah örs, "musa ve yahudilik", ist.1966, s.161-180.) şeriat'ın "demokrasi" ile neden bağdaşmadığını ve hiçbir zaman da bağdaşmayacağını geniş boyutları ile görebilmek için, değerli ve gerçek anlamda aydın bir bilim adamı prof. dr.ilhan arsel'in incelemelerine başvurulabilir. arsel'in "teokratik devlet anlayışı'ndan demokratik devlet anlayışı'na" adlı 800 sayfayı aşkın kitabı, bu alanda benzeri olmayan bir kılavuz değerindedir.
kısacası: "din"in "demokrasi"yle bağdaşmayacağı bir gerçek. bu gerçeği görmek için, "din"in, özellikle "islam" gibi, "dünya hükümlerini" de kapsamı içine almış olanların ne olduğunu ve ne olamayacağını bilmek yeterli.
"din", hele islam şeriatı, "demokrasi"yle bağdaşmayacağı gibi, savunanları ne derse desinler, "demokrasi"nin tam bir karşıtıdır da. yani, islam şeriatı'nın olduğu, hele egemen olduğu bir yerde, "demokrasi" yaşayamaz. yaşamaması için, "cihad" bile yeterli. "cihad"sız islam ve "cihad"la birlikte "demokrasi" düşünülebilir mi? "vurun, öldürün!!" buyruklarıyla..?
günümüzde de medya sayesinde, hatta odamızın içinde tv ekranlarından izliyoruz: afganistan'da kırbaçlanan insanlar, iran'da toplu asılan insanlar, cezayirde boğazlanan kadın ve çocuklar, suudi arabistan'da kafaları kesilenler, türkiye'de öldürülen kubilay'lar, sivas'ta yakılan insanlar, "cihad" edebiyatı yapan islamcı siyasetçiler..dünya haritasına bakıldığında, demokrasi fakiri olan ülkelerin başında islam ülkelerinin gelmesi..
islam ve demokrasi
islam 1 milyara yakin insan tarafindan cesitli mezhep ve mizacta benimseniyor.o yüzden dünyanin önemli dinlerinden oldugu gibi kurucusu hz.muhammed sadece bir din önderi olarak degil fakat devlet kurucusu oldugu icin din ve siyaset islamdan her zaman önemli olmustur.bu yüzden islam ve demokrasi arasindaki iliskisi günümüz türkiyesinde ve tüm islam aleminde yakici bir sorundur.ancak bu konuda trürkiyede son derece ciliz calismalar var.bu calismalar da cogu polemik olup ciddiyetten uzaktir.islami savunanlari cogu islam allahin en son ve tek dinidir en demokrattir ,en adildir ,en cevreyi koruyucudur ,en kadinlara esitlik saglayicidir en bariscidir,en dürüsttür ve saire diyerek kendini savunmakta bu islam aleminde tartisma kültürünü artirmadigi gibi islami toplumlarin geri kalmasina da sebeb oluyor.cagimizdan 1400 yil evvel dogan islam caginin cocugu olarak caginin görüslerini yansitiyor.islam ne esitligi ,ne demokrasiyi ne de insan haklarini savunuyordu.
islamda insanlar esit kabul edilmedigi gibi esit firsat da kabul edilmez. islamda kadin erkek esitligi yoktur.kadinlar ikinci sinif insan olarak kabul edilir.teoride bu böyle oldugu gibi islam ülkelerinin pratiginde de böyledir.demokrat bir toplumda kadin erkek esitsizligi benimsenemez. islam kadin erkek ayrimindan ötede islam hukukunda müslüman ve müslüman olmiyanlari da sadece ahirette degil bu dünyada da esit kabul etmemektedir.islam dünyayi hak dinin savunucusu ve üstün insan müslümanlar,tolere edilmesi gereken ehli kitap mensuplari(müslümanlik öncesi bölgede var olan ibrahimi dinler yahudilik hiristiyanlik ) putpersetler ve islamdan vazgecenler olarak dört kategoriye bölmekte.
islamdan vazgeçenlerin katli vaciptir simdiye kadar hicbir ciddi islam alimi bu tezden vazgecmemistir.her gizli veya acik müslümanligi terkedenin öldürülmemis olmasi bu hukmi yok oldugunu göstermez.türkiye acisindan aleviler bu kategoriye girdigi icin isin vahemeti bellidir,.nitekim hicbir ciddi sünni islam temsilcisi türkiyede ne gecmis ne de günümüzdeki alevi katliamlarindan kendini tenzih edip özür dilememistir.farkli düsünenlerin öldürülmesini savunan bir görüs demokrat olamaz.salman rüstü ,aziz nesinle ilgili görüsler malum. putperestler ise kafir telakki edilip islama davet edilir kabul etmezlerse
katilleri vacip karilari helal mallari da müslümanlara dagitilir.,islam ülkelerinde islamin putperest diye tarif ettigi animist din taraftarlarinin yokolusu da bunu gösteriyor.bügün sudanda kanli bir diktatörlük bu hukuku kullanarak güney sudanda hiristiyan ve animist afrikalilari katletmekte ehli kitaba gelince bunlarin durumu en iyi ihtimalla varliklarina müsaade etme ancak bunlar devlet yöneticisi olamaz.ve ayrica fazladan vergi vermesi gerekir.politik duruma göre daha fazla baski veya daha az baskiya maruz kalirlar.ehli kitabtan kadinlari müslümanlar es olarak alabilir müslüman bir kadin ehli kitabtan biriyle evlenirse ve erkek müslümanliga gecmezse her ikisinin de katli vaciptir.simdiye kadar islam alimleri bu imtiyazlari reddetmemistire tersine liberal diye pazarlanan misirin mübarek yönetimi farkli islam yorumu yapan bir profesörün islamdan ciktigini ve dolayisiyla karisinin bos oldugunu iddia ederek polis marifetiyle tutuklamak istemis adamcagiz hollandaya kacip canini zor kurtarmis..
islamiyet köleligi reddetmemistir bu gün bile kölelerin alinip satildigi islam ülkeleri var sudan sieere leone vesaire savunmaktadir.denebilirki hiristiyanlikta da benzeri görüsler vardir kadin erkek esitsizligi kölelik hiristiyan olmiyanlari öldürme ve saire ve saire bunlar da dogrudur ancak bugün hiristiyanlik alemi bunlari geride birakmis.islamiyet ise bunlari savunmakla kalmayip bu esitsizlikleri uyguluyor. islam toplumu tarihini ve hukukunu elestiri süzgecinden gecirmek mecburiyetindedir.el hal hüvel islam veya erbakanin askerlerden korktugu icincözüm islamdir yerine cözüm milli görüstür demesi islam toplumlarina
cözümaramiyoruz demektir.
gelelim müslüman ülkelerin durumuna türkiyeden basliyalim kürtlerle savassürüyor,alevi sünni sorunu cözülmemis enflasyon %100 devlet asker vesivillerden olusan bir katil cetesine dönüsmüs susurluk depremi budur.cezayirde islam adina bebeleri yatirip koyun gibi bogazliyorlar ,iranda islam devrimi irani zayiflatmis 5 milyon kisi ülkesini terketmis halk daha az islamci olur umuduyla ehveni ser hatemiyi secmis.afganistanda islam devrimi savunucusu rabbani ,hikmetyar taliban ceteleriyle bogazlasiyor misir ,sudan irak pakistan ve saire ve saire bu durum görüp üzülmemek mümkün mü kabahati kendinde görmeyip kafirler ,müsrikler diye bagirmap ciddi olamaz.
Bir müslümanında itirazı var. İslamda demokrasi olmaz diyor.
Sİ ASLA İSLAM İLE BAĞDAŞMAZ
Yazdır e-Posta
Pazartesi, 09 May 2011 19:35 tarihinde oluşturuldu
AHMED KILICKAYA tarafından yaz
DEMOKRASİ
ASLA
İSLAM İLE BAĞDAŞMAZ
DEMOKRASİ ;
ÇAĞDAŞ PUTTUR
SAPIK DİNDİR
CAHİLİYYE HÜKMÜDÜR
Bilhassa son zamanlarda literatürde bazı kitaplarda, gazete ve dergilerde, makalelerde, söyleşilerde, televizyonlarda kimi sözde liderler ve sözde alimlerin “demokrasinin İslam’dan olduğu”, “demokrasinin İslam ile bağdaştığına” dair sözlerini sık sık okuyoruz, işitiyoruz. Onların bu sözlerini şu şekilde delillendirmeye çalıştıklarını görüyoruz:
1-Demokrasi, seçim demektir. İslam’da da seçim vardır. Peygamberimizden sonra halifeler seçimle gelmişlerdir. O halde demokrasi İslam ile bağdaşır.
2-Demokraside “inanç ve vicdan özgürlüğü” vardır. İslam’da da “dinde zorlama yoktur” ayeti vardır. O halde demokrasinin özü islam’da vardır ve ikisi bağdaşır.
3-Demokraside danışma ve yöneticileri muhasebe vardır. Bu ise İslam’daki “şûra ve muhasebenin” ta kendisidir. O halde demokrasinin özü İslam’da vardır.
Bu sözde delillerin vakıaya mutabık olmadığını yani batıl ve çürük olduğunu ortaya koymadan önce şunu belirtmekte yarar vardır:
İki din yada ideoloji yada sistem karşılaştırılırken cüzlerindeki olası benzerliklerden hareketle değerlendirilerek aynileştirilmezler yada sentez edilmezler yada bağdaştıkları ileri sürülemez. Bilakis dinler, ideolojiler ve sistemler esasları ve bu esaslar üzerine kurulu kavramsal, kurumsal ve kuramsal yapıları ile bir bütün olarak ele alınıp değerlendirilirler.
Bu usül kaidesi gözardı edildiğinden kimi sözde alim ve liderler içinde yaşadıkları dönem ve bölgelerdeki yaygın ve baskın din ve ideolojiler ile İslam’ı bağdaştırma gayretine girdikleri görülmektedir… “İslam sosyalizmi”, “İslami milliyetcilik”, “Türk-İslam sentezi”, “İslam liberalizmi”, “İslam cumhuriyeti”, “dinler bahçesi”, “demokratik İslam”, “demokratik hilafet”, demokratik içtihad” vb gibi...
Bu ve benzeri söylemler; fikir sapmasıdır. Şeytani bir kandırmacadır. Hak ile batılın karıştırılmasıdır. Batıla “hak” kılıfı geçirme, batılı hakkın yerine koyma gayretidir.
Böylesi yaklaşımlar kesinlikle caiz değildir. Bunu Allahu Teala sarih bir şekilde yasaklamıştır. Şöyle buyurmuştur:
وَلاَ تَلْبِسُواْ الْحَقَّ بِالْبَاطِلِ وَتَكْتُمُواْ الْحَقَّ وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ
“Hakkı batıla karıştırmayın ve bile bile hakkı gizlemeyin.” (Bakara:42)
وَقُلْ جَاء الْحَقُّ وَزَهَقَ الْبَاطِلُ إِنَّ الْبَاطِلَ كَانَ زَهُوقًا
“De ki; «Hak geldi, batıl yokoldu. Zaten batıl yok olmaya mahkumdur.” (İsrâ: 81)
الَّذِينَ كَفَرُوا وَصَدُّوا عَن سَبِيلِ اللَّهِ أَضَلَّ أَعْمَالَهُمْ
وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَآمَنُوا بِمَا نُزِّلَ عَلَى مُحَمَّدٍ وَهُوَ الْحَقُّ مِن رَّبِّهِمْ كَفَّرَ عَنْهُمْ سَيِّئَاتِهِمْ وَأَصْلَحَ بَالَهُمْ
ذَلِكَ بِأَنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا اتَّبَعُوا الْبَاطِلَ وَأَنَّ الَّذِينَ آمَنُوا اتَّبَعُوا الْحَقَّ مِن رَّبِّهِمْ كَذَلِكَ يَضْرِبُ اللَّهُ لِلنَّاسِ أَمْثَالَهُمْ
“İnkâr edenlerin ve Allah yolundan alıkoyanların işlerini Allah boşa çıkarmıştır.
(Allah) İman edip salih amellerde bulunan ve Muhammed'e indirilene -ki o Rablerinden bir haktır- İman edenlerin kötülüklerini örtüp bağışlamış, durumlarını düzeltip ıslah etmiştir.
Bunun sebebi, inkâr edenlerin bâtıla uymaları, inananların da Rablerinden gelen hakka uymuş olmalarıdır. İşte böylece Allah, insanlara kendilerinden misallerini anlatır” (Muhammed:1-3)
بَلْ نَقْذِفُ بِالْحَقِّ عَلَى الْبَاطِلِ فَيَدْمَغُهُ فَإِذَا هُوَ زَاهِقٌ وَلَكُمُ الْوَيْلُ مِمَّا تَصِفُونَ
“Bilakis biz, hakkı bâtılın tepesine bindiririz de o, bâtılın işini bitirir. Bir de bakarsınız ki, bâtıl yok olup gitmiştir. Yakıştırdığınız sıfatlardan dolayı yazıklar olsun size!” (Enbiya: 18)
Demokrasinin bir hakikat olmadığı, içi boş, batıl, uyduruk şeytani bir aldatmaca söylem olduğunu bundan önceki “Demokrasi Şeytani Aldatmacadır” başlıklı yazımızda izah etmeye çalışmıştık.
Demokrasinin İslam ile bağdaştığını söyleyenlerin ileri sürdükleri sözde delilleri ele alalım:
1-Demokrasi sadece “seçim” değildir
Demokraside seçim olduğunu, İslam’da da ilk halifelerin genellikle seçimle geldiğini ileri sürerek demokrasi ile İslam’ın bağdaştığı söyleminin sakatlığı aslında ortada duruyor.
Öncelikle belirtelim ki demokrasi sadece seçim değildir. “Biryerde seçim varsa orada demokrasi vardır” denilmez. Zira krallık sistemlerinde de bazı konularda seçim olduğu bilinir. Fakat o sisteme demokrasi denilmez yada “demokratik krallık” denilmez. Zira seçim demokrasinin temel ögesi de değildir. Seçim sadece seçmenlerin herhangi bir husustaki istek ve tercihlerini öğrenmek için başvurulan bir üsluptur. Seçim teknik bir meseledir ve demokrasiye münhasır, has bir mesele de değildir. Ancak sözde demokrasi söyleminde seçim, her hususta başvurulması gereken ve neticesi bağlayıcı olan bir üsluptur. Zira her şeyin esası kabul edilen “halkın iradesini” öğrenmenin tek yolu olarak seçim görülmektedir.
İslam’da ise seçim sadece makamı boşaldığında halifeyi belirlemek için ve ümmet meclisinin üyelerini belirlemek için başvurulan bir üsluptur. Hemen her hususta seçime başvurulmaz. Ümmet meclisi ise; demokrasideki parlemento gibi bir yasama, yürütme ve yargının meşruiyet kaynağı değildir. Ümmet meclisi, sadece ümmetin ihtiyaçlarının, şeri ve meşru maslahatlarının takipcisi, halifeyi muhasebe edici, gerektiğinde ümmetin ihtiyaçlarındaki öncelikleri halifeye iletici istişare organıdır. Yasa ve siyaset belirleyen organ değildir…
Ümmet; Şeratın belirlediği seçme ve seçilme şartları çerçevesinde halifeyi seçebilir, fakat halife “Allah’ın indirdikleri” ile yönettiği sürece ümmet onu görevden alamaz. Kendisinde Şeriat’ın belirlediği görevden uzaklaştırılmasını gerektiren durumlar hasıl olduğunda halifenin görevde kalmasını ümmet istese de o görevde kalamaz.
Demek ki demokrasideki seçim ile İslam’daki seçim dahi aynı olmadığına göre Demokrasi ile İslam’ın bağdaştığı nasıl söylenebilir!..
2-“Şûra” demokrasi demek değildir
“Demokraside parlemento aynı zamanda danışma meclisidir. İslam’da da şûra ve istişare var. Dolayısıyla demokrasi ile İslam bağdaşır” söylemi de batıl bir sözdür. Şöyleki;
Demokraside istişare neticesinde karar çoğunluğun görüşü doğrultusunda alınmak zorundadır. Zira çoğunluğun görüşü halkın iradesini ifade eder. Onun için öyle olmak zorundadır.
İslam’da ise halife yönetim işlerinde istişare eder. Ancak o iş yada konunun ilgili tarafları ile istişare eder, herkes ile değil… Eğer halife, şeri hükümlerden birisini kanun yapmak istiyorsa o konuyu fakihler ile istişare eder. Eğer idari yani ümmetin meşru maslahatlarının tanzimi ile ilgili bir kanun belirleyecek ise o kanunun alanındaki uzman kişilerle istişare eder. Bu ve benzeri konularla istişare ettikten sonra kararı kendisi verir. Zira Allahu Teala’nın emri de bu doğrultudadır:
وَالَّذِينَ اسْتَجَابُوا لِرَبِّهِمْ وَأَقَامُوا الصَّلَاةَ وَأَمْرُهُمْ شُورَى بَيْنَهُمْ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونَ
“..Rablerine icabet edenler, namazı dosdoğru kılanlar, işleri kendi aralarında şûra ile olanlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak edenler..” (Şûra:38)
فَبِمَا رَحْمَةٍ مِّنَ اللّهِ لِنتَ لَهُمْ وَلَوْ كُنتَ فَظًّا غَلِيظَ الْقَلْبِ لاَنفَضُّواْ مِنْ حَوْلِكَ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمْ وَشَاوِرْهُمْ فِي الأَمْرِ فَإِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللّهِ إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ الْمُتَوَكِّلِينَ
“Allah'tan bir rahmet dolayısıyla, onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır giderlerdi. Öyleyse onları bağışla, onlar için bağışlanma dile ve iş (yönetim) konusunda onlarla müşavere et. Karar verdiğinde artık Allah'a tevekkül et. Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.” (Ali İmran:159)
Görüldüğü gibi yönetim işlerinde meşverette bulunmak / şûraya başvurmak hem müslümanların vasfı olarak zikredilmiş hem de Resulullah’ın şahsında ümmetine emredilmiştir. Ancak şûra, sadece “danışmaktır”, “görüş almaktır” “karar vermek” değil!.. “Karar vermek” ise “danışana” bırakılmıştır, şûra / danışma meclisine değil!.. Zira “karar verdiğinde” denilmiştir, “karar verdiğinizde” denilmemiştir. Nitekim Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem’in uygulaması da bu doğrultuda olmuştur.
Bu yönüyle de demokrasi ile İslam asla bağdaşmaz. Zira demokraside karar meclisin çoğunluğu ile alınmak zorundadır.
3-“Dinde zorlama yoktur” ayeti
inanç ve vicdan özgürlüğü demek değildir
Demokraside var olduğu söylenen “inanç ve vicdan özgürlüğü” kişinin herhangi bir dini ve inancı benimsemesi ve istediği zamanda değiştirmesi yada hiçbir inanca sahip olmaması, bu hususta hiçbir kayıt ve sabitesinin olmaması, din ve inanç değiştirmekte hiçbir sınırlamanın olmamasıdır. Bu din, tek hak din İslam olsa da..
Halbuki İslam’da durum farklıdır. Zira kişi, İslam’a inanmaya ve müslüman olmaya zorlanmaz. Çünkü “iman etmek” tercih meselesidir. Tercih ise; ikrah / zorlama, baskı ile olmaz.
لاَ إِكْرَاهَ فِي الدِّينِ قَد تَّبَيَّنَ الرُّشْدُ مِنَ الْغَيِّ فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِن بِاللّهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَىَ لاَ انفِصَامَ لَهَا وَاللّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
“Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Şüphesiz, rüşd (doğruluk) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu inkar /red edip Allah'a inanırsa, o, sapasağlam bir kulpa yapışmıştır; bunun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir.” (Bakara:256)
وَلَوْ شَاء رَبُّكَ لآمَنَ مَن فِي الأَرْضِ كُلُّهُمْ جَمِيعًا أَفَأَنتَ تُكْرِهُ النَّاسَ حَتَّى يَكُونُواْ مُؤْمِنِينَ
وَمَا كَانَ لِنَفْسٍ أَن تُؤْمِنَ إِلاَّ بِإِذْنِ اللّهِ وَيَجْعَلُ الرِّجْسَ عَلَى الَّذِينَ لاَ يَعْقِلُونَ
“(Resûlüm!) Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin hepsi elbette iman ederlerdi. O halde sen, inanmaları için insanları zorlayacak mısın?
Allah'ın izni olmadıkça hiç kimsenin inanması sözkonusu değildir. Allah, aklını kullanmayanları en yüz kızartıcı iğrençliğin kucağına atar." (Yunus:99)
Tercih, serbest ortamda aklederek kanaat getirmek ile olur. Böylesi bir tercih ile kişi iman ettiğini söylemekle artık o dinin tek hak / doğru din olduğuna kanaat getirip güvenmiş ve bu güvenine başkaların da güvenmesini ilan etmiş demektir. Onun için “mü’min” demek “güvenen ve güven veren” demektir. Kelimei Şehadeti söyleyerek mü’min olan kimse, bu şehadeti ile İslam’a giriş sözleşmesini benimsediğini ilan etmiş olmaktadır. Bu sözleşme; o kişinin artık zihniyeti ve nefsiyetini Allah’ın elçisi Muhammed Sallallahu Aleyhi Vesellem’ in getirmiş olduğu dine göre şekillenmesini, amellerinde muhayyer / serbet, başıboş olmamasını, şeri hükümlerle mukayyed olmasını gerekli kılmaktadır.
-Kişinin İslam’dan irtad etmesi/ çıkması serbest değildir.
وَمَن يَرْتَدِدْ مِنكُمْ عَن دِينِهِ فَيَمُتْ وَهُوَ كَافِرٌ فَأُوْلَئِكَ حَبِطَتْ أَعْمَالُهُمْ فِي الدُّنْيَا وَالآخِرَةِ وَأُوْلَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
“…Sizden kim dininden döner de kâfir olarak ölürse, öylelerin bütün yapıp ettikleri dünyada da, ahirette de boşa gitmiştir. Bunlar cehennemliklerdir, orada sürekli kalacaklardır.” (Bakara:217)
كَيْفَ يَهْدِي اللّهُ قَوْمًا كَفَرُواْ بَعْدَ إِيمَانِهِمْ وَشَهِدُواْ أَنَّ الرَّسُولَ حَقٌّ وَجَاءهُمُ الْبَيِّنَاتُ وَاللّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ
أُوْلَئِكَ جَزَآؤُهُمْ أَنَّ عَلَيْهِمْ لَعْنَةَ اللّهِ وَالْمَلآئِكَةِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ
خَالِدِينَ فِيهَا لاَ يُخَفَّفُ عَنْهُمُ الْعَذَابُ وَلاَ هُمْ يُنظَرُونَ
إِلاَّ الَّذِينَ تَابُواْ مِن بَعْدِ ذَلِكَ وَأَصْلَحُواْ فَإِنَّ الله غَفُورٌ رَّحِيمٌ
إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُواْ بَعْدَ إِيمَانِهِمْ ثُمَّ ازْدَادُواْ كُفْرًا لَّن تُقْبَلَ تَوْبَتُهُمْ وَأُوْلَئِكَ هُمُ الضَّآلُّونَ
“Kendilerine apaçık belgeler geldiği ve elçinin hak olduğuna şahid oldukları halde, imanlarından sonra küfre sapan bir kavmi Allah nasıl hidayete erdirir? Allah, zulmeden bir kavmi hidayete erdirmez.
İşte bunların cezası, Allah'ın meleklerin ve bütün insanların lanetlerinin üzerine olmasıdır.
İçinde temelli kalıcıdırlar. Onların azabı hafifletilmez ve onlar gözetilmezler.
Ancak bundan sonra tevbe edenler, 'salih olarak davrananlar' başka. Çünkü Allah, gerçekten bağışlayandır, esirgeyendir.
Doğrusu, imanlarından sonra inkâr edenler, sonra inkârlarını arttıranlar; bunların tevbeleri kesinlikle kabul edilmez. İşte bunlar, sapıkların ta kendileridir.” (Ali İmran: 86-90)
إِنَّ الَّذِينَ آمَنُواْ ثُمَّ كَفَرُواْ ثُمَّ آمَنُواْ ثُمَّ كَفَرُواْ ثُمَّ ازْدَادُواْ كُفْرًا لَّمْ يَكُنِ اللّهُ لِيَغْفِرَ لَهُمْ وَلاَ لِيَهْدِيَهُمْ سَبِيلاً
“Gerçek şu, iman edip sonra inkâra sapanlar, sonra yine iman edip sonra inkâra sapanlar sonra da inkârları artanlar... Allah onları bağışlayacak değildir, onları doğru yola da iletecek değildir.” (Nisa: 137)
-Dini bütünü ile benimsememek, bir kısım hükümleri alıp diğerlerini kabullenmemek de serbest değildir.
أَفَتُؤْمِنُونَ بِبَعْضِ الْكِتَابِ وَتَكْفُرُونَ بِبَعْضٍ فَمَا جَزَاء مَن يَفْعَلُ ذَلِكَ مِنكُمْ إِلاَّ خِزْيٌ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ الْقِيَامَةِ يُرَدُّونَ إِلَى أَشَدِّ الْعَذَابِ وَمَا اللّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
أُولَئِكَ الَّذِينَ اشْتَرَوُاْ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا بِالآَخِرَةِ فَلاَ يُخَفَّفُ عَنْهُمُ الْعَذَابُ وَلاَ هُمْ يُنصَرُونَ
“…Yoksa siz, Kitabın bir bölümüne inanıp da bir bölümünü inkâr mı ediyorsunuz? Artık sizden böyle yapanların dünya hayatındaki cezası aşağılık olmaktan başka değildir; kıyamet gününde de azabın en şiddetli olanına uğratılacaklardır. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir.
İşte onlar, ahirete karşılık dünya hayatını satın alan kimselerdir. Bu yüzden ne azapları hafifletilecek ne de kendilerine yardım edilecektir.”
(Bakara: 85-86)
إِنَّ الَّذِينَ فَرَّقُواْ دِينَهُمْ وَكَانُواْ شِيَعًا لَّسْتَ مِنْهُمْ فِي شَيْءٍ إِنَّمَا أَمْرُهُمْ إِلَى اللّهِ ثُمَّ يُنَبِّئُهُم بِمَا كَانُواْ يَفْعَلُونَ
“Dinlerinin öngördüğü inanç ve ümmet birliğini parçalayarak çeşitli akımlara bölünenler ile, senin hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi Allah'a kalmıştır. Allah onlara ilerde yaptıklarının akıbetini bildirecektir.”
(En’am: 159)
مُنِيبِينَ إِلَيْهِ وَاتَّقُوهُ وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَلَا تَكُونُوا مِنَ الْمُشْرِكِينَ
مِنَ الَّذِينَ فَرَّقُوا دِينَهُمْ وَكَانُوا شِيَعًا كُلُّ حِزْبٍ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ
“Allah'a yönelerek O'na karşı gelmekten sakınınız, namaz kılınız, dinlerinde ayrılığa düşüp fırka fırka olan, her fırkasının da kendisinde bulunanla sevindiği müşriklerden olmayınız.” (Rûm: 31-32)
-Mü’min kişi dini yükümlülüklerini yerine getirip getirmemekte serbest değildir
وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلَا مُؤْمِنَةٍ إِذَا قَضَى اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَمْرًا أَن يَكُونَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ مِنْ أَمْرِهِمْ وَمَن يَعْصِ
اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالًا مُّبِينًا
“Allah ve Rasulü bir şeye hükmettiği zaman; ne mü'min erkekler için ne de mü'min kadınlar için artık işlerinde bir seçme hakkı olamaz. Kim de Allah'a ve Rasulüne isyan ederse; şüphesiz ki apaçık bir sapıklıkla sapmış olur.” (Ahzab: 36)
İşte bu noktalardan da bakıldığında görülüyor ki; İslam ile demokrasi asla bağdaşamaz..
4-Hakimiyet milletin yada ümmetin değildir
Hakimiyet Allah’ın Şeriat’ınındır
“Hakimiyet”; kendi üstünde bir başka güç ve irade kabul etmeyen, tüm hakkın, hukukun ve yetkinin meşruiyet / yasallık kaynağı olan, kendisine kayıtsız şartsız boyun bükülen en yüksek irade demektir.
İşte böylesi bir iradeye “ilah” denir. O ilah ise ancak alemlerin Yaratıcısı ve Rabbı olan Allahu Teala’dır. Allah’ın dışında “hakimiyet sahibi” kabul edilenler sahte rablerdir, ilahlardır, putlardır. Sahte ilahlık taslayanlara da “tağut” denir.
Onun için “hakimiyet” bazılarının söylediği gibi teknik, basit tali / ayrıntı bir mesele değildir. Bilakis “asıl” meseledir. İman-küfür-din meselesidir. Arzda / yeryüzünde, mülkde gerçek hakimiyet sahibi kim dir?.. Bu soru hem Usuluddin / Dinin esaslarını açıklayan ilimin hem de Usululfıkıh / Fıkıh’ın esaslarını açıklayan ilmin en öncelikli temel sorusudur. Cevabı da ihtilafsız tektir. O da; hüküm / hakimiyet sadece Allah’a aittir.
يَا صَاحِبَيِ السِّجْنِ أَأَرْبَابٌ مُّتَفَرِّقُونَ خَيْرٌ أَمِ اللّهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ
مَا تَعْبُدُونَ مِن دُونِهِ إِلاَّ أَسْمَاء سَمَّيْتُمُوهَا أَنتُمْ وَآبَآؤُكُم مَّا أَنزَلَ اللّهُ بِهَا مِن سُلْطَانٍ إِنِ الْحُكْمُ إِلاَّ لِلّهِ أَمَرَ أَلاَّ تَعْبُدُواْ إِلاَّ إِيَّاهُ ذَلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يَعْلَمُونَ
“Ey zindan arkadaşlarım! Ayrı ayrı rabler mi daha iyidir, yoksa kahhar / mutlak hâkimiyet sahibi olan tek Allah mı?
Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, sizin ve atalarınızın taktığı birtakım isimlerden başka bir şey değildir. Allah onlar hakkında herhangi bir delil indirmemiştir. Hüküm sadece Allah'a aittir. O size kendisinden başkasına ibadet etmemenizi emretmiştir. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Yusuf:39- 40)
“Hükmün / hakimiyetin Allah’a ait olması” bazılarının sandıkları gibi “hakimiyetin ümmete yada millete ait olması” demek değildir. Zira Allahu Teala mülkde ortak kabul etmediği gibi hükümde de ortak kabul etmiyor. Kendisi dışındaki bütün “hakimiyet” iddialarının red edilmesini Kendisine imanın gereği kılıyor. Allah’a iman etmek de O’na kulluk etmek de sadece O’nun hakimiyetine teslim olmakla mümkün olmaktadır. O’nun hakimiyetine peygamber dahil bütün kullar boyun bükmekle emrolunmuşlardır. Onun için peygamberler kendilerini “müslümanların ilki” olarak vasıflandırmışlardır.
قُلْ إِنِّي أُمِرْتُ أَنْ أَعْبُدَ اللَّهَ مُخْلِصًا لَّهُ الدِّينَ
وَأُمِرْتُ لِأَنْ أَكُونَ أَوَّلَ الْمُسْلِمِينَ
“De ki: "Ben, dini yalnızca O'na halis kılarak Allah'a ibadet etmekle emrolundum.
Ve ben, müslümanların ilki olmakla da emrolundum.” (Zumer: 11-12)
قُلْ إِنَّ صَلاَتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
لاَ شَرِيكَ لَهُ وَبِذَلِكَ أُمِرْتُ وَأَنَاْ أَوَّلُ الْمُسْلِمِينَ
“De ki: “Şüphesiz benim namazım da, diğer ibadetlerim de, yaşamam da, ölümüm de âlemlerin Rabbi Allah içindir
O’nun hiçbir ortağı yoktur. İşte ben bununla emrolundum Ben müslümanların ilkiyim.” (En’am: 162-163)
“Hüküm / hakimiyet Allah’ındır” sözü hiçbir şekilde “Allah kulları arasına inip de onları yönetecek” şeklinde anlaşılmamıştır.
Allah’ın kullarının yaşam tarzlarını belirlemedeki “hakimiyetini”; Resulüne vahiy yoluyla indirmiş olduğu risaleti ve Şeriatı temsil etmektedir. Onun için tüm insanlardan Allah’ın Resulüne indirdiğine tabi olmaları istenmiştir.
كَانَ النَّاسُ أُمَّةً وَاحِدَةً فَبَعَثَ اللّهُ النَّبِيِّينَ مُبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَ وَأَنزَلَ مَعَهُمُ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِيَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ فِيمَا اخْتَلَفُواْ فِيهِ وَمَا اخْتَلَفَ فِيهِ إِلاَّ الَّذِينَ أُوتُوهُ مِن بَعْدِ مَا جَاءتْهُمُ الْبَيِّنَاتُ بَغْيًا بَيْنَهُمْ فَهَدَى اللّهُ الَّذِينَ آمَنُواْ لِمَا اخْتَلَفُواْ فِيهِ مِنَ الْحَقِّ بِإِذْنِهِ وَاللّهُ يَهْدِي مَن يَشَاء إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ
“İnsanlar tek bir ümmetti. Allah müjdeleyici ve korkutucu peygamberler gönderdi ve onlarla beraber insanların ihtilafa düştükleri şeylerde, aralarında hüküm vermeleri için hak kitap indirdi. Halbuki kendilerine apaçık deliller geldikten sonra aralarındaki ihtirastan dolayı ihtilafa düşenler de, o kendilerine kitap verilenlerden başkası değildir. İşte Allah, kendi iradesiyle iman edenleri, üzerinde ihtilafa düştükleri hakka ulaştırdı. Allah dilediğini dosdoğru yola ulaştırır.” (Bakara: 213)
اتَّبِعُواْ مَا أُنزِلَ إِلَيْكُم مِّن رَّبِّكُمْ وَلاَ تَتَّبِعُواْ مِن دُونِهِ أَوْلِيَاء قَلِيلاً مَّا تَذَكَّرُونَ
“Rabbinizden size indirilene tabi olun / uyun, O'ndan başka velilere uymayın. Ne az öğüt alıyorsunuz.!.” (A’raf: 3)
قُلْ يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنِّي رَسُولُ اللّهِ إِلَيْكُمْ جَمِيعًا الَّذِي لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ لا إِلَهَ إِلاَّ هُوَ يُحْيِي وَيُمِيتُ فَآمِنُواْ بِاللّهِ وَرَسُولِهِ النَّبِيِّ الأُمِّيِّ الَّذِي يُؤْمِنُ بِاللّهِ وَكَلِمَاتِهِ وَاتَّبِعُوهُ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
“De ki: “Ey insanlar! Şüphesiz ben, yer ve göklerin mülkü / hükümranlığı kendisine ait olan Allah’ın hepinize gönderdiği elçiyim. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O, diriltir ve öldürür. O hâlde, Allah’a ve O’nun sözlerine inanan Resûlüne, o ümmî peygambere iman edin ve ona tabi olun / uyun ki doğru yolu bulasınız.” (A’raf: 158)
وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ اتَّبِعُوا مَا أَنزَلَ اللَّهُ قَالُوا بَلْ نَتَّبِعُ مَا وَجَدْنَا عَلَيْهِ آبَاءنَا أَوَلَوْ كَانَ الشَّيْطَانُ يَدْعُوهُمْ إِلَى عَذَابِ السَّعِيرِ
“Onlara: Allah'ın indirdiklerine tabi olun / uyun, denilince: Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız, derler. Ya şeytan, onları yalımlı azaba çağırıyor idiyse?!.” (Lokman: 21)
وَأَنَّ هَذَا صِرَاطِي مُسْتَقِيمًا فَاتَّبِعُوهُ وَلاَ تَتَّبِعُواْ السُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَن سَبِيلِهِ ذَلِكُمْ وَصَّاكُم بِهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
وَهَذَا كِتَابٌ أَنزَلْنَاهُ مُبَارَكٌ فَاتَّبِعُوهُ وَاتَّقُواْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُون
“Bu benim dosdoğru olan yolumdur. Şu halde ona uyun. Sizi O'nun yolundan ayıracak (başka) yollara uymayın. Bununla size tavsiye etti, umulur ki korkup sakınırsınız.
Bu (Kur’an) da bizim indirdiğimiz bereket kaynağı bir kitaptır. Artık ona uyun ve Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.”
(En’am: 153,155)
Ayrıca Allahu Teala, “Allah’ın indirdikleri ile hükmetmeyi / yönetmeyi” imanın gereği olduğunu da açıkca ortaya koymuştur. Şöyle ki:
وَمَن لَّمْ يَحْكُم بِمَا أَنزَلَ اللّهُ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ
وَمَن لَّمْ يَحْكُم بِمَا أنزَلَ اللّهُ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ
وَمَن لَّمْ يَحْكُم بِمَا أَنزَلَ اللّهُ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ
“..Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler kâfirlerin ta kendileridir.”
“..Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, zalimlerin ta kendileridir.”
“..Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, fasıkların ta kendileridir.”
(Maide: 44,45,47)
وَأَنزَلْنَا إِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ مُصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ الْكِتَابِ وَمُهَيْمِنًا عَلَيْهِ فَاحْكُم بَيْنَهُم بِمَا أَنزَلَ اللّهُ وَلاَ تَتَّبِعْ أَهْوَاءهُمْ عَمَّا جَاءكَ مِنَ الْحَقِّ
وَأَنِ احْكُم بَيْنَهُم بِمَآ أَنزَلَ اللّهُ وَلاَ تَتَّبِعْ أَهْوَاءهُمْ وَاحْذَرْهُمْ أَن يَفْتِنُوكَ عَن بَعْضِ مَا أَنزَلَ اللّهُ إِلَيْكَ فَإِن تَوَلَّوْاْ فَاعْلَمْ أَنَّمَا يُرِيدُ اللّهُ أَن يُصِيبَهُم بِبَعْضِ ذُنُوبِهِمْ وَإِنَّ كَثِيرًا مِّنَ النَّاسِ لَفَاسِقُونَ
“Kendinden önceki kitapları doğrulayan, onların yerine geçen bu kitabı, gerçekleri kapsayıcı olarak sana indirdik. Allah'ın sana indirdiğiyle aralarında hükmet. Sana gelen gerçekleri bırakıp onların hevesine uyma…
Aralarında, Allah’ın indirdiği ile hükmet. Onların arzularına uyma ve Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmından / bazı hükümlerinden seni şaptırmalarından sakın. Eğer yüz çevirirlerse, bil ki şüphesiz Allah, bazı günahları sebebiyle onları bir musibete çarptırmak istiyor. İnsanlardan birçoğu muhakkak ki yoldan çıkmışlardır.” (Maide: 48-49)
إِنَّا أَنزَلْنَا إِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِتَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ بِمَا أَرَاكَ اللّهُ وَلاَ تَكُن لِّلْخَآئِنِينَ خَصِيمًا
“Şüphesiz, Allah'ın sana gösterdiği gibi insanlar arasında hükmetmen için biz sana Kitabı hak olarak indirdik. (Sakın) Hainlerin savunucusu olma.” (Nisa: 105)
Kur’an’da geçen Resulullah’a “Allahtan indirilen”, “Resulullah’a gelen”, “Resulullah’ın getirdiği”, “Resulullah’ın hükmü” gibi tabirlerle kastedilenin Kitap ve Sünnette toplanan ve onlardan çıkartılan hükümlerin toplamını ifade eden kelime “Şeriattır”.
شَرَعَ لَكُم مِّنَ الدِّينِ مَا وَصَّى بِهِ نُوحًا وَالَّذِي أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ وَمَا وَصَّيْنَا بِهِ إِبْرَاهِيمَ وَمُوسَى وَعِيسَى أَنْ أَقِيمُوا الدِّينَ وَلَا تَتَفَرَّقُوا فِيهِ كَبُرَ عَلَى الْمُشْرِكِينَ مَا تَدْعُوهُمْ إِلَيْهِ اللَّهُ يَجْتَبِي إِلَيْهِ مَن يَشَاء وَيَهْدِي إِلَيْهِ مَن يُنِيبُ
““-Dini elbirlik ikame edin / hakim kılıp tatbik edin ve bu hususta ayrılığa düşmeyin.” diye Allah, dinden Nûh’a tavsiye ettiğini ve sana vahy eylediğimizi; bir de İbrahîm’e, Mûsa’ya, İsâ’ya tavsiye ettiğimizi, sizin için şeriat yaptı. Müşriklere, kendilerini davet ettiğin (bu tevhid dini) ağır geldi. Allah ona (bu hak dine) dilediklerini seçecek ve ona dönüb itaat edenleri hidayete erdirecektir.” (Şûra: 13)
أَمْ لَهُمْ شُرَكَاء شَرَعُوا لَهُم مِّنَ الدِّينِ مَا لَمْ يَأْذَن بِهِ اللَّهُ وَلَوْلَا كَلِمَةُ الْفَصْلِ لَقُضِيَ بَيْنَهُمْ وَإِنَّ الظَّالِمِينَ لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
“Yoksa Allah'ın izin vermediği bir şeyi, dinde onlara şeriat kılacak ortakları mı var? Şayet kesin söz bulunmayacak olsaydı; aralarında derhal hüküm verilirdi. Doğrusu zalimlere elim bir azab vardır.” (Şûra: 21)
لِكُلٍّ جَعَلْنَا مِنكُمْ شِرْعَةً وَمِنْهَاجًا
“...Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol-yöntem kıldık...” (Maide: 48)
ثُمَّ جَعَلْنَاكَ عَلَى شَرِيعَةٍ مِّنَ الْأَمْرِ فَاتَّبِعْهَا وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاء الَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ
“Sonra da (din ve dünya) işinde seni ayrı bir şeriat üzere görevlendirdik. Artık sen ona uy; bilmeyenlerin heveslerine uyma !..” (Casiye: 18)
İşte Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem Efendimize Allahu Teala’nın indirmiş olduğu bu İslam Şeriatına tabi olmayı; sözde değil de özde benimsemeyenlerin, onun hakimiyetine içlerinde hiç bir sıkıntı duymadan boyun eğmeyenlerin iman etmiş olamayacaklarını kesin bir şekilde Allahu Teala belirtiyor. Şöyle buyuruyor:
فَلاَ وَرَبِّكَ لاَ يُؤْمِنُونَ حَتَّىَ يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لاَ يَجِدُواْ فِي أَنفُسِهِمْ حَرَجًا مِّمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُواْ تَسْلِيمًا
“Hayır, hayır! Rabbine andolsun ki, onlar aralarında çıkan anlaşmazlıklarda senin hakemliğine başvurmadıkça sonra da vereceğin hükme, gönüllerinde hiçbir burukluk duymaksızın, kesin bir teslimiyetle uymadıkça iman etmiş olamazlar.” (Nisa: 65)
Şeriatın hakimiyetini özünde benimseyenler; “Şeriatın kestiği parmak acımaz”, “Şeriatın hükmü karşısında boynum kıldan incedir” demişlerdir. Çünkü “hakimiyet Şeriatındır”. Bu hakikata iman etmeyen kesinlikle Allah’a iman etmiş olmuyor, bunu da yukarıdaki ayeti kerimede yine bizzat Allahu Teala bildiriyor.
Şeratın hakimiyetinden başka hakimiyeti yani tağutların hakimiyetini kabul edenlerin aynı zamanda Allah’ın Resulüne indirilenlere yani Kitaba, Sünnete önceki kitaplara iman ettiklerini söylemelerinin;
-boş ve geçersiz bir iman iddiası olduğunu,
-onların aslında şeytanın güdüm alanına girmiş sapık kimseler olduğunu,
-aralarında Allah’ın Resulüne indirdiğine göre hüküm verilmesine / yönetime davet ettiklerinde bu davete yüz çevirenlerin nifak yani küfür sahibi olduklarını Allahu Teala gayet açık bir şekilde bildiriyor:
أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ يَزْعُمُونَ أَنَّهُمْ آمَنُواْ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ يُرِيدُونَ أَن يَتَحَاكَمُواْ إِلَى الطَّاغُوتِ وَقَدْ أُمِرُواْ أَن يَكْفُرُواْ بِهِ وَيُرِيدُ الشَّيْطَانُ أَن يُضِلَّهُمْ ضَلاَلاً بَعِيدًا
وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْاْ إِلَى مَا أَنزَلَ اللّهُ وَإِلَى الرَّسُولِ رَأَيْتَ الْمُنَافِقِينَ يَصُدُّونَ عَنكَ صُدُودًا
“Sana indirilene ve senden önce indirilene inandıklarını öne sürenleri görmedin mi? Bunlar, tağut'un hükmüne / hakimiyetine başvurmak istemektedirler; oysa onlar onu reddetmekle emrolunmuşlardır. Şeytan da onları uzak bir sapıklıkla sapıtmak ister.
Onlara: Allah'ın indirdiğine ve Resûl'e gelin (onlara başvuralım), denildiği zaman, münafıkların senden iyice uzaklaştıklarını görürsün.” (Nisa: 60-61)
Bu hakikatlara rağmen; her ne kadar uygulaması yalan olsa da teorisinde “eğemenliğin / hakimiyetin millete ait olduğunu” esas kabul eden demokrasinin İslam ile bağdaştığı nasıl iddia edilir!..
Madem ki “demokrasi” kökleri eski Yunan felsefesine dayanan, Batının “modernizim” denilen yaşam tarzının ilkelerinden ve sistemlerinden birisidir. Yani Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem’in “getirdiklerinden” değildir. O halde “demokrasinin İslam’dan olduğu yada İslam ile bağdaştığı” iddiası bir bidattır. Yani dinden olmadığı ve dinle bağdaşmadığı halde onun dinden olduğu iddiasıdır. Bu iddia ise dalalet / şaşkınlık ve sapkınlıktan başka birşey değildir, red olunur. Bu hususta Buhari, Müslim gibi Hadis kitaplarındaki “Bidat” ile ilgili hadislere bakılmasını tavsiye ederiz.
Demokrasi bir batıl dindir ve puttur
“Demokrasi” denilen bu batıl / içi boş uyduruk söylem günümüzün putu / sahte ilahı ve dini haline geldi. Zira günümüzde “demokrasi” söylemi sadece yönetimle alakalı bir fikir, ilke ve sistemin adı olarak değil de her şeyin kendisine göre izah edildiği bir kriter / ölçü yada merci yada “ilah” yada “din” haline geldi. Yöneticiler, yönetimler, devletler, siyasetler “demokrasiye” göre değerlendirildiği gibi, insanların kişilikleri, şahsiyetleri, her türlü davranışları hep “demokrasiye” göre değerlendirilmektedir. “Demokrat” yada “demokrat olmama” vasfıyla vasıflandırılmakta, sınıflandırılmaktadır. Mesela; sözde demokratik kriterlere / değerlere göre davranışlarını belirleyen kişiye “demokrat kişi” denir. “Demokrat erkek”, “demokrat kadın”, “demokrat aile”, “demokrat çocuklar”, “demokrat öğretmen”, “demokrat öğrenci”, “demokrat işveren”, “demokrat işci”, “demokrat imam”, “demokratik ahlak”, “demokrasi ruhu”, “demokrasiye inanç”..vb
İslam’a göre ise; her şeyin kendisi ile değerlendirildiği değer ölçüsü; Allah’ın rızası / hoşnutluğu yada hoşnutsuzluğudur. Yani Allahu Teala’nın medhi ve zemmidir. Allah’ın emirleri ve nehiyleridir. Helaller ve Haramlardır. Husün-kubuh / güzel-çirkin, doğru-yanlış, hak-batıl, iyi-kötü, hayı-şer gibi yargılar ancak ancak Allah’ın Şeriatına göre belirlenir. Bu esasın hayatın merkezinden kaydığı toplumlar cehalet ve dalalet toplumları olurlar. Ne yazık ki günümüzde bütün toplumların hali budur. Allah’tan çok “demokrasi” söylemi zikredilir, vird edilir oldu. Ne yazık ki; bu toplumların çoğu bireyleri de Allah’ı unutarak “müslüman” kimliklerini kaybettiler, fasıklar ve şaşkınlar sürüsüne dönüştüler…
Nitekim dostlarını düşmanlarını ayırt edemez hale düştüler. Öyle olmasalardı şeytana uyarlar mıydı!..
Hizbuşşeytanın örgütleri konumunda olan ABD, AB, BM, NATO’nun ve onların içindeki büyük şeytanları Bush, Obama, Sarkozy, Blair, Camerun, Putin, Perez vb demokrasiye davet etmiyorlar mı!. Onun insanlık için evrensel değer olduğunu, onu benimsemeyenlerin şer / kötü kişiler olduğunu söylemiyorlar mı!.. Demokrasiyi müslümanlara pazarlarken de; “onu benimserseniz diktatörlerin zulmünden kurtulursunuz, özgürlüğe kavuşursunuz, kalkınırsınız, refah seviyeniz yükselir, biz size yardım etmek istiyoruz. Demokrasiyi benimseyin, hem demokrasi İslam ile de bağdaşır” demiyorlar mı!...
Kimliğinin farkında olan, hayata İslami bakış açısı ile bakan bir müslüman bu büyük şeytanlara hiç kanar mı!.. Onlara güvenir mi!.. Elbetteki hayır.. Ne yazık ki durum hiç de öyle değil… Onlara ve aralarındaki uşaklarına kulak veriyorlar. Demokrasiye kurtuluş simidi gibi sarılıyorlar… İşte bu durum Allah’ı unutmanın doğurduğu vahim neticedir.. Halbuki Allahu Teala bundan şu şek
Öncelikle şunu berlitmek isterim;
Turan Dursun ve İlhan Arsel'e büyük saygı duymam, cefalar çekmiş hatta canlarından olmuş olmaları nedeniyle özel insanlar olduklarını bilmem, onlarla her zaman aynı görüşte olacağım anlamına gelmiyor.
Turan Dursun'un yazdıklarına katılmadığım noktalar var.
Bir insan dinden çıktığında özgür akılla karar verebildiği gibi, dine de özgür akılla girebilir veya dini reforma uğratabilir.
kalıpları vardır, kuralları vardır. bunları, katı bir "değişmezlik" ve "kesinlik" biçimiyle içine alan kitab"ı, "sünnet"i (hadisler) vardır. "akıl yürütmeler"le "yorum" katma çabaları olmuyor değil. ama bunlar, "iman"ıyla prangalıdır ve dogmalarının sınırını aşamaz. aşamayınca da insanlığın gelişmesinin gerisinde kalır her zaman. öyle
olunca da demokrasi ile bağdaşması beklenemez.
Buna katılmıyorum. Dinlerin kalıpları ve kuralları olsa dünyada 100 tane "gerçek islam" olmaz. Demek ki; kesin ve değişmez kuralları ve kalıpları yok bu dinlerin. Evrim'i destekleyen müslümanlar görmeyiz.
Kaldı ki; İnsanlardan ne bekleniyor?
Mesela Ateist nüfusun çok olduğu bir Japonya'da veya Kore'de demokrasi, insan hakları, kadın erkek eşitliği normal olarak var mı sanılıyor? Veya üstün toplum özelliğine kavuşulduğu mu sanılıyor?
Kore'de şu kadın (Geun-hye Park) başkan seçildi ve eski Güney Kore askeri diktatörünün kızı oluyor kendisi.
http://i2.cdn.turner.com/cnn/dam/assets/140303183219-park-geun-hye-south-korea-president-entertain-feature.jpg
Ki bunun babasına karşı nasıl bizde Kenan Evren'e karşı nefret varsa, toplumun bir bölümünde aynı tür bir nefret var. Şu an Kore'de özelleştirmelerle toplumun anasını ağlatıyor. En son KTX'i (Kore Tren Hattı) özelleştirdi ve birçok insan işsiz kaldı. Lakin halk hala o adamın kızı diye oy veriyor.
Sonra Japonya Shinzo Abe aşırı milliyetçi politikalar izliyor aklı fikri silahlanmada. Bu da yine aynı sol ve sosyal liberal kesimde rahatsızlık yaratıyor.
Güney Kore'de ne zaman bir yolsuzluk sıkandalı çıksın, Kuzey Kore ile suni gerilim yaratılıyor halkın dikkatini dağıtmak için. Japonya'da ne zaman bir yolsuzluk sıkandalı çıksın, Çin ile gerginlik haberleri sürülüyor halkın dikkatini oraya çekmek için.
Yani ülkede nüfusun Ateist olması veya Müslüman olması siyasetin pisliğini ortadan kaldırmıyor.
Kadın hakları derseniz;
Uzakdoğuda da Kadınları Erkeklerden aşağıda gören bakış açısı ortadan kalkmış, kadın ve erkek toplumda tamamen eşit kabul ediliyor diye bir durum yok. Türkiye'ye göre tabi ki; yukarlarda fakat bu kadın erkek eşit olmama anlayışı global bir şekilde çoğu toplumda var olmuş bir şey.
İslam Kadını düşük görüyor değil olay. Kültür kadını düşük görüyor. İslam da bir kültür olduğu için, Türkiye'de sanki İslam kadını aşağıda tutuyor gibi gözüküyor.
Dinler de kültürle beraber değişiyor, modernleşiyor.
Yukarıda İlhan Arsel ve Turan Dursun'un İslam hakkında verdiği bilgilerin çoğu onların da kendi kafalarındaki "Gerçek İslam"
Yani "Müslümanların kafasında Gerçek İslam var, Ateistlerin kafasında Gerçek İslam yok" diye bir durum yok.
Ateistlerin de kafasında Gerçek İslam var.
Bu Gerçek İslam'ların sahiden gerçek olmaları veya sahte olmaları bir şeyi değiştirmiyor.
Çünkü bize etki eden, topluma, ülkeye, insanlara şekil veren Gerçek İslam'dan ziyade, pratikte uygulanan islam.
Türkiye'de de bu Kültür şeklinde.
Sanki adam karısını Muhammed öyle söylediği için mi aşağıda görüyor?
Hayır.
O kültürü almış, o kültürde büyümüş.
Bir Koreli adam Karısını neden aşağıda görüyorsa, o da aynı sebeple karısını aşağıda görüyor.
Bu kültür değiştikçe ki; değişiyor.
Çünkü internet var. Youtube var. Wikipedia var.
Gelecek nesil yeni kültüre göre düşüncelerini geliştirecek.
Yani internetin girdiği hiçbir toplum, geriye gitmez artık. Eski nesilde bunun etkisi yavaş olabilir fakat yeni nesilde özellikle 2000-2003 yıllarından sonra doğan çocuklarda, bunun etkilerini göreceğiz.
Onlar da hem Müslüman olacaklar, hem İngiltere'deki Hıristiyan gibi, İsrail'deki Yahudi gibi kadın erkek eşittir diyecekler.
Çünkü dediğim gibi kültür değişmiş olacak.
Benim düşüncelerim bu şekilde.
İslam'ı çok hafife alıyorsun Boolean. İslam Hristiyanlık gibi reforme edilebilecek ya da uyutulabilecek bir din değildir. Tam da o dediğin hem müslüman kalan hem de ileri görüşlü ve demokrat olabilen kimseler icin gerekli İslamın eradikasyonu. Bana bir tane sekuler/laik devlet gösterebilir misin toplumunda baskın inanç İslam olan. Türkiye dışında bir örnek yok. Atatürk (allah ondan razı olsun) iyi kötü bir çizgiye sokmuş ülkeyi ama islamlasma tehlikeleri de hiçbir zaman eksik olmamış (bkz Menemen olayı). 28 Şubat da onaylamadığım bir mudahele olsa da devletin islamlasma tehlikesi karsisindaki bir reaksiyonudur..
İslam'ı çok hafife alıyorsun Boolean. İslam Hristiyanlık gibi reforme edilebilecek ya da uyutulabilecek bir din değildir.
İslam, Yahudiliğin kopyası olmasına rağmen, Yahudiler sokakta kadın taşlamıyorlar, kafa kesmiyorlar. Müslümanların Yahudi takıntısı neticesinde oluşmuş düşünceleri haricinde, genelde hoşgörülü bir toplum olmuşlar.
Radikal olanları Yahudiler arasında da var tabi. Aynı Hıristiyanlar arasında olduğu gibi. Geçen bir eşcinseli bıçakladılar bu radikaller İsrail'de mesela.
Kaldı ki bizim Arap olmama faktörümüz var.
Bu bize avantaj sağlıyor. Arapların milli dini olduğu için bu din, Osmanlı döneminde bile, tanzimat zamanı biz çoktaaan reformasyona geçmişiz.
Mesela;
Biz köleliği 1839'da kaldırmışız, Suudi Arabistan'da 1960'larda olması lazım köleliğin kaldırılışı. Yani bizden 120 sene geriden geliyor bunlar.
Bizde Atatürk faktörü de var fakat; halkın direnci çok aşırı olsa, ister 100 tane Atatürk gelsin bu reformların yapılamayacağını düşünüyorum.
Bunun örneği;
Emanullah Han
https://tr.wikipedia.org/wiki/Emanullah_Han
Emanullah Han da Afganistan'da aynı Atatürk gibi reformlara girişmiş, fakat başarılı olamamış. Şeriatçılar indirmişler aşağı.
Bizdeki şeriatçıların Atatürk'e güç yetirememelerinin bir sebebi Atatürk'ün üstün olması değil, halkın reforma yumuşak yapıda olması ve Atatürk'ü desteklemesi olduğunu düşünüyorum.
Yani kadın hakları gelince Şeriatçılar Afganistan'daki gibi halktan destek alamamışlar.
İslam var olduğu müddetçe radikal islam da var olacaktır elbet. Fakat zaman ilerledikçe bunların sayısı azalacak, halktan destek alamayacaklardır.
Bu tip Orta-Çağ örgütlerinin i-phone, twitter çağında destek bulabilmelerinin mümkünatı ancak Irak'ta, Suriye'de veya Afrika'da olur. Halkın bilgi olanaklarının kısıtlı olduğu, milenyumda orta çağı yaşayan toplumlarda ancak.
Biz Türkiye, böyle değiliz. Sebebi bizim Arap yarımadasından çıkma bir toplum olmayışımız. Dilimizin, kültürümüzün, farklı oluşu.
İşte bizim müslümanımız böyle.
http://i.radikal.com.tr/620x332/2015/08/31/fft107_mf5663613.Jpeg
Davutoğlunun torunu olmuş, kılıçdaroğluna gösteriyor.
Bence İslami Şeriat tehlikesi potansiyeli bulunmuyor bu insanların. (İslamcılık ideolojisi ise biraz farklı değerlendirilmeli tabi. Orada bir ayrım var. Muhafazakar ve İslamcı arasında bir çizgi var bence.)
Bunu belirtmeden edecemeyeceğim.
Bizim Ateistimiz de şöyle işte; :)
Atatürk (allah ondan razı olsun) iyi kötü bir çizgiye sokmuş ülkeyi
Aynı paragrafta hem İslam'ı eleştirir hem de Allah razı olsun der. :)
Bizim Ateistimiz de şöyle işte; :)
Aynı paragrafta hem İslam'ı eleştirir hem de Allah razı olsun der. :)
İroni yapyorum dostum.. :) ;)
İroni yapyorum dostum.. :) ;)
Tamam sen ironi yapmış ol. Ben diyorum arada Allah Korusun, Töbe, Allah Saklasın farkında olmadan.
Kültür yüzünden bu oluyor.
Cultural Muslim, Kültürel Müslüman diye bir şey var. İslami veya içinde İslam bulunan kültürlerde yetişmiş seküler, Ateist, Deistler bunun içindeler.
https://en.wikipedia.org/wiki/Cultural_Muslim
Bu insanlar, inanmasalar dahi kendilerini kültürel müslüman olarak tanımlıyorlar veya tanımlanıyorlar.
Elbette, bu bir gerçek.. :thumb:
Dini sadece inanç şeklinde değerlendirmek biraz basite indirgeyen bakış açısı oluyor. Forumda da bu çok yapılıyor.
Din sadece Cennet, Cehennem, Muhammed, Allah vs. değil yani.
Onun için de, Türkiye'de adam dinden çıkıyor ne kafa yapısı değişiyor, ne hayata bakış açısı, ne düşünceleri.
Zayn Malik diye müslüman bir çocuk ise İngiltere'de kızların çığlık atmasına neden oluyor.
http://www.billboard.com/files/styles/promo_650/public/media/zayn-malik-of-one-direction-2012-billboard-650.jpg
Hasan Akçay
31-08-2015, 16:11
Unzurna "bizi kale al" falan degil, nereden turettiyseniz bilemiyorum, unzurna "bizi gozet/dogruyu goster" demek. Bilakis; "bizi kale al/isteklerimizi onemse, ki biz de seni onemseyelim" = Raina.
Bi yerlerden türettigim filan yok,
UNZUR
Kuran’da ne anlama gelmekteyse
onu aliyorum.
Örnegin Saffât 102.
Ibrahim nebi orda
ogluna diyor ki:
Düsümde
seni bogazladim,
Ne dersin BAK artik.
UNZUR mâzâ terâ
Senin yasaman ya da ölmene yol açan tasarrufta bulunmama
BAK artik
= beni YETKiLi KIL artik,
= beni KÂLE AL artik.
UNZUR,
bu anlami tasiyan bi ifadedir ki ogul cevabini
buna göre vermis:
Babacigim! Sen… emredileni yap.
yâ ebetif’al mâ tû’mer
Ismail
kendi yasami üzerinde tasarrufta bulunmaya babasini ORTAK etmis
babasini YEKiLi kilmis,
onu KÂLE ALMIS.
Tipki
yönetime halki ORTAK etmek gibi,
devleti yönetmede halki YETKiLi kilmak gibi,
halki KÂLE almak gibi.
Dedim ya, bu anlami
hiç kimsenin
bi yerlerden türetmesine gerek yok.
Kisi aklini kullansin, ayetleri önkabulsüz okusun yeter.
Yoksa
aklini devre disinda birakip
siyer masallari, sözde hadisler, nüzul sebebi kurgulamalari gibi önkabullerle malul tefsirlere bel baglarsa
tefsirlerdeki tutarsizliklari da kolayca gözden kaçirir, tefsirleri de anlayamaz.
Buyurun (Elmalili):
Âyetten çıkan sonuca göre;
söz konusu nazâreti (kâle alinmayi, H A) talep etmek ve söz dinlemek (? H A)
ümmetin görevidir.
Müminler başıboş, terkedilmiş, nazâretsiz bırakılmaya (kâle alinmamaya, H A) razı olmamalı,
kendilerine nazâret edecek (kendilerini kâle alacak, H A) bir başkana, bir imama tabi olmalıdır.
Bu suretle bir ümmet teşkil etmeliler,
fakat "râinâ" diyerek müraat (güdülmek, H A) isteğinde bulunmamalı,
kendilerinin sürü yerine konulmasına razı olmamalılar.
Ne diyor?
Hasan Akçay
01-09-2015, 04:12
Ayetler
iki seyin yönetimini
birbirinden ayiriyor.
1.devletin yönetimi
2.dinin yönetimi
*
Devletin yönetiminde...
mevcut yönetici, örnegin emîr, eger halkin deger yargilarina aykiri davranirsa
halkin ona bas kaldirma yetkisi var.
Örnegin
Suudi Arabistan'in vahalarinda kadinlar basaçik olabiliyor ama mutlaka peçe takiyorlar
(belki basik burunlarini peçeyle örttüklerinde daha güzel göründüklerini sanarak).
Vahalardaki halkin örfü (deger yargisi) bu.
Iran'da ise kadinlar peçe takmiyor.
Iran'daki halkin örfü de bu.
Eger
Suudi yönetimi vahalardaki kadinlara peçe takmayi yasaklarsa
vahalardaki halkin bas kaldirma yetkisi var.
Iran yönetimi Iran'daki kadinlara peçeyi dayatirsa
bu kez de Iran halkinin bas kaldirma yetkisi var.
Bas kaldirma yetkisini halka Allah veriyor.
Ey nebi!
Inanan kadinlar örfe uygun islerde sana bas kaldirmayacaklarina dair söz vermeye geldiklerinde
onlardan söz al.
Bakin bu nebi
Allah'in elçisi degil
halkin "emîr"idir.
Nerden anliyoruz?
halka karsi sorumlu olmasindan, halka hesap vermesinden.
Eger anilan nebi Allah'in elçisi olsaydi
yalnizca Allah'a karsi sorumlu olurdu.
Sonuç olarak
Islamda devletin aslî yöneticileri halktir,
devleti halki temsilen yönetecek olanlari
seçim ile halk basa getirir,
seçim ile (ama mecbur kalindiginda isyan ile) halk görevden alir.
*
Dinin yönetimi
az sonra.
Örnegin Saffât 102.
Ibrahim nebi
Ibrahim = Brahma
Sare = Sárasvatī
Hacer = Ghaggar (Rigveda'da Sárasvatī nehrinin bir diger adi)
Ismail = Ishimahal (Buyuk Shiva)
Ishak = Ishivakhu (Shiva dostu)
vb.
orda
ogluna diyor ki:
Düsümde
seni bogazladim,
Ne dersin BAK artik.
UNZUR mâzâ terâ
Senin yasaman ya da ölmene yol açan tasarrufta bulunmama
BAK artik
= beni YETKiLi KIL artik,
= beni KÂLE AL artik.
Dalga geciyorsunuz herhalde.
kale almak: önem vermek, ciddiye almak, hesaba katmak, sözünü etmeye değer bulmak
Hangisini diyor Ibrahim?
"Evladim, unzur (beni kale al), ki boynunu vurayim"
"Evladim, unzur (bana yol goster), boynunu vursam mi, ne dersin?"
Cocuk da cevap veriyor: "Sen beni bosver, emredileni yap"
'Kale al' olsa unzur, anlamli bir diyalog gelismesi dahi mumkun degil :)
Hasan Akçay
01-09-2015, 08:58
......
Dini sadece inanç şeklinde değerlendirmek biraz basite indirgeyen bakış açısı oluyor. Forumda da bu çok yapılıyor.
Din sadece Cennet, Cehennem, Muhammed, Allah vs. değil yani.
Onun için de, Türkiye'de adam dinden çıkıyor ne kafa yapısı değişiyor, ne hayata bakış açısı, ne düşünceleri.
Bu konuda haklisin.
Din'in kelime babinda, aslinda tutulan/gidilen yol anlamina geldigi pek bilinmiyor. Din deyince genellikle Allah, God, Muhammed, Isa, Musa, Brahma vs. algilaniyor kestirmeden.
Oysa Yunus Emre bile islemis bunu eserlerinde.
isveç hükümeti kiliseleren gelen giden olmadığından kiliselerin masrafları karşılanamadığından kiliselerin satılacağından beahseden bir hürriyet haberi daha. satılcak kilise
http://www.hurriyet.com.tr/avrupa/30019901.asp?noMobile=true sayısı 16.000 adetmiş.