PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Beğendiğimiz Köşe Yazıları


Boolean
09-09-2015, 15:21
İlber Hoca'yı bu forumda milliyetçi bulabilirsiniz ki öyle zaten. Fakat akıllı bir insan olduğu gerçeğini değiştirmez.

Aşağıdaki yazısını, bazı paragrafları hoşuma gittiği için paylaşmak istedim.

Çünkü;

Siyaset ayrı, ülkenin ordusuna sahip çıkılması ayrı şey.

Ülkemizde vatandaşlık ve insan haklarını savuncaz derken ki bunlar sahiden geri yani, dengesiz düşünceler de çok savunuluyor. En çok itici gelen de bu düşüncelerin aydın düşünceler olarak savunulması ki; bu bence ne yaptığını bilmemezlik, dünyanın farkında olmamazlıktan başka bir şey değil.

Dünya, Türkiye'den, AKP, PKK meselesinden ibaret bir yer de değil.

Türkiye dünyadaki 200 ülkeden sadece birisi ve Tayyip'in kim olduğunu, PKK'nın ne olduğu bilmiyor dünyadaki insanların birçoğu.

İnsanlar bireysel çıkarları için nasıl savaşıyorlarsa, ülkeler de kendi çıkarları için savaşıyorlar.

Ve bırakın savaştan kaçanları, normal durumda bile kimse kimseyi kendi ülkesine almıyor kolay kolay.

Ülkeye ve orduya sahip çıkmak da bu nedenle gerçekçi ve akılcıdır.

Bu ne faşistliktir, ne darbeciliktir, ne devleti korumaktır. Dünya böyle şerefsiz ve acımasız bir mekan olduğundan götü korumaktır.

Bazıları sinirlenseler de, bu gerçek ve gerçekçi insanlar bunu anlayacaklardır.

http://www.milliyet.com.tr/ordumuza-sahip-cikalim/ilber-ortayli/pazar/yazardetay/30.08.2015/2109725/default.htm

Niçin ordu? Türkiye’nin etrafımızdaki ülkelerin durumuna düşmemesi, insanlarımızın birbirini canavarca katletmemesi ve göçmen kafileleriyle yollara düşmemesi için. Öyle bir felakette Almanya Türklere “Ülkemize hoş geldiniz” demez. Niçin ordu? Eğitim ve sanayinin gelişmesindeki başat rolünü korumak için. Taşıdığımız kimliğin selameti için. Çocuklarımıza vatanı bırakabilmek için.

Aleph
10-09-2015, 00:47
TSK, hem kurumsal yapı hem de fiziki alt yapı bakımından Türkiye'de tartışmasız en modern kurumdur. Elbette eksikleri gedikleri vardır ancak bunlar düzeltilmeyecek şeyler değildir.

Ayrıca geçmişte birkaç defa darbe yaptığı için mimlenmiştir fakat Güney Amerika ülkelerindeki gibi olmamıştır TSK'nın darbeleri. Müdahaleleri belki çok doğru olmamıştır ama amaç devletin tepesine kurulmak değil devletin kuruluş ilkelerini korumak olmuştur. Bu yüzden yönetim her defasında tekrar sivillere terk edilmiştir.

Murat Bardakçı, İlber Ortaylı, Celal Şengör gibi adamların ilmine büyük saygı duymakla birlikte "Türkçü" tavırları nedeniyle çok itibar edemiyorum kendilerine. Gerçi Atatürk de Türkçüydü ama o bir devlet adamıydı ve bahaneleri vardı. Bilim insanlarına ben ırkçılığı ya da aşırı milliyetçi söylemleri yakıştıramıyorum..

ilahimasal
10-07-2018, 14:08
Akit yazarının aklına nereden geldide bunu yazdı?
Beğendiğimden değil de !! Sebep ?


https://m.yeniakit.com.tr/yazarlar/c-yakup-simsek/aslansin-aziz-nesin-1-24965.html

Aslansın Aziz Nesin - 1
Hey Aziz Nesin!

Yâhu, sana nasıl hitâb edeceğimi de bilemiyorum...
"Gülmececi Aziz" mi deseydim acabâ?
Bu "gülmece" kelimesini "mizah" yerine ve "öz Türkçe" aşkına senin bulduğun (!) söyleniyor. BirGün gazetesinden Attila Aşut öyle diyor. Aynı adama göre -yine "öz Türkçe" aşkına- "fıkra" karşılığında "gülüt"ü de sen uydurmuşsun. Dolayısiyle "Gülütçü Aziz" unvânı da yakışırdı sana belki. Neyse, boş ver; ikisi de gülünç oldu.
Bu arada BirGün gazetesinden Attila Aşut'un verdiği bilgi doğru görünmüyor. Çünkü bu "gülmece" kelimesi, Sevan Nişanyan'ın tesbîtine göre ilk olarak "Cumhuriyet" gazetesinde ve 1935'te kullanılmış. Ayrıca, TDK'nın 1935'te "Osmanlıcadan Türkçeye Cep Kılavuzu"nda "udhûke" karşılığı olarak ileri sürdüğü üç adet kelimeden biriydi bu: gülenek, gülmece, gülence. (Bu üç "gül"lüden hangisi daha doğru ve daha öz Türkçe, bunu da öz Türkçeciler bulsun.)
Yâni Attila Aşut'un verdiği bilgi doğruysa sen yirmi yaşına varmadan, üstelik TDK'dan bile önce öz Türkçe kelimeler uydurmaya başlamışsın... Nûrullah Ataç’ı da hasedinden çatlatmışsındır tabii ki...
Bu Attila Aşut'un kelime bilgisi Soner Yalçın'ın "Tanrı" bilgisi gibi mi yoksa?

En iyisi, sana Mîna Urgan'ın yakıştırdığı sıfatla "Aslan!" diye sesleneyim...
Küçükse de kafesin,
Aslansın Aziz Nesin!
***
1915’te doğdun, 1995’in Temmuz’unda tahtalı köyü boyladın. Seninle aynı yıl doğup senden sonra ölen bir dişi dinozor olan Prof. Dr. Mîna Urgan (1915 - 2000) "Bir Dinozorun Anıları" isimli hâtırâtında senin toprağa veriliş biçimine imrenmiş:

"Başka ülkelerde, isteyene dinsel cenaze, isteyene sivil cenaze yapılır, ama bizde dinsel tören olmadan toprağa verilmenin yolu yok. Ancak aslanım Aziz Nesin başarabildi bunu. Camilere taşınmadan, Arapça dualar okunmadan, kendi kurduğu vakfın bahçesinde bilinmeyen bir yere gömüldü..."
(Senin gibi gömülmeyi arzu eden Mîna Urgan’ın bu isteği yerine getirilmemiş. Meselâ, namazının kılınmamasını vasiyet etmesine rağmen, 15 Haziran 2000 târihinde cavlağı çektiğinde Teşvîkiye Câmii'ne getirilip cenâze namazıyla uğurlanmaktan kurtulamamış. Üstelik adı sanı olmayan bir yere değil meşhur Âşiyan Mezarlığı'na defnedilmiş. Tabutunun ÖDP bayrağına sarılması, saygı duruşundan sonra Enternasyonal Marşı'nın çalınması, Taksim'e kadar alkışlar eşliğinde omuzlarda taşınması, cenâze kortejinin önünde, “Mîna Urgan. Dinozorlar Tükenmez†yazılı büyük boy bez bir afiş ile büyük boy bez resminin taşınması da belki seni kıskandırırdı... Neyse ki sen bunları görmedin.)
Yalnızca birkaç kişinin -meselâ Müjdat Gezen- bildiği bir noktada, toprak altındasın şimdi...
Yeri belirsiz olan kemiklerinin üzerinde çocuklar oynuyor.
Hep çocuklar çiğnesin...
Aslansın Aziz Nesin!

***
"Aziz Nesin, Türk aydınlarının onuruydu, Türk aydınlarının şanıydı bence." diyen Mîna Urgan senin hakkında verdiği bu mübâlağalı hükmün sebebini de şöyle açıklıyor:
"Çünkü hepimizin düşündüğünü, ama dile getirmekten çekindiğini, ancak o söylerdi hiç korkmadan, açıkça. Örneğin çoğumuz tanrıtanımazdık. Ama bunu açıklamayı göze alamazdık. Bir tek Aziz Nesin, 'ben tanrıtanımazım' derdi dobra dobra..."

Doğru söylüyor Urgan: Sen îmansızlığını dobra dobra, ballandıra ballandıra, gözü kara, bağıra bağıra ve kabara kabara söylerdin.

Gözü pek dîvânesin,
Aslansın Aziz Nesin!

***

Cesâretine hayran kalmamak mümkün değildi...
Câmiler dolusu Müslüman'ın Atatürkçülükten, meydanlar dolusu Atatürkçünün de Müslümanlıktan vazgeçmediği bir ülkede sen çıktın ve dedin ki:
“Atatürk, Müslümanlar açısından sevilecek bir şey yapmadı. Türkiye’de yaşayan ve Atatürk’ü sevdiğini söyleyen Müslümanlar, yalancıdır... Gerçek Müslüman, Atatürk’ü sevemez. Seviyorsa ya ahmaktır ya sahtekâr..."
Milyonlarca insanı yerinden hoplatan ve öfkeleri zıplatan bu sözlerinden dolayı sana neler diyorlar neler...
Kim ne diyorsa desin,
Aslansın Aziz Nesin!
***

Sana “Bu milletin yüzde 60'ı aptaldır!†sözünü söyleten sâiklerden biri de bu muydu acabâ? (Aslında sen yüzde 92 diyecektin ama dilin varmadı.)

Sonra da îkaaz ettin:
"Zeki olmanın koşulları vardır. Örneğin bu halk sağlıklı besleniyor mu? Protein alıyor mu? Domuz eti yiyor mu?"

"Zeki olmak için domuz eti yemek şart mı?" diye sorulduğunda da "Et yemek şart. Ama domuz yerse akıllılık eder..." diye fetvâ verdin.
Peki, sen "akıllılık" edip domuz eti yedin mi?
Cevap: "Çocukluğumda dinsel şeylerden etkilenmişim, ben de yiyemiyorum."
Olmadı şimdi! Türk milletini "aptal" olmaktan kurtaracak bir formül (!) buluyorsun; fakat kendin bunu tatbîk etmiyorsun...
Aynı anda hem "ateist" hem "zekî" olmak isteyenlere örnek olsaydın bâri...
Yine de kendi dâvâna uygun yaşayışın, ölüşün ve toprağa gömülüşün takdîre şâyân: "Camilere taşınmadan, Arapça dualar okunmadan...â€
Mü’min-kâfir dinlesin:
Aslansın Aziz Nesin!.