PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Öcalan neden idam edilEmedi?


Dialectics
14-09-2015, 22:12
Öcalan 99 yılında Kenya'da yakalanıyor ve Türkiye'ye Cavit Çağlar'ın özel bir uçağı ile iade ediliyor. O sıralarda Türkiye'de idam cezası var. DGM'de dava başlıyor. Ancak bir süre sonra DGM'lerdeki askeri hakimlerin tarafsızlık ilkesini ihlal ettiği gerekçesi ile sivil hakimler atanıyor. Davalr sonunda Öcalan hakkında idam cezası veriliyor. Ancak ceza bir türlü uygulanamıyor, sürekli erteleniyor. Bu ertelemelerde Bahçeli'nin dahi imzası var. En sonunda Türkiye Avrupa Birliği'ne Uyum Yasaları çerçevesinde bir sözleşme imzalıyor ve idam cezası kaldırılıyor, Öcalan derin bir oh çekiyor. Hepsi tesadüf mü?

Kim neden Öcalan'ı iade etti? İddia o ki bu PKK'nın siyasallaşmasının başlangcı idi.

Barlas arkadaşımızın önerdiği Emcet Olcaytu'nun Bahçeli'nin Dokuz Sabıkası adlı kitabından alıntılar:

"CIA'nın Apo'yu yakaladığını ve teslim ettiğini,... ancak... Onu idam etmeyecekseniz' dediğini Ecevit söyledi... Bu konu bir devlet akdi olduğu için Sayın Bahçeli istese de idam edemezdi. Çünkü Apo'nun teslim edilmesi sorunu iki devlet arasında yapılan bir gizli anlaşma idi. (O günlerde) Kayseri'de bir özel televizyon programına katılan eski ulaştırma bakanı sayın Prof. Doktor Enis Öksüz 'Apo'yu mutlaka asacağız' demişti. Ben de daha önce Soner Yalçın'ın kitabını okuduğum için 'İdam meselesinin mümkün olmadığını bunun devlet akdi olduğunu söyleyip malesef asamayacaksınız' demiştim" - MHP Kayseri Milletvekili Seyfi Şahin'in Ortadoğu gazetesinin 20 Nisan 2006 tarihli baskısındaki açıklamalrından...



"Mit Başkanı durumu İsmail Cem'e aktarır. Sırtında smokini ile arka salona gelen İsmail Cem'e teröristin teslim şartı olarak; yargılanması ve yargı sonrasında idam edilmemesi(!) şartı aktarılır..."

....

"Kıvrıkoğlu Paşa 'Askeri bu işe karıştırmayın. Binlerce şehit veren bir ordu, binlerce masumu çoluk çocuk demeden öldürmüş, tertemiz insanların beynini yıkayarak terörist yapmış bu katili canlı olarak teslim alıp, eliyle hayatını kurtarmaz' diyerek askeri uçak vermekten kaçınır. Suskun kalır!... Bu aşamada Süleyman Bey'n manevi evladı Cavit Çağlar devreye sokularak, kargonun (!) onun özel uçağı ile teslim alınması kararlaştırılır ve aynen uygulanır..."

Süha Baykal'ın yakın tarihli açıklamasını, adı geçenlerden hiçbiri yalanlamış değil. Böylece iki soru da cevaplanmış oluyor.

"Türkiye Cumhuriyeti'nin elinde, bu tür operasyonlara katılacak uçak yok muydu?"

"Genelkurmay Başkanı Kıvrıkoğlu'nun tereddüdü neydi?"

Barlas
14-09-2015, 22:19
Bu görseli paylaştığım zaman yoğun eleştiriler alıyorum başka ortamlarda, ancak kabul etmek gerekir ki, yalan-yanlış bir şey olsa, araştırmacı-yazar Yılmaz DİKBAŞ'a tonla dava açılırdı bugüne kadar, böyle bir şey yok benim bildiğim.

Netice itibariyle Hüseyin KIVRIKOĞLU'da bir mason kuklaydı, bununla alâkalı olabilir yaşananlar...

https://lh3.googleusercontent.com/JsZ082CLMa6g10Uss6xVnaqQn06aWflaAk_bw2JsFpK1OCil-YVf0tvW2UVVfWRbT8wpxld7xKR7vCnoFTfmgFPAmLwN0YKCDih EcpIHApJcXIxNl3CJ9xrPS1vVTXKoFvr97ribipKdd94LkvqKq qk09leb2E5no56S73WwaT2Wyx4c4YliJBNPRS0G5unU655jRK8 7dTd7f6kKc6500S3-kXFO_Mv3vzlfU4foWB8SnbnRkUcEkXMQMwhm4Z0FAlZV6zatmN aEe_XY1fWrSeSZq-ZvUKxgkLllzCrAgzIRQj6XQ_StH2wnTjE1RpX4bPoAF4iYAhKU 5qwxuRw_p-n1jqxFS--gcvthQ1xORKjj0qWaYa8zV0B0OaVsNGLE3K1Ofnqgdc75TiHpI hACIl0-unkBDe34sMbpC-oRm1dYuuWpeio6ZIoQjYPOW18ItmONRL9-emmyx8-YJX2Mk0yJFLn1yMOIeQH7PqZFtQ7n6lmAsECedi0rxd747Dr1W UYb966cxTzw9_6rHv0isZwxHntT9URYe3hP02TwZOI=s708-no

İlahimasal
15-09-2015, 01:14
Mason ne ?

Her birey sevmedigine
Mason
Ermeni
Bilmem ne deyip duru veri

Bizim dinci yobazlarda her sevmedigine mason diyor.

Bu masonlar ajanlarıni hem gizli ,hemde aleni ortalıkda gezdiriyor. Mason olduklarınıda müslümanlardan başka degerlendirebilen yok.


Apo yu abd ve batılı güçlerin anlaşma ile turkiyeye verdiğini her türk yurttaşı biliyor.
30 sene dagda kullanan
30 senede siyasetinde kullanır.
Ne demisler ineği öldurme sağ.
Nasıl olsa dogal ölüm gerçekleşecek.asıpda başına belamı ediceksin politikası akp ninde işine gelmedi.sağıp duruyorlar.

Barlas
15-09-2015, 01:35
Mason dediğin Yahudi tarikatı en kısa şekliyle. Nasıl Gülen tarikatına girersen Fetoş'a çalışırsın, bunda da Yahudiye çalışırsın. ATATÜRK'ün dava arkadaşıı ve adalet bakanı Mahmut Esat BOZKURT, Trablusgarp'i masonluk yüzünden kaybettiğimizi yazar.

İlahimasal
15-09-2015, 01:45
Masonluğa bumudur cevap

Yahudi!mason!yahudi!mason!

Müslümanlarda hiç sevmiyor bu merkezi olmayan,büroları olmayan,uyeleri olmayan masonları.

Bu masonlar allah gibi bişeymi yoksa. Allahda adı var kendi yok birşey.

Dünyada her tip örgütü legal,illegal kurup
merkez,buro,üye lerle dünyaya tanıtıyorlar.reklam yapıyorlar.tişort bile bastırıp dağıtıyorlar.

Maonların tişörtü en azindan bir eşantiyon çakmağı bile yok.
Ne kadar gizl bir tarikat bu.

Masal gibi,hikaye gibi çocuklara anlatıp uyutmalık.

Alibey
15-09-2015, 04:44
Bebek katilini ABD türküye ye satıpta yakayı ele verince asılma korkusu ile hemen götlemiş ve demiştir ki. Beni kullanın ben kendimi affettireceğim demiştir. Bunu ben mahkemeler esnasında kulağımla duydum.
E eeeee zaten apoyu paketleyip veren abd de kullanırız asmayın deyince böyle olması türk hükümetinin de işine gelmiştir.

world
15-09-2015, 05:19
Bebek katilini ABD türküye ye satıpta yakayı ele verince asılma korkusu ile hemen götlemiş ve demiştir ki. Beni kullanın ben kendimi affettireceğim demiştir. Bunu ben mahkemeler esnasında kulağımla duydum.
E eeeee zaten apoyu paketleyip veren abd de kullanırız asmayın deyince böyle olması türk hükümetinin de işine gelmiştir.

Ulusal kanal da yayınlanmıştı Apo'nun dönekliğini ...Hemen ben devletimin emrindeyim Atatürk'ü seviyorum demişti , dötü tutuşmuştu.:first:

Neva
21-09-2015, 18:10
Zaten asamazlardi, hem AB'ye girecegiz hikayeleri, ote yandan da, halkta olusabilecek galeyan daha farkli boyutlara ulasabilirdi, buyuk sehirler patlayip catlayabilirdi, ayrica o operasyonda Kivrikoglu karismamis olabilir , ancak zaten Okk mensuplari devredeydi getirilmesi suresince. O donem gayet deneyimli bir ekip vardi. Ordu o zamanlarda simdiki gibi Allahuekber filan cekmiyordu. Ayrica bu tip ses getirecek bir operasyonda, gerek gelen paketin guvenligine iliskin, gerekse getirenlere iliskin, resmi askeri ucak kullanmak yapilabilecek en buyuk aptalliktir. Yani baska bir deyisle, ben damgali esegim, gel indir demek gibi birseydir.

ahura mazda
18-10-2015, 11:09
Türkiye Nato üyesi bir ülke, Abd'ye belli şahıslarla değil göbekten bağlıyız. Devletin bürokratik yapısı bağlı, ekonomik olarak bağımlı vs. Abd Abdullah Öcalan'ı yakaladı ve Türkiye'ye teslim etti çünkü Türkiye'ye bu olayı düzeltebilmesi için bir şans verdi yani kürt sorununu çözmek için muazzam bir hamle şansı vardı Türkiye'nin o dönem mevcut atmosferden ötürü yapılamadı, bugünde aptallıktan dolayı yapılamadı. Mevzu budur. Abdullah Öcalan'a hapishane'de iyi davranılması ve bakımının yapılması boşuna değil. Sıradan bir mahkuma göre çok iyi şartlarda herkesin gözü önünde hapis yatmakta. Abdullah Öcalan'ın yaşaması herkesin işine yarıyor. Biz vatandaşların dahi, ölse kızılca kıyamet yaşanır. Şuan ölse bile bu böyle.

spartacus
18-10-2015, 15:09
Öcalan'ın korumaları CIA ile işbirliğindeydi ve sanırım bir tanesi MİT ajanıydı. ABD Öcalan'ı teslim etti, karşılığında neler aldı orasını bilmiyoruz, en azından ABD'nin düzinenin üzerinde üs ve gizli üsleri var bu ülkede. Kısaca Türkiye, ABD nin maşası gibi. O zamanlarda bilhassa silah kaçakçılığından yolunu bulmayan ordu mensupları ve PKk ile yıllarca savaşan kadro, bu işin savaşla çözülemeyeceğine kanaat getirdi, çünkü savaşa uzun süre fırsat verilmişti, sonuç alınamadı. Bu süreçte yeni bir fırsatın daha değerlendirilmesi istendi, o da masada çözmek. Tamda o süreçte PKK defalarca ateşkes ilan etti. Yeni konsepte hazır olduğunu göstermek ve masaya oturmak için, 2 tarafta istekliydi.

AKP iktidara gelince taraflarca yürütülmesi gereken konsepti, kendi çıkarları adına kullanailmek adına kendi ipoteğine almaya yöneldi. Eski kontgerilla ve gladio katliamlarını ve çeteleşmeyi açığa çıkartıp, hukuku işleteceğim yaygarası altında, kurunun yanında yaşta yanar misaliyle gösterip, yaşın yanında bir kaç kuruyu dahil edip, yasaksavma ile eski kadroları ortadan kaldırdı. Bu süreçte ise öte yandanda PKK ile masaya oturup, çözüm süreci adı altında en azından şimdilik oyalama taktiği uygulayayım, hele şu ordu kadrolarını temizleyelim sıra size de gelecek taktiği uyguladı. Devlet içinde kadrolaşmalarını tamamlamaları için geriye bir zamanlar omuzlarında yükseldikleri Gülenciler kalmıştı, onlara da yöneldi ve orayı da bastırınca çözüm süreci dediği oyalamayı bitirdi.

Çünkü ülke ekonomik olarak sıkıntıda, toplum 13 yıl boyunca yol dışında ve birde imar, iskan yolsuzlukları ve ülke kaynaklarının, bilhassa Suudilere peşkeş çekilmesi dışında bir şey görmemişti. Hayat eski hayatdı, geçim sıkıntısı, ekmek uğruna en değerli şeyi emeğini satmak ve bunun için dahi başı önde yalvarmak zorunda kalan bir toplum gerçeği vardı. Hayat toplumun boğazına bıçak gibi dayanmış, bunlar ise öte taraftan ülke kaynaklarını alabildiğince hortumlamakla meşguldü. İlk taktik(A PLANI) olarak Suriye'yi kullandılar, 1 taşla 2 kuş vuracaklardı -hem savaş sayesinde savaş hüküemti olacak ve ne yaparlarsa yapsınalr toplu m kutsayacak hem de yeşil sermayeye Suriye toprakları açılacaktı. Savaş için çok çabaladılar, zira kaos demek; kleptokrasi(hırsızlar yönetimi) için daim devamlılık ve sigorta demekti. Kleptokrasi ile birlikte aniden ileri demokrasiyi buzdolabına koyup, ceplerindeki faşizmi çıkarttılar. Basın yayından her türlü haber alma, seyahat, fikrini ifade etme, inanç ve vicdan özgürlüğüde dahil, ne kadar açık görüş ve açık toplum nezdinde hak varsa, ya cilalı ayakkabıları ile(ki tekmelenen madenci, AKp ye oy vermiyor diye dövülen esnaf vs de görüntüye örnekti) ya da kolluk postallarıyla çiğnediler(basın, yayın, savcı, yargının AKP'ye teslimi sonrası MİT, Polis kovuşturmaları, gözaltılar, doğuda abluka, batıda polis baskısı). Bu süreç bir dolma yarattı ve Gezi olarak patlak verdi, orada da aynı şekilde şiddet ve terörle toplumsal talepler bastırıldı.

Şimdi de Gezi olarak ayyuka çıkan ve şarj etmeye devam eden toplumsal talep, çok daha yüksek oranda artması gerekirken toplumdan hiç ses çıkmamaya yöneldi, öfke ve farkındalık, koas ortamı ve terör, iç, dış düşman, islamcı ya da şoven milliyet edebiyatıyla frenlenmeliydi, zira islam ve ırk söylemi toplumun geniş bir kesimini kamp içine alabiliyordu. Bu başarıldı, bu gün Gezi olaylarına sebep olan onca faşist ve kamplaştırıcı politikanın 100 katı bir ortam ve daha ağır ekonomik koşullar varken, toplum hırsızlar yönetimini meşru görmeye başladı, çünkü bir yanı islamla, diğer yanıda şoven milliyetçilikle kapana kısılmıştı. Çünkü kleptokrasi ile yönetilen ülkelerde hırsızlar kendi olumsuz gerçeklerini, olumluya çevirmek ve halkı kandırıp, kendi gayrımeşruluklarını meşrulaştırmak için süreğen çatışma, kamplaşma düşman edebiyatı kullanır. böylelikle halklar farkında olmadan kleptokrasiyi kutsadığı gibi iktidar etrafında sözde kenetlenme uğruna, mevcut iktidarın emrine girmişçesine bir teslimiyete yönelir.

Şu an yaşadıklarımız çeşitli alavere, dalavere üzerinde yükselen bir gayrımeşru hale gelmiş iktidarın kendisine sağladığı meşruiyet zeminidir. Olaki terör söylemleri ile öte yandan da hala soymaya devam etmeleri sorun yaşar ve bu söylem de artık bunları kurtarmaz ise, A planına tekrar dönülecektir(savaş hükümeti). Bu anlamda ise ABD, Suriye ve Suriye üzerinden İran'a karşı genişletilebilir savaş ortamına ne kadar garanti vermişse de, Rusya bu oyunu bozdu. Kısaca hükümet çırpınıyor, çırpınmamak içinde kaos üretiyor. Bu koşullarda Apo'yu asamazlar, normalde zaten hiç asamazlardı, aklı başında bir politikanın izleyeceği yol değildir. Zira Apo'yu asmak için ipi boynuna dolayanın en azından ondan daha az günahı olması gerekirdi(bindikleri daldı).

Bebek katili Apo dediğimiz o resimde gösterilen bebeği öldüren ise devletin kendi Gladyosu olduğunu öğrendik, daha bir çok köy katliamı ve yakmalarının da yine bu çetelerce yapıldığını öğrendik. Bu Gladio çetesinin şehirdeki ayağı ise gestapodur, yani birisi asker, diğeri ise polis içerisinde örgütlenmiştir. Susurluk kazasında, devletin Özel harekat denen faşist ve işi katletmek olan tetikçi örgütünün bir çok katliamı, tetikçiliği, hatta kendilerine paravan şirketler(Almanya da mesken daireler!, Antalya ve Mersinde tabelası olan ama içi olmayan bürolar) açığa çıktı, kısa sürede açığa çıkanlar hasır altı edilerek süreç kapatıldı. Yine de bazı veriler toplumun eline geçmişti, neyseki basın-medya söz etmeyip, haber alma hakkını gözeten yayın yapmadığı için bu gerçekleri ispatlamak ancak kitap yazan bir kaç yazara kaldı, o kitaplarıda okuyan insan sayısı bir kaç bini geçmedi. İlgili kitaplarda öylesne somut delilelr vardı ki, heleki naylon faturalar, paravan şirketler, silah ve kumarhanecilik ağına hakim olmak için yaptıkalrı suikastler tümüde gün gibi açıktı. Kısaca elimizde bir başka terör örgütü gerçeği daha vardı, kötüsü ise bizleri yönetiyorlardı. haliyle daim muhtaç oldukları ise terördür, terör ancak karşı terörle meşrulaştırılabilirdi ve böylelikle bindikleri dalı kesmeleri kendi aleyhlerine rol oynayabilirdi. Bir insanın düşman ihtiyacı 2 ayaklı olur, bir düşman ettiğinin kendine göre düşman olması, iki düşman edileninde kendine göre berikini düşman sayması, terör içinde bu geçerli, tencere, kapak misali.

Böyle bir süreçte Apo teslim edildi. Binlerce insanın işkencelerde direndiği, onlarcasının öldürüldüğü, kimisinin artık yapılan işkencelere dayanamayıp kendini yaktığı bir ortamda, emre amadeyim(ki öteden beri öyleydi zaten!) tarzında gelen Apoyu idam etmek ise terör yönetimleri için bindiği dalı kesmektir.

spartacus
18-10-2015, 15:10
Öcalan'ın korumaları CIA ile işbirliğindeydi ve sanırım bir tanesi MİT ajanıydı. ABD Öcalan'ı teslim etti, karşılığında neler aldı orasını bilmiyoruz, en azından ABD'nin düzinenin üzerinde üs ve gizli üsleri var bu ülkede. Kısaca Türkiye, ABD nin maşası gibi. O zamanlarda bilhassa silah kaçakçılığından yolunu bulmayan ordu mensupları ve PKk ile yılalrca savaşan kadro, bu işin savaşla çözülemeyeceğine kanaat getirdi, çünkü savaşa uzun süre fırsat verilmişti, sonuç alınamadı. Bu süreçte yeni bir fırsatın daha değerlendirilmesi istendi, o da masada çözmek. Tamda o süreçte PKK defalarca ateşkes ilan etti. Yeni konsepte hazır olduğunu göstermek ve masaya oturmak için, 2 tarafta istekliydi.

AKP iktidara gelince tarafalrca yürütülmesi gereken konsepti, kendi çıkarları adına kullanailmek adına kendi ipoteğine almaya yöneldi. Eski kontgerilla ve gladio katliamalrını ve çeteleşmeyi açığa çıkartıp, hukuku işleteceğim yaygarası altında, kurunun yanında yaşta yanar misaliyle gösterip, yaşın yanında bir kaç kuruyu dahil edip, yasaksavma ile eski kadroları ortadan kaldırdı. Bu süreçte ise öte yandanda PKK ile masaya oturup, çözüm süreci adı altında en azından şimdilik oyalama taktiği uygulayaım, hele şu ordu kadrolarını temizleyelim sıra sşize de gelecek taktiği uyguladı. Devlet içinde kadrolaşmalarını tamamlamaları için geriye bir zamanalr omuzlarında yükseldikleri Gülenciler kalmıştı, onalra da yöneldi ve orayı da bastırınca çözüm süreci dediği oyalamayı bitirdi.

Çünkü ülke ekonomik olarak sıkıntıda, toplum 13 yıl boyunca yol dışında bir şey görmemişti. Hayat eski hayatdı, geçim sıkıntısı, ekmek uğruna en değerli şeyi emeğini satmak ve bunun için dahi başı önde yalvarmak zorunda kalan bir toplum gerçeği vardı. hayat toplumun boğazına bıçak gibi dayanmış, bunlar ise öte taraftan ülke kaynaklarını alabildiğince hortumlamakla meşguldü. İlk tatiti olarak Suriye'yi kullandıalr, savaş için çok çabaladılar, zira kaos kleptokrasi(hırsızlar yönetimi) için daim devamlılık ve sigorta demekti. Kleptokrasi ile birlikte aniden ileri demokrasiyi buzdolabına koyup, ceplerindeki faşizmi çıakrttılar. Basın yayından her türlü haber alam, seyahat, fikrini ifade etme ne kadar açık görüş ve açık toplum nezdinde hak varsa, ya cilalı ayakkabaıları ile ya da kolluk postalalrıyla çiğnediler. Bu süreç bir dolma yarattı ve Gezi olarak patlak verdi, orad da aynı şekilde şiddet ve terörle toplumsal talepler bastırıldı.

Şimdi dn Gezi olarak ayyuka çıkan ve şarj etmeye devam eden toplumsal talep, öfke ve farkındalık, kas ortamı ve terör, iç, dış düşman edebiyatıyla frenlenmeliydi. Bu başarıldı, bu gün Gezi olaylarına sebep olan onca faşist ve kamplaştırıcı politikanın 100 katı bir ortam ve daha ağır ekonomik koşullar varken, toplum hırsızlar yönetimini meşru görmeye başaldı. Çünkü kleptokrasi ile yönetilen ülkelerde hırsızlar kendi olumsuz gerçeklerini, olumluya çevirmek ve halkı kandırıp, kendi gayrımeşruluklarını meşrulaştırmak için süreğen çatışma, kamplaşma düşman edebiyatı kullanır. böylelikle halklar farkında olmadan kleptokrasiyi kutsadığı gibi iktidar etrafında sözde kenetlenme uğruna, mevcut iktidarın emrine girmişçesine bir teslimiyete yönelir.

Şu an yaşadıklarımız çeşitli alavere, dalavere üzerinde yükselen bir gayrımeşru hale gelmiş iktidarın kendisine sağladığı meşruiyet zeminidir. Olaki terör söylemleri ile öte yandan da hala soymaya devam etmeleri sorun yaşar ve bu söylem de artık bunları kurtarmaz ise, A planına tekrar dönülecektir(savaş hükümeti). Bu anlamda ise ABD, Suriye ve Suriye üzerinden İran'a karşı genişletilebilir savaş ortamına ne kadar garanti vermişsede, Rusya bu oyunu bozdu. Kısaca hükümet çırpınıyor, çırpınmamak içinde kaos üretiyor. Bu koşullarda Apo'yu asamazlar, normalde zaten hiç asamazlardı, aklı başında bir politikanın izleyeceği yol değildir. Zira Apo'yu asmak için ipi boynuna dolayanın en azından ondan daha az günahı olması gerekir.

Bebek katili Apo dediğimiz o resimde gösterilen bebeği öldüren ise devletin kendi Gladyosu olduğunu öğrendik, daha bir çok köy katliamı ve yakmalarının da yine bu çetelerce yapıldığını öğrendik. Bu Gladio çetesinin şehirdeki ayağı ise gestapodur, yani birisi asker, diğeri ise polis içerisinde örgütlenmiştir. Susurluk kazasında, devletin Özel harekat denen faşist ve işi katletmek olan tetikçi örgütünün bir çok katliamı, tetikçiliği, hatta kendilerine paravan şirketler(Almanya da mesken daireler!, Antalya ve Mersinde tabelası olan ama içi olmayan bürolar) açığa çıktı, kısa sürede açığa çıkanlar hasır altı edilerek süreç kapatıldı. Yine de bazı veriler toplumun eline geçmişti, neyseki basın-medya söz etmeyip, haber alma hakkını gözeten yayın yapmadığı için bu gerçekleri ispatlamak ancak kitap yazan bir kaç yazara kaldı, o kitaplarıda okuyan insan sayısı bir kaç bini geçmedi. İlgili kitaplarda öylesne somut delilelr vardı ki, heleki naylon faturalar, paravan şirketler, silah ve kumarhanecilik ağına hakim olmak için yaptıkalrı suikastler tümüde gün gibi açıktı. Kısaca elimizde bir başka terör örgütü gerçeği daha vardı, kötüsü ise bizleri yönetiyorlardı.

Böyle bir süreçte Apo teslim edildi. Binlerce insanın işkencelerde direndiği, onalrcasının öldürüldüğü, kimisinin artık yapılan işkencelere dayanamayıp kendini yaktığı bir ortamda, emre amadeyim(ki öteden beri öyleydi zaten!) tarzında gelen Apoyu idam etmek ise terör yönetimleri için bindiği dalı kesmektir.