Deep
17-10-2015, 18:13
Turklerin Ezoterizm evreni içindeki anlamını buraya almayı dusunuyorum.Konu Feridun Gilar Beg isimli kendisini Ledün alimi olarak tanıtan bir kişiye aittir.Kendisini bunu sır saymayip paylasiyorsa burada paylaşmaya da izin vardır diye dusunuyorum:
Türk ve Türkiye kelimesinin ne anlam ifade etmesi ile ilgili bir çok araştırmaların yapılmasına rağmen, bugüne kadar bu sözlerin mantığı izahı verilmemiştir. Araştırmacılar şaşkınlıkla bildiriyorlar ki, yeryüzündeki devletlerin resmi isimleri hep kendi dillerinde olduğu halde, sadece Türk devletinin adı, türkçe değildir. Bunun hangi dilde, ne anlamda olduğu da bugüne kadar karanlıktır. Biz bu karanlığa ışık düşürmek amacıyla Türk ve Türkiye sözlerini derinden inceleme kararına geldik ve sonucu sizlere sunuyoruz.
Her şeyden önce şunu belirtmek istiyoruz ki, bizim araştırmamız, diğer çalışmalardan o yüzden farklıdır ki, biz eski yazıları, onları yazan bilgelerin kendi mantığı ile anlatacağız. Bu mantık sufi (yunan. sofi) bilgelerinin mantığıdır ve kendi kaynağını eski dilcilik ilkelerinden almıştır. Araştırmacıların geldiği kanaate göre eski mısırlı, finikiyalı, yahudi, aramey ve b. halkların dilleri, özel anlam ifade eden sessiz harfler üzerinde kurulmuştur. Sesli harflar ise sadece bağlayıcı rolünü oynuyor («Культура древнего Египта», М., 1976, sayf.301). Her biri bir sembol olarak kabul edilen sessiz harflerin sağa veya sola okunuşu kelimenin manasını değişmiyor.
Eski bilgelerin mantığına göre, bu dünyada yazıya alınmaya layık olanlar sadece Allah’la ilgili olanlar seçilmişlerdir. Sıradan insanları ise ünlü sufi Muhiddin İbn Arabi “doğa ve şehvet yöneten, zayıf akılda olan, mantıksız” sayıyor ve “hayvansal insan” adlandırıyor (İbn Arabî, “Füsus ül Hikem”, böl.25). Onların yaşam tarzı diğer canlılardan farklı olmadığına göre, yazılarda kayıt edilmeye layık değillerdir. Bu yüzden de Asur-Babil literatüründe eski yazılarla ilgili metinlerde sık sık bu ifade tekrarlanıyor: “Sadece Arifi (haberdarı) sen bununla tanışdıra bilirsin, arif olmayanlar bunları bilmemelidir” (Э. Церен, «Библейские холмы», M., 1966, sayf.26).
Diğer taraftan, Eflatun’a (Platon) göre, tüm yazılar sadece bir olayın neticeleridir. Fakat zamanla bu olay hafızalardan silinmiş ve onun hakkında ayrıca konuşuyorlar. Bütün bunların temelinde ise neyin olduğu hakkında hiç kimse konuşmuyor (Eflatun, “Politik”, 269s). Demek ki, bilgelere göre bütün kaynaklarda yazılanlar Allah’la ilgili bilinmeyen mistik bir olaya ithaf edilmişdir.
Kabul edilmiştir ki, Türk adı tarih sahnesine MS VI yüzyılda Gök-Türk Devlet adı ile çıkmıştır. Orhun yazıtlarında “Türk” kelimesi daha çok “türük” şeklinde kaydediliyor. Kaynaklarda “türük” sembolü, IX yüzyıldan başlayarak Horasan’da “öğretmen (şeyh, mürşid) – öğrenci” (mürit) Enstitüsü yaratmış ve Allah’ın idrakının mistik yoluna, yani tarika yoluna giren sufi kardeşliğine ait ediliyor. İşte bu tarika (tarikat) yolunu tutanlara kaynaklarda türükler, yani türkler denir («Ислам», Энциклопедический словарь, M., 1991, sayf.224). Türük, Türk [TRK] sembolleri ile eş anlamlı olan tarika [TRK] sözü – «dini olgunlaşma», Allah’ın idrakında «gerçeğe götüren yol» fikrini belirtiyor. Kuran’da (46:30) yol anlamında işlenen «tarika» simgesini, sufi dahilerinden olan Ebu Hamid El Gazali de – gerçek bilgiye ulaşma, Allah’a mistik yakınlaşma anlamında kaydediyor (Абу Хамид Ал-Газали, «Воскрешение наук о вере», М., 1980, sayf.292).
Sufizmde ana maddeden (ilk materi) bilgi alma yoluna – tarika yolu denir ve sufinin Allah’a, yani “Hu” adlandırdığı ana maddeye kavuşması için geçtiği silsileyi bildiriyor. Sufiler bunu Allah’a (ana madde) veya Allah’ta “seyahat” (“suluq” sembolü) adlandırıyorlar. Silsilenin “bekâ”, yani beglik aşamasında türük Allah’a kavuşur ve artık onunla Allah arasında hiçbir engel olmuyor. O, kaynaklarda dirilik suyu, ilahi ateş ve b. adlandırılan ana maddeyi yönetmek, onu istediği varlığa vermek, varlıklardan onun iç yapısı hakkında bilgi almak, istediği şeyi yaratmak için gereken yöntemi tam anlayabilme ve b. ilahi kudrete sahip oluyor. Demek ki, türük, Türk deyince, Allah’a kavuşan, yani önü ve sonu olmayan ana madde ile vahdet teşkil eden (“Vahdet el Vücud” sembolü) bilgeler tasavvur edilmelidir.
Halkidli Yamvlih Allah’la vahdet teşkil eden ve onun kudretinden yararlanan bu türkleri – teurq adlandırıyor. Yamvlih, kendisinin temel kitabı olan “Mısır sırları hakkında” kitabında teurqları Mısır mediumları gibi gösteriyor ve bildiriyor ki, onların son amaçları – ruhlarının yaratıcı Allah’la vahdetıdir (А. Ф. Лосев “История античной эстетики», sayt: http://psylib.ukrweb.net/books/lose007/txt40.htm). O, teurqun, Allah’la vahdeti için geçirdiği ayinlere “teurqiya” diyor. Kabul edilmiştir ki, “teurqiya” (“teos” – Allah, “orqiya” – ayin, kurban töreni ve b.) kelimesi – Allah’la vahdete ulaşmak için medyumların geçirdiği kurban töreni, ayin demektir ve onu “Allah yaratma” gibi de tercüme ediyorlar. Böyle anlaşılıyor ki, Türk kelimesi en eski kaynaklarda – “gökte Allah yaratan bilge” anlamında olmuştur. Teurqların gökte Allah yaratma sürecinin teknolojisi Hint kaynakları olan Upanişadalarda kaydediliyor. Burada brahman ve kahinler – dualar (mantra), kurbanlık formülü ve büyü hareketlerle, kurbanlık hayvanların ruhlarını gökte topluyor ve onların iradelerini gerçekleştiren varlığa dönüştürüyorlar.
Orhun Yenisey abidelerindeki Mogilyan ve Gültekin metinlerinin ilk dizelerinde, Türk hanı iddia ediyor ki, işte O, Tanrıtek Tanrı yaratmış ve Tanrıtek Gökte oluşmuş bilici Türk hanıdır (Ə. Rəcəbov, Y. Məmmədov, “Orxon – Yenisey abidələri”, B, 1993, sayf.104). Bu ise o demek ki, Türk sözü gerçekten en eski kaynaklarda büyücü anlamında olan teurq sözüdür. Metinlerde teurqlar – hıristiyan kâhinleri gibi gösteriliyor ki, kaynaklarda hıristiyanların rahip ordenlerine benzer birçok sufi kardeşliklerinin oluşması ve onlara sufi manastırında rastlanması kaydediliyor.
Eğer Türkiye kelimesinin kökü olan Türk [TRK] sözü – teurq [TRQ] sözünden yaranmışsa, demek ki,Türkiye [TRKY] kelimesi de Teurqiya [TRQY] demektir. Bilim adamları ve araştırmacılar Türkiye kelimesinin İtalyanca ve Yunanca “Turkiya” kelimesinden geldiğini kabul ediyorlar. XIV yüzyılın İspanyol gezgini bu sözü “Turquia” şeklinde kaydetmişti ki, bu da “Teurqiya” kelimesi ile aynıdır (“Türkiye” Kelimesi – İsmail Hami, site:http://www.facebook.com/note.php?note_id=344510938907295 ). Demek ki, Türkiye ülkesi deyince gökte Allah yaratan teurqlar ülkesi düşünülmelidir.
Türkiye XIX yüzyıla kadar; Devleti Aliyye, Devleti Osmaniye, Memaliki Şahane, Diyari Rum ve b. isimlerle tanınıyordu. Türkiye’nin Devleti Osmaniye adlandırılması, onun Osmanlı hanedanının babası, Oğuzların Kayı boyundan olan Osman Gazi ile ilgilidir. Diodor Siciliyalı Mısır firavunu II Ramzesi – Osimon-Dias, yani Osman-Allah adlandırıyor (Г.В.Носовский, А.Т.Фоменко, «Империя», M., 2000, sayf.537). Eğer, Mısır’daki memlüklerin Türk Kölemen devletine de Türkiye denilmesini dikkate alırsak, kabul ede biliriz ki, Osman Gazi – büyü ile gökte Allah yaratmış Türk haninin karakteridir.
Bilindiği üzere, eski Mısır ülkesi diğer kaynaklarda Kem ülkesi olarak da anılırdı. Kitab-ı Dede Korkutda “Qom qomlamam Qoma yurdum” ifadesi var ki, bu da qamlama aracı ile yaratılmış Qam [QM] ülkesi demektir ve bu isim Mısır’ın Kem [KM] adı ile aynı anlamlıdır (“Kitabi-Dədə Qorqud”, B., 1988 , sayf.44). Qomlama ise, şamanın qamlıq, yani ekstaz durumu anlamındadır ve bu da sufinin tarika yolunun Allah’la vahdet makamıdır.
Moyun Çor Anıtı’nda Türk hanı Tolis (Töliş) iddia ediyor ki, o Tanrı’da olmuş ve orada El yaratmıştır (E. Recebov, Y. Memmedov, “Orhun – Yenisey anıtları”, B, 1993, sayf.104,134). Gül Tekin Anıtı’nda ise bildiriliyor ki, Türk hakanları El ve onun Töresini, yani kanunlarını yaratarak uçup gitmişlerdir (Köl Tigin Yazıtı, Site:http://www.dilimiz.com/dil/kultiginyaziti.htm). Eğer dikkate alırsak ki, kaynaklarda yahudi adlandırılan Hazar Türk beglerinin “dili”nde El sözü Allah, Töre (Tevrat) ise kanun anlamındadır, kabul ederiz ki, Türk han’ın gökte yarattığı El, öyle Gök-Türk hakanlığıdır. El [L] remzinin Ali [L], Aliyye [L-YY] simgesi ile aynı anlam ifade etmesi onu demeye esas veriyor ki, Türkiye’ye ait olan “Devleti Aliyye” ifadesi de Gökteki “El Devleti” anlamındadır.
Türk ve Türkiye kelimesinin ne anlam ifade etmesi ile ilgili bir çok araştırmaların yapılmasına rağmen, bugüne kadar bu sözlerin mantığı izahı verilmemiştir. Araştırmacılar şaşkınlıkla bildiriyorlar ki, yeryüzündeki devletlerin resmi isimleri hep kendi dillerinde olduğu halde, sadece Türk devletinin adı, türkçe değildir. Bunun hangi dilde, ne anlamda olduğu da bugüne kadar karanlıktır. Biz bu karanlığa ışık düşürmek amacıyla Türk ve Türkiye sözlerini derinden inceleme kararına geldik ve sonucu sizlere sunuyoruz.
Her şeyden önce şunu belirtmek istiyoruz ki, bizim araştırmamız, diğer çalışmalardan o yüzden farklıdır ki, biz eski yazıları, onları yazan bilgelerin kendi mantığı ile anlatacağız. Bu mantık sufi (yunan. sofi) bilgelerinin mantığıdır ve kendi kaynağını eski dilcilik ilkelerinden almıştır. Araştırmacıların geldiği kanaate göre eski mısırlı, finikiyalı, yahudi, aramey ve b. halkların dilleri, özel anlam ifade eden sessiz harfler üzerinde kurulmuştur. Sesli harflar ise sadece bağlayıcı rolünü oynuyor («Культура древнего Египта», М., 1976, sayf.301). Her biri bir sembol olarak kabul edilen sessiz harflerin sağa veya sola okunuşu kelimenin manasını değişmiyor.
Eski bilgelerin mantığına göre, bu dünyada yazıya alınmaya layık olanlar sadece Allah’la ilgili olanlar seçilmişlerdir. Sıradan insanları ise ünlü sufi Muhiddin İbn Arabi “doğa ve şehvet yöneten, zayıf akılda olan, mantıksız” sayıyor ve “hayvansal insan” adlandırıyor (İbn Arabî, “Füsus ül Hikem”, böl.25). Onların yaşam tarzı diğer canlılardan farklı olmadığına göre, yazılarda kayıt edilmeye layık değillerdir. Bu yüzden de Asur-Babil literatüründe eski yazılarla ilgili metinlerde sık sık bu ifade tekrarlanıyor: “Sadece Arifi (haberdarı) sen bununla tanışdıra bilirsin, arif olmayanlar bunları bilmemelidir” (Э. Церен, «Библейские холмы», M., 1966, sayf.26).
Diğer taraftan, Eflatun’a (Platon) göre, tüm yazılar sadece bir olayın neticeleridir. Fakat zamanla bu olay hafızalardan silinmiş ve onun hakkında ayrıca konuşuyorlar. Bütün bunların temelinde ise neyin olduğu hakkında hiç kimse konuşmuyor (Eflatun, “Politik”, 269s). Demek ki, bilgelere göre bütün kaynaklarda yazılanlar Allah’la ilgili bilinmeyen mistik bir olaya ithaf edilmişdir.
Kabul edilmiştir ki, Türk adı tarih sahnesine MS VI yüzyılda Gök-Türk Devlet adı ile çıkmıştır. Orhun yazıtlarında “Türk” kelimesi daha çok “türük” şeklinde kaydediliyor. Kaynaklarda “türük” sembolü, IX yüzyıldan başlayarak Horasan’da “öğretmen (şeyh, mürşid) – öğrenci” (mürit) Enstitüsü yaratmış ve Allah’ın idrakının mistik yoluna, yani tarika yoluna giren sufi kardeşliğine ait ediliyor. İşte bu tarika (tarikat) yolunu tutanlara kaynaklarda türükler, yani türkler denir («Ислам», Энциклопедический словарь, M., 1991, sayf.224). Türük, Türk [TRK] sembolleri ile eş anlamlı olan tarika [TRK] sözü – «dini olgunlaşma», Allah’ın idrakında «gerçeğe götüren yol» fikrini belirtiyor. Kuran’da (46:30) yol anlamında işlenen «tarika» simgesini, sufi dahilerinden olan Ebu Hamid El Gazali de – gerçek bilgiye ulaşma, Allah’a mistik yakınlaşma anlamında kaydediyor (Абу Хамид Ал-Газали, «Воскрешение наук о вере», М., 1980, sayf.292).
Sufizmde ana maddeden (ilk materi) bilgi alma yoluna – tarika yolu denir ve sufinin Allah’a, yani “Hu” adlandırdığı ana maddeye kavuşması için geçtiği silsileyi bildiriyor. Sufiler bunu Allah’a (ana madde) veya Allah’ta “seyahat” (“suluq” sembolü) adlandırıyorlar. Silsilenin “bekâ”, yani beglik aşamasında türük Allah’a kavuşur ve artık onunla Allah arasında hiçbir engel olmuyor. O, kaynaklarda dirilik suyu, ilahi ateş ve b. adlandırılan ana maddeyi yönetmek, onu istediği varlığa vermek, varlıklardan onun iç yapısı hakkında bilgi almak, istediği şeyi yaratmak için gereken yöntemi tam anlayabilme ve b. ilahi kudrete sahip oluyor. Demek ki, türük, Türk deyince, Allah’a kavuşan, yani önü ve sonu olmayan ana madde ile vahdet teşkil eden (“Vahdet el Vücud” sembolü) bilgeler tasavvur edilmelidir.
Halkidli Yamvlih Allah’la vahdet teşkil eden ve onun kudretinden yararlanan bu türkleri – teurq adlandırıyor. Yamvlih, kendisinin temel kitabı olan “Mısır sırları hakkında” kitabında teurqları Mısır mediumları gibi gösteriyor ve bildiriyor ki, onların son amaçları – ruhlarının yaratıcı Allah’la vahdetıdir (А. Ф. Лосев “История античной эстетики», sayt: http://psylib.ukrweb.net/books/lose007/txt40.htm). O, teurqun, Allah’la vahdeti için geçirdiği ayinlere “teurqiya” diyor. Kabul edilmiştir ki, “teurqiya” (“teos” – Allah, “orqiya” – ayin, kurban töreni ve b.) kelimesi – Allah’la vahdete ulaşmak için medyumların geçirdiği kurban töreni, ayin demektir ve onu “Allah yaratma” gibi de tercüme ediyorlar. Böyle anlaşılıyor ki, Türk kelimesi en eski kaynaklarda – “gökte Allah yaratan bilge” anlamında olmuştur. Teurqların gökte Allah yaratma sürecinin teknolojisi Hint kaynakları olan Upanişadalarda kaydediliyor. Burada brahman ve kahinler – dualar (mantra), kurbanlık formülü ve büyü hareketlerle, kurbanlık hayvanların ruhlarını gökte topluyor ve onların iradelerini gerçekleştiren varlığa dönüştürüyorlar.
Orhun Yenisey abidelerindeki Mogilyan ve Gültekin metinlerinin ilk dizelerinde, Türk hanı iddia ediyor ki, işte O, Tanrıtek Tanrı yaratmış ve Tanrıtek Gökte oluşmuş bilici Türk hanıdır (Ə. Rəcəbov, Y. Məmmədov, “Orxon – Yenisey abidələri”, B, 1993, sayf.104). Bu ise o demek ki, Türk sözü gerçekten en eski kaynaklarda büyücü anlamında olan teurq sözüdür. Metinlerde teurqlar – hıristiyan kâhinleri gibi gösteriliyor ki, kaynaklarda hıristiyanların rahip ordenlerine benzer birçok sufi kardeşliklerinin oluşması ve onlara sufi manastırında rastlanması kaydediliyor.
Eğer Türkiye kelimesinin kökü olan Türk [TRK] sözü – teurq [TRQ] sözünden yaranmışsa, demek ki,Türkiye [TRKY] kelimesi de Teurqiya [TRQY] demektir. Bilim adamları ve araştırmacılar Türkiye kelimesinin İtalyanca ve Yunanca “Turkiya” kelimesinden geldiğini kabul ediyorlar. XIV yüzyılın İspanyol gezgini bu sözü “Turquia” şeklinde kaydetmişti ki, bu da “Teurqiya” kelimesi ile aynıdır (“Türkiye” Kelimesi – İsmail Hami, site:http://www.facebook.com/note.php?note_id=344510938907295 ). Demek ki, Türkiye ülkesi deyince gökte Allah yaratan teurqlar ülkesi düşünülmelidir.
Türkiye XIX yüzyıla kadar; Devleti Aliyye, Devleti Osmaniye, Memaliki Şahane, Diyari Rum ve b. isimlerle tanınıyordu. Türkiye’nin Devleti Osmaniye adlandırılması, onun Osmanlı hanedanının babası, Oğuzların Kayı boyundan olan Osman Gazi ile ilgilidir. Diodor Siciliyalı Mısır firavunu II Ramzesi – Osimon-Dias, yani Osman-Allah adlandırıyor (Г.В.Носовский, А.Т.Фоменко, «Империя», M., 2000, sayf.537). Eğer, Mısır’daki memlüklerin Türk Kölemen devletine de Türkiye denilmesini dikkate alırsak, kabul ede biliriz ki, Osman Gazi – büyü ile gökte Allah yaratmış Türk haninin karakteridir.
Bilindiği üzere, eski Mısır ülkesi diğer kaynaklarda Kem ülkesi olarak da anılırdı. Kitab-ı Dede Korkutda “Qom qomlamam Qoma yurdum” ifadesi var ki, bu da qamlama aracı ile yaratılmış Qam [QM] ülkesi demektir ve bu isim Mısır’ın Kem [KM] adı ile aynı anlamlıdır (“Kitabi-Dədə Qorqud”, B., 1988 , sayf.44). Qomlama ise, şamanın qamlıq, yani ekstaz durumu anlamındadır ve bu da sufinin tarika yolunun Allah’la vahdet makamıdır.
Moyun Çor Anıtı’nda Türk hanı Tolis (Töliş) iddia ediyor ki, o Tanrı’da olmuş ve orada El yaratmıştır (E. Recebov, Y. Memmedov, “Orhun – Yenisey anıtları”, B, 1993, sayf.104,134). Gül Tekin Anıtı’nda ise bildiriliyor ki, Türk hakanları El ve onun Töresini, yani kanunlarını yaratarak uçup gitmişlerdir (Köl Tigin Yazıtı, Site:http://www.dilimiz.com/dil/kultiginyaziti.htm). Eğer dikkate alırsak ki, kaynaklarda yahudi adlandırılan Hazar Türk beglerinin “dili”nde El sözü Allah, Töre (Tevrat) ise kanun anlamındadır, kabul ederiz ki, Türk han’ın gökte yarattığı El, öyle Gök-Türk hakanlığıdır. El [L] remzinin Ali [L], Aliyye [L-YY] simgesi ile aynı anlam ifade etmesi onu demeye esas veriyor ki, Türkiye’ye ait olan “Devleti Aliyye” ifadesi de Gökteki “El Devleti” anlamındadır.