PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Uzayın Dokusu Üzerine


spartacus
29-10-2015, 03:32
Merhaba hepimiz biliriz ki, bize uzayın dokusu anlatılırken UZAY bir çarşafa benzetilir. Bu çarşaf üzerine herhangi bir cisim bırakıldığında, cisim çarşafı büzer ve aşağı sarkıtır.

Sözde yerçekimleri azıcık artsa gezegenler birbirine yapışır, azıcık azalsa birbirini tutmaz tarzında absürd iddiaları bir yana bırakacağız, zira kütle demek zaten ivmelenmeye karşı dirençtir, çekim kuvveti ne kadar artarsa artsın, kütleli maddeler varsa, bu direncin dengeleme durumuda doğar. Konumlar değişebilirdi. Kütleyi anlamsızlaştıracak denli çekim kuvveti ise azıcık artmalarla değil, ancak trilyonalrca kat artmalarla ifade edilebilirdi. Neyseki bu paparazzicilerden çokta fazla etkilenmiyoruz.(Zira Jüpiter'in yerçekimi, Dünyanın 2.5 katıdır, uyduları yapışık ikiz değiller, Mars'ın ise çekim kuvveti Dünyanın 1/3 kadardır)

Şimdilik kısa geçeceğim, aşağıdaki resim hakkında düşünceleri almak isterim. Bu resimde bir sorun var hem mantık açısından hem de fiziksel açıdan. Üzerinde düşünülebilir, örneğin Uzay çarşaf gibi düzlemsel midir? Çarşaf örneğiyle ifade edilebilir mi? Herhangi bir yön bağımlılığı mı var(misal resimdeki gibi ya da çarşaf örneği gibi aşağı, üstelik aşağıda olana doğru çekilmek ve bir aşağı merkeze doğru uzaması(dairesel değil farkındaysanız, üçgene dönüşüyor!) algısı geçerli mi? Örneğin Güney kutbundaki çekimi esas alıyor olsak bu resim neye benzerdi? peki sağ dikey ile sol dikey profilden de baksak neye benzerdi(resimi 360 derece çevirin (: Şimdilik bu kadar, sonra solucan deliklerine geçeriz, abartıldığı gibi bin, milyon ışık yılları olabilir mi? Ve uzay gerçekten de çarşaf gibi mi? (:

http://www.nasa.gov/images/content/162571main_GPB_circling_earth3_516.jpg

Predator
29-10-2015, 10:21
Mantığa ve sağ duyuya ters gibi görünse de fiziksel açıdan doğru. Bu durumu anlatmak için en iyi yol çarşaf örneği sanırım. Düz ve geniş bir çarşafa kütlesi büyük bir cisim bırakıldığında şekildeki durumla karşılaşırsınız. Bakış açımızı değiştirdiğimizde neye benzeyeceğine dair fikrim yok. Durumu anlatmak için dağ ve ova örneği de kullanılabilir.

Yıldıztozu
29-10-2015, 12:18
Uzayla çarşaf arasındaki en önemli fark, birinin 3 boyutlu diğerinin 2 boyutlu olması. Algılamamızı kolaylaştırmak için çarşaf benzetmesi yapılıyor.
Çarşafta delik açarsan daire olur ama uzayda delik açarsan küre olur. (solucan deliği)

Uzay-zaman iç içe oldukları için birlikte bükülüyorlar. Varsayılan ''graviton'' parçacıkları bu bükülmeye neden oluyor olabilir. Kuantum ile genel görelilik birleştirilebilse o zaman her şey çözülecek aslında. İşin sırrı karadeliklerde. Sicim teorisinin doğru olma ihtimali yüksek. Uzay-zamanın temelinde titreşen sicimler var olabilir. Bu titreşimler uzay-zamanın akordunu ayarlıyor olabilir.
Bence evrende iki temel yasa var. Birincisi evrim(değişim), ikincisi her şeyin göreceli olması (uzay, zaman, ahlaki değerler vs.) hiçbir şey mutlak değil. Bu ikisinin her şeye gücü yeter.

Uzay ve zamanın doğasıyla ilgili Brian Green'in eğlenceli anlatımıyla şu iki belgeseli tavsiye ederim.

https://www.youtube.com/watch?v=DFy-2b-hsbU

https://www.youtube.com/watch?v=gPWGb6jrwdk

upuaut
29-10-2015, 12:39
Bu konuda Einstein'ın Genel Görelilik Teorisi'nin doğrulandığına dair YAHOO'da bugün şu haber yer alıyor: "Einstein Is Right About General Relativity — Again (http://hsrd.yahoo.com/_ylt=Ahk9mpPyX.us2pz2H6jgT3CbvZx4;_ylu=X3oDMTN0M20 zcWxpBGJwb3MDMgRjY29kZQNnYQRjcG9zAzM1BGN0AzEEZwNhZ DI4MjE3MC0xZTdhLTMwZWItODAwNS05MDA4NGM2ZjFmZTEEaW5 0bAN1cwRpdGMDMARwa2d0AzQEcG9zAzEEc2VjA3RkLXN0cm0Ec 2xrA3RpdGxlBHRlc3QDOTAx/RV=1/RE=1447321033/RH=aHNyZC55YWhvby5jb20-/RO=2/RU=aHR0cDovL25ld3MueWFob28uY29tL2VpbnN0ZWluLWdlbmV yYWwtcmVsYXRpdml0eS1hZ2Fpbi0xMTI5NTE4NTIuaHRtbA--/RS=%5EADAaeixNFob_f0_vRS.P9VkFokQ4Us-)"

dolekbas
29-10-2015, 16:38
Ben resmi göremiyorum şuanda. Bu sebeple anlatımda sıklıkla kullanılan çarşaf örneği deyince bunun üzerinden birkaç şey söyleyeceğim. Çarşaf örneği sadece görsel anlamda sunumu kolaylaştırmak için sanırım. Zira kütlelerin uzay zamanı nasıl etkilediklerini ve kütle büyüdükçe bu etkinin nasıl da arttığını ifade etmek için iyi bir metot bence de.

Aslında yer çekiminin bağıntısı hesaplamalarda bizlere tatminkar sonuçlar verse de aslında olan şeyin ne olduğunu henüz bilmiyoruz. Tıpkı çarşaf örneği gibi aslında çöken ve böylece kütlelerin eğimden dolayı birbirine yaklaştığı bir model yok zaten. Yıldıztozu'nun dediği gibi sicim teorisi şuanda en kapsamlı açıklamayı yapabilmekte. Hatta zayıf çekim olan yer çekiminin boyutlar arası etkisinin olduğunu da söylemekte. Bir tık daha ileri gidip gözlem yapılmayan bir mekanda oranın boşluk ya da belirsizlik (yani her ihtimalin mevcut olduğu bir durum) olabileceğini de söyler. Bu da eğer insan egosu dahilinde bir söylem değilse altından çok büyük keşifler çıkabilir. Ama sonsuz uzayda bir gözlemin değeri nedir ki?

Klasik fizikte ifade edilen kütle çekimi ve f=ma yasalarının aslında bu şekilde açıklanamayacağı Einstein tarafından gösterilmişti. Burada hiçbir şey ışıktan hızlı değilse, özellikle büyük ölçekli mesafelerin olduğu çekimlerde, çekim kuvvetleri ve etki tepkilerin zamanın bir fonksiyonu olması gerektiği ifade edilmişti. Bu ise algıda çok şeyi değiştirdi.

Bundan önce ise çekimle ilgili sanılan şey kütlelerin görünmeyen parçacıklar saçtığı şeklindeydi. Eğer iki kütle karşılaşırsa birbirlerine doğru fırlattıkları bu parçacıkların kuvvet bileşkeleri nötrlenir ve geriye kalan kısımdan yani kütlelerin birbirlerine göre sırtlarından saçılan parçalar momentum etkisi ile kütleyi iter. Böylece iki kütle yaklaşır şeklindeydi. Hatta Richard Feynman bir söyleşisinde (daha sonra kitap haline getirildi)bu duruma "kütleleri iten melekler" diyerek dalga geçmişliği de vardır.

https://www.youtube.com/watch?v=ge0ymWWEoWo

Bu videoyu izlemeyen kalmadı sanırım ama çarşaf örneğinde yapılan kurgusal anlatım benzeşmesine yakın anlatım şekilleri bu videoda da mevcut. Çünkü algılar sınırlı ve mecburen benzetmeler üzerinden gidiliyor.

Predator
29-10-2015, 17:08
Sicim kuramını abartmayın. Kuramın hiç bir doğrulanmış gözlem ve deneyi yok.

spartacus
29-10-2015, 17:10
Mantığa ve sağ duyuya ters gibi görünse de fiziksel açıdan doğru. Bu durumu anlatmak için en iyi yol çarşaf örneği sanırım. Düz ve geniş bir çarşafa kütlesi büyük bir cisim bırakıldığında şekildeki durumla karşılaşırsınız. Bakış açımızı değiştirdiğimizde neye benzeyeceğine dair fikrim yok. Durumu anlatmak için dağ ve ova örneği de kullanılabilir.
Bu yerçekimi ile ilgili değil mi, aşağı, yukarı yön tayini fizikte geçersiz, peki uzayda? Orada da geçersiz.

Bana göre uzayın dokusu üzerine yapılan ifadeler düzlemsel olduğu için yanılgıya sebep oluyor.

Örneğin gerçekte;

Yer çekimsiz ortamda çarşaf üzerine bir şey bırakırsak, aşağı doğru mu çeker aksine kendisine doğru mu çeker?

spartacus
29-10-2015, 17:14
Uzayla çarşaf arasındaki en önemli fark, birinin 3 boyutlu diğerinin 2 boyutlu olması. Algılamamızı kolaylaştırmak için çarşaf benzetmesi yapılıyor.
Çarşafta delik açarsan daire olur ama uzayda delik açarsan küre olur. (solucan deliği)

Uzay-zaman iç içe oldukları için birlikte bükülüyorlar. Varsayılan ''graviton'' parçacıkları bu bükülmeye neden oluyor olabilir. Kuantum ile genel görelilik birleştirilebilse o zaman her şey çözülecek aslında. İşin sırrı karadeliklerde. Sicim teorisinin doğru olma ihtimali yüksek. Uzay-zamanın temelinde titreşen sicimler var olabilir. Bu titreşimler uzay-zamanın akordunu ayarlıyor olabilir.
Bence evrende iki temel yasa var. Birincisi evrim(değişim), ikincisi her şeyin göreceli olması (uzay, zaman, ahlaki değerler vs.) hiçbir şey mutlak değil. Bu ikisinin her şeye gücü yeter.

Uzay ve zamanın doğasıyla ilgili Brian Green'in eğlenceli anlatımıyla şu iki belgeseli tavsiye ederim.

Sicim teorisi ya da benzer teoriler bu tür şeylere sarıldığı için konuyu açtım zaten. Aksine yanlış olduklarını gözler önüne serebilir. Sicim teorisi, halografik evren gibi teoriler teoride değiller, kurguyu da hiç bir zaman geçemediler.

Çarşaf benzetimi fizikle çelişiyor. Üstte de sordum zaten.

İlgili görsel, kütle çekimine de ters. Bir kere neden çarşafı aşağı doğru büzsün? Aşağı kavramı öznenin çekim kuvvetine maruz kaldığı açıyla ilgili değil mi? Dünyayı aşağı(kime neye göre aşağı ise!) doğru çeken bir kuvvet mi var? Neden yukarı değilde aşağı? Ya da en fazla güneş merkezi esas alınabilir ki bu mantıklı, fakat dünyanın çekim kuvveti, kendi çeperini tutacak kadar güçlü. Neden çarşaf gibi düzlemsellik, pekala uzay yönden bağımsız, o halde 360 derece açıyla baktığımızda nasıl bir dokuyla karşılaşırız?

Solucan delikleri konusu da uzayın bükülmesi konusu da bahsedilen biçimelriyle geçerli görünmüyor. Senin ifade ettiğin çok yüksek enerji ve kuvvetle, ancak merkezi bir çekim kuvveti oluşturmakla mümkün, bu da fiziksel bir müdahaledir, gitmek kadar, çekerek, büzerek yakınlaştırmak gibi...

Gerçekte ise çarşaf gibi kıvrımlar ve bu kıvrımların yolu kısaltması gibi ifadeler bana göre hiçte gerçekçi değiller. Çünkü kıvrım varsa zaten kıvrımdaki nesnelerde kıvrım yüzeyinde olacakları için mesafe kısalmıştır. Bunu tünel örneğine benzetebiliriz, bir dağın üzerinden dolanmaktansa içinden direk tünelle geçmek mesafeyi kısaltır. Bu tamamen fiziksel ve bilimsel değil mi? Burada sorun yok, uzay-zamanın bükülmesi vb demeye de gerek yok, durum çok basit, abartıcalacak bir yanı da yok aslında, tamamen fiziksel, gayet doğal. Peki uzayda dağ gibi geçişe izin vermeyecek bir alan mı mevcut(parçalardan bahsetmiyorum)

Uzay-zaman kavramı da zamanı uzaysallaştırmıyor, zaman uzaya sahip değil, uzay-zaman diyoruz çünkü hareket ve süreçlerin ifadesi için koordinatlanması gerekirdi, buna zaman boyutu dedik, ama bu boyutun fiziksel bir iç mekanı ya da hacmi yok... Zaman da özünde meridyenler gibi bir korodinatlama işi...

Sonuç olarak solucan delikleri ile ilgili abartıları bir yana bırakırsak dağ ve tünel örneği gayet doğal, basit fiziki ve mantıksal değil mi? Ama işte benim bir noktada takıldığım yer var, o da uzayın dokusu konusunun yanlış ifade ediliği üzerine. Örneğin Güneş çarşafta çukur mu açar, yoksa kendisine doğru 360 derece tümsek mi? hangisi?

dolekbas
29-10-2015, 17:40
Sicim teorisi ya da benzer teoriler bu tür şeylere sarıldığı için konuyu açtım zaten. Aksine yanlış olduklarını gözler önüne serebilir. Sicim teorisi, halografik evren gibi teoriler teoride değiller, kurguyu da hiç bir zaman geçemediler.

Çarşaf benzetimi fizikle çelişiyor. Üstte de sordum zaten.

İlgili görsel, kütle çekimine de ters. Bir kere neden çarşafı aşağı doğru büzsün? Aşağı kavramı öznenin çekim kuvvetine maruz kaldığı açıyla ilgili değil mi?

Solucan delikleri konusu da uzayın bükülmesi konusu da bahsedilen biçimelriyle geçerli görünmüyor. Senin ifade ettiğin çok yüksek enerji ve kuvvetle, ancak merkezi bir çekim kuvveti oluşturmakla mümkün, bu da fiziksel bir müdahaledir.

Gerçekte ise çarşaf gibi kıvrımlar ve bu kıvrımların yolu kısaltması gibi ifadeler bana göre hiçte gerçekçi değiller. Çünkü kıvrım varsa zaten kıvrımdaki nesnelerde kıvrım yüzeyinde olacakları için mesafe kısalmıştır. Bunu tünel örneğine benzetebiliriz, bir dağın üzerinden dolanmaktansa içinden direk tünelle geçmek mesafeyi kısaltır. Bu tamamen fiziksel ve bilimsel değil mi? Burada sorun yok, uzay-zamanın bükülmesi vb demeye de gerek yok, durum çok basit, abartıcalacak bir yanı da yok aslında, tamamen fiziksel, gayet doğal. Peki uzayda dağ gibi geçişe izin vermeyecek bir alan mı mevcut(parçalardan bahsetmiyorum)

Uzay-zaman kavramı da zamanı uzaysallaştırmıyor, zaman uzaya sahip değil, uzay-zaman diyoruz çünkü hareket ve süreçlerin ifadesi için koordinatlanması gerekirdi, buna zaman boyutu dedik, ama bu boyutun fiziksel bir iç mekanı ya da hacmi yok... Zaman da özünde meridyenler gibi bir korodinatlama işi...

Sonuç olarak solucan delikleri ile ilgili abartıları bir yana bırakırsak dağ ve tünel örneği gayet doğal, basit fiziki ve mantıksal değil mi? Ama işte benim bir noktada takıldığım yer var, o da uzayın dokusu konusunun yanlış ifade ediliği üzerine. Örneğin Güneş çarşafta çukur mu açar, yoksa kendisine doğru 360 derece tümsek mi? hangisi?

Sanırım siz şuan da bilemediğimiz bir şey soruyorsunuz. Kütleler arası çekimin ifadesi için düşünülen bir teorinin sadece kurgusal anlatımıdır çarşaf. Zira kütlelerin birbirini neden çektiği ve nasıl çektiğini bilmiyoruz henüz. Ancak yapılan gözlemler uzayda kütlelerin etrafından geçen ışığın yolundan saptığını gösterir. Bu durum kütle çekimi gibi görünse de aslında kütlesi yok dediğimiz fotonun yolunun bükülmesi olarak ifade edilir. Bununla da bilim insanları kütlelerin etrafında ki alanla bir etkileşimi olduğunu söylerler. İş hesaplamalara geldiğinde ise denklemlerde ki zaman değişkeninin de bu çekimle beraber değiştiği bağıntılar yazabiliriler. Bundan sonuç olarak uzayın 3 boyutunun kütle çekiminden etkilendiğini ve bu durumda zamanında bir 4. boyut gibi bu etkilenmenin içinde eğilip büküldüğünü ifade edebilirler. Ancak bunlar kağıt üzerindedir. Şu durumda zaman algısının göreceliği formüllerle sabit olup denenme imkanı bulunamamıştır. Yani ikizlerden birinin aynı dünya yılında daha çok yaşlandığını öngörebiliyor ancak henüz deneyemiyoruz. Model belkide sizin dediğiniz gibi güneşin uzayı çökertmesi değilde kubbeleştirmesi şeklindedir ve zamanın bu değişimde bir fonksiyonu da olmayabilir. Fakat uzay dokusu dediğimiz ve bizim boşluk olarak algıladığımız alanın ne olduğunu henüz bilmiyoruz. Sicim teorisine göre titreşime sahip olmayan sicimlerle dolu olabiliri. Belki de kütleler bu sicimleri çekim alanı oluşturacak şekilde etkileyip titreştiriyordur. Bakarsınız 10 yıl sonra yeni bir teori çıkar. Bilim evreni anlamak için bir yoldur. Henüz yolun sonuna çok var, zira daha başındayız.

Yıldıztozu
29-10-2015, 17:47
Sicim teorisi, halografik evren gibi teoriler teoride değiller, kurguyu da hiç bir zaman geçemediler.
Spekülatif görüşler diyelim bunlara. Tam bilimsel değil, felsefi görüşler. Mesela 2500 yıl önce Demokritos atom modelini öne sürmüştü ve günümüzde benzer modeller doğrulandı. Tabi eskiden bu sadece felsefi bir tahmindi, şimdi ise bilimsel bir olgu. Sicimler için de benzer durum geçerli olabilir. Olmayabilir de elbette. Bilim bu yüzden güzel, sadece kanıtlar olduğunda kabul ediliyor.

Bir kere neden çarşafı aşağı doğru büzsün? Aşağı kavramı öznenin çekim kuvvetine maruz kaldığı açıyla ilgili değil mi?
Uzaydaki herhangi bir noktada aşağı-yukarı yönleri yoktur. Dünyada kuzey kutbunda yaşayan birine göre aşağı olan yön, güney kutbunda yaşayana göre yukarıdır. Bu yüzden uzaydaki noktalarda aşağı diye bir yön yok. İzafi yönler var. Kütleçekimi hangi tarafta baskınsa o taraf bize aşağı gibi gelir. Çarşaf örneği sadece benzetme. Uzay çarşaf gibi bükülmüyor. Çünkü 3 boyutludur ve aşağı doğru bükülmez, kütleçekimine doğru bükülür.

Bunu tünel örneğine benzetebiliriz, bir dağın üzerinden dolanmaktansa içinden direk tünelle geçmek mesafeyi kısaltır. Bu tamamen fiziksel ve bilimsel değil mi?
Uzayda alınan yolu dağa benzetirsek, açılan tünel solucan deliği olur. 3 boyutlu uzaya dördüncü boyuttan tünel açman gerekiyor. Nasıl ki 2 boyutlu çarşaf üzerinde yürüyen karıncanın karşıya kısa yoldan gidebilmesi için üçüncü boyutta bir deliğe ihtiyacı varsa, üç boyutlu uzayda giden insanın da dördüncü boyutta bir deliğe ihtiyacı olur. Tabi böyle bir boyut varsa. Belki de yoktur.

Örneğin Güneş çarşafta çukur mu açar, yoksa kendisine doğru 360 derece tümsek mi? hangisi?
Dediğim gibi uzayda aşağı-yukarı yönleri görecelidir. Kütleçekiminin baskın olduğu tarafa aşağı deriz. Mesela biz gökyüzünde Güneş'e baktığımızda o aslında yukarıda değildir, aşağıdadır. Çünkü Güneş'in çekim kuvveti dünyadan daha fazladır ve biz Güneş'e düşebiliriz -eğer yakın olsaydık-. Güneş'e düşeceğimize göre Güneş aşağıdadır. Tamamen kütleçekiminin baskın olmasına bağlı olarak aşağı-yukarı yönleri değişken olmuş oluyor.

Neva
29-10-2015, 18:10
Acilis mesajindaki soruya iliskin, carsaf gibi degil.
Carsaf ornegi ziyadesiyle sorunludur.Klasik fizikle ortusmez. Ancak kafaniz iyiyken , atiyorum uzayda 5 tenis sahasini yanyana koydugunuzu ve topu ilk attiginizi dusundugunuzde, boyle bir model(!) ortaya koyabilirsiniz, ardindan da dilediginiz kadar sallayabilirsiniz, kurt geldi fileleri yedi , solucan oldu, zipladi ordan gecti falan filan....

Yanisira videolarda, resimlerde olusturulan algi gibi, gezegenimiz kusursuz top(kure) gibi yuvarlak degildir.

Sicim teorisi ya da benzer teoriler bu tür şeylere sarıldığı için konuyu açtım zaten.

Sicim teorisinin hatasi su, kuantumu klasik fizikle ortusturmeye calisir, ama yine ortusmez.
O da kafa iyiyken , insan anatomisinden esinlenip, sinir agindan yola cikar, ipliksileri dizer, sonra bunlarin noron benzeri, parcacik davranisi gosterebilecegini filan iddia eder.

spartacus
29-10-2015, 19:06
Spekülatif görüşler diyelim bunlara. Tam bilimsel değil, felsefi görüşler. Mesela 2500 yıl önce Demokritos atom modelini öne sürmüştü ve günümüzde benzer modeller doğrulandı. Tabi eskiden bu sadece felsefi bir tahmindi, şimdi ise bilimsel bir olgu. Sicimler için de benzer durum geçerli olabilir. Olmayabilir de elbette. Bilim bu yüzden güzel, sadece kanıtlar olduğunda kabul ediliyor.Kanıt yok, gözlem de yok, Demokritos ile farkı, Demokritos elmayı alıp dilimliyordu, en azından bir mantığı vardı, yapıtaşı kavrayışı. Madde açısından ise madde ve hareket birlikte, hareketsiz, titreşimsiz bir durum söz konusu değil, iyi de bu neden sicim diye lifler, ama ilizyon olduğu tabiriyle-iddiasını geçerli kılsın ki, resmen metafizik bir kurgu gibi. Yani evet titreşimler inkar edilemez, iyide neden ortada görünmez lifler(Allah'ın görünmez sütunu gibi, sicim değilde daha kavranası çerçevede lif diyorum) olsun ve neden her şey görüntü-ilizyon(2 boyutlu yansıma macerası) olsun, hiç bir kanıtı, esaslı dayanağı yok(en azından 3 boyutlu bakıyoruz) ve neden bu lifler milyarlarca ışık yılı mesafelerde hip, hop titreşebilsin?
Uzaydaki herhangi bir noktada aşağı-yukarı yönleri yoktur. Dünyada kuzey kutbunda yaşayan birine göre aşağı olan yön, güney kutbunda yaşayana göre yukarıdır. Bu yüzden uzaydaki noktalarda aşağı diye bir yön yok. İzafi yönler var. Kütleçekimi hangi tarafta baskınsa o taraf bize aşağı gibi gelir. Çarşaf örneği sadece benzetme. Uzay çarşaf gibi bükülmüyor. Çünkü 3 boyutludur ve aşağı doğru bükülmez, kütleçekimine doğru bükülür.Evet bundan söz ediyordum, önemsemeliyiz diye düşünüyorum.Uzayda alınan yolu dağa benzetirsek, açılan tünel solucan deliği olur. 3 boyutlu uzaya dördüncü boyuttan tünel açman gerekiyor. Nasıl ki 2 boyutlu çarşaf üzerinde yürüyen karıncanın karşıya kısa yoldan gidebilmesi için üçüncü boyutta bir deliğe ihtiyacı varsa, üç boyutlu uzayda giden insanın da dördüncü boyutta bir deliğe ihtiyacı olur. Tabi böyle bir boyut varsa. Belki de yoktur.
Güzel, dağ örneği gibi, zikzaklı gitmektense, uzayda seni doğru bir çizgide gitmekten alıkoyan ne? Tünel neresi, neyin içinde?

Dediğim gibi uzayda aşağı-yukarı yönleri görecelidir. Kütleçekiminin baskın olduğu tarafa aşağı deriz. Mesela biz gökyüzünde Güneş'e baktığımızda o aslında yukarıda değildir, aşağıdadır.
Bu halde çarşaf örneğindeki çökme yerine merkeze doğru, kendine doğru bükme yani tümsek örneği kullanmak da geçerli olur mu? Olmalı mı?

Misal asıl örneği resimledim;
https://www.turandursun.com/forumlar/attachment.php?attachmentid=319&stc=1&d=1446132721

Şapkalar dışa bükey değilde içe bükey olması gerekmez mi? Çarşafı çökertmek değilde tümsek yapmak gibi.. 360 derece ama, resim nasıl olurdu? Dış bükeyler, tersine iç bükey olurdu, peki şurasıdır denebilecek merkezi olur muydu? Olmazdı, çepeçevre dairel, bir çeşit dışa değilde içe bükey gibi, yani yukarıdaki resimdeki çizgiler dışa değil içe bükey düşünülmeli...

Çarşafın bükülmesi ve solucan deliği ifade ya da kurguları açısından da bir resim, hızlıca yaptım ama anlaşılabiliyor. Bu bükme işi olumlu gibi değil mi? Ya neresinden baktığımıza göre değişiyorsa, çünkü uzay yönden bağımsız, bu halde, insan mantığı illa kendisi için olumlu olanı esas alırken, olumsuz olanı görmezden geliyorsa(ki öyledir). Acaba diyorum bir yerde hata mı yapıyorum...
https://www.turandursun.com/forumlar/attachment.php?attachmentid=320&stc=1&d=1446134294

Yani düzlemsel çarşaf örneği bizi çeşitli açılardan alıkoymakta mı? Özne faktörümüz ağır basıp, fiziksel gerçekliği de bizim çarpıtma-bükmemize mi yol açmakta?

Yıldıztozu
29-10-2015, 22:36
iyi de bu neden sicim diye lifler, ama ilizyon olduğu tabiriyle-iddiasını geçerli kılsın ki, resmen metafizik bir kurgu gibi.

Bölünemeyen en küçük yapı taşı atom sanılıyordu ama bölündü. Öyleyse maddenin en temelinde ne var? İşte sicimler buna cevap olabilir. Uzay-zamanın en küçük yapı taşı sicimler olabilir. Bir sicimin bir atoma göre boyutu, bir ağacın tüm güneş sistemine göre boyutu kadarmış. Yani sicimlerin gözlemlenmesi imkansız gibi.

Uzayda seni doğru bir çizgide gitmekten alıkoyan ne? Tünel neresi, neyin içinde?

Uzay ötesi ''mega evren'' çok boyutlu olabilir ve bizim evrenimiz 3 boyut içerisine sıkışmış olabilir. Bunu algılamak zor, beynimiz 3 boyutlu evrene göre evrimleşmiş. Peki sence neden 3 boyut olmak zorunda? Neden 7-8 değil de 3 olmuştur?

Bu halde çarşaf örneğindeki çökme yerine merkeze doğru, kendine doğru bükme yani tümsek örneği kullanmak da geçerli olur mu? Olmalı mı?

Misal asıl örneği resimledim;
https://www.turandursun.com/forumlar/attachment.php?attachmentid=319&stc=1&d=1446132721

Şapkalar dışa bükey değilde içe bükey olması gerekmez mi? Çarşafı çökertmek değilde tümsek yapmak gibi.. 360 derece ama, resim nasıl olurdu? Dış bükeyler, tersine iç bükey olurdu, peki şurasıdır denebilecek merkezi olur muydu? Olmazdı, çepeçevre dairel, bir çeşit dışa değilde içe bükey gibi, yani yukarıdaki resimdeki çizgiler dışa değil içe bükey düşünülmeli...

Sadece iki taraftan değil tüm taraflardan çökme olacaktır. Dış bükey olmasının nedeni yönlerle alakalı. Çukurun karşıt yönünden gelen cisimleri çekiyor gibi düşün. Tabi biz çevremizde sadece 2 boyutlu cisimlerin büküldüğünü görüyoruz. 3 boyutun bükülmesini görsellerle ifade edemeyiz sanırım.


https://www.turandursun.com/forumlar/attachment.php?attachmentid=320&stc=1&d=1446134294



Aynen bu görseldeki gibi işliyor. Solucan deliği nerede bilmiyorum, kimse bilmiyor. Çok yüksek enerjileri tek bir noktada toplayarak delik açılabilir deniliyordu.

spartacus
30-10-2015, 01:06
Bölünemeyen en küçük yapı taşı atom sanılıyordu ama bölündü. Öyleyse maddenin en temelinde ne var? İşte sicimler buna cevap olabilir. Uzay-zamanın en küçük yapı taşı sicimler olabilir. Bir sicimin bir atoma göre boyutu, bir ağacın tüm güneş sistemine göre boyutu kadarmış. Yani sicimlerin gözlemlenmesi imkansız gibi.
Oysa atomun parçaları daha da küçük... Bölünemezlik bana göre kıstas alınamaz, alındı doğru ama nedeni öteden beri Demokritos'un o zamanın bilimiyle en anlamlı ve hatta günümüz biliminde dahi hala anlamlı bir mantık yürütmüştü. Sonsuza kadar bölünebilir mi? Bölünemez tabi, her halükarda parça sıfırdan büyük olacak ve bir nokta da artık sıfıra eşitlenemeyecek, eşitlendiğinde elde kalan(diğer parça) bölünemez parçadır zaten. Bunu bir binanın tuğlaları gibi düşünürsek, tuğlalar yapıtaşıdır ama bölünemez kaidesi şart konamaz, Demokritos'un öne sürdüğü mantığın kaynağı buna benzerdi, O'da binayı parçalarına ayırarak en küçük yapı taşına ulaşmayı seçti, ama parçalanamaz demek şart değildi.
https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/1/1b/Atom.png

Sicim teorisi ise başlı başına sorun, neyse :)
Uzay ötesi ''mega evren'' çok boyutlu olabilir ve bizim evrenimiz 3 boyut içerisine sıkışmış olabilir. Bunu algılamak zor, beynimiz 3 boyutlu evrene göre evrimleşmiş. Peki sence neden 3 boyut olmak zorunda? Neden 7-8 değil de 3 olmuştur?Bir evrenimiz olmayabilir, çocuk evren olabilir ya da hiç sınırı olmayabilir(bizim evren dediğimiz galaksi -gökada- gibi bir anaada olabilir). yalnız boyut meselesi ile bakmak bana fantastik geliyor, boyut kavramına kaldıramayacağı kadar yük yüklemek sorun yaratıyor diye düşünüyorum. Çünkü boyut eni sonu öznenin yaptığı belirli kaide ve kurallarla ölçeklediği, koordinat sistemidir(özünde), yani öznesiz anlamsız... Aslen boyut yok diye düşünüyorum. 3 Boyut olmak zorunda değil elbette, o biz insanların kendi bakış açıları, duruş, değerlendirme açıları yüzey ya da yön gibi faktörleri dahil ederek yaptığımız bir koordinatlama işi.

Sicim ve holografik evren (çok sayıda kurgunun harmanlanması aslında), boyuttan söz ediyor, oysa bahse konu ettikleri boyut Zeus gibi. yani boyut dediğin zaman gözlemine, ölçülerine sahip olman gerekir, bu yoksa boyuttan da söz edilemez. Bu endenle 3 boyutta ısrar, yoksa bunalr 24 boyut üfürdü, ne zaman kurgu bilimle ters düşse, anında bir boyut üfürüp, işi kurtarıyorlar.

İyi ama boyut demek için öznenin, nesneyi, satıhı, ortamı her ne ise belirli kaideler ve kriterlerle koordinatlaması gerekirdi, yapmamış e o zaman ne boyutu? Hangi boyut. Bunlar bana Amerkan Enstitüleri gibi, Evrim karşıtı teorileri ve Akıllı tasarım mecrasını anımsatıyor, otur masabaşında kurgula...

Evren konusunda farklı düşünenlerdenim. Uzayın plazma deryası olduğunu düşünüyorum ve Big Bang tarzlı tek bir merkez ve tekilliği ise ret ediyorum. Asıl kaynağın ise plazma olduğunu düşünüyorum ve bu plazma o kadar agresif bir yapıdır ki, küçücük bir atomik değişim dahi tüm plazmayı tetikleyebilir. Neyse kısaca, plazma deryası, yoğunlaştıkça, çekim merkezine doğru yoğunluk artışı, bu süreçte meydana gelen etki, tepki, reaksiyonlar, sıkışma vs çeşitli atomik değişimlere yol açtığı gibi, nükleer füzyonları da tetikliyor, plazma belirli oranda dönüşüyor ve bir noktadan sonra ise etrafa büyük bir saçılımla dağılıyor. Bu süreçte enerji salınımı gerçekleştiği içinde etrafında dönen bir yapıyı tamamlıyor. Bu sistemler için geçerli;
Sistemler en küçüğünden büyüğüne;


Yıldız sistemleri

Saçılan plazmanın münferit yoğunlaşması ile oluşuyor. Galaksiden saçılan plazma!


Galaksi Sistemleri

Saçılan plazmanın münferit yoğunlaşması ile oluşuyor. Evrenden saçılan plazma! Eğer yoğunluk merkezi güçlü bir merkezin çekimiyle oluşuyorsa sarmal, çoklu merkezler söz konusu ise sarmal olmayan dağıtık galaksileri oluşturuyor.


Evren Sistemleri

Uzay'ın plazma deryası içinde münferit ve gelişigüzel yoğunlaşmalarla oluşuyor, etrafa saçılımda bulunuyor, saçılımlar yukarıdaki 2 maddeye ev sahipliği yapıyor.



Uzaydan alınan çeşitli radyo sinyallerininde bu saçılımlardan kaynaklandığını düşünüyorum. maddenin en saf, en basit ama anlaması en zor ve karmaşık yapısının plazma hali olduğunu düşünüyorum. Keşke Big Bangler için harcanan paraların binde biri, plazmanın yapısını inceleme üzerine ayrılsaydı.


Sonuç olarak Evren değil, Evrenler, Evren sistemi, ben böyle bakıyorum. Farklı evren diye gidip Cinler Alemi gibi boyut üfürmenin de anlamlı olmadığını düşünüyorum, zira bu fantastik kurgulara hiçte ihtiyaç duyuyor değiliz. O halde neden? Bunun kökenini ise binlerce yıllık alışkanlıkalrımızda ve yer etmiş olan teolojik, felsefik, mantıksal ve tabiki ciddiye alınabilirlik zaafı vb arızalarda görüyorum.Sadece iki taraftan değil tüm taraflardan çökme olacaktır. Dış bükey olmasının nedeni yönlerle alakalı. Çukurun karşıt yönünden gelen cisimleri çekiyor gibi düşün. Tabi biz çevremizde sadece 2 boyutlu cisimlerin büküldüğünü görüyoruz. 3 boyutun bükülmesini görsellerle ifade edemeyiz sanırım.

İşte o nedenle 2 resimin birleştirilmesi gerekir demiştim. Daha güzel çizebilirim ama bu günlerimi alır(360 derece çizim).Çekim bana göre dışa değil içe bükümdür, yani çöküştür. çarşaf örneğine gelirsek, yoğun kütleli bir cisim çarşafa yakınlaştırılırsa, çarşafta çukur oluşmaz, aksine tümsek oluşur, bu da cisime göre bir çöküştür, neresinden baktığımız da önemli, çarşafa göre bakarsak(içerden) çukurdur, çeken cisim yönünde bakarsak tümsek. yaniaynen de öyle her tümsek aslında bir çukurdur, her çukurda tümsek, neresinden baktığımız önemli. Yani uzay yönden bağımsız iken aşağı yönlü sabit bir çarşaf örneği bana göre doku anlatımı açısından sorunlu.
Aynen bu görseldeki gibi işliyor. Solucan deliği nerede bilmiyorum, kimse bilmiyor. Çok yüksek enerjileri tek bir noktada toplayarak delik açılabilir deniliyordu.Evet, çok yüksek enerji uygulayarak enerji merkezi ölçeğinde ve bakış açısı doğrultusunda uzayı bükmek. Teorik olarak mümkün, çünkü bükülen uzayda cisimlerde konum değişecektir. Kısaca fiili anlamda gerçeklik durumu tam bir kıyamet senaryosu :)

Neyse ne olduğunu bilmediğimiz, ama boyut dediğimiz-halbuki bu imkansız, bilmiyorsak boyut vermeyiz- şeyleri bir an dışta tutunca tablo basitleşiyor, en azından benim için öyle, böylece ifade edebilme şansı da elde ediyorum. Ya da farklı, karşıt görüş gelecekse de hiç olmazsa neye göre, nasıl ele aldığımı, basitçe gözler önüne sermiş oluyorum. Açıkcası bıtırak gibi her önüne gelenin, hatta kendilerine blog, video kanalları açıp, insanlara fantastik, gizemli edalarla anlatılan piyasa sözdebiliminden, iç içe geçmiş binlerce evren ve siz dilediğinizde gerçekleşiyor(ciddi teolojik idealist kurgular, herif resmen evren ölçeğinde bir karınca hücresi bile olamayan ebadıyla kendisini tanrı ilan etmiş, o karar verecek evrenler, yıldızlar,olaylar oluşacak cart, curt) safsatasından da her geçen gün daha fazla rahatsız olmaya başladım. Salla bir boyut üfür gitsin, bu kadar kolay oldu, yalan oldu :)

Kurdistannn
30-10-2015, 01:52
Şu an Brian Greene in Evrenin Dokusu isimli kitabını okuyorum ama daha 30. sayfadayım.

Aydınlanır mıyım bilmiyorum :)

spartacus
30-10-2015, 02:34
Şu an Brian Greene in Evrenin Dokusu isimli kitabını okuyorum ama daha 30. sayfadayım.

Aydınlanır mıyım bilmiyorum :)
Zeusla(valla) salt senin aydınlanman umrumda değil, beni de aydınlat yeter :laugh:

Neva
30-10-2015, 08:27
Bölünemeyen en küçük yapı taşı atom sanılıyordu ama bölündü. Öyleyse maddenin en temelinde ne var? İşte sicimler buna cevap olabilir. Uzay-zamanın en küçük yapı taşı sicimler olabilir. Bir sicimin bir atoma göre boyutu, bir ağacın tüm güneş sistemine göre boyutu kadarmış. Yani sicimlerin gözlemlenmesi imkansız gibi.


Bolunemeyen en kucuk yapitasi atom nerede bolundu sevgili yildiztozu? Gezegenimiz? Uzay?
Bu minvalde sicimler nasil cevap olacak merak ettim..? Dunyada uretilmis ve calisan pusulayi, uzayda kullanmis olursun bir nevi, peki nasil calisir? Bak Jupiter'e mesela cekimi orani bakimindan.

xcan
30-10-2015, 09:57
Uzay çarşaf gibi iki boyutlu değildir ve bükülmez.
Bükülür diyen Einstein bile olsa bu bir rezil safsatadır.
Kütle çekimi vardır , tek gerçek budur.
Uzayda yön yoktur.Kütle uzayın neresine baskı uygulayıp bükecek?
Bunlar zırvadır.
Sicim ,kurt deliği,zaman bükülmesi, falanda diğer zırvalardır.
Bunları yayanlar ,bizleri öküz görenlerdir.

Yıldıztozu
30-10-2015, 16:35
Bolunemeyen en kucuk yapitasi atom nerede bolundu sevgili yildiztozu?
Bu minvalde sicimler nasil cevap olacak merak ettim..?
Atomlar parçalanıp protonlar, nötronlar ortaya çıkarıldı. Hatta onların da altında kuarklar olduğu görüldü.
Evrende birbirinden farklı işleyen iki kural var. Biri kuantum, diğeri genel görelilik. Aynı evrende birbiriyle uyuşmayan iki yasa nasıl var olabilir? Sicimler buna açıklama getirebiliyor. Şöyle düşün; şempanzelerle insanların ortak bir atası vardır değil mi? işte kuantumla izafiyetin de ortak bir atası var olabilir ve bu ata sicimler olabilir. Sicimler sayesinde iki yasa ayrımlaşarak ortaya çıkmış olabilir.

Keşke Big Bangler için harcanan paraların binde biri, plazmanın yapısını inceleme üzerine ayrılsaydı.
Belki hem bigbang hem plazma aynı anda doğrudur.?


Farklı evren diye gidip Cinler Alemi gibi boyut üfürmenin de anlamlı olmadığını düşünüyorum, zira bu fantastik kurgulara hiçte ihtiyaç duyuyor değiliz. O halde neden? Bunun kökenini ise binlerce yıllık alışkanlıkalrımızda ve yer etmiş olan teolojik, felsefik, mantıksal ve tabiki ciddiye alınabilirlik zaafı vb arızalarda görüyorum.
Dindarların neyi düşündüğünü umursamadan bilim yapmak lazım. Farklı boyutlar varsa dindarlar bunu kullanabilir. Ama yaptıkları şey Kuran'dan mucize çıkarma çabası gibi bir şey olur. Bu yüzden dindarların ne düşüneceğini pek dikkate almamalıyız. Mesela farklı boyutlar illa ki dinleri desteklemek zorunda değil. Gayet bilimsel değerlendirilebilir. Ama birisi gidip o boyutlarda cinler yaşıyor diyebilir. Halbuki hiç de teolojik yaklaşmayı gerektirmiyor.

İşte o nedenle 2 resimin birleştirilmesi gerekir demiştim. Daha güzel çizebilirim ama bu günlerimi alır(360 derece çizim)
Merkezdeki tek bir nokta her şeyi çekiyor gibi düşünebiliriz. Örneğin karadelikler. Tek bir nokta, etrafındaki her şeyi kendine eğip büküyor ve çekiyor. Dünyanın yer çekimi de benzer. Yani merkeze doğru bir çekim var.

spartacus
30-10-2015, 16:47
Uzay çarşaf gibi iki boyutlu değildir ve bükülmez.
Bükülür diyen Einstein bile olsa bu bir rezil safsatadır.
Kütle çekimi vardır , tek gerçek budur.
Uzayda yön yoktur.Kütle uzayın neresine baskı uygulayıp bükecek?
Bunlar zırvadır.
Sicim ,kurt deliği,zaman bükülmesi, falanda diğer zırvalardır.
Bunları yayanlar ,bizleri öküz görenlerdir.
Sevgili xcan
Bükülme konusu farklı, o çarşaf var ya o çarşaf, o çarşafı kaldırıp atarsan yeterli. Bükülmeden kasıt, kütle çekimidir, aslı budur ama paparraziciler illa yamultup, abartıp, anlaşılmaz kılacak, işleri o, gizem avcılığı :) Şimdi ne çekilir? Madde? Uzayda çeken ne çekilen ne? Madde. Kütlesi yüksek olan cisim, düşük kütlelei cisimi kendine doğru çeker. Bu halde görünen ve görünmeyen parçalar ve dahi plazma(%99 evrenin maddesi), ışık tümüde küteli cisimlerce çekilir.

Kütle demek ivmelenmeye karşı dirençtir, örneğin kahvehane çırağının salladığı tepsideki bardaklar gibi. O bardaklar ivmelenmeye karşı direnç gösterebiliyor, ama bardak yerine pamuk, duman, buhar vs koyarsanız bunu başaramazsınız. İşte kütle ile kasıt budur, ivmelenmeye karşı direnç. Haliyle kütlesi yoğun bir cisim, hafif olana çekim uygular, hafif olan ise direnci(kütle!) ölçeğiyle bir direnme noktasına kadar çekilir. Bu çekilme merkez kütleli cismin, etrafını kendisine doğru büzmesidir. Hasılı bundan ibaret.

Solucan deliği vs çoğu fantastik kurguları geçelim, solucan deliği denilen şey, normal ortama, anormal biçimde bir kütle merkezi-çekim merkezi uyugulayarak, etraftaki madde yoğunluğunu geniş çaptan daha dar çapa çekme işidir. Bu halde çekim ne kadar kuvvetli ve dar açıya dönüşebilirse, hedef cisimler o derecede bakış açısı doğrultusunda yakınlaşacaktır, çünkü konumları çekilerek değiştirilmiştir. Bu sadece teoriktir ve pratikte ancak mikron ortamlarda, laboratuvar ortamlarında gerçekleştirilebilir ve evet mümkündür, o nedenle artık bu bir teoridir(pratikle sınanabilir, gözlemle doğrulanabilir-ki doğrulanıyorda, örneğin yıldızı kütle çekimiyle aşındırarak yutan diğer yıldız gözlemleri).

Uzayda ise paparrazcilerin iddia ettiği gibi öyle bir ucundan girip, öte ucuna milyon, binler ışık yılı yol katetmek diye bir şey yok(bunun için galaksileri filan bir noktaya küçücük bir noktaya kadar büzüp indirmek lazım, hayal kurmanın bir başka türü işte). Uzayda ise çeken çekmiş zaten ve tüm maddeler şu an verili konumlarında, ancak öznenin konumu itibari ile gideceği bir mesafeyi en kısa yoldan kat etmek namına yapacağı koordinatlama işi boyut işi olur, o boyutun merkezinden belirlediği en kısa yolda solucan deliği daha doğrusu tünel olur, bir dağın altından tünel kazamak gibi...

Sözdebilim aldı başını gitti ve artık kolayca durdurulamaz, şimdi bir çok iste, Youtube linkleri verip reklamlarını yapmak istemiyorum, ama tahmin edeceğimizden de daha çok. Paparazzi mantığı, aklı, bilinci, sözdebilim, inançlar, kişilerin narsist, psikolojik sorunları alabildiğince bu mecrada bıtırak gibi türüyor... Eleştirilemiyorlar bile, çünkü sözdebilim dediğimiz şeyi yapıyorlar, bilimden bazı kelimeleri kullanıyorlar ve sözdebilim eleştirilemez çünkü elinzide onjektif bir dayanak bulamazsınız. Solucan deliği der, ama bundan kurgu üfürür, o kurgular ise objektif değildir, eleştirilemez, doğrulanamaz, yanlışlanamaz, yani bilimin işi artık çok zor!.

İşte bakın aynı şey Evrim karşıtlığnda da hakim, DNA der dururlar, överler, yüceltirler, çarpıtırlar her şeyden yalıtırlar, siz evrimi anlatırsınz o size DNA'yı yüceltmeyi seçer, oysa canlılığın uzun dönem bölünerek, klonlanarak çoğaldığından ise, ksaca Evrim'den haberleri yoktur, ama eleştirirler(eleştiremezler, sadece inançaları ölçeğind ene kadar biliyorlarsa o kadar çarpık kavrayıp laf ederler) :)

Neyse bir yöntemle başımız belada, 5 yıldır hiç şaşmadan söylüyorum, o yöntemde idealizmin indirgeme yöntemidir ne yazık ki. Kısa vadede bu indirgemeci, amuda kalkmış mantık safsatasından kurtuluş görünmüyor, umutsuz vaka. Yine de herkese kolayına aldanmamak için elimizde bir kriter oluştu, idirgeyip, yalıtıyorsa o kişilerden uzak dur ya da gülümse! Bilim insanı bile olsa, yöntemi kullanıp kurgu üfürdüğü neresi olursa orası için hastır çek...

Adam titreşimden evrenler yaratabiliyor, öteki solucan deliğinden ne idüğü belirsiz boyutlar üfürebiliyor, beriki kara delik deyip, başka evrenlere filan yelken açıyor. Oysa kara delik dediği özünde sıkışan -dönüşen- plazmadır(defalarcada ispatlandı! hem gözlem, hem bilgisayar simulasyonları ile, milyar kez daha ispatlanabilir!) ve sıkışmaya, ağır elementlere dönüşmeye devam edecek ve öyle bir noktaya kadar yoğunlaşacak ki, o galaksilerin merkezinde duran asli yoğun plazma bir gün kusacak-bom!! Çünkü ağır elementlere dönüşüm, bir noktadan sonra elementlerin sıkışabilme direncini kırıp aşacak(plazma gibi sıkışamaz olacaklar).. Kara delik dedikleride işte o zaman bunların hayalindeki o üfürük evrenleri, yok karadelikelrin etrafında bilgiler depolanırmış cart, curt saçmalıklarını geri kusacak, al kurgularını başına çal diyecek, zaten diyorda, yıldız ölümleriyle...

Neyse işte o merkez etrafındaki her şeyi kendine çekerek büzer, hortum(spiral) gibi... Paparazzicilerin dediği gibide değildir, o delikten kaçış mümkündür ama plazma ölçeğiyle(saçılım, ışınım olur, elementler kaçamayacaktır lakin hala plzma nüvesi varsa o çekimden enerji saçılımı olarak saçılabilir- örneğin şimşekler, yıldırım birer plazmadır, örneğin alev olarak gördüğümüz yoğun ısı enerjisidir vs plazma düzeyidir. Evrenin %99'u plazmadır, plazma ise maddenin has halidir, aslında 1.halidir, katı, sıvı, gaz ise sonraki haller)..

xcan
30-10-2015, 17:19
Spartaküs ben seni anlıyorum ve katılıyorum.
Ancak uzayın bükülmesi sözcüğü bile sakat çapsız bir ifade.
Tek gerçek kütle çekimi.Sadece kütlesi büyük olan çekmez küçük olanda çeker.
Diyalektik buradadır.
Kara delikten madde çıkmaz diyenler Kuazarları bir incelesin.
Bigbangında neden olamıyacağını görsünler.

spartacus
30-10-2015, 17:29
Spartaküs ben seni anlıyorum ve katılıyorum.
Ancak uzayın bükülmesi sözcüğü bile sakat çapsız bir ifade.
Tek gerçek kütle çekimi.Sadece kütlesi büyük olan çekmez küçük olanda çeker.
Diyalektik buradadır.
Kara delikten madde çıkmaz diyenler Kuazarları bir incelesin.
Bigbangında neden olamıyacağını görsünler.
Paparazziler sorunu yaratan. Suya atılan taş için de benzer ifadeler kullanırız? Bu konuda öyle aslında. Küçük, büyük farketmiyor. Sorun sözdebilimciler ne yazık ki, çarpıtan onlar.

Kara delik diye bir şey yok, sadece çekim merkezi ölçeğiyle yoğunlaşmış madde, plazma olayı var ve plazma haliyle madde buradan dışarı saçılabilir ki saçılıyorda zaten, saçılma ölçeğiyle plazma yok, içeride dönüşüm varsa da saçılmasız da olabilir, karadelik diye tutturdukları aslında bu, ortada delik filan yok, sadece çekimin hortum, spiral görünümü bu delik ifadesine yol açıyor, merkezde ise bir sıkışık top var, çekim gücüne kapılan her şey ona doğru yol alıyor, kütleleri gereğide ivmeye direnç, enerji salınımı, toptaki enerji salınımı hasılı dönme gerçekleşiyor, oluyor bir delik.

Big Bang bir yana, Plazma Evren modeli defalarca kanıtlanmış mesela. Temel dayanağı kanıtlı, dayanakları kanıtlanırkende Big bang'in asli dayanakları çürümüş. Yoksa daha detay etraf bilgiler elbette değişebilir. Hem laboratuvar ortamında hemde bilgisayar simülasyonalrıyla defalarca kez kanıtlanmış tek model. Gerisini çoğunluğun benimsediği doğrudur hatasına düşenler düşünsün :)

Plazma Evren modelide patlama-saçılmayı öngörüyor, ama Big Bang gibi değil, işte yıldız oluşumları, galaksi oluşumları gözlemleniyor, Pazma Evren modeliyle uyumlu olduklarıda görülüyor...

Plazma Evren modeli neden bilinmiyor, çünkü kimseye çıakr sağlamıyor, kiliseye sağlamıyor, dinden geçinen yobazlara sağlamıyor, kariyer için çalışanlara sağlamıyor, daha iyi bir hayat yaşayım diyenlere sağlamıyor, ideolojik baskıyla muhatap olmayım denmesiyle de sağlamıyor, kısaca ne teolojiye, ne sözdebilime ne sözde bilim insanlarına, ne paraya! heleki hakim faydacılığın temelinde yatan idealizme kökten darbe vuruşuyla, bu faydacılara fayda sağlamıyor. HY gibi, bilim alanında da HYlik hakim artık.

xcan
30-10-2015, 17:35
Şahsen dinamik evrene inanıyorum.Plazmasıyla meteoru yıldızıyla anaforlarıyla sonsuzdan sonsuza akan bir evren,parlayan sönen ve tekrar parlayan bir evren.

Yıldıztozu
30-10-2015, 18:11
xcan; zaman ve uzayın bükülmesine inanmıyorsan, kullandığın navigasyonları çöpe atman gerekir. Zira onlar bu bükülmeyi hesaplayarak işe yarayan araçlar.
Uydudan gelen verileri, zaman bükülmesini göz önüne alarak hesaplıyorlar. Onu hesaba katmasalardı navigasyon aletleri çalışmazdı, yanlış yöne götürürlerdi.

Hoşunuza gitmeyen bilimsel gerçeklere veya tahminlere safsata denilmesini yanlış buluyorum.

xcan
30-10-2015, 18:27
Zaman nasıl bükülüyor açıklarmısın.

Yıldıztozu
30-10-2015, 18:32
Zaman nasıl bükülüyor açıklarmısın.

Zamanı büken iki etken var. Biri hız, diğeri çekim gücü.

Mesela sen koşmaya başlarsan saatin yavaşlar. Ama çok düşük miktarda yavaşlayacağı için gözlemleyemezsin. Bunu büyük oranlarda denediler ve gözlemlediler.

Ya da mesela oturduğun apartmanın çatısına çıkarsan saatin yavaşlar. Bunlar da deneylerle ispatlanmış bilimsel gerçekler.

xcan
30-10-2015, 18:42
Zaman nedir sizce?

Yıldıztozu
30-10-2015, 18:52
Zaman nedir sizce?

Bence bu zor bir soru. Verebileceğim en yakın cevap, zaman uzayın kendisidir. Bizim hissettiğimiz zaman kavramı yanılsamadır.

xcan
30-10-2015, 18:57
Bence bu zor bir soru. Verebileceğim en yakın cevap, zaman uzayın kendisidir. Bizim hissettiğimiz zaman kavramı yanılsamadır.
yanılsama nasıl bükülüyor?

Yıldıztozu
30-10-2015, 18:58
yanılsama nasıl bükülüyor?

bizim hissettiğimiz zaman kavramı yanılsama.
onun dışında zaman bir boyut olarak mevcut.

xcan
30-10-2015, 19:01
nasıl?

spartacus
31-10-2015, 01:00
Zaman nedir sizce?
Hareket ve değişimin koorinatlanmasıdır, yani boyut.

boyut nedir?

Boyut insanlarca nesne ya da ortamın ya da çeşitli niteliksel farkların, belirli ya da diğer farklı niteliklerle kıyaslanarak öne sürdüğü, oluşturduğu koordinat sistemidir.

Yani zaman boyuttur, kendi şahsına münhasır bir varlığından söz edilemez. Fiziki bir varlık ya da nesnel bir şey olarak öngörülemez.

Kısaca zaman meridyenler gibi, insan tarafından, maddedeki değişim ve hareketliliğin yansıttığı nitel farklar ölçeğinde koordine edilen öznel bir şeydir. Hem öznenin algısına, hem de maddenin hareketindeki farklara göre göreceli(izafi)dir.

Gerçek ise harekettir, değişimdir(nitel, nicel)...

Zamanın bükülmeside aslen koordine edilerek oluşturulan boyutun(nesnele dayalı öznel!) bükülmesidir. Örneğin çekim kuvvetine maruz kalan bir nesne ile daha serbest olan nesnenin ortaya çıkartacağı hareket-değişim durumu farklı olacaktır, bu da zaman boyutunda yavaş, ya da daha hızlı işleyen süreç olarak açığa çıkacaktır.

Misal fiziksel bir etki dünyanın ölçeğini değiştirse idi bu otomatikman meridyenlerinde değişimi olacaktı, eğer bu etki dünyanın genleşme tersine olsa idi, büzülme, haliyle meridyenler de büzülecekti :)

Hasılı aslında bu şekilde, kafaları karıştıran paparazzicileri bir yana bırakırsak tabi...

Neva
03-11-2015, 06:11
Atomlar parçalanıp protonlar, nötronlar ortaya çıkarıldı. Hatta onların da altında kuarklar olduğu görüldü.
Evrende birbirinden farklı işleyen iki kural var. Biri kuantum, diğeri genel görelilik. Aynı evrende birbiriyle uyuşmayan iki yasa nasıl var olabilir? Sicimler buna açıklama getirebiliyor. Şöyle düşün; şempanzelerle insanların ortak bir atası vardır değil mi? işte kuantumla izafiyetin de ortak bir atası var olabilir ve bu ata sicimler olabilir. Sicimler sayesinde iki yasa ayrımlaşarak ortaya çıkmış olabilir.




Sevgili Yildiztozu;

Kuantum ve genel gorelelik nasil farkli islesin ki!?. Farkliymis gibi algilatilir bazi cevrelerce, carsaf ornegi gibi, kisaca halk deyimiyle Carsamba carsafa dolastirilir. Kisa formulu zaten madde'ye iliskin aciklanmistir, kestirmeden toparlanip ortaya konulup. Tamam dedigin gibi ortak ata bahsine iliskin dusundum; fakat elime somut veriler geldi.Misal, dinazor kemigini elime aldim, insan kafatasini elime aldim, kemik yerine platin takilmis insanla yurudum kostum, insana dokundum, konustum..... gozledim, sempanzeye dokundum gozledim, dinozorun kemigine iliskin gozledim, kelaynaklarin soyunun tukenisine iliskin gozledim, bitkilerin frekans verildiginde nasil iki kati buyuduklerini gozledim vs.vs. Yani hep bir materyal enflasyonu mevcuttu ortamda veri acisindan.

Simdi demissin ki evren iki kuralla isler, biri kuantum, digeri genel gorelelik, burada sormak istiyorum ozel goreleligi nicin almadin? Evren, ozel gorelelik kuralini isleyis acisindan red mi ediyor, ediyorsa ne acidan aciklayabilir misin?


Sicimler, kuantum sebebiyle, sayet dedigin gibi buna aciklama getiriyorsa, senin bize ayni anda, atiyorum gozlemci esliginde, hem Ankara, hem de Buffalo'dan kanli canli, organize halinle gorunebilmen, sana dokunabilmemiz, konusabilmemiz, seninle oturup kahve icebilmemiz vs. gerekir.

Bunu yapabilir misin? Yaparsan nasil?Bunu ogrenmek isterim.

dolekbas
13-11-2015, 11:13
Selamlar;

http://www.gercekbilim.com/bigbang-buyuk-simulasyon-evren-baslangici/

Bu simulasyon sonuçları, kara madde hakkında henüz bilinmeyen bilgiler verebilir. Belki kütle çekimi ile etkileşimine dair ipuçları çıkabilir diye düşünüyorum.

Yıldıztozu
13-11-2015, 16:14
Sevgili Yildiztozu;
Kuantum ve genel gorelelik nasil farkli islesin ki!?

Pardon Neva yeni gördüm.
Makro boyutlarda genel görelilik yasaları geçerlidir. Kütleçekimi ve zamanın izafiyeti ve determinizm.
Mikro boyutlarda kuantum geçerlidir. Nedensellik yerine belirsizlik vardır.

Belirsizlik ve nedensellik ilkeleri birbirinin zıttı olmalarına rağmen aynı evrende geçerli kurallardır. Evrenin özünde hangisi hakimdir? nedensellik mi belirsizlik mi? İşte bu iki farklı yasadan söz ediyorum.
Bilimin şuanki en büyük amacı kuantum ve genel göreliliği birleştirebilmek.

Eğer mikro dünyadaki kuantum yasalarını makro dünyaya uygularsak saçma sonuçlar çıkıyor. Bir şey aynı anda birçok yerde bulunabiliyor, aynı anda hem ölü hem diri olabiliyor. Bunlar saçma ve mantıksız görünen olaylardır fakat kuantum dünyasında kgerçekleşen şeyler. İşte bu yüzden kuantum dünyası makro dünyadan farklı.

Evrenin özünde nedensizlik var. Hatta kuantum dünyasında gelecek zaman geçmiş zamanı etkileyebiliyor. Sağduyumuza ve mantığa ters şeyler.
Evren özünde bizim beynimize mantıklı görünmek zorunda değil.

spartacus
13-11-2015, 16:54
Sevgili Yıldıztozu

Kuantum düzeyinde gözlemcinin kullandığı araçlardan yayılan ışık, herhangi bir değişime neden olabilir mi?

Yıldıztozu
13-11-2015, 19:19
Tam bilmiyorum Spartacus, sanırım etkilenir. Senin bir bilgin veya fikrin var mı bu soruna?

Ayrıca kuantumdaki olasılıklar ve belirsizlikler, ''ilk neden'' problemini geçersiz kılıyor. Tarih boyunca birçok felsefeci, nedenlerin nedenini sorgulayarak ''ilk hareket ettirici unsuru'' tanrı argümanı olarak kullanmışlar. İşte bu kuantumun rastgeleliği, olasılığı ve belirsizliği gösteriyor ki ''ilk neden'' diye bir şey yok. Özünde olasılıklar ve belirsizlikler var. Bu anlamda nedensellik ilkesini sonsuz geriye doğru sürdürmemize gerek kalmamış oluyor. Kuantum belirsizlikleri son basamak oluyor.

spartacus
13-11-2015, 21:37
Tam bilmiyorum Spartacus, sanırım etkilenir. Senin bir bilgin veya fikrin var mı bu soruna?
Evet etkilenir ve zaten belirsizlik ilkesindeki sorunalrdan birisi de budur. Bu da etki-tepki, etkileşim düzeyidir ki, nedensellik geçerli olur, demek ki quantum düzeyde etki-tepki mevcut. O halde bir noktada sorun var, nedensellik ile belirsizlik farklı şeyler. Zaten quantum gözlemleri, parçacıkları en doğal yapılarından yalıttığı ve gözlemci tarafından da etkilendiği için bir hayli yorumun geçerliliğide tartışmalı hale geliyor. İşin ehli bilim insanları bir çok kuantum temelli üretilmiş kurgulara ya da üfürüklere katılmıyorlar.
Ayrıca kuantumdaki olasılıklar ve belirsizlikler, ''ilk neden'' problemini geçersiz kılıyor. Tarih boyunca birçok felsefeci, nedenlerin nedenini sorgulayarak ''ilk hareket ettirici unsuru'' tanrı argümanı olarak kullanmışlar. İşte bu kuantumun rastgeleliği, olasılığı ve belirsizliği gösteriyor ki ''ilk neden'' diye bir şey yok. Özünde olasılıklar ve belirsizlikler var. Bu anlamda nedensellik ilkesini sonsuz geriye doğru sürdürmemize gerek kalmamış oluyor. Kuantum belirsizlikleri son basamak oluyor.Quantum çerçevesine inmek gerekmiyor. Hiç bir maddenin olmadığı bir ortam düşünelim, bu halde hareket ve değişimden de söz edemeyecektik, dolayısıyla nedenden(faktörlerden) de.. Aslında nitelik değişimleri sadece gözlemci boyutunda kıstas edilir, madde açısından ise bir şey farketmiyor.

Kısaca nedensellik insanın gözlemci olarak referans aldığı kıstaslardan ibarettir, gerçek ise mevcut olandır, bir kıstas değildir.

Nedenler belirli olabilir, ama bu illa determine edilebileceği anlamına gelmiyor.

Doğada belirlenmiş değil olasılıkçı determinist süreçler gözlemlenebilir ve aslında gözlemlerle sınırlıdırlar, belirlenmiş değil mevcut olandır.

Determinizm'in hatası belirlenebilirlik ilkesidir ve bu hata teorik hatadan ziyade pratik hatasıdır. Nedensellik(faktörellik) farklı bir ilke, belirsizlikle aynı kefede işlenemez ya da birbiriyle kıyaslanamazlar, zira sebep-sonuç, etki-tepki prensipleri determinizme ait değil, determinizm bu prensipleri temel dayanağı olarak işlediği için determinizme mal edilir -ki bu mal etmek hatalı çıkarım olur.

Belirsizlik İlkesinin de olması gereken mecradan kopartıldığını ve gereksiz yerlere abartıldığını bunda da asli etkinin idealistler-metafizikçiler, sözdebilimciler, sözüm ona yaratılışçılar, quantum felsefeciler, quantum sekscilere kadar bir yelpaze olduğunu düşünüyorum. Bu ilke ölçüm ve matematiksel sonuçlarda tutarlı sonuç elde edememek, ölçme sorunu üzerine.. İşte bu determinizmin belirlenebilirlik ilkesini teorik olarak değil, pratik olarak çökertir. Kısaca her olasılığı, ya da etkeni %100 şaşmaz olarak ölçmek mümkün değildir. Determinizmde belirlenebilirlik ise her eşyin %100 ölçülmesi başarılabilirse, b halde sonuç önceden bilinebilir çerçevesiyleydi.

İşte belirsizlik ilkesi, ismindeki belirsizlik lafzından değil, tam doğrulukla ölçmenin mümkün olmayışından hareketle determinist belirlenebilirliğin yanlışlanmasına olanak verdi.

Kuantum üzerine diğer bir çok ifadenin(ölü, diri, orada, burada aynı anda vb) bu ilke ile hiç bir ilgisi yok. Bu ilke öznenin-gözlemcinin kıyaslarındaki(ölçüm) tutarsızlık üzerinedir, öznesiz de bir anlamı daha doğrusu nesnel bir karşılığı yok(yerçekimi gibi bir olgu değil yani).

https://tr.wikipedia.org/wiki/Belirsizlik_ilkesi

Böyle düşünüyorum.

Yıldıztozu
13-11-2015, 21:50
Hiç bir maddenin olmadığı bir ortam düşünelim

Sen materyalist değil miydin Spartacus? :) maddenin olmadığı ortam ne demek?

Yıldıztozu
13-11-2015, 21:54
bu arada belirsizlik ilkesine dair 3 farklı yorum olduğunu okumuştum;
1- Cehaletimizden kaynaklanan belirsizlik: Bilmediğimiz için belirsizlik varmış gibi görünüyor.
2- Deneysel ve kavramsal sınırlılıklarımızdan kaynaklanan belirsizlik.
3- Ontolojik belirsizlik. Yani evrenin özünde belirsiz olması.

Bunun ayrıntılı yazısını kopyalayayım.

1- Cehaletimizden Kaynaklanan Belirsizlik:
Determinist evren modelini benimseyenler, atom-altı dünyadaki belirsizliklerin ontolojik olmadığını düşünmüşlerdir. Schrödinger, Dirac, Planck ve Penrose bu görüşün ünlü temsilcilerindendir. Einstein ünlü “Tanrı zar atmaz” sözünü, kuantum dünyasında ‘ontolojik belirsizlikler’in bulunamayacağını ifade etmek için söylemiştir. Einstein, Podolsky ve Rosen atom-altı dünyaya dair teorilerimizin eksik olduğunu savundular. Buna göre cehaletimiz belirsizliklerin sebebidir, kuantum teorisinin olasılıklarla ifade edilmesi, gerçek dünyaya olasılıkçı yasaların hakim olmasından kaynaklanmaz; gerçek dünyada olaylar, determinist yasalar çerçevesinde gerçekleşir. Bu görüşü paylaşan birçok kişi, atom-altı dünyayı -makro dünyayı olduğu gibi- determinist yasalar çerçevesinde betimleyecek matematiksel formüllerin bir gün bulunacağı beklentisindedirler.
Atom-altı dünyada ‘gizli değişkenler’ olduğu (bu değişkenler saptanamadığı için kuantum teorisinin eksik olduğu)iddiasıyla ilgili en önemli çalışmaları yapan kişi David Bohm olmuştur. Onun çalışmaları, kuantum teorisinin ‘objektif determinist’ bir şekilde oluşturulması için en sofistike çabadır. Fakat Bohm’un yaklaşımının bile klasik determinizmden hayli farklı olduğu ve ‘uzaktan anında etki’ özelliğiyle -yerel olmama- klasik determinizmden ayrıldığı hatırlanmalıdır.Sonuçta evrendeki belirsizliğin ve indeterminizmin sadece bizim cehaletimizden kaynaklandığı hala önemli düşünürlerce savunuluyor olsa da, kuantum teorisi ortaya konduktan sonra, evrende ‘objektif determinizm’in varlığını savunan bilim insanları ve felsefeciler, hesaplaşmak zorunda oldukları bilim alanındaki görüşlerin, özellikle kuantum teorisinden kaynaklandığının farkındadırlar. Daha önceden incelediğimiz bilimsel teorilere ‘klasik realist’ yaklaşımla, belirsizliğin ele alınmasının, bu şıkta incelediğimiz yaklaşımı netice verdiği söylenebilir.


2- Deneysel ve Kavramsal Sınırlılıklarımızdan Dolayı Belirsizlik:
Bahsedilen görüş, belirsizliklerin aslında olmadığı ve bizim cehaletimiz veya atom-altı seviyede ‘gizli değişkenler’in varlığından kaynaklanmadığı; fakat deneysel ve kavramsal sınırlılıklarımızın belirsizliğe yol açtığı anlamına gelebilir. Diğer yandan bu görüş, bahsedilen sınırlılıklarımızın, ‘objektif determinizm’ ve ‘objektif indeterminizm’ alternatiflerinden hangisinin doğanın ontolojik durumunu açıkladığını bilemeyeceğimiz; belirs
izliklerin ontolojik mi epistemolojik mi olduğuna agnostik kalmaktan başka bir çaremiz olmadığı için de kullanılabilir. Bu ikinci görüş bizim de paylaştığımız görüştür; madem ki sınırlılıklarımız ‘kendinde atom’a ulaşmamızı engelliyor, bu durumda belirsizliklerin epistemolojik mi ontolojik mi olduğu konusunda bir yargıda bulunamayacağımızı kabul etmemiz gerekmektedir.
Penrose gibi bir gün, kuantum teorisiyle ilgili bilmecelerin çözümleneceğini umut edebiliriz ama bunun nasıl gerçekleşeceğini ve bizi çevreleyen sınırlılıklardan nasıl kurtulabileceğimizi görmek hiç de kolay değildir. Daha önce değindiğimiz gibi bir elektronu gözlemleyebilmemiz için, en az bir ışık fotonunun çarpıp mikroskoba gelmesi gerekir; oysa bu, yaptığımız gözlemin sonucunu etkileyecek şekilde elektronun konumunu bozacaktır. Parçacığın konumunu en doğru şekilde ölçmek için oldukça kısa dalga boylu ışık gerekir, böylece taneciğin enerjisi yükselir ve darbe hızını daha çok bozar. Kısacası parçacığın konumunu daha doğru ölçmek için yapılan ayarlamalar hızı; hızı daha doğru ölçmek için yapılan ayarlamalar ise konumu bozar. Böylesi durumlarda deneyle ilgili sınırlılıkları nasıl aşabileceğimizi görmek mümkün olamamaktadır. Ayrıca atom-altı seviyedeki varlıkları tanımlamak için ‘dalga’ veya ‘parçacık’ gibi kavramları kullanmakla sınırlıyız; bu seviyedeki varlıkları tam olarak betimleyememiz kavramsal sınırlılıklarımıza da bağlıdır. Deneysel sınırlılıklarımız ve kavramsal sınırlılıklarımız birleşince ‘kendinde atom’u, klasik fizikteki varlıklar gibi resmedecek bir açıklamayı gerçekleştiremeyeceğimiz anlaşılır.
Elektronun konum ve hızını ölçmeye kalktığımızda ortaya çıkan belirsizliğin, sadece bizim sınırlılıklarımızdan kaynaklanan epistemolojik bir durum olduğu düşünülebilir. Fakat evrende ‘objektif indeterminizm’in olduğunu düşünen Barbour, radyoaktif maddelerin bozunması gibi durumlarda, gözlemci olarak müdahalenin belirsizliği oluşturduğunun söylenemeyeceğini, bu yüzden ontolojik olarak var olmayan bir belirsizliği bizim oluşturduğumuzu, düşünmemiz gerektiğini belirtir. Bizce, Barbour’ın bu görüşüne de temkinli yaklaşmakta yarar vardır. Bilimsel bilgilerimizdeki radyoaktiviteyle ilgili boşluğu, Barbour’ın indeterminizmle doldurduğu da düşünülebilir. Klasik mekanikle açıklanama-yan, ancak olasılıksal olarak tanımlanabilen radyoaktiviteyle ilgili olgular, bazılarınca ontolojik indeterminizmin delili olarak görülmüştür. Çözümsüzlükle oluşan boşluklar, birçok zaman apriori inançlarla, felsefi veya teolojik görüşlerle doldurulmaya çalışılır. Yaygın olarak yapılan bu sübjektif yaklaşımı, Barbour’ın da atom-altı seviyeden kendi felsefi ve teolojik kanaatine destek bulmak için tekrarladığı kanaatindeyiz. Diğer yandan, Einstein’ın ve onun gibi düşünenlerin, evrende mutlaka determinist bir yapı olması gerektiği konusundaki ısrarlarının da onların, metafizik inanç ve bu doğrultudaki ön kabullerinden kaynaklandığı söylenebilir. Sonuçta bilim insanlarının her görüşünün ‘bilimsel’ olmak zorunda olmadığına, bilim insanlarının da felsefi, teolojik, ideolojik, kültürel ve alışkanlıklarından kaynaklanan kanaatleri olduğuna ve asıl önemlisi, bilimsel olguları yorumlarken bunların etkisinde olabildiklerine dikkat edilmelidir. Kısacası bilim insanlarının, bilimsel konularda yaptıkları her açıklama ‘saf bilimsel’ değildir.


3- Objektif İndeterminizm Olarak Belirsizlik:
Bu yaklaşıma göre atom-altı dünyaya dair belirsizliklerin, bizim ‘gizli değişkenleri’ bilemeyen cehaletimiz veya deneysel ve kavramsal yetersizliklerimiz gibi epistemolojik eksiklikler ve sorunlar ile alakası yoktur; belirsizlikler, doğanın ontolojik bir gerçekliği olarak vardır, doğada epistemolojik veya sübjektif indeterminizm denilebilecek sahte bir indeterminizm değil, gerçek olan ‘ontolojik indeterminizm’ vardır. Bu iddia, bilim ve felsefe alanında deprem oluşturacak niteliktedir. Bilim alanında deprem oluşturacak niteliktedir; çünkü 20. yüzyıla girildiğinde bilimsel anlayışa hakim olan Newton fiziğinden, 20. yüzyılda makro fizikteki egemen görüş olan Einstein fiziğine kadar bilinen tüm fiziğe bu görüş aykırıdır. Felsefe alanında ise Spinoza, Leibniz, Kant ve Marks gibi çok etkili olmuş düşünürlerin felsefelerini, fizikte ortaya çıkan determinist anlayışın önemli bir şekilde etkilediğini düşünürsek, ‘objektif indeterminizm’in doğanın gerçek yapısı olduğuna dair iddianın, bilim açısından olduğu kadar felsefe açısından da önemi anlaşılır.
‘Objektif indeterminizm’ ile ilgili iddiaların önemli bir kaynağı ölçme sorunudur. Kuantum teorisinin en temel denklemi olan Schrödinger’in dalga denklemi olasılıksal bir yapıdadır ve parçacıkların konumunu ancak olasılık olarak bilebilmemize imkan verir. Fakat ölçüm yapıldığında olasılıklar ortadan kalkar ve parçacığı belli bir yerde buluruz; buna ‘dalga fonksiyonunun söndürülmesi’ denir, çünkü dalga durumundaki olasılık ölçümle kalkar ve belirli bir yerde parçacık gözlemlenir.72 Gözlem sonucunun olasılıksal Schrödinger denkleminden çıkarsanamaması ‘ontolojik indeterminizm’ iddialarının ve insan zihninin belirleyiciliğine vurgu yapan Yeni-Berkeleyci yaklaşımların kaynağı olmuştur. Buradaki olasılık, -birçok kişinin en çok yanıldığı nokta burasıdır- bir zar atılmadan önce, birden altıya kadar her bir sayının 1/6 olasılıkla gelme olasılığı olması ve zar atılınca bunlardan birinin gelmesi anlamında olasılık değildir. Buradaki olasılık, daha ziyade, zardaki altı sayının, sanki altı zar atılmış gibi birden mevcut olması (süperpozisyon) ve biz zara bakmaya kalktığımızda, bunların beşinin birden kaybolup da tek zarın üstündeki sayının kalmasına benzetilebilir. Buradaki ‘objektif olasılıklar’ indeterminizmin; bizim gözlemimizle diğer olasılıkların kaybolup belirli bir sayıyı gözlemlememiz ise Yeni-Berkeleyci izahların kökenini oluşturmuştur.
‘Objektif indeterminizmi’ savunanlara göre yaptığımız gözlemin zorunlu -maddi- sebepleri mevcut olsa da ‘yeter sebepleri’ (sufficient causes) mevcut değildir. Deney öncesinde birçok olasılığın mevcut olduğu ‘süperpozisyon’ mevcutken, deneyle beraber tek bir pozisyon ortaya çıkar. Schrödinger denkleminin -Einstein gibi- eğer eksik bir denklem olduğunu düşünmüyorsak, o zaman ‘ontolojik olasılıkların’ varlığı ihtimali karşımıza çıkar ki ‘ontolojik indeterminizm’ iddialarının önemli nedenlerinden biri de böylesi bir düşüncedir. Bu iddia belirsizliğin, cehaletimizden değil ontolojik durumdan kaynaklandığı ve kuantum teorisinin eksiksiz bir teori olduğu anlamına gelir.
Kuantum teorisinde ortaya çıkan belirsizlik, ölçüm sürecinden önce (‘dalga fonksiyonunun söndürülmesi’nden önce) ölçülene objektif özellikler atfedilememesi gibi özellikler, makro dünyaya aktarıldığında ortaya çıkan tablo, neden bu teorinin verilerinin sağduyuya aykırı neticeler verdiğini anlamamızı kolaylaştırır. Bu konudaki en meşhur örneği, bu teorinin dalga fonksiyonlu denkleminin babası Schrödinger vermiştir ve bu hayali örnek ‘Schrödinger’in kedisi’ ismiyle meşhurdur: Bir kutuya bir kediyi kapattığımızı ve bir kuantum olayı (bu örnekte radyoaktif atomun parçalanması verilmiştir) gerçekleşirse, bu sandıktaki zehirli gazın olduğu şişenin kırılmasıyla kedinin zehirlenerek öleceğini düşünelim. Kuantum teorisinin Kopenhag yorumuna göre ölçüm yapılana kadar kedi, ölü olma ve canlı olma durumlarının çizgisel birleşiminde (süperpozisyon) olması gerekir; sandık açıldığında kedi ölü veya canlı durumlarından birine ‘atlar’. Eğer ki kuantum durumunun, ‘epistemolojik bir belirsizlik’ olduğu söylenseydi sorun olmazdı, sandığın açılmasıyla bilemediğimiz durumu keşfettiğimizi düşünebilirdik; fakat iddia ‘ontolojik belirsizliğin/olasılığın’ varlığı ve yaptığımız gözlemin sonucunda bir duruma ‘atlama’ olduğudur. Bu ise kedinin aynı anda hem canlı hem de cansız olduğu bir süperpozisyon durumuna inanmamızı gerektirir; Schrödinger böyle bir duruma inanamayacağını söylemiştir. Bu paradoksa Bohr’un cevabı, makrodünyaya ait fenomenleri (burada kediyi) mikro dünyaya ait kuantum dünyasıyla karıştırmamaktır. Fakat bu açıklama -şayet doğruysa bile- tatmin edici olamamaktadır; makro dünya klasik ve Boolean mantığına uygunken, neden atom seviyesi için ayrı bir mantığın geçerli olduğu, ayrıca makro dünyayla mikro dünya arasına nerede sınır çekileceği ve belirsiz indeterminist mikro dünyadan sağduyumuza uygun ve determinist makro dünyanın nasıl türediği cevaplanamamaktadır.

Keepbelieverthough
14-11-2015, 00:33
Söylenecek ne kadar bilgi varsa yazmışsınız Emeğinize sağlık
İstifade ediyoruz
Bende en son bilimsel gelişmelerin ışığında birkaç bilgi paylaşayım .Malumunuz üzre isviçre Cern de yapılan deneylerde bi hayli aşama kat edildi. Bunlardan birisi de Higs (Tanrı parçacığı) parçacığının ispatlanması meselesi idi
O da ispatlandı Fakat bilinmeyen şey sadece 1 değil birden fazla Higs boson nun tespit edilmesi idi
Ve ayrıca yapılan parçacık çarpıştırılması deneylerinde Bazı Higs sub atomic parçacıklarının aniden çarpışmanın etkisi ile kaybolup Bir diğer Boyuta girdiği gözlemlendi .Tabiki o diğer boyut gittiği varsayılan bir öteki paralel veya 4. boyut olarak düşünüldü . ispatı yok .
Enerjinin en ilkel hali olan Plazma hali ispat edilmiş oldu
Higs bosonu tespiti sırasında diğer başka bilinmeyen yeni yeni parçaçıklar keşvedildi
yani Fizik kitapları tekrar yazılacak kısa zaman sonra
Bir diğer bilimsel gelişmede Bütün fizikçilerin merakla bekledikleri 3. Wmap Evrendeki ilk ve şuan ki manyetik radyosyonunu ölcen Uydu bilgileri açıklandı
Maalesef Gravity Kütle çekim dalgaları veya parçaçıkları tespit edilemedi Ancak zayıf fakat delil teşkil edemeyecek seviyede Sinyaller alındı Nasa nın açıklaması bu yönde .
Çünkü Benim kanaatime göre herşey ama herşey şu yerçekimi garipliğinde gizli
Zaten Quantum teorisinin Standart modele değiştirilmesi maddesinin en başındaki proplem Gravtyi açıklamak tanımlamak
Yerçekimi evrenimizi oluşturan 4 temel kuvvetin en zayıf olanı Weak forse Zayıf nukleel kuvveten bile trilyonlarca kez daha zayıf bu yerçekimi çok ilginç bir durum
Değişik görüşler var bunun açıklaması ile ilgili
1. tespit edilemeyen fakat teoride var kabul edilen Gravity dalgaları String tellerinden bile daha küçük olduğu için bu dalgalar diğer öteki olası farklı boyutlarda özgürce gezebiliyorlar işte tamda bu yüzden Boyut değiştirdikçe bizim everenimize gelene kadar zayıflıyor bu kuvvet . Diğer boyutlarda yerçekimi daha kuvvetli çıkıyor yapılan quantum hesaplamalarında
2. ise şu birini gözlemleyip diğerini gözlemleyemediğimiz meşhur gizemli ikizler The dark matter ve dark enerji .
işte bu gizemli enerjiler Öz: kara enerji çok garip davranmasının nedeni onun diğer boyutlardan taşan bildiğimiz maddenin bir çeşit gölgesi olduğu yönde görüşler var tabiki Yerçekiminide getiriyor peşi sıra

https://en.wikipedia.org/wiki/Dark_matter


burdaki resim Dark matterin tespit edilmiş halidir

https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/a/a8/1e0657_scale.jpg/800px-1e0657_scale.jpg



The Bullet Cluster: HST image with overlays. The total projected mass distribution reconstructed from strong and weak gravitational lensing is shown in blue, while the X-ray emitting hot gas observed with Chandra is shown in red.

spartacus
14-11-2015, 02:11
Sen materyalist değil miydin Spartacus? :) maddenin olmadığı ortam ne demek?
Nedenselliğinde olamayacağı demek, anlaşılması namına :)

İkincisi duyularımız bana göre ortamda olağan ve etkileşime girebildiği ölçüde gelişebilirdi, maddi yapımızla etkileşmeyen madde parçacıklarıda olabilir, hatta türeyebilir bile...

Bazı yorumlar hayli erken, bazılarıda uçuk-kaçık, örneğin maddenin yok olup başka boyuta geçmesini misal gözlem alamadığımız biçimde, etkileşimde olmamak olarak alıyorum. Bu da haliyle başka bir boyuttur, daha doğrusu boyutsuzluk(ölçülüp, gözlemlenemediği sürece boyut demek arızaya yol açıyor, zira boyut diyebilmek için gözlemi, kıyası olması gerekir)

Quantum düzey laboratuvar ortamında maddenin doğal olmayan biçimde, indirgenerek incelenmesidir ki, bunun üzerinden makro-mikro uyumundan söz etmek geçerli olmaz.

Misal bir hücrenizin sizden alınıp, bir atomunu incelemek, sizin hakkınızda bize hiç bir veri sunmayacaktır, hücrenizin atomu, mikro olsun, siz ise makro, nasıl bir bağ kurup sonrada makro olan, mikro ile açıklamaya kalkılabilir ki. O kafa dünden yanlış, bir sonuca da varamaz, tahminim epey sayıda hayal gücü veya hayalperest üretir.

Evrenin deterministliği konusu quantum düzey yokkende zaten ele alınan bir olgudur, determininist değil olasılıkçı determinizm geçerli. Tabi belirlenim konusunda.

Örneğin hava tahminleri, determinist değildir, olasılıkçı deterministtir.

Tüm bunlarda determinizm dendiğinde, şu belirlenebilirlik, belirlenmişlik kıstasıyla düşünülmeli, mikroya gerek yok, makro düzeyde de determinizm değil, olasılıkçı determinizm söz konusudur.

Mikro düzeyde determine edilebilir ve ediliyorda(her gözlem sonuçta gözlemlenen parçacıklara etki etmektir bu da bilismel gözlem anlayışına ters, çözüm bulunmadıkça da yeterli olmayacak), lakin etki-tepki, sebep/sonuç ilişkisiyle, belirlenebilirlik temelinde değil, o iddia zihinsel açıda yerli yerinde dursada, fiili açıda, kaos evreninde(anlaşılması için böyle diyeyim) geçersizleşiyor.

Acele Zeuslar üretmemeli, bilmediklerimiz hakkında çok fazla atmasyon yapmamalıyız, şimdilik bir açıklaması yok diye tanrısallık tarzına meyledilmemeli, zira o zemin insanın hayalperest zeminidir. Bir zamanlar yıldızın ne olduğu, yağmurun ne olduğu bile bilinmiyordu, tümüde tanrı ve tanrıçalarla ilişkilendirilmedi mi? :)

Misal Sicim, Holografik Evren, Paralel Evrenler bana göre fantazi... Evren için bu kadar fantazi üretebilen insan, daha doğru düzgün bilimsel gözleme tabi tutmadığı minicik parçacıklar üzerinden bir hayli şeyler kurgulayabilir, lakin parça bütün ilişkisi öyle bir ilişkidir ki, parça bütünden yalıtık, bütün adına incelenemez ve ifade edilemez. ifade edilebilir olan indirgenmiş olandır.
Örneğin sizin bir hücreniz incelendiğinde bu insan hakkında bütünü yansıtan bir veri sunmaz, lakin bütünün parçasları olması bakımından bir veri alınır. Ayrıca parçanın yapısı vb üzerine veri alınır. Saray ile bir gecekondunun tuğladan yapılması bunların aynı şeyler olduğunu iddia etmemeize olanak sağlamaz, yetmez, bir duvarı ile öteki duvarının tuğladan olamsı bile, ikisininde aynı şeyler olduğu anlamına gelmez. Parça-bütün ilişkisi rayından çıkarsa her şey olmak, her türlü şeyi üfürebilmek mümkün, kısaca mikro-makro dünya diye teori parçalamadan önce bazı önemli kriterleri unutmamak gerekir. Misal bir domuzdan alacağımız bir atoma bakıp, bunun siz olduğunuzu iddia edebilme şansı olur mu?

Neva
14-11-2015, 05:16
Pardon Neva yeni gördüm.
Makro boyutlarda genel görelilik yasaları geçerlidir. Kütleçekimi ve zamanın izafiyeti ve determinizm.
Mikro boyutlarda kuantum geçerlidir. Nedensellik yerine belirsizlik vardır.

Belirsizlik ve nedensellik ilkeleri birbirinin zıttı olmalarına rağmen aynı evrende geçerli kurallardır. Evrenin özünde hangisi hakimdir? nedensellik mi belirsizlik mi? İşte bu iki farklı yasadan söz ediyorum.
Bilimin şuanki en büyük amacı kuantum ve genel göreliliği birleştirebilmek.

Eğer mikro dünyadaki kuantum yasalarını makro dünyaya uygularsak saçma sonuçlar çıkıyor. Bir şey aynı anda birçok yerde bulunabiliyor, aynı anda hem ölü hem diri olabiliyor. Bunlar saçma ve mantıksız görünen olaylardır fakat kuantum dünyasında kgerçekleşen şeyler. İşte bu yüzden kuantum dünyası makro dünyadan farklı.

Evrenin özünde nedensizlik var. Hatta kuantum dünyasında gelecek zaman geçmiş zamanı etkileyebiliyor. Sağduyumuza ve mantığa ters şeyler.
Evren özünde bizim beynimize mantıklı görünmek zorunda değil.

Sevgili Yildiztozu;
Sanirim determinizm'de takiliyorsun.(dusun sorun babinda) ki bu anlasilir bir durumdur. Diyorsun ki, makro ve mikro farklidir, biri genel gorelelik, digeri kuantumla isler, bilim ikisini birlestirmeye calisiyor. Bu yuzden ozel goreleligi almadim demektesin sanirim. (mesajindan bunu cikarsadim yanlissa duzelt lutfen)

Iste yukardaki sordugum soru da buna iliskin sorulmustu. Ve belirsizlik bahsi de bu sekilde yanlis anlasilmis veya yanlis algilattirilmistir, carsaf bahsi gibi. Soyle ki;Kuantum'a iliskin, gozlemci tarafa dair, alet, edavat vs.isik etkili olur. Bohr, zamaninda(eski donem tartismalari) bu etkiyi gozlemcinin(kisinin) goz(gormek) yanilgisina iliskin acikliyordu, yani kisaca gozlenen , gozlemci'ye iliskin degiskenlik gosterebilir seklinde. Hani su bircok tartismada, kusursuz goz'e iliskin one surulen (mucize!) aciklamalar/iddialar filan. Iste Einstein'in tanri zar atmaz esprisi bu tartismadan kaynaklanir. Cunku formul'u denklemistir zaten.

Halbuki kuantum seviyede de etki/tepki halen gecerlidir.
Iste yukarda sordugun soru da bunun saglamasidir bir nevi. Yani, bir materyalist nasil olur da, "madde yokken" diye soru sorar ornegi gibi. Belirsizlik ve nedensellik birbirinin zitti degildir. Bu yuzden evrende gecerlidir, bu yuzden ilgili bahse iliskin "hangisi hakim?" diye soramayiz.

Kuantum'da gelecek zaman, gecmis zamani etkilemez, tartisilan bahse dair.(eger zaman yolculuklari hikayeleri vs. filansa bahsettigin) Ornek olarak baska/benzer bir soru, yine sacma olarak algilayacaksin haliyle ; Gelecek zaman, senin fiziken dogmuslugunu nasil etkileyebilir? Sen fiziken dogdun, dunyaya merhaba dedin, bitti. Gelecek zaman seni nasil etkileyecek mevcut dogmusluguna veya embriyo haline iliskin????? Olum'u burada belirleyici nokta olarak veremessin yani tartistigimiz bahse iliskin, zira olum dedigimiz durum, organize yapinin, dagilma, sacilma halidir atom babinda, artik organize halden bahsedemessin.. (tabi burada gelecek zaman derken neyi kastettin aciklarsan daha anlasilir olur.) Baska ornek, bilmemkac yil onceki halini, isigini gozlemledigimiz yildiz vs.'yi biz etkileyemeyiz.

Iste orneklersek, kuantum'a iliskin Schrodinger'in kedisi hem olu, hem diri degildir. O deney'de, kediye bir kez bakma kurali isler, paradoksal sekilde. Yani atiyorum(anlasilmasi bakimindan), adam ameliyat esnasinda ansizin gitti, sokla geri donduruldu. Halbuki bir kez bakip gitti deseydik, adam x olmus sekilde islem gorecekti. Haliyle morg'da veya mezarliga gidis yolunda veya mezara koyarken oluydu, dirildi mucize(!) olacakti. Ama gerekli mudahaleyi yaptik, geri dondu. Ama adam, hic geri donmeyebilir de(kesin x olma durumu), bu da diger bir opsiyon.

Neva
14-11-2015, 06:55
Selamlar;

http://www.gercekbilim.com/bigbang-buyuk-simulasyon-evren-baslangici/

Bu simulasyon sonuçları, kara madde hakkında henüz bilinmeyen bilgiler verebilir. Belki kütle çekimi ile etkileşimine dair ipuçları çıkabilir diye düşünüyorum.

Sevgili dolekbas,

Tesekkurler link icin, yapilan simulasyon bana su goruntuyu cagristirdi.

http://www.fjordnorge.dk/engelsk/midnightsun.htm

http://www.fjordnorge.dk/_images121109/midnattssol/nordkap2.jpg



http://www.gercekbilim.com/wp-content/uploads/2015/11/evrenin-ba%C5%9Flang%C4%B1c%C4%B1.jpg

Yıldıztozu
14-11-2015, 21:56
Gelecek zaman, senin fiziken dogmuslugunu nasil etkileyebilir?

Iste orneklersek, kuantum'a iliskin Schrodinger'in kedisi hem olu, hem diri degildir.

Tersine nedensellik diye bir şey vardı. Buna göre gelecek, geçmişi etkiliyor. http://www.fizikist.com/kuantum-zaman-ve-tersine-nedensellik/

Kedi hem ölü hem diri değil elbette, fakat kuantum kanunları makro dünyada geçerli olsaydı kedi hem ölü hem diri olurdu. Bu benzetme, kuantumun garipliğini anlatmak için uydurulan bir benzetmedir.

spartacus
15-11-2015, 03:20
Brian Greene - Evrenin Dokusu - Tubitak Popüler Bilim Kitapları
Klasik fiziğin temel özelliklerinden biri şudur: Eğer tüm nesnelerin belli bir andaki konumlarını ve doğrusal hızlarını biliyorsanız Newton ve Maxwell denklemlerini kullanarak bu nesnelerin geçmişte ya da gelecekte herhangi bir andaki konumlarını ve doğrusal hızlarını bulabilirsiniz. Başka bir deyişle klasik fizik, geçmişin ve geleceğin şimdinin içine kazınmış olduğunu söyler. Bu özellik özel ve genel görelilik kuramlarında da vardır. Her ne kadar görelilik kuramındaki geçmiş ve gelecek kavramları klasik karşılıklarından daha zor anlaşılır ise de (3. ve 5. Bölüm) göreliliğin denklemleri, şimdiyi tam olarak değerlendirir ve geçmiş ve gelecek kavramlarını da bir o kadar eksiksiz belirler.
Bununla birlikte, 1930'lara gelindiğinde fizikçiler kuantum mekaniği adı verilen tümüyle yeni bir kavramsal şema önermek zorunda kaldılar. Beklenmedik bir biçimde, yalnızca kuantum mekaniğinin, atom ve atomaltı dünyasının sunduğu çeşitli yeni verileri açıklamayı ve bilmeceleri çözmeyi başarabildiğini gördüler. Ama kuantum yasalarına göre, nesnelerin şimdi nasıl olduklarıyla ilgili olarak mümkün olan en mükemmel ölçümleri bile yapsanız, bekleyebileceğinizin en iyisi, nesnelerin gelecekte belli bir zamanda şöyle ya da böyle olma olasılığı ya da geçmişte belli bir zamanda şöyle ya da böyle olmuş olma olasılığıdır. Kuantum mekaniğine göre, evren şimdinin içine kazınmamıştır; kuantum mekaniğine göre, evren şans oyunları oynar.Sebep/sonuç ilişkisi bir akış ilişkisi değil ki, bir mevcut ilişkisidir. Tabi zaman konusu tartışmalı konudur ve hem "İdealist-lineer" hemde "Materyalist-spiral" yaklaşıma sahip. Kişiler felsefik birikimlerine göre olduğu kadar fikren ya da özne faktörlü lineer mantık gereğide seçim, tercih yapabiliyorlar.

GEÇMİŞ - > SANAL, böyle bir GERÇEKLİK bulunmaz. GELECEK -> SANAL, böyle bir gerçeklik bulunmaz. GEÇMİŞ geleceği etkile-ye-mez, bu ifade dahi hatalı. Etki eden ve edilen sadece şimdidir... Yürüyüş yaptığınızı düşünün, öndeki adımınız gelecekte, arkadaki adımınız geçmişte mi kalmıştır? Ya tersinden bakan birisine göre? Göreceli konular, geçmiş, gelecek, iniş, çıkış vs göreceli konulardır, göreceli konularla felsefe yapmak, esas dayanak, usül almak ise bilime de, felsefeyede ziyandır.

Tahmin ufku verili koşulda elde edilen veriden ibarettir -> gelecek tahmini ve OLASILIK.
Geçmiş ise verili koşulda elde olan, tutulan KAYITlardan ya da cisimler üzerindeki izlerden, niteliklerden-farklardan- ibaretir. Örneğin kuş tarafından didiklenmiş bir elmanın didiği geçmişte kalmaz, 15 gün sonra o elmayı kopartırsanız dahi yarası üzerindedir, yaralı elma geçmişte kalmış değildir, mevcut neyse odur, geçmiş denilen ise şimdide gerçekleşmiş olan bir zedelenmedir, o an şimdide idi, gerçekte idi, şimdide yine şimdidedir ve üzerinde izi taşır, geçmişte yaralı şimdi yarasız değildir, ne oluyorsa üzerinde gerçekleşiyor hepsi bu. Bizlerde elmaya bakar ve hmmmm bir kuş tarafından didiklenmiş deriz, bu geçmişi belirlemek değildir, sadece veri-kayıt analizidir(üzerindeki yara izi), bu izi, iyi analiz edersek tahminen şimdi ile arasında ne kadarlık bir fark-değişim gerçekleştiğini tahmin edebiliriz, bu sadece tahmindir, gerçekte hiç bir şeyi belirlemez, etkilemez, değiştiremez(nesnel anlamda). Dünyanın kendi ve güneş etrafı hareketiyle kıyaslayabiliriz, çokta canımız isterse gider bir atomun titreşimini esas alırız, böylelikle sürecin zaman bakımından ne kadarlık bir birimi yansıttığını hesaplayarak, ne kadar zaman önce olay gerçekleşmiş tahmin ederiz. Kıyas ölçeklerimiz ise özünde bir hareketin, varsayılan bir hareketle kıyaslanmasıdır, tüm ölçü birimlerimiz aslında bilinen bir niteliğin-özelliğin, bilinmeyene kıyasıyla elde edilir. Bu konuda kıyasımız dünyanın hareketi oldu, böylelikle gece, gündüz arasında özne olarak elmanın başına gelenin zamanı konusunu kavradık, anlayabildik, kavrayabildik.

Gerçek olan şimdidir, ne geçmiş geleceği belirler, ne de gelecek geçmişi, belirleyici olan sadece şimdidir(hem geçmişi, hem de geleceği temsil eder, üstelik aynı anda).

Tabi zaman konusuna bir tren rayı gibi bakılıyorsa ve kendi şahsına münhasır bir şey olarak maddeden bağımsız görülebiliyorsa, bir boyut olduğu unutulup, kendisi hacimli bir UZAY haline getiriliyorsa diyecek pek bir şey kalmıyor, öyleyse doğrudur hatta insanlar aslında yaşamdan, ölüme değil, ölümden doğuma hayat yaşarlar dense dahi, hatalı bir ifade olmaz(akış tersine denir olur biter). Oysa gerçekte YÖN diye bir şey bulunaz, esas alınacak bir MERKEZ-REFERANSDA. Örneğin Güneş'in bize uzaklığı diyebiliriz, işte böyledir bu iş ve geçerlidir, ama güneşin her yere uzaklığı bize olan uzaklığıdır denemez ya da gidip bir referans noktası belirlenemez. Gerçek böyledir, yönsüz, iradesiz, mantıksız, aynı anda(şimdi!) hem iniş/çıkış, hem uzak/yakın, hem gidiş/geliş hemde geçmiş/gelecektir :)...

Yukarıda bir alıntı paylaştım, gelecek ancak olasılık, tahmindir, haliyle bir noktada hesap kitap işidir, bu da ölçüm ve kıyastır. Atomların dumura uğratıldığı atom altı dünyasında oturup MAKRO düzeyde TEORİ üretmek mümkün değildr, üfürme yapılabilir. O düzeyde ölçüm yapılamıyorsa bu da elbette demektir ki, bir cismin konumu ne kadar doğrulukla ölçülürse, momentumu o derecede hatalı ölçülecektir, bu halde GELECEK namına sebep/sonuç ilişkisi KURMAMIZ imkansız olacaktır. Yalnız şu var ki bizim ölçemiyor olmamız demek, sebep/sonuç, etki-tepki sürecinin olmadığı anlamına gelir mi? Öyle olsa o halde en azından konumu da ölçememeliydik, eğer sebep/sonuç ilişkisini insanın ölçüp, ölçememesi belirliyorsa(bu kafayla nereye gidiyoruz, gideriz artık bilmiyorum, hala ama hala insanı her şeyin merkezi ve ölçütü sayan anlayışlar hakim, hala evrenin merkezini kendi dünyası sanmakta olan anlayışlar)...

Bir hava akımının izlediği yolu seyretmek, geleceği belirlemez, ancak bu akımın hareketinin varacağı noktalar-duraklar tahmin edilebilir, gelecek BELİRLENEN bir şey değildir, hiç bir zaman belirlenemeyecek ve yaşanmayacak olandır, aynen geçmiş gibi. Burada akmakta olan zaman değildir, ya da tren rayında ilerlediğimiz bir zaman yoluda değildir, akmakta-hareketli olan sadece hava akımıdır -ölçemezsek tabi ki TAHMİNDE de bulunamayız... Ne geçmişe ne de geleceğe filan akmaz, sadece hareket halindedir, yönden de bağımsızdır.

Yönü yükleyen biziz, bir hava akımı ardından bakarsak bize göre GEÇMİŞ deriz, karşıdan bakanlar ise ne diyecek? GELECEK... Zaman böyle bir şey değil...

Bu tür göreceli konularla şu ciddi bilimsel konular, minicik parçacıkalra indirgeyip işleniyor ya hayret etmemek elde değil. Bir domuzdan 1 sadece 1 atom alıp incelersek, bu şimdi domuz hakkında, evren hakkında tek ve kapsayıcı teori mi olur? Kayadan bir atom alıp, işte bu insandır demeli miyiz? Demeyeceksek neden, madem kuantum indirgeme yöntemiyle her haltı çözmekteyiz o halde?

Zaman nedir uzay mı dır, bir tren kompartımanı filan mıdır? -Tren geri giderse kompartımanda GEÇMİŞE gider, zaman tren, evren de yolcu mu yani :) Bir araçla bir yolu geçin, geri giderseniz GEÇMİŞE gitmeyeceksiniz, şimdi ne ise ona gidersiniz, ama zaman olarak ne geçmiştir, ne de gelecektir. şimdidir, sizin gerçekleştirdiğiniz ise şimdi üzerinde hareket etmekti ve açıkcası yönünüzün, sizin özne olarak kendinizi hz.Adem-başlangıç- olarak almanızdan başkaca zerre bir önemi yoktu. Siz geçmiş ve geleceği kendinize göre belirleyip, bunu bütüne, nesnele yaydığınızda, öznel ile nesnel olanı karıştırdığınızda(bir çok kuantum üfürükçüsü gibi) zaten hata etmişsinizdir. Sizin geçmiş dediğiniz bana göre gelecektir oysa, neresinde durup, nereye baktığınız önemli. Nesnel açısında ise sizin nerede olduğunuz, ne yöne bakıp, bakmadığınız zerre değer taşımaz, gerçekte yön de yoktur, geçmiş, gelecek, ileri, geri de, siz nerede durursanız bu size göre bir soyutlamadır sadece, ama endinize göre, gerçek ise sadece şimdidir, mevcut olandır ve bizim gelmiş, geçmiş, gelecek mevcut olanın üzerinde gerçekleşen hareket-değişimin soyutlanmasından başka bir şey değildir....

Neyse Kuantum üzerinden makro düzeyde teoriler-varsayımlar- üretiliyor da, mızrak çuvala girmiyor işte, zorlanınca da yırtıp atıyor. Mesele de burada. Sanırım 21. Yüzyıl, yeni bir ortaçağımız olacak, bilimdem dolayı demiyorum, hakim olan yöntemlerden dolayı, zira objektif'in yerini subjektif hakimiyeti almış durumda, nesnelliğin yerini ise öznellik...

Böyle düşünüyorum ve aslında ifade ediyorum ve gerçekten de her satırın eleştirilmesini istiyorum... Daim şüphe ediyoruz, edeceğiz, ya gerçek şöyle ise, ya bu böyle ise, gerçekte şu ise, aslında bu bir rüya ise, gelecek, geçmişi belirliyorsa(!). sonu yok, buraya kadar da sorun yok, ama sorun emin olmak(çok önemliymiş gibi!) istendiğinde, spekülatiflerle baş gösteriyor, işte orada buna İNANÇ deniyor... Şüphe ayrı, "zan" ayrı şeylerdir karıştırılmamalı...

spartacus
15-11-2015, 03:20
mukerrer

Neva
15-11-2015, 04:25
Tersine nedensellik diye bir şey vardı. Buna göre gelecek, geçmişi etkiliyor. http://www.fizikist.com/kuantum-zaman-ve-tersine-nedensellik/

Kedi hem ölü hem diri değil elbette, fakat kuantum kanunları makro dünyada geçerli olsaydı kedi hem ölü hem diri olurdu. Bu benzetme, kuantumun garipliğini anlatmak için uydurulan bir benzetmedir.

Sevgili yildiztozu;
Bak gozden kacirmissin ama yazdigimi orada, demistim ki;


Iste orneklersek, kuantum'a iliskin Schrodinger'in kedisi hem olu, hem diri degildir. O deney'de, kediye bir kez bakma kurali isler, paradoksal sekilde. Yani atiyorum(anlasilmasi bakimindan), adam ameliyat esnasinda ansizin gitti, sokla geri donduruldu. Halbuki bir kez bakip gitti deseydik, adam x olmus sekilde islem gorecekti. Haliyle morg'da veya mezarliga gidis yolunda veya mezara koyarken oluydu, dirildi mucize(!) olacakti. Ama gerekli mudahaleyi yaptik, geri dondu. Ama adam, hic geri donmeyebilir de(kesin x olma durumu), bu da diger bir opsiyon.


Bu yuzden kuantum garip, gizemli(!) bir bahis degil, sadece oyle algilaniyor. Iste bak nedenselligi acikladik burada. 2, 8, 15, 26 kere de bakabiliriz. Neden yalnizca 1 kez????????

Verdigin linki, once kendin okursan dikkatlice sorun cozulur.
"Tam şu an saatinize bakın. Gördüğünüz zaman anına nerden geldiniz? Elbette bir önceki andan, yani geçmişten geldim diyebilirsiniz. Peki ya tersi mümkün olamaz mı? Geçmişte değil fakat gelecekte yer alan olaylar sizi bu noktaya getirmiş olamaz mı?"

"Ancak bilim dünyası ikinci bir ihtimalin de üzerinde duruyor. Bu teoriye göre yalnızca geçmişteki olaylar değil, henüz gerçekleşmemiş gelecekte yer alan olaylar da yaşadığımız anın üzerinde etki sahibi olabilir. Neden-sonuç ilişkisinin sadece geçmişten geleceğe değil, fakat gelecekten geçmişe doğru da akabileceğini ön gören ve tersine-nedensellik diye isimlendirebileceğimiz bu düşünce, geçmişimizin bizi geleceğe doğru ittiği tablonun yanında geleceğin geçmişe uzanıp bizi kendine doğru çektiği bir senaryoyu da gündeme getirmektedir."


Bak benzer baska ornek;
Tam su anda yemek yediniz, yediginiz yemege nereden geldiniz? Oteki yemekten diyebilirsiniz. Peki ya tersi mumkun olamaz mi? Gecmiste degil, fakat gelecekte yenecek yemekler sizi bu, yemege getirmis olamaz mi?

Soru;
Oysa siz gecmiste de yemek yemistiniz degil mi yukardaki bahse iliskin? Yoksa yememis miydiniz?

Kendin dememis miydin onceki sayfalarda yon izafidir diye!? Iste ben de demistim ki sana, sadece kuantum ve genel goreleligi alip, ozel goreleligi niye safdisi biraktin diye sormustum.

xcan
15-11-2015, 04:59
30 katlı bir apartmandan düşen birinin düşmezden önceki haline dönmesi için Yer çekiminin yerine yer itimi kanunu işlemelidir.
Mümkünmü?
Namludan sıkılmış kurşunu hangi doğa kuralı geri getirip namluya koyar?
Yırtılmış bir gazeteyi hangi kuvvet ilk haline koyar?
Yanmış bir ormanı içinde ölen tüm canlılarla yanmamış hale hangi yol getirir.?
Patlamış mısır nasıl patlamamış haline geri döner?
Bu aptal zaman yolculuğunu ısıtıp ısıtıp önümüze getirmekten ve sürekli dayak yemekten ne zaman bıkacak ve reel düşüneceksiniz.
Hiçmi zeka vasfı içermiyeceksiniz.

dine mine ne
15-11-2015, 06:43
30 katlı bir apartmandan düşen birinin düşmezden önceki haline dönmesi için Yer çekiminin yerine yer itimi kanunu işlemelidir.
Mümkünmü?
Namludan sıkılmış kurşunu hangi doğa kuralı geri getirip namluya koyar?
Yırtılmış bir gazeteyi hangi kuvvet ilk haline koyar?
Yanmış bir ormanı içinde ölen tüm canlılarla yanmamış hale hangi yol getirir.?
Patlamış mısır nasıl patlamamış haline geri döner?
Bu aptal zaman yolculuğunu ısıtıp ısıtıp önümüze getirmekten ve sürekli dayak yemekten ne zaman bıkacak ve reel düşüneceksiniz.
Hiçmi zeka vasfı içermiyeceksiniz.



Sayin xcan

Su videoyu izlemeni isterim ,lütfen sonuna kadar izle .

Kizma ama 3,40 daikadaki adam sen olmalisin :rant:
Yerliler ilk defa medeni insanlar ile karsi kasiya geliyorlar.
Pilav ve ayna ip ucu izle diyorum.
2-RH70uPLlg



Yaw hani günümüzdeki ucmalari , bilmem arabalari , telefonlari ,kameralari göstermeden
bu adamlara bilhasa 3,40 dakidaki adama :yield:nasil inandiracaksin.
Biz gördük diye mi tamam oluyor ? görmeseydik bizlerde inanirmiydik efendim.
Demek istediyim görmeden de aklin matigin almadigi seyler var olabiliyormus.

Millet ne güzel sohbet ediyor soru sual gidiyorlar , hatta her cümlemi dahi elestirin diyor spartacus ,iste böyle olacak.
Sen de kalkmis reel düsünceden neyse o artik, zekadan bahs ediyorsun.

Isik misal gözlemlendigi anda dalga dan parcaik sekline neden dönüsüyor ?
nerden biliyor gözlemlendigini ?.
Madem reel düsünce madem zeka diyorsun cevapla o zaman .

Cevabin yok ise birak millet düsündüklerini dile getirsin ,beli mi olur belkide bambaska bir cözüm bulurlar :grouphug: .

Bak reel düsüne düsüne adam burnundan cubugu cikaramamis ona göre :) .

xcan
15-11-2015, 07:05
Yazımda sorular sormuşum,yanıtın varmı?
Yok...
Şimdi ben burnu kemikli adamım ,doğru.
Bin yıl sonraki insana göre ,bu bir evrim sorunu.
Ancak ben doğa yasaları tersine işlemez demişim ,ona yanıtın yok.
Doğa kanunları dendiğinde ne anlıyorsun.
Fizik yasaları zaman yolculuğu mümkün değil diyor.
Sana göre mümkünmü.
Benim yerli olduğum noktada abiogenez katkı ürünü bile değilsin.
Konuya yanıt veremediğinde kişiselleştirmek o minik beyninle hakaret üretmek trollüğünün ne kadar işlevsellik içerdiği mastrobasyonuyla orgazm olmak!.yaptığın ,yapabildiğin,yapabileceğin.
Sınırlarını idrarla işaretleyen ilkel organizma modundan çık.
Eleştir ama içeriğe bağlı kal.
Yok yok temelli bağlı kal ,aşılarınıda ihmal etme.
Böyle rezilleşme ben ''Aferim ''derim sana.

dine mine ne
15-11-2015, 08:23
Yazımda sorular sormuşum,yanıtın varmı?
Yok...Bin yıl sonraki insana göre ,bu bir evrim sorunu.
Ancak ben doğa yasaları tersine işlemez demişim ,ona yanıtın yok.

Ne demek yok ? olmaz olurmu .Pilavdan dönenin kasigi kopsun ama öhmmm
su an kitabini yaziyorum okursun.
Iki kelimede anlatamam .

Şimdi ben burnu kemikli adamım ,doğru.

Kafadan attim ama tuturmusum vay be , tesadüf bu olsa gerek.
Gördünmü arada sirada atacaksin böyle iste.

Doğa kanunları dendiğinde ne anlıyorsun.
Fizik yasaları zaman yolculuğu mümkün değil diyor.
Sana göre mümkünmü.


Bencede degil ama beli mi olur nerden bileceksin ?.
Bunu zamana birakmak lazim , yani önüne gecmemek lazim diye düsünüyorum.
Düsünce yoranlarada engel olmamak lazim.
Bilinmeyen bir formül bulunur ve bildigimiz fizik kuralari alt üst olur nerden bilecen.

Benim yerli olduğum noktada abiogenez katkı ürünü bile değilsin.Konuya yanıt veremediğinde kişiselleştirmek o minik beyninle hakaret üretmek trollüğünün ne kadar işlevsellik içerdiği mastrobasyonuyla orgazm olmak!.yaptığın ,yapabildiğin,yapabileceğin.

1)Nerde hakaret ? Ben sadece tahminde bulundum sende dogruladin , tesadüf iste ne yapcan ,üzülme olur böyle seyler.
2) mastorbot orgazm felan olmak iyidir yaw, sende dene .
3) Abiogenez ürünü olamam zaten baksana ne diyor Abi yooo. o genlesmez. Anladin?.:)

Yıldıztozu
15-11-2015, 11:56
Iste ben de demistim ki sana, sadece kuantum ve genel goreleligi alip, ozel goreleligi niye safdisi biraktin diye sormustum.
Peki sevgili Neva özel görelilik açısından baktığımızda neler değişiyor açıklar mısınız?

Yıldıztozu
15-11-2015, 12:05
Bence evrenin özünde zaman ve nedensellik olaylarının garipleşmesi normal. Böyle olması beklenen bir şey. Evren tuhaf olmalı. Evren bize anlaşılabilir görünmek zorunda değil. Algılarımız ve mantığımız hayvansal bir beyinle sınırlı. Neden beynimize bu kadar çok güvenelim ki? Bu yüzden evrende bize garip gelecek ve hatta hiçbir zaman çözemeyeceğimiz şeyler olmasına şaşırmamalıyız.
İnsanın doğası bilmek ister, merak eder. Bilemediğimiz şeylerde boşluğu uydurmalarla doldurmaya gerek yok. Tanrı gibi mesela. Bilmediğimiz şeye bilmiyoruz deriz, neden uydurmalarla dolduralım ki?

Evrende şu 3 yasadan hangisi en çok geçerlidir? 1-Rastlantısallık veya olasılık 2-Zorunluluk 3-Gayesellik.
İşte bütün mesele bu. Evrene baktığımız zaman üçünü de görüyoruz. Ama özünde hangisi geçerli? Bence rastlantısallık ve olasılıkların belirleyici olması muhtemel.

xcan
15-11-2015, 12:27
Evrende nedenselliktir aslolan,nedensiz raslantısallık olmaz.

Neva
15-11-2015, 12:40
Peki sevgili Neva özel görelilik açısından baktığımızda neler değişiyor açıklar mısınız?

Sevgili Yildiztozu;
Benim aciklamama gerek yok ki, vermis oldugunuz linki dikkatlice okursaniz, ozel gorelelige iliskin birinci kurali isledigini goreceksiniz.

Yani;
Zaman ancak hareketle, cisim hareketle, hareket cisimle vardır.
O halde; cisim, hareket ve zamandan birinin diğerine bir önceliği yoktur.

Yani;
"Tam şu an saatinize bakın. Gördüğünüz zaman anına nerden geldiniz? Elbette bir önceki andan, yani geçmişten geldim diyebilirsiniz. Peki ya tersi mümkün olamaz mı? Geçmişte değil fakat gelecekte yer alan olaylar sizi bu noktaya getirmiş olamaz mı?"

---------------------------
Özel görelilik teoremi, uzaklığın ve zamanın gözlemciye bağlı olarak değişebileceğini ifade ederek Newton (https://tr.wikipedia.org/wiki/Isaac_Newton)'ın mutlak uzay zaman kavramını anlamsızlaştırır. Uzay ve zaman gözlemciye bağlı olarak farklı algılanabilir. Bu teorem, madde ile enerjinin ünlü E=mc² (https://tr.wikipedia.org/wiki/E%3Dmc%C2%B2) formülü ile birbirine bağlı olduğunu da gösterir (c ışık hızıdır). Özel görelilik teoremi, tüm hızların ışık hızına oranla çok küçük olduğu uygulama alanlarında Newton mekaniği ile aynı sonuçları verir.


Ne yapmaliyiz simdi sence, verdigin linkteki bilgiye iliskin misal saati ileri mi almaliyiz?

spartacus
15-11-2015, 19:54
Bence evrenin özünde zaman ve nedensellik olaylarının garipleşmesi normal. Böyle olması beklenen bir şey. Evren tuhaf olmalı. Evren bize anlaşılabilir görünmek zorunda değil. Algılarımız ve mantığımız hayvansal bir beyinle sınırlı. Neden beynimize bu kadar çok güvenelim ki? Bu yüzden evrende bize garip gelecek ve hatta hiçbir zaman çözemeyeceğimiz şeyler olmasına şaşırmamalıyız.
İnsanın doğası bilmek ister, merak eder. Bilemediğimiz şeylerde boşluğu uydurmalarla doldurmaya gerek yok. Tanrı gibi mesela. Bilmediğimiz şeye bilmiyoruz deriz, neden uydurmalarla dolduralım ki?

Evrende şu 3 yasadan hangisi en çok geçerlidir? 1-Rastlantısallık veya olasılık 2-Zorunluluk 3-Gayesellik.
İşte bütün mesele bu. Evrene baktığımız zaman üçünü de görüyoruz. Ama özünde hangisi geçerli? Bence rastlantısallık ve olasılıkların belirleyici olması muhtemel.
Sevgili Yıldıztozu birde şu açıdan bakalım.
Evrende anlaşılmayı gerektirir bir şey yoktur, bu gereklilik öznenin ihtiyacındandır ve görecelidir.
Özne, çevre dahilinde bireysel hareket etmek zorunda olduğu için kendi ve öteki farklılaşmasına zorunludur.
Özne kendinden ve diğerlerinden referans alarak hareket edebilir.
Bu halde anlam ortaya çıkar ve özne kendisi ile diğerleri arasındaki ilişkde kendi ve diğerlerine dair veri elde eder, bunuda etkileşime(kimyasal tepkime hasılı) borçludur.
Özne kendi ve çevresindeki değişiklikleri ve hareketi ve fiili durumu olaylar silsilesi olarak depolar, zira veriler değişkendir.
Özne bu verileri ve değişkenleri birer kıyas nesnesi haline dönüştürür, böylelikle anlamlar ve yorumlar ortaya çıakr.
Her yorum ve kıyas soyutlamaya muhtaçtır, böylelikle özne verileri soytulayabileceği biçimde depolar-sembolize eder.

Örneğin "ekmek", öznece sembolik olarak depolanır ancak bunun asıl şartı ekmeğin somut nesnelliğidir.

Zamanın göreceliği, evrendeki görece hareket ve değişim, olay farklarından kaynaklandığı gibi, öznenin esas ve referans aldığı konumlara ve öznenin durduğu ve baktığı açıya göre değişir.

Geçmiş, gelecek, ileri, geri, yukarı, aşağı yine öznenin kendi konumu, referans aldığı diğer eyler ve bakış açısıyla soyutlanır.

Evrende ise yön yoktur yön ancak esas, referans alınan noktalar bağlamı ve kime göre bakış açısıyla anlam kazanan, anlamlanan bir konudur. Evrende yön yok ise demek ki evrende yön temelli bir anlamda yoktur.

Sonuç olarak evren ne karmaşıktır ne de sadediri evrende ne bir anlam vardır ne de anlamsızlık, evrende ne yukarısı ne de aşağısı mevcut değildir, tüm bu ve benzer kavramlarımız öznenin, özne olmaklığıyla anlam kazandığı referans ve konumlama çerçevesidir ki buna da belirli kıstas, kriter ve ölçeklem temeli kazanıyorsa byut denebilir.

Evrende herhangi bir boyut yoktur, evren boyutsuz, zamansız, yönsüzdür, çünkü bu kavramlar özneye göredir, göreceye göredir ve en önemlisi esas, referans alınan nokta ve kritiklere göredir.

3 Boyutu ele alalım, X aynı zaman da hem Y hemde Z eksenidir, bunu belirleyen öznenin bakış açısı kısaca nereden baktığıdır :)

Gerçekte ise x==y==x = q ile ifade edersek burada "==" işareti denkliği, q ise öznesiz referans alınamaycak olan anlamsızlığı ifade eder.

Kısaca burada q yönsüzlük olarak alınırsa, bu anlamlıdır, gerçeğe yakın olan ifadedir, gerçekte yön yoktur, boyut diyede bir şey yoktur. Boyut özlemcinin maddi zeminde etkileşimi, aslında kimyasal tepkime(maddenin, madde ile olan ilişkisindeki atomik etkileşim, elektron koparması, elektron alışverişi -> enerji, enerji değişkenliği) çerçevesidir.

Kısaca gerçekte zemind eolan sadece maddenin çeşitli hareket ve değişiminden ibarettir.

Gıdaya ihtiyaç duyarız neden? Çünkü maddi yapımızın enerjiye ihtiyacı var, bu öznenin diğerleri içinde ve çevrede, kendiliğinden hareketi kırarak(örneğin suyun akıntıya karşı direncinin iradileştirilmesi için gerekli enerji gibi) hareket edebilmesini sağlar. Yer çekimine karşı koymak enerji ile mümkündür, aksi taktirde BAĞIMSIZ hareket etme şansı kalmaz, kısaca öznelik imkansızlaşır...

Gıdalarla aldığımız maddeler kimyasal tepkimeye yol açar, çünkü çeşitli kimyasallar, atomik düzeyde elektron alışverişini sağlar, bu sayede ise açığa enerji çıkar, en önemlisi elektron alışverişi, ısı enerjisi olarak açığa çıkar ki, burada gerçekleşen işte yine tamamen etki-tepki-ilişki prensibiyle, sebep-sonuç ilişkisi dediğimiz soyutlamayla hayat bulur.

Misal vücudumuzda madde sadece katı, sıvı ve gaz olarak değil PLAZMA olarakta bulunur(örneğin kanımız maddenin plazma halini de kapsar) :). Tüm bu kimyasal tepkimeler aslında etki-tepki-ilişkisel çorba açısında kendiliğindendir, bir anlam katılması ya da illa anlamı olması zemininden bağımsızdır.

Sonuç olarak EVREN'e bir anlam yükleme uğraşı özünde özneliğimizden kaynaklı idealist felsefik-mantığımzıdan kaynaklanır. Aslında idealist ve öznelci minvalde ürettiğimiz ya da soyutladığımız bir çok anlam evrensel bir özellik taşımaz ve evrene mal edilemez.

Kaba örnekle, bir korkuluğun hiç bir amacı yoktur, ama insan ne yapar ona, onun adına, ona rağmen, ona böyle bir anlam-amaç YÜKLER. Aynı şekilde bu anlamak ve işaretlemek içindir, bunun kaynağı da, açısıda özneye göre ve özne içindir. Günümüzde yapılan en temel YANLIŞ-HATA ise ne yazık ki aynı mantıkla amaçlr gayeler, nedenler, sebepler vb ölçeğiyle Evrene'e de sıfatlar yüklenmesidir :)

Sonuç olarak buradan baktığımda belki garip gelebilir ama Quantumdu, yok üfürük boyuttu, zamandı, geçmiş, gelecek, yukarı, aşağı gibi öznece anlam kazanan ve EVRENSEL bir belirlenimlik taşımayan esaslar, sözde dayanakalr üzerinden üretilen her türlü hayalperest, idealist, kurgu, öznelci ifade benim açımdan zavazingo olmaktan öteye geçmiyor :)

O nedenle quantum üzerine olsun, evren üzerine olsun, kişiler zavazingo dediğim şeyleri saltıklaştırıyor, göreceli kavramları bir ve tek esas ölçüt alıp bunuda tersin geri evrene yamıyorsa ciddiye alınır ve üzerinde beyin jimnastiği yapmayı gerekli görceğimiz bir konu olarak almıyorum, alamıyorum, daha fazla zorlanırsa bu fikri mastürbasyondan öte geçmez, bir sonucda varılamaz(70 küsür yıllı Quantum serüveninde ortaya saçılmış kirliliğe bakın).

Suyun, atmosfer basıncı, deniz seviyesinde, saf halde 100 derecede kaynaması gözlemlenebilir, bu bir anlam değildir, bir gerçekliktir, kavranabilir, soyutlanabilir, ama biz bunu kendi öznelliğimizle her şartta geçerli biçimde evrene yamarsak içinden çıkılamaz.

Yıldıztozu
15-11-2015, 21:44
Anlıyorum Spartacus. Bence insanlık kendi kendini yok edecek. Doğamızda bencillik ve kötülük var. Düpedüz hayvanız. Bir kısım bilinçli insanlar Tanrılaşıyor, belki onlar kurtarır.
Neyse konuyla alakasız oldu biraz:)

xcan
15-11-2015, 21:59
1)Nerde hakaret ? Ben sadece tahminde bulundum sende dogruladin , tesadüf iste ne yapcan ,üzülme olur böyle seyler.



Beynim sulanmış, özrümü kabul et.
Ön yargımla bu hatam, belkide beyinsizin tekiyim yada fosilleştim galiba.
Neyse olur böyle algı-tepki arızaları.
Belkide hiç yazmamalıyım.

dolekbas
02-12-2015, 21:34
Sevgili dolekbas,

Tesekkurler link icin, yapilan simulasyon bana su goruntuyu cagristirdi.

http://www.fjordnorge.dk/engelsk/midnightsun.htm

http://www.fjordnorge.dk/_images121109/midnattssol/nordkap2.jpg



http://www.gercekbilim.com/wp-content/uploads/2015/11/evrenin-ba%C5%9Flang%C4%B1c%C4%B1.jpg

Gencebay dan akşam güneşi diyosunuz yani :)

Şaka bir tarafa yazılanları okudum da bir yere takıldım. İfadelerde en büyük kaos zaman üzerine çıkıyor. Zamanın yönü düşünüldüğünde iş içinden çıkılmaz bir hal almaya başlıyor. Ancak formüllerde kullandığımız hali ile yani yönsüz (Scaler) bir büyüklük olarak kullanıldığında, fiziksel olayların matematiksel ifadelerini verme konusunda bir anlam kazanıyor. Aslında bu durumun özünde algısal olduğunu düşünüyorum. Kısaca bahsedersem; negatif bir kütle olabilir mi? Ancak kütle negatif yazılırsa bizim anladığımız doğrultusu (yönü) çekim merkezine doğru değil de, zıt yönde ilerleyen bir kütle olarak anlamlandırabiliyoruz. Tıpkı kuvvetin negatif olarak ifade edilebileceği gibi. (İtme çekme yönünü belirler).Yada hızın. Ama aynı şeyi zamana yapmak mümkün olmuyor. Bu sebeple de yönü olmayan scaler bir büyüklük diyoruz. Sanırım karmaşa burada başlıyor. Çünkü bir kuvvet için anlamlı olan negatif ifade bir zaman için anlamlı değildir diyoruz. Böyle olmasının fizikte ifade olarak bir anlamı olsa da algıda yoktur. Hem scaler hem de vectörel büyüklüklerin negatiflerinin, aslında bizim anladığımız mananın dışında bir karşılığı yok henüz. Yani zaman bize tek yönlü gibi gelir algıda bu sebeple zıttını ifade etmeyiz. Ama kuvvet kavramının zıttı sadece kuvvetin yönünün tersi olarak alırız. Oysa kuvvetin zıttı var mı? Yarın anti-madde ile ilgili veriler çoğaldığında belki de maddenin zıttı olarak ifade edilecek yeni bir tanımımız olacak. Kuvvet, hız ve ivme içinde bu böyle olabilir.Bu sebeple aslında zamanın yönü kavramı algısallığın dışında birşey değil henüz. Ve bu algıyı bize yaşatan şey yasaların tersinir çalışmaması. Daha ziyade döngüsel çalışması. Yani yağmur yağar. Sonra yer altı sularına çekilir. Sonra yataklardan denizlere akar. Sonra buharlaşıp bulut olur. Sonra da tekrar yağar. Tabi bu döngünün bir bölümü. Bu süreç bir ilerleme bir döngü olarak algılanır. Ancak yağan yağmurun, yağıştan hemen sonra aynı damlalar şeklinde yukarı çıkıp bulutların seviyesine gelincede yoğuşup tekrar bulutlara karıştığını görseydik, bugün zamanın iki yönlü, tersine de çalışan bir kavram olup olmadığını çok daha rahat tartışabilirdik.

Başka bir deyişle; yolda yürürken arkanızdan ani bir ses geldiğini düşünün. Bir baktınız ki çatıdan kiremit düşmüş. Siz kiremitin ağırlığını, çatının yüksekliğini ve yerçekimi ivmesini(sabitini) biliyorsanız, dersiniz ki kiremit benim sesi duyduğum andan şu kadar saniye önce çatının kenarından düşmeye başladı. Burada maddeden ve kütle çekiminden başka birde zaman vardır. Ancak hareketin doğrultusu maddeye bağlıdır. Zamana değil.(iki maddenin merkezleri arasında ki doğrultu üzerinde, yönü dünya merkezine doğru). Burada zamana bağlı olan olgu sadece konumdur. O halde bir konumdan diğerine geçiş sürelerinin toplamı bize o işin toplam oluş süresini verir.

Buraya nereden geldim derseniz; konu başlığı uzayın dokusu. Aslında bu dokunun muhteviyatı ve yapısı nedir? Şuan da bilinmesi gereken soruların başında geldiğini düşünüyorum. Çünkü bir olay içinde, maddenin zamana bağlı hareketi süresince toplam kaç konumu vardır? Mesela serbest atışta, izlediği eğik yolun sonunda yere çarpan topun, bu yol boyunca kaç konumu mevcuttur. Bu bize zamanın yapı taşını verecektir diye düşünüyorum. Bugüne dek madde esastı.Sürekli ve bütündü. Yani top bir bütündü ve ilerleyen top moleküllerinin beraberce bir hareketi idi. Ancak yeni yeni başka kavrayışlar ve teoriler ortaya çıktığından beri, aslında topun kesik kesik ilerleyebileceği ihtimali de gündeme geldi. Ya da Michiou Kaku (doğrumu yazdım emin değilim) nun dediği gibi "zamanın her en küçük yapı taşında, hareket yani cisimlerin yeni konumları tekrar oluşuyor olabilir." (Belkide başka bir çekik gözlü fizikçi de demiş olabilir emin olamadım :) ) Hatta bunu elektrik enerji nakil hatlarında ki kabloların içinden akan elektriğe de benzetebilirsiniz. Enerji kabloya bir uçtan girer ama kablo boyunca ilerleyen o enerji değildir aslında. Kablodaki her atom bir diğerine elektron (enerji) aktararak bu enerjiyi sona kadar taşırlar. Taşınan (yer değiştiren) elektrondur. Uzayın dokusu ile ilgili bilinmeyen çok şey var. Zaman bunların başında gelse de aslında birbirinden bağımsız olmayan kütle ve hız da aynı şekilde bir sırdır. Sadece nasıl davrandıklarını biliyoruz. Ama aslında ne olduklarını henüz bilemiyoruz. Yoksa çarşaf örneği vermek yerine daha detaylı ve 3 boyutu da kapsayacak bir görsel ile ifade edilebilirdi kütle çekimi mesela.

Bir zamanlar şöyle düşünürdüm; zamanın her en küçük anında (varsa böyle bir dilim) kütleler tekrar oluşuyor yada konumlanıyor. (Yani yeni konumlarında tekrar oluşuyor.) Ancak bu algımıza oranla o kadar çabuk oluyor ki (atıyorum ölçtüğümüz 1 saniye de 100.000.000 kere gibi) biz bir süreklilik görüyoruz. Yani dalga teorisi gibi birşeydi.Diğer bir ihtimalim ise, bizde evrenin içindeyiz, o halde bizde devamlı yeni konumlarımızda var oluyoruz. Bir film şeridi makinası gibi bu algı bize süreklilik arz edecektir. Hatta anlar arasında çok uzun süreler bile geçse, o uzun sürelerde evrenle beraber biz de aynı tekrar oluşum yada yer değişim sürecinden geçeceğimiz için her algıladığımız an birbiri peşinden giden aralıksız diziler gibi olacaktır. (Anlatabildim mi emin değilim) Yani film şeridi değişirken spot söner sonra şeritteki film karesi tekrar spotun önüne gelince spot yanar ve biz perdede aralıksız bir hareket seyrederiz ya bunun gibi. Bu fikrimde bir süre ısrar ettim çünkü cisimlerin (mikro boyutta) özelliklerini ölçmek için gönderdiğimiz ışınımların, deneyimizin sonuçlarını etkilemesi ve belirsizlik yaratması meselesinin, gönderdiğimiz parçacığın her yeni varoluşta bir sonraki sahneyi etkileyerek bir diğer verinin yeni oluşumundaki konumunu yada hızını değiştirdiğini düşünüyordum iyiden iyiye. Tabi bu varsayımlarımdan bazı çıkmazlar sebebi ile sonradan vazgeçtim. Anladım ki belirsizliğin olması için tek şart bu senaryo değilmiş. Zaten bu tür düşünceler bilimsel bir tabana oturmuyorsa ısrar etmek cahillik yada saplantı oluyor. Ancak kim bilir evrende pek çok sır var ve belki de bu senaryoya yakın bir gerçeklik çıkabilir.

Saygılar.