xcan
29-10-2015, 13:12
“1976 yılının başında, Feyza hamile kaldı. Parti’nin “çocuk yapma” yasağına o güne kadar sadakatle uyduğumuz halde, M. K. Çamkıran’ın ve Doğu Perinçek’in bu yasağı delmelerinden cesaret alarak oldukça gevşek davranmaya başlamıştık. Birbirimize itiraf etmemekle birlikte, Feyza da ben de memnunduk durumdan. Ama aynı zamanda da endişe içindeydik. Ya “parti”, çocuğun doğumuna izin vermezse? Niçin vermesindi canım? Doğu’ya, Çamkıran’a nasıl vermişti? Gerçi onların izin istediğini de hatırlamıyordum ya! Onlar de facto bir durum yaratmışlardı. Biz de öyle yapamaz mıydık? Hayır, yapamazdık. Çünkü ikimiz de “parti” disiplinine harfi harfine uyacak, şahsi isteklerimizi “parti”nin iradesine bağlayacak ölçüde naif devrimcilerdik.
“Haftalık raporumda, Doğu’ya, “Mozambikli”nin (Feyza için bu adı kullanıyorduk), “kazaen hamile kaldığını” bildirdim ve “ne dersiniz” diye sordum. “Keşke olmasaydı, ama ne yapalım olmuş bir kere, hayırlı olsun” türünden bir yanıt bekliyordum. Ertesi hafta gelen cevap tam tersi yöndeydi. Cevapta, “iyi bir kürtajcıya” gitmemiz ve bir daha sefere “daha dikkatli olmamız” isteniyordu. Gelen cevapla ikimiz de yıkılmıştık. Ama, “parti disiplinine” kafa tutacak kadar cesur olmadığımız gibi, Doğu’nun “bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu” sözünü hatırlatan tutumunu eleştirecek -içten içe eleştirsek de- bunu dışa vuracak ölçüde gelişmiş bir kişiliğimiz yoktu. Bu “emre” köle gibi itaat ettik.
“O dönem kürtaj legal değildi. Bazı doktorlar, kürtajı, kendi muayenehanelerinde illegal yapıyorlardı. Tabiî, bu ameliyatın yeterli sağlık koşullarında yapılması da paraya göre belirleniyordu. Gerekli parayı yatırırsanız, son derece iyi koşullarda ameliyat olabilirdiniz. Ama, bu parayı veremiyorsanız, birtakım kasapların elinde başınıza ne geleceği hiç belli olmazdı. Tabiî biz, parasızlık dolayısıyla ikinci kategorideki vatandaşlar arasında yer alıyorduk. Aynı kötü deneyi daha önce yaşamış bir kadın arkadaş, Feyza’yı alıp, Aksaray’daki bu küçük “mezbahane”lerden birine götürdü. Ben gitmedim elbette. Ama Feyza’nın anlattıklarından bu korkunç yerin nasıl bir şey olduğunu gözümde canlandırabiliyordum. “Doktor” denen kasap, “kesip biçme” işlemini, aldığı “cüzi” ücrete uygun olarak, neredeyse on dakikada tamamlıyormuş. Zavallı kadınlar, eline düştükleri kasabın kapısında kurbanlık koyunlar gibi bekleşirken, o da içeride, kadınların rahminden kesip aldığı “kanlı et parçalarını” çöpe fırlatıyormuş. Anlayacağınız, her şey gibi “insanca koşullarda” “çocuk aldırmak da sınıfsal olanaklara bağlıydı. Hayatlarının hiçbir aşamasında insan yerine konmayanlar, burada da “insanî” bir muamele beklememeliydi.
“Böyle “ucuz” bir ameliyatın olumsuz sonuçlarına hazır olmak gerekirdi. Hayır, bununla, Feyza’nın, neredeyse üç aylık erkek çocuğunu aldırmasının onda yarattığı psikolojik sarsıntıyı kast etmiyordum. Sözünü ettiğim, on dakika içinde yapılan alelusul bir ameliyatın geride bırakacağı fiziki tahribat ihtimaliydi. Mikrop kapma, bıçak darbeleri sonucunda rahimde ya da rahim ağzında yara açılması, kanama olması ve içeride parça kalmasının yol açacağı büyük kanamalar vb. Sonuncusu Feyza’nın başına geldi. Kürtajdan sonra dinlenmek için Doğu’yla Şule’nin Küçükçekmece’deki evinde kalıyordu. Ben o gece, onun başında kalmak yerine kim bilir hangi büyük “tarihi görevin” peşinden koşarak geceyi başka bir yerde geçirmiştim. Sabah Doğu’ların evine geldiğimde tuhaf bir durumla karşılaştım. Kapı açıktı, içeri girdim. İçeride kimseler yoktu. Doğu, zaten o sırada İstanbul’da bulunmuyordu. Şule de gözükmüyordu ortalıkta. İşin daha da garibi, Feyza da yoktu yatağında. O hasta haliyle kalkıp nereye gitmiş olabilirdi? Tam o sırada, yataktaki kan izleri ve yerdeki kanlı çarşaf dikkatimi çekti. Büyük bir telaşa kapıldım. Tam evden çıkmak üzereyken Çamkıran girdi içeri. “Merak etme” dedi, “şu anda hastanede ve durumu gayet iyi.” O gece Çamkıran da tesadüfen orada kalmış. Gece yarısı Feyza’da büyük bir kanama başlamış ve Çamkıran bir taksi tutup onu hastaneye götürmüş. Meğer Feyza’nın rahminde parça kalmış. Bu çok tehlikeli bir şeydi, kanın zehirlenmesine ve annenin ölmesine bile yol açabilirdi. Hemen hastaneye gittim. Feyza, geçirdiği ikinci ameliyattan henüz uyanmamıştı. Uykusunda ağlıyordu.” (Gün Zileli, Havariler, s. 184-186)
http://kurtuluspartisi.org/bu-yazimiz-da-pda-tekkesini-siginilacak-guvenli-liman-sanma-gafletine-dusen-ipli-kadinlara-bizim-hediyemiz-olsun/
Bu yazıyı yazma nedenim Göbelslerin parlattıkları yıldızların zavallılıklarını göstermek ,kötü bir amacım yok.
“Haftalık raporumda, Doğu’ya, “Mozambikli”nin (Feyza için bu adı kullanıyorduk), “kazaen hamile kaldığını” bildirdim ve “ne dersiniz” diye sordum. “Keşke olmasaydı, ama ne yapalım olmuş bir kere, hayırlı olsun” türünden bir yanıt bekliyordum. Ertesi hafta gelen cevap tam tersi yöndeydi. Cevapta, “iyi bir kürtajcıya” gitmemiz ve bir daha sefere “daha dikkatli olmamız” isteniyordu. Gelen cevapla ikimiz de yıkılmıştık. Ama, “parti disiplinine” kafa tutacak kadar cesur olmadığımız gibi, Doğu’nun “bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu” sözünü hatırlatan tutumunu eleştirecek -içten içe eleştirsek de- bunu dışa vuracak ölçüde gelişmiş bir kişiliğimiz yoktu. Bu “emre” köle gibi itaat ettik.
“O dönem kürtaj legal değildi. Bazı doktorlar, kürtajı, kendi muayenehanelerinde illegal yapıyorlardı. Tabiî, bu ameliyatın yeterli sağlık koşullarında yapılması da paraya göre belirleniyordu. Gerekli parayı yatırırsanız, son derece iyi koşullarda ameliyat olabilirdiniz. Ama, bu parayı veremiyorsanız, birtakım kasapların elinde başınıza ne geleceği hiç belli olmazdı. Tabiî biz, parasızlık dolayısıyla ikinci kategorideki vatandaşlar arasında yer alıyorduk. Aynı kötü deneyi daha önce yaşamış bir kadın arkadaş, Feyza’yı alıp, Aksaray’daki bu küçük “mezbahane”lerden birine götürdü. Ben gitmedim elbette. Ama Feyza’nın anlattıklarından bu korkunç yerin nasıl bir şey olduğunu gözümde canlandırabiliyordum. “Doktor” denen kasap, “kesip biçme” işlemini, aldığı “cüzi” ücrete uygun olarak, neredeyse on dakikada tamamlıyormuş. Zavallı kadınlar, eline düştükleri kasabın kapısında kurbanlık koyunlar gibi bekleşirken, o da içeride, kadınların rahminden kesip aldığı “kanlı et parçalarını” çöpe fırlatıyormuş. Anlayacağınız, her şey gibi “insanca koşullarda” “çocuk aldırmak da sınıfsal olanaklara bağlıydı. Hayatlarının hiçbir aşamasında insan yerine konmayanlar, burada da “insanî” bir muamele beklememeliydi.
“Böyle “ucuz” bir ameliyatın olumsuz sonuçlarına hazır olmak gerekirdi. Hayır, bununla, Feyza’nın, neredeyse üç aylık erkek çocuğunu aldırmasının onda yarattığı psikolojik sarsıntıyı kast etmiyordum. Sözünü ettiğim, on dakika içinde yapılan alelusul bir ameliyatın geride bırakacağı fiziki tahribat ihtimaliydi. Mikrop kapma, bıçak darbeleri sonucunda rahimde ya da rahim ağzında yara açılması, kanama olması ve içeride parça kalmasının yol açacağı büyük kanamalar vb. Sonuncusu Feyza’nın başına geldi. Kürtajdan sonra dinlenmek için Doğu’yla Şule’nin Küçükçekmece’deki evinde kalıyordu. Ben o gece, onun başında kalmak yerine kim bilir hangi büyük “tarihi görevin” peşinden koşarak geceyi başka bir yerde geçirmiştim. Sabah Doğu’ların evine geldiğimde tuhaf bir durumla karşılaştım. Kapı açıktı, içeri girdim. İçeride kimseler yoktu. Doğu, zaten o sırada İstanbul’da bulunmuyordu. Şule de gözükmüyordu ortalıkta. İşin daha da garibi, Feyza da yoktu yatağında. O hasta haliyle kalkıp nereye gitmiş olabilirdi? Tam o sırada, yataktaki kan izleri ve yerdeki kanlı çarşaf dikkatimi çekti. Büyük bir telaşa kapıldım. Tam evden çıkmak üzereyken Çamkıran girdi içeri. “Merak etme” dedi, “şu anda hastanede ve durumu gayet iyi.” O gece Çamkıran da tesadüfen orada kalmış. Gece yarısı Feyza’da büyük bir kanama başlamış ve Çamkıran bir taksi tutup onu hastaneye götürmüş. Meğer Feyza’nın rahminde parça kalmış. Bu çok tehlikeli bir şeydi, kanın zehirlenmesine ve annenin ölmesine bile yol açabilirdi. Hemen hastaneye gittim. Feyza, geçirdiği ikinci ameliyattan henüz uyanmamıştı. Uykusunda ağlıyordu.” (Gün Zileli, Havariler, s. 184-186)
http://kurtuluspartisi.org/bu-yazimiz-da-pda-tekkesini-siginilacak-guvenli-liman-sanma-gafletine-dusen-ipli-kadinlara-bizim-hediyemiz-olsun/
Bu yazıyı yazma nedenim Göbelslerin parlattıkları yıldızların zavallılıklarını göstermek ,kötü bir amacım yok.