PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Şah İsmail, İran, Alevilik


ozkanates
03-11-2015, 14:55
Aşağıdaki yazım Ahmet Şimşirgil, Tarih ve Medeniyet, Bölüm 24, 25, 26, 28 'den özettir. Konu hakkında bu özetten başka bilgim yok ve amacım bilgisi olanlarla görüş alış verişi. Yazı ile kaynak arasında farklar varsa hata olarak vardır ve tarafıma aittir.


Şeyh Zahid Gilani:
13. yüzyılın ortalarında Sünni Zahidiyye tarikatını kuran büyük Sufi alim.

Şeyh Safiyüddin İshak Erdebili:
Zahid Gilani’nin en önemli öğrencisi, damadı ve halefi. Şeyhliği zamanında tarikat hızla genişledi onun adına hitafen Safevi Tarikatı olarak anılmaya başladı.

Şeyh Hoca Alâ ed-Dîn:
Safiyüddin İshak Erdebili‘nin torunu Safevi şeyhi. Halen Sünni olan tarikat, her yıl Sünni Osmanlılar, Timur ve Memluklülerden büyük miktarlarda hediye almakta. Bu dönemde Somuncu Baba Anadolu’ya geçerek Hacı Bektaş Veli’yi, o Akşemseddin’i, o da Fatih Sultan Mehmet’i Sünni gelenek içinde yetiştirecek. Fakat yine Sünni olan Timur’un, saygısına istinaden Erdebil şehrinin yönetimini Safevi tarikatına vermesi… tarikatın, devlet yönetiminden uzak duran Sünni gelenekten ayrılarak siyasileşmesinin… devlet olmayı, devleti ele geçirmeyi hedefleyen Şii yapıya, tarikat-devlet yapısına dönüşmesinin başlangıcı olacak.

Şeyh Cüneyt:
Hoca Alâ ed-Dîn‘in torunu. Ondan önceki gelişmesi bulanık olan Şiilik, Şeyh Cüneyt ile tam anlamıyla başladı. Ancak kendisi de Şiiliğe yakın olan Karakoyunlular Devleti, Sünni iken hiç bir sorunları olmadığı tarikatın Şiiliğe geçmesine sert tepki verdi. Cüneyt’in Sünni amcası Cafer’i destekleyerek Cüneyt’i tarikattan kovdu. Bir ülkeden ülkeye göç ve kovulma zincirinden sonra Şeyh Cüneyt, çevresine 8.000 - 10.000 civarında silahlı bir güç topladı. O esnada Şii Karakoyunlu Devletine karşı güce ihtiyacı olan Sünni Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan, “düşmanımın düşmanı dostumdur” görüşüyle Şii Cüneyt’i yanına aldı, kızkardeşi ile evlendirdi. Sonrasında Gürcistan’a sefer diyerek yola çıkan Cüneyt, Gürcistan yerine Sünni Şirvanşahlar ülkesine girdi, burayı yakıp yıkarak yağmaladı. Ancak girişilen savaşta öldürüldü.

Şeyh Haydar:
Yerine geçen oğlu Haydar’ı Uzun Hasan kızı ile evlendirdi. Haydar, devleti ele geçirerek devlet olmayı hedefleyen Şii geleneği bir adım ileri taşıdı. Anadolu’ya dailer = halifeler = yayıcılar göndererek, dini gibi görünen ama aslında siyasi olan Şii organizasyonunu başlattı. Dailer, gittikleri ülkeleri dini ve politik olarak bölmenin çok ötesinde, muhalefeti bir tek işaretle ayaklanmayı bekleyen silahlı ordulara dönüştüreceklerdir. Osmanlı ise başka bir ülkede bu tür faaliyetler yürütmedi ve gerçekte kimin kimin için tehlike olduğu hemen bir sonraki dönem ortaya çıkacaktır. Haydar babasının yolunu izleyerek Sünni Şirvanşahlar ülkesine girdi, yakıp yıkarak yağmaladı. Ancak Uzun Hasan hem onunla hem Şirvanşahlar ile akrabaydı. Seçimini yaptı ve iki ordu arasında kalan Haydar öldü.


Şah İsmail:

Oğlu İsmail 6 yaşındaydı. Tarikat kaleden kaleye kaçırarak onu Akkoyunlulardan gizledi. 12 yaşındayken ortaya çıktı ve Akkoyunluları 2 kez yenerek Tebriz’i aldı. Böylece tarikat devletleşti, Şeyh İsmail Şah İsmail oldu. Sonrası bölgenin fethi, yağlamalanması ve Sünnilerin kıyımı olarak gelişti. Şah İsmail, ele geçirdiği topraklardaki Sünnileri teslim olanlar dahil öldürdü, geri kalanlara Şii olmak ile ölmek arasındaki seçimi bıraktı.

Şah İsmail’e bu gücü veren ordusu, % 80 – 90 arasında Türklerden oluşmuştu. Çünkü Haydar’ın daileri, Tebriz’e büyük bir göçmen Türk göçüne sebep olmuşlardı. Anadolu’daki dai faaliyeti, Şah İsmail’in varlık şartıydı.

Bu süreçte Şehzade Selim, Trabzon’da Sancak Beyi olduğu için duruma şahitti. Babası II. Beyazıt’a defalarca mektup yazdı ve tedbir almasını istedi. Ancak Şah İsmail de, II. Beyazıt’a mektuplar yazmakta, “babam” diye hitap ettiği, “sen benim babamsın” dediği bir politika izlemekteydi. Veli lakaplı, uzlaşma taraftarı II. Beyazıt, göçe karşı tedbirler almasına, gidenlere “gitmeyim, yurdumda kalın” diye seslenmesine karşın başarılı olamadı.

Şah İsmail dönemin iki güçlü Sünni devleti arasındaydı. Osmanlılar ve Özbekler. Özbeklere saldırdı ve yendi. Özbek Şahı’nın derisini yüzerek içine saman doldurup II. Beyazıt’a göndermesi bir işaret oldu ve 1507’de Anadolu’da da sünni öldürmeleri başladı.

1510’da şehzadeler arasındaki iktidar mücadelesi sebebiyle Selim sancağını terk edince, Şah İsmail taraftarları II. Beyazıt’ın öldüğünü sandılar. İktidar boşluğundan faydalanmak için isyanı başlattılar. 15.000 silahlı adamdan oluşan isyan, Antalya’dan yola çıkan Şah İsmail taraftarlarının, şehirleri fethederek, yağmalayarak, kıyım yaparak Bursa’ya yöneldikleri bir büyüklükteydi. Peş peşe gönderilen Osmanlı güçleri bozguna uğradı, iki Osmanlı paşası ve bir sadrazamı savaş meydanında öldürüldü. 6 ay süren bu bir dizi savaş sonunda isyan ordusu güçlükle yenilgiye uğratıldı.

Ancak sonrasında şehzadeler arasındaki iktidar mücadelesinin yeniden alevlenmesinin getirdiği bölünme ve çatışmalar, Şah İsmail için yeni fırsat oldu. Tokat civarında ikinci bir büyük ayaklanma başladı. Ancak bu da yenilgiye uğradı.

Bu 2 yıla yayılan isyan döneminde Anadolu, tam anlamıyla parçalanma ve hatta yok olma eşiğinden döndü. İsyancılar Şah İsmail’in politikalarını izleyerek girdikleri yerde Sünnileri yaşatmadılar, 40.000 Anadolu Türkünü bu gerekçeyle öldürüldü.

Bu 40.000 rakamının tersine çevrilerek Yavuz Sultan Selim’e yazılması, günümüzde bölücü bir politika olarak uygulanmaktadır. Oysa…

- Tarihçiler arasına bu bilginin tek kaynağı meşhur Osmanlı tarihçisi İdris-i Bitlisî ‘dir. Ondan bu bilgiyi alanlar, verdiği diğer bilgileri savunmazlar. Siyasi olarak aradan tek bu bilgiyi seçerek doğru kabul ederler.

- Böyle bir olaya dair kayıt, Osmanı tarihçilerinde olmadığı gibi, olayın bizzat tarafı olan Şah’ın hiç bir tarihçisinde de yoktur. Burada “Şah’ın tarihçileri” ile kasıt, Şah’ın bizzat yazdırdığı tarihdir.

- Selim olaylara karışanları defter ettirmişti. Bu kayıtlar sonraki hukuk sürecinde kullanıldı. Eğer hukuksuzca, ayırmadan cezalandıracak olsaydı, defter ettirmesine gerek yoktu. O dönemde Alevi ve Sünniler şimdiki gibi karışık yaşamazdı, köyler ayrıydı. Bir katliam için yerel kolluk kuvvetlerine talimat vermek yeterdi. Ama olan bu değildi. İsyana karışanların kayıtları tutuldu ve hukuğa uygun şekilde yargılandılar. İsyana bizzat karışanlar ile karışmayanlar ayrıldı.

- O dönemde şehirler 8.000 – 10.000 kişi civarındaydı. 40.000 kişinin ölümü, 4-5 şehir veya yüzlerce köyün yok olması demekti. Bu çapta bir olay nüfus kayıtlarında mutlaka görünürdü.

- Şehzade Selim, Şah İsmail’in taraftarı oldukları gerekçesiyle Anadolu Türklerini katletmiş olsaydı, Şah İsmail’in başkenti Tebriz’e girip Şah İsmail’in halkını ele geçirdiğinde taş üstünde taş, baş üstünde baş bırakmazdı. Ancak İran kayıtları Sultan Selim’i ancak merhameti ile anlattı, övdü.

- Oysa aynı Şah İsmail, sadece 13 yıl önce Tebriz’i ele geçirdiğinde de ve sonraki fetihlerinde de “ben sünniyim” diyen kimseyi canlı bırakmamış, tüm sünni cami ve kurumları yasaklamıştı. Sünni dünyadan alimlerin Selim’e göndediği, Şah İsmail’in zulümlerini anlatarak Selim’i kendilerini kurtarmaya çağırdıkları pek çok mektup mevcuttur. Bu zulümler, Şah’ın tarihçileri tarafından da ve ballandıra ballandıra bir anlatımla kayıtlara geçilmiştir.

- Anadolu’da 5.000 ila 15.000 Şah taraftarı savaş esnasında öldü veya idam, sürgün, kürek gibi cezalar aldı. Eğer bu müdahale olmasaydı, 40.000 olan sünni kayıp 400.000 olurdu ve Sünni ile Alevilerin birlikte yaşamasına imkan kalmaz, Anadolu’da alevi kalmazdı.

Şehzade Selim, II.Beyazıt’ın çağrısıyla tahta geçip Sultan Selim olarak Şah İsmail’in üzerine yürüdü, Çaldıran Muharebesi’ni kazandı. Bu savaşta Şah İsmail Osmanlı ile başa çıkamayacağını gördü ve bu bakış açısı İran’ın bugüne kadar gelen politikalarını biçimledi. Şöyle ki:

Yavuz Sultan Selim’in oğlu Kanuni Sultan Süleyman, ordusuyla Safevi Devleti’ne 3 kere girdi, boydan boya geçti ama savaşacak hiç bir ordu karşısına çıkmadı. Safevi hükümdarının gönderdiği mesaj: “Ülkeme hoşgeldin. İstediğin kadar kal, istediğin kadar gez ama benim senin karşına çıkmamı asla bekleme”.

İran artık yaslanabileceği tek güç olarak Hıristiyan Batı’yı görecektir. Yazılı olmayan bir anlaşma gibi, her durumda Sünni İslam alemine karşı Batı ile işbirliği yaptı. Osmanlı’nın Batı ile girdiği her çatışmada, o anki gücüne göre ya Anadolu’da ayaklanma çıkardı ya da doğrudan Osmanlı’yı vurdu. Fakat sadece Osmanlı ile değil, aslında hiç bir sünni devletle geçinemedi. Kendi görüşünden olan Şii Azerbeycan’a karşı bile Hristiyan Ermeniler ile birleşmekte sakınca görmedi. Ve tamamen yok etmek üzere kendisine saldırdığı seferki Rusya istisnası hariç, Batı dünyası ile asla çatışmadı.

Son 30 yılda, İsrail ve ABD ile kayıkçı dövüşü yaparak İslam dünyasının liderliğine soyundu ama İslam alemi ile birlikte hareket etmedi. Çatışmazlığını koruduğu Batı’yı, kendi halkına bir tehdit unsuru olarak sunarak, halkı bir arada tutan bir figür olarak da kullandı.

Osmanlı Şii görüşe sıcak bakmamıştı. Yavuz Sultan Selim’in Şiiliği İslam dairesinin dışında gördüğü ve Şah İsmail’i İslam’a çağırdığı mektupları mevcuttur. Ancak Osmanlı, atası Selçuklu ve öncesi gibi bir imparatorluktu, Türk imparatorluk geleneğindendi. Kendi dışındaki her millet her din gibi Şii tebasını da kendinden gördü, ayırmadı. Nitekim sonraki 500 yıl boyunca Anadolu’da birlikte yaşandı. Oysa İran, bu 500 yıldan sonra bile, Hıristiyan, Yahudi ve diğerlerine uyguladığının tersine Sünni cami, söylem ve kurumlara halen izin vermemektedir.

ozkanates
03-11-2015, 14:56
Anadolu Aleviliği konusunda yukarıdaki özetten çıkardığım sonuç şu:

Sünni Safevi tarikatının Şii geleneği benimsemesinden önce Anadolu'ya gelen Somuncu Baba üzerinden bir Alevi kol var. Öğrencisi Hacı Bektaş-ı Veli'nin en tanınmış temsilcisi olduğu bu kol, Mevleviler gibi Sünni tasavvufun bir kolu.

İkinci kol ise Safevi tarikatının Şii geleneği benimsemesinden sonra Anadolu'ya gelen dailerin oluşturduğu Şiiliğe ve İran'a yakın olan kol.

Ve bu ikisi arasında geçiş bölgelerinden oluşan pek çok versiyon.

İlahimasal
03-11-2015, 15:15
Biz dai kolundanız özkan hoca.

Bende yazından şoyle bir şey çıkardim

El-ilahin sünni kolu 1400 senedir.şu islam denen yolu bir turlü sunni tenefusden kurtaramadı.halen dışardan oksijenle yaşayan bir toplulukdur .
batılılara deilde şia dediği gruplara saldırıp ganimet ve kadin elde etmekden başka bir kazanım elde edememiş.

Ben hacı bektaşa gidip çok bilgi aldım ..haci bektaş ve yanindakilerin hiç bir zaman namaz denen uyguladığı sekil ibadetini uygulamamış.benimsememişde.

Sünniler anadolunun içinde rum ve arap geleneklerini hücrelerine kadar yaşayan bir toplulukdur.

İlahimasal
03-11-2015, 15:18
Özkan hoca sunni veya şia bir tek insanlığa faydası olan adam veyahut kadın varmı?

Hepsinin ortak yanı mal ve kadın.

ozkanates
04-11-2015, 12:30
Biz dai kolundanız özkan hoca.


Eyvallah.


Bende yazından şoyle bir şey çıkardim

El-ilahin sünni kolu 1400 senedir.şu islam denen yolu bir turlü sunni tenefusden kurtaramadı.halen dışardan oksijenle yaşayan bir toplulukdur .


Sünni kolun İslam'a suni tenefüsü ile neyi kastediyorsun?


batılılara deilde şia dediği gruplara saldırıp ganimet ve kadin elde etmekden başka bir kazanım elde edememiş.


Savaşlar hep oldu, her din, her mezhep, her ateist toplum.
Yukarıdaki yazı ideolojik bir duruşu anlatıyor.
Buna uymayan bilgin varsa paylaş.


Ben hacı bektaşa gidip çok bilgi aldım ..haci bektaş ve yanindakilerin hiç bir zaman namaz denen uyguladığı sekil ibadetini uygulamamış.benimsememişde.


Namazı isteyen kılar, istemeyen kılmaz.


Sünniler anadolunun içinde rum ve arap geleneklerini hücrelerine kadar yaşayan bir toplulukdur.


Herkesin örfü kendine.
Kuran'da yazıyorsa hükümdür,
Yazmıyorsa örftür, herkes kendi bilir.

Özkan hoca sunni veya şia bir tek insanlığa faydası olan adam veyahut kadın varmı? Hepsinin ortak yanı mal ve kadın.

Zulüm hep oldu hep olacak,
Kişi ancak kendi tarafını seçmeye muktedir.

İlahimasal
04-11-2015, 13:07
Sünni kolun İslam'a suni tenefüsü ile neyi kastediyorsun?

Yani ölmek üzere ve dışarıdan başka bir ölümlü tarafından hayat verilmeye çalışılıyor.islamı asla kabul etmeyen islama göre kafir diye nitelendirdiği bilim adamların bilimsel kanıtlarıni evirip çevirip el-ilah boyle demisdi diyerek dışarıdan oksijen veriyorlar.tabi nereye kadar ,kalp masajlarıda ( tasavvuf)yetmiyor.
Ölmek üzere yani.

Sonsuz hayat sahibi el-ilah idaa ettiği inancı ayakda tutamıyor.ölümlü insanların eline bırakmış.El-ilahin hükümleri bilim karşısında çaresiz kalıyor.
El-ilah çok ama çok çaresiz yani.

ozkanates
04-11-2015, 13:52
Yani ölmek üzere ve dışarıdan başka bir ölümlü tarafından hayat verilmeye çalışılıyor.islamı asla kabul etmeyen islama göre kafir diye nitelendirdiği bilim adamların bilimsel kanıtlarıni evirip çevirip el-ilah boyle demisdi diyerek dışarıdan oksijen veriyorlar.tabi nereye kadar ,kalp masajlarıda ( tasavvuf)yetmiyor.
Ölmek üzere yani.

Sonsuz hayat sahibi el-ilah idaa ettiği inancı ayakda tutamıyor.ölümlü insanların eline bırakmış.El-ilahin hükümleri bilim karşısında çaresiz kalıyor.
El-ilah çok ama çok çaresiz yani.


Şeylere çaresiz dersek çaresiz olurlar,
Çareli dersek çareli olurlar.
Hepsi seçimden ibaret.

ozkanates
18-01-2016, 13:03
Başlık yazımdan devam:


Anadolu Aleviliği, iki ana kol ve bu ikisi arasındaki pek çok versiyondan oluşan bir yelpaze:

1-) 13. yüzyıl ortalarında kurulan Safevi tarikatından Somuncu Baba’nın (ö.1412) Anadolu’da yaydığı, Mevleviler gibi Sünni bir tasavvuf inancı. Daha önce İslam’ın Türkler tarafından kabul edilmesinde öncü role sahip Sufi dervişler, daha sonra Osmanlı'nın kuruluş asırlarında Anadolu ve Balkanlarda Sarı Saltuk, Ahi Evren, Hacı Bektaş, Tapduk Emre, Yunus Emre, Emir Sultan, Akşemseddin, Hacı Bayram gibi isimlerle öncü rol oynadılar. Somuncu Baba’nın öğrencisi Hacı Bektaş-i Veli ile anılan bu Sünni kol, sonraki zamanda ondan uzaklaşarak kendini sol, liberal, batıcı, seküler, laik, muhalif, devrimci vb. sıfatlarla tanımlayan, akılcılık merkezli bir felsefe ekolüne dönüştü.

2-) Sünni Safevi tarikatının, 15. yüzyıl ortalarında Şii görüşe geçtikten sonra Anadolu'da yaydığı İrancı siyasi Şii kol. Ancak bu kol 17. yüzyıldan sonra İran'dan uzaklaştı ve bir bağlantısı kalmadı. Bilakis, İran’daki mevcut dini otoriter rejim, ilk maddede belirttiğim sıfatlara zıt duruşu ile Türkiye Alevileri için itici bir görünümdedir.


Sünni ve Şii görüş arasındaki temel farklar:
- Şiilerde halifeliği Ali'nin hakkı olarak görmek, ondan önceki halifeler Ebubekir, Ömer ve Osman'ı hakaret konusu olarak cami hutbelerine kadar taşır (Osmanlı, İran ile yaptığı anlaşmalara bunun yapılmamasını birinci madde olarak koyardı).
- Şiilikte Muhammed'in yolunu devam ettiren 12 ruhani imam inancı Sünnilikte yok.
- Şiilikte olan muta (süreli) nikahı Sünnilikte yok.
- Şii inanç devleti ele geçirerek devlet olmak üzerine kurulu. Sünni inanç liderleri ise kendilerini dini ve vicdani konularda danışmanlar olarak görürler.
- İbadet eden Alevi ve Sünniler aynı şekilde ibadet ederler. İbadet etmeyen Sünniler için ibadet, yerine getirmedikleri bir gerek iken… Alevilikte ibadeti gerek görmeyen kimi versiyonlar mevcut.


Şiilik ile İran (Safevi) Şiiliğini de ayırmak gerekiyor. 35 milyonluk Pers milliyetçiliği…
- Dünyadaki 150-200 milyonluk Şii nüfusu Şiilik üzerinden domine etmek ve,
- Bunun da 1 milyar 500 milyonluk Sünni nüfusu domine etmesi fikri üzerine kurulu.
Bu mümkün olmadığından, pratik süreç, Şii nüfusa sahip ülkeleri iç savaşa sürükleyerek yaratılan istikrarsızlık bölgelerinde Pers milliyetçiliği için alan açmak şeklinde işliyor.

İlahimasal
18-01-2016, 13:26
Özkan iran uzerindeki ambargolar kalkınca şialığı ve sünniliği ayirt edici yazilar yazman enteresan.

Etkileyecegin kesim belli .buralarda sürünme......DEŞİFRE OLDUNUZ.

Ayrıca yazdıkların propaganda dan ileri gitmez..kaynaksız üfürme ziraa korktuğun hemen belli oluyor.

ozkanates
19-01-2016, 11:48
Özkan iran uzerindeki ambargolar kalkınca şialığı ve sünniliği ayirt edici yazilar yazman enteresan.

Etkileyecegin kesim belli .buralarda sürünme......DEŞİFRE OLDUNUZ.

Ayrıca yazdıkların propaganda dan ileri gitmez..kaynaksız üfürme ziraa korktuğun hemen belli oluyor.


Evren bir ayna, gördüğümüz kendimiz.

İlahimasal
19-01-2016, 16:47
Evren bir ayna, gördüğümüz kendimiz.

Bu forumdaki her üye bir ayna dönde bak hepsine sana seni göstersinler.

Tabi aynalara bakmaya cesaretin varsa.

İlahimasal
19-01-2016, 17:20
Özkan ateş havada bulut sen alevileri islamla bir tutmayı unut.

Aleviler öyle senin anlatığın kadar safevi ile felan başlamaz .

Aleviliğin gelenekleri senin el-ilahının bilemeyceği kadar eskilere uzanır.

Aleviler halen ağaca çaput bağlarda el-ilah çatlasın diye.
Aleviler halen çerağ yakıp ,semah dönerlerki el-ilah çatlasin diye.
Aleviler halen alnı ni sizin el ilah için secdeye koymazki el ilah çatlasin diye.

Dereye,tepeye,aya,gunese niyaz ederki siz çatlayın diye.

Aleviler tek eş seçerki. Hayvana benzemeyelim diye.

spartacus
19-01-2016, 18:20
Anadolu Aleviliği konusunda yukarıdaki özetten çıkardığım sonuç şu:

Sünni Safevi tarikatının Şii geleneği benimsemesinden önce Anadolu'ya gelen Somuncu Baba üzerinden bir Alevi kol var. Öğrencisi Hacı Bektaş-ı Veli'nin en tanınmış temsilcisi olduğu bu kol, Mevleviler gibi Sünni tasavvufun bir kolu.

İkinci kol ise Safevi tarikatının Şii geleneği benimsemesinden sonra Anadolu'ya gelen dailerin oluşturduğu Şiiliğe ve İran'a yakın olan kol.

Ve bu ikisi arasında geçiş bölgelerinden oluşan pek çok versiyon.
ozkanates
yanlış bilgi alıyor veya veriyorsun.. tarih böyle yazıldığı sürece balığıda kavağa tırmandırıyor*, işine nasıl gelirse. Sonra ne yapacasın ki, oturup işine geldiği gibi uydurduğuna inancaksın...

* Bülbüle emir lisan öğren vakvaktan, anlat resmi tarih anlat, balığın tırmandığı kavaktan.

Şah ismail yokken aleviler vardı. Sonra safevi devleti, bildiğiniz tarz Şii devleti de değildir, Farside değildir. Senin Anadoluda kurulan selçuklun gibi, o coğrafyada kurulu bir devlettir... Türklere İslam etkisi Yavuz dönemiyle ağır basar, Yavuz elinde topuz, zoraki bir toplum mühendisliğine bürünmüş, aslen Feodal dediğimiz köleci sistemin servet yiyicisi sarayın, tahtında oturmuş birisi.. Ötekide öte yanda tahtında oturur...

Bilhassa Yavuz'a kadar Osmanlı toplumu ile Safevi toplumu arasında fark yoktur, lakin Osmanlıdaki BASKILANMIŞTIR! Aslen Arap etkisi düşüktür ve sünnilik henüz yeni serpilen bir inanç biçimidir ve bunda Yavuz'un Arabistanlardan, toplumsal simayı değiştirmek için göç ettirip, yurt tutturduğu Arap sünnilerle toplumsal dengeyi kendi yanına çekmeye çalışan ve giriştiği sosyal mühendisliğinde etkisi büyüktür.

Anadoluda, İran'a olan özlem senin üfürdüğün gerekçelerden kaynaklanmadı, Yavuz'un kılıç zoruya girdiği sünnileştirme faaliyetlerinin bir sonucu. Yavuz o döneme göre bugün bakarsa Hitlerden de bin beter bir faşisttir, o dönemin akvramıyla bakarsak iflah olmaz bir despottur.

Uzatmayacağım
Hiç bir meselenin temeli aslında inanç, mezhep çatışması değil, din bir afyondur kullanılır, mezheplerde tuzu, biberi.

Fatih Sultan Mehmet, model olarak batıyı almış birisi, Yavuz ise Mervan gibi olmanın, feodal, yani savaş ekonomisine dayalı(ganimet savaşları, git, saldır, baskın gel, yağmala, vergiye bağla, köle getir, padişahın ve bir avuç saray eşrafının cennet hayatlı altına ser), servet birikimi sağlamanın yolunu seçmiş. özünde Yavuz, osmanlının Yezid'idir.

neyse o süreçte Anadolu toplum muazzam baskı ile karşı, karşıya kalıyor, sadece mezhep baskısı değil, işin içine ekmek, can baskısıda giriyor. Yavuz halka karşı çok acımasız, vergilendirme konusunda canıda alan yollar izliyor, açlık had safhada ama sarayda en ihtişamlı, en zengin günlerini yaşıyor çünkü hırsızlıktan kasaları doluyor...

İran özlemi, kurtulacak bir yol özlemi, bozuk düzende sağlam çark olmaz durumları, özünde yavuz'un, faşist uygulamaları sonucu özellikle toplumun çoğunluğunu temsil eden-sünni olmayan!- kesime karşı giriştiği asimilasyon, baskı, yok saymışlık, kıyım, Anadolu insanını isyana gark ediyor... Muaffak olamıyor, elbette İran'dan da yardım bekliyorlar! İran ise zaten bir devlet olarak, osmanlı gibi, O'nun işine geliyor.

Ha İran, ha osmanlı farklı değiller, hatta İran, Osmanlının yanında daha bir geleneklerine bağlı, feodalite ile, sömürge sistemleriyle osmanlı kadar barışık değil... İran'da da Yavuz'un aynı yolu kullandığı, ayaklandırmaya çalıştığı sünniler vardır, orada da onlara karşı katliam yaşanıyor... Bu karşılıklı kullanım, nice sonradır, önce yavuz despotuna bakmalı... Nasıl ki Hitler yahudilere zulmederken bazı Almanlar ölmemeleri için kapılarını, evlerini açtı dahi o insanalr sığınacak bir yurt aradı ise, yavuz döneminde de osmanlı toplumun %70(!)'i kaçacak yer arıyordu...

Türkler uzun yüzyıllar islamcı yağma-talan-gasp baskısı altında kırıldı, Selçuklu gibi yalaka ama yiyici iktidarlarda kendi toplumalrını daim baskı altında tuttu, Araplara yaslandı, o düzeydedir ki ordularını bile başka inançalrdan, milletlerden olutşrumaya çalıştılar... İran o yüzyıllarca süren baskının dayattığı bir devlet, Osmanlı ise dayatanın devleti olarak varlık gösteriyor. Bu bir yerde Hüseyin ile Yezid'in(osmanlı), Ali ile Ayşe'nin savaşı gibi...

Uzatmayacağım, tarihi bir yerinizden yellendirmeyin, gerçeğide saptırmayın...

Türkler göçebe kültüre sahip bir toplumdu, SERVET NEDİR BİLMEZ, MÜLKİYET BİLMEZ, BENİM MALIM, BENİM TAHTIM, BENİM SARAYIM, BENİM SERVETİM, SERVET UĞRUNA GANİMET SAVAŞI NEDİR bilmez, HAK YEMEK BİLMEZ, KİMSENİN MALINA GÖZ DİKMEZ ÇÜNKÜ KİMSENİN MALI YOKTUR vb, bu göçebe kültürü elbette selçukluyla birlikte hayli kırıldı, lakin esameleri iran'da okunur, osmanlı'da ise okunmaz. Toplum KULDUR o kadar... Öteki ise Kula, Kulluğa karşı savaş açmış insanlığın deforme dahi olsa dirayetini bir nebze olsun yansıtır...

Yavuz dönemi, İRAN meselesi yoktur, sadece YAVUZ vardır ve YAPMAK SİTEDİĞİ MÜHENDİSLİK, çünkü Göçebe Kültür, kula, kulluğa, benims ervetim, benim mülküm, benim sömürüm, insnın insana kulluğuna cevaz vermeyen bir toplumdu, ama Yavuz'un tacı ve tahtı, GASPI, GANİEMTİ, SOYGUNU, MÜLKİYETÇİLİĞİ, KULA KULLUĞU temsil ediyordu ve açıkcası toplum tükürse boğulurdu. Mühendisliğe girişti, tam vaktinde kendi ezen sınıfı için taktik bir adım attı, ya boyun bükecek ya da öleceksiniz.. Mühendislik anlayışı da bu idi haliyle kısa sürede etkileri büyük oldu...

Her türlü yalanı, sahtekarlığı yapın, ama yavuz gibi, dünya tarihinin başına eşi çok az rastlanır bir despotu buralarda allayıp, pullamayın, mesele nr sizin sandığınız gibi mezhep meselesidir ne de başka, mesele sadece EZENİN, EFENDİNİN, KUL SAYDIĞI, KÖLE EDİNDİĞİ toplumlara üstün getirilecek dirayeti meslesidir. tabi sünni islamı seçecekti, çünkü ideal bir kulluk sistemiydi.. Burada bir çatışma yok ki, bir uyuşma var, osmanlı sistemi ile kulluk sistemi birebir uymakta idi, Yavuz, ait olduğu bir avuç yiyici, ezen sınıfın çıakrı uğruna elbette bunu tercih etti.

Oturup şanlı osmanlı diyor duruyorsunuz, İran'a yenilseydi, Anadolu safevi olsaydı, şimdi şanlı Safevi diye gezecektiniz, çünkü hem dinci, hem de ırkçısınız, e haliyle ikiside Türk...

Açıkcası tarih anlatımındaki bu sahtekarlıkta hayli sorun, Selçuklu despotlarını ballandırarak anlatan tarih sanki diğerleri Türk devleti değilmiş gibi, hep kötülemekle meşgul, buda mezhepçiliği ve ne kötü ki bu tarih TC masabaşı tarih yazınıyla yazıldı! Neyse, sizin ölmeden önce daha çook yolunuz var, ha yürür ya da size aşılanana böyle körü, körüne tapmaya devam edersiniz, paşa gönlünüz bilir, bu günkü ilahlarınız bir gün dünkü Zeus gibi olur, ya siz? Körü, körüne, yaşadığı dünyadan, hayattan, düzenlerden bihaber, hiç bir şey bilmeyen ama her şeyi bildiğini sanan olarak gelir gidersiniz(tarihte allandırdığınız, yücelttiğiniz nedir ki, normal insan ebadında ama aslında güneş batarken gölgesi aksettirilmiş cüceler, rezil, hırsız, yiyici, vicdansız, haksız piranhalar)...

Romanın fetih ekonomisini anlatırken, etrafına ölüm saçan, gasp eden, yağmalayan, islam kisvesi altında etrafına ölüm saçan, yağmalayan bezirgan ve HARAMİLER anlatılırken ballandıra, ballandıra, ne içiyorsunuz? Dünya Roma'nın değil, zalimlikte İslam adına gasp-ganimet savaşı veren islamcıalrın(osmanlı'da içinde!) zulmüyle daha fazla inledi.

Tabi nasılsa size olmuyor, kimse gelip gırtlağınıza kılıcı sokup mallarınızı çalmıyor, analarınızı, bacılarınızı alıp saraylarda haremlik, ağaların altına seks kölesi etmiyor, kardeşleriniz oracıkta esir alınıp köle, kürekçi, hamal yapılmıyor, size göre hava hoş, lakin İslamın(osmanlıda içinde) gerçeği budur, yaşayan Avrupa bilir, aynen Roma elinde can çekişen Traklar ve Trakya gibi ve aynen Yzyıllarca islamcıların elinde can çekişen Türkler gibi.. Sizin gerçeğiniz sahtekarlık...

Turdur
05-08-2018, 01:48
Şah İsmail tarihin yazdığı en büyük Türk katillerinin başında geliyor.
Tarikat elinde ki devletlerin ne kadar pislik içinde olabileceğine buradan pay biçin. Bugün ki Türkiye'nin geri kalma sebeplerinden biride bu katliamcının yaptıklarıdır.

kartopu
05-08-2018, 10:29
Şah İsmail tarihin yazdığı en büyük Türk katillerinin başında geliyor.
Tarikat elinde ki devletlerin ne kadar pislik içinde olabileceğine buradan pay biçin. Bugün ki Türkiye'nin geri kalma sebeplerinden biride bu katliamcının yaptıklarıdır.


Hop bala Lambadan CİN çıktı.

Hatayi hal çağından
Hak gönül alçağında
Yüz bin kabe yapmaktır
Bir gönül al çağında.
ŞAH İSMAİL (Hatayi.)

Daha allah ile cihan yok iken
Biz anı var edip ilan eyledik
Hakka hiç bir laik mekan yokken
Hanemize aldık mihman eyledik

Kendisinin henüz ismi yok idi
İsmi şöyle dursun cismi yok idi
Hiç bir kıyafedi resmi yok idi
Şekil verip tıpkı insan eyledik.
HARABİ

AÇILIN KAPILAR ŞAHA GİDELİM

Hızır Paşa bizi berdar etmeden,
Açılın kapılar Şah'a gidelim,
Siyaset günleri gelip çatmadan,
Açılın kapılar Şah'a gidelim.

Bunda bilmeyeni bildirirler mi
Eli bağlı namaz kıldırırlar mı
Yoksa Şah diyeni öldürürler mi
Açılın kapılar Şah'a gidelim.

Aslımız Muhammet kıyman cellatlar
Üstümüzde bite davacı otlar
Ölüm allah emri ya eziyetler
Açılın kapılar Şah'a gidelim.
Pir sultan ABDAL

"ictenlik"
21-09-2018, 14:52
Böyle bir yorum buldum..

https://image.ibb.co/heFTcK/Screenshot_2018_09_20_00_30_37.png

spartacus
21-09-2018, 20:47
Resmi tarih yalanlarıyla ele almamak gerekir.

Şah İsmail şii değildir, Fars(Pers-Pars) da değildir, Türktür ve şiilikle uzak-yakın bir alakası yoktur, bildiğiniz ismiyle alevidir :)
--------------------------------------------------------------------
Aleviliğin esası da Zerdüşt inancı değil.

Aleviliğin temeli, Taoizmdir, Tao'dur.

Ali ile de ilgisi yoktur, ancak, Emevilerin bir döneminden sonra, Semerkanta kadar bir yağma-talan süreci var, o dönemde ise Ortaasya ciddi biçimde dağılmış, Çin'in bin yılları bulan savaş sanatı, tecrübesi, bölgede ciddi ayrışmalar getirmiş(farklı bir konu) ve harami ve esası yağma ekonomisi olan Emeviler fırsat bulduğunda(ki bulmuş) coğrafyayı yağmalamış.

Örneğin Memluklular, ortaasyadan getirilen veya vergi olarak alınan köle ve esirlerden oluşur, köle veya kılıç boynunda insana inancından dolayı baskı olunca ne yapabilir?

Ciddi bir hayatta kalma dönemi yaşanmış ve çeşitli inançlardan vazgeçilmiş(tabi bir anda geçilenle, zamanla asimileye uğrayan halleriyle)

Ali, Veli nice baskı, asimilasyondan sonra, kendini kabul gördürmek, belirli bir meşruiyet namına bazı dönemlerin kanaat önderleri tarafından taktik olarak girilmiş ama zamanla taktik, strateji haline gelmiş, kısaca bir noktadan sonra güçlü olana yalakalığa dönüşmüş(mahalle aralarında bile, çaresiz ama cahil kalınca, bir noktadan sonra, hep öyle olmaz mı?)...
Neyse uzun bir konu...