Orijinalini görmek için tıklayınız : Buddhizm ve İslam/Hristiyanlık karşılaştırması
sodomo--
03-04-2007, 11:40
Hepsi de çöküntü dinleridir.
Ama Budizm, İslam'dan ve Hristiyanlık'yan yüz kat daha gerçekçidir.
Herşeyden önce Budizm nesnel ve serinkanlı bir soru sorma mirası taşır, yüzlerce yıl sürmüş bir felsefe geleneğinden sonra gelmiştir ve geldiğinde ise Tanrı kavramı giderilmiş durumdadır.
Budizm tarihin bize gösterdiği tek pozitivist dindir. Budizm "günaha karşı savaş" demez, gerçekliğin tam hakkını vererek "acıya karşı savaş" der.
Onu İslam ve Hristiyanlık'tan derin bir biçimde ayıran da ahlak kavramlarının kendini aldatıcılığını geride bırakmış olmasıdır. Daha doğrusu Budizm iyinin ve kötünün ötesinde durur.
Budizm sorunlara "hijyenik" olarak yaklaşır. Onun karşısına açık havada yaşamayı, gezgin yaşamını, yiyeceklerde ölçülülüğü ve seçiciliği, alkolden kaçınmayı ve kanı kızıştıran bütün tutkulardan kaçınmayı öğretir.
Tasa olmayacaksın ne kendin ne başkaları için. Ya dinginlik veren ya da şenlendiren tasarımlar oluşmasını sağlar ve başka türden tasarımlardan kurtulman için araçlar geliştirir.
İyilik yapmak sağlığa yararlıdır. Evet Budizm iyiliği "sağlığa yararlı olduğu" için öne çıkartır.
Dua etmek yasaktır ve münzevilik de.
Hiçbir kesin buyruk yoktur, zorlama yoktur.
Tapınak topluluğunun kendi içinde bile isteyen istediği zaman ayrılır.
Bütün bunlar "aşırı uyarılabilirliği" güçlendirmek içindir. Bu yüzden başka türlü düşünenlere karşı savaşmayı öğütlemez. Â*Öğretisi kin, çekememezlik ve nefret gibi duygulardan başka hiç bir şeye karşı değildir.
Bu haliyle Budizm tinsel bir bitkinlik haliydi ve bu bitkinliği aşmayı da Â*en tinsel ilgi ve çıkarları sıkı bir indirgeme ile kişiye geri getirmekte buldu.
Budizm'de "bencillik" bir ödevdir ve gerekli tek şey "sen acıdan nasıl kurtulacaksın?" ilkesi bütün dinsel diyeti düzenler ve sınırlandırır.
Ilıman bir iklim, geniş bir hoşgörü ve militarizm y o k. İstenen neşe ve dinginlik, en üst amaç olarak arzulardan arınmaktır ve ulaşılır da bu amaca.
İslam, Hristiyanlık ve Musevilik'te ise aşağılanmış ve ezilmişlerin içgüdüleri ön plana çıkar, burada kurtuluşlarının peşine düşerler ve genellikle toplumun en alt katmanlarının sahip çıktığı dinlerdir.
Bu dinlerde can sıkıntısına ilaç olarak "günah" kaustiği, "vicdan enginizasyonu" uygulanır. Burada tutkular adına "Tanrı" denen bir güçlü karşısında sürekli uyanık tutulur (dua ve ibadet yoluyla), burada en yüksek olan erişilmez sayılır, bağış sayılır, lütuf sayılır. Burada açıklık da yoktur, köşe bucak karanlık hücrelerde din tebliği edilir.
Hem kendine hem de başkalarına yönelik bir hunharlık duygusu, başka türlü inananlara karşı bir nefret, peşe düşüp kovuşturma isteği, suikast planları, kışkırtıcı nutuklar...
Duyulardan, neşeden, eğlenceden, nefret edilir ve neşelenen insanlardan da.
Gülmek bile şeytana özgüdür diye lanetlenir.
İnsanın kendi öz doğasına karşı savaş açılır.
Kadın çirkinleştirilmeye çalışılır. Temelde yatan keskin bir kıskançlık duygusunu bastırabilmek için kıskançlık duygusunu yenerek yetkinleşmek yerine kıskançlığın nesnesi yok edilmeye çalışılır. Halbuki bu sadece geçici bir rahatlama biçimidir ve bu tip bir ağrı kesici için oldukça yüksek bedeller ödenir bizzat kadınlar tarafından.
İslam, Hristiyanlık, Musevilik Budizm gibi "acı çektiğini" kabul etmek ve acıya karşı bir strateji geliştirmek yerine acı verme arzusu ve Â*iç gerilimi boşaltmak için, saldırgan eylemler, baskı ve totalitarizm yolunu seçer. Kendi kan içici güdülerini zaptedebilmek için kurban kesmek gibi ritüellere yani yine başka bir tür sakinletirici ilaçlara ihtiyaç duyar. Görkemli tapınma ritüelleri ile o keskin duygular boşaltılmaya çalışılır.
Budizm geç insanlar için bir dindir. İyilik, yumuşak hale gelmiş, üst düzeyde tinselleşmiş çok kolay acı duyabilen hassas ırklar için. Budizm barışa, ve neşeliliğe, tinsel perhize ve bedenin sertliğini Â*azalmaya yönelmiştir.
İslam ve Hristiyanlık ise yırtıcı duygulara sahip insanlar üzerinde efendi olmayı arzuluyordu ve bulduğu çare ise onları hasta yapmaktı. Zayıflaştırmak ve igdiş etmek İslam ve Hristiyanlığın ehlileştirme reçeteleridir.
Budizm uygarlığın sonunun ve yorgunluğunun dinidir, İslam ve Hristiyanlık'ta ise uygarlık yoktur bile. Onu kendi istediği koşullarda kuracaktır.
Nietzsche'nin DECCAL'inden kendimce uyarladım.
anthemoessa
03-04-2007, 12:03
Sevgili Sodomo,
Güzel bir karşılaştırma yapmışsın teşekkürler, yalnız ben Buddhizmi "çöküntü dinleri" kategorisinde görmüyorum.
Buddhizm aslında pesimist veya gerçekçi bir dindir, insanları çeşitli masallarla kandırmak yerine buz gibi soğuk gerçeği yüzlere vurur sonra insanlara, hayatın bu gerçeğini nasıl mutluluğa dönüştürebileceklerini, bunun bir "yolu" olduğunu öğretir.
sodomo--
03-04-2007, 12:11
Sevgili Barış, ben yazıyı Nietzsche'nin Deccal'inden uyarlama yaptım. O söz Nietzsche'ye aittir ve bence "çöküntü dini" tanımı belki yanlış olabilir ama "yorgun din" tanımı yabana atılmamalı.
Budizm gercege en yakin din oldugu icin, din'in insan uzerinde siyasi bir etki olmamasi gerektigini anlamislar. Din'in sadece guzel taraflari (aile toplantisi, festivaller, gelenekler) kalmis.
Islam ve Hristiyanlik gercekle ilgili bir aciklama getirmez sadece dayatma yapar. Gercek ordadir ve insan gercegi analiz edemeyecek kadar zavallidir, bu sebeple gercege sadece inanmalari istenir.
sodomo--
03-04-2007, 13:37
Çok doğru. Aslında İslam ve Hristiyanlık doğduğu günden beri siyasi dinler olmuşlardır ve amaçları da oldukça dünyevidir.
sodomo--
03-04-2007, 14:25
Budizm bir daha söylersek yüz kere daha soğuk, dürüst ve nesneldir. Acısını, acı duyabilirliğini, günah yorumu yoluyla saygıdeğer kılmak zorunda değildir artık. Düşüncesini açıkça söyler:
--Acı çekiyorum
Barbar için acı kendi başına saygıdeğer değildir; acı çektiğini kendi kendisine kabul ettirebilmek için önce bir yoruma gereksinim duyar çünkü içgüdüsü daha çok acıyı inkar etmeye ya da ona sessizce katlanmaya yöneliktir. Burada şeytan sözcüğü bir rahatlamadır. Kişinin son derece güçlü ve korkunç bir düşmanı vardır ve böyle bir düşmandan dolayı acı çekmesi utanmasını gerektirmez.
İslam ve Hristiyanlık herşeyden önce iyi bilir ki, bir şeyin kendi başına doğru olup olmadığının önemi yoktur. Önemli olan "doğrudur diye" inanılmasıdır.
Örneğin günahtan kurtulduğuna inanmak mutluluk veriyorsa, bunun için gerekli olan insanın günahkar olması değil kendini günahkar hissetmesidir. Doğruya giden yol günah yoludur. Önce günahkar ilan edersin insanları sonra da onları günahlarından kurtararak rahatlatırsın.
Güçlü bir umut yaşam için ortaya çıkmış her hangi bir mutluluktan Â*daha büyük bir uyarıcıdır.
Acı çekenlerin bir umut yoluyla ayakta tutulması gerekmektedir. Öyle bir umut ki, hiç bir gerçeklikle çelişmesin ve herhangi bir gerçekleşme yoluyla ortadan kaldırılmasın; bir öte-umut olsun...
Sevgili Sadomo çok güzel bir çalışma olmuş elinize sağlık ...
İslamiyetin budizmden birçok şey aldığınız biliyoruz örneğin bizim beyaz külahlı sofilerin 99 luk tesbihleri zikir olayı ...
Ve hadislerdeki bir kaçtane tavsiyeninde yine budizmden geldiğini biliyoruz..
Hacacın (ismini yanlış hatırlıyor olabilirim) Tanrı benim içimde dir deyişini hacacdan bin yıl önce budizmde de söylenmiş..
Hz zulkarneynin de yine aynı şekilde buda olduğuda söyleniyor (ikiside kıral çocuğu ve ikisininde kaderi neredeyse aynı )
sodomo--
03-04-2007, 14:33
Sağol Tewderi. Şimdi burada "kaynak" konusunu işlemedim daha çok bu dinlerin birey psikolojisine yaklaşım şeklini ele aldım. Bence btemel fark "günah" sözcüğünde gizli.
Bu dinler insanı günahkar ilan ederek onu olağanüğstü bir biçimde aşağılıyorlar. Yöntemleri de *bir sirk hayvanının ehlileştirme yöntemlerinden farksız: Havuç ve sopa yani hayvanlara uygulanan "koşullu şartlandırma" yöntemi...
Arkadaslar, dinlerin insan karakterini nasil bozdugunu anlatan "takva" filmini siddetle tavsiye ediyorum. Gerci siz benden once de izlemis olabilirsiniz.
antimuhammed
03-04-2007, 16:34
Nepalde Budist tapınaklarını gezerken bazı ritüelleri videoya aldım. Sizlerle paylaşıyorum. Görün bakalım benzer yanlar nelermiş...
Nepal, Katmandu, Budizm
http://www.youtube.com/watch?v=kwBBhhEIa6I
Hindistan, Varanasi, Hinduizm
http://www.youtube.com/watch?v=rxBIPlYRojw
Firsati olanlara Hermann Hesse'nin Sidharta adli romanini okumalarini oneririm. Hermann Hesse bu romanda Sidharta'yi aslinda Budha'dan ayri bir kisilik olarak ciziyor ve aslinda son derece yalin bir kisilik olan Sidharta'nin ruhunun derinliklerinde bize dinsel bir derinlik yakalatmaya calisiyor. Romanin ikinci dunya savasi sonrasinda, ozellikle de 60'li yillarda yukselen bariscil genclik hareketlerini de derinden etkiledigini belirteyim.
Sidharta'yi anlayabilmek icin aslinda bir parca Hinduizm ve Budizm bilmek de yarar var. Bazi aciklamalarla birlikte anlatirsak:
Budizm ve Zen Budizm Hinduizm/Brahmanizm'den gelismistir. Bu dinlerin temelinde insanin aci cektigi ve bu acidan nasil kurtulacagi uzerine yaklasimlar var. Bircok dinin temel konularindan biri de "gercek"in ne oldugu tartismasi. Brahmanizm'de gercek Brahma'dir. Aslinda Brahma yasamin, hatta herseyin tersidir. Bizim dunyamiz Platon'un golgeleri gibi gercegin tersidir. Biz gercek olmayanda yasariz. Suyun yanina gittigimizde onun sudaki aksini goruruz. Ters bir agac. Gercek agac dokundugumuz agac midir, suda aksini gordugumuz agac mi? Brahmanizmde gercek suda gorulen agacin aksi gibidir. Biz dunyevi hayatin hirslarindan, isteklerinden uzaklastikca "gercek"i anlamaya baslariz.
Sidharta da gercegi aramaya cikar. Ayni sey Budha icin de anlatilir. Evini, ailesini birakir. Govinda ile birlikte uzun sure ormanlarda dolasirlar. (Bu tur hacilik Brahmanizm'de oldukca yayginmis. Bir suru insan bildigimiz Sufiler gibi dolasirlar, dua ederler, meditasyon yaparlar, oruc tutarlar ve dilenerek yasarlar.) Sonra Govinda ile birlikte Budha'nin yanina gider. Sidharta, Govinda'yi Budha'nin yanina birakip kendisi arayisini surdurmeye karar verir. Burda Budha ile yaptigi konusma oldukca onemlidir.
Sidharta'nin bir sonraki duragi "hayat" (bizim terminolojimize gore tabii) duragidir. Guzel bir kadin olan Kamala ile karsilasir. Kamala ona aski ogretir, onun yaninda Sidharta dunyevi isteklere alismaya baslar...
Romanin tamamini anlatmayayim. Burda keseyim ki gerisini okuyun.. He he beles yok *:D
antimuhammed
03-04-2007, 17:25
Nepal, *Katmandu, *Budizm
http://www.youtube.com/watch?v=wipq7vp-2Jg
http://www.youtube.com/watch?v=WlrKLvE3tuU
Fazla bilgim yok budizm hakkinda, anlatilanlardan felsefesinin semavi dinlerden oldukca farkli oldugunu goruyorum. Esasda bunda da insanlarin bir arayis icinde oldugunu goruluyor. Temel fark, Sodomo'nun da belirtigi gibi, aciyi yok etmeyi insanin kendi kisiliginde arastiriyor, semavi dinlerin aksine ceza ve mukaafat vaadleriyle degil.
* *Beni biraz rahatsiz eden, bu felsefenin de insanliga fazla birsey verememis olmasi. Sinif farkliligini asamamis, her ne kadar sulhcu gorunse de, somuru duzeni gine var.
Sn. antimuhammed,
Son linkinizde insanlar ellerini pencerenin içindeki kutucuklara sokuyorlardı. Birileri para bırakıp, ihtiyaç sahipleri alıyormuş gibime geldi. Doğru mu?
Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın
anthemoessa
03-04-2007, 17:49
Teşekkürler antimuhammed, tespih, tavaf Hint dinlerinden islama geçmiştir. (Hatta sanırım Yaşar Nuri de bir kitabında bunu dile getirmişti)
Nepal'deki Buddhizm, Vajrayana mezhebinden olup mistik spekülasyonlara yer vermesi ve pek çok geleneği bakımından Hinduizme daha yakındır (özellikle sıradan halk kitleleri bazında) ancak temel Buddhist öğretileri gereği, ortadoğu dinleri ile arasında teolojik ve felsefi açıdan büyük "uçurum"lar vardır, Tanrı inancının olmaması gibi...
http://tr.wikipedia.org/wiki/Budizm
antimuhammed
03-04-2007, 18:09
Sevgili Mhmmd ....
Açıklama yapmadığım için özür dilerim.. Orası bir stupa, yani ters çan şeklinde bir tapınak. Etrafı duvarla çevrili. Bu duvarın etrafında insanlar tavaf ediyorlar. Tavaf ederken ellerini soktukları yerde dua çarkları var. Çarklar sıra sıra dizilmişler ve çarkların içinde kağıtlara yazılmış kutsal budist yazmalar bulunuyor. O çarkları kendileri dönerken döndürüp dua etmiş sayılıyorlar.
Baris081. Budizm M.Ö 500 lü yıllarda Hindistandan çıkmıştır. Kutsal kast ayrımlarına, Tanrı'ya tapınma biçimlerine ve kurban törenlerine dayanan Hinduizmden ayrılarak, aynı zamanda felsefi bir akım şeklinde gelişmiştir. Videolarını izlediğiniz Katmandu da ki tapınak bir Budist tapınağı olup Tibet Budizmi inanırları tarafından ziyaret edilmektedir.
Budizm, acıyı yücelten bir din insanları çalışmakdan uzaklaştıran ve kaderine teslim olmayı öneren bir din, asla bir başkaldırı dini değil. Hasbel kader geldiğiniz dünyadan ruhunuzu evcilleştirerek bir an önce ayrılıp gidin diyen bir din..sonsuz ruh göçleri ile iki günlük dünyayı ve dünyanın zevklerini haram eden bir din...Budizm mutluluğu pesimistlikte sanan bir din, budizm tamda yönetici sınıfların isteyebileceği bir din...sessiz kabullenmiş kalabalıklar...ilginç olan bu dinle insanları seve seve ölüme gönderemezsinizki!...İlginç bir inanç sistemi din, hele Tibette çalışan azınlıklar onbinlerce hiç bir şey üretmeyen o rahip kalabalıklarına bakmak zorunda...kerametleri kendin menkul o işe yaramaz kalabalıklara, sanki bir gizemi saklıyorlar sanki hiç kimsenin bilmediklerini biliyorlar havalarında olan o turuncu sarı giyisiler içindeki bu dünyadan vaz geçmiş insan yığınlarına bakmak ve beslemek zorundalar... Eh onlar en azından nirvanaya ulaşsınlar yani sonsuz mutluluğa...
antimuhammed
03-04-2007, 19:01
Hayır Budizm asla insanları çalışmaktan uzaklaştıran ve kadere teslim olmayı öneren bir felsefe değildir. Zaten Budizm de kader yoktur... Tanrı nın olmadığı yerde kaderde olmaz.....
Dünyadaki hayat ile, ruh(enerji) alemindeki hayat, birbirine zıt şeyler değildir. Çalışma hayatı Kainat Bilgisi’ne zıt bir yaşantı değildir, aksine tutkusuz olarak yapılan her faaliyet, bu bilgiye ulaşmak için vasıtadır. Diğer taraftan, terk ve feragat, egodan, bencillikten terk ve feragat etmektir. Yoksa hayattan değil.
Budizm de yeniden doğuş yoktur. Ruh yoktur. Ortada olan sadece yaşamdan ölünce geriye kalan enerjidir.
İnsanlar kendileri için olduğu kadar başkaları için de çalışmak, yorulmak ve emek sarfetmek zorundadır. (…) Bencillik ruhun bir zaafı, bir daralışı, diğerkâmlık ise ruhun kudreti ve genişleyişidir.”
Diğerkâmlık,“başkalarının yararını da kendi yararı kadar gözetme”
sodomo--
03-04-2007, 23:24
Aldanmamalı: "Yargılamayın" derler ama yollarına çıkan her şeyi cehenneme gönderirler. Tanrı'nın yargılamasını sağlayarak kendileri yargılarlar; Tanrı'yı yüceltmekle kendilerini yüceltirler, tam da kendi elde edebilecekleri-dahası üstte kalmak için Â*gereksedikleri- erdemleri teşvik etmekle, kendilerini erdem uğruna güreşiyorlar, erdemin egemenliği için savaşıyorlar görüntüsü verirler. "Biz iyi için yaşıyoruz, ölüyoruz, kendimizi kurban ediyoruz, hakikat için, ışık için tanrının melekûtu için... Aslında yaptıkları yapmadan edemeyecekleridir. Ödlekçe tarzlarıyla sinerken, köşeye çekilirken, gölgelerde gölgeler gibi yaşayıp giderken bunu bir "ödev" haline sokarlar. Ödev olarak görülünce yaşamları alçakgönüllülük gibi gözükür ve bu alçakgönüllülük de erdemlerinin bir kanıtı olur.
Ah bu alçakgönüllü iffetli, iyi yürekli yalancılık ! Ahlak bu küçük adamlarca iyice cilalanır. İnsalık ahlaka en iyi burnundan çekilerek götürülür. Kendileri "cemaat", "iyiler ve haklılar", toptan bir yana "hakikat" yanı konulur diğerleri de öteki yana...Buydu yeryüzünde şimdiye kadar ortaya çıkmış en alınyazıcı büyüklük vehimi. Küçük, çarpık, haşarat v fesad ucubeleri başlar "tanrı" hakikat" "ışık", "tin", "sevgi" "yaşam" kavramlarına sanki kendilerinin eş anlamlılarıymış gibi sahip çıkmaya...
AntiMuhammed'e katılıyorum. Budizm acıyı yücelten bir din değil. Tersine insanın acıyla nasıl başetmesi gerektiği konusunda bir öğreti geliştirmeye çalışan bir din. İnsanları çalışmaktan uzaklaştıran ve kaderine razı olmayı öğütleyen bir din de değil. Bu eleştirileri Budistler ciddiye almaz.
Ben aslında Budizm'le direk ilgili olmamasına karşın bir konuya girmek istiyorum. Aslında Budizm'in Brahmanizm'de karşı çıktığı öğeler üzerine birşeyler söyleyeceğim. Karma inanışı Brahmanizm kökenlidir. Bu inanışın temeli kast ayrımına dayanıyor. Bilindiği gibi eski Hindistan'da bir kast sistemi vardı. Bu sisteme göre insanlar kastlara ayrılıyorlardı. Brahman'lar en yüksek kastı oluşturuyorlardı. Anlaşılacağı gibi bir rahipler ve yöneticiler sınıfı idi. Dini sistemde bu sınıflar insanın uzuvlarına benzetiliyorlardı. Brahman insanın başını temsil ediyordu. İkinci kast ise askerlerdi. Bunlar da gövdeyi ve ellleri temsil ediyorlardı. Brahmanlardan daha düşük bir kasttı. Köylüler yada üretim yapanlar ise bacaklardı. En son kast olan köleler ise ayaklardı. Kimse ait olduğu kastı değiştiremezdi.
Karma inancı insanları bu sistem içinde tutmayı başarıyordu. Eğer yaşamlarında iyi olurlarsa bir sonraki yaşamlarında daha yüksek bir kasta geçebilirlerdi. Aslında dünyadaki haksızlıklara karşı adalet duygusunu gözeterek İbrahimi dinlerde konulan cennet ve cehennemin yerine Brahmanizm'de böyle bir Karma anlayışı geliştirilmişti. Kast sisteminin nasıl işlediği ve Brahmanizmdeki karma anlayışı ile ilişkini Server Tanilli "Yüzyılların Gerçeği ve Mirası"nın birinci cildinde çok güzel anlatıyor.
Budizm'de kast sistemi kabul edilmiyor. Ancak karma inancı Budizme de girmiş. Ancak buna dayanarak Budizmin insanları aşağılayan bir din olduğu sonucunu çıkarmak doğru değil.
Buraya nerden geldim diye sorarsanız başka bir başlıkta Hristiyanlık'ın neden Musevilik ve İslam'dan daha az vahşet, kan v. taşıdığını konuşurken bunun nedeninin iktidar dini olarak doğmamasından kaynaklandığını söylemiştim. Burda da benzer bir olgu var. Brahmanizm bir iktidar dini olarak doğup gelişmiş iken Budizm iktidarın uzağında gelişiyor. Elbete daha sonra diğer dinler gibi iktidarlar tarafından kullanılıyor. Dolayısıyla Budizm'in kast sistemine ihtiyacı yok, ama iktidarın yani Brahmanizm'in buna ihtiyacı var.
Hinduizm'in Budizm karşısındaki bu geri durumuna karşın mistizm açısından değerlendirilirse ikisi de bence yakın dinler. Ve ayrıca mistisizm açısından her ikisi de İbrahimi dinlere beş çeker. *:D
antimuhammed
03-04-2007, 23:51
Dünya da şiddetten uzak bir din varsa oda Budizmdir. Nedeni ise içinde bir Tanrı inancı olmamasıdır.
Değerli Sargon Hinduizm e kast sistemi Ari Druid istilasından sonra girmiştir. Şu Avrupalılar bimlerce sene öncede aynıymış... Hindistan a geldikten sonra Hintlilerin deri renkleri koyu olduğu için önce iki kast ortaya çıkmış, daha sonra ise kast sistemi genişlemiş..
Hindistan ve Nepal i gezerken Hem Hinduizm de hemde Budizm de İbrani dinlerin bir çok özelliklerini gözlemledim. Hele ihrama bürünmüş Yogileri ve Ganj nehrinde yıkanıp kefene sarılmış yakılmayı bekleyen gördükten sonra başka bir söze gerek yok.
anthemoessa
04-04-2007, 00:08
Karma ve reenkarnasyon inancı, Hinduizm dininde ilk defa MÖ 900-800 yıllarında yazılan Brihadaranyaka Upanişad'ta dile getirilmiş, ayrıntılı bir şekilde ve her zamanki mistik, felsefi bir dil ile anlatılmış ancak kast sisteminden bahsedilmiyor.
Veda Samhita'larda (Rig, Yajur, Sama, Atharva) kast sistemiyle ilgili tutucu örnekler yok hatta kastın, kişinin niteliklerine göre olduğu ve tek bir yaşamda dahi DEĞİŞTİRİLEBİLECEĞİ söyleniyor.
Ancak Smriti kategorisinde olan ve çoğu Hindu tarafından zaten "insan ürünü" kabul edilen Manu Smriti isimli eserde kast ile ilgili katı sayılabilecek kurallar yer alıyor.
Vedalar sıradan halk kitleleri tarafından okunmuyor, zaten Vedaları Brahminlerden yani rahiplerden başkalarının okuması da halk tarafından pek hoş karşılanmıyor, halkın okudukları daha çok Smriti kategorisinde olan Purana masalları, mitleri.
Dolayısıyla Hindu guruları da Hindistan'da uygulanan kast sisteminin, Hindu dinindeki kast sisteminin yozlaştırılmış versiyonu olduğunu söylüyorlar.
Ben şahsen Hinduizm'in, Buddhizm ile dahi karşılaştırılamayacak derecede "mistik", sembolik ve "dolu" bir din olduğunu düşünüyorum özellikle Upanişadları, Tirumantiram adlı eseri ve Bhagavad Gita'nın etkili bir çevirisini ("Bagavatgita:Rabbin ezgisi" isimli...) okuduktan sonra bu kanıya vardım:D :)
Hayatın anlamını ve "yaratılış" sürecini anlamlı mistik, sembolik bir dille güzel ifade ettiğini düşünüyorum.
Ancak diğer yandan Buddhizm, Hinduizm'den tabi ki daha felsefi ve mantıklı bir din.
Sonuç olarak Hinduizm mistik dinlerin, Buddhizm ise felsefi dinlerin "kralıdır" diyorum bu iki dinin araştırmaya değer dinler olduğunu söylüyorum :) :)
Karma ve reenkarnasyon felsefesi sadece doğuya ait değil aslında... Batıda Platon ve özellikle Plotinus gibi değerli pek çok filozof reenkarnasyon ve karmayı savunmuştur. Bu öğretiler, batı mistisizminin doruk noktası olan Gnostisizmde de öğretilmiştir.
sodomo--
04-04-2007, 02:10
"Don Carlos'un Öğretileri"ni okuyanınız var mı? Carlos Casteneda'nın bütün serilerini okuyun tavsiye ederim. Â*İşte bir ikisi burada:
https://www.ideefixe.com/kitap/tanim.asp?sid=LK3BNDYCA33L6KKVY3ZR
http://ideefixe.com/kitap/tanim.asp?sid=KSL5Z76TFB2GQI4H1499
https://www.ideefixe.com/Kitap/tanim.asp?sid=O4KKZTC6JI0LCO86B5Z8
"Benim için dünya esrarengiz - harikulade, ürkütücü, gizlerle dolu, kavranılmazdır o zira; ben senin burada, bu görkemli alemde, bu görkemli çölde, bu görkemli zamanda olmanın sorumluluğunu üstlenmen gerektiğine inanmanı istedim hep. Her bi eyleminin sonucunu hesaba * katmayı öğrenmen gerektiğine inanmanı istedim; zira sen burada kısa - aslında, onun tüm görkemlerine tanık olamayacağın denli pek kısa - bi süre kalacaksın yalnızca."
* * * * * * * * * * * *-Don Juan-
Nepalde Budist tapınaklarını gezerken bazı ritüelleri videoya aldım. Sizlerle paylaşıyorum. Görün bakalım benzer yanlar nelermiş...
Nepal, Katmandu, Budizm
http://www.youtube.com/watch?v=kwBBhhEIa6I
Sevgili Antimuhammed bunların hepsi sofi Â*kehribar tesbih hepsinin elinde ...Maşşallah
Abi birde bu kilibi izle doksandokuzluk tesbihi boynuna asmış tam bir cengaver
http://www.youtube.com/watch?v=ukvcNxCzGww&mode=related&search=
Sonuna dikat lütfen ..
[b]Nepalde Budist tapınaklarını gezerken bazı ritüelleri videoya aldım. Sizlerle paylaşıyorum. Görün bakalım benzer yanlar nelermiş...
Nepal, Katmandu, Budizm
Dinlemek istemeyen adama zorla dinletemezsin dostum.
Dindeki kısa devre benim pederde de oluyor. Ulaşamayacağı kadar zor biryere koyumuş hayalinde iyiyi güzeli, harab ediyor kendini. Kendi de kötü etrafındakiler de. Çok yorgun olunca böyle düşünmek de mutsuz olmak da kolay oluyor. Sonra yorgun olduğu için iyiler güzeller iyice yüzeyselleşiyor. Para - zeka - başarı değer yargıları. İnsana o özellikleri var mı diye bakmıyor. O özellikler o insana sahip mi diye bakıyor. Esas olan o yüzeysel ve nerdeyse herşeyi yutmuş kavramlar ve kendi kişisel başarısı da borsa - yatırım vb şeylerde başarılı olmaktan geçiyor. Ancak bu rasyonel bir başarı da değil ... Neyse daha derine girmeye gerek yok .
Şunu anlatmak istiyorum nefative feedback loop (negatif geribesleme) sistemini bağladığınız bütün varlıklarda, ister insan olsun ister makina olsun sistemin stabilize olduğu bir nokta ve bir çalışma aralığı oluşuyor. Fiziksel gerçeklik dışı her bağlantının fiziksel gerçeğe anca izdüşümü olur. O da, teşbihde hata olmadığından değil de zaten teşbih başlı başına aslı olmadığından, hata aranmaz.
Bahsi geçmiş olan ulaşılmazı hedefleyen her türlü *! düşünce sistemi, insanı ulaşabileceğinden uzaklaştırır bu evrensel fizik kanunudur, diye düşünüyorum. Sürekli uzaktaki fantizeleri kurarken ve kendini kötü hissederken şu anı mutlu yaşamak mümkün mü ?
Ehh ben de foruma bu mesajla katıldım. Bana hayırlı uğurlu olsun. Sizin de (umarım) gönlünüze göre olsun.