PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Tarihin en buyuk aldatmacasi


Selmet
11-11-2015, 11:43
yuval noah harari'ye göre şudur:
bu hikaye tamamen fantastiktir.

insanların zamanla daha zeki olduklarına dair hiçbir kanıt yoktur. avcı toplayıcılar doğanın sırlarını tarım devrimi'nden çok önce de biliyorlardı, çünkü hayatta kalmaları topladıkları bitkiler ve avladıkları hayvanlar hakkında çok detaylı bilgi sahibi olmalarına bağlıydı. tarım devrimi yeni ve kolay bir yaşama biçimi sağlamaktan ziyade, çiftçilere genellikle avcı toplayıcılarınkinden daha zor ve daha az tatmin edici bir yaşam oluşturdu. avcı toplayıcılar zamanlarının daha büyük bölümünü, çeşitli ve insanı zihinsel olarak uyaran faaliyetlerle geçiriyorlardı, ayrıca açlık ve hastalıkla boğuşma ihtimalleri de daha düşüktü. tarım devrimi insanlığın elindeki toplam gıda miktarını kesin olarak artırdı ancak daha iyi bir beslenme veya daha çok keyifli zaman yaratmadı. daha ziyade nüfus patlamasına yol açarak şımarık seçkinler yarattı. ortalama çiftçi ortalama avcı toplayıcıdan daha fazla çalışarak karşılığında daha kötü besinlere sahip oldu. tarım devrimi tarihin en büyük aldatmacasıdır.bunun sorumlusu kimdi? krallar da değil, rahipler ya da tüccarlar da. suçlular buğday, pirinç ve patatesin de aralarında bulunduğu bir avuç bitki türüydü. homo sapiens bu bitkileri evcilleştireceğine, bunun tam tersi gerçekleşti.tarım devrimini bir de buğdayın gözünden değerlendirelim. 10 bin yıl önce buğday sadece ortadoğu'nun bazı bölgelerinde sıkışmış yabani bir ottu. birden bire birkaç bin yıl içinde tüm dünyada yetişmeye başladı. en temel evrimsel hayatta kalma veüreme kriterlerine göre dünya tarihindeki en başarılı bitkilerden biri oldu. 10 bin yıldır tek bir buğday başağının yetişmediği kuzey amerika'nın büyük ovaları gibi bölgelerde, bugün yüzlerce kilometrelik buğday tarlalarında yürüyebilir ve başka hiçbir bitkiyle karşılaşmazsınız. dünya çapında buğday 2,25 milyon kilometrekarelik bir alan kaplamaktadır, britanya'nın neredeyse on katı. bu kadar önemsiz bir ot, nasıl her yerde bulunan bir bitki haline geldi?buğday, bunu homo sapiens'i kendi ihtiyacı doğrultusunda yönlendirerek yaptı. bu maymuntürü 10 bin yıl öncesine kadar normal bir avcı toplayıcı yaşamı sürüyordu, ama bu tarihten itibaren buğday yetiştirmek için giderek daha fazla efor sarf etti. birkaç bin yıl içinde dünyanın dört bir tarafındaki insanlar şafaktan gün batımına kadar buğdayla ilgilenmek dışında hemen hiçbir şey yapmaz olmuştu. bu kolay bir iş değildi. buğday çok emek isteyen bir bitkidir, kayalık ve çakıllı arazileri sevmez, bu sebeple sapiens tarlaları temizlemek içinbeli çatlayana kadar çalıştı. buğday kendi alanını, suyunu ve besin kaynaklarını da diğer bitkilerle paylaşmayı sevmez bu yüzden erkekler ve kadınlar kavurucu güneş altında uzun saatler çalışarak ot yolarlardı. buğday hastalık da kapabilirdi, bu yüzden sapiens küf ve kurtlara karşı da tetikteydi. bunaek olarak buğday kendisini yemek isteyen diğer organizmalara karşı savunmasız olduğundan çiftçiler çekirge sürülerine ve tavşanlara karşı önlem alarak bitkiyi korumaya çalıştılar, çok su istediği için kaynaklardan ve derelerden su taşıdılar, hatta tezek toplayarak yetiştiği toprağı beslemek zorunda kaldılar.homo sapiens'in vücudu bu tür işler için evrimleşmemişti. geyiklerin arkasından koşmaya, elma ağaçlarına tırmanmaya uygundu, kaya toplamaya veya su kovası taşımaya değil. insanlar bunun bedelini omurga,diz, boyun ve bel ağrılarıyla ödediler. eski iskeletler incelendiğinde tarıma geçişin insanlara bel fıtığı, eklemlerde kireçlenme ve diğer fıtıklar olarak geri döndüğü görülmektedir. dahası, bu yeni tarımsal işler o kadar çok zaman almaktaydı ki, insanlar buğday tarlalarının yakınına kalıcı yerleşimler kurmak zorunda kaldılar. bu onların yaşamını tamamen değiştirmişti. biz buğdayı evcilleştirmedik, buğdaybizi evcilleştirdi. evcilleştirmek (domestikasyon) latincedeki domus (ev) kelimesinden türemiştir. evde yaşayan ise buğday değil, sapiens'tir.nasıl oldu da, buğday homo sapiens'i pek de fena olmayan bir yaşamı, sefalet içinde bir yaşamla değiştirmeye ikna edebildi? bunun karşılığında ne sunuyordu? daha iyi beslenme sunmadığı kesindi. unutmayın, insanlar geniş çaplı besin kaynakları yiyerek gelişen, her şeyi yiyen canlılardır. tarım devrimi'nden önce tahıllar insan beslenmesinin yalnızca küçük birbölümünü oluşturuyordu. tahıllara dayalı bir beslenme biçimi mineral ve vitamin yönünden zayıf, sindirimi zor, ayrıca diş ve dişetlerine zararlıdır.buğday insanlara ekonomik bir güvenlik de sağlamadı. köylününyaşamı avcı toplayıcınınkinden daha güvensizdir. avcı toplayıcılar hayatta kalmak için onlarca besin tüketirdi ve bu sayede de, zor geçen yıllarda yiyecek depolamamış olsalar bile, hayatta kalabiliyorlardı. türlerden biri azaldığında diğerini toplayıp avlayabiliyorlardı. çiftçi toplumları çok yakın bir zamana kadar kalori alımlarının çok büyük bir bölümünü az sayıdaki evcilleştirilmiş bitkiden sağladılar, hatta çoğu bölgede buğday, patates ve pirinç gibi tekbir bitkiyle beslendiler. eğer yağmurlar yetersiz kalır veya çekirge sürüleri ve mantarlar bubitkileri nasıl ele geçireceklerini keşfederse, binlerce hatta milyonlarca köylü ölebilirdi.buğday insanlardan gelen şiddete karşı da güvence sunan bir şey değildi. ilk çiftçiler, en azavcı toplayıcı ataları kadar, hatta muhtemelen onlardan da vahşilerdi. çiftçilerin hem daha fazla eşyası hem de tohum ekmek için toprağa ihtiyaçları vardı. komşu kabilelerin tarım alanlarına saldırıları, karın tokluğuyla açlık arasındaki farkı belirleyebilirdi, bu yüzden de uzlaşmaya yer yoktu. avcı toplayıcı bir grup, başka bir gruptarafından baskıya maruz kaldığında genellikle kendisini kurtarabiliyordu. zor ve tehlikeliydi ama mümkündü. güçlü bir düşman bir tarım köyünü tehdit ettiğinde ise, geri çekilmek tarlaları, evleri ve gıda depolarını bırakıp gitmek anlamına gelirdi. çoğu durumda kaçanlar açlıkla baş başa kalırdı. bu yüzden çiftçiler oldukları yerde kalıp güçleri kadar savaşmayı seçerlerdi.......zamanla, "buğday işi" giderek daha zor ve çetrefilli hale geldi. çocuklar kitleler halinde ölüyor, yetişkinler de kan ter içinde kalarak yaptıkları ekmekleri yiyordu. m.ö. 8500'de yaşayan bir jericholu aynı yerde m.ö. 9500 ya da 13.000 yılında yaşayan birinden daha zor bir yaşam sürüyordu. ancak kimse ne olup bittiğinin farkında değildi. her nesil bir önceki gibi yaşamaya devam ediyor, sadece arada sırada bazı alanlarda küçükiyileştirmeler yapılıyordu. çelişkili bir biçimde, yaşamı kolaylaştırmak amacıyla yapılan bir dizi "iyileştirme", çiftçilerin boynundaki ilmeği daha da sıkılaştırıyordu.insanlar bu kadar hayati öneme sahip bir konuda neden yanlış hesap yapıyorlardı? tarih boyunca neden hep yanlış hesap yaptılarsa, o yüzden. insanlar kararlarının tüm sonuçlarını tahmin edemezler. ne zaman daha fazla çaba göstermeleri gerekse -örneğin tohumları toprağın yüzüne serpmek yerinetoprağı çapalamak gibi- insanlar,"evet belki daha fazla çalışacağız,ama hasadımız çok daha fazla olacak! verimsiz geçen yıllarla ilgili endişe duymayacağız. çocuklarımız aç yatmayacak," diye düşünüyorlardı. aslında mantıklıydı. daha çok çalışırsanızdaha iyi bir yaşamınız olur. onların planı da buydu.planın ilk kısmı iyi işledi. insanlar gerçekten de daha çok çalışıyordu, ama çocuk sayılarının artacağını öngöremediler. ürettikleri fazla buğday daha çok çocuk arasında bölüştürülüyordu. aynı şekilde, ilk insanlar çocukları daha az anne sütü ve daha fazla yulaf lapasıyla beslemenin, onların bağışıklık sistemini zayıflatacağını, kalıcı yerleşimlerin hastalıklar için harika bir üreme alanı olduğunu da anlayamadılar. kendilerini tekbir besin türüne bağımlı kılarak kuraklığın tehlikelerine daha açık hale geleceklerini öngöremediler. keza, ilk çiftçiler, iyi geçen dönemlerde gıda depoları yapmanın hırsızlarıve düşmanları teşvik edeceğini, bunlara karşı da savunma duvarları yapmak ve nöbet tutmak gibi şeyler yapmak zorunda kalacaklarını da düşünmemişlerdi.o halde neden planları tutmayınca insanlar çiftçiliği bırakmadılar? bunun sebebi kısimen, bu küçük değişimlerin birikerek toplumu değiştirmesinin nesiller boyuncasürmesi ve en sonunda kimsenindaha önceki insanların farklı yaşadıklarını hatırlamamasıydı. kısmen de, nüfus artışının insanların geri dönüş ihtimallerini ortadan kaldırmasıydı. eğer tarla sürmekbir köylü nüfusunu 100'den 110'a çıkardıysa, hangi 10 kişi diğerlerinin eski güzel yaşamına dönebilmesi için kendini feda edecekti? geri dönüş mümkün değildi artık. insanlar tuzağa düşmüştü...

Kurdistannn
11-11-2015, 12:16
Gerçi fantastik yazı belki cevap niteliğinde gözükmemesi lazım yine de insan zekası ve beyni üzerine bu yazıyı okumanızı öneririm. Çok uzun değil.
http://www.essortment.com/evolution-human-brain-47736.html

vishnu
11-11-2015, 18:18
vatan kavramı da tarım devrimi ile başlar. insanlar yerleştikleri tarım yaptıkları toprakları aç kalmamak için savunmak zorundaydılar. işte bu vatan kavramının başlangıcıdır. sana ekmek sağlayan toprağı korumak.