PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Susmayın, bebekler ölüyor!


xcan
29-12-2015, 14:21
Susmayın, bebekler ölüyor! İnsanlar bahçelere gömülüyor

Cizre’de pek çok kişi evlerin alt katlarında gizleniyor. Bazı kişiler ise banyolarında yatıp kurşunlara karşı duvarları yastıkla sarıyor. Cenazeler mezarlığa götürülemiyor. Evinin bahçesine gömülenler var. Bunlardan biri kurşunla ölen 37 yaşındaki Cahide Çıkal

Facebook (http://www.birgun.net/#facebook) Twitter (http://www.birgun.net/#twitter) Google+ (http://www.birgun.net/#google_plus) LinkedIn (http://www.birgun.net/#linkedin) WhatsApp (http://www.birgun.net/#whatsapp) Email (http://www.birgun.net/#email) Print (http://www.birgun.net/#print)
29.12.2015 08:26
http://static.birgun.net/resim/haber-detay-resim/2015/12/29/susmayin-bebekler-oluyor-insanlar-bahcelere-gomuluyor-100084-5.jpg
ERK ACARER / @eacarer / erkacarer@birgun.net
Bölge halkı, canından bezmiş durumda, Cizreliler; “Ne olur kendinizi bizim yerimize koyun” diye sitem ediyor: “Bir an için gözünüzü kapatın ve sevdiklerinizi toprağa vermek zorunda kaldığınızı düşünün. Ya da sürekli bu endişeyle yaşadığınızı hissedin! Nereden geldiği belli olmayan bir kurşuna veya top mermilerinden etrafa sıçrayan şarapnel parçalarına kurban gidiyoruz. Kimimiz balkonumuzda, kimimiz bahçemizde, kimimiz ihtiyacımızı karşılamaya gittiğimiz sırada ölüyoruz.”
Yiyecek, içecek bitiyor!
Hendeği olmayan ve ablukadan önce hiçbir çatışmanın yaşanmadığı Dicle Mahallesi’nde ikamet eden Mesut B.’nin sözleri, Cizre’de neler olduğu ve neler olabileceği hakkında bilgi veriyor: “Güvenli hiçbir yer yok, ölüm kol geziyor, kaçış yok. Sıradan bir hayat sürdüğümüz mahallelerde, caddelerde, sokak aralarında zırhlı araçlar, tanklar, yüzü maskeli eli silahlı dev cüsseli askerler, polisler var. Yüksek yerlere konuşlanan keskin nişancılar duruyor. Dışarıda kuş bile uçmuyor. Onlarca aile evini terk edip tek bir bodrum katına sığınmış durumda. Marketler, manavlar, eczaneler ve hastaneler haftalardır kapalı. Su yok, elektrik yok, telefon ve internet yok. Depoladığımız yiyecek ve içecekler bitmek üzere.“
Mağaza yönetici olan 27 yaşındaki Mesut B. “Cizre’de top atışı yapılmayan yer kalmadı” diyerek sürdürüyor: “Kulakları sağır eden bombaların ve saatlerce süren çatışmaların seslerine dayanamayıp kalp krizinden ölen yaşlıları, korkudan dili tutulan, ağlamaktan sesi kesilen, kulaklarını tıkayan, saklanacak yer arayan küçücük, el kadar çocuklar önemini yitirdi bile.” Mesut B. “sessizlik bizi öldürüyor” sözleriyle anlatıyor: “Buralarda bu acılar yaşanırken, bizler bu kadar çaresizken ülkenin bütün televizyon kanallarında hala evlik programları ve diziler yayınlanıyor. Oysa buralarda yaşlıların ve küçücük çocukların acı feryatları var. Bilin, görün, duyun ve hissedin! Lütfen sessiz kalmayın.”

Miray’ı yaşatalım derken bir cenazemiz daha oldu
Kapıyı delip geçen kurşunlardan birinin başına isabet etmesiyle yaşamını yitiren 3 aylık Miray bebeğin amcası ise kâbus gibi geceyi ve sonrasında yaşananları anlatıyor. Serhat İnci; “Bu seferki abluka bildiğiniz gibi değil, bu başka bir şey, kapıya çıksak öleceğimizi biliyoruz. Hatta Miray’da olduğu evin içinde de ölüyoruz” diye konuşuyor.
İnci, henüz üç aylık yeğenini kaybettiği geceden de “yaşadıklarımız film gibi bu da en kötüsüydü” sözleriyle aktarıyor:
“Evimizin karşısındaki tepeye keskin nişancıları yerleştirdiler. Bütün aile alt katta oturuyorduk. Kurşunlar karşıdan gelip kapıyı deldi, geçti. Birinin Miray’a isabet ettiğini anladık. Ağlıyordu, sonra bir anda sustu. Birkaç dakika sessizlik oldu, ne yapacağımızı bilemedik. Sonra birden yeniden ağlamaya başladı. Herkes ‘Bebek yaşıyor’, diye bağırıyor, evin içinde koşturuyordu. Çaresizlik içindeydik. Babam ‘Telaş etmeyin, sakin olun, ölsek de bebeği hastaneye götüreceğiz’ dedi. Önce 112 acil servisi aradık. Hastane, evimizin karşısında… Acil servis, ‘Buraya doğru yakınlaşın, hendekler olduğu için evin önüne gelemeyiz’ dedi. Ardından yine babam 155’i aradı. Durumu anlattı. ‘Dışarı çıkıyoruz, ateş etmeyin, silah sıkmayın’ dedi. İki erkek, bir kadın olsun, beyaz bayrakla çıkın’ diye karşılık verdiler. Büyük yengem, amcam ve dedem çıktılar.”
http://static.birgun.net/resim/haber-ici-resim/2015/12/29/susmayin-bebekler-oluyor-insanlar-bahcelere-gomuluyor-100087-1.jpg‘Meğer hepsi vurulmuş’
Amca Serhat İnci daha sonra olanları ise şöyle anlatıyor: “Kucaklarında Miray’la çıkmalarından üç dört dakika sonra onların yürüdüğü yönden silah sesleri duyduk. Hemen amcamı aradık. ‘Bizle ilgisi yok’ dedi. Oysa ellerinde beyaz bayrak olduğu halde onlara ateş açmışlar. Amcam soğukkanlılıkla, bizim de dışarı çıkmamızı engellemek için gerçeği söylememiş. Tersi durumda hepimiz ölecektik. Büyük yengem yani Miray’ın ninesi ve dedem vurulmuş. Sürünerek ambulansa ulaşmaya çalışmışlar. Dedem öldü, yengem tedavi oluyor. Medya gerçekleri yansıtmıyor, ateş edilen yerde keskin nişancılar vardı. Miray yaşayacaktı ancak ikince kez sıkılan kurşunla öldü. Bir yaşam kurtarmaya çalışırken, bir cenaze daha verdik.
Komşumuzu bahçeye gömdük
Cizre'de morgda yer kalmadığı belirtiliyor. Soğuk hava deposunda tutulan cenazeler de var. Öte yandan defnedilemeyen cenazelerin bir kısmının da evlerinin bahçelerine gömüldüğü ifade ediliyor. Hiç olay olmayan Kale mahallesinde, vurulan 37 yaşındaki Cahide Çıkal adlı bir kadının, polisten alınan özel izinle evinin bahçesine gömüldüğü belirtiliyor. Olayı yaşayanlardan ve cenazeyi yaşardığı evin bahçesine defnedenlerden Fatih M. Şunları anlatıyor: “Defin işlemleri gerçekleştirilemiyor. Vurulan Çıkal’ı da özel izinle, on kişi evinin bahçesine gömdük. Komşumuzun babası da 90’larda faili meçhul bir cinayete kurban gitmişti. Burası ise çocukların oyun alanı. ”





http://www.birgun.net/haber-detay/susmayin-bebekler-oluyor-insanlar-bahcelere-gomuluyor-99194.html

xcan
29-12-2015, 15:31
Komünist Parti'den suç duyurusu: Sokağa çıkma yasakları suçtur

Komünist Parti bölgede uygulanan sokağa çıkma yasakları ve "güvenlik tedbiri" adı altında yapılan operasyonlarla insanlık suçunun işlendiğini belirterek devlet görevlileri hakkında suç duyurusunda bulundu.
http://haber.sol.org.tr/sites/default/files/styles/newsimagestyle_615x410/public/sur_10.jpg?itok=T7ARz9PO


Haber Merkezi
Salı, 29 Aralık 2015 09:41
 (http://twitter.com/share?text=Kom%C3%BCnist+Parti%27den+su%C3%A7+duyu rusu%3A+Soka%C4%9Fa+%C3%A7%C4%B1kma+yasaklar%C4%B1 +su%C3%A7tur&url=http://haber.sol.org.tr/turkiye/komunist-partiden-suc-duyurusu-sokaga-cikma-yasaklari-suctur-140910&via=solhaberportali)  (https://www.facebook.com/sharer/sharer.php?u=http://haber.sol.org.tr/turkiye/komunist-partiden-suc-duyurusu-sokaga-cikma-yasaklari-suctur-140910)  (https://plus.google.com/share?url=http://haber.sol.org.tr/turkiye/komunist-partiden-suc-duyurusu-sokaga-cikma-yasaklari-suctur-140910)

Komünist Parti, Diyarbakır, Mardin, Şırnak, Hakkari, Muş, Batman illerinde hukuka aykırı şekilde uygulanan sokağa çıkma yasaklarına karşı suç duyurusunda bulundu.
KP'nin dün yaptığı suç duyurusunda, Diyarbakır, Mardin, Şırnak, Hakkari, Muş, Batman illeri valileri, emniyet müdürleri, emniyet müdürlüklerinin ilgili personeli, jandarma komutanları, jandarma komutanlıklarının ilgili personeli ve tespit edilen diğer tüm görevliler şüpheli olarak gösterildi.
Suç duyuru dilekçesinde, "Ülkemizin içinden geçtiği süreçlerde yaşanan tüm olaylar incelendiğinde, fiili bir olağanüstü hal yaratıldığı; gerçekleşen fiili durum ile birlikte de “hukuk devleti” ilkesinin yürütme organı tarafından yok sayıldığı, pek çok kanuna aykırı uygulama meydana geldiği, Diyarbakır, Mardin, Şırnak, Hakkari, Muş, Batman illerinde ilan edilen sokağa çıkma yasağı ve güvenlik tedbiri adıyla uygulanan eylemler ile temel hak ve özgürlüklerin engellendiği" vurgulandı.
'KAYITSIZ KALINAMAZ'
Tüm yurttaşların haklarının korunmasını ve bu hakların, insanlık tarihi boyunca süregelen tüm birikimlerin de ötesine taşınmasını amacı ve görevi olarak gördüğünü belirten Komünist Parti, programı ve tüzüğü gereğince, uygulanan yasakların ortaya çıkardığı hak ihlallerine karşı kayıtsız kalınmasının düşünülemeyeceğini ifade ederek, dilekçede suça konu eylemlerin hukuki niteliği ve gerçekleşen suçun unsurları ile failleri hakkında değerlendirmelere yer verdi.
Dilekçede, kanunda yer almayan bir tedbirin uygulanmasının açıkça hukuka aykırı olduğu, Anayasa’ya göre ancak sıkıyönetim ve olağanüstü hal ilanı halinde sokağa çıkma yasağı ilan edilebileceği belirtildi. Ayrıca kanunlarda yer almayan yasağın kamu görevlileri tarafından kullanılamayacağı, Terörle Mücadele Kanunu’nda, tedbir kapsamında böyle bir yasağın yer almadığı, İl İdaresi Kanunu’da yer alan karar ve tedbirlerin de bu anlama gelmeyeceği belirtilerek, Anayasa’nın yerleşme ve seyahat özgürlüğüne dair sınırlamaların Anayasa’nın 13. maddesi kapsamında yapılması gerektiği vurgulandı.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne de gönderme yapılan dilekçede, soyut, belirsiz ve sınırsız bir kanun hükmünün yorumlanması yolu ile anayasal hakların kullanımını ortadan kaldırır derecede uygulanmasının kabul edilebilir nitelikte olmayacağı ifade edildi.
'FAİLLER ANAYASAL HAKLARI ENGELLİYOR'
Belirtilen illerde “sokağa çıkma yasağı” adı ile başvurulan tedbirler ve sınırlamaların tamamının Anayasa ve kanunlara açıkça aykırı olduğu belirtilen dilekçede, faillerin anayasal hakları engelledikleri, bu kapsamda şahsen cezai sorumlulukları bulunduğu, konusu suç teşkil eden emrin hiçbir surette yerine getirilmemesi gerektiği, aksi takdirde yerine getiren ile emri verenin sorumlu olacağı, bu kapsamda suç teşkil eden bir eylem gerçekleşirse bu emri veren ve uygulayanların müşterek olarak sorumlu olacakları vurgulandı.
'İŞLENEN SUÇLAR PERDELENİYOR'
Dilekçede, sokağa çıkma yasaklarının dökümü örneklenirken, eğitim ve öğretime, çalışmaya ara verilmesi, yaralıların beyaz bayraklar ile hastaneye ulaşma çabası, vefat eden kişilerin defin işlemlerinin bekletilmesi gibi pek çok örnek verildi; yasakların ve bağlı olarak da suçların zincirleme olarak devamı aktarıldı. Ölüm ve yaralanmalarla sonuçlanan olaylara ilişkin medya haberleri anlatıldı. Ayrıca, sokağa çıkma ilanı nedeniyle, bölgede işlenen birçok suçun perdelendiği üzerinde duruldu.
Dilekçenin devamı şu şekilde:
"Siyasal, felsefi, ırki veya dini saiklerle toplumun bir kesimine karşı bir plan doğrultusunda sistemli olarak kasten öldürme, kasten yaralama ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma eylemlerinin işlenmesi insanlığa karşı suçtur. Hükümet tarafından verilen beyanatlarda da kapsamlı bir plan doğrultusunda, çeşitli kolluk kuvvetlerinin koordinesi doğrultusunda, bu yasakların ilan edildiği/edileceğinin bildirildiği, bu kanunsuzluğun da iktidar partisi tarafından bizzat planlandığı, valilere bu konuda talimatlar verildiği açıktır."
"Şikayete konu suçun asli failinin hükümet partisi olup, valiler başta olmak üzere diğer devlet organlarının bu suça azmettirildiği, bu eylemler neticesinde TCK 77. maddede yer alan insanlığa karşı suçlar başlığı altında düzenlenen suçun maddi ve manevi unsurlarının oluştuğu anlaşılarak faillerin bu madde hükmünden cezalandırılmasını talep ediyoruz."
"Ayrıca, TCK 109. madde kapsamında, sokağa çıkma yasağı ile birlikte kişilerin evlerinde bulunmaya zorlandığı ya da dışarıdan o bölgeye girişin engellendiği, bu sebeple de bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakmak suçtur. Yine TCK 112., 113., 117. ve 124 maddeler kapsamında, ilan edilen yasak ile birlikte eğitim ve öğretim hakkı, sağlık hakkı, çalışma hakkı, haberleşme hakkı, haksız ve kanunsuz yere engellenerek suç unsurları oluşmuştur."
"Açıklanan ve re’sen gözetilecek sebeplerden dolayı tespit edilen ve soruşturma neticesinde tespit edilecek şüpheliler hakkında soruşturmanın gerçekleştirilerek şüphelilerin cezalandırılmasını talep ediyoruz."

aliyarasfal
29-12-2015, 16:27
Bunca tank-top-silah üretenler neden susuyor?

Suriyede, İsrailde, Kuzey Afrikada (sudanı özellikle hatırlayın, BM gözetiminde toplu katliamlar,tecavüzler ve yalandan bunu yapanların terörist ilan edilmesi ve terörist denilenlerin ülkemizde ağırlanması ve Sudana Başkan olması vede hiç kimsenin ses çıkartmaması) ve nice yer ve zamanda kimler karşı çıktı çocukların öldürülmesine? Tecavüzlere vahşet ve dehşet tablolarına? Batı? ABD? Rusya? Çin? Silah üreten hangi ülke? Kimin umurunda arkadaş?


Bu cehalet ve vahşet dolu inançların sırtına binmiş siyasi ideolojileri kimler silahlandırıyor? Bu Vahşeti yaratan ülkelere kimler müttefik diyerek her türlü savaş donanımını sağlıyor?

Türkiye ve benzer diktatörlerin yönettiği ülkeler elindeki her silahı vatandaşa karşı şiddetle kullanırken bunu satanlar ne olduğunun gayet farkında. umursuyorlar mı sanıyorsunuz kim ölmüş? Çocuklar ölüyor ve çocukların anası babası ve bu katliamların karşısında susamayam vicdanlı ama silahsız bir avuç insan ki geneli ateist ve tezattırrki hakkını savundukları insanlarcada düşman belletilmiş bir avuç vicdandır direnen bu zalimliğe.

PKK dan yada herhangi bir terör örgütünden bahsetmiyorum, emperyalizmin kucağında özgürlük savaşı olmaz, olamaz, emperyalizm kölelik sistemidir, yani doğasına aykırıdır onunla işbirliği yapılarak bağımsız olmak.

Diyeceğim odurki, silahımız yok , vicdanımız var, oda bize yeter, korkak ve alçak ideolojilerin(faşist) kazandığını sandığı aslında dünyanın ve hepimizin kaybettiği bir savaştır. kazanırken kaybedenlerdir faşist ideolojiler. dünyayı ve insanlığı ve çocuklarına çocuklarımıza kapkara korkunç bir gelecektir vaad ettikleri. Farkında olamayacak kadar cahil ve beyinleri yıkanmış, farketmeye yanaşmayacak kadarda korkkaktırlar. güce tapandan insan olmaz.Çünkü vicdanını, aklını, insanı insan eden tüm güzel ve iyi değerleri anlık ve yalan yanlış ideolojiler uğruna ,ruhunu şeytana satmak deyimiyle uyumlu, emperyalizmin payandası,silahı, köpeği ve o ne isterse o olmayı tercih etmiş veya ettiğinin dahi farkında değildir.


Şimdilik saygımla gittim...

spartacus
29-12-2015, 22:15
Ortadoğulaşmış hakim zihniyeti, resimler anlatsın. Gerçi her şey Başkanlık için, Erdoğan'ın taktiği belli, bilinir ki toplumalrın geri bilinçli kitlsei çoğunluğu temsil ettiğinde, siyasetçielr toplumun en geri yanalrına hitap eder. Önce bir kaç düşman edinmelidir, bu düşmanalr ise toplumun geri bilincinde karalanmış olmalı. Misal müslüman olmayanlar, ecnebiler, gavurlar, kafirler, Ermeniler, aleviler, kürtler vs.....

Önce plan devreye sokulur, bir kaç provakasyonla geri bilinçli toplumun dikkati bir kaç noktaya odaklanır. Bu süreçte geri bilince hitap eden propagandalar basın, medya organalrı aracılığıyla bir süre pohpohlanır, pompalanır. Kitleler kıvama geldiğinde yani LİNÇ KÜLTÜRÜ HAKİM OLDUĞUNDA, siyaset sahnesindekiler planalrını fiiliyata dökecektir. Önceden belirlenmiş ve alt yapısı tamamlanmış olan hedeflere sırasıyla saldırılacak, o hedefler direneceği içinde geri toplumun tepkiselliği onlarca kat artacaktır. Bu sayede hakim olan siyasetçiler her şeylerini, en ala pislik işlerini dahi diledikleri gibi götürecektir.

neyse, kaba, saba anlatıyorum, özünde hiçte kaba, saba analtılmaması, ciddiyetle ele alınamsı gereken bir konu...

Erdoğan'ı başkan yapacak olan 2 kesim var.
1.) Dinciler(kemik taratar) ve onlara bağlanmış değişken kitle.
2.) Irkçı ve milliyetçiler...

1 Numaralı çantada keklikti lakin yeterli sayıyı sağlamıyordu... 2 Numaralanında saflara çekimesi gerekiyordu...

Eğer 1 noluyu çekmek gerekseydi, ülkede azınlık olan diğer inançlar hedefe konacak ve ciddi bir baskı, şiddetle saldırılacaktı(muhtemel aleviler olacaktı, mum söndürüyorlar vb propagandaları ise at başı gidecekti). 1 Nolu için buna gerek yok, ama 2 nolu için ise kurban aleviler değil, tabiki farklı mileltler olacaktı...

Şu an olan biten aslında bu senaryo, çünkü başkanlık(meşrulaştırılmış diktatörlük, EMİR REJİMİ!) için Erdoğan 2 NOLUYA ve iç, dış düşmana muhtaç... neyse ki dış düşmanda bulundu, RUSYA... Esad, Rusya dış düşman, israil ise şimdi dost sayılmalı... İç düşman ise gidişattan rahatsız olan her türlü demokrat kesim, kürtler... Kısaca bu yöntem, tarz siyaset ne yazık ki 3. dünya ülkelerinde hala kral tacı...

Bu sorun ne zaman biter, Erdoğan başkan yapılırsa, ya da bir başka yol daha var, alaşağı edilmeli, lakin görünen şu ki mevcut koşullarda buna el vermiyor. Bu saatten sonra AKP'nin la dediğine lo dediğiniz an ya vatan hainisiniz ya da terörist...

Atilla Taş'ın bir tweet olayı var, geri bilinç ve AKP'nin ürettiği propagandaların etkisi temelinde, demek istediğim basitçe ve hayli net görülebilir.

https://fbcdn-sphotos-g-a.akamaihd.net/hphotos-ak-xfa1/v/t1.0-9/10367143_209778749364537_5494774106255711632_n.jpg ?oh=5810e2e2a3cde3519ad02533dc17abbb&oe=56FF3082&__gda__=1459458484_6b0fab6e0e9230de55b93160a0d4349 5


Özel harekat denen ama temeli Gladio olan yapılanmanın, polis kesiminin yazılamalarına bir kaç örnek...
http://www.ilerihaber.org/images/haberler/emniyetten-esedullah-genelgesi.jpg
Alman dazlaklar iş başında;
http://www.tahahaber.com/image.php/silvan-da-bir-halkin-onuruyla-oynandi-polislerin-duvar-yazilari_1.jpg?width=643&height=323&cropratio=643:323&image=/upload/news/silvan-da-bir-halkin-onuruyla-oynandi-polislerin-duvar-yazilari_1.jpg
http://www.yorum365.com/resimler/haberler/575/55980_emniyet-ten-o-duvar-yazilari-icin-aciklama-itibarimiza-zarar-veriyor.jpg
http://www.haberesinti.com/images/haberler/silvanda-polisin-duvara-yazdigi-yazi-sosyal-medyayi-salladi.jpg
(kurdun dişine kan değdi korkun -> yani saldıracak, kan kokusu iştahını kabarttı)
http://cdncms.zaman.com.tr/2015/11/15/kurd.jpg

http://www.demokrathaber.net/images/haberler/2015/11/kilicdaroglu_ndan_silvan_tepkisi_devlet_duvara_yaz i_yazmaz_h57330_f47b0.jpg

Yıldıztozu
30-12-2015, 20:31
Erdoğan'ı başkan yapacak olan 2 kesim var.
1.) Dinciler(kemik taratar) ve onlara bağlanmış değişken kitle.
2.) Irkçı ve milliyetçiler...

İki yüzlü siyasetçilerin oy toplayabilmelerinin en kolay yolu bu sanırım. Dindarlar ve milliyetçiler. Bunların duygularını kullanarak oy toplamak en kolayı.
Aslında solcu ve ateist görüşlü birisi iktidara gelebilmek için önce bu iki kesime yandaş bir görüntü verip, daha sonra iktidara gelince çaktırmadan kendi görüşüne uygun bir şekilde devleti yönetse güzel bir fikir olabilir. Yani başka türlü iktidara gelinemiyor. Halkı kandırmak ve duygularıyla oynamak gerekiyor sanırım.

spartacus
30-12-2015, 21:01
İki yüzlü siyasetçilerin oy toplayabilmelerinin en kolay yolu bu sanırım. Dindarlar ve milliyetçiler. Bunların duygularını kullanarak oy toplamak en kolayı.
Aslında solcu ve ateist görüşlü birisi iktidara gelebilmek için önce bu iki kesime yandaş bir görüntü verip, daha sonra iktidara gelince çaktırmadan kendi görüşüne uygun bir şekilde devleti yönetse güzel bir fikir olabilir. Yani başka türlü iktidara gelinemiyor. Halkı kandırmak ve duygularıyla oynamak gerekiyor sanırım.
Çok zor :)
Zaten o zamanda ya seni linç ederler, ya da milliyetçi sana illa ırkçı politikalar için bastırır, dinci dini politikalar için... Kısa sürede cıngıl kopar, ortalık karışır...

En doğrusu toplumun demokrasi sınavından geçmesi, demkratikleştirilmesi, bilinçlenmesi ve içselleştirebilmesi, uzun yol ama tek ve son çıkış. Demokrasi deneyiminden geçmeyen toplumlar bilinçlenemez, çünkü bilinçlenme şansını elde edemez(basın, medya, eğitim şu ya da bu sürekli mecvut olanı üretir, haliyle statüko kendini mutlaklaştırır, değişim kazığa bağlanıp yakılacak bir cadıya dönüşür, o nedenle de Aydın, İleri görüşlü düşünürler, kişiler itibarsızlaştırılır, ateistler, komünistler, sosyalistler, lieraller, sosyal demokratlar topluma itibarsızlaştıracak biçimde lanse edilir, böylelikle cadı daim kazıkta tutulmaya alışılır ve bundan da siyasetçiler ve basın-yayın parsa toplar - en basitinden H.Yahya, Cüpperli Ahmet, Erdoğan(öteki ilan ettikleri üzerinden süreğen bir düşman edebiyatı) düşünün) :)

Erdoğan'ı daha iyi anlamak için şu linke bakılabilir(üstelik Shurto kendi hanesine milyarlarca dolar para aşırmıştı! ve aynı hassasiyeter üzerinden düşmanlar yaratıp, düşman edebiyatı yaptı, halkını kandırdı). (https://tr.wikipedia.org/wiki/Suharto)
Bu hedefe ulaşmak için ülke insanlarını aktif katılımcı ve aktör bireyler kılmak yerine, “ben bilirim”ci, faşizan ve diktatoryal bir korku ağı ile “Endonezyalı kullar” yarattı. Baskıcı rejimin en şiddetli savunucusu ve uygulayıcısı olarak devleti tek başına yönetti.

Bu arada neden İsrail dostumuz denmeye başlandı? Çünkü topluma bu güne kadar ürettikleri ALGI operasyonu yön değiştirdi. 1 Nolu, yani kemik dinciler ve bağlaşıkalrı potaya almak için, İsrail üzerine bol, bol söylem ve düşmanlık mesajları gerekiyordu... Şimdi gördülerki 1 nolu kesim KILIYIK derecesinde MÜPTELA-TİRYAKİ olmuş durumda, bu halde İsrail düşmanlığı söylemi, 2 noluyu hedefledikelri güncel ALGI operasyonu politikalarıya tezat oluşturacak. Çünkü 1 noluyu avcuna almak için ürettiği İsrail düşmanlığı, şimdi kendisinin israilleştiği koşulda çatışacaktı...

O kadar basit politikalar ve taktiklerki, aslında kavramak için ve görmek için çok fazla diz kırıp, ekonomi-politik okumaya gerek yok, ama işte bizim insanımız belli, din ve ırk söylemleri üzerinden kendilerine yabancı politikaların esiri durumundalar, gerçek ne kadar basit bile olsa, görebilmek için perdeyi aralayıp bakabilmek gerekir ki, bizim toplum ne perdesini aralıyor ne de bakıyor...

Misal son ODTÜ olayı işte, düşünün üniversite görmüş, o dereceye gelmiş gençler, bu okulda neden LABORATUVAR yetersiz, DERSLİKLER YETERSİZ, okuma salonları YETERSİZ, KÜTÜPHANE YETERSİZ diye yakınmıyor, 15 küsür ibadethaneye rağmen namaz kılacak yerim dar derdinde, daha doğrusu tepedeki siyasetçilerin geri bilince hitap etmesiyle kukla, malzeme, MEZE olmak derdindeler :) Kısaca okumuşu bu halde olan bir toplumun,kalanını varın siz idrak edin, ama bütün sorumluluk topluma ait değil, 1 yüzyıl her siyasetçi, menfaatleri için siyaset üretmiş, basın, yayın, medya da öyl menfaatleri doğrultusunda. bakıyorki toplum kütüphane değilde illa namaz kılacak yer istiyorsas medya da ona göre yazıp, çiziyor, piyasa köşe yazarlarını çok seven kitlelere bakın, onalr topluma duymak istedikleri şeyleri söylüyor.

Kısaca öğretmen olsanız siz bildiklerinizi ve gerçekleri değilde, öğrencilerin sizden duymak istediğini anlatsanız ne verebilirsiniz? Misal bir çocuk hokkan ve cinleri duymak istiyorsa, siz fizik dersinde hokkanlar ve cinleri anlatırsanız O'nun gözünde iyi bir öğretmen, hatta kral olursunuz, bu da menfaat sağlar, ya gerçekte olan ne? Korkunç...

Tamam sadede geliyorum :) Kısaca kitlelere duymak istediğini söylemek menfaat sağlasada, burada önemsenmesi gereken amacın ulviliği ve toplum değişmediği koşulda gerçekleşip, gerçekleşmeyeceği... Fizik dersinde hokkanları anlattığınız bir kitle sizi seçse bile, sizden daim hokkan ve cin edebiyatı, siyaseti yapmanızı bekleyecek, bir an olsun fizik konusuna gerçekten girdiğiniz an, başınıza üşüşüp, ümüğünüzü sıkmaya koyulacaklardır.

Yine de dediğin yol mümkün, lakin din konusunda bunu gerçekten dediğin gibi kullanmak bir hayli zor(milliyet, ırk siyaseti ise kolaydır, bütün yapman gereken bir kaç bayrak alıp arabandan, evine bir kaç yere asıp nutuk atmaktır), o kitlenin doğal yaşamı içerisinden, taaa tarikatlara girip, gece gündüz tespih sallayıp, gösterişle yıllar boyu namaz kılmaktan, seçilecek tüm takım oyuncularınında yine oradan gelmesi gerekiyor, bu durumda seçtiklerinizi dahi dönüştürmeniz bu toplumu dönüştürmek kadar zor olacak... Aslı, o toplumun içinden,YERLEŞİK ORGANİK bağ olmalı, yoksa ikisinide hayli kullanan Haydar Baş şimdiye çoktan kral olurdu.

Bir diğer ve ne kestirme yoluda AKP içine girip siyasettir, zira Erdoğan, Necmettin Erbakan'ın omuzlarında yükseldi... Lakin mideniz kaldırırsa ve en azından garantilemek için bir kaç bin kişi olmak gerekir, zaten o kadar gücümüz olsa, oralarda emek harcamaktansa, toplum içerisinde bilinçlendirme, aydınlanma faaliyeti sürdürmek daha esaslı yoldur :)

Söylediklerine akıl, mantık ne dersek her yönüyle katılıyorum ama işte fiiliyat engeller örüyor :)