PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : 14 Nisandaki Anitkabir e Yürüyüs


hokusai
06-04-2007, 11:26
14 nisandaki miting hakkinda ne düsünüyorsunuz *:?:

commandante
06-04-2007, 13:16
sevgili hokusai

gerçekten güzel bir konuya değinmişsin 14 nisanda irademizi göstermeliyiz katılaabilecek olan dostlarımızın dostlarımızın herşekilde katılması gerekmektedir.çünkü bizi çok büyük bir tehlike beklemektedir.dolayı dinlerden özgürlüğü,çağdaş ve demokratik düzeni savunan herkesin bu müsteci düşünceye karşı kaldırış ve dur deme zamanı gelmiştir.bütün gücümüzle bizler buna dur demeliyiz.

tabu_yok
06-04-2007, 15:50
ülkesini seven her insanın katılması gereken bir yürüyüş

mhmd
06-04-2007, 16:15
Alaala *:P

hokusai
06-04-2007, 16:49
Gül bakalim bu gidisle belki sen gülersin daha, ama torunlarinindan birinin adi David bin mhmmd oldugu zaman onlarin pek gülebilecegini sanmiyorum. Sonucta sen farkinda ol veya olma ülke tamamen yabanci kültürü ve hegemonyasi altina giriyor.bunsenin görmemen gülmen dalga gecmen hicbirseyi degistirmez *:P

mhmd
06-04-2007, 17:24
Sn. hokusai,

Ne güzel imzanız var.
Bilimde, aslında hiçbirşeyden tam olarak emin değilizdir. Bildiğimiz tek şey belmediğimizdir. Daha çok öğrendikçe, daha da emin oluruz; ya da daha az. Hatta bir fikrin tamamen yanlış olduğunu da görebiliriz. (Richard Feynman)

Bilim gibi ampirik bir konuda dahi emin olamıyoruz ama sosyoloji, siyaset gibi sosyal konularda emin olabiliyorsunuz.

Siz batılılaşma karşısındaysanız bir hatırlatmada bulunayım.
Batılılaşma, Türkler'de; Orta Asyadan göçlerle başlamıştır.
Alpaslan ile sürmüştür.
Fatih Sultan Mehmet ile kurumsallaşmıştır.

Hayali düşmanlarla, sanal korkularla birilerinin dümeni dönmekte. Belki ben de fark edemiyorumdur lakin sizlerin de çok farkında olduğunu zannetmiyorum.
Şu an sular bulandırıldıkça bulandırılmakta.
Niçin mi?
Hele bir seçimler bitsin konuşuruz inşallah.

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın

pante
06-04-2007, 18:22
14 Nisan mitinginin amacı Tayyip Erdoğan'ın Çankaya'ya çıkışını engellemek.
Dolayısıyla şeriatçi tırmanışın, Türkiye'nin geleceğindeki tehlikenin önünü kesmek.

Bu tür mitinglerle Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olması engellenebilir belki ama,
tehlikenin önü kesilemez. Tersine Tayyip Erdoğanın önünün kesilmesiyle tehlike artacaktır.
Zaten Tayyip erdoğan'ın da aday olacağını zannetmiyorum. Keşke olsa.
Neden?

Çünkü önemli olan cumhurbaşkanlığı ile birlikte iktidarın da tek başına elde olmasıdır.
Akp oylarında düşüş vardır. Tayyip Erdoğan'ın cumhurbalkanı olması ile, Akp'ye katmış olduğu en az %10 civarında oyu da serbest bırakmış olacaktır. Ayrıca seçim propagandalarına katılamıyacak, mitinglerde boy gösteremiyecek, tv'lerde konuşamıyacaktır.
Boşalan parti liderliği ve başbakanlık için çekişme yaşanacak, cumhurbaşkanlığı adaylıkları nedeniyle umduğunu bulamıyanların çatışması parti içi gerginliğe neden olacak, lider boşluğu yaşanacaktır. Dolayısıyla böyle bir tabloda Akp'nin tek başına iktidarı imkansız hale gelebilecektir.

Öte yandan Tayyip Erdoğan zaten aday olmayacaktır çünkü cumhurbaşkanı olduğu takdirde dokunulmazlığı kalkacak ve savcılıklar, anayasa mahkemesi, yargıtay harekete geçecektir. Akp'de seçimden tek başına ya da güçlü bir sayıyla çıkamayınca Tayyip Erdoğan'ı yargılanmaktan kurtaramıyacaklardır. Tayyip Erdoğan bu riske girmez.

Demokrat ve laik kesim için en kötü oluşum, Bülent arınç gibi bir katı tutumlu adayın cumhurbaşkanlığı ve Tayyip erdoğan'ın seçimi kazanıp başbakanlığı sürdürmesidir. Ya da katı gibi gözükmeyen ama başbakanın yörüngesinde bir adayın cumhurbaşkanı olmasıdır.

Aslında muhalefetin yapması gereken daha bir yıl öncesinden cumhurbaşkanını Fransa'daki gibi bir sistemle halkın seçmesi için girişimlerde bulunmak, halkı da bu yönde hareketlendirmekti.
Artık buna da geç kalınmıştır.
14 Nisan mitinginin faydası cumhurbaşkanlığına değil, genel seçimlere olacaktır.
Dolayısıyla mitingi Tayyip erdoğan'ın cumhurbaşkanlığına değil, iktidara karşı bir gösteriye dönüştürmek gerekir.

06-04-2007, 18:56
"ölülerden medet ummayınız."
* * * * * * * * * * * * * * * * * * m.kemal atatürk

demokratik bir ülkede miting yapanlara karşı çıkmak olmaz. lakin mitingin ana fikrine karşı çıkılır. askerden medet uman kişi solcu değil olsa olsa faşisttir. yeniçağ gibi türkeş'e başbuğ diyen bir gazetede yazarlık yapan sn. hulki cevizoğlu'nun organizasyonuna destek verdiği bir mitinge katılmak hiç bir sosyaliste yaraşmaz. anıtkabir'de ata'ya şikayete gidenler ata'nın şu sözünü öğrensin:

ÖLÜLERDEN MEDET UMMAYINIZ

hiramusta
06-04-2007, 20:05
Demokrasiyi hazmedemeyenler 14 nisan da eyleme.Yürüsünler bakalım nereye kadar yürüyeceklerse.Anıtkabirde son bulacağına göre kısa bir yürüyüş olacak.Bu antidemokratlar o kadar çok tahrik ediyorlarki,inat ettirecekler adamı zorla Cumhurbaşkanı yapacaklar.

pante
06-04-2007, 20:32
"Demokrasiyi hazmedemeyenler 14 nisan da eyleme.Yürüsünler bakalım nereye kadar yürüyeceklerse.Anıtkabirde son bulacağına göre kısa bir yürüyüş olacak.Bu antidemokratlar o kadar çok tahrik ediyorlarki,inat ettirecekler adamı zorla Cumhurbaşkanı yapacaklar."

Hiramusta;
Çok partili cumhuriyet tarihinin en az miting ve yürüyüş yapıldığı dönemdir bu dönem.
Miting ya da yürüyüş yapan nasıl antidemokrat olabilir, demokrasiyi hazmetmeyebilir.
Asıl nitingin, yürüyüşün olmadığı ortamlardan korkmalı. Demokrasinin rafa kaldırıldığı,
baskıların arttığı dönemlerde muhalefetin sesi kısılır, sivil toplum örgütleri susturulur,
medya tehdit altındadır, grevlere, protestolara, boykotlara izin verilmez.

Demirel'de "Yürümekle yollar aşınmaz" diyordu ama onun lafında biraz liberallik var.
Kaç yıldır ilk defa büyük bir miting yapılacak, tehditlerle, baskılarla katılım engellenmeye çalışılıyor. Zamanında "bir kısım medya" diye tabir edilen kesim de susturulmuş durumda.
Ne isteniyor yani, İslamî faşizm mi?

Zorla da olsa, sunsalar da olmaz cumhurbaşkanı, olamaz. Mazereti var..

Enkidu;
Tam da yobazlar gibi konuşmuşsun yani!!!!!
Anıt Kabir ziyaretlerini Atatürk'ten medet ummak olarak görüyorsan çok yanılıyorsun.
Mitingin askerden medet umma mitingi olmadığını da biliyorsun.
Ayrıca kişiyi yazdığı gazeteye göre değil, yazdıklarına göre değerlendirmelisin.
Irkçı söylemlerin de sosyalist düşüncede yeri yoktur. Bu söylemleri ima dahi edenler
aslında şovenisttirler.
Ölülerden medet umulmaz tabi de. Bu sözü Atatürk'ün söylediğini nereden buldun?????

hokusai
06-04-2007, 21:08
Hiramusta abim kusura bakma ama uydu antenin var mi? diye soracagim, eger varsa aksama kadar dost tv hanifdostlar moodundaki kanallari izliyorsun herhalde
Tanri inancinda belki haklisindir. belki kuranda bile haklisindir. ama bu insanlari savunuyorsan senin aklindan süphe etmeye baslarim. benim gibi düsünmediginden degil. sadece körü körüne, sirf senin savundugun fikirleri savunduklari söylüyorlar diye bu insanlarin pisliklerini örtmeye calismamalisin. Atatürk ü sevmeyebilirsin ama eger bu ülkenin bir vatandasi oldugunu düsünüyorsan kamu kurumlarin yabancilara, kendi yandaslarina peskes cekilmesini görmezden gelemezsin. Sonucta senin vergilerini de kötüye kullaniyorlar. Bu eylemin bir amaci da bu bunu unutma...
Ayrica demokrasiyi hazmedemek ne yaa, bir hükümet senin 80 küsür yildir kurdugun bütün kurumlara,bütün kazanimlar düsman bir tavir sergiliyor ve sen sirf "demokratik" olmak icin özgürlük naralari okuyacaksin. hey yavrum hey... keske senin tanrşn da bu kadar demokratik olabilse...

painkiller
06-04-2007, 21:15
bu yürüyüş cumhuriyet e sahip çıkmak için önemlidir...ancak yürüyüş tayyip erdoğan ın cumhurbaşkanı olmasını engellemek için yapılıyorsa yazıktır ziyandır...zira sorun tayyip in cumbaba olmasından çok onun zihniyetinin köke taşınmasındadır ha tayyip olmuş ha gül olmuş ha feto olmuş çok bişey farkeder mi?

hiramustanın rahatsız olmasını doğal karşılıyorum da bu "demokrasi düşmanı" nasıl bir tabir *anlamadım...ne yani insanlar "demokratik" hakları olan protesto etme eylemini gerçekleştirmek için sizden icazet mi alacaklar hiramusta...adam rte nin cumhurbaşkanı olmasını istemiyor ve bunun için "aday olma" demek sesini duyurmak için eylem yapıyor...sana ne...bu mu senin demokrasi anlayışın hiramusta...

sol görüşlü bir genç olarak özellikle atatürkçü düşünce derneğinin son zamanlarda ülkücü türkçü garip tiplerle dolmuş olmasından tuncay özkan gibi dün aydın doğan ın uşaklığını yapan bugün "sağda mhp de solda chp de birleşiyoruz haberiniz ola gençler" şeklinde saçmalayan sabah yılmaz güney filmi akşam da türkeş e güzellemeleri yayınlayan garip kanalın saihibi bir insanın hükümete muhalefetin en ön safında yer alması toplum önderi konumuna getirilmeye çalışılıyor olması beni çok rahatsız ediyor...hem kemalist yanımı hem sosyalist yanımı yaralıyor...

bu eyleme de anıtkabre de gitmeyi şimdilik düşünüyorum ama böyle giderse eylem milli uyanış derneği kuva yi milliye derneği bbp gibi saçma sapan örgütlerin şovuna dönüşürse gitmeyeceğim...

ölülerden medet ummak en başta mustafa kemal in yoluna baş koymuş bir kişiye yakışmaz...ama mustafa kemal e sahip çıkmak da onun ışığını yaktığı yolu savunmak da ölülere sığınmak demek değildir zannımca...

hokusai
06-04-2007, 21:31
Painkiller de vakti zamaninda bu kafatascilara az küfür etmedim. Onlar yüzünden cok acilar cektik ama biraz ileri görüslü olmak lazim, onlarin senin kadar bilgi birikimi olmayabilir. Senin bildiklerini bilmeyebilirler, ama bir de şöyle düsün M.Kemal bunlar gerizekali bir bok bilmiyorlar deyip sadece kendi basina bir direnis hali gercekleseydi. Sence basarili olabilir miydi? Su an Düsünmemiz gereken su: Dogu Perincek gecmiste bin turlu korkaklik yapmis olabilir, Deniz Baykal i da sevmeyebilirsin, MHP lileri hic sevmiyebilirsin. ama su an birlik zamanidir birlik olamazsan savasi kazanamazsin. egolarini beslersin ben dediydim dersin bu millet,halk salak dersin orada kalirsin bi bok yapamazsin sadece konusursun gecmisten eskiden cumhuriyet vardi Atatürk kurmustu dersin.

dilaver
06-04-2007, 22:03
sınıf bilinçli bir işçi için işvereninin müslüman, şeriatçi, ulusalcı ya da kemalist veya faşist olması farketmez. Sömürü artı deger sömürüsüdür ve ideolojisi farketmez. Sermayenin vatanı olmaz, paranın da.


* * * saygılarımla

mep
06-04-2007, 22:29
6.Filo defol dendiği günlerde,Ülkücü,Milliyetçi olma iddiasındaki
insanlar,susturmaya çalışmıştı Devrimci Gençliğin bu sesini.
İdealist olma,milliyetçi olma iddiasındaki insanlar,omuz vermemiş
bu haykırışa iğrenççe saldırmıştı.

Geçmişte onların yaptığı çirkinliği yapmak gibi bir lüksümüz yok,
Cumhuriyete sahip çıkmak adına bir eylem yapılacaksa sırf ülkücüler
var diye kıyıya çekilmek,en başta yıllardır yürütülmeye çalışılan
Aydınlanma Hareketine ve Cumhuriyetin tüm kazanımlarına ihanet
etmektir.

08-04-2007, 19:07
Geçmişte onların yaptığı çirkinliği yapmak gibi bir lüksümüz yok,
Cumhuriyete sahip çıkmak adına bir eylem yapılacaksa sırf ülkücüler
var diye kıyıya çekilmek,en başta yıllardır yürütülmeye çalışılan
Aydınlanma Hareketine ve Cumhuriyetin tüm kazanımlarına ihanet
etmektir.


bu eylemin amacına devrimci gençlik, devrimci yaşlılık, devrimci orta yaşlılıkta karşı çıkıyor. miting yapmak haktır. amacına karşıyız, eyleme değil.

ÖLÜLERDEN MEDET UMMAYINIZ
* * * * * * * * * * *M.KEMAL

mep
08-04-2007, 19:19
sevgili enkidu
Amac a karşı olmanızı anlıyamadım,Kazanılmış Demokratik hak ve
özgürlüklere sahip çıkılmasına niye karşısınız?Miting yapmak haktır
diyorsunuz,ancak bu hakkınız elinizden alınabilir!.Bu hakka sahip
çıkılmalı bence ! Sonra çok geçte olabilir!.

mhmd
08-04-2007, 19:59
Sn. Arkadaşlar,

"Cumhurbaskani'nin görev ve yetkileri Türkiye Cumhuriyeti Anayasasi'nin 101, 102, 103, 104, 105, ve 106. maddelerinde belirtilmistir. *
A. Nitelikleri ve Tarafsızlığı (Madde 101)
Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisince kırk yaşını doldurmuş ve yüksek öğrenim yapmış kendi üyeleri veya bu niteliklere ve milletvekili seçilme yeterliğine sahip Türk Vatandaşları arasından yedi yıllık bir süre için seçilir.
Cumhurbaşkanlığına Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri dışından aday gösterilebilmesi, Meclis üye tamsayısının en az beşte birinin yazılı önerisiyle mümkündür.
Bir kimse, iki defa Cumhurbaşkanı seçilemez. Cumhurbaşkanı seçilenin, varsa partisi ile ilişiği kesilir ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği sona erer. *

B. Seçimi (Madde 102)
Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu ile ve gizli oyla seçilir. Türkiye Büyük Millet Meclisi toplantı halinde değilse hemen toplantıya çağrılır. Cumhurbaşkanı'nın görev süresinin dolmasından otuz gün önce ya da Cumhurbaşkanlığı makamının boşalmasından on gün sonra Cumhurbaşkanlığı seçimine başlanır ve seçime başlama gününden başlayarak otuz gün içinde sonuçlandırılır. Bu sürenin ilk on günü içinde adayların Meclis Başkanlık Divanı'na bildirilmesi ve kalan yirmi gün içinde de seçimin tamamlanması gerekir. En az üçer gün ara ile yapılacak oylamaların ilk ikisinde üye tamsayısının üçte iki çoğunluk oyu sağlanamazsa üçüncü oylamaya geçilir. Üçüncü oylamada üye tamsayısının salt çoğunluğunu sağlayan aday Cumhurbaşkanı seçilmiş olur. bu oylamada üye tamsayısının salt çoğunluğu sağlanamadığı takdirde üçüncü oylamada en çok oy almış bulunan iki aday arasında dördüncü oylama yapılır. Bu oylamada da üye tam sayısının salt çoğunluğu ile Cumhurbaşkanı seçilemediği takdirde derhal Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimleri yenilenir. Seçilen yeni Cumhurbaşkanı göreve başlayıncaya kadar görev süresi dolan Cumhurbaşkanı'nın görevi devam eder. *

C. Andiçmesi (Madde 103)
Cumhurbaşkanı, görevine başlarken Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde aşağıdaki şekilde andiçer :
"Cumhurbaşkanı sıfatıyla, Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve Milletin bölünmez bütünlüğünü, Milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma, Anayasaya, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, Atatürk ilke ve inkılaplarına ve laik Cumhuriyet ilkesine bağlı kalacağıma, Milletin huzur ve refahı, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerinden yararlanması ülküsünden ayrılmayacağıma, Türkiye Cumhuriyetinin şan ve şerefini korumak, yüceltmek ve üzerime aldığım görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağıma büyük Türk Milleti ve tarih huzurunda, namusum ve şerefim üzerine andiçerim." *

D. Görev ve Yetkileri (Madde 104)
Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyeti'ni ve Türk Milleti'nin birliğini temsil eder; Anayasa'nın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir.
Bu amaçlarla Anayasa'nın ilgili maddelerinde gösterilen koşullara uyarak yapacağı görev ve kullanacağı yetkiler şunlardır:

a) Yasama ile ilgili olanlar :
* Gerekli gördüğü takdirde, yasama yılının ilk günü Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde açılış konuşmasını yapmak, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni gerektiğinde toplantıya çağırmak,
* Yasaları yayımlamak,
* Yasaları yeniden görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne geri göndermek,
* Anayasa değişikliklerine ilişkin yasaları gerekli gördüğü takdirde halkoyuna sunmak,
* Yasaların, kanun hükmündeki kararnamelerin,Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün, tümünün ya da belirli kurallarının Anayasa'ya biçim ya da esas yönünden aykırı oldukları gerekçesi ile Anayasa Mahkemesi'nde iptal davası açmak,
* Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerinin yenilenmesine karar vermek,

b) Yürütme alanına ilişkin olanlar :
* Başbakanı atamak ve istifasını kabul etmek,
* Başbakanın önerisi üzerine Bakanları atamak ve görevlerine son vermek,
* Gerekli gördüğünde Bakanlar Kurulu'na Başkanlık etmek ya da Bakanlar Kurulu'nu Başkanlığı altında toplantıya çağırmak,
* Yabancı devletlere Türk Devleti'nin temsilcilerini göndermek, Türkiye Cumhuriyeti'ne gönderilecek yabancı devlet temsilcilerini kabul etmek,
* Uluslararası andlaşmaları onaylamak ve yayımlamak,
* Türkiye Büyük Millet Meclisi adına Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Başkomutanlığını temsil etmek,
* Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kullanılmasına karar vermek,
* Genelkurmay Başkanı'nı atamak,
* Milli Güvenlik Kurulu'nu toplantıya çağırmak,
* Milli Güvenlik Kurulu'na Başkanlık etmek,
* Başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu kararıyla sıkıyönetim ya da olağanüstü hal ilan etmek ve kanun hükmünde kararname çıkarmak,
* Kararnameleri imzalamak,
* Sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebi ile belirli kişilerin cezalarını hafifletmek ya da kaldırmak,
* Devlet Denetleme Kurulu'nun üyelerini ve Başkanını atamak,
* Devlet Denetleme Kurulu'na inceleme, araştırma ve denetleme yaptırmak,
* Yükseköğretim Kurulu üyelerini seçmek,
* Üniversite rektörlerini seçmek,

c) Yargı ile ilgili olanlar:
Anayasa Mahkemesi üyelerini, Danıştay üyelerinin dörtte birini, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilini, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi üyelerini, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerini seçmek.
Cumhurbaşkanı, ayrıca Anayasada ve kanunlarda verilen seçme ve atama görevleri ile diğer görevleri yerine getirir ve yetkileri kullanır. *

E. Sorumluluk ve sorumsuzluk hali (Madde 105)
Cumhurbaşkanı'nın, Anayasa ve diğer yasalarda Başbakan ve ilgili bakanın imzalarına gerek olmaksızın tek başına yapabileceği belirtilen işlemleri dışındaki bütün kararları, Başbakan ve ilgili bakanlarca imzalanır. Bu kararlardan Başbakan ve ilgili bakan sorumludur. Cumhurbaşkanı'nın resen imzaladığı kararlar ve emirler aleyhine Anayasa Mahkemesi dahil, yargı mercilerine başvurulamaz.
Cumhurbaşkanı, vatana ihanetten dolayı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az üçte birinin önerisi üzerine, üye tamsayısının en az dörtte üçünün vereceği kararla suçlandırılır. *

F. Cumhurbaşkanına Vekillik Etme (Madde 106)
Cumhurbaşkanı'nın hastalık ve yurt dışına çıkma gibi nedenlerle geçici olarak görevinden ayrılması durumlarında, görevine dönmesine kadar; ölüm, çekilme ya da başka bir nedenle Cumhurbaşkanlığı makamının boşalması durumunda da yenisi seçilinceye kadar, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cumhurbaşkanlığı'na vekillik eder ve Cumhurbaşkanı'na ilişkin yetkileri kullanır."

Kaynak ( http://www.cankaya.gov.tr/tr_html/gorev.html )

Tartışmanın bu yerinde biraz uzun olmakla birlikte bir alıntı koymak gerekliliğini düşündüm. Tartışan arkadaşlar bi zahmet bu yazıya göz atsın.
Bu yazı ve tartışılan konu doğrultusunda yorumlarım olacak.

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın

mhmd
08-04-2007, 20:20
Sn. Arkadaşlar,

Yazımızın devamında; Cumhurbaşkanlığı görevini sona erdiren halleri açıkça görmemizde de fayda görüyorum. Zira bu düzeyde yetkilerle donatılmış olan bir makamın dengesini!!! kuran sonlar oldukça enteresandır.

1. Sürenin Dolması
2. Çekilme *(İstifa)
3. Ölüm
4. “Başka Bir Sebeple” Cumhurbaşkanlığı Makamının Boşalması (Sağlık sorunu gibi)
5. Vatana İhanet ile Suçlandırılma

İlk dört neden doğal nedenler olarak kabul edilebilinir. Esaslı incelenmesi gereken başlık ise 5. başlık. Bunu biraz açıyoruz;

"Cumhurbaşkanlığı görevini sona erdiren nedenlerden biri de, vatana ihanet ile suçlandırılma olabilir. Anayasamızın 105’inci maddesinin son fıkrası “Cumhurbaşkanı, vatana ihanetten dolayı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının en az üçte birinin teklifi üzerine, üye tamsayısının en az dörtte üçünün vereceği kararla suçlandırılır” demektedir. Bu durumda Cumhurbaşkanını yargılayacak makam, Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesidir (Anayasa, m.148/3). Ancak “vatana ihanetten dolayı suçlandırma”nın, yani Yüce Divana sevk kararının, keza, Yüce Divanda Cumhurbaşkanının yargılanmasının ve mahkûm olmasının, Cumhurbaşkanlığı görevini sona erdirip erdirmediği konusunda Anayasada bir hüküm yoktur. Ancak genelde, Meclis tarafından Yüce Divana sevk edilen Cumhurbaşkanının Cumhurbaşkanlığından düşmüş sayılacağı kabul edilmektedir. Burada genellikle, Cumhurbaşkanının Yüce Divana sevki ile bakanların Yüce Divana sevki arasında benzerlik kurularak sonuç çıkarılmakta ve denmektedir ki, meclis soruşturması sonucunda Yüce Divana sevk edilen bakan, nasıl bakanlıktan düşmüş sayılıyorsa (m.113/3), Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından vatana ihanetten dolayı suçlandırılıp Yüce Divana sevk edilen Cumhurbaşkanının da Cumhurbaşkanlığından düştüğü kabul edilmelidir.

Kanımızca, burada açıkça “kıyas” yapılmaktadır. Kamu hukukunda kıyas çoğunlukla geçerli değildir. Kamu hukuku yetkileri, verilmiş yetkiler olduğuna göre, bunlar mahiyeti gereği istisnaî yetkilerdir. Böyle yetkiler, kıyas yoluyla genişletilemez. Vatana ihanetten suçlandırılan bir Cumhurbaşkanının Yüce Divana sevk edilmesi durumunda, Cumhurbaşkanının görevinin sona erdiği fikri makul ve mantıklı bir fikirdir. Ancak, bir fikrin “makul ve mantıklı” olmasından bir hukuk kuralı çıkarılamaz. Zira, pozitivist hukuk anlayışında, hukuk kuralları beşerî iradeden kaynaklanır, bir şeyin kendi “rasyonalite”sinden değil. Böyle bir sonucu kabul etmek için, tabiî hukuk anlayışına veya post-pozitivist bir anlayışa sahip olmak gerekir. Sonuç olarak, kanımızca, vatana ihanet suçlandırmasıyla Yüce Divana sevk edilen bir Cumhurbaşkanının Cumhurbaşkanlığının sona erip ermediği konusunda Türk hukuk düzeninde bir norm yoktur."
Kaynak ( http://www.anayasa.gen.tr/cumhurbaskani.htm )

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın

dolfen
08-04-2007, 20:25
Ülkemizin ve ulusumuzun bölünmez bütünlüğü için,

Demokratik, laik, sosyal hukuk devleti için,

Tam bağımsız ve aydınlık bir Türkiye için,

Cumhuriyetimizin kazanımlarına ve kurumlarına sahip çıkmak ve "irticaya hayır" demek için,

"biz buradayız" demek isteyen herkesin, 14 ve 15 Nisan tarihlerinde, Ankara'da, her iki organizasyona da katılımları ile destek vermeleri ve çevrelerini de bu organizasyonlar hakkında bilgilendirerek katılıma teşvik etmeleri, geleceğimiz ve özgürlüğümüz için hayati önem taşıyan bir milli sorumluluk ve vatani görev niteliğindedir...

pante
08-04-2007, 21:00
Aydınların, demokratların Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığını hazmedemiyecekleri bellidir. Cumhurbaşkanlığı gibi bir makama Tayyip Erdoğan layık bulunmamakta ve o koltuğun kirletileceği düşünülmektedir.
Halbuki koltuktan daha önemli olan laik demokratik cumhuriyet rejimidir. Eğer aydınlar, demokratlar bu rejimin Tayyip Erdoğan ve aKP nedeniyle tehlike içinde olduğu düşüncesinde iseler ve rejim koltuktan daha önemli ise cumhurbaşkanlığı için en uygun isim Tayyip Erdoğan'dır.
Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olmasıyla ancak AKP seçimleri kaybedebilir.
Ama cumhurbaşkanlığına başbakan'ın güdümünde birisi geldiği takdirde, aydınlarımızın, demokratlarımızın korktuğu olabilir. Çünkü Tayyip'li AKP hem seçimi kazanmış, iktidarı yeniden elde etmiş olacaktır hem de cumhurbaşkanı da partiden ve uyumlu biri olacaktır.

Tayyip erdoğan'ın cumhurbaşkanlığında ise iktidar olamamış ya da ancak koalisyonla iktidar olmuş bir AKP olacaktır ki, bu durumda bugünkünden çok farklı bir Erdoğan görebiliriz.
Erdoğan böyle bir durumda asla kendini riske atmayacak, devlet kurumları ile gayet uyumlu olmaya çalışacak ve koltuğun keyfini çıkaracaktır.

Cumhurbaşkanı olma imkanı nasıl reddedilebilir? Çocukluğunda hayal bile edemeyeceği bir ünvan Tayyip Erdoğan'ın avucunun içinde gibidir şu anda. Küçüklüğünde "Doktor olacağım, mühendis olacağım." sözlerine hayal gözüyle bakanlar haklı çıkmıştır ama o şimdi başbakanlıktan sonra, cumhurbaşkanı da olarak onları şaşırtabilme olanağına sahiptir?
Böyle şerefli bir mevkiyi kim istemez?
Erbakan'ın evinin başköşesini süslemektedir "Başbakan" masa yazısı.

Erdoğan şu anda Adalet bakanına ve hukuk müşavirlerine dosyalarının durumunu incelettirmekte ve cumhurbaşkanı olması halinde büyük bir riskin kendisini beklemediğinden emin olmak istemektedir. İncelemelerden kendisini rahatlatacak sonuç geldiği takdirde Erdoğan'ın kararı ülküsü, emeli doğrıltusunda değil, kişisel olacak ve cumhurbaşkanı olmak isteyecektir.
Kim istemez ki?

mhmd
08-04-2007, 21:01
Sn. Arkadaşlar,

Tartışmaya başlamadan bir şey daha eklemek istiyorum.
Bu satırları yazarken TVM de, dünyanın en zeki insanı ile bir konuşma programını dinliyorum (kulak arkasından). Bu bayanın konuşması dikkatimi çekiyor. Ülkemizde yaşayanlar olarak %80 düzeylerde kullandığımız şiveyi, kullanmadan, akıcı bir Türkçe ile konuşuyor. Mantıklı konuşuyor. Çok enteresan şeyler konuşuyor.

Konuşmanın bir yerinde, sunucu;
-Size, dahi de diyorlar, peki dünyanın en zeki insanı olarak, bir dahi olarak, Atatürk hakkında ne düşünüyorsunuz.
-Atatürk bir dahi değildir. Atatürk dahi üstü bir insandır. Bizler çok zeki olabiliriz ve dahi de olabiliriz. *Ancak başarımız bir konuda olur. Oysa Atatürk öyle değil. Atatürk'ün başarı ve üstünlük gösterdiği konuları sayamazsınız. O her bir insan için bir şey yapmıştır. Bizler ise sadece bir şey yapıyoruz.

Diyeceksiniz ki; -Bunu bilmek için bir Rus'un mu söylemesi gerekiyordu.
Hayır. Ben zaten biliyorum da, yirmili yaşlardaki bir Rus'un (küçümsemek için söylemiyorum) bildiğini, onun kurduğu ülkemizde, bilmeyen zavallı milyonlara şaştığımdan söylüyorum.

Konu Cumhurbaşkanlığı olunca, ilk Cumhurbaşkanımız, önderimiz, Mustafa Kemal ATATÜRK'ü anmadan geçemeyiz.
Bahsettiğimiz Cumhurbaşkanlığının da, ilk temsilcisine yakışan bir insanımız olmasını diliyorum.

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın.

Kont
09-04-2007, 00:55
Ülkemizin *ve *ulusumuzun *bölünmez *bütünlüğü *için,
*
Demokratik, *laik, *sosyal *hukuk *devleti *için,
*
Tam *bağımsız *ve *aydınlık *bir *Türkiye *için,
*
Cumhuriyetimizin *kazanımlarına *ve *kurumlarına *sahip *çıkmak *ve *"irticaya *hayır" *demek *için,

----

Bu dedikleriniz cumhurbaşkanlığıyla olacak iş değil...

En basitinden tam bağımsızlık ve sosyal hukuk meselesi...

antimuhammed
09-04-2007, 01:42
Avrupa İnsan Hakları kararı için buna ulemaa karar verir diyen, eşi üstteki açılırsa diye altına 2. bir türban takan birisinin bu gösteri için şamata yapıyorlar diyeceğine eminim.

Oysa onun farkında olmadığı şey bu gösteriye katılacakların şamata için değil Avrupa Birliği yolunda ilerleyen uygar ve laik bir Türkiye için geldiğidir. Bunun bilincinde olan tek ağaçlar bir orman olacaktır 14 Nisanda...

mhmd
09-04-2007, 09:16
Sn. Arkadaşlar,

Yanlış yerlere odaklanıyoruz. Gözümüzün önündekini ancak görmeye çalışıyoyuz. Oysa ki geçtiğimiz yolları ve varacağımız yerleri hesaba katmıyoruz. Sığ bir tartışmanın içindeyiz. Bir kişinin, bir makama gelip gelmemesine odaklandık kaldık. Oysa ki;

1. Cumhurbaşkanının 30 a yakın başlıktaki yetkilerini konuşmalıyız.
2. Bu kadar yetkileri olan bir makam için denetim ve kontrol mekanizmalarının yokluğunu konuşmalıyız.
3. Bize, şimdiye kadar, Türkiye Cumhuriyetinin; anayasal bir hukuk devleti olduğunu söylüyorlardı. Buna göre tüm organların ve tüm makamların yetki ve sorumluluklarının dengelendiği bir sistem olması gerekmektedir. Cumhurbaşkanı dahi olsa bu böyle olmalıdır. Kişisel inisiyatiflerin en aza indirildiği bir sistem olmalıydı. Görüyoruz ki bu sistem, bize anlatılan ve öğretilen sistem değildir.
Demek ki; Türkiye Cumhuriyeti Anayasal bir hukuk devleti değil, monarşik, hatta biraz daha iyi bir tahmin ile oligarşik bir düzen ile yönetilmektedir.

Görüşlerinizi bekliyorum.

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın

09-04-2007, 14:53
Sn. Mhmmd,

Aslında konumuz Cumhurbaşkanının yetkileri vs değil ki. Başlık 14 Nisan'daki miting, Anıtkabir'e yürüyüş. Siz başlık konusunu başka yöne çekmiş oluyorsunuz. Yetkilerin azlığı çokluğu farklı bir şey. Burada konu, özgürlükleri kısma peşinde olan, tarafsız değil de şeriat taraflısı olan, baskıcı, amerikanofil, düşünmeden konuşan sonra da kendisi ve resmi yalancıbaşısı ile bunları yalanlayan, Üniversite talebelerine ve öğretim üyelerine politijka yapmayın deyip politikaya ilköğretim öğrencilerini bulaştıran vs bir kişiye veya benzeri bir kişiye karşı çıkmak veya çıkmamaktır.

Ben bu anlayışta herhangi birinin Cumhurbaşkanı olmasını Türkiye'nin yok olması olarak alglıyorum.

mhmd
09-04-2007, 15:36
Sn. Burlap,

Meselemiz yetkiler değil kişilerdir diyorsunuz. Ben de tam tersini söylüyorum. Bu kadar patırtı koparmanın bir nedeni olmalı diyorum. Bush gibi akıl yoksunu bir başkanı, ABD senatosu ve halkı seçerken bu kadar zorlanmadı. Biliniyordu ki; mevkisi ne olursa olsun, kullanabileceği inisiyatiflerin ceremesini, eninde sonunda kendisi görecektir.
Oysa ki; ülkemizde bu şekilde olmamaktadır.
Cumhurbaşkanlığı makamının ayrıcalıkları ve yetkileri, Osmanlı sultanları ile yarışır pozisyondadır. Bu gün, Tayyibi engellersiniz, yarın kimin çıkacağını nasıl garanti edebilirsiniz. Edemezsiniz.
Mesele kişiler değildir, olmamalı.
Mesele yetki ve sorumlulukların dengeli olmamasıdır, tartışma bu yönde daha yapıcı olacaktır.

Ben çıkıp Tayyibi savunabilirim. Karşımda da milyonlarca karşıt kişiyi bulabilirim. R. Tayyip ERDOĞAN Cumhurbaşkanı olmayabilir. Lakin sorun bununla biter mi? Hayır.
1980 döneminin Cumhurbaşkanlığı seçimindeki açmazı bir okuyun.
Bu kadar kıyamet kopmasının sebeplerine inmeliyiz diyorum.

Veya Tayyibe tu kaka yapabiliriz toptan, ama buna rağmen Cumhurbaşkanı olabilir.
Olursa ne olur?
Bir kişinin, vesayeti altında mıdır Cumhuriyetin kazanımları?
Bir kişi, tüm bürokrasi üzerinde bu kadar etkin midir?
Bir kişi, tüm yargı konusunda bu kadar yetkili midir?
Bu kişi Cumhurbaşkanı dahi olsa bu doğru mudur?
Doğru ise, Anayasal hukuk devletimize, 80 yıl önceden başlayarak Guguk devleti mi diyeceğiz?
Doğru değil ise; mesele kişiler değil makamlar ve bu makamların yetkileri olmalıdır diyorum.

Biraz daha dikkatli okursanız 14 Nisan hakkındaki görüşlerimi anlayabilirsiniz.

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın

commandante
09-04-2007, 16:37
dostlar

bu yürüyüş avrupa için değil,bu yürüyüş RTE yi engellemek için değil RTE zihniyetine ve mürteci düşünceye dur demek için bağımsız ve önünü görebilen bir türkiye için ve o gün tüm türkiyeliler orada olacak.

dilaver
09-04-2007, 17:20
mhmmd e katılıyorum.

* * Mesele RTE meselesi degildir özünde. Demokrasi bir yaz boz tahtasına dönüştürüldügü oranda bu işin sonu gelmeyecektir. 12 Eylül yönetimi Türkiyenin o zamana kadar var olan en demokratik anayasasını degiştirerek yalnızca güç ve sermaye çevrelerinin uaşabilecegi bir yörüngeye oturtmak istedi. Bu yüzden halkın tüm egilimlerinin temsilini engelleyebilecek bir baraj sistemi koydu. O zamana kadar kısıtlı olan cumhurbaşkanı yetkilerini de genişleterek Evren in şahsında somutlaşan bir hale soktu.

* * Şimdi yaşanan bu açmazın karın agrılarıdır. Her şeyden evvel aksaklık millet iradesinin matematiksel olarak parlementoya yansımamasından kaynaklanıyor. Bu sorun aşılmadan hiç bir sorunun çözülebilecegine inanmıyorum. Bunun tek nedeni de solun yasal olarak temsiilinin engellenmesiydi. Şimdi gelinen noktada yok edilmiş solun söylemleriyle çogunlugu alan siyasi islamcı partilerin durdurulması ortaya çıktı.

* * *12 Eylülden sonra uzlaşamayan güç odakları her ne hikmetse 12 Eylülden sonra uzlaşabildiler, hatta aralarından su sızmadı. Anlaşamayan Ecevit ve Demirel can ciger kuzu sarması oldular. Bunu kişiliklerde aramak ise büyük hatadır. 12 Eylülden evvel yönetme güdüsünü kaybeden egemen sınıflar aralarındaki çelişkiyi de örtbas edemiyorlardı ve yönetemez konuma düşmüşlerdi. 2 Eylül bunun tedavisi idi o kadar. Sonuçta egemenlerin siyasi ifadeleri halka karşı birleşmek suretiyle çelişkilerini uzlaştırdılar ve ilerisi için de baraj sistemini getirdiler.

* * * Bilinçli olarak planlanan fakat yan etkileri hesap edilmeyen, ya da hesap edilse bile nasılsa aşarız mantıgı ile gerçekleştirilen bu eylemin mantıgı bugünkü bunalımın temel nedenidir. Öncelikle demokratik kurumlar yerli yerine oturmadan bu tür bunalımların ardı arkası kesilmeyecektir. Ancak bana kalırsa bu tarz da bilinçli bir eylemdir. İnsanlarımız ya turbana, ya cumhurbaşkanlıgına ya da milliyetçilige yöneltilerek sömürü ve yoksulluk gizlenmeye çalışılmaktadır.

* * * *Bu sözlerimden Anıtkabir deki eyleme karşı çıktıgım anlaşılmasın ama mesele RTE meselesi degildir, mesele sistem ve kurallar meselesidir. Biraz da suni düşman yaratıp yeldegirmenlerine saldırılmak istenmesidir. Elbette RTE yi Çankaya da görmek ben de istemem ama onun tek başına yapacagı pek bir şey yoktur. 40 senelik Demirel nasıl Çankaya da farklı bir tavır sergilediyse RTE nin de farklı olmayacagını düşünüyorum.


* * * * saygılarımla

teotihuacan
09-04-2007, 18:30
Dilaver,

Burada sana katılmıyorum. Bence çok sinsi planın son aşamalarındayız. Demirel ve Ecevit bile bu denli fütursuz olamadı. Yani bir düşün RTE BOP'un eşbaşkanıyım diye hiç çekinmeden övünen bir insandır...

RTE veya ekibinden her kim cumhurbaşkanı olursa durum çok farklı olacaktır. 2002'den bu yana Türkiye nasıl yavaş yavaş değişti ise değişmeye devam edecektir. Bu değişimin iyi bir değişim olduğunu düşünmüyorsunuz herhalde.

saygılar

09-04-2007, 19:02
Bu yürüyüşe karşıyım.

Nedenine gelince: Yürüyüşü yapan grupların önemli bir kısmı AKP'den daha gerici, Türkiye'nin geleceği açısından daha tehlikeli kesimler.

Bu grupların amacı Türkiye'nin en büyük/en önemli tehlikesinin AKP olduğu görüşündeler. Oysa bugün CHP'nin izlediği çizgi AKP'nin çizgisinden bariz şekilde daha militarist, daha saldırgan, anti-demokratiktir. Laiklik tek başına Türkiye'nin geleceğini kurtarmaya yetmiyor. MHP'nin bile K. Irak'a girme konusunda göstermediği militarist çizgiyi CHP göstermiştir. Gene CHP 301. maddenin düzeltilmesi konusunda AKP kadar istekli olmamıştır. Genelkurmayın bir siyasi parti gibi pek çok konuda nota verir gibi açıklama yapması tavrına CHP hep ses çıkarmamıştır. Bu bakımlardan CHP anti-demokratik bir partidir. Gene AB'ye giriş konusunda CHP köstekçi bir parti durumundadır. Solcu görünüp Alevi oylarına göz dikmektedir ancak Alevi sorununun çözümüne dair bir programı bile yoktur.
katılan grupların çoğunluğunun bu çizgide olduğunu sanıyorum.

Laiklik için bu gösteriyi hummalı şekilde organize eden kişiler, gruplar, aynı duyarlılığı demokrasi ve özgürlükler için göstermiyor. İnsan Hakları İçin göstermiyor. Göstermemeleri bir yana zaten buna karşı bir duruş sergiliyorlar. Çünkü demokrasi ve insan haklarının gelişimi onlara göre laiklik karşıtları için, Kürtler için, azınlıklar için olanak sağlamaktadır. Bu nedenle baskıcı ve anti-demokratik çizgi izlemektedirler.

Türkiye'de dinci bir tehdit vardır ancak bu abartıldığı ölçüde yüksek bir tehdit değildir. En azından henüz uzaktadır. Ancak askerler tarafından demokrasinin kesintiye uğratılması tehlikesi çok daha yüksektir.

Bu nedenlerle 14 nisan yürüyüşünü hedef saptırma olarak görüyorum. Şahsen Ankara'da olsam katılmazdım.

09-04-2007, 19:12
Sn Mhmmd,

Siz de benim iletimi dikkatli okumamışsınız. Ben kişiden söz etmiyorum. Benim bahsettiğim Akape'den birisi. Örnekleme yaparken mecburen RTE'den de örnek verdim, ama İç işleri bakani, milli eğitimbakanı, meclis başkanından da örnek verebiliridim. Ancak Türkiyedeki kötü demokraside biliyorsunuz ki partiler başkanları ile özdeşleştirilirler. Bunda da doğruluk vardır. Çünkü meretler kazık çakıp bir türlü gitmeyi bilmezler. Ama benim bahsettiğim RTE değil, Türkiye'de cumhuriyeti yok edecek olan zihniyet. 14 Nisan mitingi de bu zihniyete karşı yapılıyor.

Cumhurbaşkanlığı yetkileri vs mi konuşulacak bunu da başka başlıkta konuşuruz. Ama bu başlıkta sorun Akape'nin şeriatçılığı dolayısıyla mitingdir.

Bahsettiğiniz yetkiler de aslında azdır. Örneğin cumhurbaşkanı halk tarafından seçilecek olsa bu yetkilerin kat be kat üstü yetkileri olur. Bu cins seçim yapan ülkelerdeki duruma bakarsanız bu görünür. Ülkemizde de benzeri istekler (örneğin Demirel) çıkmıştır. (O zaman ülkeyde istedikleri gibi at oynatacaklardı) Ama bu, bu başlığın konusu değil. Başka başlık açın konuşalım. Başlığınıza hemen katılacağım.

mhmd
09-04-2007, 20:44
Demek istediklerimi Sn. Cem özetledi.
İlk okulda bizlere öğretilen; vatandaşlık, demokrasi, hukuk, devlet, yönetim, güçler ayrılığı, seçim sistemi, adaletin bağımsızlığı, yasama-yürütme-yargı kavramlarını tekrar gözden geçirip güncellememiz gerekmektedir.
Ya bize yanlış öğretildi ki; o zaman suç öğretmenlerimizde...
Ya bize doğru öğretildi ki; o zaman suç bu günlere gelmemize neden olanlarda...
Ya biz öğrenemedik ki; o zaman da suç bizdedir.

Tüm bunlar olurken, bu sitenin cazibesini bir kez daha algıladım.
Tüm kural ve kaidelerin yazılı metinlerle, tarih-yer-içerik-amaç belli edilerek uygulanmaya çalışılmasına rağmen çıkan bu karmaşadan sonra, insan tarihi kadar eski, dinsel öğretilerin karmaşasını varın bi düşünün.
İşimiz gerçekten de çok zor.
Daha çooooooooook çalışmak lazım.

Bu arada; Demirel'in şablon sözünü söylemeden, 14 Nisan da yürüyüş yapan arkadaşlara da kolaylıklar diliyorum.

Küçük kafalar kişileri, orta kafalar olayları, büyük kafalar fikirleri tartışır. (Kimin dediğini bilmiyorum ama güzel demiş)

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın.

commandante
09-04-2007, 20:57
Bu yürüyüşe karşıyım.

Nedenine gelince: Yürüyüşü yapan grupların önemli bir kısmı AKP'den daha gerici, Türkiye'nin geleceği açısından daha tehlikeli kesimler.

Bu grupların amacı Türkiye'nin en büyük/en önemli tehlikesinin AKP olduğu görüşündeler. Oysa bugün CHP'nin izlediği çizgi AKP'nin çizgisinden bariz şekilde daha militarist, daha saldırgan, anti-demokratiktir. Laiklik tek başına Türkiye'nin geleceğini kurtarmaya yetmiyor. MHP'nin bile K. Irak'a girme konusunda göstermediği militarist çizgiyi CHP göstermiştir. Gene CHP 301. maddenin düzeltilmesi konusunda AKP kadar istekli olmamıştır. Genelkurmayın bir siyasi parti gibi pek çok konuda nota verir gibi açıklama yapması tavrına CHP hep ses çıkarmamıştır. Bu bakımlardan CHP anti-demokratik bir partidir. Gene AB'ye giriş konusunda CHP köstekçi bir parti durumundadır. Solcu görünüp Alevi oylarına göz dikmektedir ancak Alevi sorununun çözümüne dair bir programı bile yoktur.
katılan grupların çoğunluğunun bu çizgide olduğunu sanıyorum.

Laiklik için bu gösteriyi hummalı şekilde organize eden kişiler, gruplar, aynı duyarlılığı demokrasi ve özgürlükler için göstermiyor. İnsan Hakları İçin göstermiyor. Göstermemeleri bir yana zaten buna karşı bir duruş sergiliyorlar. Çünkü demokrasi ve insan haklarının gelişimi onlara göre laiklik karşıtları için, Kürtler için, azınlıklar için olanak sağlamaktadır. Bu nedenle baskıcı ve anti-demokratik çizgi izlemektedirler.

Türkiye'de dinci bir tehdit vardır ancak bu abartıldığı ölçüde yüksek bir tehdit değildir. En azından henüz uzaktadır. Ancak askerler tarafından demokrasinin kesintiye uğratılması tehlikesi çok daha yüksektir.

Bu nedenlerle 14 nisan yürüyüşünü hedef saptırma olarak görüyorum. Şahsen Ankara'da olsam katılmazdım.


sevgili cem

bazen sizi anlamakta güçlük çektiğimi söylemek istiyorum.sizce ülkenin şeriatçı mürtecilerin eline geçmek üzere olduğunu göre göre hal demokrasiden bahsetmeniz hala demokrasi havarisi kesilmeniz bence anlamsız.türkiyenin ve türkiyelilerin kollektif çıkarları için RTE ve işbirlikçi ekibine karşı çıkılmalı gerek militarist yöntemlerle gerekse çeşitli kitlesel hareketlerle...

türkiye halkı A.B. için o kadar istekli değildir ve türkiyeliler için ab gereklide değildir.siz nerede yaşıyorsunuz dostum yoksa sizin oralarda müslüman yok mu benim gördüğüm ve takip ettiğim kadarıyla yağmur sonrası oratay çıkan mantarlar gibi heryerde islami hareketler fışkırıyor.

sevgili cem 14 nisanda iyiki ankarada olmayacaksınız.umarım sizin gibi düşünen azınlıkta orada olmaz.

pante
09-04-2007, 21:15
Mitinge kimler katılıyor?

14 Nisan Mitingine katılacak bazı önemli örgütler şunlar:

ADD, Altı Nokta Körler Derneği, Anadolu Kültür Derneği, Ankara Üniversitesi, Ankara Platformu, Ankaralılar Vakfı, Ankara Ticaret Odası, Batı Trakya Türk Birliği Derneği, Büyük Anadolu Kulübü, Çağdaş Eğitimciler Derneği, CUMOK, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Dil Derneği, Emekli Subay Eşleri, Genel-İş, Hacettepe Üniversitesi, Hacı Bektaş Anadolu Kültür Vakfı, Kıbrıs Türk Kültür Derneği, Kırım Geliştirme Vakfı, Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı, Müzik Eğitimcileri Derneği, Opera-Bale Vakfı, Nükleer Tehlikelere Karşı Barış Derneği, Ozanlar Birliği Kültür Derneği, CHP, DSP, BCP, SHP, İP, ANAVATAN, Petrol-İş, Tıp Kurumu, Tüketici Hakları Derneği, Tüm Yargı Mensupları Derneği, Türk Kadınlar Birliği, Türk-İş, Türkiye Barolar Birliği, Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği, Türkiye Emekli Subaylar Derneği, Türkiye Gençlik Federasyonu, Türkiye İnsan Hakları Kurumu Vakfı, Türkiye Muharip Gaziler Derneği, Türkiye Ziraatçiler Derneği, Yol-İş Sendikası, Ziraat Mühendisleri Odası, 27 Mayıs Milli Devrim Derneği.

Bunların dışında sivil toplum örgütlerinden mitinge katılacaklarını bildirenlerin sayısının hergün çığ gibi arttığı belirtiliyor.

Uygar yaşamın ve onu mümkün kılan Cumhuriyetimizin kimlerden sakınılmak istendiği açıktır. Türkiye'de din temelli bir toplum yaratmak ve bu şekilde akılsızlaştırılmış bir toplum içinde at oynatıp menfaat kazanmak amacıyla büyük ölçüde dış destekli bir zümreyi oluşturmak isteyenlerin en çok korktukları karşıtların başında aydınlık kaynakları olan üniversiteler gelir. Onun için üniversiteyi kendilerinin bir uzantısı haline dönüştürmek istemektedirler. Böyle bir şeye hiçbir uygar toplumda izin verilemez.

Böyle bir niyete karşı mücadele, varlık nedeni aklı ve bilimi koruyup geliştirmek olan üniversitenin en önde gelen görevidir. Bu görevi üniversite hocaları, öğrencileriyle paylaşır. Dolayısıyla 14 Nisan'da Ankara'da yapılacak olan ve ulusumuzun yüzakı olacağından hiç kuşku duymadığım bir 'Uygar Cumhuriyeti Koruma ve Kollama Mitingi'ne öğrencilerinin mümkün olan en büyük sayılarda katılmasını sağlamaya çalışan üniversite rektörleri ve yönetim kurulları tarihin kendilerine verdiği çok önemli bir görevi yerine getirmektedirler. Bu açıdan yaptıkları her türlü takdir ve övgünün üzerindedir. Ulusumuz kendilerine teşekkür borçludur. Üniversite kendisine yakışanı ve kendisinden beklenileni yapmaktadır. Yaptıklarının geçmişte hem ülkemizde, hem uygar dünyada pek çok örneği vardır ve bu örnekler ulusumuzu ve insanlığı derin karanlıklara düşmekten kurtarmıştır.

Prof. Celal ŞENGÖR

dilaver
09-04-2007, 21:37
Dilaver,
Burada sana katılmıyorum. Bence çok sinsi planın son aşamalarındayız. Demirel ve Ecevit bile bu denli fütursuz olamadı. Yani bir düşün RTE BOP'un eşbaşkanıyım diye hiç çekinmeden övünen bir insandır...
RTE veya ekibinden her kim cumhurbaşkanı olursa durum çok farklı olacaktır. 2002'den bu yana Türkiye nasıl yavaş yavaş değişti ise değişmeye devam edecektir. Bu değişimin iyi bir değişim olduğunu düşünmüyorsunuz herhalde.

* * * *sevgili teoutiucan

* * * *öncelikle şunu çok iyi kavramak gerekiyor, Türkiye'yi siyasi partiler ya da hükümetler yönetmez, yönetir gibi görünür. Parlamento'nun da sanki yasa koyucu gibi bir işlevi varmış gibi görünür ancak cami duvarına işediklerinde gecenin bir yarısında dokunulmazlıkları kaldırılır ve seçilmiş üyeleri bir anda seçilmiş cezaevi sakinleri haline gelirler.

* * * * Türkiye de yönetim bir sınıf yönetimidir, bu sınıf da esas itibarıyla uluslararası sermaye ile entegre bir biçimde istedigi gibi at oynatmaktadır. Gene yönetim erkinin içinde yer alan militarist ve bürokratik kesimi de unutmamak gerekiyor. Senaryo 12 Eylül den evvel kararlaştırılmıştı ve yükselen devrimin önüne geçmek için İslami söyleme agırlık verildi, işçilerin ellerindeki kaleler tek tek ele geçirildi, tüm tersanelerine girildi ve yeni düzen solun söylemleri ile hayata geçirildi.

* * * * *İlk amaç kulluk bilincinin yerleştirilerek özgür emekçilere kul olduklarının hatırlatılarak, gerçek mutlulugu öteki dünyada araması gerektiginin ögretilmesiydi. Bunun için tüm zamanların yasaklısı Necmettin Erbakan ve partisi yükselen deger oldu.

* * * * *İkinci olaral ideolojik saldırı gerekliydi. Bir taraftan yoz emperyalist kültür enjekte edildi, buna savunma olarak da İslami kültür yaygınlaştırıldı. İnsanlara başkaca bir seçenek tanınmadı. Farklı bir arayışta olanlara ise cezaevleri ile tecritin rolü gösterildi.

* * * * *Üçüncü olarak Türk milliyetçiligi öne çıkarılarak İslam ile sentezlendi. şimdi ise bu son sentez İslami kılıfının ılımlaştırılarak sunulmaya çalışılıyor.

* * * * *Üstelik bunların tamamen önde görülen planlayıcısı ve uygulayıcısı TSK dır. Bizzat TSK eliyle gerçekleştirilmiştir bu süreç. Bunları bilince de şeriat naraları bana pek inandırıcı gelmiyor. Merak etmeyin Kurmaylar ın bu seçenege ve ihtimale karşı da her zaman için bir B planı mevcuttur.

* * * * *Şunu çok iyi kavramak gerekiyor. Türkiye ekonomisinin içinde bulundugu süreç ve kırılan sınıf ilişkileri Afganistan tipi, Suud tipi bir feodal ekonomiye yer vermez veremez. Ekonomik olarak bu imkansız gözüküyor. Peki üstyapısal olarak mümkün mü, bunun bedeli de çok agır olacagından bana pek gerçekçi gelemiyor.

* * * * *Gelelim Laik devlet diye ortalarda dolananlara. Bu söylemi inandırıcı bulabilmem için bunu söyleyen tüm kesimlerin Diyanet İşleri Başkanlıgı gibi bir kurumun ortadan kaldırılmasını istemeleri gerektigini düşünüyorum. Diyanet dini yönlendirmenin bir aygıtıdır. Bu kurum oldugu müddetçe o devletin laik olması mümkün degildir. Buna ayrılan bütçe ise başlıbaşına bir hırsızlıktır. Sömürüdür, depolitizasyon aracıdır. Bunu talep etmiyen hiç bir kurum ve de kişiyi laik olarak görmüyorum, göremiyorum. Bir taraftan bir kesimi dini siyasete alet etmekle suçlayacaksınız, diger taraftan ise bu siyaseti sürdürebilecek bir kurumu kabul edeceksiniz. Dolayısıyla ben bunu kurt masalı olarak görüyorum. Sormak lazım bu şeriatçı denen kesim egitimlerini nerelerde aldılar ve ögretmenleri kimlerdi. Bunları hep taliban mı gönderdi.

* * * * *Aslında kuruldugundan beri cumhuriyetin taktigi budur. Devamlı üç adet sacayagı vardır ve her dönem bunlardan biri öndedir. Komünizm, Şeriat ve bölücülük. Devamlı da bu sacayaklar dışarıdan beslenir ve asla kökü kurutulamaz.

* * * * *Bu toplumun temel meselesi sınıflar arası dengesizlik ve uçurumdur, sınıf mücadelesidir. Sosyal güvenlikten yoksun olarak çalışan insanların açlık sınırında yaşamaya zorlanarak insanlıgına ve insanlık onuruna yabancılaştırılmaya çalışılmasıdır. İslam ise bu sürecin en son cansimitlerinden biriydi, şimdi yerini Türk milliyetçiliginin alacagı gözüküyor.

* * * * *RTE nin ve siyasi İslamın yükselişini ya da iktidarını engellemek isteyen bir yapı eski anayasaya dönerek bunu fevkalade kolaylıkla yapabilirdi. Nispi temsil ile oyların eşit temsilini saglayabilirdi. Bu o kadar zormuydu. Neredeydi 2002 lerden evvel akılları. Neredeydi görüş dikte ettiren MGK.

* * * * Olayın havanda su dövmekten farklı olmadıgını düşünüyorum. Tekrar yazıyorum.

* * * * Sınıf bilinçli bir işçi için işvereninin Türk, Kürt, *Ermeni, Müslüman ya da gayrımüslim olması hiç önemli degildir. Önemli olan sömürüdür.


* * * * *saygılarımla

10-04-2007, 00:13
Bu mitingle ilgili olarak çok ilginç tartışmalar oluyor. Gayet özgün, bütün dünyayı kucaklayacak veya bütün dünyayı kapsayacak çok güzel kavramlarla niyet ve istekler. Yalnız şu anda Türkiye’de bir gerçek var. Akape’li birinin cumhurbaşkanı olması bu yurt için, bu halk için en kötü şeydir. Bunun dışında her şey daha iyidir. Bunu size aşağıda yaptığım alıntı ile anlatmaya çalışayım. Aşağıdakiler RTE’ye aittir ama Akape’nin büyük çoğunluğunu da bence yansıtır. (Aslında bizim demokrasimizde seçilmişler yok atanmışlar vardır. Bu atanmışlar da parti başkanlarına atanmalarının bedelini baş sallayıp oy kullanarak verirler. )

Ben bu sitenin bilimden yana bir site olduğunu, herkesin hukukun üstünlüğüne inandığını, karşılıklı saygı içinde diyalog taraftarı olduğumuzu kimse yadsımaz sanıyorum. Dolayısıyla bunu aklınızda tutarak hepsini okur musunuz?
--------------------------------------------------------------

Elhamdülillah şeriatçıyız, Yılbaşına karşıyım, Ben tekkeye değil dergaha gittim,

İçki yasaklansın, İstanbul’u Medine yapacağız, Bütün okullar İmam Hatip yapılacak,

Sadece imamlar resmi nikah kıysın, Ben İstanbul İmamıyım, Mayo reklamı şehvet sömürüsüdür, Milli piyango zulümdür,

Demokrasi bizim için amaç değil araçtır. Amacımıza ulaşana kadar demokrasiye bağlıyız.

Demokrasi bizim için bir tramvaydır. İstediğimiz durağa gelince ineriz.

Türkiye’yi eyaletlere bölmek lazım. Merkezi yönetim bir takım yetkileri bunlara vermelidir. Belediye Başkanları bu konuda en yetkili olmalıdır. O bölgedeki her türlü eğitim bunlara bırakılmalıdır. (PKK benzeri söylen)

Referansımız İslamdır. Tek hedefimiz İslam devletidir.

Oğlunun nikah davetiyesindeki tarih: 29 Zilkade 1421.

1.5 Milyarlık İslam alemi, Müslüman milletimizin ayağa kalkmasını bekliyor. Kalkacağız, bu ayaklanma başlayacak. Işıkları göründü. Allah’ın izniyle kıyam başlayacak.

Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir lafı koskoca bir yalan, egemenlik kayıtsız şartsız Allah’ındır.

Anayasayı sarhoşlar hazırladı. Kaptı kaçtı, maptı kaçtı (Orhan Aldıkaçtı’yı ima ediyor) anayasa hazırlıyorlar. Adamlar ayık kafa ile hazırlamıyor bunu.

Yahu milletin bütünlüğü ‘Ne mutlu Türk’üm diyene’ ile sağlanır mı? Osmanlı 30’u aşkın milleti ümmet düşüncesi ile bir arada tuttu. Biz de öyle yapacağız.

Bir tutturmuşlar laiklik elden gidiyor diye, millet isterse tabi gidecek be!

Biz hazmettire hazmettire geliyoruz., Allah’ın izniyle!.. Bu çalışmalarımız senaryoyu değiştirme çalışmalarıdır. Biz onun için geliyoruz. Biz Kemalist düzenin koruyucusu olamayız, bu mümkün değil.

Sayın Öcalan düşüncelerinin hesabını değil, aldığı kellelerin hesabını veriyor.

Türkiye’yi pazarlıyorum. Bizim için verilecek para önemlidir. Her şeyi pazarlar satarız, parayı veren düdüğü çalar.

(Almanya başbakanına) Bana verilen para çok düşük, sen ne kadar maaş alıyorsun?

PKK’nın cenaze töreninde bayrağı açması da , F16’ların alçaktan uçuş yapması da yanlış. İki tarafın yaptığı da yanlış.

Suriye’yi Lübnan’dan çıkarttıkları gibi bizi de Kıbrıs’tan çıkarırlar. Birileri bize çık der, kuzu kuzu çıkarız.

Dur dinle be!.. Dur dinle! 9 Ay 10 gün be!...

(AİHM’ye) Sana mı kaldı türban konusunda karar vermek, bu ulemanın işidir. Ulema ne derse o olur.

(Danıştay’a) Efendi sen kim oluyorsun, buna Mecelle karar verir. (Mesaj alınmıştır, birkaç hafta sonra şeriatçı terörist Danıştay üyelerini tarar, şans eseri sadece bir hakim ölür)

Ulan terbiyesizlik yapma!... Artistlik yapma ulan! Hadi, ananı da al git buradan!...

(Cumhurbaşkanı Sezer’e atamaları onamadığı için) Biz hukuka aykırı bir şey yapmıyoruz. Mecelle’de böyle bir kaide var.

Askerlik yan gelip yatma yeri değildir. (Şehit annesi için) Ne konuşacağım ben o kadınla yahu!

Almanya’da büyükelçilikte büyük elçiyi yuhalatır. Vatandaş için de) Söyleyin şu sahtekar ne istiyormuş…

(YÖK başkanına) Burası (başını gösterir) basmıyor. Hayatında 2 koyun güdemediği için bunu kavrayamıyor….

(BM *tafından terörist ilan edilen El-Kadı için) Kendisine kefilim. Babam kadar güvenirim. Ona kendime inandığım kadar inanıyorum.

(PKK ateşkes ilan eder, buna jest yapar) Biz de durduk yerde onlara operasyon yapmayız.

Cumhuriyetmiş, laiklikmiş, bunlar karın doyurmaz.

(Cumhurbaşkanı Sezer’e) Hayatında 2 koyun güdemeyenler çıkmışlar seçim hakkında konuşuyorlar. Aç tavuk kendini buğday ambarında sanırmış.

Haremimize bile girdiler be! Sen git kendi haremine sahip çık!.. Bizi bırak kendi haremimize inancımızın gereğini yapalım. (Türbanlı eş ve kızların yurtdışı resmi toplantılara gitmesini eleştiren muhalefet milletvekillerine)

(Muhalefet partisi başkanına) Densiz!.. Şuursuz!.. Nasipsiz!.. Allah denilen şey vardır be!.. İz’ansız!..

- Şerefsizler
- Bizim çocuklar aç mı kalsın be!
- Kes ulan sesini!
- Sana üç nokta koya rim
- Otur ulan oturduğun yerde, her şeye burnunu sokma!...

-------------------------------------------------

Şimdi yukarıda hep RTE’yi verdim ama, aslında bu Akape’nin hemen hepsinde yaygın bir durumdur. Diğer bakanlar ve milletvekillerinin söylediklerini ve icraatı anlatmak çok uzar. Ayrıca bunların demokrasi, insanlık, özgürlük, bağımsızlık vs hakkında yaptıkları Cumhuriyete anlatılamaz zarar vermiştir, hepimiz köle olmak yolundayız; ama sadece Milli Eğitim’de yaptıklarından birkaç tanesini aktarayım. Dini eğitimi ilköğretim okullarına yaydılar. Tevhidi tedrisat yasası bitti. Daha erkek nedir, kadın nedir bilmeyen çocukları ayrı oturtup, uygulamalı abdest aldırma, camide ibadet etme gibi dersler koyuyorlar. Önümüzdeki sene bu seneyi de aratacak. Yatılı kuran kursları (Milli Eğitim destekli) bile açıldı. Tatilde bile rahat bırakmıyorlar. Evrim teorisine karşıt olarak ‘Yaratılış’ı da teori olarak tedrisata aldılar. Çocuklar artık masallarla yetişecek. Çocukları ‘Ol’ deyince oluverecek şeylerle inanarak yetiştirirsek gelecekte onlardan ne beklenebilir? Bunun daha çok örneği var ama *uzatmıyorum. Yalnız önemli bir noktaya da değinmek istiyorum. Bunlar bu sitede dinlerin olumsuzluğu hakkında ne yazılmışsa onları yapıyorlar ve yapacaklar. Bu sitede örneklerle anlatılan hadisler ve kuran ayetleri, bunların nedeni, haksızlıklar, işkenceler, öldürmeler, kadınların ezilmesi, Müslüman olmayanların cihatla yok edilmesi hepsinin olması yakındır. Kara köktendincilik kadar vahşi bir şeyin eşi yoktur.



Peki, şimdi durum bu. Ne yapalım?

A – Susup oturalım. Cumhurbaşkanlığının yetkilerini, anayasayı tartışalım. Bu işlerden bir şey çıkmaz, dünyayı zaten zenginler vs idare ediyor. Ne yapsan boşuna, oyun oynamak olur. *Zaten yobazlar hakkında söylenenler abartı.

B - Akape ile ortak hareket edelim, bu militarist Kemalistlere zaten bu yakışır. Bunlar daha zararlı. Bir süre sonra zaten Akape tepe taklak olur. Bu sırada herkes fakirleşir, sınıf farkı kalmaz, halkımız bilinçlenir. Hem yobazlardan hem de bu militaristlerden kurtulmuş oluruz. Ne olacak bir kaç sene dışarı çıkıp camiye gitmem, karıma kızıma, kızkardeşime çarşaf giydiriveririm.

C – Akape’nin canına yanalım, Orduya darbe yaptıralım. Terör vs yapalım.

D – Tepki gösterelim. Protesto edelim. Demokratik haklarımız var.

Dolayısıyla ben protesto edeceğim. Tabii herkes istediğini yapar.

10-04-2007, 14:19
demokrasinin kötü tarafı, kendi düşmanlarına bile sayısız şans vermesidir, *irtica
demokrasiyi kullanarak demokrasiyi yıkmaya çalışıyor. rte nin hamlesi yıllardır
inşa edilmeye çalışılan irtica kalesinin ilk taşını yerine oturmaktır, rte mevki makam
peşinde değil var olan bir geleneği sona erdirmek peşindedir. amaç cumhuriyet'in
en tepesine turbanlı birini çıkarıp geleneği bozmaktır.

amaç tepeden göz yumarak kadrolaşmayı hızlandırmaktır, çünkü kadrolaşma en iyi
çankaya tepesinden görünür, çünkü tüm önemli mevkiler çankaya nın onayı alınmadan
atama yapılamaz, rte genç bir siyasetçi, bu yaşta cumhur'a reislik merakı düzeni
yıkmak içindir, çankayadan gerekli alt yapıyı hazırladıktan sonra yine siyasete
dönecektir, rte ne bu günlerde sivil kuruluşların değil ordu nun nabzını tutmaktadır
durup dururken darbe günlüklerinin ortaya çıkmasının sebebi ordunun bu gün
itibarı ile darbeye bakış açısının öğrenmek içindir.

bu gün gelinen noktada chp ve deniz baykal ın büyük katkısı vardır, doğru bir siyaset
yapmak yerine, doğru bir muhalefet yapmak yerine, demokrasiyi savunmak yerine
deniz baykal açıktan olmasada darbe çığırtkanlığı yapmaktadır, kendi beceriksizliğini
ordu ya havale peşindedir.

deniz baykalın militarist bir politika takınması siyasi hayatının koca bir fos olduğunun
açık örneğidir, evet ülkede milliyetçilik yükselmektedir, ancak bu yükseliş mhp yi
meclise sokacak kadardır dahada fazla değildir, deniz baykal ın bundan medet umut
chp ye kuruluşundan beri gözü kapalı oy veren alevi leri kaybetmesi, kendisinin değil
parti başkanı, bakkal dükkanı bile işletemeyeceğinin göstergesidir.

bu yürüyüş çanak bir yürüyüştür, anti demokratik bir yürüyüştür, rte bile olsa herkesin
o makama aday olmaya hakkı vardır, sözün özü bu, saatten sonra............................
davası olmaz, bu noktaya getirenler utansın, en baştada chp .

hiramusta
10-04-2007, 14:40
Bunların korkusu laiklik,rejim falan değil.Bunların korkusu kaymakların elden gitmesi,hortumlarının kesilmesi.Ama emin olun bu hortumlar mutlaka kesilecek.

http://www.yenisafak.com.tr/politika/?t=10.04.2007&q=1&c=2&i=39676&Darbeciye/para/Ankarayı/sarstı

hokusai
10-04-2007, 14:40
İyi ki Gazi M.Kemal Cem gibi düsünmüyormus... *:(

hokusai
10-04-2007, 14:48
Bunların korkusu laiklik,rejim falan değil.Bunların korkusu kaymakların elden gitmesi,hortumlarının kesilmesi.Ama emin olun bu hortumlar mutlaka kesilecek.

http://www.yenisafak.com.tr/politika/?t=10.04.2007&q=1&c=2&i=39676&Darbeciye/para/Ankarayı/sarstı

hiramusta başin döndü galiba ,git uyu ilac filan al. Türkiye nin dis borcu son 4 yilda nolmus onlari filan ögren hadi canim.

biraz önce trt3, süre bitti bahanesiyle D.Baykal in grup toplantisi konusmasini kesti, 4-5 oldu buna bile tahammül edemeyen zihniyeti demokrasi bahanesiyle korumaya kalkmayin, sonunuz irandaki komünistler gibi olur.

hiramusta
10-04-2007, 14:52
Peki o borçların iş hacminden,yatırımlardan kaynaklandığını biliyormusun?Bizamanlar iktidarda olan cunta yanlıları gibi memur maaşı ödemek için imf den dilenerek alınan borçlar değil onlar.

10-04-2007, 15:31
Peki o borçların iş hacminden,yatırımlardan kaynaklandığını biliyormusun?Bizamanlar iktidarda olan cunta yanlıları gibi memur maaşı ödemek için imf den dilenerek alınan borçlar değil onlar.

Sevgili hiramusta,

Hangi yatırımdan, hangi iş hacminden bahsediyorsun allasen? Hükümet sırtını yurtdışından gelen sıcak paraya dayamış, 3.5 atarak şu seçimlerin selametle geçmesi için dua ediyor. Ondan sonra görürsün sen yatırımı, iş hacmini. Yaptığın ihracatın %70'i ithalata dayalı. İthalat, cari açık almış başını gidiyor, doları basmışın aşağı enflasyon yüksek çıkmasın diye, o da yetmiyor bir de TUIK'e talimatla yüksek enflasyonu düşük göstermeye çalışıyorsun, illüzyonla işi götürmeye çalışıyorsun. Bu rezil ekonomi askerin elinde patlasın diye çok zorladılar ama asker yemedi, bunun altında kendileri kalacak, ama seçimden önce, ama seçimden sonra.

hiramusta
10-04-2007, 15:58
Bırak Allasen ya,cuntacıların 60 yılda yapamadığı yatırımı bu hükümet 4 yılda yaptı.Daha 2 gün önce Karadeniz yolunun açıldığını ne çabuk unuttun.Seninkilere kalsaydı o yol 20 sene daha sürerdi.Sözen zamanında İstanbul çöp kokuyordu.Sular akmıyordu,aktığı zamanda çamur akıyordu.İstanbullular oksijen yerine karbonmonoksit soluyorlardı.Senin o beğenmediğin Tayyip sadece İstanbulu değil tüm Türkiye'yi doğalgaza kavuşturdu.6000 km duble yol yaptırdı.Eğer muhtemel bir trafik kazasına kurban gitmiyorsan,bunu biraz da Tayyib'e borçlusun.Bütün bunları hiçbir siyasi hareketin içinde olmayan birisi olarak söylüyorum.Bu ülke son 50 yılda 3 adam gördü.Birisi Özal'dır,başlatmış olduğu kalkınma hamlesinin faturasını canıyla ödediğine inanıyorum.Diğeri Erbakan'dır.O da siyasi lince kurban gitti.Bir diğeri de Tayyip Erdoğan'dır.İnşallah Onun önüde bir şekilde kesilmez.

mhmd
10-04-2007, 16:35
Evet gerçekten de yıllar itibarı ile ülkemiz nereye gidiyorun cevaplarına beraberce bakmamız ve bir değerlendirme yapmamız gerekmektedir.

Kurtarıcılara sarılmadan.
Tu kakacılara kanmadan.
Bilimin ve matematiğin gücü adına, istatistiğe dayanarak.

Ne ise halimiz o çıksın falımııııız.

Satın alma gücü;
http://www.tuik.gov.tr/PreIstatistikTablo.do?istab_id=277

Tüketici fiyatları genel endexi ve değişim oranları;
http://www.tuik.gov.tr/PreIstatistikTablo.do?istab_id=502

Giriş çıkış yapan ziyaretçilerin turizm gelirleri;
http://www.tuik.gov.tr/PreIstatistikTablo.do?istab_id=77

Yoksulluk sınırı yöntemlerine göre yoksulluk oranları;
http://www.tuik.gov.tr/PreIstatistikTablo.do?istab_id=287

Yıllara göre dış ticaret;
http://www.tuik.gov.tr/PreIstatistikTablo.do?istab_id=508

İşgücü durumu (işsizlik oranları);
http://www.tuik.gov.tr/PreIstatistikTablo.do?istab_id=602

Yurt dışı tahvil ihracı;
http://www.hazine.gov.tr/stat/tahvil%20listesi%20-%20bond%20issues.xls#'ihale listesi - issue list'!A1

Yurt dışı borç ödemesi;
http://www.hazine.gov.tr/disborcservisi/dbservisi.htm

Dış borç stoku (detaylı);
http://www.hazine.gov.tr/stat/ZS%20MY%20dis%20borc%20stoku%20detay%20-%20CG%20external%20debt.xls

Hepsine olmasada ilgi duyduklarınıza bakmanızı isterim.

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın

sargon
10-04-2007, 16:43
Asagidaki aciklama 9 Nisan gunu Insan Haklari Dernegi'nde asagidaki imzacilarla yapildi. Ben de bu metni destekliyor ve mitingi demokratiklesme ve sivillesme karsiti buluyorum. Herhalde soylememe gerek yok ki, RTE'nin Cumhurbaskani olmasini ben de istemiyorum, ama bunun icin de darbeci, aydin dusmani, bati karsiti, fasist zihniyetlerle bir arada olacak degilim.

14 Nisan Mitingi

Statükocuların, Sivilleşme Ve Demokratikleşmeye Karşı Bir Direnişidir.

Desteklemiyoruz

Bizler aşağıda imzası olanlar; Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı seçiminin yaklaşması üzerine statükocu kesimlerin bilinçli olarak tırmandırdığı gerginliğin farkındayız. Yıllardır, hakim olan anlayış sonucu Türkiye, hala askerlerin yarattığı bir anayasa ile yönetilmektedir.

Askerlerin dayattığı anayasanın ön gördüğü şekilde bile sivillerin cumhurbaşkanı seçmesini hazmedemeyen kesimler, son günlerde “Cumhuriyete Sahip Çıkma” gibi iddialarla mevcut statükonun devamını sağlayacak çeşitli eylem ve söylemlerde bulunmaktadırlar.

Bu nedenle bizler, adına sivil toplum örgütü denen ancak, her türlü sivilleşme çabasına karşı çıkmayı kendilerine yegane görev edinen ve çoğunlukla emekli askerlerin yönetiminde bulunduğu kuruluşların düzenlediği 14 Nisan mitingini mevcut statükocuların demokratikleşme ve sivilleşmeye karşı bir direnişi olarak nitelendiriyor ve desteklemiyoruz.

Demokratikleşmeye ve sivilleşmeye taraf olan her bireyi söz konusu mitinge katılmayarak açık bir şekilde tavır göstermeye davet ediyoruz.

Avukat Eren Keskin
Hürriyet Şener
Şaban Dayanan
Veysi Altay

10-04-2007, 16:51
hiramusta,

Yatırım denince aklına gele gele bir hukuk ve çevre felaketi olan Karadeniz sahil yolu ile plansız-programsız, sırf birilerini zengin etmek için yapılan ve bırak hayat kurtarmayı, yüzlerce insanın ölmesine neden olan duble yollar geliyorsa vay halimize. Kısmet olursa o sahil yolundan Artvin'e kadar git, yol boyunca da fındık üreticileri ile sohbet ediver, anlatsınlar sana o son 50 yılın en büyük adamı Tayyibi. Fındığın kilosunun üç yıl önceki 7 YTL'den bugün 2.8 YTL'ye nasıl düşürüldüğünü ve üstelik ödenmediğini, Karadenizlinin nasıl göçe zorlandığını en iyi onlar anlatırlar. Bu arada Mesut Yılmaz'ı neden saymadğını anlayamadım, gururla anlattığın o sahil yolunun da, Türkiye'yi enerjide tamamen dışa bağımlı hale getiren doğalgaz işlerinin de piri ve babası odur. Ama Özal konusunda haklısın, bugün yaşamakta olduğumuz rezillikleri başlatan gerçekten odur.

10-04-2007, 17:05
14 Nisan Mitingi
Statükocuların, Sivilleşme Ve Demokratikleşmeye Karşı Bir Direnişidir.
Desteklemiyoruz

Aman iyiki desteklemiyorlar, eğer o aşağıda ismi olanlar destekleselerdi işin içinde kesin bir AB dümeni var demekti. Onlar ancak Diyarbakır'a özerklik, ya da Apo'ya özgürlük için yapılacak mitingleri desteklerler, insan haklarından anladıkları tek şey Kürt terörist hakkıdır, işindeki gücündeki Kürt kökenli vatandaşlar bile umurlarında değildir. Bunun adı da demokratikleşme ve insan hakları oluyor :)

mhmd
10-04-2007, 17:12
Sn. yfln,

Ben Doğukaradenizliyim. Hemen hemen her yıl memleketime giderim. Karadeniz sahil yolunun ne anlama geldiğini de, faydasını da zararını da iliklerine kadar bilen biriyim. Zamanında; köylere çıkan yolların da karşısına dikiliyordu bir takım zihniyetler.
Gah çevre, gah sınır, gah toprak deniliyor ve HAYIR diyorlardı kan damarlarına.
Yol çıkan köyler gelişti, yapılaşma ve onarımları zamanında oldu ve en azından köyün yaşlıları evlerinde kalabildiler. Yol çıkmayan ya da bizim köyümüz gibi göç işlemi bittikden sonra çıkan köyler ise tamamıyla kapandı. 60-70 hanelik köyde kala kala 2 hane kaldı. Bizlere ne mi oldu? Milyonların üstüne milyonlar katılan İstanbul'a yollandık. Bu bir.

Duble yollar konusunda fikirlerinize katılmamak mümkün değil. Ancak planlama ya da ihtiyacın olmamasından kaynaklanmayan bir sorun vardır ortada. Ucuza iş bitirmek.
Öncekilerin "Devlet bir deniz onu yemen keriz" mantığının dışına kaçmak isteyenlerin düştükleri bir tuzak olmuştur. Ucuz etin yahnisi de bu olmuştur. Bu iki.

Dedik ya Karadenizliyiz. Hatırlarım çocukluğumda sahile inince deniz kenarlarında çay dağları ile şaşırırdım. O zaman sormak aklıma gelmezdi,-Bunlar da ne, diye. Okulları tüketirken fark ettim ki SÜBVANSİYON denilen bir şeymiş bunlar. İster lazım olsun ister olmasın, köylüyü korumak adına devlet parayı basar alır malı, sonra da işleyemez, kullanamaz. Alır almaz, aynı kamyon ile döker denize!!!
Milli servet mi dersin?
Hainlik mi dersin?
Oy peşinde koşma mı dersin?
Popülizm mi dersin? Ne dersen de.
Aynı yörenin insanı olmasına rağmen tüm bunları yapmaması ile bence genelin sevmesi ve taktir etmesi lazım. Ben nefret edebilirim ama sizin taktir etmeniz lazım. Bu üç.

Özal'a gelmeye dilim varmaz. Size yolladığım bu mesajın dahi mimarı olan biridir. Eksiği gediği yok mudur? Vardır.
Günahı yok mudur? Vardır.
Ama ülkeye yararı yoktur. Derseniz olmadı derim. Bu da dört.

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın

sargon
10-04-2007, 17:17
Aman iyiki desteklemiyorlar, eğer o aşağıda ismi olanlar destekleselerdi işin içinde kesin bir AB dümeni var demekti. Onlar ancak Diyarbakır'a özerklik, ya da Apo'ya özgürlük için yapılacak mitingleri desteklerler, insan haklarından anladıkları tek şey Kürt terörist hakkıdır, işindeki gücündeki Kürt kökenli vatandaşlar bile umurlarında değildir. Bunun adı da demokratikleşme ve insan hakları oluyor

Senin insan haklarindan ve demokrasiden anladigin ne? Bunlarin bir oyun oldugu, hepsinin AB'nin duzmece numaralari oldugu. Bu insanlar, PKK olmadan once de vardi. Turkiye'de demokratiklesme mucadelesinin onune ya komunizm suclamasiyla, ya boluculuk suclamasiyla gectiniz yillardir. Bu ulkeyi zindan ettiniz be. Ha seriatcilar, ha da siz irkcilar.

pante
10-04-2007, 17:24
"Aman iyiki desteklemiyorlar, eğer o aşağıda ismi olanlar destekleselerdi işin içinde kesin bir AB dümeni var demekti. Onlar ancak Diyarbakır'a özerklik, ya da Apo'ya özgürlük için yapılacak mitingleri desteklerler, insan haklarından anladıkları tek şey Kürt terörist hakkıdır, işindeki gücündeki Kürt kökenli vatandaşlar bile umurlarında değildir. Bunun adı da demokratikleşme ve insan hakları oluyor."

Yönetimine kanlı terör örgütü PKK'yı destekleyenlerin egemen olduğu, üstelik de adı "İnsan Hakları Derneği" olan bir örgüt Türkiye için bir utanç meselesidir. 10 yıldır bu utancın karşısında alternetif bir sivil toplum örgütü oluşturamayan demokratlara, sosyal demokratlara, sosyalistlere
yazıklar olsun. İşte halk bunun için soğuyor, uzaklaşıyor bunlardan.
Bu sözde İHD'liler nerede ülkeyi bölücü bir hareket var, destekliyorlar. Ülke birliği, bütünlüğü konusundaki hareketler karşısında ise bozguncu, engelleyici tavır sergiliyorlar. Onun için;
İnadına 14 Nisan, İnadına Ankara, İnadına Cumhuriyet, İnadına Ulusal Birlik, İnadına Devrim..

10-04-2007, 17:28
Sn mhmmd,

ABD ve AB'de çiftçiye verilen sübvansiyonları herhalde benden iyi bilirsiniz. Bu nedenle ve hükümetin bilinçli uyguladığı son derece yanlış "değersiz döviz, değerli TL" politikaları yüzünden kendini besleyebilen 3-5 ülkeden biriyken buğdaydan pamuğa tüm tarım ürünlerini ithal eder hale geldik, bunun savunulacak tarafı var mı? Ayrıca fındık işi hiç de çay gibi değildir, Türkiye fındıkta neredeyse tekel sayılabilir, yani AB'nin o cicili bicili çikolatalarını üretebilmek için kesinlikle Türk fındığına ihtiyaç vardır. Siz kaçtan satarsanız onlar da o fiyattan almaya mecburdur ama o çok değerli başbakanın bir danışmanı bu işlerde en büyük aracı ise ve her zamanki gibi Türk çiftçisini değil de AB'nin çikolata üreticilerini tutarsa 7 YTL yerine 2.8 YTL'ye satarsınız.

Özal durmuş saatin bile günde iki kez doğruyu göstermesi gibi bir iki doğru iş yapmış gibi görünür ama bu ülkeye verdiği zarar o kadar büyüktür ki anlatmaya kelimeler yetmez. Bunun için ayrı bir başlık bile yetmez, son günlerin modası ile bir blog oluşturmak gerekir.

hiramusta
10-04-2007, 17:29
Sen sohbet ettin galiba.Peki talebi aşan arzdan dolayı binlerce ton fındığın depolarda çürüdüğünü de anlattılar *mı sana?Türkiye'de haddinden fazla fındık üretimi yapılmaktadır ve haddinden fazla fındık benim ödediğim vergilerle fındık üreticilerinden satın alınmaktadır.Sırf onlar mağdur olmasın diye.Türk halkı buna mecbur mu yav?Buna rağmen Ecevit zamanında 1.625 ytl olan fındık fiyatı Tayyip zamanında 2005 te 7 ytlye kadar çıkarılmıştır.Şu an ise 2 ytldir.Bu fiyat Türkiye şartlarında normal bir fiyattır.Karadeniz yoluna gelince,yav sizin kafanız hiç çalişmayi.Bu hükümet tahrip edilen ekolojik çevrenin yeniden düzenlenmesi taahhüdünü vermiş.Bu noktada çalışmalar başlanacağını daha 2 gün önce Bayındırlık Bakanı açıkladı.Bu yol yapılacak arkadaş,nereden geçerse geçsin,geçtiği yerdeki çevreyi mutlaka bozacak.Bu yol iç kesimden geçseydi tarım arazilerini ve ormanlık arazileri bozacaktı.Artı daha fazla tünel ve viyadük yapılması gerektiğinden maaliyet ve zaman artacaktı.Artı sahile yapılacak olan ara bağlantı yolları da bir çevre tahribine,maaliyet ve zaman artışına sebep olacaktı.Daha fazla kamulaştırma problemlerini de buna ekleyin.Bu yolun sahilden geçmesi bu yönden daha uygun olmuştur....Mesut Yılmazmış,dışa bağımlılıkmış....emeklemeyi öğrenmeden yürümesi öğrenilmez.Şu anda ülke emeklemeyi öğreniyor ve bu hükemet mevcut şartlarda yapması gerekeni yapıyor.Siz devlet idaresini tereyağından kıl çekmek olarak görüyorsunuz herhalde.Yok öyle,ürkütmemen gereken fincancı katırları var,ona göre.Yök,ordu,basın,Cumhurbaşkanı,yargı,odaların karşısında olduğu bir hükümetten bundan daha fazlasını bekleyemezsiniz.Ha ben inanıyorum,şu Cumhurbaşkanlığı virajı bir aşılsın bundan daha iyi hizmetler peşisıra gelecektir.

frodo
10-04-2007, 17:29
Bu ülkenin gerçek demokratları nerde ? Takiyyeci demokrasi havarileri ile militarist
darbenin bile "islamcılardan" ehven olduğunu söyleyenlerin kayıkçı kavgasında yok olup
gittiler mi ?

O güzel ülkenin, güzel insanları beyaz atlarına binip terk mi ettiler ülkelerini ?

Yoksa hiç yaşamadılar mı ?

teotihuacan
10-04-2007, 17:33
vay anasını be, ne günlere kaldık...

cumhuriyeti, laikliği, sosyal hukuk devletini savunmak faşizm oldu...
dincilerle kürtçüler ele ele vermiş, özgürlükçü, demokrat, insan hakları savunucuları oldular...

güzel, çok güzel...
elbirliğiyle içine s.çmaya devam ülkenin...

sargon
10-04-2007, 17:35
Insan Haklari ile alakasi bile olmayanlar dogal olarak bu isle ilgilenmezler. Irkcilarin Insan Haklari soylemi sahtedir, buna inanmazlar. Dolayisiyla boyle birsey kurmazlar. IHD herkese kucak acan bir kurulus. Demokrat bir kurulustur. Bunun alternatifi yani irkcilarin kurabilecegi sadece tek tarafli olarak PKK'nin verdigi zararlara ve acilara kucak acan derneklerdir. Cunku devlet onlara gore zarar vermez, sanli sereflidir. Sehit aileleri dernegi gibi dernekler kurabilirler. Sizi oraya alalim. Insan haklari denilen seyi, sadece sizin inancinizda olanlara tanidiginiz icin orasi uygun olur ancak.

teotihuacan
10-04-2007, 17:35
frodo o insanlar hala burada ama herkes birbirine at gözlüğüyle, kalıplaşmış düşüncelerle baktığı için durum böyle...

10-04-2007, 17:39
hiramusta,

Ben hergün sohbet ediyorum, zira 2006 ürününü Eylül'de teslim etmiş ve 1 kuruş alamamış bir *fındık üreticisiyim. Söylediğin şeylerin en ufak iler tutar tarafı yok. Şu andaki fiyat maliyeti bile kurtarmaz, bilir bilmez konuşma. Fındık fiyatı fiskobirlik sayesinde 7 YTL'ye çıkmıştır, Tayyip ve değerli danışmanı Zapsu sayesinde de 2.8 YTL'ye inmiş, bu amaçla fiskobirlik adeta iş yapamaz hale getirilmiştir. Olay bu kadar basittir.

10-04-2007, 17:47
Sargon,

Ben demokrat bir insan olarak "Terörist Hakları Derneği" adı altında bir dernek kurulmasına karşı çıkmam mesela ama "İnsan Hakları" ismini kullanarak terörist hakkı savunmak takiyye yapmaktır. Sen bunları iyi tanıyorsun anlaşılan, böyle bir teklif götürsene. Böylece herkes açık olur, insan haklarını da gerçekten bunu savunabilecek kişiler savunur. Kavram kargaşası ortadan kalkar, işler netleşir.

pante
10-04-2007, 17:54
14 Nisan mitingine karşı çıkanlar ;
1- Şeriatçiler
2- İktidar yanlıları
3- Irkçılar
4- Bölücüler

14 Nisan mitingini destekleyenler:
1- Yurtseverler
2- İlericiler
3- Demokratlar
4- Ulusal Devrimciler

Ülkesini seven, gelecekteki şeriat düzeni ve bölünme tehlikesini gören her yurtsever mitingi desteklemektedir. Gün omuz omuza verme, birlik, dayanışma günüdür. Laikliği, demokrasiyi, cumhuriyeti korumak ve kollamak için, ülkemiz üzerindeki oyunlara dur demek için, Kuvayi milliye ruhunu yeniden canlandırmak ve Bağımsız Türkiye mücadelesini yeniden başlatmak için,
şeriatçi faşist ilerlemeye geçit vermemek için 14 Nisan Cumartesi saat 11.00'de Ankara'da Tandoğan Meydanındayız.

sargon
10-04-2007, 17:58
Terorist birisinin insan haklarindan yararlanmasi soz konusu degil demek ki. Onlar insan degil yani. Iste sizin kabul edemediginiz cagdas, evrensel degerler her insana belli haklar taniyor. Bu kisi terorist olsa bile.

Turkiye'de siyasi suc yoktur. Teror sucu vardir. Ya teror orgutu uyesi yada yardim yatakcisi olursunuz. Adiniz teroristtir. Dedigin gibi benim de adim terorist oldugu icin bu insanlari tanirim. Ne silah kullandim ne anlarim, ne de silahli siddeti onaylarim ama adim teroristti benim de. Bu terorist haklari derneginden de cok yardim gordum. Her insana deger veren, insanin ne oldugunu bilen, karsilik almaksizin, kim olduguna bakmaksizin hastalarini tedavi eden doktorlar, avukatlar gordum bu terorist haklari derneginde. Bu sitede gordugum kafatascilardan ise gormedim.

10-04-2007, 18:08
Buradaki sözlerim dincilere değil. Şimdi burada 14 Nisan mitingine katılmaya hayır *diyorsunuz. Sebebi de katılanlar faşist, ırkçı, militarist, öyle mi?

Peki miting neye karşı yapılıyor? Şeriatçiliğe karşı, özgürlük kısıtlamaya karşı, Hırsızlığa kaşı, bilim karşıtlığına karşı, kabadayılığa karşı, ....

Daha önceki iletimde bu sitedeki ilkeleri yazdım. Bu site nelere karşı ise aynısı bu iktidarın yaptıklarıdır. O iletimi tekrar okuyun. Bu mitinge karşıysanız, o zaman bu sitenin giriş sayfasındaki yazıları, "Biliyor muydunuz" köşesini, "Evrim" köşesini hep kaldırın. Çünkü bu miting orada yazılan ilkelerden dolayı yapılıyor. Siz o zaman, örneğin, *milli eğitimde "yaratılış"ın okutulmasına karşı değilsiniz. Hadi sizin de tanrınız size selamet versin.

K.C.
10-04-2007, 18:16
Off.. üzücü şeyler yazılmış dostlar.

Neydi bizi Turan Dursun.com'da bir araya getiren ruh?
Hani biliyorduk siyasi görüşlerimizin, şuyumuzun, buyumuzun farklı olduğunu ama birleştiğimiz bir nokta vardı. Bu birliğimiz bozulmasın diye hani hiç girmeyecektik farklılıklarımıza...

Ne oldu böyle, niye oldu... gerek var mıydı? :cry:

teotihuacan
10-04-2007, 18:17
burlap bence meseleyi çok güzel özetledin...

bunu kavramak bu kadar zor mu?

frodo
10-04-2007, 18:30
14 Nisan mitingine karşı çıkanlar ;
1- Şeriatçiler
2- İktidar yanlıları
3- Irkçılar
4- Bölücüler

14 Nisan mitingini destekleyenler:
1- Yurtseverler
2- İlericiler
3- Demokratlar
4- Ulusal Devrimciler

Ülkesini seven, gelecekteki şeriat düzeni ve bölünme tehlikesini gören her yurtsever mitingi desteklemektedir. Gün omuz omuza verme, birlik, dayanışma günüdür. Laikliği, demokrasiyi, cumhuriyeti korumak ve kollamak için, ülkemiz üzerindeki oyunlara dur demek için, Kuvayi
milliye ruhunu yeniden canlandırmak ve Bağımsız Türkiye mücadelesini yeniden başlatmak için,
şeriatçi faşist ilerlemeye geçit vermemek için 14 Nisan Cumartesi saat 11.00'de Ankara'da Tandoğan Meydanındayız.

14 Nisan mitingini kayıkçı kavgası olarak görenler diye bir seçenek daha var sevgili başkan.
Tuhaf olan "şeriatçı faşist ilerlemenin" müsebbibi olan darbeci paşaların şimdi demokrasi
havarisi kesilmeleridir.

teotihuacan
10-04-2007, 18:40
frodo tamamen katılıyorum bu dediğine.

ama darbeciler orada diye, bazı faşistler orada diye, bürokrasinin ve statükocuların en kaşarlıları orada diye orada olacak herkes faşist mi? *

ve biz bunlara inat edip orada olmayalım mı? kim kazanıyor, kim kaybediyor?

hiramusta
10-04-2007, 18:41
14 Nisan mitingini destekleyenler;
1.Cuntacılar
2.Demokrasi karşıtları
3.Irkçılar
4.Bölücüler
5.Azınlığın çoğunluğa tahakkümünü isteyen zorbalar

14 Nisan mitinginin yapılmasına değil mantığına karşı çıkanlar
1.Demokratlar
2.İnanç ve düşünce özgürlüğü taraftarları
3.Vatanseverler
4.İlericiler


Görüyorsun Pante,bakış açısına göre mantık değişebiliyor.

10-04-2007, 18:44
sanırım meseleyi tam olarak kavrayabilmiş değiliz, mesele bu yürüyüş anti demokratikmi
değilmi, bence seçme seçilme hakkına saygısızlık, bence darbe şakşakaçılığı, eski generaller-
den biri aday olsaydı bu tür bir yürüyüş kabül görürmüydü, empati kurmak lazım, demokrasi
herkese lazım, rte nin niyeti sorgulanabilir, ama seçilme hakkı asla.

daha önceki yazımda da dediğim gibi demokrasinin kötü tarafı kendi düşmanlarına bile
şans tanıması, eşit davranması.

pante
10-04-2007, 18:48
Sevgili K.C.;
Bu forumda Filistin için, Irak için, 1 Mayıs ve Nevruz mitingleri için çok sayıda yazı yazıldı. Hiçbirine de tepki verilmedi, engellenmeye çalışılmadı.
Bu ülkenin şeriat ve ırkçı bölünme tehlikesi karşısında duyarlı olan insanlarımız var. Yıllardır Türkiye için çizilmiş şer planını engellemek amacıyla apoltize edilmiş halkın, gençliğin artık susmaması gerektiğine inanılıyor. Bu şer planı ayrılıkçı ayaklanma ile şeriatçi ayaklanmanın denk getirilme planıdır.
14 Nisan'da cumhuriyeti, laikliği, demokrasiyi, ülke birliği ve bütünlüğünü koruma amaçlı bir miting.
Ama görüyoruz ki böyle bir miting için aykırı yazılar yazılıyor. Irkçıların, kafatasçıların mitingi diye önü kesilmek isteniyor. Bu yanlıştır.
Miting insanların en demokratik hakkıdır. İlerici yurtseverlerin ülkelerinin geleceği için bu demokratik haklarını kullanmaları aleyhindeki engelleyici söz, tavır, tutum, tehdit unsurlu girişimlerdir asıl anti-demokratik olan.
"Demokrasi bir araçtır. Sizi gitmek istediğiniz yere götürür." diyenlerin gitmek istedikleri yer bellidir. Demokrasiye inanmadıkları, işi bitince ezecekleri de bellidir. Bütün bunlara rağmen solculuklarını, sosyalistlikten dem vurmalarını bırakalım, liberal demokrat geçinenlerin bu mitinge katılanları ve destekleyenleri şeriatçilerden daha zararlı ve tehlikeli görmesi korkunçtur.
Geldiğimiz noktaya dikkatinizi çekerim. İran İslam devriminden ders alınmamıştır. İran'daki sosyalistler, devrimciler de Marksizmin ve diyalektiğin ruhuna aykırı hareket ederek gericilerle, feodallerle eylem birliği yapmıştı ve sonuç kabus olmuştu. Tüm dünya sosyalistlerine de ibretlik bir ders olmuştu. Çünkü ezilenler, sosyalistler demokratik devrim için, feodalitenin yıkılması için burjuva ile ittifak yapabilirler ama feodallerle, gericilerle demokrasiye karşı ittifak olmaz.
Ne yazık ki ne Türkiye'deki bir kısım sosyalistlerin ne de Avrupa'nın bundan yeterince ders almadığını görmekteyiz.

Biz de bu ülkede zulüm gördük, işkence gördük, anarşist dediler, komünist dediler ama bunu yapanlar nedeniyle ülkemize, halkımıza nefret içinde olmadık. Yıkıcı ve bölücülere destek vermedik. Yurtseverliğimizi daima önde tuttuk. Kimseye minnet borcumuz yok, olsa dahi minnet borcunu yurdumuz ve ulusumuza karşı tutumla ödemeye kalkışmayız.

10-04-2007, 18:50
Korkarım ki bu yürüş bir darbe öncesi "Bakın biz demokratik yoldan sizi uyardık ama anlamadınız ne yapalım biz de darbe yaptık" diyebilmek için düzenleniyor. Umarım böyle değildir. Ancak bu yürüşü düzenleyenlere bunca yıldır başka önemli demokrasi sorunları hakkında neden buna benzer yürüşler düzenlemedikleri sorulmalıdır. Bence sorunun yanıtı basit: Düzenleyenlerin demokrasi istedikleri filan yok. Tek amaçları AKP' yi devirmek. Bu ülkede ne İmam Hatipleri ne diyaneti ne de AKP'yi tek başına iktidarı sağlayan %10 barajını koyan islamcılar değil. Tüm bunları yapan yürüyüştekilerin zihniyetidir.

AKP ve ondan önce Fazilet Partisi'nin, yani islamcı partilerin iktidar olmaları, devleti tehdit etmeleri 1995'den sonra olmuştur. Ancak 1995 öncesi Türkiye'sine baktığımızda durumun İslamcı partiler döneminden daha iyi olduğunu söyleyemiyoruz. Demokrasi ve insan hakları ihlaller, darbeler, düşük yoğunluklu içsavaş, baskılar, işkenceler onyıllar boyunca devam etmiştir. İŞTE BU NEDENLE AKP, YÜRÜŞÜ DÜZENLEYEN ZİHNİYETTEN DAHA KÖTÜ DEĞİLDİR.

Yürüyüşe katılan grupların yarıdan fazlası darbeci, militarist milliyetçi, demokrasi ve AB karşıtı gruplardan oluşuyor. Bu grupların temsil ettiği ideolojiler onyıllar boyunca iktidardaydılar. Ancak Türkiye'de demokrasi sağlayamadıklarını gördük. Al birini vur birine.

Yürüyüşçülerin zihniyeti bugüne kadar 30.000 insanın öldüğü içsavaşı destekleme yönündedir. İslamcı terörün kurbanları bile bu sayının %1'ini geçmez. Bu nedenle ülkenin geleceğinini asıl kimin tehdit ettiği tekrar düşünülmelidir.

AKP İslamcı bir partidir. İçinde şeriatçi bir kitle de barındırıyor kuşkusuz. Ancak şeriatçıların çoğunluğunun *AKP'ye karşı olduğu da bir gerçektir. AKP şeriatçi değil İslamcı bir partidir. Düzene yönelik bir tehdit oluştursa bile bu abartıldığı ölçüde değildir. AKP'yi şeriatçi ve düzenin en büyük tehlikesi olarak görenlerin amacı ümmetçiliğin yükseldiği paranoyasını kullanarak milliyetçiliği yükseltmektir. Oysa işgal durumları hariç milliyetçiliğin ülkeyi ilerletmesi mümkün değildir. Şeriat tehlikesi öne sürülerek demokrasi biçilmemelidir.

İktidarda AKP olmasına rağmen yargı kurumlarında yürüyüşçülerin zihniyetinin hakim olduğunu biliyoruz. Bu yargı kurumlarından çıkan pek çok karara AİHM'de aksi yönde karar çıktığını da biliyoruz. Biraz da bu nedenle yürüyüşte en fazla ağırlığı olan militarist milliyetçilerin/ulusalcıların, çok yakın geçmişimizden itibaren AB ve batı düşmanı kesildiğini de biliyoruz. Demokrasi ve insan hakları yönünden batı demokrasilerinde yargılanan, dışlanan anlayışın düzenlediği yürüyüşün ülkemize demokrasi ve gelişim getirmeyeceği de malumdur.

pante
10-04-2007, 19:02
Hiramusta o halde karşı çıkanları daha açık yazayım o zaman:

14 Nisan Mitingine karşı çıkanlar:
1- Şeriatçiler * * * *: AKP, SP ve cemaatler/tarikatlar
2- İktidar yanlıları : AKP ve destekçileri
2- Irkçılar * * * * * * : Türkçüler/ MHP, BBP, Kürtçüler/ DTP
3- Bölücüler * * * * *: DTP ve PKK çizgisinde olanlar ve destekleyenler

frodo
10-04-2007, 19:04
"ama darbeciler orada diye, bazı faşistler orada diye, bürokrasinin ve statükocuların en kaşarlıları orada diye orada olacak herkes faşist mi? " Ben öyle bir şey demedim * teotihuacan.
Bu yürüyüş demokratik bir hakkın kullanılmasıdır. demokratik haklarını kullanan "yığınlar"
niye faşist olsun ki ?

frodo
10-04-2007, 19:16
Sevgili cem *: "Korkarım ki bu yürüş bir darbe öncesi "Bakın biz demokratik yoldan sizi uyardık ama anlamadınız ne yapalım biz de darbe yaptık" diyebilmek için düzenleniyor."

Korkmamıza gerek yok. Eğer darbe yapacak desteği (ABD) desteğini alabilselerdi bunu
yaparlardı. Darbeler egemenler yönetemez duruma geldiğinde ortaya çıkar. Şimdi ABD onaylı
ılımlı islam, din afyonu ile ülkeyi "bi güzel" yönetiyor.

Şeriat tehlikesi var mı ? Sanırım bu şimdilik en az tehlike durumunda. Şeri kurallara göre
bir kalkışma sonu nereye varacağı belli olmayan bir iç savaş demektir. Asıl sorun tüm
halka önderlik edebilecek gerçek demokratların ufukta görünmemesinde.

10-04-2007, 19:16
Pante,

Bence senin listende eksik var. Bu eksik de Post-modern küresel işbirliçilerdir.

Bunda önce Antalya'da çok geniş bir miting oldu. Bunu ne medya gösterdi, nede yazdı. Daha sonra Ankara'da DSP bir miting yaptı bu da çok katılımlı ve görkemli oldu. Bu da aynı akibete uğrad değinilmedi bile. Neden çünkü genel olarak medya post-modern küresel işbirlikçi misyonerlerden oluşmaktadır.

Ancak Ankara mitinginden korkuyorlar. Çünkü katılım çok daha fazla olacaktır. Burada söylenenlerin aksine bu miting partiler tarafından da organize edilmemekttedir. Bu mitingi svil toplum kuruluşları düzenliyor. Bu miting şu anda korkunç bir baskı altında tutulmaktadır. Akape kendisine karşı çıkanları mahkemelerle, vergi incelemeleri ile tehdit ile baskı altına almaya çalışmaktadır. Bu aslında bir özgürlük mitingine dönüşüyor...

vartor
10-04-2007, 19:16
Yahu bu ne corba, birsey anladiysam arap olayim. Akli basinda dedigim insanlarin yazdiklarina bakiyorum, sasiriyorum. Disardan baktigimizda, dini yavas yavas, kucuk firca hareketleriyle ulkemize boyayan bir hukumet gorunuyor ve bu hukumete karsi olanlar mitinge katiliyor. Bazilari ortak gorus olarak mitingi desteklerken, digerleri baska bir komplo teorisinden bahsediyor. Yazilanlardan cikardigim sonuc, herkes kendi iddiasinda hakli gorunuyor. Ben sasirdim kaldim, ne diyecegimi bilemiyorum. Demek ki her soylenen yari yariya dogru, veye yari yariya yanlis.

teotihuacan
10-04-2007, 19:20
sözüm sana değildi frodo,

böyle görme/gösterme eğiliminde olanlar için söylenmiştir...

10-04-2007, 19:34
sevgili enkidu
Amac a karşı olmanızı anlıyamadım,Kazanılmış Demokratik hak ve
özgürlüklere sahip çıkılmasına niye karşısınız?Miting yapmak haktır
diyorsunuz,ancak bu hakkınız elinizden alınabilir!.Bu hakka sahip
çıkılmalı bence ! Sonra çok geçte olabilir!.

meo arkadaş cevabı biraz geç yazdım, her zaman giremiyorum çünkü.
tayip erdoğan'ın cumhurbaşkanlığında miting hakkı elden alınır mı alınmaz mı bilemem; lakin büyükanıt'ın cumhurbaşkanlığında bu haktan söz bile edilemez. bu mitinge katılanların istekleri yerine gelirse 1980-2000 arasında yaşadıklarımızı tekrardan yaşarız.

darbe ile demokrasiyi katletmeyi istiyorsan, terörü ve ekonomik sorunları zirveye çıkarmak istiyorsan 14 nisan'da bir ölüden medet ummaya!!!!!
sloganı ile yola çıkmak gerçekten saçma.

sargon
10-04-2007, 20:26
Biz de bu ülkede zulüm gördük, işkence gördük, anarşist dediler, komünist dediler ama bunu yapanlar nedeniyle ülkemize, halkımıza nefret içinde olmadık. Yıkıcı ve bölücülere destek vermedik. Yurtseverliğimizi daima önde tuttuk. Kimseye minnet borcumuz yok, olsa dahi minnet borcunu yurdumuz ve ulusumuza karşı tutumla ödemeye kalkışmayız.

Pante, bunları sanırım benim sözlerim üzerine söyledin. Senin ne gördüğünü bilemem, belli ki darbenin, zorbalığın ne olduğunu ya görmedin, numara yapıyorsun, ya da hep darbecilerin tarafında kalmayı başarmışsın. Yoksa bu darbeci söylemleri sürdürmez, net bir şekilde darbeci, kafatasçı anlayışlara karşı tavır alırdın. Bu ülkede bu zorbacı anlayışlardan dolayı işkence çeken, zulüm gören binlerce insan oldu ama hiç kimse ülkesinden, halkından nefret etmedi. Ben de etmedim, karamsar oldum sadece. Nerden uyduruyorsun bunları? Ülke ve halk sana mı ait? Aynı MHP'nin söylemini kullanıyorsun. Ülkesinden ve halkından nefret etmekmiş. MHP de aynı şeyi söyledi durdu, "ya sev ya terket" dedi. Yani farklı düşünen, kendisine karşı olan ülkesini sevmeyendi ve terketmesi gerekiyordu. Bu zihniyet ülkeye hep acı ve felaket verdi, ama hep de ülkesini sevenler onlar oldu nedense. Bu kadar da olmaz. Milliyetçilik bu ülkeye hep şiddet ekti ve nefret biçti. *Şimdi de aynı nefreti yeni Enver Paşa'cılar kazanacaklar.

pante
10-04-2007, 20:33
Bir çıkarma işlemi yapın ve sonucu bulun..
Türkiye'de şeriat düzenine kimlerin karşı olabileceğinin bir listesini yapın.
Bu listeden iktidardan çekinenleri ve çıkarcıları çıkarın.
Kalanlar 14 Nisan'da Ankara'dadır. Gidemeyenlerinse gönülleri ordadır.

Türkiye'de şeriat düzeni İran'daki gibi bir strateji ile kurulmaya kalkışılmaz.
Türkiye'nin yapısını iyi analiz etmiş olanlar bunun başarısız olacağını iyi bilirler.
Türkiye'de şeriat'in kurulabilmesinin iki yolu vardır:

1- İktidarı uzun vade elde tutarak ufak fırça darbeleriyle hissettirmeden, ürkütmeden yavaş yavaş şeriati yerleştirmektir. Bunun için süreç içinde karşıtlar çeşitli bahanelerle yok edilir veya sindirilir. Örneğin medya, sanayici ve işverenler, sivil toplum kuruluşları, siyasi partiler, devlet kurum ve kuruluşları, üniversiteler, ordu.

Bu süreçte hiçbir zaman İran, Arabistan, Afganistan benzeri şeriat uygulamalarına gidilmemeye çalışılır. Özellikle idamlar, el kesme, recm, sopa gibi cezalara yer verilmeden, herkesi *örtünmeye zorlamadan, haremlik-selamlık konulmadan, çok partili cumhuriyete bulaşılmadan alt yapılar sağlamlaştırılmaya çalışılır.
Artık güven hasıl olunca ve karşısında bir güç kalmayınca, iktidarı elinde tutanların şeriat görüşüne uygun şekilde uygulamalara geçilmeye çalışılır.

2- ABD'nin BOP planının bizzat içinde yer alarak ve ılımlı İslam vaadiyle ABD ve AB'den destek alınır. Kürdistan formülüne sıcak bakılır, tavizler verilir. İktidar gücünü kullanarak karşıtları sindirir veya tek vücut halinde hareket edemeyecekleri şekilde dejenere eder, parçalar. Bir iç savaş halinde taraftarlarını güçlü kılacak şekilde örgütlendirir. Objektif şartlar uygun olduğunda, şeriatçi ve ayrılıkçı cepheler hazır olduğunda ittifak oluşturularak, haklı gibi gözükecekleri bir provakasyon bahanesi ile ayaklanma başlatılır, ABD desteği rejim ve devlet ele geçirilir.
Diğer taraftan ittifakın diğer kanadı belki önce Doğu ve Güneydoğu'da Kürdistan federasyonu kurulduğunu açıklar ya da direk olarak Irak Kürdistan'ıyla birleşildiği ilan edilir.

Bu planın Suriye ve İran müdahalesinden önce mi uygulanmaya çalışılacağı, yoksa onlardan sonra mı Türkiye'ye geçileceğini süreç içindeki gelişmeler gösterecektir.

Bunlar bir komplo teorisi değildir ve bu plan şu anda yürürlüktedir. ABD ve İngiltere'nin zaten bir asırlık planıdır bu. Bakalım daha kaç asır uğraşacaklar?

pante
10-04-2007, 21:27
"Pante, bunları sanırım benim sözlerim üzerine söyledin. Senin ne gördüğünü bilemem, belli ki darbenin, zorbalığın ne olduğunu ya görmedin, numara yapıyorsun, ya da hep darbecilerin tarafında kalmayı başarmışsın. Yoksa bu darbeci söylemleri sürdürmez, net bir şekilde darbeci, kafatasçı anlayışlara karşı tavır alırdın. Bu ülkede bu zorbacı anlayışlardan dolayı işkence çeken, zulüm gören binlerce insan oldu ama hiç kimse ülkesinden, halkından nefret etmedi. Ben de etmedim, karamsar oldum sadece. Nerden uyduruyorsun bunları? Ülke ve halk sana mı ait? Aynı MHP'nin söylemini kullanıyorsun. Ülkesinden ve halkından nefret etmekmiş. MHP de aynı şeyi söyledi durdu, "ya sev ya terket" dedi. Yani farklı düşünen, kendisine karşı olan ülkesini sevmeyendi ve terketmesi gerekiyordu. Bu zihniyet ülkeye hep acı ve felaket verdi, ama hep de ülkesini sevenler onlar oldu nedense. Bu kadar da olmaz. Milliyetçilik bu ülkeye hep şiddet ekti ve nefret biçti. *Şimdi de aynı nefreti yeni Enver Paşa'cılar kazanacaklar."

Sargon, ben hala bu ülkenin çilelerini çekmeye devam ediyorum. Ben darbeleri de gördüm zorbalıkları da. Biz salon sosyalisti de değildik. 24 saati devrim mücadelesine ayırmıştık. Profesyonel devrimciydik yani. Darbe döneminde dahi yazıya çıkar, anayasaya ve Evren'e hayır denmesi için mücadele ederdik.
TRT-1'in "Vatandaş ne diyor" programında dahi çekinmeden düşüncelerimi açıklamıştım. Az nezarethane, az mahkeme yaşamadım. Gençliğimiz faşizme karşı mücadele ile geçti. Ama çekinmeden o dönemlerde de ırkçılığın Kürtçü tarafına da tavır koyduk. Benim anam Kürt, babam Türktür. Vatansever olarak büyüdüm ama faşizme meyillenmedim. İnsan hakları için, sömürüsüz bir düzen için sosyalist düşünceyi seçtim. Bu yolda yıllarca mücadele verdim. Irkçılıkla hiç işim olmaz. Ama sosyalist mücadele içinde Sosyalizmle hiç ilgisi olmayan Kürtçüler gördüm. Amaçlarını 80 öncesinden biliyorum. 80 sonrası da terkettiler zaten Türk yandaşlarını.

Türkiye 'de Yeni Enver Paşa'cılar diye bir oluşum yok. Satanistlerin sayısı ne kadarsa onlar da o kadardır. Türkiye'de artık bir milliyetçi Faşist iktidar tehlikesi de yok. Zaten hiç yoktu. Biz bunu 77-78'lerde tespit etmiştik zaten. Ta o zamanlardan Türkiye'nin önündeki asıl tehlikenin İslamcı Faşizm olduğunu söyler ama dinletemezdik. Sovyetler Birliğinde geriye dönüşün olduğunu, yakın zamanda bunun patlayacağını söyledik. Hepsi doğru çıktı. ABD'nin ortadoğu planı ortada yokken, buna benzer bir müdahale içine gireceğini ve üsleneceğini düşünüyorduk. Fazlasıyla gerçekleşti.

Faşizmi sadece milliyetçi anlamda, Nazi Almanyası anlamında görmemek lazım. Emperyalistlerle işbirliği içinde olan iktidarların uyguladıkları baskı rejimleri de faşizmdir. İslami faşizm de Türkiye'de yavaş yavaş suratını göstermektedir. Üniversiteler baskı altındadır, medya baskı altındadır. İşçiler grev yapamamaktadır. Demokratik kitle örgütleri eylem düzenleyememektedir.
Sesini çıkaran tehdit edilmekte, susturulmaktadır. Artık insanlar " Banane ya! Ben mi kurtaracağım memleketi, gelirse gelsin şeriat, zarar görecekler düşünsün!" demektedirler. Dünün demokrat insanından " Ya Türkiye'de öyle kanlı şeriat falan olmaz, ılımlı bir şeriat olur." lafları duymaktayız. Yani insanlar bir kabullenmeye doğru gitmektedirler.

Hiç kimse ordudan bir müdahale beklemiyor. Biz Hasan cemal'ler gibi sonradan vazgeçenlerden de değiliz. Ordudan ne devrim yapmasını ne darbe yapmasını beklemedik hiç. Biz başından itibaren ordu müdahalesine karşıyız. Hatta 60 ihtilaline dahi. 60'da ihtilal olmasa Menderes birkaç ay sonra seçimi kaybedecekti zaten.
Ordu'nun da darbe yapacağını kimse beklemesin bundan sonra. Çünkü geçmişteki tüm darbeler ABD onayıyla gerçekleşmiştir. Çünkü geçmişte ordu üst kademesi ABD güdümündeydi. Bugün ise ABD karşıtı diyemesek de ABD güdümünde olmayan bir komuta kademesine sahibiz. Fakat ordunun yapacağı sadece zaman zaman uyarmaktan öteye gitmez. Bundan sonraki her şura toplantısında artık bir adım pasifleşmeye doğru gidecektir ordu. Birkaç yıl sonra ise etliye sütlüye karışmayan, iktidarın emrinde ve şeriati, bölünmeyi tehlike olarak görmeyen bir yapı ortaya çıkabilir. Ve "Banane, ben mi kurtaracağım ülkeyi, halkın gıkı çıkmadıktan sonra" diye düşünecek bir anlayış süpriz olmayacaktır. Zaten ABD'nin, Avrupa'nın, liberallerin, şeriatçilerin, 2. cumhuriyetçilerin, Irkçı Kürtçülerin de beklentisi budur.
Tabi bu halk, uyanıp ta bu yılki genel seçimlerde iktidarı aynı anlayışa tek başına teslim etmezse durum değişebilir. Bizim de 14 Nisan'ı desteğimiz bu nedenledir.
Benim Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığına karşı çıktığım yok. Tersine o olsun istiyorum. Bir başka AKP'li olacağına o olsun da iktidarı kurtaralım. İktidar kurtulursa Erdoğan'ın Çankaya'daki etkisi azalır. Yani tehlike arz etmez.
Olay budur. Ortada demokrasi karşıtlığı değil, teokrasiye geçit vermeme mücadelesi vardır.

10-04-2007, 21:29
Bunlar bir komplo teorisi değildir ve bu plan şu anda yürürlüktedir. ABD ve İngiltere'nin zaten bir asırlık planıdır bu. Bakalım daha kaç asır uğraşacaklar?

Çok asır uğraşacaklar. Türkü ile, Kürdü ile, Çerkesi ile, Boşnağı ile, Lazı ile, Arnavutu ile, Yörükü ile, Türkmeni ile, Gürcüsü ile, Alevisi ile, Yahudisi ile, Ermenisi ile, Süryanisi ile..........

Bu ülkeyi seven, birlikte ve huzur içinde yaşamak isteyen her mantıklı insan bunu görüyor ve karşı çıkıyor. Anlamayanlar, bizim entel dantel liboş AB muhibi sözde demokrasi aşıkları ama onlar hayatları boyunca ne anladılar ki bunu anlasınlar?

Yapamadılar, yapamayacaklar. Bu ülkedeki birlik-beraberliği bozamayacaklar. Zaten bütün öfkeleri bundan. Sağcı-solcu diyorlar, olmuyor. Alevi-sünni diyorlar, tutmuyor. Türk-Kürt diyorlar kimse yutmuyor.

Bu plan da tutmayacak, Tayyip de geldiği gibi gidecek, zerre kadar kuşkum yok. Ve bundan sonra bu ülkede ikinci kez herşey çok güzel olacak. Kıskananlar çatlasın.

vartor
10-04-2007, 21:50
Amin!

10-04-2007, 22:50
Çeşitli anketler bugün Türkiyede ortalama şeriatçi sayısını %10 civarında gösteriyor. Bu oran kuşkusuz 1920 li yıllarda %80 ler civarında olmalı. Atatürkün o dönemlerde İslamcı partiye izin vermemesi, dönemin koşullarında normal karşılanabilir. Ancak 80 yılı aşkın Cumhuriyet rejimi altında şeriatçılar hala hatırı sayılır güçte olsalar bile eskisine göre çok büyük güç kaybına uğradıkları aşikardır. Bu nedenle artık islamcı partileri kapatmak, darbeler yapmak, demokrasiyi kesintiye uğratmak düşünülmemelidir. Günümüzün Türkiyesi 1920 lerin Türkiyesi değildir.

%10 barajının bir komplikasyonu olarak İslamcı bir partiyi tek başına iktidar yaptık. Bu durumdan dolayı İslamcıların gücü bize olduğundan daha yüksek gibi görünüyor. Yanılsama yaratıyor. Bu nednele panteye katılmıyorum. Türkiyede yumuşak geçişli bile olsa şeriat tehlikesi yoktur. Çünkü Türkiye80 yılı aşkın süredir büyük bir laik kamuoyu oluşturdu. Başta Kemalistler, sosyalistler ve liberallerden oluşan büyük bir laik kamuoyu mevcut. Böyle bir ortamda yumuşak geçişle bile şeriat mümkün değildir. Ancak daha önce de belirttiğim gibi %10 barajının yaptığı azizlikten dolayı AKP tek başına iktidar oldu ve bazı İslamcı politikalarını hayata geçirebildi.

Kamuoyunu gerçek oranda yansıtan bir seçim sistemi kurulursa ortada ciddi bir İslami tehdit kalmayacaktır. Ancak Türk şovenist milliyetçileri ve faşistleri Kürt partisini meclise sokmamak için %10 barajını kaldırmayı da pek istemeyecektir. BU durumda iki arada bir derede kalmış oluyorlar anti-demokratik çizgilerinden dolayı.

Eski MHP lilerin tek parti-tek adam faşizminden vazgeçmeleri, eski sosyalistlerin çok partili meclis yönetimini kabul etmeleri gibi pek çok İslamcı da günümüzün modern değerlerini az ya da çok kabul etmiş, entegre olmuşlardır. AKP tabanının şeriatçı kesimlerinin 1/4 civarında *olduğunu sanıyorum. İslamcı kesimlerin tamamını şeriatçi kabul etmek hatalı tahlillere götürür bizi. İslamcı kesimi yekpare görmeyip farklı eğilimleri tahlil etmek gerekir.

AKP iktidarı görüldüğü gibi tek başına iktidar olmasına rağmen laik muhalefet nedneniyle türbanı bile serbest bırakamadı. Evet laik muhalefet devam etmeli ancak demokrasiyi kesmeden, darbe çağrıcısı olmadan, zorlama anayasa maddeleri üreterek katılım yeter sayısı uydurmalarına başvurmadan olmalı.

Ayrıca bir ülkenin geleceği açısında sadece laikliğin yetmeyeceği, demokrasi olmaksızın laikliğin Hitlerin laikliğinden öteye geçemeyeceği bilinmeli.

mep
10-04-2007, 22:57
BİR ÖLÜ DEN MEDET UMMAYA!..

Sevgili Enkidu.

*Sanırım önce şunu anlaman lazım KİMSENİN ÖLÜDEN MEDET UMDUĞU YOK!
bizler oraya çaput bağlamaya gitmiyoruz.
1980-2000 arası yaşanılanları kimse yaşamak istemez ama biz
1979 da yaşananlarıda yaşamak istemiyoruz.

1979 (İran İslam Cumhuriyeti Kuruldu!)

sargon
10-04-2007, 23:43
Korkarım ki bu yürüş bir darbe öncesi "Bakın biz demokratik yoldan sizi uyardık ama anlamadınız ne yapalım biz de darbe yaptık" diyebilmek için düzenleniyor. Umarım böyle değildir.

Tamamen yabana atılabilecek bir senaryo değil tabii. Böyle bir senaryo gerçekleşirse neler olabilir. Darbeciler, ABD ile bağları koparma noktasına geleceklerdir muhtemelen. ABD'nin şu anda Türkiye'de bir darbeden yana olmadığı açık. İşler RTE ile gayet güzel gidiyor. Yeni bir silah ambargosu gündeme gelebilir. Elbette darbecilerin en önemli gündemlerinden biri de Kuzey Irak konusu. Ama bunun tamamen milliyetçi histerileri körüklemek için kullanıldığını düşünüyorum. Ne Baykal ne herhangi bir general ABD'nin kontrol bölgesine onun izni olmadan asker sokamaz. Yani aslında bir darbe Kürt sorunuyla ilgili en ufak bir getiri sağlamayacak, tersine işleri daha da çıkılmaz hale sokacaktır.

AB ve Avrupa ile ilişkiler yeniden kilitlenecektir. AB'ye zaten girmek istemeyen bir darbe olacağı için zaten sorun yok. Ama Avrupa ile ticari ilişkiler Türkiye için çok önemli. Bu açıdan bu işin yüklü bir ekonomik faturası da olacaktır. Zaten yabancı sermayeyi ülkeye getirmekte zorlanan Türkiye muhtemelen eldekini de kaçırıp ardından borsa ve para krizlerine girecektir. Zaten böyle haberlerin duyulması bile artık ekonomide sarsıntı yaratıyor.

Hangi açıdan bakılırsa bakılsın bir darbe felakettir. Ancak hiçbir zaman olmadığı kadar darbe isteyen var bugün. Aslında bence bu iyi bir gelişme. Kapak kalkıyor ve cinler ortaya çıkıyor. Nasıl Irak'ta kapak kalkınca mezhep düşmanlıkları ortaya çıktıysa bizde de öyle oluyor. Biz birbirimize silah çekmeden bu çatışmayı yürütüyoruz. Bugün Türkiye'de gerçekten demokrasi yanlısı insan sayısı yüzde 10-15'i geçmediğini düşünüyorum. Çoğunluk dinci yada milliyetçi bir despotizmi destekliyor.

Kimbilir, biz felaket diyoruz ama belki de bazı manyaklar çıkıp bu felaketi gerçeğe dönüştürmeye kalkarlar. Türkiye'de herşey olur.

sargon
11-04-2007, 00:07
Türkiye 'de Yeni Enver Paşa'cılar diye bir oluşum yok. Satanistlerin sayısı ne kadarsa onlar da o kadardır. Türkiye'de artık bir milliyetçi Faşist iktidar tehlikesi de yok. Zaten hiç yoktu. Biz bunu 77-78'lerde tespit etmiştik zaten.

İyi ki tespit etmiş etmişsiniz. Siz tespit ettikten 2-3 yıl sonra da Türkiye'de sosyalistler iktidara geldi zaten. Burda başka bir güzellik de şui: Türkiye'de Faşizm tehlikesi hiç bir zaman yoktur. Neye dayanıyor bu tespit. Dini inanç gibi bir milliyetçi inanca. Sen sosyalist olduğuna emin misin Pante?

Ta o zamanlardan Türkiye'nin önündeki asıl tehlikenin İslamcı Faşizm olduğunu söyler ama dinletemezdik.

Tabii dinletemezsiniz. Hergün MHP'li çetelerin saldırısına uğruyorlardı insanlar. Bu ne biçim tespitler yapan bir gruptur. Aydınlık mıdır, nedir? Ortada bir taraftan sürekli saldıran faşistler diğer taraftan bunları kullanan generaller varken sizin yaptığınız tespite bak.

Sovyetler Birliğinde geriye dönüşün olduğunu, yakın zamanda bunun patlayacağını söyledik. Hepsi doğru çıktı. ABD'nin ortadoğu planı ortada yokken, buna benzer bir müdahale içine gireceğini ve üsleneceğini düşünüyorduk. Fazlasıyla gerçekleşti.

Bunların ne gibi bir anlamı var. Bence hiç. Çünkü Sovyetler'le ilgili zaten bir sürü eleştiri vardı ortada. ABD'nin planları da zaten tartışılan şeylerdi. Yani ne gerçekleşmiş ki. Bunlar hiçbirşey göstermezler. Kaldı ki, madem 30 yıldır doğru tespitler yapıyordunuz da niye bu haldesiniz. (Hangi grup yada parti olduğunu bilmiyorum ama bütün sol gruplar perişan vaziyette olduğu için farketmez. Biz 30 yıldır doğru tespitler yaptık iddiasındaki herkes için geçerli bu eleştiri)

macera000
11-04-2007, 00:09
arkadaşlar süper siyaset yapıyorsunuz asıl ülkeyi bölmek,karıştırmak isteyen sizlersiniz. bugune kadar neden yürümediniz cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaşırıken yürüyorsunuz.amacınız ülkeyi bir kargaşa içine sokarak milletin aklını karıştırmak..

ne yani ahmet nejdet gibi birini daha mı getireceksiniz. adamın affettiği terörüstler tekrar iş başında hepiniz tv seyrediyor olaylardan haberleriniz vardır. ülkedeki sol zihniyetin ülkeyi karıştırmaktan başka işi gücü yoktur.

sezer bu terörüstleri afederken neredeydiniz kulaklarınız tıkalımı idi.peki rahşan ve bülent ecevitin affettiği teröristler. o zaman lar nerdeydiniz şimdi diyorsunuz ki ülke şeriatçilere kalacak.

asıl bölücü sol zihniyet bir yol tutturmuş gidiyorsunuz.kusura bakmayın ama sezerin affettiği militanlar teker teker canlı bomba olarak geri dönüyor. ama siz gördükleriniz peşinde değil kafanıza kazıdığınız zihniyet peşinde koşturuyorsunuz. ve ülkeyi karıştırmak için elinizden geleni ardınıza koymuyorsunuz.amacınız bir darbe daha olsun ülke bi yüz yıl daha mı gerilesin.artık silin kafanızdan şu şeriatçı,dinci kelimelerini.erbakan ve çiller hükümetinde ülkede para dönüyordu bolluk vardı istatistikleri araştırabilirsiniz.ama ne oldu yok laıklik elden gidiyor,şeriat düzeni geri geldi diyerekten 28 şubat oldu.kime ne fayda geldi ülke yine geriledi.

artık zihniyetinizi düzeltin. teröristleri ve bölücüleri affeden bi cumhurbaşkanı istiyorsanız meydan lar sizindir. ÜLKEYİ TEKRAR KARGAŞAYA SOKMAYIN...

BAŞIMIZDAKİ DÜRÜST OLSUN SOLCU SAĞCI FARKETMEZ.AMA SİZDE KABULLENİN

11-04-2007, 00:30
"amacınız ülkeyi bir kargaşa içine sokarak milletin aklını karıştırmak"

Burada fikirlerini belirtenler zaten o millet dediginin kendisi degil mi? Bizler her yastan, her meslekten, her tipten, kulturlu aydin insanlariz. Bizim vakfimiz mi var? Burs mu veriyoruz bilmemkac ogrenciye?

mep
11-04-2007, 01:02
000 yazmış yine!
ne yani ahmet nejdet gibi birini daha mı getireceksiniz. adamın affettiği terörüstler tekrar iş başında hepiniz tv seyrediyor olaylardan haberleriniz vardır. ülkedeki sol zihniyetin ülkeyi karıştırmaktan başka işi gücü yoktur.

Cumhurbaşkanı teröristleri af etmiş! Adli tıp Kurulunca verilmiş raporlar
doğrultusunda yetkisini kullanarak,elden ayaktan düşmüş insanlar için
bu yetkiyi kullanarak af çıkarmıştır ancak! Diğer af ile ilgili çabaları aşağıda.
masal okumaktan fırsat bulursan,ülke gerçekleriylede ilgilen!

Anayasa Mahkemesi affı iptal etti
Anayasa Mahkemesi, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in af yasasının iptaline ilişkin olarak açtığı davayı dün sonuçlandırdı. Mahkeme, 4758 sayılı Şartla Salıverilme Yasası’nın “aldıkları ceza herhangi bir nedenle şahsi hürriyeti bağlayıcı cezaya dönüştürülenlere tabi oldukları infaz hükümlerine göre çekmeleri gereken toplam cezalarından 10 yıllık indirimi öngören” birinci hükmünü iptal etti, yürürlüğü durdurma istemini ise reddetti. Ancak Anayasa Mahkemesi’nin kararı resmi gazetede yayınlanıncaya kadar aftan yararlanıp cezası bitenler cezaevinden çıkabilecek.
Oy çokluğu ile red
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in 4758 sayılı Şartla Salıverilme Yasası’nın birinci maddesi ile düzenlenen 4616 sayılı Yasa’nın birinci maddesinin ikinci bendinin Anayasa’da öngörülen yeterli oy sayısı ile kabul edilmediği gerekçesiyle iptali ve yürürlülüğünün durdurulması istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne açtığı dava karara bağlandı. Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Haşim Kılıç, gazetecilere yaptığı açıklamada, sözkonusu düzenlemeyi oybirliği ile iptal ettiklerini, ancak yürürlüğü durdurma istemini oy çokluğu ile reddettiklerini bildirdi. Anayasa’da yapılan değişikle afla ilgili yasaların beşte üç çoğunlukla çıkarılmasının öngörüldüğünü hatırlatan Kılıç, sözkonusu düzenlemenin bu gerekçeyle iptal edildiğini söyledi. Kılıç, bir soru üzerine, iptal kararının gerekçesi Resmi Gazete’de yayımlanıncaya kadar yasa hükmünün yürürlüğünün devam edeceğini kaydetti.
Geçmişi
Anayasa Mahkemesi, hükümetin çıkardığı 4616 Salı Şartlı Salıverme Yasası’nın üç maddesini iptal etmiş ve söz konusu yasanın özel af olduğunu belirtmişti. Bunun üzerine hükümet iptal edilen hükümlere ilişkin olarak 4758 sayılı Şartla Salıverilme Yasası’nı hazırlamış ve onaylanması için Çankaya’ya göndermişti. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer de söz konusu kanunun özel af olduğuna dikkat çekerek bu affın çıkarılması için TBMM Genel Kurulu’nda üye tam sayısının beşte üç çoğunluğunun oyunun aranmasının Anayasal zorunluluk olduğunu vurgulamış ve yasayı veto etmişti. Hükümet yasayı değiştirmeden tekrar meclise getirmiş ve değişiklik yapılmadan geçirmişti. Sezer, ikinci kere önüne gelen yasayı onaylamak zorunda kalmıştı. Cumhurbaşkanı Sezer aynı zamanda, 4758 sayılı Yasa’da özel af çıkarmak için gerekli olan kurala uyulmadığını belirterek, sözkonusu düzenlemenin iptalini ve yürürlüğünün durdurulmasını istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuştu. 29.02.2005.gündem

Herkes tv.seyrediyor olaylardan haberi var peki senin haberin varmı?
Başındaki dürüst olsada,senin gazete olarak okuduğun o paçavralar,
yada seyrettiğin tv bozuntuları,o kadar *dürüst olacakmı.?

dilaver
11-04-2007, 01:46
,
* * ilginç buldugumu söylemek istiyorum. Aynı mantık gene iş başında. Biz ve siz ayrımı. Demokrasiden bahsediyoruz, demokratik bir kuruluş olan DTP yi hainler arasına koyuyoruz. Mahkemelere iş bırakmamışız, yargı ve hüküm verildi iş infaza kaldı. Onu da mitingten sonra yeni Ogün Samastlar halleder herhalde.

* * *Neden bir ikilem içerisinde bırakılıyoruz, neden mitingi desteklemeyenler hain oluyor bunu anlamakta zorluk çekiyorum. Mitinge katılma hakkını savunmak demokrasi ise mitinge katılmamak da demokrasi olmalı. Beni miting hiç mi hiç ilgilendirmiyo Türkiye Halkının önüne konan bir kurt masalı oldugunu düşünüyorum. Frodo nun deyimiyle kayıkçı kavgası.

* * * Sosyalist tanımının cılkı çıkmış durumda zaten, yazılanlardan da belli oluyor. Şimdiye kadar hep kendimi komünist olarak tanımladım, isabetli durdugum anlaşılıyor.

* * * *Benim için temel mesele ve baş çelişki Türkiyenin çeşitli milliyetlerden emekçi halkı ile egemenlerin diktatörlügü olan devlet arasındadır ve bu önemlidir. Bundan gayrısının tayin edici bir önemi yoktur ve göz boyamadan ileri gidemez. Bugün insanlar sendikasız, sigortasız ve son derece düşük ücretlerle çalışıyorsa, memleketteki işsizlik insan onurunu tehdit eder ve açlık noktasına gelmişse ülke halkından bir bölümü devlete bir isyan içindeyse RTE son meselemdir.

* * * *Oynanan oyun egemenlerin hangi kesiminin sömürüden daha fazla pay alabileceginin kavgasıdır. Egemenler arasındaki bir çelişkidir. Bu çelişkide de benim taraf olma gibi bir lüksüm olmaz, olmamalıdır, faydalanmak olabilir ama taraf olmak ve bunun üzerine siyaset bina etmek asla.

* * * *Cumhuriyetin ilk yıllarının haricinde bu ülkede hiç bir zaman ciddi bir şeriat tehlikesi oldugunu zannetmiyorum, ama hep kaşındı ve gündemde tutuldu. 70 li yıllara kadar hiç bir zaman bir komünizm tehlikesi de olmamıştı. 70 seksen arası belki ama 80 e gelindiginde gene yoktu. Fakat her zaman gündemde tutuldu. Kan ile siyaset yapıldı ve hala da yapılıyor. Bu ugurda nice degerlerimiz ya öldü, ya tecrit edildi ve yok edildi.

* * * *Bu ugurda üniversitelerden bilim yok edildi. Bunu şeriatçılar yapmadı, bunu ordu yaptı. İslami yayılmayı ordu ve darbeciler teşvik etti. Bilim Türkiyede onlar zamanında üniversitelerden kovuldu. 1402 ile tüm düşünen beyinler üniversitelerden tard edildi.

* * * *Şimdi kim neyin kavgasını veriyor anlamış degilim. Bir amiyane söz vardır. A..... kadı, kimi kime şikayet edeceksin diye. Tam da ortama uyuyor. Şimdi ADD derneklerinin başında olan emekli paşalar İslami örgütlenmeye yol açanlar degil miydi. Yoksa onları biz ateistler mi örgütledik.

* * * *Fettullahlar, Cemalettinler ya da tüm şeriat kadroları İmam Hatiplerden çıkmadı mı. Peki imam hatipler darbe sonrasında ve bizzat darbeciler tarafından çogaltılmadı dı. Şimdi hangi yüzle benden bu darbecilerle beraber çıkıp şeriata geçit yok dememi istiyorsunuz ve buna tavır alacagım zaman benim gibi düşünenleri bölücülük ve hainlikle suçluyorsunuz.

* * * *İşte gerçek bölücülük budur, insanları biz ve hainler, bölücüler diye kamplara ayırmaktır. Akp iktidarı zorla mı aldı. RTE Çankaya ya zorla mı çıkıyor. Bunu yolunu açanlar ve bu oluşumu gerçekleştirenler şu anda miting düzenleyicisi darbeci paşaların başında oldukları dernekler degil mi. Her ne hikmetse bu ülkede resmi devletin söylemi dışına çıkmak bölücülük oluyor.

* * * * Orada yapılan listede bir kesim hariç tutulmuş, ben de o kesimi temsilen o listeye alınmamı talep ederim. Komünistler. Bizim egemen sınıflar arasındaki post kavgasında yer almak ve taraf olmak diye bir kaygımız yok ve olmayacak. Çünkü her ne kadar onlar bir kavga içindeymiş gibi görünseler de bu kavganın amacının, kimin bizim başımıza daha iyi çorap örecegi meselesinden ileri gidemeyeceginin bilincindeyiz. Hamasi vatan millet nutuklarına da karnımız yok.

* * * * Türkiye Cumhuriyeti vatandaşını biz ve hainler diye ayrıma tutmak gerçek bölücülüktür. Türkiye Cumhuriyetinin başbakanı olan bir zatı ki, tüm örtülü ödenek bu kişinin elindedir, ve devletin tüm gizli sırlarına vakıftır- şeriatçı diye ilan etmek ve cumhurbaşkanı olmasını engellemeye çalışmak cehalet degilse bile yüzsüzlüktür. RTE nin çıkacagı makam şimdikinden daha yetkisisz bir makamdır. Yahu neyin kavgası veriliyor anlamakta zorluk çekiyorum.

* * * * Bu şamatanın bir tek amacı var o da sınıf sömürüsünü, yoksullugu, sınıf mücadelesini gizlemek ve ertelemek. İki yol tutturulmuş gidiliyor. Biri bölücü tehlike, öbürü şeriat. Yahu daha yeni 10 asker ölmüş bir o kadar da vatandaş. Çözüm ara çözüm. İnsanların kanı üzerinde siyaset yapıyorsun, gerekirse otur anlaş, pazarlık et, çözüm bul. Bir insanının bile hayatını bunun için feda etme. Ama çözüm çok kolay olmasına ragmen bunu asla yapmazlar. Şeriat silahı ve bölücülük silahı onlar için zorunludur. Bu iki konu gündem dışı kaldıgı an ve kan durdugu an o zaman hayat egemenler için çok zor olacaktır. Çünkü o takdirde sömürüyü gizlemenin ve sınıf mücadelesini engellemenin bir yolu kalmayacaktır.

* * * * *İster sosyalist, ister kemalist, isterse müslüman olarak kendini tanımlayan fakat her şeyden evvel insan oldugunu hisseden tüm arkadaşlara sesleniyorum. Beni hain olarak nitelemeden evvel bir kaç saniye düşünün. Bu kanın durmasını istiyor musunuz istemiyor musunuz.

* * * * Sonra şu forumdaki şu an içinde bulundugumuz tartışmaları bir düşünün. Mitinge katılmayacagım diyen kişileri hainlikle suçluyorsunuz, buna ne hakkınız var, ikilemler koyuyorsunuz buna ne hakkınız var. İşte bu tam da bölücülügün tanımıdır. Türkiye de olanların bir yansımasıdır ve bu ülke bölünürse bu yüzden bölünecektir.

* * * * Bu ülkede başbakan olan bir kişinin cumhurbaşkanı olmasında da kanımca o ülke nizamları açısından hiç bir yanlışlık olmaması gerekir. *Bilmiyorum bunun aksini düşünen var mı. Ancak aşikar olan bir şey var ki sivil ve asker arasındaki çekişmede bazı paylaşım alanları yeniden belirleniyor olsa gerektir, ve bu da bir çelişki ve direnç dogurmaktadır.

* * * * Ancak bir tek şeyden eminim ki sonuç ne olursa olsun bugün tüm *patırtıyı çıkaran kesimler iş halka karşı olmak gerektiginde aralarındaki tüm buzları eritecekler ve o anki duruma göre hangi yöntemi seçeceklerine ortak olarak karar vereceklerdir.

* * * * Egemenler planlarının başarısında çok fazla yol almışa benziyorlar. Kur'an ve İslamiyet kitabında insanları Allah'a inananlar ve kafirler olarak ayırıyor ve kafirleri insan saymıyor, cehennemlik sayıyor, nerede görürseniz öldürün diyor ve bu forumda bu ayetlerin üzerinde sayfalarca eleştiri yazanlar aynı mantıkla terörist diye tanımladıklarını insan olarak görmüyorlar ve insan haklarından yoksun sayıyorlar, gördügünüz yerde öldürün diyorlar.

* * * * Arkadaşlar o zaman sorarım sizlere sizin söylemlerinizin ne degeri kaldı, Kur'anın söylemlerinden ne farkı kaldı, insanlık nerede kaldı, siz İslamiyeti niye eleştiriyorsunuz. Arap milliyetçiligini Türk milliyetçiligi adına mı eleştiriyorsunuz. Demokrasi yalnız sizin için olursa mı makbuldur.

* * * * Muhammed talan ve ganimet için, ya da kendi devletinin kurulması için insanları kesip biçtigi zaman cani oluyor ama sizin devletiniz insanları sorgusuz yok ettigi zaman yaşasın oluyor öyle mi. Bu nasıl bir mantıktır, bu nasıl bir anlayıştır, bu nasıl bir insan sevgisizligidir anlamakta gerçekten zorlandıgımı itiraf etmek istiyorum.

* * * *Aslında tartışmalar çok hızla ilerlemiş , ve deginilmesi gereken pek çok şey daha var ama fazla da konuyu bölmemek için burada kesiyorum. Son olarak şunları da eklemek istiyorum. Umalım ki o insan hakları dernegine bir gün sizin de ihtiyacınız olmasın. Oldugu takdirde o insanların yüzüne nasıl bakabileceginizi merak ediyorum, ama şundan emin olun ki şayet işiniz düşerse ve şayet *o insanlar ve o dernek hala etkin ise ne olursa olsun size yardım etmeye koşacaktır. Burası Türkiye yarının ne olacagı hiç bilnmedi ve bu gidişle de bilinmeyecek.


* * * * saygılarımla

pante
11-04-2007, 01:56
"İyi ki tespit etmiş etmişsiniz. Siz tespit ettikten 2-3 yıl sonra da Türkiye'de sosyalistler iktidara geldi zaten. Burda başka bir güzellik de şui: Türkiye'de Faşizm tehlikesi hiç bir zaman yoktur. Neye dayanıyor bu tespit. Dini inanç gibi bir milliyetçi inanca. Sen sosyalist olduğuna emin misin Pante?"

Sosyalizmin iktidar olacağını kimse düşünmüyordu ki zaten?
Yığınla franksiyon, her biri ayrı telden çalarken iktidar olunmasına imkan var mıydı?

Faşizm tehlikesi yoktur derken milliyetçi faşizmden söz ediyorum. Olduğunu düşünenler hala
78 döneminin psikolojisiyle yaşıyor demektir. Doğru analiz yaparsanız bunu anlayabilirsiniz. Türkiye'deki potansiyeller böyle bir yapının iktidar olmasına elverişli değildir. Ki bunu kendileri dahi farketmiş ve 80 öncesinden farklı bir yol izlemeye başlamışlardır. Atatürk'ü ağızlarına almayanlar artık Atatürk'e sahiplenmeye dahi başlamışlardır.

"Tabii dinletemezsiniz. Hergün MHP'li çetelerin saldırısına uğruyorlardı insanlar. Bu ne biçim tespitler yapan bir gruptur. Aydınlık mıdır, nedir? Ortada bir taraftan sürekli saldıran faşistler diğer taraftan bunları kullanan generaller varken sizin yaptığınız tespite bak."

Zaten faşist saldırılar nedeniyle ilerisini göremiyor, düşünemiyorlardı.
Aydınlık ve Doğu perinçek'in tüm tespitleri yanlış çıkmıştır. Bu kadar görüş değiştirmelerinin sebebi de tespit yanlışlığıdır.
Eğer Akıncıların sessiz ama disiplinli çalışmalarını izleyebilselerdi, hemen hemen tüm camilerde yapılan propagandaları duyabilselerdi, halkın dini yapısını ve laikliğe karşı bir iktidara açık olan kültür ve demokrasi düzeyini görebilselerdi, doğru bir tespit yapabilirlerdi.

Çoğul konuştuğumdan, biz dediğim için bir grubu, partiyi kastettiğim sanılmasın. Kendi grubumuzda dahi benimsenmiyordu bu görüşler, çünkü günlük siyasetler yapılıyordu. Biz derken, bunu bir mahalli grup olarak anlayabilirsin.

Sargon, bu düşüncelerinle Zaman ve Yeni Şafak gazetelerinin yazarlarıyla aynı safta görünüyorsun. Onlar da farklı yazmıyorlar. Türkiye'de dönek liboşlar olarak tanınan ve son 15 yıldır dincilerle omuz omuza olan, dincilerin gözünde misafir olarak yer alan, bunun farkında ama çıkarları gereği umursamayan ve nimetlerden yararlanmayı yurdunun ve ulusunun çıkarlarına tercih eden sözde liberaller gibi konuşuyorsun.
Onlar da rahat, sen de rahatsın nasıl olsa. Onlar 80 öncesi yaşadıkları sıkıntıların acısını çıkarırcasına ve bu milletle bir halt olmaz düşüncesiyle hareket ediyorlar. Sen de belki Avrupa'da olmanın rahatlığıyla, çoluğun-çocuğun için endişe duymadan "Ha şeriat gelmiş ha Kemalist iktidarlar devam etmiş, fark etmez, ne olursa olsun." mantığıyla hareket ediyor olabilirsin.
Biz ise yarınımızdan endişeliyiz. Hergün türbanlı, çarşaflı, takkeli komşuların çoğalmasından, " Siz niye kapanmıyorsunuz?" sorularından, siluetin gün gün değişmesinden, her alanda, her yerde şeriatçi zihniyeti görmekten, apartman yöneticisinden muhtara, belediye başkanından kaymakama, bakkalından, manavından, marketinden, tamircisine dincilerle karşılaşmaktan rahatsız olmaktayız. Her taraf dinci özel okullar ve dersanelerle doldu. Bu ülkede artık "günaydın" diyenler, alo diyenler azalmakta. Mehmet'lerin yerini Muhammed'ler aldı. her tarafı Furkan'lar, Merve'ler sardı. "Almanların dinini şeyedeyim" diyen bir kültür bakanımız olmasından utanıyoruz.
Bu iktidardan önce AB isteği çok yüksek oranlardaydı. AB, iktidardakilerin takiyyesini anlayamıyor, çünkü Türkiye'deki gerici gelişmelerin farkında değil. İkili görüşmelerdeki, toplantılardaki tavırlardan, giyim kuşamlarından sanıyorlar ki bunlar da bizim gibi. Hiç ilgisi yok. O kravatların hepsi geçici. Günü gelince hepsi atılacak.
"demokrasi bir araçtır, müslümanın laik olması mümkün değildir, hedefe ulaşmak için gerekirse papaz elbisesi dahi giyerim" diyenler değişmemiştir, değişmiş görünmektedirler.

mhmd
11-04-2007, 10:09
Mustafa Kemal ATATÜRK'ün seçilmesi;
Atatürk, 24 Nisan 1920 ve 13 Ağustos 1923 tarihlerinde TBMM Başkanlığına seçildi. Bu başkanlık görevi, devlet-hükümet başkanlığı düzeyindeydi. 29 Ekim 1923 yılında Cumhuriyet ilan edildi ve Atatürk ilk cumhurbaşkanı seçildi. Anayasa gereğince dört yılda bir cumhurbaşkanlığı seçimleri yenilendi. 1927, 1931, 1935 yıllarında TBMM Atatürk'ü yeniden cumhurbaşkanlığına seçti.
Kaynak ( http://tr.wikipedia.org/wiki/Atat%C3%BCrk#Cumhurba.C5.9Fkanl.C4.B1k_y.C4.B1llar .C4.B1_.281923-1938.29 )
1923'teki ilk Cumhurbaşkanlığı seçiminde Mustafa Kemal'e 158, İsmet Paşa'ya bir oy verildi. O tek oyu Gazi'nin verdiği şayiası çıktı.

1924'de değiştirilen anayasa gereği Atatürk her dört yılda bir 1927, 31 ve 35'de tek aday olarak cumhurbaşkanı seçildi. Fakat yine de Meclis’in tamamının oylarını hiçbir zaman alamadı.
1927'de 335 üyeden 288'inin, 31'de 351 üyeden 289'unun, 1935'de de 444 üyeden 386'sının oyunu ancak alabildi.
4 dönem yani öldüğü 10 kasım 1938'e kadar cumhurbaşkanı kalan Mustafa Kemal'den sonra İsmet İnönü cumhurbaşkanı olacaktı
Kaynak ( http://www.haber5.com/artikel.php?artikel_id=340 )

İsmet İNÖNÜ'nün seçilmesi;
29 Ekim 1923-10 Kasım 1938 tarihleri arasında cumhurbaşkanlığı yapan Atatürk, oylamaya katılan 158 milletvekilinin; 11 Kasım 1938-22 Mayıs 1950 tarihleri arasında cumhurbaşkanlığı yapan İnönü de 348 milletvekilinin tamamının oyunu aldı.
Kaynak ( http://www.pressturk.com/yazar.php?y=543 )

Celal BAYAR'ın seçilmesi;
Cumhurbaşkanı Celal bayar da 3 dönem seçilecek, 22 mayıs 1950-27 mayıs 1960 tarihleri arasında bu görevde bulunacaktı. Bayar, seçime katılan 453 parlamenterin 387'sinin oyunu alarak cumhurbaşkanı seçilmişti. Görev süresi 27 mayıs 1960 askeri harekatı ile sona erdi. Bu tarihte kurulan milli birlik komitesi kararıyla cumhurbaşkanı celal bayar tutuklandı. Bayar'ın yanı sıra başbakan Adnan menderes, tbmm başkanı Refik koraltan ile bütün bakanlar kurulu üyeleri, demokrat parti'nin *(dp) önde gelen yöneticileri de tutuklandı. *

Cemal GÜRSEL'in seçilmesi;
4. Cumhurbaşkanı Cemal gürsel ise, 27 mayıs 1960 askeri harekatı ile kurulan ve 38 subaydan oluşan milli birlik komitesi (mbk) başkanlığı ve devlet başkanlığı'na 28 mayıs 1960'da getirildi. Gürsel'e, mbk başkanlığının yanı sıra başbakanlık milli savunma bakanlığı görevleri de verildi. Yeni anayasa'nın 9 temmuz 1961'de kabulü ile 15 ekim 1961'de yapılan genel seçimlerden sonra 12. Dönem tbmm, 25 ekim 1961'de toplandı ve askeri rejim sona erdi. *Gürsel, tbmm'de 26 ekim 1961'de yapılan seçimle türkiye cumhuriyeti'nin 4. Cumhurbaşkanı oldu. *
Gürsel, süresini tamamlayamadan, geçirdiği bir rahatsızlık sonucu görevinden ayrılmak durumunda kaldı. 1960'da geçirdiği hafif bir felçle başlayan hastalığı zamanla ilerledi ve gürsel, *2 şubat 1966'da tedavi için abd'ye götürüldü. 9 şubat'ta komaya giren gürsel, 26 mart'ta türkiye'ye getirildi ve gülhane askeri tıp akademisi'ne kaldırıldı. Aynı gün 37 kişilik ''müşterek sıhhi kurul'', gürsel'in cumhurbaşkanlığı görevine devam edemeyeceğini belirten bir rapor hazırlayarak başbakanlığa sundu ve 28 mart 1966'da tbmm kararıyla cumhurbaşkanlığı sona erdi.
Cemal gürsel, 26 ekim 1961'de tbmm'de yapılan seçime katılan 607 parlamenterden 434'ünün oyunu alarak cumhurbaşkanı seçilmişti.

Cevdet SUNAY'ın seçilmesi;
5. Cumhurbaşkanı Cevdet sunay ise, 28 mart 1966 ile 28 mart 1973 tarihleri arasında türkiye cumhuriyeti'nin 5. Cumhurbaşkanı olarak görev yaptı. Sunay, oylamaya katılan 532 parlamenterden 461'nin oyunu aldı.

Fahri KORUTÜRK'ün seçilmesi;
Fahri korutürk, tbmm'de yapılan 15. Tur oylamanın sonucunda türkiye cumhuriyeti'nin 6. Cumhurbaşkanı seçildi.
6 nisan 1973-6 nisan 1980 tarihleri arasında bu görevde bulunan Korutürk, oylamaya katılan 557 parlamenterin 365'inin oyunu alarak cumhurbaşkanı seçildi.

Kenan EVREN'in seçilmesi;
Türkiye cumhuriyeti'nin 7. Cumhurbaşkanı Kenan evren ise 12 eylül 1980 askeri harekatı ile milli güvenlik konseyi ve devlet başkanlığı görevine getirildi. 18 eylül 1980'de devlet başkanı olarak and içen evren, 7 kasım 1982'de yapılan anayasa'nın halk oylamasında, anayasa'nın geçici 1. Maddesi uyarınca cumhurbaşkanı oldu. Böylece türkiye'de ikinci kez ''devlet başkanlığı'' sıfatı kullanıldı. Milli güvenlik konseyi'nin varlığı da, 6 kasım 1983'deki genel seçimlerin ardından, tbmm'nin başkanlık divanı'nın oluştuğu 7 aralık 1983'de sona erdi. Anayasa'nın geçici 2. Maddesi uyarınca, milli güvenlik konseyi üyeleri, 6 yıl süreyle ''cumhurbaşkanlığı konseyi'' üyesi sıfatını aldılar. *
9 kasım 1982'da cumhurbaşkanlığı görevine başlayan evren, 9 kasım 1989'a kadar cumhurbaşkanı olarak görev yaptı.

Turgut ÖZAL'ın seçilmesi;
Türkiye cumhuriyeti'nin 8. Cumhurbaşkanı Turgut özal, 9 kasım 1989 ile vefat ettiği 17 nisan 1993 tarihleri arasında bu görevde bulundu.
Bugün yaşanan tartışmaların benzeri Özal'ın seçilmesinde de kendini göstermiş muhalefet ve basın özal'ı yerden yere vurmuştu.
Tbmm'de yapılan 3. Tur oylama sonucunda cumhurbaşkanlığına seçilen özal, oylamaya katılan 285 milletvekilinden 263'ünün oyunu alarak cumhurbaşkanı olmuştu. Özal vefat ettiği 17 nisan 1993 tarihine kadar bu görevde kaldı.

Süleyman DEMİREL'in seçilmesi;
16 mayıs 1993'te oylamaya katılan 431 milletvekilinden 244'ünün oyunu alan süleyman demirel, 3. Tur oylamada türkiye'nin 9. Cumhurbaşkanı seçildi. Demirel'in görev süresinin uzatılmasının ülke yararına olacağını savunan çevreler, bu amaçla anayasa değişikliğini gündeme getirdiler. Ancak cumhurbaşkanı'nın iki kez üst üste seçilebilmesine ve görev süresinin 5+5 şeklinde formüle edilmesine yönelik anayasa değişikliği tbmm'de kabul edilmedi.

Ahmet Necdet SEZER'in seçilmesi;
Türkiye cumhuriyeti'nin 10. Cumhurbaşkanı Ahmet necdet sezer, tbmm'de yapılan 3. Turda, oylamaya katılan 533 milletvekilinden 330'unun oyunu alarak 16 mayıs 2000'de görevine başladı. Sezer'in görev süresi 16 mayısta sona eriyor
Kaynak ( http://www.haber5.com/artikel.php?artikel_id=340 )

Cumhurbaşkanlarının seçilmesinde; TBMM nin aritmetiği ve istatistikles sonuçlar için ise;
http://www.belgenet.com/secim/cbsecim_01.html linki tıklayabilirsiniz.

Tüm bunların ışığında bir şey dikkatimizden kaçmıyor. Tüm Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde tepki ve karşı duruşlar bulunmakta. Yani bu günki durum bir ilk değil dostlar. Tarih tekerrür etmekte o kadar.

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın

hiramusta
11-04-2007, 10:39
Allem etseler de kallem etselerde muhtar bile olamaz denilen adam şayet dilerse Cumhurbaşkanı olacak.Bunun başka çıkarı ederi yok arkadaş.İstesenizde istemesenizde demokrasiyi içinize sindireceksiniz.Madem bu millete yönetim biçimi olarak demokrasi uygun görülmüştür.Onun icaplarını yerine getireceksiniz.Bu miting demokratik bir eylem değildir.Amiyane tabirle bu miting helvadan yaptığın putunu açıkınca yemek demektir.Halkın iradesine,demokrasiye karşı yapılan bir ayaklanmadır.Bu cunta sevdalılarının tek dertleri saltanatlarının ellerinden alınması kaygısıdır.Bu öyle bir saltanatki sorgulanması bile mümkün değildir.Dokunulmazlıkların kaldırılmasından bahsedenler nedense rektörlerin soruşturulmasına yök ün koyduğu engellerden hiç bahsetmezler.Üniversitelerdeki yolsuzluklar ayyuka çıktı,Mısır'daki sağır sultan bile duydu ama gek görki yök zadelerin paşa keyifleri için hortumlardan gelen tatlı cukkaların kesilmemesi için bir soruşturma izni çıkarılamıyor.Ama durun az kaldı.Bu saltanat,bu bezirganlık ellerinden alınacak.Onların demir parmaklıklar arkasına tıkılacağı günler çok yakındır.Bunun,onlar da farkında.Bu telaş,bu tedirginlik ondan.

mep
11-04-2007, 10:47
WASHINGTON (A.A)

Washington Times gazetesi, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı seçilmesi halinde bunun tarihi bir değişime neden olacağını, Erdoğan’ın Türkiye’nin ilk "İslamcı" cumhurbaşkanı olacağını yazdı. ........

Makalede Bush ve Erdoğan’ın için “iki dindar adam” ifadesi kullanılması da dikkat çekti.
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*(11 nisan 2007 Hürriyet.)

Â*İki dindar adam :lol:

Hiram abi! seni saymamışlar abi!

mhmd
11-04-2007, 11:08
Sn. hiramusta,

Yazınızdaki bir cümle dikkatimi çekti.
"Madem bu millete yönetim biçimi olarak demokrasi uygun görülmüştür." dediniz.
Ne kadar sırıtsa da; gerçekten, dediğiniz olmuştur. Yukarılardan birileri, -Siz artık demokrasi ile yönetileceksiniz. demiştir.
Elma pişmiş ağzımıza düşmüştür.
Ne elmayı toplamışızdır, ne pişirmişizdir, ne de başında beklemişizdir.
O yüzden çok dikkat etmek gerekiyor zannımca.
Her an; veren el, alan el konumuna gelebilir. Biz de hiçbir hak iddia edemeyiz.

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın

hiramusta
11-04-2007, 11:20
Taklitle bu kadar oluyor Mhmmd.

11-04-2007, 11:26
Her an; veren el, alan el konumuna gelebilir. Biz de hiçbir hak iddia edemeyiz.

Sn mhmmd,

Kaşıkla verenler sapıyla çıkartmasınlar, bence işi oraya götürmemek lazım. İlle de ben kaşığın hepsini isterim diye tutturanlar sonunda sapı ile karşı karşıya gelebilirler.

pante
11-04-2007, 11:34
"Allem etseler de kallem etselerde muhtar bile olamaz denilen adam şayet dilerse Cumhurbaşkanı olacak.Bunun başka çıkarı ederi yok arkadaş.İstesenizde istemesenizde demokrasiyi içinize sindireceksiniz.Madem bu millete yönetim biçimi olarak demokrasi uygun görülmüştür.Onun icaplarını yerine getireceksiniz.Bu miting demokratik bir eylem değildir.Amiyane tabirle bu miting helvadan yaptığın putunu açıkınca yemek demektir.Halkın iradesine,demokrasiye karşı yapılan bir ayaklanmadır.Bu cunta sevdalılarının tek dertleri saltanatlarının ellerinden alınması kaygısıdır.Bu öyle bir saltanatki sorgulanması bile mümkün değildir.Dokunulmazlıkların kaldırılmasından bahsedenler nedense rektörlerin soruşturulmasına yök ün koyduğu engellerden hiç bahsetmezler.Üniversitelerdeki yolsuzluklar ayyuka çıktı,Mısır'daki sağır sultan bile duydu ama gek görki yök zadelerin paşa keyifleri için hortumlardan gelen tatlı cukkaların kesilmemesi için bir soruşturma izni çıkarılamıyor.Ama durun az kaldı.Bu saltanat,bu bezirganlık ellerinden alınacak.Onların demir parmaklıklar arkasına tıkılacağı günler çok yakındır.Bunun,onlar da farkında.Bu telaş,bu tedirginlik ondan."

Gericileri çok iyi tanırım. Takıntılarını ve maksatlarını da çok yakından bilirim. Üst düzey gericilerle dahi asıl dertleri olan konuları bolca tartışmışımdır. Onların tüm dertleri şunlardır:

1- "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir." anlayışı Allah'ın ve Kuran'ın hükümlerine terstir. Kafirliktir, dinsizliktir. "Egemenlik kayıtsız şartsız Allah'ındır." olmalıdır.
2- Cumhuriyet, demokrasi vs. rejimlerin İslam'da yeri yoktur. Müslümanlar için tek yönetim şekli İslamdır, şeri hükümlerdir.
3- Hilafeti kaldıranlar İslam'a en büyük kötülüğü yapmışlardır. Hilafet yeniden kurulmalıdır.
4- Dil değişikliği, İslam'a vurulan bir darbedir. Irkçı bir anlayışın eseridir. Dilin değiştirlmesiyle halk dininden uzaklaştırılmak istenmiştir.
5- Laiklik dinsizlik demektir. Müslüman laik olamaz. Türkiye İslam ülkesi olmalıdır.
6- Kur'an mealinden değil, Arapçasından okunmalıdır. Ana dilde ibadet asla mümkün değildir.
7- Tüm İslam ülkeleri birleşmeli ve batıya karşı cihat halinde olmalıdır.

Yukarıda saydığım ana maddeler çoğaltılabilir, ya da ayrıntılara girilebilir. Gerek iktidar partisi mensuplarının, gerek muhalefetteki Saadet partililerin, gerek tarikat ve cemaatlerin tümünün amacı budur. Bunları biz işgal zamanlarında Kuvayi Milliyeye karşı olanlar olarak tanıdık. O dönem azınlıktaydılar, kimileri padişah yanlısı, kimileri mandacı, kimileri düşman saflarındaydılar. Saltanat yıkılıp cumhuriyet kurulurken de karşıydılar ve bunların saflarına Kuvayi Milliyecilerin arasından dahi katılanlar oldu. Hilafet kaldırılırken ve devrimler sırasında yine karşıydılar ve biraz daha güçlendiler. Laikliğin kurulmasında, TDK, TTK oluşumlarında, okul kitapları ve türkçe ezan konularında gerici saflar daha da kalabalıklaştı. Atatürk'ün ölümünden sonra ise Demokrat parti içinde kümeleştiler. Daha sonra da Adalet partisi içinde. Erbakan'la meydana çıktılar. O dönemin akıncılarının tümü ise bugün AKP ve SP üst kademelerini oluşturmaktalar, ya da belediye başkanlıkları, kaymakamlıklar, valilikler, genel müdürlükler donatıldı akıncılarla.
Artık açık açık söylüyorlar. " Az kaldı" diyorlar. Önlerinde tek engel var, ordu. Dünün darbelere karşı olan, paşaları eleştiren insanları bugün orduyu savunuyorlarsa darbe yapması için savunmuyorlar. Ayakta kalabilmeleri, şeriatin önünde göğüs gerebilmeleri, bozulmamaları ve demokrasiyi, laikliği, devrimleri koruyabilmeleri için destek veriyorlar.
Bu desteği gören liboş takımı da bunu demokrasi karşıtlığı, darbeci, cuntacı anlayış olarak yansıtmaya çalışıyor. Bugün ordu komutasında olanlar, iktidarda olanlardan çok daha fazla demokrasiye inanmakta, demokrasiyi savunmakta, demokrasiyi korumaktadır.

Darbelerin ülkeye verdiği zararın bilincindeyiz. kesinlikle de darbeleri savunmuyoruz. Kenan Evren ve 12 Eylül cuntacılarının ise yargılanmamış olmalarından üzüntü duyuyoruz.
Ama asla şunu da söylemiyoruz. " Darbe geleceğine şeriat gelsin."
Bundan daha yanlış bir anlayış olabilir mi? Darbelere bakın tarihte, en fazlası 2-3 yıl sürmüştür. Yeniden demokrasiye dönülmüştür. Ama şeriat geldi mi bir daha gitmek istemez, gitmez.
Şeriatin verdiği zararları da kolay kolay kapatamaz bu ülke. Aklınızı başınıza alın. Aldanmayın..

frodo
11-04-2007, 11:46
Hiram'ın yorumlarını okuyunca neden kayıkçı kavgası dediğim daha bir anlaşılır oldu. Bir
yanda referansı göksel buyurular olanların, demokrasinin nimetlerinden faydalanmak için
demokrasi hezeyanları, diğer yandan "tehlikeli" akımlara meclisi kapatmak için cin fikirlikle
% 10 barajı koyanların kendi ayaklarına kurşun sıktıklarına ayılmaları.

Şimdi, her iki tarafın da ağababası ABD düşlerinde gördüğü BOB için ılımlı islama yol vermekte
Atatürk'le ilgisi sadece duvardaki fotoğrafla sınırlı darbeci Paşaların önünü kesmektedir.

"Bu saltanat,bu bezirganlık ellerinden alınacak.Onların demir parmaklıklar arkasına tıkılacağı günler çok yakındır" Hımm... Kim yapacakmış bunu ? Ardında bir sürü yolsuzluk dosyaları bırakanlar mı? Mahdumları 25-26 yaşlarında milyon dolarları telafuz etmeyi öğrenenler mi ?
Parti hesaplarında bile yolsuzluk yapacak kadar dürüst ,ahlak timsali, faziletli müslümanlar mı ?
Yoksa danışmanlarına ABD' de onu kanalizasyona süpürmeyin kullanın dedirtenler mi ?

Bu kayıkçı kavgası daha çok sürecek anlaşılan.

sargon
11-04-2007, 11:58
Bu miting demokratik bir eylem değildir.Amiyane tabirle bu miting helvadan yaptığın putunu açıkınca yemek demektir.

Bu miting gayet tabii ki demokratik bir haktir. Hatta insanlarin her konuda hukumetlere, devlete bu tur baskilar yapmasi bir gelenek haline gelmeli. Miting, orgut, mucadele gibi sozcuklerin bile korku yaydigi bir iklime soktular bizi bir zamanlar.

Halkın iradesine,demokrasiye karşı yapılan bir ayaklanmadır.

Bir miting halkin iradesine karsi bir ayaklanma sayilamaz. Hic oyle sey olur mu? Zorba iktidarlar bir mitingi, bir orgutlenmeyi dusman kabul ettikleri icin bu hale geldik zaten.



Zaten basbakan olan birinin cumhurbaskani olmamasi uzerine koparilan bu firtina sahte bir laiklik gosterisi aslinda. Hicbir demokratik hak icin killarini kipirdatmayanlarin, demokrasi anlayislari sadece laiklikle sinirli olan militarist kafali politik gruplarin, demokrasi ile yine ilgisi olmayan bir diger gruba, yani RTE'nin Islamci partisine karsi mucadelesi.

Eger gercekten ulkede ciddi bir seriat tehlikesi olmus olsaydi belki bu darbecilere gecici olarak destek verebilirdim. Ama ortada oyle birsey yok. Tamamen gercekleri abartip, korku salmaya calisiyorlar. Maceraci politikalarini hayata gecirip yeni felaketler yasatmak istiyorlar. Bu ulkede yakin tehlike seriat tehlikesi degil, milliyetci fasizmdir. Bu fasizme bir dusman gerektigi icin de her firsatta korkuyu buyutmeye calisiyorlar. Politikalarinin yakiti korku ve nefret yaymaktir.


Çoğul konuştuğumdan, biz dediğim için bir grubu, partiyi kastettiğim sanılmasın. Kendi grubumuzda dahi benimsenmiyordu bu görüşler, çünkü günlük siyasetler yapılıyordu. Biz derken, bunu bir mahalli grup olarak anlayabilirsin.

1977-78'de fasizm tehlikesi yok diyorsun. 80'de fasist bir darbe yapiliyor. Ama darbe yapildiktan sonra bile sen benim dedigim dogruydu diyorsun. Pes dogrusu. Binlerce kisi tutuklanmis, butun parti, dernek, sendika ve kitle orgutleri kapatilmis, idamlar ve iskenceler suruyor. Bunun adi ne? Senin tespitin dogru cikacak diye darbeyi yurtsever, laik ve demokrat darbe olarak tanimlariz olur biter.

Bu tesptilerin hicbir nesnelligi yok. Bir dinci nasil ki inanciyla dusunuyorsa, sen de inancinla dusunuyorsun. Arada hicbir fark yok.

Misilleme olarak da benim Zaman ve Yeni Safak gazetesi yazari, yada donek liboslar gibi davrandigimi soyluyorsun. Ben hep net bir tavir aldim. Milliyetcilige de, dincilige de karsi ciktim. Demokrasiyi ve insan haklarini savundum. Sosyalist olmama karsin demokrasi ve insan haklarina karsi en ufak bir ihlal gordugumde sosyalistleri de karsima aldim. Sen ise bunu yapamiyorsun. Insan haklarina ve demokrasiye apacik karsi olan durumlarda bile darbecileri desteklemeyi tercih ediyorsun. Inanclarin gozunu kor ediyor. Senin tahlillerine guvenemedigim icin benim icin yaptigin siniflandirmanin da bir onemi yok. Istedigin yere koyabilirsin beni.

pante
11-04-2007, 12:57
"1977-78'de fasizm tehlikesi yok diyorsun. 80'de fasist bir darbe yapiliyor. Ama darbe yapildiktan sonra bile sen benim dedigim dogruydu diyorsun. Pes dogrusu. Binlerce kisi tutuklanmis, butun parti, dernek, sendika ve kitle orgutleri kapatilmis, idamlar ve iskenceler suruyor. Bunun adi ne? Senin tespitin dogru cikacak diye darbeyi yurtsever, laik ve demokrat darbe olarak tanimlariz olur biter. "

Ya Sargon ısrarla aynı şeyi söyleyip duruyorsun, açıkladığım halde. Aşağıdaki alıntılarda belirtmişim bunu;

"Faşizmi sadece milliyetçi anlamda, Nazi Almanyası anlamında görmemek lazım. Emperyalistlerle işbirliği içinde olan iktidarların uyguladıkları baskı rejimleri de faşizmdir. "

"Faşizm tehlikesi yoktur derken milliyetçi faşizmden söz ediyorum."

Tabi ki devlet eliyle bir faşizm geleceği belliydi. 78'den itibaren her gün bekliyorduk bunu. Tedbirini alan, aldı. Alamayanlar 12 Eylül faşizminden büyük zarar gördüler.
Ama benim söylediğim Nazi Almanyası gibi, ırkçı-milliyetçi bir partinin faşist iktidarının olamıyacağıdır. Şeriatçiler, Kürtçülerle işbirliği yapabilir ama Türkçüler, Kürtçülerle işbirliği yapamaz Sargon. O nedenle MHP vs. bir parti ırkçı, Turancı vs. anlayışla iktidar olamaz.

Sosyalizm mücadelesinin içinde olmuş ama bugün demokrasiye inanan ve sosyal demokrasiyi savunan biriyim. Gelecekte güven hasıl olduğunda belki yeniden Sosyalizmi benimseyebilirim, o konuda çelişkiliyim. Çünkü Türkiye'deki partilerin, akımların hiçbirini benimsemiyorum. Kimseyi de kendime inandırma amacı, niyetinde değilim. Sosyal demokratlar ne zamandan beri darbeci ya da demokrasi düşmanı olmuşlar? Demokrasiyi getiren onlar değil mi? Bugüne kadar savunan, koruyan onlar değil mi? Demokrasiyi kabul etmeyenler, kaldıracaklarını söyleyenler iktidardakiler değil mi? Ben, tüm duyarlı demokratlar gibi tehlikenin farkında olanlardanım. Tehlikenin içinde yaşıyorum. Görüyorum, duyuyorum. Basına, medyaya aktarılmayanları biliyorum. Medyanın baskı altında ve teslimiyetçi politika içinde olduğunu ve kitlelerin, özellikle yurt dışındakilerin sadece medya vasıtasıyla olaylardan haberleri olduğu için, tehlikenin farkında olmadıklarını görüyorum. O nedenle eleştiremiyor, kızamıyorum.

Bu yanlış haber alma ve algılama nedeniyle düşüncelerin ne kadar garipleştiğini görüyoruz. Gericiliğe, yobazlığa, saltanata, kulluğa karşı olanlar birleşmişler aydınlık bir türkiye için. Yıllarca mücadele verilmiş. Gelinen noktaya bakın. Bu mücadelenin içindeki bir taraf Kürtçülük yapanları, ülkeyi şeriate götürenleri savunuyor. Ne adına demokrasi adına. Demokrasiyi ağızlarında sakız yaparak demokrat olunmaz. Savunduklarınızın, AKP'nin, Bölücülerin demokrasiyle ilgileri yok. Demokrasi düşmanı olan onlar.
Apo faşisti hangi konuda demokratik davranmış örgütü içinde. En ufak görüş farklılığı ya da eleştiride bulunanları öldürtmedi mi tek tek? DTP'liler başkan diye hala bunun emrinde ve izinde değil mi?

Artık kartları açık oynayalım beyler, tavrınızı net ortaya koyun. Sinsice Türklere, Atatürk'e, demokrasiye, Devrimlere saldırılmasın. Bu konu basit bir konu değil. Öyle din tartışmasına benzemez. Ülke birliği, bütünlüğü deyince, iktidara karşı olunca darbeci, kafatasçı ilan ediliyoruz. Hayatım bunlarla mücadele ile geçmişken suçlandığım şeye bakın.
Bundan böyle PKK'yı savunan, DTP'yi savunan, Kürtlere bağımsızlık isteyen, ulusal birlik ve beraberliğe inanmayanlar açık koysun tavrını. Demokrasiyi alet etmesin.
Ben desin," Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkından, Kürdistan'ın bağımsızlığından yanayım." desin.
"Ben Ermeni soykırımının tanınmasından ve tazmin edilmesinden, yurtlarından edilen Ermenilere yurtlarının verilmesinden yanayım" desin.
"O nedenle, orduya, Kemalizme, demokrasiye karşıyım. Onların iktidarında bu isteklerim gerçekleşmez. Bunlar için, şeriatçi ve Kürtçülerin ittifak halinde mücadele etmeleri ve T.C.'yi yıkmaları gerekir." deyin.

Biz de " Biz birlikten, beraberlikten yanayız. Ülkenin bölünmesine karşıyız. Türk, Kürt ayırımına karşıyız. Hepimiz Türküz, hepimiz Kürtüz. Şeriate, gericiliğe karşıyız. Ülkemizin kalkınmasını, gelişmesini , çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmasını istiyoruz. Bu konularda çok hassas dönemden geçiyoruz. Bölünme ve şeriat tehlikesi kapıya dayanmıştır. Atatürk'ün gençliğe hitabesindeki şartlar önümüze gelmiştir. Bu durumda da ordumuza da, devletimize de, cumhuriyet ve demokrasimize de sahip çıkmaktan başak yol yoktur." diyelim.

Ayrıca kimseye hain demiyorum, ihanetle suçlamıyorum. Dikkatinizi çekerim. Herkesin kendi görüşdür, inancıdır. Bir Kürt, Kürdistan'ın kurulması için mücadele ediyorsa hain olamaz. O, kendi mücadelesini veriyor. Bir Ermeni, diasporacıları savunuyorsa hain olamaz, kendi mücadelesidir. Saygı duyarım. Türk olanlar müstesna.

TEKADIM
11-04-2007, 14:22
madem size göre ALLAH ,kitap peygamber hikaye birtek bilim var.ve bilim kazanır. peki neden korkuyorsunuz.neden.neden bilime güvenipte akla inanıpta niçin yürüyüşe gidiyorsunuz.endişe duyuyorsunuz.anlaşılan şudurki *siz *inanmaktan korkuyorsunuz.doğru olduğunu bile bile

mep
11-04-2007, 14:31
Abim bilim eninde sonunda kazanır yine ama!Bilim kazanana kadarda
Cehalet hüküm sürer,Biz cehaletin hüküm sürmesini istemiyoruz.
İnanmaktan korkmuyoruz,Korkupta inanacakta değiliz,Doğru olmadığınıda
biliyoruz.

hiramusta
11-04-2007, 14:37
Mep kardeşim,bazı konular dışında bilimde kesinlik arzeden hiçbirşey yoktur.Bilimsel veriler ve sonuçlar kişiler,zaman ve mevcud imkanlara göre değişkenlik gösterirler.Bilim bugün ak dediğine yarın kara diyebilir.

antimuhammed
11-04-2007, 15:06
14 Nisan yürüyüşüne önlem olarak AKP icraatı başladı..

BİR süre önce örgüte cumhurbaşkanlığı anketi gönderen AKP, Cumhurbaşkanlığı kampanyasına yeni bir halka ekledi. Genel Merkez, bu kez parti örgütüne Anadolu genelinde "Tayyip Erdoğan'ı Cumhurbaşkanı görmek isteyenleri" organize etme talimatı verdi. İl başkanları tek tek aranarak telefonla verilen talimatta, "Dernek, birlik ve sivil toplum temsilcileriyle temasa geçilmesi" istendi. Ayrıca "Başbakan Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olmasıyla ilgili destek alın. Bunun bilboardlar ve pankartlarla ilde duyurulmasını sağlayın. Kamuoyunun nabzını tutun, Başbakan Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığı konusunda toplumu hazırlayın. Destekleri imza kampanyasına dönüştürerek, genel merkeze gönderin" denildiği öne sürüldü. Talimatta, genel merkeze ait bir de faks numarası verildi.

Erdoğan'ın Köşk adaylığı için şu yorumlar yapıldı.

Cevdet Erdöl-Trabzon (Erdoğan'ın doktoru): Cumhurbaşkanı olursanız rahatlarsınız.

Ali Er- Mersin: Eşimizin başı kapalı diye bize ayrımcılık yapıldı. Şimdi siz çıkarsanız bu ayrımcılık ortadan kalkar.

Avni Doğan-Kahramanmaaş: Oraya çıkmak sizin hakkınızdır, ama halk sizi başbakan olarak görmek istiyor.

11-04-2007, 15:13
madem size göre ALLAH ,kitap peygamber hikaye birtek bilim var.ve bilim kazanır. peki neden korkuyorsunuz.neden.neden bilime güvenipte akla inanıpta niçin yürüyüşe gidiyorsunuz.endişe duyuyorsunuz.anlaşılan şudurki Â*siz Â*inanmaktan korkuyorsunuz.doğru olduğunu bile bile

Hakkaten doğru söylüyor arkadaş, bak hiç böyle düşünmemiştim. Ben vaz geçtim, gitmiyorum yürüyüşe falan.

TEKADIM
11-04-2007, 15:18
siz inananlara gerici diyorsunuz.diyebilirsiniz. *peki ama sizde 1500yılönceki *kabedeki müşriklerin inacından gidiyorsunuz. sizde geridengelenlere uyuyorsunuz. *artı siz bilimde kürtaja helal diyorsunuz. 1500yıl öncesinde sadece cahiller kızları gömerdi.şimdi siz * cinsiyet gözetmeden kesip cinayet işliyorsunuz.
ayr

11-04-2007, 15:24
siz inananlara gerici diyorsunuz.diyebilirsiniz. Â*peki ama sizde 1500yılönceki Â*kabedeki müşriklerin inacından gidiyorsunuz. sizde geridengelenlere uyuyorsunuz. Â*artı siz bilimde kürtaja helal diyorsunuz. 1500yıl öncesinde sadece cahiller kızları gömerdi.şimdi siz Â* cinsiyet gözetmeden kesip cinayet işliyorsunuz.
ayr

Bak arkadaş gene doğru söylemiş. Ateistiz falan diye yumuşatmaya çalışıyorsunuz ama aslında hepiniz ATAİST'siniz, yani Mekke'lilerin ATALARININ dinindensiniz. İşte yakalandınız.

11-04-2007, 15:26
Ben şeraitin tehlike olarak önemsizliğine katılmıyorum. Şeriat tehlikesi ve şeraitçiler *Cumhuriyetin ilanında en yüksekte iken bugüne kadar düşerek gelmedi. Şu an şeriat en tehlikeli şeydir. Cumhuriyetin ilanından sonra şeriatçılar azaldı. Ancak 1950’de DP ile yükselişe geçtiler. Bugün ise tüm Türkiye’de örgütlü, hem de çok örgütlü durumdalar.

Bir anımsatma yapayım, Fethullah Gülen’in çalışması nasıldır? IŞIK EVLERİnin nasıl çalıştığını biliyor musunuz? Bunlar zeki, fakir gençleri alıp yardım ederler, okuturlar, ışık evlerinde beslerler ve şartlandırırlar. Bunların birinci prensipleri takiyedir. Üniversitelerden mezun ettikleri gençleri devletin resmi kurumlarına yerleştirip, Atatürkçü, Cumhuriyetçi görünmelerini sağlarlar. Zamanı gelince Kıyam zamanı) her birisi gerçek giysisini giyecektir. Şu anda başta emniyet olmak üzere pek çok kurumu sinsice ele geçirmiş durumdalar. Aşırı derecede şeriatçılık yapanları ve Akape’ye neden dava açılmıyor sanıyorsunuz? İmam Hatip bazlı atamalar yüzünden her tarafta cahiller iş başında değil mi?

Bunlara gösterilecek tolerans Cumhuriyetin yok olması anlamına geliyor. Bu öyle 2. cumhuriyetçilerin uyduruk cumhuriyet kurmalarına benzemez. Bu tam İran rejimidir. Cumhurbaşkanlığını da aldıklarında istedikleri atamaları çok rahat bir şekilde yaparak hepimizi kul yapacaklar. Cumhurbaşkanlığı yetkileri ile sadece genel md. Vs atamaları onanmıyor, biliyorsunuz değil mi? Anayasal kurumlar da işin içine giriyor. Şu anda RTÜK zaten gitmiş (TRT’yi hiç saymıyorum, herhalde şeriatçı programları izliyorsunuz değil mi? İzlemiyorsanız lütfen izleyin ki alışın, çünkü yakında bütün kanallar ona benzeyecektir.) Diğer Anayasal kurumlar da Anayasa Mahkemesi (kısmen gitmiş vaziyette), Sayıştay (kısmen gitmiş) Yargıtay, ve Danıştay. (Bunlar da halen feci baskı altında) Anayasa kurumları da hallolunca suyu yavaş yavaş ısıtılan kurbağalara benzeyip,biteriz.

Şimdi şeraitçilerin tehlike olmadığı, çünkü %10 düzeyinde oldukları ciddi bir yanılgıdır. Çünkü şeriatçılar Milli Eğitimin her kadrosundalar. Öğrencileri artık dinci olarak yetiştiriyorlar. Ezberletmek en masrafsız tarzdır. Bir öğrencinin kendisinin ve dünyanın bilincine vararak oluşması uzun süren, masraflı, yorucu bir iştir. (Pek çok şey öğrenecek, bir sürü bilgiyi aklında tartarak usavurma becerisini geliştirecek) Ama ezberleyerek eğitim, robotlar, daha da kötüsü canlı bombalar yaratır. Başbakan bütün okulları İmam Hatip yapacağını söylemiyor mu? Örgütlü bir %10 çok büyük bir orandır.

Türkiye’de yılda okunan kitap sayısı nedir? Kişi başına kaç kitap düşer dersiniz? Sevgili arkadaşlar, Türkiye’de böyle bir oran yok! Tersine bir oran var! Yani basılan kitap başına düşen insan sayısı! İnsanların kitap okumadığı bir ülkede belediyelerin hayrına (!) dağıttığı ilmihalleri siz benden iyi bilirsiniz. Bunları lütfen ucuca ekleyin. Görüntü o % 10’un her yeri yakında basacağıdır.

Burada bazı dinci üyelerin ekonomik durumun mükemmelliğinden bahsetmesini anlamadım. Herhalde tek yönlü okumadan olsa gerek. Özal devrinde başlayan rantçılık son boyutunda sürüyor. Üretim diye bir şey kalmadı. Sata sata idare ediyorlar. Dışardan gelen sıcak para sayesinde idare ediyorlar. Ama bunun da bir sınırı var. Aslında batılı sömürgenler paralarını bazen çekiyor ama Araplar’la idare ediyorlar. Bütün ülke pazarlanıp yurttaşımız olmayanlara verildi. Dış ticaret açığı korkunç boyuta ulaştı. Bu nereye kadar, ne kadar sürebilir ki?

Bazı arkadaşların AB üyeliğini çok üstün tuttuğu anlaşılıyor. Ancak bu tek yanlı verme şeklinde olunca buna karşı çıkmak gerekir. Bir şeyi verirsen hiç olmazsa karşılığında başka şey al. Hep biz veriyoruz. Buna tarımla bir örnek vereyim: AB’de tarımla uğraşan nüfus %10’muş. Türkiye’de ise % 40. AB diyor ki, tarımı sübvanse etme ve tarım nüfusunu %10’a düşür. Tamam sübvansiyon zararlıdır. Ama hem çiftçiyi tarım konusunda (Hala Türkiye’de bir tarım haritası yoktur) yönlendirme de yok? Şimdi tarımdaki %30 fazlalık ne olacak? Başka sektörlere kaydırılacakmış! 23 milyon insanı nasıl başka sektör mas edebilir ki. Ama bu işi yapmadan AB’ye giremiyoruz! Dışardan her gelene ağam, paşam; içerde nerdeyse sarhoş narası atacaklar.
Bu iletiyi başka sektörleri de anlatarak uzatmak olası. Ancak sonuç şu: Akapeli (o zihniyeti taşıyan) cumhurbaşkanının Türkiye’ye getireceği zarar korkunçtur. Onun için mitinge gitmek doğrudur. Tekrar söylüyorum. Bu mitingi yapanlar STK. Hiçbir parti yok. Pante bunların hepsinin adını vermiş.

11-04-2007, 15:38
Burlap'ın sözlerine bir ilave de ben yapayım:

Bazı liboşlar zannediyorlar ki Tayyip Cumhurbaşkanı olunca partideki hakimiyeti azalacak, partinin gücü düşecek, hatta bölünecek. Özal'ın Cumhurbaşkanlığı döneminde ANAP'ta yaşananın tekrarlanacağını zannediyorlar. Halbuki bunların deneyeceği ilk iş başkanlık ya da yarı başkanlık sistemine geçmek olacak, bunun için belki genel seçimleri bile beklemeyecekler. Böylece tüm güç Tayyip'in elinde toplanacak. Ondan sonra görün bakalım olacakları. Olmaz böyle şey derseniz, Doğruyol ve Anap'ın Tayyib'e nasıl koltuk çıktıklarına bir bakın.

11-04-2007, 19:18
Burlap ve Pante arkadaşlar,

Şeriatçilerin nasıl gittikçe artan sinsi örgütlenmeler içinde olduklarını ben de biliyorum. Yaptığınız pek çok tahlile de katılıyorum. Ancak katılmadığım nokta şu ki şeriatin kapıda olduğu, her an rejimi devirecek duruma geldiği veya gelmek üzere olduğu yönündeki tahlilinizdir.

Elbette şeriate karşı mücadele olacak. Hatta şeriat devrimi durumunda biz de elimize silahı alıp sokak da da vuruşuruz onlarla. Ancak şuna dikkat çekiyorum: Laik cephenin gücü nedneniyle türban sorununu bile tabanının isteği doğrultusunda çözememiştir AKP. Bunlar mı şeri devrim yapacak? Denebilirki RTE cumhurbaşkanı olursa yaparlar. Bu durumda bile yapmaları çok zor. Yapacakları yüzeysel düzeyde İslamlaştırmalar olacaktır. Türkiyede çok büyük bir laik kitle var arkadaşlar 80 küsur yıldır görece özgürlüğü yaşamış, buna alışmış pek çok insan var. Türk kadınının %50'sinin başı açık. Hiç bir iktidarın gücü bu kadar kadının başını kapatmaya yetmez. Hiçbir İslamcı partinin gücü, RTE cumhurbaşkanı olsa bile meclisi feshetme, çok partili sistemi kaldırmaya yetmez.

Bankacılık ülkede bu kadar gelişmiş iken faizlerin kaldırılması mümkün değil.
Recm, el kesme, falaka vs. tarihte kalmıştır ve GERİYE DÖNÜŞSÜZ ŞEKİLDE TÜRKİYE BUNLARI AŞMIŞTIR.

En büyük zamanını ve çabasını AB'ye girmek için sarfetmiş bir AKP'nin, şeriate çok ters gelen bir değerler sistemi olan AB'ye girme isteği AKP'nin şeriatçi olmadığının ispatıdır. AKP İslamcıdır. TC'de İslam yönünde bazı değişiklikler yapmaya da çalışmaktadır ancak esas doğrultusu itibarı ile şeriatçi değildir. Tabanın şeriatçi oranı dörtte biri geçmez.

Bu tahlilllerimden dolayı AKP'ye ve islamcılığa karşı mücadele etmeyelim anlamı çıkmamalıdır. Şeriat tehlikesini olduğundan yüksek gösterenlerin amacı, ümmetçilik paranoyasından beslenerek milliyetçiliği yükseltmektir. Bu taktiğin mimarı CHP, kişisel görüşüme göre pek çok bakımdan AKP'den daha gerici bir partidir. Aslında tatlı su müslümanlarının çok olduğu bu parti, İslamın özüne karşı mücadele edemediği için, bilakis Baykal bey Mescidi Aksa'da namaz kılıp müslüman olduğunu gösterdiği için islama saygılıdır. Popülist politikasının gereği olarak islama saygılı iken, şeriate saygılı değildir. Bu nedenle şeriatin yükseldiği yaygarasını koparmaktadır.

İslamcılığa karşı mücadele olacak tabiki ama bu, felaket tellallığı yapmadan, darbecilere çağrı yapmadan, demokrasiyi kırpmadan olmak zorunda. Oysa tehlike aşırı ve çok yakın gösterildiği için insanlar demokrasinin kesintiye uğratılmasının normal olduğu yönünde görüş geliştiriyorlar. Gerçekten de şeriat hemen dibimizde olsa idi demokrasinin kopması, silaha sarılmak dahil her türlü çareyi düşünürdük ancak durumu bu kadar abartmamalı.

Sağduyulu ve istikrarlı, demokrasi içinde mücadeleye devam etmeliyiz. Çözümün bu olduğuna inanıyorum. Tek derdim de budur.

vartor
11-04-2007, 19:24
Tuhaf olan ne biliyormusunuz? Turkiye'nin icinde bulundugu durumu dogru durust kavrayamadigim icin, herkesi de hakli buluyorum savunduklari yonlerinde.

pante
11-04-2007, 20:22
"Şeriat kapıda" ifadesi, birdenbire ayaklanma ile şeriatın kurulacağı anlamında söylenmiyor Cem.
Daha önce de yazdım küçük fırça darbeleriyle şeriate doğru yol alınıyor. Belli bir mesafe alındıktan sonra artık birşeyler yapmak için geç kalınmış olacaktır.
"Çünkü hadi karşı koyalım, mücadele edelim" diyecek güç ve potansiyel kalmamış olacak, belli bir aşamadan sonra "karşı çıkış" kolayca bastırılabilecek hale gelmiş olacaktır. Nasıl mı?

Devleti oluşturan güçler:
Cumhurbaşkanlığı, Hükümet, TBMM, Genelkurmay, Yüksek yargı organları, Devlet teşekkülleri, Valilikler, Emniyet-Polis, Kaymakamlıklar, Belediyeler, Üniversiteler ve Medya.

Şimdiki Durumda elde olanlar:
Hükümet, TBMM, Devlet teşekkülleri, Valilikler, Emniyet-Polis, Kaymakamlıklar, Belediyeler ve büyük ölçüde Medya.

Kısa süre içinde:
Cumhurbaşkanlığı

Genel seçimler kazanıldığı takdirde 5 yıl içinde:
Yüksek Yargı organları, Genelkurmay, Medyanın tamamı, Üniversiteler
( Önce pasif ve ılımlıları yerleştirerek, daha sonra kendi doğrultularında hareket edeceklerle fetih tamamlanmış olacaktır.

Elbette şeri hükümler de birdenbire getirilmeyecektir. Dediğin gibi ne el kesme, ne zorla tesettür ne haremlik selamlık gibi halkın kafasında şeriat olarak bilinen uygulamalara girişilmeyecektir.
Ama ilk etapta laikliğin tanımının yeniden yapılması bahanesiyle içi boşaltılacak ve uygulamadan yavaş yavaş kaldırılacaktır.
Kamusal alanlarda ve üniversitelerde türban serbestliği getirilecektir. Hatta ilk seçimde Mecliste türbanlı görmemiz bizi şaşırtmasın. Artık Ecevit'in koyduğu tavırı koyacak olan da bulunamıyacaktır.
İçki içilmesi, önce açık alanlarda yasaklanacak. Sokakta ve araçta içkili olanlara çok ağır para cezaları getirilecektir. Bunlara da kimse ses çıkaramıyacak, büyük çoğunluk "Oh olsun!" diyecektir.
Haremlik selamlıkta da genel uygulama değil, kısmi ve hak verilebilir uygulamalar olabilir. Örneğin trenlerde ve uçaklarda isteyen kadınlar için ayrı kısımlar oluşturulabilir.
Yani güvercinleri ürkütmeden yol alınacaktır.

Türkiye'deki şeriat, Ortadoğudaki gibi olmaz zaten. Belki el kesmeler vs. hiç gelmeyebilir. Ama asıl kafalarda olan Atatürk devrimlerinin ortadan kaldırılması ve hilafetin kurulmasıdır.
Hilafeti de uygun buldukları zamanda referanduma koyarlar.
Daha ne olsun..
Bunların önlemi bugünden alınır. Yarın fırsat olmayabilir.
12 mart'ta, 12 Eylül'de cuntacılar önce yürüyüş yaptırıp, iktidarı mı uyardılar da;
14 Nisan mitingini yaptırıyor olsunlar ikaz için?
Darbe dönemleri ABD'ye ters düşmeyel bitmiştir artık. Darbeci zihniyet ordunun değil, ABD'nin ve onun yörüngesindeki paşalarındı. Darbeler, aynı ekonomide İMF reçetesi gibi, CİA formülleriydi. Bitti artık. Son 15 yıldır ise "Bağımsız türkiye" düşüncesindeki komuta kademesine sahibiz.
Danıştay üyesinin cenazesinde eski genelkurmay başkanı açıklamıştı zaten. " Artık ne yaparsa halk yapacaktır. Kimse ordudan birşey beklemesin." diye.
Halk birşeyler yapmak istiyor gidişata karşı. Oluşumun içinde MHP de yolk, BBP'de yok, Susurlukçular da yok, sahte Kuvayiciler de yok. Buna rağmen ırkçı düzenleme deniyor. Pes!!

CHP vs. konusunda aynı düşünüyorum. Zaten tüm çektiklerimiz onların hatalarından, eksiklerinden kaynaklanıyor. Ne CHP ne Baykal bir çözüm değil ama tüm antişeriatçi güçlerden destek alınması şart olduğundan katlanılacaktır.

commandante
11-04-2007, 21:20
bugünkü birgün gazetesinde 14 nisan yürüyüşünü gericlerle milliyetçi emekli paşalar arsındaki bir çekişme olarak nitelnmiş ve buradan sadece sınıf mücadelesinin önlenmeye çalışıldığı söylenmekte ve sosyalistler olarak buna uzak durduklarını söylemektedirler.

bizler sosyalist insanlar olarak türkiyedeki sınıflar olayalara kayıtsız değiliz ama bugün türkiyenin ve türkiyelilerin umumi çıkarları için birlik olmaktan şeriatçı gerici tehlikeyi savmaktan başka çıkar yol görünmüyor.burada sınıfsal ırksal düşünsel farkları geçip ortak paydada türkiye paydasında birleşilerek türkiyemizde hortlayan bu tehlikeyi önlemeliyiz.düşmanımın düşmanı dostumdur felsefesi ile hareket etmeliyiz.

bugün kendilerini liberal olarak adlandıran kesim RTE ve ekibine küçük çıkarla karşılığına çanak tutmaktan kendilerini alamıyor tabiri caizse yardım ve yataklık ediyorlar ama günü geldiğinde yine kendilerinin zarar göreceklerini bilmiyorlar

liboşların perdesi gericilerdir ve liboşlar bütün icraatlarını gerici perde altında yapmışlardır.

dilaver
11-04-2007, 21:48
bizler sosyalist insanlar olarak türkiyedeki sınıflar olaylara kayıtsız değiliz ama bugün türkiyenin ve türkiyelilerin umumi çıkarları için birlik olmaktan şeriatçı gerici tehlikeyi savmaktan başka çıkar yol görünmüyor

* * * sevgili commandante

* * * sosyalizmden komünizmi anladıgını varsayarak bir iki şeye dikkat etmek istiyorum.

* * * sosyalistler ya da bugüne göre dogru tabirle komünistler sınıf nücadelesinin bizatihi içindedirler ve ona kayıtsız olup olmamak diye bir meseleleri olamaz. Onların temel meseleleri sınıf mücadelesidir ve tüm diger meseleler sınıf mücadelesine tabiidir.

* * * *ikincisi komünistlerin bir ülkenin ulusal çıkarları diye bir sorunu olamaz. Bir sınıfın enternasyonel çıkarları diye bir sorunları olabilir ancak. Komünistlerin Türkiyelilerle birlik olmak diye bir sorunu da olamaz. Komünistlerin Türkiye halkı ve emekçileriyl birlik olamak diye bir *meselesi olabilir.

* * * * Artık bazı kavramların içini doldurmanın zamanı geldi ki ak kara belli olsun. Sosyalizmden komünizmi anlayan arkadaşların marksizmi bir rehber olarak kabul ettigini varsayarak tavırlarını netleştirmelerini bekliyorum.

* * * * İkinci Enternasyonelden bu yana işbirlikçi partilere sosyal demokrat , daha sonra da sosyalist deniyor. Sosyalizmin içini boşaltanlara bu adlar veriliyor. Sınıf mücadelesinin kabulünü proleterya diktatörlügünün tanımı ile birleştirenlere ise komünist deniyor. CHP nin, SHP nin sosyalist olarak adlandırıldıgı bir ortamda benim kendimi sosyalist addetmem mümkün degil. Dolayısıyla korkulan bir ismi, çekinilen ve yasak olan bir ismi komünist ismini seçiyorum.

* * * * Benim gibi düşünen tüm arkadaşları da ben komünistim demeye davet ediyorum. Ama tercih gene onların. Sermayenin vatanı olmadıgı gibi işçinin de olmaz. Bir komünist ise herşeyden evvel bir enternasyoneldir. Dil, din, sınıf, milliyet ve cinsiyet ayrımını reddeder. Bu temelde kurulan tüm politikaların gerici oldugunu ilan eder.


* * * * saygılarımla

11-04-2007, 22:38
Pante'nin son iletisine katılıyorum. Daha öncede söylediğim gibi kurbağayı birden kaynar suya atmıyorlar, soğuk sudayken yavaş yavaş suyu ısıtıyorlar.

Bunu Cem için ayrıca bu siteden -nereye geldiğimizin göstergesi olarak -örnekleme yaparak göstermek istiyorum. Alıntı commandante'den 11 nisan tarihli, kendisinin açtığı "nereye gidiyoruz" başlığından:



"bugün *çok *garipsediğim *bir *olayla *karşılaştım *koskoca *tabela *devletin *belediyesi *asmış *BEDİÜZZAMAN *SOKAK *diye *gözlerime *inanamadım *laik *türkiye *cumhuriyetne *noldu *yerimden *bile *kıpırdıyamadım *sinir *ve *hınçla.ne *zaman *dur *denilecek *bu *gidişe *ne *zaman *kurtulunacak *bu *bu *geriye *gidişten"


Feci bir durum yfln'nin bahsettiği RTE'nin cumhurbaşkanlığını ABD'deki gibi geniş yetkili "başkan"lığa çevirmesi. Cumhurbaşkanı olduktan sonra ANAP ve DYP'nin desteği ile seçim öncesi bunu yapabilir. (Bir de geçici madde, mevcut cumhurbaşkanı görevine devam eder, ilk seçim sonraki cumhurbaşkanlığı için yapılır diye) Olacaklar için pante'nin anlattıkları o zaman az bile gelir.

Bunları yazmamın bir sebebi Akape'nin ta başından beri, 'biz tek başına iktidara geldik istediğimizi yaparız' şeklindeki demokrasi anlayışları. Bunlarad efalarca demokrasinin çoğunluk değil azınlık rejimi olduğu anlatıldı. Ama bunlar davul, tokmak ABD'nin, AB'nin, tarikatların elinde.

Cem, CHP' nin hiç bir işe yaramadığını ben de biliyorum. Şimdiye kadar ki iletilerime bakarsan CHP'den hiç bahsetmedim. Onlardan hiç medet ummuyorum. Eğer söylediklerinde karşı çıkmalarında samimi olsalardı neler yaparlardı.

12-04-2007, 01:33
Sevgili dilaver,

Bugun sosyalizmden komunizmi anlamak imkansiz. Insan o insan degil, guc halkta degil, isci sinifinda degil, ureten o degil, tuketende o olamaz. Dunyada kapitalist devrim coktan yapildi. Bugun dunyanin en buyuk sinifi issizler ve evsizler sinifi. *Toplumsal ahlak yasalari yavas yavas cozuluyor, iletisim sunilesiyor. Hala Marksizm, Komunizm bak hele bak hele. Su marksizmi bi elimize almaliyiz bu forumda, inceleyip yerden yere vurmaliyiz.

Sevgili vartor,

"Tuhaf olan ne biliyormusunuz? Turkiye'nin icinde bulundugu durumu dogru durust kavrayamadigim icin, herkesi de hakli buluyorum savunduklari yonlerinde."

Ayni sorun bende de var. Ulkenin durumunda bir netlik goremiyorum.

commandante
12-04-2007, 09:15
bizler sosyalist insanlar olarak türkiyedeki sınıflar olaylara kayıtsız değiliz ama bugün türkiyenin ve türkiyelilerin umumi çıkarları için birlik olmaktan şeriatçı gerici tehlikeyi savmaktan başka çıkar yol görünmüyor

Â* Â* Â* sevgili commandante

Â* Â* Â* sosyalizmden komünizmi anladıgını varsayarak bir iki şeye dikkat etmek istiyorum.

Â* Â* Â* sosyalistler ya da bugüne göre dogru tabirle komünistler sınıf nücadelesinin bizatihi içindedirler ve ona kayıtsız olup olmamak diye bir meseleleri olamaz. Onların temel meseleleri sınıf mücadelesidir ve tüm diger meseleler sınıf mücadelesine tabiidir.

Â* Â* Â* Â*ikincisi komünistlerin bir ülkenin ulusal çıkarları diye bir sorunu olamaz. Bir sınıfın enternasyonel çıkarları diye bir sorunları olabilir ancak. Komünistlerin Türkiyelilerle birlik olmak diye bir sorunu da olamaz. Komünistlerin Türkiye halkı ve emekçileriyl birlik olamak diye bir Â*meselesi olabilir.

Â* Â* Â* Â* Artık bazı kavramların içini doldurmanın zamanı geldi ki ak kara belli olsun. Sosyalizmden komünizmi anlayan arkadaşların marksizmi bir rehber olarak kabul ettigini varsayarak tavırlarını netleştirmelerini bekliyorum.

Â* Â* Â* Â* İkinci Enternasyonelden bu yana işbirlikçi partilere sosyal demokrat , daha sonra da sosyalist deniyor. Sosyalizmin içini boşaltanlara bu adlar veriliyor. Sınıf mücadelesinin kabulünü proleterya diktatörlügünün tanımı ile birleştirenlere ise komünist deniyor. CHP nin, SHP nin sosyalist olarak adlandırıldıgı bir ortamda benim kendimi sosyalist addetmem mümkün degil. Dolayısıyla korkulan bir ismi, çekinilen ve yasak olan bir ismi komünist ismini seçiyorum.

Â* Â* Â* Â* Benim gibi düşünen tüm arkadaşları da ben komünistim demeye davet ediyorum. Ama tercih gene onların. Sermayenin vatanı olmadıgı gibi işçinin de olmaz. Bir komünist ise herşeyden evvel bir enternasyoneldir. Dil, din, sınıf, milliyet ve cinsiyet ayrımını reddeder. Bu temelde kurulan tüm politikaların gerici oldugunu ilan eder.


Â* Â* Â* Â* saygılarımla


sevgili dilaver BEN KOMÜNİSTİM ve 27 yıllık yaşamım boyunca hiçbir zamanda taviz vermedim revizyonist işbirlikçilere hiçbir zaman destek vermedim benim sosyalizmden anladığım SOSYALİZM = KOMÜNİZM 'dir emeğin yurdu yokture ancak emekçi bir insan içinde yaşadığı toplumun sorunlarına ve çıkmazlarına kayıtsız kalamaz ve komünistçe tavrını alır ve konumlanır.

birler türkiyeli komünistler olarak bu geriye gidişe de kayıtsız kalmamalıyız diye düşünüyorum.yanlış anlaşılmak istemiyorum ama bizler bu ülkenin görten gözü duyan kulağı olmak zorundayız.

sevgili dilaver

seninle bir sohbetimizde 68 - 78 hareketlerinin halktan uzak olduğu için başarısızlığa uğradığını söylemiştin işte biz türkiyeli devrimciler için halkın içine inmek için bir fırsat ve bunu değerlendirmeliyiz ve göstergeleri kendimizden yana çevirmek zorundayız.durumları lehimize kullanmalıyız.

12-04-2007, 11:59
"Şeriat kapıda" ifadesi, birdenbire ayaklanma ile şeriatın kurulacağı anlamında söylenmiyor Cem

Ben de zaten şeriatin birdenbire ayaklanma ile olacağı varsayımına yanıt vermemiştim ki. Kademe kademe olacağı varsayımına yanıt vermiştim.

Kuşkusuz şeriati kademe kademe getirmek isteyen ve hesaba katmamız gereken %10'luk bir dilim var Türkiye'de. Ancak kademe kademe bile olsa şeriatin Türkiye'ye gelmesi mümkün değil. Ancak kısmen İslami kuralların uygulandığı bir TC oluşturulması mümkündür. Bizim mücadelemiz buna karşıdır. Kısmi bile olsa İslami kuralların etkinliğindeki devlet istemiyoruz.

Devrimsiz bir şekilde başka bir deyimle evrimsel şekilde bile bu ülkedeki tüm okulları İmam Hatip yapmaya kimsenin gücü yetmez, gene kadınlarımızın %50 sinin başını örtmeye kimsenin gücü yetmez. Avrupa ve batı toplumunun, gerek seyahatler, gerek öğrenim için orada bulunan ve bilhassa da TV etkisiyle kültürünü kabullenmiş çok büyük bir toplumsal kesimimiz var. Bunlar kademesel şekilde bile İslami çatıya sokulamaz.

İslami kesimleri bir bütün olarak şeriatçi görme yanılgısından dolayı güçlerini olduğundan yüksek görüyorsunuz diye düşünüyorum. Nasıl 80 öncesinin marxisitlerinde ve ülkücülerinde önemli değişimler var ise (elbette hepsinde değil ama önemli bir bölümünde) İslamcıların da 80-100 yıl önceki anlayışlarıyla bugünkü anlayışları arasında bir evrimleşme, liberalleşme gözükmektedir. Bu ülkede Bediüzzaman sokağı var ise Demokrasi adında caddeleri, Uğur Mumcu Bulvarları da var.

RTE çankayaya çıksa bile laiklik elden gitmez. Paniğe gerek yok. Ancak önceden de belitttiğim gibi demokrasi içinde sağduyulu bir mücadeleyi sürdürmeye ihtiyacımız var. Bir darbe, RTE'nin ülkeye verdiği zararın kat kat fazlasını verecektir.

hokusai
12-04-2007, 13:20
Resimlerine bakmak için aldıkları renkli gazetelerde her gün "ekonomi coştu", "başbakan dostluk mesajı verdi", "aman da başbakanın karısının türbanı güneşte ne güzel parlıyor" gibi haberleri okuduktan sonra "allah allah, neden miting yapıyorlar ki" diye düşünen, bir de üstüne küstahça "ay çığırtkanlık yapıyor bunlar" diyenlerin "bok at izi kalsın" felsefesiyle didiklemeye çalıştıkları halk hareketi.

öte yandan akp'li milletvekillerinin çıkıp "yok efendim yürüyeceklermiş de slogan atacaklarmış. böyle şeyler anlamsız. bu ülkede demokrasi var" gibi akla hayale sığmayan saçmalıktaki beyanını ibretle, şaşkınlıkla izliyoruz. orduyu göreve çağırınca "demokrasi ihlali", yürüyüş düzenleyince "demokrasi ihlali", hükümet karşıtı yayın yapınca "demokrasi ihlali"...

"ek$i den"

"... bir dinci gazete malatya inönü üniversitesi'ndeki vize sınavlarının 14 nisan günü ankara'da yapılacak büyük miting nedeniyle ertelendiğini yazıyor. tayyip erdoğan'a habere ne dediği soruluyor. gelen yanıt şu oluyor:
"belirlenmiş sınavlar gerçekten bundan dolayı erteleniyorsa, kesin bir şey bilmiyorum, tabii ki bu çok çirkin bir şey ve bunun üzerinde durulması gerekir. bu iş biraz da şirazesinden çıkmış vaziyette."
kesin bir şey bilmiyor, bunu itiraf da ediyor. ona rağmen, "eğer doğruysa" deyip yorum yapmaktan geri kalmıyor. başbakan küçük bir çabayla gerçeği öğrenebilir. zaten biraz sabretse üniversitenin haberi yalanlayan açıklaması önüne gelecek. başbakan, suriye yolculuğuna çıkarken önce esenboğa havalimanı'nda söylediği bu sözleri daha sonra uçağına aldığı "bağımsız" yazarlara da tekrarlıyor. ancak o anın heyecanıyla olsa gerek, uçaktaki meslektaşımızın aklına şu soruyu sormak gelmiyor:
- eğitimin siyasete karıştırılması elbette çirkin bir şeydir. peki sizin de katıldığınız adıyaman'daki il kongrenize ilköğretim öğrencilerinin topluca getirtilmesine... gittiğiniz illerde aynı şekilde küçücük çocukların yağmurda çamurda sizi karşılamaya çıkarılmasına... partinizin istanbul'daki kimi toplantılarının okullarda yapılmasına ne diyorsunuz?
14 nisan mitingi iktidarı hayli germiş görünüyor..."

"Melih A$ik"

ayrintilar icin;

http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=14+nisan+2007+cumhuriyet+mitingi

hokusai
12-04-2007, 13:37
bizde olmaz deyip uyuyanlara

1975İran Hükümeti
http://img72.imageshack.us/img72/1859/304ranhkumeti1975uy0.th.jpg (http://img72.imageshack.us/my.php?image=304ranhkumeti1975uy0.jpg)
2005İran Hükümeti
http://img154.imageshack.us/img154/1846/304ranhkumeti2005ss2.th.jpg (http://img154.imageshack.us/my.php?image=304ranhkumeti2005ss2.jpg)

Oradaki insanlarin hepsi fasist olsa, hepsi solcu bozmasi libos olsa bir tane benim gibi düsünen olmasa gene giderim. Çünkü gitmezsem yakin zamanda Türkiye bunun gibi olacak...

pante
12-04-2007, 13:54
http://www.youtube.com/watch?v=a7Qirc7g8wI&mode=related&search=

Yorumsuz..

pante
12-04-2007, 14:33
Daha önceki yazılarımda Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olmasının, Bülent arınç ya da başbakan güdümünde başka bir AKP'linin cumhurbaşkanı olmasından daha az tehlikeli olduğunu belirtmiştim. Sebebini ise, Erdoğan AKP başkanlığını bırakıp seçime gidildiğinde AKP'nin seçimden tek başına iktidar çıkamayacağı, bunun da cumhurbaşkanının elini zayıflatacağı şeklinde ifade etmiştim.

Bunun da çaresini buldular. Taktik değişti.
Seçimleri öne alarak boşluğu ortadan kaldırmaya çalışacaklar. Aynı zamanda seçimleri tatil sezonuna denk getirerek muhaliflerin oylarının düşük kalmasını sağlayacaklar. Tatil kültürünün laik, demokrat kesimde olduğunu ve tatillerini bırakıp oy kullanamıyacaklarını hesaplıyorlar. Kendi seçmenlerinin az da olsa tatile gidenlerine hakim olabileceklerini düşünüyorlar ki çok doğru.
Seçimi öne almanın bahanesi ise bütçe. Halbuki şimdiye kadar seçimler daima ilkbahar ya da sonbaharda yapılmıştı.
Seçimi öne alma kararını büyük ihtimalle cumhurbaşkanlığı seçiminden hemen sonra yapabilirler.
Hatta daha önce de yapabilirler, çünkü artık gözleri dönmüş, çekinceleri kalmamış bunların.

Bunun karşısında yapılması gereken ise artık susmamak, mesajlarımızla, faxlarımızla tüm sivil toplum kuruluşlarını iktidarın olumsuz icraatleri karşısında protestoya çağırmak, kitleleri bilgilendirmeye, bilinçlendirmeye yönelik aktiviteler düzenlemek, mitinglere, yürüyüşlere katılmak, seçim çalışmalarına, propagandalarına katılmak, görev almak, olayları, haberleri daha yakından takip edip çevremizde konuşmak, eleştirmektir. Kısacası artık rehaveti üzerimizden atıp uyanmak ve şeriati istemeyenlerin gücünü göstermek lazım.
Cumhurbaşkanlığı için yapılacak hiç birşey yoktur. Kitleleri genel seçimlere ve iktidarı yıpratmaya kanalize etmek gerekiyor. Muhalefetteki birbirine yakın partileri birleşmeye çağırmak, üzerlerinde " Birleşmezseniz size oy yok, bütün oylar anketlerdeki 2. partiye" kararlılığı oluşturmak önem taşıyor.

hiramusta
12-04-2007, 14:34
Hokusai 1.resimdekiler halkına yabancı,emperyalist zihniyette,halk perişanlık içinde yüzerken kendileri sefahat içerisinde,batı uşağı,İran'ın zenginliklerini yıllarca sömüren hırsızlardır.
2.Resimdekilerse halkın seçtiği,halkın değerlerine saygılı,İran'ın zenginliklerini koruyan ve üreten,emperyalizme karşı tam bağımsız bir İran'ın oluşması için çaba sarfeden asil insanlardır.İşte aradaki fark...Sen hırsız olsun yeterki kravatlı olsun diye onları seçersen o senin kendi tercihin.Bu arada tercihini yaparken, emperyalistlerin esirlere yaptığı muamele ile İran'ın esirlere yaptığı muamele neticesinde dünyaya verdiği insanlık dersini de bi göz önüne al istersen.

12-04-2007, 16:30
Cem,

Umarım son iletin konusunda haklı çıkarsın. Ancak ben bunların korkunç örgütlü olduğunu ve şu anda ele geçirmiş oldukları devlet kurumlarını + AB + ABD + mütareke basını + Sömürgen sermayeyi de kullanmaları sonucunda durumun seni bile şaşırtacak bir şekilde feci bitebileceğinden korkarım. Ayrıca şu anda Türkiye çeşitli açılardan ip üstünde cambaz gibidir. Bunun üstüne bir de hükümetin kendisi dengesizlik unsurudur. Akape'lilerin bütün dünyaya at gözlüğü ile baktıklarını düşünüyorum. Ayrıca cumhurbaşkanı olabilecek başbakanın cahil olduğunu görüyorum. Bunların gelecekteki sürekli olumsuz yönlendirmelerinin etkisini tahmin etmen çok güç.

Bir de şunu açıklayayayım: "Bütün okullar İmam Hatipli olacak" sözü de benim değil RTE'nindir.

teotihuacan
12-04-2007, 18:48
ya hiramusta,

birinci resimdekilerin hırsız olduğunu nereden biliyorsun? ikinci resimdekilerin hırsız olmadığına nasıl emin olabiliyorsun?

işte tipik akp eyyamcılığı, sanki onlar hırsız değil...

dilaver
12-04-2007, 23:18
Bunun karşısında yapılması gereken ise artık susmamak, mesajlarımızla, faxlarımızla tüm sivil toplum kuruluşlarını iktidarın olumsuz icraatleri karşısında protestoya çağırmak, kitleleri bilgilendirmeye, bilinçlendirmeye yönelik aktiviteler düzenlemek, mitinglere, yürüyüşlere katılmak, seçim çalışmalarına, propagandalarına katılmak, görev almak, olayları, haberleri daha yakından takip edip çevremizde konuşmak, eleştirmektir. Kısacası artık rehaveti üzerimizden atıp uyanmak ve şeriati istemeyenlerin gücünü göstermek lazım. * pante

* * * *bu konuda hemfikirim pante.

durumun seni bile şaşırtacak bir şekilde feci bitebileceğinden korkarım. * * burlap


* * *12 Eylül sabahı bir hata yaptık sevgili Burlap, ama aynı olayı şeriat özlemcileri tekrarlamaya kalkarlarsa aynı hataya bir daha düşmeyiz. Şayet Türkiye'ye şeriat getirmeye yeltenenler varsa bunun bedeliini çok ve çok agır öderler.

* * * Şaşıracak bir şey yok, ama özgürlükleri insanların , çalışanların özgürlügünü kısıtlamak için kullanmaya kalkacaklarsa şayet şunu söylemek isterim, rüzgar eken fırtına biçer.

* * * Yaşayacagız ve görecegiz.


* * * saygılarımla

hokusai
13-04-2007, 00:54
Hokusai 1.resimdekiler halkına yabancı,emperyalist zihniyette,halk perişanlık içinde yüzerken kendileri sefahat içerisinde,batı uşağı,İran'ın zenginliklerini yıllarca sömüren hırsızlardır.
2.Resimdekilerse halkın seçtiği,halkın değerlerine saygılı,İran'ın zenginliklerini koruyan ve üreten,emperyalizme karşı tam bağımsız bir İran'ın oluşması için çaba sarfeden asil insanlardır.İşte aradaki fark...Sen hırsız olsun yeterki kravatlı olsun diye onları seçersen o senin kendi tercihin.Bu arada tercihini yaparken, emperyalistlerin esirlere yaptığı muamele ile İran'ın esirlere yaptığı muamele neticesinde dünyaya verdiği insanlık dersini de bi göz önüne al istersen.

Hiram ustam ne diyon gene, 2 gün önce seriatci çamur gazete yeni.asaktan link atip "hortumlari kestik" filan deyip yarim saat beni güldüren baska biriydi galiba, sen daha gözünün önündeki yolsuzluklari görmüyorsun bunu nereden bilecen.Biraz gözünü ac, baska gazetelerede bir göz at ille de cumhuriyet oku da demiyorum gözcü filan mesela(pardon gözcü kapanmisti degil mi Neden acaba?)

InVitatio
13-04-2007, 01:09
14 Nisan mitingine neden katılmıyoruz?

Yurtsever Cephe'nin gericiliğe, AKP iktidarının işbirlikçi-piyasacı uygulamalarına karşı ödünsüz bir mücadele sürdürdüğü açıktır. Bununla birlikte, Türkiye'de gericiliğin, emperyalist ülkelerle işbirlikçiliğin ve piyasacılığın tek adresinin AKP olmadığı da açıktır. Yurtsever Cephe, Türkiye'nin bugünkü duruma gelmesinde en az AKP kadar sorumlu olan parti, kurum ve kişilerin kendilerini temize çıkarma girişimlerine karşı herhangi bir yakınlık hissetmemektedir.

Kaldı ki bu girişimler emekçi halkı ve sol değerleri hiçe sayan, Türk-Kürt kardeşliğini yaralayıcı, militarist bir zihniyetle gerçekleştirilmektedir. Yurtsever Cephe, bu girişimlerin parçası olarak Ankara'da 14 Nisan günü gerçekleşecek olan Cumhuriyet Mitingi'nin AKP'yi zayıflatmak bir yana daha da meşrulaştıracağı, ayrıca Türkiye'de halkı düzen içi bir hesaplaşmanın parçası olmaya zorlayacağı düşüncesindedir. Çok sayıda kişinin mitinge son derece samimi bir biçimde AKP iktidarına karşı kararlı bir duruş sergilemek için katılacak olması bu gerçeği ne yazık ki değiştirmemektedir. Bu bağlamda Yurtsever Cephe'nin bu mitinge katılması hiçbir biçimde söz konusu değildir.

Yurtsever Cephe, Cumhurbaşkanlığı seçimleri dahil olmak üzere, Türkiye'nin önemli bütün gündem başlıklarında bağımsızlıkçı, yurtsever ve devrimci bir alternatif oluşturmak için mücadelesine devam edecek ve düzen içi dengelerde kendisine alan açmakla uğraşmak yerine emekçi halkın siyasal temsilcisi olmaya özen gösterecektir.

Yurtsever Cephe Yürütme Kurulu- 12 Nisan 2007

www.tkp.org.tr/index.php?yazi=4476

InVitatio
13-04-2007, 01:33
hokusai,
sah döneminin neyi var övülcek ? giyim kusamlari daha güzeldi diye sah dönemi daha iyimiydi ?
iranda sah dönemide iranin yer alti kaynaklari kime pes kes cekilmek istemistir ?
sahi sah ilan eden kimdir ?
Musadik hükümetini kim neden indirmistir ?
sah döneminde halk arasinda okuma yazma orani ne kadar di ?
saglik sisteminden tüm halk faydalanabiliyor muydu ?

Iran devrimi gerceklestiren gücleri motive eden Anti Emperializim ruhu'dur !
Iran devriminden sonraki siyasi durumlari bahane ederek bir kac satilmis züppenin "ne güzel takim elbiseli resimleri" var diye sah dönemi över vari tavrin , ne kadar konuya vakif oldugunu göstermekten ileri gitmez.

Iran halki kendine layik insanlari secmekte bizlerinde en cok'da sizlerin bunu böyle kabul etmekten baska birsey elinizden baska birsey gelmemesi lazim......


Türkiye'ye gelince,
ben sahsen bu satilmis Tayibin birakin Cumhurbaskani olmasini Vatandasligi elinden alinip kovulmasindan yanayim, gitsin Hocaefendisinin yanina, *Amerika'da daha rahat yasar.
evet Cumhuriyete sahip cikilmali ve bunu en cok Müslümanlar istemeli , cünkü insanlari bir birine özgürlük adina düsman eden siyasi fikrin türkiye'ye empoze edilmek istedigi artik aciktan görülüyor....

80ler öncesi amerika güdümlü ermeniler tarafindan, sonra fasit ulusalci kürd hareketi altinda, daha sonra islam meshep catismalari yolu ile simdi'de gravatli satilmislar araciligi ile ayni filim tekrar türkiye halklarina seyir edilmek isteniyor......


evet halkimiz uyanmali !
cumhuriyete sahip cikilamli !
tam bagimsiz demokratik bir türkiye istenmeli !
bunu en cok muhafazkar kesim istemeli !
cuma hutbelerinde hocalarin "ey cemaatin müslimin, ayaklari anadoluya basmayanlara karsi saflari sig ve düzgün tutalim cumhuriyetimize sahip cikalim" demenin zamani gelmistir.....



InVitatio

pante
13-04-2007, 01:36
"Kaldı ki bu girişimler emekçi halkı ve sol değerleri hiçe sayan, Türk-Kürt kardeşliğini yaralayıcı, militarist bir zihniyetle gerçekleştirilmektedir. Yurtsever Cephe, bu girişimlerin parçası olarak Ankara'da 14 Nisan günü gerçekleşecek olan Cumhuriyet Mitingi'nin AKP'yi zayıflatmak bir yana daha da meşrulaştıracağı, ayrıca Türkiye'de halkı düzen içi bir hesaplaşmanın parçası olmaya zorlayacağı düşüncesindedir. Çok sayıda kişinin mitinge son derece samimi bir biçimde AKP iktidarına karşı kararlı bir duruş sergilemek için katılacak olması bu gerçeği ne yazık ki değiştirmemektedir. Bu bağlamda Yurtsever Cephe'nin bu mitinge katılması hiçbir biçimde söz konusu değildir. "

Sevsinler katılmama nedenlerini. Neden değil resmen bahane..

12 Eylül öncesi meydanlarda " Yaşasın Sovyetler Birliği " diye pankart açıp, sloganlar atanlar, Sovyetler Birliğinde geri dönüşün yaşandığını ve karşı devrimin yaklaşmakta olduğu tespit ve uyarılarını hiçe sayıp kuklalıktan, papağanlıktan vazgeçmeyenler şimdi yurtseverlik taslıyorlar.
Hangi konuda yurtseverlik yaptınız bugüne kadar diye sorarlar?
Enternasyonalizm diye yurt düşmanlığı, bölücülük aşıladılar insanlara..
Enternasyonalistim diye Türküm demekten, Türk kelimesini ağzına almaktan utandırdılar sempatizanlarını. Tüm yurtseverlik duyarlılığı ve katılımı gereken konulardan uzak durdular enternasyonalizm bahanesiyle.
Hiçbir ülkenin sosyalistleri bizimkiler kadar enternasyonalizmi yanlış algılayıp ta ülkelerinin birliğine, bütünlüğüne böylesine sapkın bir tavır içinde olmadılar. Hiçbir sosyalist ülke de halkına enternasyonalistliği dayatmadı. "Önce kendi vatanım ve halkım" dediler.

14 nisan mitingi emekçi halkı ve sol değerleri hiçe sayıyormuş. Ne alaka?
Türk- Kürt kardeşliğini yaralayıcı, militarist zihniyette imiş. Yok canım!!
Sizin katılmamanızın sebebi Kürtçüleri zedeleyeceği korkusu olmasın sakın!!
Şeriat tehlikesine karşı düzenlenen bir miting konusunda dahi Türk-Kürt meselesini ortaya atan zihniyetlere yazıklar olsun..
İşte buradan anlıyoruz şeriat + Kürtçü-ırkçı bölücü ittifakının gerçekliğini.
Bunların ayaklanması ve bir iç savaş çıkması halinde, kimlerin hangi saflarda olacağını görün.
Yani gerici devrimin ittifakına bölücülerle birlikte yıkıcı sahte sosyalistleri de ekleyebiliriz.

InVitatio
13-04-2007, 01:42
sevgili pante,

yasal tkp nin katilmama sebebi sirf "gicilik" olsun diye....baska bir türlü mantikli aciklamasi yok.....
evet miting'de biraz dogu perincegin havasi estiriliyor......ama burada dogu perincegin kendi egosu degil sorun olan, cumhuriyetin ta kendisi !
eger bu cumhuriyet sistemi raylarindan cikarsa bundan en cok zarar görecek olanlar gene milliyetci muhafazkarlar olacaktir, cünkü milli ve muhafaza edilcek hic birsey birakmayacaklardir kendilerine.....

o yüzden bu miting bir dursu gösterir ! halkimizin durusunu !

InVitatio
13-04-2007, 01:53
VATANIMIZA, CUMHURİYETİMİZE, EGEMENLİĞİMİZE SAHİP ÇIKMAK İÇİN... *
BAŞI DİK TÜRKİYE İÇİN HAYDİ MİTİNGE ! 14 NİSAN CUMHURİYET MİTİNGİNE İŞÇİ PARTİSİ BÜTÜN GÜCÜYLE KATILIYOR!
*
İşçi Partisi'nin de düzenleme komitesinde yer aldığı, Atatürkçü Düşünce Derneği tarafından düzenlenen "Cumhuriyet" miting ve yürüyüşü 14 Nisan Cumartesi günü Ankara, Tandoğan meydanında... Mitingin Ardından Anıtkabir'e yürünerek Büyük Devrimci Atatürk ziyaret edilecek. Eyleme yüzbinlerce yurttaşın katılması bekleniyor.

İşçi Partisi, Türkiye'nin dörtbir yanından gelecek partililerle mitinge katılıyor. Tüm yurttaşlarımızı İŞÇİ PARTİSİ pankartı altında eyleme katılarak Vatanımıza, Cumhuriyetimize ve Egemenliğimize sahip çıkmaya, İŞBAŞI yapmaya davet ediyoruz.

İşçi Partisi Genel Sekreteri Av. Nusret Senem'in mitingle ilgili olarak İl Örgütlerine bir genelge gönderdi. Genelge şöyle:

İşçi Partisi İl Başkanlıklarına,

14 Nisan 2007 Cumartesi günü saat 11.00’de Ankara Tandoğan Meydanı’nda “Cumhuriyet Mitingi” ve Anıtkabir’e yürüyüş düzenlenmiştir.

Bu etkinliğin yürütme kurulunda Partimiz de temsil edilmektedir. Etkinliği destekliyoruz. Çok sayıda kuruluşun katılacağı bu eyleme Parti pankartı, Türk bayrağı ve Parti bayrakları ile kendi kortejimizde güçlü bir şekilde katılacağız.

İllerden ADD örgütleri, bazı belediyeler, sendikalar, üniversiteler ve diğer kuruluşlar otobüsler kaldıracaktır. Bu kuruluşlarla ilişki kurulacak, organizasyonlara katılınacak ve Ankara’ya gelerek Parti kortejine dahil olunacaktır.

Başarılar dileriz.

Nusret Senem
İşçi Partisi Genel Sekreteri

Buluşma Yeri: Hipodrom girişi karşısı

www.ip.org.tr/lib/pages/detay.asp?goster=haberdetay&idhaber=596

dilaver
13-04-2007, 02:09
arkadaşlar ülke ile devleti birbirine karıştırıyorsunuz gbime geliyor. Devlet bir örgüttür ve her an degişebilir, gerekirse de degişmelidir. Devlet ülkesi için vardır, ülke devleti için degil:

* * * Ülke gerekirse yeni duruma uygun bir devlet oluşturmeldır, sonuçte devlet bir örgüttür. Her örgüt gibi işi bitince lagvedilir ve yenisi kurulur.

* * * Düşüncelerimi yazdım ve egemen sınıflar arasındaki çelişkilerde asla taraf olamyız dedim. Bu komünist duruştur ve adı komünist yaftalı da olsa her kuruluşun bunun aksine tavır alması ideolojik olarak mümkün degildir.

* * * azla uzaklarda komünist aramaya gerek yok buyrun ben buradayım. Ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı uyarınca her ulusun kendi kaderini tayin etmesi gerektigini savunuyorum, çünkü ben bunu böyle algılıyorum. Bu sonuçta bagımsız bir devlet kurma hakkına gitse bile.

* * * *Kürt dediginiz insanlar bu ülkenin vatandaşı mı degil mi, önce buna bir karar verelim, bu ülkenin vatandaşı ise şayet ayrı bir ulus mu degil mi, sonra da orada mutabık kalalım. Ondan sonrasını tartışalım.

* * * *Ancak bir soruya cevap istiyorum. Siyasi İslamı bu ülkenin başına kim sarmıştır. Türk Ordusu mu, degil mi. O halde kimi kimden kurtarmaya çalışıyorsunuz.

* * * *Lütfen biraz samimiyet


* * * *saygılarımla

dilaver
13-04-2007, 02:20
İŞÇİ PARTİSİ pankartı altında eyleme katılarak Vatanımıza, Cumhuriyetimize ve Egemenliğimize sahip çıkmaya, İŞBAŞI yapmaya davet ediyoruz.


* * * *şayet gerçekten işçi partisi olsaydı ve de işçileri kucaklasaydı davet edecegi tek şey genel grev olmalıydı. Bu sınıf uzlaşmacılıgının bizatihi bir deklarasyonudur.

* * * *RTE yi gerekirse de şeriatı durdurmanın tek yolu işçilerin üretimden gelen güçlerini kullanmasıdır. Bir genel greve gidin bakalım, kim durabilecek önünüzde.

* * * * Ama tabanı ve destegi ADD olan bir parti ancak bunu yapabilir.


* * * *saygılarımla

InVitatio
13-04-2007, 02:24
sevgili dilaver,

siyasi islami pentagon yaratmistir !
fikir olarak tarihin her dönemide anadolu topraklari üzerine var olmus olsa'da, aldigi gücü, logistik ve maddi destegi pentagon'un "anti komunist bloku" güclendirme kasalarindan olmustur......

zaten bu siyasi islamcilarin ve milliyetcilerin anti amerikanizim siyasetleri, *dogu blockun yikilmasi ile reel sosyalizim bitimesinden onlara gerek duyulmadigi görülmüstür ve *para musluklari kesildigi icin *baslamistir....

eger halkimizin manevi degerlerini yok sayan bir sistem varsa, birileri de sirf devletin kendi yapisina muhalefet etmek yaparak, vatandasi devletin karsina dikmekte......

asil sorulmasi gereken bu "ötekilestirmeyi" kim baslatti ?
devletin kendisi mi ?
askeri cuntalar mi ?
milliyetci muhafazkar kesim mi ?
halkina düsman sözüm ona devrimci sosyalistler mi ?

nedir bizi bir birimize empati etmemize engel olan ?

InVitatio

pante
13-04-2007, 02:44
"Ancak bir soruya cevap istiyorum. Siyasi İslamı bu ülkenin başına kim sarmıştır. Türk Ordusu mu, degil mi. O halde kimi kimden kurtarmaya çalışıyorsunuz."

İşte bu yanlış tespitler, yanlış yönlenmeye, yanlış tavır almaya neden oluyor.
12 Eylül'ün cuntacıları rabıta vb. girişimleriyle, mitinglerde halka şirin görünmek için ayet okumalarıyla, Özal'ı alıp parti kurdutmakla vs. sanki siyasal islamı ülkenin başına dert etmiş zannedilir.
Hayır. Çok yanlış. Tabi ki bu hareketleri gericiliği desteklemiştir.
Ama 80 öncesi siyasal islamını bir kenara atmayın. 1974 de dahi koalisyon kuracak kadar güçlüydüler. Siyasal islamı memleketin başına bela edenleri tespit için ta Menderes dönemine gitmek gerekir.
" Türkçe ezanın kaldırılması, Köy enstitülerinin kapatılması, " Siz isteseniz hilafeti dahi getirirsiniz." nutukları. " Orduyu istersem yedek subaylarla yönetirim." laflarına kadar dayanır kökleri. Daha sonra da Adalet Partisinin içinde kümeleşmişler ve sonrasında Milli Nizam Partisi ile sahneye çıkmışlardır.

Türk Ordusu diye her dönem aynı ideolojide, aynı görüşte bir kalıp olarak düşünülmesi sakat bir görüştür. Ordunun tümünde Kemalizm hakim olmakla birlikte önemli olan komuta kademesidir ve bu kademe de dönem dönem farklı yapı ve görüşlerden oluşur.
80 döneminin Evren takımıyla bugünün komutanlarının özdeşleştirilmesi yanlıştır.
Son 15 yıldır Komuta kademesi bağımsızlıktan yanadır, anti Amerikancıdır. Ondan öncesinde ABD bağımlılığı vardı. O da müttefiklikten ve antikomünistlikten kaynaklanıyordu. Bugün ikisi de kalmadı. Müttefiklik laftadır, tersine ABD Türkiye'nin çıkarlarının karşısındadır. Antikomünistlik birliğine de gerek kalmamıştır. Darbelerin tümünün arkasında da ABD vardır. ABD bağımlılığı kalmadığı için darbe tehlikesi de kalmamıştır. Tabi diğer taraftan ABD'nin de darbe yaptıracağı bir iktidar yoktur. Çünkü iktidar avucundadır. BOP planına destek sunmaktadır.

Kürt meselesine gelince Kürtler T.C.nin asli katılımcıları ve vatandaşlarıdır. Düne kadar Kürtlere yönelik hiçbir ayırım yapılmamıştı. Cumhurbaşkanı da oldular, komutan da, başbakan da, bakan da. Bölücü terör eylemleri ve destekler ortaya çıkınca o yöne meyilli olanlara karşı bir tavır alındığı doğrudur. Ama Kürtçülük yapmayan, PKK'yı desteklemeyenler hala bakanlık yapmaktadırlar. Vatandaşlar arasındaki ilişkilerde ise hala bir bozulma gerçekleştirememişlerdir.
Bu da geçmiş bağların ne denli güçlü olduğunu gösterir.
Kürt kimliği ayrı nüfus kağıdı demek değildir. Tersine bu ayırımcılık olur. Kürt kimliği, Kürt diline ve kültürüne sahip çıkmak, korumak, geliştirmektir. Bu da iktidarların işidir, görevidir. Ama onlar laf üretmekten başka birşey yapmazlar. Sanki bir engel varmış gibi.
Ordu'nun ise bu konularda hiçbir sorumluluğu ve engel durumu söz konusu değildir.
Ancak ordu, terörizmin ve ayrılıkçıların karşısında bir güç olduğu için kasıtlı olarak eleştiri okları orduya yöneltilmektedir.

InVitatio
13-04-2007, 02:59
sevgili pante,

sen tsk nin yönetim kadrosunun bir anti-amerikan, anti-zionist dursu olabilecegine inaniyormusun ?
sen benden daha iyi bilirsin, siyasal isalmin en önde gelen temsilcilerinden milli görüscü erbakan-ciller hükümetinde , bu hükümet degilmidir, israil ile en kapsamli ikili antlasmalar imzalayan ?
konya askeri üslerini *israil pilotlarinin egitim ucuslari ( kendi hava saglari buna müsayid degil ) izni veren hükümet'de erbakan yokmudur?
tsk tank modernisayon ihalaleri bu erbakanci hükümet zamaninda verilmemismidir ?
kimler yapmakta bu modernisayon islerini ?

evet burada önemli olan maneviyatci halkimizin bu milli görüsü softalarinin gercek yüzlerini görmesini saglamaktir , imanlarindan etmek degil......


InVitatio

commandante
13-04-2007, 09:13
halkların birbirine empati kurmasını engelleyen din mefhumundan başkası değildir.ve olmamıştır tarihe bakıldığından dinler savaşı dinler hegomonyası sürüp gitmiştir.ben bugün bir bedevinin öğretileri ile hareket edenlerle hiçbir şekilde empati kuramam

13-04-2007, 09:44
İşte buradan anlıyoruz şeriat + Kürtçü-ırkçı bölücü ittifakının gerçekliğini

Şu bölücülük terimi ilginç gelir bana hep. Türkiye'de sık kullanılan şekliyle yani. Kıbrıs'ı, tüm dünyanın muhalefetine rağmen bölen bölücüler neden kendilerine dünya tarafından tasdiklenmiş bölücü terimini yakıştırmazlar? Ne de olsa fiilen bile gerçekleşmiş bir bölücülük. 70.000 Türk'e bağımsızlığı layık görenlerin 15 milyon Kürte bağımsızlığı çok görmesi, hatta tüm bölge itibarıyla en az 40 milyon, gerçekten ilginç. Ama bunu başka bir başlıkta tartışmak gerekli.

13-04-2007, 10:00
Pante'nin söylediklerine benden ek:

Yobazlık, tarikatçılık DP devrinde hortlamıştır. Devleti idare etmekte zaafa düşen Menderes dinden medet umup Saidi Kürdi'nin elini öpmüş, ona otomobilini tahsis edip seçim çalışmasına yollamıştır.

Pante'nin açtığı iyi olmuş, daha önce yazmayı unutmuştum. Burada kimse darbeci, 12 Eylül'cü değildir. O sıralarda çevremde çok işkence gören oldu. Evren'in meydanlara çıkıp kuranlı konuşmalarını da unutmuyorum. Şeriat heveslileri bu dönemde daha hızlandılar. Çünkü bu dönem ABD'nin yeşil kuşak kurma dönemi idi. Â*Sonradan ortaya çıkmadı mı, ABD istihbaratında 12 Eylül darbesi için "OK, bizim çocuklar bu işi hemen bitirdi" tümcesini lütfen anımsayın. 12 Eylülcüler farklıdır, bütün TSK'ya yaymamak lazım.

Dün Büyükanıt açıkça ABD'ye karşı çıkıp ABD'nin teröristleri desteklediğini söyledi. İşbirlikçi Akape'den tıs yok. ABD'den hemen yanıt var: Bi halt etmeyin.

13-04-2007, 10:32
Cem,

Ne kadar ilgisiz olaylar ve konular arasında bağlantı kurabiliyorsun. Bu kadar zorlama olur.

Kıbrıs'ta Türklere Enosis için katliam yapılıyordu. DP devrinden beri Türkiye Kıbrıs'ta oldu bittiye karşı çıktı. Kıbrıs Cumhuriyetinin kurulmasından bir müddet sonra da aynı şey oldu. Bir darbe ayağı ile gene Türkleri biçmeye başladılar. *O zaman müdahale oldu. *Arkasından KIbrıs Türk Cumhuriyetinin kuruluşu siyasi bir manevradır ve bunu da Türkiye'nin yaptığı şüpheli kalmıştır. Bu Kıbrıs Türk develetini hemen tanımak isteyen Pakistan'a bile Türkiye acele etmemesini söylemişti.

Benim kişisel kanım da Kıbrıs için Türkeyenin çok fazla verdiği ve buna değmediği yolunda. Zaten Kıbrıslı Türkler de Türkiye'yi istemiyorlar. Bizim artık onları bırakmamız lazım. Eskiden olduğu gibi herhalde artık katliam olmaz.

Sen Pante'nin şu laflarını ya görmedin ya da görmek istemiyorsun:

Kürt meselesine gelince Kürtler T.C.nin asli katılımcıları ve vatandaşlarıdır. Düne kadar Kürtlere yönelik hiçbir ayırım yapılmamıştı. Cumhurbaşkanı da oldular, komutan da, başbakan da, bakan da. Bölücü terör eylemleri ve destekler ortaya çıkınca o yöne meyilli olanlara karşı bir tavır alındığı doğrudur. Ama Kürtçülük yapmayan, PKK'yı desteklemeyenler hala bakanlık yapmaktadırlar. Vatandaşlar arasındaki ilişkilerde ise hala bir bozulma gerçekleştirememişlerdir.
Bu da geçmiş bağların ne denli güçlü olduğunu gösterir.
Kürt kimliği ayrı nüfus kağıdı demek değildir. Tersine bu ayırımcılık olur. Kürt kimliği, Kürt diline ve kültürüne sahip çıkmak, korumak, geliştirmektir. Bu da iktidarların işidir, görevidir. Ama onlar laf üretmekten başka birşey yapmazlar. Sanki bir engel varmış gibi.
Ordu'nun ise bu konularda hiçbir sorumluluğu ve engel durumu söz konusu değildir.
Ancak ordu, terörizmin ve ayrılıkçıların karşısında bir güç olduğu için kasıtlı olarak eleştiri okları orduya yöneltilmektedir.


Bölücülüğe gelince, söylemin Türkiye'nin topraklarından parça almaya kalkanları onayladığın anlamında. Senin söylediğin dehşet laflar artık benim bir yanıt vermeme engel.

tewderi
13-04-2007, 10:58
>>>Cem,

Ne kadar ilgisiz olaylar ve konular arasında bağlantı kurabiliyorsun. Bu kadar zorlama olur.

Kıbrıs'ta Türklere Enosis için katliam yapılıyordu. DP devrinden beri Türkiye Kıbrıs'ta oldu bittiye karşı çıktı


Bence hiçte ilgisiz değil Enosis ve dersim ..

13-04-2007, 11:02
Tewderi,

Biraz açıklar mısın?

hiramusta
13-04-2007, 11:03
Ahmet Kekeç'ten;

Engin Ardıç yazdı... Çok da güzel yazdı. ‘Dayatmayla Cumhurbaşkanı seçilmez’ diyerek, güya parlamentonun dayatma altında olduğunu ima edenler (ne iması, düpedüz söylüyorlar... Birinci dereceden eğitim-öğretimle ilişkili olması gereken YÖK’ün tutumunu hatırlayalım), bundan önceki Cumhurbaşkanlarının nasıl seçildiğini görmüyorlar.

Bakmak istemedikleri için görmüyorlar.

Baksalardı, örneğin, 1938’de Fahrettin Paşa’nın yarattığı oldu-bittiyi göreceklerdi.

Belki de görmekten korktukları için bakmıyorlar.

*
Tamam, Cumhurbaşkanlığı seçimleri hep krizli olmuştur: bu seçimin önünde ya da arkasında mutlaka bir ‘muhtıra’, ‘darbe’ yahut anomaliye işaret eden bir durum bulunmaktadır.

İsmet Paşa, bildiğiniz gibi darbeyle gelmişti.

İçe kapanmacı ekonomi modeli ve ‘otarşi politikaları’nı savunanlarla, Türkiye’nin kurtuluşunu kısmi liberalizmde görenlerin kavgasını kullanmıştı. Kavgadan otarşi yanlıları galip çıkınca (bunlar Gazi Mustafa Kemal’i bile darbeyle korkutmuşlardı utanmadan) tahta oturuvermişti.

*
Tahta oturmuştu, çünkü İsmet Paşa’nın ilk icraatı Türk lirasından Mustafa Kemal’in resimlerini çıkarmak oldu.

Bununla da kalmadı, Mustafa Kemal’in mirası olan TDK ve TTK’yı partinin ‘gözcü organları’ haline getirdi; Halkevleri ve Köy Enstitüsü uygulamasıyla da büsbütün tüy dikti. Yaptığı her şey Sovyetler Birliği’nin (Stalin’in Sovyetler Birliği üstelik) ‘kolhoz’ ve ‘sovhoz’ uygulamalarından araktır.

Orijinal değildir.

Halkçılığı da orijinal değildir.

Halkın değer tercihleriyle kavgalı bir halkçılık.

*
Buna ‘bilinçli alination politikası’ da tabir edebiliriz.

Sosyalizan niyetlerle işe kalkışmıştır ama, çıka çıka ortaya ‘alaturka faşizm’ çıkmıştır.

Hulasa, sorunsuz bir seçim yok.

Bayar bile, Çankaya’da oturmak için bir dizi problemle cebelleşmiştir. Seçim kazanmış bir partinin lideri olarak, önce ‘otarşi askerleri’ni ikna etmek zorunda kalmıştır.

Başarmıştır ama, on yıl sonra da Kayseri Cezaevi’ne gönderilmiştir.

Cemal Gürsel, Cevdet Sunay, Fahri Korutürk ve Kenan Evren’in hangi şeraitte seçildiklerini tafsilatlandırmaya gerek yok.

İlki 60 darbesiyle, ikincisi Silahlı Kuvvetler Birliği adı verilen cuntanın dayatmasıyla, üçüncüsü iki cunta arasında tercih yapmak zorunda kalan parlamentonun kerhen desteğiyle, sonuncusu da onbinlerce insanın telef edilmesiyle sonuçlanan 12 Eylül darbesiyle gelmiştir.

Sonuncusunun özel bir durumu da var.

*
Önce halka sormadan kendisini ‘Devlet Başkanı’ ilan etmiş, sonra da referandum yasasına koydurduğu özel bir maddeyle Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturuvermiştir.

Etkili çevreler, bu seçimlerde bir dayatma görmüyor.

Erdoğan Teziç de görmüyor ki, seçilecek Cumhurbaşkanı’nın önce bürokrasiye rüştünü ispat etmek zorunda olduğunu söylüyor.

Bir de, bu Meclis’in seçeceği Cumhurbaşkanı’nı Çankaya’ya yakıştıramayanlar var. Bu görüşü daha çok CHP’li ve DSP’li arkadaşlar seslendiriyor.

Orgeneral Cemal Gürsel yakışıyordu...

Darbeyle gelmişti.

Orgeneral Cevdet Sunay yakışıyordu...

Tam olmasa da yarım sayılabilecek bir darbeyle gelmişti.

*
Orgeneral Kenan Evren yakışıyordu...

49 kişinin asıldığı, 177 kişinin belirsiz bir nedenle hücresinde ölü bulunduğu, yüz binlerce kişinin işkenceden geçirildiği, milyonlarca kişinin fişlendiği 12 Eylül darbesiyle gelmişti.

Süleyman Demirel yakışıyordu...

‘Bana sağcılar cinayet işliyor dedirtemezsiniz’ demişti.

Memur ve yargıç reflekslerinden kurtulamamış Ahmet Necdet Sezer yakışıyor... Nasıl ve hangi şeraitte geldiğini yazmayalım hadi.

Ama meşru kanallardan seçilecek Cumhurbaşkanı yakışmıyor... Öyle mi?


12.04.2007

pante
13-04-2007, 11:34
Bu gazeteci müsveddesi eksik yazmış ya da yazmaya çekinmiş.
İlk cumhurbaşkanı olan Atatürk'ün de darbe ile geldiğini ve birilerine göre oraya yakışmış görüldüğünü de yazmalıydı.
Atatürk yakışmış da Tayyip mi yakışmayacak? Değil mi ama?

Nasıl da meseleyi çarpıtıyorlar..
Problem yakışıp yakışmama meselesi değildir.
Problem eşi türbanlı olanın cumhurbaşkanı olamayacağı meselesi de değildir.

Mesele, Cumhurbaşkanının cumhuriyeti, demokrasiyi, laikliği benimsemiş olmasının, sindirmiş olmasının, kabullenmiş olmasının gerek-şart olmasıdır.
Bir cumhurbaşkanı adayı " Ben cumhuriyete, demokrasiye karşıyım ama cumhurbaşkanı olmak istiyorum." dememelidir, diyemez.

Bugüne kadar cumhurbaşkanı olanların hiçbiri böyle bir saçma duruma düşmemişlerdir. Tümü de cumhuriyeti, demokrasiyi, laikliği hakkıyla savunmasa da kabullenmiş ve aksine bir tavır içinde olmamıştır.

İlk defa bu sefer bu güvensizlik, bu çelişki yaşanmaktadır. Sebebi ise bizzat cumhurbaşkanı adayının kendi ağzından çıkan demokrasi ve laiklik karşıtı sözlerdir.

Bunun çözümü de çelişkiyi yaratandan beklenir. Güvensizliğe sebep olan güven vermeli, güven kazanmalıdır. Ancak gelişmeler tersini göstermekte, küstah bir kabadayı pervasızlığıyla burunlarının dikine gidilmektedir. Bundan da zararlı çıkanlar yine kendileri olur.

İşte önceki cumhurbaşkanlarıyla kıyaslanması, değerlendirilmesi gereken nokta budur.
Ama olayları çarpıtmayı meslek edinmiş sözüm ona gazeteci müsveddeleri asıl problem olan noktaya değinmez, haklı gibi gözükeceklerini sandıkları yana çekerler olayı. Milleti angut, kendilerini de angut avcısı zannederler ama keser döner sap döner, gün gelir hesap döner. Bunu da yazsınlar bir kenara..

InVitatio
13-04-2007, 11:44
sevgili hiramustam,
evet engin ardic güzel bir soru ile makalesini bitirmis.....
kimse bu RTE mesru kanallardan secilmedigini idaa etmiyor ! cünkü burada tartismaya sunulacak konu secimin sounucu degildir, halkin sadece %20 küsüründen bir oy alan parti baskaninin hem meclis hemde hükümet'deki konumudur mesru olmayan.
halkin iradesi cidden meclise yanimismidir ?
burada sorgulanmasi gereken anti demokratik, halkin iradesini yansitmaya yetmeyen bir secim sistemidir, sonra RTE satilmis kisiligi...

ben sahsen, on yilda bir "gömlek degistiren" bir insanin birakin bu ülkeyi temsil etmesini, vatana ihanet'den yargilanmasindan yanayim.

simdi aslinda sorumlasi gereken sudur, bu meclis su hali ile halkin iradesini cidden temsil ediyor mu ? bu meclis'den cikacak bir cumhurbaskani sonucta sadece halkin %20sinin cumhurbaskani olacak degilmi ?

neden türkiye'de meclis disindan bir cumhurbaskani önerme gelenegi fazla yok ? ahmet necdet secer gibi insanlar tek bir tane mi vardi ?
neden cumhurbaskanimizin ya bir parti baskani veya askeri kökenli olmasi gerekiyor ?

commandante
13-04-2007, 12:12
Ahmet Kekeç'ten;

Engin Ardıç yazdı... Çok da güzel yazdı. ‘Dayatmayla Cumhurbaşkanı seçilmez’ diyerek, güya parlamentonun dayatma altında olduğunu ima edenler (ne iması, düpedüz söylüyorlar... Birinci dereceden eğitim-öğretimle ilişkili olması gereken YÖK’ün tutumunu hatırlayalım), bundan önceki Cumhurbaşkanlarının nasıl seçildiğini görmüyorlar.

Bakmak istemedikleri için görmüyorlar.

Baksalardı, örneğin, 1938’de Fahrettin Paşa’nın yarattığı oldu-bittiyi göreceklerdi.

Belki de görmekten korktukları için bakmıyorlar.

*
Tamam, Cumhurbaşkanlığı seçimleri hep krizli olmuştur: bu seçimin önünde ya da arkasında mutlaka bir ‘muhtıra’, ‘darbe’ yahut anomaliye işaret eden bir durum bulunmaktadır.

İsmet Paşa, bildiğiniz gibi darbeyle gelmişti.

İçe kapanmacı ekonomi modeli ve ‘otarşi politikaları’nı savunanlarla, Türkiye’nin kurtuluşunu kısmi liberalizmde görenlerin kavgasını kullanmıştı. Kavgadan otarşi yanlıları galip çıkınca (bunlar Gazi Mustafa Kemal’i bile darbeyle korkutmuşlardı utanmadan) tahta oturuvermişti.

*
Tahta oturmuştu, çünkü İsmet Paşa’nın ilk icraatı Türk lirasından Mustafa Kemal’in resimlerini çıkarmak oldu.

Bununla da kalmadı, Mustafa Kemal’in mirası olan TDK ve TTK’yı partinin ‘gözcü organları’ haline getirdi; Halkevleri ve Köy Enstitüsü uygulamasıyla da büsbütün tüy dikti. Yaptığı her şey Sovyetler Birliği’nin (Stalin’in Sovyetler Birliği üstelik) ‘kolhoz’ ve ‘sovhoz’ uygulamalarından araktır.

Orijinal değildir.

Halkçılığı da orijinal değildir.

Halkın değer tercihleriyle kavgalı bir halkçılık.

*
Buna ‘bilinçli alination politikası’ da tabir edebiliriz.

Sosyalizan niyetlerle işe kalkışmıştır ama, çıka çıka ortaya ‘alaturka faşizm’ çıkmıştır.

Hulasa, sorunsuz bir seçim yok.

Bayar bile, Çankaya’da oturmak için bir dizi problemle cebelleşmiştir. Seçim kazanmış bir partinin lideri olarak, önce ‘otarşi askerleri’ni ikna etmek zorunda kalmıştır.

Başarmıştır ama, on yıl sonra da Kayseri Cezaevi’ne gönderilmiştir.

Cemal Gürsel, Cevdet Sunay, Fahri Korutürk ve Kenan Evren’in hangi şeraitte seçildiklerini tafsilatlandırmaya gerek yok.

İlki 60 darbesiyle, ikincisi Silahlı Kuvvetler Birliği adı verilen cuntanın dayatmasıyla, üçüncüsü iki cunta arasında tercih yapmak zorunda kalan parlamentonun kerhen desteğiyle, sonuncusu da onbinlerce insanın telef edilmesiyle sonuçlanan 12 Eylül darbesiyle gelmiştir.

Sonuncusunun özel bir durumu da var.

*
Önce halka sormadan kendisini ‘Devlet Başkanı’ ilan etmiş, sonra da referandum yasasına koydurduğu özel bir maddeyle Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturuvermiştir.

Etkili çevreler, bu seçimlerde bir dayatma görmüyor.

Erdoğan Teziç de görmüyor ki, seçilecek Cumhurbaşkanı’nın önce bürokrasiye rüştünü ispat etmek zorunda olduğunu söylüyor.

Bir de, bu Meclis’in seçeceği Cumhurbaşkanı’nı Çankaya’ya yakıştıramayanlar var. Bu görüşü daha çok CHP’li ve DSP’li arkadaşlar seslendiriyor.

Orgeneral Cemal Gürsel yakışıyordu...

Darbeyle gelmişti.

Orgeneral Cevdet Sunay yakışıyordu...

Tam olmasa da yarım sayılabilecek bir darbeyle gelmişti.

*
Orgeneral Kenan Evren yakışıyordu...

49 kişinin asıldığı, 177 kişinin belirsiz bir nedenle hücresinde ölü bulunduğu, yüz binlerce kişinin işkenceden geçirildiği, milyonlarca kişinin fişlendiği 12 Eylül darbesiyle gelmişti.

Süleyman Demirel yakışıyordu...

‘Bana sağcılar cinayet işliyor dedirtemezsiniz’ demişti.

Memur ve yargıç reflekslerinden kurtulamamış Ahmet Necdet Sezer yakışıyor... Nasıl ve hangi şeraitte geldiğini yazmayalım hadi.

Ama meşru kanallardan seçilecek Cumhurbaşkanı yakışmıyor... Öyle mi?


12.04.2007


gene mi üçüncü sınıf gazeteci ve iftiraları

pante
13-04-2007, 12:25
Şimdi Ruhi Su'dan Ankara'nın Taşına Bak" ı dinlemenin tam zamanı.

http://www.youtube.com/watch?v=_f0sTv22r_Y

13-04-2007, 13:00
Sen Pante'nin şu laflarını ya görmedin ya da görmek istemiyorsun:
Kürt meselesine gelince Kürtler T.C.nin asli katılımcıları ve vatandaşlarıdır. Düne kadar Kürtlere yönelik hiçbir ayırım yapılmamıştı. Cumhurbaşkanı da oldular, komutan da, başbakan da, bakan da. Bölücü terör eylemleri ve destekler ortaya çıkınca o yöne meyilli olanlara karşı bir tavır alındığı doğrudur. Ama Kürtçülük yapmayan, PKK'yı desteklemeyenler hala bakanlık yapmaktadırlar. Vatandaşlar arasındaki ilişkilerde ise hala bir bozulma gerçekleştirememişlerdir.
Bu da geçmiş bağların ne denli güçlü olduğunu gösterir.
Kürt kimliği ayrı nüfus kağıdı demek değildir. Tersine bu ayırımcılık olur. Kürt kimliği, Kürt diline ve kültürüne sahip çıkmak, korumak, geliştirmektir. Bu da iktidarların işidir, görevidir. Ama onlar laf üretmekten başka birşey yapmazlar. Sanki bir engel varmış gibi.
Ordu'nun ise bu konularda hiçbir sorumluluğu ve engel durumu söz konusu değildir.
Ancak ordu, terörizmin ve ayrılıkçıların karşısında bir güç olduğu için kasıtlı olarak eleştiri okları orduya yöneltilmektedir.

Bu sözleri sadece panteden değil yıllardır yüzlerce milliyetçiden evde, sokakta, tv'de duymaktayız zaten.

Bu görüşe karşı olan görüşümü "İhanet" başlığı altında, bir kurgu-öykü ile de destekleyerek aşağıdaki linkte anlatmaya çalışmıştım birkaç hafta evvel:

http://www.turandursun.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=5646

13-04-2007, 13:39
Cem,

Şimdi senin o kurgu-öykü bakmayacağım. Sana bir şey söyledim herhalde atlamışsın. Onu bir değerlendirir misin?

"Bölücülüğe gelince, söylemin Türkiye'nin topraklarından parça almaya kalkanları onayladığın anlamında. ...."

spartacus
13-04-2007, 13:47
Sevgili Burlap

Ben Cem'in verdiği linkteki yazıyı daha evvel okudum ve şunu söyleyeyim kesinlikle katılıyorum. Eğer okumadı isen cevabını bulamazsın ama benim şu sözümden sonra okumanı salık veririm.

"Bölücülüğe gelince, Burlap Sende Moğoliye'nin topraklarından parça almaya çalışanları onayladığını düşünüyorum. Yanılıyormuyum. Yoksa tam tersi mi?"

Toprak, coğrafya dünya, söylenmesi gereken tek kriter insan, helede tamam olan olmuş demek değil, gelecek için İnsan diyebilmek en azından ufkun düşünebilmek. Bunun dışında söylenecek her türlü ırksal, etnik yada milliyetçi argümanlar bölücüdür. Mezhepçidir bile! Bence sorun toprak bölmek kadar basit değildir, daha vahimdir, İNSAN BÖLMEK.

13-04-2007, 13:58
Sevgili Spartacus,

Tamam ben halen o yazıyı okumadım. Şu anda da okuyamayacağım. O kurgu öykü çok değişik, insancıl olabilir. Sonra okurum. Ben sadece cem'in bu başlıktaki sondan bir önceki iletisi ile ilgili bir soru sordum. O sorunun yanıtını isti,yorum.

pante
13-04-2007, 14:13
Bayraklarınızı alıp gelin... Bekir Coşkun/ Hürriyet


DOĞRUSUNU isterseniz hüzünlü bir tablo:

Atatürk devrimlerini ayaklar altından kurtarmak için yarın meydanlara çıkacaklar sanki "suç" işliyorlar.

Bir genç okurumun mesajı bilgisayarımın ekranında öyle duruyor:

"Patrondan gizli geleceğiz..."

O da bir şey mi?..

Bu ülkenin ünlü yazarları yarınki mitingden söz dahi etmiyorlar, edemiyorlar.

Birçok televizyon mitingi anmıyor bile.

Sanatçılar sustular.

Aydınların bir kısmı böyle bir mitinge karşı çıkıyor, kalanlar çoktan sindi.

Birçok demokratik kitle örgütü sessizleşti.

*

"Cumhuriyet Mitingi"ne katılmak korkulacak-çekinilecek bir şey olabilir mi?

"Patron" kızar mı dersiniz?

Tayyip Erdodoğan’ın "İş sirazesinden çıktı, bunlar kalabalık toplayamazlar" mesajını aldı da, Mustafa Kemal’in laik cumhuriyetine sahip çıkmak, ona sarılmak "suç" mu oldu?..

"Patron"un canı mı sıkılır?

Bu ülkenin tüm nimetlerini tepe tepe kullanmak, laf açılınca mangalda kül bırakmamak, ama sıra o ülkeyi ülke yapan değerlere sahip çıkmaya gelince tüymek...

Bu mudur vatan sevgisi?...

Yurtseverlik...

Böyle midir ağamın demokratlığı, cumhuriyetçiliği, Atatürkçülüğü, aydınlıkçılığı, yiğitliği, mertliği?...

*

Yarın (14 Nisan Cumartesi saat 11.00’de) Tandoğan Meydanı’nda toplanacak insanlar, Atatürk’e verdikleri "Emanetin cumhuriyete sahip çıkacağız" sözü için orada olacaklar.

Başları dik...

Alınları açık...

Bu kuşaklar bir bataklığın içinde çırpınsalar da, çocukların hatırı için...

Karanlığa karşı aydınlığı isteyenlerin mitingi olacak bu.

Laik cumhuriyetin yanında yer almayı ya da Atatürk’e sarılmayı "suç" değil "vatan sevdası" sayanlar orada olacaklar.

Yarın siz de gelin dostlar.

Küçük bayraklarınızı alıp gelin...


http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/6324059.asp?yazarid=2&gid=61

13-04-2007, 14:19
Bence sorun toprak bölmek kadar basit değildir, daha vahimdir, İNSAN BÖLMEK.

Yanıtımı spartacus bizzat vermiş yukarıda.

Ulusun çıkarları, insanlığın çıkarlarından önce gelemez görüşümce. Benim en önemli hayat felsefelerimden biri budur. Milliyetçiliği redetmemdeki neden budur. Bakış açım Türkiye'deki Kürt meselesine bakış açımla ilgili değil genel olarak insanlığa, dünyaya bakış açımla ilgilidir. Irak'daki Kürtler için de bu görüşüm aynıdır, eski SSCB altında yaşayan Türkmen, Gürücü, Kazak, Ermeni ulusları için de böyledir, Kanada'daki Quebeckler için de böyledir, Çin egemenliğindeki Tibetliler için de böyledir.

hiramusta
13-04-2007, 14:29
Eveeeet mitingten kopmalar başladı.Sol gruplar içerisinden de sağduyu :) sahibi ve yapılmak istenen mitingin provakasyon amaçlı olduğunu görenler çıkmaya başladı.

http://www.haber10.com/haber/68043/

ozgur_beyin
13-04-2007, 15:23
ben, *saat dörtte gidiyorum.

13-04-2007, 16:00
Cem,

İnan insanlıkla ilgili konuşmaları ben senden daha iyi beceririm. Sen hala benim soruma yanıt vermiyorsun. Tekrar soruyorum:

Sen Türkiye'yi bölmek isteyenleri onaylıyor musun?

13-04-2007, 16:29
İnan insanlıkla ilgili konuşmaları ben senden daha iyi beceririm.

Konuşmayı becerip becerememe meselesi değil politik görüş meselesidir bu.

Yanıtı ise yukarıda verdiğimi sanıyorum, tabi anlamak istemiyorsan daha net açıklayayım:

Eşin seninle birlikte yaşamak istemezse ama sen istersen, "İlla ki benim beraber ol, aileyi bölme" diye zorlar mısın, döver misin? Türkiyedeki durum buna benzer ancak Kürt halkının ne kadarının ayrılıktan yana olduğunu bilmiyoruz. Eğer çoğunluğu ayrılık istiyorsa zorla güzellik olmaz, onların hakkıdır. Bu durumda ben de ayrılıklarından yana olurum.

1800 lerden itibaren tarihimize bakılırsa önce Sırplar vatan haini olarak görülmüş bastırılmaya çalışılmış kanla (1805), ardından Yunan bağımzılık ayaklanması başlamış gene vatan haini olarak görülmüşler (1826). Onlar da kanla bastırılmaya çalışılmış. Ardın Bulgar gerillaları dağlarda osmanlı jandarmasıyla çatışmalara girmiş "hain" Bulgarlar. Hepsi "bölücüydü".

13-04-2007, 16:37
Cem anlaşılmıştır. Sükut ikrardan gelir diye bir laf vardır. Özü belli oldu.

Aşağıdaki metini çok beğendim yarın çok görkemli olacak. Ankara şu anda bile inanamayacağınız kadar kalablık. İnsanımızın demokratik tepkisini gösterdiği bir şölen başlamak üzere :
--------------------------------------

*Cumartesi ve ertesi... * * * * * * * * * * * * * Yılmaz Özdil
*
*Ev kadınları otobüs kaldırıyor, Bakırköy'den, günübirlik...
Merter'deki konfeksiyon işçileri, minibüsle gidiyor... Beşiktaş
çarşıda otomobillerle konvoy hazırlamışlar, bu gece yola
çıkıyorlar, kornalarla... Aynı anda İzmir Karşıyaka esnafı, marşa
basıyor... Kadıköy'de mobilyacı, dükkanına bayrak asmış, bir de
afiş, "14 Nisan'da Ankara'ya..."
Samsun'dan bir eczacı mesaj göndermiş, "eşim ve kızımla
gidiyorum" diyor. Antalya'dan bir avukat, "oğlumla oradayım..."
Yıldız Teknik, Ege, Kocatepe, Onsekiz Mart, Kocaeli, İnönü,
Karaelmas üniversitelerinin öğrencileri, bu yazının kaleme alındığı
saatlerde isim topluyordu, kaç otobüs lazım olduğunu belirlemek
üzere... Galatasaray Lisesi'nden 16 yaşında bir öğrenci, mutlaka
yazmamı rica etmiş, "babam vefat etti, annem gelemiyor, arkadaşımın
babasıyla gidiyoruz." *
*
*Yıllardır bu mesleği yapıyorum.
Kentlerden Başkent'e...
Böyle bir "akın" görmedim.
*
*Yabancı basın, "dünyada bu haftanın en önemli olayı" olarak
gösteriyor.
Türk basını?
Göstermemeye devam ediyor.
*
*
Reuters ajansı, tüm dünya gazetelerine bir fotoğraf servis
yaptı... Anıtkabir'de genç bir anne, kucağında 2-3 yaşlarında bir
bebe... Fenerbahçe forması var bebenin üstünde... Sırtında "Mustafa
Kemal" yazıyor. Fotoğrafın başlığı şu: "Türkler Ata'larına
koşuyor."
*
*Paul de Bendern isimli gazeteci... Analiz yapmış, "bağımsız
Türkiye'yi kuran, Türkiye'yi Avrupa tarzı demokrasiye dönüştürme
amacıyla radikal sosyal reformlar yapan Atatürk'ün, Türklerin
kalbindeki yeri, benzersiz... Mustafa Kemal, Türkiye'yi birarada tutan
yapıştırıcı."
*
*Ali Kemaller yazmıyor.
Paul de Bendern yazıyor.
*
*Haber yok...
Duyuru yok...
Millet, kendi kendine organize oluyor.
Sel olacak yarın, sel...
*
*Ve, Türk basını maalesef bu utançla yaşayacak, yarından sonra.

mrtblk
13-04-2007, 22:03
Bu yürüyüşe katılmak gerçekten önemli bu geçmekte olduğumuz ateşten gömlekten ancak birlikte kurtulabiliriz. Önemli olan Tayyipin cumhurbaşkanı değil bir AKP linin onun kapasından olan birinin çankayaya çıkmasıdır.
Ulu önderin koltuğuna bir irancı, şeriatçı , Lative hanımın yerinede bir türbanlının oturmasına izin veremeyiz.

zugasi_berepe
24-04-2007, 08:28
Mitinge kaç kişi katıldı!

’Cumhuriyet Mitingi’ne kaç kişinin katıldığına ilişkin ilginç bir elektronik hesaplama yapıldı.

İnternette dolaşan e-postada, her yerin tıklım tıklım dolu olduğunu gösteren fotoğrafların ardından miting bölgesinin yüzölçümü Google Earth programı ile hesaplandı. Bunun için mitingin gerçekleştiği caddelerin uzunluğu kuş bakışı görüntü ile ölçüldü.

Ölçüm sonuçlarına göre miting alanının yüzölçümü 469 bin 910 metrekare olarak bulundu. Hesap, metrekareye 3 kişi üzerinden yapıldı ve 1 milyon 406 bin kişi ortaya çıktı. Bu hesaba miting sırasında Anıtkabir’de yer alanlar dahil edilmedi.


Anıtkabire resmi girişi 375 bin olarak alırsak ve ortaya çıkan bu sayıyla toplarsak sonuç 1 milyon 781 bin kişi oluyor.

Açıkcası metod hakkında pek bir bilgim yok fakat Ankara'yı bilen biri olarak hiçte azımsanmayacak sayıda insanın orada olduğuna kanaat getiriyorum.

Saygılar

mhmd
24-04-2007, 08:37
Bir milyon yediyüzseksenbir kişi *8O

hiramusta
24-04-2007, 09:20
Aslında sevgili Sargon'u dinleyip bu konu hakkında bir daha yazmayacaktım fakat birisi yarayı tekrar kaşımaya başlayınca bize de pansuman etmek düştü.


Palavraya haritalı cevap



Serdar Arseven, uydu fotoğraflarından miting alanını inceledi ve yaptığı milimetrik hesaplarla şu sonuca vardı: Miting alanına metrekareye iki kişi hesabıyla; 79 bin 223, üç kişi hesabıyla; 118 bin 854 kişi sığabiliyor

Vakit, geçtiğimiz Cumartesi günü Tandoğan Meydanı'nda düzenlenen mitinge katılımla ilgili tartışmaya noktayı koyuyor. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın 1 milyon, daha da ileri giden darbe tahrikçilerinin ise 1.5 milyona kadar çıkarttığı katılımı, uydu görüntüleri eşliğinde “Harita mühendislerinden oluşan bir ekibe tespit ettirdik. İşte: Vakit için üç ayrı uydu haritasında hesaplamalar yapan ve alanları belirleyen ekip üyelerinin tespitleri

Â¥ 1: Tandoğan Meydanı ve katılımcıların yayıldığı alan. Harita mühendislerinden oluşan ekibin miting alanının uydu fotoğraflarından faydalanarak belirlediği alan, tam 39618 metrekare. Mitinglerde, metrekareye iki kişinin düşeceği varsayılıyor. Bu durumda, mitinge katılım 79 bin 223 oluyor. Metrekareye üç kişi düştüğü, kurulan dev platformun hiç yer kaplamadığı, insanların yanaşık düzen, hareketsiz bekledikleri varsayılsa bile, katılımcı sayısını 118 bin 854’ün üzerine çıkartmak mümkün olmuyor…

Â¥ 2: Bu fotoğrafta, ‘Miting katılımcıları 159 bin metrekarelik alana yayılsaydı’ varsayımı esas alındı. Tandoğan Meydanı'nın ve diğer yolların etrafındaki çimenlerin dahi katılımcılar tarafından çiğnenmesi halinde, ortaya bu harita çıkıyor. Bu durumda da katılım, metrekareye iki kişi hesabıyla 318 bin oluyor. Metrekareye üç kişi düşmesi halinde ise katılım, 477 bine çıkıyor. Böyle bir yayılım haritasında ise, mitingin düzenlendiği Tandoğan Meydanı, küçük bir ayrıntı olarak kalıyor…

Â¥ 3: Bu fotoğraf da, 1 milyon rakamının ne kadar uçuk olduğunu ortaya koyuyor. Metrekareye üç kişi hesabıyla çıkartılan bu haritanın boyalı bölümleri, tam 333 bin metrekarelik alanı ifade ediyor. Bir milyon kişi, fotoğraftaki gibi neredeyse bütün Ankara’ya yayılıyor.

Â¥ 4: Tandoğan Meydanı. (Birinci fotoğraftaki kırmızı alan) Mitingin düzenlendiği Tandoğan Meydanı, 16 bin 800 metrekarelik bir alanı kaplıyor. Metrekareye üç kişi hesabıyla, bu alana 50 bin kişi sığabiliyor.

Â¥ 5: Anıtkabir: Anıtkabir’in, ‘yürünebilecek’ bölümlerinin toplam alanı (Tören alanı, aslanlı yol ve diğer bağlantı yolları), 40 bin 817 metrekare. Bu alana, 122 bin 451 kişi sığabiliyor. Genelkurmay Başkanlığı, miting günü ziyaretçi sayısını 370 bin olarak ilan etmişti. Bu hesaba göre, Anıtkabir’in üç kere tamamen boşalıp dolmuş olması gerekiyor.

Â¥ 6: Mitinge katılım tartışmasının üzerine giden Serdar Arseven, mitingi dakika dakika takip etmişti.


http://www.vakit.com.tr/News.aspx?NID=15966

hiramusta
24-04-2007, 09:23
Bu da Hasan Karakaya'dan;

MİLYON DA, GÖRMEYELİ EPEY KÜÇÜLMÜŞ!

Ne dersiniz; Hamit Yıldırım’ın bu sözleri, sadece Akdeniz Üniversitesi’nden “500 öğretim üyesi ve öğrenci”nin, niçin “Tandoğan’daki mitinge” seyirttiğini anlatmaya herhalde yeterlidir!..

Yine aynı şekilde;

“Mitinge katılanlar”ın sayısının, “neden bu kadar abartıldığını” anlamaya da kâfidir!..

Biliyorsunuz, bazı rektörlere göre, mitinge katılanların sayısı “2.5 milyon”du, bazıları ise “milyonlarca” diyerek, “avcı palavraları”na taş çıkarttılar!..

N’aapsın adamcağızlar;

“YÖK Krallığı tehlikede!”

Sayıyı iyice abartmalılar ki, “AK Partili birinin Cumhurbaşkanı olmasının istenmediği”ne bahane oluşsun!..

Gerçi Tayyip Bey, önceki gün bu “milyonlar”(!)ın cevabını verip;

“Gazetelerde farklı farklı rakamlar. Aman Yarabbim, milyonlar filan!.. Milyon da çok basite indi. Aynen bizim 6 sıfır attığımız banknottaki milyonlar gibi... Ne kadar uçuk.

Herhalde bunlar bir alanın yüzölçümünden bihaber... Biz bu işin kompetanıyız. Ömrümüz bu işlerle geçti, ölçüp biçmekle geçti. Başka sermayemiz yok.

Karadeniz sahil yolu açılışına gelip, bunu fotoğraflayıp koymuş olsaydılar, neyin ne olduğunu gayet iyi görürlerdi. 81 vilayetten bindirilmiş kıtalarla değil, tamamen o bölgenin insanlarının sevdasını, aşkını ortaya koyduğu bir yürüyüştü o.”

Dedi ama, bizim Serdar Arseven; “Gidip, bir de kendi gözlerimle göreyim” deyip, Anıtkabir’e gitmiş!..

ANITKABİR’İN KAPASİTESİ 41 BİN KİŞİ

Giderken de, bir yandan, merhum Üstad Necip Fazıl’ın şiirini mırıldanıyormuş:

“Allah’ın on pulunu bekleyedursun on kul

Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul

Bu taksimi kurt yapmaz, kuzulara şah olsa

Yaşasın, kefenimin kefili karaborsa!”

Evet, bu şiiri mırıldanıyormuş... Çünkü, daha önce, çeşitli vesilelerle defalarca gittiği Anıtkabir’in “kapasitesi”ni gayet iyi biliyormuş!..

Ama, öte yanda da koskoca Genelkurmay’ın açıkladığı “ziyaretçi sayısı” varmış kafasında!.. Malûm, “Tandoğan mitiginin bittiği” ve dolayısıyla “mitinge katılanların sayısı”yla ilgili farklı rakamlar telâffuz edilmeye başlandığı saatlerde; “Genelkurmay’ın internet sitesi”nden bir açıklama yapılmış ve denilmişti ki; “14 Nisan günü Anıtkabir’i ziyaret edenlerin sayısı 370 BİN’dir!”

İşte bizim Serdar, Tayyip Bey’in grup konuşmasındaki sözlerinin doğru olduğunu ve “Anıtkabir’in insan kapasitesi”ni de bildiği halde; “Kurmay yapmaz bu hesabı, ulusalcılara şah olsa” deyip, düşmüş Anıtkabir’in yollarına!..

Alana, mümkün olduğunca fazla sayıda vatandaşın sığması için her türlü özeni gösteren Arseven, en fazla 41 bin rakamına ulaşabilmiş!. Çünkü efendim; kitlenin büyük bir bölümünün bulunduğu “tören alanı”nın kapasitesi, “resmî rakamlara göre 15 bin” imiş!..

Arseven, bu rakamın “tören duruşu”na göre hesaplandığını göz önünde bulundurarak, biraz da “bonkörlük” yapıp, alanın kapasitesini sıkışık nizam 32 bin 895’e yükseltmiş!..

“Aslanlı Yol”la birlikte ortaya şöyle bir hesap çıkmış:

Tören alanı boyutları: 129x84.24=10.965 metrekare.

Metrekareye düşen vatandaş sayısı: 3...

Tören alanına sığabilecek azami vatandaş sayısı: 32 bin 895...

Aslanlı Yol’un boyutları: 262x11=2.882 metrekare...

Tören alanına sığabilecek azami vatandaş sayısı: 2 bin 882 çarpı 3, eşittir 8 bin 646 kişi!..

Tören alanı ile Aslanlı Yol’a sığabilecek toplam vatandaş sayısı 32 bin 895 artı 8 bin 646 eşittir 41 bin 541 kişi!..

GİRİŞ-ÇIKIŞ, TOPLAM 16 SAAT!

Evet, gördüğünüz gibi, “Serdar’ın bonkörlüğü” bile, “ziyaretçi sayısı”nı yükseltmeye yetmiyor!..

Genelkurmay’ın “370 bin” rakamına ulaşabilmek için, “Anıtkabir’in 9 defa dolup-boşalması” gerekiyor!..

Peki, bunun mümkünü var mı?..

Serdar Arseven, onu da takmış kafaya ve gitmiş, “Şeref Holü”nde bir “sinüs-kosinüs hesaplaması” yapmış!..

Malûm;

Miting günü, Tandoğan Meydanı’ndan ayrılıp Anıtkabir’i ziyaret eden vatandaşlar, gruplar halinde Şeref Holü tabir edilen bölüme girerek, Atatürk’ün sembolik lahdinin önünden geçtiler... Vatandaşlardan bazılarının, sembolik lahde yüz sürdüğü, öptüğü gözlendi.

Hole giren bir vatandaşın ne kadar sürede çıkabileceğini tespit etmek için alanı turlayan Arseven, dışarı hızlı adımlarla yürüdüğünde 1, normal adımlarla yürüdüğünde ise 2 dakikada çıkabilmiş!.. Çevresi 120 metre olan salona beş metre genişliğindeki bir kapıdan giriliyor. Bu kapıdan aynı anda en fazla 7 kişi geçebiliyor.

Uzatmayalım... Bütün “ihtimal hesapları”nı düşünen ve üstelik “ziyaretçiler lehine pozitif ayrımcılık” yapan bizim Serdar, sonunda şu kanaate varmış:

“370 bin kişinin, gruplar halinde Şeref Holü’ne girmeleri, lahdin önünden geçmeleri ve tekrar kapıdan çıkmaları gereken süre, en iyimser hesaplamalarla 980 dakikadır!.. Yani, 16 küsur saat!”

Bu da demektir ki; Anıtkabir’e ziyaretler, “sabahleyin 07.00’de” başlasa, Anıtkabir ancak ve ancak “gece 23.00’te” boşalır!..

Peki, Genelkurmay, “ziyaretçi sayısının 370 bin olduğunu” ne zaman açıkladı?..

“Mitingin dağılması”ndan hemen sonra!..

Yani, “saat 20.13”te!..

Buyrun, çıkın işin içinden!..

BU DA, YÖK’ÜN HESABINA BENZEDİ

Size bir şey söyleyeyim mi;

Bir yanda “Genelkurmay’ın açıklaması”, öte yanda “Serdar’ın hesaplaması”na bakınca, kafam iyice karıştı!..

Sonra düşündüm de;

Genelkurmay’ın, “mitingçilere zımnî destek” verme anlamı taşıyan rakam açıklaması, bana biraz, içlerinde “rektör”lerin de bulunduğu “YÖK hesabı” gibi geldi!..

Malûm, YÖK de; rektör atamalarında, “1 oy, 600 oydan fazladır” diyor!.. Yani, işine geldiğinde, “BİR”i, “600” ile denk tutabiliyor!..

Eee, bu “hesaplama yöntemi” ile; Serdar’ın “41 bin 541” rakamı da, Genelkurmay’ca “370 bin” olarak niye gösterilmesin?!?

Nereden bilsinler;

Serdar’ın Anıtkabir’e gidip de, “milim milim ölçüm” yapacağını?.. Yapıp da, “balon”ları patlatacağını?!?

Olmuyor işte, “çalınan minare”ye her zaman “kılıf” uydurulamıyor!..

“Meydan”a kılıf bulunsa, “Hol” açıkta kalıyor!..

Olmaz ki, böyle de “gol” yenilmez ki!..

http://www.vakit.com.tr/News.aspx?NID=15993

ozgur_beyin
24-04-2007, 10:27
Sevgili hira mustafa, TEMEL Â*Afrika'ya safariye gitmiş. Dönüşünde kahvedekiler etrafını çevirip anlat
bakalım , Afrika'da ne gördün.
Â* Â*Temel.
Â* -Ula uşaklar, bir zürafa gördüm.Öyle bir boynu vardı ki dağın tepesinden eğilmiş, dereden su içayidi.
Â* Â*Dinleyenler
Â* Â*- Ula öyle bir boyun olur mi zürafa da?
Â* Â*- Hadi sizi kırmayayım dağın ortasından içiyidi.
Â* Â* Â*Onada itirazolunca, biraz daha indirmiş. En son .
Â* Â*-Ula uşağım , dağın eteğinden boynunu uzatıp suyunu içti
Â* Â*onada itirazlar gelince, Temel.
Â* Â* - Poh yiyenin uşakları bu hayvanın hiç mi boynu yok idi. der.

Â* Â* SEN NE DERSİN HİRA Â*BU ZÜRAFANIN HİÇMİ BOYNU YOK İDİ. :lol: Â*:lol: Â*:lol:

* *sevgili hira,VAKİT dediğin ,ceride işine geldimi ,zenciyi beyaz ,beyazı zenci yapan, bir tıynettedir.VAKİT'in referansının hiç bir kıymeti harbiyesi yoktur. Kafa yapın vakit'e yakınsa, senin adına üzülürüm.Onlar için
islam adına! yapılacak her eylem, her söylem ,mübahtır. Bunu anlamış olman lazımdı.

hokusai
24-04-2007, 10:31
:D *:D *:D *komiksiniz be hiramusta, umarim zaman seni degistirir. tek basina yapamayacagin apacik ortada... *:!:

hiramusta
24-04-2007, 11:08
Vakitle ilgili tesbitlerinize katılıyorum da,yav bunların hiç mi doğru söylediği şeyler yok(zürafanın boynu misali) :) .Adam erinmemiş alanları tek tek ölçmüş.Buna göre de bir hesap yapmış,şu kadar kişi var demiş.Sizin yapmanız gereken Vakit'in zihniyetini eleştirmek değil,bu verilen bilgilerin doğru olup olmadığını yerinde ölçümler yaparak tesbit etmek,yalansa yalanı ortaya çıkarmaktır.

zugasi_berepe
24-04-2007, 11:13
E bende size ölçümleri daha önce verdim sayın hiramusta bize verdiğiniz öğüdü kendiniz tutsaydınız ya önce..

hiramusta
24-04-2007, 11:31
Kim ölçmüş isim ver.Bak ben verdim ve seni yalanladım.

24-04-2007, 11:44
Halkın, partileri işin içine katmadan, çok büyük bir kalabalık olarak kendi tepkisini düzeyli bir şekilde gösterip demokratik hakkını kullanması; şeriatçıları, ikinci cumhuriyetçileri, postmodern küresel işbirlikçileri ve misyonerlerini şaşkına çevirdi. Bu kadar yazı yazılarak küçük göstermeye çalışılması halkın bu tepkisinin ne kadar derin ve gerçek olduğunun bilincine varılmış olduğunu gösteriyor. Hedeflenen gerçekleşmiştir. Halkdaki bilinçlenme de sürüyor.

zugasi_berepe
24-04-2007, 11:55
Bakın efendim öncelikle mitinge iştirak etmediğiniz ortada.Ayrıca yalanladığınızı söylediğiniz basın organının ne menem bir yapında olduğunu hepimiz bilmekteyiz.Aydın katlinde adres gösterme konusunda bir numara olmuş bir yayın organını baz alarak beni yalanladığınızı düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.

Sırf Anıtkabire gidenlerin sayısı ortada.Siz mitingde ki herkesin Anıtkabire gidebildiğini falan mı sanıyorsunuz!

Miting meydanı doluydu,Hipodroma giden yol tamamen doluydu,Gençlik caddesi keza doluydu,Anıt kabir yolu insanların Anıtkabire gitmesine mani olacak şekilde doluydu.Bu size ne ifade eder bilmem ama Ankara'yı bilenlere çok şey ifade eder.

Ayrıca sürekli sayıyı düşürmeye çalışarak ne elde etmeye çalıştığınızı.Ve gerçekleri neden örtmek istediğiniz anlayamadığımı da söylemek isterim.

Saygılar

hiramusta
24-04-2007, 11:56
Hangi parti işin içine katılmamış?Chp mi yoktu orada,Dsp mi,Shp mi,Ödp mi,İp mi,daha ismini saymadığımız bilumum sol partiler mi?Hepsini toplasan %21 anca ediyor.Bu miting tamamen sol partilerin mitingidir.Ha pardon sağdan bi Hür Parti katılmıştı.Hani şu Okuyan'ın partisi o da enfazla 10 kişiyle katılmıştır.Uyanın uyanın halkın %79 mitingcilerin karşısındadır.

hokusai
24-04-2007, 13:12
Karsi da noluyo, acliktan sürünüyo... *adam ac miting olmus ondan bile haberi yok okuyan kesimde mitingle ilgili bir istatistik yapilsa sonuclar ne olur acaba diyelim ki cogunluk istemiyor bu neyi degistirir

50000000000 sinek yaniliyor olamaz insanlar pislik yiyin.

24-04-2007, 13:48
Şahıs olarak partilerden gelenler elbette oldu. Ancak partiler organizatör değillerdi. Sadece sivil toplum dernekleri organize etti bu işi. Bu o kadar açık bir şey ki. Hiramusta da aksini söylemekte ısrar ediyor. Yüzbinlerce Türk bayrağı arasında belki bir kaç tane parti bayrağı olabilir. Ama bu halk katılımını gölgeleyen bir durum değil, ama Hiram ustayı kaygılandıran bir durum olduğu besbelli.

Sol partilerin oy oranını falan kıyaslayarak hala işi küçümsemeye, ad takmaya çalışmak bunun göstergesidir. Solcular %21 olunca ne yazar? Önemli olan orada toplananların şeriatçıların akıllarından geçiremeyecekleri bir olgunluk ve bilinçle davranmalarıdır. Şeriatçıların buna katlanması zor tabi. Ben Hiram'ı çok iyi anlıyorum. Bu durumu kavramış olmanın çaresizliği içinde kısır döngüde dönüp duruyor...

hiramusta
25-04-2007, 13:52
Mantığınızı seveyim sizin.Size göre doğru,dürüst,düşünen insanlar solcuların arasından çıkıyor değil mi?Solculardan arta kalanı kru kalabalık,yığın,odun değil mi?Solcu olmayanlar millet için,devlet için,yaşadığı coğrafya için hiçbir şey düşünemez,hiçbir *proje üretemez değil mi?

hiramusta
25-04-2007, 13:53
Miting matematikçileri sınıfta kalmıştır arkadaşlar.
http://www.haber10.com/haber/69696/

hiramusta
27-08-2007, 13:53
Geçikmiş bir güncelleme...;

Cuntacılara cevabı bu halk en güzel şekilde sandıkta vermiştir.

Ben de sloganını atayım bari;

"Tuncay Özkan baksana,kaç kişiyiz saysana." :) :)

pante
27-08-2007, 14:00
Ha gayret!
Aziz Nesin'in %60'ına ulaşmanıza az kaldı..

deggial
27-08-2007, 14:04
Cuntacılara cevabı bu halk en güzel şekilde sandıkta vermiştir.
"Tuncay Özkan baksana,kaç kişiyiz saysana." :) :)

sayacak da YSK Başkanı izin vermiyormuş saymasına :wink:
RTE gibi "bindirilmiş kıtalar" derse de şaşırmayın sakın :lol: