PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Çoklu Evrenler


Dialectics
14-02-2016, 20:40
Olanaksızın Fiziği'nde denk geldiğim ilginç bir pasajı paylaşmak isterim. Biliyorsunuz kuantum dünyasından bahsederken, atomaltı kadar minimal bir dünyada gerçekleşen bir takım olayları evrene genelleştirmenin doğru olmayacağından bahsediyoruz. Yani atomları alıp kendi izole dünyalarındaki davranışlarını inceleyip, buradan tüm evrendeki gerçeklik hakkında senaryolar kurmanın (işte örneğin aynı anda 2 yerde olma) makul olmadığını söylüyoruz.

Aşağıda alıntılayacağım pasajın ilk paragrafı ise bu atomaltı dünyadaki gerçeklerin ne şekilde bambaşka evrenlere kapı araladığını anlatması açısından ilginç. Devamında ise yine kuantum garipliklerinin yol açtığı çoklu evrenlerden de bahsediliyor. Ki açıkçası bence çok çarpıcı bir açıklama...

"Kuantum evren bilimi" kavramı, ilk bakışta bir terminoloji çelişkisi gibi görünmektedir: Kuantum kuramı atomun sonsuz derecede küçük dünyası ile ilgilenirken, evren bilimi bütün bir evrenle uğraşmaktadır. Fakat bir de şunu göze alın: Büyük Patlama anında evren, bir atomdan çok daha küçüktü. Fizikçilerin hepsi, elektronların nicelendirilmesi gerektiğini, yani olasılıkçı bir dalga fonksiyonu (Dirac denklemi) tarafından tanımlandıklarını ve paralel durumlarda var olabileceklerini kabul eder. Dolayısıyla, eğer elektronların nicelendirilmesi gerekli ise ve eğer evren bir zamanlar bir elektrondan daha küçük idiyse, o takdirde evrenin paralel durumlarda da var olması gereklidir - bu kuram, bizi doğal olarak bir "çoğul dünyalar" yaklaşımına götürür.

Kopenhag'ın Niels Bohr yorumu ise, bütün evrene uygulandığı zaman sorunlarla karşılaşmaktadır. Dünyada verilen Ph. D. seviyesindeki her kuantum mekaniği dersinde işlenmesine karşın Kopenhag yorumu, gözlem yapan ve dalga fonksiyonunu çökerten bir "gözlemciye" gereksinim duyar. Gözlem işlemi, makroskobik bir dünyayı tanımlamak için kesinlikle temel bir niteliğe sahiptir. Fakat bütün bir evreni gözlerken nasıl olur da evrenin "dışında" olunabilir? Eğer bir dalga fonksiyonu evreni tanımlıyorsa "dışarıdaki" bir gözlemci nasıl olur da evrenin dalga fonksiyonunu çökertebilir? Aslına bakılırsa evrenin evren "dışından" gözlemlenmesinin olanaksızlığı, bazıları tarafından Kopenhag yorumunun onulmaz eksikliği olarak görülmektedir.

"Çoğul dünyalar" yaklaşımında bu sorunun çözümü basittir: Evren pek çok paralel durumda vardır. Bunların hepsi "evrenin dalga fonksiyonu olarak" olarak adlandırılan bir ana dalga fonksiyonu tarafından tanımlanır.

...

Kuantum evren biliminde fizikçiler Schrödinger denkleminin elektron ve atomların dalga fonksiyonunu yöneten bir benzeri ile işe başlarlar. "Evrenin dalga fonksiyonu" üzerine etki yapan DeWitt-Wheeler denklemini kullanırlar. Schrödinger denklemi genellikle uzayın ve zamanın her noktası için tanımlıdır, dolayısıyla uzayın ve zamanın her noktası için tanımlıdır, dolayısıyla uzayın ve zamanın o noktasında bir elektron bulma olasılıklarını hesaplayabilirsiniz. Ancak "evrenin dalga fonksiyonu" olası bütün evrenler için tanımlanmıştır. Eğer belirli bir evren için tanımlandığı zaman evrenin dalga fonksiyonu büyük çıkarsa, evrenin o belirli durumda olma olasılığı epey fazla demektir.

Hawking bu bakış açısını desteklemektedir. Onun iddiasına göre evrenimiz, diğer evrenler arasında özel bir yere sahiptir. Evrenin dalga fonksiyonu bizim evrenimiz için büyük, diğer evrenlerin çoğu içinse sıfıra yakındır. Bu nedenle çoklu evren içerisinde diğer evrenlerin var olabilmesi için küçük fakat tanımlı bir olasılık mevcuttur, fakat evrenimiz en büyük olasılığa sahiptir. Aslında Hawking genişlemeyi bu şekilde türetmeye çalışmaktadır: "Bu resme göre genişlemekte olan bir evrenin var olma olasılığı, genişlemeyen bir evrene kıyasla daha büyüktür, dolayısıyla evrenimiz genişlemiştir."

Evrenimizin uzay-zaman köpüğünün "hiçliğinden" geldiğini savunan kuram test edilmesi tamamen olanaksız görülebilir, ancak bu kuram birkaç basit gözlemle tutarlılık göstermektedir. İlk olarak, pek çok fizikçi, evrenimizdeki pozitif ve negatif yüklerin toplamının en azından deneysel doğruluk düzeyi içinde tam sıfıra eşit olmasının şaşırtıcı olduğuna dikkat çekmektedir. Dış uzayda kütleçekimin hakim güç olmasını doğal karşılarız, fakat bunun nedeni yalnızca pozitif ve negatif yüklerin birbirini tam olarak götürmesidir. Eüer Dünya üzerinde pozitif ve negatif yükler arasında en küçük bir dengesizlik dahi olsaydı, bu fark Dünya'yı bir arada tutan kütleçekimi gücünü yenerek onu parçalamak için yeterli olurdu. Pozitif ve negatif yükler arasında bu dengenin neden var olduğunu açıklamanın basit yollarında biri, evrenimizin "hiçlikten" geldiğini varsaymaktır ve "hiçlik" sıfır yüke sahiptir."

İkincisi, evrenimiz sıfır dönüşe sahiptir.

Üçüncüsü, evrenimizin hiçlikten geliyor olması evrenin toplam madde-enerji içeriğinin neden bu kadar az, hatta belki de sıfır olduğunu açıklamaya yardım edebilir. Maddenin pozitif enerjisini ve kütleçekimin negatif enerjisini topladığımız zaman, bu ikisi birbirlerini götürüyormuş gibi görünmektedir. Genel göreliliğe göre, eğer evren kapalı ve sonlu ise, o zaman evrendeki toplam madde-enerjinin tam anlamıyla sıfır olması gerekir."

İhtimaller denizinde en olası ihtimal olmak.. Mantıklı değil mi sizce de?

Yıldıztozu
14-02-2016, 21:17
Özellikle bigbangi açıklayan enflasyon teorisinin doğal sonucu olarak çoklu evrenlerin var olması gerekebilir.

Max Tegmark, çoklu evren türlerini dörde ayırmıştı.

1. tür çoklu evrende Tegmark ''burada prensipte olabilecek her şey, aslında başka bir yerde de olmuştur'' der ve sonsuz bir metaevrende aynı fizik yasalarına uyan ve aynı bigbang ile başlamış kopya evrenler vardır der.

2. tür modelde şişme kuramından hareketle baloncuklar gibi başka evrenlerin olduğunu ve biz bu evrenlerden yaşam için uygun olanında var olduğumuzu söyler, çünkü zaten yaşam için uygun olmayan bir evrende var olamazdık. Milyarlarca gezegen arasından dünya gibi yaşama uygun bir yerde evrimleşmemiz gibi bir açıklama bu.

3. tür modelde kuantum belirsizliklerinden doğan everett çoklu evrenler modelinden bahseder. Burada 11 boyutlu sicim kuramı da devreye girer.

4. tür modelde ise her evrende fizik yasaları farklıdır ve bu evrenlere aslında ''matematiksel evrenler'' denilebilir.


Ayrıca Kerem Cankoçak'ın hazırladığı şu yazı da okunabilir. http://web.itu.edu.tr/~kcankocak/docs/Coklu-evrenler-kerem-cankocak.pdf

Ya da John Gribbin'in 'çoklu evrenler' kitabında bu konuyu ayrıntılı anlatır. Çoklu evrenler ile ilgili her türlü bilgiyi bu kitapta bulabilirsiniz.

Dialectics
14-02-2016, 23:48
Yahu bu bing bang esnasında evrenin bir atomdan küçük bir halde olmasına bağlı olarak, kuantumun dalga fonksiyonu kuramından türetilen en olası evren olduğumuz fikri çok mantıklı bence. "Hiçliğin kaçınılmaz sonucuyuz" Budur bence...

spartacus
15-02-2016, 01:19
Yahu bu bing bang esnasında evrenin bir atomdan küçük bir halde olmasına bağlı olarak, kuantumun dalga fonksiyonu kuramından türetilen en olası evren olduğumuz fikri çok mantıklı bence. "Hiçliğin kaçınılmaz sonucuyuz" Budur bence...Evet o kurguya ve çokca kurgusal süslemelere dayalı heleki birde tüm muhtevanın elektron çapına ve kütlesizliğe indirgenmişliği (ki üfürük) düşünürsek :)

İkincisi neden çoğul dünyaları EVREN DIŞINDA arıyorsunuz? Bunuda anlamış değilim...

Şu an bilinen Evren'de tüm galaksilerin tahmini 7-8 trilyon :)
Samanyolu gibi iri galaksiler ise 500 milyar civarı tahmin ediliyor...

Buyrun size tıpkısının aynısını tekrar ettirebilecek düzeyde rakamlar...

Sonra oturun, aslında ışığın soğurulması olmasa -ki muhtemel- belkide bir sınır dahi tayin edememe sorunu ortada iken, elektronun çapı ölçeğinde düşünmeye devam edin...

Bugün biliyoruz ki galaksiler birbirlerinden ayrı bir sisteme sahip değiller, aslında daha bir üst sisteme bağlılar, yani Big Bang'in anlatımındaki balon örneği gibi değil... Üstelik galaksilerin birbirinden uzaklaşması kadar yakınlaşması da söz konusu ve yine ışığın plazmaca soğurulduğu, dolayısıyla değil uzaklaşan, yakınlaşan cisimlerin ışığınınında kızıla kaydığı ispatlanmışken ve uzaklaşmanın ışık hızında vs öngörülmesi ise başlı başına paradokslara yol açıyor...

Galaksilerde galaksi adalarından(öyle ifade edeyim) oluşuyor, ve bu adaların bir ucdan, diğer uçları yüzmilyon ışık yıllarında telafi ediliyor...

Ayrıca bazılarının ise oluşumun 70-80 milyar gerektirdiğide açıklanmış durumda...

Bana öyle geliyor ki Hannes Alfven ciddiye alınmak zorunda kalınacak, zira her ne kadar sadece Big Bang temelli deneyler yapılsada, aşılamayan "plazma madde çorbası"dır...

geriye sadece patlamadan sonra ki hal plazma çorba ifadesinin geçerliliğinin sorgulanması kalıyor, ya patlama yok aksine galaksileri oluşturanın çekim(kütleçekim, elektromanyetik çekim, etki ve kuvvetler) etkisiyle yoğunlaşan plazma ise ve bu devam edip duran, halden, hale geçişlerle açığa çıkan somut biçimler ise? Güneş'in dahi bir yaşından söz ediliyor, öncesi ne idi o halde? Plazma, sonrası ne olacak? Plazma(maddenin 4.hali, bana göre ise 1.halive en stabil halidir, zira diğer haller yine bence bu halin olağanüstü koşullarında-yukarıda yoğunlaşmak örneği gibi- farklı halleri yansıtması ama ilgili koşulalrında süreğen kalıcı olamayışı sonucu tekrar ilk hale dönüş durumu)... Eğer somut biçimler için illa bir start gerekiyorsa, plazma da yeter ölçü alınabilir...

Sicim teorisi vb teoriler teori değiller ve gelecekte de ispatlanabilir olduklarını düşünmüyorum. 11 değil 24 boyuttan söz ediyorlar ama 4 boyuttan sonrası için ise verdikleri cevap BİLMEDİKLERİ. Bilinmeyen boyut diye bir boyut olmaz, boyut ancak herhangi bir satıhın, alanın şu yada bu, çeşitli referans ve kaideler eliyle koordinatlanması işidir, insan bilmediğini nasıl koordinatlamış da boyut diyebilmiş? Hemde 24 boyut... Sıkıştıkça -yanlışlandıkça veya kotaramadıkça!- boyut öne süren ama sürdüğü boyutunda ne olduğunu bilmeyen bir düşünme modelinin bilimsel olduğunu düşünmüyorum..

Dialectics
15-02-2016, 09:50
Evet o kurguya ve çokca kurgusal süslemelere dayalı heleki birde tüm muhtevanın elektron çapına ve kütlesizliğe indirgenmişliği (ki üfürük) düşünürsek :)

...

Bugün biliyoruz ki galaksiler birbirlerinden ayrı bir sisteme sahip değiller, aslında daha bir üst sisteme bağlılar, yani Big Bang'in anlatımındaki balon örneği gibi değil... Üstelik galaksilerin birbirinden uzaklaşması kadar yakınlaşması da söz konusu ve yine ışığın plazmaca soğurulduğu, dolayısıyla değil uzaklaşan, yakınlaşan cisimlerin ışığınınında kızıla kaydığı ispatlanmışken ve uzaklaşmanın ışık hızında vs öngörülmesi ise başlı başına paradokslara yol açıyor...



İlk paragrafla ilgili olarak, Big bang tekilliği kurgusal mı? Galaksilerin birbirinden yakınlaşması ile ilgili olarak ise durum şöyle açıklanmaktadır:

"
Andromeda, Samanyolu, Üçgen Gökadası ve onlarca cüce galaksinin meydana getirdiği bizim “yerel gökada grubumuz“daki galaksiler kütle çekim etkileriyle birbirine bağlıdır ve birbirlerinden uzaklaşmazlar. Bu durum, evrendeki tüm galaksi grupları için geçerlidir. Grup içindeki galaksiler birbirlerinin kütleçekimsel etkileri nedeniyle zamanla uzaklaşabilir, yakınlaşabilir, çarpışabilir veya birbirlerinin yörüngelerine girebilirler. Ama kolay kolay ayrılmazlar.

Gökbilimciler “evren genişliyor, galaksiler birbirinden uzaklaşıyor” derken, galaksilerin değil, “galaksi kümelerinin” birbirlerinden uzaklaştıklarını söylemeye çalışırlar. Ancak, bu bilgiyi belgesellerde, röportajlarda, sunumlarda veya basın açıklamalarında verirken; karşısındaki muhatabına yerel grupları, kümeleri, süper kümeleri izah etmek zorunda kalmamak için o kısımları atlayarak özet geçerler.

Galaksiler birbirinden uzaklaşmazlar. Çünkü, küçük bir alanda bulundukları için, kütleçekim yoluyla oluşturdukları küçük gruplar halinde birbirlerine bağlıdırlar. Evren genişledikçe birbirinden uzaklaşanlar, galaksi gruplarıdır.

Peki niye galaksi gruplarını oluşturan gökadalar birbirinden ayrılmazken, kümeler uzaklaşıyor? Çünkü galaksi gruplarının üyeleri birbirine görece yakındır ve kütle çekim bunları bir arada tutar. Ancak, galaksi kümeleri birbirinden uzaktırlar ve aralarındaki kütle çekim etkisi lafını edemeyeceğimiz kadar azdır."





İkincisi neden çoğul dünyaları EVREN DIŞINDA arıyorsunuz? Bunuda anlamış değilim...

Şu an bilinen Evren'de tüm galaksilerin tahmini 7-8 trilyon :)
Samanyolu gibi iri galaksiler ise 500 milyar civarı tahmin ediliyor...

Buyrun size tıpkısının aynısını tekrar ettirebilecek düzeyde rakamlar...

Sonra oturun, aslında ışığın soğurulması olmasa -ki muhtemel- belkide bir sınır dahi tayin edememe sorunu ortada iken, elektronun çapı ölçeğinde düşünmeye devam edin...
[/QUOTE]

Sanırım tam anlaşılmadım. Ya da daha doğrusu benim paylaştığım pasajdan anladığım biraz daha farklı birşey. Bir kez daha izah edeyim.
Kuantum teorisine göre

Bugün biliyoruz ki galaksiler birbirlerinden ayrı bir sisteme sahip değiller, aslında daha bir üst sisteme bağlılar, yani Big Bang'in anlatımındaki balon örneği gibi değil... Üstelik galaksilerin birbirinden uzaklaşması kadar yakınlaşması da söz konusu ve yine ışığın plazmaca soğurulduğu, dolayısıyla değil uzaklaşan, yakınlaşan cisimlerin ışığınınında kızıla kaydığı ispatlanmışken ve uzaklaşmanın ışık hızında vs öngörülmesi ise başlı başına paradokslara yol açıyor...

Galaksilerde galaksi adalarından(öyle ifade edeyim) oluşuyor, ve bu adaların bir ucdan, diğer uçları yüzmilyon ışık yıllarında telafi ediliyor...

Ayrıca bazılarının ise oluşumun 70-80 milyar gerektirdiğide açıklanmış durumda...

Bana öyle geliyor ki Hannes Alfven ciddiye alınmak zorunda kalınacak, zira her ne kadar sadece Big Bang temelli deneyler yapılsada, aşılamayan "plazma madde çorbası"dır...

geriye sadece patlamadan sonra ki hal plazma çorba ifadesinin geçerliliğinin sorgulanması kalıyor, ya patlama yok aksine galaksileri oluşturanın çekim(kütleçekim, elektromanyetik çekim, etki ve kuvvetler) etkisiyle yoğunlaşan plazma ise ve bu devam edip duran, halden, hale geçişlerle açığa çıkan somut biçimler ise? Güneş'in dahi bir yaşından söz ediliyor, öncesi ne idi o halde? Plazma, sonrası ne olacak? Plazma(maddenin 4.hali, bana göre ise 1.halive en stabil halidir, zira diğer haller yine bence bu halin olağanüstü koşullarında-yukarıda yoğunlaşmak örneği gibi- farklı halleri yansıtması ama ilgili koşulalrında süreğen kalıcı olamayışı sonucu tekrar ilk hale dönüş durumu)... Eğer somut biçimler için illa bir start gerekiyorsa, plazma da yeter ölçü alınabilir...

Sicim teorisi vb teoriler teori değiller ve gelecekte de ispatlanabilir olduklarını düşünmüyorum. 11 değil 24 boyuttan söz ediyorlar ama 4 boyuttan sonrası için ise verdikleri cevap BİLMEDİKLERİ. Bilinmeyen boyut diye bir boyut olmaz, boyut ancak herhangi bir satıhın, alanın şu yada bu, çeşitli referans ve kaideler eliyle koordinatlanması işidir, insan bilmediğini nasıl koordinatlamış da boyut diyebilmiş? Hemde 24 boyut... Sıkıştıkça -yanlışlandıkça veya kotaramadıkça!- boyut öne süren ama sürdüğü boyutunda ne olduğunu bilmeyen bir düşünme modelinin bilimsel olduğunu düşünmüyorum..[/QUOTE]

Eğer evrenin zamanında kuantum ölçeğinde bir boyutta olduğunu öngörüyorsak, bugün kuantum dünyasını yöneten dalga fonksiyonlarını, evrenin kendisi için uygulamak neden "üfürük" olsun ki?

spartacus
15-02-2016, 16:20
Kuantum Mükerrer

spartacus
15-02-2016, 16:20
Sevgili Dialectics

"Eğer evrenin zamanında kuantum ölçeğinde bir boyutta olduğunu öngörüyorsak" Öngörmüyorum dahi öngörülemez olduğunu düşünüyorum(milyarlarca ışık yılında madde, kuantum ne? Maddenin mikro dünyası ve makro dünyası, mikro dünyasına indirgeniyor yani yok etmenin bir başka biçimi, üstelik Kuantum Fiziği de doğal olmayan, gerçekle bağı tamamen yalıtılmış, özel koşullar anlamına da gelirken), elmayı parçalayıp, sonrada en küçük parçasına inip(içine girdiğin bütünün bir parçası, ancak bütünle anlamlı), hiç bir şey yoktu bu küçük parçanın ruhu suların üzerinde dalgalanıyordu(Tevrat Yaratılış) der gibi, bütünün, 1 ama sadece 1 tekil, tek başına neredeyse yok denecek kadar minik parçası-parçaya indirgenmesi, haliyle her şeyi söylemek mümkün... Arkadaş GÖZLEMLEDİĞİN evren böyle mi söylüyor, elde olan, algıladığın seni destekliyor mu? Aslında hayır...ya ne, illa bir başlatan ve başlangıç saplantısı? Bu bir taştan alınan atom ile benden alınan atoma bakıp, ikimizinde taş ya da insan olduğunu söylemeye de benziyor... İndirgeme özünde mantık hatasıdır...

Galaksi kümelerinin çapı milyonlarca ışık yılında telaffuz ediliyor, bu da uzaklaşma şöyle dursun yakınlaşıyor bile olsalar Kızıla Kayma gözlemlenecek... Son gözlemlenen kümelerden kimisi 500.000.000 ışık yılı çaplarında(elbette tam daire değil, yayılım alanı)... Bu galaksi Kümelerinden bize gelen ışık ise -ki yakındakiler ayrı- plazma maddece soğuruluyor... Ayrıca bize 30 milyar ışık yılı uzaklıkta gökadaların bulunması(z8_GND_5296). Oysa Big bang saçılıma göre düşünürsek, başlangıçta bu muhteva bizden hiçte uzakta değildi, yapışık ikiz gibi. Dolayısıyla gözlediğin hali 13 milyar yıl evvelki olması için, uzaklaşmanın hızının ışık hızının karesi, yani 2 katı olması gerekirdi değil mi(karşılıklı uzaklaşma hızı 2 katı oluyor, ışık yola çıktığında ise mesafenin kat edilmesi, 2 katı değil ışık hızı ölçeğinde olacak, çünkü A ile B nin uzaklaşması karesi, ama A dan B ye ışığın hareketi 1 ışık hızı eder, yetişmesi içinde karesi hızında hareket etmesi gerekirdi çünkü iki cisimin uzaklaşması hızı ışığın karesiydi) buda bir başka sorun, nasıl ki ışığın mesafeleri katetmesi bir sorun ise, böylesine ışık hızı uzaklaşmalarda zaten o ışık size yetişemezdi, hadi bir başka sorun, siz bu mesafeyi, kendinizi ve o galaksiyi sabit değerlendirip yaptınız(oysa ışık hızında uzaklaştığınızı dolayısıyla katedilecek mesafeyi uzattığınızı da öngördünüz), bu da başka bir sorun, hadi o sorunu da aştık, şimdi o galaksi gerçekte 300 milyar ışık yılı uzakta da olabilir değil mi? Hayır zamanla uzaklaşmanın hızı düştü derseniz, o halde o ışık 13 milyar değil, 30 milyar yıl evvelki ışıkda olabilir değil mi? (çünkü sabit bir aralığa sahip değildiniz). Daha düşük hızlarda uzaklaşma durumunda ise gözlediğin ışık(ki ikizlerin ayrılığı bir süreklilik oluşturuyor) hiçte o kadar eskiye dayalı olmazdı, anlamak için birbirinden saatte 1.000 km hızla uzaklaşan iki cisimi düşünün, görüntüye yansıyan ışık saliselerle öngörülecek bir gecikme olurdu (Bu paragraf bana ait bir çözümleme, öngörü, paradoks açılımı)

Cisimlerin ivmeye karşı direnci vardır ve genişlemenin ışık hızının katlarınca öngörüldüğü bir durumda, kütleçekimin zayıf kalacağı açık değil mi? Bu belirttiğim paradokstur, belki bu problemin bir çözümü vardır, fakat neye göre? Yine Big Bang örneğinde verildiği gibi şişen balonda süreçle galaksiler oluşuyor, galaksiler daha bir üst sistemin parçaları ve galaksiler arası muazzam mesafalerden daha muazzam mesafelerce ayrılmışlar...

Örneğin z8_GND_5296 galaksi kümesi, 30 milyar ışık yılı uzakta, ve görülen ışığın günümüzden 13 milyar yıl öncelere dayandığı öngörülüyor, lakin galaksi kümelerinin oluşumu milyon değil, milyar yıllarla telaffuz edilebiliyor(yine Big bang esas alınırsa, Plazma Model esas alınırsa böyle bir durum gerekli değil zira kütleçekim sonucu plazmanın yoğunlaşma düzeyi görecelik arzediyor, haliyle oluşumların süreleri de o düzeyde göreceli)...

Eğer 360 derece etraf gözleminde elde edilen veri, 360 derecede tüm cisimlerin uzaklaşıyor görüntüsü ise -ki öyle- bu halde bu ifade yanlış olur,mantıken de yanlıştır(ki bu benim çözümüm, analizim, ifadem). Böyle bir şeyi gözlemleyebilmek için Dünyayı Evren'in merkezi yapmak şart, zira Evren genişliyor olsa bile biz, 360 derecede tüm cisimlerin bizden heleki hemen, hemen aynı hızlarda uzaklaştığını görmemeliyiz, bunu bakış açısı, doğrultusu olarak düşünün, kimisi bizimle aynı doğrultuda harekete sahip olmalı değil mi? (KOMŞULAR)
Sonra saçılım madem o hızlarda telaffuz ediliyor, o halde gözlemlediğimiz Evrende kabak gibi orta noktada evrenin neredeyse bütünün yarısından fazla bir boşluk olmalı, nerede? (tabi bu bir musluktan akan su gibi öngörülmüyorsa-yani süreğen fışkırma öngörülmüyorsa, böle bir şey öngörülüyorsa da 13.5 milyardan söz etmek saçma olur). 30 milyar uzaklıkalra bakıyorsun, böyle bir boş arazi yok... Evrenin bir merkezi olmadığı da aslında Plazma Evren Modelinde öngrülmediği gibi sanırım ispatlanmıştıda(bir dolu simülasyon)...

Dalga sorunu ise (her şeyin dalgalanmalar olduğu iddiası) başlı, başına sorundur, bunu Kuantum Fizik alanının davranışları, heleki o düzeye göre henüz çok ilkel yöntemlerle elde edilen verilere dayalı öngörmek saçmalamaktır... Ayrıştırılmış 2 parçacığı 10-15 km uzaklıklara saatte 100 km hızla taşıyıp sonrada karşılıklı davranışlarını gözlemek bu bile sorunludur, velevki aralarında bir iletim bağı olsun(dalga, sinyal) ve bu bağda hadi ışık hızının yarısı seyrinde olsun(100 km sadece an meselesidir), siz 100 km hızla gidip ayırdığınızda bu bağı kopartmış olur musunuz?...

Her şeyin birer dalga vb olduğu ve maddenin olmadığı iddiası, çok küçük, aşırı yalıtık, özel ortamlarda, anormal koşullar yaratarak, üstelik en ilkel yöntemlerle, çok az veriyle(!), ve yine üstelik BAĞIL olmayan, alakasız ilişkielr üzerinden MAKRO düzeyde varsayımlarda bulunmak noktası sorunu kadar, dalganın yapı ve özelliği gereğide(öyle kafasına göre dikey ve düz doğrultuda eşit aralıklı, değişmez frekansla ilerlemesi?) milyar ışık yılı mesafelerde, minumum 3 boyutlu cisimlerin milyarlarca ışık yılı çapında makro düzeyde -üstelik 3 BOYUTLU, derinlemesine- açığa çıkabileceği öngörüsüde sakattır... yani bu durumda dalganın frekansı ve boyutunu tahmin edin, milyarlarca ışık yılı uzunluğunda, bu durumda varsayım her şeyin birer görüngü-YANSI- olduğu noktasına varır ki(işte sicim, hologram vsleri, üfürkleri dediğim), bu halde elinize alıp dilimlediğiniz elma da neyi dilimliyorsunuz? Dalganın yansısını mı? Kütle, kütleçekim, madde, yoğunluk hakgetire... Üstelik bu varsayımlar maddenin milyarlarca kez küçültülmüş birimlerinde öngörülüyor ve öngöremediği içinde gaipten ve kermaeti kendinden menkul BOYUTlar(24 boyut!) üfürüyor, yani olmasada illa olduracak... Salt kurgusal düzeyin ifadelerine şüpheyle bakmak değil, bilimin akıla yatkınlığının da öngörüsüyle, bu tür varsayımları kabul edilir bulmuyorum, başkaları kabul edebilir ve dahi bilim kabule dayanırlık taşıdığı an inanç haline gelmiş olur...

Ben kabul etmiyorum, yanılıyorumdur veya aksine, hiçte umurumda değil ve açıkcası Evren nasıl başlamış yönlü soruların(eğer başlamışsa, illa bir başlatan ve başlangıç saplantısı, aslen zaman mefhumlu saçma düşünce, başyan bir şey yok, olsa olsa dönüşümden-oluşumdan söz edilebilir), içinde yaşadığımız çevre, ortam, koşul ve hayatı çözümlemekten daha önemli olduğunu da düşünmüyorum, bir öncelik sırası konacaksa, susuzluk ve açlık, savaş, milyonlarca insanın öldüğü ve doğanın insan eliyle yıkımına rağmen, Evren nasıl başlamış yönlü soru, sorup bunun için milyarlarca dolar harcayan çağın deliliğine de anlam vermiyorum, aslında bir anlam veriyorum çünkü bilimde ideolojik ve histerik bir baskı altına girdi, bu bir yanda Kilise ile temsil ettiğimiz inanç ekseni, diğer yönüylede kapitalizmin teknolojik gelişimi menfaatleri uğruna kullanmışlığı ve buna bağlı, kitlelere yapılan propagandalar(neyin önemli olduğunu manipüle eden böylelikle geniş kitleleri önem sırasını yok eden bir açıya hapseden)... Yani kitlelerin ne duymak istediğini şekillendirirseniz(hipnoz zaten budur), haliyle duymak istedikleri temelde milyarlarca dolar harcayabilirsiniz(böylelikle hem kilise, hemde kapitalist teknoloji pazarı en fazla fayda sağlayan haline gelir), bunu dini sömürüye de benzetebiliriz, adam o düzeyde taleplendirilmiş ki, cinlerle cinsel ilişkiye girip girmeyeceğini soruyor, sorduğu kişide cevap verip milyarlar kazanıyor(SEKTÖR haline geliyor), bu O'nun için ve onda cisimleşen milyonlarca insan için o kadar önemli ki, her şeyden önemli hale gelmiş-yaşadığı dünyadan, hayattan, sosyal ilişkilerinden, ekonomik durumundan, daha Dünyanın hangi galakside olduğunu bile bilmeyen milyonlar! İnanç zeminine düşen hiç bir şey, isterse bilimsel temelden öne sürülmüş olsun, heleki faraziyi aşmamış kabul edemem. İşte astroloji örneği ve Kuantum Fiziği, o alıntıyı sık, sık yapıyorum, çünkü birisi çıkıp Kuantum paradoksları üzerinden bir teori patlatıyor, kimisi hemen inanmayı seçiyor(inanmak diyorum çünkü teori değiller), kimiside bu seçimi yapmayanı, Kuantum Fiziğini ret etmekle suçluyor, tipik sen Allah'ı inkar ediyorsun tutumu... Kuantum fiziğini ret etmiyorum, sırtını ona dayayan her türden ve bana göre henüz safsata diyebileceğim şeyleri kabul etmiyorum ve doğrusu bu yönteme, idealist hataya düşen bilim insanı da olabilir, bilimsel yöntemde kimin ne dediği önemlidir, kim olduğu değil.

errata
15-02-2016, 17:30
spartacus, bence teorileri oluşturan argümanları denklemsel ve gözlemsel modellerin doğruladığı şekliyle anlamak yerine insanların onları tarif ederken kullandığı yüzeysel dile, kestirimlere fazlaca "hurafe" yüklüyorsun. Bu yüzeysel bilim dili, popülerleşen tüm bilim dallarında bulguların insanlara aktarılması için şart. Ve evet popülerleşen bilimin menfaat sağlamak isteyeni çok olur.

Bilim adamları kütleçkimini tarif ederken çarşaf modeliyle açıklıyor. Sen, "yahu uzay çarşaf gibi değil ki" diyorsun. Uzayın çarşaf gibi olmadığı aşikâr, ancak zaman + üç fiziksel boyutu herkesin idrak edebilmesi güç. Bunların denklemlerinin herkesin anlayabileceği şekilde görselleştirilmesi de oldukça güç. Çoğu matematiksel denklemi simüle etmek bile büyük kaynak gerektiriyor. 4-5 yıl önce SETI@Home la ilgili bir başlık açmıştım hatırlayanlar vardır belki. O projenin amacı elde edilen denklemsel verileri bizim gibi düz adamların bilgisayarı vasıtasıyla çözümlemek. O kadar büyük verilerden bahsediyoruz yani. Adamlar koca matematiksel verileri, modelleri bildiğin iki boyutlu koordinat düzlemine indirgiyor, ortaya da çarşaf çıkıyor. Konu bu. Buna benzer onlarca şekilde, slayt var. Hepsi sadeleştirilmiş şeyler. Halbuki pek çoğu bir denklemde bilinmeyeni ifade ediyor.

Bigbang'de üç-dört tane fenomen gözlemleniyor. Bunlar, şimdiki verilerimizle evrenin bir noktadan patladığını ve genişlediğini söylüyor. Hatta bu fenomenleri ölçen antenlerle mesafe tahmini yapıyoruz, aslında varlığı gözlemlenmemiş nesnelerin varolması gerektiğini düşünüyoruz ve haklı çıkıyoruz. Bu haklı çıkmalarımız Hubble ile patlama yaptı.

Evet Hawking'in Bigbang ile "hiçlikten evren" tasavvuru çöktü. Ancak Bigbang'in gözlemlenebilir etkileri, bilim adamlarının yaptığı kestirimler hâlâ geçerli görünüyor.

Bigbang'den önce ne var? Evren dediğimiz şey aslında evrenler okyanusunda bir zerre mi? Evrenin dışında ne var?

Bunlar muhtemelen hiç bir zaman gözlemlenemeyecek, çözümlenemeyecek çok farklı sorular, Bigbang ile de doğrudan ilintili değil. Ancak bu soruları sormak ve üzerine kafa yormak gerekiyor. Sürekli perspektifi değiştirmek gerekiyor. Elimizdeki matematiksel modelleri farklı açılardan güncelleyerek değerlendirmek gerekiyor vs.

Bilimsel yöntemde kimin ne dediğini tartışabilmemiz için dahi teorik fizikçi olmak lâzım spartacus. "Bigbang bence yok, Kuantum çok metafizik o hâlde yoktur muhakkak" demek insanın ideolojik avuntusudur. Kuantum teorisinin ya da ona bağlı bazı acayip teorilerin metafizik olduğunu düşünmek, bilim adamlarının metafizik dogmalarına bağlı olarak bunları ürettiğini söylemek bilimsel aklı reddetmektir. Bilim, her devirde protestan saldırılara uğramıştır ancak metod ortadadır. Küresel bilim cemiyeti her zaman galip gelir.

Takdir edersin ki biz popüler bilim kitaplarını takip etmekten başka kaynağa sahip değiliz. Matematiksel model üretemeyiz, gözlem ve sınamada bulunamayız. Bir şeyi savunurken de izânı zorlamamakda fayda var.

---

Bu tür karanlıkta kalan yeni fenomenlere "metafizik yanlılık" yaftası yapıştırmak bana göre "Ay'a inilmedi, Amerika herkesi kandırıyor", "Evrim yok, bilim adamları bizi şey ediyor" gibi birşey.

Bu bakış açısı çok şüphecilikten, çok biilmsel olmaktan kaynaklanmıyor. Bu düpedüz komplo teoriciliği.

Ben senin komplo teorisi ile işin olmadığını biliyorum, ancak insanların bilimsel kavramları açıklayışında hep bir "aha metafiziğe kaydı" denecek yer arıyorsun gibi geliyor bana.

spartacus
15-02-2016, 17:31
Bir noktayı da unutmuşum(ilk gün düşündüm ama yazmamıştım)

Dalga konusunu çözüm görüyorsak(eğer öyle olsaydı), hiç detaya inmeden, karmaşık laflar etmeden, kabaca, tek yapmanız gereken 1 dilim peyniri ikiye ayırmak, sonra bir dilimi dışarı, diğerini de buzdolabına koymak... Bakalım neyin dolanıklığını gözleyeceksiniz ve madem aslında önceden belli bir dalganın ayrılmaz yansılarıydı(ilizyon->hologram, sicim üfürkleri), o halde?...

Dialectics
15-02-2016, 17:45
Bir noktayı da unutmuşum(ilk gün düşündüm ama yazmamıştım)

Dalga konusunu çözüm görüyorsak(eğer öyle olsaydı), hiç detaya inmeden, karmaşık laflar etmeden, kabaca, tek yapmanız gereken 1 dilim peyniri ikiye ayırmak, sonra bir dilimi dışarı, diğerini de buzdolabına koymak... Bakalım neyin dolanıklığını gözleyeceksiniz ve madem aslında önceden belli bir dalganın ayrılmaz yansılarıydı(ilizyon->hologram, sicim üfürkleri), o halde?...

Üçüncü kere tekrarlayayım evrenin big bang esnasındaki kuantum ölçeğindeki halinden bahsediyorum.

spartacus
15-02-2016, 18:18
spartacus, bence teorileri oluşturan argümanları denklemsel ve gözlemsel modellerin doğruladığı şekliyle anlamak yerine insanların onları tarif ederken kullandığı yüzeysel dile, kestirimlere fazlaca "hurafe" yüklüyorsun. Bu yüzeysel bilim dili, popülerleşen tüm bilim dallarında bulguların insanlara aktarılması için şart. Ve evet popülerleşen bilimin menfaat sağlamak isteyeni çok olur.

Bilim adamları kütleçkimini tarif ederken çarşaf modeliyle açıklıyor. Sen, "yahu uzay çarşaf gibi değil ki" diyorsun. Uzayın çarşaf gibi olmadığı aşikâr, ancak zaman + üç fiziksel boyutu herkesin idrak edebilmesi güç. Bunların denklemlerinin herkesin anlayabileceği şekilde görselleştirilmesi de oldukça güç. Çoğu matematiksel denklemi simüle etmek bile büyük kaynak gerektiriyor. 4-5 yıl önce SETI@Home la ilgili bir başlık açmıştım hatırlayanlar vardır belki. O projenin amacı elde edilen denklemsel verileri bizim gibi düz adamların bilgisayarı vasıtasıyla çözümlemek. O kadar büyük verilerden bahsediyoruz yani. Adamlar koca matematiksel verileri, modelleri bildiğin iki boyutlu koordinat düzlemine indirgiyor, ortaya da çarşaf çıkıyor. Konu bu. Buna benzer onlarca şekilde, slayt var. Hepsi sadeleştirilmiş şeyler. Halbuki pek çoğu bir denklemde bilinmeyeni ifade ediyor.

Bigbang'de üç-dört tane fenomen gözlemleniyor. Bunlar, şimdiki verilerimizle evrenin bir noktadan patladığını ve genişlediğini söylüyor. Hatta bu fenomenleri ölçen antenlerle mesafe tahmini yapıyoruz, aslında varlığı gözlemlenmemiş nesnelerin varolması gerektiğini düşünüyoruz ve haklı çıkıyoruz. Bu haklı çıkmalarımız Hubble ile patlama yaptı.

Evet Hawking'in Bigbang ile "hiçlikten evren" tasavvuru çöktü. Ancak Bigbang'in gözlemlenebilir etkileri, bilim adamlarının yaptığı kestirimler hâlâ geçerli görünüyor.

Bigbang'den önce ne var? Evren dediğimiz şey aslında evrenler okyanusunda bir zerre mi? Evrenin dışında ne var?

Bunlar muhtemelen hiç bir zaman gözlemlenemeyecek, çözümlenemeyecek çok farklı sorular, Bigbang ile de doğrudan ilintili değil. Ancak bu soruları sormak ve üzerine kafa yormak gerekiyor. Sürekli perspektifi değiştirmek gerekiyor. Elimizdeki matematiksel modelleri farklı açılardan güncelleyerek değerlendirmek gerekiyor vs.

Bilimsel yöntemde kimin ne dediğini tartışabilmemiz için dahi teorik fizikçi olmak lâzım spartacus. "Bigbang bence yok, Kuantum çok metafizik o hâlde yoktur muhakkak" demek insanın ideolojik avuntusudur. Kuantum teorisinin ya da ona bağlı bazı acayip teorilerin metafizik olduğunu düşünmek, bilim adamlarının metafizik dogmalarına bağlı olarak bunları ürettiğini söylemek bilimsel aklı reddetmektir. Bilim, her devirde protestan saldırılara uğramıştır ancak metod ortadadır. Küresel bilim cemiyeti her zaman galip gelir.

Takdir edersin ki biz popüler bilim kitaplarını takip etmekten başka kaynağa sahip değiliz. Matematiksel model üretemeyiz, gözlem ve sınamada bulunamayız. Bir şeyi savunurken de izânı zorlamamakda fayda var.

---

Bu tür karanlıkta kalan yeni fenomenlere "metafizik yanlılık" yaftası yapıştırmak bana göre "Ay'a inilmedi, Amerika herkesi kandırıyor", "Evrim yok, bilim adamları bizi şey ediyor" gibi birşey.

Bu bakış açısı çok şüphecilikten, çok biilmsel olmaktan kaynaklanmıyor. Bu düpedüz komplo teoriciliği.

Ben senin komplo teorisi ile işin olmadığını biliyorum, ancak insanların bilimsel kavramları açıklayışında hep bir "aha metafiziğe kaydı" denecek yer arıyorsun gibi geliyor bana.
haklısın, kuantum düzeyde henüz açıklanamayan şeylere dayanıp, alakasız makro ölçekler,(makro iddialar makro zeminde GÖZLEM, DENEYE TABİDİR, kim komplo teorisi üretiyor?), sicim, dalga aslında madde yoktur demek değilde, en bilimsel SORULARI yine bilimsel veri ve birimlerle ele alıp irdelemek komplo teorisi oluyor...
Üstelik kendinde gözlemlenemeyen belkide hiç gözlemlenemeyecek olan deyip, o halde bilimin de öngöremediği ölçeklerde sana sunulan her senaryoyu yut diyorsun. hayli bilimsel... zaten açıklamıştım ancak KABUL noktasıdır ki bu da tartışmaya açıktır... Ay'a inilmedi vb örneklerin ise irrite edici, örnek değil, ama o düzeyde bayağılaştırmayı senden beklemezdim... Buradan okuduğunu anlayamayacağını ve aslında değerlendiremeyeceğini anlıyor ve aslında değerlendirmediğini, işe NİYET SORGULAMAK olarak girmekle zaten keseri çoktan taşa vurduğunu görüyorum(ne metafiziği ya hu?)...

Mikrodan, makro iddialarda bulunmak demek, makro düzeyde deney, gözlem, veri desteği demektir, neden kartılmıyorsun? Çünkü hem meseleyi bir niyet meselesi olarak alacak kadar bilimden uaklaşmış hem de bilismel öngörüde makro düzeyin yine makro düzeyde gözlem tabanı içermesi gerektiğinden yan çizmişsin, sonuç -> ben komplo teorisi üretiyorum yoksa aslında makro düzeyde hiç bir gözlemi olmayan şeyleri kurgu düzeyidne öne sürmekte hiç bir sorun yok, öyle mi? Ölçütün ne? Niyetimi sorgulamak... Bu mudur bilimsel eleştiri ve analizden anladığın? Niyet srogusu ve ifşaası çabası mı?

Ve evet, sana göre köpek yemek tercihin değildir, ama köpek, kedi yiyen insanlar içinde gayet doğaldır, tercihidir, sebep? Kültür, ama ben buna ve ETKİSİNE değinirsem komplo teorisi üretmiş olurum... Etki ve etken faktörlere girersek komlo olur... haklısın, bütün kaynakalrımızı Evren nasıl başlamıştır sorunsalına ayırmalıyız, bundan daha öncelikli hiç bir konu yok.(Daha Samanyolunda keşfettiğin galaksi, öngörülenin milyonda biri bile değilken, sırf popüler kültür ve popüler bilim namına her kurgusal ifade ve varsayımı, heleki mikrodan, makroya bütünü ve makroyuda görmezden gelen, yok sayan ama makro düzeyde kurgular üfüren her ifadeye sorgusuz teslim olmalıyız, olmazsak ya komplocu ya da bilim düşmanıyız, öyle mi? yani Allah'ı inkar eden...)

komplo teorisi değil analiz, objektif bir aksi tezin varsa elbette sunmalısın,oysa yazdığından hiç olmazsa bir çıkış, dayanak noktası olacak ve sorunun gerçekten de benim KURGUSAL zeminleri aşamayan(gözlemi olmayan) konulara farklı yaklaşımımı değiştirmemi gerektirecek heleki meselenin NİYET meselesi olduğuna dair önyargılı, şartlı girişinle, önemli bir dayanak, sebep, yeter ilke göremedim.

Misal çarşaf Modeli, benim ifadem de neyi sorun buldun? çarşaf modelli açıklama ayrıdır, GERÇEĞE uymadığının ifadesi ayrı? itirazın neye? Oysa ifadem, çarşaf model açıklamasının getirdiği LİNEER düşünme modeline düşmemek üzerine ve doğrusu tartışılan bir konuda karşılıklı anlayış üzerine, yani bilim ya da modeli değil ki karşıya alınan, YOL AÇABİLDİĞİ YANLIŞ ÇIKARIMLAR. Sen bunu nasıl yorumladın peki? ya da bu konuya neden soktun, sütelik herkesin anlaması güç diyerek! zaten konu edilmesinins ebebi herksin anlaması güç olduğu, o nedenle de lineer düşünme modellerine düşülmemesi meramından doğmuştu... hayır anlamadığım benle aynı şeyi söyleyip, sonra bundan ne gibi bir sonuç çıakrtıyorsun? Niyetim, gerçeğin modelle ifadesinin yetersiz ve anlaşılamsının güç olmasının YANLIŞ ANLAŞILMAYA vardığına değini değilse ne? Komlo teorisi üretmek mi, sana göre modeller karşıtlığı filan mı, konya neden dahil ettin, gereği ne?

Sicim, Hologram, Dalgayız, Big bang, katılmıyorum, bu beni ne komplocu ne de bilim dışı yapmaz, ama andığım etkenlerden dolayı bilimde ÇİFTESTANDARD ve SEÇKİNCİLİK yapılması da, böylesi bir gerçekliğin ifadesini komplo teorisi yapmaz ve bağıl sürü psikolojisi umrumda bile değil... Niyetimi sorgulayacaksan da, yanlış yerden başladın, kabule dayalı hale gelmiş tüm varsayımalr benim için sorgu ve irdelenmeye mahkumdur, özel bir karşıt niyetten değil, böyle olduğu için sorgularım...

Peki Plazma Evren modeline neden hiç yanaşmıyorsun? Ben cevap vereyim;
Sürü psikolojisi popüler kültür etkisi ve andığım etken faktörler, güdülenme...

bu faktörleri safdışı tutma çabam bana bir şey kaybettirmiyor, size de pek bir şey kazandıracağını sanmam(rüzgarda savrulmaktan başka), dolayısıyla Big Bang model yerine Plazma Modeli tercih ederim ve çiftestandardın da bilime sığmadığını biliyorum(sen bilmiyor musun? bilmiyorsun çünkü yukarıda andığım popüler kültür şartlanmaları ve sürü psikolojisi ağır basıyor)... Hologram, Sicim üfürklerini benim metafizik temelli bir şartlanma, niyetimden gelmiyor, edindiğim veri, bilgi böyle olduklarına dair güçlü kanılara varmama yol açtığı için oluyor, mikrodan, makroya fiziksel bağı yok sayan ve tamamen idnirgemeci, yalıtık her çıkış elbette nazarımda kabul problemi olacak...

makro iddilar, ancak makro düzeyde ispatlanabilir. hasılı ve özeti bundan ibaret.

spartacus
15-02-2016, 18:19
Üçüncü kere tekrarlayayım evrenin big bang esnasındaki kuantum ölçeğindeki halinden bahsediyorum.
Bende bir daha tekrar edeyim, sen bahsediyorsun, ben değil... bana göre oluşumların temelinde kuantum değil, plazma yoğunlaşması var, bu konuda, bu tür sorunlarda Big Bang değil Plazma Evren modelini esas alıyorum (varlığı herhangi bir boyutta üstelik sonsuz hacimlerde ancak tekil noktalarda öngörmek için ne gibi bir gözlem, veri, şartlanma açımız var ki?)... dahi kuantum ölçekli değişimden söz edebilmenin de zaten verili koşulda bütünsel ilişki ağında anlamlı olduğunu, ilişkisel ve bütünsel ağı safdışı bıraktığımzıda ise ancak bunu laboratuvar ortamalrında, iradi bir biçimde yalıtmak vasıtasıyla(YAPAY) olarak yaptığımızı söylüyorum... O yalıtık koşulda hiç bir oluşum da anlam kazanamaz değil mi? O halde bütünsel anlamda tüm ağı, ilişki ve muhtevayı dahil ederek düşünmek gerekir, safdışı tutarsak bir şeylerden de -oluşumdan da -zaten söz etme şansı kalmaz, zira biz yapay olarak oluşumu, imkansızlaştıracak boyutlarda mikroya inmiş ve tamamen yalşıtmışız. Sonradan ekleme: elmanın atomlarını ayırıp, bir yalıtık kaba koyup sonrada o atomların elmayı oluşturacağını iddia etmeye benziyor(indirgeme metodu geçerli bir metod değil, benim için geçersizliği kaidedir), bende diyorum ki elma ancak onu ortaya çıartan tüm bileşim, lişki, çevre ve bağıl ilişkileriyle oluşabilir, birini safdışı kıldığınız an artık makrodan söz etmek imkansızdır veya farazilere kalır...
Sevgili Dialectics

"Eğer evrenin zamanında kuantum ölçeğinde bir boyutta olduğunu öngörüyorsak" Öngörmüyorum dahi öngörülemez olduğunu düşünüyorum

Yıldıztozu
15-02-2016, 19:17
Ben bigbangin bir karadelik olduğunu düşünüyorum. Bigbang olayında tek bir noktada yoğunlaşma var, karadelikte de tek bir noktada yoğunlaşma var. Bu yoğunlaşmaların içeriği henüz tam bilinmediği için ona tekillik denilmiş.

Muhtemelen milyarlarca karadeliğin birleşmesi bigbange neden oluyor.

Evren, kütleçekiminin etkisiyle bazı noktalarda aşırı yoğunlaşıyor ve bu yoğunlaşma bir yerden sonra saçılıp genişlemeye başlıyor. Biz buna bigbang demişiz. Karadelikler her yerde çok sayıda var olduğuna göre başka bigbangler de var. Bu bigbangler ezeli olan ''mega uzayın'' içerisinde gerçekleşiyor.

errata
15-02-2016, 19:21
spartacus, şurası net ki anlamadığın kavramları gargaraya getirip çarpıtıyorsun ve herşeyde "dinsel/ideolojik yanlılık" arıyorsun.
Açıkçası yaptığın şeyi burada tartıştığım müslümanların yaptığından ayırmakta zorluk çekiyorum.

Dialectics
15-02-2016, 19:43
Sn. Spartacus,

Açıkçası plazma evren modelini daha önce duymamıştım. Elbette ki onu da inceleriz, bu konuda ille bu dogrudur gibi bir önyargim yok.

Ancak sunu sormak isterim: kuantum fiziginin uygulamalarini nasil acikliyorsunuz? Örnegin elektron mikroskoplari elektronun dalga gibi davranmasi prensibiyle calisir, cesitli lazer uygulamalari da buna dayanir.

Kuantum bilgisayarlari da atomun ya 1 ya 0 gibi bir durumda olacagindan hareketle degil hem 1 hem 0 olacagi prensibi ile calisir

Örnegin bakin burada cok zor bir matematik problemini 270ms de çözen bir bilgisayardan bahsediliyor:
https://www.technologyreview.com/s/426586/worlds-largest-quantum-computation-uses-84-qubits/

spartacus
15-02-2016, 20:39
Sn. Spartacus,

Açıkçası plazma evren modelini daha önce duymamıştım. Elbette ki onu da inceleriz, bu konuda ille bu dogrudur gibi bir önyargim yok.

Ancak sunu sormak isterim: kuantum fiziginin uygulamalarini nasil acikliyorsunuz? Örnegin elektron mikroskoplari elektronun dalga gibi davranmasi prensibiyle calisir, cesitli lazer uygulamalari da buna dayanir.

Kuantum bilgisayarlari da atomun ya 1 ya 0 gibi bir durumda olacagindan hareketle degil hem 1 hem 0 olacagi prensibi ile calisir

Örnegin bakin burada cok zor bir matematik problemini 270ms de çözen bir bilgisayardan bahsediliyor:
https://www.technologyreview.com/s/426586/worlds-largest-quantum-computation-uses-84-qubits/
Sevgili Dialectics

Bunu ifade edeceğini tahmin etmiştim, o sebeplede aklıma Plazma TV'ler gelmişti... Eğer Plazma Evren Modeli geçerli, Big Bang geçersiz değilse, plazma teknolojisini nasıl izah edebiliriz? Misal şu an kullandığın monitör bile muhtemel plazma, hatta odanın aydınlanmasıda... Keza yine kütle çekime dayalı, hatta yer çekimi dahi, örneğin her şeyin dalga olduğu, sır dayanak olarak kuantum'u aldı diye doğrulanmış olmaz, aksine yanlışlar...

Bu tarz BAĞINTI kurmak, bilim değil sahte biliminbağıntı biçimi, senin öne sürdüğünde... hani dini-teolojik konularda hep kullanırız, bu ya da şunun böyle olması, şu ya da bu inancı doğrulamaz veya şu ya da bununda öyle olduğu anlamına gelmez...

Kuantum Fiziği ayrı, buna dayanarak üretilen kurgular ayrı kategorilerdir. İndirgeme alanında herşeyi söylemek mümkün, gerçekten mümkün, ancak hangisinin oalsı gerçek olduğu ya da gerçekten olabilir mi meselesi gayet doğal, anlaşılabilir bir durumdur... Elbette teknolojide faydalanılacak, özellikle Kuantum Fizik alanında çalışma yürüten bir bilim insanından ilgili başlığında alıntı yaptım, ne diyordu, özel, yalıtık ortamlar....
"İnsanlar sık sık bilime dayandırarak haklı çıkarmaya çalıştıkları şeyleri satmaya çalışıyorlar."

"Ama bizler klasik objeler gibi belirli bir sebepten dolayı hareket ederiz: Boyutumuz büyük, birçok partikülümüz var, ve birbiriyle etkileşim halindeler."

"Kuantum mekaniğin gariplikleri laboratuvarda özel koşullarda, ya da inanılmaz derecede küçük ölçeklerde geçerliliğini gösterir. Evrene yer-çekimi ile de bağlıyız, ve gezegenlere yer-çekimi ile bağlıyız. Ama bu astrolojinin doğru olduğunu göstermiyor."

"Kuantum mekanik korelasyonları, kuantum mekaniğin bir mesafede gösterdiği korkutucu davranış, sadece dünyanın geri kalanından (tamamen) izole edilerek özel olarak hazırlanmış sistemlerde geçerlidir. Bizler kesinlikle dünyanın geri kalanından izole edilmiş değiliz. Günün her saniyesinde birçok şey ile bombardıman ediliyoruz. Sonuç olarak özel olarak hazırlanmış kuantum mekaniksel sistemler değiliz ve cisimler üzerinde garip kuantum güçleri uygulayamayız."
Lawrence Krauss Ne kadar açık ve dürüstçe dile getirilmiş bir ifade değil mi? (muhtemel bir çoklarının da ekmeğindeki tereyağını eksiltiyor)

Bizde öteden beridir diyoruz ki;
1. İndirgeme -> Mantık yanlışına dayalı hatadır ve tüm ilişkisel ağ ve bütüne dair yanlışalrı bir yana, başlı başına izoledir, farazidir -> Bizim için kaidedir bu, kimseye ayrıcalık tanıyamayız, bunu yapabilmemiz için indirgenmiş izolasyonlardan, izolasyonun dışında belirleyici olduğuna dair gözlemimizin olması şart, var mı bu gözlem yok ama aksi yönde milyonlarca örnek sunulabilir...
2. Mikro parçacıklar üzerinden makro teoriler İMKANSIZDIR, çünkü teori ancak pratikle ve ölçeğinde sınanmışlıklarla elde edilebilir, her varsayım, kurgu, akıl yürütme teori olamaz...
3. Kuantum Fziği konusunda gördüğümüz henüz çok ilkel düzeyde gözlem yaptığımızdır dahası gözlem dahi yapamadığımızdır(gözlemcinin, göleme etki etmesi)...

Yani senin öne sürdüğünle, benim ifadelerim arasında dağlar kadar fark var, sen DALGAYIZ denmesini mantıklı buluyor olabilirsin, çünkü hangi meselene çözüm ürettiğine bağlıdır, ben ise meseleyi senin gibi koymuyorumdur, o halde senin meselenin çözümü, benimkini çözmüyor demektir...

Öyle çoğunluğun görüşü, birilerinin teknolojiye parsa kopartma namına çiftestandard uyguladığı çalışmaların milyarlarca dolar olması da benim için bir ölçüt olamaz, çünkü bilimsel ölçütler, ancak bilimsel değer ve verilerle kurulabilir, kişilerin kabulü, inancı ya da koro halindelik durumu değil(etken olamaz). Evrim teorisi konusunda bile yarım yüzyıl yok sayılıp ret edilen bilim insanları, şimdi temel önemde kabul görüyorlar, çünkü onlar öyle insanı cezbedip, peşine takacak, olağanüstü şeyler söylemiyorlardı, gayet anlaşılır ve basit olguları ifade ettikleri için de tutulmuyorlardı, illa bir gizemlilik, uçuk, kaçıklık aranıyor ve tabi sistemin ideolojik kaprislerinin etkisi de ayrı aam bir o kadar da baskın bir faktör..

Plazma Evren modelini öne süren bilim insanından sonra o modelde çalışmalar model sahibiyle sınırlı kalmadı ki, lakin sorun şu, o model üzerine çalışmalar, gönül vermiş bir kaç bilim insanının kendi kişisel kaynaklarıyla olurken, öte yanda hiç bir şeyi DOĞRULANMAMIŞ big bang model, sırf başlangıçı ve başlatancı çarpık kurgusu ve şartlı bağımlılığından dolayı, sistemin tüm olanaklarının sarfına dönmüş. yetmemiş, Plazma modelin ilk ayakları üstüne oturtan bilim insanına, dergide yazmaktan tutunda, teleskopla gökyüzünü izlemesine dahi engel olunmuş... Nedir bu? Bilim mi? Din mi? Komplo teorisi mi? gerçek mi? GERÇEK.... Çoğunluğun bu kanıda ve davranışta olduğu ve bilhassa teknolojinin baskısı sonrası ÖZERKLİĞİNİ yitirmiş bilimsel pratiğin güvenirliğide tartışmalıdır...

İnsan mantığı neye meyilli ise ona göre sonuç alır, üretir bir yapıya sahip ve yöntem İNDİRGEME, YALITMA, İZOLASYON olursa, dilediği her sonuca ulaşması veya bağıl öngörmeside mümkündür... Plazma Model için Big bang'e harcananın milyonda birisi harcansa belkide şimdi Plazma Modeli tartışıyor olacaktık ve evet tüm çalışmalarda doğruluyor görünecekti. Oysa Big Bang en çok yanlışlanan ama buna rağmende elinde sadece başlangıç mefhumu dışında hiç bir verisi kalmamış, gözlemlede doğrulanmayan(aksine gözlemle de, simulasyonlarla da doğrulanan Plazma Modelidir) bir teoriye döndüğü halde bile, hala sürdürülüyorsa bu bana göre her çağda yaşandığı gibi bir raydan çıkma durumu(mekanizm dönemi etkisi daha geçen yüzyılda kırılabildi)

sanırım kedi deneyine döndün, oysa o konu parçacığın momentum ile konumunun aynı anda tam doğrulukla ölçülemeyeceği idi, bir şeyin niteliğine dair değildi ki...

meseleye bakıyorum bir de meseleden yapılan çıkarımlara, değil bilim en basit ama tutarlı bir olguya dayalı felsefik düzlemde dahi, faraziyi tespit edebiliyorsunuz, alakasızlığı görebiliyorsunuz, alakasız çıkarımların, alakasızlığını göz, göre, göre kabul edebileceğimizi beklemek, inanç değilse nedir?

Kuantum fiziğindeki garipliklerin varlığı, Evrenin gali belada, bir elektron ebadından saçıldığını gösterir mi? Göstermez, dalga olduğunu gösterir mi? Göstermez... bilim bu kadar ucuzladı mı?(belkide, ama kime neye göre) ya da böyle bir gözlem, bütünsel maddenin, illa ama illa elektron ebadlı, kuantum dünyadan(tekil, minicik, yalıtık ve çok özel hazırlanmış-yukarıdaki alıntıda ifadesi gibi) fışkırdığının öngörüsü olabilir mi? bana göre hayır, elmalar, elmalara, armutlar, armutlara, koyunlar bacaklarına... Sonra o öngörü, aslında varlığın herhangi özel bir tekillikten fışkırması gerektiğini zorunlu kılmadığı gibi ya gerçekte o kuantum hal, varlığın en temel biriminde, gayet doğal idiyse? Bunu da dışlamamıza olanak veriyor mu? hayır, yani Big bang'in düzleminden çıkın çünkü Big bang'i referans almıyorum, almak zorunda da değilim, dolayısıyla bizlerin bakış açısı elbette diğerlerinden farklı, o nedenle de farklı yorumlamamız kaçınılmaz(niyetten değil, usülden! ve nedenkatılmadığımızı açıklama derdinden başka bir derdimizde olmadı ve yine diyorum, ilkel verilerle, salt mikro verilerle, makro düzeyde teori öngörülemezve sırf Plazma TV kullanıyorum diyede Plazma Evren Modeli geçerlidir denemez, plazma maddeyi kullanman ayrıdır, evren modellemen apayrı, maddeyi en küçük birimlerinin de altında gözlemlemen ayrıdır, buradan yola çıkarak madde yok -o halde kuantum fiziğide yok, kuantum ortamda-, her şey dalga-ilizyon demek apayrıdır!)...

spartacus
16-02-2016, 03:22
Meseleyi farklı almak-koymak üzerine...

Örneğin dalga çözümü üzerinden gidelim...

Her şey aynı anda hem ölü hem de diridir, bunu bilemeyiz.
Yanlış, kuantum alanın gariplikleri üzerinden yola çıkıp, sonrada her şeyin hem ölü, hemde diri olduğunu öne sürmek, üstelik bunuda evrenin merkezi yapılmış insanın gözlemine-kadere- teslim etmek hatadır, sonrada yine bu hataya çözümü yine kuantum dünyasının garipliklerine yönelerek çözmekte devam eden hatasıdır. Gerçekte bir şey ya ölüdür, ya diri, ya da ortası çünkü şeyler atomaltı dünyanın, yalıtılmış, deforme edilmiş ve gözlemin ilkelliğine de takılmış atom sistemleri veya parçacıkları değil...

Bir şey hem 1 hem de 0'dır.
Yanlış, ya 1'dir, ya da 0... Yine Kuantum yani Atomaltı(atomunda altında artık), ortama dayanakla makro düzeyde kanı üretilmiş, oysa bizler atomaltı parçacıklar değiliz, o nedenle de garip davranışlar sergileyemyiz, Evrene fizik yasalarıyla bağlıyız, atom altı parçacık değil atomlardan meydana gelen dev kütleli parçalarız... ne 1 nede 0 değiliz, 1 ve 0 tümüyle insanın fiziksel kuvvet veya fiziki etkileşimleri çeşitli farklı durumlarına, nitelik, özellik yansıtmalarına göre sembolik olarak soyutlamasından ibaret... hepsi bir yana, bir şey ne 1 ne de 0 olamaz, lakin etkileşim, kuvvet, ilişkisel zeminde pekala sembolik ifadeler kullanılabilir, ama bu kullanım kapsamları açısında kalır, bizler sembolik rakamlar ya da salt maksada dönük tek bir özelliğe-niteliğe indirgenebilir yapılar değiliz...

Belirsizlik İlkesi
Bir şeyin A ya da B olduğu bilinemez ve sebep-sonuç ilişkisi çökmüştür(safsata), çünkü belirsizdir. Yanlış, bir şeyin A ya da B olup olmadığını bilebiliriz çünkü belirsizlik ilkesi bir şeyin ne olup-olmadığı(içeriğe) değil, biçime dönük bir ifadedir, o biçimde yine kuantum düzeyde, yani atomaltında, atomaltı parçacığın aynı ANDA, konumu ve momentumunun tam doğrulukla ölçülemiyor olmasından kaynaklıdır, ya ölçebilecek yeni bir yöntem bulunmalı veya bu durum böyle kabul edilmelidir. Oysa biz ne atomaltı parçacığız nede A mı B mi olduğumuz momentum ve konumumuzun doğru ölçülmesine bağlı.. Bu ifadelerde 2 türden yanlış var, birisi belirsizlik ifadesinin atomaltı parçacığın momentum ve konumunun aynı anda tam doğrulukla ölçülememesi iken diğer yanlış ise ciddi bir mantık hatasıdır, buradan yola çıkıp niteliği(ne olup olmadığı diyelim) belirsiz olarak almaktır... Çöken ise mekanizm deliliği çağında kalmış olan, determinizmin belirlenebilirlik-belirlenmişlik ve dolayısıyla her şey belirlenmiş ise her bir şeyi ölçerek bir sonraki adımını belirleyebilirim ilkesidir(ve sadece deterministleri kapsar,dışında kalanlar zaten o zaman da bu ilkenin tutarlı olmadığını sebepleriyle açıklamışlar, Kuantum Fiziğinin bulunmasına gerek duymamışlardı)

Teknolojide yararlanılıyor
Teknoloji mekanik, kimyasal ve bir çok enerji, fiziki ilişkilerden de yararlanıyor, plazmadan yararlanması bizim plazma olduğumuzu düşünmemiz gerektiği, buhar enerjisinden, sıvıların sıkıştırılamazlığından yararlanması bizim ve tüm evrenin buhar veya salt sıvı olduğumuz, elektrik(buda aslında çeşitli maddeler arasında etkileşimdir) enerjisinden yararlanmamız, kendimizi salt elektron yükü olarak düşünmemiz gerektiği, ısı enerjisinden yararlanmamız kendimizin salt ısı enerjisi olduğu vb anlamına gelmediği açık değil mi? Teknolojik cihazlar veya bir hayli yalıtık ortamlar eliyle teknolojiden yararlanılabilir, çünkü belirli düzeyde ÖZEL oluşturmuş ve hem maddi ilişkilerin belirli ölçekte yoğunlukla kullanımı, hem ilişkisel bağın doğal değil, kullanım temelli oluşturulması, özel maksata yönelik bir araya getirme, salt kabaca maddeyi değil, etkileşim ağı böylelikle iş kapasitesinide amaç doğrultusunda kullanma ortamlarına bakarak ne kendimizi, ne doğayı ne de evreni özel maksatla üretilmiş robotlar gibi göremeyiz. Kuantum bilgisayarların ortamında kaç saniye hayatta kalabilirsiniz? Atomaltı parçacıkların veya atom düzeyindeki hareketin, iş kapasitesinin özel amaçla kullanımı elbette muazzam sonuçalr getirir, 1 atom saniyede milyonlarca kez titreyebilir, ama biz bunu parmağımızla yapamayız, o halde teknolojik alanda o hareketi, o az şeye bağlılığı, yalıtık ve maksata dönük kullanımı, o parçacık serbestliğinin kullanmak, bizimde atomaltı parçacık olduğumuz ve dilersek aynı şekilde hareket edebileceğimiz anlamına gelmez...

Meselenin ÖZÜ

Eğer yukarıda özetlenen maddelerde yanlış olarak ifade ettiğim şeyleri, ESAS, ÖNCÜL alsa idim, ben şahsen kendim bünye olarak hem aynı anda burada hemde başka yerde nasıl olabilirim? Dünya, Evren, oturduğum ev, her şey, hem burada hemde aynı anda nerede olduğumu-zu bilmediğimiz yerlerde olabilir ki diye sorardım. Sonrada hazır üretilmiş ama temelde yanlış çıakrıma dayalı dalgayız, yansımayız, scim teorisi elbette bize bir çözüm gelirdi, çünkü sorunu üretiş biçimimizde, dolayısıyla yanlış sorular ve zeminler üzerinden öngördüğümüz çıkışta, farazilere veya yanlış eşleştirdiğimiz çıkarımlara, zanlara dayanıyor..

Oysa ne ben ne bir başkası ne de evren ve katrilyon üssü katrilyonlarca parça, aynı anda ne hem burada ne de hem bir başka yerde değiller... O halde sorun ne? neden öyle olduklarını, atomaltı parçacık olduklarını ya da olduğumuzu düşünüp birde çözüm arayım ki?

Sonuç Olarak
Meseleleri üretmediğim sürece bu konuda dile getirilmiş hiç bir MESELEYE SAHİP değilim, dolayısıyla bir çok yanlış çıkarımla farazi üretilmiş her meselenin çözümüde, üfürükten öteye geçmeyecektir, bir bağıl zemini, bir bağlamı, bir nesnel zemini yok ki... Mesele salt gözlemlenmiş atomaltı parçacıkların garip davranışlarından yola çıkıp, kendisini atomaltı parçacık görmek üzerinden, yine insanın kendi eliyle yaptığı yanlış eşleştirme, çıkarım ve indirgeme metodunun gayet normal üretebileceği hata ve yanlışlara düşmesinden peyda olmuş...

Neden farklı düşünüyoruz? Çünkü benim böyle gerçekten yanlış ve üfürğe dayalı dediğim meselelerim yok, dolayısıyla buradaki yanlışı görmek yerine, bu yanlışları dile getirmek yerine, ya aynı yanlışa düştüğü için ama ya da bu işten bir şeyler devirdiği için kaynak tüketen veya harcayanalrı da ciddiye alacak ne zamanım nede kaynağım yok...

Konuya girdiği için açıklayayım;
Şu çarşaf modeli ve solucan deliği macerasından yapılan bir çok çıakrımda(yukarıdakilere benzer nitelikte) YANLIŞTIR, bir zamanların modelidir kabul, ama şu anda bilgisayar ve çizim ortamı o kadar ilerledi ki, çok kaba yanlış düşünce ve şartlanmaya yol açan modelin değişmesi gerekiyor, çünkü mesele bilim insanalrının ne düşündüğü meselesi değil, ardına milyonalrı takmış sözdebilimin, dinsel metinlerin, bilim karşıtı enstitülerin bu tür model eksikleri veya hatalı çıakrıma dönen durumları sonuna kadar kullanıyor, madem bilim diyeceğiz, bilim salt laboratuvarlarda üretilen bir iş, eylem değil ki, ne kadar çok sayıda insan bilim mecrasına katılır bilim o denli yüksek oranda hem kaynak yönünden hem de emek yönünden daha yüksek potansiyel kazanır...

Bilimsel ögörü ayrı bir şeydir, mantıksal yanlışlardan -üstelik elde destekleyen hiçbir veri yokken- yola çıkarak bilimsel öngörü yapmaya kalkmak ayrı, bilimsel öngörü yapılacaksa, ilkin meselelerin ortaya konuş biçimlerindeki yanlışlar görülmelidir, yoksa, teolojik çözümler veya teolojik tarz iddiaları farklı biçimlerde ortaya atıp, kafa patlatmanın pekde bir anlamı yok.

Katılmıyorsanız lütfen, benim ne olduğum veya NİYETİMİN ne olduğu açı-zeminine düşmeyin, kuantum fiziği üzerine veya karşıt yazmıyorum, çünkü konular kuantum fiziğini kapsamıyor, daha farklı biçimde kuantum fiziğine dayanan apayrı çıkarımlar olduğu için dahil oluyorum-karıştırılmasın... Katılmadığınız neresiyse orasını, neden katılmadığınızla yazın... Kısaca tomaltı parçacık değiliz ki, ben öyleymişim gibi düşünüp, tamam yaa, dalga teoremi, sicim teoremi sorunumu çözüyor diyebileyim, öyle bir sorunumda, meselemde yok, olmayan meselenin çözümüde haliyle üfürük olur...

Dialectics
17-02-2016, 01:28
Sevgili Dialectics

Bunu ifade edeceğini tahmin etmiştim, o sebeplede aklıma Plazma TV'ler gelmişti... Eğer Plazma Evren Modeli geçerli, Big Bang geçersiz değilse, plazma teknolojisini nasıl izah edebiliriz? Misal şu an kullandığın monitör bile muhtemel plazma, hatta odanın aydınlanmasıda... Keza yine kütle çekime dayalı, hatta yer çekimi dahi, örneğin her şeyin dalga olduğu, sır dayanak olarak kuantum'u aldı diye doğrulanmış olmaz, aksine yanlışlar...

Sn Spartacus,

Okuduğum kadarı ile Plazma evren modeli ile plazma Tv'ler arasında hiçbir alaka yok. Plazma evren modeli nereden geldiği belli olmayan, evreni kaplayan bir plazma durumunu önkabulle işe başlıyor. Halbuki Big bang teoremcileri bugün Big bang'in ışımalarına bakarak, bigh bangin öncesindeki koşulları keşfedebilmeyi tartışıyor.

Işığın yeri geldiğinde parçacık gibi davrandığı (elektronları atomların yörüngesinden koparabilmektedir), yeri geldiğinde de dalga gibi davrandığı (odanıza perdeden yansıyan ışık dalga değildir de nedir?) aşikardır. Keza size verdiğim örnekler de hep dalga etkisini ispatlayan uygulamardır. Labaratuar deneyleri değil, gerçek hayat uygulamalarıdır.

Bu tarz BAĞINTI kurmak, bilim değil sahte biliminbağıntı biçimi, senin öne sürdüğünde... hani dini-teolojik konularda hep kullanırız, bu ya da şunun böyle olması, şu ya da bu inancı doğrulamaz veya şu ya da bununda öyle olduğu anlamına gelmez...

Kuantum Fiziği ayrı, buna dayanarak üretilen kurgular ayrı kategorilerdir. İndirgeme alanında herşeyi söylemek mümkün, gerçekten mümkün, ancak hangisinin oalsı gerçek olduğu ya da gerçekten olabilir mi meselesi gayet doğal, anlaşılabilir bir durumdur... Elbette teknolojide faydalanılacak, özellikle Kuantum Fizik alanında çalışma yürüten bir bilim insanından ilgili başlığında alıntı yaptım, ne diyordu, özel, yalıtık ortamlar....
Ne kadar açık ve dürüstçe dile getirilmiş bir ifade değil mi? (muhtemel bir çoklarının da ekmeğindeki tereyağını eksiltiyor)

Katılmıyorum. Kuantumun temelleri 1900'lerde atıldı ve 100 yılı aşkın bir süredir bilim insanları bunun üzerinde çalışıyor, deneyler yapıyor ve giderek daha da derine dalıyor. Sizin kuantumun safsata olduğunu iddia etmeniz, 100 yılı aşkın süredir bu fiziğe emek veren bilim adamlarını şapşal yerine koymakdır. Kanımca şapşal oldukarını algılayabilecek kadar IQ sahibidir bu fizikçiler...


Bizde öteden beridir diyoruz ki;
1. İndirgeme -> Mantık yanlışına dayalı hatadır ve tüm ilişkisel ağ ve bütüne dair yanlışalrı bir yana, başlı başına izoledir, farazidir -> Bizim için kaidedir bu, kimseye ayrıcalık tanıyamayız, bunu yapabilmemiz için indirgenmiş izolasyonlardan, izolasyonun dışında belirleyici olduğuna dair gözlemimizin olması şart, var mı bu gözlem yok ama aksi yönde milyonlarca örnek sunulabilir...
2. Mikro parçacıklar üzerinden makro teoriler İMKANSIZDIR, çünkü teori ancak pratikle ve ölçeğinde sınanmışlıklarla elde edilebilir, her varsayım, kurgu, akıl yürütme teori olamaz...
3. Kuantum Fziği konusunda gördüğümüz henüz çok ilkel düzeyde gözlem yaptığımızdır dahası gözlem dahi yapamadığımızdır(gözlemcinin, göleme etki etmesi)...

Yani senin öne sürdüğünle, benim ifadelerim arasında dağlar kadar fark var, sen DALGAYIZ denmesini mantıklı buluyor olabilirsin, çünkü hangi meselene çözüm ürettiğine bağlıdır, ben ise meseleyi senin gibi koymuyorumdur, o halde senin meselenin çözümü, benimkini çözmüyor demektir...

Kübit denilen şeyi lütfen araştırınız. Kuantum bilgisayarları, kuantum teorilerinin doğruluğunun ispalayacak kadar etkileyicidir.



Kuantum fiziğindeki garipliklerin varlığı, Evrenin gali belada, bir elektron ebadından saçıldığını gösterir mi? Göstermez, dalga olduğunu gösterir mi? Göstermez... bilim bu kadar ucuzladı mı?(belkide, ama kime neye göre) ya da böyle bir gözlem, bütünsel maddenin, illa ama illa elektron ebadlı, kuantum dünyadan(tekil, minicik, yalıtık ve çok özel hazırlanmış-yukarıdaki alıntıda ifadesi gibi) fışkırdığının öngörüsü olabilir mi? bana göre hayır, elmalar, elmalara, armutlar, armutlara, koyunlar bacaklarına... Sonra o öngörü, aslında varlığın herhangi özel bir tekillikten fışkırması gerektiğini zorunlu kılmadığı gibi ya gerçekte o kuantum hal, varlığın en temel biriminde, gayet doğal idiyse? Bunu da dışlamamıza olanak veriyor mu? hayır, yani Big bang'in düzleminden çıkın çünkü Big bang'i referans almıyorum, almak zorunda da değilim, dolayısıyla bizlerin bakış açısı elbette diğerlerinden farklı, o nedenle de farklı yorumlamamız kaçınılmaz(niyetten değil, usülden! ve nedenkatılmadığımızı açıklama derdinden başka bir derdimizde olmadı ve yine diyorum, ilkel verilerle, salt mikro verilerle, makro düzeyde teori öngörülemezve sırf Plazma TV kullanıyorum diyede Plazma Evren Modeli geçerlidir denemez, plazma maddeyi kullanman ayrıdır, evren modellemen apayrı, maddeyi en küçük birimlerinin de altında gözlemlemen ayrıdır, buradan yola çıkarak madde yok -o halde kuantum fiziğide yok, kuantum ortamda-, her şey dalga-ilizyon demek apayrıdır!)...

Spartacus hocam,

Big bang ile olan sorununuzu anlayabiliyorum, size göre Big Bang bir ilk neden, dolayısıyla bir yaratıcı filan dayatıyor. Bense böyle bir şey düşünmüyorum. Big Bang'in de bir nedeni var. Düşünün zaman bile bükülebiliyor, zaman dahi göreli. Bugün fizikçiler dediğim gibi Big Bang'in nedenini dahi sorgulayabilecek deneyler geliştirmeye çalışıyorlar.

Üfürük diye nitelediğiniz sicim kuramı bugün Einstein'ın teoremleri ile kuantum teorilerini birleştirebilen elimizdeki tek teori. Evet sicim kuramını reddetmenizi de anlıyorum, çünkü tamamen matematiksel. Ve size göre matematik insan tarafından geliştirilmiş bir dil. Haklı da olabilirsiniz ancak öte yandan haksız da olabilirsiniz. Örneğin en son arkadaşların şu şişme teorisini ortaya koyan ve kütleçekim dalgalarının keşfiye ispatlanan Andrei Linde'nin teorisinin doğrulandığını gösteren videoda da anlaşıldığı üzere, bir kez daha matematiksel modellemelerin başarısını ispatladı. Öyleyse kuantum ve einstein teoremlerini birleştiren matematiksel sicim teorisinin doğru olmasını engellleyecek şey nedir? Üst boyutarın alt boyutlara yansımasını (kuantum ve einstein'ın görelilik teoremleri olarak) açıklayan bir denklem "safsata" ya da "üfürük" diye indirgenemez bence...

spartacus
17-02-2016, 02:40
Sn Spartacus,

Okuduğum kadarı ile Plazma evren modeli ile plazma Tv'ler arasında hiçbir alaka yok. Plazma evren modeli nereden geldiği belli olmayan, evreni kaplayan bir plazma durumunu önkabulle işe başlıyor. Halbuki Big bang teoremcileri bugün Big bang'in ışımalarına bakarak, bigh bangin öncesindeki koşulları keşfedebilmeyi tartışıyor.
nereden okudun? Yanlış biliyor olmalısın, heleki bazı ifadelerin? Plazma TV ile aynıdır demedim, teknolojide plazmanın kullanılması dedim! Ve evet yanlış biliyorsun, zira ne öngörüdür ne de varsayım, gerçektir, olgudur ve o modelin sahibide başlangıç saplantısına dayalı kilise değil, o konuda Nobel Ödülünü almış bir bilim insanıdır ve sen şimdi teknolojide kuantum fiziğinden daha fazla alanda kullanıyorsun, o yazını yazarken bile kullandın... Nereden geldiği öngörülemeyen plazma ne demek Dialectics? İlla bir yerlerden bir şey farazide hazırlanıp sonrada getirilmeli mi? Zeus şart mı? Geldiğini kim iddia etti ki, kabak gibi ortada. Evrende bilinen maddenin %99'u plazma, bildiğin çorba yani ve tüm gözlemlerimiz OLUŞUMLARIN ana rahmi olarak o çorbayı gösteriyor, öngörü değil, varsayım değil, Dünyanın dönmesi kadar gerçek. Elimde olgu var, faraziyi önceleyemem, hem derdim neki, ortada olanı bırakıp, kurguda kalanı tercih edeyim?. (https://tr.wikipedia.org/wiki/Plazma_%28fizik%29)Ne zamandan beri gözlem ile ortada olanı öngörü olarak yorumlar oldun? ne zamandır bugüne değin gözlemlenmiş yıldız ve galaksi oluşumlarının, Plazma Modelle örtüşmediği görülmüş?

Big Bang hiç bir iddiasında-çıkış kaynağıyla- doğrulanmış değil... kaç kere daha söyleyelim...

Big Bang'in ışımalrı olduğunu iddia eden sensin belkide bu bir şartlanma. Koca evrende Güneş sistemi dışına çıkmamışsın, küçücük bir noktada nereye gitsem aynı sinyali alıyorum demişsin (samanyolunun plazma olmasından(%99 oranda) veya elektromanyetikten veya Samanyolunun oluşumundan veya ana sistemin oluşumundan, hatta maddi etkileşim ve kuvvetlerden, zayıf kuvvetlerden de olabilir veya miras da kalmış olabilir, olamaz mı? Sonra bakmışsın, o zaman plazmanın ışığı soğuracağı aklına gelmemiş, kızıla kayma demişsin, evren ışık hızında genişliyor(şimdilerde ışık hızının da üstünde! demek zorundalar), demişsin, sonra da bunun gibi daha henüz yeterli bir sonuca ulaşma-varma şansın yokken dahi, Elde olan veri BİR BAKIŞ AÇISI, DOĞRULTUSU sunmaya yetmiyorken, Evren'i doğrulanamış veya defalarca yanlışlanmış, üstelik evrene sınır bile tayin edemezken, sınırlandırmış, birde O'nu illa başlatma ve başlatan öngörüsüne sarılmışsınız... Neresdir Evrenin'in merkezi? madem 360 derece genişliyor, değil mi? Oysa dedim ki, 360 derece etrafına baktığında aaa aynı hızla genişliyor demen dahi çelişki olur, öyle çıkmasının sebebi tamda ışığın plazmaca soğurulması ve kızıla kayması, benden uzaklaşıyor dedikelrin aksine sana yakınlaşıyor bile olabilir...

Big Bang ile bir SORUNUM YOK! YOK! ne de bir YARATAN ŞARTLANMASI, o da değil! İlla başlangıç mefhumlu düşünmek, ya da illa bir başlatan, bu KURGUDUR VE EVET eldeki VERİ VE GÖZLEMLER de bu kurguyu YETER DÜZEYDE DESTEKLEMİYOR, aksine aksini düşünmemiz için eldeki veriler daha fazla! ne yapayım şimdi çiftestandard mı? ne için, teolojik miraslarım mı var, olmalı mı? Çok mu önemli diyorum, bilmemek, gerçeğin ret ettiği ama olumlamadığı şeyleri kabul etmekten iyi değil mi? Plazma Model'ide nereden okuduysan, Big bang'den çok daha fazla objektif veri ve doğrulamaya sahiptir :) Ötekisi ise doğrulanmış değil, öngörü, varsayım ağır basmış ve tercihimi Plazma Modelden yana yapıyorum, özgür iradem ve yanılmışlığı da peşinen kabulle(bilim mutlaklığı dayatmıyor ki, illa her varsayımı mutlak kabul edeyim)...

Evrende öyle galaksi sistemleri var ki, ancak 70-80 milyar yılda oluşabilecekleri öngürülebiliyor... yetmiyor, sözde ilk milyar yıl önceki galaksiyi gözlediğini iddia ediyor, ama o da nesi, gayet normal bir galaksi... Sonra 30 milyar ışık yılı uzakta galaksi gözlüyor, yok ilk 500 milyon yılının hali, bildiğimiz tipik bir aktif galaksi ve bir an için yıldızların oluşumu için yine kendisinin öngördüğü ortalama zaman dilimini de unutuverebiliyor, bunlardan söz eden olursa bilim insanı ise camiadan dışlanıyor(eşeğin aklına karpuz kabuğu getirdikelri için belki) ya da yaptığın gibi kuantum karşıtlığı vb olarak mahkum ediliyor, oysa bu tutumun o kadar bilim ve mantık dışı ki... Şartlanma olabilir mi?

ya başlangıç ve başlatan yoksa, olmak zorunda mı? İşte bu soruya yanıt vermesi gerken ben değilim ki sensin. İddia senin ispatla mükellef olanda sensin, ama kızıla kaymaya yaslanıp, böylesi bir iddiayı ispatlamış olmazsın... Nasıl ki gördüğümüz şeyler ve şu evrendeki sözde mükemmel sistem lafızları Allah2ın ispatı olmaması gibi, burada sorun teorilerle alıp verememek değil, mantığına dair...
Işığın yeri geldiğinde parçacık gibi davrandığı (elektronları atomların yörüngesinden koparabilmektedir), yeri geldiğinde de dalga gibi davrandığı (odanıza perdeden yansıyan ışık dalga değildir de nedir?) aşikardır. Keza size verdiğim örnekler de hep dalga etkisini ispatlayan uygulamardır. Labaratuar deneyleri değil, gerçek hayat uygulamalarıdır.Işığın diyorsun ve bu davranış ışığa ait, buradan her şeyinde heleki ışığın kaynağı olan maddenin dalga olduğu sonucu ne çıkartılabilir, ne de o anlama gelir. kendin söylüyorsun DAVRANIŞI, pekala olabilir, ama bu demek değil ki, sende, her şey hatta ışığın kaynağıda bir dalga! Işığın dalga davranışını gördüm o zaman her şey dalgadır düşüncesi neden mantıklı olsun ki? Oysa sen bu sorumu, ışığın davranışına karşı olmak, kuantum karşıtlığı, yoksaymak vb gibi gerçekten absürd biçimde yorumlayabiliyorsun, böylesine kaba bir algı-anlam problemini neye borçluyuz?Katılmıyorum. Kuantumun temelleri 1900'lerde atıldı ve 100 yılı aşkın bir süredir bilim insanları bunun üzerinde çalışıyor, deneyler yapıyor ve giderek daha da derine dalıyor. Sizin kuantumun safsata olduğunu iddia etmeniz, 100 yılı aşkın süredir bu fiziğe emek veren bilim adamlarını şapşal yerine koymakdır. Kanımca şapşal oldukarını algılayabilecek kadar IQ sahibidir bu fizikçiler...
Böyle bir iddiam olmadı, üstelik yazımda açıkladım, yukardıa yine değindim. Bu çıkışı neden yaptın Dialectics? belki yazıyı tekrar okuman gerekiyor, belkide biraz düşünmen...

bana resmen;
http://degisimehazirim.com/blog/kuantum-dusunce-ne-dusunursek-onu-yasariz-ne-dusunursek-o-oluruz/
Bunun gibi yüzlercesini ya da bunun gibileri
http://gizliilimler.tr.gg/Zihin-S.ue.re%E7lerinin-Kuantum-Boyutu.htm
http://semrakozanli.com/kuantum-meditasyon.html

Sırf KUANTUM dedikleri için, ve benim aynı mantıkla ve aynı temelde öne sürlen her türlü varsayıma itirazlarımı, Kuantum karşıtlığı olarak okumuş oldun...

Katılmıyorum demişsin ya, katılmayabilirsin bende bu tür üfürklere katılmıyorum, lakin mantık ve bilimin metodunda senin çıkarımına yer yok ve evet, o halde teknolojde hidrolik sistemleri kullanmamız, kimyevi enerjiler elde edip dönüştürmemize bakarak hepimiz sıkıştırılamaz sıvıyız, her şey buhar, her şey elektrik, her şey plazma, her şey ısı enerjisi, her şey dalga diye, diye, ayıra, parçalaya, yalıtık devam edebiliriz, sonuç? ne olduğunuza karar verebildiniz mi?.

hala dile getirdiğim meseleyi anlamamamışsın yada anlatamamışım... Lütfen yazımda koyulaştırdığım paragrafların üzerinden tekrar geç.

ÜFÜRÜK SİCİMDİR, HOLOGRAMDIR, üfürüktür sebebini de dile getirdim, ben dediğim için değil, çok basit ve indirgenmiş bir alandan GENELLEME yapacak düzeyde uçabildiği için, sonrada farazi çözümler sunduğu için. Siz evreni 1 görür, ama hayır bu bir sorun 0 olmalı derseniz, biriside gelir çıkartma işlemini yapar, 1-1 = 0 der, aha sorunun çözüldü... Yani baştan nasıl şartlanırsak insan olarak biz ona göre sonu üretebiliyoruz... KURAM da değillerdir.

Evren basit ışık denklemiyle, yalıtılmış kuantum parçacıkların(parça değil parçacık) garip davranışlarıya formüle edilemez, ama istersen elindeki malzeme zaten salt ışık ya da salt parçacık olduğu için elbette herhangi bir matematiksel işlemle dilediğini kağıt üzerinde ispatlarsın, çünkü, elindeki malzeme bir ya da iki tane faktördür, evren ise maddeden başla, kuvvetlere değin, bin faktörlüdür.

Gerisi içinde yazıyı tekrar oku lütfen, cevabınla, görüşüm arasında iğne kadar olsun alaka kuramadım, tekrar okur dönersen devam edebiliriz. Her ifadende kuantum lafzına sığınma, zira mesele o değil, hem şartlanabiliriz, yalıtık, indirgeme değil bir bütün halinde bağıl ilişkiler kurmalıyız... Ben sana şimdi sırf 1 sorunum dediğin ve çözümüne dayanıp, sana içinden çıkılamaz düzinelerce sorun ürettiğine dair sorular sorabilirim... Çünkü sen baştan dalgayız diye şartlanıyorsun, önkabulün var gerisi çorap söküğüdür, 1 sorunun vardı şimdi 100 etmiş durumdasın ama görmüyorsun(sebep?)...

spartacus
17-02-2016, 03:08
https://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?p=394084

Alıntı kısımı ve kaynak(ki evvelde -o zamanlar ısrarla Big bang derdim- çok daha fazla sayıda kaynaktan okudum, alıntıdaki bilim insanının aldığı ödüller gerçek, gözlem yapmasının engellenmesi, dergilerde Big bang'in dayanaklarını çürüten ispatlarını yayınlaması engelleniyor (elbette güvenmeyeceğim) -ki gerçek, o modeli ilk ortaya atan bilim insanıda Nobel Ödülü alıyor)

Geriye sadece radyo sinyali meselesi kalmış ki, o galaksi sistemleri oluşumuyla bile öngörülebilir bir zeminde de ifade edilebiliyor.

https://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?p=394125