Orijinalini görmek için tıklayınız : İslamda Esirlik ve Kölelik
002. Sure - BAKARA *SURESİ 196. AYET (HACCI DA UMREYI DE ALLAH IÇIN TAMAMLAYIN. EGER ENGELLENIRSENIZ, ESIR VEYA KÖLE ÂZATLAMAK, KÂBE'YE KURBANLIK HAYVAN VEYA BASKA BIR SEY SUNMAK SEKLINDE BAGISTA BULUNMANIN KOLAYINIZA GELENI YETERLIDIR. BAGIS, KENDI YERINE VARINCAYA KADAR BASLARINIZI TIRAS ETMEYIN. IÇINIZDEN HASTA OLAN YAHUT BASINDAN RAHATSIZLIGI BULUNAN ORUÇ TUTARAK YAHUT SADAKA VEREREK VEYA KURBAN KESEREK/ALLAH'A YAKINLIK IÇIN KÂBE'YE BIR SEY BAGISLAYARAK FIDYE YOLUNA GITSIN. GÜVENE KAVUSTUGUNUZDA, HACCA KADAR UMREDEN YARARLANMAK ISTEYEN, ESIR VEYA KÖLE ÂZATLAMAK, KÂBE'YE KURBANLIK HAYVAN VEYA BASKA BIR SEY SUNMAK TÜRÜNDEN KOLAYINA GELEN BIR BAGISTA BULUNSUN! BUNU BULAMAYAN ORUÇ TUTSUN: BU, ÜÇ GÜNÜ HACDA, YEDI GÜNÜ DÖNDÜGÜNÜZDE, TAM ON GÜNDÜR. BU, AILESI MESCID-I HARAM'DA OTURMAYAN KISI IÇINDIR. ALLAH'TAN SAKININ VE BILIN KI, ALLAH'IN AZABI ÇOK SIDDETLIDIR.)
Burada hac olayını yerıne getıremıyosan esir veya kole azad et denıyor bu cevırı Yaşar Nuri Öztürk'e ait baska cevırılerde ben bu kole olayına rastlamadım dogrulugunu onaylayacak *baska kaynaklar bılen arkadaslar var mı..?
Birde tabiki şu *esir ve kolelık olayı islamın esıtlıgınden ve ınsanların bırbırınden ALLAH katında farklı olmadıgı gorusu varken nasıl olurda ALLAH kullarına kole ve esir *dıye hıtap eder cok merak ettım dogrusu... :roll:
Merhaba Değişim, Dinlerden özgürlüğe hoş geldiniz.
Kölelikle ilgili açılmış birkaç topik'imiz daha var. Onlara bir göz atın isterseniz.
http://www.turandursun.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=5415&highlight=k%F6le
http://www.turandursun.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=5120&highlight=k%F6le
http://www.turandursun.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=1526&highlight=k%F6le
http://www.turandursun.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=4907&highlight=k%F6le
http://www.turandursun.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=4255&highlight=k%F6le
002. Sure - BAKARA *SURESİ 196. AYET (HACCI DA UMREYI DE ALLAH IÇIN TAMAMLAYIN. EGER ENGELLENIRSENIZ, ESIR VEYA KÖLE ÂZATLAMAK, KÂBE'YE KURBANLIK HAYVAN VEYA BASKA BIR SEY SUNMAK SEKLINDE BAGISTA BULUNMANIN KOLAYINIZA GELENI YETERLIDIR. BAGIS, KENDI YERINE VARINCAYA KADAR BASLARINIZI TIRAS ETMEYIN. IÇINIZDEN HASTA OLAN YAHUT BASINDAN RAHATSIZLIGI BULUNAN ORUÇ TUTARAK YAHUT SADAKA VEREREK VEYA KURBAN KESEREK/ALLAH'A YAKINLIK IÇIN KÂBE'YE BIR SEY BAGISLAYARAK FIDYE YOLUNA GITSIN. GÜVENE KAVUSTUGUNUZDA, HACCA KADAR UMREDEN YARARLANMAK ISTEYEN, ESIR VEYA KÖLE ÂZATLAMAK, KÂBE'YE KURBANLIK HAYVAN VEYA BASKA BIR SEY SUNMAK TÜRÜNDEN KOLAYINA GELEN BIR BAGISTA BULUNSUN! BUNU BULAMAYAN ORUÇ TUTSUN: BU, ÜÇ GÜNÜ HACDA, YEDI GÜNÜ DÖNDÜGÜNÜZDE, TAM ON GÜNDÜR. BU, AILESI MESCID-I HARAM'DA OTURMAYAN KISI IÇINDIR. ALLAH'TAN SAKININ VE BILIN KI, ALLAH'IN AZABI ÇOK SIDDETLIDIR.)
Burada hac olayını yerıne getıremıyosan esir veya kole azad et denıyor bu cevırı Yaşar Nuri Öztürk'e ait baska cevırılerde ben bu kole olayına rastlamadım dogrulugunu onaylayacak *baska kaynaklar bılen arkadaslar var mı..?
Birde tabiki şu *esir ve kolelık olayı islamın esıtlıgınden ve ınsanların bırbırınden ALLAH katında farklı olmadıgı gorusu varken nasıl olurda ALLAH kullarına kole ve esir *dıye hıtap eder cok merak ettım dogrusu... :roll:
çok basit değişim bunu 5 yaşındaki çocuk anlar .
tutup da Allah köle edinin demiyorki...ayet çok basit köle azat edin diyor.Yani o kurumu bence aşamalı olarak yok sayıyor kaldiriyor.
çok basit değişim bunu 5 yaşındaki çocuk anlar .
tutup da Allah köle edinin demiyorki...ayet çok basit köle azat edin diyor.Yani o kurumu bence aşamalı olarak yok sayıyor kaldiriyor.
--->Allah acaba halkın tepkisinden korktuğu için mi böyle bir şey istiyor ?...
sodomo--
12-04-2007, 15:08
Arkadaşım bak KC linkler vermiş bi oku sana zahmet. Kuran'da köle azad hükümleri bellidir ve pratikte bir geçerliliği yoktur. Köle azad koşulları uygulanabilir değildir ayrıca Kuran köleliği içkiyi yasaklar gibi yasaklamaz tam aksine köleler ile hürlerin eşit olmadığını söyleyerek köleliğe tasdik verir ve bu yüzden de 1400 yıl boyunca Osmanlı dahil bütün islami rejimlerde kölelik süregelmiştir ve dahası kurani dayanaklarından dolayı kaldırılması imkansız hale gelmiştir.
Kime hikaye anlatıyorsunuz ki?
Bell bak aşağıya aldığım metin MÖ.250 yılında bir Hükümdar tarafından yazılmış. Bir de
Allah'ın "aşamalı köleliği kaldırma girişimine" bak. Arada ne fark var bul...
M.Ö 250 AŞOKA KANUNLARI
Aşoka koyduğu kanunları ülkenin dört bir tarafına sütünlar üzerine yazarak dikmiştir.
MADDE-1 İnancı, ırkı ne olursa olsun bütün insanlar eşittir, aralarında ayrım yoktur. İnsan öldürmek yasaktır
MADDE-2 Bir insan suçluluğu ispat edilene kadar ceza alamaz, hapis edilemez, işkenceye maruz bırakılamaz
MADDE-3 Suçu ne olursa olsun bir insan idam edilemez
MADDE-4 İzinsiz ağaç kesmek yasaktır
MADDE-5 Avlanmak, hayvan öldürmek yasaktır
MADDE-6 Her evlat anne babasına bakmakla görevlidir
MADDE-7 İnancı, ırkı ne olursaolsun seyehat halinde olan herkesin canı ve malı Aşoka korumasındadır. Seyyahlar Aşoka tarafından inşa edilen kervansaraylarda ücretsiz konaklayabilir. Yol kenarına seyyahlar için dikilen meyve ağaçlarından yararlanabilirler.
MADDE-8 Tutuklu bulunanlar senede bir gün serbest kalacaklardır
MADDE-9 Yaralı olan her insan gibi her hayvanda hastanelerde bakım görmek zorundadır.
MADDE-10 Bütün dinlere ve din adamlarına saygı gösterilmesi Aşokanın emridir.
(Antimuhammed arkadaşımızın bir yazısından copy edilmiştir.)
Arkadaşım bak KC linkler vermiş bi oku sana zahmet. Kuran'da köle azad hükümleri bellidir ve pratikte bir geçerliliği yoktur. Köle azad koşulları uygulanabilir değildir ayrıca Kuran köleliği içkiyi yasaklar gibi yasaklamaz tam aksine köleler ile hürlerin eşit olmadığını söyleyerek köleliğe tasdik verir ve bu yüzden de 1400 yıl boyunca Osmanlı dahil bütün islami rejimlerde kölelik süregelmiştir ve dahası kurani dayanaklarından dolayı kaldırılması imkansız hale gelmiştir.
Kime hikaye anlatıyorsunuz ki?
Sn sodomo değerli yazınızı şimdi okuyorum.Ben arkadaşın astığı ayeti ilk kez okuyunca bu sonucu çıkardım.Sizin yazdıklarınızı K.C nin verdiği linkleri şimdi okuyorum.
Acele ettim heralde biraz.Ancak o ayetten bu sonucu çıkardım ve ayet kesinlikle kölecilik kurumunu destekler nitelikte değil
Bak 5 yaşındaki cocuktan akıllı arkadaşım beelzbb oku
"Allah, hiçbir seye gücü yetmeyen, baskasinin mali olmus bir köle ile, katimizdan kendisine verdigimiz güzel riziktan gizli ve açik olarak harcayan (hür) bir kimseyi örnek verir. Bunlar hiç esit olurlar mi?..." (K. 16 Nahl 75)
Ayni Sûre'de bir de su var:
"Allah kiminize kiminizden daha bol rizik verdi. Bol rizik verilenler, sag ellerinin satin alip sahip olduklari kölelerine riziklarini verirlerken kendilerini rizik alaninda onlara esit saymazlar..." (K. 16 Nahl 71).
Bunlar zaten başka başlıklarda tartışılmış sitenin yenisi oldugum icin verilen linkten tumunu okuma şansım oldu.
Benim ogrenmek istedigim suydu ve ogrendım;
Muhammedın ALLAH ı hak ındırdıgını ıdda ederken alemlere, bakıyorumda hıc alakası yokmus devam eden hala bir kolelık sıstemı var HAK vermek demek tumuyle herkesi herseyi esit kılmak demektir ama tam tersını soyluyo ayetler ben bunu sordum ve gereklı cevabı zaten aldım ve senınde okuyarak benım gıbı 5 yasındakı cocuk kafasında kalmamanı dılerım..SAYGILAR
commandante
12-04-2007, 20:40
kölelik kurumu islamiyet içinde hiçbir zaman meşruiyeti kaybetmemiştir.
Engse Hohol
30-04-2017, 15:59
islamda kölelik ve cariyelik yoktur iddiasını yalanlayan resmii belgeler var, islam köleliği ve cariyeliği kaldırmıştır iddiasını inanarak söyleyen kişileri bile utandıracak şekilde güçlü belgeler bunlar.
https://lh3.googleusercontent.com/-QQQEud-iT-s/WQXc_e3s_UI/AAAAAAAAK8A/mZymREw4Rn0skEUlZnsz7oat25GSPnJIACL0B/w530-d-h449-p-rw/vus2.jpg
Sabah 9’dan akşam 6’ya kadar patronu daha çok kazansın diye çalışan insanlar; İslam da kölelik var sanıyor. Arkadaşım “modern köle” biziz.
Batılı manada kölelik zaten İslam’da hiç olmadı. Söz konusu olan kölelik savaş esirliğidir.
İslam savaşlarda ölümün az olması ve mübadelenin devamlılığı için savaş esiri almayı teşfik ediyor. İslam’da kölelik olarak algılanan olay budur. 1400 yıl önce savaş esirleri için 4 ihtimal var. Gelin hep beraber bu ihtimalleri değerlendirelim;
1-) Esirlerin Tümünü Serbest Bırakmak
Eğer ki esir alınanların hepsi serbest bırakılırsa hiçbir caydırıcılık olmaz. Savaşta geriye düşen taraf hemen taktiksel olarak teslim olur, serbest kaldıktan sonra tekrar savaş açarak saldırı durumundan çekince yaşamaz.
Serbest bırakılıp hala ülke içinde kalmaya devam edenler ajanlık yapabilir, iç karışıklık çıkarabilir. Bu sebeplerden bu ihtimal mantıklı değildir.
2-) Esirlerin Tümğnğ Öldürmek
Bunun zaten ahlaki ve vicdani kurallara uymadığından hemfikirizç
3-) Esirlerin Tümünü Hapsetmek
O devirde bu kadar insanı alabilecek hapishane yok. Kaşdı ki hapis edilen insanların ömür boyunca yeme içme gibi ihtiyaçlarının karşılanması gerekir, o kadar kaynak yok. Bu ihtimal ülke ekonomisini sarsacağından mantıklı değildir.
4-) Esirleri Köleleştirmek
İslam’ın yaptığı bu oldu. Esirler öncelikle; karşı tarafa esir düşen Müslümanları kurtarmakta kullanıldı. İkinci olarak okuma yazma öğretenler serbest bırakıldı. Son olarak esirler köleleştirildi. Bu zaten o dönemdeki bütün ülkeler ve kabileler tarafından yapılan birşeydi, ancak İslam buna düzenlemeler ve bir takım kurallar getirdi ve hukuki bir niteliğe bağladı. Bunlar;
-Kölenin sahibi köleye istediği gibi davranamaz
-Kölenin sahibi köleye; yediğinden yedirmek, giydiğinden giydirmek zorundadır.
-Kölenin fidyesini kim öderse ödesin köle serbest kalır.
-Köle evlilik yapabilir,aile kurabilir. Müslüman köşe iki eş alabilir.
Kudüs'e varan Hz. Ömer'in deveye binme sırası kölesinde olduğu için, köle devenin üzerinde iken ve kendisi devenin yularını çekerken şehre girdiği bilinen bir şeydir.
Şimdi sorulabilir ki; herkesin bu şekilde davranacağı ve onları istismar etmeyeceğini nerden bilebiliriz. Ancak bu her durum için böyledir. İnsanda insaf ve vicdan yoksa herşeyi yapar. Ancak gerek batılılardan gerekse İslam ülkelerinde yaşayan gayri-müslümlerden elde edilen verilere göre; İslam kültürünün içselleşmiş olduğu toplumlarda böyle bir istismar yaşanmıyor.
Sizin iddia ettiğiniz aksine Kur’an köleliği sevmez. Eğer ki sevseydi namaz, oruç gibi köleliğe teşfik ayetleri olurdu. Kur’an da kölelikle ilgili ayetler hep onlara iyi davranma ve onları azad etme üzerinedir.
İslam'a göre köle edinmek, insanları esir etmek için savaş açılıp bir yere saldırılmaz. Savaş esiri yukarıda ifade edilen prensip çerçevesinde alınabilir. Dünya yerinde olduğu sürece ve insan da bu dünya üzerinde var olduğu sürece, savaşlar var olacak ve savaş esirleri de alınacaktır. Bu bakımdan bu konudaki hükmün zamansallığından ve yerelliğinden bahsedilemez.
İslam özelinde ortaya koyulmuş böyle bir yapının ve yaklaşımın, aşina olduğumuz batı tipi kölelik ile bırakın aynı yere koyulması, bir arada anılması dahi eğer büyük bir aymazlık değilse ciddi bir bilgisizlik göstergesidir.
İlgilenenler 14. Dakikadan sonrasını izleyebilr;
http://www.pbs.org/wnet/black-in-latin-america/video/full-episode-mexico-peru-a-hidden-race/227/
Bugün buna değindik; yarında cariyeliğe değiniriz, sorulara cevap vermeye kaldığımız yerden devam ederiz.
Takiyiddin
01-05-2017, 06:36
İslam savaşlarda ölümün az olması ve mübadelenin devamlılığı için savaş esiri almayı teşfik ediyor. İslam'da kölelik olarak algılanan olay budur. 1400 yıl önce savaş esirleri için 4 ihtimal var. Gelin hep beraber bu ihtimalleri değerlendirelim;
Kendi ağzınızla söylüyorunuz işte. İslamdaki kölelik müessesesi 1400 yıl öncesinin şartları için uygunluk arz edebilir ama günümüz modern dünyasında böyle bir kurumun savunusunun bile yapılması kabul edilemez. Çünkü, insanlık, Kuran'ın yazıldığı ve bizzat kendisininde temsil ettiği düşünce yapısını ve kültürünü fersah fersah aşmış durumda. Bu sebeple de bu tür Orta çağ anlayışlarını ihtiva eden inançlar, günümüz modern toplumları ile çelişki ve çatışma içerisindedir.
Bununla birlikte İslamiyetin, kölelere yönelik yapılacak muameleye ilişkin bir takım iyileştirmeler yaptığı inkar edilemez. Fakat bunun gerçekten kölelerin iyiliği düşünülerek mi, yoksa onların bir zaman sonra tahammül edilemez şartlara isyan ederek, spartacus vakasında olduğu gibi bir köle ayaklanması çıkarmalarını engellemek için mi yapıldığı tartışılabilir. Prof. dr. İlhan Arsel kitaplarında, İslamiyetteki kölelik müessesesi üzerinde özellikle durmuştur. Bunlara göz atmanızı tavsiye ederim. Özellikle modern toplumların siyasal, toplumsal ve düşünsel kültürü ile İslam toplumlarınınkinin karşılaştırıldığı ''Şeriat Devletinden Laik Cumhuriyete'' adlı kitabını tavsiye ederim.
postalmarx
01-05-2017, 07:52
Hoatzin ben bu mevzuları tam anlamadım bir iki sorum var.
1) İslam'da başka milletlerin kendi savaşlarına esir düşmüş köleleri satın almak var mı? Böyleyse eğer Afrika'da zaten Zenciler kendileri gidip başka kabile adamlarını köle edip satıyorlardı hem Batılılara hem Araplara. Adam gitmiş "savaşta" esir düşmüş köle olmuş, Zenci köle tacirlerinin kendi köle pazarında satılıyor, satın alınabilir mi? Caiz midir dinimizce? Ve tarihsel olarak bu olmuş mudur? Olmuşsa nasıl bir rakam olmuştur toplamda?
2) Esir edilmiş bir insan köle olmuş sonra bunlar evlenebiliyor, diyelim ki köle adam ve köle kadın (cariye) evleniyor, doğan çocuk hür müdür köle midir dinimizce?
Öncelikle köle dediğimiz şey batılı manadaki köle değil, savaş esiri demek. Bu ikisini birbirinden ayırın.
Günümüzde mümkün değil denilmiş; insanlık var olduğu sürece savaşlar devam edecektir. Savaşın olduğu her yerde savaş esiri vardır.
http://www.bbc.co.uk/turkish/esirler.shtml
http://www.hurriyet.com.tr/esir-goruntuleri-abd-yi-soke-etti-135752
Yukarıdaki girdimizde savaş esirleri için 4 ihtimali belirtim sonuçlarını yazdım. Eğer ki varsa daha mantıklı 5. Seçenek sunun tartışalım.
Tekrar edecek olursak, bir kişiyi esir alan kimse;
-Giydiğinden giydirecek
-Yediğinden yedirecek
-Fidyesini kim öderse; ödesin serbest kalır. Fidye ödenmese bile topluma yararlı bir hizmet karşılığı serbest kalır örneğin okuma yazma öğretmek.
-Evlenip aile kurabilir.
Şimdi deniliyor ki köleler isyan etmesin diye bu şartlar getirilmiş. Ancak bakılınca çalışıyorlarsa azad edilince kendi ülkelerine dönmek yerine İslam illerinde kaldığı görülüyor. Yine aynı şekilde azad edilen köleler kendi ülkelerine dönmek yerine İslam illerine iş kurup, yerleştiği görülüyor.
Kendi ülkeleri ve esir düştükleri yerler arası ticari ve sosyolojik bağlar oluşuyor. Hatta bu esirler devlet kuruyor, devlet başkanlığına çıkıyor. Kölemen Devletleri diye araştırırsanız görürsünüz.
Gelelim cariyelik kavramına;
Cariyelik meselesi; savaşta ve çeşitli felaketler sonucu ortada kalmış bakacak yada ilgilenecek kimsesi olmayan kadınlarla ilgili bir durumdur.
Bu kadınların bakılabilmesi için belirli koşullar gerekir; bu koşulları herkes sağlayamaz. Yani sanılanın aksine cariye sahibi olmak büyük avantaj değil genellikle büyük külfet getirir.
Sırf cinsel ilişkiye girmek için de cariye almak caiz olmadığından, bu açıdan da bir cazibesi olmadığına göre, cariyenin gerek çalışarak gerekse de başka bir şekilde bulup getirerek kendisini serbest bıraktıracak (ki serbest bırakılmak zorundadır savaş esirleri bu bedel ödendiğinde) fidye ödendikten sonra savaş esiri yani burada cariye, bedeli ödeyen kişinin hizmetinde çalışmaya başlayabilir. Bu kişi, bu cariyeye giydiğinden giydirmek, yediğinden yedirmek zorundadır.
“Evlenme imkanını bulamayanlar ise, Allah, lütfu ile kendilerini varlıklı kılıncaya kadar iffetlerini korusunlar. Ellerinizin altında bulunanlardan (köleler ve cariyelerden) mükatebe yapmak isteyenlerle, eğer kendilerinde (hürriyete kavuşmalarında kendileri için) bir iyilik görüyorsanız, hemen mükatebe yapın. Allah'ın size vermiş olduğu malından siz de onlara verin. Dünya hayatının geçici menfaatlerini elde edeceksiniz diye, namuslu kalmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları zor altında bırakırsa, bilinmelidir ki, zorlanmalarından sonra Allah (onlar için) çok bağışlayıcı ve merhametlidir.” (Nur Suresi – 33.ayet)
Ayetin Elmalılı mealini görüyorsunuz, dileyen bakabilir. Buradan anlaşılacağı gibi; caiyelerinizi fuhuşa zorlamayın diye açık emir var.
Postalmarx;
Köle pazarı diye bir kavram yok, sana şöyle örnek vereyim. Şimdi diyelim ki benim bir savaş esirim var. Sen gerek azad etmek için gerekse belirli koşullar altında iş vermek için fidyesini öder esiri benden alırsın. Benim sana hayır deme hakkım yok.
Çocuğun köle olma durumu konusunda;
İslam ansiklopedisi; özgür baba ile köle kadından doğan çocuğun köle olduğunu söylemiş. Köle baba ile özgür anneden doğan çocuğun ise özgür olduğunu söylemiş. Bu durumda çocuğun özgürlük durumu annenin durumuna bağlıdır diyebiliriz.
Tekrar etmek gerekirse İslam’da köleliğe teşvik için ayetler yoktur. Tam aksine hep onları azad etmekle ilgili ayetler vardır.
Kaldı ki İslam tarihinde siyah bir Habeşli olan Biial'in konumu, Peygamber'in köle ve köle çocuğu olan Zeyd ve oğlu Üsame'yi birçok Arap ileri gelenlerinin, muhacir ve ensarın görev yaptıkları ordulara tayin etmesi, beşeri sistemlerde görülmeyecek bir durumdur.
Yine aynı şekilde özellikle İslam'ın Mekke'de yayılma dönemlerinde müslüman oldukları için eziyet gören müslüman köleleri Hz. Ebu Bekir'in özgürlüklerine kavuşturduğunu biliyoruz.
Bu açıdan değerlendirildiğinde her türlü fikri, sosyal, siyasi bağımlılığa karşı çıkan ve bu uğurda yanına köleleri de alan bir sistemin, kölelikten rahatsız olacağı ve bu müessese ile mücadele edeceği mantıksal bir zorunluluktur.
Bu noktada kölelik niye direkt olarak tek bir emirle kaldırılmamıştır diyenler elbetteki olacaktır. Şimdi dışarı çıkmam geriyor yazımın devamında bu konuyada mutlaka değineceğim.
postalmarx
01-05-2017, 11:41
Ben yıllar önce BBC'de bir sayfada kölelik ile ilgili birşey okumuştum. Diyordu ki Araplar tam 1000 sene zenci köle ticareti yapmış ve toplamda 10 milyon köle ticareti yapmışlar. Avrupalılar ise geç başlamışlar ama daha yoğun ticaret yapıp 400 senede aynı rakamı bulmuşlar.
Şimdi İslama göre köle etmek için savaş açmak yoksa bile başka yerde savaşta köle edilmiş insanları satın almak caiz midir değil midir?
Eğer öyle ise o zaman islam ülkesinde hiç savaş olmasa bile sürekli dışardan satın alınan yeni kölelerle (çünkü afrikada kendi ırk insanını köle edip satan zenciler asıl bu ticareti yapıyordu kıtaya dışardan gelenlerle ve talep varsa arz da bitmez), ve eldeki kölelerin de islam hukukuna göre doğan köle çocukları ile birlikte nesiller geçecek, asırlar geçecek ama kölelik bitmeyecektir ve köle sayısı nüfus oranına göre azalmayacaktır.
Acaba son 100-150 yıldır Batılı emperyalistlerin baskısı olmasaydı, ve kölelik bu şekilde dışardan zorlama ile kaldırılmasaydı, islam ülkelerinde kölelik hala devam ediyor olur muydu bugün? Acaba daha kaç yüzyıl daha devam ederdi? İslam toplumu kendi kendine bir gün köleliği kaldırmaya karar verebilir miydi? Yoksa bazı hocalar buna itiraz mı ederlerdi?
Takiyiddin
01-05-2017, 13:38
Öncelikle köle dediğimiz şey batılı manadaki köle değil, savaş esiri demek. Bu ikisini birbirinden ayırın.
Günümüzde mümkün değil denilmiş; insanlık var olduğu sürece savaşlar devam edecektir. Savaşın olduğu her yerde savaş esiri vardır.
http://www.bbc.co.uk/turkish/esirler.shtml
http://www.hurriyet.com.tr/esir-goruntuleri-abd-yi-soke-etti-135752
Yukarıdaki girdimizde savaş esirleri için 4 ihtimali belirtim sonuçlarını yazdım. Eğer ki varsa daha mantıklı 5. Seçenek sunun tartışalım.
Tekrar edecek olursak, bir kişiyi esir alan kimse;
-Giydiğinden giydirecek
-Yediğinden yedirecek
-Fidyesini kim öderse; ödesin serbest kalır. Fidye ödenmese bile topluma yararlı bir hizmet karşılığı serbest kalır örneğin okuma yazma öğretmek.
-Evlenip aile kurabilir.
Günümüz modern dünyasındaki savaş esiri kavramı ile İslam hukukunun savaşta esir edilenleri köleleştirmeye cevaz vermesi aynı şeyler değildir dostum. Bir kere uluslararası savaş hukukunda esirlere yönelik muameleye ilişkin çeşitli kaideler vardır. Savaşta elde edilen esirler, esir edenlere bir tür mal dağıtır gibi dağıtılmaz. Esir bile olsalar çeşitli hakları vardır. Bunlar çiğnendiğinde uluslararası hukuk aracılığıyla haklarını arayabilirler. Hapsedilebilirler, savaş sırasında suç işlemişlerse cezalandırılabilirler ama bireysel varlıkları sanki bir mal gibi bir başkasının mülkiyeti haline getirilemezler. Ayrıca sivil unsurlar savaş esiri statüsüne dahil edilemez. Fakat İslamın savaş hukukuna göre ele geçirilen şehirdeki çocuklar ve kadınlarda dahil olmak üzere tüm halk esir edilip, köleleştirilebilir. İslam inancının, kendi dönemindeki kimi anlayışlara kıyasla köleler için bazı olumlu reformlar yaptığı söylenebilir. Fakat bu durum son kertede ne olursa olsun bir kölenin kişiliğinin ve hürriyetinin, bir başka insanın mülkiyetinde olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Utanmasan içinde bulunduğumuz 21. yüzyılda tekrar bu tür bir kölelik müessesesinin inşa edilmesini talep edeceksin. Bu neresinden bakılırsa bakılsın en başta insan onuruna hakarettir.Fakat yinede bu tavrını yadırgayamıyorum. Zira savunduğun inançlar 1400 öncesine ait olduğu için ihtiva ettiği anlayışlarda o döneme ait izler taşıyor. Dolayısıyla bu şekilde bir inancın savunusunu yapabilmen için o döneme ait olan ve günümüz modern dünyanın anlayışları ile çelişen kavram ve anlayışlarıda savunman ya da en azından çeşitli şekillere sokarak modern kavramlar ile uzlaştırabilmen gerekir. Fakat bu çabaların neresinden bakılırsa bakılsın beyhudedir.
Sırf cinsel ilişkiye girmek için de cariye almak caiz olmadığından, bu açıdan da bir cazibesi olmadığına göre, cariyenin gerek çalışarak gerekse de başka bir şekilde bulup getirerek kendisini serbest bıraktıracak (ki serbest bırakılmak zorundadır savaş esirleri bu bedel ödendiğinde) fidye ödendikten sonra savaş esiri yani burada cariye, bedeli ödeyen kişinin hizmetinde çalışmaya başlayabilir. Bu kişi, bu cariyeye giydiğinden giydirmek, yediğinden yedirmek zorundadır.
Cariye, bir köle olarak ait olduğu kişi, yani efendisi tarafından cinsel ilişkiye girmeye zorlanabilir. Bunu engel olma yönünde bir irade de gösteremez. Zira bir köledir ve iradesi, efendisinin mülkiyeti altındadır.
Yani bazen gerçekten fikirleri anlamak mümkün olmuyor. Bakalım modern savaş hukuku esirlerle ilgili ne sunuyor;
Sanırım 1. Dünya Savaşındaki İngiliz esir kamplarından, 2. Dünya Savaşındaki Alman esir kamplarından bahsetmeye hiç gerek yok. İnsani koşullar sunulmadığına hepimiz hemfikiriz.
Sonra Cenevre Sözleşmesi ile 1949 yılında en kapsamlı düzenleme yapılıyor. En önemli maddeleri şunlar;
-Esirler kendilerini yakalayan şahıs veya askeri birliğe değil onların mensup olduğu devlete aittir ve kendilerine yapılacak muameleden bu devlet sorumlu tutulur.
-Esirin ölümüne sebep olacak veya sağlığını ciddi şekilde tehlikeye sokacak davranışlar yasaktır.
-Kadınlara özellikle saygı gösterilecek ve erkeklere sağlanan iyi muameleden onlar da faydalanacaktır.
-Hangi türden olursa olsun kendilerinden bilgi almak için esirler beden veya manevi baskı ve işkenceye tabi tutulamaz.
-Savaş esirleri, tabi oldukları devletin yasalarının müsaade ettiği ölçüde bir şeref sözü veya taahhüt karşılığında kısmen veya tamamen serbest bırakılabilir.
-Esirler uygun mekanlarda muhafaza edilir, yiyecek ve giyecek ihtiyaçları karşılanır.
-Her kampta gerekli donanıma sahip bir revir bulundurulur ve esirlerin tedavisi için gerekli olan masraf esir alan devlet tarafından karşılanır.
-Savaş esirlerine yardımcı olmak üzere esir alan devlet tarafından alıkonulan tıp personeli ve din adamları esir sayılamaz; bunların yürüteceği hizmetlerle ilgili olarak kendilerine her türlü kolaylık sağlanır.
Şimdi buna karşılık İslam ne sunuyor;
-Yediğinden yedir.
-Giydiğinden giydir.
-Esir çalışabilir, evlenebilir aile kurabilir.
-Fidye her kim tarafından nasıl ödenirse ödensin esir serbest kalır.
-Esirler karşı tarafa esir düşmüş Müslümanlarla takasta kullanılabilir.
-Esirler okuma yazma öğretmek gibi sosyal fayda sağlayan işler karşılında serbest bırakılır.
Şimdi zaten modern hukukun hükümleri incelendiğinde bütün temel insani haklar; İslam hukukunda zaten garanti altına alınmış. Aykırı olan ne? Kaldı ki esirlere bu muamele yapılması için esirin Müslüman olmasına gerek yok. Her esire aynı muamele söz konusu.
Kaldı ki Cenevre Sözleşmesi ihlal edildiği halde Birleşmiş Milletler Teşkilatı kayda değer birşey yapamamıştır.
Amerika Birleşik Devletleri Afganistan'a yaptığı saldırı sırasında binlerce esiri konteynerlerde aç, susuz ve havasız bırakarak, birçoğunu kurşuna dizerek öldürdü. Birleşmiş Milletler ne yaptırım uyguladı?
Küba'daki Guantanamo kampında yapılan işkenceler yıllarca konuşuldu hala konuşuluyor. Birleşmiş Milletler ne yaptırım uyguladı?
İsrail ile çeşitli Arap ülkeleri arasında 1956, 1967, 1973 yıllarında meydana gelen savaşlarda, 1965 ve 1971 Hindistan - Pakistan savaşlarında, Eritre'de, Filipinler'de ve nihayet Bosna - Hersek'te esirlere uygulanan insanlık dışı muamelelerle Birleşmiş Milletler ne yaptırım uyguladı?
Sizin modern dediğiniz dünya son 50 senedir var ondada güçlü taraf işine geldiğinde bütün kuralları hiçe sayabiliyor. Bakın Amerika işine gelmeyince nasılda ben onları savaş esiri saymıyorum diyor, insan haklarını hiçe sayıyor;
http://www.bbc.co.uk/turkish/esirler.shtml
Birleşmiş Milletler ne yaptırım uyguluyor? Koca bir “0”
Buna karşılık İslam hukukunda iç hukuk gibi maddi kanun yanında manevi tarafın bulunması, diğer bir ifadeyle ister yönetici ister asker olsun her Müslümanın ahirette hesaba çekileceği inancını taşıması yanında, Kur'an-ı Kerim'in düşmana duyulan kin ve nefretin onlara karşı haksız davranışlara
sevk etmemesi yolundaki ısrarlı talimatları , Müslümanların tarih boyunca esirlere mümkün olan en insani muameleyi yapmalarının temel dayanağını oluşturmuştur.
Gelelim köleliğe, kölelik nedir biliyormusunuz;
Köle bir maldır, başka bir insan tarafından mülk edinilebilir. Kölenin insan olmasının fazla bir önemi yoktur. Köle toplumsal bir ilişkide insan değil, mal olarak görülür. Kölenin kullandığı, ürettiği herşey sahibinin malı görülür. Afrikadan Kaçırılan Köleler adlı kitaptan alıntılar yapacağım;
Köle taşıyan gemilere, “Tumberio”, yani “ölü taşıyıcıları” adi takılmıştır. Bu gemilerden biri ile denizi aşan bir İtalyan Fransiskeni söyle yazmıştır.
“Erkekler güverte altına üst üste yığılmış, ayaklanıp gemideki tüm beyazları öldürürler korkusuyla da zincirlerle bağlanmışlardı. Kadınlar için, ikinci güverte arası ayrılmıştı. Hamile olanlar arka kamarada toplanmıştı. Çocuklar birinci güverte arasında, balık istifi gibi sıkıştırılmıştı. Uyumak istediklerinde, birbirlerinin üstüne düşüyorlardı. Doğal gereksinmelerini gidermek için sintineler vardı, ama çoğu yerini kaybetmek korkusuyla bulunduğu yerde rahatlıyordu. Özellikle erkekler acımasızca üst üste yığılmış oldukları için, bulundukları yerde koku ve sıcak dayanılmazdı. Yolculuk esnasında ölüm oranı, havasızlıktan boğulma ve salgın hastalıklar yüzünden çok yüksektir. Bu oran %50’ye ulaşabilir. Çoğu zaman salgınlarla baş edebilmek için hastalar öldürülür.’’
Kaptanın maddî çıkarı gereği bu ‘insan yükü’nün karaya sağlam çıkması çok önemliydi. Bu yüzden de köleleri zinde tutabilmek maksadıyla her gün onları düzenli olarak güverteye çıkarırlar ve sözde dans ettirirlerdi. Dans ettirme dedikleri de şuydu: Gemideki tayfalar kırbaçlarını kölelerin çıplak vücutlarına şaklatırlar ve onlar da can havliyle sağa sola kaçışırlardı. Bu dönemde iki türlü kaptan vardı: Fazla köle yükleyenler ve az yükleyenler. Az yükleyenler hastalık ve ölüm riskinin azalacağını düşünerek gemiye az köle alırlardı. Fazla yükleyenler ise gemide ne kadar yer varsa oraları kölelerle doldururlardı. Mantıkları ise şuydu: Nasıl olsa yolda birileri ölecek öyleyse alabildiğimiz kadar çok köle alalım.
Bakın bakalım var mı İslam’da böyle bir ticaret. Yani iki dakika vakit ayırıp yukarıda paylaşmış olduğumu izleseniz göreceksiniz. Paylaşmış olduğum linkte özet olarak şunu söylüyor;
İslam'ın çok değisik, beklenmedik yerlerde ve topluluklarda birtakım temel farklılıkların oluşmasına yol açtığını gördükçe, ani değil ama geçmişten günümüze zamanın genel akışını göz önünde bulundurduğumuzda, insanoğlunun dönuşum süreçlerinde ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu görüyoruz.
Kölelik olayının olduğu zamanlarda Amerika’nın güneyinde İspanya kontrolündeki kolonilere ABD ile aynı oranda afrikadan köle getirtiliyor. Ancak ABD’nin aksine Meksika, Peru gibi ülkelerde günüüzdeki gibi Afrika kökenli insanların toplulukları ve bunların yoğun olarak yaşadığı bölgeler yok. Yapılan araştırmalar bugün Meksika kökenli insanların büyük bölümünün Afrika kökenli atalarının bulunduğunu gösteriyor.
Meksikali antropoloji profesoru Maria Elisa Gutierrez, bunun temel sebebi olarak, daha ilk zamanlardan beri İspanyol Katolik Kilisesinin sınıflar ve ırklar arası evlenmeye izin vermiş olmasından öturu Afrikalı zenci nüfusun yerel ırklarla kaynaşıp entegre olmasını gösteriyor.
Hatta bu karışıma “jose mauro de vasconcelos cosmic race” adını vermiş.
http://en.wikipedia.org/wiki/la_raza_cósmica
Tüm bu karışımın ortaya çıkmasında ve bunun sonucunda Meksika Özgürlük Hareketini siyah kökenli insanlar götürüp, köleliği Amerika’dan 33 yıl önce kaldırmasında ana etken daha en basta kilisenin benimsediği bu sınıfların ve ırkların karışmasını sağlayan yaklaşımı iken, diğer Katolik Kiliselerinden farklı olarak bu yaklaşımın oluşmasının tek sebebinin, İspanyolların yüzyıllar boyu Endülüs ile etkileşim halinde olmuş olmalarından ötürü edindikleri nispeten daha hoşgörülü ve toleranslı yaklaşım olduğu ortaya koyuluyor.
Cariyelerle ilgili olarak cariyenin ne olduğunu açıkladık. Cariyelerle zorla ilişki hiçbir açıdan meşru değildir.
“Evlenme imkanını bulamayanlar ise, Allah, lütfu ile kendilerini varlıklı kılıncaya kadar iffetlerini korusunlar. Ellerinizin altında bulunanlardan (köleler ve cariyelerden) mükatebe yapmak isteyenlerle, eğer kendilerinde (hürriyete kavuşmalarında kendileri için) bir iyilik görüyorsanız, hemen mükatebe yapın. Allah'ın size vermiş olduğu malından siz de onlara verin. Dünya hayatının geçici menfaatlerini elde edeceksiniz diye, namuslu kalmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları zor altında bırakırsa, bilinmelidir ki, zorlanmalarından sonra Allah (onlar için) çok bağışlayıcı ve merhametlidir.”
Şimdi böyle bir ayet varken; açık bir cariyelerinizi fuhuşa zorlamayın emri varken nasıl onlara tecavüz edilebileceği söylenir gerçekten anlamak mümkün değil.
İslam hukukuna göre, teserri olgusu, sadece cariyeye sahip olmakla gerçekleşmez. Nikah akdi dışında, normal kadınlarla evlilikte gereken bütün şartların hazırlanması gerekir. Cariyelerle cinsel ilişkiye girmek yasaktır diyen yok. bir, sadece buna dayanarak, bunun için cariye edinemezsin, iki eğer cinsel ilişkiye girmek söz konusu ise de sağlaman gereken iki şart vardır, mekan ve zaman ayırmak bu insana.
İslam inancına göre hiç kimse rızası dışında bir şeyi başka birisine yaptıramaz.
İslam'ın geldiği ortamda da kölelik tamamen yerleşmişti. Kölelik imtiyazlı sınıflar lehine kullanılıyordu. Köle avcıları aralarında işbirliği yaparak birbirleriyle alışverişe girerlerdi.Ucuza köle alıp ticaret yapmak için kabile kabile dolaşılıp ucuz köle aranırdı
Bunun yanında İslamiyet, ekonomik hayatın bütün yönleriyle, kölelik sistemine dayandığı ve kölelerin o asırda ekonominin buharı ve enerji kaynağı kabul edilebileceği bir çağda doğmuştu. Bunlara bir de tarihi ve psikolojik sebepleri eklediğimizde köleliğin kaldırılmasının tek bir hükümle gerçekleşemeyeceği sonucuna varmamız zor olmaz.
Batı'da köleliği kaldırma çabaları insan hakları ihlallerine son vermekten öte, çağdaş ve daha kapsamlı, insanların kabullenmede daha az zorlanacağı köleliği oluşturmaya hizmet etmiştir. Kaldı ki niyet iyi olsa dahi böyle köklü bir tarihi kurum bildirgelerle kaldırılabilir mi? Nitekim A. Lincoln'un köle tüccarları tarafından direnç gösterilerek kanlı bir savaşa dönüşen 1863'teki Özgürlük Bildirgesinin sonucunda ABD'de köle ticareti yasaklanmasına rağmen fikri ve ekonomik olarak özgürlüğe hazır olmayan birçok köle serbest bırakıldıktan sonra efendilerine yeniden dönmek istediler.
Yani söylemiş olduğum gibi günümüz modern toplumu için yukarıdaki 4. Maddeden daha mantıklı 5. Madde sunabilirmisiniz. Sunun tartışalım işte.
Ayrıca söylemiş olduğum gibi köle elde etmeye yönelik bir tane ayet yokken, bütün ayetler köle azad etmek üzerinedir.
Yani aksi düşünülecek olsa bile Hz. Muhammed niye Zeyd’i azad etsin. Ona çok önemli görevler versin?
Hz. Ebubekir neden fidyesini ödeyip o kadar köleyi azad etsin?
Postalmarx söylemiş olduğun BBC makalesini okumadım ancak şunları söyleyebilirim;
İslam öncesi kölelik zaten vardı. İslam hayatı boyunca savaşlar hep olmuştur ve dediğim gibi savaşın olduğu yerde savaş esirleride olur. İlerleyen zamanlar da savaşların boyutu büyümüştür. Mesela Bizans ile yapılan savaş on iki bin kişiliktir haliyle esir sayısıda ona göre çok olur.
Ancak dediğim gibi İslam mümkün olan her fırsatta bu esirlerin salıverilmesini emretmiştir.
Köle elde etmek için savaş İslam’da kesinlikle yoktur. Başka ülkelerden köle alınır mı bilmiyorum fıkıh kitaplarına bakmak lazım ancak mantıken sorunun cevabının hayır olması lazım.
Çünkü İslam’da özellikle köle edinmek yoktur. Yani köle elde etmek amaç olarak bir şeyler yapılamaz. Eğer ki buna izin olsaydı köle elde etmek için savaşmanın izinli olabilmesi gerekirdi.
postalmarx
01-05-2017, 18:29
Köle elde etmek için savaş İslam’da kesinlikle yoktur. Başka ülkelerden köle alınır mı bilmiyorum fıkıh kitaplarına bakmak lazım ancak mantıken sorunun cevabının hayır olması lazım.
Bence de mantıken "evet" olması lazım. Çünkü Araplar tam 10 milyon (veya 4 milyon, okuduğum kaynağı tekrar bulmam lazım) zenci köle ticareti yapmışlar 1000 senede. 10 milyon veya 4 milyon her halükarda toplamda Avrupalıların alıp sattığı zenci köle sayısına eşitti okuduğum kaynakta.
11. yüzyılda Irak'ta zenci köle ayaklanması var. Bunlar nerden geldi? Savaş esiri mi bunlar?
Ayrıca kölelere doğan çocuğun da köle olması konusunda da bence İslam diğer ilkel düşünce sistemlerine göre farklılık ortaya koyamıyor. Bari orda deseydi ki "köle çocuğu da olsa herkes hür doğar" diye.
Edit: 11. yüzyıl değil 9. yüzyıl olacak.
postalmarx
01-05-2017, 18:39
Abbasiler döneminde 869 yılından 883 yılına kadar süren Zenci İsyanı'na tam 500.000 zenci köle katılmış diyen kaynaklar var google'da. Bilemiyorum. Bir araştırmak lazım.
Bu kadar insan hep savaş esiri mi? Yoksa Afrikalı köle tacirleri bunları getirip Müslümanlara satıyorlar mıydı? İslam buna cevaz vermiş olmalı ki 9. yüzyılda bu iş Abbasi halifeliğinin merkezinde Bağdat'ta olabiliyordu. Siyasi otorite, dini otorite birşey dememiş demek ki. Aksi nasıl mümkün olabilir ki? 500.000 gibi bir rakam sanırım Bağdat ve çevresindeki isyana katılanların sayısı deniyor.
Shutur Nahundi
01-05-2017, 19:14
Muhammed'e en yakın 2 erkek köle, Safiye'nin kocası Kinane ve Zeynep'in kocası Zeyd örnekleri var önümüzde. Hem Kinane hem Zeyd, Muhammed tarafından savaşta öldürüldü. Kinane bin rabia - Kinane bin ebul hukayk, hayber gazvesinde muhammed tarafından esir edilmişti. Kinane'ye ise gömülü yahudi altınlarının yerini söyletmek için ağır işkenceler uyguladı ve Kinane bu işkence seanslarından birinde öldü. Zeyd bin Harise desen, yine muhammed tarafından az sayıdaki islam ordusunun komutanı olarak Mute Savaşına sürüldü ve garip çocuk orada öldü. Mute savaşına muhammed kasten gitmedi, Zeyd'i gönderdi çünkü Mute savaşı kazanılamazdı. Mute savaşında müslüman güçleri 3.000 askerdi, Bizans ise 10.000 askerdi. Sonuç; Muhammed'in sinsi planı işe yaradı ve Zeyd mute savaşında öldü. Muhammed kendine köle yaptığı adamlara çok iyi adanmışlık duygusu aşılıyordu, bunu kabul etmek lazım.
Amon yarebbi
01-05-2017, 19:43
Köle elde etmek için savaş İslam’da kesinlikle yoktur. Başka ülkelerden köle alınır mı bilmiyorum fıkıh kitaplarına bakmak lazım ancak mantıken sorunun cevabının hayır olması lazım.
Köle elde etmek için değil hüküm etmek için savaşlar yapılır. Hükmetmek için yapılan savaşların sonucunda da GANİMETLER elde edilir.
GANİMETLERİN içinde toprak, para altın ve doğal olarak da elde edilen yönetimin üzerinde ki insan gücüdür.
Kendisini yüce ve tartışılmaz ilan eden İSLAM kendi inançlarını yaymak için SALDIRGAN yollara başvursada genel SALDIRGANLIK sebebi üretimi sıfır olan AÇ ve SEFİL bir güruhun dünyaya bakış şeklidir.
Bu güruh ilk zamanlar GANİMETLER elde etmek için çevresinde ki tüm kabilelere gece yarısı kalleşçe saldırarak sözde kutsal dinlerini yaymak adı altında saldırılar yaptılar.Genel olarak bu kalleş saldırılardan başarı ile çıktılar.
Bu saldırıdan başarılı çıkan bu güruh oradaki tüm maddi servete el koyduğu gibi oradaki insan gücüne de el koyuyorlardı. O kadar BARBARLARDİKİ elde ettikleri şehrin erkeklerinin KAFALARINI kopardıkan sonra arsız ve namussuzcasına şehrin tüm kadınlarına ve kızlarına ALLAHLARININ İZNİYLE TECAVÜZ ettikten sonra savaş ganimeti olarak KADIN KÖLE adı altında alıp BARBARLIK merkezlerine dönüyorlardı . Islamın ve kutsal dürtülerini yapmanın gurur ve onuru ayrı bir heyecenlarıydı.
Tabiki bu ganimet işini duyan tüm insanlar İSLAMA BÖLÜK BÖLÜK katılmaya başlıyorlardı. Hepsi kutsal dürtülü dinlerini yaymak ve RÜŞVET olarak hem burada hem öldükten sonraki sonsuz hayattaki GANİMETLER için çok daha duygusal ve iştahlı bir şekilde islam yayma savaşlarına katıldılar.
Asker gücü artan bu güruh her savaş sonrası elde edilen ganimetin eşit bir şekilde bölüşülmediğini düşündüklerinden, arada sırada gizlice yaptıkları İNDİRGANDI ler olmaya başlayınca yüce Rab bu durumu fark etti ve GANİMET ayetlerini DÖŞEMEYE başladı . Tabiki Rab tüm kainatı yaratsa da, tüm mülk kendisine ait olsa da, kutsal ayetin de kendisi için de bir pay çıkarttı.GANİMETLER İN 5 de 1 Allaha ve ortağı peygambere aittir. Dokunanı CIS yaparım dedi.
Nasıl yani diye sorulacak olursa
Savaştan 10 cariye ganimeti elde edilirse , bu 10 cariye nin 5 de 1 ı Rabbe ve ortağı peygambere ait oluyor. Bu CARİYE LERİN yani kadın KÖLELERİN allah tarafından nasıl kullanıldığı hakkın da yorum yapmayacağım.
Ganimetlerden elde edilen kadın KÖLELER kutsal islam da kendilerinin TEPE TEPE KULLANILMASINDAN sonra alınıp satılması gayet normaldi. Kim ses edebilirdi ki ? Ses ederlerse allah onları ahirette CIZ BIZ yaparım ayetlerini yolladı.
Bu güruh elde ettikleri şehirdeki erkekleri DOĞRUYOR DU ve sermaye de zarar ediyorlardı. Bu durumun farkına varan yüce islam tacirleri bu işi orta Asya türklerini KATLEDENE kadar pekde önemsemediler. Daha sonra sermayelerini heba etmektense onları kullanmanın daha önemli olduğunu düşünüp KÖLEMEN yöntemi ve benzeri uygulamalara gittiler.
Bu yöntemin büyük mimarı OSMANLI ARAP imparatorluğu adında ki osmanlı hanedanlığıydı. Osmanlı hanedanlığı seçmece ERKEK KÖLELERİNİ sarayların da erkeklik organlarını BURKUP HADIM ederek , KADIN KÖLELERİ İSE içlerinde ki en ÇITIR olanları Hanedanın padişah ve oğullarına HAREM kurarak hizmet te bulunma yöntemi ile geriye kalan ları sarayda hizmetkar işe yapamayanları da bir torbanın içine koyup boğazın derin sularına balıklarda aç kalmasın diye atarlardı.
Bu Hanedanlıkta kaç tane kız çocuğunun IRZINA geçildiği hakkında iyi bir istatistik tutulmadığı için bilgi sahibi değiliz. Sarayda erkek KÖLELERİN oğlancılık oyunlarına kurban gittiklerinde de bahis edilmektedir.
Cumhuriyet kuruluna dek osmanlı hanedanlığı KÖLE uygulamasından vazgeçmeden bir fiil islam emri olan bu yüce kutsal islam emrini uygulamış ve cumhuriyet ile birlikte tarihin çöplüğüne yollamışTIR.
Suudi Arabistan ve benzeri islam ülkeleri de bu aşağılık, barbar ve şerefsizce uygulanan yöntem BATILI GELİŞMİŞ ÜLKELERİN BASKISI İLE 1960 lı yıllarda kaldırılmıştır.
İslam da en çirkin haliyle uygulanan bu uygulama batıdaki devlet yapılanmalarında da
Uygulansa da KUTSALA bağlayıp uygulaması en çok İSLAMCI kafalar tarafından uygulandı.
İnsan onuruna bu tip bir uygulama yöntemini kullanan ve bu işin mimarı olan yaratıklar yok olup gitmiş olsa da , bu yüzyıl da bu uygulamayı tekrar hortlatmaya çalışan kafası fesli , altı entarili, üretmeyip eskiye öykünen mendeburlar var.
Kölelik islam denen çağ dışı yapının tarihteki en çirkin uygulamalarından birisidir. Bu uygulamaya karşı duracaklarına, burada ve başka yerlerde kılıflar bularak sözde savunuyorlar.
Bu duruma ARSIZLIK , UTANMAZLIK denir. Genel olarak her konu da bu tip huyları olan islamcılar halen nefes alıyorlar ve burada ARSIZCA savunuyorlar.
Islamın savaşlarda elde edilen kadınlara TECAVÜZ ettikten sonra " eve dönerken erkeklik organlarımızdan halen meni akıyordu " diye anlattıkları ve bu gün bile sahih denilip halen kutsal bir söz gibi sakladıkları bu tarihi belge ilk dönem islam mensuplarının ne derece ARSIZ olduklarının net delilidir.
Köle pazarları kurup orada satışa girme alçaklıklarına girmiyorum.
Takiyiddin
01-05-2017, 20:45
Şimdi buna karşılık İslam ne sunuyor;
-Yediğinden yedir.
-Giydiğinden giydir.
-Esir çalışabilir, evlenebilir aile kurabilir.
-Fidye her kim tarafından nasıl ödenirse ödensin esir serbest kalır.
-Esirler karşı tarafa esir düşmüş Müslümanlarla takasta kullanılabilir.
-Esirler okuma yazma öğretmek gibi sosyal fayda sağlayan işler karşılında serbest bırakılır.
Şimdi zaten modern hukukun hükümleri incelendiğinde bütün temel insani haklar; İslam hukukunda zaten garanti altına alınmış. Aykırı olan ne? Kaldı ki esirlere bu muamele yapılması için esirin Müslüman olmasına gerek yok. Her esire aynı muamele söz konusu.
Düpedüz saçmalıyorsun. Yediğinden yedir demişmişte, giydiğinde giydir demişmişte... Köle olan kişi sahibinin elinde bir mal hükmünde. Tüm hürriyet haklarından yoksun. Kişiliği ve varlığı, sahibinin mülkiyeti altında. Bir mal gibi bir başkasına satılabilir veya hibe edilebilir. Kadınsa namusuna sahibi tarafından el uzatılabilir. Ne anlatıyorsun sen bana?
Diğer yandan esirler, okuma öğrettiği takdirde serbest falan bırakılmazlar. Bu,''Çağrı'' denilen ucuz propaganda filminin uydurması. Bedir Savaşı'nı anlatan ciddiye alınabilir hiç bir İslam kaynağında ''okuma-yazma öğretenlerin serbest bırakılacağı'' şeklinde Müslümanlar tarafından bir karar alındığı ifadesi geçmez. Ayrıca kölenin evlenmesi sahibinin iznine bağlıdır ve fidye karşılığında serbest bırakılıp, bırakılmamasıda sahibinin insiyatifindedir. Dilerse istediği kadar fidye ödensin azat etmeyebilir.
İsrail ile çeşitli Arap ülkeleri arasında 1956, 1967, 1973 yıllarında meydana gelen savaşlarda, 1965 ve 1971 Hindistan - Pakistan savaşlarında, Eritre'de, Filipinler'de ve nihayet Bosna - Hersek'te esirlere uygulanan insanlık dışı muamelelerle Birleşmiş Milletler ne yaptırım uyguladı?
Bu yapılanlar uluslararası hukuk tarafından olmasa bile insanlığın vicdanında mahkum edilmiştir. Fakat sen hangi sıfatla bu yapılanları eleştirebiliyorsun onu anlayamadım. Müslüman sıfatınla mı? Fakat bilmiyor olabilirsin ama İslam peygamberi zamanında Beni Kureyza'da yapılanlar bunlardan daha az kötü değildi. Merak ediyorum aynı duyarlılığı İslam peygamberinin emri ile Beni Kureyza'da katledilen insanlar içinde gösterebiliyormusun?
Şimdi böyle bir ayet varken; açık bir cariyelerinizi fuhuşa zorlamayın emri varken nasıl onlara tecavüz edilebileceği söylenir gerçekten anlamak mümkün değil.
Fuhuşa zorlamayın ile kastedilen başkaları ile cinsel ilişkiye girmeye zorlamayın anlamındadır. Yoksa cariye ile sahibi arasında kurulacak herhangi bir cinsel ilişkide karar hakkı sahibe aittir. Cariyenin bu konuda lehte veya aleyhte tasarrufu yoktur.
Cariyelerle cinsel ilişkiye girmek yasaktır diyen yok. bir, sadece buna dayanarak, bunun için cariye edinemezsin,
Niye? İslam peygamberi zamanında ele geçirilen cariyeler, sahabelere dağıtılırken öncesinde mülakatmı yapılıyordu, ''sen sadece cinsel ilişkiye girmek için mi alacaksın bu cariyeyi'' diye.
İslam inancına göre hiç kimse rızası dışında bir şeyi başka birisine yaptıramaz.
Demek öyle... Lütfen bana kendi kişisel iradesi ile İslamdan çıkıp, farklı bir dine giren bir kişinin İslam hukukunda ki hükmünü ve ona yapılacak muameleyi açıklarmısın? Mürted nedir?
aliyarasfal
02-05-2017, 09:03
Şimdi önce şu saptamaları yapalım.
1-İslamda kölelik vardır.Yasaklayıcı bir hüküm yoktur ve tam tersine çeşitli emir ve yasaklamalar ile hukuksal hale getirilmiştir.
Köle edinme yolları savaşlar yolu ile ve satın alma(ticaret) şeklinde görülmektedir.Ayrıca köle takası açıkça kuranda yer almaktadır.
Bunların Ahzap 50-52 de örnekleri mevcuttur. "Sana Allahı ganimet olarak verdiği cariyelerin" cümleciğindeki (efa) ganimet kelimesi üstüne takla atmaya çalışan müslümanlar mevcuttur.Ayrıca cariyelerin takası yine bu ayetler dahilinde ortaya koyulmuştur ve serbesttir(insan takası) Enfal suresi( ganimetler Suresi) başlı başına rezalettir ismen böyle bir sure olmasından dahi utanmalıdır müslümanlar.
2-Cariyelere tecavüz haktır. Hiç bir yerinde bu konuda kuranın yasaklayıcı hüküm yada rıza arama söz konusu değildir. Bunu bir çok ayetlede destekler kuran. Eşleriniz ve cariyeleriniz size helaldir şeklinde geniş geniş bu icazet verilmiştir. Eş edinme kuralları kuranda açıkça bellidir, karşılıklı rıza ve anlaşmadır. Cariye kölelik içinde benzer hüküm var demeye kalkmak kuranda artık kölelik nedir bilmiyor olmanız ve ya tam anlamıyla kafir olmanız demektir.
3-Tecavüz ile zinayı birbirine karıştırarak durumu örtpas etmek istesede müslümanlar tecavüzün ne yasaklandığı, ne cezalandırılacak bir suç kapsamında görülmediği açıktır.
Nur 33 ayetinde ise tüm müslümanların görmezden geldiği konular vardır. Birincisi "fuşuşa zorlanmayacak cariyeler" tümü değildir. Gayet açıkça derki "genç" cariyelerinizi fuhuşa zorlamayın istemiyorlar ise "
İlk şart istememek. Kölelikten kurtulmak için sahiple anlaşma, bedel ödeme şartı vardır kuranda. Bu bedeli nasıl ödeyecek sizce bir köle? Bunlardan en başta geleni açıktırki fuhuş(fahişelik) Bu ticarette sahip kar elde etmekte, bir miktarınıda köleye vermekte. Burda zaten (nur 33) vurgulanan menfaat karşılığı genç cariyelerinizi fuhuşa zorlmayın cümleciğindeki menfaatte gayet açktirki sex işçiliğine zorlamak.
Peki genç olan cariyeler dışındakiler için bu kural geçerli mi? Değil,genç olmayan için geçerliliği yok, bu sahibinin insafına bırakılmış, cezai müeyyidesi olmayan ricadan öte değeri olmayan ve birde bağışlayıcılık komedisi sonuna eklemlenen ayetin içeriği içler acısıdır.
Köleliği tastikler. Köleyi sex işçisi olarak kullanmayı ve para kasrşılığı buna zorlamayı tastikler. Bundan iyi tecavüze icazet mi olur?
Genç cariyelerden kasıt nedir? Kaç yaştır sizce?İslamda evlilik yaşı (cinsellik yaşı) kaç ise minimum cariyenin cinsel obje olarak kullanılmasıda odur. Hatta onların mal olduğu düşünüldüğünde durum dahada vahimdir.
Adet görmemiş çocuklarla dahi evliliğe izin veren bir anlayışın genç cariyelerle neyi kastettiğini anlamamak içinde ya çok saf yada bunu örtpas için bin takla atan amma fırsat buldumu uygulamaktan geri durmayacak takiyyeci bir müslüman( takiyye temel haktır) yada vicdanen kendi uydurduğu dini islam sanan biri olmak gerekir.
Dikkat buyurunuz, "genç cariye" cümleciğini önemsiz gösterme çabaları iki yüzlücedir. Püf noktası o kısımdır. Çünkü islamda cariyelerin mal kabulü, sex işçiliği ve tecavüzüne açık icazetin ,meşruluğun en kesin ortaya koyulduğu ayetlerden biridir.
Bakire çocuk yaştaki kızlara ve ergen sayılan diğerlerine tecavüzün belgesidir ve bundan bahsetmektedir ve bu yüzyılda hiç üstüne alınmamaktadır müslüman dostlar.
Efendim yasaklıyor. Hayır belli bir yaş grubu dışındakileri kapsamıyor. Onlarıda yasakladığı iddiası tamamen yalan, deki fuhuş yaptırmıyor o çocuklara, kendinin tecavüzüne engel var mı? Yok.
Ah sizin vicdanınıza ....
Şunu yazın kenara , bu uygulamaları kuran referansıyla yapanlar var oldukça sizin buralarda yok kabul etmiyoruz masalınız hikaye. Refrandumda dahi gördük, şerefsiz tipler "hayır " diyenlere yönelik işte bu islami bakışla propaganda yaptılar. "Hayrıcıların Karı kızı bize helaldir "dediler.
Dikkat buyrunuz, bu karşı tarafa bu hakkı tanımak yada intikam hakkı demektir.Bu bitmez bir kin ve nefret yaratmak demektir. Ne dersiniz sizce bu refransı yok etme çabanız takiyyecilik olmuyor mu? Kuranı yok mu sayacaksınız? Yada kuranı yeniden mi yazıyorsunuz?Yoksa dürüstlük anlayışınız bunları görmemek üstüne mi kurulu?
Refrans kuran, köleliğe, tecavüze hak gözüyle bakar.Varın bundan kaçabiliyorsanız kaçın ve kutsiyet veya bir tanrı neresinde buluyorsanız bulun.
Arabın ırkçı inancını alır evrensel ve bir yüce varlıktan sanarak kutsarsanız daha çok acı gözyaşına yataklık etmiş olursunuz.
Şimdilik saygımla gittim...
postalmarx
02-05-2017, 10:46
Çok güzel özetlemişsiniz olayı sayın AliYasfaral. Elinize sağlık.
Köle edinme yolları savaşlar yolu ile ve satın alma(ticaret) şeklinde görülmektedir.
Fakat bu yukardaki cümleye köle doğanları da ekleyelim. Çünkü yukarda bir müslüman arkadaşımızdan öğrendik ki köle anne-babaya doğan bebekler de köle olarak doğuyormuş, islam fıkhına göre.
Cariyeler (köle edilmiş kadınlar) ve tecavüzler konusunda da örnek olarak çok gerilere gitmeye gerek yok. Daha bir iki sene önce Irak'ta Yezidilere yapılan mezalimi örnek olarak önümüzde buluyoruz. Bu akılalmaz hayvanlıklar 10 sene sonra hayatta kalanların röportajları, anıları ile belgesellerde, 40-50 sene sonra da trajik filmlerde romanlarda işlenecek. Mezalimi eden ve mezalime uğrayan zihinler psikolojik tezlere konu olacak bizde ve ortadoğunun dört bir yanındaki üniversitelerde. İslam bunun ağırlığını taşıyamayacak ve gelecek kuşaklarda kimse artık islama artık inanmayacak. Sadece geçmişe dönüp tiksinti ve utanç ile bakacaklar. A buraya yazıyorum.
Postalmarx;
Bu konuda şöyle bir yüksek lisans tezi yazılmış;
http://dspace.deu.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/12345/11600/205360.pdf?sequence=1
Burada da ifade edildiği gibi aslında Emeviler döneminde de bahsettiğimiz şekilde işliyor. Sonra ortaya çıkan farklı mekanizmalar var ancak bunun dinin tanımladığı kavramlar ile ne kadar alakası vardır.
Diğer dikkat edilmesi gereken nokta kölelikten devlet kuranların İslam dinine devam etmesi. Ayrıca Memlüklüler gibi kölelerin kurduğu devletlerin var olmuş olması İslam köleliğinin batıdaki ile ilgisi olmadığını gösteriyor.
Fakat dönem dönem istismar olayları olmuş. Ancak bu zaten uyulması gereken kurallara aykırı.
Önceden paylaşmış olduğum araştırmadaki gibi İslam'ın diğer toplumlara etkisi bile Kuzey ve Güney Amerikadaki kölelik etkileşiminin çok farklı olmasını sağlamıştır.
Diğerlerine cevap vericek olursak;
Bazen kendime soruyorum kime neyi anlatıyorsun diye. Yani uzun uzun İslamdaki kölelik kavramının Batıdaki ile alakası olmadığını nedenleriyle anlatıyoruz. Sonra biri çıkıyor, kölelik söyle vardır, cariyeye tecavüz edebilirsin, mürted ölürülür, çocuk evlilikleri diye gerçekte olmayan şeyleri sıralayıp; bizi barbar, vicdansız ilan ediyor. Bizim ne kadar olmadığını göstermeye çalıştığımız seyleri savunduğumuzu söylüyor.
Yani bazen gerçekten insanların anlamak istemediğini düşünüyorum. Yani bu kadar art niyet ancak bilinçli olur. Bu üçüncü sınıf trajik hikayeleri nasıl uyduruyorsunuz garip.
Zeyd'in savaşta öldürüldüğü örneği verilmiş. Zeyd dediğiniz adam bir köle iken azad edilip zamanı gelince İslam ordusunun komutanı oldu. Bu bile İslam'ın köleliğe tutumunu açıklıyor ancak karşıdaki anlamak istemeyince olmuyor.
Kinane olayınada bir açıklık getirelim.
Şimdi Hayberliler, senin batıya giden kervanlarını sürekli yağmalamış ve kan dökmüş. Uyarmışsın, yapmayın demişsin, dinlememişler. Kapılarına dayanıp üç seçenek sunmuşsun, savaşı tercih etmişler. Bir sürü insan ölmüş. Sonunda antlaşma yapıp yerlerinde bırakmışsın ama ganimet almak şartıyla. Tüm bu olayları yapan eden, bu işlerin liderlerinden birisi, hem sulhu bozucu eylemlere girişmiş hem de eğer durmazsa bedelini canıyla ödeyeceği söylendiği halde sözünde durmayıp ganimetleri teslim etmemiş. Ne olacak bu adama? Ne olacak? Ne yapılır bu adama?
Sizin idda ettiğinizin aksine Safiye başkasının cariyesi olacakken Hz. Muhammed onu kendine almamıştır.
Kaldı ki Safiye soylu bir Yahudi olduğu anlaşılınca azad edilmiştir. Daha sonra İslam'ı tercih edip özgür Müslüman olarak evlenmiştir.
Eğer ki kocası zorla öldürülüp kendisiyle zorla evlenilseydi kendisi Müslüman olurmuydu? Hadi korktu diyelim;
"Ey Peygamber! Hanımlarına de ki: "Eğer dünya hayatını ve onun süsünü istiyorsanız, gelin size mut'a vereyim ve sizi güzelce bırakayım." (Azhab 28. Ayet)
Eee Safiye neden boşanmamışta peygamberin yanında evliliğine deva etmiş. Hadi yine korktu diyelim;
Neden bu kadın peygamber öldükten sonra dinini korumaya ve gerekliliklerini yerine getirmeye deva ediyor?
http://www.izafet.net/threads/turan-dursun-ve-saptirmalari.481056/
Alın okuyun olayın aslı astarı nasılmış. İslam tarihindeki olaylar sadece Turan Dursun kitaplarından öğrendiğinizi sandığınız gibi değil.
Ayrıca;
İslam öncesi kölelik; bütün dünyada yerleşik durumda ve onu birden bire kaldırmak ekonomik olarak imkansız. Ayrıca zaten birden bire kaldırılmak denense köle sahipleri buna yanaşmaz.
Bak işçiler bugün modern köleler öyle değil mi? Bugün işçiler günde ortalama 8 saat çalışıyor, belirli sosyal hakları var. Bundan 200 yıl önce böylemiydi? Sanayi Devrimi sonrası işçiler günde 12 saatten fazla çalışıyor, çok sayıda iş kazası oluyor, sağlık koşulları bir türlü düzeltilmiyor, yatırımları kolaylaştırmak için işçi ücretleri düşük tutuluyordu.
Sonra ne oldu? Örgütler ve sendikalar kuruldu, devletler kanunları düzenledi; işçi hakları yavaş yavaş günümüzdeki koşullara getirildi, halada iyileştirme çalışmaları yapılıyor. Devletler ilk anda bugünkü koşulları şart tutan yasaları getirmeye kalksaydı fabrika sahipleri kabul edermiydi? Kaldı ki yavaş yavaş düzenlemeler yapılırken bile isyan eden fabrika sahipleri az değildi.
Şimdi diyecek ki işçiliği kölelikle nasıl bir tutarsın? Çünkü amaç örnek üzerinden insan yapısını anlamak değil karşıdakini haksız ilan etmek.
Bu çok basit örnekte görüldüğü gibi güç sahibi insanlar bu güçlerini pat diye kaybetmek istemiyor. Bu gücün kademe kademe azaltılması gerekiyor. Zaten Kur'an bunu görüyor;
"Ona iki yolu gösterdik. Fakat o, o sarp yokuşa göğüs veremedi. Bildin mi sen, o sarp yokuş nedir? Köle azat etmek, Veya salgın bir kıtlık gününde yemek yedirmektir, Yakınlığı olan bir yetime, Veya hiçbir şeyi olmayan yoksula. Sonra da iman edip de sabrı tavsiye eden ve merhamet tavsiye edenlerden olmaktır."
Yani ayetlerden anlayacağımız gibi Köle azad etmek insanların yanaşmadığı bir şey ancak köle azad edenler cennetlik.
Bir diğeri demiş ki köle elde etek için değil hüküm elde etmek için savaşılır.
"Allah sizi, din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmekten, onlara adaletli davranmaktan men etmez. Çünkü Allah adalet yapanları sever."
"Allah sizi, ancak sizinle din hakkında savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran ve çıkarılmanız için yardım eden kimselere dost olmaktan men eder. Kim onlarla dost olursa işte zalimler onlardır." (Mümtehine,8,9)
"Ey Muhammed! İman edenlere söyle: Allah'ın cezalandıracağı günlerin geleceğini ummayanları şimdilik bağışlasınlar. Çünkü Allah her kavmi kazandıklarıyla cezalandıracaktır." (Casiye, 14)
"Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz. Bir kavme olan kininiz, sizi adaletsizliğe sevketmesin. Adaletli olun, çünkü o, takvaya daha yakındır. Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır." (maide 89 )
"Sizinle savaşanlarla Allah yolunda siz de savaşın. Ama sınırları asla aşmayın. Allah haddi aşanları sevmez" (hac suresi 39 )
Ayetler kiminle ne şartlar altında savaşılabileceğini açıklıyor. Sadece savaşa zorlanıldığında ve saldırıldığında savaşa izin veriliyor. Yine anlaşıldığı gibi ganimet elde etmek için savaşmak haram kılınmış.
"Hiçbir peygamberin, yeryüzünde ağır basmadıkça (kesin zafere ulaşıp üstün gelmedikçe) esirleri olması layık değildir. Siz dünya malını istersiniz, oysa Allah ahireti kazanmanızı murad eder. Allah azizdir, hakimdir." (enfal suresi, 67)
Buradan anlaşılacağı gibi sadece kesin zafer olduğu zaman esir alınabiliyor.
"Nihayet onlara üstün geldiğiniz zaman bağı sıkı bağlayıp esir alın. Sonra harp ağırlıklarını atıp, savaş bitince de onları ya karşılıksız olarak, ya da fidye ile salıverin. Allah'ın emri budur. Eğer Allah dileseydi onlardan başka türlü de intikam alırdı. Fakat böyle olması sizi birbirinizle denemek içindir. (Muhammed suresi 4)"
Eee açık açık esirleri serbest bırakın diyor. Serbest bırakılmayan esirler ise Müslümanların yanında kalıyor. Sizi öldürmeye çalışan birini kendi yanında misafir ediyorsun çok ilginç.
Öncelikler tekrar edelim sadece seni yerinden etmiş, malına mülküne, canına göz dikmiş insanlarla savaşabilirsin. Bu savaşlar neticesinde canlı ele geçirdiğin kişilere köle deniyor.
Günümüzde kim savaş esirlerine evini açar? Savaş esirlerine ev açılmakla kalmamış, sadakalarda onlarla paylaşılmış.
"Sadakalar ancak şunlar içindir: Fakirler, yoksullar, o işte çalışan görevliler, müellefe-i kulûb (kalbleri İslâm'a ısındırılacaklar), köleler, borçlular, Allah yolundakiler, yolda kalmışlar. Allah tarafından böyle farz kılındı. Allah her şeyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. "Tevbe suresi, 60
"Evlenme imkanını bulamayanlar ise, Allah, lütfu ile kendilerini varlıklı kılıncaya kadar iffetlerini korusunlar. Ellerinizin altında bulunanlardan (köleler ve cariyelerden) mükatebe yapmak isteyenlerle, eğer kendilerinde (hürriyete kavuşmalarında kendileri için) bir iyilik görüyorsanız, hemen mükatebe yapın. Allah'ın size vermiş olduğu malından siz de onlara verin. Dünya hayatının geçici menfaatlerini elde edeceksiniz diye, namuslu kalmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları zor altında bırakırsa, bilinmelidir ki, zorlanmalarından sonra Allah (onlar için) çok bağışlayıcı ve merhametlidir. "Nur suresi 33
Ayette geçen mükatebe'nin anlamı, esirin kendi başına çalışıp kazancını biriktirebilmesidir. Bu sayede esir; kendi fidyesini ödeyip, özgür kalabiliyordu.
Ayrıca bu nur suresinin hangi mealinde genç cariyeler geçiyor merak ediyorum. Baktığım hiçbir mealde genç cariye yazmıyor.
Ayrıca;
"Bir mümini hata ile öldürenin yapması gereken, bir esiri hürriyetine kavuşturmak ve ölenin ailesine bir diyet ödemektir…nisa 92
"bilerek yaptığınız yemini bozmanın kefareti ailenize yedirdiğiniz yemeğin orta hallisiyle on fakiri doyurmak veya giydirmek yahut bir esiri özgürlüğüne kavuşturmaktır…maide89
"Ona iki yolu gösterdik. Fakat o, o sarp yokuşa göğüs veremedi. Bildin mi sen, o sarp yokuş nedir? Köle azat etmek, Veya salgın bir kıtlık gününde yemek yedirmektir, Yakınlığı olan bir yetime, Veya hiçbir şeyi olmayan yoksula. Sonra da iman edip de sabrı tavsiye eden ve merhamet tavsiye edenlerden olmaktır." (Beled 10-17)
Aranızdaki bekarları, kölelerinizden ve cariyelerinizden iyi davranışta olanları evlendirin. Eğer bunlar fakir iseler, Allah kendi lütfu ile onları zenginleştirir. Allah, (lütfu) geniş olan ve (her şeyi) bilendir. (Nur suresi 32)
Siz de görüyorsunuz ki verdiğim ayetin hepsinde, esirlere karşı müminlerin iyilik yapması söyleniyor. Ayrıca, iyi davranışta olanları "evlendirin" diyor. Sahipleri onları odalık olarak kullanıyor olsa, ve Allah buna izin vermiş olsa, onları "evlendirin" buyurur mu?
Sizce bu hükümleri getiren Allah, cariyelerin bir meta gibi kullanılmasına izin verebilir mi?
Ey müminler! Ellerinizin altında bulunan (köle ve cariyeleriniz) ve içinizden henüz ergenlik çağına girmemiş olanlar, sabah namazından önce, öğleyin soyunduğunuz vakit ve yatsı namazından sonra (yanınıza gireceklerinde) sizden üç defa izin istesinler. Bunlar, mahrem (kapanmamış) halde bulunabileceğiniz üç vakittir. Bu vakitlerin dışında ne sizin için ne de onlar için bir mahzur yoktur. Birbirinizin yanına girip çıkabilirsiniz. (Nur suresi 58)
Cariyeler, sanıldığı gibi evin sahibi tarafından odalık olarak kullanılıyor olsa, edep yerlerinin birbirleri tarafından görülmesi neden yasaklanmış olsun?
Neden ev sahibinin yanına girerken üç defa izin istesinler? Evli eşler, birbirlerinin yanına girerken izin istiyorlar mı? Hayır.
Hayır gelip diyorsunuz ki cariyeye tecavüz edilebilir. Neye dayanarak diyorsunuz anlamak mümkün değil.
İslam şeriatı köleliği tamamen kaldırabilmek için bazı uygulamalar koymuştur. Herkesin anlayacağı şekilde basitçe aktarmaya çalışalım;
Öncelikle Kuran'da savaşmana ruhsat verilen düşman profiline tekrar göz gezdirelim. Seni yerinden etmiş, malına, mülküne, canına, ırzına kast etmiş insanlarla savaşın diyor.
"Ya bence ne olursa olsun kimseyle savaşılmamalı yaaa" diyenler lütfen bir zahmet forumu terketsin.
Devam edelim. Şimdi, bu azgın düşmanla savaşırken canlı ele geçirdiğin bazı insanlar var ya, işte onlara köle deniyor. Savaş esiri ile aynı anlamda kullanılan bu köle arkadaşlara nasıl yaklaşılması gerektiği de açıkça belirtiliyor;
- Direkt salın!
- Fidye karşılığı salın.
- Misafir edin, gerektiği zaman salın.
- Karşılıklı olarak evlenmek istediğinizle nikah kıyın.
- Zorla cinsel ilişkiye, yani zinaya zorlamayın.
- Azgınları, savaş suçlularını ve psikopatlığa devam edenleri öldürün.
- Kesinlikle aman dileyenleri öldürmeyin.
- En önemlisi de, ne olursa olsun zulüm edenlerden olmayın.
İlgili ayetlere baktığınzda bu maddeleri görebilirsiniz. Yukarıda paylaştım.
Sİze üzücü bir haberim var. Kuran'a göre sizin anladığınız bir kölelik anlayışı yasaklanmıştır. Çünkü ayetler; kadın erkek, siyah beyaz herkesin eşit kabul edildiğini, üstünlüğün ise ancak takwa olacağını söyler.
Savaş esiri kapsamındaki kölelik yasaklanmamıştır. Bugün savaş olsa çatır çatır esir alabilirsiniz. Sonrasında kendilerine nasıl davranmamız gerektiğini de anlattım. Onun dışındaki kölelik anlayışı ise tümden yasaklanmıştır.
Bunlara riayet etmeyen halife de, padişah da, imparator meiji de olsa yanlış yapmıştır / yapıyordur / yapacaktır.
Hayır yukarıda 4 madde sıraladım ve dedim ki eğer mantıklı 5. Maddeniz varsa sunun tartışalım. Adam hem alternatif sunamıyor hemde saçmalıyorsun diyor.
Tekrar edelim esirlere şu şekilde yaklaşmak gerekiyor;
- Direkt salın!
- Fidye karşılığı salın.
- Misafir edin, gerektiği zaman salın.
- Karşılıklı olarak evlenmek istediğinizle nikah kıyın.
- Zorla cinsel ilişkiye, yani zinaya zorlamayın.
- Azgınları, savaş suçlularını ve psikopatlığa devam edenleri öldürün.
- Kesinlikle aman dileyenleri öldürmeyin.
- En önemlisi de, ne olursa olsun zulüm edenlerden olmayın.
Bu maddeler modern savaş hukuku ile çelişiyor mu? Çelişiyorsa neden? Köleye tecavüz, köle sahibinin malıdır demeden ayetlerle, olaylarla açıklayın nedeni ni?
Tüm bunlar dikkatli okunup akıl süzgecinden geçirildiğinde İslam'da köleliğin ortadan kaldırılması için uğraşıldığı anlaşılmaktadır. Çünkü islam dini insan hakları evrensel beyannamesini 14 asır evvel imzalamıştı.
Yine mürtedin öldürüldüğünden bahsedilmiş; bir konuyu eleştireceğiniz zaman açın bakın okuyun bir hangi şartlarda hangi koşullarda uygulanmış.
"Ey imân edenler! Sizden kim dininden dönerse, Allah onların yerine bir toplum getirir; o onları sever, onlar da onu severler. Müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı sert olurlar. Allah yolunda savaşa atılır, kınayanın kınamasından korkmazlar. İşte bu, Allah'ın vergisidir, onu dileyene verir. Allah'ın imkanları geniştir, her şeyi bilir.." (Mâide 5/54)
"İnandıktan sonra kâfir olan bir toplumu, Allah hiç yola getirir mi? Üstelik onlar o Elçi'nin doğru olduğuna şahit olmuşlar ve kendilerine açık belgeler de gelmiştir. Allah zalimler topluluğunu yola getirmez. Onlar var ya, onların cezası; Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların lanetidir.Sürekli o lanet içinde kalırlar. Sıkıntıları hafifletilmez; onlara göz de açtırılmaz. Olup bitenden sonra tevbe edip durumunu düzeltmiş olanlar başka. Çünkü Allah çok bağışlar ve ikramı boldur." (Al-i İmran 3/86-89)
Baka bakalım mürtedler öldürülüyor mu? Sen mürtedler öldürülüyor dersen bende sana Edip Yükselin tabiriyle "Sünni Ateist" derim.
Kaldı ki dinden dönen öldürülmemiştir. İslam devleti diğer toplumlarla savaş halinde bulunduğu zaman dinini değiştirip; tarafını değiştirenler öldürülmüştür. Mürtedin öldürülmesi ancak böyle bir durumda uygulanabilirlik kazanır.
Gelelim çocuk evliliğine;
Ayet şu;
"Kadınlarınız içinden âdetten kesilmiş olanlarla, henüz âdetini görmemiş bulunanlardan eğer şüphe ederseniz (iddetlerinin nasıl olacağında tereddüt ederseniz), onların bekleme süresi üç aydır. Gebe olanların bekleme süresi ise, yüklerini bırakmaları, doğum yapmalarıdır.Kkim Allah'tan korkarsa, Allah ona işinde bir kolaylık verir."(Talak-4. Ayet)
Yani bu ayetin nesini anlamıyorsunuz? Hiç ayetin önünde, arkasında ne yazıyor bakmasak bile ayetin bahsettiği açık. Eğer bir erkek boşanacaksa boşanmadan 3 ay bekleyecek ki hamile olup olmadığını anlasın. Eğer hamileyse boşayamassın, doğum yapmasını beklersin. Açık ve net.
Bir kadın adetten doğum için kesilebilir, başka bir sebepten yada menepozdan adet görmüyor olabilir. Fakat nadiren bu durumlarda hamilelik olabilir. Ayet tek cümle ile bunları kapsamış.
Peki ayetin cinsel olgunluğa erişmemiş birinden bahsetmediğini nasıl analrız?
Yahu doğum yapabilmenin cinsel olgunluğa erişildiğinde mümkün olabildiği o zaman da bilinen bir şey. yine bunu yazarken zorlanıyorum ama, o yüzden cinsel olgunluğa erişmemiş yani doğum yapma imkanı bulunmayan birisi için 3 ay hamile mi değil mi diye beklemenin emredilmiş olamayacağını görememek için kör olmak lazım.
Sakın Ayşe örneğini vermeyin. Ayşe evlendiğinde 18-20 yaşları arasındaydı. Daha önce açıkladım bunu.
Peki ben size bir soru sorucam.
http://www.sabah.com.tr/yasam/2016/12/08/11-yasinda-dogum-yapan-kizin-ifadesi-ortaya-cikti
Bu çocuk 11 yaşında doğum yapmış. Bir tanrının olmadığını varsayarsak; bu kızın vücudu 11 yaşında hamile kalmaya elverişli. Hamile kalmaya elverişli ise cinsel ilişkiyede elverişlidir.
Sizin ahlak temellendirmenize göre11 yaşında vücudu doğum yapacak olğunluğa erişmiş biri ile ilişki kurmanın yanlış olmasının sebebi ne?
Eğer ki biz sadece bir hayvansak doğadaki bütün hayvanlar gibi dişinin hamile kalmaya elverişli olduğu anda onunla çiftleşebilmemiz gerekir. Konu insan hayvanı olunca ne değişiyor?
postalmarx
02-05-2017, 20:58
Şayın hoatzin.
21. yüzyıldayız. Kölelik sözkonusu olamaz. Sen diyorsun ki "bizim dinde kibar nazik bir kölelik var". Hayır mümkün değil. Kölelik diye bir kurum sadece ilkel bir topluma ait olabilir. Bu saatten sonra kimse böyle birşeyi kabul edemez.
Kölelik diye bir kurumu tanıyan bir din doğru olamaz. Köleliği tanıyan bir Tanrı olamaz. Köleliği tanıyan, hatta köleleri olmuş kutsal bir peygamber olamaz. Bunlar akla mantığa vicdana aykırı şeyler.
Sen hala bize "bizdeki kölelik o kadar kötü değil" diyorsun.
Sen bizim ne kadar yüksek bir standart talep ettiğimizi anlamıyorsun. 21. yüzyıl insanına nazik köleliği savunamazsın. Kölelik diye bir kurumu doğal sayan, ister nazik ister kibar ister hayvanca olsun, kabul edilebilir bir durum değil bu.
Kalkıp olayı "ama kapitalizm daha da kölelik" diye sulandırmaya çalışma. Kapitalizme "kölelik" diyen kelimenin mecaz anlamını kullanarak der. Lafzi anlamda bir kölelik yok bugün yasal olarak hiçbir ülkede.
Her halükarda kapitalizm Allahtan gelmiş mukaddes bir düzen değil, yanlışıyla doğrusuyla insan işi bir düzen. İslam hesapta Allahtan gelmiş, onu en yüksek standarda tabi tutmak zorundayız. Kusura bakma. Allah varsa mükemmel olmak zorunda. Allahın dini varsa mükemmel olmak zorunda. Tek bir pürüz, çirkinlik, akla vicdana tek bir tezat şeyi kabul etmiyoruz. Kusura bakma. Sen gelmiş bize burda köleliği savunuyorsun. "Çok kötü bir kölelik değil ama" diye yumuşatmaya çalışıyorsun. Burda insanların mal gibi alınıp satılmasından bahsetmiyormuşuz gibi. Kendi ağzınla söyledin dedin ki kölelerin bebekleri de köle doğar. Böyle bir saçmalık olabilir mi koskoca Allahın dininde? Alay mı ediyorsun bizle?
Getirdiğin tezi ben de google'da "Zenci İsyanı" aratırken gördüm. 9. yüzyılda Bağdat ve çevresinde 20 sene sürmüş bir zenci köle isyanına 500.000 köle katılmış diyor. YUH! Zaten Bağdatın o dönem tpolam nüfusu kaç ki bu kadar köle var? Bu islamın en parlak devrinden bahsetmiyor muyuz? Altın çağında köle cennetiymiş Bağdat. Bu mudur Allahın son ve mukaddes dini? "Kemale erdirilmiş dinimiz" bu mu?
Kölelik olan toplum hiç de kemale ermiş falan değildir. Kemale giden yolda herşeyden önce köleliği kaldıracaksın. Aristokrasiye ve monarşiye karşı halk yönetimi, kadınlara oy hakkı ve eşit vatandaşlık, etnik azınlıklara eşit vatandaşlık, kemale giden yol bu şekilde.
İslam daha köleliği kaldırmamış.
Devlet vatandaşları arasında dini inancına göre sistematik ayrımcılık yapıyor: Zımmiler farklı hukuka tabi.
Kadınların hakkı hukuku yok: Kadın çocuk gibi muamele görüyor. Hukuken velisi onun adına iş yapabilir. Mahkemede şahitliği yarım sayılıyor. Buna rağmen suç işleyince erkekle eşit ceza alıyor! Hani çocuktu kadın? Hani yarım akıllıydı? O zaman yarım ceza alsın. Böyle bir tezat.
Bu daha mükemmele giden yolsa çok geride bir sistem kusura bakma. Bugün Batı bu yolda daha ilerde. Orda yaşıyan müslümanlar herkesten önce Batının bu konudaki hakkını verecektir. Hak hukuk adalet... Kemale giden yol budur. "dininizi kemale erdirdim". Naptın? Eski Arap kültürüne biraz yahudi hikayesi ve adeti ekledim o kadar. Gerisi aynen duruyor. En ilkel haliyle.
Amon yarebbi
02-05-2017, 21:24
İslam öncesi kölelik; bütün dünyada yerleşik durumda ve onu birden bire kaldırmak ekonomik olarak imkansız. Ayrıca zaten birden bire kaldırılmak denense köle sahipleri buna yanaşmaz
Allah İnançlı bir insanın düşünüp söyleyeceği en saçma sözler bunlardır.
Evreninin tamamını yarattığı söylenen bir tanrının şu basit kölelik konusunda bile ZAMANA İHTİYACI olduğu ve ACİZ kaldığını nasıl olurda ALLAHINI , en büyük , en güçlü , olduğunu iddia eden insanlar söyler , anlaşılır değil demiyorum çünkü ıslamın mensuplarının VİZYONU bu kadar CIK.
Yazdığınız yazıda ki alıntı ben burdayım diye sırıtıyor.
Naçizane tavsiyem övüp yücelttiğiniz ALLAHINIZI bu kadar aciz göstermeyin
Biz atayız kafirlerin gözüne batıyor.
Islamın her şeyi yaratan Allah ı köle falan istemiyorum , benim en üstün yarattığım ve halife ilan ettiğim insana hangi çılgın zincir vuracakmış şaşarım diyip kesinlikle yasaklıyorum demesi lazım gelirken ? Yediğimizde yedirin cart curt demesi etrafındaki sermaye sahiplerinden korkan bir aciz insanın sözleri olarak orada duruyor ve birileride bu sözleri artık her kim söylediyse onu yüceltip övüyor.
postalmarx
02-05-2017, 21:44
PostalAbd,
Çok doğru. Allah putlara tapmayı şak diye kaldırıyor. Hiç taviz yok orda. İnsanlar putlarından vazgeçmiyor. İnsanlar "yanaşmıyor." Ama savaş ediliyor icabında. Köleliğe gelince niye böyle? Allah alttan mı alıyor?
Tamam da bu son vahiy değil mi? Son kitap değil mi?
Hangi ara Allah köleliği kaldıracak eğer bu kitapla kaldırmazsa?
Allah köleliği yoksa 19. yüzyılda İngiliz emperyalizmi eliyle mi kaldıracaktı? Plan baştan beri bu muydu?
Yani anlaşılır gibi değil, adam başka kaynaktan alıntı yapmış olmamı eleştiriyor. Okuyup araştırıyoruz kardeşim savunduğumuz ve karşı çıktığımız şeyleri.
Bir de hala köleliği savunduğumuz, bizim kölelik sistemimizin daha iyi olduğunu idda ettiğimiz söyleniyor.
Kapitalizm örneğinde ne demek istediğimi üstüne basa basa söylemiş olmama rağmen hala o kölelik sayılmaz deniyor. Ben kapitalizme kölelik demedim zaten, “modern kölelik” dedim. Farkı anlamamak için gerçekten kör olmak lazım.
• İslam daha köleliği kaldırmamış.
• Devlet vatandaşları arasında dini inancına göre sistematik ayrımcılık yapıyor: Zımmiler farklı hukuka tabi.
• Kadınların hakkı hukuku yok: Kadın çocuk gibi muamele görüyor. Hukuken velisi onun adına iş yapabilir. Mahkemede şahitliği yarım sayılıyor. Buna rağmen suç işleyince erkekle eşit ceza alıyor! Hani çocuktu kadın? Hani yarım akıllıydı? O zaman yarım ceza alsın. Böyle bir tezat.
Birde bu iddalar çıktı şimdi başımıza. Tek tek cevap verelim o zaman. Yani birşeyi araştırmadan tek kaynaktan okuyup onun doğru olduğunu nasıl idda ediyorsunuz anlam veremiyorum.
Bak kardeşim kapitaliz örneğim güç sahibi insanların gücünü kolay kolay bırakmamak istemediğini açıklamak içindi. Bugün toprak zenginlerine, kira geliriyle çalışmadan yaşayanlara, fabrikatörlere komünizmi kabul ettirebilirmisin?
Etmezler, direnmek için gerekirse savaşırlar. Çünkü ellerinde olan güç tamamen ortadan kalkacak. Ama işçiler kabul eder, seve seve kabul eder. Çünkü mevcut sistemin aksine daha insancıl muamele ile karşılaşacaklar. Bak kapitalizm ve kölelik bağlantısı yapıyorum insanların elindeki gücü kolay kolay bırakmak istemeyeceğinden bahsediyorum. Bu konuda anlaşalım.
Yine İslam ilk yayılmaya başladığında kölelik olmayacak onlarca kölesi olan onları çalıştırarak yaşayan adam kabul eder mi? Etmez. Bu sebepten önce köle edinme yolları kısıtlanmış, köle azad etmek övülerek, her durumda köle azad edilmesi tavsiye edilerek kölelik aşamalı olarak bitirilmiştir. Bu Allah’ın acizliğini göstermez. Nasıl bir saçmalık anlamış değilim.
Kur’an dahi yavaş yavaş 23 senede indi. Neden? Çünkü bir anda inen hükümler indikleri toplumu asla değiştiremezler.
Zira alkol alımı, evlilikteki eş sayısı, toplumsal kurallar Kur’an da hep aşamalı olarak, kademe kademe düzenlenmiştir.
Kaldı ki Kur’an köle azad etmenin aşılması gereken sap yokuş olduğunu belirtmiş.
Kur’an 7.yy da inmeye başladı. Arap yarım adası o zamanlar da devletleşmeye başlamamış, kabile yapıları var. Kölelik üretim sürecinde oturmuş kurallar neticesinde sorgulanamaz olarak karşımıza çıkıyor. O devirde dünyanın her yeri böyle, toplumun büyük bir kısmı köleden oluşuyor. Manzara özetle bu.
Böyle bir ortamda İslam geliyor bu işe bir çeki düzen veriyor. Köle elde etme yollarını engelliyor, serbest kalma yollarını arttırıyor. Köle sahip ilişkisini düzenliyor. Bütün bunların hepsi 23 sene içinde oluyor.
Şimdi sizi isteğiniz şu; neden tek seferde kaldırılmadı falan felan.
Bakın Kur’an hakkında istediğiniz kadar atıp tutarsınız ancak onun çok gerçekçi, hayatın içinden bir kitap olduğunu inkar edemezsiniz. Kaldı ki uygulanabilirliği olan durumlarda çok radikal kararlar almıştır.
Ancak bu konu böyle değil. Kölelik kalktı hadi bakalım şeklinde bir emrin uygulanabilirliği yok. Köleler muhtemelen sahiplerine geri dönecek tıpkı ABD’ de zamanında olduğu gibi. Çünkü bu kadar büyük bir toplumsal yapının birkaç yıl içinde erimesi mümkün değil.
Uzun vadede bakılınca köleliğin kalkması için müthiş çaba ve altyapı sağlamış. İsteyen bunu farkediyor; istemeyende ama kaldırmamış diye çemkiriyor.
Kur’an her konuda böyle davranmış. Elimizde en basit içki örneği var. Önce kötü olduğundan bahsedilmiş, sonra namaz öncesi içilmesi yasaklanmış en son komple yasaklanmış. İnsana inen kanun insan mesafesinde olmak zorunda.
Yani gerçekten ilahi kanun beklentiniz ne çok merak ediyorum. Bi açıklarmısınız bana.
Kur’an kölelik iptal diye emir verecek, insanlarda kölelik kalktı hadi dağılalım mı diyecek? Maalesef ki toplumlar öyle bir günde değişmiyor. Zira Kur’an bunu göz önünde bulundurarak inmiş, gönderilmiş.
Gelelim köleliğin ne olduğuna;
İslam öncesinde köle elde etmenin 4 yolu vardı;
-Haramilik yoluyla özgürleri köleleştirmek
-Faiz borcu gibi maddi gerekçelerle özgürleri köleleştirmek
-Savaşlar sonucu esir almak
-Köle ailelerin miras ve satın alma yoluyla ele geçen çocukları
İlk ikisi vahiy yoluyla yasaklandı. Üçüncü ayetlerle geçersizleştirildi. Dördüncü azad etme yoluyla eritildi. Kur’an mevcut köle stoğunu eritmek için şunları emretti;
“Allah, boş bulunarak ettiğiniz yeminlerle sizi sorumlu tutmaz. Ama bile bile yaptığınız yeminlerle sizi sorumlu tutar. Bu durumda yeminin keffareti, ailenize yedirdiğinizin orta hâllisinden on yoksulu doyurmak, yahut onları giydirmek ya da bir köle azat etmektir. Kim (bu imkânı) bulamazsa, onun keffareti üç gün oruç tutmaktır. İşte yemin ettiğiniz vakit yeminlerinizin keffareti budur. Yeminlerinizi tutun. Allah, size âyetlerini işte böyle açıklıyor ki şükredesiniz.”(Maide Suresi – 89. Ayet)
“Bir mü’minin bir mü’mini öldürmesi olacak şey değildir. Ancak yanlışlıkla olması başka. Kim bir mü’mini yanlışlıkla öldürürse, bir mü’min köleyi azad etmesi ve bağışlamadıkları sürece ailesine diyet ödemesi gerekir. (Öldürülen kimse) mü’min olur ve düşmanınız olan bir topluluktan bulunursa, mü’min bir köle azad etmek gerekir. Eğer sizinle kendileri arasında antlaşma bulunan bir topluluktan ise ailesine verilecek bir diyet ve mü’min bir köle azad etmek gerekir. Bunlara imkân bulamayanın, Allah tarafından tövbesinin kabulü için iki ay ard arda oruç tutması gerekir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.”(Nisa Suresi – 92. Ayet)
“Kim (köle azat etme imkânı) bulamazsa, eşine dokunmadan önce ard arda iki ay oruç tutmalıdır. Kimin de buna gücü yetmezse altmış fakiri doyurmalıdır. Bunlar, Allah’a ve Resûlüne hakkıyla iman edesiniz, diyedir. İşte bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Kâfirler için elem dolu bir azap vardır.”(Mücadele Suresi – 4. Ayet)
“Sadakalar (zekâtlar), Allah’tan bir farz olarak ancak fakirler, düşkünler, zekât toplayan memurlar, kalpleri İslâm’a ısındırılacak olanlarla (özgürlüğüne kavuşturulacak) köleler, borçlular, Allah yolunda cihad edenler ve yolda kalmış yolcular içindir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.”(Tevbe Suresi – 60. Ayet)
“Sizden bekâr olanları, kölelerinizden ve cariyelerinizden durumu uygun olanları evlendirin. Eğer bunlar yoksul iseler, Allah onları lütfuyla zenginleştirir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.”(Nur Suresi – 32. Ayet)
Buna rağmen Müslümanlar köle edinmeye devam etti. Bu durumun Kur’an i izahı asla yapılamaz. Eğer Müslüman kişi söylenenin aksini yaparsa bu onun hatasıdır İslam’ın değil.
Kaldı ki Abbasiler harici böyle bir durumla karşılaşılmamış. O da onların yanlışı Kur’an a dayalı bir şey değil.
Daha iki gün önce Müslüman geçinenler referandum da oy çaldı. Bu İslam’ın hatası mı şimdi. Yapılan yanlış kişiyi bağlar.
Peki köle nedir?
Tarihte çok fazla köle biçimi var. Köle dediğimizde anlaşılan şey; insanın mal gibi alınıp satıldığı sistem. ABD’de tarım popülasyonlarında toprağa bağlı değil efendisine bağlı olan kölecilik akla gelir. Kapitalist bir düzende var olabilir bu kölelik. Dolayısıyla boşuna aramayın İslamda böyle kölelik bulamassınız.
Bakın arkadaşlar İslamdaki savaş esirlerinin sadece adı köledir. Defalarca söyledim tekrar ediyim, Esir alan kişi;
-Yediğinden yedirecek
-Giydiğinden giydirecek
-Kendi evinde konaklatacak
-Kendi hayat standardı seviyesinde bir hayat sunacak
-Onu zorla çalıştıramaz
-Esir ev işi bile yapmaya zorlayamaz
-Onlarla istemedikleri taktirde cinsel ilşki kuramaz
Sizin itiraz ettiğiniz nokta insanların pazarda alınıp, satılması. Cariyelerle zorla ilşkiye girilmesi.
Arkadaşlar yok öyle bir şey. Kaynak gösteremessiniz var olduğuna dair. Ikınsanızda olmaz sıkılsanız da olmaz.
İnsan ırkı dünyada var olduğu sürece savaşlar devam edecektir. Savaşın olduğu yerde savaş esiri olur.
Yarın savaş çıksa yine savaş esiri alınır.
İslam’da savaşın kimlerle hangi koşullarda olacağını ayetlerle açıkladım. Esirlerin nasıl alındığını açıkladım.
Defalarca sordum yukarıdakilerden daha iyisi sunula biliyor mu? İlk yazımda savaş esirleri için yapılabilecek 4 ihtimali yazdım.
Eğer ki savaş esirleri için varsa başka bir ihtimal sunun tartışalım.
Defalarca ayetler ile köleliğin birtirildiğini gösterdim, 6236 ayet içinde bana bir tane ayet sunabilirmisiniz köle edinmeye teşvik eden.
Ben size kölelerin azad edilmesi gerektiğine dair kaç tane ayet yazdım yukarıda. Sizden sadece bir tane istiyorum.
Gelelim diğer iddalara;
Farklı hukuk uygulanması konusunda;
Zımmiler; Müslümanlarla aynı haklara sahiptir sadece cizye denen vergi öderler. Zımmiler; inanmadıkları için zekat vermez, inanmadıkları bir dava uğruna savaşa gitmez. Bu sebepten zekat ve askerlik muafiyeti karşılığında bu cizye vergisi ödenir.
Muhammed Hamidullah'ın belirttiğine göre peygamber döneminde cizye kişi başına 1 dinardı ve Müslümanların yükümlü olduğu zekattan oldukça daha düşüktü. Zira zekat yüzde ile hesaplanırken, cizye sabit bir miktardır.
Bunun dışında Zımmiler ve Müslümanlar eşit haklara sahiptir.
Gelelim kadınlarla ilgili iddalarınıza;
İddalarınızı ayetler eşliğinde destekleyebilirmisiniz?
Bu sebepten mi İngiltere de İslamı seçen 5200 kişinin 3466 sı kadın?
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1034453&Date=30.12.2010&CategoryID=81
İslam diyor ki;
-Kadın, evlilik akdini sadece kendisinin üzerine alabilir. İstediği zaman kocasını boşar, istediği kadar evli kalır.
-Erkek, eğer kadına ister kadın çalışsın, ister çalışmasın, bakmak, geçimini sağlamak zorundadır.
-Kadin çalışıyorsa parasının bir kurusunu dahi erkeğe vermeyebilir. Kira ve diğer taşınmazlarından da olan tüm geliri ve kazancı tamamen kadının kendi insiyatifindedir. Bir de mehir olayı var ki o ayrı bir şey.
-Bir erkek; eşini, yemek yapmaya, ev işi yapmaya zorlayamaz.
-Kadın özel günlerinde tutmadığı oruçların kazasını yapmakla yükümlü iken kılmadığı namazların kazasını yapmaz. Böyle bir kolaylık, ibadetin dindeki ehemmiyeti sebebiyle kadın bu namazların kazasını yapmaktan men edilmesi üzerinden sağlanmıştır.
Sizin kadın ikinci sınıfa giriyor dediğiniz İslam kadını bu.
Müslüman kadın, sizin modern hukuk sistemi olarak tabir ettiğimiz yapıların hepsinden çok daha fazla hakka sahip.
Peki, bunun karşısında siz ne koyuyorsunuz? Modern dünyayı mı? Tüm Doğu Avrupa’nın ve Rusya’nın bir kısmının batının tamamında ve zengin Arap Ülkelerinde fahişelik yapmaya zorlanan kızlarını mı?
İş yerinde hemen hemen her gün tacize uğrayan, geliri kocaları ya da sevgilileri tarafından gasp edilen kadını mı?
Doğudakinden az olmayacak şekilde sevgilileri ve kocaları tarafından dayak yiyen batılı kadını mı?
Makyaj ve sonu gelmeyen estetik güzellik algısı sebebiyle sadece bir et parçası olarak görülen kadını mı?
Kaç kadın her gün sevgilileri, kocaları tarafından aldatılıp bunu sineye çekiyor?
Modern dünyada kadın güçsüz ve tatminsiz en önemlisi sevgisiz.
postalmarx
03-05-2017, 08:07
Sizin itiraz ettiğiniz nokta insanların pazarda alınıp, satılması. Cariyelerle zorla ilşkiye girilmesi.
Arkadaşlar yok öyle bir şey. Kaynak gösteremessiniz var olduğuna dair. Ikınsanızda olmaz sıkılsanız da olmaz.
Hoatzin, elimizde hadisler var. Buna göre savaş esiri kadınlarla hemen ilişkiye girilmiş. Burda rıza olabilir mi? Bu kadınlar kızlar kendi erkek akrabalarını öldürmüş bu yabancılarla kendi istekleri ile mi ilişkiye giriyorlar, katliamdan saatler sonra hem de? Akıl alıyor mu bunu?
Peygamber bile Safiye'yi sefer dönüşü koynuna almış. Safiye'nin babası, kocası, erkek kardeşleri birkaç saat önce müslümanlarca öldürülmüştü değil mi?
Yani gerçekten ilahi kanun beklentiniz ne çok merak ediyorum. Bi açıklarmısınız bana.
Eğer ki Kuran'ı o dönem toplumu reform ve ıslah etmek isteyen birileri yazdıysa ve bazı şeyleri olduğundan daha iyi yaptıysa, o zaman biz de bunu övelim. Diyelim ki çok güzel, bravo. Ama bu eğer insan işi dğeilse, ve Allah vahyi ise, o zaman ideal olandan çok uzak olması düşünülemez. Hele ki "son kitap" ise.
İdeal olan nedir? İdeal olanı sana açıkladım. Bugün Batı demokrasisi ideal olana en yakındır. Çünkü ideal olan kanunlarda herkes eşittir, herkes kendini geliştirmekte, kendini mutluluğunu aramakta özgürdür. Herkes topluma kültüre katkıda bulunmakta özgürdür. Ama ayrımcılık yoktur. Kadınlar, etnik veya dinsel azınlıklar, ve tarihsel olarak geleneksel toplum düzeninde sesi çıkmayan, ezilmiş kim varsa, modern demokraside eşit vatandaşlığa yükseltilmiştir. Bu ideal olandır.
Dahası köleliğin bir kurum olarak ilgasıdır. BM insan hakları beyannamesinde bu yazar. BM Insan Hakları beyannamesi mesela ideale çok yakın bir belgedir. Ama bunu Allah bize vermedi. Biz kendimiz milyon sene hayvan gibi yaşadıktan sonra kendimiz güç bela bu noktaya erişebildik.
Şimdi Allahın son kitabı 23 senede Arap toplumunu _biraz_ adam etmeye gücü yetti diyorsun. Ortaya çıkan son hali de artık bütün insanlık için kıyamete kadar ideal bir sistemdir diyebilir misin?
Çok basit hangisi idealdir: Nazik kibar kölelik sistemi mi, yoksa köleliğin tamamen yasak olması mı?
Bugün İŞİD kölelik sistemini geri getirmiş. Cariyeleri aralarında pay ediyorlar sonra birbirlerine satıyorlar. Kuran bu kapıyı tamamen kapatmış olsaydı bu mümkün olur muydu? Bir düşün orada mahvolan hayatları.
Dediğim gibi Kuran eğer insan elinin işiyse biz de alkışlayalım, diyelim ki bravo, zamanında toplumu bir nebze ıslah etmiş. Ama biz bugün Kuran'a göre yaşayamayız. Bizim standartlarımızın altında kalıyor. BM insan hakları beyannamesi Kuran'dan daha üstün. İdeale daha yakın.
Doğudakinden az olmayacak şekilde sevgilileri ve kocaları tarafından dayak yiyen batılı kadını mı?
Batı demokrasisinde kanunlar diyor ki kimse bir diğer insana fiske vuramaz. Bir kadın evinde şiddet görürse o adamı hapse attırabilir. Ama islam hukukunda bu da yok. İslam hukukunda kadının evde dayak yemesi bazı durumlarda meşrudur. Çünkü Kuran'da diyor ki "sözünüzü dinlemezse dövün". Kadın mahkemeye gitse kocası diyecek ki "laf dinlemiyordu". Hakim de diyecek ki "o zaman dava düşmüştür. Hadi evinize." Bu arada bunu "kadın aldatıyorsa dövülür" diye çevirmeye kalkma. Zina edenin cezası evde dayak değildir. Recmdir. Evde dayak baya "laf dinlemiyor, saygıda hürmette kusur ediyor" gibi şeylerden atılıyor islam hukukuna göre.
Makyaj ve sonu gelmeyen estetik güzellik algısı sebebiyle sadece bir et parçası olarak görülen kadını mı?
"Makyaj yapılacak" diye bir kanun yok. Modern demokraside kimse makyaj yapmadığı için mahkemeye çıkarılmıyor. Kadınlar bunu yapmakta veya yapmamakta özgürler. Sen diyorsun ki "biz kadınları bu dertten kurtaralım, onlara güzel kıyafetleri de makyajı da yasak edelim, onlara iyilik yapalım". Lan sen kimsin? Kadın isterse kendi dileğiyle kendini kapkara çarşafa da sokar. İsterse kendini süsler püsler de. Ne biliyorsun ki kadınlar bu konuda dertli? Hem sana mı kaldı ki kadınları bu derdinden kurtarmak? Kadınlar gelir mecliste der ki "bu konuda bir yasa çıkaralım, makyaj yasak olsun." Sen ne diye kadınlar adına karar verebiliyorsun ki? Atatürk'ün hepimiz adına kararlar vermesi gibi değil mi biraz? Bir düşün bunu.
Kaç kadın her gün sevgilileri, kocaları tarafından aldatılıp bunu sineye çekiyor?
Modern yasalarda kadın evlilikte aldatılırsa boşanma davasında erkeğin malını mülkünü komple alıyor. Erkek açısından yeterince caydırıcı bir olay ki hem yuvası yıkılacak hem de hayatının emeği elinden gidecek. Recm gibi hayvanlıklara gerek yok.
postalmarx
03-05-2017, 08:16
Zımmiler; Müslümanlarla aynı haklara sahiptir sadece cizye denen vergi öderler. Zımmiler; inanmadıkları için zekat vermez, inanmadıkları bir dava uğruna savaşa gitmez. Bu sebepten zekat ve askerlik muafiyeti karşılığında bu cizye vergisi ödenir.
Muhammed Hamidullah'ın belirttiğine göre peygamber döneminde cizye kişi başına 1 dinardı ve Müslümanların yükümlü olduğu zekattan oldukça daha düşüktü. Zira zekat yüzde ile hesaplanırken, cizye sabit bir miktardır.
Bunun dışında Zımmiler ve Müslümanlar eşit haklara sahiptir.
Bu da tam doğru değil malesef. Zımmiler eşit haklara sahip değildir.
Müslümanlar dinlerini yayma özgürlüğüne sahiptir, zımmiler değildir.
Müslümanlar gayrimüslim kadınlarla evlenebilir, zımmiler müslüman kadınla evlenemez.
Müslümanlar dini sembollerini toplum içinde taşıyabilir, zımmiler taşıyamaz.
Müslümanlar yeni camiler yapabilir, zımmiler yeni havralar kiliseler yapamaz.
Hz Ömer'in Filistin'i fethetmesiyle orada yayınladığı bir sözleşmede şöyle şeyler de var:
Müslüman ata binebilir, zımmi eşeğe biner.
Müslüman kılıç kuşanabilir, zımmi kuşanamaz.
Zımmiler evlerini müslümanların evinden yüksek yapamaz.
Bunlar eşit haklar değil malesef. Sistemli bir ayrımcılık var. Hatta tam da Tevbe 29'da dediği gibi "aşağılanarak cizyeyi ödesinler" diye bu toplumsal sözleşmeyi aşağılamak üzerine kurdukları çok belli.
Bu mu ideale daha yakın, yoksa devletin vatandaşın dinine göre ayrım yapmadığı modern demokrasi mi?
Şunu da ekleyelim. Demokrasi hiç olmazsa sürekli değişip daha iyiye doğru gidebilir. İslam hukuku ise sabittir. Allah yeni vahiy göndermedikçe de fazla birşey değişemez. Yani islam hukukunun maksimumu budur. Ama demokrasi sürekli kendini düzeltmeye devam ediyor. Meclisler, basın, tartışmalar sürekli devam ediyor. İdeal topluma doğru insanlar bir çaba gösteriyor.
Köleliğin kaldırılması bu yolda ilk adımlardandı. BM insan hakları sözleşmesi geldi. İşçilerin hakları, kadınların hakları, azınlıkların hakları vs bu böyle gider. Bunların hepsi toplumun radarına girdikçe ezilmiş sesi çıkmayan kesimlerin elinden tutuldu ve eşit vatandaşlar olarak, kamusal alanda yerlerini aldılar. İslam sisteminde toplumda sadece müslüman erkeklerin kamusal alanda yeri var. Hep de böyle kalacak çünkü kanunları "Allah" yapıyor o da 1400 sene önce son kez konuşmuş, artık konuşmayacakmış.
aliyarasfal
03-05-2017, 09:14
Yeni din uydurmayalım lütfen:)
Araştırmışmış:)
Uydurmanın adı araştırma olmuş.
Kölelik var mı? Var. Efendim kaldırılması zaman alırmış. Önce şu komik suçlar kapsasmındaki cezalar niteliğinde bir seçenek olarak sunulan "köle "azad" etmeyi kaldırmaya teşvik diye sunmayı ele alalım. İnsanlara bir anda yasak ulan diyemeyen tanrı yok eşine anamsın dedin ya oruç ya fidye yada bir köle azad et demişmiş.
Vay be burdanda ceza diye seçeneklerden biri olarak sunulmuş köle azad etmeyi( köle sahipleri madem bir anda vazgeçmez, seçmeli durumda niye vazgeçsin kölesinden) biz köleliği yasaklama mı anlıyacakmışız? Nasıl, sallamayalım, çok sık görülmeyen birkaç durum için köle azadını ceza olarak sunmak yasaklamanın yanından dahi geçmez.
Basit soru, köle azad etmenin ilk kuralı nedir? Köle sahibi olmak. Yani bu ayetler tam tersine mademki kıyamete kadar geçerli bırakın yasaklamayı köle edinimini yasal hak haline getirmesidir. Sen seçenek "ceza olarak at keseceksin dediğinde bu at sahibi olmayı yasaklar mı yoksa at sahibi olmayı teşvik mi eder?
Yanlış mantık, burdan sınıfta kaldın. Öyle her yerde okuduğun masallarla gelme.
Gelelim esir almak yasak masalına. Muhammed 4 ayetindeki gerekçesiz saldırganlığı es geçip soralım. Ne der esir almayı yasaklar mı yoksa esir alıp ganimeti paylaştıktan sonra sahibinin insafına mı bırakır?
Onları ne karşılığı serbest bırakacak sahipleri. Sahiplerine iki senecek sunar ve lütuf ediyor arkadaşlar.
1 karşılık istemeden bırakılacak
2- İstiyorsanız fidye isteme hakkınızda var.
Güzel, fidye istediniz, insanların malını zaten ganimet diye almışsınız ve hatta onlarıda ganimet diye bölüşmüşsünüz. Yada malı mülkü zaten yok, kadınlar çocuklar dahil bir çok kişi var.
Fidyeyi ödeyene kadar kölenizdir.Onlarda bir hayır görürseniz onlarla anlaşma yapın( nur 33) bu nedir ? Yine keyfinize kalmış onları fidye karşılığı bırakıp bırakmamak. Yani muhammed 4 ayeti size ne yaptırımdır ne ceza öngörür nede bir halta yarar. Esir almayı yasaklamaz tavsiye niteliğini aşmaz, Nur 33 gibi bir ayetdir.
Nur 33 teki fuhuş yaptırma( genç cariyeler) olayını ve bir çok ayetde geçen eşleriniz ve cariyeleriniz size helaldir cümlelerinide görmezden gelirsek haklısınız tecavüz yoktur:)
Ben ayet dahi istemiyorum, araştırmacı(?) kişiliğinizle bize tecavüzü yasaklayan bir hadis sunar mısınız? Cezası nedir? Mutlaka sevgili peygamberiniz bu konuyla ilgili bir uygulamada bulunmuştur.
Ayşe ananızı 60 yaşında evlenmiş göstereceğiniz günü sabırsızlıkla bekliyorum.
Tüm islam aleminde sahih kabul edilen hadisleri siz ne zamandan beri rivayetlerle yanlışlıyorsunuz? Hadislerin sahihliği ki bu Ayşe ananız islamdaki bir çok rivayeti aktaran ve başrol oynamış biri kuran referansıyla sahihliği tespit önceliklidir.
Bilmem kimin hayatını yüzde yüz doğru kabul edip, rivayetlerle hadis mi çürütüyorsunuz?
Ayşe ananızın uyduruk rivayetlerle yaşını büyütme kurnazlığınız( o rivayetleri sahih neye göre kabul ediyorsunuz bilen yok) Ayşe ananızın 9 yaşında gerdeğe girdmesinin kuranla uyumlu olduğu gerçeğini değiştiremiyor ki:)
Eh madem hadis seversiniz Beni Kureyzada , insanları koyun keser gibi kesip kadın ve kızların ırzına geçen sahabenizide kabul buyurunuz.
Tecavüzü yasaklamayı unutup, cariyeleriniz size helaldir diyen ayetlerle destekleyip fuhuş yaptırmaya yarım ağız ricada bulunan kitapta tecavüz ve kölelik yokmuş izlenimi yaratmaya çalışmak hoş .
Sübyancılığa gelirsek, Talak 4 sizi aşar :)
Çok nettir o ayetde belirtilen sübyancılık. Ayşe ananızın hadislerini sahihleştiren baş ayetdir kendileri.
Çok net olarak genel bir seslenme vardır talak 4 ayetinde ve ikiye ayırır kadınları hamilelik şüphesi bağlamında.
Birincisi hamilelik belirtisi nedir? Elbette adet görmeye başlamış kadınlar için ilk net belirti adetten an itibari ile kesilmiş olması. Burda zaten ikinci kısımdaki olay bu nedenle geçmişten bu güne dek hiç adet gömemiş( adet döngüsü başlamamış) kadınlarda bu belirti mümkün değildir. Buda bize ilk adet görme öncesine dek geniş bir yelpazede çocuk ve kadını kapsadığını gösterir .
Hatta kötü yanı şudur, ilk adet öncesi hamilelik mümkündür, çünkü yumurtlamayla başlamaz adet, hamileliğe elverişli hale gelir ilk yumurtlamadan 1 ay sonra başlar adet. Buda durumu daha vahim kılar.
Neden çünkü adet bile görmemiş çocukla dahi cinselliği içerir bu kitabın evlilik anlayışı. Alt sınır çizmek mümkün değil.
Neyse sadece talak 4 değil, tomurcuk memeli huri vaddi dahi bir fikir verir bu bakışı anlamaya.
Bu arada güldürdünüz beni. demek doğada hayvanlar alemini örnek verip, bakınız hamile kalmaya müsaitse doğada çiftleşilir ve insanda doğanın parçası olduğuna göre ne itiraz ediyorsunuz vesaire:)
Eh doğada eşcinsellikte, çok eşlilikte, sübyancılıkta , yamyamlıkta mevcut. İnsanın bir hayvan olduğunu kabul ettiğinizi bilmiyordum:)
Bu arada yine sübyancılığı yasaklayan bir hadisiniz var mı?Çünkü destekleyen ayetiniz mevcut ; Cezası nedir?
Çok yormayayım sizi, demogojiye kaçmadan şu sorularıma net cevap verin.
Kölelik yasak mıdır? Köle edinmek ceza gerektirir mi? Köleyi serbest bırakmak( savaşta) zorunda mıdır bir müslüman? Bırakmazsa ne olur?Fidye isteme hakkı varken , fidye istemesinde ve fidyeyi ödeyemeyecek durumdaki kişileri köle tutmanın önünde engel var mı?
Cariyeleriniz size helaldir ne demek?Bu tecavüz değil mi? Fuhuş yaptırmanın önünde engel var mı cariyelerinize? Cezası nedir?
Tecavüzü yasaklayan ayet veya hadis var mı? Var ise cezası nedir?
Sübyancılığı yasaklayan ayet veya hadis var mı? Var ise cezası nedir?
Bunları cevaplayın (cevapları var ise) görelim nedir durum islamda, bakalım tartışalım.Yine dolandırıp gelmezsiniz umarım:)
Eh köle sahiplerine rica minnet eden ve çekinen bir tanrıdan tecavüz veya sübyancılığı hatırlamasını beklemek pek mantıklı değil ama:)
Şimdilik saygımla gittim...
Amon yarebbi
03-05-2017, 09:19
Adam hala filllere kuşlarla TAŞ yağdıran, kızdığı zaman dünyayı sularla kaplayan, dünyadaki tüm canlılardan ikişer çift olarak bir gemiye bindiren, yukarıdan helva, bıldırcın, pişmiş taş yağdıran,
Kainatı Altı gün gibi kısa bir sürede dizayn edip sonrada TAHTINA OTURAN Tanrısının kölelik konusunda yarattığı insanların uyum sorunu yaşayacağının ve ALLAHIN bu konuda SÜREYE İHTİYAÇ duyduğunu OLLLL deyince olduramama sorunu yaşadığını söylüyor.
Kim ? Allahın aciz kulu yada ACİZ Allah ın yüce kulu.
İslam mensuplarının çoğunda bu sorun var.ALLAHLARININ eksiklerine yama yapma ve avukatlığına soyunma gibi durumlar.
Allah ınızı ya bu kadar övmeyin yada aciz hallerini böyle dile getirmeyin. Göze batıyor, sırıtıyor.
Bu tip savunmalarınızı burada yapmayın .Burada gitmez fakat kendinizi daha iyi hissetmek istiyorsanız Tanrınızın aciz hallerini dinci yerlerde anlatarak amin ecmain inşallah gibi tek kelimelik düşünen insan tepkileri alabilirsiniz.
Tanrınız ol deyince olduran cinsten bir tanrı?!?!? .Bu duruma göre değerlendirme yapınız.
Amon yarebbi
03-05-2017, 09:37
Aslında müslümanlar ALLAH larını YOK sayıp mükemmel dedikleri kitaplarında ki sözleri islam peygamberinin üzerinden tartışsalar bu tip çelişkiler ortadan kalkar.
Neden?
Çünkü bu kitabı yazan veya yazanLAR insan olduğu için hatalar çelişkiler anlaşılır olur ve çok rahat tartışılabilir.
aliyarasfal
03-05-2017, 09:46
Bu arada size bir adet daha ayet sunayım.Bu ayet çoğu kişi tarafından pek hatırlanmak istenmez.
Nisa 3 ayetini bilirsiniz, yetim kızlarla evleme niyetinde olan kişilere yönelik ve çok eşliliğe icazet vermesiyle meşhur ayet.
Birde bu nisa 3 e atıf yapan bir başka ayet vardır. Nisa 127
Ve kadınlar hakkında senden fetva istiyorlar. De ki: “Allah, onlar için yazılmış (farz kılınmış) olduğu halde, onlara vermediğiniz haklar ve kendilerini nikâhlamak istediğiniz yetim kızlar ve çocuklardan aciz olanlar hakkında ve yetimlere adaletle davranmanız konusunda Kitab’da size tilavet edilmekte olanlarla (âyetlerle) size fetva veriyor. Ve hayır olarak ne yaparsanız, o taktirde muhakkak ki Allah, onu en iyi bilendir.
Bu ayet başlı başına sübyancılığın teşhirine örnek ayetlerdendir.
Bu ayetdeki girişe dikkat ediniz, "kadınlar hakkında fetva" hangi kadınlara dair fetva diyorsanız burdaki son bölümdeki "kitapta size tilavet edilmişlik "vurgusuyla nisa 3 e atıf olduğunu zaten "yetimlik "vurgusuylada bağlantısı ortadadır.
Nisa 3te yetimlerim mallarına konma amaçlı evliliğe engel olma amacı güdülür ki bu ayetdede "onlara vermediğiniz haklar" bunun vurgusudur. Niyet evlilik. Güzel, bu yetimlerin yaşı belli değil.
Amma bu ayetde bir şey varki kan donduran cinsten. Vildan kelimesi, arapçada ergenliğe girmemiş çocuk demek ve burdada çocuklar diye vurgulanır.ergenliğe girmemiş çocuklarla evlilikten bahsedilmekte amma yerseniz sübyancılık yasak:)
Bu Vildanlar (ergenliğe girmemiş kız çocukları) bu kadınlar hakkında fetva kısmında ne gezer soran yok.
Ayeti dikkatle okuyunuz, evlenmek niyetinde olduğunuz amma mallarını vermeye yanaşmadığınız yetim( babasız) kız çocuklarıyla beraber birde korumasız, kimsesiz aciz ergenliğe girmemiş (anasız-babasız) kızlarda dahil edilir işin içine.
Sorularım yukarda , varsa dolandırmadan, yok hayvanlarda yapıyo, hadisi rivayetle çürütüyoz, el-ilahım olcak lan diyememiş, rica minnetle işi haletmeye çalışmış, biz çok eyi davranıyoz kölelere, bize köle olmak ayrıcalıktır saçmalığında gelmeyin:)
Şimdilik saygımla gittim...
Amon yarebbi
03-05-2017, 10:37
İslam peygamberinin yazmayı unuttuğu yada çevresinde ki sermaye sahiplerinden tırsmasından sebep kutsal kitabına yazamadığı kanunu 21. YY kafirleri yazmış ve uygulamasını da kütür kütür MÜSLÜMANLARA dahi uygulatmışlar.
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ne göre kimse kölelik veya esaret altında tutulamaz. Kölelik ve köle ticareti tüm formlarında yasaklanmıştır. Hiç kimse zorla çalıştırılamaz. Kölelik yasağı, Uluslararası Medeni Sivil ve Siyasi Haklar Sözleşmesi'nde (Madde 8) ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde (Madde 4) de yerini almıştır.
aliyarasfal
03-05-2017, 11:41
Bu arada yaşadığı varsayılan Muhammedin hayatı ilginçtirki geçmiş zaman da yaşadığı kişilerle benzerlikler taşımakta. Dedesi olduğu varsayılan Arap -İsrail soyunun Baba sıfatlı İbrahimin atalarının putlarını kırması amma en büyük putu bırakması, Muhammedin tüm putları kırıp baş put en büyük put allahı dinine ilah tayin etmesi.
Bir başka benzerlikte ilginçtir Zeyd-Zeynep_ Muhammed üçgenine uyumlu bir hikayedir.
Davut- BatŞeva-Uriya hikayesidir.
Kral Davut Aşık olduğu evli kadınla (BatŞeva) cinsel ilşikiye girer ve kocası Uriyayıda ölmesi için savaşa yollar, İlgili bölümü koyayım, uzun bir hikaye, Merak edenler Davutla BatŞeva (https://kutsalkitap.info/tr-2sam11.html) Bölüm 11okuyun bu Peygamber sıfatlı kişinin( islama göre peygamber) ulviliğinide okuyabilir:)
2.Sa.11: 15 Mektupta şöyle yazdı: "Uriya'yı savaşın en şiddetli olduğu cepheye yerleştir ve yanından çekil ki, vurulup ölsün."
2.Sa.11: 16 Böylece Yoav kenti kuşatırken Uriya'yı yiğit adamların bulunduğunu bildiği yere yerleştirdi.
2.Sa.11: 17 Kent halkı çıkıp Yoav'ın askerleriyle savaştı. Davut'un askerlerinden ölenler oldu. Hititli Uriya da ölenler arasındaydı.
Zeyde komutanlık mı bahşedilmiş, Davut Hikayesi yürütülüp kurana ve islamamı montelenmiş yada Muhammed atası sayılan Davuttan ilham mı almış ve Zeyd kurban mı edilmiş buyrun karar verin:)
Şimdilik saygımla gittim...
Bazılarımımız ya okuma bilmiyor yada militan. Gerçekten anlamak münkün değil.
Yani adam kalkmış gelmiş IŞID üzerinden İslam eleştirisi yapıyor. Bende Tayyip Erdoğan üzerinden demokrasi eleştirisi yaparım o zaman.
Sonuç? Demokrasi lanet bir sistemdir, kaldırılmalı. Bu mudur yani? Bu kadar mı?
Bide aklı sıra “Lan sen kimsin” diye ayar veriyor. Bak değerli kardeşim yazdıklarımdan kadının eve hapsedilmesi, makyajın yasaklanması gibi şeyleri nasıl çıkarıyorsun. Biz modern toplumda kadın eleştirisi yaptık sadece, git sor çevrendeki kadınlara bir tane mutlu kadın varmı?
Hatta şu ana kadar yazdıklarımdan cinsiyetimi belirtmedim. Erkek olduğumu nerden biliyorsun? Belki bir kadınım ve ona göre yazıyorum.
Yani adam İslamda kadın dövmenin, recm etmenin gerçekten var olduğunu sanıyor. Bunun üzerinden kalkmış bize ayar vermeye çalışıyor.
Kardeşim yok öyle bir şey seni kandırmışlar. Bak bakalım Kur’an a recm cezası varmıymış? Zina edene ne yapılırmış. Zina edenin cezası recm değildir. Ki cezası 4 net şahit olduğu taktirde verilir. Bunun da sebebi Avrupai tabirle “public sex” olayının önüne geçmektir.
Yani bir insan neden 4 tane şahit huzurunda zina yapsın ki? Tamamen mahremiyet odaklı bir sistem. Anlamak çok zor olmasa gerek.
Ama o kadar sorgulayan fikir yürüten adam gider recm ayetlerinin bir keçi tarafından yenildiğine inanır.
Bakınız dünyada sonradan İslam dinini tercih eden insanların 3’te 2’si kadın. Bir düşünün neden diye? Bu din kadın fıtratına uyuyor, kadınlar baktıkları zaman kendi doğalarına uygun görüyorlar.
-Kadın, evlilik akdini sadece kendisinin üzerine alabilir. İstediği zaman kocasını boşar, istediği kadar evli kalır.
-Erkek, eğer kadına ister kadın çalışsın, ister çalışmasın, bakmak, geçimini sağlamak zorundadır.
-Kadin çalışıyorsa parasının bir kurusunu dahi erkeğe vermeyebilir. Kira ve diğer taşınmazlarından da olan tüm geliri ve kazancı tamamen kadının kendi insiyatifindedir. Bir de mehir olayı var ki o ayrı bir şey.
-Bir erkek; eşini, yemek yapmaya, ev işi yapmaya zorlayamaz.
-Kadın özel günlerinde tutmadığı oruçların kazasını yapmakla yükümlü iken kılmadığı namazların kazasını yapmaz. Böyle bir kolaylık, ibadetin dindeki ehemmiyeti sebebiyle kadın bu namazların kazasını yapmaktan men edilmesi üzerinden sağlanmıştır.
Şimdi soruyorum size modern hukuk bir kadına bu hakları veriyor mu?
Yani yazım boyunca size sürekli sorular sordum mantığınızın yanlış olduğunu göstermek için birinizde soruyu cevaplayıp şu sebepten yanlışşın demiyorsunuz. Anca itiraz edip öyle şey olmaz.
Postalmarx; Safiye örneğini vermişsin o zaman şu sorularımada cevap verirmisin;
Sizin idda ettiğinizin aksine Safiye başkasının cariyesi olacakken Hz. Muhammed onu kendine almamıştır.
Kaldı ki Safiye soylu bir Yahudi olduğu anlaşılınca azad edilmiştir. Daha sonra İslam'ı tercih edip özgür Müslüman olarak evlenmiştir.
Eğer ki kocası zorla öldürülüp kendisiyle zorla evlenilseydi kendisi Müslüman olurmuydu? Hadi korktu diyelim;
"Ey Peygamber! Hanımlarına de ki: "Eğer dünya hayatını ve onun süsünü istiyorsanız, gelin size mut'a vereyim ve sizi güzelce bırakayım." (Azhab 28. Ayet)
Eee Safiye neden boşanmamışta peygamberin yanında evliliğine deva etmiş. Hadi yine korktu diyelim;
Neden bu kadın peygamber öldükten sonra dinini korumaya ve gerekliliklerini yerine getirmeye deva ediyor?
Şu sorularıma bir cevap verin lütfen.
Bak kardeşim tevbe suresinde zımmilerle savaşman gerektiği söyleniyor. Yukarıda İslam dininin kimlerle savaşa izin verdiğini açıkladık.
Bu zımmiler zamanında senin malına, canına göz dikmiş insanlar. Ayette onlarla pes edip, küçük düşene kadar savaşın diyor. Nesi garip?
Kölelik ile ilgili;
http://www.tarihiolaylar.com/tarihi-olaylar/amerika-da-koleligin-kaldirilmasi-114
Okumaya üşenenler için özet geçiyorum;
Amerika’da 1700‘lü yıllarda 187.000 köle olduğu biliniyor. Bu köleler kaçmak istediklerinde kolları, bacakları kesiliyor, kızgın zift içine atılıyor idam ediliyor yani korkunç cezalara maruz kalıyor. Bir sürü masum insanın canı yanıyor.
Zamanla kölelik karşıtı dernekler kuruluyor. 1807 yılında Amerika ve İngiltere arası köle ticaretine son veriliyor. Ancak güçlü insanlar buna karşı çıkıyor. Güney’de kölelik karşıtı olmanın cezası ölüm.
Yani güçlüler kararlı bir şekilde köleliğe devam ediyor. Kaçan köleler başka yerlerde saklanmak zorunda kalıyor.
Sonra A. Lincoln 1962 yılında köleliği tamamen kaldırıyor. Sonra güney eyaletlerinden büyük tepkiler alıyor. Bu tepkiler o kadar büyük ki iç savaşa kadar gidiyor. İç savaş kuzey galibiyetiyle sonuçlanıyor, 1965 yılında yasa çıkarılarak kölelik tarihe karışıyor. Bu noktada sormak lazım ya savaşı güney kazansaydı?
Yani modern toplumda bile kölelik pat diye ortadan kalkmıyor 60 yıl sürüyor. Bu noktada görülüyor ki insanlar kölelik kalkmasın diye savaş çıkarıyor.
Buna nazaran İslam napıyor? Köle elde etmenin yollarını kapatıyor. Sadece savaşta esir alarak köle elde edebilirsin. Onun da sadece adı köledir. Fiiliyatta köle değildir. Kaldı ki esirler almanı emretmez sadece esir almana izin verir.
Kaldı ki herkese kafana göre savaş açamassın. Belirli kuralları var.
Bu savaş esirleri için kurallar var;
-Yediğinden yedirecek
-Giydiğinden giydirecek
-Kendi evinde konaklatacak
-Kendi hayat standardı seviyesinde bir hayat sunacak
-Onu zorla çalıştıramaz
-Esir ev işi bile yapmaya zorlayamaz
- Kesinlikle aman dileyenleri öldürmeyin.
- En önemlisi de, ne olursa olsun zulüm edenlerden olmayın.
-İsterse evlenip aile kurabilir.
Sonra bunları azad etmek için belirli yollar getirmiş azada teşvik etmiş. Belirli günahlar karşılığında köle azad edilmesi istenmiş. Bakın oruç tutmamak, yemin bozmak gibi herkesin hergün işlediği günahlar karşılığında istenmiş köle adaz etmek. Nadir görülen durumlarda değil.
Sonra bir kölenin fidyesinin kim tarafından ödenirse ödensin onun azad olacağı söylenmiş. Mesela ben işlediğim bir günah neticesinde sizin kölenizi azad edebilirim illa kendime ait kölem olmasına gerek yok.
Sonra bu kölelere zekat ve sadaka verilmesi emredilmiş. Köle kendi isteğiyle başka bir işte çalışıp para kazana bilir. Yani kendi kendini para kazanıp azad edebilir.
Mesela Müslüman olmayan bir köle kaçarak İslam ülkesine sığınır ve İslam’ı kabul ederse o köle özgür olur. Mesela köle sahibi ölürse o köle özgür olur.
Dikkat edilmesi gereken noktalar;
İslam esirleri köle yapmayı emretmez, sadece izin verir.
İslamla savaşmayan insanların canına, malına göz dikemez onları esir alamazsın.
Dediğim gibi bir tane köleleştirmeye yönelik ayet bulunamazken bütün ayetler köle azad etmek üzerinedir.
Evet yeni köle elde etmem mümkündür ancak bu sadece savaş sırasında savaş esiri olabilir. Ondada yukarıdaki şartlar geçerli. Kaldı ki bu esirlerin sadece adı köledir. Seninle aynı şartlarda yaşayan köle mi olur?
Bu noktada belirtmeyi unuttuğumuz bir nokta var. Savaş meydanı dışında esir elde edemezsin. Yani savaş sonrası şehre girip insanları esir almak gibi bir durum yok.
Yahu nersi anlaşılmıyor bunun? Kölelik bitti hadi dağılın diye bir emrin uygulanabilirliği yok. Amerika örneği karşımızda.
Kaldı ki kölelikten devlet kuranlar bile İslam üzerine devam ediyor. Memlüklüler ve Kölemen devletleri kölelik kavramının sizin zihninizdeki gibi olmadığını gösteriyor.
Yahu Amerika kıtasında bile iki Katolik kilisesi kölelere farklı muamele yapıyor, bir tanesi onların azad edilmesine olumlu bakıyor bununda sebebi; sırf zamanında İslam ile etkileşime geçmiş olmaları.
Sonra adam demiş ki köle azad etmenin ilk yolu köle sahibi olmaktır. Kardeşim zaten Kur’an indiğinde toplumda köleler var ve savaş neticesinde esir alıyorsun. Bunları azad etmeni istiyor işte nesi garip yani nesi anlaşılmıyor?
Yani matığa bak. Eeee Kur’an da fakiri doyurun diyor, yetim hakkı gözetin diyor. Fakir doyurabilmem için fakirliğin olması lazım o zaman insanları fakirleştirmeliyim. Yetim hakkı gözetmem için insanları yetim bırakmalıyım. Bu mudur yani mantığınız?
"Ceza olarak at keseceksin dediğinde bu at sahibi olmayı yasaklar mı yoksa at sahibi olmayı teşvik mi eder?”
Eğer atın varsa kesersin yoksa diğer ihtimali gerçekleştirirsin gidip at satın almaşsın.
Muhammed suresi 4. Ayet gereksiz saldırganlık teşvik ediyormuş.
“(Savaşta) inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Nihayet onları çökertip etkisiz hâle getirdiğinizde bağı sıkı bağlayın (sağ kalanlarını esir alın). Artık bundan sonra (esirleri) ya karşılıksız ya da fidye karşılığı salıverin. Savaş sona erinceye kadar hüküm budur. Eğer Allah dileseydi, onlardan öç alırdı. Fakat sizi birbirinizle denemek için böyle yapıyor. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların amellerini asla boşa çıkarmayacaktır.”
Ayet açık açık savaş esnasında yapacağını anlatıyor. Kaldı ki başka ayetlerde kimler ile ne şartlarda savaşıldığı açıklanmış.
Ne yapsın yani adamlar savaşta seni öldürmeye gelene kurabiye mi ikram etsin?
Savaş neticesinde esir alın sonra bunları fidye karşılığı yada fidyesiz salın diyor. Neresi gereksiz saldırganlık.
Eğer ki bu ayet savaşta değil bütün inkar edenler için derseniz bende derim ki neden İslam toplumunda gayri-müslümler öldürülmüyordu da cizye vergisi alınıyordu derim.
“Güzel, fidye istediniz, insanların malını zaten ganimet diye almışsınız ve hatta onlarıda ganimet diye bölüşmüşsünüz. Yada malı mülkü zaten yok, kadınlar çocuklar dahil bir çok kişi var.”
Sanırım insanların savaş meydanına malıyla mülküyle, ailesiyle geldiğini sanıyorsunuz. Esirlerin; esir alındığını öğrenen eşi dostu fidyesini öder esir serbest kalır. Diğerleride fidyesiz serbest kalır işte.
Gelelim nur suresine;
“Evlenmeye güçleri yetmeyenler de, Allah kendilerini lütfuyla zengin edinceye kadar iffetlerini korusunlar. Sahip olduğunuz kölelerden “mükâtebe” yapmak isteyenlere gelince, eğer onlarda bir hayır görürseniz onlarla mükâtebe yapın. Allah’ın size verdiği maldan onlara verin. Dünya hayatının geçici menfaatlerini elde etmek için iffetli olmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları buna zorlarsa bilinmelidir ki hiç şüphesiz onların zorlanmasından sonra Allah (onları) çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.”
Adam birde bu ayeti gösterip fuhuşa engel varmı demiş.
Yani size helaldir denilmesini nasıl onlara tecavüz edin anlar bir insan. Kardeşim size helal demek onlarla ilişkiye girmeniz günah değildir demek. Biz zaten bunu kabul ediyoruz. Yani burdan helaldir o zaman tecavüz edeyim anlamak inançlı yada inançsız sapık olmayı gerektirir kusura bakmayın.
Bak kardeşim Ayşenin 9 yaşında evlendiği iddasının Emevi dinciliğinin bir yalanı olduğu kanıtlanmıştır. Yaşar Nuri Öztür’ün söyle bir makalesi;
http://www.hurriyet.com.tr/hz-ise-peygamberimizle-kac-yasinda-evlendi-10303674
Ayşe’nin ablası Esma'nın biyografisinden anlaşıldığına göre; Esma 100 yaşındayken, hicretin 73. Yılında ölmüştür. Hicret vaktinde 27 yaşındaydı. Ayşe ablasından 10 yaş küçük olduğuna göre, onun da hicrette tam 17 yaşında olması icap eder. Ayrıca Ayşe evlenmeden önce Cübeyr ile nişanlanmıştı yani evlenecek çağdaydı.
Tarihsel veri ortada yinede 9 yaşındaydı dersen göm kafanı kuma.
“Birincisi hamilelik belirtisi nedir? Elbette adet görmeye başlamış kadınlar için ilk net belirti adetten an itibari ile kesilmiş olması. Burda zaten ikinci kısımdaki olay bu nedenle geçmişten bu güne dek hiç adet gömemiş( adet döngüsü başlamamış) kadınlarda bu belirti mümkün değildir. Buda bize ilk adet görme öncesine dek geniş bir yelpazede çocuk ve kadını kapsadığını gösterir .
Hatta kötü yanı şudur, ilk adet öncesi hamilelik mümkündür, çünkü yumurtlamayla başlamaz adet, hamileliğe elverişli hale gelir ilk yumurtlamadan 1 ay sonra başlar adet. Buda durumu daha vahim kılar.
Neden çünkü adet bile görmemiş çocukla dahi cinselliği içerir bu kitabın evlilik anlayışı. Alt sınır çizmek mümkün değil.”
Bak kardeşim tekrar aynılarını olduğu gibi kopyala-yapıştır yapıcam düzgün oku.
Ayet şu;
"Kadınlarınız içinden âdetten kesilmiş olanlarla, henüz âdetini görmemiş bulunanlardan eğer şüphe ederseniz (iddetlerinin nasıl olacağında tereddüt ederseniz), onların bekleme süresi üç aydır. Gebe olanların bekleme süresi ise, yüklerini bırakmaları, doğum yapmalarıdır.Kim Allah'tan korkarsa, Allah ona işinde bir kolaylık verir."(Talak-4. Ayet)
Yani bu ayetin nesini anlamıyorsunuz? Hiç ayetin önünde, arkasında ne yazıyor bakmasak bile ayetin bahsettiği açık. Eğer bir erkek boşanacaksa boşanmadan 3 ay bekleyecek ki hamile olup olmadığını anlasın. Eğer hamileyse boşayamassın, doğum yapmasını beklersin. Açık ve net.
Bir kadın adetten doğum için kesilebilir, başka bir sebepten yada menepozdan adet görmüyor olabilir.
http://www.acibadem.com.tr/Hayat/Bilgi/adet-gorememe-amenore-ile-ilgili-bilinmesi-gerekenler
http://www.canersonmez.com/index.php/2011/11/adet-gormeme/
http://www.milliyet.com.tr/hic-adet-gormeyen-kadinlar-hamile-pembenar-detay-kadinsagligi-2206313/
Bi dur adet göreyen kadın çocuktur demeden önce. Bak bakalım kadınlar hamilelik olmadan adetten kesilebilrmiymiş, doğduğundan beri adet göremeye kadınlar varmıymış, adet görememe neymiş.
Peki ayetin cinsel olgunluğa erişmemiş birinden bahsetmediğini nasıl analrız?
Yahu doğum yapabilmenin cinsel olgunluğa erişildiğinde mümkün olabildiği o zaman da bilinen bir şey. Yine bunu yazarken zorlanıyorum ama, o yüzden cinsel olgunluğa erişmemiş yani doğum yapma imkanı bulunmayan birisi için 3 ay hamile mi değil mi diye beklemenin emredilmiş olamayacağını görememek için kör olmak lazım.
Ha tabii siz daha yukarıdaki gibi apaçık bir ayeti dahi anlayamıyor, kafanız karışıyorsa, bu çıkarımı da anlayamayacaksınızdır. Size kim ne desin ki?
Ayetin ne söylediği açık ve mantıklı bir insan bu ayetten sübyancılık çıkartılamayacağını çok net anlar.
Yani adam nisa 127 ayetinin sadece İskender Ali Mihr mealini, kendi görüşüne benziyor diye alıyor bunu kullanıyor.
“Kadınlar hakkında senden fetva istiyorlar. De ki: “Onlar hakkında size fetvayı Allah veriyor.” Kitapta, kendilerine (verilmesi) farz kılınan (miras)ı vermediğiniz ve evlenmek istediğiniz yetim kızlara, zavallı çocuklara ve yetimlere âdil davranmanıza dair, size okunmakta olan âyetler de bunu açıklıyor. Ne hayır yaparsanız, şüphesiz Allah onu bilir.” Diyanet Meali
“Bir de senden kadınlar hakkında fetvâ isteyorlar, de ki onlar hakkındaki fetvâyı size Allah veriyor: Yazılmış hakları olan mirası kendilerine vermediğiniz ve nikâhlamayı istemediğiniz öksüz kızlar hakkında ve mağdur çocuklar hakkında ve yetimlere insaf ile bakmanız hakkında kitabda yüzünüze karşı okunub duran âyetler var, daha da hayra dâir ne yaparsanız şüphe yok ki Allah ona da alîm bulunuyor.” Elmalılı Hamdi Yazır
“Sana kadınlar hakkında soruyorlar. De ki, 'ALLAH bu Kitap yoluyla kadınlar hakkında sizi aydınlatıyor. Yasal hakları olan mallarını vermeyip kendileriyle evlenmek istediğiniz kadınların yetimleri ve zavallı çoçukları hakkında Kitapta size okunan ayetler yetimlere adaletli davranmanızı emretmektedir.Yaptığınız her iyiliği ALLAH Biliyor.” Edip Yüksel
“Kadınlar hakkında senden fetva istiyorlar. De ki: Onlara dair fetvayı size Allah veriyor. Kendilerine yazılmış olanı vermediğiniz ve nikahlamayı istemediğiniz yetim kızlar hakkında, mağdur çocuklar hakkında ve yetimlere insafla bakmanız hakkında kitabda sizlere okunan ayetler var. Hayır olarak ne yaparsanız, şüphesiz Allah, onu bilicidir.” İbni Kesir
Ayette bahsedilen 3 kişi var. Miras vermeden nikahlanmak istenen yetim kızlar, mağdur çocuklar ve diğer yetimler. Ayet bu üçüne adaletli davranılmasını emrediyor.
Adam kalkmış ilk ikisini aynı durum gibi iddaa etmiş. Eeee o zaman diğer yetimleride bu gruba dahil edelim, onu niye dahil etmiyorsun?
Yani sağlıklı bir insan nasıl bu çıkarımı yapar anlamak mümkün değil.
Yine yetimlerin yaşının belirtilmediği söylenmiş.
İslam net bir evlilik yaşından bahsetmez. Çünkü İslam sadece bir toplumun normlarına göre değil insanlığa göre inmiştir.
Tarih boyunca toplumsal kurallar da değişiyor. Mesela bundan 20 yıl önce 17-18 yaş evlilik için idealken bugün üniversite okuma sayısının artması neticesinde bu yaş 23-24 e çıkmıştır.
Yine insan ömrünün değişmesi ve ergenliğe giriş yaşının ileri-geri oynaması neticesinde net bir evlilik yaşı getirilmez. Mesela ileride insan ömrü uzadı ve ergenliğe giriş gecikti 18 yaşına geldi. Bu durumda 18-19 yaş o toplumda erken olarak kabul edilir.
Bu sebepten İslam yaş belirtmez genel olarak evlilik yaşı der.
“Bu arada güldürdünüz beni. demek doğada hayvanlar alemini örnek verip, bakınız hamile kalmaya müsaitse doğada çiftleşilir ve insanda doğanın parçası olduğuna göre ne itiraz ediyorsunuz vesaire
Eh doğada eşcinsellikte, çok eşlilikte, sübyancılıkta , yamyamlıkta mevcut. İnsanın bir hayvan olduğunu kabul ettiğinizi bilmiyordum”
Yani okuduğunuzu anlamıyorsunuz heralde. Ben insanı hayvan olarak görmüyorum. Doğanın parçası niye itiraz ediyorsunuz ilişkiye girilebilir de demiyorum. Sübyancılığı desteklemiyorum. Sorduğum soru açık.
11 yaşındaki kız hamile kalabiliyor yani vücudu ilişkiye hazır. Neye dayanarak onunla ilişkiye girilemeyeceğini söylüyorsunuz?
Doğada eşcinselliğin olması durumu değiştirmez. Eğer ki ben eşcinsel ilişkiye girersem hapse atılmam.
Amon yarebbi
03-05-2017, 15:29
Şimdi soruyorum size modern hukuk bir kadına bu hakları veriyor mu? :hippie:
Zina için 4 şahit? Bu ne demek?
Sanane yetişkin iki insan aralarında kendi rıza ları ile dilediği gibi yaşar.
Bu 4 şahit meselesi Aişe diye bahsi geçen kadını kendilerine göre temize çıkarmak için duruma dair uydurdukları bir yöntem.
4 şahit muhabbetini Aişe denen kadının başına gelenlerden ÖNCE yazacaktı ki durum anlaşılır olsun. İş bitmiş, Allahın aklına gelmiş ve MUCİZE ayet gelmiş.
Kim bir insanı tarihde kendisine her türlü ihtiyacını giderse dahi KÖLE olarak kullandıysa insanlık onurunu yerle bir etmiştir.
Bu allah , kitabı ve peygamberi neyi buyurmuşsa arkasından gidenlerde onu uygulamıştır. İşit veya benzerlerini duruma göre islam içi veya dışı göstermek ıslamın 1400 senelik Barbarlığını örtemez.
İşit ve benzerleri ne yapıyorsa peygamberleride aynısını yapıyordu
Ön teker nereye arka teker oraya.
Amon yarebbi
03-05-2017, 16:29
Kaldı ki Safiye soylu bir Yahudi olduğu anlaşılınca azad edilmiştir. Daha sonra İslam'ı tercih edip özgür Müslüman olarak evlenmiştir
Neymiş efendim SAFİYE SOYLU bir YAHUDİYMİS de o sebepten AZAD edilmiş.
Soysuz olanlar kim?
Soysuz olanlar AZAD edilmeyip KÖLE olarak ırzlarınamı geçilenler?
Birazcık yazdıklarımıza dikkat edelim diyeceğim de , MİLİTANLARA, bu ne kadar anlatılabilir.
insanları kendi aralarında ayrıma tutan ZİHNİYET şereften yoksundur.
Bu zihniyetlerin buradan islam militanı olarak TEBLİĞ yapmalarına müsade edilmemeli.
aliyarasfal
03-05-2017, 16:31
Şimdi karşımda dürüst kişi isterim, okuduğunu anlamaksa seni katlar geçerim.
SanA ÇOK açık dört soru sordum, demogoji yapma dedim, amma aynı iki yüzlü tavrınla devamdasın.
Eşleriniz ve cariyeleriniz size helaldir ne demek ? Eş belli nikahlı. Cariyenin helal olması nedir? Cevap vermekten kaçtığını görüyorum.
Talak 4 teki lem takısı geçmişten bu güne dek etkilediği eylemi olumsuzlar , yani adet göre eylemini bu takı -o ana dek- hiç henüz yaşamamış anlamı katar. Tıbbi bilgin zayıfsa sus ve öğren, kızçocuklarının ilk adet yaşını baz almaz kuran, umrundada değildir, hastalıklardan bahsetmez bu ayet, genel olarak hastalık dahil( istisnai) kadınları adet üstünden ikiye ayırır ve vurgusu Hamilelik belirtisinin teşhis yöntemine göredir.
Talak 4 ü sen değil kim gelirse gelsin kurtaramaz.
Tefsir (elmalılı) ne demiş okuyan anlar.
Bunlar gerek on yedi yaşından küçük olup henüz büluğa ermemiş olduklarından dolayı hayız görmemiş olanları ve gerek büluğ yaşının en üst sınırı olan on yedi yaşını geçmiş, binaenaleyh yaş itibariyle büluğa ermiş oldukları halde âdet görmeyenleri kapsamaktadır. Bir veya iki kere hayız görüp de sonra görmeyenlerde de sahih olan budur.
http://www.kuranikerim.com/telmalili/talak.htm
Şimdi eğer gazete, çaput bez diyeaptal şeyleri bana kanıt diye sunmaya kalkıp birde agresif bir tarza bürünme efendi ol.Önce kitabını inkar etmemeyi öğren.
Talak 4 tartışması şurda mevcut
http://ftp.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=14474&page=105
Gelelim Muhammed 4 ayetine. Sende eğer gram dürüstlük var ise söyle, o utanmadan başına koyduğun( çoğu şerefsiz çevirmenin koyduğu) parantez içindeki savaş kelimesi ayetde var mı? Kaldır ve oku. Saldıran, hedef gösteren kim? Kuranın ta kendisi. Saldırtan kuran yani savaşı çıkartan kuran. Şimdi ya edebinle özür dile yada hak ettiğin tarzda cevaplara hazır ol.
Gelelim Nur 33 ayetine.Anlama özrün mü var? Sağlıklı bir insan "genç cariyeleriniz " (fetayeti kum) kelimesiyle tüm cariyelerin kapsanmadığını anlayacak kadar zekidir. Sizde o belirti na mevcut. Asıl okuduğunu kıvırmak uğruna anlamazı oynayan sizsiniz.
Genç cariyeler dışındakiler yönelik emir görüyor musun?
Gelelim edip yükselin berabat ötesi dahi çevirisini alıp buraya koyan kişiye.
Nisa 127, okuma özürlü müsün? Ne diyor girişinde? Senden kadınlar hakkında fetva istiyorlar ve başlıyor kimler olduğunu vurguya, malına konmak için evlenmeyi amaçladığınız yetim kızlar ve aciz çocuklar diyede devam ediyor.
Sen ayet bütünlüğünü anlamazdan gelmeye devam et. Ayet "kadın "vrgusunu yapıp çocukları mı anlatmıŞ? Ne süper anlayış:)
Öbürlerini koyunca kurtarmışmı oldun.
Kendime sabır diliyorum.
Safiye ile ilgili masallara devam. E şu beni kureyzada yaşananlar neki? Tecavüz, katliam ve sevgi dini islam:)
Köleliği, Sübyancılığı-tecavüzü ayetlerle kurtaramayınca , hadiste sunamazsın( ayeti boşver) kurtaramazsın, işi saldırganlığa vurarak kurtarırım sanırsın öyle mi?
Bak terbiyesiz insancık, ayetleri tek tek koyduk, soruyu sorduk, cevap veremeyince işi pisliğe vurduğunuda gördüm.
Bir daha denersen karşılığını katlayarak iade ederim. Soytarılığın lüzumu yok.
Gelelim Eşitlik muhabbetinin masal olduğuna bir başka örnekle devama.
Evlenilmesi yasaklılar listesinde ( Nisa suresi) şöyle bir bölüm vardır,
cariyeleriniz hariç evli kadınlarla evlenmeniz size haram kılındı .
Eh şimdi diyor ya arkadaş, oh islam çok güzel, bak kölelerinizi evlendirin diyor. Eh bu ayete göre soralım, evlide olsa cariyenizi o evliliğin sizin onunla sonradan ilgili evlenmek istemenize engel mİ? Hadi buyrun, kim yasaklayacak ? onların evliliği sizin karşınızda işe yarıyor mu?
Ya cariyeleriniz size helaldir sözünü nerenize sokacaksınız? Evli olamasıdı engel değilmiş. Cariyelerinizle sexte hakkınız. Buyrun ne zırvalıyorsanız zırvalayın bu kutsal sandığınız ne dediğini , neyi yasak neye izin verdiği konularını istediğiniz gibi yorumlanabilecek hallere düşüren bit kitapla.
Ve nisa 25 te ise harika bir nokta vardır.
Özellikle çeviri koymayacağım, muhammed 4 teki gibi iki yüzlülüğüne davam edebiliyorsan et görelim:)
Orda aynen şunu der, gücünüz bunlara yetmez ise( maddi yönden) sahiplerine ücretlerini ödeyerek mümin bir cariye ile evlenebilirsiniz.
Çeviren kimi üçkağıtçılar ücret kelimesini utanmadan MEHİR diye çevirir.
Ney? Ücret? Sahip? Hani sadece savaştan elde edilir köle yalanını piç eden ayetlerden biri. Cariyeyi satın alıyorsunuz.Peki bu evlilikle cariyenin statüsü eş olmuyor mu? Yani özgürleşmiş olmalı değil mi?
Ne mümkün:)
Evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa, o vakit hür kadınlar hakkında gerekli bulunan cezanın yarısı kendilerine lazım gelir.
Hür kadın sayılmıyor, müminliği işe yaramıyor ve köle olmasının getirisi cezanın yarısı uygulanıyor. Heyt be kölelere özgürlük yalanları ile burayı her dediğinizi amin diye tastikleyen kör inançlılar sitesi sanmanız sıktı artık.
Evet Sübyancılığı kuran ve hadislerle değilde bu günkü tıbbi bilgiyle açıklamaya çalışarak yok edeceğini sanan, tecavüzü açık açık izni yazarken "göremiyorum allahım kör oldum " tavrıyla sırtını dönen vede mealleri bir tek kendi anlar, karşıdakiler kelime kelime inceleyip anlayamazlar sansanızda, haddini aşana aynı tarzla yanıt vermekten çekinmem.
Bir dahaki mesajında aynı tarza devam etmeyeceğini umuyorum:)
Sorularım hala cevap bekliyor.
Anladığımız anlamda değilmiş. Adamdaki pişkinliğe bak, görende kölelik çok iyi bir şey sanacak. Kadının kocasını, babasını kardeşini katlet, aynı yerde kadınlara tecavüz et, aynı gece evlilik adıyla cinsel ilşkiye gir, utanmadan islami sitelerdede uydurulan kadın mutluluktan uçuyor masalınıda game of tronstan farksız değil san:)
Ayşe ve zina hikayesini biz mi uyduruyoruz lan? İslami kaynaklarının anlattığı bu. Game of trons arıyorsan refrans islami kaynaklar.
Bu arada cüveyyire( cariyecik ) Ayşe ile yaşı aynı der islami kaynakların, Ulan bu cüveyyirecik İFK vakasınasebep olan cariyecik. lakabı yaşıyla ilgili. Ayşe anan 18 yaşında evlenikten kaç yıl sonra yaşandı ifk?
yaklaşık 5 yıl sonra.Ayşe anan 23- hatta 20 yaşında evlendi yalanında baz alsak, 23-25 yaşlarında, cüveyyire onunla yaşıt amma 23-25 yaşındaki eşşek kadar kadına cariyecik demişler.
Akademik çalışmaymış. türkiyede uydurulup türkiye dışında kimsenin iplemediği uydurmaların adı çalışma olmuş.
Sallama ulan, koy o kaynakları bakalım sahihliği, neymiş görelim.
Demekki öyle demogojiyle işi kurtarırım sanrın boşmuş.
Demogojiyi bırak,ilk ve son defa rica ediyorum.
Şimdilik saygımla gittim...
Yani o kadar sebep sonuç ilişkisiyle anlatıyorsun, adam gelip diyor
İsteyen istediğini yapar diye eleştiriyor. Bu mu yani bu kadar mı?
Bak bakalim cinselliğin kapali kapilar ardindan sokağa taşinmasinın topluma etkileri neymiş, bu konuda kaç tane tez yazılmiş.
Yani 4 şahit Ayşeyi aklamak için gelmiş, Muhammed kısırmış falan filan bu seneryolar Game of Thrones da yok yemin ederim.
Kardeşim nedir be değildir yazdık yukarıda İslam daki köle senin sanmış olduğun köle değil oku biraz. Öyle binicem sırtına vurucam kırbaçı yok sadece savaş esiri.
İnsana mi laf anlatıyoruz duvaramı konuşuyoruz belli değil.
Amon yarebbi
03-05-2017, 16:34
Köle olanlar SOYSUZ olanlar mı?
İğrenç zihniyetiniz ve siz.
Tebliğci MİLİTAN
Kaldı ki Safiye soylu bir Yahudi olduğu anlaşılınca azad edilmiştir. Daha sonra İslam'ı tercih edip özgür Müslüman olarak evlenmiştir
Şu cümleleri kurmak, benimsemek ve uygulamak mide ister. Onur hadi yok da.
Amon yarebbi
03-05-2017, 17:07
İslam daki köle senin sanmış olduğun köle değil oku
Okudum gülüyorum.
Adı üzerinde KÖLE işde , benim veya senin bildiğim KÖLE de ne?
Bak bakalim cinselliğin kapali kapilar ardindan sokağa taşinmasinın topluma etkileri neymiş, bu konuda kaç tane tez yazılmiş.
Sapık mısınız ? Size ne başkasının cinsel yaşamından.
Yani 4 şahit Ayşeyi aklamak için gelmiş,
Evet aynen öyle bilmiyorsan caminin hocasına git o sana anlatır.
postalmarx
03-05-2017, 18:01
Hoatzin,
Yanlış biliyorsun olayı malesef. Safiye asilzade olduğu için azad edilmiyor. Fakat asilzade olduğu için sıradan bir müslüman savaşçının değil peygamberin payına düşüyor ganimetten. Kısa bir süre cariye kalıyor. Sonunda hürriyetini alıyor ama senin dediğin gibi bedavaya değil. Mehrine sayılıyor.
Belki de mehir parasının olmaması ve geri dönecek bir köyünün ve insanının kalmamış olması "niye boşanıp serbest bırakılma teklifini kabul etmedi" sorusunu cevaplayabilir.
Tabii peygamberden boşanan kadınların o şehirde ne kadar kalabileceği de ayrı bir soru. Belki Mao'nun "özgür konuşma ortamı ilan ettim, herkes eleştirisini söylesin" tuzağı gibi bir tuzaktı. Belki insanlar bunu sezmişti. Belki üstü kapalı ama herkesin anladığı bir tehditti. Çünkü aynı "teklif" Tahrim suresinde de var ama arkası tehditlerle geliyor.
gungormez
03-05-2017, 19:09
Bu konuyuda Maoya bağladınya,pes!.
Maonun ülkesi ABD'yi geride bıraktı ve sen miyop ,göremiyorsun.
Körler sağırlar birbirini ağırlar.
Biz cinsellik mahrem olmalı diyince sapık oluyoruz adam ulu orta isteyen istediği gibi yaşasın diyince sapık olmuyor. Kafan çok güzelmiş ne içtiysen aynından istiyorum.
İslam’da kölenin ne olduğunu anlatıyorsun. Ama adı köle bana ne diyor. Tamam kardeş sen haklısın yeter ki sus.
İslam tarihini Turan Dursun kitaplarından öğrenen adam Kurayza Kabilesi diye ağlıyor,
Bak bakalım olayın aslı astarı nasılmış;
http://www.izafet.com/beyin-firtinasi/481056-turan-dursun-ve-saptirmalari.html
Özetle; savaştan sonra Hz. Muhammed durumu düşünüyor, Arap geleneklerine göre bir hakem belirleyerek sonuca bağlamaya karar veriyorlar.
Seçilen hakem Aws kabilesinin lideri Sa'd Muaz, ayni zamanda Medinede Ben-i Kurayza'nin ticaret ortağı, yani Ben-i Kurayza'nın hakem olmasını istediği birisi.
Hakem Arap geleneklerine göre karar veriyor, anlaşmaya ihanet eden tarafın savaşçıları öldürülüyor. Yahudilerin kendi kitabındaki emir uygulanıyor, bir tane Yahudi eleştirisi yok, varsa yoksa İslam aşağı, İslam yukarı
Yani hak eden kabiledir. Sen Müslümanlara gel, onlarla anlaş, el sıkış. Sana güvensinler, sana saldırmamayı ve arkadaş kabile olmayı taahhüt etsinler, sonra arkadan vur ve o kadar Müslümanın kanını akıt.
Ne bekliyordun?
Bak bakalım tarihçiler ne diyor;
"Peygamberin Biyografisi" yazarı Karen Armstrong verilen kararın, zamanın kabilesel etik içerisinde ne kanunsuz ne de ahlaka aykırı olduğunu belirtiyor.
Norman Stillman, "Arap Topraklarindaki Yahudiler" kitabında, verilen kararın donemin savaş kuralları içerisinde alışılmadık olmadığını, Medinedeki ve bölgedeki diğer Yahudi kabilelerinin, kararı dönemin kabilesel ve politik standartlarının bir parçası olarak görup hiçbir şekilde itiraz etmediklerini belirtiyor.
Ayrıca İngilizce bilenler Yahudi Prof. Meir J. Kister’in çalışmasını okusun;
http://www.kister.huji.ac.il/sites/default/files/banu_qurayza.pdf
Kaldı ki kabilenin sadece liderlerinin öldürüldüğü kalanına dokunulmadığı söyleniyor. Olayla ilgili tek kaynak İbn-i İshak. Bu olayın varlığı ilk defa olayın yaşandığı iddia edilen zamandan 100 küsür sene sonra ortaya atılıyor. Bunu ortaya atan kişinin yalancılığı çeşitli kaynaklarda defalarca belirtilmiş.
http://ahmetdursun374.blogcu.com/hz-muhammed-900-yahudi-nin-oldurulmesi-emrini-vermis-midir/10577137
Sen ne kaynak sunacaksın bu kabile hakkında senin dediğin gibi olduğuna dair.
Gelelim Ayşe meselesine;
Adam İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi kurucu dekanı olan Yaşar Nuri Öztürk’ün çalışmalarını kabul etmiyor ancak eski müftü olan Turan Dursun’u sahipleniyor. Kafa gerçekten çok ilginç.
Adam Cüveriye üzerinden örnek vermiş. Cüveyriye, Ben-î Müstalık kabilesi reisi Hâris bin Ebîdirar`ın kızıdır. Müreysi gazâsında alınan esirlerden biri de kendisiydi. Kocası Müsafi bin Safvan Hz. Muhammed’in amansız düşmanlarından biriydi. Savaşta öldürülünce Cüveyriye dul kalmıştı.
Bu kadın dul yani önceden evlilik yapmış, sen bunu neye dayanarak çocuk ilan ediyorsun. İsminin anlamıymış. Bugün 20-25 yaşında birine kızcağız denmiyor mu? Bu nasıl bir mantık? Kadının adı kızcağız diye onu çocuk ilan etmek.
Cüveriyenin çocuk olduğu iddası Turan Dursun kitabından. Alıntı yapıyorum şimdi bende ordan;
"cüveyriyye", "cariyecik" demek. çok küçük yaştaydı o sırada. 13 yaşında. asıl adı "berre" iken, muhammed'in el koymasından son¬ra bu adı almıştı.
yukarıdaki hadiste muhammed'in "savaşır durumda olanları" öldürttüğü anlatılıyorsa da,
öldürülen yalnızca on kadar savaşçı. (birçok kaynağı bir arada görmek için bkz. leoni caetani, çev. hüseyin cahit, istanbul, 1925, s. 145-146.)
"ganimet"ler, "tutsak"lar...
ve tutsaklar arasında güzel cüveyriyye. mustalıkoğullan'nın başkanı haris'in kızı. şimdi "cariye" durumunda. yani alınıp satılabilir nitelikte.
ne var ki kız çok güzel. üstelik de soylu.
hadiste de belirtildiği gibi, muhammed'in onu kendine aldığını görüyoruz. muhammed, kurtulmalığını vererek kızı, alıp ken¬di kanlan arasına katmıştı. ve ardından "zifaf' [gerdek]...
muhammed 56 yaşındaydı o sırada. güzel körpecik cüveyriyye'yi, koynuna almak için hiç zaman yitirmemişti. suyun yanında he¬men kurulan meşin çadırında işini görmüştü."
Turan Dursun – Din Bu, sayfa 33
Yani dini Turan Dursun kitaplarından öğreniyorsunuz sonra sübyancılık falan felan
Bir kere kendisinin doğum tarihi siyer kitaplarında belli, evliliğin vuku bulduğu tarih de vuzuha ereli yüzlerce yıl olmuş, orada da problem yok; İslâm ansiklopedisinde bunlar da belirtilmiş, herkes rahatça ulaşabilir.
Peki tüm bu tarihler ortada iken (doğum: 608, evlilik: hicrî 628), nasıl oluyor da Cüveyriye'nin yaşı 13 denebiliyor? Yaş net olarak belli, 20 yaşında. Hatta başından bir evlilik daha geçmiş öncesinde.
Kızı babası verdi, kendisi de kabilesi de isteyerek gönülden Müslüman oldu, evliliği kendisi kabul etti. Hem de 20 yaşında. Problem?
Adam hem bilmiyor hemde iki yüzlü ilan ediyor.
Evet eşlerin ve cariyelerin sana helaldir. Bunun neresinden cariyeye tecavüz etmek anlaşılıyor?
Helal: Dinsel yönden yasaklanmamış olan, dinin kurallarına aykırı olmayan, dince izin verilen
Haram: Din kurallarına aykırı olduğu için yasaklanmış olan
Cariyen ile ilişkiye girmen yasak değil, günah değil. Buna dayanarak nasıl ona tecavüz edileceği idda edilir. Yani bunu diyen adam ya okuma bilmiyor yada algı kapasitesi sınırlı.
Bak kardeşim kadın erkek gibi değildir, erkek kadar kolay iş bulup geçinemez bu günümüzde bile böyle.
İşsiz ev hanımı bir kadının dul kaldığını düşün, nasıl geçimini sağlayacak? İste sen bu kadının bakımını, ihtiyaçlarını karşılamak maksadıyla evine alabilirsin. Eğer ki kabul ederse onunla ilişkiye de girebilirsin günah değildir.
Bunun nasıl ona tecavüz edilebileceğini idda ediyorsun ilginç.
Gelelim Talak 4’e;
Yani adam hem bilmiyor, hem de aklı sıra ayar veriyor. Ayette yazan "lem yahıdn(yahıdne)".
"henüz" için "lem" değil "lemma" kullanılır.
Bu ayet için "henüz adet olmamış" çevirisini savunuyorsunuz ya,
"lem yelid ve lem yûled".
Bak bakalım bu ayetteki “lem” henüz mü demekmiş?
Bir şeyi anlamak istemezseniz, anlamazsınız. Ama anlamayı istememeyi seçtiğiniz için yersiz yersiz büyüklenip eleştiremezsiniz.
Adam Acıbadem Hastanesi’nin yayınını çer çöp olarak algılıyor. Kafa pırıl pırıl.
Bak kardeşim Kur’an da evlilik için iki şart vardır. Bunlar Nisa Suresi 9. Ayette belirtilir.
“Yetimleri deneyin. Evlenme çağına (buluğa) erdiklerinde, eğer reşid olduklarını görürseniz, mallarını kendilerine verin. Büyüyecekler (ve mallarını geri alacaklar) diye israf ederek ve aceleye getirerek mallarını yemeyin. (Velilerden) kim zengin ise (yetim malından yemeğe) tenezzül etmesin. Kim de fakir ise, aklın ve dinin gereklerine uygun bir biçimde (hizmetinin karşılığı kadar) yesin. Mallarını kendilerine geri verdiğiniz zaman da yanlarında şahit bulundurun. Hesap görücü olarak Allah yeter.”
İlki; her iki tarafın da rüşdüne insanlar olmaları. 13 yaşındaki adet görmemiş bir kız daha ergen bile değilken, elbette rüşdüne ermemiş insandır. Dahası Kur'ana göre para idare edebilmek gibi, zihinsel olarak da rüşdüne ermiş insanlar olunması gerektiği bildiriliyor. Yani kız neyin ne olduğunun farkında, ayrım yapabilecek, elindeki parayı idare edebilecek yani bildiğimiz günümüzde anladığımız gibi reşit insan sayılabilecek zihinsel özelliklere sahip olmalıdır.
İkincisi; iki tarafın rıza sahibi olması.
Peki, hiç adet görmeyen kadınlar var mı? elbette var! adet görmeyen bir kız olmak için illa ergenliğe girmemiş bir çocuk olmak gerekmiyor!
Amenore diye bir rahatsızlık vardır, bunun da alt başlıkları vardır, örneğin adeti geç yaşta olmak, adet görürken kesilmek ve hayatında hiç adet olmamak gibi.
Günümüzde hormonal vs ile tedavi edilebiliyormuş. Lakin hayatında hiç adet görmemiş kadınlar var! Hatta örneğin 30 yaşına kadar adet görüp birden 30 yaşında hiç adet görmemeye başlayan kadınlar da var!
İşte ayette, hiç adet görmeyen (hastalık), yahut genç olmasına rağmen adetten erken kesilen, yahut hamile olup doğum yapan ve hemen adeti başlamayan kadınlar anlatılıyor! Hiç adet görmeyen kadın ifadesi, tüm bu kadınları kapsıyor. Örneğin çocuk doğurduktan 2 sene sonra adetine başlayanlar da var!
Bir zahmet, rüşt şartı olduğunu ve bu ayetin ''adet görmeme'' hastalığı ile ilgili olduğunu düşünmeye zaman ayırsaydınız, mesela internette araştırma yapsaydınız da, ezberci ve önyargıcı İslam eleştirisine kalkmasaydınız!
Gelelim Muhammed 4’e
“(Savaşta) inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Nihayet onları çökertip etkisiz hâle getirdiğinizde bağı sıkı bağlayın (sağ kalanlarını esir alın). Artık bundan sonra (esirleri) ya karşılıksız ya da fidye karşılığı salıverin. Savaş sona erinceye kadar hüküm budur. Eğer Allah dileseydi, onlardan öç alırdı. Fakat sizi birbirinizle denemek için böyle yapıyor. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların amellerini asla boşa çıkarmayacaktır.”
Baştaki parantezi kaldıralım tamam. Kardeşim ayetin ortasında net “savaş sona erince” yazıyor. Bak parantez falan yok. Yani net ayet savaş esnasını ilgilendiriyor.
Eeee Kur’an hangi şartta nasıl savaş ilan edebileceğini diğer ayetlerde belirtmiş. Hala savaş çıkaran saldıran Kur’an diyor.
Kardeşim senin savaş çıkarabilmen için belirli şartlar gerekir. Bu savaş esnasında yukarıdaki ayet geçerlidir. Ne yapılsın yani savaş esnasında? Neresi gereksiz şiddet bunun?
Gelelim Nur 33’e
Benim anlama sorunun yok ancak galiba senin idrak etme sorunun var. Bak kardeşim mealcilerin çok çok azı genç cariye terimini kullanmış, kaldı ki orada genç cariye yazıyor olsun;
Gençlere fuhuş yaptırmayın ama yaşlılara yaptırın anlaman için dünyanın en sığ, en düz adamı olman lazım.
Zaten yaşlı kadına kim niye fuhuş yaptırsın bir düşün. Erkek genç kadın mı ister yaşlı kadın mı?
Fuhuş yapmaya zorlanacak kadın zaten genç kadındır kim niye yaşlı kadını fuhuşa zorlasın?
Kaldı ki Ali Rıza Demircan cariyelerle nikahsız ilişkiye girilemeyeceğini söylüyor;
http://www.alirizademircan.net/cariyeler-ve-somurulen-cinsellikleri-5-259h.html
Gelelim Nisa 127’ye
“Kadınlar hakkında senden fetva istiyorlar. De ki: “Onlar hakkında size fetvayı Allah veriyor.” Kitapta, kendilerine (verilmesi) farz kılınan (miras)ı vermediğiniz ve evlenmek istediğiniz yetim kızlara, zavallı çocuklara ve yetimlere âdil davranmanıza dair, size okunmakta olan âyetler de bunu açıklıyor. Ne hayır yaparsanız, şüphesiz Allah onu bilir.”
Kardeşim bizi okuma özürlü ilan etmeden önce git bir Türkçe öğretmenine okut ayeti ne anlaşılması gerekiyormuş öğren.
“.” Kitapta, kendilerine (verilmesi) farz kılınan (miras)ı vermediğiniz ve evlenmek istediğiniz yetim kızlara, zavallı çocuklara ve yetimlere”
Ayet 3 farklı gruptan bahsediyor. Bunlar;
-Miras vermediğin ve evlenmek istediğin yetim kızlar
-Zavallı çocuklar
-Yetimler
Şimdi bak kardeşim sen bunları birleştirip; elenmek istediğin; yetim kızlar ve zavallı çocuklar şekline sokamazsın. Ordaki tek virgül bütün cümlenin anlam akışını değiştirir. Git bir Türkçe öğretmenine sor.
Gelelim cevap vermemiş olduğun benim soruma;
11 yaşındaki adet gören; yani vücudu hamile kalmaya elverişli olan bir kızla neden ilişkiye girilemiyor.
Bana bunu bi açıklarmısın.
postalmarx
04-05-2017, 07:54
Hakem Arap geleneklerine göre karar veriyor, anlaşmaya ihanet eden tarafın savaşçıları öldürülüyor. Yahudilerin kendi kitabındaki emir uygulanıyor, bir tane Yahudi eleştirisi yok, varsa yoksa İslam aşağı, İslam yukarı
Yani hak eden kabiledir. Sen Müslümanlara gel, onlarla anlaş, el sıkış. Sana güvensinler, sana saldırmamayı ve arkadaş kabile olmayı taahhüt etsinler, sonra arkadan vur ve o kadar Müslümanın kanını akıt.
Ne bekliyordun?
Bak bakalım tarihçiler ne diyor;
"Peygamberin Biyografisi" yazarı Karen Armstrong verilen kararın, zamanın kabilesel etik içerisinde ne kanunsuz ne de ahlaka aykırı olduğunu belirtiyor.
Norman Stillman, "Arap Topraklarindaki Yahudiler" kitabında, verilen kararın donemin savaş kuralları içerisinde alışılmadık olmadığını, Medinedeki ve bölgedeki diğer Yahudi kabilelerinin, kararı dönemin kabilesel ve politik standartlarının bir parçası olarak görup hiçbir şekilde itiraz etmediklerini belirtiyor.
Hikayenin detayını biliyorsun. O zaman şunu da bilirsin ki hakem Sad bin Muaz "erkekler öldürülecek, kadınlar çocuklar köle olacak" diye karar verdiği zaman Peygamber aynen şunu demiş "Allah gibi karar verdin." Yani Allah da olsa aynen böyle diyecekti. Veya Allah'ın vicdanına uygun bir karar verdin.
Sonra da diyoruz ki "zamanın kabilesel etik içersinde ne kanunsuz ne de ahlaka aykırı" bir karar. Veya "dönemin savaş kuralları içersinde alışılmadık" değil. Bölge insanları o dönem kararı "dönemin kabilesel ve politik standartlarının bir parçası olarak görüp itiraz etmedikleri" görülüyor.
Yani bu ilkel Arap adetine geleneğine göre verilmiş bir karar. Bir kabile diğerine savaşta hainlik ederse erkekleri öldürülüyor, kadınları ve çocukları köle ediliyor. Zannedersem o çağda dünyanın her yerinde aşağı yukarı böyledir zaten.
"Allah gibi karar" olayındayız biz. Demek ki Allah'ın vicdanı ile eski putperest "cahiliye" töresi aslında çok da birbirinden uzak değil. Belki de "Allah" bizzat bu insanların vicdanının ve anlayışının yansımasınden ibaret olduğu içindir? Maksimumu budur o zaman. Bizim ne işimize yarar ki? Bu din bize bilmediğimiz ne öğretebilir ki? Biz zaten biliyoruz bu ilkelliğin insan "fıtratında" olduğunu. Amaç zaten fıtrata göre hayvan gibi yaşamak değil. Amaç daha insanlaşmak.
Amon yarebbi
04-05-2017, 10:16
11 yaşındaki adet gören; yani vücudu hamile kalmaya elverişli olan bir kızla neden ilişkiye girilemiyor
Hayvanİ dürtüleriniz , insanı hayvandan ayıran akıl kavramını kullanamamanızın bir sonucu olarak böyle bir soruyu soruyorsunuz.
Biyolojik gelişimi öne alıp o bireyin aklen gelişimini hiçe sayıp hayvansal şehvetinizle o bedene sahip olmak için ilahi dediğiniz SAFSATA lara sarılıyorsunuz.
Bu tip hayvansal hastalığa PEDOFİLİ deniyor.
Halk arasında ise bu tip düşüncelere sahip olan ve uygulayanlara ise SAPIK diyoruz.
Hayvanlar gibi harem kurmak ve o hareme aklen yeterlilik kazanamayan ÇOCUKLARI doldurmak , günümüz modern hukukun da yasaktır. Bu yasağı bir tek hayvan dürtüleri kabarmış tipler hiçe sayıyor.
Beş dakikalık o iğrenç zevk ve tatmin dürtüleriniz yüzünden , ÇOCUKLARIN üzerinden o pis ZİHNİYETİNİZİ çekin.
aliyarasfal
04-05-2017, 10:34
Sabırı kendime kendimden diliyorum.
O kadar çok baltayı taşa vuruyorsunuzki farketseniz ve ölmüş vicdanınızı biraz olsun canlandırabilseniz yazdıklarınızdan utanırdınız.
Tecavüzü, pedofiliyi hem inkar hem kutsama noktasına kadar geldiniz. Acınacak durumdasın amma çare yok, teşhirin şart.
Sana sorduğum sorulara cevap vermeyip inatla demogojiyi devam ettirdiğine, Hamdi yazırı görmezden gelip Yaşar Nuri denen zamane deformist meal bükücü ve tevilcilerle burada lem lemma üstüne ahkam kesen budalalığına ve devam etmekteki ısrarına yakışan cevaplar vermek benim için zevk olacak.
Muhammed 4;
inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Nihayet onları çökertip etkisiz hâle getirdiğinizde bağı sıkı bağlayın (sağ kalanlarını esir alın). Artık bundan sonra (esirleri) ya karşılıksız ya da fidye karşılığı salıverin. Savaş sona erinceye kadar hüküm budur. Eğer Allah dileseydi, onlardan öç alırdı. Fakat sizi birbirinizle denemek için böyle yapıyor. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların amellerini asla boşa çıkarmayacaktır."
Bu ayetden ne anlıyorsun. Ortada savaş mı var? Adamları direk hedefe koyup kellesini vurun diyor.
Burdaki karşılaşmakta bildiğin nerde denk gelirsen anlamında bir kelime( savaşla ilgisi dahi yok) Saldırganlık direk kuranın kendisinde. Savaşı başlatan taraf belli. sırf bunu örtpas için başına savaş kelimesi monteliyorlar ve hala savunmaya çalışıyorsun:)
Gelelim Cariyeleriniz size helaldir kısmına.
Senin dinin bunu normal karşılıyor mu diye soran mı var ? Oh neyse, islama göre normalmiş, bu durumda bunun adı tecavüz değil, arap putunun sevgili müslümanlara bir lütfu.
Tabii gönül rahatlığı ile artık becerebilirsiniz kölelerinizi.Onlarda bundan mutluluk duyar, eh nede olsa müslümanlarxa becerilmek ayrıcalık sayan bir arap putuna tapıyor birileri.
Bir insan daha ne kadar aşşağılık bir savunma geliştirebilir?
Tanrısının ona verdiği hak diyor yuh iğrenç insan. Tecavüz ulan var mı ötesi ?
Neyse şunu anladık, sen kölelere tecavüzü hak olarak gören bir sapıksın.
Talak 4 konusunda lem- lemma arasındaki farkı bilmemen neysede bari biliyormuş gibi ordan burdan uyduran salakların iddialarıyla gelme.
(Nefiy Lem'i) Anlamını olumsuz yapmakla birlikte harekesini ve zamanını da etkiler. Geçmişi kalıcı, mutlak olarak olumsuzlaştırır. Fiilicezmeder.
Lem lemmadan daha net ve etikili bir olumsuzluk ekidir. Geçmiş zamanı mutlak olumsuzlar
Aynı örnekleri vere vere yoruldum.
Lem yelud ve lem yuled( hiç doğmadı hiç doğrulmadı) tanrınıza atfedilen asla olmamış , yani özne bu eylemle hiç ilgili değil, geçmişten bu güne dek eylem.
lemma yakın zamandan bahseder,
(Nefiy Lemmâ'sı) Anlamını olumsuz yapmakla birlikte harekesini ve zamanını da etkiler. Henüz anlamındadır. Geçici olumsuzluk. Henüz olmadı, henüz yapmadı,... Fiilicezmeder.
Burdaki kuşku hamilelik, hiç adet görmemişler gayet açıkça çocuklara vurgudur. Ayetde genellemedir, hastalık imasıyla işi dahi olmaz.
Senin hastalık masalını çok duyduk, link verdim ve bu masallarına çok cevap verdim. Ayetde olmayanı ayete uydurmak uğruna daha yeni yalanlar bulmalısın.
Ulan geçici olumsuzluk olsa hastalık belki geçerli olur,işte bu nedenle lem olması mutlak olumsuz, ,bu güne dek hiç adet görmemiş, geçmişte görmüş olsa hastalıktan kesilmiş olsa vesaire lemma olurdu.
Daha beteri şuki asıl lem olduğu için ordakilerin çocuk olduğu kesinlik kazanıyor. Elmalılı dahil yinede yumuşatmak için her türlü adet görmemişliği dahil eder. Çaresizlik ve iki yüzlülük en dürüst insanı bile bu ayetde bozuyor.
Bunlar gerek on yedi yaşından küçük olup henüz büluğa ermemiş olduklarından dolayı hayız görmemiş olanları ve gerek büluğ yaşının en üst sınırı olan on yedi yaşını geçmiş, binaenaleyh yaş itibariyle büluğa ermiş oldukları halde âdet görmeyenleri kapsamaktadır. Bir veya iki kere hayız görüp de sonra görmeyenlerde de sahih olan budur.
http://www.kuranikerim.com/telmalili/talak.htm
Gelelim verdiğiniz uydurma bilgilere. Doğum tarihini şimdi sadece türkiyede uydurulan yeni Ayşe Anaya yaş tayin etme hastalığının sonuçlarına göre hesaplandığından bir kıymeti yok.
Neyse ben senin kaçtığın kaynağı vereyimde millet okusun. Bütün hikaye Ayşe analarının ağzından çıkan ve gerdeğe dokuz yaşında girdim sözünü Esma analarının( kim lan o diye soran çıkabilir) hayat hikayesini % 100 doğru Esma ile ilgili her hadisi kafadan sahih sayma amma Ayşa analarının hayatını ve sözlerini yalanlamaya adamış Türk alimciklerin süper kaynaklar eşliğine yazdığı bir masal..
Link şurda buyurun okuyunuz.
http://www.resulullah.org/hz-ayse-ra-validemiz-peygamberimiz-asv-ile-evlendiginde-kac-yasindaydi
Bu linkte sırf Ayşe analarını kurtarmak isterkende şöyle bir şey yazar hadislere dayanarak.
Burada dikkat çeken başka bir husus da, o günü anlatırken bizzat Âişe Vâlidemiz'in,"Oyun oynayan bir kız çocuğu idim."şeklindeki beyanıdır. Kendisini ifade ederken kullandığı ‘kız çocuğu' kelimesinin karşılığı olan ‘câriye' lafzı, ergenlik çağına geçişi ifade etmekte ve o dönemler için kullanılmaktadır. Arap şairlerinden İbn Yerâ, bu yaşlardaki birisini kastederek maksadını şu şekilde ifade etmektedir: "Sekiz yaşına geldiğinde artık o, benim için bir câriye değil; Utbe veya Muâviye'ye nikahlayabileceğim gelin adayımdır." Bazı bilginler bu kelimenin, on bir yaşın üzerindeki kız çocukları için kullanıldığını ifade etmektedir.
Ne ilginç, cüveyyire kelimesine itirazınız geldi aklıma. Demek cariyecik demek hiç önemli değilmiş o dönemde.(cariyecik)
Nedir o genç kızlara hitap şekli olan cariye anlamına gelen kelime bilin. Nur 33 te mevcut "Fetayet" kelimesi.
Cariyecik Ayşe ve İFK vakasındaki yaş normal hikayede 14 yaş olarak geçer. Bakınız ne kadarda uygun:)
Demek babasından istemiş almış. Adı niye cariyecikmişki(fetayet) ? Bak kölede değilmiş madem.
İnsan neler öğreniyor aslında bu tevilciler kurtaralım derken piç ediyorlar her şeyi. Araplarda ergenliğe geçiş dönemindeki çocuklara ne denirmiş?Cariye denirmiş. Kaç yaşları vurgularmış?
"Sekiz yaşına geldiğinde artık o, benim için bir câriye değil
Ergenlik anlayışından bahsediyor birde birileri, Adamların anlayışı ve kuranın bakışı bu, 8 yaş sonrası kadın. Evlenebilirsiniz.Alın size kuranı yazan zihniyet ve kültürün itiraf üstüne itiraf sayılacak bakışı.
Masalınızda sağlam sahihliği kanıtlı hala kaynak sunup ortaya sereni göremiyoruz, Ayşe anasının yaşını büyütmeye kaynak sunanların sahihliği taktığını göremediğimiz gibi yeni modada beğenmedikleri kaynakları kötüleme yöntemi:) Oysa tüm kaynaklar islamda mevcut.
Ayşe ananız kendi ğzıyla söylüyor amma Türk müslüman kardeşlerimi kabul edemiyor. Esma ana kurtar bizi:)
Cüveyyireyi Turan Dursundan öğrensem ne olur insanımsı. Adamın aldığı kaynak İslami kaynak, Ayrıca sen o masalları dinle uyuşmuş beyinlere anlat, (köle) cariye ile sexe tecavüz değil hak diyen bize yarım hikaye anlatıyor. sahabeleriniz içine boşalıp boşalmamak konusunda( tecavüz sırasında) icazet istemesi kısmını niye anlatmıyorsun ( savaş sonrası milleti kesmelerini haklı bulmandan banane, tecavüzü anlat)
Ebu Said el Hudrî anlatıyor:
- "Peygamberle birlikte Benû Mustalık Gazası'na çıktık. Ve Arap tutsaklarından tutsaklar elde ettik. O sırada kadınlar iştahımızı çekti. Bekarlık çok güç gelmişti bize o günlerde. Ve azil yapmak istedik. İstiyorduk azil yapmayı. Ancak, 'Peygamber aramızdayken ona sormadan nasıl azil yapacağız?' dedik ve gidip peygambere sorduk. Peygamber de azil yapmamakta sizin için bir sakınca yoktur. (Yapabilirsiniz de. Yapmaya bilirsiniz de.) Ama bilin ki, kıyamet gününe değin meydana gelecek bir yavru, ne olursa olsun meydana gelir." (Bkz. Buhari, e's-Sahih, Kitabu'l-Itk/13; Tecrîd, hadis no: 1596; Müslim, e's-Sahih, Kitabu'n-Nikâh/127, hadis no: 1438; Ebu Davud, Sünen, Kitabu'n- Nikâh/49, hadis no: 2170.)
Kimileri, "azl"in ne demek öldüğünü bilmedikleri için bu hadisin anlamını tam olarak anlamamışlardır.
"Azl" (azil), cinsel ilişki sırasında, erkeğin, meniyi, kadının cinsel organına boşaltmadan çekmesidir. Yani, meniyi kadınlık organının dışına boşaltmak.
Sen savaş kaybettiğinde tecavüz karşındakilere hak mıdır? Sen köle olunca eşin dostuna tecavüz hak mıdır. Bu mudur anlayışınız? Yoksa sadece müslümanlara hak mı?
Nur 33 konusundada hala demogoji peşindesin.
Ulan öküz, fetayeti kum( genç cariyeler) ile ma meleket eyman( cariyeler) arasındaki farkı okuyan görür.
Ordaki fetayet "genç" hatta ergenlik çağına gelmiş olduklarını vurgu için özellikle konulmuş. Fetayeti kumu çevirilere bakıp sana o aptalların çevirileryle mi iddia ettiğimi sanıyorsun senin gibi.
Şimdi sie git o ayetin sadece "genç kızlar"( genç cariye) anlamına gelen fetayet ile kurulmasının önemini öğren öyle gel.Fark etmezmiş.
Senin gibi dinci sitelerden öğrendiği mimi sanıyorsun bu dini? Karşımda zır militan bir aptal, arapça konusunda gram bilgisi yok, bulduğu her yalanı buraya yapıştırarak tartışıyorum sanıyor.
Genç kız diyincede geriye kalan yaş grubunu 40-50 ve üstü yaşında diye algılatmaya çalışan veya anlayanın özrü ne olaki( okuduğunu anlamamak mı yoksa.....), en fazla islamın kadına bakışı ile taş çatlasın 15-16 dır ( abartılı düşünüyorum) 20 yaş hadi 25 yaş genç kız anlamına gelir(benden torpil). ulan bunun üstü yaş niye toptan yaşlı sayılıyor. Senin savunma adına burda demogogluk yapmandan gına geldi.
Asıl sen oku , ayeti bütünüyle oku, sen çeviriyle buraya masalla geliyorsun, türkçe öğrenmen işe yaramıyor , arapçası ne yazıyor onuda bilmen gerek.Araplara Arapça öğretirsiniz siz bu kafayla
Hatta herkese bir iyilik yap, İngilizceye çevrilmiş Arapça tefsirleri oku. Bak bakalım arap oğlu arap ne yazıyor
Sen çeviri beğenmesende en doğru çeviri şu,
Ve kadınlar hakkında senden fetva istiyorlar. De ki: "Allah, onlar için yazılmış (farz kılınmış) olduğu halde, onlara vermediğiniz haklar ve kendilerini nikâhlamak istediğiniz yetim kızlar ve çocuklardan aciz olanlar ve yetimlere adaletle davranmanız konusunda Kitab'da size tilavet edilmekte olanlarla (âyetlerle) size fetva veriyor. Ve hayır olarak ne yaparsanız, o taktirde muhakkak ki Allah, onu en iyi bilendir.
18.
ve tergabûne
: ve rağbet ediyorsunuz, arzuluyorsunuz, istiyorsunuz
19.
en tenkihû-hunne
: onları nikâhlamanız
20.
ve el mustad'afîne
: ve zayıf olanlar, aciz olanlar
21.
min el vildâni
: çocuklardan
Orda her birinin arasında "ve " bağlacı bulunur ve önceki cümleciğin sonrakiyle bağlantılı olduğunu belirtir. Kuran yazıldığında arapçada orda virgül yada imla kurallarına göre noktalama işaretlerimi var sanıyorsun
Biz kimlerle ayet tartışıyoruz, adam bilmediğinide bilmiyor.
Anlamadığında şu, ayet kadınlara fetva diye başlıyor. Var mı lan ötesi? Onlarla yani vasisi olduğun yetim yada aciz olan her kimse onlara evlenmek niyetin olduğu ki bu niyetide malını vermemek adına yaptığını belirtiyor.
Ulan aciz çocukların bu "kadınlara fetva" diye başlanan bir ayetde malını vermemek için evlenmeye kalkılmaması uyarısıyla (nisa 3) alakasını nedirde yazıyor ? nikahlamak istediğiniz yetim kızlar ve korumasız çocuklar olarak , bilmiyorsan işte burada ancak bunu örtpas etmeye çalışan kişilerin yalan dolanıyla burada gezinirsin.
Şimdi sorduğum sorulara cevap vermemek adına konuda demogojiye kaçmandan sıkıldım.
Şunların cevabını aldık.
Nur 33, cariyelere fuhuş yaptırmanın önünde engel yok, sadece genç cariyelere dair bir uyarı içerir. Onada yaptırım uygulanmaz. Keyfi bilir.
İslamda kölelik vardır. Bunuda hem savaş hemde satın alma ile ve köleden doğan köledir anlayışı ile normal kabul ederler.Arkadaşın savuna biçimide süper, müslümana kölelik iyidir, harikadır, :)
Cariyeleriniz size helaldiride nihayet zorda olsa itiraf etti.
Cariyeye tecavüz müslümana haktır, amma dinen caiz olduğundan adı tecavüz değilmiş. İçimden geçenleri bilmek istemezsin ...
Sırayla İslam denen arap inancının gerçek yüzü ortaya seriliyor.
Neyse gelelim diğerlerine ;
Şimdi, nasılki Evlatlık karısının eş olarak alınması uğruna nerdeyse sure indirmiş tanrın, köleliği yasaklayan ayetler sunmayı unutmuş madem sende onca kıvırmana rağmen tek yapabildiğin kem küm, sıradakilere cevap alalım.
1-İslamda tecavüz yasak mıdır? Yasak ise cezası nedir? Ayet veya hadis (kaynak?)
2-İslamda sübyancılık yasak mıdır? Yasak ise cezası nedir? Ayet ve hatta mutlaka peygamberiniz bu ağır suçla ilgili bir hadisi vardır değil mi? Nede olsa örnek insan.
Şimdilik saygımla gittim…
Yani şu an fark ettimde başlığın adı kölelik fakat en şiddetli tartışma pedofili üzerinden dönüyor. Bu bile aslında karşı tarafın amacını belli ediyor ya neyse.
Şimdi biri bana şunları yazmış;
“Hayvanİ dürtüleriniz , insanı hayvandan ayıran akıl kavramını kullanamamanızın bir sonucu olarak böyle bir soruyu soruyorsunuz.
Biyolojik gelişimi öne alıp o bireyin aklen gelişimini hiçe sayıp hayvansal şehvetinizle o bedene sahip olmak için ilahi dediğiniz SAFSATA lara sarılıyorsunuz.
Bu tip hayvansal hastalığa PEDOFİLİ deniyor.
Halk arasında ise bu tip düşüncelere sahip olan ve uygulayanlara ise SAPIK diyoruz.
Hayvanlar gibi harem kurmak ve o hareme aklen yeterlilik kazanamayan ÇOCUKLARI doldurmak , günümüz modern hukukun da yasaktır. Bu yasağı bir tek hayvan dürtüleri kabarmış tipler hiçe sayıyor.
Beş dakikalık o iğrenç zevk ve tatmin dürtüleriniz yüzünden , ÇOCUKLARIN üzerinden o pis ZİHNİYETİNİZİ çekin.”
Adam hem sığ, hem okuma yazma bilmiyor. Ağzımı bozucam şimdi;
Değerli kardeşim o kadar uzun yazı yazdık okumuyormusun? Safmısın pedofiliyi savunduğumu düşünüyorsun? Burda en şiddetli tartışmamız Kur’an da pedofili olup olmadığı adam gelmiş bana pedofiliyi savunuyorsun diyor.
Bak değerli kardeşim pedofiliyi savunduğumuz falan yok. Yani duvara mı konuşuyoruz insana mı belli değil. O kadar yaz tartış, adam okumadan gelsin pedofiliyi savunuyorsun sapıksın desin.
“Hayvanİ dürtüleriniz , insanı hayvandan ayıran akıl kavramını kullanamamanızın bir sonucu olarak böyle bir soruyu soruyorsunuz.
Biyolojik gelişimi öne alıp o bireyin aklen gelişimini hiçe sayıp hayvansal şehvetinizle o bedene sahip olmak için ilahi dediğiniz SAFSATA lara sarılıyorsunuz.”
Kardeşim zaten eğer ki bir tanrı yoksa biz doğanın kendi kendine oluşturduğu varlıklarsak zaten hayvanız demektir. Hayvansal şehvet ne zaten hayvanız biz. Eeee neyin zihin gelişiminden bahsediyorsun?
11 yaşındaki kız hamile kalmış yani cinsel olgunluğa sahip, ne zihin gelişiminden bahsediyorsun? Doğadaki hangi hayvan bunun vücudu gelişti biraz bekliyimde zihnide gelişsin diyor?
Doğada cinsel olgunluğa erişmiş hiçbir dişi çocuk değil kadındır. Bu kedide böyledir, maymunda da, köpekte de, aslanda da;
Eğer ki diyorsan biz doğanın kendi kendine oluşturduğu hayvanlarız durum bu.
Postalmarx;
Yahu sen söyle, elini vicdanına koy söyle ne yapılır bu kabileye?
“Sen Müslümanlara gel, onlarla anlaş, el sıkış. Sana güvensinler, sana saldırmamayı ve arkadaş kabile olmayı taahhüt etsinler, sonra arkadan vur ve o kadar Müslümanın kanını akıt.”
Ne yapılsın bu kabileye sen söyle;
Ayrıca birçok kaynakta bütün savaşçıların değil komutan sayılan 10 kişinin öldürüldüğü yazıyor. Turan Dursun dahi kendi kitabında 10 kişi olayının doğruluğundan bahsetmiş.
Ayrıca olayın detaylarına dair tek kaynak İbn-i İshak ın güvenilirlik konusunda sınıfta kaldığı bir çok kaynakça tastikli. İbn-i İshak’ın anlatımı Yahudilerin 100 yıl önce Bizans savaşı sonuçlarının bire bir aynı.
Gelelim diğer tartışmaya;
“Gelelim Cariyeleriniz size helaldir kısmına.
Senin dinin bunu normal karşılıyor mu diye soran mı var ? Oh neyse, islama göre normalmiş, bu durumda bunun adı tecavüz değil, arap putunun sevgili müslümanlara bir lütfu.
Tabii gönül rahatlığı ile artık becerebilirsiniz kölelerinizi.Onlarda bundan mutluluk duyar, eh nede olsa müslümanlarxa becerilmek ayrıcalık sayan bir arap putuna tapıyor birileri.
Bir insan daha ne kadar aşşağılık bir savunma geliştirebilir?
Tanrısının ona verdiği hak diyor yuh iğrenç insan. Tecavüz ulan var mı ötesi ?
Neyse şunu anladık, sen kölelere tecavüzü hak olarak gören bir sapıksın.”
Yani şimdi okuduğunu anlamıyor diyincede kızıyor bu arkadaş. Bir de yazısının sonunda bana öküz demiş.
Önceki yazılarımda şunları yazmışım;
“Yani size helaldir denilmesini nasıl onlara tecavüz edin anlar bir insan. Kardeşim size helal demek onlarla ilişkiye girmeniz günah değildir demek. Biz zaten bunu kabul ediyoruz. Yani burdan helaldir o zaman tecavüz edeyim anlamak inançlı yada inançsız sapık olmayı gerektirir kusura bakmayın.”
“İşsiz ev hanımı bir kadının dul kaldığını düşün, nasıl geçimini sağlayacak? İste sen bu kadının bakımını, ihtiyaçlarını karşılamak maksadıyla evine alabilirsin. Eğer ki kabul ederse onunla ilişkiye de girebilirsin günah değildir.
Bunun nasıl ona tecavüz edilebileceğini idda ediyorsun ilginç.”
Ben bunları yazmışım adam benim tecavüzü hak gördüğümü söylüyor. Okuduğunu anlamıyor diyincede kızıyorsunuz.
Okuyanların vicdanına sesleniyorum yukarıdakileri demiş biri tecavüzü hak görmüş olabilir mi?
Muhammed 4;
“inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Nihayet onları çökertip etkisiz hâle getirdiğinizde bağı sıkı bağlayın (sağ kalanlarını esir alın). Artık bundan sonra (esirleri) ya karşılıksız ya da fidye karşılığı salıverin. Savaş sona erinceye kadar hüküm budur. Eğer Allah dileseydi, onlardan öç alırdı. Fakat sizi birbirinizle denemek için böyle yapıyor. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların amellerini asla boşa çıkarmayacaktır."
Kardeşim ayetin ortasında “savaş sonra erinceye kadar hüküm budur” demiyor mu? Yani ayet kendi içerisinde savaş esnasında olduğunu belirtiyor.
“Allah sizi, din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmekten, onlara adaletli davranmaktan men etmez. Çünkü Allah adalet yapanları sever. Allah sizi, ancak sizinle din hakkında savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran ve çıkarılmanız için yardım eden kimselere dost olmaktan men eder. Kim onlarla dost olursa işte zalimler onlardır.” (Mümtehine Suresi - 8 ve 9. Ayet )
Size savaş açanlara karşı siz de Allah yolunda savaşın. Sakın aşırıya gitmeyin/haddi aşmayın! Çünkü Allah, aşırıya gidenleri/haddi aşanları sevmez. Sizi öldürmeye kalkanları, siz de yakaladığınız yerde öldürün. Sizi sürdükleri yerden, siz de onları sürün. Baskı ve zorbalık, öldürmekten daha kötüdür. Mescid-i haram da onlar size savaş açmadıkça, siz de onlarla savaşmayın. Eğer onlar sizinle savaşırsa, siz de onlarla savaşın. İşte, küfre sapanlara verilecek karşılık/ceza budur. Eğer vazgeçerlerse, artık bırakın; Allah bağışlayıcıdır, sevgi ve merhamet kaynağıdır. Baskı ve zorbalık kalmayıncaya ve din Allah için oluncaya kadar onlarla savaşın. Şayet vazgeçerlerse, zulüm yapanlardan başkasına düşmanlık yoktur. Savaşın haram olduğu aylarda, size saldıranlara karşılığını verin, dokunulmazlıklar karşılıklıdır. Kim size saldırırsa, siz de ona onun saldırdığı gibi saldırın, Allah’ı kalkan edinin. Bilin ki Allah kendisini kalkan edinenle beraberdir.(Bakara Suresi – 190-193. Ayet)
“Ey Muhammed! İman edenlere söyle: Allah’ın cezalandıracağı günlerin geleceğini ummayanları şimdilik bağışlasınlar. Çünkü Allah her kavmi kazandıklarıyla cezalandıracaktır.” (Casiye Suresi - 14)
“Sizinle savaşanlarla Allah yolunda siz de savaşın. Ama sınırları asla aşmayın. Allah haddi aşanları sevmez” (Hac suresi – 39. Ayet )
Bak kardeşim Kur’an hangi şartlarda savaş açılabildiğini gösteriyor.
Ancak sizinle aralarında antlaşma olan bir topluma sığınanlarla, kendi toplumlarıyla yahut sizinle savaşma konusunda yürekleri yetersiz kalıp da size gelenlere dokunmayın. Allah dileseydi onları elbette sizin üstünüze salardı, onlar da sizinle mutlaka savaşırlardı. O halde, sizden uzak durur, sizinle savaşmaz, size barış eli uzatırlarsa, artık Allah size, üzerlerine gitmek için bir yol vermemiştir. Diğer bazılarını da bulacaksınız ki, hem sizden emin olmak hem de kendi toplumlarından emin olmak isterler. Ama fitneyle yüz yüze getirildiklerinde baş aşağı içine dalarlar. Bunlar sizden uzak durmazlar, sizinle barışa gitmezler ve ellerini sizden çekmezlerse onları yakalayın, tuttuğunuz yerde öldürün. işte böylelerinin üstüne gitmeniz için size açık bir izin ve kuvvet verilmiştir.( Maide Suresi – 90-91. Ayet)
Bu ayet ise Müslüman toplumlara savaş açmayan orada fitne çıkarmayan toplumlarla savaşılmaması gerektini belirtiyor.
Şimdi kime savaş açıp kime açamayacağın açık. Yani Muhammed Suresi 4. Ayet savaş açabileceğin toplum için geçerli. Bunu anlamak niye bu kadar zor?
Yani senin idda ettiğin gibi bu kafir bunu öldürün diye bir durum yok. Eğer ki öyle olsaydı niye Müslüman olmayanlar öldürülmüyorda cizye vergisi ödüyordu?
Eğer ki bir toplum Müslüman değil, olmakta istemiyorsa. İslam’a saldırmıyor kendi içinde yaşayıp gidiyorsa onlar tekrar İslam’a davet edilir. Yine kabul etmez ancak ben kendi içimde yaşarım size saldırmam derse;
“De ki: "Ey kâfirler!" Ben sizin taptığınız (kul olduğunuz) şeylere tapmam (kul olmam). Ve siz, benim kul olduğuma (Allah’a) kul olacak değilsiniz. Ve ben de sizin taptığınız şeylere (kul olacak) tapacak değilim. Ve siz benim kul olduğum (Allah’a) kul olacak değilsiniz. Sizin dîniniz sizin ve benim dînim benim.” (Kafirun Suresi)
Açıklayıcı olabilmişimdir umarım;
Gelelim cariyenin helal olma kısmına;
“Tanrısının ona verdiği hak diyor yuh iğrenç insan. Tecavüz ulan var mı ötesi ?”
Okuduğunu anlamıyor diyincede kızıyor. Kardeşim nerde yazdık tecavüz meşrudur diye? Neye dayanarak onu savunduğumu söylüyorsun?
Yani cariyenin helal olmasndanı nasıl ona tecavüz edebilirsin çıkarımı yapılıyor anlamak mümkün değil.
Bak kardeşim, 2+2=4 şeklinde basitçe anlatıcam.
Tavuk eti helaldir değil mi? İnek eti helaldir değil mi? Bunların helal olması adamın tavuğunu, ineğini izinsiz kesip yiyebileceğin anlamına mı geliyor?
Bunların helal olması yersen sıkıntı yok anlamına geliyor. Aynı şekilde cariyenle ilişkiye girersen sıkıntı yok. Ama bu ona tecavüz edebileceğin anlamına gelmiyor.
Daha açık nasıl anlatırım bilemiyorum.
Sen bi söylesene cariyenin helal olmasından ona tecavüz edileceği çıkarımını nasıl yapıyorsun?
Gelelim Talak 4’e
Bak kardeşim basit soru; Elmalılı’nın tefsirir net doğru olsaydı başka tefsire gerek kalmazdı değil mi? Neden birçok tefsir var? Çünkü hepsinde hatalar var.
Din adamları peygamber değil, yanlış yapmaları mümkün olabilen kişiler. Hiçbiri de biz yanlış yapmadık demiyor zaten.
Allah Kur’an da aklı kullanmayı emrediyor bizde aklımızı kullanacağız;
“Evlilik çağına gelinceye kadar yetimleri (gözetip) deneyin, eğer onlarda akılca bir olgunlaşma görürseniz hemen mallarını kendilerine verin. Büyüyecekler (de geri alacaklar) diye o malları israf ile ve tez elden yemeyin. Zengin olan (veli) iffetli olmaya çalışsın, yoksul olan da (ihtiyaç ve emeğine) uygun olarak yesin. Mallarını kendilerine verdiğiniz zaman yanlarında şahit bulundurun. Hesap sorucu olarak da Allah yeter.” (Nisa suresi – 6. Ayet)
Bak burada açık açık evlilik çağı diye bir olaydan bahsediliyor. Bir insanın evlilik çağına gelmesi için belirli bir büyüme, olgunlaşma gerekir. Bu sebepten yaş belirtmiyor.
“Kadınlara mehirlerini gönül rızası ile (cömertçe) verin; eğer gönül hoşluğu ile o mehrin bir kısmını size bağışlarlarsa onu da afiyetle yeyin.” (Nisa suresi – 4. Ayet)
Bu ayette mehirden bahsetdiliyor, peki bir çocuk mehir alabirmi? Onu kullanabilir mi?
Yukarıdaki ayette bir kadının kendi malına sahip olabilmesi için belirli bir zihinsel olgunluktan bahsediyor. Mehir kadının ailesine değil kendisine verilir. Yani kadının mehir sahibi olabilmesi için açıkça belirli bir zihinsel olgunluğa erişmiş olması gerekir.
“İçinizden, imanlı hür kadınlarla evlenmeye gücü yetmeyen kimse, ellerinizin altında bulunan imanlı genç kızlarınız (sayılan) cariyelerinizden alsın. Allah sizin imanınızı daha iyi bilmektedir. Hep aynı köktensiniz (insanlık bakımından aranızda fark yoktur). Öyle ise iffetli yaşamaları, zina etmemeleri ve gizli dost da tutmamaları şartı ve sahiplerinin izni ile onları (cariyeleri) nikâhlayıp alın, mehirlerini de normal miktarda verin.” (Nisa Suresi - 25. Ayet)
Bir çocuk iffetsiz yaşayabilir mi? Zina edebilir mi? Gizli dost tutabilir mi?
Buradan anlayacağımız üzere evlilik için bir zihinsel olgunluk şartı var. Günümüzde cinsel olarak daha serbest yetişen Avrupa ülkelerinde ilk cinsel birliktelik yaşı 12-13 e kadar düşmüş durumda. Yani cinsel olgunluk dönemine bu yaşta giriyorlar denebilir zira cinsel olgunluk hormonların etkisiyle insanın cinsel istek duymasıyla kendini belli eder.
Ancak İslam bunun üzerine belirli bir zihinsel olgunluğu da belirtmiştir. Bu zihinsel olgunluk mehir alıp kendi malını, parasını idare edebilecek akli olgunluktur. Bu sebepten Kur’an da net bir evlilik yaşı yazmaz. Çünkü bu olgunluk dönemi her kişide, her toplumda farklıdır.
Mesela 17 yazmış olsun. Bu cinsel ve zihinsel olgunluğa bir kişi önceden sahip olabileceği gibi daha sonradanda sahip olabilir. Bu sebepten net bir evlilik yaşı vermek yerine zihinsel olgunluk yaşı demek daha sağlıklı ve doğrudur.
Aksi hurafedir, saçmalıktır.
“Ey Peygamber! Kadınları boşayacağınızda, onları iddetlerini gözeterek boşayın ve iddeti de sayın. Rabbiniz Allah’tan korkun. Apaçık bir hayâsızlık yapmaları hali bir yana, onları evlerinden çıkarmayın, kendileri de çıkmasınlar. Bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa, şüphesiz kendine zulmetmiş olur. Bilemezsin, olur ki Allah, bundan sonra bir durum ortaya çıkarıverir.“( Talak Suresi – 1. Ayet)
Bak kardeşim eşler boşanıyor, iddet süresince ilişkiye girmeden aynı evde yaşıyorlar. Neden bekleniyor? Çünkü “Bilemezsin, olur ki Allah, bundan sonra bir durum ortaya çıkarıverir.“
“Boşanan kadınlar iddetlerinin sonuna varınca, onları güzelce tutun yahut onlardan güzelce ayrılın….. “(Talak Suresi – 2. Ayet)
Süre dolunca yapacağın anlatılıyor, sonra bu sürenin ne kadar olduğu Talak 4’te belirtiliyor.
“Kadınlarınız içinden âdetten kesilmiş olanlarla, âdet görmeyenler hususunda tereddüt ederseniz, onların bekleme süresi üç aydır. Gebe olanların bekleme süresi ise, yüklerini bırakmaları (doğum yapmaları)dır. Kim Allah’tan korkarsa, Allah ona işinde bir kolaylık verir.”
Ayette geçen tanım "lem yahıdne"
“Lemmâ” şimdiki bitmiş zamanın olumsuzudur. Başına geldiği fiilin zamanını geçmişe, anlamını olumsuza çevirir. Fiilin henüz olmadığı ama olmasının beklendiği anlamını kazandırır. Eğer ki “lemma” kullanılsaydı henüzden yola çıkarak çocuk diyebilirdik çünkü henüz adet görmemiş bir çocuğun ileride adet göresi beklenir ancak;
“Lem” -dili ve -mişli geçmiş zamanın olumsuzudur. Yani hiç adet görmeyenler, adet görmeyenler.
Şimdi burada üç durumdan bahsediliyor;
-Menepoz
-Adet görmeyen
-Hamile
Buradaki adet görmeyen kadın hayatı boyunca hiç adet görmemiş olabileceği gibi; belirli bir dönemdir de adet görmüyor olabilir. Yetişkin bir kadın ya hamiledir, ya menepoz geçirmiştir yada anemore hastalığından müzdariptir.
Bu noktada şöyle de düşünmek lazım ayet yukarıdaki üç durumuda kapsıyor ancak eğer ki çocuklardan bahsetmiş olsaydı anemore hastalığından muzdarip kişiler boşta kalırdı.
Ayrıca çocuk olsaydı “lemma” kullanılırdı zira çocuğun büyüyünce adet olması beklenir. Ama “lem” kullanılınca ileride adet olup olamayacağını bilemeyiz. Bu da doğuştan yada sonradan anemore iddamızı destekler.
Bunlara dayanarak bu kadınların “adet görememe” hastalığı olduğunu söyleyebiliriz. Ha bunların çocuk olmadıını nerden biliyorsun dersen ilk paylaşmış olduğum evlilik ayetlerini söylerim.
Bu noktada sadece “Allah bu ayetin kötüye kullanılacağını bilmiyormuydu?”, sorusu sorulabilir ki sromuşşunuz. Buna nur 33 kısmında cevap vericem.
Gelelim Ayşe ve Cüveriyeye
Bak kardeşim Ayşe’nin 6-9 yaşında evlendiği konusundaki iddialar, Kuran’daki evlilik için belirtilen yaş ile uyum göstermiyor. Ayrıca Ayşe’nin yaşının rivayet edildiği kaynakların muhatabı olan Buhari, Hz. Muhammed ten 238 yıl sonra, Müslim 243 sene, Tirmizi 260 sene, Ebu Davud 256 sene, Nesai 238 sene, İbn-i mace 263 sene sonra yaşamışlardır.
Kuran, nikah için zihinsel olgunluk çağını işaret eder. Kaldı ki şu durumlar var;
Şimdi rivayete göre Ayşe önceden nişanlı başka biriyle. Daha sonra Hz. Muhammed ile evleniyor. Peki Hz. Muhammed bu evlilikte toplum normalleri dışına çıkmışmıdır. Eğer ki çıkmış olsaydı Zeynep evliliğindeki gibi “Ne yapıyorsun sen?” demezlermiydi kendisine. Bu ciddi bir durumdur. Kendisiyle münasebet kesinlikle belirli bir olgunluğun üzerindeyken başlamıştır.
Taktir edersiniz ki pedofili tedavi edilmesi gereken çok ciddi bir hastalıktır. Bu hastalık cinsel ve zihinsel olarak birbiriyle bağlantılı. Bi an sizin tarafınızdan bakalım, Muhammed pedofili diyelim. Ayşe ile evlendi sonra o büyüdü. Eee kendindeki güçte arttı zamanla. Böyle güçlü bir adam pedofiliyse ne yapar? Gidip dullarla evlenir mi? Kendisine evliliği yasaklar mı?
Yoksa çevresini çoluk çocuk mu doldurur?
Cüveriye’yi Turan Dursun’dan öğrensem nolur demişşiniz. Kardeşim günümüzde ilahiyat fakültelerinin hali ortadayken bir müftünün söylediği herşeyi nasıl doğru kabul edebilirsin? Bir bak dünyada İslam Turan Dursun dışında nasıl eleştiriliyormuş. Bak diğer kaynaklar nasıl anlatıyormuş olayları.
Turan Dursunun bu iddası için sadece şunu söyleyebilirim; Ben çok yalan dolan gördüm ama bu kadarını görmedim. Bir şeye inanmamanın, düşman olmanın, nefretin gözünü kör edecek noktaya gelse de bir seviyesi, onuru vardır.
Kadının doğum tarihi, evlilik tarihi bütün İslami kaynaklarda sabit. Birisi çıkıp 13 yaşındaydı diyor. Başkası gelip buna inanıyor.
Kardeşim aç bak bi siyer kitaplarıa Turan Dursun doğrumu söylemiş, bak bi İslam Ansiklopedisine olay neymiş?
Kadının doğumu 608 yılı, evliliği 628, ölümü 657. HLAa Turan Dursunun hayal kurduğunu kabul etmiyorsunuz.
Turan Dursunun iddasının aksine İslâm kaynaklarında iddet konusu ile alâkalı bir bilgi yok, yani "hiç zaman yitirmeden onu koynuna aldı, çadırı da aha şuraya kurdu" ifadesini doğrulayan bir kaynağa ulaşamıyorum ben.
Eğer varsa Turan Dursun harici bir kaynak, gösterebilecekseniz paylaşın okuyalım, öğrenelim.
Gelelim Nur 33’e
Fetayeti kum yani genç cariyeler kaç yaş aralığıdır? Çok beğendiğim bir antropoloğun yazısından alıntılar yapıcam;
Şimdi şöyle temel bir sorun var; algı nedir?
En basit haliyle kime, neye dayandığı belli olmayan toplumsal kurallarımıza bağlı olduğumuzun farkında değiliz. Mesela 30 yaşındaki kız evde kalmış, okulu bitirdin askere git, işe gir sonra evlen gibi toplumsal kurallarla hayatımızı şekillendiriyoruz.
Fakat ilginç olan şu ki 1400 yıl önce olan olayları değerlendirirken hayatın tamamına bakmayıp, sanki 1400 yıl önce oradaymışız gibi yukarıda bahsetmiş olduğum ve başka düşünce yapımız ve kalıplarımızla hareket edip, yargılayıp sonuca varıyoruz.
İslam için bir cinsellik yaşı söz konusu değildir. Bireyin belirli cinsel ve zihinsel olgunluğa ulaşması başlangıç için gerekli şart olarak koyulmuş.
Siz buna 18 yaşı günümüz modern toplum koşullarına göre itiraz ediyorsunuz. Ancak bizim modern toplum dediğimiz 50 senedir var ve bir 50 sene sonra ne olacak bilmiyoruz. İnsanlık tarihi boyunca bütün çağlarda toplumlar kendilerini en medeni sanmışlardır. Bizde sadece bunlardan biriyiz.
İngilizcesi olanlar ergenlik, ilk cinsel deneyim yaşı, devam eden cinsel hayat ve aile kavramıyla ilgili şu belgeseli mutlaka izlesin;
https://www.youtube.com/watch?v=lZeyYIsGdAA
Özet geçersek;
Bati toplumlarında cinsel ilişkiye girme yaşı 12-13’e kadar düşmüş.
Cinselliğin serbestleşmesine rağmen, cinsel ilişkiye giren bireylerin birlikte hayat sürdürmelerini ya da onların evlilik çatısı altında bir araya gelmesini sağlayacak toplumsal bir kabul bulunmadığından çok sayıda kızın kürtaj gibi çok tartışmalı bir yolu seçtiğini, seçmek zorunda kaldığını ya da çocuğu doğurmaya karar verdiğinde çocuğun öğrenme yetisinin gelişmesine ve sağlıklı bir birey olarak topluma katılmasına yol açacak anne-baba temelli aile ortamından yoksun yetiştiğine parmak basabilir.
En önemlisi, bir takım bilim adamları tüm bunlardan yola çıkarak, ortaya çıkan sosyal manzaranın ülkelerin, toplumların ve dünyanın geleceğini tehtit ettiğini, insalığın gelişiminin ve ilerlemenin aile yapısının oluşmasının zorlaşmasından ötürü tehlikeye düşmek üzere olduğunu vurguluyor.
Yani özellikle arada 1400 yıl gibi bir süre varsa eğer ki bir inanç sisteminin ön gördüğü yaklaşım insan fıtratına bizim kafamızda kurduğumuz hayat tarzından daha yakınsa, bu bizim bakış açımızın problemli olduğunu belirtir.
Mesela Fetayeti kum yani genç cariyeler. Bu genç cariyeler kaç yaş üstünü kapsıyor?
Mesela çok değil bundan 50 yıl önce İngiltere’de tekstil fabrikasında çalışan 7 yaşında bir çocuk için “genç” diyordu patronlar ve ustalar. Diyorlar dı ki “Para sayabilen kimse çocuk değildir.”
Bugün aynı ülkedeki 18 yaşındaki gence çocuk deniyor.
Ayetteki genç cariyeler ergenik dönemi sonrası kadınları kapsar
Bu detayı geçtikten sonra gelelim fuhuş iddasına;
Bazı ayetleri değerlendirirken nuzül sebebinede bakmak gerekiyor; İslamiyet öncesi bazı insanlar ellerindeki cariyeleri ve parasız durumdaki bazı kadınlar pazarlıyor. Ayet bu olayı yasaklıyor, onların azad edilmesini söylüyor.
“cariyelere fuhuş yaptırmanın önünde engel yok, sadece genç cariyelere dair bir uyarı içerir. Onada yaptırım uygulanmaz. Keyfi bilir.”
Yani zinayı yasak eden bir dinin fuhuş konusuna izin vermesi ne kadar mantıklı? Yani açık açık fuhuş’a zorlamayın denmiş.
Gelelim Nisa 127’e
Örneğim sadece cümlenin anlamının basit ve ile virgül ile değişebileceğini göstermekti. O yazıda dediklerime aynen katılıyorum. Çünkü;
el mustad'afîne min el vildâni" ile evlilikten bahsetmiyor, onların da oldugu 3 gurup insana insaflı davranın diyor.
Bu üç grup;
-Evlenmek istediğiniz yetim kızlar:
Yetim kızlar koruyucu bir erkek tarafından büyütülürlerdi. Bu erkekler eğer durumları varsa bu kızları kendi ceplerinden büyütür, eğer yoksa kızların mirasından biraz harcayarak büyütür. Yaşları gelince bu mirası o kızlara vermeleri gerekir.
Ama bazı kimseler bu mirası kıza vermemek için onlarla evlenmeye kalkıyordu. İste bu grup bu evlenilmek istenen kızlar.
-Zavallı çocuklar:
Bunlar bildiğimiz zavallı çocuklar
-Yetimler:
Bildiğimiz yetimler
“They ask thy instruction concerning the women: Say: Allah doth instruct you about them: And (remember) what hath been rehearsed unto you in the Book, concerning the orphans of women to whom ye give not the portions prescribed, and yet whom ye desire to marry, as also concerning the children who are weak and oppressed: that ye stand firm for justice to orphans. There is not a good deed which ye do, but Allah is well-acquainted therewith.”
Und sie wollen von dir eine Belehrung über die Frauen. Sprich: „Allah belehrt euch mit dem, was euch im Buch vorgetragen wird (den Versen) über die Rechte, die ihr ihnen nicht gebt obwohl diese für sie vorgeschrieben (geboten) sind und über die Rechte der Waisenmädchen, die ihr heiraten wollt, über die Rechte der Hilflosen unter den Kindern und über das Thema der gerechten Behandlung der Waisen. Und was auchimmer ihr Gutes tut, in diesem Fall wird es Allah unbedingt am Besten wissen.“
Yani sizin anladığınız durum sadece Türkçenin azizliği
Bu noktada sadece bu iki dili kontrol edebildiğimi belirtiyim. Eğer başka başka bir dilde mealinde Türkçe’de olduğu gibi anlam karmaşası varsa, yabancı dil bilen arkadaşlar söylesin. Bu durumda İlahiyat Fakültesine gidip Arapça bilen hocalardan öğreniriz.
Birde farklı dillerde böyle bir hata varmı diye araştırırken; hani olur ya ayet taraflı çevrilir diye. Başka ülkelerin forumlarında böyle bir iddaa göremedim. Bir tek bu forumda Dark_Prince adlı bir kullanıcı böyle bir idd dan bahsetmiş, oda başka bir forumda yanılmış olduğunu, bu ayette pedofili olmadığını dile getirmiş.
Siz başka hangi kaynaktan gördüyseniz böyle bir idda gösterin fakültedeki hocalara sorarım pazartesi günü.
Amon yarebbi
06-05-2017, 14:21
Konuya girerken " birisi " diyerek başladığın cümle ile aklın sıra o birisi olan beni itibarsızlaştırmaya, yok saymaya çalışmışsın .
Ben birisiyim aldım kabul ettim . Alınmadım .
11 yaşında ki aklı henüz doğruyu yanlışı ayırt edemeyen bir kız çocuğunu hamile bırakmak için islam SAFSATA larına sarılman senin bizi hayvandan ayıran özelliğinin zayıf olduğunun net bir göstergesi.
11 yaşındaki bir kız çocuğunu hamile bile bırakmayan bir liderin mensubusun.
11 yaşındaki bir kız çocuğunu hamile bırakmak için 55 yaşında ki adamı bir kenara bırakalım , 11 yaşında bir erkek çocuğunu o kız çocuğuyla birleştirme durumu bile hayvanı dır. Akıl ile izah edilemez. İkisi de aklı henüz gelişmemiş insanlardır.
Ha bu arada da sağa sola saldıran kadar. Forum da nasıl yazılır ona dikkat et. Alıntı yaparken alıntıyı kendi yazından ayırt edecek özellikler forum da mevcut. Bul ve uygula . Formu okuyanlar hangisi senin hangisi bir başkasının yazısı ,fark etmekte zorlanıyorlar.
11 yaşındaki bir kız çocuğunu hamile bırakma düşüncesi , sex kölesi durumudur. Biyolojik olarak hamile kalmaya müsait deseniz de hayvanı dürtüleriniz daha alt yaş gurubunda ki çocuklara da sıçramış. Sapıklık ta sınır yok zaten. Örnekleri islam mensupları içerisinden haber olarak karşımıza bolca çıkıyor. Bu durum bir sapıklıktır. Bu durumu bir de inancının gereği gibi gören , içinizde yaşayan bu sapıkları siz durdurcaksınız. 1400 senedir bu uygulamalarınız evrensel hukuk ile önlemeye çalışılsa da , içinizde ki sapıkları durdurmak ne mümkün.
Çocuk gelin problemi.
Konuya girerken " birisi " diyerek başladığın cümle ile aklın sıra o birisi olan beni itibarsızlaştırmaya, yok saymaya çalışmışsın .
Ben birisiyim aldım kabul ettim . Alınmadım .
11 yaşında ki aklı henüz doğruyu yanlışı ayırt edemeyen bir kız çocuğunu hamile bırakmak için islam SAFSATA larına sarılman senin bizi hayvandan ayıran özelliğinin zayıf olduğunun net bir göstergesi.
11 yaşındaki bir kız çocuğunu hamile bile bırakmayan bir liderin mensubusun.
11 yaşındaki bir kız çocuğunu hamile bırakmak için 55 yaşında ki adamı bir kenara bırakalım , 11 yaşında bir erkek çocuğunu o kız çocuğuyla birleştirme durumu bile hayvanı dır. Akıl ile izah edilemez. İkisi de aklı henüz gelişmemiş insanlardır.
Ha bu arada da sağa sola saldıran kadar. Forum da nasıl yazılır ona dikkat et. Alıntı yaparken alıntıyı kendi yazından ayırt edecek özellikler forum da mevcut. Bul ve uygula . Formu okuyanlar hangisi senin hangisi bir başkasının yazısı ,fark etmekte zorlanıyorlar.
11 yaşındaki bir kız çocuğunu hamile bırakma düşüncesi , sex kölesi durumudur. Biyolojik olarak hamile kalmaya müsait deseniz de hayvanı dürtüleriniz daha alt yaş gurubunda ki çocuklara da sıçramış. Sapıklık ta sınır yok zaten. Örnekleri islam mensupları içerisinden haber olarak karşımıza bolca çıkıyor. Bu durum bir sapıklıktır. Bu durumu bir de inancının gereği gibi gören , içinizde yaşayan bu sapıkları siz durdurcaksınız. 1400 senedir bu uygulamalarınız evrensel hukuk ile önlemeye çalışılsa da , içinizde ki sapıkları durdurmak ne mümkün.
Çocuk gelin problemi.
Yahu kiminle neyi tartışıyoruz.
Bak kardeşim burada sayfalardır sayın Aliyarasfal ile İslam'da pedofili varmıdır yokmudur diye tartışıyoruz.
Ben İslamda pedofili yoktur diyorum üstüne basa basa, sen gelmiş beni pedofiliyi savunmakla şuçluyorsun. Sonra okuduğunu anlamıyormusun diyince kızıyosun.
Kardeşim pedofiliyi savunan kimse yok. Pedofili tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır.
Benim burada sormuş olduğum soru bu değil. Basitçe ilk okul çocuuna sorar gibi soruyorum.
Bak kardeşim hani diyorsun ya insanı hayvandan ayıran nokta diye;
Bende diyorum ki eğer ki bir tanrı yoksa biz doğada kendi kendimize, tesadüfen bu noktaya geldiysek zaten hayvanız demektir.
Biz bilim literatüründe Homo Sapiens Sapiens hayvanıyız. Bizim bilim literatüründe adımız "Düşünen Maymun"
Bak bu ingilizcede ki "monkey" değil; "ape"
Hatta Richard Dawkins der ki: Biz bizzat insansı maymunuz.
Yani biz zaten hayvanız, üstüne basarak söylüyorum biz sadece bir maymun türüyüz. Goril gibi şempanze gibi babun gibi bizde sadece bir maymun türüyüz.
Bak İslam'dan bahsetmiyorum. Konuştuğumuz konunun İslam la
alakası yok.
Bu noktada ben şunu soruyorum;
Diğer maymun türleri dişinin cinsel olgunluğa erişmesini ilişki için yeterli görüyorken konu bir maymun türü olan bize gelince neden birde zihinsel gelişim bekliyoruz.
11 yaşındaki dişi homo sapiens adet görmüş yani cinsel olgunluğa sahip. Doğa diyor ki bu homo sapiens artık çocuk değil kadın. Biz neye dayanarak zihni yeterli gelişime sahip değil diye bu dişiyi çocuk ilan ediyoruz.
Ahlak kuralımızın temeli ne?
Ben bunu soruyorum. Gidelim 11 yaşındaki kızla evlenelim demiyorum.
aliyarasfal
07-05-2017, 00:36
Konu bağlamına ilişkin serzenişiniz yersiz.
Öncelikle köleliği yokmuş gibi göstermeye kalktınız, tanrınız (emeviler) onlara köle-cariye derken ve sahiplik ilkesiylede ve ganimet anlayışı ile "mal" konumunda sunarken sizler "savaş esiri efenim onlar " zevzekliği ile başlayıp( çocuk ve kadınlar kiminle savaşıp esir düşmüşse ve onlara tecavüz nasıl bir haksa artık) Müslümanlara istekleriyle köle olmuşlar algısına doğru evriltip mutlu mutlu "müslümanlara (onlara soran yok) köle olmak ayrıcalıktır bakışına sahip oldukları noktasına kadar saçmaladınız.
Ve Muhammed 4 ayetini ortaya koyan sizsiniz, çevrinin yanlış olduğunu belirttik amma önemsemedik, sizse onu tartışmaya başladınız. Ordaki meali doğru diye yutturmaya çalıştınız.
Tecavüz yoktur ,köleler mutlu, iyi davranıyoruz yalanınıza karşılık, cariyeleriniz size helaldir( 5-6 ayetde mevcut) ve Nur 33 fuhuşa zorlamak tecavüzdürü ve iyi davranış masalınızı yalanladığını, köle edinme ve kullanımının bir malı kullanmaktan çokta farklı olmadığını ortaya koyduk.Yani kölelik konusu fuhuştan savaşa, sübyancılıktan tecavüze geniş bir yelpaze olarak kuranda varken bu ayetleri niye tartışmaya dahil edildiğini anlamazı oynamanız komedi.
Talak 4 ayeti ise, nur 33 ayetindeki genç cariye (çocuk yaşta) ile kimleri (yaş olarak) kapsadığını ortaya koyma amaçlı, yani sübyanları kastettiğini ve Ayşe ananızın yaşını büyütme masalınız eşliğinde de ilgili hadislerce ve "lem""lemma " kullanımını çarpıtmanızı teşhirlede sübyan cariyelere de sahibinin tecavüzü hemde diğer cariyelere tecavüz ve fuhuşun serbest olduğunu yani islamın insanı sex objesi ve mal gördüğü gerçeğini, köle olmanın Müslümanlara bir ayrıcalık gibi sunmaya çalıştığınız utanmaz tavrınız karşısında teşhiri için girilmiş mecburi ve konusdan kopuk değil tam tersi oldukça ilgili konulardır.
Önce Muhammed 4 ayetinden başlayalım. Ne der bu ayet, bakalım,
inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Nihayet onları çökertip etkisiz hâle getirdiğinizde bağı sıkı bağlayın (sağ kalanlarını esir alın). Artık bundan sonra (esirleri) ya karşılıksız ya da fidye karşılığı salıverin. Savaş sona erinceye kadar hüküm budur. Eğer Allah dileseydi, onlardan öç alırdı. Fakat sizi birbirinizle denemek için böyle yapıyor. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların amellerini asla boşa çıkarmayacaktır."
Şimdi savunman içler acısı durumda. Birbirinden farklı olay ve duruma göre şekillenmiş ve uydurulmuş ve bunun üstüne yazılmış bu kitaptaki bu ayeti başka ayetler sunup, sanki bu ayetde hedefe koyan ve saldırtan karşı tarafmış algısı üstüne çevebileceğini mi sanıyorsun?
Tipik inançlı refleksi.Oysa bu ayeti koyan sensin konuya ve yanlış meali koyanda sensin; başlı başına ortada savaş yokken savaşı çıkartma ve saldırma üstüne kurguludur bu ayet.. Başına savaş kelimesi eklemleyen zavallılar işlerine gelmeyince başlattıkları savaşı sanki durup dururken ve karşı çıkartmış gibi ( bu ayete göre) birde utanmıyor bak ayetin ortasında "savaş "kelimesi var demek ki savaş varmış diyor. Evet savaşı çıkarttığınız için hali ile savaşacak insanlar ya ne yapacaktı.
İşinize gelince esirleri serbest bırakmamızı emrediyor diye sarılıp, işinize gelmeyince başka ayetlerle ya onlar saldırıyora mı bağlıyorsunuz?
Kısacası, bu ayet var iken senin diğer ayetlerin buradaki saldırganlığı ve hedef gösterip savaşa teşvik etmeyi yok ediyor mu? Hayır. Tam tersi, takiyyeciliği ortaya koyup, ortam ve şartlara göre zayıfken sevgi kelebeği rolüne bürünüp ortam müsaitken gerekçesiz saldırma ve referans sağlama için uygun "bukalemun inanç "olma özelliğini kanıtlıyor.
Senin yaptığında bu, ayeti tartışmaya başlayıp ayetin anlamını örtpas peşindesin, beceremeyince efendim bak diğer ayetler var. Bize ne? Konu bu ayetin anlamı.
Eğer senin gibi demogoji peşinde olsa idim şu ayetleri koyar ve başlardım; İyi oku demogog
Maide 33
Allah ve O'nun Resûl'ü ile harp edenlerin ve yeryüzünde fesat ve bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri veya asılmaları ya da ellerinin ve ayaklarının çapraz kesilmesi veya bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu onların dünyadaki rezilliğidir. Ve ahirette ise, onlara "büyük azap" vardır.
Muhammed 4 mü geçerli bu ayet mi? Ya herkesi katledeceksin yada sürgüne göndereceksin. Esir almak, fidye midye yok. Bu hüküm mü doğru diğeri mi?
……..
Enfal 66
Yeryüzünde düşmanı tamamıyla sindirip hakim duruma gelmedikçe hiçbir peygambere esir almak yakışmaz. Siz geçici dünya menfeatini istiyorsunuz, halbuki Allah ahireti (kazanmanızı) istiyor. Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Enfal 67
Eğer Allah'ın daha önce verilmiş bir hükmü olmasaydı, aldığınız şey (fidye) den dolayı size büyük bir azap dokunurdu.
Gelelim bu ayete, esir yasak, fidye almakta, hepsini öldürmeyi emreder kuran.Hatta meşhurdur rivayeti Ömer hepsini öldürmeyi ister amma bir kısımda fidye karşılığı bırakır ve azap tehtidi ile doğru olan öldürmekti amma neyse affettim tarzında ömer aklını onaylayan bir tanrı modeli çıkar. Neyse kim hangi hükme göre davranacak?
Ömerin tüm esirleri öldürmek gerektiğini onaylayan tanrı Muhammed 4 te ve tevbe 5 te vazgeçmiş…
……………..
Tevbe 5
Haram aylar çıkınca bu Allah'a ortak koşanları artık bulduğunuz yerde öldürün, onları yakalayıp hapsedin ve her gözetleme yerine oturup onları gözetleyin. Eğer tövbe ederler, namazı kılıp zekâtı da verirlerse, kendilerini serbest bırakın. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
Geldik mi bir başka çelişik ayete. Muhammed 4 serbest bırak yada fidye iste derken, burdada öldür, yok et, esir ettiklerinide Müslüman olmayı kabul ederlerse serbest bırak der. Fidye? Karşılıksız serbest bırakma?İstersen hadisler eşliğinde dahada karmaşa çıkar buralardan.
İşine geleni seç beğen al. Herkese duruma çıkara göre uygun ayet diye kutsanan arap kültürünün günlük uydurulmuş politikaları var. Game of trons mu dedi birileri?
Neyse boş demogojilerle işim olmaz. Bu ayet mealini doğru çevirmeyip birde başka ayetlerle sanki tartışılan şey farklı imajı peşinde koşmanız acınası durum.
Gelelim Talak 4 ayetine.
Hocalarına selam söyle bu iş tevil ve yalan dolanla olmaz. Bu arada Elmalılı ateist değil, yani beni değil sizi bağlar, iş eski kuran dilini bilmekse şimdiki ayet bükücülerden daha hakimdir bu dile ve daha sağlamdır.
Talak 4
Kadınlarınızdan âdetten kesilmiş olanlarla, hiç âdet görmeyenler hususunda tereddüt ederseniz, onların bekleme süresi üç aydır. Hamile olanların bekleme süresi ise, doğum yapmalarıyla sona erer. Kim Allah'a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona işinde bir kolaylık verir.
….
Şimdi önce şu anlamakta zorlandığın ve hatta anlamayı bırak ters anladığın durumu düzeltelim.
Bu ayetde istisnai durumlardan yada hastalıktan bahsetmez, ima dahi etmez. Genel çerçeve çizer ve kıstası belirler.
Burda boşanma esnasında hamilelik şüphesi taşıyan iki grup kadın üstünden bekleme süresi üç ay olarak belirlenir.Ve tek kıstas adet döngüsüne ilişkin olarak genel gruplandırmadır.
İlk gruptaki kullanılan şimdiki zaman, geçmişte bu adet döngüsüne sahip olup bu boşanma esnasında adetten kesilmişleri vurgular. Yani an itibari ile geçmişinde adet olayı ile karşılaşmış ancak hamilelik belirtisi olarak ilk belirti ve en net belirti adetten kesilme olduğundan o anda (boşanma sırasında) bu şüpheyi yaratan olay adetten kesilme olayı. Şimdiki zaman yani o ana ilişkin olma netliğiyle adetten kesilme şüphe yaratan temel neden.
İşte buna menapozlular- uydurmaya çalıştığınız amonere hastalığı( süper istisnai bir hastalık) ki bu hastalık geçmişinde adet görenlerde ileri zamanlardada görülebilen ve tedavisi bile üç aydan çok öteye günümüzde aylar alabilen bir hastalık.
Amenore: Adet kanamasının hiç olmaması veya adetlerin başladıktan sonra herhangi bir nedenle kesilmesine amenore denir. Amenore bir semptomdur. Klinikte 2 şekilde görülür; primer amenore, sekonder amenore. Görülme sıklığı; primer amenore %0.1-2,5, sekonder amenore oranı %1-5'tir. Aşırı stress altında olanlarda daha fazladır.
Yani bu hastalıktan bahsediyor saçmalığınız çöp.bu gruptaki kadınları özel olarak adetten kesilmiş veya hiç adet görmemiş diye yutturamıyorsunuz. İki grubada dahil olabilir, yani içinde ve buda bu hastalıktan özel olarak bahsediyor savınızı ki zaten ayetde hastalık vurgulanmaz çürük bir kurtarma yalanı.
Gelelim efendim lemma olsa idi , yok lem olsa idi. Ne olacaktı? Amoreyi sadece adet görmeyenlere yada adet görenlere dahil edemezsiniz şark kurnazları.
İçinden beğendiğinizi alıp, iki tip olan bu hastalığı öbürünü nerenize monteleyeceksiniz?görende ayetde böyle bir ima var sanacak. Uydur uydur gitsin.
Neyse bu ilk grup ister zorla dayamaya çalıştığınız ister second amonore, ister menapoz, ister normal adet döngüsü olsun o anda adetten kesilmiş kadınları içerir. Yaş olarakta çok ısrar ediyorsanız, cinsel olarak adet görmeye ilk başlamış kişilerden menapoza kadar geniş bir grubu kapsar. Alt yaş çok merak ediyorsanız bir kız çocuğu kaç yaşında adet görmeye başlardan başlayın.
Çünkü tek kıstası hamile kalma yeterliliğine ve belirti olarak adetten kesilmeye bağlıyor kuran.Bu bölümde bile var sübyancılık.
Gelelim ikinci bölüme, orda ise hiç adet görmemiş, ancak hamilelik şüphesi( çeşitli belirtiler ve özellikle cinsel ilşikiye boşanma kararından önce önce yakın zamanda girilmişse ki biliyordur arkadaşlar ne ettiklerini,) taşıyan grup.
Örneğin burada boşanma için 4 ay zaman hikayesi vardır, düşünsün diye erkek. Bakara suresinde. Bu sürede emin olma süresiki, hala resmi olarak eşi ve cinsel ilişkiye girmesini engelleyecek bir kural yok, Aynı bakarada kadınlarada seslenir ve hamile iseler kesin boşama kararı vermişse gizlememeleri konusunda uyarılırlar. E 4 aylık düşünme süresinde cinsel ilşkiye girmek yasak değil ve demekki giriliyorki adam boşarken şüphelenmiyor ise olurda kadın saklar diyede onlarada özel uyarı var.
Yani adam boşuyor, 4 ay cinsel ilşkiye girmezi kuran kafadan iptal etmiş. Girer veya girmez ötesinde girmiş ve hamile kalmışlığı ön görüp , kadınları uyarıyorki önlem olsun, çocuk babanın malı mantığının hazin sonuçlarından biri.
Bu grubun kesinlikle adet görmediği kesinliğine vurgu var. İşte burayada arkadaşlar prima amonoreyi monte peşinde. Ne alaka ve ayetin neresine bakıp uydurdukları muamma. Ayrıca genel boşanma hükümlerinde istisnai bir hastalıktan başka uyduracak bir şey bulamayan Müslümanlar çaresiz sarılıyorlarda, gerekçe veya refrans yok. Ayet açık net, genel hüküm.
Bu ayetin can alıcı noktası lem yahıdne ( hiç adet görmemişler) cümleciğindeki "lem" olumsuzluğunu "lemma ile karıştırma üçkağıdına .
(Nefiy Lem'i) Anlamını olumsuz yapmakla birlikte harekesini ve zamanını da etkiler. Geçmişi kalıcı, mutlak olarak olumsuzlaştırır. Fiilicezmeder.
Lem etkilediği eylemi hiç olmamış ve geniş zaman olarak özneyi bu eylemle mutlak ve kalıcı olarak bu güne dek hiç karşılaşmamış anlamı yükler.
Hiç adet gördü mü? Hiç görmedi.
Yada tanrınızın sıfatları gibi,
Tanrınız doğsu mu? Doğruldu mu?
Lem yelid ve lem yuled.
Hiç doğmadı ve hiç doğrulmadı. ( mutlak ve kesin, hiçbir zaman ve yerde geçmişe yönelik mutlak ve geniş bir zaman dilimi)
Aynı durumdur ve "henüz " değil kesin ve mutlak "hiç" ile çevrilmesi çok daha uygundur dilimize.Maalesef henüz diye çevirirler oda ayrı konu.
Lemmaya bakalım;
(Nefiy Lemmâ'sı) Anlamını olumsuz yapmakla birlikte harekesini ve zamanını da etkiler. Henüz anlamındadır. Geçici olumsuzluk. Henüz olmadı, henüz yapmadı,... Fiilicezmeder.
Yakın geçmişe yönelik, kısa bir ana ilişkin bir olumsuzlama ve geçicidir, olması beklenendir.Yani geçmişi dar bir kapsamda etkiler ve kalıcı değildir, mutlakiyet içermez.
Bu nedenle henüz şimdilik olmadı gibi çevirmeye uygundur.
Hem talak 4 ayetinde kullanılanın "hiç "anlamı verdiğini örtpas peşindesiniz hemde tanrınıza şu sıfatı yapıştırıyorsunuz.
Eğer siz lemin anlamını alıp lemmaya vermeye hocalarınızla karar verdiyseniz zaten bu din ve dil inanılmıyor yeni baştan uyduruluyor demektir.
Lemma yelid ve lemma yuled,
Henüz doğmadı ve henüz doğrulmadı tanrınız.Şimdilik doğmadı ve doğrulmadı.
İşte lemma bu iki anlamın birlikteliği ile arapçadaki anlama daha yakındır.
Yakın zamanı kapsar, olasılıktır, mutlak olumsuzlama değildir her an olabilir, şimdilik olmamış, şimdlik doğmamış doğrulmamıştır tanrınız.
Bizim dilimize ne yazıkki tam anlam vererek çevirmek mümkün olmuyor. Lemmadaki henüz kelimesi bizde her iki anlam içinde uyumlu anlam ifade etsede bizim dilimiz açısından, Arapçada "henüz "lemma nın kapsadığı anlamı ifadeyede yetersiz gelmekte.İlgili Sorusuna göre kullanımlarını anlatmaya çalışayım.
Kısacası, Adet gördünüz mü? Sorusuna lem ile cevap verirseniz ki lem olduğu anda sorununda içeriğinin ucu açıklığı( zaman açısından) önemlidir.
Hiç görmedim" demektir.Asla olmadı.
Yani ya cevaben olumlu evet gördüm dersiniz, olumlu yada hiç görmemişseniz kesin olumsuzlama kullanılması zorunludur.Buda lem ile yapılır ki bu o eylemin geçmişe doğru oldukça geniş bir zaman boyunca ve mutlak olumsuz, kesinlikle yapılmaması anlamı taşır.
Lemma ile yanıt vermeye kalkar ve verirseniz geçmişte olmuşluğu olasıdır ancak tam olarak buraya uyumluluğu bu soru için geçersizdir.yakın geçmişte görmedim yakın geçmişte şimdilik yaşamadım dar bir zaman kaspsamında cevap vermiş olursunuz.Yani Türkçe gibi düşünmeyeceksiniz, lemma olabilmesinin yolu yakın geçmiş zamana yönelik soruları kapsar.
Bu ay adet gördünüz mü? Evet veya lemma ile" hayır henüz-şimdilik görmedim. Demek durumundasınız.Yani geçmişinizde hiç adet görmemişliğinizi vurgunun yolu lem ile olur.
Görmüş ama bir nedenle kesilmiş olsa idi lemma uygun olabilirdi. Burda ise kesin ve mutlak olumsuzlama hiç-asla olumsuzluğunu veriyor. Yani ayetdeki lem, lemmayı alıpta lem olmamalıydı diye demogogluğa soyunmayı bırakın .
Gerçekten talak 4 ayetindeki sübyancılığı bu kadar gözü dönmüşçe çaresizce savunuyorum sanarak kurtaracağınızı mı sanıyorsunuz.
Hastalık masalınızda Muhammed 4 teki olmayan savaş gibi, gerçi Muhammed 4 te hiç değilse saldırdıktan sonra savaşa atıf var. Burda öyle bir ima dahi yok, tamamen çok nadir bir hastalığı, "lem" olumsuzlamasıyla değil "lemma" ile kurulsaydı belki kabul edilebilecekken tersini iddia etmek ve anlamları bu kadar pervasız tepetaklak etmeye kalkmak tam bir ikiyüzlülük.
Gerisi safsata, Linkini vereyim ergenlik masallarınızında islamın cinsellik ile ilgisi dahi olmadığından ve kendi sözlerinizle kendinizi yalanladığınızdan önemsiz. Ordan okuyabilir isteyen tüm cevapları.
Talak 4 tartışması şurda mevcut
http://ftp.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=14474
http://ftp.turandursun.com/forumlar/...14474&page=105 (http://ftp.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=14474&page=105)
Cariyeleriniz size helaldiride kuranda sanki böyle (karşılıklı rıza) aranır gibi bir imajla sunmaya kalkmaksa demogojinin önde gidenidir.
Bildiğin "helal" demek senin yapman için hiçbir engel yok hatta hak demektir. Cariyenle sex için ondan izin istemek gibi bir kaygı yoktur islamda.Böyle bir ayet sunamazsın "cariyenin anlamı belli" rızasını aramak gibi.
Eşler belli, zaten sex amaçlı karşılıklı rızayla anlaşmaktır, onunla sex yapmak için rızası alınmış olduğundan eştir.
Ulan köle cariye olmanın bununla ne ilgisi var?
Zorla, isteği dışında esir edip mal konumuna düşürüyorsun. Ganimet oluyor. Rezilliğe bak. Satıyorsun, atıyorsun, beceriyorsun, sanki bunları onlar istiyormuş gibi "bize hak "salaklığıyla gelme arsız.
Helalin anlamını bilmiyorsan öğren. Sadece dinler açısında geçerli bir kavram ve maalesef Müslümanlar açısından "helal "kelimesi tanrısal izin sayıldığından bu her ne olursa olsun kendilerine hak görürler ve bunuda iyi bir şey sanar, tecavüzüde hakkımız diye "helal " kelimesi ile akladıklarını sanırlar.
Gelelim tecavüzü normalleştiren "helal ayetlerini destekleyen" hadislerden birine.Görmezden geldiğini biliyorum.
Ebu Said el Hudrî anlatıyor:
- "Peygamberle birlikte Benû Mustalık Gazası'na çıktık. Ve Arap tutsaklarından tutsaklar elde ettik. O sırada kadınlar iştahımızı çekti. Bekarlık çok güç gelmişti bize o günlerde. Ve azil yapmak istedik. İstiyorduk azil yapmayı. Ancak, 'Peygamber aramızdayken ona sormadan nasıl azil yapacağız?' dedik ve gidip peygambere sorduk. Peygamber de azil yapmamakta sizin için bir sakınca yoktur. (Yapabilirsiniz de. Yapmaya bilirsiniz de.) Ama bilin ki, kıyamet gününe değin meydana gelecek bir yavru, ne olursa olsun meydana gelir." (Bkz. Buhari, e's-Sahih, Kitabu'l-Itk/13; Tecrîd, hadis no: 1596; Müslim, e's-Sahih, Kitabu'n-Nikâh/127, hadis no: 1438; Ebu Davud, Sünen, Kitabu'n- Nikâh/49, hadis no: 2170.)
Kimileri, "azl"in ne demek öldüğünü bilmedikleri için bu hadisin anlamını tam olarak anlamamışlardır.
"Azl" (azil), cinsel ilişki sırasında, erkeğin, meniyi, kadının cinsel organına boşaltmadan çekmesidir. Yani, meniyi kadınlık organının dışına boşaltmak.
……………………………………………..
Evet bunun adı tecavüz değil diyen varsa inançlı herkes için (bunu savunan) yakın zamanda umarım helal köle cariye konumuna düşmenizi ve zevkle bu anın tadını çıkarmanızı diliyorum.
Şimdi tekrar soralım, cariyeyi geçtik, normal olarak tecavüzü yasaklayan ayet var mı?Hadis?Cezası nedir?
Zinayı tecavüzle karıştıran proflarına selam söyle, istifa etsinler haram yiyor kafirler.
Sübyancılığıda ayetlerle ortaya koyduk, hadis arıyorsanız ayşe anlarının gerdeğe 9 yaşında girme hadisi, sahabelerin Ömer vesaire evlilikleri (10-11) yaşlar.
Bunlarıda geçip soruyoruz,
Sübyancılığı yasaklayan ayet var mı? Varsa cezası nedir? Hadis var mı?
Yok mu?
Durmak yok, utanmak yok adamlarda bakalım daha ne yalanlar duyacağız.
El Ehzerden destek iste.
Şu sözlerle neyi kanıtlıyorsa artık?Hoatzinden alıntı
……………..
Mesela çok değil bundan 50 yıl önce İngiltere'de tekstil fabrikasında çalışan 7 yaşında bir çocuk için "genç" diyordu patronlar ve ustalar. Diyorlar dı ki "Para sayabilen kimse çocuk değildir."
Bugün aynı ülkedeki 18 yaşındaki gence çocuk deniyor.
…..
E bu durumda sen 7. Yüzyıl arabının yaptıklarını hem itiraf edip hemde normalmiş gibi göstermeye çalışırken hemde neyi inkar etmeye kalkıyorsun?
Amaç? O günün şartlarına göre mi yazılmış diyorsun? Ki zaten öyle, bu kitap köleliğin, tecavüzün, sübyancılığın gayet normal olduğu bir kültürün eseri.
Sen daha ne dediğini bilmiyorsun.
Bizimde anlattığımız bu, 11 yaşında çocuk doğurur, hata 8 yaşında bile doğurur , bu onun çocuk olduğu gerçeğini değiştirmez.Bu sapıklığınızı yaş büyüterek "çocuk "oldukları gerçeğini örtpas edemeyeceğiniz anlamına gelir.
Bu yüzyılın bakışıyla 7 yüzyılı savunmanın aptallığını ve o günün kural ve kaidelerini aynen uygulatan bir kitaba tapmanın saçmalığını açığa çıkartır.
Savunamaz, kabul edemez, amma senin gibi red edemeyip çeliştikçe çeliştirir insanı. Hatta yalanlar ürettirir.
Amma cinselliği biyolojik döngüyü, akli yeterlilikle eşit sanan yada böyle yutturmaya çalışan Nisa 5 ayetinide okumalı, cinsel biyolojik döngü akli yeterlilik, karakter oturma olayından çok önce başlar, bunuda nisa 5 te akli yetersizlere malı teslim etmeyin der. Cinsellikle malı vermenin gram ilgisi yoktur.İslamın böyle kaygısıda yoktur.
Nur 127 gayet açıktır.
Bu ayetin amacı Nisa 3 ayetindeki olayı çözememiş, kapsamını anlamamış kişiler olduğundan onlara daha net olarak durumu vurgulayıp refrans niteliği taşımasıdır.
Girişi açıkça Kadınlar hakkında fetva istemek olarak başlıyor. Hangi kadınlar? Nisa 3 teki malına konma amaçlı evlenme niyetyle göz koyduğunuz Yetim Kızlar , aciz çocuklar olarak kapsamı belirtiyor. Var mı başka bir vurgu? Sonundada tüm kimsesiz kız ve yetim kızları yine yetimlerin nisa suresinde belirtilen malları konusunda aynı hakları olduğunu, sadece yetim (babasız) kelimesine takılmış, veli konumundaki Müslümanların yetim dışındaki tüm çocuklar içinde( kadınlar hakkında fetva) aynı hukukun geçerli olduğunu, yetimler dışında bu kızçocuklarılada evlenmek isteğininde aynı kuralların geçerliliği vurgulanmış.,
Yani yetim dedik diye yetimlere sadece hakkını verin,, diğerlerini( öksüz kimsesiz) bu hukuk dışında tutun demiyorum, yetim derke hepsini (kadın olarak) ve yetimlerin hakkı derken hepsini ve evlenmek derkende hepsini kapsıyorun açık yazılımıdır Nur 127.
Yetimlerden kastının tüm veli(bakıma muhtaç çocukları kapsadığına vurgu) olanların nisa 3 sadece yetimlerle evlilik için mi geçerli sorusuna cevap ve kapsamı "kadın" kısmı ile genişçe belirleyen ayet.Yetim kızlar ve kimsesiz kızlar , bunları yetim dediğimizde aynı statüye koyduk diyor.
Onlara mallarına konmak için evlenerek haksızlık etmeyin, haksızlık etmemek içinde sie gidin Nisa 3 teki şartlara uyun, üç beş karı alın, olmadı tek, olmadı cariyeyle idare et demiyor mu?
Tecavüz ve sübyancılık ile ilgili iki soruma cevap alamıyorum.
Köleliği kutsiyetle normal gördüğünüzü anladık, amma normal olmadığını anlamamanız üzücü.
Nur 33 cariye (ma meleketu eyman) ile genç cariye(fetayeti kum) arasındaki farkı hala anlamıyoruz ,aynı şey ve yasaklanmış tavrınızda zaten nur 33 ve nisa 24( cariyelerle evlilik) fuhuş yapmayan cariyelerle satın alınarak sahibinden, yapılma kuralı ile fuhuşunda yasaklanmadığını gösterir.
Sadece özgür kadınlara yasaklı, cariyelere yasak yada satıcılarına yasak yok.
Çünkü bir cariyenin fuhuş yapması sahibinin bilgisi dışında olamayacağı gibi iznine bağlıdır, köle yahu. Demekki fuhuş yaptırılmayan ki yaptırılanlar varki içinden bu kıstasta olan tavsiye ediliyor ve fuhuşun yaptırımı yasağıda olmadığından gayet doğal bir şekilde yapmayanla evlenin diyor.
Fuhuş(nisa 24-nur 33) , kadın satmak ve hatta cariye takası( Ahzap 52) ayetlerle sabit. Cezai yaptırım yok, yasaklama yok , genç cariyeleri sadece kapsayan bir rica dışında bir şey duyan gören yok.
Muta nikahı denilen olayada girelim sonra istersen. Anlaşma karşılığı nikahsız hür olanlara cinsel kullanım hakkı veren ayet. Hadislerle nesh eden, kimi mezheplerce reedilien durum.
Birde şu hadisler var, bizi destekliyor.
,,,,,,
Burada dikkat çeken başka bir husus da, o günü anlatırken bizzat Âişe Vâlidemiz'in,"Oyun oynayan bir kız çocuğu idim."şeklindeki beyanıdır. Kendisini ifade ederken kullandığı ‘kız çocuğu' kelimesinin karşılığı olan ‘câriye' lafzı, ergenlik çağına geçişi ifade etmekte ve o dönemler için kullanılmaktadır. Arap şairlerinden İbn Yerâ, bu yaşlardaki birisini kastederek maksadını şu şekilde ifade etmektedir: "Sekiz yaşına geldiğinde artık o, benim için bir câriye değil; Utbe veya Muâviye'ye nikahlayabileceğim gelin adayımdır.
…………….
İnsan neler öğreniyor aslında bu tevilciler kurtaralım derken piç ediyorlar her şeyi. Araplarda ergenliğe geçiş dönemindeki çocuklara ne denirmiş?Cariye denirmiş. Kaç yaşları vurgularmış?
"Sekiz yaşına geldiğinde artık o, benim için bir câriye değil
Ergenlik anlayışından bahsediyor birde birileri, Adamların anlayışı ve kuranın bakışı bu, 8 yaş sonrası kadın. Evlenebilirsiniz.Alın size kuranı yazan zihniyet ve kültürün itiraf üstüne itiraf sayılacak bakışı.
Dinci sitelerde cariye hukuku üzerine nice iğrenç paylaşım var, onları aratmıyorsun o yüzden onları buraya koymayacağım çünkü demogoji üretmek dışında bir şey sunamıyorsun.
Neyse fuhuş, savaş çığırtkanlığı, tecavüz ve sübyancılık sabit, kölelik ve cariyelik baki bu kitap sayesinde.
Bize teşhiri sizede tevili (yalan dolanla kurtarma) kalmış.
Şimdilik saygımla gittim…
Elimizde hadisler var diyen Cübbeli Ahmet Hoca gibisiniz. Eğerki elinizdeki gösterdiğiniz hadisler yanlışsa bu sadece Ehl-i Sünnetin doğru olmadığını gösterir. Ben İslam savunurken meshebimle ilgili bir şey söylemedim.
Belki ben bir Şia’yım. Nerden biliyorsunuz? Eee o zaman sizin delil olarak sunduğunuz bir çok hadis benim için hiçbirşey ifade etmiyor. Bende size öyle hadisler sunarım belki varlığından haberiniz yok. Mesela sizin yazmış olduğunuz tecavüz, azil yapma ile ilgili olan hadis bir Şia için hiçbir anlam ifade etmez.
Belki ben bir mutezileyim. Sizin o göstermiş olduğunuz hadisler belki benim için saçmalıktan ibaret.
Yani siz hadislere bu kadar sarılırsanız 19’cu diye dalga geçtiğiniz Edip Yüksel hoca size “Sünni Ateist” diyor. Bilin istedim
Şimdi savunman içler acısı durumda. Birbirinden farklı olay ve duruma göre şekillenmiş ve uydurulmuş ve bunun üstüne yazılmış bu kitaptaki bu ayeti başka ayetler sunup, sanki bu ayetde hedefe koyan ve saldırtan karşı tarafmış algısı üstüne çevebileceğini mi sanıyorsun?
Tipik inançlı refleksi.Oysa bu ayeti koyan sensin konuya ve yanlış meali koyanda sensin; başlı başına ortada savaş yokken savaşı çıkartma ve saldırma üstüne kurguludur bu ayet.. Başına savaş kelimesi eklemleyen zavallılar işlerine gelmeyince başlattıkları savaşı sanki durup dururken ve karşı çıkartmış gibi ( bu ayete göre) birde utanmıyor bak ayetin ortasında "savaş "kelimesi var demek ki savaş varmış diyor. Evet savaşı çıkarttığınız için hali ile savaşacak insanlar ya ne yapacaktı.
Şimdi alıntıyı biraz daha daraltalım;
Başka ayetler sunup, sanki bu ayetde hedefe koyan ve saldırtan karşı tarafmış algısı üstüne çevebileceğini mi sanıyorsun?
Başka ayetlerden alıntılar yapmam çok normal, çünkü Kur’an bütünsel bir kitaptır. Eğer ki değildir diyorsanız gidin kendinize çay koyun.
başlı başına ortada savaş yokken savaşı çıkartma ve saldırma üstüne kurguludur bu ayet
Neye dayanarak? Neye dayanarak bu ayetin karşı tarafa durduk yere saldırmak olarak kurulu olduğunu iddaa ediyorsunuz? Neye dayanarak?
Evet burada bir saldırı vardır, savaş vardır ancak Kur’an başka ayetlerde kime hangi şartlar altında saldırılabileceğini açıklamıştır. O parantezin içine savaş koyan mealciler bunun farkında olup o sebepten koyuyor o parantezi. Başkası saçma hüküm vermesin diye.
Siz neye dayanarak bu ayette masum bir topluma sebepsiz saldırıldığını söylüyorsunuz?
İşinize gelince esirleri serbest bırakmamızı emrediyor diye sarılıp, işinize gelmeyince başka ayetlerle ya onlar saldırıyora mı bağlıyorsunuz?
Yahu ben karşı taraf saldırıyor dedim mi? Karşı taraf belirli şartları sağladığı için onlara savaş açılıyor, savaş içerisinde esirler alınıyor. Savaş sonrası gerek fidye ile gerekse fidyesiz serbest bırakılıyor. Yani ayet açık açık savaş durumunda yapacaklarını anlatıyor.
Senin yaptığında bu, ayeti tartışmaya başlayıp ayetin anlamını örtpas peşindesin, beceremeyince efendim bak diğer ayetler var. Bize ne? Konu bu ayetin anlamı.
İşinize gelince nisa 3 ve nisa 127 yi ilişkilendirin, işinize gelmeyince başka ayetlerden bize ne? Çok güzel.
Eğer senin gibi demogoji peşinde olsa idim şu ayetleri koyar ve başlardım; İyi oku demogog
Maide 33
Allah ve O'nun Resûl'ü ile harp edenlerin ve yeryüzünde fesat ve bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri veya asılmaları ya da ellerinin ve ayaklarının çapraz kesilmesi veya bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu onların dünyadaki rezilliğidir. Ve ahirette ise, onlara "büyük azap" vardır.
Muhammed 4 mü geçerli bu ayet mi? Ya herkesi katledeceksin yada sürgüne göndereceksin. Esir almak, fidye midye yok. Bu hüküm mü doğru diğeri mi?
“Beni öldürmek için elini bana uzatırsan, ben seni öldürmek için elimi sana uzatmayacağım. şu bir gerçek ki ben, âlemlerin rabbi olan Allah'tan korkarım. Ben istiyorum ki, sen benim günahımı da senin günahını da yüklenip ateş halkından olasın. İşte budur zalimlerin cezası! Nihayet nefsi onu kardeşini öldürmeye ısındırdı, o da onu öldürdü. Böylece hüsrana uğramışlardan oldu. Derken, Allah, kardeşinin cesedini nasıl saklayacağını ona göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. O dedi ki: "vay be! şu karga kadar bile olamıyor muyum ki, kardeşimin cesedini saklayayım." bu arada, pişmanlık duyanlardan olmuştu. İşte bu yüzden biz, İsrailoğulları üzerine şunu yazdık: Kim bir kişiyi, bir kişiye karşılık yahut yeryüzünde bir fesat sebebiyle olmaksızın öldürürse, insanları toptan öldürmüş gibidir. ve kim bir kişiye hayat verirse insanlara toptan hayat vermiş gibidir. Andolsun, resullerimiz onlara açık-seçik kanıtlar getirmişlerdir. Ama onlardan birçoğu bunun ardından da yeryüzünde zulüm ve azgınlığa sapmaktadır. Allah’a ve Resûlüne savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası; ancak öldürülmeleri, yahut asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut o yerden sürülmeleridir. Bu cezalar onlar için dünyadaki bir rezilliktir. Ahirette de onlara büyük bir azap vardır. Ancak onları ele geçirmenizden önce tövbe edenler bunun dışındadırlar. Artık Allah’ın çok bağışlayıcı, çok merhamet edici olduğunu bilin. Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının, O’na yaklaşmaya vesile arayın ve O’nun yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz.”(Maide Suresi - 28,35. Ayet)
Anlaşılıyor ki Maide 33 te ibret almamız için bir kısas anlatılıyor, bütüne baktığımızda emir öldürmemek. Zira ayet İsrailoğullarına gönderme yapıyor.
Enfal 66
Yeryüzünde düşmanı tamamıyla sindirip hakim duruma gelmedikçe hiçbir peygambere esir almak yakışmaz. Siz geçici dünya menfeatini istiyorsunuz, halbuki Allah ahireti (kazanmanızı) istiyor. Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Enfal 67
Eğer Allah'ın daha önce verilmiş bir hükmü olmasaydı, aldığınız şey (fidye) den dolayı size büyük bir azap dokunurdu.
Gelelim bu ayete, esir yasak, fidye almakta, hepsini öldürmeyi emreder kuran.Hatta meşhurdur rivayeti Ömer hepsini öldürmeyi ister amma bir kısımda fidye karşılığı bırakır ve azap tehtidi ile doğru olan öldürmekti amma neyse affettim tarzında ömer aklını onaylayan bir tanrı modeli çıkar. Neyse kim hangi hükme göre davranacak?
“Artık elde ettiğiniz ganimetten helâl ve temiz olarak yiyin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. Ey Peygamber! Elinizdeki esirlere söyle: Eğer Allah, kalplerinizde (iman, ihlâs, iyi niyet gibi) bir hayır (olduğunu) bilirse, sizden alınan fidyeden daha hayırlısını size verir ve sizi bağışlar. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”(Enfal Suresi – 69-70)
Ayetler açık, mutlak zafer olmadan esir almak yasak. Fidye alınıp serbest kalan esirler Müslüman olursa Allah fidyenin fazlasını onlara geri verecek.
Tevbe 5
Haram aylar çıkınca bu Allah'a ortak koşanları artık bulduğunuz yerde öldürün, onları yakalayıp hapsedin ve her gözetleme yerine oturup onları gözetleyin. Eğer tövbe ederler, namazı kılıp zekâtı da verirlerse, kendilerini serbest bırakın. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
Geldik mi bir başka çelişik ayete. Muhammed 4 serbest bırak yada fidye iste derken, burdada öldür, yok et, esir ettiklerinide Müslüman olmayı kabul ederlerse serbest bırak der. Fidye? Karşılıksız serbest bırakma?İstersen hadisler eşliğinde dahada karmaşa çıkar buralardan.
“ve eğer müşriklerden biri senden aman dilerse, Allah'ın kelâmını işitip dinleyinceye kadar ona aman ver, sonra (müslüman olmazsa) onu güven içinde bulunacağı bir yere ulaştır. İşte bu (müsamaha), onların, bilmeyen bir kavim olmalarından dolayıdır. Mescid-i haram'ın yanında kendileriyle antlaşma yaptıklarınızın dışında müşriklerin Allah ve resûlü yanında nasıl (muteber) bir ahdi olabilir? Onlar size karşı dürüst davrandıkları müddetçe siz de onlara dürüst davranın. Çünkü allah (ahdi bozmaktan) sakınanları sever.” (Tevbe Suresi – 6,7. Ayet)
Müslüman olanı fidyesiz serbest bırak, kalanı fidye ile serbest bırak. Fidye vermeyenleri biraz beklet ve Kur’an dinlet. Yinede Müslüman olmassa fidyesiz serbest bırak. Çelişki nerde acaba?
Yani göstermiş olduğunuz ayetler sebepsizce masum bir topluma saldırılabileceğini göstermiyor. Bu ayetler arası çelişki de yok.
Gelelim sübyancılığa;
Çünkü tek kıstası hamile kalma yeterliliğine ve belirti olarak adetten kesilmeye bağlıyor kuran.Bu bölümde bile var sübyancılık.
Pardon da siz neye bağlamasını isterdiniz? Size göre neye bağlanmalıdır? Doğrusu nedir? Sebepleriyle açıklarmısınız lütfen?
Hatırlarsanız neden 11 yaşında, adet gören bir kızla ilişkiye girilemeyeceğini sormuştum. Kimse cevap vermedi. Bu noktada ayetle alakasız olarak, soruma cevap gelmediği için bir şey söylemek istiyorum. Umarım "Aaaa ergen evliliğini savunuyor" diyerek kimse saçmalamaz.
Bir kişinin 18 yaşında reşit olabilmesi cinsel sebeplerden değil, psikolojik sebeplerdendir. Bu sebeple her ülkede reşit olma yaşı farklıdır.
Ancak doğaya göre cinsel olgunluğa erişme yaşı; ergenlik yaşıdır. Erkeklerde sprem üretilir, kadınlarda yumurta. İki cinsiyette de üreme organı gelişir.
Bu ne demek oluyor: "Artık üremek için hazırsın."
Bu sebepten ilk aşık olma, ilk sevgili edinme bu yaşta başlar. Hepsinin temelinde üreme içgüdüsü yatar.
Hatta cinsel serbestlik sahibi batı ülkelerinde ilk cinsel deneyimler hep bu yaşta başlar.
İngilizcesi olanlar aşağıdaki istatistiklere bakabilir
http://recapp.etr.org/….statisticsdetail&pageid=555
Özet olarak, ergenlikle bir insanın kendi isteği ile cinsel birliktelik DOĞAYA GÖRE NORMALDİR, ETİKTİR, SAĞLIKLIDIR.
Yani doğaya bakarsak; ergenliğe girmiş birinin kendi isteği ile cinsel ilişkiye girmesini kimse eleştiremez. İster ergenliğe 14 yaşında girsin ister 18 isterse 5 doğaya göre durum bu.
Yani bu durumu sağlıksız bulup kızıyorsanız dinlere değil doğaya kızın, taşı toprağı yumruklayın.
Çünkü bu durum doğaya göre son derece normal.
Yani adam boşuyor, 4 ay cinsel ilşkiye girmezi kuran kafadan iptal etmiş. Girer veya girmez ötesinde girmiş ve hamile kalmışlığı ön görüp , kadınları uyarıyorki önlem olsun, çocuk babanın malı mantığının hazin sonuçlarından biri.
Çocuk babanın malı mantığına kızıyorsanız kusura bakmayın bunu yine dinlere mal etme şansınız yok.
Zira doğadaki bütün erkekler spermini mümkün olduğunca fazla yaymaya çalışır ki kendi soyu devam etsin.
Bu sebepten doğadaki bütün erkekler bir sürüye lider olduğu zaman bütün yavruları öldürür. Çünkü kendi olanaklarından, korumasından avından kendi soyunun yararlanmasını ister.
Bu sebepten yine aynı şekilde çocuk babanın malıdır mantığını sağlıksız buluyorsanız gidin doğaya kızın.
Yukarıda belirtmiş olduğum şeyler benim çıkarımım değil. Bizzat sizin çok değer verdiğiniz; dünya üzerinde ki canlı çeşitliliğini ve onların davranışlarını inceleyen “Evrim Teorisi”nin çıkarımları.
(Nefiy Lem'i) Anlamını olumsuz yapmakla birlikte harekesini ve zamanını da etkiler. Geçmişi kalıcı, mutlak olarak olumsuzlaştırır. Fiilicezmeder.
Lem etkilediği eylemi hiç olmamış ve geniş zaman olarak özneyi bu eylemle mutlak ve kalıcı olarak bu güne dek hiç karşılaşmamış anlamı yükler.
Hiç adet gördü mü? Hiç görmedi.
Yada tanrınızın sıfatları gibi,
Tanrınız doğsu mu? Doğruldu mu?
Lem yelid ve lem yuled.
Hiç doğmadı ve hiç doğrulmadı. ( mutlak ve kesin, hiçbir zaman ve yerde geçmişe yönelik mutlak ve geniş bir zaman dilimi)
Sanırım forumdaki bütün herkes Arapça dil bilgisi uzmanı. Ben bizzat Hatay’da yaşayan anadili Arapça olan birine sordum. Dedi ki yok öyle bir şey.
Konuyu en çok bilinen yabancı dil olan İngilizce üzerinden anlatalım o zaman;
İngilizce’de , geçmişte bir noktada başlamış ve hâlâ devam eden veya etmeyen (henüz tamamlanmış veya tamamlanmamış) eylem ve durumlar için “Present Perfect Tense” kullanılır.
She hasn’t menstruated: Kız, henüz adet görmedi.
Arapçada ise;
Lemmâ yahıdne: Kız, henüz adet görmedi.
Bu iki dildeki aynı ifade; kişinin henüz adet görmediğini ancak gelecekte göreceğini ifade eder.
İngilizcede;
She didn’t menstruate: Kız adet görmedi.
Arapçada;
Lem yahıdne: Kız adet görmedi.
Bu ifade ise kişinin sadece adet görmediğini söyler. Gelecekte göreceğini beklemez. Geçmişte hiç görmediği anlamına da gelmez. Sadece belirsiz bir geçmişten o ana kadar adet görmediğini söyler.
Lem geçmişte hiç olmamış anlamına gelmez;
( لَمْ ) harfi, sadece bir muzari fiili cezm eder. Mazi fiili nefy eder ve geçmiş zamanın bir bölümünü kapsar, önüne şart edatı gelebilir.
http://fasiharapca.com/lem-muzariyi-cezm-eden-edatlar-arapca-gramer-dersleri/15792
“Lem yelid ve lem yuled”
Hiç doğmadı ve hiç doğurulmadı değil doğmadı ve doğurulmadı anlamına gelir. Zira doğmak ve doğurulmak bir kere olur. Bu sebepte hiç kullanılamaz.
Doğmak ve doğurulmak sadece bir kez olabileceği için “lem” ile kullanılması geçmişte hiç olmadığı anlamına gelir. Yine aynı şelilde ölüm gibi biriyle tanışmak gibi sadece bir kez olacak olaylarda “lem” daha önce hiç anlamına gelebilir.
Ama tekrarı olan olaylarda “lem” daha önce hiç, asla anlamına gelmez.
Mesela;
Ahmet lem yekul ettaam = Ahmet yemek yemedi.
Ahmet lem yeşrab el ma’ = Ahmet su içmedi.
Şimdi sizin sorunuzu soralım; Ahmet yemek yedi mi?
1-) Evet.
2-) Ahmet lemma yekul ettaam = Ahmet henüz yemek yemedi. Yani daha yemedi birazdan yiyecek.
3-) Ahmet lem yekul ettaam = Ahmet yemek yemedi. Birazdan yer mi yemez mi belli değil. Ancak geçmişte hiç yemedi diyemeyiz.
Lem burada geçmiş zamanın bir bölümünü kapsar tamamını değil. Zira hiç kimse hayatı boyunca yemek yememiş olamaz.
Bu ay adet gördünüz mü? Evet veya lemma ile" hayır henüz-şimdilik görmedim. Demek durumundasınız.Yani geçmişinizde hiç adet görmemişliğinizi vurgunun yolu lem ile olur.
Soru bu şekilde olsaydı %100 haklısınız. Ancak soru böyle değil. Siz zamanı sınırlandırmışsınız. Söyle düşünelim; Ocak ayında adet görmüş bir bayan sonradan Şubat ayında adet görmemiş. Biz mart ayındayız.
Adet gördünüz mü?
Bu bayan bu soruya lemma ile cevap veremez çünkü adet görebilecek mi bilmiyor, zira geçen ay görmedi.
Bu soruya lem ile cevap verir. Çünkü bu ay adet görmedi, geçen ay görmediği için bir müddet sonra görüp göremeyeceğini bilmiyor. Ancak bu soruya lem ile cevap vermesi Ocak ayında adet görmüş olduğu gerçeğini değiştirmez.
Ahmet bugün yemek yedi mi?
Lemma ile cevap verilirse; Ahmet henüz-şimdilik yememiştir. Lem ile cevap verilirse; Ahmet bugün hiç yemek yemedi olur.
Ancak soru; Ahmet yemek yedi mi? Şeklinde sorulursa lem ile cevap vermek geçmişte hiç yemediği anlamına gelmez.
Lem geçmiş zamanı mutlak olumsuz yapması yanlış anlaşılıyor.
Mutlak;
1. salt
2. felsefe; kendi başına var olan, hiçbir şeye bağlı olmayan, bağımsız, saltık.
3. zarf; kesinlikle.
Geçmişi mutlak olumsuz yapar demek; geçmişi kesinlikle olumsuz yapar demektir. Ancak geçmişin tamamını değil bir bölümünü kapsar.
Eğer siz lem ile kullanılan bir cümlenin bütün geçmişi tamamen olumsuz yaptığını idda ederseniz gramer katliyamı yapmış olursunuz.
Zira bakınız, Talak 4 ile ilgisiz olarak bir Arapça çalışması;
http://web.firat.edu.tr/sosyalbil/dergi/arsiv/cilt11/sayi2/119-136.pdf
Özetle lemma kullanılabilmesi için fiilin geçmişte bir süre olmamış ancak gelecekte olması beklenmesi gereklidir.
Lemmâ yahıdne; geçmişte adet görmedi ancak görmesi bekleniyor
Lem yahıdne; geçmişte adet görmedi, gelecekte görmesi beklenmiyor. Ancak geçmişin tamamı değil bir bölümünde.
Ayette adet göremeyecek kadar küçük çocuklardan bahsetseydi; lemma kullanılırdı. Çünkü bir çocuk yaşı gelince adet görmesi beklenir.
Lem kullanılıyor çünkü bu kişinin gelecekte adet görüp göremeyeceği şüpheli. Bu kişi doğuştan o yaşa kadar adet görmemişte olabilir, hastalık sebebiyle bir süredir adet görmüyor da olabilir. Ancak gelecekte adet görmeleri beklenmez.
http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/37/1936/20288.pdf
http://istanbul.dergipark.gov.tr/download/article-file/10005
Zira bu dergiler uluslar arası yayımlanan hakemli dergilerdir.
Zaten nisa 6 bir rüşt çağından bahseder. Ancak ben size başka bir başlıkta yazmış olduğunuz bir şey ile ilgili soru sormuştum, orada cevap vermeye tenezzül etmemişşiniz, burada tekrar soruyorum;
Velisi kendisi, onun adına malını yönetiyor, evliliğe cinselliğe ulaşıp ulaşmadığınada o karar verir. Çünkü hatırlatayım, bu arap kültürünün yansıması, malı erkek yönetir, özellikle islamdan sonra kadının malı yönetmesi ilkesi piç olmuştur.Mal sahipliği islamla erkekle özdeşleşmiş, bir kadının tek yapabileceği bir erkeğin himayesi altında yaşamak zorunda bırakılması.
Neye dayanarak? Malı erkeğin yönettiğini, kadının mal sahibi olmasının piç olduğunu, kadının tek yapabildiğinin bir erkeğin himayesi altında yaşamak olduğunu neye dayanarak idda ediyorsunuz?
Sırf Kur’an daki miras ayetleri, kadının miras alması, mehir alması bile bu söylediklerinizi çürütüyor.
Zira Kur’an da kafirken Müslüman olan bir kadından bahseder. Bu kadın Seba Melikesi’dir. Kur’an devlet yöneten bir kadın Müslümandan bahsediyor. Ancak mal ahibi olması yasak. Çok ilginç.
Peki eğer bu din kadın düşmanıysa neden bu dini seçen insanların 3’te 2’si kadın?
http://www.milligazete.com.tr/ingiliz_kadinlari/182825
http://www.aktuel.com.tr/dunya/2013/01/31/ingilizler-islami-sevdi
https://www.youtube.com/watch?v=mZ1tf8RoKbw
Gelelim Ayşe evliliğine;
Mesela çok değil bundan 50 yıl önce İngiltere'de tekstil fabrikasında çalışan 7 yaşında bir çocuk için "genç" diyordu patronlar ve ustalar. Diyorlar dı ki "Para sayabilen kimse çocuk değildir."
Bugün aynı ülkedeki 18 yaşındaki gence çocuk deniyor.
…..
E bu durumda sen 7. Yüzyıl arabının yaptıklarını hem itiraf edip hemde normalmiş gibi göstermeye çalışırken hemde neyi inkar etmeye kalkıyorsun?
Amaç? O günün şartlarına göre mi yazılmış diyorsun? Ki zaten öyle, bu kitap köleliğin, tecavüzün, sübyancılığın gayet normal olduğu bir kültürün eseri.
Sen daha ne dediğini bilmiyorsun.
Bakın daha okunuğunuz yazının ne söylemeye çalıştığını anlamıyorsunuz. Sizin bir kişiye genç veya çocuk demeniz o kişiyi genç yada çocuk yapmaz.
Sizin modern toplum dediğiniz olay dünya üzerinde en fazla 50 yıldır var. Bir 50 yıl sonra toplumun modernlik medeniyet algısı ne olacak bilmiyoruz?
Şimdi size soruyorum sizin anneanneniz, babaanneniz dedeniz kaç yaşında evlenmiş. Bundan daha 50 yıl önce dünya üzerinde 14-15 yaşında evlilik son derece normal ve sağlıklıydı.
Şimdi şu seneryoya bir bakalım. 3400 yılında bir toplum var. Sağlık sektörü gelişmiş ve insan ömrü 200 yıl. Bu toplum; insan ömrünün uzaması, insanların fiziksel ve psikolojik gelişimini göz önüne bulundurarak reşit olma yaşını 25 belirlemiş. İnsanlar okul, iş gibi sebeplerden 30 yaşında evleniyor.
Bu toplum bizim günümüz toplumunu incelerken 18 yaşındaki kızlar evleniyordu diyip bizi ahlaksız, sübyancı ilan edebilir mi?
Sizin yapmış olduğunuz tam olarak bu. Gidip bir üniversitenin sosyoloji veya antropoloji bölümünde böyle bir idda da bulunursanız kocaman bir 0 alırsınız, hatta sizinle dalga geçerler.
İslamın evrenselliği de işte tam buradadır. O gün için geçerli sınır bugün için geçersizdir. Evlenme yaşına her toplum, genel çerçeveyi aşmadan, kendi kültürüne, yaşadığı zamana göre karar verecektir.
Ayşenin yaşı sadece hadis temelli. Ancak bu hadisler kendi içerisinde bile tutarlı değil.
“Anam-babamın İslama girdikleri sırada benim kesinlikle onların davranışlarına aklım eriyordu." (Buhari Kefalet 4)
Bu hadisten göre Ayşenin 604-605 yılları arasında doğmuş olması gerekir.
Esmanın yaşından yola çıkarak bulunan sonuçlar Ayşenin hicret zamanında 17-18 olduğunu gösterir.
"Asıl kıyamet onların tehdit edildiği cezalandırma anıdır. O vakit daha feci ve daha acıdır."( Kamer Suresi – 46. Ayet )
"Bu ayet Mekke'de Muhammed’e indirildi. Ben o zaman genç kızlık çağına girmek üzere olan bir çocuktum. Oyun çağındaydım."( Buhari Fedailülkur'an 6 )
Kamer Suresi hicretten 8 yız sonra nuzül oluyor. Yukarıdaki cümleleri kundaktakibir çocuk kuramayacağına göre Ayşe bu esnada 6-13 yaşları arasında diyebiliriz.
Burdan yola çıkarsak Hz. Muhammed ile evlendiğinde en az 14 yaş civarı olması gerekiyor.
Kardeşi Abdurrahman; Ayşe'den bir yıl önce doğmuştur. Bedir Savaşı'na katıldığı zaman20 yaşındadır. Hudeybiye'den sonra 27 yaşında İslam'a girdiğine göre Hz. Ayşe'nin 604 yılında doğmuş olması gerekir.
Neyse örnekleri uzatmaya gerek yok siz diyeceksiniz ki sizin yalancı hocalarınız böyle açıklama yapıyor. Eee peki maden öyle neden yabancı tarihçilerde böyle düşünüyor? İngilizce bilenler okusun;
https://www.theguardian.com/commentisfree/belief/2012/sep/17/muhammad-aisha-truth
http://www.irfi.org/articles/articles_151_200/ayesha_age_the_myth_of__a_prover.htm
Bakınız o devirdeki kızların yaşına bakarak evlilik çağı hakkında bilgi edinebiliriz. Esma 18 yaşında, Fatıma 17 yaşında, Hz. Safiye 18 yaşında, Hz. Hafsa 18 yaşında, Hz. Cüveyriye 20 yaşında evlenmiştir. Bu bilgilerden yola çıkarak o devirde evlilik çağı 17-20 diyebiliriz. Peki;
Eğer ki Hz. Muhamed dönemin bu evlilik çağındakinden küçük biriyle evlenseydi, sormazlarmıydı kendisine “Kardeşim sen ne yapıyorsun?”. Zira Zeynep evliliğinde bu soru sorulmuştur.
Diyelim ki Hz. Muhammed pedofili bir sapıktı. Bir çocukla evlendikten sonra çocuk büyür. Kendiside İslam dünyasının lideri oldukça güçlü bir adam. Böyle güçlü bir adam pedofiliyse ne yapar? Gidip dullarla evlenir mi? Kendisine evliliği yasaklar mı?
Yoksa çevresini çoluk çocuk mu doldurur?
Zira siz Cüveriye ile Ayşe’nin akran olduğunu söylemiştiniz. Cüveriye’nin yaşıtlığından ve akranlığından yola çıkarsak yine 17-18 yaşında evlenmiş oluyor.
Bakınız Leoni Caetani ismini bir araştırın. Kendisi İslam düşmanı bir siyasetçi, tarihçidir. İslam düşmanlığında o kadar ileri gitmiştir ki kendisinin yanında Turan Dursun ılımlı bir Müslüman kalır. Kendisi “İslam Tarihi” adında 8 ciltlik bir kitap serisi yazmıştır ve kendince İslam’ı yerden yere vurmuştur. Ancak aşağıdaki sözlerde kendisine aittir.
“Muhammed'in, daima nefsine ve ihtirasına hakim olmayı bilen adamlardan biri olduğunu ispat etmek zor bir şey değildir.”
“Evliliklerinden birçoğu bazı kabilelerin sevgi ve yakınlığını çekmek yahut taraftarlarından bazılarını daha sıkı bağlarla bağlamak gibi bir siyasî bir düşünceyle yapılmıştı.”
Amma cinselliği biyolojik döngüyü, akli yeterlilikle eşit sanan yada böyle yutturmaya çalışan Nisa 5 ayetinide okumalı, cinsel biyolojik döngü akli yeterlilik, karakter oturma olayından çok önce başlar, bunuda nisa 5 te akli yetersizlere malı teslim etmeyin der. Cinsellikle malı vermenin gram ilgisi yoktur.İslamın böyle kaygısıda yoktur.
“Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan; ikisinden birçok erkek ve kadın (meydana getirip) yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’a karşı gelmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının. Şüphesiz Allah, üzerinizde bir gözetleyicidir. Yetimlere mallarını verin. Temizi pis olanla (helâli haramla) değişmeyin. Onların mallarını kendi mallarınıza katıp yemeyin. Çünkü bu, büyük bir günahtır. Eğer, (velisi olduğunuz) yetim kızlar (ile evlenip onlar) hakkında adaletsizlik etmekten korkarsanız, (onları değil), size helâl olan (başka) kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikâhlayın. Eğer (o kadınlar arasında da) adaletli davranmayacağınızdan korkarsanız, o taktirde bir tane alın veya sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için daha uygundur. Kadınlara mehirlerini (bir görev olarak) gönül hoşluğuyla verin. Eğer kendi istekleriyle o mehrin bir kısmını size bağışlarlarsa, onu da afiyetle yiyin. Allah’ın, sizin için geçim kaynağı yaptığı mallarınızı aklı ermezlere vermeyin. O mallarla onları besleyin, giydirin ve onlara güzel söz söyleyin. Yetimleri deneyin. Evlenme çağına (buluğa) erdiklerinde, eğer reşid olduklarını görürseniz, mallarını kendilerine verin. Büyüyecekler (ve mallarını geri alacaklar) diye israf ederek ve aceleye getirerek mallarını yemeyin. (Velilerden) kim zengin ise (yetim malından yemeğe) tenezzül etmesin. Kim de fakir ise, aklın ve dinin gereklerine uygun bir biçimde (hizmetinin karşılığı kadar) yesin. Mallarını kendilerine geri verdiğiniz zaman da yanlarında şahit bulundurun. Hesap görücü olarak Allah yeter.” (Nisa Suresi – 1, 6. Ayet)
Ne alaka? Neye dayanarak bu idda?
Nisa 5 açık açık mallarını kendilerine zihinsel olgunluğa erişmeden önce vermeyin. Evlenme çağına geldiklerinde bir bakın akılları eriyor mu? Eriyorsa verin diyor.
Kaldı ki Nisa 4 mehirin kadına verileceğini söyler, kimsenin o mehirde hakkı olmadığını söyler. Hani diyordunuz ya kadının mal sahibi olması piç olmuştur diye. Bakın piç oluyoruymuş yoksa kadının malına kimse el uzatabilirmiymiş.
Hatta der ki kadın malını isterse sizinle paylaşır. Yani açık açık kendi malı üzerinde akıl yürütüp, yürütememesinden bahseder.
Yani açıkça İslam kadının mehir alabilmesi için belirli bir zihinsel olgunluktan söz eder.
Nur 127 gayet açıktır.
Bu ayetin amacı Nisa 3 ayetindeki olayı çözememiş, kapsamını anlamamış kişiler olduğundan onlara daha net olarak durumu vurgulayıp refrans niteliği taşımasıdır.
Girişi açıkça Kadınlar hakkında fetva istemek olarak başlıyor. Hangi kadınlar? Nisa 3 teki malına konma amaçlı evlenme niyetyle göz koyduğunuz Yetim Kızlar , aciz çocuklar olarak kapsamı belirtiyor. Var mı başka bir vurgu? Sonundada tüm kimsesiz kız ve yetim kızları yine yetimlerin nisa suresinde belirtilen malları konusunda aynı hakları olduğunu, sadece yetim (babasız) kelimesine takılmış, veli konumundaki Müslümanların yetim dışındaki tüm çocuklar içinde( kadınlar hakkında fetva) aynı hukukun geçerli olduğunu, yetimler dışında bu kızçocuklarılada evlenmek isteğininde aynı kuralların geçerliliği vurgulanmış.,
Yani yetim dedik diye yetimlere sadece hakkını verin,, diğerlerini( öksüz kimsesiz) bu hukuk dışında tutun demiyorum, yetim derke hepsini (kadın olarak) ve yetimlerin hakkı derken hepsini ve evlenmek derkende hepsini kapsıyorun açık yazılımıdır Nur 127.
Nur 127 diye bir ayet yoktur. Nur suresi 64 ayettir. Sizin bahsettiğiniz Nisa 127.
Girişi açıkça Kadınlar hakkında fetva istemek olarak başlıyor. Hangi kadınlar? Nisa 3 teki malına konma amaçlı evlenme niyetyle göz koyduğunuz Yetim Kızlar , aciz çocuklar olarak kapsamı belirtiyor.
Talak 4’te kadın der adet görmeyenler için çocuk değil. Orada bu farkı görmezden geliyorsunuz ancak Nisa 127 de kadınlar yazınca hemen bağlantıyı kuruyorsunuz. Çok güzel.
ve yesteftûneke fî en nisâi;
Yani; senden kadınlar hakkında fetva istiyorlar.
kul allâhu yuftî-kum fî-hinne ve mâ yutlâ aleykum fî el kitâbi;
Yani; De ki: Onlara ait hükmü size Allah kitabında açıklıyor
fî yetâme en nisâi elletî lâ tu'tûne-hunne mâ kutibe lehunne ve tergabûne en tenkihû-hunne;
Yani; kendileri için yazılmış (miras) vermeyip nikahlamak istediğiniz yetim kadınlar.
ve el mustad'afîne min el vildâni;
Yani; ve zavallı, aciz çocuklar
Ve en tekûmû li el yetâmâ;
Yani; ve bakımını üstlendiğiniz yetimler.
Ayet devam ediyor.
“Eğer bir kadın kocasının, kendisine kötü davranmasından, yahut yüz çevirmesinden endişe ederse, uzlaşarak aralarını düzeltmelerinde ikisine de bir günah yoktur. Uzlaşmak daha hayırlıdır. Nefisler ise kıskançlığa ve bencil tutkulara hazır (elverişli) kılınmıştır. Eğer iyilik eder ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. Ne kadar uğraşırsanız uğraşın, kadınlar arasında adaleti yerine getiremezsiniz. Öyle ise (birine) büsbütün gönül verip ötekini (kocası hem var, hem yok) askıda kalmış kadın gibi bırakmayın. Eğer arayı düzeltir ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, şüphesiz Allah çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir. Eğer ayrılırlarsa, Allah bol lütuf ve nimetiyle onların her birini zengin kılar (başkalarına muhtaç bırakmaz). Allah, lütfu geniş olandır. O, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Nisa Suresi – 128, 130. Ayet)
Ayet diyor ki;
Senden kadınlar hakkında fetva istiyorlar. Onlar hakkında zaten fetvayı Allah size zaten verdi diyor. Yani biliyorsunuz tekrar niye soruyorsunuz, hem onlara yazılanı vermiyor, hem de onları mağdur duruma düşürüp nikahlamaya kalkıyorsun. Böyle mağdur zordaki kadınlarla ilgili ayet zaten gönderildi.
Ne yaptığınızı sanıyorsunuz siz diyor.
Ayet Nisa 3’e atıf yapmıyor, önceden kadınlarla ilgili indirilmiş olan bütün ayetlere atıf yapıyor. Ayrıca ayette belirtilen 3 grup birbiriyle ilişkisiz farklıdır.
“They ask thy instruction concerning the women: Say: Allah doth instruct you about them: And (remember) what hath been rehearsed unto you in the Book, concerning the orphans of women to whom ye give not the portions prescribed, and yet whom ye desire to marry, as also concerning the children who are weak and oppressed: that ye stand firm for justice to orphans. There is not a good deed which ye do, but Allah is well-acquainted therewith.”
Und sie wollen von dir eine Belehrung über die Frauen. Sprich: „Allah belehrt euch mit dem, was euch im Buch vorgetragen wird (den Versen) über die Rechte, die ihr ihnen nicht gebt obwohl diese für sie vorgeschrieben (geboten) sind und über die Rechte der Waisenmädchen, die ihr heiraten wollt, über die Rechte der Hilflosen unter den Kindern und über das Thema der gerechten Behandlung der Waisen. Und was auchimmer ihr Gutes tut, in diesem Fall wird es Allah unbedingt am Besten wissen.“
Sizin o üç grubu birbirine karıştırmanız sadece Türkçe’de. Diğer dillerde birbirine karışmıyor.
Gelelim köleliğe;
Köleliğin öyle pat diye ortadan kalkmıyacağını, kölelik bitti dağılın diye bir şeyin mümkün olmadığını yukarıda paylaştım.
http://www.tarihiolaylar.com/tarihi-olaylar/amerika-da-koleligin-kaldirilmasi-114
Birden bire kaldırmaya kalkınca insanlar isyan ediyor, olay iç savaşa kadar gidiyor. Belkide savaşı güney cephesi kazansaydı bugün kölelik hala normal olacak, siz İslam ne biçim din köle azadı istiyor diyecektiniz.
Köleliğin tek seferde ortadan kalkması mümkün olmadığı için bu kadameli olarak oluyor. Yukarıda sebepleriyle açıkladık.
Köle edinme yolları savaşlar yolu ile ve satın alma(ticaret) şeklinde görülmektedir.Ayrıca köle takası açıkça kuranda yer almaktadır.
Neye dayanarak. Hangi ayette köle ticareti geçiyor?
Daha önceden söylediğim gibi;
“Sarp yokuşun ne olduğunu sen ne bileceksin? O tutsak bir boynu çözmek(köle azat etmek)tir” (Beled Suresi – 12,13. Ayet)
Açıkca köleliğin aşılması gereken sarp bir yokuş olduğu belirtilmiş. Zira gerçekten köleliğin kaldırılası sarp bir yokuştur. Amerika örneğinden açıkça görülebilir.
“İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz(den ibaret) değildir. Asıl iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin; mala olan sevgilerine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, (ihtiyacından dolayı) isteyene ve (özgürlükleri için) kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda (direnip) sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar, doğru olanlardır. İşte bunlar, Allah’a karşı gelmekten sakınanların ta kendileridir.” (Bakara Suresi – 177. Ayet)
Allah açık açık köle azad edenleri cennet ile müjdeliyor.
Kaldı ki İslam’ın köleliğe karşı tutumu; İslamla uzaktan yakından ilgisi olmayan Meksika, Peru gibi ülkeleri bile etkiliyor.
Diğerleriyle aynı Katolik kilisesine bağlı olan İspanyollar kölelere çok daha iyi, insancıl davranıyorlar. Kölelik Güney Amerikada; Kuzeyde olanın aksine 33 yıl önce sıkıntısız bir biçimde ortadan kalkıyor. Bunun tek sebebi İspanyolların; Endülüs Emevi kültüründen etkilenmesi
İngilizcesi olanlar, merak edenler izlesin. Özellikle 14. Dakikadan sonrası;
https://www.youtube.com/watch?v=JIzHIRCBtdE
Bu arada ne fark ettim. Daha önce yukarıda paylaşmış olduğum link ölmüş. Bir kişide dememiş ki kardeş link ölü sen ne paylaşıyorsun. Niye? Çünkü bi izleyim belki fikir sahibi olurum diye düşünen yok.
Gelelim cariyeliğe;
Fuhuş(nisa 24-nur 33) , kadın satmak ve hatta cariye takası( Ahzap 52) ayetlerle sabit. Cezai yaptırım yok, yasaklama yok , genç cariyeleri sadece kapsayan bir rica dışında bir şey duyan gören yok.
“(Savaş esiri olarak) sahip olduklarınız hariç, evli kadınlar (da size) haram kılındı. (Bunlar) üzerinize Allah’ın emri olarak yazılmıştır. Bunların dışında kalanlar ise, iffetli yaşamak ve zina etmemek şartıyla mallarınızla (mehirlerini verip) istemeniz size helâl kılındı. Onlardan (nikâhlanıp) faydalanmanıza karşılık sabit bir hak olarak kendilerine mehirlerini verin. Mehir belirlendikten sonra, onunla ilgili olarak uzlaştığınız şeyler konusunda size günah yoktur. Şüphesiz ki Allah (her şeyi) hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Nisa Suresi 24. Ayet)
“Evlenmeye güçleri yetmeyenler de, Allah kendilerini lütfuyla zengin edinceye kadar iffetlerini korusunlar. Sahip olduğunuz kölelerden “mükâtebe” yapmak isteyenlere gelince, eğer onlarda bir hayır görürseniz onlarla mükâtebe yapın. Allah’ın size verdiği maldan onlara verin. Dünya hayatının geçici menfaatlerini elde etmek için iffetli olmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları buna zorlarsa bilinmelidir ki hiç şüphesiz onların zorlanmasından sonra Allah (onları) çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.” (Nur Suresi – 33. Ayet)
“Bundan sonra, güzellikleri hoşuna gitse bile başka kadınlarla evlenmek, eşlerini boşayıp başka eşler almak sana helâl değildir. Ancak sahip olduğun cariyeler başka. Şüphesiz Allah, her şeyi gözetleyendir.” (Azhab Suresi – 52. Ayet)
Şimdi ne alaka? Hani kadın ticareti? Nerede yazıyor cariye takası?
Bir kere sizin Nisa 24’ü Nisa 23,25 ile birlikte değerlendirmek gerekir.
“Size şunlarla evlenmek haram kılındı: Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeş kızları, kız kardeş kızları, sizi emziren sütanneleriniz, süt kız kardeşleriniz, karılarınızın anneleri, kendileriyle zifafa girdiğiniz karılarınızdan olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız, -eğer anneleri ile zifafa girmemişseniz onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur- öz oğullarınızın karıları, iki kız kardeşi (nikâh altında) bir araya getirmeniz. Ancak geçenler (önceden yapılan bu tür evlilikler) başka. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.”
Ayet önce kimlerin haram olduğundan bahsetmiş. Zira haram olan kişiler Nisa 23 te bitmiyor 24 tede devam ediyor. Sonra bunlar dışında kalanlarla mehirlerini verdiğiniz taktirde evlenebilirsiniz demiş. Mehir karşılıklı belirlendikten sonra gerisi size kalmış demiş.
“Sizden kimin, hür mü’min kadınlarla evlenmeye gücü yetmezse sahip olduğunuz mü’min genç kızlarınızdan (cariyelerinizden) alsın. Allah, sizin imanınızı daha iyi bilir. Hepiniz birbirinizdensiniz. Öyle ise iffetli yaşamaları, zina etmemeleri ve gizli dost tutmamaları hâlinde, sahiplerinin izniyle onlarla evlenin, mehirlerini de güzelce verin. Evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa, onlara hür kadınların cezasının yarısı uygulanır. Bu (cariye ile evlenme izni), içinizden günaha düşmekten korkanlar içindir. Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”
Sonra açık açık cariyelerinizi evlendirin diyor. Zira bir cariye evlenirse otomatik hür olur. Cezanın yarım olması onlara bu işin bir zamanlar zorla yaptırılması ile ilgilidir. Hatta bu ayet öyle bir ayettir ki İslam’da recm cezası olmadığınıda gösterir.
Evlenmiş cariyenin (artık özgür) cezası evli normal bir kadının yarısıdır. Eee recm ölüm değil mi? Yarım mı öldürecekler bu kadını?
Yine sizin idda ettiğiniz Nur 33 bu konu ile ilgilidir.
Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zînet (yer)lerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar. Zinetlerini, kocalarından, yahut babalarından, yahut kocalarının babalarından, yahut oğullarından, yahut üvey oğullarından, yahut erkek kardeşlerinden, yahut erkek kardeşlerinin oğullarından, yahut kız kardeşlerinin oğullarından, yahut müslüman kadınlardan, yahut sahip oldukları kölelerden, yahut erkekliği kalmamış hizmetçilerden, yahut da henüz kadınların mahrem yerlerine vakıf olmayan erkek çocuklardan başkalarına göstermesinler. Gizledikleri zinetler bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey mü’minler, hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz! Sizden bekâr olanları, kölelerinizden ve cariyelerinizden durumu uygun olanları evlendirin. Eğer bunlar yoksul iseler, Allah onları lütfuyla zenginleştirir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir. Evlenmeye güçleri yetmeyenler de, Allah kendilerini lütfuyla zengin edinceye kadar iffetlerini korusunlar. Sahip olduğunuz kölelerden “mükâtebe” yapmak isteyenlere gelince, eğer onlarda bir hayır görürseniz onlarla mükâtebe yapın. Allah’ın size verdiği maldan onlara verin. Dünya hayatının geçici menfaatlerini elde etmek için iffetli olmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları buna zorlarsa bilinmelidir ki hiç şüphesiz onların zorlanmasından sonra Allah (onları) çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.( Nur Suresi – 31,33. Ayet)
İslam’da cariyelik günümüzdeki hizmetçilik gibidir. Senin evinde kalır, ev işlerine yardım eder. Sende onun ihtiyaçlarını, isteklerini karşılarsın. Kur’an dinler isterse Müslüman olur. Yine bir süre beklersin ugun bir durumda ya kendin evlenirsin yada biriyle evlenir, topluma karışır. Amaç zinanın olmadığı sağlıklı bir toplum.
Savaş esiri yada savaşta ailesi ölmüş kadınlar bazı insanların iki yüzlülüğüne uğramış. Bir takım iş gücünde yardımcı olmaları gerekirken onları cinsel olarak kullanmaya kalkmışlar. Bu kadınların gidecek yeri olmadığı için sesini çıkaramamış
Günümüzde bile kadın işgücünde bu kadar aktif yer alırken; boşanırsam ne yaparım, nereye giderim diye çekinen kadınlar kocalarına göz yummakta sessiz kalmaktadır.
İşte bu kadınlar bazı insanlar zafiyetlerinden faydalanıp fuhuş yaptırmaya kalkmış. Emir bunun önüne geçmiş.
Ayrıca Nisa 24 ayetinde hiçbir mezhebe göre muta nikahı yoktur. Ancak Şia mezhebi buradan muta çıkarabiliyor.
Öyle bir nikah kıyıyorlar ki şahit yok nikahı kıyacak kişi yok. Hadi şahitlerle, hakimle kıydın nikahı. Bir gece kadınla beraber olup boşayamazsın onu çünkü diğer ayetlerde belirtiyor. Boşanmak için iddet süresi beklemen lazım. Günü birlik değil bir sürelik nikah kıydın, bu seferde aynı evde yaşaman, aile olman gerekiyor. Boşanırken yine iddet süresi gibi faktörler var.
Tamam ben bu şartların hepsini sağlıycam dersen; toplumu ve kendini kandırırsın. Zira İslam’da evlilik cinsellik amacıyla değil aile kurmak, birlik beraberlik için vardır.
Bu sebeple zina haramdır. Araştırmalar gösteriyor ki evlilik öncesi ilişkinin rahat olduğu toplumlarda boşanma oranları çok yüksektir, aile yapısı sağlıklı değildir.
Bu oran Amerika da %53; İspanya, Portekiz ve Çek Cuhuriyetin de bu oran %60; Belçika da %70
http://www.businessinsider.com/map-divorce-rates-around-the-world-2014-5
İnsanlar evlendikten sonra ev kredisi, fatura, ekonomik yükümlülük gibi kavramlarla karşılaşıyor, öncesinde de zaten evli gibiler. İlişki evlilikle daha güzel tecrübe edilecekken evlendikten sonra sorunlar arttı fikri oluşmaya başlıyor. Boşanma oranı bir ülkenin mutsuzluk oranını gösterir zira mutlu olan çiftler boşanmaz.
Ey Peygamber! Biz sana mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah’ın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altında bulunan kadınları; seninle beraber hicret eden, amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını ve teyzelerinin kızlarını sana helâl kıldık. Ayrıca, diğer mü’minlere değil de, sana has olmak üzere, mehirsiz olarak kendini Peygamber’e bağışlayan, Peygamber’in de kendisini nikâhlamak istediği herhangi bir mü’min kadını da (sana helâl kıldık.) Mü’minlere eşleri ve sahip oldukları cariyeleri hakkında farz kıldığımız şeyleri elbette bilmekteyiz. Bütün bunlar, sana herhangi bir zorluk olmaması içindir. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir. Ey Muhammed! Bunlardan (hanımlarından) dilediğini geri bırakırsın, dilediğini yanına alırsın. Uzak durduklarından dilediklerini yanına almanda da sana bir günah yoktur. Bu onların gözlerinin aydın olması, üzülmemeleri ve hepsinin de kendilerine verdiğine razı olmaları için daha uygundur. Allah, kalplerinizdekini bilir. Allah, hakkıyla bilendir, halîmdir. (Hemen cezalandırmaz, mühlet verir. Bundan sonra, güzellikleri hoşuna gitse bile başka kadınlarla evlenmek, eşlerini boşayıp başka eşler almak sana helâl değildir. Ancak sahip olduğun cariyeler başka. Şüphesiz Allah, her şeyi gözetleyendir.(Azhap Suresi – 50,52. Ayet)
Ayetlerde başkaları için haram olan kadınların Hz. Muhammed içinde haram olduğunu görüyoruz, ancak istisna olarak Hz. Muhammed’e mehirsiz evlilik izni verilmiş. Zira güçlü bir insan olduğu için zamanında onunla mehirsiz olarak evlenmek isteyen kadınlar vardı. İslamın daha rahat yayılması için böyle bir opsiyon tanınmış. Ancak kendisinin mehirsiz evliliği bulunmamakta. Sonrada zaten başka evlilik yapamayacağı söylenmiş.
Şimdi burada kafa karıştıran “ganimet” kelimesi.
Bakın virgülüne dokunmadan İslam Ansiklopedisinden alıntı yapıyorum.
Gayri müslimlerden savaş yoluyla elde edilen her türlü mal ve esirleri ifade eden terim.
Ganimet kelimesi (çoğulu ganâim) sözlükte “bir şeyi zorluk çekmeden elde etmek” demektir. İslâm hukukunda, “Müslümanların savaş yoluyla gayri müslimlerden ele geçirdikleri esirler ve her türlü mal” şeklinde tanımlanmakla birlikte ganimeti savaşta düşman askerlerinden elde edilen menkul mallara hasreden veya kısmen farklı şekilde tarif eden fakihler de vardır.
Ganimet kelimesi ve türevleri Kur’ân-ı Kerîm’de alt yerde geçmektedir (bk. en-nisâ 4/94; el-enfâl 8/41, 69; el-feth 48/ 15, 19, 20). ayrıca Kur’an’da “ganimet” anlamında nefelin çoğulu olan enfâl de kullanılmış olup özellikle ganimetle ilgili hükümleri açıklayan sekizinci sûreye bu ad verilmiştir. Nefel kelimesinde “fazlalık” anlamı bulunduğundan, savaş sırasında ele geçirilen mal veya esirler savaşın amaçlarını gerçekleştirdikten sonra ilâve olarak elde edildiği için bu şekilde adlandırılmıştır. Nefelin ganimet anlamındaki bu genel kullanımı yanında bazı âlimler, ganimetlerden Allah ve peygamber hakkı olarak ayrılan beşte birlik paya, bazıları müşriklerden elde edilen her türlü gelir ve vergiye, bir kısmı ise devlet başkanı veya kumandanın savaşta üstün başarı gösterenlere vaad ettiği mallara da bu adı vermişlerdir (taberî, xııı, 361-371; serahsî, şerhu kitâbi’s-siyeri’l-kebîr, ıı, 593-595; kurtubî, vıı, 361-364).
Muhammed Hamîdullah’ın belirttiği gibi, İslâm’dan önce Arap yarımadasında mevcut teamüle göre ordu kumandanı elde edilen ganimetin dörtte birini kendine ayırır, ayrıca umumi yağmadan önce ele geçirilen şeyler ve bölünmesi mümkün olmayan mallar da ona ait olurdu (hz. peygamberin savaşları, s. 264). Medine’ye hicretinden sonra câhiliye devrinin bu uygulamalarını ortadan kaldıran hz. peygamber, âyette belirtildiği üzere (el-enfâl 8/69) ganimetin kendisine ve ümmetine helâl kılındığını bildirmiş (buhârî, “humus”, 8; müslim, “mesâcid”, 3, 5; tirmizî, “siyer”, 5), ganimetin mahiyeti, elde ediliş şekli, taşınması ve taksimi gibi konularda yeni kurallar koymuştur ki bunlar hadis mecmualarının siyer, cihad, megâzî, zekât, humus, fey, ticarat ve imârât gibi bölümlerinde geniş yer tutar.
http://www.islamansiklopedisi.info/…1&idno2=c130192
Bakınız;
“Ey müminler! Ellerinizin altında bulunan (köle ve cariyeleriniz) ve içinizden henüz ergenlik çağına girmemiş olanlar, sabah namazından önce, öğleyin soyunduğunuz vakit ve yatsı namazından sonra (yanınıza gireceklerinde) sizden üç defa izin istesinler. Bunlar, mahrem (kapanmamış) halde bulunabileceğiniz üç vakittir. Bu vakitlerin dışında ne sizin için ne de onlar için bir mahzur yoktur. Birbirinizin yanına girip çıkabilirsiniz.” (Nur suresi – 58. Ayet)
Madem cariyeler sex kölesi olarak kullanıyor; birbirlerinin edep yerlerini görmeleri neden yasak? Niye bu vakitlerde niye üç kere izin istiyorlar. Mahrem olsaydı izin isterlermiydi? Evli eşlerin böyle bir olayı var mı?
Hani tecavüz diyorsunuz ya. Şöyle bir rivayet var;
"Erkek, kadınını yatağına çağırır, kadın da gelmeye yanaşmaz, erkek öfkelenmiş olarak sabahlarsa, melekler sabaha kadar -bir rivayette yatağa gelinceye kadar- kadına lânet okurlar."
Eğer ki bu rivayet doğruysa ne demek biliyormusunuz? Nikahlı karınla bile zorla ilişkiye giremezsin demek. Ancak homurdana homurdana götünü döner yatarsın demek.
Ayrıca;
http://www.alirizademircan.net/cariyeler-ve-somurulen-cinsellikleri-5-259h.html
http://www.alirizademircan.net/59-cariyelerle-iliskide-tek-yolun-evlilik-oldugunu-gosteren-ayetler-13-360h.html
Gelelim tecavüzü normalleştiren "helal ayetlerini destekleyen" hadislerden birine.Görmezden geldiğini biliyorum.
Ebu Said el Hudrî anlatıyor:
- "Peygamberle birlikte Benû Mustalık Gazası'na çıktık. Ve Arap tutsaklarından tutsaklar elde ettik. O sırada kadınlar iştahımızı çekti. Bekarlık çok güç gelmişti bize o günlerde. Ve azil yapmak istedik. İstiyorduk azil yapmayı. Ancak, 'Peygamber aramızdayken ona sormadan nasıl azil yapacağız?' dedik ve gidip peygambere sorduk. Peygamber de azil yapmamakta sizin için bir sakınca yoktur. (Yapabilirsiniz de. Yapmaya bilirsiniz de.) Ama bilin ki, kıyamet gününe değin meydana gelecek bir yavru, ne olursa olsun meydana gelir." (Bkz. Buhari, e's-Sahih, Kitabu'l-Itk/13; Tecrîd, hadis no: 1596; Müslim, e's-Sahih, Kitabu'n-Nikâh/127, hadis no: 1438; Ebu Davud, Sünen, Kitabu'n- Nikâh/49, hadis no: 2170.)
Bu mudur tecavüz olduğunu idda ettiğiniz rivayet. Bu ayet azil olayını anlatır. Azili de öyle bilinmeyen bişeymiş gibi anlatanıza gerek yok. Bildiğimiz günümüzde uygulanan geri çekilme methodu.
Şimdi muhtemel idda şu;
Savaşta aileleri, kocaları ölmüş ilişkiye girmek isterler mi?
Birincisi rivayette savaşın üzerinden ne kadar geçtiği anlaşılmıyor. Ancak anlaşılsa bile kazın ayağı öyle değil. Eğer ki o çok bilimsel bulmuş olduğunuz “Evrim Teorisi”ni dikkatli okursanız bu durumun kadınlar için son derece normal olduğunu görmüş olurdunuz.
Evet yanlış okumadınız; evrim teorisine göre bu son derece normaldir. Zira bu teori insanın sadece fiziksel evrimini değil aynı zamanda psikolojik ve sosyolojik evriminide inceler. Sırf evrisel psikoloji ile ilgili 2 satır okusanız bile mideniz bulanır. Çünkü insan ırkının üremesini anlatıyor.
Ayrıca size bir sır veriyimmi? Toplumumuzda, televizyonda kadınlar hakkında gördüklerimiz evrimsel psikolojiye göre tamamen yalan. Sizin o ateizme dayanak ettiğiniz evrim teorisinin temel fikri kadının alt cins olduğunur. Naber?
Hani diyorsunuz ya İslam kadını geri plana itiyor diye. Evrimsel Psikoloji tam olarak kadının bizzat bu durumda olmak istediğini gösteriyor. Ancak konumuz bu değil isteyen özel msj atsın yada başlık açsın bilgilendiririz.
Biraz Arthur Schopenhaurer okuyun, bilgilenirsiniz.
Öncelikle “Evrimsel Psikoloji” ne diyor ona bakalım;
Özetle; 50 yıllık modern toplumdan değil 50 bin yıllık insan evriminden bahsedicem. Bildiğiniz herşeyi unutun 50 bin yıl öncesine gidiyoruz.
Zor doğa koşullarında yiyecek bulmak, tehditlere karşı kadını ve çocukları korumak, fiziken daha güçlü olduğu ve doğada hayatta kalmasını sağlayabilecek alet edevatı yapabilme konusunda daha yetenekli olduğu için hep erkeğe düşmüştür. Dolayısıyla kadın erkeğe, erkeğin kadına olduğundan daha muhtaçtır.
Eski çağlarda başka kabilenin istilasına uğrayan kabilelerde erkekler öldürülür, kadınlar esir alınırdı. Çünkü kadın doğurgan ve değerli, isyan ederse de tehlike olusturabilecek kadar güçlü değil. Kadınlar da hayatta kalabilmek için bu yeni duruma uyum sağlamak, yeni efendilerini kızdırmamak zorundaydı. Eskiyi unutmamaları ölüm demekti, dolayısıyla eskiyle olan bağlarını koparmak zorunda kaldılar. Bu durumun bir sonucu olarak kadınlar geçmişte bağlı oldukları kişileri daha kolay unutabilme yetisini kazandılar zamanla. Bu sebepte günümüzde kadınlar geçmişi hemen unutur. Sanılanın aksine duygusal değildir, hiç şair kadın göremezsiniz.
Yani kadınlar savaştan sonra kocaları ölmüşse bunu hemen unutur. Yeni erkekle beraber olmaktan gocunmaz. İnanmıyormusunuz? Çok uzağa gitmeye gerek yok.
Bundan 50-60 yıl önce 2. Dünya Savaşı’nda binlerce Fransız kadını Nazilere CARİYE olmuştur. Bu dönemden sırf 200.000 melez çocuk doğmuştur. Birde doğmayanları düşünüp kaç kadının cariye olduğunu düşünün.
Hatta cariye olarak kısmen soylu olan Cüveriye ve Saife örneğini veriyorsunuz ya. Bugün kadınların bir çantası için milyarlarca para verdiği Channel markasının kurucusu olan Coco Channel bile, bile bile isteye isteye cariye olmuştur.
http://www.dailymail.co.uk/news/article-2044614/Sex-stormtroopers-How-French-women-fell-Nazi-invaders-Second-World-War.html
Yani Fransız kadınları savaş zamanı aileleri, kocaları yeni ölmüşken BİLE BİLE, İSTEYE İSTEYE CARİYE OLMUŞTUR.
Bu durumdan hoşnut değilseniz gidin evrim teorisine kızın, doğaya sövün, dağı taşı yumruklayın.
Ayrıca General Helmuth von Moltke; İslam köleliği için söyle der;
''Bizde bir genç kız nişanlanlılıktan evliliğe geçtiği zaman,bir basamak inmiş olur. Çünkü onu evlilik boyunca sevmek imkanı yoktur. Doğuda ise kadının payesi evlilikle yükselir. Kocasının emrine itaate mecbursa da, ev idaresinde hizmetçileri, uşakları, kızları ve oğullarının amiridir. bununla şunu söylemek istiyorum, biz belki bir yönde ileri gidiyoruz ama, öbür yönde türkler çok daha ileri gidiyorlar. Doğuda esaret bahis konusu olunca, bunu daima bir türk kölesiyle amerika'daki bir zenci esir arasında mevcut, dağlar kadar büyük fark gözden kaçmamaktadır. Hatta bizim bu kelimeye verdiğimiz mana bile oradakine uymaz. Abd kelimesi bizim kullandığımızdan farklı anlama gelir. (örneğin Abdülmecid, Allah'ın hizmetkarı demektir..) herhangi bir Avrupa devleti doğudaki bütün esirlerin azad edilmesini sağlasa, buna esirler hiç memnun olmayacaklardır. Daha çocukluğunda velinimetinin evine giren esirler, ailenin bir üyesi haline gelir. yemeklerini evin oğullarıyla birlikte yer. ev işlerini ''onlarla birlikte yapar''. Bunlar da öyle ağır şeyler değildir. Esirlik hemen hemen sadece azad edilmekle son bulmaz. Esirin bütün ömrü boyunca geçimi de sağlanır. Çoğu zaman köle evin kızıyla evlenir. Eğer evin oğlu yoksa, efendisi onu kendine mirasçı yapar. Padişahın damatları bile satın alınmış esirlerdir''
Amon yarebbi
12-05-2017, 16:01
Mesele anlaşıldı.Osmanlı.
Ver mehteri.
Osmanlı kuranı hakkı ilen uyguladı diyorsun hacı. Çocuklarını boğazlaken , hangi ayeti temel alıyor du?
Neymiş efenim padişahların damatları satın alınmış esirler miş.!!!
Yok öyle değil. Ganimet savaşın da babası boğazlanıp, anasına bacısına tecavüz edilip, Allahın gölgesinin sarayına getirilen insanlardı onlar. Beşde biride allaha ve peygamberine aitti. Ne o öyle SATIN ALINMIŞ falan . Pazardan domates biber mi alıyorsunuz. VERİN MEHTERİ.
lafa bak lafaaa.
Neye dayanarak? Neye dayanarak bu ayetin karşı tarafa durduk yere saldırmak olarak kurulu olduğunu iddaa ediyorsunuz? Neye dayanarak?
Size ve peygamberinize dayanarak tabiki .
Bolca yazı yazmışsın. Niye?
Forum da her yazdığın ve alıntıladığın mevzuu binlerce kez hem başlık hemde tartışmalarda örnek olarak kullanıl dı. Forumu oku ondan sonra bu kadar kirlilik yapma . San ki o alıntıları ilk kendin yazıyormuşsun, İslamı kurtaran cengaver senmişsin gibi edalı, işveli, bilge hallerin bizi kesmiyor. Yeni şeylerle gel .
Verin mehteriiiiii. Neslin bilmem ne? Ceddin bilmem ne miyim di ?
Hoatzin Reca ediyoruz uzatma . Konunun için de konu yazma . Varsa ŞOK edici bilgilerin buyur yaz. Hep beraber değerlendiririz. CENGAVER ÇOCUK.
aliyarasfal
12-05-2017, 23:04
Hoatzin mesajına gerekli cevapları alacaksın,ama gerçekten saçmalamışsın:)
Cüveyyire konusundada onun yaşını kim neye göre 19-20 yazmış buraya hangi hadise dayandırılrak hesaplanmış ve kimin iddiası koymanı bekliyorum. Ayşe konusundada gereken cevabı ayrıca alacaksın.
Şimdilik Mehmet Azimlinin makalesini koyuyorum . Oku fikrin olur.
Mehmet AZIMLI (Yrd. Doç. Dr. Dicle Üniversitesi Ilahiyat Fakültesi)
Kaynak:Islami Arastirmalar Cilt 16 Sayi 1/2003
Özet
Bu çalisma, Hz. Aise'nin Hz. Peygamber ile evlendiginde yasinin dokuz mu onsekiz mi oldugu
konusundaki tartismayi incelemektedir. Hz. Aise'nin onsekiz yasinda iken evlendigi görüsünü
savunanlarin, bölgenin iklim ve evlilik kültürünü dikkate almadiktan, bu görüsün bilimsel
olmaktan ziyade Oryantalist söyleme karsi tepkisel bir savunma psikolojisi içerisinde
ortaya konuldugu belirtilmektedir. Bölgenin iklim yapisi ve evlilik kültürü göz önüne
alindiginda birçok örnegi olan ve toplumsal olarak hiç problem edilmeyen bu evliligin
esasen Hz. Aise dokuz yaslarinda iken gerçeklestigi ve rivayetlerin de bu noktada
odaklandigi sonucuna ulasilmistir.
Giris
Hz. Muhammet (a.s.),VII. yy.da Arabistan'da yasamis ve Arap kültürü içinde yetismistir. Bu
kültürün bir üyesi olan Hz. Peygamber, Islam Dini olarak insanlara teblig ettigi "Din" ile
mensubu bulundugu kültürde önemli degisiklikler yapmistir. Sosyal yasamin birçok alaninda
ve kurumlarinda gelenek haline gelmis yasam biçiminde (adetlerde) büyük ölçüde degisimleri
gerçeklestirmistir. Aile yapisi, kadinin konumu, evlilik ve bosanma gibi sosyal hayatin en
basat degerleri de söz konusu degisimden pay alan kurumlar arasindadir.
Büyük degisimlerin mimari olmasina ragmen, ayni gelenegin bazi adetleri Islam Dini içinde
kabul edilmis ve sürdürülmüstür. Örnegin evlilik akdi (nikâh) konusunda Hz. Peygamber
önemli degisiklikler, düzenlemeler getirmistir, fakat evliligin yasi, evlilik merasimi vs.
gibi gelenegin hâkim oldugu cihetlere dokunmamistir. Hatta kendisi de bu alandaki gelenege
tabi olmustur. VII. yy. Arap kültürünün bir üyesi olmasina bagli olarak yapmis oldugu bir
kisim davranislari, zaman zaman elestiri konusu olmustur. Hz. Aise ile evliligi de
elestiriye konu olan hususlarin basinda gelmektedir. Özellikle bir kisim Oryantalistler,
Arap örfüne (kültürüne) ait özel durumlari yanlis yorumlayarak veya kendi kültürlerine
kiyaslayarak elestirilerinde ileri gitmislerdir. Hz. Peygamberin 9 yasindaki Hz. Aise ile
evlenmesi olayini "54 yaslarinda bir erkegin oyuncaklarla oynama çagindaki bir çocukla
evlenmesi"olarak nitelendirerek, bu evliligi bir anlamda sehvetperestlik, hatta daha da
ileri götürerek *******lik olarak nitelendirmislerdir. Yasli bir erkegin, bakire bir kiz
çocuguyla "garip evliligi" diye yorumlamislardir.
Oryantalistlerin haksiz ve hatali elestirmelerine, savunmaci bir refleksle cevap veren
Müslüman alimler, benzer bir hata ile Hz. Aise'nin evlilik yasini, kendi kültürlerindeki
ortalama evlenme yasi olan 15-20 arasina çekmeye çalismislardir. Hz.Peygamberin 9 yasinda
bir kiz çocuguyla evlen-i ermeyecegini, bunun bir iftira ve düzeltilmesi gereken bir yanlis
oldugunu savunup, Hz. Aise ile 17-18 yaslarindayken evlendigi görüsünü dile
getir¬mislerdir.Rivayetlerin, zorlama tevillerle yorumuna dayali bu tutum da, ayri bir
problem teskil etmektedir. Bu görüsü benimseyenlerin önde gelenlerinden olan Ö. Riza
Dogrul, tercüme ettigi Mevlana Sibli'nin Asr-i Saadet isimli eserine yaptigi ilavede bu
konuyu uzunca tartismis ve Hz. Aise'nin evlilik yasinin 17-18 oldugu görüsünü savunmustur.
Biz bu çalismamizda, hem batili bilim adamlarinin, hem de onlara cevap veren Müslüman
tarihçilerin konuyla ilgili görüslerini, kaynaklarimizda yer alan Hz. Aise'nin evlilik
yasiyla ilgili rivayetlerle yeniden degerlendirmeye çalisacagiz.
Arastirmamizin temel hedefi, bu konudaki kanaatimizce yanlis olan iddialari inceleyip,
tarihi rivayetler isiginda mevzuyu aydinlatmaya çalismaktir. Çalismamizda, agirlikli olarak
Ö. Riza Dogrul'un, kismen de benzer kanaatesahip olan çagdas müelliflerin görüslerine yer
verecegiz. Elestirisini yapacagimiz görüslerin akabinde kendi görüs ve kanaatlerimizi de
belirtecegiz.
A. Hz.Peygamber'in Evlilik Hayati
Hz. Peygamber'in birden fazla kadinla evlenmesine, özellikle Batili bilginler tarafindan,
çok evliligin o dönemin sosyal sisteminin bir parçasi oldugu ve birçok ahlaki, sosyal ve
iktisadi sorunlarin çözümünde gerekli bir olgu oldugu düsünülmeden, tarafgir bir anlayisla
tenkitler yöneltilmistir. Bu tenkitleri yapan Batili bilginlerin, ayni gelenegin mensubu
olan, Hz. Davud ve Hz. Süleyman'in evlilikleri konusunda hiçbir elestiride bulunmamalari,
tenkitlerinde tarafsiz olmadiklarini göstermektedir.
Hz.Peygamber'in kadin düskünü bir sehvetperest oldugu seklindeki iddialara karsi, Hz.
Peygamber'in niçin çok evlendiginin sebeplerini anlatarak savunan bir çok reddiyeler
yazilmis ve bu konuda degisik arastirmalarda cevaplar verilmistir. Onun çok evliligini sirf
Müslüman müellifler degil, ayni zamanda bazi insafli müstesrikler de savunmuslar ve
cevaplar vermislerdir. Bunlardan birisi olan Cariyle söyle demektedir:
"O, 25 yasinda iken kendisinden 15 yas büyük olan bir kadinla evlendi ve onunla 25 yil ömür
sürdü. Kadinlara ragbet etmedi. Birden bire huyunu karakterini ve davranisini degistirip
nasil kadin düskünü olabilir ki? Buna ben kendi hesabima inanmam ".
Gerçekten de 25 yasinda iken evlendigi ve kendisinden 15 yas büyük olan, Hz.Hatice ile 50
yasina kadar yasayan Hz. Peygamber, 50 yasinda iken yasiti olan Sevde ile evlenmis ve çok
evliliklerine 53 yasindan sonra baslamistir. Evlendigi hanimlardan biri hariç tümü, ya dul
ya da önceki evliliklerinden çocuklari olan kadinlardir. Bu da, evliligin ana saikinin
"sehvet" olmadigini göstermektedir.
Hz. Peygamber'in çok evlenmesinde, siyasi amaçlarin agirlikta oldugunu düsünüyoruz.
Örnegin, Hz. Aise ve Hz. Hafsa ile evlenerek, Hz. Ebubekir ve Hz.Ömer'le iliskilerini
güçlendirmistir. Beni Mahzum'dan Ümmü Seleme ile evlenerek, Islam'a en büyük düsmanligi
yapan Ebu Cehil'in kabilesinin düsmanligini önlemistir. Ümmü Habibe ile evlenerek, Mekke
lideri olan babasi Ebu Süfyan'la iliskilerini yumusatmaya çalismis, bir daha savasta
kendisinin karsisina çikmamasini saglamistir. Benî Nadir liderinin kizi Safiyye ile
evlenerek Yahudilerin düsmanligini azaltirken, Benî Mustalik'in liderinin kizi Cüveyriye
ile evlenerek de, bu kabilenin Islam'a girmesini saglamistir. Meymune, ile evlenerek
Meymune'nin kiz kardesinin evli oldugu ünlü kabile lideriyle bacanak olmus ve onlarla
yakinlik saglamistir. Zeynep b. Cahs'la evliligini, bir Cahiliyye adetini yikmak için Allah
istemis ve Kuran'da bu konuyla ilgili ayetler indirmistir. Diger hanimi Zeynep binti
Huzeyme ise, Hevazin'in çok güçlü bir kabilesine mensuptur.
Kisaca zikrettigimiz bu politik sebeplerin bile onun evliliginin "sehvefile ilgili
olmadigini göstermeye yetecegi kanaatindeyiz.
B. Hz. Aise'nin Evlilik Yasi Konusundaki Görüslerin Tenkit ve Tahlili
Hz. Aise'nin Hz. Peygamber ile evlilik yasi konusundaki tartismalari maddeler halinde
verip, her bir madde içinde; bu görüslerin elestirilerini yaptiktan sonra, kendi görüs,
degerlendirme ve cevaplarimizi da ayni madde içinde belirtecegiz.
Mevlana Sibli "Asr-i Saadet" isimli eserinde; Hz. Aise'nin dogum tarihi ile ilgili
bilgilerin güvenilir olmadigindan hareketle evlilik yasini tespit etmeninde mümkün
olamayacagini, dolayisiyla rivayetlerde belirtilen yasin, kuskulu oldugunu söylemistir.Ayni
görüse Riza Savas'da katilmaktadir.Islam tarihi kaynaklarinda, hiçbir sahabînin dogum
tarihi konusunda net bir bilgi yoktur. "Asri Saadet" isimli esere yaptigi (ilave)
açiklamalarda Ö. Riza Dogrul'un da belirttigi gibi, o dönemde, bugünkü gibi nüfus daireleri
yoktu ve kimsenin dogum kaydi yapilmiyordu. Nitekim günümüzde bile, özellikle kirsal
kesimde, dogan çocuklarin dogum kaydi yapilamamakta, çocuklarin ailelerine çocugun yasi
soruldugunda, tarih olarak "ekinler biçildigi zamanda, narlar kizardiginda, bir kis günü
veya su önemli olay oldugunda dogdu " seklinde cevaplar alinmaktadir.O dönemde bütün
sahabilerin yaslari, genelde ölüm zamanindaki yaslarina göre hesaplaniyordu. Bu ilkeden
hareketle, Hz. Aise'nin vefat tarihinden, yasi çikarildiginda yaklasik olarak dogum tarihi
bulunabilir. Islam tarihçileri, Hz. Aise'nin vefat tarihi olarak genelde H. 58 yilini,
vefati sirasindaki yasi olarak da 66 yasini vermektedirler. Bir kismi, vefat tarihi olarak
H.56-59'u, vefati sirasindaki yasi olarak da 65-67 yi belirtseler de, çogunlugu birinci
görüste müttefiktirler.11 Böylece Hz. Aise'nin vefat esnasindaki yasindan, vefat tarihini
çikardigimizda (66-58= Hicret sirasinda Hz. Aise'nin yasinin 8 oldugu ortaya çikar.
Hicretten bir yil sonra evlendigine göre ise evlilik yasi 9 olacaktir. 12 Ibn Kesir bu
yasta evlendigi konusunda hiçbir ihtilafin olmadigini belirtir.
Hicretin ilk yilinda evlendigi sirada 9 yasinda olduguna göre, dogum tarihi Nübüvvet'in IV.
yilina tekabül etmektedir. Hz. Aise'den gelen "Ben kendimi bildim bileli Islam in içindeyim
" sözü de bunu kanitlamaktadir.
Ö. Riza Dogrul, Hz. Aise'nin vefat ettigi sirada 74 yasinda oldugunu belirtse de bu rakami
(yasi), tarihsel olarak kabul etmek mümkün degildir. Çünkü hiçbir tarihi kayitta Hz.
Aise'nin bu yasta vefat ettigi belirtilmemektedir. Müellifin, Hz. Aise'nin 74 yasinda
öldügü konusundaki görüsü yalnizca Hz. Aise'nin 17 yasinda evlendigi görüsünü esas alarak
yaptigi yanlis bir kiyaslamanin sonucudur.
Sonuç olarak Hz. Hatice'nin Nübüvvetin 10. Yilinda vefat etmesi üzerine Havle'nin teklifi
ile söz kesilmis ve Hicretin I. Yilinda ise evlilik gerçeklesmistir. Bizzat Hz. Aise'den
gelen rivayetlerde 6 yasinda sözlendigi ve 9 yasinda da evlendigi belirtmektedir.
Ö. Riza Dogrul, Hz. Aise'den nakledilen "Ben Mekke'de oynayan bir çocuk iken Hz. Peygambere
"Hatta onlarin vadeleri kiyamettir ve kiyamet ise daha dehsetli ve daha acidir."
(Kamer 46) ayeti inmisti" seklindeki Hz.Aise'den nakledilen bu rivayeti delil alarak özetle
sunlari belirtir;
" Bu yasta bir çocugun bu ayetleri ezberlemesi, müsriklere aci azabi müjdeleyen bu ayetleri
anlamasi, Müslümanlarin basindan geçen buhranli vakalarla bu kadar alakadar olmasi ruhen ve
fikre mümkün degildir. Bunu kabul etmeye imkan yoktur. Ne kadar zeki olursa olsun bu yasta
bir çocuk Kur'anla bu kadar alakadar olamaz. Ayrica Kamer suresinin boykot yillarinda
inmesi mümkün degildir. Çünkü bu konuda mucize gösteriminin gerçeklese¬bilmesi için
Müslümanlarin müsriklerle görüsmeleri lazimdir. Öyleyse bu surenin Müslümanlarin iskence
yillarinda inmesi gerekir. Bu yillarda Hz. Aise hin çocuk oldugunu kabul etsek bile bu
durumda Hz. Aise peygamberlikten önce dogmus demektir" seklinde görüslerini aktarmaktadir.
Bu görüsü Riza Savas da paylasmaktadir.
Yazarin kendi görüsünü desteklemek için delil olarak ileri sürdügü Hz. Aise'den nakledilen
bu rivayet, aslinda yazarin görüslerinin aleyhine bir delil olarak alinabilir. Bu yasta bir
çocugun söz konusu ayetin ne sekilde indigini bilmesi degil, bilememesi mümkün degildir.
Çünkü bu yas grubundaki çocuklar, o dönemdeki bir olayi rahatlikla anlayabilecek ve
kavrayabilecek bir çagdadir. Günümüzde de, 5-6 yaslarinda hafiz olmus çocuklar
görebilmekteyiz.
Kaldi ki Dogrul; "Alti yasinda bir çocuk ne kadar zeki olursa olsun nihayet çocuktur. Bu
ayetlere nüfuz edemez" seklinde açikladigi paragrafta bu sözleri aktarirken ayni paragrafta
Hz. Aise'nin Nübüvvetin gelisinden 2 veya 3 yil önce dogdugunu, Kamer suresinin de
Nübüvvetten sonra IV. Yilda indigini belirtmistir. Bu durumda kendi hesabina göre bile bu
ayet indiginde Hz. Aise 6 veya en fazla 7 yasinda olmaktadir. Böylece müellif kendi de
çeliskiye düsmektedir. Ayrica Kamer suresinin boykot yillarinda, yani Nübüvvetin 8-10.
senelerinde indigi ifade edilmistir. Demek oluyor ki bu ayet indiginde Hz. Aise en az 5 en
fazla 7 yaslan arasindadir. Çünkü boykot yillari Islam'in gelisinin 8. veya 10. yillari
arasinda olmustur. Kamer suresi de boykot yillarinda indigine göre Hz. Aise sure indiginde
en azindan 5-6 yaslarindadir. Bu yasta biri de ayetleri rahatlikla ezberleyebilir ve
anlamlarini kavrayabilir.
Yazarin; "bu sûre boykot yillarinda inemez, çünkü Müslümanlar müsriklerle
görüsmüyorlardi"22 seklindeki iddiasi da dogru degildir. Çünkü, Müslümanlara bu dönemde,
Haram Aylarda, 4 ay boykot uygulanmiyordu.23 Bu dört ay içerisinde müsriklerle
görüsüyorlardi ve Kamer suresi de bu dönemde, boykot yillarinda, Mina'da iken inmistir.
Dolayisiyla Dogrul'un bu yaklasimi da isabetli degildir.
Riza Savas, Hz. Aise'nin; "Kendini bildi bileli anne-babasinin dine inandiklarini" belirten
ve devaminda, Hz Ebu Bekir'in Habesistan'a hicret etmek üzere yola çiktigini anlatan
rivayeti delil göstererek, Hz Aise'nin bu olayi nakledebilmesi için, yasinin bu olayi
gözlemleyecek kadar büyük olmasi gerektigi sonucuna varmaktadir. Olayi Hz. Aise'nin daha
sonra birilerinden nakletmis olabilecegi seklindeki bir yorumun ise, ancak rivayeti ikiye
bölerek (I.kisimla II. kismi birbirinden ayirarak) yapilabilecegi, bunun da yanlis oldugu
kanaatindedir.
Fakat rivayetin ilk bölümü de, Hz. Aise Nübüvvetten sonra dogmus oldugunu apaçik
göstermektedir. Rivayetin II.kismi ise, muhtemelen Hz. Aise'in yaptigi bir mürseldir. Ayni
rivayetle ilgili Dogrul, Hz. Aise'nin, "Kendini bildi bileli anne-babasinin dine
inandiklarini" belirten rivayeti delil alarak, bu rivayetin Hz. Aise'nin Nübüvvetten sonra
dogdugunu gösteremeyecegini, bilakis Hz. Ebubekir'in Nübüvvet gelmeden önce de putperest
olmadigini Hanif oldugunu, bundan dolayi bu rivayetin onun Nübüvvetten sonra dogdugu
konusunda delil alinamayacagini, belirtmektedir.
Halbuki rivayete iyi baktigimizda, bu yorum ikiyönden geçersizdir. Birincisi; hadisteki Din
kelimesi "ed-Din" seklinde marife olarak kullanilmistir. Bundan da Islam'i kastettigi
anlasilmaktadir. Ikincisi ve daha önemlisi; Hz. Aise rivayetin devaminda bu dinin Islam
dini oldugunu ve çocuklugunda Hz. Peygamber'in devamli kendilerine geldigini anlatarak,
kendisinin Nübüvvetin geldigi dönemde dogdugunu açiklamistir. Rivayette yer alan vurgu,
onun Islam döneminde dogdugunu belirtmektir. Böylece, rivayette zikredilen yasin dogrulugu
ortaya çikmis olmaktadir.
Riza Savas ve Dogrul, Hz. Aise'nin ablasi Hz. Esma'nin, Hicret sirasinda 27 yasinda
olmasindan hareketle, ablasindan 10 yas küçük olan Hz. Aise'nin de buna göre 17 yasinda
olacagi sonucuna ulasmaktadirlar. Hz. Aise de hicretten hemen sonra evlendigine göre,
evlendigi sirada 17-18 yaslarinda olmasi gerektigi görüsünü dile getirmektedirler.Simdi bu
görüsü incelemeye çalisalim.
Öncelikle Hz. Aise'nin vefati sirasinda kaç yasinda öldügünü tespit edebilirsek evlendigi
esnada ki yasini tespit etmek kolaylasacaktir. Daha öncede aktardigimiz gibi tarihçiler Hz.
Aise'nin H. 58 yilinda 66 yasinda vefat ettigini kabul etmektedirler.30 Buna göre eger H.58
de Hz. Aise 66 yasinda vefat ettiyse, Hicret sirasinda 8 yasinda ve evlendigi sirada H. I.
yilda 9 yasinda olacaktir.(66-58=8, 8+1=9)
Ayni hesaplama yöntemini ablasi Hz. Esma'ya da tatbik edersek, Hz. Aise vefat ettiginde (H.
58) Hz. Aise'den 10 yas büyük olan Hz. Esma'nin 76 yasinda olmasi gerekir. (66+10=76)
Hz.Aise vefat ettiginde, yani H.58 de 76 yasinda olan Hz. Esma, Hicret sirasinda 18
yaslarinda, 10 yas küçük olan Hz.Aise ise 8-9 yaslarinda olacaktir.(76-58= 18)
Hicret sirasinda 27 yasinda oldugunu savunan yazarlar, Hz. Esma'nin ölümü esnasindaki
yasindan yola çikarak bu sonuca varmaktadirlar. Simdi bu konuyu biraz daha genis bir
sekilde inceleyelim. Hz. Esma'nin H. 73 yilinda öldügü kesindir. Bu konuda tarih
kitaplarinda hiçbir ihtilaf yoktur. Öldügü esnadaki yasi konusunda bazi bilginler 100
rakamini verseler de kaç yasinda öldügü konusunda ihtilaf vardir. Hz. Esma, oglu Abdullah
b. Zübeyr'in Haccac tarafindan sehit edilmesinden birkaç ay sonra vefat etmistir.Hz
Esma'nin ölüm yasi konusunda ihtilaf bulundugundan bazi bilginler, Arapça'da genel de
40,70,100 gibi sayilarin çok¬luktan kinaye olarak kullanilabilecegi prensibinde oldugu
gibi, 100 yasinda öldügünü bildirmislerdir. Yani, bu bilgiyi veren bilginlerin kasitlari
Hz. Esma'nin uzun süre yasadigini belirtmektir. Yoksa net olarak tam yasini vermeyi degil.
Örnegin, muhakkik bilginlerden, Ibn Imad ve ez-Zehebi bu süpheli bilgiden dolayi
Hz.Esma'nin 90 yasinda veya bunu biraz asmis bir yasta vefat ettigini belirtirler.
Bu hususta söyle bir hesaplama yaparsak konu daha da netlesebilir: Hz.Aise'nin vefat ettigi
H. 58 den Hz. Esmanin vefat ettigi H. 73'e kadar geçen 15 yillik süreyi Hz. Esma'nin H. 58
deki yasina ekledigimizde Hz Esma'nin yasi vefat ettigi sirada 91 eder. (76+15=91). Bu da
gösteriyor ki Hz. Esma vefat ettiginde 91 yaslarida olmaktadir ve 100 yasinda olmasi mümkün
gözükmemektedir. 91'den öldügü tarih olan H.73 ü çikardigimizda (91-73=18) Hz. Esmanin
Hicrette, yani Hz.Aise'nin evlendigi yilda 18-19 yaslarinda oldugunu buluruz. Hz.Esma ile
Hz.Aise arasindaki yas farki 10 yas olacagina göre Hz. Aise'den nakledilen ve bütün
tarihçilerin müttefik oldugu "6 yasinda sözlendim 9 yasinda evlendim" ifadesinin dogru
oldugu ortaya çikar.
Bütün bunlara ilaveten sunu da söylemek mümkündür; O. Riza. Dogrul'un görüsüne göre,
Hz.Esma Hicrette 27 yasinda olmaktadir. Biliyoruz ki Hz. Esma Hicret sirasinda ilk çocuguna
hamile idi. Kizlarin çocukken nisanlandigi, 9-10 yaslarinda evlendigi bir yörede, 27
yasinda evlenerek ilk çocugu dogurmak oldukça geç bir yastir. Günümüzde bile kizlar küçük
yasta evlenebilmekte¬dir. O gün için, sicaktan dolayi ergenligin erken yaslarda basladigi
bir yöre de, Mekke gibi, çok evli¬ligin yaygin oldugu ve kadinlarin hiçbir zaman bu yasa
kadar bekâr kalmadiklari bir bölgede, Hz. Esmanin 27 yasinda evlenmesini kabul etmek
oldukça zor, hatta muhaldir diyebiliriz. Söz konusu yas o günkü sartlarda, torun sahibi
bile olunabilen bir yastir. Çünkü daha sonraki dönemlerde de kizlar, çocuk denecek yasta
evlendiriliyorlardi.
Özetle tarihi rivayetlere dayanarak yaptigimiz hesaplara göre Nübüvvetten 6 yil önce dogan
Hz.Esma, Hz. Aise dogdugunda 10 yas civarindadir. Hicrette ise, genç bir kadin olarak Hz.
Peygambere erzak tasimis ve 18 yaslarinda ilk çocuguna hamile kalmistir. Hz. Aise ise bu
sirada 8-9 yas civarindadir.
Dogrul, Hz. Aise'nin 9 yasinda evlenmedigine bir diger delil olarak; Hz. Peygamber'in, Hz.
Hatice'nin vefatindan sonra evi idare edecek, çocuklara bakacak birisine ihtiyacinin
oldugunu, bu vazifeyi ise 9 yaslarinda bir çocugun yapamayacagini belirterek, bundan dolayi
Hz. Aise ile 18 yaslarinda evlen¬mesinin daha makul olacagini, söylemis ve bu konu¬da
nakledilen Hz. Peygamberin ev islerini görmesi için Sevde ile evlenmesiyle ilgili
rivayetlerin güvenilir olmadigini, sayet bu rivayetler kabul edilse bile Sevde'nin iri,
yasli ve yavas haliyle ev islerini yap¬maya elverisli bir hanim olmadigini belirtmektedir.
Dogrulun görüslerinden yola çikarak, Hz. Hatice'nin vefatindan sonra ev islerini
üstlenecek, çocuklara bakacak birisi lazimsa, neden Hz.Pey¬gamber Hz.Aise ile (yazarin
iddialarina göre Hz.Hatice'nin vefatinda Hz.Aise 15 yaslarinda idi) Hz.Hatice'nin
vefatindan sonra Mekke'de evlenme¬di de, Medine dönemine kadar bekledi? Ev islerini çocuk
bakimini neden ihmal etti? Kaldi ki Hz. Peygamberin en küçük çocugu Hz. Fatima bile Hz.
Aise'den büyüktür. Bu nedenle, Hz. Âise ile evliligi¬ni, çocuk ve ev bakimi gerekçeleriyle
açiklamak kabul edilebilir bir durum degildir.
Ayrıca Hz. Sevde'nin Mekke döneminde, Hz. Hatice'nin vefatından hemen sonra, Hz.
Peygamberle evlendiği sabittir. Bu rivayetlerin güvenilir olma¬dığı şeklindeki yazarın
görüşü pek tutarlı görünme¬mektedir. Çünkü tersine bir rivayet yoktur. Müs¬lim'de geçen
"Şevde Resulullahın benden sonra ni¬kahladığı (tezevvece) ilk kadındı"42 ifadesindeki
"tezevvüc" kelimesi "söz kesmek" anlamında olmalı¬dır. Zira, Hz. Aişe kendisinin söz
kesilmesini anla¬tırken de aynı kelimeyi "tezevvece"yi kullanmakta; "Rasulullah beni altı
yaşımda iken nikah etti (söz kes¬ti), dokuz yaşımda iken de zifafa girdi"demektedir.
Yukandaki bilgileri özetleyecek olursak; Hz. Peygamber, Hz. Hatice'nin vefatından sonra Hz.
Şevde ile hemen evlenmiş, Hicretten sonra da, Hz. Aişe ile evlenmiştir. Doğrul'un iddia
ettiği gibi, Hz. Peygamber'in Hz. Aişe ile evlenme sebebinin ev işlerini yaptırmak
olmadığını şu şekilde de izah edebiliriz:
Hz.Peygamber, Hz. Aişe ile küçük yaşta evlenerek onun, diğer hanımlarından daha iyi bir
şekilde İslamî bilgileri kendisinden almasını ve Müslümanlara aktarmasını amaçlamış
olabilir. Çünkü, diğer hanımları, hem yaşları hem de zeka seviyeleri bakımından Hz. Âişe
ile kıyaslanamazlar. Hz. Âişe'nin, erken yaşlarda peygamber hanesine girmesinin en önemli
nedeni bu olmalıdır diye düşünüyoruz. Bu küçük ve zeki kız sayesinde diğer sahabenin
göremedikleri Hz Peygamber'in evinde meydana gelen olayların, özellikle kadınlarla ilgili
özel meselelerin, Müslümanlara aktarılmasını ve Hz.Peygamber'in Müslüman kadınlarla olan
bilgi alışverişini o sağlamıştır. Bundan dolayı, kaynaklarımızda yer alan İslam'i
bilgilerin neredeyse tümü Hz. Aişe'den gelmiştir, diyebiliriz.
Hz. Âişe'nin üstlenmiş olduğu bu görevi diğer hanımları üstlenemez miydi, şeklindeki bir
soruya şu şekilde cevap verebiliriz: Hz. Peygamberin diğer hanımları, daha önce birkaç
evlilik hayatı geçirmiş, zeka olarak yorulmuş aynı zamanda yaşlanmış olan kadınlardı. Bir
kısmının, coçuk sahibi olmak gibi, zihinsel anlamda önemli meşguliyetleri de bulunuyordu ki
bu durum, Hz. Âişe'nin bilgi edinmedeki konumu ile kıyaslandığında, hanımlar arasındaki
fark daha iyi görülebilir. Hz.Aişe ise, özel yetenekleri, diri zekası ile müstesna bir
kadın olarak, İslam'ın bütün Medine dönemi hadiselerini gözlemlemiş ve bizlere aktarmıştır.
Yukarıda açıklamaya çalıştığımız Hz. Âişe'nin meziyet ve gayretleri konusunda "Siret
Ansiklopedisi" yazarı Afzalurrahman şunları aktarmaktadır:
"Hz. Peygamberle erken yaşta evlenen Hz.Âişe'nin eğitim ve talimi bizzat Hz.Peygamber'in
rehberliği ve nezareti altında gerçekleşti. Hz Aişe çok zeki, tecessüs sahibi, hıfzı
kuvvetli, çok çabuk öğrenmeye kabiliyetli idi. Hz.Peygamberden ne görüp duydu ise onu
hatırladı ve başkalarına nakletti. Bu sebeple Hz.Peygamber ona çok yakınlık duydu ki her
söylediğini dinleyip izlesin ve yaptığını daha hevesli yapsın. Böylece Hz.Aişe, İslam
prensiplerini ve Resulün sünnetini diğer hanımlarından daha fazla öğrendi ve hafızasında
tuttu. O, bu ilmi Hz.Peygamberden sonra yaklaşık 45 yıl kadar anlattı. Hz.Peygamberden 2210
hadis rivayeti ile en fazla hadis rivayet eden altıncı sahabi olmuştu". Bütün bunlardan Ö.
Rıza Doğrulun öne sürdüğü gerekçelerin, isabetli olmadığı anlaşılmaktadır.
Doğrul, bir önceki maddede anlattığımız Hz. Âişe'nin bilgisi, kabiliyeti ve İslam'i
bilgilerdeki büyüklüğünü genişçe anlatarak; "Bütün bunları 9-18 yaş arasında bir çocuk
öğrenemez. Bu evliliğin 18-27 yaş arasında olması daha makul değil midir?'' şeklinde bir
akıl yürütmeğe girmiştir.
Böyle bir akıl yürütmenin zorlama olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü, bunun için çocukların
zeka ve öğrenme yaşına baktığımızda, çocuk eğitimcilerinin büyük çoğunluğunun kabul ettiği
ve dünyada hemen hemen her yerde uygulanan öğrenme yaşı 7-20 yaşları arası olduğunu
görürüz.
Bu yaşlar, genelde çocukların her bilgiyi toplama çağıdır. Yirmi yaş sonrası ise, artık
bilgileri değerlendirme çağı başlamaktadır. Bir de sıcak iklimde çocukların bedensel ve
zeka bakımından erken geliştikleri düşünülürse, öğrenme yaşının birkaç yıl daha düştüğü
görülecektir. Buna göre, Hz. Âişe'nin Hz.Peygamberle birlikte yaşadığı (9-19) yaşları
arası, onun öğrenmek için en müsait olduğu yaşlardır diyebiliriz. Hz. Peygamber'den sonra
ki döneminde, elde etmiş olduğu bilgileri diğer Müslümanlara 45 sene boyunca aktarmıştır.
Hz. Âişe'nin Hz. Peygamberle nişanlanmadan önce, Cubeyr b. Mutim'in oğlu ile
nişanlanmasından hareketle Doğrul, bu nişanlanmanın nübüvvet geldikten sonra olamayacağı,
çünkü İslam'a göre müşrike kız verilmeyeceğinden dolayı bu nişanın nübüvvet gelmeden önce
vuku bulması gerektiğini, bunun sonucu olarak da Hz. Âişe'nin İslam'dan önce doğduğunu
iddia etmiştir.
Bu iddia da iki yanlış tespit etmekteyiz: Birincisi, aktarılan rivayetteki Hz. Âişe ile
nişanlanan şahıs Cubeyr b. Mutim'in oğlu değil, bizzat Cubeyr'in kendisidir." Yani Hz.
Aişe, Mutim b. Adiyy'in oğlu Cubeyr ile nişanlanmıştır. Yazar burada bir isim yanlışlığı
yapmıştır.
ikincisi ve daha önemli hatası ise, nübüvvetin gelişinden sonra müşrike kız verilmeyeceği
görüşüdür.Halbuki Mekke döneminde böyle bir yasak yoktu. Bu yasağı bildiren ayet Medine'de
inmiş ve bu nedenle sahabe müşrik eşlerini boşamışlardı. Ancak Mekke döneminde, sadece
Hz.Ebubekir değil, Hz.Peygamber bile İslam'ın en büyük düşmanı olarak Kuran'da ismi
zikredilen Ebu Leheb'in iki oğluna iki kızını vermiş ve Nübüvvet geldikten sonra da Ebu
Leheb oğullannı zorlayıp bu iki kızı boşatıncaya kadar boşatmamıştı.
Müslümanlar için durum böyle olduğu gibi. Müşrikler için de böyle bir yasak bahis mevzu
değildi. Mekke'de bu yasak ilk defa Haberu's-Sahife olayında: yani, Mekkelilerin
Müslümanlara boykot yaptıkları sırada gündeme gelmiş ve Müslümanlarla kız alışverişini
durdurmuşlardı. Fakat Hz.Sevde'nin Hz. Peygamber ile evliliğinde olduğu gibi, boykottan
sonra da bu yasağa uyulmuyordu. Nitekim Hz.Şevde nin müşrik olan babası nübüvvetin 10.
Yılında Hz.Peygamberi beğendiği ve kızına denk bir insan gördüğü için onunla evlendirmişti.
Doğu toplumlarında, ülkemizde de olduğu gibi. çocukların küçük yaşta "Beşik Kertmesi'" adı
altında sözlenmeleri oldukça yaygındır. Hz. Ebû Bekir gibi Mekke'nin saygın iş adamlarından
birinin kızını, almak isteyenlerin çok olacağı muhakkaktır. İşte Hz. Aişe'nin Cübeyr ile
sözlenmesi de bu kabil bir söz kesme olayıdır, diyebiliriz. Dolayısıyla, O. Rıza Doğrul"un
söz konusu nişanlanmadan hareketle. Hz. Aişe'nin yaşının büyük olması gerektiği şeklindeki
çıkarımına katılmıyoruz.
Doğrul. Hz. Aişe'nin nişanlısı Cubeyr b. Mutim'in annesinin Hz.Ebubekir'e "eğer bu kız
benim evime girerse oğlumu atalarının yolundan çıkarır" demesini54 delil getirerek,
Hz.Aişe'nin dînî et¬kinliğinden dolayı nişanın bozulduğunu söylemiş ve bu nişanın
nübüvvetten önce vuku bulduğunu dolayısıyla da Hz. Aişe'nin yaşının rivayetlerde zikredilen
yaştan büyük olduğu sonucuna ulaşmıştır.Bir kısım yazarlar da bu görüşte ona
katılmaktadırlar.
Doğrulun bu yaklaşımı, yukarıda açıkladığımız üzere kabul edilmesi mümkün olmadığı gibi.
Ibn Hanbel'den naklettiği. Cübeyr b. Mutim'in annesinin Hz.Ebubekir'e söylediği sözün
tercümesi de yanlıştır. Bu yanlış tercüme. Doğrul'un rivayetten yanlış sonuç çıkarmasında
etkili olmuş olmalıdır. Ibn Hanbel'deki rivayetin tercümesi şöyle olmalıdır: "Ey Ebubekir!
oğlumuzu senin kızınla evlendirdiğimizde, sen onu yeni dinine sokmak istersin " Doğrulun
yaptığı tercümeden, kadının oğlunu yeni dine sokacak şahsın Hz. Aişe olduğu anlaşılırken,
rivayetin doğru tercümesinde söz konusu şahsın Hz.Ebubekir olduğu anlaşılmaktadır. Bizim
tercümemize göre kadının korktuğu şahıs Hz.Aişe değil, bilakis Mekke döneminde birçok
kimsenin hidayete ermesine sebep olan Hz.Ebubekir'dir. Kadın bundan dolayı oğlu Cübeyr'in
Hz. Aişe ile evliliğini bozmuştur. Onunkorkusu oğlunun Hz. Ebubekir'in etkisine girmesidir.
Doğrul ayrıca bu rivayeti kabul edip kendisine delil olarak aktarırken, aynı rivayetin
birkaç satır sonrasında yer alan; Hz. Aişe'nin 6 yaşında Hz.Peygamberle sözlendiği
ifadelerini maalesef göz ardı etmektedir.
Rıza Savaş'da aynı rivayetten yola çıkarak, Cübeyr'le nişanın Hz. Ebu Bekir'in faal olarak
tebliğe başlamasından önce olduğunu, buradan da nişanın bozulduğu nübüvvetin 10. yıllarında
Hz Aişe'nin 14-15 yaşlarında olabileceği sonucuna varmaktadır. Bu tespiti esas kabul
edersek akla şu soru gelmekte¬dir: Eğer bu nişan nübüvvetten önce veya en azın¬dan
nübüvvetin ilk yıllarında yani Ebu Bekrin faal olarak tebliğe başlamadığı yıllarda oldu
ise. neden Cübeyr in ailesi Hz.Hatice'nin vefatına kadar 10 yıl bekledi? Nübüvvetin 10.
yılına kadar beklemeden bu nişanı daha önce bozması gerekmez mi idi? Bu gerekçeye göre daha
önce bozmaları gerekiyordu. Bu konudaki bir diğer görüş de. Hz. Aişe'nin ifk hadisesi
sırasında Hz.Peygambere karşı sarfettiği sözlerin o sıralarda 15 yaşlarında, olgun olmayan
bir kızın söyleyebileceği sözler olmadığı, dolayısıyla Hz Aişe'nin yaşının daha büyük
olduğu iddiasıdır.
Bu iddia, tamamen sübjektiftir. Çünkü, insanın önemli sözler söylemesi, yine önemli işler
görmesi kişiye ve yaşa göre değişir. Örneğin, çeşitli sanat ve felsefe alanında çok küçük
yaşlarda, ileri zeka seviye¬si gösterenler her zaman var olmuştur. Bu nedenle. Hz. Aişe on
beş yaşında böyle önemli sözleri sarf edemez demenin bir delili yoktur. Ayrıca bu tezin,
bilimsel bir dayanağı da söz konusu değildir.
Bu yaşlarda o sıcak bölgede genç kızlığının tam zirvesinde olan üstelik 6 yıldır Hz.
Peygamberin yanında yaşayan, daha önce de Hz.Ebubekir gibi İslam'ın en önemli
şahsiyetlerinden birinin yanında bulunan bir kimse bu sözleri rahatlıkla söyleyebilir.
Üstelik bu kimse Hz.Aişe gibi gayet kabiliyetli, zeki bir kimsedir.
Rıza Savaş, Hz. Aişe'nin abisi Abdurrahman b. Ebi Bekir'le aynı anneden doğduklarını göz
önüne alarak, iki kardeş arasındaki yaş farkını Hz. Aişe'nin yaşının tespitinde delil
olarak kabul etmiştir. Ona gö¬re, o dönem şartları içinde iki kardeş arasındaki yaş
farkının 10 yaş kadar olamayacağı, ancak 1-2 yaş olabileceği tezinden hareketle, Hz.
Aişe'nin de 18 yaşlarında olacağı belirtmektedir. Çünkü, Abdurrah¬man b. Ebî Bekrin Bedir
Savaşı'nda 20 yaşların¬dadır. Buna göre, aralarında 1-2 yaş fark bulunması
gereken Hz. Aişe de, 18 yaşlarında olmalıdır.
Rıza Savaş'in yukarıdaki tezini, o günkü Arap toplumunda yaygın olan çocuk edinme koşullan
içinde makul kabul etmek gerekir. Ancak genel olan bu durumun, her özel durum için de aynı
şekilde değişmez bir yasa imiş gibi kabul edilmesi, bilimsel olmadığı gibi. delil olarak da
kabul edilemez. Bu sadece tahmini bir varsayımdır. Bir bilgiye/belgeye dayanmamaktadır.
Çünkü, bir kadından doğan çocuklar arasındaki yaş farkının şu ya da bu miktarda olmasını
sağlayacak bir çok neden olabilir. Bu nedenleri tespit etmeden, yukarıdaki gibi, sadece
belirli bir adeti öne sürerek iddiada bulunmak, kabul edilebilir bir durum değildir. Bu
nedenle, Hz. Âişe'nin yaşının büyüklüğünü, söz konusu yaklaşımla ispatlamak mümkün
gözükmemektedir.
Dozy gibi müsteşrikler, 54 yaşlarında bir adamla, küçük bir kız çocuğunun evliliğini garip
görüldüğünü belirtirlerken bazı yazarlarda insanlık tarihi boyunca böyle bir evliliğin
olamayacağını söylemişlerdir.
Dozy kendi kültürünün tesirinde kalarak konuyu değerlendirmiş ve yadırgamışür. Biz bu
iddialara, hem o dönemden, hem de günümüzden örnekler vererek cevap vermek istiyoruz. O
dönemde bu tip evlilikler çoktu. 60 yaşlarındaki Halife Ömer'in Hz. Ali'nin çocuk yaşta
baliğ olmamış kızı ile evlenmesi o dönemde bu yaş farkının problem olmadığını gösterir.
Zehebi'nin naklettiği şu rivayet bu konuda ilginç bir örnektir. Amr b.el-As. oğlu Abdullah
b.Amr dan tam 11 yaş büyüktür.63 İbni Hacer bu yaş farkını 12 olarak verir. Bu rivayete
göre. Amr yaklaşık 10-11 yaşlarında evlenmiş olmalıdır. 10 yaşında erkeklerin evlilik
gerçekleştirebildiği bir yörede, daha erken ergenliğe giren kızların 9 yaşında evlilik
yapması kadar normal bir şey olamaz. Yine 53 yaşlarındaki Hz.Ebubekir'e Hz. Ömer'in 20
yaşlarındaki kızı Hafsa'yı teklif etmesi yaş farkının o dönemde pek de garip
karşılanmadığını göstermektedir.
Ergenlik yaşının yüksek olduğu ülkemizde bile kırsal kesimlerde kızlar 12-15 yaş arası
evlenebilmektedir. Arabistan bölgesinde ise ergenliğin 8 yaşlarına kadar düştüğünü ve
kızların 20 yaşlarında biyolojik gençlik çağını bitirme noktasına geldiğini biliyoruz.
Arap kültüründe yer alan bu durumun günümüzde de devam ettiğini, Kur'an Mesajı adlı eserin
yazarı Muhammed Esed'in Medine'de iken, başından geçen evlilik göstermektedir. Bu
evlilikte, ileri yaşlardaki Esed, 11 yaşlannda bir çocukla evlendirilmiştir. Buna itiraz
eden Esed'e Araplar şöyle demişlerdir: "Kız kocasının evinde büyür".
Günümüzde ergenlik çağı yüksek olan Batı ve ABD gibi soğuk bölgelerde bile 9-10 yaşlarında
bakire bir kız çocuğu bulmanın çok zor ve bu yaşlardaki çocukların serbestçe cinsel ilişki
içerisinde olduğu bilinen bir gerçektir. Bu nedenle insanlık tarihinde, Hz. Peygamberin
evliliğinde olduğu gibi bir evlilik olmadığını iddia etmek, bilimsel değildir.
Bu yaşlarda evliliğin halen Batıda ve ABD'nin kırsal kesiminde uygulandığı bilinmektedir.
Yapılan tespitlere göre Batı gibi soğuk ülkelerde bile ergenlik yaşları, çok küçük yaşlara
kadar düşmüştür. Bu gerçekler göz önüne alındığında, Hz. Peygamber in o yaşta bir kız ile
evliliğini garip karşılamamak gerekir. Nitekim Rodinson, Dermenghem, Caetani, gibi bir
kısım Oryantalistlerde Hz.Aişe'nin evliliğinin o dönem şartları içerisinde normal olduğunu
belirtmişlerdir. Ayrıca insaflı Oryantalistlerden Watt; "Arabistan bölgesinde kızlar erken
geliştiği için Âişe'nin bu yaşta evliliği normaldir" demektedir.
Burada şu noktayı da zikretmeliyiz; eğer Hz.Peygamberin bu evliliği içinde yaşadığı toplum
tarafından garip bir evlilik olarak karşılanmış olsaydı, Hz.Peygamber aleyhinde en küçük
eksikliği dahi kaçırmayan Mekkeliler bu durumu dillerine dolayacaklar ve Hz. Peygamber
aleyhine kullanacaklardı. Fakat, bu doğrultuda her hangi bir şey kaynaklarda
nakledilmemektedir. Ayrıca Hz. Aişe, Hz. Peygamberden önce Cübeyr'le nişanlanmıştı, yani,
Hz.Peygamber ile nişanlanmasından daha küçük bir yaşta iken yapılmış olan bu tür evlilikler
ya da nişanlanmalar, o günkü koşullarda doğal karşılanıyordu. Hatta daha küçük yaşlarda da
olabiliyordu. Hz. Peygamberin Hz. Aişe ile 9 yaşında evlendiğiyle ilgili rivayetleri
destekleyen başka rivayetler de vardır. Söyle ki: Hz. Aişe, evlendikten sonra kız
arkadaşlarıyla oyunlar oynadığı ve oyuncakları olduğunu söylemiştir. Eğer iddia edildiği
gibi 18 yaşında evlenmiş olsaydı, bu yaşlarda bir kadının oyuncaklarla oynaması normal ve
makul bir davranış olamayacağından, bu konudaki rivayetlerin kabulü imkansız olurdu. Oysa
bu rivayetler sahih olarak nakledilmiştir. Bu rivayetlerin bazdan şöyledir:
"Ben sokakta oynarken annem çağırdı, eve kapattı ve evleneceğimi anlattı '
"Ben Peygamberle evliyken evde arkadaşlarımla oynardım. Hz. Peygamber gelince arkadaşlarım
kaçardı. Hz.Peygamber gider onları toplar benimle oynamaları için gönderirdi
"Ben evde arkadaşlarımla oynuyordum. Hz.Peygamber geldi. Oyuncaklarımı kastederek bunlar
nedir ey Aişe" dedi. Ben de ''Süleyman in atları"dedim.
Bu rivayetlerden hareketle. Hz. Aişe:nin 18 yaşında evlendiğini iddia edip. sonra da
Hz.Aişe'nin çocuklarla oyuncak oynadığı, oyuncakları olduğu. Hz.Peygamberin ona sokaktan
arkadaş gönderdiğini kabul etmenin bir tenakuz olduğunu söylememiz gerekir.Sonuç olarak bu
rivayetleri dikkate alarak, çocuk yaşta evlendiği Hz. Aişe'yi, Hz.Peygamber hem eğitmiş,
hem de İslamî bilgiler ile yetiştirmiş ve bu arada onun çocukça isteklerine karşı da
anlayış göstermiştir.
Konu ile ilgili bir diğer iddia da: Hz. Aişe'nin 9 yaşında evlenmiş olduğuyla ilgili
rivayetlerin gayet az ve şaz olduğundan hareketle, onun 17-18 yaşlarındayken evlenmiş
olması gerektiği şeklindedir.
Hz. Aişe'nin 9 yaşında evlenmiş olduğu rivayetlerini, az ve şaz olmakla eleştirerek kabul
etmeyen yukarıdaki iddia, kendisinin ileri sürdüğü. Hz. Aişe'nin 17-18 yaşlarında
evlendiğine dair hiçbir rivayet yoktur. Yani şaz bir rivayet bile yoktur. Dolayısıyla, söz
konusu iddia sadece bir varsayımdan ibaret kalırken. 9 yaşında evlendiğine dair ise bir çok
rivayetler bulunmaktadır. Bizzat olayın kahramanı Hz. Aişe'nin ağzından 6 yaşında
nişanlandığı. 9 yaşında evlendiğine dair bir çok tarihi bilgilerin de varlığı tezimizi
güçlendirmekte ve desteklemektedir. Bu konudaki tartışmaları noktalamadan önce şu konuyu da
aktarmakta fayda mülahaza görüyoruz. Eğer 9 yaş rivayetlerini esas alırsak, bu noktada 9
yaşında evlendiği bir kızı 18 yaşında dul bırakmak ve Kuran da ki yasak gereği bir daha
evlenememe-sine sebep olmak zulüm değil midir? şeklindeki bir soru akla gelebilmektedir.
Hz Aişe'nin 18 inde dul kaldığı doğrudur. Öncelikle 9 yaşında evlenen bu kızdan yani Hz.
Aişe'den böyle bir pişmanlık hakkında bir rivayet göremediğimiz gibi bu evlilikten ötürü
bir çok kazancı olduğunu kendisi aktarmaktadır.
Kimse ne zaman öleceğini bilemez. Nitekim insanlar çok genç yaşta da ölebilmektedir.
Öyleyse bu düşünce ile mantıklı bir sonuca varmamız mümkün değildir. Ülkemizde bile halen
18-20 yaş arasında kocası ölüp ona sevgisinden dolayı bir daha evlenmeyen pek çok kadın
vardır. Bu Özel bir durumdur, sevgi aşk vs. gibi çok özel şeyler vardır ki bunlar bir
başkasının kendi öznelliği ile asla tenkit edemeyeceği realitelerdir. Ayrıca sevdiği ile
evlenmediğinden dolayı hayat boyu evlenmeyenleri de dikkate alabiliriz.
Ayrıca Hz. Aişe Hz.Peygamberle evlenmeseydi ne kaybederdi? diye düşünmekte gerekir. Eğer
evlenmeseydi onun yanında yetişemez, İslam'i bilgileri sahabelerin kendisine danıştığı
birisi olmazdı. 2210 hadis aktarmazdı. Hatırı sayılır bir fakihe, müfessire. müctehide ve
müftiye olmazdı.
Sonuç
Hz. Aişe'nin Hz.Peygamberle evlendiği evlilik yaşı konusunda klasik kaynaklarda yer alan
onun 18 yaşında evlendiğini savunan bilginlerin görüşlerinin isabetli olmadığı
göstermektedir.
Bu kadar rivayet, sadece yorumla reddedilemez. Rivayetlerin aksine getirilen deliller ise
bilimsel olmaktan ziyade, tepkiseldirler. Dolayısıyla, Hz.Aişe'nin Hz.Peygamber'in hanesine
küçük yaşta girmesinin pek çok hikmet ve hayırlı sonuçları dikkate alınmadan rivayetler
değerlendirilmiştir. Ulaşılan sonuçlar ise tatmin edici olamamıştır.
Bölgenin iklim yapısını ve evlilik kültürünü göz önüne aldığımızda o zaman ve hatta
günümüzde bu tür evliliklerin hiç de garip karşılanamayacağı ortadadır. Onun küçük yaşta
oluşu hiçbir zaman problem edilmemiş, oyuncaklarıyla oynamasına ses çıkarılmadan, onun Hz.
Peygamberle evliliği devam etmiştir.
Bütün bunlardan sonra özetle diyebiliriz ki Hz. Aişe'nin Hz. Peygamberle nişanlandığı yaş 6
dır. Bu da nübüvvetin 10. yılına tekabül etmektedir
Evlendiği yaş 9 dur. Bu da Hicretin I. yılında olmuştur. Genelde rivayetlerde bu noktada
odaklanmıştır. Bu evlilik o zaman hiçbir kimse tarafından garipsenmemiş ve o dönemde
gerçekleşen buna benzer bir çok evlilik bulunmaktadır.
Bireyler ve toplumlar bir tarih dilimine ve kültürel geleneğe aittir. Bundan kopmak
imkansızdır. Bu nedenle, her hangi bir tarihi olayı değerlendirirken onu kendi tarihselliği
ve kültürel çerçevesi içinde değerlendirmek gerekir. Yoksa, kendi şartlarımızı ölçü alarak
farklı bir tarih diliminde yaşayan ve farklı toplumsal yapılanmalara sahip birilerini
yargılamak: hem doğru değildir, hem de bilimsel bir yöntem olarak kabul edilemez
Şimdilik saygımla gittim...
aliyarasfal
15-05-2017, 01:53
Cüveyyireye dair yanıt bekledim gelmedi, neyse….
Bu kadar çok hata dolu bir mesajın neresini düzeltmeli bilemedimki.
Önce şia veya mutezzile olmadığın aşikar. Çünkü hadis sever bir sunnisin. Ayşe ananın yaşı uğruna bu kadar hadislere sarılıpta bunu dert etmemiş şiayı öne sürmeniz veya mutezileci olma ihtimalinde sıfır, devrimci akılcı değil yalanlara sarılan, reformist görünmeye çalışsanda mutezileci düşmanı gazali çağrışımlısın.Savunma biçimin demogoji ve takiyye.
Ha çok canını sıkıyorsa hadisler kullanmaki karşındakilerede bu hakkı vermemiş ol. Hasan Beyden taktik öğren, işe yaramıyor ama olsun.
Örneğin mutayı hadislerle nesh etmeden yapabileceğin dilin ile eğip bükmek, yoksa sen tüm alimciklerden daha mı akıllısında ayetin içeriğindeki anlamı onlar hadislere sarılarak nesh ederken yalanlarla, yalan yanlış çevirilerle kurtarabileceğini düşünüyorsun?
En fazla Türkleri kandırırsınki olanda o, Araplar mecbur hadislere sarılıyor.
İlginçtir yasak olduğunu iddia eden Suudiler umrecilere bu hizmeti sunuyor ama sorarsan yasak. Acep nedendir? Muta nikahını her gittiğinde kıyan ve bir hafta bu halti yiyen tanıdıklarım var,arkadaşlar sunni ve iki evli ve anlatmaktan ve yediği halttan mutlu, çünkü kuran bu izni veriyor, kendi anlattığı bu, yapcek bişi yok, onların yalancısıyım. Yasak değil mi diyorum, ya ayet var, hadisle neshide tartışmalı,kesin yasakta yok sorduk günahıda yok, yorum meselesi diyorlar.
Ayşe ananızın yaşını niye takıyorsunuz ve büyütmeye çalışıyorsunuz? Hadis de geç, amma görüyoruz boş demogoji üretme peşindesin.
Yani Edip denen dangalak arafta kalmışlığının hezeyanlarıyla bizi hadisçi sansada biz hadisçilere hadisle, kuran dışında kuş tanımam diyenlerede o yaklaşımıyla yaklaşırız.
Daha önce sordum sana özellikle hadisleri kabul edip etmediğini, ki hadis reddiyeni z varsa mezhebine göre red edecek olan sensin, bizim hadis koymamız sen onların arkasına sığınırken niye tuhaf oluyor? Niye inatla demogoji peşindesin anlamıyorum.
Neyse konuyu boğmak için epey çabalıyorsun ama sorun değil, sonuçta sadece dahada farklı boyultlarıyla islamın iç yüzü koyulmuş oluyor.
Gelelim midem bulanıyor diyerek gülünç hallere düşmene. Tarihte olmuş olayları saçma sapan yorumlayarak bilim dışı, akıl dışı yorumlayarak kendince uyduruk bir nedenle evrimin işleyişi ve sonucu salaklığıyla yazılmış bir yazıyı bilimsel ve gerçek yorummuş gibi buraya koyunca kimi bağlayacağını sanıyorsun?
Miden tecavüzden, sübyancılıktan, köle cariye laflarının gırla uçtuğu ve ganimet anlayışıyla yayılmış ilkel bir inanışı savunmak adına kırk takla atmaktan bulanmıyorsa o yazıyı yazan salak size ve inancınıza uygun, ancak insana ve insanlığa çok uzak, hayvani ve hastalıklı taraflarını aşamamış bilim dışı ve akıl dışı bir kişi . Sizin bu saçma yazıyı evrimin sonucu (kadınlar mazoşist ve cariye olmaya can atar imalı ) diye bilimsellik içermeyen bir şekilde buraya taşımanızdaki sonuç şu, evet dininizi korumak ve örtpas adına sarılmadığınız iğrençlik kalmıyor.
Buda ne kadar berbat şeyleri savunmaya çalıştığınızın gayet farkında olduğunuzun ve “ölümü gösterip “sıtmaya razı etmek taktiğinizden anlaşılıyorda, o burada sökmez.
Şu savunma ve yalan dolanla örtpas taktiğiniz dahi “bir yücelik, üstün kutsal” sanrısıyla sarıldıklarınızın ortaya sunduğunun şu ruh hastası yorumu yapmış hasta kişilikle aynı derecede olduğunu mu anlayalım?Yada biraz daha iyisi mi? Amaç?
Öncelikle insanın ve hayvanların biyolojik gelişimini tanımlayan ve inceleyen Evrim teorisini alıp etoloji, zooloji, psikoloji ve aralarındaki ilişkiyi farklılığı ve alanlarını yok sayıp, göz ardı edip tarihteki kimi yaşanmış kötü olaylara eklemleyip kel alaka yorumlamış bir hastalıklı kişiliği kendince yorumlarına referans gösterme çaban zaten gülünç olmuş.
Stocholm Sendromu (https://tr.wikipedia.org/wiki/Stockholm_sendromu) bir ruhsal hastalıktır, yada Sadomazoşizm (https://tr.wikipedia.org/wiki/Sadomazo%C5%9Fizm) gibi davranış bozukluklarını normal kabul eden bir tanrı profil çizip bunuda normal kabul etmen tuhaf.
Çünkü kadınlara yönelik iğrenç ithamının (cariye olarak kullanılmayı kendileri istermiş gibi) dayandırmaya çalıştığın nokta işte bu davranış bozukluklarını normal gibi gösterme, şartlar sonucu geçmişteki insanların tamamen ilkel davranış biçimlerini savunmak adına , sübyancılığın , köleliğin , tecavüzün ve bu gün insanlığı geldiği noktada hastalık veya suç kapsamındaki tüm durumların maalesef sabitleyerek değişmez ve hak olarak tanımlanmasına nede olan ilkel dinlerin kutsiyetiyle gerçekte çağımız değerlerinin çatıştığı gerçeğinden kaynaklı oldukça saçma savunmalar peşindesin.
Çağımızdaki sosyal yaşamdaki iş-işveren,işçi kavramlarını köle-efendi ilişkisi gibi gösterme çaban, sübyancılığı yaşı az yukarı çekerek kurtarırız belki anlayışın, kadına insan düzleminde eşitlikçiliği yok sayıp, günümüz için haksızlık ve adaletsiz sayılan bakışı sırf kutsalını savunmak adına normal ve çok büyük bir ayrıcalıkmış tarzında sunma çaban sorunlu bir durum.
Sübyancılık bir hastalık ve suçtur, yaş büyütmek bunu değiştirmez, 11 yaşındaki çocuk çocuk doğuruyor diye evrimsel süreçte biyolojik yeterlilik adı ile onunla ilişkiye girenleri normal görmek veya normal sanmak hastalıktır. biyolojik yeterliliğin kıstası sadece doğum değildir, 11 yaşındaki çocuk biyolojik gelişim evresindedir tamamlamışta değildir. Bu evreye zaten ergenlik tanımlaması( gelişim süreci) bilimsel olarakta beden ve düşünsel birlikteliği ve gelişimi olarak tanımlanır, çocukluktan çıkış aşamasıdır, 8-9 yaşlarında başlar 8-19 yaşında biter.
Yani 11 yaşındaki bir çocuk bu gelişimin başlarındadır ve normal birey olmasını bırak (o gözle görmek) daha çocuktur. Sadece hormonlarındaki büyümenin getirdiği aşırı salgılanma ondaki dürtüleri aşırı boyutlara taşır.Evrimsel süreçte farklılaşmamış ve aynı hayvan isek, ayrışmamış isek bu gözle bakalım diyor iseniz sorun yok çiftleşin.Bu gelişim belli bir noktadan sonra hem bedenen hem zihinen bir noktaya ortak olarak ulaştığı (bitmemiş olsada) yaşlarda orta evredirki bu nedenle bilimsel olarak 14-16 yaş sonrası bir noktaya kadar hem biyolojik yeterlilik hemde kararlarından sorumlu olma sınırı olarak kabul edilir.
18 yaş ise tam bu gelişimin ortalama yaş, bitiş aşaması tamamen zihinsel olarakta biyolojik olarakta artık çocukluğun çok uzağında bireydir.
Bu nedenle bu bilimsel verilerle ateist çoğunluk oldukları halde, ya evrimsel süreç doğada böyle demez bazı ülkeler değil mi? Cinsellik yaş sınırını yasalarına koyarlar (14-16) ve isteğiyle dahi onunla birlikte olan her kesi cezalandırırlar. Neden acaba? Bilmiyorlar mı evrimin lütfudur kadınlar cariye olmayı sever, 11 yaşındaki çocuk doğurur ,doğada böyledir.
Kölelik bir suçtur, heleki savaşlarda yenilen tarafı ganimet gören, çocuk ve kadınlarıda bu işe dahil eden bir anlayış, yok dul kaldılar falan salaklığıyla açıklayamaz ve kabulde ettiremez. Bu geçmiş çağların normali, bu çağ için suç, yani tanrınız 7. Yüzyılı aşamıyor.
Tecavüz bir suçtur, ( 11 yaşındaki çocukla ilişkide tecavüzdür) 20 yüzyıla dek bilinçsiz ve tamamen bilimsel akıldan uzak yaşayan dinlerle sabitlenmiş ve yanlış bakışlarla evrimi ve davranışların nedenlerinden habersiz suçu kendince (çıkarına göre) tanımlamış toplulukların normallerini, bu günde normal saymak artık imkansız.
Bu nedenle zaten zorlanıyorsunuz. Sübyancılığı , köleliği, tecavüzü ve nice suçu kendinize hak olarak görürken aynı zamanda örtpas etmek içinde çaba harcıyorsunuz.Çelişkidesiniz.
Neyse.
Önce Muhammed 4, diğer ayetleri ileri sürmeniz , her biri farklı zaman ve olay üstüne yazıldığını bildiğimiz ayetleri bir birini referans sunar gösterme çabanız anlamsız.
Ayrıca bakın ya okumuyor ya anlamıyorsunuz, benim gösterdiğim ayetlerde sebepli yada sebepsiz saldırı var veya yok iddiası hiç yokki mesajlarımda.Dedimki demogojiyi bırakın, iş demogojiyse koyar ve sorarım çelişki yok mu bu ayetler arasında, hangisi doğru ki şeklinde istersem bende yaparım ve uzatır dururuz , demogojiye kaymanızdan sıkıldığım için örnek verdim ve söyledim.
İş eğer demogojiyse savaş ve esir alma konusunda sayfalarca yazarız. Bunu örneklendirdim ama neyse,demekki anlamamakta ısrarcısınız, buyurun oyalanın o halde.
Yahudilere dedik diyor örneğin değil mi bir insanı öldüren tüm insanlığı öldürmüştür( yani tevratta varmış) Güzel sizde sorumlusunuz diyor mu? Demiyor, Yahudilere dediğinden size ne? Yahudilerde tanrınız zinaya ne ceza vermiş? Müslümanlarda ne? Neden farklı? Demogojiye demogojiyle cevap vermek ise böyle sürer gider.
Ha çok zorlar onlara desede biz tüm kitaplardan sorumluyuz, onlara denilmiş ama bizim kitabımızda var o halde doğru ve bizedir dersenizde( maide suresi 43 ve sonrası varken diyemezsiniz der dallandırılır) , yine Yahudileri tüm alemlere üstün kıldığınıda kuranda yazar. O halde Yahudiler üstündür, ve Tevrat kuran arası tüm çelişkiler( bozulmuş yalanınız devreye girer) ortaya çıkar ve konu demogogluğunuza kurban sürer gider.
Ayrıca çok muğlak bir kelime var maide 33 te. Allah ve resulü ile harb edenler ve Fesat çıkaran şeklinde. Pardon ilerdede okursunuz mesajımda örneğini, Allah (soyut hayal) resulü artık yok, fesatın sınırını kim belirliyecek? Kafana göre takıl. Allah yok diyende fesat, ben senin dinine inanmıyorum desede biri fesat, artı kim ne anlarsa , yani seviye yerlerde geziyor.
Nedene ve Cezaya bak , sen budizmi rededersen, fesat çıkartırsan aynı ceza desek veya ateizm konusunda fesat çıkartırsan, ateistlere karşı savaşırsan cezan budur. Buyur?
Yada tevbe 5 te kabul etmezse ne olacak? Muhammed 4 mü uygulanır?Muhammed 4 kafirlerle savaş emri, tevbe 5 müşriklerle. Kim karar verecek? Bu ayeti ya İslam yada ölüm yorumuyla ele alan tonla Müslüman var . Kim engel olacak? Hangi gerekçeyle. Burda müşriklere karşı bir emir varken bir başkasında ehli kitap, bir başkasında kafirler ve hepsi aynıdır demeye kalkarsanızda zaten saçmalamış olursunuz.
Enfaldede durum aynı, ordada ayet 49 okursanız görürsünüz, bunlarda münafıklar.
Münafıklara karşı davranış, müşriklere karşı, ehli kitaba karşıda ayrıdır hükümler. Yani aynı hükümlerden bahsedemezsiniz.
Enfaldede tefsirleri okuduğumuzda görürüzki esirleri dahi öldürme taraftarı bir tanrı profilidir ve fidye karşılığı serbest bıraktıkları için kızgındır.
Noldu sevgi kelebeği profile zıt, esirleri niye öldürmeyip serbest bıraktınız diyen tanrı var karşımızda. Affettim masalıylada peşine neyse madem fidye aldınız yiyin gari demişmiş. Niye kızdığını anlayan var mı? O ayetlerin iniş sebeplerinin anlatıldığı hadis(rivayetler) bunu ortaya koyuyorken bir çelişki yok demek ilginç bir durum.
Kafirlere karşı direk saldırıdır Muhammed 4.
Hadi demogoji seviyorsanız devam edin,Muhamme 4 başka ayetlere atıf içermez, surelerede. Nisa 127 Nisa 3 e atıf içerir, bu bağlantı mevcuttur, referansı kendi içinde var.
Ortada savaş yok, Muhammed 4 hiç bir şekilde diğer koyduğunuz ayetlerle ilgili durumlara ilişkili değil, ha şunu dersiniz ben öyle yorumluyorum, şunu diyemezsiniz, bir başkası farklı yorumluyor, bu ayetden cihad ve gerekçe gerekmeden savaşın diyor anlıyorum derse, olmaz , senin yorumun yanlış, yapamazsın diyemezsin.
Desenizde kimin umrunda, bu ayet bu yapısıyla buna müsait.
. Yani tanrınız yine becerememiş anlayacağınız.anladınız mı? O savaş kelimesini eklemlemek çeviri değil üç kağıtçılıktır. Yorum mu yapacaksınız, tefsirde yapacaksınız. Meali bozmak art niyettir. Ört pas taktiğidir.
Zaten benim uydurulan savaş varmış gibi imaj yaratma gayesine itirazım ortada. Diğer ayetlerde savaşı örneğin tevbe 5 te antlaşmayı bozan müşriklere karşı vermekten söz ederken diğerinde münafıklar, yada yeryüzünde din Allahın oluncaya kadar savaşın, bir diğerinde Allaha ve Peygambere karşı bozgunculuk yapmak gibi( kime neye göre gerekçe) çok elastik ve keyfi bir gerekçe öne sürülür, istediğine yorumla . Allah yok diyenede saldırır İslam bu ayetlerle, Muhammed yalancı diyenede.
Bunlar için basit örnek, Muhammedin yalancı olduğunu söylediği ve hakaret ettiği için çocuklarının yanında uyurken katlettirdiği şair kadın veya yaşlı adamlar gibi hadislerle sabit.
Sınırı ve adilliği kime göre.Sınırları muallak bir tanrı. Burdan adalet değil kaos çıkar ki çıkıyorda. IŞİd çıkıyor, sizin gibiler çıkıyor, 0 yaşındaki kızla evlenilir diyen çıkıyor, tüm kafirlerle yeryüzünde tek din İslam kalana kadar savaşmalıyız diyende çıkıyor.
Hakaret ölüm sebebi. İyi ya önüne gelene pislik, aşağılık domuz diyen ve hedef gösteren bir kitaba tapanlarıda öldürmek gerek desenize. Yani kan davası çıkartan cinsten bir anlayış, hoşgörü değil bölücü, yıkıcı ve intikam ve suçu övüp teşvik edici.Sadece kendine yontan hak gören anlayış.
Yani kıstasları adalet değil, kendine hak ve biz ne dersek o, saygı duyacaksın yoksa katlin bize hak ve keyfi yoruma müsaitlik taşıyan bir kitapta haksız yere bir cana kıymaktaki cana kıymanın sınırı bu kadar yerlerdeyken doğrusu bu kitap ve ayetlerdeki olayı karşıdakiler saldırdı (söz bile saldırı kuranın mantığı ile ve ölüm gerekçesi) basitliğiyle açıkladığını sanmak kendini kandırmaktır.
Cihad emrolunan bir kitap, cihadın ne olduğuna da sınırlarına da karar vermek imkansız.İşine geldiği gibi, duruma ortama şartlara göre anlam yükle, bu yuvarlak ve ne olduğu belirsizlik sayesindede zayıfken mazlum rollere bürün, ortam müsaitsede bize hak de saldır.
Kim nasıl anlıyorsa doğru ve uygulaması caiz mantığını aşamayan berbat yazılmış bir kitap.
Savaş yolu ile esir almak ilk yol, ikinci yol satın almak,
Nisa 24 ayetinde gücü hür kadınlara yetmeyen kişilere mümin ve fuhuş yapmayan( bakınız aranan özellik) cariyeleri sahiplerinden ücretleri karşılığı alarak nikahlanmalarını salık verir.( nikah sözcüğünün içeriği nediri Hasan Bey iyi bilir)
Orada ücreti mehir diye yutturmaya kalkmanızda sıkıyor.Ücret satın alma karşılığı sahibine verilen para.
Nisa 25
Öyle ise iffetli yaşamaları, zina etmemeleri ve gizli dost tutmamaları şartıyla sahiplerinin izniyle ücretlerini vererek onları nikâhlayın.
ucûre-hunne: onların ücretleri
Mehir evlenilen kişiye verilir. İlginçtirki bu ayetde mehirdende söz edilmez. Ayrıca mehile r hür kadınlarla evlenmek pahalıymış ki demekki bir köleyi satın almak(ücret karşılığı) tavsiye olunuyor züğürt Müslümanlara , yani cariye satın almaları tavsiye edilir.
Ayrıca kuranda recm yoktur , bu konuda zaten bende aynı düşünmekteyim,
Recm hadislere dayandırılarak verilen bir ceza ki Muhammedin uygulattığı, tevratta olup islamda olmayan bir ceza değil mi? Tanrınız ırka göre ceza veren düşük bir profil sergiliyor(insansı) Her insana eşit uygulanan bir adaleti yok, hükmü yok, dinlerle bölmüş ve birbirine uyumsuz hükümler uygulatıyor. Ayrıca tarışılacak bir konu.
Recm konusunda tevratta yok yada tahrif edildi yalanına sığınamıyorsunuz. Maide 33 ayetinin iniş nedeni, Yahudi bir çifti recm ile öldürten Muhammed, işte bu meşhur cüveyyire meselesiyle Ayşe tarafından( İFK) aldatılma hikayesi sonrası tanrınız Ayşeyi kurtarma operasyonuyla Yahudilere zinada ölüm cezası verirken insafa mı geliyor ne bilinmez, aniden şahit ispat isteyip 100 sopaya evriltiyor İslam için, tevrattaki hükümse Yahudilere özel, Hıristiyanlıkta ise bu cezalara rastlamak mümkün değil..
Ancak İslam alemi maalesef peygamberin söz ve davranışlarda emir telakki edildiğinden , Muhammedce uygulatıldığı sabit recm cezasını uygulamaya çok hevesli görünmekte.
Şaşmaz adaletin şaşkın halleri.
Neyse nisa 25 devam;
Buda bize köle satışının ve alımının olduğunu ortaya koyar.
Gelelim daha geniş düşünmeye, islamda caizlik ve icazet meselesine, köle cariye var ve bunların satışının yasaklandığı bir ayet söz konusu mu?
Yani alım satımına koyulmuş engel var mı? Savaş dışında elde edilemez demek için açık bir hüküm ve yasak ve hatta mümkünse bu yasağı destekleyecek ceza gerekir.
Yine biliyoruzki kuranda derki Allah, benim haram kılmadığımı kimse kendine haram kılamaz. Yani yasak veya haram uyduramazsınız. Cariyeleriniz size helaldir derken hele.
Köleleri evlendirin demek alıp satmayı yasak mı kılıyor? Evlide olsa kölenin evliliğini sahibi karşısında geçersiz kılan kitap evlendirin dese kaç yazar? Kölenin evliliğinin hükmü yokki sahiplik karşısında.Satarda, helaldir sexte yapar.
Köle satın alınmasını bırakın yasaklamayı işte bu nisa 25 ayetiylede örnek vermiştir.
Yani caizdir.
Recm , yada 100 sopa bakışınada değinelim. Nisada açıkça fuhuş yapmayan mümin olan cariyelerden bahsedilirki bunlarla evlilik hür kadınlara gücü yetmeyen kişilere tavsiye edilendir. Köleye sahip olmadığı açık. Yani züğürt. Orda cezanın ön görüsü nedir? Fuhuş yapmaları halinde hür kadınlara yapılacak cezanın yarısı ki “hür kadınlarla” kıyaslama ile nikah olayının dahi köleliği kaldırmadığı ortadadır.
Peki fuhuş ve zina aynı şey mi? Sorusuda burada akla geliyor. Hür kadınlar (erkekler) zina yaparsaki tarifi şudur zinanın , eşini aldatmak ancak para karşılığı değil istek ve karşılıklı rıza işidir zina.yani duygusal ve biyolojik ihtiyaçlarlada desteklidir. Tek seferlik değildir genelde, sürekliliği de vardır.
Fuhuş ise fahişelik terimindende bilindiği gibi, ücretle sex yapma, anlaşarak menfaatle sex yapılmasıdır.Duygu içermez, biyolojik tatminden öte değeri yoktur, tek seferlik ilişki biçimidir.
Bu durumda neden zina değilde fuhuş öne sürülmüş bu ayetde onu düşünmek gerekiyor.
Onunda cevabı kendinde var, seçilecek cariye fuhuş yapmayanlardan olmalı ki buda cariyelere fuhuş yaptırmanı n doğallığını ortaya koyuyor. Ceza öngörse ve yaptırımı olsa idi cariyelerin fuhuş(fahişeliğinin) zaten bir yerlerde hüküm olurdu, onuda geçtik bu kadar normal bahsedilmezdi.
Yani önce fuhuşunda cezası olmalı ki yarısı uygulansın. Nedir fuhuşun cezası?
Nur suresi 2 de zinanın cezası 100 sopa ve ispatı 4şahit olarak belirlerken, Nisa 16 da ise fuhuş yapan kadınlardan bahsedilir ve denirki 4 şahit getirin ve ispatlanırsa ölüm gelinceye kadar hapsedin, eza edin(eziyet) tövbe eder( vazgeçerlerse) ıslah olurlarsada serbest bırakın.
Buyurun Ayşe Ananız sayesindei nmiş nura ve kadınlar8nisa) suresinden incilere.
Nur 33 ayetinde kilit kelime fetayeti kum. Sübyan cariyeler, Genç diye çevirelim zorlamayalım arkadaşları, ancak bunu bile örtpas etmeye çalışırlar.Yani fuhuş yaptırılan cariyeler olduğu ve bunu genel engellemeye yönelik bir yasaklamada olmadığını tesciller.Tek ayrıcalık genç cariyelere yönelik tavsiye .
Nisa 24-25 kilit kelimeler, ücret-nikah-fuhuş.
Gelelim Nisa 24 ü savunmaya çalışan mutayı gözden kaybetmeye çalışan bölüme.
Nisa 24
Nisa 23 kimlerle evlenilmez listesi yani haramlar ve sonra bu bölüm gelir ki şöyle yazar.
Ve bunların dışında olanlarla, iffetli olmak ve zina yapmamak şartıyla mallarınızla istemeniz size helâl kılındı. Artık onlardan faydalanmak isterseniz o taktirde farz olan ücretlerini onlara verin. Ve bu farzdan sonra, razı olduğunuz konuda onunla anlaşmanızda sizin üzerinize bir günah yoktur.
Burda normal bir nikah sözcüğü göremezsiniz. Mehirde yoktur, ücretle hür kadınlarla sexin icazetidir.Faydalanmak üstüne kurgulu ve razı olduğunuz konuda ne olaki? Eh uygulamalara bakılırsa sex.
Bu ayetin hükmünü hadisle nesh eder arkadaşlar. Mealide eğip bükmektende hiç çekinmezler. Lan ne korkuyorsunuz, Allahınız helal etmiş, nikahsız sexede yol vermiş. Bunu mu gizliyorsunuz? Çeviriler korkak, iki yüzlülükten geçilmiyor.
İtiraz etmeye devam et, islamın bakışını sen mi değiştireceksin kuranı yalanlayarak. Tamam yine tanrınız ne demek istediğini anlatmayı becerememiş, kurtarmak size düşmüşte bunu bize değil uygulamayla yaşatan ve ne yazıyorsaodur diyen kardeşlerinize anlatmalı ve ikna etmelisiniz. Onlar ikna olsa ortada Muta denen uygulama mı olurdu?
Bu dediklerim hem sübyancılık, hem kölelik, hem tecavüz için hemde fuhuş için geçerlidir.
Sonuç bu konuda engel yok, yani uygundur.
Gelelim Ahzap 52 ye.
Yine üçkağıtçı çevirilerle gelmişsin.
Orda boşanmak( talak) konusu yoktur. Kelimemiz tebedelle( karşılıklı eşdeğer bedel- değiştirme)-takas.
Yani uydurmayın boşanmak diye. Eş takasını yasaklarki yine ilginçtir bu ayete neden olan olayın (hadis) kahramanı Ayşe ananız.
Müşriklerden biri Medinede hicret sonrası, kültürlerinde var olan eş takası teklifinde bulunduğu Ayşe için, bu olay sonrası bu ayetle bunun yasaklandığı rivayeti mevcut.
Neyse eş takası yasak( boşanma uydurmanız zavallıca) cariye takası serbest.
Hayırdır cariyeleride mi boşuyorsunuz?Cariye boşamak serbest eş boşamak yasak mı? Cariyeyi boşaman için eşin olmalı önce, eşinsede boşaman yasak, dur karıştı bura.Çöz bakim.
Gerçekten demogogluğunuzdan gına geldi.
Burdaki kilit kelimede tebedelle( takas) değiştirme,yani başka anlam yükleme gayreti , boşama vesaire tamamen uydurma.
Gelelim 11 yaşındaki bir çocuk biyolojik olarak doğurmaya elverişlidir hikayenize. 8 yaşındaki çocukta biyolojik olarak müsaittir, günümüzde bizi hayvanlardan ayıran evrimsel süreçte zekamızın, tüm bigi ve deneyimlerimizin zeka ile bizi getirdiği noktada hayvanlarda biyolojik gelişime uyumluluk şarttır diye evrim teorisinde bir şey bulamazsınız.
Doğada erkekler çok fazla dişiyi döller deyince görende sanacakki doğadaki tüm canlılar çok eşli.
Siz erkeğin birden fazla dişiyi döllemesini doğada genelleme baz alıyorsanız yandınız.Tek eşliler ne olacak, Ya dişinin birden çok erkekle eşleşenleri ne olacak, ya tecavüz ne olacak? Siz evrimdeki ve doğadaki her canlının farklı yapı ve davranış biçimlerine göre mi bizlerinde bunu normal karşılamamız gerektiğini iddia etmektesiniz. Alaka? Siz evrim teorisinin biyolojik yapıyı inceleyen, türler arası evrimi açıklayan teori olduğunu önce ayırt edin. Evrim teorisine göre değil, doğaya göre gelişim değişimin adıdır, olgudur evrim . Yani olanın açıklamasıdır biyolojik olarak evrim dediğimiz.Oda sizin dediğinize referans olamıyor.
Neyse doğada olan her şeyi kabul mü ediyorsunuz veya bizim etmemizi mi bekliyorsunuz? Nedir amaç evrim teorisi ile sübyancılığı bağdaştırmaya çalışma salaklığı?
Sen insan türü olarak zekanla bilginle ve oluşturduğun kültürlerle hukuk geliştirmişsin, yani tıpkı biyolojik ve zeka olarak ayrıştığın halinle evrimin devam ediyor ve suç-mülkiyet-adalet- vb bir çok sosyal alanda “hak” kavramını bilimsel verilerle oluşturup ortaya koyacak seviyeye ve analiz etme noktasına gelmişsin.
Anlaşılan oki tanrı kavramın hayvanlardan ayrışmayı (evrimde geri kalma) becerememiş, evrimleşememiş ve sabit sanmış evreni.
Canlılarıda tek tip ve sabit sanmış ve en büyük hatada bu evrimden habersizliğinden geçmiş çağların kültürlerinde var olan ve günümüzdede her canlı türünde farklı olan hayvani olgularını ( atalardan –genlerden miras) günümüzde savunmak zorunda kalacağınızı bilememiş. Bunların dahi değişkenliğini bilememiş.
Hayvan biyolojisi ile insan biyolojisi ortak veya birebir aynıdır mantığıyla , El-lahta buna göre hüküm mü vermiş diyorsunuz?Yani nedir anlatmak istediğiniz, doğada var gayet doğal mı?
İnsanlar özellikle kadınlar demek zevk alıyor köle olmaktan, bunu evrim mi diyor yoksa sizin salakça evrimin insan davranışlarını biyolojisini birbirine karıştırma gerzekliğinizin sonucu mu?
İnsanlar ölmektende zevk alıyor demekki. E öyle ya binlerce yıldırda savaşıyorlar, savaşlarda ölenlerde ölmekten kesin mutludur ve hatta herkes ölmek istediği için savaşır.Niye insan öldürmek suçki?
Doğada ve insanlık tarihinde hırsızlık görülür. Bu doğaldır, biz hayvandan henüz ayrışamadık mı der evrim, yoksa bunu siz niye uydururken evrimi referans göstererek normal kabul etmeliyiz noktasıa taşımaya çalışırsınızki? Yani referansınız hayvanda olanların devamı olarak dinlerce sabitlenmişken niye suç kabul ederki tanrınız? Eşini aldatmakta doğaldır niye suç ki zina?
Niye suç olarak hiç bahsetmez sübyancılıktan, tecavüzden veya kölelikten?Niye arkadaşım?
Zina dediğiniz cinsel ilşkiye ölüm bile öngörürken yada ceza, bunları niye unutmuş?
Niye saçma savunma refleksleriyle yazarsınız ki?
Evrimle alakayı biyolojik durumla kurarsınız, ancak fiziksel durumları dahi kabul etmez ve değiştirmek isterken insanoğlu, davranışsal ve tamamen akıl ve duygularla ilgili konularda değişmez sanrınızla ve saçma sapan köle olmayı sever kadınlar ve hatta tecavüzden hoşlanır noktasına taşımaya çalışma iğrençliğiniz ve bunu isterler salaklığına bağlamaya kalkmanız gerçek dışı.
İnsan, günümüz hak ve sosyal yaşamı içinde eşitlik temel hak ve hürriyetler denilen çeşitli olgular, ahlaki kabuller var etmiş ve bunları insan temelinde geliştirmiş ve en doğru olabilecek sonuca ulaşmaya çalışmıştır.
Farkındalığımız, zekamız, duygusal gelişmişlik ve bunları birlikte kullanabilip kararlar alabilme sürecimizle oluşturduğumuz empati yeteneğimiz doğayla yada evrimle kopuk değil içiçeliğin sonuçları.
Doğru, yanlış, iyi kötü vesaireyi bu eksende oluşturan geliştiren yaşama güdüsüyle beraber ve sosyal varlık olmanın gerekleri değimli evrimin bizi getirdiği nokta?
Hayvan davranışlarını tek kalıp sanmanızda tuhaf. Her türde farklı gelişir ve değişkenlik gösterir.
Fillerde insanlara benzer ölümü anlama yadsıma ve hatrlama gibi gelişmiş yönler vardır, kimi türler ise ölü yavrusunu dahi yer. Yamyamlık olanda var, yunuslar gibi toplu tecavüz görülende, yada tüm anlaşmazlıklarda cinsel birleşme sex ile çözen türlerde( Bonobonlar)
Suç olayına, anlayışına bunu evrilten ise insan türünün zeka yeteneğiyle kazandığı bir sürecin sonucu.bize göredir, bizlerce tanımlanmış ve kabul görmüş buda bilgi ve teknoloji ve toplumlar arası iletişimarttıkçada en üst seviyelere taşınmıştır.
Suç kavramı işte bu sosyal ve hukuksal zeminde oluşmuş gelişmiş ve ceza ilede özdeşleşmiştir.
Bir çocuğun çocuk olduğu doğaya göre değil kendi türümüze ve bilimsel veriler ışığında belirlenen kıstaslara göre belirlenir.
Doğadan kopamamış hayvan ile insan arasında bu zemindeki ayrışmada ara geçiş olan kültürlerde kimi konularda günümüze doğru evrim mevcutken kimi konularda olduğu yerde hayvani olarak (doğal )işlemiş. İşte bu kültürlerin eseri dinlerde bu hata olarak yansır günümüze.
Yani maalesef bir kutsal adına bu evrimsel süreci sabit hale getirenler geleceği ve evrimi bilmediklerinide ortaya koymuşlar.
Şimdi bir çocuk o çağa göre kadındır,doğaya göre dişidir, toplumdan topluma değişkenliğide cabası iken bu günse bilimsel olarak bakıyoruz ve büyüme denilen süreçte hem biyolojik gelişim devam ettiğini ve doğurma yetisinin tek başına yeterli olmadığını ve ayrıca zihinsel ve duygusal gelişimininde olması gerektiğini biliyoruz.
Evet doğurur ama gelişimi bitmemiş geçiş dönemi ve doğru kararlar için bunun yeterli olmadığını cinsellik açısındanda ortaya koyarız. Çocuk bedenler doğum yapsada anne-çocuk ölümleri istatistiğinde yüksek bir oranla karşılaşırız, psikolojik yansımalarıda ayrı konu.
Savunduğunuz kuranda insan duygusu yada psikolojisi ni işleme anlama üstüne eser yoktur. Düz davranışsal mekanik bir eşya gibidir tüm emir ve yasaklar ve tek işlediği duygu korkudur. Bu zeminde sürekli bir baskı ve boyun eğdirme ,otoriteleşme kabule zorlama işlenir.
İslam ise cinsellikte sabit, doğurganlık yetisi ile ve hatta görünen oki cinsel birleşmeye girilebilirliki baz almış ve sabit kalmış, mal mülk yönetiminde ise akli yeterlilik ve (bilim dışı) bakıcının insiyatif ve bilgi ve zekasına endekslemiş. İnsafına bırakmış.
Neyse gelelim Bana Sebe Melikesini örnekleme saçmalığına.
Bu kuranda bir hikaye değil mi? Tamamen akıl dışı masallardan bir kesit sunar kuran oda kendince değiştirerek. Yani orjinaliyle dahi uyumsuz. Süleyman Peygamber zamanında geçer ve sebe Melikesi zaten zengin ve devlet yöneten kişi konumunda. Yani kafir. Hayret nasıl oluyorsa kurana göre Müslüman oluyor, Musa gibi, İbrahim gibi, 12 havari gibi.
Ulan kuranın uydurduğu bu hikayedeki Müslüman oldu yalanından başka bir şeyiniz yok mu? E zenginken ve Melikeyken (ülke sahibi) kafir değil miydi? Müslüman olmuş yalanınıda( Muhammed ve İslam yokken ortalıkta) geçtik, sonra nolmuş? Görünen oki kaybolmuş hikaye oraya kadar. Kadının İslam sonrası eline ne geçmiş acep?Gönüllü cariye mi olmuş? Var mı mslüman kadınların esamesi dünyada? Kadının adı var kendi yok edilmiş islamın olduğu coğrafyada.
Görende Müslüman olunca devlet yönetimine sahip olup zengin olmuş sanacak.Oysa tersi, zaten zengin, yani islamın ona katkısı ne bilen yok.Hikaye Müslüman yalanlarının tarihsel hikayelere sahip çıkma işgüzarlığından ötesi değil.
Belge bilgi sunun desem bu kişinin kurandaki uyduruk hikaye dışında islamla ilgisine dair, yok.
Bu arada miras, kapatılma, dayak, erkeğe itaat ve tarla olma durumlarının neyini beğen miyorsunda kabul buyurmuyorsun?Hayırdır bunlar budistlerin uygulamaları mı?
Çoğunluk kadın( yüksek bilinçli hepsi ya) Müslüman olunca ne oluyor ki? Çok olunca doğru mu oluyor? Bırakın bu basit salak demogojik yöntemleri artık.
Bu güne göre o günün kültüründe saplanıp kalmış bu uygulamaları geleceği öngörememiş bir tanrı ne halt etmeye her çağa uygunluk anlayışıyla sunuyor?
Şu salaklığıda hayranımdır, çağına göre ileriydi falan. Ulan bu çağa göre çok geri, geldiğimiz noktada, sübyancılık, kölelik, tecavüz vesaire artık normal görülmüyor, görülemez bu bilinç düzeyine ulaşmış dünyada; cinsiyet ayrımcılığı suç, mehir iyidir salaklığını geç, islamın öngördüğü kadına karşı uygulamaları bu gün hak ihlali, suç kapsamındadır.
Hala kurana göre normal deme ve geçmişle kıyas(kendinden önce) ile daha iyi savunmanızda çöp,
Muhammedin düşmanı Mekkenin önde gelen isimlerinden Hind kadın değil mi , öldürttüğü şair kadın, evlendiği Hatice falan islamla kazanmadılar bu konumlarını. Tam tersi bu tür kadınlar ve hakları ve özgürlükleri yok edilip erkek altında konumlandırıldılar.
Muhammedin kızı Fatma Ömerden tekme yerken ki o tekmenin ölümüne sebep olduğu rivayetdir, onu bile kurtarmadı babasının tanrının son elçisi olma masalı.
Noldu yüksek ahlaklı halifeleriniz sübyanlarla evlenirken şimdi mi aklınıza düştü pedofiliyi red etmek?
Neye dayandırıyormuşum.
Ulan bana Sebe Melikesinden Bahsediyor, bu Melikeliği İslam mı verdi ona? Var mı İslam sonrası devlet başına geçmiş kadın, nerdeler? Kim o zengin olabilen, erkek egemenliğinde Mehire tav , erkekte izinsiz nerdeyse nefes alamayan, çocuğuna dahi boşarsa (boşanma hakkı erkeğin) anlaşırlarsa ücret karşılığı bakma (süt emzirme) yada baba istemezse ona bile hasret kalıp başka kadınların onu emzirmesine ses edemeyecek konuma düşürülmüş, ticaretten dışlanmış kadın ve bunu iyi bir halt gibi anlatmaya kalkıyor.
Miras hakkı yoktu kadının yalanı mı uyduracaksın? Önemi yok ki, olmasa kaç yazar? Geçmişle kıyas için mi göndermiş tanrınız bu dini? O çağa mıdır ? o halde bu çağda ne halt etmeye tapıyorsunuz?
Bu çağa yetişememiş, hatta çok geride kalmış ,kadını insana sayamamış, sübyancılığı unutmuş, normalleştirmiş, köleliği kaldırmayı bırak hukuksal zeminde iyice meşrulaştırmış, birde Üstün Ahlak, Mutlak adalet anlayışını bile sınırlarını çizmeyi ve ne olduğunu anlatamamış bir kavramın her yerine dayandırıyorum.
Uygulamaları görüyor, müslümana kölelik iyidir, kölelik cariyelik evrimselliğin sonucudur , karşı çıkmayın salaklığına kadar saçmaladığınıda gördükçe, karşımda sabit sadece savunayımda ne olursa olsun diyen birini gördüğümü biliyorum.
Şimdi şu leme geçelim;
Sizdeki tutturamadıkça evrilmeye hayran kaldım.
Önce miş-dili geçmiş zaman ifadesi değil diye iddia ettiniz ki nasıl oluyorsa o artık, şimdi döndünüz efendim gelecekte olmaz diye yine desteksiz iddia ile geliyorsunuz.
Sor o Araplara bakalım dünya düzdür, öldükten sonra eşinizle cinsel ilşki kurabilirsiniz, savaşta erkek erkeğe, yada ensest serbesttir, 0 yaşındaki kızla evlenilebilir fetvalarını kim vermiş?Neye göre vermiş?
Şimdi demek doğmak ve doğrulmak tek eylem o nedenle lem kullanılır.
Adet görmek kaç eylem?
Tek mi? Size lemin geçmiş zaman eki olduğunu söylerken anlamadığınız neresi? Bu uydurduğunuz saçmalamayı yalnız başınıza mı becerdiniz yoksa araba mı sordunuz?
İlk basit olay, ilk grup kadınlar menapozluları kapsıyor ise onları geçmiş zaman ifade eden bir olumsuzlama ile gelecekte kesin olmayacak anlamı taşır lem olumsuzlaması diyip , neden orda kullanılmadığını düşünmeniz gerekirdi. Gelecekte mutlak olumsuzlama ya, bu kişiler hamilelik şüphesi taşıyor amma olurda menapoza girmişlerse nolcak? Lem lazım oraya, sizin akıl yürütmenizden çıkan sonuca göre.
İkincisi uydurmaya çalıştığınız Amonore hastalığı zaten hiç adet görmemişlik esasına dayalı bir hastalıkken(adet olmama, hiç adet görmeme hastalığı) , hangi akla hizmet bilinmez(kurtaracak ya yalan dolanla aklınca sübyancılığı) lem (geçmiş zaman eki) geleceği etkiler ve aynen asla olmayacaktır gelecekte salaklığını ileri sürerek mi kurtaracaksınız??
Oysa Amonore gelecekte olasıdır( adet) özellikle günümüzde tedavisi mümkün. (iki çeşit hastalık olması piç ediyor olayınızı)Madem lem geçmişe yönelik mutlak olumsuzlama içermez ki içerir, bir kere olurmuş salaklığıyla m ı savunacağını sanıyorsun?
Gelecekte asla olmazlık ifade eder deyip geçmiş zaman ekini katliniz neysede Amonoreyi ileri sürüp
Uydurduğunuz geçmişte eylemin hiç olmamış anlamını ört pasa yeter mi sanıyorsunuz?Amonoreyide ifade etmez duruma düşürüyorsunuz bu garip savunma ile ama neden amonore yamama peşindesiniz oraya bu durumda gelde anla.
Lem sadece ve sadece geçmişi olumsuzlar, gelecekle gram ilgili değildir. Andan öteye ifade içermez.
Maide 6
fe lem tecidû
: eğer bulamazsanız
Teyemmümün gerekliliğini ne ile anlatır su konusunda ?Geçmişi gelecekte olabilirlikle mi niteliyor yada sizin deyiminizle gelecekte asla olamazlık mı?
Lemma nerde? Gelecekte su bulma ihtimali yok demek ki, ömrünce su bulamayan insanlar mı varda haberimiz yok? Eyleme, özneye ve olaya göre düşünmeyi bilirseniz lemi daha iyi çözersiniz.
Ne olur biraz imla katliamı yapmayı bırakın. Araba sormuşta bilmem ne.
Ayrıca adet görmek ne zamanda beri tek seferlik olay oldu? Tanrınıza uydurduğunuz o eylem(doğmamak-doğrulmamak) bir kere de adet görmek kaç kere?
Lem gayet net tıpkı lemma gibi geçmişi olumsuzlar, gelecekle falan ilgili değildir.Lemmanı lemden farkıda ile çok yakın zaman diliminde olmamışlık, ana ilşikin yani anlık durum belirtmedir.Gelecekte asla olamayacaklık gibi bir anlam ifade etmez. Uydurduğunuz hastalık dahi düzensiz adet görme şeklinde görülebilen bir hastalık ve bu gün görmesede gelecekte görebilir, tekrar kesilebilir hasta.
Demekki amonoreniz yalan oldu.
Şüphe hamilelik yahu. Doğumdan sonra adet olamaz demediğiniz kaldı.
Yok daha gelmedi vesaire.
Henüz gelmedi( lemma) olması beklenen ancak yakın zaman için, olur olmazı ayrı.gelecekle ilgilenmez.çok geni ş zamanı geçmişte etkilemez, sadece ve sadece ana ilşkin durum belirtir lemma, henüz (şu an için) olmadı.An diyoruz kardeşim an, neresini anlamıyorsun. Şu an için gelmedi, henüz gelmedi. Lemdeki derin olumsuzluk, geriye doğru zamansal uzunluku taşımaz lemma, küçücük bir anı ifade eder.
Lem ise tamamen mutlak ve mutlak geçmişi tümden olumsuzlar, olaya duruma görede çok çok eski hatta tıpkı tanrınıza atıftaki gibi sınırsız geçmişi mutlak olumsuzlar.
Lem daha uzun bir geçmiş, İngilizce madem biliyorsunuz bunuda uzak geçmiş olduğunu bilmeniz gerekirdi. Yakın geçmiş lemma, uzak geçmiş lemdir.
Yakın geçmiş olduğunda lemma kullanırsınız, çok geniş bir zaman dilimini olumsuzlamada lemdir. Geleceklede ilgili değil.
Gelmedi, geçmişi andan çok daha geriye bilinmez bir geçmişe kadar olumsuzlar , buda eyleme ve özneye göre değişir.
Hiç, asla olmadı( geçmiş açısından) gelmedi, görülmedi, bilinmedi, doğmadı vesaire. Ama bunu alıp gelecektede olmayacak demenizde artık tıpkı dili veya mişli geçmiş zaman değildir demenize benziyor.
Bu eklerin geleceğe yönelik etki veya anlamı yok.Beklenen veya olabilirlik geleceğe yönelik olumsuzlama değiller. Oluru olmazı değil anlık(çok yakın geçmiş - lemma) veya uzun süreli geçmiş(lem) hakkında olumsuzlama ekleri.Şimdiki zamandan geriye yakın geçmişi lemma, uzak geçmişi lem belirler.
Bu konuda bunu gözden kaçırmaya ve anlam örtpasına sapmanız işe yaramıyor.
Kadınları iki gruba ayırıp( adet görme üstünden) ilk grubu adetten an itibari ile (şimdiki zaman) kesilmişler olarak niteliyor ki bunların geçmişte adet gördüğü kesin( amonorenin bir çeşidide buraya uyuyor) diğerinde ise açık net (an için değil) lemma-henüz demiyor, geçmişe (geniş bir zamana yönelik-uzak geçmiş) yönelik olmamışlık, yaşanmamışlık, mutlak ve kesin olumsuzlama lemi kullanıyor.
Yani adet görmemiş o güne dek kim varsa dahil. Diğer amonore grubuda buraya uygun, ayrıcada adet eylemiyle karşılaşmamışlarda buraya uygun. Arapçaın özelliği bu, çocuklarıda kapsar anlam olarak ve maalesef tanrınız lem ile ifade ediyor ve çocuklarla evliliği engelleyici hiçbir hüküm yazmadığı gibi kuranda, bu ayetlede önünü açıyor.
İyi niyetle bizim düşünmemiz işe yaramıyorki, hadi diyelimki amacı bu ayeti yazanın sübyancılık değilde amonorenin bir çeşidini sadece baz almış olsun, e sen hastalıktan bahsetme, birde o hastalığı iki çeşit yarat, bunu bu şekilde(sübyancılığı kapsar) anlaşılacak şekildede cümle kur ve bu anlamı kapsadığını fark etmeyecek kadarda cahil bir tanrı ol, hemde her şeyi bilen sıfatına rağmen.
Şimdi soru şu, geçmişe yönelik adet görmemişlikten kastın AMONORE olduğunu iddia edip nasıl olur birde tersine bu lem bu anlama gelmez diyecek kadarda saçmalar insan? E niye amonore diye yırtınırki bunlar? Amonore hiç adet görmemişlik yani bildiğin adet eylemi ile karşılaşmamışlık hastalığı iken bu ne aptal bir tartışma biçimi?İmlayı piç etsen neyse ………. kodun.Lem diyince hiç adet görmemiş hasta anlayacaksınız amma adet hiç görmemiş kişi anlamayacaksınız. Hemde hamile kalabilme yeterliliğine sahip olacak bu kişiler.
Lem lemmadaki saçmalamanız bilmeyen için kafa karışıklığı yaratmada işe yarayabilir ancak;
Amenore: Adet kanamasının hiç olmaması veya adetlerin başladıktan sonra herhangi bir nedenle kesilmesine amenore denir. Amenore bir semptomdur. Klinikte 2 şekilde görülür; primer amenore, sekonder amenore. Görülme sıklığı; primer amenore %0.1-2,5, sekonder amenore oranı %1-5’tir. Aşırı stress altında olanlarda daha fazladır.
Şimdi Amonoreyi düşünelim. İlk grupta diyelimki amonorenin bir çeşidi olan önceden adet görmüş ama kesilmiş( geçmişte adet gördükleri kesin ilk grubun)sekonder amenore grup dahil,ayrıca menapozlular ve o an için adetten kesilmişler vesaireyi kapsıyor. Adet döngüsü ile mutlak karşılaşmış veya adet gören grup bunlar. Hamilelik olasılığı taşırlar.Seconder amonore zaten hamilelikle açığa çıkan bir tür zaten.
İkinci grup kimleri kapsıyor, sadece amonore hastalığına sahip olmuş diğer çeşidi mi? Hiç adet görmemiş amonore hastalarınıda( hiç görmemişleri buraya koymanız gerekiyor, ilk gruba giremezler) buraya koydukta, diğerleri kim? Sadece amonore mi bu gruptakiler? Niye? Hastalıktan bahsetmiyorki, Boşanmaya ait genel hüküm bunlar.Bu hastalık çeşidi zaten yumurtalığı ve diğer ergenlik belirtilerinin (göğüslerin büyümesi-kıllanma vesaire) olmaması durumuki hamilede kalamazlar.Yani bu hastalığı buraya nasıl monteliyorsanız oda ayrı bir konu.hamilelik şüphesi bu hastalar için imkansız desek yeri.
Bu cümle yapısı adet görmemişliği vurguluyor ve genel bir şüphe(hamilelik ) üstünden ikiye ayırırken, hatırınıza hastalığı bile dahil ettik ancak hastalık dışında kimler vara cevap aradığımızda elimizde kalan sadece sübyanlar. Adet döngüsü görmemiş sübyanlar dışında başka grup yok kardeşim. Hastalığı (oda bir çeşidi) bile varsaysak başka bir sonuç çıkmıyor anlam olarak buraya uydurulabilecek.
Ne yapalım, siz sübyancılığı örtpas edeceksiniz diye uymasada hastalığı uydurmaya mı çalışalım? Hastalığı dahi olasılık desek, burada sadece ve sadece hastalar için özel durum var demeyi gerektiren bir kıstas yok, genel bir hükmü istisnai bir durumla mı (ima dahi edilmemişken) geçiştirelim? Birinci grup adet görmüş, adet döngüsüne sahip grup, ikinci grup sadece istisnai primer amonore mi diyelim . ulan bu hastaların hamilelik olasılığı dahi yokken tedavi olmaksızın (primer amonore) bu kadar aptalı oynamanın ve ayetde iması olmayan hastalık masalı değilde sübyanlar olduğunu görmezden mi gelelim ki zaten ayetin belirttiğide açıkça sübyanlar olduğu ortada.
Kısacası Talak 4 sübyancılığın tastik ve tescili. Anlayan anladı merak etme. İmla tecavüzünüde bırak.
Gelelim diğer bir konuya,
Ayşe Ananız meseleside aynı noktada saymanızdan öteye geçmiyor, hangi hadisi kim neye göre doğru kabul ediyor? Çelişen hadislerde niye işinize geleni doğru kabul ediyorsunuz? Aynı kişinin söylediği hadislerde neden Ayşe ananızın kendiyle ilgili sözlerini ki kendi nakletmişken ,onu değilde islamda çokta önemi olmayan kardeşi yada ablasının hayatını baz alıyorsunuz?
Cüveyyirenin yaşını Ayşe ananıza referans sunarken onun referansı kim? Demek cüveyyire yirmili yaşlarda evlenmiş.Cüveyyire küçük kız çocuğu (cariyecik) demek iken 20 yaşında olduğu iddiasını neye dayandırıyorsunuz?Önce ayşe anızın yaşını büyütüp sonra cüveyyirenin yaşını ona göre hesaplayıp dönüpte tekrar, bak cüveyyirede 20yaşındaymış demekki Ayşede 20 yaşında mı diyorsunuz?Görünen o.
Ancak unuttuğunuz bir şey var, cüveyyire Ayşeyle Yaşıt( İFK vakasına neden olan Aldatma hikayesi) ancak Ayşe 5 yıllık evli iken cüveyyireyi alıyor Muhammed.Yani yaşları aynı, evlilikleri değil.
Ya cüveyyireyi büyüteceksiniz ya ayşeyi küçülteceksiniz.
Noldu Ayşe ananız 18-19 20 yalanınız burada da uymuyor.
Çünkü Cüveyyirenin uyduruk yaşından 5 yıl geri gideceksiniz ve Ayşenin yaşını bulacaksınız.
14-15 e düştü ki buda cüveyyireye önce ayşe ananıza uydurduğunuz yaş ile onun yaşını hesaplamanıza rağmen.
The guardian veya diğer link sonuçta ne yazıyor ve kim bunları yayınlıyor bilmem. Bana Türkçe link vereceksin (İngilizcem yok) kim hangi kaynaktan faydalanarak bu yaşları iddia etmiş)hesaplamış görelim) yoksa bir makale yazılmış, şu şu yaşta idi, şu şununla şu sebepten evlendi çok iyi niyetliydi masalı bir şey ifade etmiyor.
Bu yaşların orda yazması bir şeyin kanıtı değil, The guardian yada herhangi bir site oturup araştırma yapmıyor, adamların umrundada değil. Yani sunduğunuz linkler uydurulan bazı yaşlar için kanıt değil, sadece şu şu yaşta vesaire.tonla bu hikayelerden oluşan site mevcut.
Zaten anlamadığın şu, muhammedin evlilikleri ne niyetleydi veya o bir şeytandı - melekti , değil meselemiz. Hatice ile evliykende tek evliydi. Sen dersin sonrakilerde iyi niyet, ben derimki azmak. Yorumla olmuyor. Sen dersinki niye hep yaşlı, ben derimki siyasi çıkar , çocuklarına baktırma, intikam, yüzüne bakan olmamış vesaire.
Demogoji yönü ilgim değil.Dilersen dalalım, Medineye kadar (Mekkelilerce ) adama sayılmamıştan başlar gideriz. Sübyancılık normal amma muhammed çokta sübyancı denilemez, Haticenin etkisi ile bence teyzeci desem kim yanlışlayabilir, Ebu Bekirin iktidar hırsıyla akraba olma isteği ile( ilk halifede olmuş) böyle bir evlilik yaptırılmıştır ve çok eşli evliliğin normal olduğu ortamda Ayşe kendini bildikçe kadınların diğerlerini ekarte etmeyi başarmış. Muhammedin zehirlenme hikayesinde Ayşeni parmağı olma rivayetleri vesaire.
Sonuçta ataerkil yapı, tanrısal bir güç iddiasıyla ortada olsa da, kadınlar arası muhammede olan baskıda( becerdiği kadar) ayşenin etkisi biliniyor.
Sunduğunuz hadislerin kaynağı kimler? Buhari? Tırmızi? Kim?bunları sunmuyorsun, bu yorumlar kime ait sunmuyorsun. Neyse konu açısından sunduğun kaynaklar seni ikna edebilir, bizi etmiyor.
Çünkü Ayşenin yaşının açık olduğu hadisleri (sahih kabul edilirler) red ederken sunmaya çalışılan hadislerin sahihliğine kim neye göre karar veriyor.İddia edilen yaşlar hadis değil tamamen dolaylı yorumsal çıkarımlar.Duygusal ve çağımızın zorlamasıyla, panikle örtpas edilme gayretleri.
Hım günümüzde sübyancılık kötü, o halde düne kadar doğru, bu gün şu hadisler doğru onlar yanlış mantığı( duygusallık) dışında ne kanıtı olabiliyor? Bu iddialar kanıt değil, benim sorduğum kaynak rivayet nedir değil, kim kimin yazdığı hangi (sayılı) hadisle bu bilgileri ileri sürüyor ve hangi gerekçeyle bu hadisi( 9 yaş ve destekleyen ) tümden yanlış, diğerlerini tümden doğru kabul ediyor? Gerekçe?
O yüzyıllarda her suç mevcut, kölelik normal ise ki bunu evrimle dahi anlatma peşindesin, sübyancılıkta normal değil mi? Evrimle anlat istersen. Yada sübyancılık mı sadece anormal? Niye ?
Bende basit sorular sormuştum, cevap vereni göremedim.
Ayşe Ananızın yaşı sübyancılığa bir örnek olaması açısından önem arzediyor konu yönünden..
Nur 33 teki genç cariyelerin yaşınıda anlıyoruz bu sayede. 8 yaş civarı.
Nisa 127 ayetide keyfinize göre gruplandırmayla olmuyor. Ayet açıkça kadınlara fetva olarak girilmiş. Yani çoluk çocuk ve hakları değil. Bu kadınları özelliklerini ve bu fetva istemenin kimlere yönelik olduğunuda koymuş mu?
Koymuş, Yetimlerin velileri. Bu velilerki kadın olan yetimleri n velileri, bu velilerki evlilik niyetinde bu yetimlerle.Bu yetimlerin mallarıda var ki bu niyetede yönelik ki niyet ister iyi veya kötü olsun.
Kadınlar hakkında fetva, niyet ve amaç. Şimdi erkek çocuklarıyla, yada yetim erkeklerle evlenmek niyetinde olan değil bunlar. Bu ayet onlara fetva değil.erkek erkeğe evlilk niyetini kapsamadığından zaten Nisa 3 dışındaki yetim ayetlerine atıf demek imkansız. Tüm yetimlere değil evlilik niyeti taşınan yetimleri içeren ayete( nisa 3) atıf.Kadınlara atıf.
Yani kapsadığı dar bir çerçeve kadın ve evlilik niyeti ve malı olan kişiler ve velilerine yönelik.
Üçe ayırmıyor, gayet net evlilik niyetli velilere referans veriyor ve bu niyete soyunduğunuz( yetim bir sıfattır babasız çocuklar demektir) ve kimsesiz, anne baba dahil tamamen kimsesiz aciz çocuklar, ikiside nisa3 ayetindeki bu evlilik niyetiyle ilşkili ve son cümlede tüm hepsinin aynı çerçevede haklara sahip olduğunu( ayrımsız- önceden unutmuş sahipsiz çocukları) yetim statüsünün hepsine uygulandığını bu ayetde tamamlıyor.
Madem unutmamıştır, nisa başında bu aciz çocuklara yönelik yeri bize sunmalısınız? Yok çünkü olmadığından zaten bu fetva yetimlerden ziyade velilerin bu aciz kızçocukları konusundada aynı hükümlerin geçeli olup olmadığını anlamadıklarını ortay koyuyor.Bu eksikliği bu ayetle tamamlamış ve yetim ve kimsesiz çocuklarııda olaya dahil edip yetimlerle eşit statüsünü ortaya koymuştur.
Ayrıca daha önce belirttim, kuran müşrikler demişse siz bunu münafık veya kafir ve mürted gibi farklı bir anlama nasılki çekemezseniz ve hukukuna ona göre bakarsanız burdada durum budur.
Savaş ayetlerindede durum budur. Siz ehli kitaba karşı savaşta uygulanacak hükümler olarak müşriklere karşı uyguladığınızı uygulayamazsınız, münafık müşrik aynıdır diyemez, kafirle karıştırıp, ehli kitaba yada ona uyguladığımı buna uyguklarım diyemediğiniz gibi (çünkü her birine ayrı isimle belirtilerek hüküm koyulmuş)burada ise se slendiği sıfat veya isim ve özellikler açık olduğu halde bu ayetdeki hükmü diğerine uygularım diyemezsiniz.erkek çocukları kapsayan ayetleri bu ayetle eşleştiremezsiniz.Sadece ve sadece bir ihtimal aynı statüde olduklarını belirttikten sonra son cümlecikteki hükmü genel yetimlerin hakları konusunda refrans veriyor deme yorumuna sahip olabilirsiniz.
Ha kuranı yazanlar için sübyancılık normal( kültür) gel gör bu çağda kabulü zor oluyor sizlere.
1400 yılldır arap oğlu arabın kendi dilinde okuduğunu uyguladığını biliyoruz, çağımızda kabul edilemez konuma düşen kölelik, sübyancılık, tecavüz gibi konularda islamın sıkıştığını ve söylem değiştirme çabasınıda biliyoruzda, kuran buna müsait değil.
Köleliği bir anda kaldıramazdı hikayenizi zaten defalarca okuduk. Köle azadı ön görmek (bazı suçlara seçenekli ceza mahiyetinde) köleliği yasaklamak değil tersine teşviktir. Azad için köle gerekir. Kuranın tanrısının cariyeleri sex makinesi konumuna koyduğunu, siz ne kadar cici göstermeye çalışsanızda, insanın insana köle edilmesini bırakın engellemeye yönelik bir ayeti yaptırım dahi içermediğini, ceza öngörmediğini( fidyesiz fidyeli bırakın tavsiyeleri eşliğinde) bırakmayana yaptırım içermediğini, cezayı bırak tamamen hukuksallaştırıp normalleştirdiğini, savaş erkekler arasındayken,kadın çocuk demeden insanı bir ganimet anlayışında mal konumuna koyup bunu sabitleyip değişmez hüküm olarak çağlar ötesine taşıdığını, alınır satılır mal halinde gördüğünü görmekteyiz.
Siz yada herhangi bir zamane reformistinin yorumları bu gerçekleri değiştiremez, bu kitap ve engellemeye yönelik hiçbir kesin hüküm yokken hatta refrans bile olurken yaptığınız maalesef cici gösterme çabası, burada ataistları ikna çabası olabiliyor. Oda gördüğünüz gibi işe yaramıyor.
İslamda köleliği yasaklayıcı ve cezalandırıcı Ayet sunamıyorsunuz onu anladık. Yani tanrınızdan umut yok, çekiniyor tanrınız insanlardan, teşvik edici ayetler koymuş sizin deyişinizle amma bir türlü diyememiş bu ayetlerdeki asli amacım tamamen köleliği kaldırmak . İma bile sayılmaz şu bahane tarzını aşamayan koyduğunuz ayetlerin içeriği bu konuda.
Bir konuda kesin yasak yok ise onu engelemek mümkün mü? Ki tanrınız diyorki benim helal kıldığımı haram kılmaya kalkma hadsiz.Cariyeleriniz size helaldir hem köleliği perçinler(helal ve hak anlayışı) hem tecavüzüde normal hak haline dönderir ki olanda bu zaten sizi okudukçada evrilmelerinizin hepsi bu çerçeveyi aşamıyor ve kıramıyor, kem kümle, bak doğadada var, hizmetçilerde köle vesaire.
Hizmetçisini bana hak diye beceren, fuhuş yaptıran, özgürlüğünü azada bağlayana ne derler bu devirde ?
Köleliği yasaklayan ayet veya hadis var mı? Varsa cezası nedir?
İslamda sübyancılık yasak mıdır? Yasak ise Cezası nedir? Bu konuda ayet hadis var mı?
Tecavüzü yasaklayan ayet veya hadis var mı? Varsa cezası nedir?
Bu üç soruma dolandırmadan cevap alabilecek miyim?Her hangi bir müslüman bu konularda bu güne dek yanıtlamadı (yıllardır soruyorum fırsat olunca) , islamı bilmeden inanıyorlar sanırım hepsi, yoksa bilseler kesin cesaretle cevaplarlardı.Yada kaçıyorlar bilemedim hangisi.
Şimdilik saygımla gittim…
Şu konuya dikkatleriñizi çekmek isterim. Köle dénince bizleriñ aklına hemen batı dünyasındaki köle añlayışı geliyor. Ellerine kelepçe vurulmuş siyahîler, sıra sıra dizilmiş insanlar, sırtları kırbaçlanarak zorla çalıştırılan siyahîler vb. Amerikan filmlerinden zihinlerimizde kalmış görüntüler. Gerçekten de batıdaki köle böyle bir şeydi, ancak İslam dünyasındaki köle (Arapçasıyla abd) tam olarak böyle bir şey değildi, burada da yiğidi öldürüp hakkını yémeyelim. İslam tarihindeki kölelik bir tür işçilik/hizmetlilik gibi bir şeydi. Meselâ İslam'da, köleye giydiğinden giydirme, yédiğinden yédirme zorunluluğu var. Batı dünyasındaki köle kavramında ise böyle bir şey yok, köleye kendi yémeyeceğiñ şeyi vérme var, kendi giymeyeceğiñ paçavrayı lâyık görme var.
Yani köle déndiğinde hemen aklımıza batıdaki köle kavramı gelmesiñ, İslam tarihindeki köle meselesi bir tür karşılıklı sözleşmeli işçilik gibi bir şeydi.
aliyarasfal
15-05-2017, 15:07
Sayın ang;
Konu bu yönüyle ele alınıyor olsa idi katıldığım ve katılmadığım noktalar üstünden uzun uzun değerlendirirdik.
Kısaca değineyim yinede;
Örneğin kötünün iyisi olması üstünden mi bakarsınız bir suç kapsamındaki olaya?
Onu kabul eder isek evet söylediklerinizin çoğu kendi ekseninde kıyasta doğru görülebilir.Tek açıdan bakarsak yani farklı yönleriyle ele almazsak olur.
Daha iyi yada daha kötü üstünden bir tartışmanın bu gerçekliği değiştirmeyeceğini bildiğinize eminim.
Başka bir yönüyle değineyim olaya.
Kölelik bir çok kültürde (belki hepsi) var olan geneldede dinsel gerekçelerlede bağlantılı ve normalleştiilmiştir insanlık tarihince.
Batıdan iyi diyorsunuz ya, o batı Romanın resmi din olarak hıristiyanlığı seçmesi ile bu ırkçı(kökeni) dini alıp dünyaada egemen inanışlardan biri haline sokmuş ve hıristiyanlığında tevratı tastik ve onayı( kuran gibi) referansı ile işte bu gün suç dediğimiz olayı, köleliğ sabit ve doğru ve hak hale getirerek çağımıza kadar getirmiş, yine ortdoğu kökenli bir arap inancının temsilcisidir.
Kökenleri aynı olan bu üç din bu suçu ortaklaşa sabitlemede başrol üstlenmiş, biri diğerinden daha mı iyi -daha mı kötü, heleki kendi iddiaları çerçevesinde ele aldığımızda aynı tanrıdan referans iddialı iken, batının gaddar köle anlayışının da sahibi, az iyileşmiş devamı islamında sahibi bu anlayış bu suçu sabitlenmesine ve yüzlerce yıl boyunca normal görülmesine neden olmuşlardır.
Tevratta-İncilde kaldırmış demek mümkün görünmüyor. Çok korkakmış bu tanrı, binlerce uyarıcı, inanç gönderirken ortadoğuya cesaret edememiş yasak demeye. Bu bir suç diyememiş, kendileri arasında iyi-kötü kıyasıda doğrusu referansı aynı tanrı iddiasıyla inanırları için tuhaf durum olmalı. Adaleti dinden dine-ırktan ırka değişken tanrı.
Neyse sonuçta diyeceğim oki, köleliği sabit kılan bu arap dinleri kaldırılmasında rol oynamadılar.Sabit kılınıp yaşatılmasında başroldeler.
Yani bir hayırlarını görmüyoruz suçu teşvik etmek ve insanın sosyal gelişimine pranga vurmak ve aklı kirletmeleri dışında.
Köleliği bu dinlerden birinin referansıyla kaldırmadığına göre insan oğlu sormak gerekir (hatta islam dahada zorlanıyor kaldırma konusunda) bu inançları (yap boz gibi) bir tanrı niye gönderirki insanı insan eden değerleri engellemek dışında bir halta yaramazken.
Kölelik suç ,esir bile günümüzde belli kriterlerin karşılığı haldedir. Bir esirden fidye istenmez. Fidye mafya vari bir suçtur günümüzde, esir değişimi yapılır veya anlaşmalar yapılır ancak kişiden özgürlüğü için bedel istemek suçtur.
Heleki kadın ve çocukları bu gün artık esir diye kabul etmek( köleliği geçtik) asla kabul edilemez ve savaş suçu sayılan bir durumdur. Terör örgütlerinin yaptığı bir yöntemdir ve ganimet anlayışı ile insanı (esir adıyla) paylaşmak ve alıp satmak suçtur.
Kişide kişiye kölelere davranış değişir, bu köleliği iyi yapmaz, hak kılmaz , köleliğin anlamını değiştirmez, insan esaretinin ve sahiplik ilkesinin ilkelliğini yasal hak konumuna taşımaz.
Kısacası aralarındaki kıyas bile aynı referansa sahip bir tanrı iddiası açısından zaten başlı başına sorunlu, heleki son olduğu iddiası olan bir inanışta son nokta bu gün insan vicdanına dahi yaklaşamıyorsa, yani son noktayı koyup kesin hükümlerle adalet ve hakkı dağıtmayı beceremiyorsa zaten çürümüşlüğünde kaynağı oluyor hali ile.
Şimdilik saygımla gittim...
Öncelikle belirtmeliyim ki tartışma aramızda olsada konuyu müdahil olmadan takip edenlerde var. Bu sebepten İngilizce kaynak göstermeye devam edicem. İlgilenenler okur.
Hem benim zamanım olmadığından hemde yazı biraz uzun olduğundan paylaşmam zaman aldı. Tek seferde sığmadığı için ikiye bölüp yazıyorum
Önce şia veya mutezzile olmadığın aşikar. Çünkü hadis sever bir sunnisin. Ayşe ananın yaşı uğruna bu kadar hadislere sarılıpta bunu dert etmemiş şiayı öne sürmeniz veya mutezileci olma ihtimalinde sıfır, devrimci akılcı değil yalanlara sarılan, reformist görünmeye çalışsanda mutezileci düşmanı gazali çağrışımlısın.Savunma biçimin demogoji ve takiyye.
Teşekkürler beni gerçekten güldürdünüz. Hayır hadislere sarılan Cübbeliyle dalga geçiyoryum, ehl-i sünnet tarafından mürted ilan edilen Yaşar Nuri ve Edip Yüksel'i örnek gösteriyorum. Bağıra bağıra hadislere güvenemeyiz, kendi içinde çelişiyor diyorum. Bir hadisten bahsederken eğer ki rivayet doğruysa diyorum. Sonra hadis sever bir sünni oluyorum.
Neyse şunu anladık, sen kölelere tecavüzü hak olarak gören bir sapıksın.
Aynısını tecavüzü savunduğumu idda ederken yaptınız. Okuduğunu anlamıyor diyincede kızıyorsunuz. Kin ve öfke sizin gözünüzü kör etmiş.
Ha çok canını sıkıyorsa hadisler kullanmaki karşındakilerede bu hakkı vermemiş ol.
Yahu Ayşenin yaşıyla ilgili herşey hadis temelli, değil mi? Siz bu hadislere dayanarak 9 yaşında demiyormusunuz? Bu hadisler zaten birbiriyle çelişiyor. Biz diğer hadisleri kullanarak bu çelişkiyi göstermeye çalışıyoruz. Sonra hadis kullanma.
Ne yapayım hadislerin çelişkili olduğunu göstermek için "Cin Ali" kitabından mı alıntı yapayım, ne yapayım?
Daha önce sordum sana özellikle hadisleri kabul edip etmediğini, ki hadis reddiyeni z varsa mezhebine göre red edecek olan sensin, bizim hadis koymamız sen onların arkasına sığınırken niye tuhaf oluyor? Niye inatla demogoji peşindesin anlamıyorum.
Nerede ortaya hadis koyup hüküm vermişim gösterebilirmisiniz?
Çok merak ediyorsanız söyliyim. Ben sizin o "Kur'an Müslümanı" dediğiniz tayfadanım. Hani diyorsunuz ya hadisleri reddet o zaman diye. Etmiyorum. Kur'anla paralel, ayetlerle çelişmeyen hiçbir hadisi reddetmiyorum.
Ben Kur'an a aykırı değilse ünlü komünist abimiz Karl Marx'ın, ulu önder Mustafa Kemal'in, ünlü düşünür Serdar Ortaç'ın sözlerini bile reddetmezken, neden peygamberin olduğu iddia edilen sözleri tümüyle reddedeyim?
Sırf siz işine gelen hadisi kabul ediyor, gelmeyeni etmiyor demeyin diye hadisleri kabul edip etmediğimi söylemedim. Ayrıca özellikle hadise dayalı hüküm vermekten kaçındım. Gösterebilirmisiniz nerede hadise dayalı hüküm vermişim. Sadece evlilikle ilgili hadis kullandım ondada eğer ki rivayet doğruysa dedim.
Sizce hadis sever bir sünni bir hadis için eğer ki doğruysa der mi?
Şaka şaka kandırdım sizi. Yaşasın ehl-i sünnet ve uçan seyhler!
İlginçtir yasak olduğunu iddia eden Suudiler umrecilere bu hizmeti sunuyor ama sorarsan yasak. Acep nedendir? Muta nikahını her gittiğinde kıyan ve bir hafta bu halti yiyen tanıdıklarım var,arkadaşlar sunni ve iki evli ve anlatmaktan ve yediği halttan mutlu, çünkü kuran bu izni veriyor, kendi anlattığı bu, yapcek bişi yok, onların yalancısıyım. Yasak değil mi diyorum, ya ayet var, hadisle neshide tartışmalı,kesin yasakta yok sorduk günahıda yok, yorum meselesi diyorlar.
Sizin arkadaşlarınız dangalaksa ben napabilirim?
Muta nikahı kendi yaşadığını İslam sananların fuhuşu legalleştirme yöntemidir. Nikahı günlük, haftalık kıyabiliyorlar. Birkere Kur'an da hangi ayette süreli nikah var?
Mehir diye vizite ücreti ver sonra genelevden çıkarken boş ol boş ol boş ol. Yok ya! Sen Allah'ı değil sadece kendini kandırırsın. Zira İslamda önemli olan niyettir. Sünnilerin yaptığı muta nikahı değil misyar nikahıdır.
İki taraf anlaşır ama ayrı yaşar, erkek kadının bakımını üstlenmez. Mutadan tek farkı nikahın otomatik düşeceği süre yok.
İslamda salt cinsellik için evlilik yoktur. Evlilik aile kurmak, toplum huzuru, birlik beraberlik gibi kavramlar için yapılır. Zira evlilik hem bireysel, hemde toplumsal olarak faydalı birşeydir.
http://www.psyneuen-journal.com/article/S0306-4530(16)30805-8/abstract
Özetle;
Evli insanlar; hiç evlenmemişlere ve evlenip boşanmışlara göre daha sağlıklı. Bilim adamları evli ve bekarlardaki kortizol hormonunu inceliyor, evlilerde bu çok daha düşük çıkıyor. Bu hormonun düşük olması kalp hastalıkları, depresyon gibi psikolojik hastalıklar ve strese bağlı hastalıkların azalmasına sebebiyet veriyor. Ayrıca yapılan araştırmalar evli insanların daha uzun yaşadığını gösteriyor.
Bu sebeptendir ki İslam insanların evlenmesi gerektiğini ısrarla söylüyor. Evlilerin aynı evde yaşayıp aile olması gerektiğini söylüyor. Ama sen evlenip, ilişkiye girdikten sonra boşanırsan sadece kendini kandırırsın.
Zira muta nikahı İranda fuhuş için değil siyasi amaçlarla yapılmaktadır. Geçtiğimiz günlerde İrandaki muta nikahı hakkında Wikileaks belgeleri yayınlandı. İran hükümeti muta nikahı ile ilişkiye sokup sonra siyasi ve toplumsal liderlere istihparat şantajı yapıyorlar.
Hala yapılıyor demeden önce en azından Wikileaks belgelerine bakılmasını tavsiye ederim.
Gelelim midem bulanıyor diyerek gülünç hallere düşmene. Tarihte olmuş olayları saçma sapan yorumlayarak bilim dışı, akıl dışı yorumlayarak kendince uyduruk bir nedenle evrimin işleyişi ve sonucu salaklığıyla yazılmış bir yazıyı bilimsel ve gerçek yorummuş gibi buraya koyunca kimi bağlayacağını sanıyorsun?
Çok ilginç. Hem İngilizce bilmediğinizi söylüyorsunuz hem de İngilizce yazılmış bir makaleyi okumadan yok öyle şey olmaz diyebiliyorsunuz. Makaleyi okumadan hemen Stockholm Sendromu diyorsunuz. Gerçekten çok ilginç.
Hayır evrimsel psikoloji ile ilgili söylediklerime karşı bana hakaret etmeden; bilimsel bir makale sunabilirmisiniz? Sadece bana hakaret ederek olur mu öyle şey diyebilirsiniz. Bu noktada ben yine yazdıklarımı akademik çalışmalarla temellendireceğim. Ha bunların neredeyse hepsi İngilizce olacak, çünkü ülkemizde bu alanda çalışmalar yapılmıyor. İngilizce bilenler okur, bimeyenler için Türkçe özet geçicem ama samimiyetime güvenileceğini düşünmüyorum. İsteyen yine İngilizce bilen bir arkadaşına tercüme ettirebilir.
Başlamadan önce paylaşmış olduğum cariyelik ile ilgili Stockholm Sendromu dur iddanıza gelelim.
Rehinenin kendisini rehin alan kişiyle bir arada bulunduğu zaman dilimi içinde o kişinin duygularını anlamaya başlaması, zamanla o kişiye sempati duyması yani rehin alan kişinin duygularını hissetmesi onunla aynı duyguları yaşaması neticesinde ortaya çıkan ruh hali.
Rehine ile rehin alan arasında yaşanan etkileşimin ürünüdür.
http://arsiv.ntv.com.tr/news/230350.asp
http://www.radikal.com.tr/hayat/stockholm-sendromu-40-yasinda-1147250/
Bir çok insan tarafından, kurbanın suçlunun tarafında yer alması olarak bilinse de tam olarak böyle değildir. Bahsi geçen banka soygununda kurbanların suçluların yanında yer almasının sebebi, polisin suçlulara ve rehinelere karşı gösterdiği saldırgan tavırdır. Yani bir olayı Stockholm Sendromu'na benzetebilmek için, kurbanın suçlunun tarafını tutmasına yol açacak üçüncü şahıs ya da şahısların ya da faktörlerin var olması gerekir. Yani kurban üçüncü şahıs ya da şahıslar yerine suçlu olarak tanımlanan kişinin yanında yer almayı fikren ya da vicdanen seçer; bunu durup duruken yapmaz.
İstatisliklere göre %8 ihtimalle görülür, tersine "Lima Sendromu" denir.
Evrimsel psikoloji Stockholm Sendromu için ne diyor? Stockholm Sendromu psikolojiye göre, hayatta kalma içgüdüsüyle kendisine en yakın güçlü olana (bebekler için anne-baba) bağlılık şeklinde gelişen bir savunma mekanizması. Altında yatan sebep hayatta kalma içgüdüsüdür diyor. Bu nokta önemli. Amaç hayatta kalma içgüdüsü.
Yani yazıyı okumadan Stockholm Sendorumu demeniz gerçekten saçma. Bütün Fransız kadınlarının bu sendroma sahip olmasını yada mazoşist olmasını düşünmek en iyi ihtimalle saflıktır.
Paylaşmış olduğum haber ünlü Fransız tarihçi Patrick Buisson'un "The Erotic Years" kitabından alıntılarla yapılmış bir haber.
Tarihçi Fransız kadınlarının nasıl Almanların kucağına atladığını, onlarla partiler düzenlediğine dair, Fransızların bu olaya nasıl utançla baktığını anlatıyor. Hatta bu olaydan utanan Fransızlar kitabın basılmasına izin vermiyor, yazar kitabı internetten sunuyor.
Hatta Almanlarla ilişkiye giren hayat kadınları ve diğer kadınlar cezalandırılıyor, şehir meydanında saçları kazıtılıyor topluma rencide ediyor.
Buna rağmen Almanlarla olmaktan çekinmiyorlar hatta bu olayları sonradan Almanlar kadınları korumak için engelliyor.
Mesela ünlü modacı Coco Channel; Borron Hans adında bir subayla ilişki yaşıyor. Bu ilişkisi sebebiyle Alman ajanı olarak suçlanıp mağazaları kapatılıyor. Kendisini bu durumdan yine subay kurtarıyor işlerini düzeltene kadar kendisine yardımcı oluyor.
Yani tarihi olayları iddam uğruna çarpıtmıyorum. Olay bu. Fransız kadınları savaş esnasında gayette isteye isteye Alman askerlerine cariye oluyor.
Yalnız bu askerler sıradan askerler değil. Çoğu subay olan rütbeli güçlü askerler. Yani kadınları koruyup kollayabilecek askerler. Neden kadınlar bu askerlere cariye oluyor? Sebep yine hayatta kalma içgüdüsü.
Öncelikle evrimsel psikoloji nedir? Evrimsel psikoloji tamamen Charles Darwin'in kuramına dayalıdır.
http://www.evrimagaci.org/makale/500
Hani diyorsunuz ya 7. yy ilkel toplumu diye. Evrimsel psikoloji bizim o ilkel toplumlardan hiçbir farkımız olmadığını söyler. Der ki biz kravat takıp, takım elbise giyen mağara adamlarıyız.
Mesela;
Neden erkekler haftasonu akşamları erkek arkadaşlarıyla toplanıp, bira içip maç seyretmek isterler yada halı saha maçına giderler?
Evrimsel Psikoloji;
Çünkü evrimsel süreçte türümüzün erkek üyeleri toplanıp ava çıkma alışkanlığı geliştirmişlerdi. Diğer erkeklerle toplanıp bazı aktiviteler gerçekleştiren, ava çıkıp avlanmak ihtiyacını karşılayan erkekler diğerlerine göre daha başarılı oldular ve daha fazla çocuk yaptılar. Günümüzde erkeklerin cuma akşamları halı saha maçlarına gitmesi, erkek arkadaşlarıyla dışarı çıkıp bira içmesi bu avlanma ihtiyacının giderilmesinden kaynaklanmaktadır. Hatta bazıları bu ihtiyacı en doğrudan şekilde, gerçekten ava giderek karşılarlar.
Desmond Morris'in "Çıplak Maymun" adlı kitabında bu örnek verilir. Mesela aynı yazar "Çıplak Kadın" adlı kitabında kadınların; makyaj yapmasının, topuklu giymesinin sebeplerinin nasılda mağara dönemine dayandığını gösterir.
Mesela erkeklerin kadınların kalçasına bakması. Bebeğin rahatça doğabileceği ve ölüm oranını azaltacak uygun bir eş arama değilmidir?
Erkek çocuğu kolayca evden dışarı gönderebilmek, üniversiteyi şehir dışında okutmak soyu geniş alana yaymak değilmidir?
Kız çocuğunu ise kapalı tutumak, soyundan sopundan emin olduğun yere bağlamak değilmidir?
Dünya'nın her yerinde böyle değil midir insanın davranışı. Kültür müdür evrimi bastıran, garip bir şeyler mi oluyor benliğimiz de yoksa.
İnsanın temelde 2 içgüsü vardır.
1-) Hayatta kalma içgüdüsü
2-) Üreme içgüdüsü
Zira mutluluğu aramak insan ırkının son 100-150 yıldır farkında olduğu birseydir. Öncesinde insanın amacı hayatta kalmaktır. Bu yüzden ölmekten deli gibi korkarız zira en temel içgüdümüze aykırı. İkinci öncül birincisine bağlıdır. İnsanın hayatta kalma şartı sağlandıktan sonra artık üreme içgüdüsü devreye girer. Evrimsel psikoloji çıkarımlarına göre erkek sperm saçmak dolayısıyla çok sayıda cinsel ilişki yaşamak ister, kadını ise kendi çocuklarını yetiştirme aracı olarak görür. Kadın ise sadece yavrunun bakımı için erkekten bakım ister, cinsellik yavru için araçtır.
Hatta der ki erkekler ve kadınlar eş tercihlerini hala evrimsel bazı kurallara göre yapmaktadır. erkekler doğurganlık ihtimali yüksek olan kadınları tecih etmektedirler. Kadınlarda doğurganlığın göstergesi olan belirtiler evrenseldir. Bunlar, geniş kalçalar, doğacak yavrunun beslenmesini sağlayabilecek göğüsler gibi niteliklerdir.
Kadınlar ise döllenmeyi sağlayabilecek olan yapıya sahip, sağlıklı genler taşıyan, doğuracağı bebeğine sağlıklı genler aktarabileceği ve doğumdan sonra oluşabilecek tehlikelerde yavruyu koruyabilecek erkekleri seçmektedirler. Erkeklerde bunun belirtileri kaslılık, sağlıklı görünümlü cilt gibi niteliklerdir.
Konu ile ilgili Richard Dawkins'in 1976 yılında çıkarttığı "Bencil Gen" isimli kitabı okunabilir.
Dünya üzerinde sadece üremek için varız der evrimsel psikoloji.
Mesela kadınlar yumurtlama döneminde daha seksi giyiniyor.
http://www.bbc.com/turkce/haberler/2010/08/100809_women_ovulation.shtml
Sebep? Cinsel çekiciliğini artırıp olası üreme fırsatlarının sayısını ve niteliğini artırmak. Tabi kadın bunu bilinçli olarak değil içgüdüsel olarak yapıyor.
Mesela neden kültürden, dinsel inançtan farklı olarak çoğu toplumda homofobi görülüyor? Çünkü insan nesli için potansiyel tehlikedirler. Beynimiz onların üreme potansiyeli olmadığı için onları tehtid olarak algılıyor. Ancak türümüzün soyu tehlike altında olmadığı için o kadar ciddiye alınmıyor. Eğer ki insan ırkı 7 milyar değil 7 bin olsaydı emin olun homofobi daha şiddetli olacaktı.
Neyse ilgilenenler şu linkleri kontrol edebilir; ancak maalesef ki ülkemizde bu alanda çalışmalar yapılmadığı için paylaşmış olduğum bütün linkler İngizilce.
http://www.anth.ucsb.edu/projects/human/evpsychfaq.html
https://labs.la.utexas.edu/buss/books/
Bir önceki yazımda belirttiğim gibi eskiden insanlar kabileler halinde yaşarken başka kabilenin istilasına uğrayan kabilelerde erkekler öldürülür, kadınlar esir alınırdı. Çünkü kadın doğurgan ve değerli, erkek değerli değil. Çünkü yumurta tektir, sperm sınırsızdır.
Mesela 5 erkek 5 kadın bulunan bir kabilede düz hesap ortalama yılda 5 çocuk doğar ancak kadınlardan biri ölürse çocuk sayısı 4'e düşer. Fakat erkeklerden 4'ü ölse dahi doğacak çocuk sayısı değişmez.
Yine bu konu yukarıda tavsiye ettiğim Richard Dawkins'in 1976 yılında çıkardığı "Bencil Gen" isimli kitapta detaylarıyla anlatılıyor.
Bu sebepten kadınlar esir alınırlar, öldürülmezler. Uyum sağlamayan kadınların hayatta kalma şansı düşüktü zira erkekler üreyemeyeceği kadına boşuna koruma, bakım sağlamak istemiyordu. Eskiyi unutmamaları ölüm demekti, dolayısıyla eskiyle olan bağlarını koparmak zorunda kaldılar. Bu durumun bir sonucu olarak kadınlar geçmişte bağlı oldukları kişileri daha kolay unutabilme yetisini kazandılar zamanla. Buna uyum sağlayan kadınların soyu devam etti, uyum sağlayamayanlar elendi.
Yine bu konuda bilgi sahibi olmak için Dawkins'in yukarıda söylediğim kitabı okunabilir. Dawkins; kitap boyunca, genlerinin hükmünde, hayatta kalma içgüdüsü ile kardeşlerini çocuklarını yiyen, eşlerini aldatıp yenilerine kaçan, toplum içinde bir sürü hile hurda yapan canlılardan, insanlardan bahseder durur.
İnsanında bu canlılardan hiçbir farkının olmadığını söyler. Bugün evrimsel psikoloji üzerine çalışmalar yapan; Desmond Morris, Richard Dawkins , David Buss gibi bilim adamları bizim aslında doğadaki hiçbir hayvandan farkımız olmadığını tamamen içgüdülerimizle yaşadığımızı delilleriyle belirtiyorlar.
Hatta bu konu için Desmond Morrisin "İnsanat Bahçesi" adlı kitabı okunabilir. Kitap şehir yaşamının içgüdülerimize ve doğamıza aykırı olduğunu bu sebeple bir çok sorunla karşılaştığımızı belirtiyor.
Ancak tek bir farkla; yukarıdaki bilim adamları diğer hayvanlardan farklı olarak insanda bilinç geliştiğini, bilincimiz sayesinde içgüdülerimizi kontrol altına alabileceğimizi söylüyor. İnsanı hayvandan ayıran tek farkın iç güdülerini kontrol edebilme yeteneği olduğunu söylüyor.
İlginçtir ki 1400 yıl önce Muhammed diye bir adam çıkıyor, evrimsel psikolojinin "e" sinden haberi olmadan nefsinize yani içgüdülerinize uyarsanız hayvan gibi yaşarsınız, uymayıpta onu kontrol ederseniz insan gibi yaşarsınız diyor.
Tesadüf mü? Bilemiyorum bence değil.
Hatta konuyla ilgili daha fazla bilgi sahibi olmak için National Geographic'in "The Ape Man" belgeseli izlenebilir.
Neyse konudan çok sapmadan dönecek olursak cariyelik konusunda bilimsel gerçekleri çarpıttığımı idda etmeden önce en azından yukarıda bahsettiğim kitaplara, evrimsel psikolojiye bir göz gezdirin. Yada en azından varsa çevrenizde evrimle ilgilenen bir sosyoloğa yada antropoloğa sorun. Bir tanesi söylediklerimin aksi bir şey söyliyecek mi acaba?
Evrimsel süreçte kadınlar geçmişi çabucak unutabilme yetisi kazanmıştır.
http://www.dailymail.co.uk/news/article-2044614/Sex-stormtroopers-How-French-women-fell-Nazi-invaders-Second-World-War.html
Yine linki tekrar paylaşıyorum. İngilizce bilenler okusun bilmeyenler arkadaşına okutsun. Link Fransız kadınlarının 2. Dünya Savaşında nasıl bile bile, isteye isteye cariye olduğunu gözler önüne seriyor.
Her ne kadar kızsanızda, iğrenç bulsanızda durum bu. Bana değil evrime kızın. Zira yazmış olduğum şeyleri götümden uydurmuyorum.
Yani 11 yaşındaki bir çocuk bu gelişimin başlarındadır ve normal birey olmasını bırak (o gözle görmek) daha çocuktur. Sadece hormonlarındaki büyümenin getirdiği aşırı salgılanma ondaki dürtüleri aşırı boyutlara taşır.Evrimsel süreçte farklılaşmamış ve aynı hayvan isek, ayrışmamış isek bu gözle bakalım diyor iseniz sorun yok çiftleşin.Bu gelişim belli bir noktadan sonra hem bedenen hem zihinen bir noktaya ortak olarak ulaştığı (bitmemiş olsada) yaşlarda orta evredirki bu nedenle bilimsel olarak 14-16 yaş sonrası bir noktaya kadar hem biyolojik yeterlilik hemde kararlarından sorumlu olma sınırı olarak kabul edilir.
18 yaş ise tam bu gelişimin ortalama yaş, bitiş aşaması tamamen zihinsel olarakta biyolojik olarakta artık çocukluğun çok uzağında bireydir.
Bu nedenle bu bilimsel verilerle ateist çoğunluk oldukları halde, ya evrimsel süreç doğada böyle demez bazı ülkeler değil mi? Cinsellik yaş sınırını yasalarına koyarlar (14-16) ve isteğiyle dahi onunla birlikte olan her kesi cezalandırırlar. Neden acaba? Bilmiyorlar mı evrimin lütfudur kadınlar cariye olmayı sever, 11 yaşındaki çocuk doğurur ,doğada böyledir.
Öncelikle kadınlar cariye olmayı sever diye bir şey demedim. Evrimsel süreçte buna uygun evrimleşmiştir dedim. Aradaki farkı çarpıtmayın. Bana demogog diyorsunuz ama en büyük demogojiyi kendiniz yapıyorsunuz.
Evrimsel süreçte farklılaşmamış ve aynı hayvan isek, ayrışmamış isek bu gözle bakalım diyor iseniz sorun yok çiftleşin.
Eğer ki bir tanrı yoksa biz doğanın kendi kendine oluşturduğu canlılarsak özel değiliz demektir. Bu noktada bizi hayvandan ayıran nedir? Zira bilimsel litaratürde ismimiz "Homo Sapiens" yani "Düşünen Maymun". Biyoloji bilimi bizi bir maymun türü olarak görürken, evrimsel biyoloji insanı hayvandan ayıran tek şey bilinci sayesinde içgüdülerini kontrol etmek ve birşeylere inanmak derken sizce insanı hayvandan ayıran nedir?
Konuya dönersek; önceden de belirttiğim gibi reşit olma yaşının 18 olması fizyolojik değil psikolojik sebeplerdendir. Çünkü insanın karakteri oturur, sorumluluk bilinci tam olarak oturur, aldığı kararların farkındalığı artar.
Zira bu yaş sadece cinsellikle ilgili değildir. Reşit olma yaşının anlamı kişinin ergin olmasıdır. Yaptığı eylemin önemini kavrayabilecek yeteneklere sahip olması demektir. Reşit olmaya bağlanan bir çok hukuki sonuç vardır, kişi artık kendi adına mülk alabilir, kendi parasını yönetebilir. Kişi işlemiş olduğu suçun cezasını çeker. Her kişi farklı bir yaşta reşit olur, buna gerçek anlamda bir kıstas koymak mümkün olmayacağından sınırı ortalama kabul edilebilecek bir yere koymak gerekir. 17, 18 yada 20 bu yaş o toplumun şartlarına göre genel kabul edilebilecek bir ortalamadır.
Bizim Türk Medeni Kanunumuz 18 yaş demiştir. Bunun tartışılabilecek bir yanı yok.
Ancak her ne kadar kendimizi medeni ilan etsekte değiliz. Bakınız evrimsel psikoloji. Cinsellik hala en eski ve ilkel içgüdümüz.
Cinsellik içgüdüsü ile ilgili Sigmund Freud çok ciddi çalışmalar yapmıştır. Zira kendisi yaptığımız seçtiğimiz meslekten, giydiğimiz kıyafete kadar herşeyi üreme içgüdüsü ile yaptığımızı söylemiştir. Cinsellikle ilgili kararlarımızın çoğu hormonaldir, içgüdüsel olarak karar veririz.
Sigmund Freud hakkında;
http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/40/504/6115.pdf
Biz doğadan binalara taşınmış olsak da içgüdülerimizde bu bilgi hala kayıtlı.
Zira bu içgüdülerimiz ergenlik çağına girmemizle açığa çıkıyor. Erkekte testesteron, kadında östrojen salgılanyor. İnsanlar cinsel istek duymaya başlıyor.
http://recapp.etr.org/recapp/index.cfm?fuseaction=pages.StatisticsDetail&PageID=555
Bu linkte Amerikada ilk okul, lise çağındaki cocukların cinsellik yaşama oranları var. Bu oranlar azımsanamayacak kadar fazla. Zira linkte bu oranın %47 olduğu belirtiyor. Yani ilk okul ve lise çağındaki çocukların yarısı cinsel ilşkiye giriyor.
Bu sebeptendir ki cinselliğin tabu olmadığı ülkelerde ilk ilişki yaşı 12-13. Biz her ne kadar onların daha çocuk olduğunun farkında olsakta doğa umursamıyor, onlar ilişkiye girmeye devam ediyor. Bu sebepten devleteler onlar mağdur olmasın diye bir takım kurallar koyuyorlar. Çünkü naparsak yapalım insanlar ergenliğe girince üremeye başlayacak doğanın emri bu.
Bu sebeptendir ki reşit olma yaşı ve cinsel rüşt yaşı farklıdır, her ülkede değişir. Mesela ülkemizde 17 yaşındaki birey kendi isteğiyle evlenebilir ayrıca eğer ciddi bir sebep varsa bu yaş 16'ya düşer. Burdan anlaşılacağı gibi Türk Medeni Kanunu'nda evlilik için 16 yaş reşit olma yaşı kabul edilir.
Birde işin ceza hukuku boyutu vardır. Türk Ceza Kanun'un 104 maddesi "Cebir, tehdit ve hile olmaksızın, onbeş yaşını bitirmiş olan çocukla cinsel ilişkide bulunan kişi, şikâyet üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır" şeklindedir.
Burdan anlaşılacağı üzere ceza hukukumuz cinsel reşit olma yaşını 15 olarak kabul etmektedir. Yani 15 yaşındaki bir kız/erkek çocuğu ile 60 yaşındaki bir yaşlı dedemiz/ninemiz arasında cinsel bir münasebet olması halinde bu kızımız/oğlumuz şikayetçi olsa 6 aydan 2 yıla hapis cezası verilir zaten bu ceza da ertelenir. Kızımızın/oğlumuzun şikayetçi olmaması durumunda ise bu dedemiz/ninemiz ceza almamaktadır.
Aslında yasa koyucu bu durumu ön görmüştür ve Türk ceza Kanun'un 104/2 maddesinde bu hususa karşı bir önlem alınmıştır. "Fail mağdurdan beş yaştan daha büyük ise, şikâyet koşulu aranmaksızın, cezası iki kat artırılır." hükmü caydırıcı bir hükümdür.
Fakat bu madde, "Aynı yaştaki mağdurlarla cinsel ilişkide bulunan failler arasında sadece yaş farkına dayanan bir ayırım yapıldığı gibi, faille aralarındaki yaş farkının beşten az olması halinde suçun şikayete bağlı olarak takip edilip edilmemesi hususunda mağdurun iradesi esas alınıp, failin beş yaştan büyük olması durumunda ise, bu irade gözetilmeyerek mağdurlar yönünden de farklılık yaratılmıştır. Aynı yaşta olup, aynı eylemin tarafı olan mağdurlar arasında yapılan bu ayırım ile aynı yaştaki kişilere karşı aynı eylemi gerçekleştiren failler arasında sadece yaş farkına dayanılarak yapılan ayırımın, kuralın belli yaştaki çocukların cinsel dokunulmazlıklarını koruma amacını gerçekleştirmeye elverişli bulunmadığı ve adalet ilkeleriyle de bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır." gerekçesiyle anayasa mahkemesince iptal edilmiştir.
Bunun suç olarak görülmesinin sebebi o yaşta hata yapmaya çok müsait olmalarıdır. İnsanlar en büyük hatalarını ergenlik yaşlarında yaparlar.
Bu sebepten onlarla cinsel ilişkiye girmek isteyenleri caydırmak lazım gelir. Eğer isteyerek ilişkiye girerse bile sonrasında pişman olup şikayetçi olursa ceza alırsınız. Amaç cinselliği engellemek değil kişilerin madur olmasını engellemek.
Ancak bu yaştan küçük biriyle rızayla olsa bile ilişkiye girerseniz şuçtur.
Yine bu durum sadece ülkemizde değil dünyada da böyledir.
https://en.wikipedia.org/wiki/Age_of_consent
Arjantin, İspanya, Japonya ve aynı renkteki ülkelerde cinsel rüşt yaşı 13
Brezilya, İtalya, Almanya, Çin ve aynı renkteki ülkelerde 14
Birde ülkelere değilde doğada kabile halinde yaşayan toplumlara bakalım;
Mesela Hindistanda yaşayan Andaman kabilesi, Kanada da yaşayan İnuit kabilesi, Afrikada Kalahari Çölünde yaşayan Kung kabilesi?
Hepsinde evlilik yaşı ergenliğe girişle başlıyor. Neden?
Doğa 13-14 yaşına gelen insana üre komutunu gönderiyor.
Zihinsel, ruhsal gelişimini tamamlamış tamamlamamış bakmıyor. Acaba bu insan zihinsel gelişimini tamamlayacak eğitimi aldı mı; bu toplum insan yetiştirme ehliyetine sahip mi; yoksa bu toplumun yetiştirdiği insan, 80 yaşına bile gelse, zihinsel ve ruhsal gelişimini tamamlayamadan bu dünyadan göçüp gidiyor mu; bunlara hiç takılmıyor doğa.
Ne "Ergenliğe girmiş genç zihinsel ve ruhsal gelişimini tamamlayamadıysa, o toplumun insan yetiştirme yetenekleri sorgulanmalıdır" diye bir yorumda bulunuyor, ne de "Hangi toplumun bir canlı olmanın tabiatından ileri gelen başka hangi şeyleri kendi insanına yasakladığı" ile ilgileniyor.
Doğa sadece üre diye emrediyor. Sebep yine üreme içgüdüsü. Ayrıca;
https://www.youtube.com/watch?v=lZeyYIsGdAA
Özet geçersek;
Bati toplumlarında cinsel ilişkiye girme yaşı 12-13'e kadar düşmüş.
Cinselliğin serbestleşmesine rağmen, cinsel ilişkiye giren bireylerin birlikte hayat sürdürmelerini ya da onların evlilik çatısı altında bir araya gelmesini sağlayacak toplumsal bir kabul bulunmadığından çok sayıda kızın kürtaj gibi çok tartışmalı bir yolu seçtiğini, seçmek zorunda kaldığını ya da çocuğu doğurmaya karar verdiğinde çocuğun öğrenme yetisinin gelişmesine ve sağlıklı bir birey olarak topluma katılmasına yol açacak anne-baba temelli aile ortamından yoksun yetiştiğine parmak basabilir.
En önemlisi, bir takım bilim adamları tüm bunlardan yola çıkarak, ortaya çıkan sosyal manzaranın ülkelerin, toplumların ve dünyanın geleceğini tehtit ettiğini, insalığın gelişiminin ve ilerlemenin aile yapısının oluşmasının zorlaşmasından ötürü tehlikeye düşmek üzere olduğunu vurguluyor.
Çünkü insanlar 13-14 yaşına girince doğa onlara üre emri verecek. Ne kadar çabalasakta olmaz desekte doğa bu emri veriyor. Yani bu konuda bana değil, dinlere değil doğaya kızın.
Ha bana sorsanız 14 yaşında bir kızla ilişkiye girermiyim? Cevabım hayır olur. Çünkü o kız benim için çocuktur ama doğa maalesef benim ne düşündüğümü umursamıyor.
Bu sebepten İslam evlilik için yaş belirlemez çünkü zamanla insanların fiziksel ve akli oldunluğu değişebilir. İslam sadece evlilik çağı der. Bu çağı toplum kendi normlarına göre belirler. Mesela 30 yıl önce ülkemizde o çağ 14-15 yaş iken günümüzde 20-25 yaş, üniversite ve yüksek lisans olanaklarının artması ile belki 10 yıl sonra bu çağ 25-30 olacak.
Yine bu noktada İslam evlilik için ilk şartı cinsel oldunluğa ulaşmak, ikinci şartı belirli bir akli olgunluğa ulaşmak olarak belirler. Mesela eğerki yeterli akli olgunluğa eriştiği tespit edilirse 14 yaşındaki bir kızla evlenilebilir. Ama genel olarak bu akli olgunluk 16 yaş civarı oluşur.
Biz yok hayır o daha çocuktur diye kabul etmeyebiliriz. Ancak bu noktada kabullerimiz yaşadığımız hayatla ne kadar örtüşüyor sorusu önemlidir.
Eğer ortada yukarıdaki gibi bir takım bilimsel veriler varsa ve bu inanç sistemi bu bilimsel verilere bizim kafamızda kurduğumuzdan daha yakınsa; bu inanç sisteminin değil bizim kafamızda kurduklarımızın yanlış olduğunu gösterir.
Zira durmuş olduğunuz nokta açık görüşlü, geniş bakışlı değil. Tam aksine muhafazakar bakış açısı getiriyorsunuz.
Bu noktada siz olmaz o ilkel 7.yy kültürü derseniz söylenecek bir şey kalmıyor. Çünkü hem bilimsel veriler ortada hemde sizin sandığınız aksine bilim onlara ilkel demiyor. Bizde en az onlar kadar ilkeliz, mağara adamıyız.
Dediğim gibi bu durum hoşunuza gitmiyorsa doğaya kızın dine değil.
Yahudilere dedik diyor örneğin değil mi bir insanı öldüren tüm insanlığı öldürmüştür( yani tevratta varmış) Güzel sizde sorumlusunuz diyor mu? Demiyor, Yahudilere dediğinden size ne? Yahudilerde tanrınız zinaya ne ceza vermiş? Müslümanlarda ne? Neden farklı? Demogojiye demogojiyle cevap vermek ise böyle sürer gider.
Ha çok zorlar onlara desede biz tüm kitaplardan sorumluyuz, onlara denilmiş ama bizim kitabımızda var o halde doğru ve bizedir dersenizde( maide suresi 43 ve sonrası varken diyemezsiniz der dallandırılır) , yine Yahudileri tüm alemlere üstün kıldığınıda kuranda yazar. O halde Yahudiler üstündür, ve Tevrat kuran arası tüm çelişkiler( bozulmuş yalanınız devreye girer) ortaya çıkar ve konu demogogluğunuza kurban sürer gider.
Yani nereden tutup düzeltsem ki bilemedim.
"O, sana Kitab'ı hak ve kendisinden öncekileri doğrulayıcı olarak indirdi. O, daha önce Tevrat'ı ve İncil'i insanlar için birer hidayet olarak indirmişti. Furkan'ı da indirdi. Şüphesiz, Allah'ın âyetlerini inkâr edenler için şiddetli bir azap vardır. Allah, mutlak güç sahibidir, intikam sahibidir." (Ali İmran Suresi – 3,4. Ayet)
"Ey iman edenler! Allah'a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse, derin bir sapıklığa düşmüş olur." (Nisa Suresi – 136. Ayet)
Bu ayetler doğrultusunda her Müslüman Tevrat ve İncilin Allah sözü olduğunu kabul etmek zorundadır. Ancak günümüzdeki bu iki kitap Allah'ın indirmiş olduğu halinden uzaktır.
Zaten İslamın bu tavrı çok ilginçtir. Tarihte yeni oluşturulmuş ideolojiler hep taraftar kazanmak amacıyla eski düşüncelerin yanlış olduğunu idda eder. Fakat İslam eski kitaplar Allah sözüdür der.
İslamın temel mesajı tevhid inancıdır. İslam bu mesajın tarih boyunca pek çok millete indiğini söylemiştir. Fakat bu mesaj sürekli olarak insanlar tarafından tahrif edilmiştir.
Peygambere gelen bu mesaj muhtemelen peygaberin ölümü sonrası o zamanların insanları tarafından tahrif edilmiştir. Hatta bazıları peygamberin ölmesini bile beklememiştir.
Mesela Hz. Musa'nın kavimi; onun mucizelerini görmüş olmasına rağmen o tur dağına çıktığı anda tevhid inancını bırakıp ineğe tapmaya başlamıştır.
Kur'an Allahın önceden indirmiş olduğu ayetlerin insanlar tarafından tahrif edildiğini söylemiştir. İslam dinine inanan biri için bu tartışılmazdır. Peki insanlar bu ayetleri tahrif ederken tamamını mı tahrif etti? Hayır sadece işlerine gelmeyen, çıkarlarına ters olan kısımları tahrif ettiler.
Bu sebepten ki tamamı doğru kabul ettiğimiz Kur'an ile bir kısmı tahrif ediliş, bir kısmı korunmuş Tevrat ve İncilde ortak noktalar olduğu gibi farklı noktalar olması son derce normaldir.
Yanlarında, içinde Allah'ın hükmü bulunan Tevrat varken nasıl oluyor da seni hakem yapıyorlar, sonra bunun ardından verdiğin hükümden yüz çeviriyorlar? İşte onlar (kendi kitaplarına da, sana da) inanmış değillerdir. Şüphesiz Tevrat'ı biz indirdik. İçinde bir hidayet, bir nur vardır. (Allah'a) teslim olmuş nebiler, onunla yahudilere hüküm verirlerdi. Kendilerini Rabb'e adamış kimseler ile âlimler de öylece hükmederlerdi. Çünkü bunlar Allah'ın kitabını korumakla görevlendirilmişlerdi. Onlar Tevrat'ın hak olduğuna da şahit idiler. Şu hâlde, siz de insanlardan korkmayın, benden korkun ve âyetlerimi az bir karşılığa değişmeyin. Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler kâfirlerin ta kendileridir." (Maide Suresi - 43,44. Ayet)
Dikkat edilirse 43. Ayette Tevrat içinde Allah hükmü var der, Tevrat Allahın hükmüdür demez, 44. Ayetten Tevrat içinde nur vardır der, Tevrat nurdur demez.
"O peygamberlerin izleri üzere Meryem oğlu İsa'yı, önündeki Tevrat'ı doğrulayıcı olarak gönderdik. Ona, içerisinde hidayet ve nur bulunan, önündeki Tevrat'ı doğrulayan, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için doğru yola iletici ve bir öğüt olarak İncil'i verdik." (Maide Suresi – 46. Ayet)
Aynı ifadeler İncil içinde geçerlidir.
Bunlar her ne kadar tahrif edilmiş olsa da Tevrat'ta ve İncil'de hala bozulmamış hükümler bulunduğunu bildirmektedir.
Mesela;
Onda (Tevrat'ta) üzerlerine şunu da yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş kısas edilir. Yaralar da kısasa tabidir. Kim de bu hakkını bağışlar, sadakasına sayarsa o, kendisi için keffaret olur. Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, zalimlerin ta kendileridir. (Maide Suresi – 46. Ayet)
Kur'an Tevratın bu hükmünün tahrif edilemiş, hala geçerli olduğunu söyler.
Fakat Kur'an kendisi için Tevrat ve İncilden bahsederken içinde nur vardır, içinde Allahın hükmü vardır demek yerine bütünsel olarak Allahın hükmüdür, nurdur der.
Kur'an; Tevrat ve İncil üzerinde söz sahibidir. Biz oradaki hükümleri Kur'anla çelişmiyorsa kabul ederiz, çelişiyorsa reddederiz.
Kur'andaki ayetlerin önemli bir kısmı Hz. Muhammedin hayatı boyunca başına gelen olaylar sonucu inmiştir. Mesela Ben-i Kurayza kabilesi ile savaş soncunda karşıdaki kabilenin cezası Tevrata göre verilmiştir. Bu ceza Tevratın bozulmamış kısmından geldiği için düzeltilmesi için yeni ayet gelmemiştir.
Ancak bir rivayete göre Hz. Muhammed bir adamı işlediği cinayetlerden dolayı yakarak öldürme cezası vermiş fakat sonradan kendisine böyle bir şey yapamayacağı bildirilmiştir.
Tabi bu olay kendisine inanmak için melek masumiyeti isteyenlerin canını sıkar. Fakat onun tek derdinin kendisine ulaşan mesajı yaymak istediğini düşünenler onun nasılda hayatın içinden erişilebilir bir hayat yaşadığını görürler.
Biz Tevratın ve İncilin değiştirilmiş olduğunu sadece Kur'an temelli düşünmüyoruz. Bu iki kitabı okuyanlar kesinlikle tuhaf birşeyler olduğunu hemen görebilir.
Kur'an; kurgu ve anlatım itibariyle de dili diğerlerinden farklıdır. İncil ve Tevratta olduğu gibi ayrı ayrı bölümlenmiş hikayeler ve bölüm başlıkları biçiminde değil akıp giden devasa bir metin şeklindedir. Upuzun metin içerisinde konu başlıkları besmele ile ayrılmıştır.
Mesela; Tevrat Hz. Musa dan asırlar sonra kaleme alınmış, İsrailoğulları ve diğer peygamber'lerin hayatını anlatan bir nevi siyer kitabıdır.
"Rabbin sözüne göre Rabbin kulu Musa orada, Moab diyarında öldü. Ve Moab diyarına Beyt-Peor karşısındaki derede onu gömdü." (Tesniye Bölümü, 34/5-8)
Bir ayet nasıl olurda ona indirildiğine inanılan peygamberin ölümünden bahseder. Bakın bu ayet Musa ölünce söyle böyle yapın diye geleceğe atıf yapmıyor. Direk olarak Musa öldü, söyle oldu diyor. Musa öldüyse bu ayet kime indi? Bu ayet açıkça sonradan eklenmiştir.
Tevratta Allah'ın yiyip bitirici bir ateş olduğu, Allah'ın oğlu olduğu, Allah'ın yorulduğu, Allah'ın pişman olduğu, Hz. Yakup'un güreşte Allah'ı yendiği gibi saçma hikayeler var.
Yine Tevrata göre peygamberlere iftira atılır. Hz. Süleyman puta tapınan biri olarak gösterilir. Bir peygamberin puta tapması ne kadar mantıklıdır?
Hz. Harun Yahudilerin altın inek heykeline tapmasına emreden biridir. Bir peygamber nasıl inek heykeline tapabilir?
Ancak Kur'an bu durumu şiddetle kötüler ve kendi ayetlerinde bu peygamberleri temize çeker.
Yinede Tevrata bakılınca Kur'an ile büyük uyum gösterir. Ancak İncilde durum dahada içler acısı.
Zira Hristiyanlar İncilin Allah sözü olmadığını havariler tarafından yazılmış olduğunu kabul eder. 4 farklı havari tarafından yazılan 4 farklı İncil, hepside birbiriyle çelişiyor. Markos, Matta, Yuhanna ve Luka
Bana bu durum Buhari, Tirmizi ve Ebu Davudu hatırlatıyor. Peygambere ait olduğu söylenen sözlerle derlenmiş farklı kitaplar.
Bu durumda zaten 4 incil Allah sözü değil hadis kitabı olmuyor mu?
Ayrıca alıntılayacağım yazı durumu çok güzel özetliyor.
İncil ya da Tevrat'ta daha çok dini hikayeler üzerinden kurgulanan bir inanç kavramı vardir. Yani bu hikayeler ve olan biten uzerinden iman edilmesi beklenir. Yani, boyle bir bakis acisiyla baktigimizda, birtakim fantakstiklik ogesi barindiran hikayelere neden inanma ihtiyaci duyayim demesi, mantigini on plana almis rasyonel insan icin "normal" karsilanan bir sey. Yani Hz. Adem ve Havva anamiz cenneten kovulmus, gokten koc inmis, denizler yarilmis, 10 emir tasa yazilmis, seytanlar, cinler, melekler... iyi de ne gerek var? Fakat İslam'da is farkli. bu hikayeler ve kavramlar, betimleme uzerinden dini kavramlarin dogru bir sekilde aktarilabilmesi icin kullanilan ogeler. Kabul etmek gerekir ki bir seyi anlatmanin en guzel yollarindan birisi de onu hikaye ederek, somutlastirarak anlatmaktir. Yuzyillara hitap eden bir kitabin da bunu yapmasi aslinda, oldukca dogaldir. Fakat burada en onemli konu su, biz bu hikayelerdeki doga ustuluge bakarak iman etmiyoruz, mesaja iman ediyoruz ve bu hikayelerin de gerek bize ibret vermesi gerekse de mesajin dogru duzgun anlasilabilmesi icin betimlendigini biliyoruz. Boyle bakinca iste, is cok degisiyor.
Peki neden Kur'an da Tevrat ve İncilden bölümler var?
Bildiğimiz gibi Kur'an kendinden önceki iki kitabın bir kısmını doğruluyor, bir kısmını yanlışlıyor. Tekrar önek verilirse Hz. Lut'un kendi kızlarıyla ilişkiye girme olayı. Kur'an bunu yanlışlar.
Bu sayede Hz. Muhammed yanına gelen Hristiyan, Yahudi din adamlarıyla tartışabiliyor, onlara dinlerindeki yanlışları çelişkileri gösterebiliyordu. Dinsel tarihe dayanan münazaralar yapabiliyordu.
Bu noktada bence ilginç bir durum var.
Diyelim ki Hz. Muhammed bir dini kendi başına uyduruyor, diğer dinlerinde bir kısmını çalıyor kendi kitabına ekliyor. Ancak diğer dinlerin şirk, biat gibi inanç esaslarını tamamen reddediyor. Yeni bir sistem ortaya atıyor ve buna rağmen o dine mensup, yıllardır belki o dinde rahip ve araştırmacı olan insanların size münazaraya gelip alt etmesinden korkmuyor.
Eee kitabı kendisine dinler konusunda bilgili bir ekip yazdırdıysa?
Bu durumda bile Hz. Muhammed yalnızdır. Kendisine gelen bir soruya "Bilmiyorum iki dakika katiplere sorup, öğrenip geleyim" diyip ekibe sorma lüksü yok. Ya vahiy gelecek yada kafasından bir şey uydurmak zorunda.
Ki bu durum kolay cesaret edilebilecek bir durum değildir. Şahsen ben cesaret edemezdim. Karşımdakilerin beni yenip, ters köşe yapacağından korkardım. Etrafımdakileri de buna inandırırlarsa işin ucu ölüme kadar gidebilir.
Önce Muhammed 4, diğer ayetleri ileri sürmeniz , her biri farklı zaman ve olay üstüne yazıldığını bildiğimiz ayetleri bir birini referans sunar gösterme çabanız anlamsız.
Kafirlere karşı direk saldırıdır Muhammed 4.
Hadi demogoji seviyorsanız devam edin,Muhamme 4 başka ayetlere atıf içermez, surelerede. Nisa 127 Nisa 3 e atıf içerir, bu bağlantı mevcuttur, referansı kendi içinde var.
Ortada savaş yok, Muhammed 4 hiç bir şekilde diğer koyduğunuz ayetlerle ilgili durumlara ilişkili değil, ha şunu dersiniz ben öyle yorumluyorum, şunu diyemezsiniz, bir başkası farklı yorumluyor, bu ayetden cihad ve gerekçe gerekmeden savaşın diyor anlıyorum derse, olmaz , senin yorumun yanlış, yapamazsın diyemezsin.
Bakın Kur'an Tevrat gibi Yaratılış, Mısırdan Çıkış vb. bölümlere ayrılmamıştır. Kur'an tek bir bölümden oluşur.
Kuran'da X suresinin Y ayetinde sorulan bir soruya, Z suresinin T ayetinde cevap verilir. Bunlar Kuran'ın bütünsel bir kitap olmasından kaynaklanır. Unutulmaması gereken nokta şudur, Kuran ayrı ayrı, ayet ayet bir kanunlar kitabı değildir. Kuran'da tek bir kanun vardır, o da Kuran'ın kendisidir.
Mesela A ve B diye iki ayet olduğunu var sayalım, bu iki ayet farklı surelerde bulunsun.
A-) Bütün elmalar tatlıdır
B-) Fakat yeşil elma ekşidir.
Eğer Kuran'daki ayetleri ayrı ayrı kanunlar olarak algılarsanız, bu durumda elinizde çelişki dolu bir kitap olur ki bu durumun adına "ayet cımbızlama" denir. Fakat Kuran'ı ayrı ayrı A ve B olarak ele almak yerine A+B olarak, yani bütünsel bir kitap olarak okursanız, bu durumda göreceksiniz ki Kuran'ın söylediği şudur:
A+B = Bütün elmalar tatlıdır yeşil elma ekşidir.
Her suredeki her ayet birbirinden farklı zamanda inmiş ve hepsi bir bütündür. Kur'an tek bir bölümden oluştuğu için bütün ayetler birbiriyle ilişkilidir.
Bakın bu ayettein ortasında savaş sonra erince diye bir tabir var. Demekki kafirlere saldırmak onlara savaş açmak. Ama Kur'an kendisinden önceki ayetlerde kime ne şartlar altında savaş açılabileceğini belirtmiş.
Yukarıda belirttiğim üzere bu ayet kafirlere durduk yere saldırmayı emretmez. Bu şekilde yorumlanamaz.
Mesela yine bu noktada bana çok ilginç gelen bir kısım var;
Bir sure iner ancak o surenin bazı ayetleri boş bırakılır. O boş bırakılan kısımların üzerinden belkide 10 yıl geçer ve o boşluk doldurulur. Kur'an da bunun gibi surelerle doludur. Ancak ilginçtir ki sonradan gelen ayet o boşluğa öyle bir oturur ki; ne konu bozukluğu ne akış problemi oluşmaz.
Kur'anın yazılı değilde sözlü olarak oluşturulmuş olduğu bilinince bu çok ilginç bir noktadır.
Ayrıca çok muğlak bir kelime var maide 33 te. Allah ve resulü ile harb edenler ve Fesat çıkaran şeklinde. Pardon ilerdede okursunuz mesajımda örneğini, Allah (soyut hayal) resulü artık yok, fesatın sınırını kim belirliyecek? Kafana göre takıl. Allah yok diyende fesat, ben senin dinine inanmıyorum desede biri fesat, artı kim ne anlarsa , yani seviye yerlerde geziyor.
Bu konuya bir alıntıyla benzetme yapmak istiyorum.
"Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır; fakat, Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır"
Biz bugün cumhuriyet ilkelerine ters işer yapmak isteyen, resmi kurumların başından T.C ibaresini kaldıran, paraların üzerinden Atatürk resimlerini kaldırmak isteyen insanlara Atatürk düşmanı demiyormuyuz? Ama Mustafa Kemal ölmedi mi?
Aynı şekilde Hz. Muhammed ölmüş olmasına rağmen onun tebliğ etmiş olduğu dine saldıranlar, onu yok etmek isteyenler Hz. Muhammed ile savaşıyor olmaz mı?
Ayrıca yeryüzünde fesat çıkaranlar/bozguncular kimleridir?
Yeryüzünde fitne, fesad ve karışıklık çıkaran; zulüm ve taşkınlık yaparak haddini aşan insanlardır.
Kur'an yukarıda belirttiğim bütünsellik ilkesi dahilinde bozguncuları tarif etmiştir. Bunlar kan döken milletin canına, malına, ırzına göz diken kimselerdir.
Mesela Adolf Hitler ve Naziler bu tabire uymuyor mu?
Mesela bugün IŞİD Müslüman olmasına rağmen yeryüzünde bozgunculuk çıkarmıyor mu? Bu örgüt Kur'anın bozguncuları tarif ettiği şeyleri yapmıyor mu?
Bir insan ateistse bu yeryüzünde kan dökmüyorsa, diğer insanlara zulmetmiyorsa o bozguncu değildir ki.
Yada tevbe 5 te kabul etmezse ne olacak? Muhammed 4 mü uygulanır?Muhammed 4 kafirlerle savaş emri, tevbe 5 müşriklerle. Kim karar verecek? Bu ayeti ya İslam yada ölüm yorumuyla ele alan tonla Müslüman var . Kim engel olacak? Hangi gerekçeyle. Burda müşriklere karşı bir emir varken bir başkasında ehli kitap, bir başkasında kafirler ve hepsi aynıdır demeye kalkarsanızda zaten saçmalamış olursunuz.
Müşrik; İslam dinine göre, şirk eyleminde bulunan kişiye verilen isimdir. Müşrik yaygın kanaatin aksine Allah'ı inkar eden değil, Allah'ı var kabul eden fakat bir kabul etmeyen kişidir.
Bu kabul etmeme iki tane Allah'a inanma şeklinde değil, Allah ile aralarına o'na yaklaştırıcı bir takım aracılar yerleştirmeleri ve bu aracılara Allah'a özel olan güç ve sıfatları vermeleri sonucu gerçekleşir.
Mesela Hristiyanlar müşriktir. Teslis inancı sebebiyle Hz. İsayı Allaha şirk koşarlar. Yahudiler müşriktir çünkü değiştirmiş oldukları dini şirk koşarlar
Ancak kafirin tanımı geniştir. Kökü küfr ve küfür olan kelimedir. Köken olarak "örtme" manasını taşır. Hz. Muhammed İslam tebliği yaparken gerçek hakikati görmeyen ve göstermeyen kişilere yakıştırılmıştır. Hem kendisi için hem diğerleri için "hakikatin üstünü örten" kişilere kullanılır. Küfrün çeşitleri şunlardır;
Küfr-i inkari: Allah'ın varlığına kalben inanmamak ve dil ile inkar etmek.
Küfr-i cühud: Allah'ın varlığına kalben inanmak fakat bunu dile getirmemek/getirememek.
Küfr-i inadi: Allah'ın varlığına kalben inanmak ve hatta ara ara bunu dile getirmek, fakat çeşitli dünyevi durumlardan dolayı açıkça deklare etmemek/edememek.
Küfr-i nifak: Allah'ın varlığına kalben inanmamak, fakat dil ile inandığını söylemek. Bu kişiler aynı zamanda münafık olarakta adlandırılır.
Yani her müşrik aslında kafirdir, fakat her kafir müşrik değildir.
Aslında hepsine karşı hüküm bellidir. Bu kişiler İslama çağrılacak; kabul ederlerse ne mutlu. Etmezlerse kendi hallerine bırlakılırlar.
"Allah, sizi, din konusunda sizinle savaşmamış, sizi yurtlarınızdan da çıkarmamış kimselere iyilik etmekten, onlara âdil davranmaktan men etmez. Şüphesiz Allah, âdil davrananları sever. Allah, sizi ancak, sizinle din konusunda savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran ve çıkarılmanız için destek verenleri dost edinmekten men eder. Kim onları dost edinirse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir."( Mumtahane Suresi – 8,9. Ayet)
"Andolsun, mallarınız ve canlarınız konusunda imtihana çekileceksiniz. Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve Allah'a ortak koşanlardan üzücü birçok söz işiteceksiniz. Eğer sabreder ve Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız bilin ki, bunlar (yapmaya değer) azmi gerektiren işlerdendir. ( Ali İmran Suresi – 186. Ayet )
Bakın bu ayetler sıradan bir insanı, inanmayan bir ateisti, Muhammed yalan söylüyor diyen birini fesat çıkarıyor diye yargılamamızı engeller.
Ancak bir topluluk Müslümanların canına kastediyorsa, onları yerinden yurdundan atmak istiyorsa o zaman işler değişir.
Sınırı ve adilliği kime göre.Sınırları muallak bir tanrı. Burdan adalet değil kaos çıkar ki çıkıyorda. IŞİd çıkıyor, sizin gibiler çıkıyor, 0 yaşındaki kızla evlenilir diyen çıkıyor, tüm kafirlerle yeryüzünde tek din İslam kalana kadar savaşmalıyız diyende çıkıyor.
İlginçtir ki görmezden gelinen hiç bahsi edilmeyen bir ayet var.
"İnananlar, "Keşke bir sûre indirilse!" derler. Fakat hükmü apaçık bir sûre indirilip de onda savaştan söz edilince; kalplerinde hastalık olanların, ölüm baygınlığına girmiş kimsenin bakışı gibi sana baktıklarını görürsün. O da onlara pek yakındır."( Muhammed Suresi – 20. Ayet)
Yani zaten eziyet gören Müslümanlar; Allah artık savaşmamıza izin versin diye bekliyorlar. Zira savaş Allah tarafından en son yol olarak gösteriliyor. Allah tarafından öncelikle sabır ve düşmanla uzlaşma öneriliyor.
Bu noktada ne Işid'in yaptıkları, ne Muaviye'nin yaptıkları nede Osmanlı'nın yaptıkları ne İslam'ı nede biz inananları bağlar. Kur'an da sadece nefs-i müdafaya yer vardır.
Bunlar için basit örnek, Muhammedin yalancı olduğunu söylediği ve hakaret ettiği için çocuklarının yanında uyurken katlettirdiği şair kadın veya yaşlı adamlar gibi hadislerle sabit.
Gerçekten çok ilginç, zamanı gelince 1400 yıl önce ne oldu bilemeyiz belki Muhammed diye biri yaşamamıştır deniyor. Ancak konu İslam eleştirisi olunca sanki 1400 yıl önce oradaymış gibi Muhammed şunu bunu yaptı deniyor.
Tamam Turan Dursun okudunuz, hadise baktınız olay doğru. Peki hiç açıp okudunuz mu bir siyer kitabını olay neymiş, ne değilmiş. Yoksa direk kabul mu ettiniz?
Çocuklarının yanında öldürülen şair kandından kastınız sanırım Esma bint Mervan.
Hz. Muhammed emir veriyor Umeyr bin Adiy El-Hatmi gidip öldürüyor. Peki olay öyle mi?
Bu hadisi, İbn-i Adiy, Hatib ve İbnü'l Cevzİ; Muhammed b. Haccac El-Lahmî Mücalid -Şa'bî- İbni Abbas (r.a.) şeklinde verirler. Orada bu şahıs belli değildir. vahidi ise görüldüğü gibi Abdullah B. Et-Haris -babası diyerek verir. Adamın adı orada "Umeyr b. Adiy'dir.
vakîdi'nin bu senedi kesiktir.
Diğer rivayetlerdeki hadisin medarı hep Muhammed b. Haccâc El-Lahmî olup bütün âlimler yalancılığında ittifak etmişlerdir.
Zaten İbn-i Adiy ve İbnü'l Cevzî bunu açıkça belirtirler.
Bu Muhammed b. Abdiliah aynı zamanda "Cevdet Paşa'nın İslâm tarihinde de güzel bir ifadeyle tercÜme ettiği Kus b. Saîde kıssasını da buradaki isnadla uyduran kimsedir.
İbni Hişam Şîre'de buna Abdullah b. El-Haris -babasınıda Haris b. Hüdayl diye verip aynen vakîdi'nin rivayetin i nakleder. Hâris b. Fidayl'a Yahya b. Maîn Sika der (bah. razî cerh ve ta'dil 3/94) oğlu olan İbn-i İshâk ve vakidî'nin şeyhi olan Abdullah'ta yine Yahya b. Maîn tarafından sika sayılıyor. Buharî tarihi kebirinde her ikisinide alıp "medineli" der, o kadar, ne cerh ne ta'dil yapar.
Bu durumda bunların bu hadisi kimden aldığı belli değildir , öbür rivayette ki Muhammed b. Haccac El-Lahmî'nin "yalancı ve hadis uydurucu" olduğunda bütün kaynaklar ittifak halindedir.
Hem bu efendimiz e izafe edilen "bu hususta iki keçi toslaşmaz" ifadesi bizdeki "bir ipte iki cambaz oynamaz" türünden edebî bir darb-ı meseldir. Meydanî onu bu meyanda zikreder cilt 2/255.
Hülâsa edersek Zehebî'nin hadiseyi kısaltması anlaşılır.
Zîra bu kati olayını Umeyr (r.a.)'in yaptığı sabit isede bu işin hikaye tarafı, hele efendimiz in bu işi emreder gibi oluşu kesinlikle uydurmadır.
Zîra İbn-i Ömer Buharî'deki hadisinde derki: Meğazî'nin birinde bir kadın ölü bulununca efendimiz (s.a.v.) kadın ve çocukların öldürülmesini yasakladı" der.
Buharî cihad ve siyer 56/147, 148; beyhakî s. kübra 9/77; müslim cihad 25, 26; ebû dâvûd cihad 111; tirmizî siyer 19; ibni mace cihad 30; daramı sîyer 24; tahavî ş. m. asar 3/222.
imam zehebi, tarihü'l islam meğazi 3/168-169
https://itarihulislam.wordpress.com/2007/03/01/umeyr-b-adiy-el-hatminin-seriyyesi/#more-224
Sadece dini meselelerde değil, her konuda bir kişi araştırma yapıyorsa öncelikli yapası gereken nedir? Nasıl bir yol izlenir? Bir takım insanların kitapları okununca resmin tamamı görülebilir mi?
İşin üzücü tarafı bunları söyleyince lafı kıvırmakla suçlanıyoruz. Şaka mı bu şimdi?
Recm konusunda tevratta yok yada tahrif edildi yalanına sığınamıyorsunuz. Maide 33 ayetinin iniş nedeni, Yahudi bir çifti recm ile öldürten Muhammed, işte bu meşhur cüveyyire meselesiyle Ayşe tarafından( İFK) aldatılma hikayesi sonrası tanrınız Ayşeyi kurtarma operasyonuyla Yahudilere zinada ölüm cezası verirken insafa mı geliyor ne bilinmez, aniden şahit ispat isteyip 100 sopaya evriltiyor İslam için, tevrattaki hükümse Yahudilere özel, Hıristiyanlıkta ise bu cezalara rastlamak mümkün değil..
Recm tahrif edilmiş Yahudi şeriatı'dır.
Ayrıca zinanın tespiti için gereken 4 şahit Ayşeyi kurtarmak için inmemiştir.
İfk olayından daha önce nisa suresi ile değil nur suresinin 4. Ayetinde Uveymir'in karısı hakkında inmiştir, Ayşe ile ilgisi yoktur. Bu iniş sebebi Buhari'de vardır. Yani kusura bakmayın ama Turan emmi sizi yine kandırıyor.
Hristiyanını, Yahudisini bilemem de, İfk olayı da dahil, İslamla ilgi birçok konuda o zamanlarda yaşamış incelemede bulunmuş, Roma tarafından İslam araştırması yapmakla görevlendirilmiş papazların yazdıklarına ulaşmak ve okumak mümkün.
Yani size önerim başka kaynaklarıda okuyun.
Peki fuhuş ve zina aynı şey mi? Sorusuda burada akla geliyor. Hür kadınlar (erkekler) zina yaparsaki tarifi şudur zinanın , eşini aldatmak ancak para karşılığı değil istek ve karşılıklı rıza işidir zina.yani duygusal ve biyolojik ihtiyaçlarlada desteklidir. Tek seferlik değildir genelde, sürekliliği de vardır.
Fuhuş ise fahişelik terimindende bilindiği gibi, ücretle sex yapma, anlaşarak menfaatle sex yapılmasıdır.Duygu içermez, biyolojik tatminden öte değeri yoktur, tek seferlik ilişki biçimidir.
Bana demogog derken demagojinin tillahını yapıyorsunuz kusura bakmayın. Neymiş zina eş aldatakmış.
Yani sizin tabirinizle evli bir kadın bir kereye mahsus ücret karşılığında kocasını aldatsa zina değil öyle mi? Niye istek arzu yok tek seferlik, para makul geldi yaptı. Bumudur?
O zamanlar bekarla hiç zina yapmıyor. İster dost tut ilişkiye gir, ister escorta git. Farkı yok öyle mi?
Zina açıkça evlilik dışı ilişki demektir. İslamda evlilikten yukarıda bahsettim onun dışındakiler (istisnai durumlar hariç) zinadır.
Bu durumda neden zina değilde fuhuş öne sürülmüş bu ayetde onu düşünmek gerekiyor.
Onunda cevabı kendinde var, seçilecek cariye fuhuş yapmayanlardan olmalı ki buda cariyelere fuhuş yaptırmanı n doğallığını ortaya koyuyor. Ceza öngörse ve yaptırımı olsa idi cariyelerin fuhuş(fahişeliğinin) zaten bir yerlerde hüküm olurdu, onuda geçtik bu kadar normal bahsedilmezdi.
Biraz mantık lütfen. Madem cariyelerin fuhuş yapması normal, Allah buna izin veriyor, madem fuhuş zina sayılmasın, neden Allah bu kişilerle evlemeyin diyor?
Eee fuhuş normal ve doğal bir şey, niye bunu yapanlarla evlenmeyelim? Demekki fuhuş yapmak ve yaptırmal normal, doğal değil dimi. Biraz mantık.
Nur suresi 2 de zinanın cezası 100 sopa ve ispatı 4şahit olarak belirlerken, Nisa 16 da ise fuhuş yapan kadınlardan bahsedilir ve denirki 4 şahit getirin ve ispatlanırsa ölüm gelinceye kadar hapsedin, eza edin(eziyet) tövbe eder( vazgeçerlerse) ıslah olurlarsada serbest bırakın.
Buyurun Ayşe Ananız sayesindei nmiş nura ve kadınlar8nisa) suresinden incilere.
Nisa 16 ayetinde ilginç bir kısım bulunmakta;
"Kadınlarınızdan fuhuş (zina) yapanlara karşı içinizden dört şahit getirin. Eğer onlar şahitlik ederlerse, o kadınları ölüm alıp götürünceye veya Allah onlar hakkında bir yol açıncaya kadar kendilerini evlerde tutun (dışarı çıkarmayın)."
"Ölüm onları alıp götürünceye kadar veya Allah onlar hakkında biryol açıncaya kadar"
Zira Allah burada sonradan bir yol göstereceğinin haberini veriyor. Peki neden fuhuş aynı zamanda zina ise zina yapan kadın hapsedilmiyor?
Çünkü zina yapan kadın kendi beğendiği hoşuna giden kişiyle beraber olur. Fakat fuhuş yapan kadın parayı veren herkesle.
Bu sebeple fuhuş yapan kadının cinsel hastalık taşıması ihtimali çok fazladır. Bu sebepten ki eve hapsedildikten sonra ölürler, ama ölümcül hastalıkları yoksa zaten daha sonradan salınırlar.
Aynı ayet şöyle devam ediyor;
"Sizlerden fuhuş (zina) yapanların her ikisini de incitip kınayın. Eğer onlar tövbe edip ıslah olurlarsa, onları incitip kınamaktan vazgeçin. Çünkü Allah, tövbeleri çok kabul edendir, çok merhamet edendir."
Hani fuhuş normaldi? Niye fuhuş yapanlar kınanıyor? Ayrıca fuhuş yapanların her ikisi diyor.
Ayrıca İslam'da özel mülkiyetin dokunulmazlığı vardır, bu sebeple gizlice zina yapanları dört kişinin cinsel ilişki anında görmesi neredeyse imkansızdır. Ancak bu ceza zinayı açık açık genelevler şeklinde yapılanmaları yok edecek bir cezadır; bu yüzden önemli amacı vardır.
Ayrıca bir kadının namusuna laf edip bunu 4 şahit ile kanıtlayamayanlar aynı cezaya çarptırılır. Bundan sonra fasık olurlar şahitlikleri kabul olmaz.
Nisa 23 kimlerle evlenilmez listesi yani haramlar ve sonra bu bölüm gelir ki şöyle yazar.
Ve bunların dışında olanlarla, iffetli olmak ve zina yapmamak şartıyla mallarınızla istemeniz size helâl kılındı. Artık onlardan faydalanmak isterseniz o taktirde farz olan ücretlerini onlara verin. Ve bu farzdan sonra, razı olduğunuz konuda onunla anlaşmanızda sizin üzerinize bir günah yoktur.
Burda normal bir nikah sözcüğü göremezsiniz. Mehirde yoktur, ücretle hür kadınlarla sexin icazetidir.Faydalanmak üstüne kurgulu ve razı olduğunuz konuda ne olaki? Eh uygulamalara bakılırsa sex.
Ayette belirtmiş iffetli olmak, zina yapmamak şartıyla istemeniz helal kılındır.
Farz olan ücreti vereceksin önce. Bakın kadına farz olan ücret verilecek. Farz olan ücret nedir? Ya miras yada mehir. Başka var mı?
Peki razı olduğunuz konuda anlaşma nedir. Önce farz verilecek; sonra evlilik içi görüşmeler yapılacak, kimin ne beklentisi var konuşulacak anlaşılacak.
Ancak bu ayet muta ve misyara sebep olabiliyor. Ancak yukarıda evlilik nedir amacı nedir anlattım.
Gelelim Ahzap 52 ye.
Yine üçkağıtçı çevirilerle gelmişsin
İlginç. İşine gelen meali koyuyor denmesin diye sadece diyanet meali kullanıyorum, ancak yinede yaranamıyorum. Zira bir mealin kullandığı kelimeler değil, mesajı önemlidir.
Ama hatamı kabul etmem lazım. Sizden Hz. Muhammedin bir insan olarak, Müslümanların önünde somut, erişilebilir örnek olarak yaşadığını anlamanızı beklememek gerek.
Tebedelle: değişim, değiştirmek.
Şimdi size biraz genel kültür dersi vermem gerekecek;
Bir ayetin iki tür meali vardır. Bir dil meali iki anlam meali.
Dil meali ayette geçen gramer ve dil kurallarına ilişkin mealdir. Bu meal şeklinde bir edatlarin bütün anlamları göz önünde bulundurulur. Fakat genelde meallere ilk anlam verilir, çünkü yanlış anlam verme korkusu vardır.
Gelelim anlam mealine.
Haram ve helalle ilişkili olmayan, yani insanları bir düzene çağıran bir ayet dil yönünden incelendikten sonra, anlamı her iki dil kuralına göre ele alınır ve hakkında yorum çıkarılır.
Helal-haram, şirk gibi değişmez konuların dışındaki ayetler dil kurallarının tümü göz önünde bulundurularak yapılır.
Yani bu temel bilgilere sahip olmadan orada eş takası vardır demek son derece amatör bir yaklaşımdır.
Gelelim ayete;
Hz. Muhammedin yapmış olduğu son evlilik 4 eş sınırı inmeden çok önce yapılmıştır. Bu noktada normal 4 eşli insanlar hoşlarına giden biriyle evlenmek için eşlerinden birini boşar yenisiyle evlenir. Ayette Hz. Muhamedin böyle bir hakkı olmadığı söylenmiş. Zaten bu ayet 50. Ayetten itibaren değerlendirilince daha bir anlam kazanıyor. Ancak cariyeler istisna.
Çünkü bir cariye sonradan başkasıyla evlenebilir, azad olup gidebilir. Savaşlar sonucu başka cariyeler olabilir.
Yani bu ayette ben sana bu cariyemi vereyim sen bana onu ver gibi swingerlık bir durum yok.
Nasıl herhangi bir kitaptan herhangi bir paragraf okuduktan sonra, o paragrafın öncülünü ve artcılını okuduktan sonra kafamızdakiler değişiyorsa bu ayetide öyle okuak gerekir.
Gelelim 11 yaşındaki bir çocuk biyolojik olarak doğurmaya elverişlidir hikayenize. 8 yaşındaki çocukta biyolojik olarak müsaittir, günümüzde bizi hayvanlardan ayıran evrimsel süreçte zekamızın, tüm bigi ve deneyimlerimizin zeka ile bizi getirdiği noktada hayvanlarda biyolojik gelişime uyumluluk şarttır diye evrim teorisinde bir şey bulamazsınız.
Evet bulamazsınız. Ama ben doğada kendi kendine evrimleşen bir hayvan cinsiyim ve buna göre yaşarım diyen birinide yanlışlayacak bir şey bulamazsınız.
Siz erkeğin birden fazla dişiyi döllemesini doğada genelleme baz alıyorsanız yandınız.Tek eşliler ne olacak, Ya dişinin birden çok erkekle eşleşenleri ne olacak, ya tecavüz ne olacak? Siz evrimdeki ve doğadaki her canlının farklı yapı ve davranış biçimlerine göre mi bizlerinde bunu normal karşılamamız gerektiğini iddia etmektesiniz. Alaka? Siz evrim teorisinin biyolojik yapıyı inceleyen, türler arası evrimi açıklayan teori olduğunu önce ayırt edin. Evrim teorisine göre değil, doğaya göre gelişim değişimin adıdır, olgudur evrim . Yani olanın açıklamasıdır biyolojik olarak evrim dediğimiz.Oda sizin dediğinize referans olamıyor.
Neyse doğada olan her şeyi kabul mü ediyorsunuz veya bizim etmemizi mi bekliyorsunuz? Nedir amaç evrim teorisi ile sübyancılığı bağdaştırmaya çalışma salaklığı?
Evrimin ne olduğunu gayet iyi biliyorum, ancak siz galiba evrimsel psikoloji ne bilmiyorsunuz. Yukarıda belirtmiş olduğum kitaplara, linklere bir göz gezdirin isterseniz.
http://www.evrimagaci.org/soru-cevap/51
Okuyun bakalım insan hayvanı çok eşlimiymiş yoksa tek eşlimiymiş. Zira sizin söylediğiniz çok eşli dişiler ve tecavüz doğada istisnadır. Nasıl insan zeki tek hayvan olarak istisna ise sizin saydıklarınızda istisnadır.
http://www.bbc.com/turkce/haberler/2016/03/160310_vert_ear_hayvanlarda_tek_eslilik
Memeliler kısmını itinayla okuyunuz.
Yani kusura bakmayın ama doğaya göre çocuk babanın malıdır. Ikınsanızda böyledir sıkılsanızda böyledir. Kabul etmiyorsanız gidin bir zooloğa sorun.
Sen insan türü olarak zekanla bilginle ve oluşturduğun kültürlerle hukuk geliştirmişsin, yani tıpkı biyolojik ve zeka olarak ayrıştığın halinle evrimin devam ediyor ve suç-mülkiyet-adalet- vb bir çok sosyal alanda "hak" kavramını bilimsel verilerle oluşturup ortaya koyacak seviyeye ve analiz etme noktasına gelmişsin.
Anlaşılan oki tanrı kavramın hayvanlardan ayrışmayı (evrimde geri kalma) becerememiş, evrimleşememiş ve sabit sanmış evreni.
Tanrının hayvanla ayrıştırmayı becerememiş demenize sadece gülerim. Evrim teorisi diyor ki insan sadece bir maymun türüdür.
Bakınız evrimsel psikoloji. Ancak sizin evrimi öğrendiğiniz evrim ağacı gibi siteler nedense evrimsel psikolojiye hiç girmez.
Yukarıda yazdım tekrar ediyorum. İnsanı hayvandan ayıran tek şey bilinci ile içgüdülerine hakim olabilmesidir. Onuda kısıtlı olarak herkes farklı miktarda yapabilir.
Yine aynı noktadayız. Sizin o söylediğiniz hukuk kuralları, zaka gelişimi falan hepsi içgüdülerimiz sebebiyle.
Mesela neden kadınlar ve çocuklar herşeyden önce gelir? Neden ilk kurtarılacaklar onlardır?
Neden askerlik, polislik, itfaiyecilik gibi tehlikeli meslekler hep erkek işi olarak görülür.
Cevap evrimsel psikoloji; üreme iç güdüsü, soyun devamı.
Çünkü yumurta tek, sprem sınırsız. Kadın değerli, erkek değersiz.
İnsanlar ölmektende zevk alıyor demekki. E öyle ya binlerce yıldırda savaşıyorlar, savaşlarda ölenlerde ölmekten kesin mutludur ve hatta herkes ölmek istediği için savaşır.Niye insan öldürmek suçki?
Doğada ve insanlık tarihinde hırsızlık görülür. Bu doğaldır, biz hayvandan henüz ayrışamadık mı der evrim, yoksa bunu siz niye uydururken evrimi referans göstererek normal kabul etmeliyiz noktasıa taşımaya çalışırsınızki? Yani referansınız hayvanda olanların devamı olarak dinlerce sabitlenmişken niye suç kabul ederki tanrınız? Eşini aldatmakta doğaldır niye suç ki zina?
Neden mi suç? Çünkü amaç insan hayvanının bilinciyle içgüdülerine hakim olup insan olabilmesidir. Mesela;
http://www.npr.org/2012/05/01/151764534/psychology-of-fraud-why-good-people-do-bad-things
Özetle;
Daha önce başına kötüşeyler gelmiş, kendileri iyi insan olmaya karar vermiş ama bir şekilde başlarına gelenin bir benzerini başkalarına yapmış insanların durumu inceleniyor. Çalışmadan çok ilginç sonuçlar çıkıyor. Ancak en ilginci şu;
İnsan öyle bir varlık ki kendini çok güzel kandırıyor. Yaptığının kötülük yada iyilik olduğunun farkında olmadan belalara bulaşıyor.
Yani iş bilinçte gizli. O bilinç ki bugün onu bırakın çözümlemeyi, anlamak için bile bugün mevcut bilim yetersiz.
İnsanın bilinci ile içgüdülerine hakim olması; kendisinin gerçekten özgürleşmesini sağlar. İnsanın özgürleşebilmesi içinde tanrı bilinci gerekir. Allah bunları suç olarak göstererek insanın içgüdülerinin esiri bir hayvan olmasını engelliyor.
Ancak içgüdülerimizden tamamen kopamıyoruz. Zira içgüdüleri olmayan canlılar melekler.
Niye saçma savunma refleksleriyle yazarsınız ki?
Tabi size göre saçma savunma refleksi. Peki evrimsel psikoloji ile ilgili söylediklerimin yanlış olduğuna dair bir tane bilimsel çalışma gösterebilirmisiniz.
Daha öncede dediğim gibi kusura bakmayın ama götümden uydumuyorum.
Savunduğunuz kuranda insan duygusu yada psikolojisi ni işleme anlama üstüne eser yoktur. Düz davranışsal mekanik bir eşya gibidir tüm emir ve yasaklar ve tek işlediği duygu korkudur. Bu zeminde sürekli bir baskı ve boyun eğdirme ,otoriteleşme kabule zorlama işlenir.
Komik olmayın lütfen. Bugün istediğiniz üniversitenin psikoloji bölümünü ziyaret edebilirsiniz. Kur'an Allah sözü olsun, insan uydurması olsun ilk önce ceza şeklinde korkuturken hemen ardından cennet müjdesi ile tartışılmaz ki insan psikolojini çok iyi biliyor. Zira benim sorduklarımın hepsi bunu doğruladı, bana güvenmiyorsanız gidin kendiniz sorun.
Bunu sormak yerine Allah neden bu kadar tehtidkar derseniz onu tartışırız. Ama Allah psikoloji bilmiyor sadece tehtid ediyor derseniz o zaman size sadece gülerler.
Ulan kuranın uydurduğu bu hikayedeki Müslüman oldu yalanından başka bir şeyiniz yok mu? E zenginken ve Melikeyken (ülke sahibi) kafir değil miydi? Müslüman olmuş yalanınıda( Muhammed ve İslam yokken ortalıkta) geçtik, sonra nolmuş? Görünen oki kaybolmuş hikaye oraya kadar. Kadının İslam sonrası eline ne geçmiş acep?Gönüllü cariye mi olmuş? Var mı mslüman kadınların esamesi dünyada? Kadının adı var kendi yok edilmiş islamın olduğu coğrafyada.
Görende Müslüman olunca devlet yönetimine sahip olup zengin olmuş sanacak.Oysa tersi, zaten zengin, yani islamın ona katkısı ne bilen yok.Hikaye Müslüman yalanlarının tarihsel hikayelere sahip çıkma işgüzarlığından ötesi değil.
Belge bilgi sunun desem bu kişinin kurandaki uyduruk hikaye dışında islamla ilgisine dair, yok.
Peki bidahki sefere size "Cin Ali" den hikaye anlatırım. Kadın Kur'an a göre kafirken Müslüman oluyor, sonra da Hz. İbrahime biz yanlışımızı farkettik, bir süre önce Müslüman olduk diyor. Kendisinin gücü malı elinden alınıyor mu?
Hükümdarlığı elinden alınıyor mu? Malı mülkü elinden alınıyor mu kadın Müslüman olunca?
Birde Muhammed yokken Müslüman oldu diye soru işareti koymuşşunuz. Biliyormusunuz acaba İslam inancı Hz. Adem den beri gelir.
Ayrıca ben İslamın ona katkısı oldu diye bir şey dedim mi? Kendiniz çalıp kendiniz oynamayın.
Pardon da siz sırf Müslüman oldu diye sonradan zengin olmasını, İslam'ın ona katkısı olmasını mı bekliyorsunuz? Bu mudur sizin değer algınız.
Eee o zaman hiç siyasi, ekonomik sebeplere bakmaksızın orta doğu geri kalmış o zaman İslam yalan diyelim. Safmısınız?
Bu arada miras, kapatılma, dayak, erkeğe itaat ve tarla olma durumlarının neyini beğen miyorsunda kabul buyurmuyorsun?Hayırdır bunlar budistlerin uygulamaları mı?
Ben size neyi beğenmiyorsunuz demedim. Siz diyorsunuz ki kadının mal sahibi olması piç olmuştur. Eee mehir almıyor mu kadın? Mehirine sadece kendi hakim değil mi? Miras almıyor mu?
Nasıl piç oluyor mal sahibi olması?
Bana demogog diyen demogojinin tillahını yapıyor.
Zaten kadının tarla olması ayetinden kadın düşmanlığı algılayacaksanız hiç tartışmayalım boşuna.
Kadınlar tarla ise erkeklerde tohumdur. O halde kadınlar helal tohum verecek erkekleri seçebilir. Bu erkekler elbetteki tarlanın yani toprağın beğeneceği sağlıklı ve güzel ürünler vermeyi sağlayanlar olacaktır.
Ayette tarla diyerek kadın toprağa benzetiliyor;
Bilindiği üzere toprak her kültürde hayat kaynağı olarak görülür ve değeri çok yüksektir.
Toprak olmazsa; ekin olmaz, hasat olmaz yani hayat olmaz. Toprak hayatın, ekosistemin kaynağıdır. Doğurgan olan topraktır. Bu sebeple her kültürde adı Toprak Ana dır.
Hiç çevrenizde tarımla uğraşan çiftçi tanıdıklarınız var mı? Toprak hakkında bilginiz varmı? Zira benim ailemden bir kısmı hala çiftçilikle uğraşıyor o yüzden toprak nedir iyi bilirim.
Zira toprak sadece tohum verilip ürün elde etmek için kullanılırsa ondan verim alamassınız. Toprakla ilgilenmek, bakım göstermek, değer vermek gerekir ki verim alasınız. Tıpkı bir kadına davarandığınız gibi.
O toprak hayatın devamlılığını sağlayacak kadar önemlidir.
Sizin idda ettiğinizin aksine kadına toprak benzetmesi yapılmasıyla aslında ona verilen değerin cinsellikten çok daha öte olduğunu anlıyoruz.
Bakış açınızı biraz değiştirin, vizyonunuzu geliştirin.
Çoğunluk kadın( yüksek bilinçli hepsi ya) Müslüman olunca ne oluyor ki? Çok olunca doğru mu oluyor? Bırakın bu basit salak demogojik yöntemleri artık.
Evet hepsi bilinçsiz, gerizekalı dimi? Ateizmi seçseler bravo alkış ama dimi?
Ne kadar alışmızsınız sizin gibi olmayana bilinçsiz gerizelalı demeye. Demogojiymiş, bir laf ezberlemişsiniz her cümlede iki kelimeniz o.
Bir de soruyorsunuz İslam dinini seçenler kadınsa nolmuş diye? Bir düşünün isterseniz bu kadar insan kendini ikinci sınıf gören bir dini seçermi? Seçiyorlar çünkü bu din insan kendi fıtratına uygun.
Siz kabul edin yada etmeyin insanlar İslam dininin kendi fıtratlarına uygunluğunu görüp Müslüman oluyorlar. Bunlarında çoğunluğu kadın.
http://www.pewforum.org/2015/04/02/religious-projections-2010-2050/
İsteyen baksın. 2050 yılına gelindiğinde yerinde sayan tek şey ateizim olacak. En hızlı gelişen din ise İslam. Amerika da ve Avrupada en hızlı yayılan dinde İslam. Kusura bakmayın ama insanlar akın akın İslama geliyor. Ama hepsi bilinçsiz dimi? Bir tek siz bilinçlisiniz.
Önce bir sorun kendinize bu kadar insan neden Müslüman oluyor diye. Benim göremediğim ne görüyorlar diye.
ikinci bölüme dewam ediyorum.
Ulan bana Sebe Melikesinden Bahsediyor, bu Melikeliği İslam mı verdi ona? Var mı İslam sonrası devlet başına geçmiş kadın, nerdeler? Kim o zengin olabilen, erkek egemenliğinde Mehire tav , erkekte izinsiz nerdeyse nefes alamayan, çocuğuna dahi boşarsa (boşanma hakkı erkeğin) anlaşırlarsa ücret karşılığı bakma (süt emzirme) yada baba istemezse ona bile hasret kalıp başka kadınların onu emzirmesine ses edemeyecek konuma düşürülmüş, ticaretten dışlanmış kadın ve bunu iyi bir halt gibi anlatmaya kalkıyor.
Bunu idda etmeden önce en azından googla en zengin Müslüman kadınlar yazsaydınız keşke. Erkekten izinsiz nefes alamayan, boşanma hakkı olmayan kadınmış.
Kadınla erkek arasında fark sadece hukuksal alanda geçerlidir.
Örnek olarak bir erkek daha çok evlenme hakkına sahip olduğu gibi, boşanma durumunda çocuğa sahip olma konusunda anne daha büyük hakka sahiptir.
Erkek mirasta daha çok hakka sahip olduğu gibi, evlilikte eve harcama konusunda kadın daha çok hakka sahiptir.
Erkek hukuki konularda karar mercii olarak daha çok üstün tutulduğu gibi, merhamet ve estetik konusunda kadın daha çok övülür.
Erkek hukuki konularda karar mercii olarak daha çok üstün tutulduğu gibi, merhamet ve estetik konusunda kadın daha çok övülür.
Kadın, evlilik akdini sadece kendisinin üzerine alabilir. İstediği zaman kocasını boşar, istediği kadar evli kalır.
Ahlak konusunda da beklentiler eşittir. bu sebeple zina vb cezaları kadın ile erkek arasında farksızdır. "beni tahrik etti" gibi geri kalmış ülkelerde öngörülen bahaneler İslam hukukunda geçerli olmaz.
Bu sebepledir ki Kuran'da peygamberler olmadığı halde ahlaki ile övülen Meryem, evlatlarını İslam'a uygun yetiştirmek için basiretle hareket eden Hz. Musa'nin annesi ve kocasına rağmen aklını doğru bir şekilde kullanarak hak yolu seçen Asiye, bütün İslam ümmeti kadınlarına örnek olarak sunulur.
Bu çağa yetişememiş, hatta çok geride kalmış ,kadını insana sayamamış, sübyancılığı unutmuş, normalleştirmiş, köleliği kaldırmayı bırak hukuksal zeminde iyice meşrulaştırmış, birde Üstün Ahlak, Mutlak adalet anlayışını bile sınırlarını çizmeyi ve ne olduğunu anlatamamış bir kavramın her yerine dayandırıyorum.
Siz moderniz altında ne sunuyorsunuz bu kadınlara. Siz biliyormusunuz batılı "modern" kadınlar İslam topraklarında olduğundan daha fazla ötekileştiriliyor, dışlanıyor, cinsel obje olarak görülüyor.
Peki, bunun karşısında siz ne koyuyorsunuz? Modern dünyayı mı? Tüm Doğu Avrupa'nın ve Rusya'nın bir kısmının batının tamamında ve zengin Arap Ülkelerinde fahişelik yapmaya zorlanan kızlarını mı?
İş yerinde hemen hemen her gün tacize uğrayan, geliri kocaları ya da sevgilileri tarafından gasp edilen kadını mı?
Doğudakinden az olmayacak şekilde sevgilileri ve kocaları tarafından dayak yiyen batılı kadını mı?
Makyaj ve sonu gelmeyen estetik güzellik algısı sebebiyle sadece bir et parçası olarak görülen kadını mı?
Kaç kadın her gün sevgilileri, kocaları tarafından aldatılıp bunu sineye çekiyor?
Modern dünyada kadın güçsüz ve tatminsiz en önemlisi sevgisiz.
Bakın bakalım kadına şiddet ve tecavüz "çağın gerisinde kalmış" İslam ülkelerinde mi yoksa "moden" ülkelerde mi fazlaymış?
http://www.nationmaster.com/country-info/stats/Crime/Rape-rate
Çok merak edenlerulusal haber sitelerinde "tecavüz", "taciz" gibi anahtar kelimeleri aratabilirler. Acaba batı mı daha çok çıkıyor doğu mu?
Bakın toplumun "modern" algısının ne olduğunu bir örnekle özet geçeyim;
Kadın hakları diye yeri gelince ortalığı ayağa kaldıran insanların, kadınları tamamen cinsel bir obje olarak gören porno sektörüne tepki verme vakti gelmedi mi?
Bakın daha geçen hafta bir porno sitesi anneler günü hakkında söyle bir reklam yaptı
https://www.youtube.com/watch?v=fwc6y7eKKgs
Bırakın İslam'da kadın muhabbetini. Bu videoyu yapan, bu tip videoların şirketlerini özgürlük olarak niteleyen "modern" pislik çukurunun kendisidir. Cinsel sapkınlıklar sektörüne müdahale etmeyen ve sırf ortada dönen büyük paralar sebebiyle bu sitelere yaptırım uygulamayan "modern" toplum suçludur.
Bu mudur sizce kadının hak ettiği yer? Kadın günümüz "modern" algısınca sex objesi değilde nedir?
Ayrıca siz biliyormusunuz ki Suudi Arabistan da üniversite mezunlarının %60 ı kadın. Üstelik mezuniyet alanlarıda öyle "ev ekonomisi" falan değil tıp, hukuk gibi sayısal ve eşit ağırlık bölümler.
Biliyormusunuz ki tıp sektörüne çok ciddi kadın atamaları yapılıyor.
Biliyormusunuz ki ülkenin hukuk sisteminin önemli bir kısmına kadınlar atanıyor. Bu söylediklerim sadece ufak bir Google aramasıyla görülebilecek seyler.
Eksiklikleri çok ama öyle uzaktan baktığımız gibi yerler değil. Ama sorsan kadının okuma hakkı yok sanılır.
Mesela hiç İran'a gittiniz mi? Ben hiç gitmedim ama İranlı 4 tane kız arkadaşım var. Hepsinin söylediği tek şey Türk televizyonlarında İran'ı gördüklerinde çok şaşırdıkları acaba ülke adı karıştımı dedikleri.
Mesela İranda her türlü baskıya rağmen sosyal hayatın, sanatın nasıl içinde yer aldığını biliyormusunuz?
Şimdi şu leme geçelim;
Sizdeki tutturamadıkça evrilmeye hayran kaldım.
Önce miş-dili geçmiş zaman ifadesi değil diye iddia ettiniz ki nasıl oluyorsa o artık, şimdi döndünüz efendim gelecekte olmaz diye yine desteksiz iddia ile geliyorsunuz.
Sor o Araplara bakalım dünya düzdür, öldükten sonra eşinizle cinsel ilşki kurabilirsiniz, savaşta erkek erkeğe, yada ensest serbesttir, 0 yaşındaki kızla evlenilebilir fetvalarını kim vermiş?Neye göre vermiş?
Şimdi demek doğmak ve doğrulmak tek eylem o nedenle lem kullanılır.
Adet görmek kaç eylem?
Tek mi? Size lemin geçmiş zaman eki olduğunu söylerken anlamadığınız neresi? Bu uydurduğunuz saçmalamayı yalnız başınıza mı becerdiniz yoksa araba mı sordunuz?
Dürüstçe bir soru sorucam. Okuduğunuzu anlıyormusunuz? Çünkü nerede adet görmek tek bir eylem demişim göstermenizi istiyorum.
Ayrıca paylaştığım linkler bile lem -di li ve -miş li zaman ekidir derken benim bunu reddettiğimi nerden çıkardınız?
Ayrıca lem geçmiş zaman eki değildir diye nerde yazmışım onuda gösterirmisiniz.
Gelecekte asla olmazlık ifade eder deyip geçmiş zaman ekini katliniz neysede Amonoreyi ileri sürüp
Uydurduğunuz geçmişte eylemin hiç olmamış anlamını ört pasa yeter mi sanıyorsunuz?Amonoreyide ifade etmez duruma düşürüyorsunuz bu garip savunma ile ama neden amonore yamama peşindesiniz oraya bu durumda gelde anla.
Lem sadece ve sadece geçmişi olumsuzlar, gelecekle gram ilgili değildir. Andan öteye ifade içermez.
Nerede gelecekte asla olmaz demişim onuda gösterirmisiniz. Gelecekte olması beklenmez dedim. Önce kelimelerin anlamını öğrenin.
Hayır örnek üzerinden durumu açıklamışım gelmiş hala adet tek sefer mi olur diyorsunuz? Dalga mı geçiyorsunuz? Gösterin nerede adet tek seferlik bir eylem demişim.
Eğer gösterebilirseniz nerede öyle dediğimi burada herkesin huzurunda sizden özür dileyeceğim. Ama eğer gösteremesseniz siz yalancısınız kabul mü?
Önce sizin teyemmüm olayından bahsedelim okuduğunuzu anlayabilecekmisiniz şüpheliyim ama deneyelim en azından;
Teyemmüm olayında neden lem kullanmış? Çünkü kişi su bulamıyor, ama bu geçmişte hiç su bulamadığı anlamına gelmiyor değil mi? Neden çünkü su içmek, yemek yemek, adet görmek gibi tekrarlı olaylarda lem geçmişte hiç olmadığı anlamına gelmez.
Ahmet lemma yekul etaam = Ahmet henüz yemek yemedi
Geçmiste hiç yemediği anlamına gelmez, kısıtlı bir süredir yemiyor ancak birazdan yemek yemesi bekleniyor.
Ahmet lem yekul etaam = Ahmet yemek yemedi.
Geçmişte hiç yemediği anlamına gelmez, ancak kısıtlı bir süredir yemek yemiyor.
Buradaki lem gelecekle ilgilenmiyor, yakın bir zamanda yemek yeme beklentisi yok. Tıpkı teyemmümdeki gibi.
Belli olan tek bir şey var kişi abdest almak için su bulamıyor.
Neden lemma kullanılmamış? Çünkü kişinin yakın bir gelecekte su bulup bulamayacağı bilinmiyor, kişinin yakın bir gelecekte su bulması beklenmiyor, ha bu gelecekte su bulamayacağı anlamına gelmez. Zaten kişinin su bulması beklense kişi teyemmüm yapmaz gider suyu bulur abdest alır.
Zira namaz diğer namazın zamanı gelene kadar kılınabilir kaza olmaz. Kişinin su bulması bekleniyorsa namazı teyemmümle kılmaz, gider suyu bulur abdest alır 10 dk – 1 saat geç kılar.
Oldu mu? Anlaşıldı mı şimdi?
İlk basit olay, ilk grup kadınlar menapozluları kapsıyor ise onları geçmiş zaman ifade eden bir olumsuzlama ile gelecekte kesin olmayacak anlamı taşır lem olumsuzlaması diyip , neden orda kullanılmadığını düşünmeniz gerekirdi. Gelecekte mutlak olumsuzlama ya, bu kişiler hamilelik şüphesi taşıyor amma olurda menapoza girmişlerse nolcak? Lem lazım oraya, sizin akıl yürütmenizden çıkan sonuca göre.
Bakın lem ile lemma birbirinden gelecekteki beklenti konumunda ayrılırlar. Lemma da gelecekte beklenti mevcut.
http://www.sarfnahivdersleri.org/?pnum=270&st=Lem%20ve%20Lemma
http://www.biiznillah.com/index.php/arapca/fiiller/muzari-fiil-edatlari.html
http://web.firat.edu.tr/sosyalbil/dergi/arsiv/cilt11/sayi2/119-136.pdf
Bakın bu paylaştığım linkler dilbilgisi konusunda İslam referansı olmadan açıkça yazıyor lemma nın ne olduğunu hala gelecekle ilgili değildir diyorsunuz.
Gelelim ayete;
İlk grup adetten kesilmiş olanlar. Yani adetten kesildikleri net olarak biliniyor. Ancak düşük ihtimalde olsa kadınlar menepoz sonrasıda hamile kalabiliyor.
İkinci grup adet görmeyenler. Ne kadar süredir adet görmedikleri belli değil, elimizdeki bilgi adet görmedikleri. Bunlar adet görmeyecek kadar ufak çocuklarda olabilir, belirli bir sebep yüzünden doğuştan yada sonradan adetten kesilmiş hastalarda olabilir.
Kaldı ki adet görememe sadece amenore hastalığı değildir. Stress, uyku bozuklukları, yeme içme, başka hastalıklar gibi faktörlerde adet görememeye sebep olur.
Hatta bazı Avrupalı ve Amerikalı doktorlar adet düzeninin "Raw Wegan" diyeti ile değiştirilebileceğini, bu diyetle bazı kadınların hiç adet görmediğini bazılarınınsa 2-3 ayda bir gördüğünü söylüyorlar.
http://www.stuffmomnevertoldyou.com/blogs/do-vegetarian-and-vegan-diets-affect-menstrual-cycles.htm
https://medium.com/clued-in/no-meat-no-problem-the-effect-of-veganism-and-vegetarianism-on-the-menstrual-cycle-d78cb32a5245
Yani sadece anemore değil olay. Peki bunların çocuk olmadığını nerden anlıyoruz.
Bir çocuğun zamanı gelince adet görmesi beklenir. Yani orada özellikle çocuklardan bahsedilseydi kesinlikle lemma kullanılırdı.
Oysa Amonore gelecekte olasıdır( adet) özellikle günümüzde tedavisi mümkün. (iki çeşit hastalık olması piç ediyor olayınızı)Madem lem geçmişe yönelik mutlak olumsuzlama içermez ki içerir, bir kere olurmuş salaklığıyla m ı savunacağını sanıyorsun?
Tabike gelecekte olasıdır, ancak gelecekte olması beklenmez daha okuduğunuzun farkını anlayamıyorsunuz sonra gelmiş birde bana salak diyorsunuz.
Ayrıca geçmişi mutlak olumsuz yapar demedim ben, siz mutlak demek ne onu bile bilmiyorsunuz.
Mutlak;
1. salt
2. felsefe; kendi başına var olan, hiçbir şeye bağlı olmayan, bağımsız, saltık.
3. zarf; kesinlikle.
Geçmişi mutlak olumsuz yapar demek; geçmişi kesinlikle olumsuz yapar demektir. Ancak geçmişin tamamını değil bir bölümünü kapsar.
Lem ise tamamen mutlak ve mutlak geçmişi tümden olumsuzlar, olaya duruma görede çok çok eski hatta tıpkı tanrınıza atıftaki gibi sınırsız geçmişi mutlak olumsuzlar.
İşta burada gramer katliyamı yapmaya başlıyorsunuz. Tanrının atıfında geçmişin tümünü kapsamasının sebebi doğmak sadece bir kere olabilen bir eylemdir. Bu sebepten doğmadı dersen otomatik olarak tüm geçmiş sayılır.
( لَمْ ) harfi, sadece bir muzari fiili cezm eder. Mazi fiili nefy eder ve geçmiş zamanın bir bölümünü kapsar, önüne şart edatı gelebilir.
http://fasiharapca.com/lem-muzariyi-cezm-eden-edatlar-arapca-gramer-dersleri/15792
Hala geçmişin tamamını olumsuz eder diyorsunuz.
Size lemin geçmiş zaman eki olduğunu söylerken anlamadığınız neresi? Bu uydurduğunuz saçmalamayı yalnız başınıza mı becerdiniz yoksa araba mı sordunuz?
Bizzat anadili Arapça olan birine sordum. O da lem hiçbir zaman geçmişin tümünü olumsuz yapmaz, kim bunu diyorsa saçmalamış dedi.
Haa bana inanmıyormusunuz?
Önümüzdeki haftaya kadar İstanbuldayım, Sonra Samsuna gidiyorum. İstanbul çevresinde olanlar yada Samsun çevresinde olanlar şehir hiç fark etmez, beraber gidelim bir Arapça kursuna yada üniversitelerin Arap Dili ve Edebiyatı bölümüne soralım.
Neymiş ne değilmiş gidelim konunun uzmanına soralım, videosunu, ses kaydını alalımBir ker koyalım foruma. Böylecede Talak-4 tartışması komple sona ersin.
Siz sanıyormusunuz ki sizin Turan Dursun kitaplarından öğrendiğiniz iddaalar 70li, 80li yıllarda Amerika ve Avrupada sorulmadı. Hakemli münazaralar eşliğinde tartışılmadı?
Kendiniz çalıp oynamayın biraz dünyaya açılın.
Araplara bakalım dünya düzdür, öldükten sonra eşinizle cinsel ilşki kurabilirsiniz, savaşta erkek erkeğe, yada ensest serbesttir, 0 yaşındaki kızla evlenilebilir fetvalarını kim vermiş?Neye göre vermiş?
Bak yine aynı olay dingilin teki saçmasapan bir fetva vermiş, ateistlerde sarılıyor bakişte İslam Böyle diye.
Eee hani siz İslam'ı Müslümanlardan daha iyi biliyordunuz yukarıdakileri çıkarsanıza ayetlerden.
Dünya düzdür fetvasını Abdülaziz Bin Baz verdi, o zaman doğrudur Kur'an dünya düz diyor. Peki; Buruni, Gazali, Fahrettin Razi bu şahıstan yıllar yıllar önce dünya yuvarlaktır, döner dediler onu napıcaz? Açın bakın Razinin tefsirine Kuran'dan düzmü çıkıyormuş yuvarlak mı?
0 yaşında kızla evlenilirmiş. Bak hiç yaş vermeden anlatıcam, nisa 6 evlilik çağına gelince diyor değilmi. Bak evlilik çağında doğmuyor evlilik yaşına geliyor. 0 yaşında bir kız evlilik çağına gelebilir mi?
O zaman bu fetvaları verenler otorite sayılıyorsa bende ateizmin insan haklarını Stalin üzerinden seküler devlet yönetiminide Kuzey Kore üzerinden anlatıyım. Olur mu hiç?
Kısacası Talak 4 sübyancılığın tastik ve tescili. Anlayan anladı merak etme. İmla tecavüzünüde bırak.
İmla tecavüzüymüş, sanırım ya dilbilgisi uzmanısınız yada bir Araptan iyi arapça biliyorsunuz. İddam yukarda isteyenle gidelim konuyu uzmanına soralım.
Kabul eden çıkmassa siz kendiniz çalıp kendiniz oynarsınız, sıkıntı yok.
Cüveyyirenin yaşını Ayşe ananıza referans sunarken onun referansı kim? Demek cüveyyire yirmili yaşlarda evlenmiş.Cüveyyire küçük kız çocuğu (cariyecik) demek iken 20 yaşında olduğu iddiasını neye dayandırıyorsunuz?Önce ayşe anızın yaşını büyütüp sonra cüveyyirenin yaşını ona göre hesaplayıp dönüpte tekrar, bak cüveyyirede 20yaşındaymış demekki Ayşede 20 yaşında mı diyorsunuz?Görünen o.
Yine aynı nokta referans kimmiş. Yahu googla İslam Ansiklopedisi yazacaksınız bakacaksınız kadın kaç yaşındaymış. Yada alacaksınız bir siyer kitabı okuyup bakacaksınız kaç yaşındaymış.
Tarih kitaplarında kadının doğum, evlilik ve ölüm tarihleri sabit. Yani ne sunayım size ne istiyorsunuz anlamıyorum ki? Açın bakın kitaplara görün kadın kaç yaşındaymış, elinizin altında internet var.
Evet Cüveriyenin yaşı uydurulmuştur ama bunu Turan Dursun uydurmuştur.
Kadının doğumu 608 yılı, evliliği 628, ölümü 657. Bütün İslam Tarihi kitaplarınca belirli bu. Bu kadın nasıl 13 yaşında olur evlendiğinde?
Yani Ayşenin yaşını büyütüp Cüveriyeyi ona göre hesaplamıyoruz. Kadının herşeyi tarih kitaplarında var.
"ganimet"ler, "tutsak"lar...
ve tutsaklar arasında güzel cüveyriyye. mustalıkoğullan'nın başkanı haris'in kızı. şimdi "cariye" durumunda. yani alınıp satılabilir nitelikte.
ne var ki kız çok güzel. üstelik de soylu.
hadiste de belirtildiği gibi, muhammed'in onu kendine aldığını görüyoruz. muhammed, kurtulmalığını vererek kızı, alıp ken¬di kanlan arasına katmıştı. ve ardından "zifaf' [gerdek]...
muhammed 56 yaşındaydı o sırada. güzel körpecik cüveyriyye'yi, koynuna almak için hiç zaman yitirmemişti. suyun yanında he¬men kurulan meşin çadırında işini görmüştü."
- turan dursun (din bu, sayfa 33)
Turan amcanın iddası bu. İslam kaynaklarında iddet konusu ile alâkalı bir bilgi yok, yani "hiç zaman yitirmeden onu koynuna aldı, çadırı da aha şuraya kurdu" ifadesini doğrulayan bir kaynağa ulaşamıyorum ben.
Ulaşabiliyorsanız siz gösterin. Yani Turan Dursun hayal kurmuş bu konuda kabul etmek niye bu kadar zor.
Ayrıca Cüveriye cariyecik değil kadıncağız, kızcağız anlamına gelir.
Kaldı ki Ebu Cehil'in kızının adıda da Cüveriye. Yani Cüveriye düşük yaştaki köleyi belirtek için kullanılan bir kelime değil.
Ayrıca İfk olayı hicretin 6. yılının Şaban ayında oluyor. Hicret 622 yılında oluyor. Yani İfk hadisesi 628 yılında oluyor. Ki Cüveriye ile evlilik tarihide 628 yılı.
Ayşenin evlilik tarihi 624 yılı, yani İfk olayından 5 değil 4 yıl önce oluyor. Yani Ayşe evlendiğinde 16-17 yaşında oluyor. Bazı tarihçiler 623 sonunda 624'e gelmeden hemen önce olduğunu söylüyor. O zamanda yaş 15-16 oluyor.
Ha bu arada elinizin altında internet var birazcık araştırın. Cüveriyenin yaşını bizmi Ayşeyi büyültüp uyduruyoruz yoksa sizin tayfa mı Ayşeyi küçültüp 13'e çekiyor.
Ama bu noktada görüyoruz ki İslama saldırırken hadisleri kullanan bazı kişiler aynı hadisler Ayşenin yaşını büyük gösterince bu sefer o sahih değil Buhari sahih diyor.
Çünkü Ayşenin yaşının açık olduğu hadisleri (sahih kabul edilirler) red ederken sunmaya çalışılan hadislerin sahihliğine kim neye göre karar veriyor.İddia edilen yaşlar hadis değil tamamen dolaylı yorumsal çıkarımlar.Duygusal ve çağımızın zorlamasıyla, panikle örtpas edilme gayretleri.
"Kan aldırmak, yapanın da yaptıranın da orucunu bozar." (Tirmizi Oruç 60; Ebu Davud Oruç 28; Buhari Oruç 32)
"Peygamberimiz oruçlu iken kan aldırmışlardır." (Ebu Davud Oruç 29-30; Tirmizi Oruç 59; Buhari Tıp 11)
"Peygamber oruçlu iken hanımlarını öptü." (İbn-i Kuteybe, Hadis Müdafaası)
"Oruçluyken hanımını öpenin durumu sorulduğunda Peygamber ‘Orucu bozulmuştur' dedi." (İbn-i Kuteybe, Hadis Müdafaası)
"Peygamber ayakta su içilmesini yasakladı." (Ebu Davud 4/No:3717)
"Peygamber'i sizin benim gibi ayakta su içerken gördüm." (Ebu Davud 4/No:3718)
Görüldüğü gibi sizin sahih kabul ettiğiniz hadisler aynı kitaptaki bir başka hadisle çelişiyorken nasıl sağlam referans alınır.
Kaldı ki günümüzde gerek batılı, gerek doğulu, hatta ve hatta bir takım Suudi Arabistanlı tarihçiler dahil bir çok araştırma Ayşenin evlendiğinde 9 yaşında olamayacağını, bu işte bir gariplik olduğunu söylüyor. Ha tarihçiler 17 yaşında hemfikir değil onuda belirteyim. Tarihçilerin çalışmaları 14-18 gösteriyor.
Bu noktada net bir şey var ki Ayşe günümüz kanunlarına göre reşit değildi. O konu tartışılabilir ki yukarıda bunu tartışmanın neden anlamsız olduğundan bahsettim.
Şimdi gelelim Nur 33 ‘e. Bir önceki yazınızda şu alıntıyı yaptınız;
Burada dikkat çeken başka bir husus da, o günü anlatırken bizzat Âişe Vâlidemiz'in,"Oyun oynayan bir kız çocuğu idim."şeklindeki beyanıdır. Kendisini ifade ederken kullandığı ‘kız çocuğu' kelimesinin karşılığı olan ‘câriye' lafzı, ergenlik çağına geçişi ifade etmekte ve o dönemler için kullanılmaktadır. Arap şairlerinden İbn Yerâ, bu yaşlardaki birisini kastederek maksadını şu şekilde ifade etmektedir: "Sekiz yaşına geldiğinde artık o, benim için bir câriye değil; Utbe veya Muâviye'ye nikahlayabileceğim gelin adayımdır.
Şimdi karşınızda hep dürüst istediğinizi belirtiyorsunuz ya. Bende sizden dürüstçe bir cevap bekliyorum. Neden son cümleyi de alıntılamadınız?
Paragrafın orjinali şu;
Burada dikkat çeken başka bir husus da, o günü anlatırken bizzat Âişe Vâlidemiz'in, "Oyun oynayan bir kız çocuğu idim." şeklindeki beyanıdır. Kendisini ifade ederken kullandığı ‘kız çocuğu' kelimesinin karşılığı olan ‘câriye' lafzı, ergenlik çağına geçişi ifade etmekte ve o dönemler için kullanılmaktadır. Arap şairlerinden İbn Yerâ, bu yaşlardaki birisini kastederek maksadını şu şekilde ifade etmektedir: "Sekiz yaşına geldiğinde artık o, benim için bir câriye değil; Utbe veya Muâviye'ye nikahlayabileceğim gelin adayımdır." Bazı bilginler bu kelimenin, on bir yaşın üzerindeki kız çocukları için kullanıldığını ifade etmektedir.
https://sorularlaislamiyet.com/hz-ayse-aise-validemiz-peygamber-efendimiz-ile-evlendiginde-kac-yasindaydi-bu-evlilig-dokuz-yasinda
http://www.resulullah.org/hz-ayse-ra-validemiz-peygamberimiz-asv-ile-evlendiginde-kac-yasindaydi
http://hikmet.net/aise-validemizin-evlilik-yasi/
Bu noktada belirtmek istediğim şu;
Paylaşmış olduğum siteler güvenilirdir falan demiyorum. Ancak paragraf virgülüne kadar aynıyken son cümle neden alıntıya dahil edilmemiş. Ben burada bir art niyet ararım.
Ha derseniz ki o bilginler durumu düzeltmek için öyle demiştir, konumuz o değil. Son cümle neden alıntıya dahil edilmemiş.
Hatta ben size bir şey söyliyim mi? Bence sizin bu durumdan dahi haberiniz yok. Kopyala yapıştır yaparak iddada bulunduğunuz için son cümleden haberiniz bile yok.
Nur 33 teki genç cariyelerin yaşınıda anlıyoruz bu sayede. 8 yaş civarı.
Yukarıdaki yazımda durumun açıklamasını yaptım. Tekrar alıntı yapıyorum;
İslam'da cariyelik günümüzdeki hizmetçilik gibidir. Senin evinde kalır, ev işlerine yardım eder. Sende onun ihtiyaçlarını, isteklerini karşılarsın. Kur'an dinler isterse Müslüman olur. Yine bir süre beklersin ugun bir durumda ya kendin evlenirsin yada biriyle evlenir, topluma karışır. Amaç zinanın olmadığı sağlıklı bir toplum.
Savaş esiri yada savaşta ailesi ölmüş kadınlar bazı insanların iki yüzlülüğüne uğramış. Bir takım iş gücünde yardımcı olmaları gerekirken onları cinsel olarak kullanmaya kalkmışlar. Bu kadınların gidecek yeri olmadığı için sesini çıkaramamış
Günümüzde bile kadın işgücünde bu kadar aktif yer alırken; boşanırsam ne yaparım, nereye giderim diye çekinen kadınlar kocalarına göz yummakta sessiz kalmaktadır.
İşte bu kadınlar bazı insanlar zafiyetlerinden faydalanıp fuhuş yaptırmaya kalkmış. Emir bunun önüne geçmiş.
Kaldı ki ayetin iniş sebebi şöyle rivayet mevcut. Hemde sizin sahih kabul ettiğiniz hadis kitaplarında;
Hz. Cabir (radiyallahu anh) anlatiyor: "Abdullah İbn-u Ubey İbn-i Selul cariyesine: "Git biraz fahiselik yap (da para kazan)" diye emretti. Bunun uzerine Cenab-i Hakk: "Dunya hayatinin gecici menfaatini elde etmek cin, iffetli olmak isteyen cariyelerinizi fuhsa zorlamayin..." (Nur 33) mealindeki ayeti inzal buyurdu."
Muslim, tefsir 26, (3029); Ebu Davud, talak 50, (2311)
Hatta Tebbet Suresinde Ebu Leheb'in lanetlenmesinin sebebide rivayetlere göre bu geleneği devam ettirmesidir.
Nisa 127 ayetide keyfinize göre gruplandırmayla olmuyor. Ayet açıkça kadınlara fetva olarak girilmiş. Yani çoluk çocuk ve hakları değil. Bu kadınları özelliklerini ve bu fetva istemenin kimlere yönelik olduğunuda koymuş mu?
Koymuş, Yetimlerin velileri. Bu velilerki kadın olan yetimleri n velileri, bu velilerki evlilik niyetinde bu yetimlerle.Bu yetimlerin mallarıda var ki bu niyetede yönelik ki niyet ister iyi veya kötü olsun.
Kadınlar hakkında fetva, niyet ve amaç. Şimdi erkek çocuklarıyla, yada yetim erkeklerle evlenmek niyetinde olan değil bunlar. Bu ayet onlara fetva değil.erkek erkeğe evlilk niyetini kapsamadığından zaten Nisa 3 dışındaki yetim ayetlerine atıf demek imkansız. Tüm yetimlere değil evlilik niyeti taşınan yetimleri içeren ayete( nisa 3) atıf.Kadınlara atıf.
Yani kapsadığı dar bir çerçeve kadın ve evlilik niyeti ve malı olan kişiler ve velilerine yönelik.
Üçe ayırmıyor, gayet net evlilik niyetli velilere referans veriyor ve bu niyete soyunduğunuz( yetim bir sıfattır babasız çocuklar demektir) ve kimsesiz, anne baba dahil tamamen kimsesiz aciz çocuklar, ikiside nisa3 ayetindeki bu evlilik niyetiyle ilşkili ve son cümlede tüm hepsinin aynı çerçevede haklara sahip olduğunu( ayrımsız- önceden unutmuş sahipsiz çocukları) yetim statüsünün hepsine uygulandığını bu ayetde tamaml
Madem unutmamıştır, nisa başında bu aciz çocuklara yönelik yeri bize sunmalısınız? Yok çünkü olmadığından zaten bu fetva yetimlerden ziyade velilerin bu aciz kızçocukları konusundada aynı hükümlerin geçeli olup olmadığını anlamadıklarını ortay koyuyor.Bu eksikliği bu ayetle tamamlamış ve yetim ve kimsesiz çocuklarııda olaya dahil edip yetimlerle eşit statüsünü ortaya koymuştur.
Bakın ayette 3 gruptan ahsediliyor; kendileri için yazılmış farzı vermek istemediğiniz yetim kızlar ve aciz çocuklar ve bakımını üstlendiğiniz yetimler.
Şimdi hepsiyle evlilik amacı varsa yetimler neden iki defa tekrar ediliyor? İlk grup ve üçüncü grup aynı değil mi?
Kaldı ki Nisa 127'nin sadece Nisa 3 ile değil Nisa 2 ve 6 ile ilgisi var.
"Yetimlere mallarını verin. Temizi pis olanla (helâli haramla) değişmeyin. Onların mallarını kendi mallarınıza katıp yemeyin. Çünkü bu, büyük bir günahtır."
"Yetimleri deneyin. Evlenme çağına (buluğa) erdiklerinde, eğer reşid olduklarını görürseniz, mallarını kendilerine verin. Büyüyecekler (ve mallarını geri alacaklar) diye israf ederek ve aceleye getirerek mallarını yemeyin. (Velilerden) kim zengin ise (yetim malından yemeğe) tenezzül etmesin. Kim de fakir ise, aklın ve dinin gereklerine uygun bir biçimde (hizmetinin karşılığı kadar) yesin. Mallarını kendilerine geri verdiğiniz zaman da yanlarında şahit bulundurun. Hesap görücü olarak Allah yeter."
Anladınız mı? Bu yüzden diyor mirasını vermek istemediğiniz yetim kızlar. Çünkü bu ayetten sonra bazı kişiler mirası vermemek için bu kişilerle evlenmeye kalkıyor.
Evlilik gerçekleşse dahi o para yada mal kadınındır. Kadın izin vermediği sürece kocası o mala dokunamaz.
Bu sebepten yetimler diye iki kere bahsediyor, çünkü bazı yetimlerin özel durumu var. Anlaşıldı mı? Bu kadar basit.
Ayet bu üç gruptaki insanların hakkına geçilmemesi gerektiğini söylüyor. Kaldı ki başka dillerde bu üç grubun birbiriyle tamamen farklı grup oldukları belli sadece Türkçede hepsiyle evlilik varmış gibi anlaşılıyor. İngilizce ve Almancadan sonra Fransızca tercümesinede baktırdım. Her dilde bu 3 grup birbirinden tamamen ayrı. İnanmıyorsanız yabancı dil bilen arkadaşlara sorun.
Bakın Nisa 6 açık açık bir insanın kendi malına sahip olabilmesi için bir akli yeterlilik gerekir diyor. Bugünde aynı değil mi?
Belirli bir yaşa kadar kıyafetimizi, ayakkabımızı ailemiz alır. Berbere, kuaföre ailemiz götürür. Paramızı, herşeyimizi ailemiz idare eder. Ne zaman biz biraz büyürüz artık kendi başımıza hareket ederiz kendi başımıza alım satım yapabiliriz.
Kur'an da bundan bahsediyor. Şimdi İslama göre kişinin mal sahibi olması için bir akli yeterlilik gerekiyor. Evlilik için kadına mehir veriliyor. Bu mehir ailesine yada başkasına değil, bizzat kadına ait.
Yani kadın mehir alabilmek için belirli bir akli yeterliliğe ulaşış olmalı. Kimisi bu yaşa 16 da kimisi 18 de ulaşır. Ama ortalama olarak evlilik çağı 1-2 yaş oynayarak aynı döneme gelir.
İslamda köleliği yasaklayıcı ve cezalandırıcı Ayet sunamıyorsunuz onu anladık. Yani tanrınızdan umut yok, çekiniyor tanrınız insanlardan, teşvik edici ayetler koymuş sizin deyişinizle amma bir türlü diyememiş bu ayetlerdeki asli amacım tamamen köleliği kaldırmak . İma bile sayılmaz şu bahane tarzını aşamayan koyduğunuz ayetlerin içeriği bu konuda.
Bir konuda kesin yasak yok ise onu engelemek mümkün mü? Ki tanrınız diyorki benim helal kıldığımı haram kılmaya kalkma hadsiz.Cariyeleriniz size helaldir hem köleliği perçinler(helal ve hak anlayışı) hem tecavüzüde normal hak haline dönderir ki olanda bu zaten sizi okudukçada evrilmelerinizin hepsi bu çerçeveyi aşamıyor ve kıramıyor, kem kümle, bak doğadada var, hizmetçilerde köle vesaire.
Yani hala köleliği yasaklayıcı ayet yok denşyor. Bir kere savaş esirlerini köleleştire bilirsin ancak belirli şartları var. Neden savaş esirliğine izin verilmiş?
Dünyada bugün dahil her dönem savaşlarda esir alınmıştır. Bu yüzden bu savaş caydırıcılığı haline dönüşmüştür. İnsanlar esir alınmama korkusuyla saldırmıyor yada savunmayı buna göre yapıyordu.
Dünyada dönemin en modern devleti sayılan bizans dahil herkes savaşta köle cariye alıyordu bu yüzden bu savaş caydırıcılığı haline donuştu. insanlar köle veya cariye olarak alınmama korkusuyla bir kavme saldırmiyor veya mudafayi ona gore yapıyordu.
İslam bizi köleleştirmesin isteyen dönemin kralları ne yapıyordu, savaşmadan ama dininden de vazgeçmeden anlaşıyor, toplumda İslam kolaylıkla yayılıyordu. İstemeyen İslamı kabul etmiyordu ve köle de olmuyordu.
Eğer ki siz sosyolojik bir olguya matematiksel yaklaşırsanız ama kölelik kalkmamış demeniz normal.
Sadece tek bir soru;
Savaşta, savaş anında, eğer düşmanın kıyım yapmak yerine, senin daha çok köle almaya gayret edeceğini ve savaştan sonra anlaşma gayreti içerisinde olacağını bilirse, iyice zalimleşir mi, yoksa o da mümkün olduğunca esir mi almaya çalışır?
Kaldı ki ilk yazımda İslamın savaş esirlerine sunduğundan daha iyi bir tane alternatif sunun dedim kimse sesini çıkarmadı. İsteyen sunsun daha iyi alternatif tartışalım.
Gelelim savaş esirliği harici köleliğe;
Öncelikle tekrar edeyim cariyenin helal olması ona tecavüz edebileceğiniz anlamına gelmez. Bunu açıklamış olmama rağmen rabbiniz size hak veriyor diyorsunuz.
"Ey Peygamber! Biz sana mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah'ın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altında bulunan kadınları; seninle beraber hicret eden, amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını ve teyzelerinin kızlarını sana helâl kıldık. Ayrıca, diğer mü'minlere değil de, sana has olmak üzere, mehirsiz olarak kendini Peygamber'e bağışlayan, Peygamber'in de kendisini nikâhlamak istediği herhangi bir mü'min kadını da (sana helâl kıldık.) Mü'minlere eşleri ve sahip oldukları cariyeleri hakkında farz kıldığımız şeyleri elbette bilmekteyiz. Bütün bunlar, sana herhangi bir zorluk olmaması içindir. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir." (Azhab Suresi – 50. Ayet)
Eee burdaki kadınların hepsi helal o zaman hepsine tecavüz edelim. Bu mu sizin mantığız? Helal olması demek onunla ilişkiye girebilirsin günahı yoktur demektir, tecavüz et değil.
Sonra köle azad etme ile ilgili hükümlerin köleliğe teşfik olduğunu söylemişşiniz.
Yani zekat verin diyor, fakiri doyurun diyor. Bu insanları fakirleştirmeye mi teşfiktir? Eee fakir yoksa kimseye zekat, sadaka veremeyiz. Bu mudur sizin mantığınız.
Yani detaylı detaylı açıklamış olmama rağmen hala tanrınız insanlardan çekinmiş diyorsunuz anlamak gerçekten mümkün değil. Bakın "Bundan sonra kölelik yok" şeklinde bir emrin uygulanabilirliği yok.
Yani kölelik aşılması gereken sarp bir yokuştur derken, köle azad eden cennetliktir derken nasıl bu dinin insanları köleleştirmeyi güzel bir şey olarak gördüğü söylenebilir anlamak zor.
Kaldı ki yukarıda paylaşmış olduğum belgesel; Güney Amerika'da köleliğin Kuzey'in aksine sıkıntısız, sorunsuz kendiliğinden 35 yıl önce kalktığını bununda tek sebebinin İslam olduğunu söylüyor.
Öyle bir din ki hiç yayılmadığı binlerce kilometre uzaklıktaki topraklarda sadece kültür etkisiyle kölelik kalkıyor. Gerçekten ilginç.
Kaldı ki Kur'an da rab edinmeyin der. Rab nedir? Tanrı mı?
Rablik hegamonyası eleştirilir, yerden yere vurulur. Rab köle edinendir. Rablik taslamayın denir.
Başkasını rab edinenlerin nasıl bir yanlış yaptığını anlatır.
Öbür taraftan 2017 yılında kredi kartına bağımlı yaşayan, 10 günde bir ancak izin alabilen, yılda en fazla 15-20 gün izin kullanabilen kişi ne kadar özgürdür?
Aksam 9'a kadar çalışan bir özel sektör çalışanı, bir restoranda asgari ücret için müşteri afra tafrası çeken garson, bir demircide kör olma pahasına 10 saat kaynak yapan işçi ne kadar özgürdür?
Yani 1400 yıl Arap çoğrafyasında köle olan bir kimse ne kadar köleyse bugün bizde en az onun kadar köleyiz. Kölelik kalkmadı sadece şekil değiştirdi.
Konuyla uzaktan alakalı, yakından alakasız bir makale paylaşmak istiyorum;
Tarih: M.Ö. 340-310
Tieba gitgide daha da alışmaya başladı büyük çiftlikteki hayatına. Hem daha ağır işlerde çalışmışlığı da vardı, nane tarlasındaki bu işi o kadar da güç değildi. Üstelik nane kokularının arasında çalışmak bir nebze de olsa ona, kazma ve tırmık tutmaktan nasırlaşan avucunun ve geçen hafta yatırıldığı falaka yüzünden sızlayan ayak tabanlarının acısını unutturuyordu. Tieba hem vahşi görünümlü hem de güçlü bir adamdı, bıraksalar bir ayının bile anasını belleyebilecek kuvvetli kolları vardı. Üstelik zeki de sayılırdı.
Hasat dönemiydi, Tieba o gün yarım mina (yaklaşık 250 gram) kadar nane toplayabilmiş, üstüne de muhtemelen bir köpek sürüsü tarafından kırılan çiti onarabilmişti. Tieba ve arkadaşları günün sonunda başlarında bekleyen iki beyaz adama ellerindeki sepette ne kadar nane olduğunu gösteriyor ve böylece karınlarını doyuracak kadar yiyecek almaya hak kazanıyorlardı. Tieba sepetini gösterdi, beyaz adam onayladığını belirtme maksadıyla başını salladı. Tieba'nın hemen arkasında da her gün aynı barakada uyuduğu o komik suratlı kız vardı. Tieba bu zamana kadar ona adını bile sormamış, kim olduğuyla ilgilenme gereği duymamıştı. Kızın sepetinde nereden baksan beşte bir mina edecek kadar nane vardı, beyaz adam bunu beğenmedi ve Tieba'nın sepetini göstererek kıza "Aranızdaki fark ne? O bu kadar çalışırken sen ne yapıyordun?" diye bağırdı. Tieba ve arkadaşları, beyaz adamlardan ayrı bir yere sıçıyorlardı, zira onların bokundan gübre olarak faydalanılıyordu. Kimi zaman bu gübrelerden minik bir dağ olması bekleniyor, ancak o zaman kölelere kendi boklarını toplamaları söyleniyordu. Beyaz adam, komik suratlı kızı kolundan tuttu ve diğerlerine de kendisini takip etmelerini emretti. Adam, kızı kölelerin pislediği minik avluya götürdü ve kızın kafasını o boktan oluşan dağa batırarak küfürler yağdırdı. Tieba, kendisini şanslı hissediyordu, çünkü kendisi bu çiftlikte daha yeni olmasına rağmen ancak on vuruşluk bir falaka ile cezalandırılmıştı. Bu sırada muhtemelen kızın akrabası olan siyah bir adam, beyazlara yalvararak af diledi, ancak diğer beyaz adam onu da kafasından tutarak aynı pisliğin içine batırdı.
Tieba o gün ilk defa bir insanın ezilmesine, güçsüz gözükmesine ve dışlanmasına sebep olmuştu. Eğer o kadar nane toplamasaydı, belki de kızın durumu normal gözükecek ve cezalandırılmayacaktı. Kızın akrabası da sırf af dilediği için cezalandırılmayacaktı. Tieba o gün iki şeyi daha iyi anladı. Birincisi, eğer bu hayatta insan gibi yaşamak istiyorsa daha çok çalışmalı, beyaz adamın ondan istediklerini yerine getirmeliydi. İkincisi ise asla bir başkası için af dilememeli, onun hakkını savunmamalıydı.
Yirmi yıl kadar sonra Tieba, çalışkanlığı, azmi ve sessizliği ile kölelerin şefi hâline gelmişti. En kötü durumdaki beyazdan bile kötü durumdaydı, fakat o kölelerin en seçkiniydi. Artık tarlada ağır işlerde çalışmıyordu. Tembellik yapan, yeterince verimli çalışmayan köleleri azarlıyordu. Yanında beyaz bir adam varsa sık sık çaktırmadan beyaz adamın yüzüne bakıyor, onun nabzını kontrol ediyordu. Böylece eğer beyaz adamın yüzünü ekşittiği bir köle varsa hemen beyaz adama yaranmak için o köleyi azarlıyordu.
Hizmetinin yirminci yılında çiftliğin sahibi, Tieba'ya üstünde birkaç taş olan ve normal insanların giydiğine benzer bir giyecek armağan etti. Bu, bir köle için büyük bir onurdu. Tieba diğer kölelerin yanında asla giysisiyle övünmüyor, bunu sözleriyle dışa vurmuyordu, fakat övünmek ve gurur duymak bir insanın davranışlarına ne kadar yansırsa en az o kadar kasılıyordu. Tieba zeki bir adamdı, eğer kendisi giysisiyle övünür ve farklı olduğunu kendi ağzıyla söylerse biraz komik duruma düşebilirdi. Fakat o bunu söylemeden diğer köleler Tieba'nın ne kadar farklı olduğunu anlamalıydı.
Tieba artık çiftliğin büyük köşkünde kalıyordu. Soyluların lisanına da alışmıştı, fakat onlar gibi konuşmayı tam olarak beceremiyordu. Yine de Tieba, kölelerle konuştuğu zaman onlara caka satmak için bazen soylulardan duyduğu kelimeleri konuşmasının arasına serpiştiriyordu. Böylece Tieba, daha farklı biri olduğunu diğer kölelere çaktırmadan hissettirebiliyordu. Üstelik köleler bu dili kullanmıyordu bile fakat bunun bir önemi yoktu, zira bu şekilde farklılığını ispat edebiliyordu.
Yirmi yılda bu çiftliğe çok köle uğramış, yaklaşık üçte biri de ölmüştü. Bu kölelerin bir kısmı işkencelere dayanamadığından, bir kısmı açlıktan, bir kısmı da hastalıktan ölmüştü. Tieba, böylesi bir ortamda gerçekten çok şanslı ve çok farklıydı. Her gün yüzüne baktığı insanların büyük kısmı kendisinden çok daha kötü koşullarda yaşarken, kendisi nasıl da büyük bir nimete sahipti.
Kasabada Tieba'nın yaşadığı çiftlik gibi bir büyük çiftlik daha vardı ve bu kasabanın toplam nüfusu 300 kadardı. Çiftlik sahibi soylu ailelerin üye sayısı 17, bu soyluların yardımcısı beyaz adamların sayısı da 35 kadardı. Kasabanın geri kalan nüfusunu köleler oluşturuyordu.
Ve bu köleler, tek bir gün bile tükürüğüyle boğabilecekleri sahiplerine başkaldırmayı akıllarından geçirmediler. Aklından geçiren olduysa da tek bir gün, tek bir an bile buna yeltenmediler. Zira onların yiyecek bulmak, işkenceden kurtulmak ve hata yapmadan çalışabilmek gibi çok daha büyük dertleri vardı.
Tieba ise vahşi görünümlü, güçlü ve zeki bir adamdı.
Tarih: M.S. 2000-2030
Caner o gün sınıfta "Ders bitse de eve gidip yeni aldığım oyunu oynasam" diye düşünüyordu. Üstelik ders sosyal bilgilerdi ve bu ona çok sıkıcı geliyordu. Caner zeki bir çocuktu, yaşıtları sümüğünü koluna silerken, o daima göt cebinde bir paket peçete taşırdı. Görgülü, medeni bir çocuktu.
Caner düşünceler alemine dalmışken öğretmeninin bağırmasıyla yeniden dünyaya bağlandı. Öğretmen, sınıftaki çocuklardan birine çok konuştuğu için kızıyordu. Bu sırada Caner'in yanında oturan çocuk öğretmeninin sözünü kesti: "Öğretmenim, o konuşmuyordu valla". Öğretmen hem sözünün kesilmesine, hem de kendisinin yanlış kişiye kızarak hata yapmış olmasına sinirlendi. Ufacık bir velet kendisinin yanlış yaptığını söylüyordu, sinirini o çocuğa kızarak çıkardı: "Sen onun avukatı mısın? İkiniz de yarın sayfa 30'u defterinize yirmi kere yazacaksınız". "Ama öğretmenim...", "Sus, bir de cevap mı veriyorsun?"
Caner o gün iki şeyi çok iyi anladı. Birincisi, asla bir başkasının hakkını savunmamalı, etliye sütlüye karışmamalıydı. İkincisi ise, başındaki insanın ondan istediklerini kusursuzca yerine getirmeliydi.
Yıllar sonra Caner iyi bir üniversiteden mezun olup, ayda 2.700 lira maaşla bir plazada işe başladı. Fakat kısa sürede çalışkanlığı ve itaatkârlığı sayesinde terfi alarak maaşını üçe, hatta dörde katladı. Tabi bunda patronu ile olan sağlam ilişkisinin payı da büyüktü.
Şirket toplantılarında eğer birisi bir espri yaparsa, hemen patronunun suratına bakıyordu. Eğer patronu o şakaya gülüyorsa, o da gülüyordu. Ve eğer patronu o günkü sikimtırak meymenetsiz ruh hali yüzünden bu şakayı densizce buluyorsa, kendisi de arkadaşını uyarıyor veya ağzıyla "cık cık" yapıp başını "olmadı" dercesine yana doğru sallıyordu.
Caner gittikçe daha iyi kıyafetler ve daha lüks elektronik cihazlar alabilecek hâle geldi. Bu sırada otomobilini de yeniledi. Kendisi, içinde yaşadığı ülkenin insanlarının çok büyük kısmından daha üstün olanaklara sahipti, diğerlerinden daha farklıydı. Fakat bu üstünlüğünü asla kendisi dile getirmiyordu. Bunun yerine iş arkadaşlarıyla çok eğlendiğini belirten on çeşit mezeyle dolu rakı sofrası fotoğraflarını, Facebook adı verilen ve her insana nelere sahip olduğunu gösterebildiğin sanal ortamda yayınlıyordu. Böylece insanlara ne kadar farklı olduğunu ispat edebiliyordu. "IPhone'un yeni modelini çıktığı an rahatlıkla alabilirim" demiyordu, bu onu komik bir duruma sokardı ve Caner zeki bir adamdı. Bunun yerine esprili ama cefakar bir şekilde "IPhone 7 çıksa da şu külüstürden kurtulsak" diyerek gücünü belli ediyordu.
Caner artık çalıştığı şirket toplantılarında "Bu konudaki risk management'ınızı yetersiz buluyorum. Derhal bana son aldığınız mail'ı forward'layarak info'da bulunun" diyordu. Lisanı bir anda nasıl da değişivermişti. Çeşitli bilgisayar efektleriyle kendisini olduğundan daha yakışıklı gösteren fotoğraflarının altına "Die darling die" yazabiliyordu artık. Üstelik etrafındaki kimse bu dilde konuşmuyordu bile. Olsun, onun için önemli olan ne kadar farklı birisi olduğunu gösterebilmekti.
Caner zeki, modern ve medeni bir adamdı.
Her gün saat sabah 7'de kalkmak ve ihtiyaçlarını karşılayabilmek adına patronunu daha çok zengin etmek için çalışmak zorunda olmasına rağmen artık kölelik diye bir şey yoktu. Dünya artık daha medeni bir yerdi. Sırf bir terfi alabilmek adına patronuna daha çok yaranmak zorunda olmasına ve kendisini diğer insanların büyük çoğunluğundan üstün görmesine rağmen sınıf farkı diye bir şey de yoktu. Dünya artık çağdaş bir yerdi. Kölelik, sınıf gibi çağdışı uygulamalara yer yoktu artık dünyada.
Caner gibi ve keyfi Caner kadar yerinde olmayan onun gibi milyonlarca insan vardı Caner'in yaşadığı yerde. Fakat bu insanlar bir gün bile tükürüğüyle boğabilecekleri ve sürekli çalışarak daha zengin etmekte oldukları sahiplerine başkaldırmayı akıllarından geçirmediler. Akıllarından geçirseler de bunun için asla bir şey yapmadılar. Zira onların telefon faturası ödemek, eskidiğine inandıkları malın yenisini almak ve diğerlerine ne kadar farklı olduklarını ispatlamak gibi daha önemli dertleri vardı.
Caner zeki, modern ve medeni bir adamdı.
En sevdiği tarihi kişi Spartacus, en sevdiği film ise Dövüş Kulübü'ydü.
Görünmez parmaklıkların var olmadığına inanıyordu.
Bnece güzel hikaye. Neyse gelelim sorulara;
Köleliği yasaklayan ayet veya hadis var mı? Varsa cezası nedir?
Köleliği yasaklayan adet yok çünkü savaş esiri seklinde devam eder. Ayrıca söyle bir hadis mevcut;
"Allah teâlâ buyurdu ki: Hür bir insanı köle yapıp satan kimsenin, kıyâmette hasmı ben olurum." (buhârî, büyû' 106, icâre 10, 12, 15; ibn mâce, ruhûn 4; ahmed bin hanbel, ii/292, 358,iii-143, iv/274)
Tecavüzü yasaklayan ayet veya hadis var mı? Varsa cezası nedir?
"Onu satın alan Mısırlı kişi, hanımına dedi ki: "Ona iyi bak. Belki bize yararı dokunur veya onu evlat ediniriz." İşte böylece biz Yûsuf'u o yere (Mısır'a) yerleştirdik ve ona (rüyadaki) olayların yorumunu öğretelim diye böyle yaptık. Allah, işinde galiptir, fakat insanların çoğu bunu bilmezler. Olgunluk çağına erişince, ona hikmet ve ilim verdik. İşte biz, iyi davrananları böyle mükâfatlandırırız. Evinde bulunduğu kadın (gönlünü ona kaptırıp) ondan arzuladığı şeyi elde etmek istedi ve kapıları kilitleyerek, "Haydi gelsene!" dedi. O ise, "Allah'a sığınırım, çünkü o (kocan) benim efendimdir, bana iyi baktı. Şüphesiz zalimler kurtuluşa eremezler" dedi. Andolsun, kadın ona (göz koyup) istek duymuştu. Eğer Rabbinin delilini görmemiş olsaydı, Yûsuf da ona istek duyacaktı. Biz, ondan kötülüğü ve fuhşu uzaklaştırmak için işte böyle yaptık. Çünkü o, ihlâsa erdirilmiş kullarımızdandı. İkisi de kapıya koştular. Kadın, Yûsuf'un gömleğini arkadan yırttı. Kapının yanında hanımın efendisine rastladılar. Kadın dedi ki: "Senin ailene kötülük yapmak isteyenin cezası, ancak zindana atılmak veya can yakıcı bir azaptır." Yûsuf, "O, benden arzusunu elde etmek istedi" dedi. Kadının ailesinden bir şahit de şöyle şahitlik etti: "Eğer onun gömleği önden yırtılmışsa, kadın doğru söylemiştir, o (Yûsuf) yalancılardandır." "Eğer gömleği arkadan yırtılmışsa, kadın yalan söylemiştir. O (Yûsuf) ise, doğru söyleyenlerdendir." Kadının kocası Yûsuf'un gömleğinin arkadan yırtıldığını görünce, dedi ki: "Şüphesiz bu, siz kadınların tuzağıdır. Şüphesiz sizin tuzağınız çok büyüktür." "Ey Yûsuf! Sen bundan sakın kimseye bahsetme. (Ey Kadın,) sen de günahının bağışlanmasını dile. Çünkü sen günah işleyenlerdensin." (Yusuf Suresi – 22, 30. Ayet)
Ayetlerde açıktır ki tecavüz suçtur, kötülüktür, günahtır.. Ayrıca;
"Bir kötülüğün karşılığı, onun gibi bir kötülüktür (ona denk bir cezadır). Ama kim affeder ve arayı düzeltirse, onun mükâfatı Allah'a aittir. Şüphesiz O, zâlimleri sevmez." (Şura Suresi – 40. Ayet)
Bu sebepten tecavüz vakasında; icma, akıl ve kıyas ile uygun bir ceza verilir. Bir fıkıh kitabına bakarsanız tecavüzün cezasının son derece sert olduğunu görürsünüz.
Zira yukarıdaka İslam ve kadın kısmında paylaştığım istatisliğe göre tecavüz batıda doğudan çok daha sık. Bu da İslam'ın etkisini gösteriyor.
İslamda sübyancılık yasak mıdır? Yasak ise Cezası nedir? Bu konuda ayet hadis var mı?
Öncelikle pedofili suç olduğu gibi aynı zamanda tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Aslında çoğu toplumda şuc mu yoksa hastalık mı hem fikir olunamamış durumda. Çoğunlukla uygulanan ve kabul edilen ise bir hastalık olduğu ama cezai indirim uygulanmadığı yönünde.
Uzmanlar tedavinin kişiye bağlı olduğunu söylüyor. Yani kişi tedavi olmak isterse tedavi başarılı, tedavi olmak istemezse başarısız oluyor.
http://www.bbc.com/turkce/haberler/2015/11/151124_pedofili
İslam cinsellik için ilk şartı ergenlik çağına gelmektir, ikinci şart akli olgunluktur. Zaten bir kişinin cinsel isteğide ergenlik çağında başlar.
Ondan öncesi için ilişki tecavüzdür, bunun için yine icma, akıl ve kıyas ile tecavüz cezası uygulanır.
Ha derseniz ki fetva veriyorlar çocukla evlenilir diye o fetvayı verenin salaklığı.
katatonia
25-05-2017, 20:31
İlginçtir ki 1400 yıl önce Muhammed diye bir adam çıkıyor, evrimsel psikolojinin "e" sinden haberi olmadan nefsinize yani içgüdülerinize uyarsanız hayvan gibi yaşarsınız, uymayıpta onu kontrol ederseniz insan gibi yaşarsınız diyor.
Tesadüf mü? Bilemiyorum bence değil.
Burada tarihsel olarak yanıltıcı konuşuyorsunuz. Sanki 1400 sene önce Muhammed diye biri çıkana kadar hayvani güdüleri kınayan, daha iyi davranışı teşvik eden fikirler kimsenin aklına gelmemiş gibi konuşuyorsunuz. Sanki bunu düşünmek bir mucizeymiş çünkü sadece modern evrimsel psikolojiyi bilince bu fikir insanların aklına gelirmiş gibi sunuyorsunuz. Bu gerçekten böyle midir?
Burada tarihsel olarak yanıltıcı konuşuyorsunuz. Sanki 1400 sene önce Muhammed diye biri çıkana kadar hayvani güdüleri kınayan, daha iyi davranışı teşvik eden fikirler kimsenin aklına gelmemiş gibi konuşuyorsunuz. Sanki bunu düşünmek bir mucizeymiş çünkü sadece modern evrimsel psikolojiyi bilince bu fikir insanların aklına gelirmiş gibi sunuyorsunuz. Bu gerçekten böyle midir?
Tabikide böyle fikirler oluştur ancak, nefsin kavramını detaylandıran bir tek Hz. Muhammed var. Başka kişi varsada ben bilmiyorum. Söylerseniz araştırırım.
Kaldı ki hemen sonra bence tesadüf değil dedim. Sizce tesadüf olabilir ama bence değil.
Yinede kabul etmeliyiz ki nefs hakkında söylemiş oldukları modern bilimle örtüşüyor.
katatonia
25-05-2017, 20:39
Tabikide böyle fikirler oluştur ancak, nefsin kavramını detaylandıran bir tek Hz. Muhammed var. Başka kişi varsada ben bilmiyorum. Söylerseniz araştırırım.
Kaldı ki hemen sonra bence tesadüf değil dedim. Sizce tesadüf olabilir ama bence değil.
Yinede kabul etmeliyiz ki nefs hakkında söylemiş oldukları modern bilimle örtüşüyor.
Mesela bir iki örnek verebilir misiniz?
katatonia
25-05-2017, 20:49
Sayın Hoatzin, Burdaki konuyu bölmemek için bu yeni konuyu yeni bir başlığa taşıdım buyrun devam edelim: http://turandursun.com/forumlar/showthread.php?p=602006#post602006
aliyarasfal
28-05-2017, 20:35
Lem-lemma konusunda özür dilerim öncelikle, o kısmı ben gözden kaçırmış ve yanlış anlamışım. Mişli dili geçmiş değil dememişsin.Eyvallah.
Adet tek sefer diyorsun demedim zaten , bu soruyu size yönelten benim. Sizin mantığınızla tek mi adet görme eylemi diyorum.Bununda nedeni tek diyorsunuz demiyorum, yanlış , senin tanrının özelliklerinde lem kullanımını bir kez doğma doğrulma eylemi olduğu için lem hiç anlamında kullanılır tarzı açıklamana karşılık konumuz adet görmemek olduğundan bu mantıkla adet tek seferlik biyolojik bir olaydır noktasına taşınıyor olay bu anlamı yüklediğini ifade ediyorum. Çünkü amonoreyi eklemleyen sizsiniz ve dahi hiç anlamı gerekirki, geçmişe yönelik amonore adetle ilgili ve tek seferlik olay değil, dolayısı ile, tek sefer için asla olmamışlık iddianızın geçersizliğine vurgudur.
Çünkü amonore sadece hiç adet görmemeyi kapsamaz görüp kesilmişlikte vardır. Ayrıca yanılıyorsun demek için verdim ve sordum, hiç anlamını tek seferlik olaylar için kullanılmaz sadece, bir insan hayati şeyleri sürekli yapar, hayati olmayan anlamlarda ise hiç anlamı taşır lem.
Hiç yıkandın mı? Hiç yıkanmadım diyebilirsin ki gerçekten bu eylemi hiç yapmamış, karşılaşmamışlık anlamıda içerir. Örnekleyelim denize girdin mi?
Lem kullanır, buda geçmişe dair hiç dahil girmedim anlamınıda ihtiva eder.
Adet konusuda öyle, tek sefer meselesi değil yani hiç anlamı olması için , eylemin ne olduğudur ve Arapçanın gereği budur, hiç anlamıda taşır adet konusunda.Sen bunu alıp hiç anlamı içermez iddiası ile gelemezsin, bu dediğin Arapçada kural değil, sizin zoraki yorumunuz olduğundan yola çıkarak yanlış bir anlam yüklediğinizi ifade ettim.
Bu nedenlede siz bu açıklamanızla adetide tek seferlik olmuş olacak şartına indirgiyorsunuz diyorum. Çünkü ondada hiç anlamı mevcut, buna engel bir durum yok.
Sen o arabına selam söyle, denize hiç girmemiş birine denize girdinmi dediğinde lem ile girmedim der ve buda hiç girmediğine değin bir anlamı içerir. Anladın mı?
Saçmalayan sensin yaz kenara.
Ayrıca zaten alıntıladığınız yerde siz diyorsunuz demiyorum, okuyan görür. Sakin ol .
Şimdi boş demogojilerle bir yenme, yenilme psikolojisinde tartışmayı aşta gerektiği yerde özür dilenmesini ,bunun bir tartışma olduğunu unutma.
Teklifin için sağol, sence bu teklifini kabul edecek kadar aptal mıyım? Niçin bu ikiyüzlü tavırlara başvuruyorsun? Beraber gidelimmişte, soralımmışta. He yav ortalık çok özgür ve demoktatik , insan haklarına saygılı bir ülkedeyiz ve coğrafyada din faşizmi kol gezmiyor.
Ayrıca sen ne sanıyorsun, senin zamane deformist saçmalıklarını ve çakma proflarının sözleriyle mi kuranı anlayıp yorumladığımı sanıyorsun. Yada onların sözünü güvenilir kaynak kabul edeceğimizide nerden çıkarttın?
Onlar benden ne fazla biliyor nede daha doğru. Alemsin gözüm. Soytarıları bana prof diye mi sunacaksın. Turan Dursunun sağlığında karşısına çıkmayıp ölüsüne verip veriştirenler sürüsü.
Fetvalar konusunda içinrahat olsun, sana çelişkili durumları örneklendirdim, ateistler bunları doğru yanlış diyor demedim. Araba soruyorsunuz ya, Araplardan örnek vermiştim.
Gelelim cariyecikte almadığım iddianıza. Yanlış,Mesaj 50'de ilk alıntım orda ve okursan görürsün o bölümü.
Bu linkte sırf Ayşe analarını kurtarmak isterkende şöyle bir şey yazar hadislere dayanarak.
Burada dikkat çeken başka bir husus da, o günü anlatırken bizzat Âişe Vâlidemiz'in,"Oyun oynayan bir kız çocuğu idim."şeklindeki beyanıdır. Kendisini ifade ederken kullandığı ‘kız çocuğu' kelimesinin karşılığı olan ‘câriye' lafzı, ergenlik çağına geçişi ifade etmekte ve o dönemler için kullanılmaktadır. Arap şairlerinden İbn Yerâ, bu yaşlardaki birisini kastederek maksadını şu şekilde ifade etmektedir: "Sekiz yaşına geldiğinde artık o, benim için bir câriye değil; Utbe veya Muâviye'ye nikahlayabileceğim gelin adayımdır." Bazı bilginler bu kelimenin, on bir yaşın üzerindeki kız çocukları için kullanıldığını ifade etmektedir.
Ne ilginç, cüveyyire kelimesine itirazınız geldi aklıma. Demek cariyecik demek hiç önemli değilmiş o dönemde.(cariyecik)
Alt sınır konusunda cinsellik için referans içeren bölümü ve cariyecik ne demektiri yani ilgili bölümü koydum sonraki bölümde. Sorun ne?
Ne oldu şimdi sizi yalancılıkla mı itham etmeliyim?
Akın akın islama girenler masalıyla siz avunabilirsiniz. Bu algı operasyonlarına alıştık.
Gelelim fuhuş normal veya değile, pardon şu anda yasal fuhuş yok mu? Fuhuş yapanlardan demiyorki tanrınız, belli bir statüye sahip kişiler içinde fuhuş yaptırılanlar var mıymış? Varmış. Bu kişilein ortak özelliği köle olmaları, bu köleler içinde kimilerine fuhuş yaptırıldığı açık ve ortada. Fuhuş yaptırılmıyorlarsa nedir o fuhuş yapmayanlardan seçin demek? Bu fuhuş yapan-yaptıranlar yoksa, yasak ise nerden çıkıyor fuhuş yapmıyorve yaptırılmıyor olanı seçip bulmak içlerinden.
Kim biliyor fuhuş yapıp yapmadıklarını? Sahipleri elbette. Yaptıran zaten onlarki nur 33 tede bu sahiplere seslenmez mi? İstemiyorsa genç cariyelerinizi zorlamayın diye. Mümin olup olmadığından tutunda , fuhuş yaptırılıp yaptırılmadığına kadar sahiplerini malı konumundaki köleler içinde seçilecek kişileri belirtiyor kuran.
Yani fuhuş yasakmış yokmuş yaptırılmıyormuş iddiaların yersiz.
Kuranın ve islamın ve asıl kaynak tanrısının kendisinin çelişki olduğunu görmeyenler bağıra bağıra hadisler kendi içinde çelişiyorlar diyormuş.Basit örnek, eşler konusunda haksızlık etmekten korkarsanız tek alın öğüdü ve bir başka ayetde kadınlar arasında adaletli olman, haksızlık yapmaman mümkün değil kafana göre takıl şekline döner.
Neresi çelişki abi, hükmünü yenilemiş, değiştirmiş mi dediniz? İşte zaten çelişkide burada , her şeyi bilen, her şeyi önceden kayıt altına alan tanrı öyle güçsüz ve kaderine mahkum duruma düşüyorki gelde çelişki yok de. Bilmiyor mu önceden ki bu hükmü önce koyup deneme yanılma, insan gibi öğrenme aşaması gibi "hım olmuyor lan böyle" noktasında çark ediyor? Yok biliyor madem işte burada da yazılı ve değişmez oluş hikayesiyle "bu tanrı güçsüz ve pilota bağlamış şekilde " önce bu hükmü böyle demek zorunda sonrada vakti gelince hiç şansı yok yazılı hale uyumlu robot olarak etkisiz yetkisiz kaderi gereği diğer ayetle nesh etmek zorunda. Kaderi bu.
Buda çelişkinin asıl büyük boyutudurki nice örneği mevcut. Kaç kişi kaç kişiye bedeli ,katırı yarattığı sanmak veya kaç melek gönderdiğine veya şeytan cin mi melek miye kadar, bir çok çelişik ayet bulunabiliyor.
Müşrik, münafık , ehli kitap veya kafiri aynı mantıkla sunmaya çalışan için nedense aslında çelişki işine gelince oluşuyor.
Ayrıca hadisler rivayetde kuran nedir? İnancınız mı onları rivayet olmaktan kurtarıyor? Bu çifte standart yaklaşımınız çöp.Kaynak ve köken ve bize ulaşma mantıkları ve yazılımları tamamen aynı.
İkiside insan yazımı kaynaklar.
Stocholm sendromunu veya sadomazoşizmi lima sebdromuna ilşkin yazmadım, çizdiğiniz profile ilşikin kadınlara yönelik eksik bakışınıza her insanda doğal olmayan zorlama durumlardaki durumlara ilşkin iki örnek durumu koydum.
Tıpkı islamla zengin olma mantığını öne sürerek orda eksik ve yanlı cevap vermen gibi saçmasın be gözüm.Benim anlattığım ortada, devlet yönetiminde dahi olan kadının sıfıra, erkeğe muhtaç hale düşürülmesi durumudur ortadaki.
Ulan mesele zenginlikleri mi? Biri devlet yönetiyor, zengin olma ve toplumda statü sahibi olmaya hak kazanıyor, hani evrim saçmalamanızda referans diye günümüzde kadınlar zengin erkekleri tercih ediyor argümanıyla geliyorsun ya,hah işte o statüyü kazanma yolu maddiyat değil mi. İslamın bu statüyü yok etme dışında getirisi ne? Kadını erkeğin malına muhtaç ve erkeğe sağlanan statüyü kadında görememe durumu mesele.Yani erkeğin statüsü zenginlik, kadına evlenmek veya mirastan düşecek yarım hakka sıkıştırılmış, nerde eşitlik?
Mehirle kime muhtaç? Mirasın yarıya inmesi ne iş? Vay be süper statü.
Toprak meseleside benzetme nedeni pek hoş,eh madem başlattın devam edelim, evet çorak olanı vardır, verimlisi vardır, üstüne evde yaparsın, sana izin varda bize yok mu? demek kadın toprak erkek çiftçi, kulanmaya hazır, toprağın itiraz hakkı varmı?Yok, Mülktür o, istediği gibi eker, biçer, isterse satar, kiralar.
Noldu demekki ağzı var dili yok, mülk oluyor kadın. Alınır satılır. Sen kendini çiftçilikle avut, dikkat et maden aramaya , üstüne fabrika kurup seni iyi kullanmayada çalışır sahibin kar amaçlı.
Gerçi bu ayetle ilgili İslami kaynaklardaki rivayetde hoştur, diledğiniz gibi yaklaşın deme nedeni, evet malınızdır, ters ilişkiyede girebilirsiniz demek olduğunu yazarlar.
Bu arada kadın örneğini sen verdin, Hepsi yüksek bilinçli değil demek gerizekalı demekse sen bilinç nedir zeka nediri ayırt edecek zekada görünüyorsun istersen bir googledan aradaki farkı tekrar okuyuver.Bilinç farkındalık, bilmek, bilgiyle, biyolojik IQ arasındaki farkı anlatalım mı yani? .
Kadının çocuğa sahip olma hakkı varmışta haberimiz yokmuş. Hangi ayet o?
En büyük komedide kadın istediği zaman boşar saçmalamasıyla, estetik ve merhameti özel bir ayrıcalık olarak gösterme tuhaflığı.
Cinsel obje nedir biliyor musun? Kadına her anlamda her yerde kadın, erkeğin malı olduğunu hatırlatan anlayışlardır. Benim ne sunduğum ortada. İnsan düzlemindeyim. İslamın tek tip erkeğin malı konumunda ve cinsellikle hep kıyaslanan konumda.
Tecavüz vakalarının çokluğu ve nerde yaşandığı tecavüzün suç olduğu gerçeğini mi değiştiriyor? Amaç?
Bu ülkelerde suç ve ceza öngörülmüyor mu?
İslamda var mı? Böyle bir suç yokki tecavüz istatistiği olsun, yada cezadan bahsedilsin, yok İslam anlayışında, tecavüz suç değil yahu, kadınlar zaten toprak, bir çok eş alıyorlar, sübyan evlilikleri serbest, daha ne tecavüz istatistiğinden bahsediyorsun.
İslamda ne tecavüz diye bir suç tanımlanır nede ceza öngörülür. Sen bunu açıklayamayıpta, bak oda yapıyor onlarda tecavüz çokmuş şekliyle mi avunuyorsun?Onlarda istatistiklere girer bu suç, se in islamında tanımı bile yok.
Kendi ülkene bak, kadına şiddet veya tecavüz, taciz dinsel anlayış hakim oldukça rekorlara gidiyor.,
Nisa 16 fuhuş örneği konusunda da hoşsunuz.Doğrusu siz ayetleri incelersiniz ve bilirsiniz ve neden koyduğumu anlarsınız diye ummuştum, . Kimlerden bahseder o ayet sizce? Fuhuş yapanlar kimler?Kim o iki kişi?Ne ilginç sadece kadınlardan bahseder, O ikiside kadın.
Ahzap 50 meselesinde bana meal masalıyla gelmen durumu kurtarmaz, gayet açıktır, değişim değştirme , boşanma, ayrılma değil, anlayan anladı, gayet net swing durumu mevcut. Aslında epey çağdaş denilen dünyaya tanrınız çok önceden öngörüp, doğayada uyumlu bir durumu ortaya koymuş, noldu sübyancılık normalde swing mi değil. Bence tersini savunmanız uygu olurdu ama siz bilirsiniz. Çünkü buradaki durum swing aynen.Ahzap 50 52 arası konu gayet net sex(nikah) eş takası , istediğini sex konusunda öncelilkli alma, geri bırakma vesaire iken başka bir şey çıkmıyor be gözüm.
Şu psikoloji ve sadece korku ve tehtid dışında bir şey bilmeyen tanrınızla ilgili bana gülen olacağını boşverinde hangi duygular veya insan psikolojisine dair neler işlemiş her şeyi bilen bu tanrın ortaya koyuver. Bir cariye tecavüz edilirken önemsenir mi duyguları, Ya savaş diyerek çoluk çocuğu köle etmedeki psikoloji nedir? Anlat öğrenelim.
Önce şunu açıklayalım, buna devam edelim, fuhuş kuranın çizdiği çerçeve dışında hür kadına yasak. Zaten fuhuşun yasal kılıfı muta ayetidirki bu fuhuş konusunun cariyelere yaptırılma meselesi, tıpkı tecavüz gibi cariyelerde normal görülen durumdur.
Biliyor musunuz orda erkeklerden söz edilmez. Kadınlardan iki kişi? Ne demek sizce? Ben size söyleyeyim, buradaki bekar kadınların yaptığı eylem, yani zina bekarlarla ilgili değildir dediğimde dahi red ediyorsunuz. Yani fuhuş bekarların yaptığı. Ayrıca buradaki bir diğer eylem eşcinsellik. Ha reddiyeniz var ise doğrusu bekliyorum.
İslam Ademden beri varmış. Oldu canım, İslam bana bir adet bilgi belge sunda görsün herkes. Derleme kitabının referans olduğu dinlerde bile izine rastlayamazsın. Yani tamamen dayanaksız, inanç dışında bir kanıt içermeyen safsata .
Çelişki olmadığını bende ortaya koyayım ilgili hadislerde. Sizin kabul edememe, hadisleri yanlış değerlendirme gibi sorununuz var ki hadisle kuranın kaynak olarak çok farklı olduğunu sanmakla başlıyor zaten yanılgılarınız.
Hadis beğenmeyenler ki onada kabul, kuran beğeniyor.
E bende az anlayışa sahip olanın dahi anlayacağı açıklıkta yazmışım, eğer hadis reddiyeniz var ise bunu söylemekle mükellef olan sizsiniz, toptan red ediyorum veya kuran dışında kuş tanımam ,mezhebime göre bakarım demeniz gerek dememişim gibi ,atıp tutmuşsun ki hadis sevmezsiniz ya; bakalım gerçekten öyle misiniz?
Kuran müslümanı diye bir şey yoktur, o zamane Müslümanlarının hadislerin, kuranve islamın iç yüzünü fazla ortaya sermesiyle yarattığı sıkıntıyı ortadan kaldırmaya yönelik yüzyılın yeni uydurması.Ben size böyle bir sıfat uydurmadığımdan o kendi yakıştırmanız. Bana göre ne olduğunuz ortada.
Konuya baştan sona bakan görür ki, Ayşe ananın yaşını falan ortaya atmadan, hadis falan ileri sürmemişken Ayşe meselesini ortaya atan sensin.
Yine hala hadislerle Muhammed denen mite hayat hikayesi üstünden gelmeye devamdasınız ve hatta her konuda nerdeyse referans sunmaktasınız.Onuda geçtik kendi yorumlarınızı muhammede don biçme ve atfetme peşindesiniz. Sözde sizce kuran müslümanısın.
Heleki nefs hikayesini Muhammede maletme gafletiniz şirk koşmaya eş. Hani kuranı Muhammed yazdırdı noktasına geldiniz nerdeyse. Hadis red edeyim derken kendiniz yeni rivayetler uyduruyorsunuz farkında mısınız?Eminim farkındasınız.
Şu da bana karşı kullandığın senin cümlen.
Nerede ortaya hadis koyup hüküm vermişim gösterebilirmisiniz?
Diyorsun ya;Buyur göstereyim, ki daha hiç kimse ayşe falan dememişken;
Mesaj no 25
Sakın Ayşe örneğini vermeyin. Ayşe evlendiğinde 18-20 yaşları arasındaydı.
…….
Bu hadislere dayalı ve 18-20 yaş hikayesi hüküm değil mi ?Ha kıvırabilirsin hadis nerde diye.Verdiğin hüküm başlı başına hadis içeriklidir.Bu mesajla Ayşe ananın 9 yaşını örtpas için erkenden önlem amaçlı( hadisleri red nerde?) içgüdüsel sunni mezhepçiliğinle feryattasın. Ben ortaya daha hiç bu konuyu sürmemişken başlatan kişi sensin.
Kurancıymışmış.
Ayşe ananı 18 yaşında diye ileri süren sen(hüküm) , konuda adı bile geçmiyorken sanki ben onu öne sürmüşüm gibi bana cevap yazdın.Hatta ispatlamış edalarıylada devam ettin ki ispatlayabilmek içinde, 18 yaşında diye hüküm vermek içinde hadis gerekliliği ortadayken daha ne diyorsun .
18 yaşı hadislere dayanarak uyduran ben miyim? Bunu yazacaksın, bu iddiayı( 18) yaş hadislerle açıkladığını sanacaksın birde ilgisiz gibi takmayıp bizim karşı hadis sunmamızdan 18 yaş hükmünü reddimize gocunacaksın.
Sen bu hükmü koyduğun anda zaten bu hakkı veriyorsun karşıya. Olayı başlatıyorsun. 18 yaş hükmünü kurandan mı çıkarttında hadisle cevap vermeyeceğiz?
Bir kere dürüst ol be gözüm.
Ayrıca bak; Benden alıntı yaptığın yerlerde de gayet anlaşılır yazmışım, kuran diyene kuran, hadislerle gelene aynen karşılık veririz, Ayşe ananın yaşı muhabbetini öne sürmeyecek, hatta kesin bir yaş (18) ile hüküm koymayacak, ben hadis takmam diyecektin. O halde Ayşe Ananı ben ileri sürmemişken, kendin ileri sürüp birde burada pişkin pişkin yazı yazmayacaksın. Yazıyorsan sıkıştığın yerde Kurancıyım, yada yok efendim çelişkili gibi absürd savunma reflekslerine girmeyeceksin.
Herhangi bir konuda sözde uyanıksın ya, hadislerle ilgili reddiyen var mı? Yok, hadislerle konulara cevaplar vermiş misin? Evet. Burda sıkışınca Kurancı mı oldun? Sorduğum halde özellikle cevap vermemiş. Görüyoruz, sıkışınca kurancıyım diye kaçma planın varmış, anladık.
O halde ne halt etmeye devamdasın? konuya hadislere dayalı olduğunu bildiğimiz hüküm koyup birde pişkinlik yapıyorsun ?
Tipik kafir,takiyyeci Sünni dediği dediğini tutmaz bir kişi olduğun aşikarken yorma boş yazılarınla konuyu.
Muta nikahının ilgili ayeti nisa 24, boş muhabbetlere karnım tok, onuda hadislerle yok sayan sunniler ( el altındanda devamdalar) , burdada görüyoruzki demogojiye başvurmaktasın. Hadissiz bu ayetin hükmünü ortadan kaldıracak adam göremiyorum. Ki o bile zorlama ama neyse.Okuma özrün yoksa önceki mesajımda mevcut, Ayetlerin hükmünü hadisle kaldıran süper sunni Müslümanlar.
Şia ayeti olduğu gibi kabul eder,bizdeki sunni kesim ise özellikle Türkler çeviri üçkağıdı yapar diğerleri (Araplar) ise hadisle ayetin hükmünü yok edildiğini söyler.
Ayetle çelişiyorsa hadis yanlıştır, hadis ayeti yok edecek güçteymiş te haberimiz yok.
Neyse, Nisa 24
Ücret kelimesini mehir diye çeviren üçkağıtçılar , nikahtan bahsetmeyen ayetiniz buyurun.
Vel muhsanâtu minen nisâi illâ mâ meleket eymânukum, kitâballâhi aleykum, ve uhille lekum mâ varâe zâlikum en tebtegû bi emvâlikum muhsinîne gayra musâfihîn(musâfihîne). Fe mâstemta'tum bihî minhunne fe âtûhunne ucûrehunne farîdah(farîdaten). Ve lâ cunâha aleykum fîmâ terâdaytum bihî min ba'dil farîdah(farîdati). İnnallâhe kâne alîmen hakîmâ(hakîmen).
Ve bunların dışında olanlar, iffetli olarak ve zinaya düşmeden mallarınızla istemeniz size helâl kılındı. Artık onlardan faydalanmak isterseniz o taktirde farz olan(gereği olan) ücretlerini onlara verin. Ve bu farzdan (gerekli ödemeden sonra) sonra, razı olduğunuz konuda onunla anlaşmanızda sizin üzerinize bir günah yoktur. Muhakkak ki Allah Alîm'dir, Hakîm'dir
He yav burada nikah var, mehir var uçuşuyorlar havalarda. Ulan bildiğin evlilik dışı, iffet kelimesinin arkasına sığınılarak fuhuşun yasal kılıfa sokulmuş hali bu. Razı olduğunuz konuda anlaşmak? Faydalanmak ve mal ücret üstünden anlaşmak kıstaslarıyla ortada. Evli kadın yapmaz zaten, yine erkeğin üstünlüğü ilkesinin işlediği bir ayeti Zina konusundada bekara(kadın) işlemezinin referansı, fuhuş ve zina evli kadınlara yasak.
Bu ayeti örtpas ederek yasal bir zina dışına itme ve fuhuş olma özelliğini örtpas ki bekar kadınlara yönelik bu kutsiyet kılıflı fuhuşu ve anlayışı yok sayma, zinayı iki kişinin evlilik dışı ilşkisini de genişleterek bu ayetin içeriğini farklı göstermek ve zina onlarıda bekarlarıda kapsar yalanını ortaya atmakta alimcikler.
Tam tersine, evlilik dışında geçici bir referans ve fuhuşu yasallaştırma ve zina kapsamında sayılmadığına dair uydurulmuş kutsallık kisveli yoldur bu ayetle yapılan.
Allahlarının hükmüne kafa tutuyorlar.Nikahsız ve fuhuşa kutsiyetle geçirilmiş kılıftır muta. Nikah olmadığından hiçbir iddet vesaire işlemez burada.Kurandanda bunu kaldıracak adam göremiyorum. Ha senin gibiler mehir uydurur, nikah uydurur , günümüz gerçekleri karşısında hadislere dahi sığınırlar .
Bu burada kalsın, çok merak ediyorsan seninle zina ne fuhuş ne, ayrı bir konuda uzun uzun tartışırız.
aliyarasfal
28-05-2017, 20:36
Gelelim insanı hayvandan ayıran özelliklere; Evrim senin biyolojik referansında sadece çok eşlilik içermez, her canlıda farklı işlemiş ve insandada bilinç, duygu ve düşüncelerin gelişim ve evrimi sonucu, bilgiyi anlama kavrama işlemedeki bariz farklılıkla empati ve bilimsel yaklaşım eşliğinde suç-hastalık vesaireyi tanımlama noktasına geldiğimizi uzun uzun anlattık.Allahın erkek kadın sayısının eşit sayılarda olacağını dünyada doğum yaparken düşünememiş sanırım bu durumu pek. Hayvani olarak güçlü olan bir kesim dişilerin çoğunluğunu döller demiş, onuda günümüzde zengin kesim( para ?biyolojik güç?doğada güç para imiş ) geçmişte vurduğu, astığı kestiği diğerinin tüm malına el koyar , karısına kızınada el koyarda kalmış tanrınız.
Yok sanki anlatmamışım gibi içgüdüler ile davranmak normaldir noktasına sıkışmış, tanrımda fıtrata uymuş, ilkel iç güdülü hayvan seviyesini aşamamış diyip durmaktasın. Aferin.
Ulan nefs terbiyesi Buda-konfüçyus gibi nice isimde senin içgüdülü araplarının hayvaniliği aşamamış boyutlarını kat kat aşar geçer.
Tanrın nefse(içgüdü) uygun ancak bilimin ve bilincin ortaya koyduğu ve biyolojik yeterliliğin yetmeyeceği gerçekliği karşısında çok aciz kalıyor. Akli olgunluk veya cinsel olgunluk konusunda dediklerimi tekrar etmen ve kel alaka çocukların bilincinin yetersizliği ile biyolojik aşırı hormon üretimiyle verdiği tepkilerin sonuçlarını şu bilinç seviyesine ve bilimsel bakışa bilgiye sahiplikte biz ilkeliz lafzının arkasına sığınma zavallılığından öteye taşamıyorsun.İlkelliği hiç değişmez ve aşılamaz ve bu içgüdüleri kontrol edilemez sanmana mı yada bildiğin halde böyle sabit kalmayacağını savunma uğruna evrimle çelişerek (değişim gelişim) evrimle uyumlu demendeki aptalca tutumuna mı değineyim bilemiyorum.
İlkel olan arabın içgüdüsel sübyancılığının o çağın kültür ve şartları ve bilgi ve bakışıyla şekillenirken , evrimin değil anlayışın hakim olan geçmiş kültürün normal görüsünün sonucu olduğu ve bu çağda gayet kontrol edilebilir olduğu ve suç kapsamında olduğu gerçeğidir.
Hastalık boyutunada bilim karar verir ki verdi zaten sapıklık ve bir bireyin tamamlanmamış gelişimini suistimal , hayvani güdüleri tatmin için araçlaştırarak bireyi objeye indirgeme, kullanma hastalığı ve donuç olarakta suçudur pedofili.
Çocuklar arası ilişki girişimleri merak ve hormon patlamasıdır , ancak burada söz ettiğimiz bu bilinç ve kontrol dışı biyolojik durumu, bilinçli ve sübyancı yetişkin tipler için hak verir tavırlar, yani çocuk olmayan yetişkinlerin sübyancılığını hala 7. Yüzyıl arap bakışıyla aynı yerde gösterme çabanız.
Öyle kolay olmuyor , mesele çocuğun çocuğa ilgisi değil, sübyanlığı değil, tüm verilerle bu gün sübyancılığın hem biyolojik hem bilinç düzeyinde yanlış olduğunu ortaya koyan sizin tanrınız değil insan aklı ve bilincinin evrimsel süreçte bilim destekli vardığı sonuç.Tanrınız ise sabitlemiş, evrimi falan takmamış.
Tanrınız bunun neresinde?
Tanrınız ise fıtrattaki hormonal aktifliği, içgüdüyü her çağ için büyüklere meze sunma gafletinde, bilim ve bilinçten uzak hatta dışında hayvani noktada kaskatı kalmış, savunacağız derken neyi savunduğunuzuda bilmediğinizi görmekteyiz.
Nisada cinsel olgunluk( nikah-sex yaşı) ile akli yaş arasında bağ sadece malın tesliminde alt sınırın başlangıç referansı ki bu cinsel sex yapabilme yetisinden sonra ki bu yaşın aradaki uzunluğu belirsiz ve bu cinsel yeterlilik anlayışı hadisler ve talak 4 ve nisa 127 eşliğinde 7-8 yaş civarına kadar düşmekte.
Daha adet görmemiş çocukları bile nikah adıyla meze sunar kuranın tanrısı. Talak 4
Cinsellik için akli yeterlilik (olgunluk) aramaz tanrın, bu nikah yeterliliğine (cinsel birleşmeye hazır durum) erişince o noktadan sonraki süreçte akli olgunluğu mallarını teslim etme konusunda arar. Ki oda bilim ve akıl dışı yöntemlerle veliye bağlı kılınır.Yani kem kümü bırak, tanrınki cinsellikten( nikah der o ayetde) yıllar sonra dahi olabiliri öngörür malları teslim konusunda, ucu açık bir süreçtir ki , alt sınır-üst sınır koyacak babayiğit çıkamaz.
Yani malları teslim konusunda cinsel yeterlilik değil bu cinsel yeterlilik sonrası süreçteki akli yeterliliktir mal teslimi konusundaki aradığı kriter. Amonore hastası olanları burada niye düşünmüyorsunuz? Adet görmeyince yada cinsel gelişim göstermeyince mallarını teslim etmeyecek mi veli? Asli olan akli yeterlilik, cinsel yeterlilik ilk referans noktası ki onunda kriterlerini yaş olarak burada bulmak mümkün değil.
Uyduran bol.
Birde 1 1 yaş empozenizin dayanaksızlığıda ayrı komedi. Sırf 7-8-9 yaşlar konuşulmasın diye uydurduğunuz bir adet 11 yaşı sürekli kuranda varmış gibi yazmanızda demogogluğunuzun başka boyutu. Empoze, kabule zorlama. Hadi ülen.
Talak 4 hayatında adet görmemiş eşlerden bahsederken ve nisa 6 nikah çağı (sex) diye sadece cinselliğin test edilerek anlaşılması üstünden referansı evliliğe hazır olma-nikah üstünden sunarken( velinin testiyle belirleniyor-yine bilimi hayran bırakıyor yöntem) ki bu yeterlilik adet olmadığı kesin, ve bu nikah yeterliliğinden daha sonra( süresi belirsiz) akli olgunluğa ulaşmayla mal teslimi anlatılırken buradan evlilik için akli yeterlilikte gerek demek komik oluyor, demekki aşağı yada yukarısında tek referans Talak 4 kalıyor ve buda adet görmemişleri Nisa 127 destekli ortaya koyuyor.
Nisa 127 konusunda aynı yanlış savınızla geliyorsunuz.Önce ayeti koyalım
127
Ve kadınlar hakkında senden fetva istiyorlar. De ki: "Allah, onlar için yazılmış (farz kılınmış) olduğu halde, onlara vermediğiniz haklar ve kendilerini nikâhlamak istediğiniz yetim kızlar ve çocuklardan aciz olanlar ve yetimlere adaletle davranmanız konusunda Kitab'da size tilavet edilmekte olanlarla (âyetlerle) size fetva veriyor.
O halde tekrar açıklamak düşer bize.
Şimdi nisa 1-6 arası okuduğumuzda yetimler-veliler –malları ve yetimlerle evlilik konusu işlenir.Doğru mudur? Doğru. Yetimlerle evlenme niyeti ve mallarını verme konusunda itilaf var mı? Okuyan anlıyor bu ayetlerde ne anlatıldığını.
Yani tekrar ya anlamadık diyeceğiniz neresi var? Yetimlere mallarını vereceksiniz, akli olgunluk şart, evlenmek isteresinizde engel yok, ancak niyetiniz malına konmaksa yapmayacak ve ikişer üçer dörder evleneceksiniz veya cariye ile idare etceksiniz falan.
Ancak nisa başındaki bu ayetlerde bu tanrınızın unuttuğu ve sizin kurtarmak için çırpındığınız bir grup daha var, kimsesiz(yetimlik sıfatından öte) çocuklar. Yani velilik sadece yetimlere mi? İnsan sorar ulan niye sadece yetim, yokmu hiç kimsesi olmayan kişiler ve onlara velilik yasak mı?
İşte bu nisa başı ayetlerde bu grup yok, tek yetimlik vasfına yönelik açıklamalar mevcut. Bariz açıkki, kimsesiz çocukların velileri bu durumda kararsız kalmış çünkü sadece yetimlere yönelik.yani tanrı unutkanlığı bu velilerin bu duruma ilşkin fetva istemesiyle tamamlanıp bu eksiklik giderilmiş.
Ancak nisa 127 deki vurgu çok önemli , çünkü Fetva istendiği açık, fetva istenen kişiler ise kesinlikle kadınlar. Yani erkek yetim ve ya aciz erkek çocuklara yönelik genel bir giriş anlamak imkansız.Devamı ise perçinliyor, hem fetva isteme nedenini hemde kimin neden sadece kadınlara yönelik istediğini.
Velisi olduğunuz ve mallarını vermek istemediğiniz ancak evlenme niyetinde olduğunuz yetim kızlar diyor mu? Evet diyor. İyide hangi salaktırki o nisa 1-6 arasını okuyupta yetim kızlar hakkında tekrar fetva ister? Oysa gayet açık orda tanrının hükümleri yetimler hakkındada evlilik hakkındada.
Zaten farkındaysanız bu konuda tek bir hüküm dahi eklemiyor ve nisa başını referans gösteriyor.yani yetim kızlarla ilgili yeni bir açıklama içermiyor, anlaşılır 1-6 arası ayetler orda sie git oku diyor, uygula diyor.Ancak buradaki tek fazlalık nisa başından fark, kimsesiz çocuklar eklemlenmesi bu yetim kızlardan sonrası için.
Oysa nisa başında var mı bu çocuklar? Yok. Ne için fetva istiyor isteyenler? Kadınlar için,hangi kadınlar? Yetimler demeyin sakın komik oluyor, ne amaçla, evlilik, niyetleri bu, ve bu çocukların velileri konumundalar.Fazlalık olan nisa başındaki eksik ve soru(kadın fetva) gerektiren tek grup işte bu aciz çocuklar
Mallarını vermeyip evlenme niyetinde olduğunuz Yetim kızlar ve kimsesiz çocuklar ile eksik bırakılan bu konuyu (anılmamışlığı-unutkanlığı) tamamlıyor ve bu kadınlar hakkındada fetvanın hem evlilik hemde diğer hakları konusundada yetimlerle eşit olduğu hükmüyle nisa başına gönderiyor.
Bu fetvanın ilk iki sayılanı kadınlar (yetim kız ve kimsesiz kızlar )ilişkisi ve nisa 3 referanslı, haklar konusundada toptan aynı tutulmasıylada ayrıca nisa başında anılmamış bu gruba ilşkin son cümledede eşitlik sağlanıyor. Kadınlardan ve evlilik niyetinden söz ederken Nisa 3 bu gruba geçersiz ve onlarla ilşkili değil demek mümkün değil.
Yetim sıfatıyla ve nisa 6 bazında bu çocukların evlilik yaş anlayışıda (nikah) aynı kategoride, aslında sübyancılığında güzel kanıtı.
aliyarasfal
28-05-2017, 20:37
Yetimler diyince ve onların nikah çağı deyince adet olmadığını başlangıcın anlamak için gerçekten kör olmalı insan.Çünkü veliye cinsel yeterliliği anlamak için test etmek gibi tuhaf bir yol öneriyor , yani adet görmek veya görmemek kıstası test edilme gerektirmez.
Talak 4 eşliğinde düşündüğümüzde ve hatta beğenmediğiniz hadislerdeki yaş grubunun bile 9-10-11 olarak kuranın kendisinden dahi daha iyi bir seviyede kaldığını görmekteyiz.
Buda adetten daha öncesine ilişkin bir yaş grubunun kastedildiğini ortaya koyuyor. Yani doğanın normal işleyişindeki cinsellik seviyesinin dahi altında bir cinsellik anlayışı var bu tanrının.İnsan fıtratını biyolojik yapısının gelişimin bile yakalayamayan bir tanrı.Vazgeçtik bilinçli ve bilimsel olmasını bekliyorsanız o aşamaya varacak gibide görünmüyor. Sabit 7. Yüzyıl bedevi içgüdüleriyle insana bakan bir tanrı..
Adet görmemiş eşleri normal gören tanrı.
Bu arada Turan Dursun takıntınız sizi kör etmiş. Keşke biraz ondan insan olmayı öğrenebilseydiniz. İnsanları kandırıyor yalanınızdanda sıkıldık, burda yazdığım hiçbir şey O güzel insandan alıntı yada öğrenilmiş değil. İslam aynı halt değişmiyor kaynaklar ortada, aynı şeyi okuyorsan aynı şeyi anlamak ve çıkarım yapmak doğal. Biz çelişmiyorsak ve aynı şeyi anlıyorsak ki yazılanlarda yada anlatılanlarda hemfikiriz demektir ki dediğinizden çıkan sonuç bu, bizde değil sizde sorun var demektir.
Asıl sorun sizde, aynı şey üstüne bin farklı uydurma anlam peşinde ve biri diğerini yalanlıyor.Işid yanlışmış, şia yanlışmış hatta cümle herkes yanlış bir bu demogog doğru. He yav hee.
Ona saldırma yönteminiz demogogluğunuzun bir başka kanıtı.Daha öncede yaptınız aynı terbiyesizliği, cevaben dedimki ondan öğrenmiş olsam ne olur, referansı İslami kaynaklar dışında bir şeymi?
İkide birde bu salakça tavırla saldırmanıza cevabımdır, hiç okumadım Turan Dursun kitaplarını, tuhaf gelsede durum bu,Kulleteyn hariç.Yani kusura bakmayın Turan Dursun kötüleme salaklığınız nerden çıktı anlayamadım? İnsan sorar önce değil mi?
Gelelim Ayşe - Berre (cüveyyire) meselesine.
Cüveyyirenin adı Berre, yani uydurmayın bir admış gibi, kadıncık, kızcağızcık diye adı varmış Berre ananızın saçmalığıyla , uyduran sahtekarlara da prim vermeyin. Cüveyyire cariyecik( yaşından dolayı) sıfatı bu , bunu ayırt edin öyle gelin.Yani yaşından dolayı sıfatı Berrenin kadıncık,cariyecik, kızcık.Farketmez ne dediğinizin, zaten bu bilgiyi ben koymuştum önceden, eski mesajlarda mevcut.
…………..
Burada dikkat çeken başka bir husus da, o günü anlatırken bizzat Âişe Vâlidemiz'in,"Oyun oynayan bir kız çocuğu idim."şeklindeki beyanıdır. Kendisini ifade ederken kullandığı ‘kız çocuğu' kelimesinin karşılığı olan ‘câriye' lafzı, ergenlik çağına geçişi ifade etmekte ve o dönemler için kullanılmaktadır. Arap şairlerinden İbn Yerâ, bu yaşlardaki birisini kastederek maksadını şu şekilde ifade etmektedir: "Sekiz yaşına geldiğinde artık o, benim için bir câriye değil; Utbe veya Muâviye'ye nikahlayabileceğim gelin adayımdır.
………………..
Kısacası Adı var, 18-20 yaşındaki kadına kadıncık diyorlarmış, kızcık diyorlarmış diyemediğinizden hali ile adıdır gibi manipüle etme gayretiniz güldürüyor insanı.
Berre(cüveyyire) yede bu sıfatı Muhammed takıyor. Yani Küçüklüğüne vurgu net.Kadıncık, kızcık, cariyecik seç beğen al. 20 yaşındaki kadına Muhammed niye kadıncık, kızcık ,cariyecik derki?
Bu lakap dahi berenin 18 yaşında veya üstünde olmadığının kanıtı. Yani Berre hadislerde geçtiği şekliyle anlaşılan oki 14-15 en fazla. Yani hadislerle sunulan bilgi uyuşuyor bu sıfatla. Eh Ayşenin yaşıda otomatik düşüyor değil mi? Kaça? 9-10
Yine biliyoruzki Ayşe ananızın yaşını büyütme hikayelerine kadar İslam ansiklopedisi dahil Cüveyyirenin yaşı 13-14 olarak yazılıdır kaynaklarda. Hesaplama metodlarıda Ayşeyle yaşıtlık ve referans Ayşenin 9 yaş hadisidir.
Bana hadis sunacaksın cariyecikin yaşını kim nasıl hesaplıyor? Doğumunu kim hangi hadisle öğrenmiş.
Ayşenin yaşını kim nasıl hesaplamış ben koydum sana ortaya, sense hala boş konuşma peşindesin.
Cüveyyireyi 18-20 hangi kaynak( hadis şart değil mi?) yazıyor?
Yok, tek yaptığınız , demogojilerinizi katlayarak konuyu sabote.
Hatta ilginci Cüveyyireyle evlilik konusunda Hicri 628 tarihini dahi zikreden var. Bu durumda Ayşe ile aralarındaki evlenme aralığı otomatik 5 yıla çıkıyor. 4-5 aralığındaki değişkenliği geçelim, çünkü iyi niyetle tüm diğer bilgileri yoksayıp baktığımızda dahi Ayşenin yaşı bu durumda 13 e kadarda geriliyor, onca çabaya rağmen. Ki Berreye göre hesaplıyoruz, oysa biliyoruzki bu zamane alimcikleri Berrenin yaşını Ayşeye göre hesaplıyor, sonra dönüp bereye göre ayşeyi hesaplatıyorlar.ulan bu nasıl mantık?
Tavuk-yumurta üçkağıtçıları sizi.
Oysa bakın siz yukarda 18-20(kesin ifade) yaş Ayşe demişken burada kıvırıyor efendim 14-16 olabilir noktasına (sıkıştınız ) çekiliyor amma cüveyyireyede referans sunamayıp, yok şu anlama gelir, bilmem kimin adıda öyleymişte ismidir diyerek kıvranıyorsunuz.
Hala ortaya yaşlar atıyorsun ama referans yok, batılılar bile kabul etmiyormuşta, falan filan.
Boş boş batılı hikayeleriniz benim için önem atfetmiyor. İslamında umrunda değil. Kişisel kabullerinizde kuranı ve islamı gram bağlamıyor.
Önce Şu konuyu açıklığa kavuşturalım.
Sübyancılığa örnek yaş içeren bir çok hadis var, Ayşe ananızın hadisleri ki 9 yaş, Ömer gibi önde gelen sahabelerin evlilikleri ki 10 -11 yaş, yine konuda mevcut cariyecik lakabının cinselliğe adım atmış çocuk olduğuna ilişkin bakış ki 8 -14 yaş , ve Ayşe ananızın nişan hikayeside 6 yaş referanslı.
Tüm bu yaşlar net var hadislerde .Sayısıda bir değil iki değil.Kuranlada gayet uyumlular.
Peki uydurmaya çalıştığınız Ayşenin Ablası Esma 100 yaşında öldü hikayesi üstünden yaş hesaplamaya kalkarken, Esmanın Hicrette 27 yaşında olduğu masalınız(ilk çocuğuna hamile) evde kalmış 7. Yüzyıl yaşantısında, ve önce Ayşe ananıza bunun üstünden 18 yaş( 20 nerden çıkıyorsa artık) diyor yetmiyor bu hesap üstünden Cüveyyire-cariyecik lakaplı, Yani Berre ananızıda Ayşeyle aynı yaşta evlenmiş uydurması eklemliyor ve onada 18-20 yaş uyduruyorsunuz. Oysa evlilik yaşları değil Ayşe ile Berrenin yaşları aynı, evlilikleri arasında ortalama 5 yıl var( 4 olsun hadi ). Bunu gözden kaçırıyor uyanık alimciklerin.
Berreye ait yaşı önce kaynaklarıyla nasıl biliyorsunuz koyamıyorsun, dümdüz yutturacağını sanıyorsun.
Berrenin yaşını kim nerden biliyor?
Neyse bu referansınızın üçkağıtçılığı açığa çıkıyor ve hali ile Esma ananızın ölüm yaşı dahi yanlışlanmış oluyor. Buda Mehmet azimli Hocanın Makalesindeki haklılığı kanıtlıyor.Yani Esma ananızın ölüm yaşı çöp oluyor. Nedeni hadisten kaynaklı değil, sizin bu hadisteki 100 arapların çok yaşadığını vurgu kişinin yuvarlama yaptığı savının doğruluğunu ,yani bu hadisin 100 yazmasını direk referans almamanız gerektiğini söyleyenleri dinlemeniz gerektiğini ortaya koyuyor.
E noldu bu durumda Ayşe esma arası 10 yaşsa Hicrette 27 değil yaşı 23 e düştü,çünkü onun referansıda aynı dolaylı hesaplama , hicrette bu yaşta olduğuna dair hadis yok. bunun üstünden bakıncada 100 yaşında öldüğü hadisi çürümüş oluyor. Rahatlıkla görüyoruz bunu . Yani hadis sahihliğini yitirdi.Çünkü esmanında ölümünü 4 yıl geriye çekmek gerekiyor. Oda 96 yaşında ölmüş oluyor. İyide tüm bu hesaplamalar 100 yaşında ölme referansıyla oluyor ve Esma ananızın yaşı otomatik 96 ya düşünce 100 yaşında öldüğü hadisi yanlışlanmış oluyor.
Tekrar bozacının şahidi bozacı durumu.
aliyarasfal
28-05-2017, 20:39
Esmanın ölüm tarihi konusunda fikir birliği vardır. H. 73
İşte bu seneden geriye 100 yıl çıkarıp önce Esmaya doğum tarihi belirliyorlar. Ayşeninde Hicri 1. Yılda evlendiği rivayetiyle 100 -73= 27 yani Hicri 1 de Esma 28 yaşında diyorlar. Aralarında 10 yaş var o halde 18 yaşında Ayşe diyorlar. Berrede evlendiğinde 18 yaşı öne sürüyorlar. İyide Berre Hicri 5- yıl sonra evlendiyse, yaşıt oldukları söylenirken bu durumda yaş hesaplama hatalı çıkıyor.
Cariyecik diye lakap takanların derdi ne olaki koca kadına?
Sonuçta Hali ile ölüm tarihi net olan Esmanın ölüm yaşı yanlışlanıyor. Çünkü buna göre hesaplanmış doğumuda, olaylar sırasındaki yaşıda. Ölüm tarihi kesinliği bu durumda yaş konusunda ilgili hadisin yuvarlama hikayesinin doğruluğunu ortaya koymakta.
Bu arada bir çok islamdaki önemli şahsiyetin doğumu bilinmemektedir. Genelde ölüm tarihleri ve öldüklerinde kaç yaşındaydılar üstünden hesaplanır veya bir olay sırasında yaş verilmişse ona göre hesaplanır. Direk Ayşenin yada birilerinin doğumuna dair hadis bulmak imkansız gibi.
Ama denize düşen yılana sarılır misali Esma 100 yaşında öldü diyen hadise sarılıp onuda diğer bu konudaki yuvarlama hikayesini yoksayıp onca hadis yanlış diyorlar. Ki ufak hesap (diğer hadisleri görmezden gelip)hataları sonucu Berreyi( cüveyyireyi-kadıncık, kızcık) yanlış hesaplıyorlar ve sonuç Ayşe anaları 18 i tutturamıyor.esma Anaları 27 yaşı tutturamıyor, ıskalıyorlar. Tüm bu yaş üstündende her birine doğum tarihi belirliyorlar.Haliyle onlarda uydurma oluyor. Ayşe ananızın 9 yaş hadiside sahih derken ve bunu destekleyen başka hadisler varken Bir Esma ve 100 yaş hadisine bel bağlanıyor , neyse Ayşe ananıza 18 yaş tutmadı, 14 düştünüz ama referanslarınız olan hadisle ilgili uyarıları dikkate almanız gerekliliği ortaya çıkıyor.Yani o hadis referans alınamaz. bu durumda bu yaşta işe yaramıyor, yani 14 meselesi de çöp.
Berre(cariyecik) ile ilgili geçmiş tüm kaynaklarda yaş 13-14 olarak geçer. Günümüz de ise bu 18-20 ye çekilirki direk bu yaşa ilişkin kaynak göstermezler.
Sübyancılık ellerinizde öper.
Tevrat ve İncil tahrif edilmiştir yazan ayeti alalım, (yok boşa aramayın) böyle bir ayet yok, tamamen zorlama peşinde olduğunuzdan tüm yazdıklarınız bu noktada çöp.Ve oysaki İncil ve Hıristiyanlar tevratı ve Yahudiliği red etmez, yanlış iddia, kuranda aynı taktiği kullanır ve oda onları tastikler.( insanların farklı inançlara geçmesi veya mezheplere bölünmesi veya emir yasaklara uymaması veya inancı inkarı vesaire kutsal kitapların bozulmasına kanıt sayılmaz, bu iddia dahi edilemez)
Öncekini red değil, sonra geleni red vardır. Çarpıtmanız olmamış. Her coğrafya başka coğrafyada doğan dinlere karşıdır,yanlış görür, ortak kültürlerde ise devam ve kaynaşma veya çatışma görülebilir. Bu genellemen yanlış.
Bu kadarda çöp şeylerle gelmeyin.Maide 43 ve sonrası gayet nettir, Tevrat ve İncil bozulmuştur diyen tek ayet yoktur. Bu Müslümanların uydurması.
Heleki şu çeviri soytarılığınız içler acısı.
Yanlarında Tevrat varken seni nasıl hakem yapıyorlar, içinde Allahın hükmü var .
Tevrat kimin hükmü?
O kadar açıkki, Yahudiler Tevrat varken ki o Allahın Hükmüdür başkasını referans almayacak.
cümleciği tüm tevratın bağlayıcılığıdır, Tek hüküm sanmakta nedir?
Tam tersine, muhammedin hakemliğine ihtiyaç yok, Tevrat var, yani Tanrı kitabına sahip çıkıyor ve peygamberi dahi devreden çıkartıyor. Hüküm verecekseniz Tevrat sağlam, içinde nur hidayet olan, Allahın hükmü olan ve kuranında tastikleyip onay verdiği kitaptır.
İçinde nur ve hidayet vardır der. Neresinde diyecekti?
Tek nur, tek hidayet yazmaz orda saçmalamayın artık.
Bir nur, bir hidayetide nerenizde uydurdunuz? Çöplüksünüz. Olmayan “bir” kelimesi uydurarak durum kurtarma gayretindesiniz, ayrıca sözde kuranda konu bakımından tüm kuranı birlikte ele almalıyız diye bize masal anlatırken ki ilgisiz savaş ayetlerini birbiriyle ilgili gibi gösterme çabanızın sonucu, nedense aynı suredeki konuya ilişkin devam ayetlerini görmezden geliyorsunuz.
İçinde nur ve hidayet vardırı hangi kafayla tek bir adet diye algılatmaya çalışıyorsunuz?
O senin ve kavmin için bir zikirdir.
Ayetindende anlıyoruzki kuran bozulmuş, çünkü bir zikirdir demiş.
Daha çoğaltalım mı bu iddianın çöp olduğuna ilişkin örnekleri?
Biraz daha ayağı yere basan iddialar bulmalısın bu çok zorlama.
Maide 43-47 arası kaçacağınız değil tersine, herkese ayrı ayrı (din ve kitap) gönderdik, herkes kendinkine uysun çağrısı içerir ve hatta bırakın bozulmayı bu şekildede tastikler, doğrular.
Maide 47-
Ve İncil sahipleri, Allah’ın onda (İncil’de) indirdiği (ahkâm) ile hükmetsinler. Ve kim, Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse, o taktirde işte onlar fâsıklardır.
Doğru bunu koymayı unutmuşsunuz.bozulmuş incille hükmetsinler diye emretmiş tanrınız.
Bozulmuş, bir kısmıyla hükmedin mi demiş.
Ulan öyle komikki haliniz, hani benim ayetlerimi az bir değere satmayın diyor ya, hah sizin konum bu konum.
Maide 48
Ve (Ey Muhammed) sana ellerindeki kitapları tasdik edici (doğrulayıcı) ve onu koruyucu olarak bu Kitab’ı hakk ile indirdik. Artık onların aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet ve sana Hakk’tan gelenden ayrılıp da onların hevâlarına uyma. Sizden hepiniz için bir şeriat, ve açık bir yol belirlemiştik. Ve Allah dileseydi, elbette sizi tek bir ümmet yapardı. Ancak bu sizi, verdikleri ile denemek içindir. O halde hayırlarda yarışın! Sizin hepinizin dönüşü Allah’adır. O zaman hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyleri, size haber verecek.
Bak tanrın seni yalanlıyor,
Maide 68
De ki; "Ey Ehli Kitap! Tevrat’ı, İncil’i ve size Rabb’iniz tarafından indirileni, yerine getirip uygulamadıkça siz birşey (bir din) üzerinde değilsiniz. Ve sana Rabb’inden indirilen, mutlaka onların bir çoğunun azgınlık ve küfrünü artırır. Artık sen kâfirler topluluğuna üzülme.
Hadi bakalım bu üç kitabıda bozulmuştur demeyip koruyup kollarken tanrın, uy diyor ulan uy. Uydur demiyor kafir.
Hacc 67
Biz her ümmet için ayrı ibadet yolu verdik. O hâlde, din işinde seninle asla çekişmesinler. Sen Rabbine davet et. Çünkü sen hiç şüphesiz hakka götüren dosdoğru bir yol üzerindesin.
Her ümmete ayrı yol, şeriat ve hatta kendi dilinde kitap göndermekten bahseden kitap Robinson Crueso muydu?
İbrahim 4
Hiçbir resûlümüz yoktur ki; Biz, onu kendi kavminin lisanıyla göndermiş olmayalım. Onlara (kendi lisanlarıyla) beyan etsin (açıklasın) diye.
Buda laf ola beri gele bir ayet zaten. Tevratı ve Yahudilere has ırkçılığı tastikleyen kitap bu değil.
Ayrıca Müşrik hıristyanlardan çıkara görede ele alalım, mümin kim? Müminde Müslümanlar demeye kalkarsan epey eğlenceli olur. Rum suresini oku, kim o galip gelen müminler?Hıristiyanlar.
Bu müminler hıristiyan değil mi? Müşrikte değiller.Bozulmuş kitaplarıyla mümin olmayı nasıl başarmışlar?
Bu müminler artık yok mu? Yoksa onlarda Tevrat İncil gibi bozulup gitti mi?
Ve devam edelim, tevbe 29 daki kitap verilenler müşrik mi? Nasıl oluyorda tevbe 5 te müşriklere ayrı tevbe 29 da ayrı hüküm veriliyor kısmınıda ayrıca işleriz. Müminlere mi savaş açıyor yoksa tevbe 29 da? Hükümler niye farklı?
Müşrik Hıristiyan ise, 29 daki ehli kitabın sadece cizye vermeleri kısmı ne iş?Orda niye kitap ehlinden bahsedilir de müşrik demez ve islama zorlanma yada ölümden bahsedilmez?Bağlantı?
Kafir ne müşriklerdir, ne münafıklar nede kitap ehlidir, kafir bu üç inanç dışındaki putperestlere ve farklı inançtan olanlara ve hatta asilere yönelik bir tanımdır. Bunu anlamak için dahi olmak değil kuranda bu sıfatların hangi ayetde ve nasıl kullanıldığını okuyunca fark etmek yeterli.
Tevbe suresinde sırayla müşriklere, kitap ehline, kafirlere ve münafıklara karşı ayrı ayrı hükümlerle değinilir.
Tevbe suresini sabırla okuyun şunu açık ve net göreceksiniz
aliyarasfal
28-05-2017, 20:39
Müşrik, kitap ehli, kafir ve münafık farklı anlamlara gelir.Bunları özellikle kullanmıştır bu kitabı yazanlarki her birinin farklı bir inanç grubunu tanımlama ve sıfatlarla ilgili olduğu açıktır.
Kafirin kullanımı ve anlamı genel bir tanım gibi olsada günümüz için kurana göre hiçte öyle görünmemekte.
Yani o kadar barizdir ki farkı yok gösterme çabanız içler acısı bir durum.
Örneğin yine cennet vaadlerini sıralayıp ardına şu ayeti koyar kuran yazarları
Tevbe 73
Ey nebî (peygamber)! Münafıklarla ve kâfirlerle cihad et (savaş).
Maide 73
Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi alaya alıp oyuncak edinenleri ve kâfirleri dost edinmeyin. Eğer mü’minler iseniz Allah’a karşı gelmekten sakının.
Beyyine 6
Muhakkak ki kitap ehlinden kafir olanlar ve müşrikler, cehennem ateşindedirler ve orada devamlı kalacak olanlardır.
Ne anlıyorsunuz şimdi, müşriklerlede mi cihad diyor? Yada ehli kitaplada mı? Yada ehli kitap toptan kafirdir mi diyor? Yada müşrik =kafir mi diyor?
Kafir dediğiniz münafık değildir, ehli kitap değildir ki sizin anlayışınızla yazıyorum müşrikte değildir.Size defalarca anlattık, bu kitap nabza göre şerbet, duruma göre uydurulmuş bir kitap.
Yani herkese aynı savaş sebepleri ve aynı hukuk diyemezsiniz. Keyfinden mi ayrı ayrı sıfatlarla ve hükümlerle yazılmış bu ayetler?
Muhammed 4 te siz öyle anlamak için çabalasanızda savaş başlatan taraf karşı değildir, 23 yılda olaya duruma göre uydurulmuş bu ayetleri farklı surelerde farklı olaylara göre farklı zamanlarda ve farklı hükümlerle ortadayken tek tipleştiremezsiniz.
Savaşı kuran yazanlar adamına göre kategorize etmiş, nabza göre şerbet demiş. Tek bir anlayışla yaklaşmak mümkün değil.
Yani olmuyor olacağıda yok.
Eee burdaki kadınların hepsi helal o zaman hepsine tecavüz edelim. Bu mu sizin mantığız? Helal olması demek onunla ilişkiye girebilirsin günahı yoktur demektir, tecavüz et değil.
Ulan eş nedir? İslama göre karşılıklı anlaşma ile evlilik akdi sağladığın kişi.Bu kişinin özelliği hür ve kendi veya velisi vasıtası ile bu anlaşmayı yapma hakkı. Yani rızasını arama zorunluluğun bariz ve zaten oda seninle sexe gönüllü .
Köle nedir? Kendi isteğiyle mi köle oluyor insanlar? Hangi hak? Evli olasada evliliği yok sayılıyor. Ayetle sabit. Söz hakkı mı varmış? Cariyeyle evlilikte dahi mal alır gibi özellikleri sayılıp sahibinden ücreti ödenip alınması söylenir.Anlaşmalı esaret ve kölelik mi uyduracaksınız? Yaparsınız beklerim, bu arap inancını savunuyoruz diye atmadığınız takla kalmadı.
Ne hoş, demek kölelere sorun diyor demediğin kaldı, helal derken cinsel ilişki izni isteyin diyormuşta biz niyeyse bulamıyoruz. Uydurmayı bırak. Direk köle sahibine yönelik senin malın sana helal anlayışı var. Nerde köleye yönelik onunda iznini alın hükmü? Boşuna mı Nur 33 örneğini koyuyoruz.
Orda bariz fuhuşa zorlama hakkını hukuksal hale getiriyorki sen hangi rıza beklemekten bahsediyorsun? Adam fuhuş yaptırıyor sesi çıkmıyor tanrının , dalga mı geçiyorsunuz ?
Nur 33
Genç cariyelerinizi istemezlerse fuhuşa zorlamayın derken bile ( fetayeti kum) sadece genç olanları kapsar ve ne bir ceza öngörür nede zorlanırsa nolacağın cevabı vardır. Afettmekten falan bahseder bırakır..
Buyur kaç yaştı cariyecikler(kadıncıklar) ?Nerde tüm cariyelere yönelik bir seslenme?
Buda hadis
Ebu Said el Hudrî anlatıyor:
- "Peygamberle birlikte Benû Mustalık Gazası'na çıktık. Ve Arap tutsaklarından tutsaklar elde ettik. O sırada kadınlar iştahımızı çekti. Bekarlık çok güç gelmişti bize o günlerde. Ve azil yapmak istedik. İstiyorduk azil yapmayı. Ancak, 'Peygamber aramızdayken ona sormadan nasıl azil yapacağız?' dedik ve gidip peygambere sorduk. Peygamber de azil yapmamakta sizin için bir sakınca yoktur. (Yapabilirsiniz de. Yapmaya bilirsiniz de.) Ama bilin ki, kıyamet gününe değin meydana gelecek bir yavru, ne olursa olsun meydana gelir." (Bkz. Buhari, e's-Sahih, Kitabu'l-Itk/13; Tecrîd, hadis no: 1596; Müslim, e's-Sahih, Kitabu'n-Nikâh/127, hadis no: 1438; Ebu Davud, Sünen, Kitabu'n- Nikâh/49, hadis no: 2170.)
Kimileri, "azl"in ne demek öldüğünü bilmedikleri için bu hadisin anlamını tam olarak anlamamışlardır.
"Azl" (azil), cinsel ilişki sırasında, erkeğin, meniyi, kadının cinsel organına boşaltmadan çekmesidir. Yani, meniyi kadınlık organının dışına boşaltmak.
Ortalık tecavüz izninden geçilmiyor, adam tecavüz fetvası uyduruyor.
aliyarasfal
28-05-2017, 20:40
Hele birde Yusufa sarkan Kadın hikayesi koyup Tecavüz ayeti koydum diyor. Gören varsa haber versin arkadaşa, artık tecavüzü tanrıları unutmuş kulları ekliyor.
Burda (kıssada) kafir bir kişinin sarkıntılık ve iftira olayı işleniyor. Yani tecavüzle ilgisi dahi yok, ayrıca, işlenmemiş bir fiili burada işlenmiş gibi gösterme gayretiniz hiç olmamış. İşlenen iftira, onunda cezası belli.
Yani müslümanın böyle bir durumda yaptığını düşünelim suç ve cezası nedir? İftira. Tecavüzden yargılanamaz. ki tecavüzden yargılanmasına dair hüküm olmadığındanda zaten sıkışıyorsunuz. Oysa bakın, tanrınız suç kabul ettiklerine dair tek tek hüküm koymuş. Öldürme, zina, iftira, hırsızlık amma velakin tecavüzün bir suç olduğunu yine hatırlayamamış .Zina ( kendi istekleriyle sex) İftira veya hırsızlık kadar bile aklına gelmemiş.
Bir müslümana helal olan cariye(sex izni) ye söz hakkı varmış iması uydurmanız , Kurban kesmek helal derken kurbanın izni gerek demek kadar absürd. Zaten dayanaksızda.
Bu kıssa tecavüze değil, bir kafirin mümine iftirası olarak ancak işe yarar.
Kısacası Tecavüzün yasaklayıcılığını bırak, cezayıda geçtik, belli noktalarda kölelik üstünden Müslümana hak görüldüğü ortada.Eş ile yada bir hayat kadınıyla zorla ilşkiye girmek dahi günümüzde tecavüz olduğu net ortadadır ama hiç kusura bakma, kadının red etmeisteme gibi şansı hür olsada tartışmalı bir dinde kölenin rızasını ararlar diye fetva( hüküm) uydurmak tamamen safsata.
Sonra köle azad etme ile ilgili hükümlerin köleliğe teşfik olduğunu söylemişşiniz.
Yani zekat verin diyor, fakiri doyurun diyor. Bu insanları fakirleştirmeye mi teşfiktir? Eee fakir yoksa kimseye zekat, sadaka veremeyiz. Bu mudur sizin mantığınız.
Tanrınızsa sorun bakalım sadaka için ne gerekir? Parası olan içindir zekat ve sadaka. Ulan sadaka ve zekat verin diyince zengin olmayı veya parayı ortadan kaldırmayı mı amaçlıyor tanrınız?
Çok hoş, Zekat kim verir? Malı olan. Hepsini mi verir? Şarttır belli miktardadır. Hükmü ortada. Sadaka vermenin şartı var mı? Yok. Sadaka tüm malını mı vermektir? Şimdi sadakayı yoksullara verin diyor değil mi? Ne anlıyorsunuz? Tüm paranızı verin mi?? Zengin mi oluyor yoksul sadakayla? Bir suça karşılık mı sadaka verin diyor? Peki köle azadı Tüm köleleri şartsız şurtsuz azad edin mi diyor tanrınız? Zekatla gram ilgisiz, biri zorunlulukken diğeri tercih.Ne o, zekatla yoksulluk kalkacak mı sanıyor tanrınız, ya sadakayla? Bu mudur sizin mantığınız?
Sadaka vermek için paran olmalı, zekat içinde, köle azad etmen içinde kölen.Heleki çok nadir bir iki İslami kusur için öngörülmüş seçmeli azad muhabbetiyle bir halt kaldırma niyetinden söz edilemez.
5-89
Allah sizi, kasıtsız olarak yaptığınız yeminlerinizden sorumlu tutmaz. Fakat kasıtlı yaptığınız yeminlerinizden sizi sorumlu tutar. Bozulan yeminin keffareti (cezası), ailenize yedirdiğinizin ortalamasından on yoksulu yedirmek veya giydirmek yahut da bir köle azad etmektir. Verecek bir şey bulamayan kimse için de üç gün oruç tutmaktır. İşte yemin ettiğiniz zaman yeminlerinizi bozmanın cezası budur. Yeminlerinizi koruyun.
Mucadele 2 -3
Kadınlardan zıhâr ile ayrılmak isteyip de sonra söylediklerinden dönenlerin, karılarıyla temas etmeden önce bir köleyi hürriyete kavuşturmaları gerekir. Size öğütlenen budur. Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.
Artık kim bulamazsa, o taktirde (eşlerine) temas etmeden önce iki ay devamlı (ardarda) oruç tutsun. Fakat kimin (oruca) gücü yetmezse, o zaman altmış miskini doyursun.
…..
Bu iki ayetle köle azadıyla tüm köleliği kaldırmaya niyetlenmiş tanrı. Çok işlenen ağır suç her biri. Seçenekli, çoktan seçmeli .
İki uyduruk ve gereksiz uyduruk kusura ceza olarak köle azadını da işin içine katınca köleliği toptan kaldırmayı nasıl anlıyorsunuz ?
Yoksa bu suçları işlemeyi engellemeyi mi?
Köle azadı = oruç tutmak= aç doyurmak
Yoksa köle azadını bir ceza noktasında göstererek, malını, bedenen zorlanmayı veya parasından olmayı istemeyeceğine referansla caydırıcılığı mı amaçlıyor?Ceza suçu caydırma amaçlıdır, bu mantık budur. Ceza, suç azaldıkça azalır. Yani köle azdıyla amaçlanan köle azadını çoğaltmak değil, dahada azaltmaktır.Suç azaldıkça ceza uygulamada azalır.
Köle şarttır azada, para şarttır sadakaya. Kim parasız kalmak anlıyor zekat ve sadaka vermek diyince. Komiksin.
Budur mantık.
Demogojilerinden gına geldi.
Kısacası, Kadın, çocuk demeden ganimet anlayışı ile bakan ve esir anlayışı köle anlayışına eşit olan bir dinden bahsediyoruz. Esirsen kölesin, ganimetsin, pay edilirsin ki yine safiye ananızın önce başkasının payına düşmesi ve sonra muhamedin ona el koyması hikayeside hoştur. Yada Berre ananızın evlilik hikayesinde Mehir olarak evlilikle kölelikten kurtulması hikayesi ve Ahzap 50-52 ile ganimet olan cariyeler bahsi ve bir ton köle cariye ayetleri eşliğinde düşününce köleliğe icazet veren ayet bolda tersi mevcut değil.
Gelelim hür birinin satışına ilişkin hadis sunmanıza.
İyide Hüre hür köleye köle kadına kadın diyen bir anlayışta bu hür insanın satılmasına karşı olmayı nasıl becerdiniz köleliğe karşı olmak şeklinde, yada köle satışıyla ilgi kurmayı?Heleki bu hür-köle ayrımını çok bariz ortaya koyan bir kitaptan bu hadisle köle satışını ima ediyor demek imkansız. Hayırdır yine hadis zorlamasıyla ayet mi nesh edeceksiniz?
Neyse yani o hadistende bir umut yok size.
Güney Amerikada İslam sayesinde kalkmışmış kölelik.Görende oralar topyekün Müslüman çoğunluk yaşıyorzannedecek. Yav şu uyduruk videolarınızdabitmedi bi.He canım uzakları etkilemiş buralarda beceriksiz kalmış. O kölelik İslamın doğduğu topraklarda 1400 yıl kalkamadı, zorla kaldırttılar ve kuran var oldukça ve bu hükümler durdukçada fırsat buldukçada Müslüman uygular, Amerikalıların islamı yorumuki Hıristiyanlığı yorumuda özellikle köle edilmiş Güney Amerika ve Afrika kökenliler için ve islama bu kadar uzakken şaşılası durum değil. Bu coğrafyada İslam orijinal yaşanır, bilmedikleri dilde reformistlerce uydurulmuş anlamlarla islamı yaşadığını sanmak ile olmuyor bu işler.Araplar niyeyse anlayamamış bu inceliği. Bizim Türklerde anlamıyor o kesin, anlayana kadarda daha çok IŞİD ve türevlerini din dışı sanarlar.
Dili arap olanlar anlamıyor şu muhteşem kitabı, taa amarikalılar anlamış şıppadanak.İki dakkadada köleliği kaldırıvermişler sayasında. Yedik mi?
Zina ve ifk ilgisini kuramıyorsanız ben yardımcı olayım.tevratta recm vardır ve bozulmuştur yalanınızda bunu örtpas edemez, çünkü hadislerlede bu bilinir ve desteklenir. Maide suresindeki hakemlik hikayesi bu recm hikayesine yöneliktir ve tam tersi bu konuda bozulmuştur yalanı işe yaramaz.
aliyarasfal
28-05-2017, 20:41
Ayşe ananızın aldatma hikayesi ve bunu yalanlamak üzere inen ayetlerin Nur suresi 11 ve sonrası olduğu iddiasıdır değil mi? Nur suresinin bu ayetde önceki ayetlerinin bir başka olayla ilşkisi olduğu iddia edilir. Sizde bu referansla gelmektesiniz.
Bende nice olayda olduğu gibi sırf bu olayın Ayşe ile ilgisi yok demek için alimcikler seferber olsada , bir başka hadiseyle (zina) ilgili rivayetlere bağlı göstermeye çalışsalarda değil o iş öyle diyorum.
Nur suresinin Başında zina edene uygulanacak ceza ve şahit isteme hikayesiyle ve yalancı şahitlere uygulanacak ceza öngörülür. Doğru mu?Yani iftira atmanın bedeli bellidir.
Bir kadının zina yaptığını ispat şarttır, 4 şahit istendiği nettir.
Özellikle evli bir kadına iftira atanlara uygulanacak ceza 4. Ayetde nettir.
Ayrıca karı koca arasındada bu suçlamaya karşılık nasıl bir mahkeme ve hukuk olacağı düzenlenmiş ve nettir.
Ama ilginç, Bu ayetler sanki yokmuş gibi aldatma hikayesi gündeme geldiğine ve yaşandığına ve bu ayetleri Muhammed ve etrafındaki cümlesi bilmiyormuş gibi yokmuşcasına sadece 11 ve sonrasının Ayşe ile ilgili olduğuna inanmak nasıl bir komedi? Yani Buraya montelenmeye çalışılan diğer olayın Nur 1ve 10 . ayetlere sonrasının ise Ayşeye ait olduğuna inanacak kadar kör müsünüz?
Hiç mantık taşımıyor musunuz?
Bunun resmen bir örtpas olayı olduğunu anlamıyor musunuz?
Bakın olayın absürd yanlarını sırayla beraber düşünelim.
İfk vakası olmadan 1-10 arası zina-şahit-iftira ayetleri açık hükümlerle gelmiş ve inanca görede getiren kişi Muhammedin ta kendisi.Ayrıcas inancınıza göre bu ayetler yazıcılarca anında Muhammed söylediğinde not ediliyor ve değişmiyor, kaybolmuyor, orijinal hali ile her daim mevcut.
Ama ne hikmetse Ayşeyle ilgili aldatma hikayesi çıktığında Muhammed allahının sözlerini unutmuş, 4 şahit istemiyor, Ayşede ulan bu ayetler var şahitiniz nerde demiyor, İftiradır diyen çıkmıyor, ispat isteyen çıkmıyor, Mahkeme kurup Muhammed Ayşeden yemin istemiyor, Hadiyin lan şahatsız ispatsız ne zırvalıyorsunuzda demiyor, Ayşe baba evine gidip bekliyor.Yerseniz.
Oysa kayıtlı, gelmiş hükümler var ve yazıcısı, sahabesi, allahı, Muhammedi ve muhammedle koyun koyuna eşleri ne hikmetse bu ayetlerden haberdar dahi değil gibi anlatılan bir hikaye.
Allahlarıda lan Nur suresi 1-10 var ya, ne bekliyorsunuz demiyor. Onun yerine epey bir süre geçince neyse dur ben şu ayşeyi kurtarayım şu iftiradan diye aklına geliyor ve 11 ve sonrasını sadece Ayşeye özel indiriyor 1 ve 10 arası var olduğu halde hemde.
Ve Muhammede dahi niyeyse yeniden hatırlatıyor. 4 şahit istemeniz gerekmezmiydi. İftira bu demeniz gerekmez miydi falan filan.Gerekirdi zaten sorunda bu. Gerçekten kendine vahyedilmiş(?) ayetleri uygulamak aklına gelmeyen bir peygamber ve bu ayetleri gönderdiğini epey hatırlatma gereği duymayan bir tanrı.ne hoş bir senaryo.Hemde hiç kimsede demiyor la sen bize böyle ayetler getirdin ne diye uygulamıyoruz?
Ayşesi, Ebu bekiri Muhammedi, Alisi, osmanı Ömeri ve bilimumu hatırlamıyor da bir ay sonra tanrı hatırlatıyor ve kızıyormuş.
Unutmadan meğerse bu ifk hadisesindeki Ayşenin ekürisi Saffan isimli deveci oğlanda iş işten geçtikten sonra ve ayetler geldikten sonra iktidarsız olduğu ortaya çıkmıyor mu . ulan adamın iktidarsız olduğunu tıpkı Cariyeden sönme eşi Mariyadaolduğu gibi hep iş işten geçince fark ediyorlar. Onunda bunu nasıl gizlediği, niyegizlediği veya nasıl öğrenildiği vesaire belirsiz.
Heleki bu ayetlerin varlığını ve hükmü uygulamayı Muhammed dahil , ayşe ananız bile hatırlamıyor amma bu olayda bu olayı dillendiren, ses etmeyen ve şüphe içinde olan herkesi azapla tehtidedip ne hikmetse baştaki hükümleri uygulatmayıp neyseki rahmetim var hepinize torpil yaptım noktasıyla geçiştiriyor.
Yahu bu ayetler olsa zaten uygulanırdı, kim kimi kandırıyor. Bariz ortadaki bu ayetler sanki varmış havası ile durum örtpasa yönelinmiş.Kesmemiş Adam birde iktidarsız masalı eklemlenmiş.
Tanrıları bile unutmuş gönderdiğini heralde 1 ay sonra aklına geliyor.
Ebu Bekirin mi, ayşenin mi gücü tanrı üstünde bilemedim. Yada muhammed ve ekibi boynuz yemiş peygamber modunun yaratacağı imajı bertaraf uğruna sineye mi çekmiş artık kim bilir.
Ulan biraz aklı olan görür nur 1-10 var olsaydı önceden ve muhammedde gerçekten peygamber olsaydı, ortada bir tanrı olsaydı 11 ve sonrası gibi ucuz bir senaryo bu kitapta olmazdı.
Kısacası, açın tekrar tekrar okuyun, inandırıcı hiç bir gerekçe sunamazsınız bu ucuz senaryoyla bu ayetdeki zina hikayesinin ve cezasının Ayşeye özel olmadığına dair.
Ha oraya farklı bir zina olayını referans göstererek müslümanları İFk ve zina- ve cezası Recm-sopa dönüşmesini ilgisiz göstermeyi başarabilirsiniz. Tarihteki alimciklerde bu yöntemi uygulamış görünmekte.
Gözden kaçırılmaması gereken bir konudur, Adaleti bile sözde kendi gönderdiği dinlerde farklı olan ve uyumsuzluğu sorgulatan arap inanışlarının halidir ortadaki durum. İnsan uydurmasıyla yazılmış kitaplarda bu kadar çok çelişki olmasıda gayet doğal.
Yani kısacası, yahudiyi recm ettiren Muhammed iş Ebu Bekirin kızı Ayşeye gelince 180 derece çark ettiriyor tanrıya. Yada kim bu çarkın senaristi diye mi sormalıyız. Berbat bir senaryo berbat bir oyunculuk.
Sübyancılıkla ilgilide yasaklayıcı veya cezai Ayet olmadığı gibi, ayetlerle ve bir çok hadisle tersi tanrınızca izin verilmiş konudur. Eh farkındasınız zaten ki epeyde açıkladık.
Sizin bunlar yokmuş gibi verdiğiniz fetvanın hiçbir değeri yok tıpkı tecavüz ve kölelik konularında olduğu gibi.
Sonuç olarak yazayım, İslamda cariye-köle vardır. Savaşlarda ganimet ve satın alma ile elde edilir. Yasaklayıcı hüküm bulamazsınız. 1-2 suçta Cezai müeyyide olarak seçenek olarak köle azadı dışındada bir şey yoktur. Sübyan cariyelerle ilişki konusuda nur 33 muallak bir konudur.Cariyelere fuhuş yaptırılmalarına engel yoktur, Köle edinme müslümana tanınmış bir haktır. Cariyelerinle evlide olsalar ilişki hakkın mevcut. Onlarla ilişki tecavüz değildir ve islamda bu eşlerle beraber helal ilan edilerek bir hak olarak lanse edilir.Onlara sormak yada rızasını aramak diye bir şey yoktur.Hür statüsüne sahip değillerdir. Esir düşerseniz Müslümanlara artık ganimetsiniz, sadece siz değil savaşla ilgisi olmayan eş, dost, çoluk çocuğunuzda ganimettir ve bu anlayışın adı esirlik değil köleliktir. Yani Esir=köledir islamda desek yeridir., onu ayırt etmek gibi bir derdi yoktur.İkisinin farklı şeyler gibi gösterilme çabası günümüzde nükseden kurandaki gerçekleri örtpas etme çabalarıyla imaj ve kanufle hastalığının sonuçları.
Fidye istemek gibi bir kuralın savaşlarda suç sayıldığı bir çağda geçmişin bu işleyişinin köle anlayışının ürünü olduğunu anlamak için kimin için fidye istenir düşünmeniz yeterli.Yani o çağa normal bu çağda anormal kölelik ve bu nedenle esir adıyla kabule çalışılmakta günümüzde, yani yıtturma çabası ki bu kölelik olduğu gerçeğini değiştirmediği gibi perçinliyorda fidye istemek veya esir kişiye ganimet olarak bakmakla.
Canı isterse serbest bırakır, veya fidye ister veya köle olarak ganimet anlayşıyla hür statünüz mal konumuna indirgenir. Keyiflerine kalmış. Yasak yoktur, ceza yoktur. Satın alabilir satabilirler.
Ayetlerin hükmünü hadisle nesh edenlere, eğip bükenlere, anlamlarını örtpas edenlere kuranla cevap şart oldu. Ayetlerinize sahip çıkın, gizlemeyin, saklamayın,inkar etmeyin.Direk üstünüze alınmayın lütfen bu genele bir çağrı.
Hacc 51
Âyetlerimizi geçersiz kılmak için çaba gösterenler var ya, işte onlar cehennemliklerdir.
Şimdilik saygımla gittim…
aliyarasfal
29-05-2017, 02:47
Şu tecavüz vakalarındadaşöyle bir baktım,
İlginç örneğin isveç fransa gibi ülkelerde göçmen nüfusun yoğun olduuğu yerlerdeki bu tecavüz olayının işleyenlerinin çoğunluğunun müslümanlar olduğu yorumları gördüm.orda yaşayan kişilerin yorumu.
Bide şu link var.
http://www.bbc.com/news/magazine-19592372
Neden İsveçte çok göründüğüne dair. Tecavüzün kapsamının çok geniş olduğu, eşle ilşkinin dahi zorlama ileyse suç sayıldığı, bir kişinin kaç kez bu tecavüze uğradıysa o kadar kere tecavüz olarak kayıt edildiği vesaire .Örneğin bir kişinin 300 kere bu kayıtta yer alması gibi.
Yani bir suç 300 kata çıkıyor istatikte. Adamların kanunu böyle.Kayıt alma işleyişi bu.
Oysa bizde bir kişiye bin kez tecavüz etsen tek vaka olarak kayıtedilir. Eş tecavüzü kayıt edlir mi? Neyse yine istatistiklere yansıma ,yani kayıt altına alınma oranlarıda maalesef ülkede ülkeye çok farklılık gösterdiğinden yerseniz zina suçuyla suçlanmayı göze alacak kadın varsa tecavüze uğradım desin islam coğrafyasındada görelim.
Öldürülme vakalarıda cabası.
Ha inanıyorsanız islam ülkelerindetecavüz nerdeyse hiç yok.
Güvenle gidebilir, rahatça yer içer gezersiniz kadın başınıza, kimse size bişi yapmaz.Amma sakın İsveç ve fransaya gitmeye kalkmayın, adamlar kayıt altına almak gibi yanlış bir şey yapmışlar.
Neyse bir suç suçtur, ona yaptırım yapıp yapmadığın, suç sayıp saymadığın öncelikli konudur.
Ben ingilizce aramayı beceremiyorum, var mı bu suçların işleyenlerin (uyruk-köken) kimler olduğuna dair istatistik?
Varsa onuda koyuversenizde görsek, isveç fransadaki tecavüz vakalarına ilişkin yorumlar doğru mu değil mi?
Yada Şu an Irak ve suriyede işlenen bu tür suçlar kayıt altına alınabiliyor mu? sağlıklı ististik veri tutan bilgi alınabilen islam ülkesi varmı?
Suudi birinin öz kızına tecavüz edip öldürdüğü olayda (5 yaş) babanın malıdır mantığıyla ağır ceza vermediğini hatırlayınca sorasım geldi bu soruları.
http://www.milliyet.com.tr/kizina-tecavuz-eden-suudi-vaize-8/dunya/detay/1774997/default.htm
Yine anladığım kadarı ile bir çok ülkede polise yansıyan vakaların çok azı kayıt altına alınıyormuş, yani fransa yada isveç gibi lkeler kayıt tutma ve suçun kapsamını çok geniş tutmaları sebebiyle özelliklede mültecisi bol olarak bu istatistik hikayesinde dürüstlüklerinin kurbanı olmaktalar. yerseniz örneğin Moğolistanda veya Honk Kongta sıfır vaka varmış.
Şimdilik saygımla gittim...
aliyarasfal
30-05-2017, 03:58
Sevgili dostlar,
Özellikle şu Cariyecik-Ayşe- Esma arası ilşkiyi ayrıca incelemek gerek diye düşündüğümden yazıyorum.
Çünkü zamanımıza kadar Ayşeyle ilgili 9 haş hadisi veya Cüveyyirenin 13-14yaşında olma hikayesi pek önemsenmezdi.
Bu yaş bulma hikayesinde islamcıların hangi kaynaklarla bu ilşkiyi kurduğunu anlamak ve bir açıklık getirmek üzere önce kullandıkları argümanları koyuyorum.
Şu konuyu netleştirelim. Bu üç kişininde doğum tarihlerine ilişkin veri yok. Yani sağa sola yazdıkları doğum tarihleri hikayesi ölüm tarihleri ve öldüklerinde kaç yaşında olduklarıyla ilgili rivayetlere göre hesaplanmıştır.
Yani önemsizler, referans değiller.Direk şu tarihte doğmuşturlar diye bir kaynak yok.
Öncelikle Ayşe -Esma (Ayşenin ablası) üstüne öne sürülen yaş hesaplamaya değinelim kısaca, çünkü önceki mesajlarda işledik aslında.
Hicri 73 yılında öldüğü konusunda görüş birliği olan Esma, bir rivayete göre 100 yaşında ölmüş. Buna göre hicret 622 de 27 yaşında olduğu hesaplanmakta.Birbaşka hadise görede bu sırada daha ilk çocuğuna hamile. Hadi geç evlenmiştir, şu bu, çocuk doğurmayla ilgili özel sebepleri varmış diye düşündük ve geçtik. Hicretin 1. yılında Ayşe-muhammed evliliği olmuştur rivayetiyle , Esma bu durumda 28 yaşında oluyor sonucuna ulaşılıyor.
Ayşe en genç evlendiği eşidir bilgisi var elimizde.
Yani yaş olarak evlendiği yaş tüm diğer eşlerin hepsinden erken. Bu kesin ve ortak görüş.
Ayşe ile Esma arasında 10 yaş olduğu rivayeti gereği Ayşe 18 yaşındadır hesabına ulaşıyorlar.
Güzel sorun yok şimdilik.
Bu arada elimizde bir başka bilgi var ki bu hesaplamayı yapanlar bunu kaale almıyor nedense. Muhammedin birbaşka genç eşi Berre Ayşe ile yaşıt olduğu bilgisi.
Berre ye Muhammed nedense kadıncık-kızcık-cariyecik anlamına gelen yeni bir isim veriyor. Bu küçük kız çocuklarına (ergenliğe girmiş) takılan bir lakap olduğunuda öğreniyoruz. Ayrıca Cariyeciğin bu evlilik olayında 13-14 yaşlarında olduğu çeşitli kaynaklarda yazar. Şimdiki kaynaklarda bunun 18-20 olarak lanse edildiğini görmekteyiz.
Neyse 13-14 şimdilik eski kaynak olarak kenarda dursun.
Peki cariyecik 18 yaşında ise (artık 20 abartısınıda kendileri inceler meraklı olanlar) evlendiğinde ki evlilik tarihi Hicretten 6 yıl sonra 628 olarak verilmiş kaynaklarda. Ayşe ile ilgili evlilik yılı Hicretin 1. veya 2. yılı kesinliği yoksa da hadi 2. Yıl olsun ki 2. Yılı ise Esma 28 değil 29 yaşında demeleri gerekir ama geçtik onuda.
624 ylında evlenmiş ise bu durumda 18 yaşında ise Berre yani cariyeciğin de 4 yıl sonra 18 yaşında evlendiğini söyleyince de , yaşıt oldukları ve en genç evlenilen eş Ayşedir bilgisiyle bakınca çelişki çıkıyor ortaya. Cariyecik sıfatlı koca kadını 18 kabul etsekte bu durumda Ayşenin evlilik yaşını geri çekmek gerekiyor., Düşüyor 14 e.
Burda benim anladığım Berrenin(cariyecikin) yaşını ilk grup sorun etmeyip, yani hiç takmazken ve 18 ve üstüdür Ayşenin yaşı diye diretirken, biraz olsun bu çelişkili durumu farkedenler 14-16 yaş olması daha olasıdır demekte.
Bu grup neyse yani kısacası Esma 100 yaş hikayesinin referans olamayacağını, çünkü bu yaşın kesin değil, çok yaşadığına vurgu için araplarda söylenen yuvarlama geleneğinin sonucu olduğunu göz önüne alırlar.
Bu nedenle 18 yaşın referansı bir sağlamlık içermez konumuyla kalıyor.
İyide Peki Cariyecikin bu 18 yaş hikayesine referans nedir?
Açıkçası bunu n Esma Ayşe üstünden olması zor. Şimdi bu Cariyecikin Ölüm Yaşı 65 olarak geçiyor. Ölüm yılı ile ilgili ise 2 farklı görüş görülmekte.
Hicri 50 -52 ve Hicri 56-57 bilgiler önümüze çıkıyor.
En alt ve en üstleri alalım ve hesaplayalım. Hici 50 ye göre cariyecik 20 yaşında çıkar- 52 ye göre 18.
Ayşenin yaşıda evlendiğinde bu durumda 14-16 ya düşer. Yani Esma ve 100 yaşın uyumsuzluğu tekrar ortaya çıkar.
Berrenin( Cariyecik) yaşını diğerlerine göre hesapladığımızda
Hicri 56 ya göre 14- Hicri 57 ye göre ise 13
Peki Esma ve 100 yaş zaten 18 olamayacağını biliyoruz. Yani en zayıf ihtimaldir, onu eliyoruz. Bu yaşlardan hangisini doğru kabul edebiliriz?
İşte burada aslında kaynak ne sormak gerekiyor. Ve bu kaynaklardaki sonuçlar hangisiyle örtüşüyoru sormalıyız.
Kiminki daha sağlam diye yarışıtıracak değiliz. Ancak şunu rahatlıkla söleyebiliriz. Berrenin 13-14 yaş hikayesi Ayşenin 9 yaş hikayesiyle uyuşan ve örtüşen tek sonuç.Yani Hicri56-57de 65 yaşında ölmüştür ile Ayşenin evliliği ile ilgili hadisler örtüşen başka kaynak bilgi yok.
Örtüşüyorsa doğru mudur? Hayır sorun onunla örtüşmesi değil, elindeki Esma yaş hikayesinin örtüşmediği ortada, Berrenin ölüm yılını rivayet eden kişiler arası farkta hadislerle elde edilen hayat hikayelerinin birbirine uyumu açısından bakıldığında hem yüz yaşın yuvarlama (çok yaşadığına vurgu) hikayesi ile hemde 9 yaş hadisi ile Hicri 57 ölü hadislerinin uyumlu olduğu, çelişmediğini görüyoruz.
Diğerleri bir biriyle çelişki yarattığı gibi sağlamlık veya doğruluk konusunda birbirlerini teyite müsait değiller.
Yani çelişik olmayan mantıklı ve uyumlu hadisler bunlar.
Sonuç?
Hiç inanmak isteyen istediğine inanır, kuran yada hadis gibi kaynakların yazımı, bize ulaşma süreçleri vesaire hep aynı.
Kuranın nasıl yazıldığını bile hadislerden öğrenenlerin hadisleri beğenmemesi gibi bir durumda ayrı konu ama oda inanmak isteyenin sorunu.
Neyse bu konu fazla kişisel bir hal aldığından kimi zaman, demogojiye dönüşmeye başlayıp aşırı kırıcı noktalara gittiğinden son cevap hakkı yazmak isterse hoatzine ait olsun( başka dostlar yazmasın demek değil bu) , çünkü konu öyle noktalara geldiki, konu konuyu açarak epey geniş bir hal aldı, okunmaz uzunlukta yazılar haline döndü, genel olarak fikirlerimiz mevcut, farklı veya yeni bir şey eklemekten çok temcit pilavı gibi tekrarlarla doldurduğumuzu görüyorum. Bu kadar yeterli şimdilik. Uzatmak yeni bir şey katmıyor.
Hatta sıkıldım resmen, harcadığımız zaman açısından çok şey katmadığımızı görüyorum konuya.Şimdilik burda kalsın.
Farklı konularda tartışmaya devam.
Şimdilik saygımla gittim...
Sen o arabına selam söyle, denize hiç girmemiş birine denize girdinmi dediğinde lem ile girmedim der ve buda hiç girmediğine değin bir anlamı içerir. Anladın mı?
Aleyküm Selam.
Denize hiç girmemiş birine sorarsanız evet lem ile cevap verir. Peki geçen sene denize girmiş fakat bu sene denize girmemiş birine sorsanız ne cevap verir? O da lem ile cevap verir. Anlaşılmayan bir yer?
Peki hayatında hiç denize girmemiş ancak deniz kıyısında denize girmek üzere olan birine sorsanız ne der? Lemma der çünkü birazdan girecek.
Geçen sene denize girmiş fakat bu sene denize girmemiş, deniz kenarında birazdan denize girecek olan kişi ne cevap verir? Lemma ile cevap verir. Çünkü birazdan girecek. Anlaşılmayan bir yer?
Şimdi ayette 3 gruptan bahsediyor.
-Adetten kesilmişler: Bunların adetten kesilmiş oldukları belli, bunlar gelecekte de göremeyecek. Problem yok.
-Hamileler: Bunlarda hamile, hamile biri zaten adet görmez. Yine problem yok.
-Adet görmeyenler: Bunlar adet görmüyor o kısmı net. Hayatı boyunca adet görmemişte olabilir, görüp hastalık sebebiyle kesilmişte olabilir. 30 yaşında Hiç adet görmemiş kadınlar var. Kaldı ki adet görüp görmeme sadece anemore ile ilgili değildir. Bir çok farklı sebebi var.
Ancak bunlar menepozda mı yoksa hamile mi bilinmiyor. Bu sebepten adet göreceklermi görmeyecekler mi bilinmiyor. Gelecekte adet görme beklentileri olmadığı için lem kullanılıyor.
Lemma gelecekte beklenti olduğu zaman için kullanılır.
Bir çocuğunda yaşı gelince adet görmesi beklenir.
Sizin dediğiniz gibi yumurtanın yeni geliştiği anda ilişkiye girildiyse ve gelişen ilk yumurta atılmadan hamilelik gerçekleştiyse adet görülmez;
Ancak bu çocuğun hamile olup olmadığı bilinmediği için, yaşı geldiğinde adet görmesi beklendiği için bu çocuktan bahsederken lemma kullanılır.
Bu kadar basit bir mevzu bu.
Hamile mi olduğu, yoksa menepozdamı olduğu bilinmeyen kişiler için lem kullanıyor. Anlaşılmayacak ne var burada.
Teklifin için sağol, sence bu teklifini kabul edecek kadar aptal mıyım? Niçin bu ikiyüzlü tavırlara başvuruyorsun? Beraber gidelimmişte, soralımmışta. He yav ortalık çok özgür ve demoktatik , insan haklarına saygılı bir ülkedeyiz ve coğrafyada din faşizmi kol gezmiyor.
Ayrıca sen ne sanıyorsun, senin zamane deformist saçmalıklarını ve çakma proflarının sözleriyle mi kuranı anlayıp yorumladığımı sanıyorsun. Yada onların sözünü güvenilir kaynak kabul edeceğimizide nerden çıkarttın?
Onlar benden ne fazla biliyor nede daha doğru. Alemsin gözüm. Soytarıları bana prof diye mi sunacaksın. Turan Dursunun sağlığında karşısına çıkmayıp ölüsüne verip veriştirenler sürüsü.
Yahu işte benim derdim de bu.
Hırs ve kibir işte böyle bir şey. Okuyun tekrar ben size İlahiyat Fakültesine gidelim mi demişim.
Ben dedim ki Arapça kursuna yada Arap Dil ve Edebiyatı bölümüne gidelim dedim. Nerede bu dediğim yerde İslamcılar? Nerede taraflı insanlar?
Bu dediğim insanların İslam'la bağlantısı bile yok.
Hem Arapça bilmiyorsunuz, bir Arap'ın dediğinin doğru olduğunu kabul etiyorsunuz, eee bilene gidip soralım diyincede yok olmaz diyorsunuz.
Ne yapalım şimdi? Başka ihtimal varsa siz söyleyin.
Sonra tartışma dönüyor Turan Dursuna geliyor. Tabi ondan başka arkasına sığınacak kişi yokki?
Turan Dursunun karşısına çıkamamışlar. Eeee bugün Caner Taslaman'ın karşısına çıkabilen var mı? Bu Caner Taslaman'ın son nokta olduğunu mu gösterir.
Hadi bende diyorum bütün Amerikalılar gerizekalıdır. Hadi tartışalım. Elimde de onların kültürlerinden anayasalarından deliller var. Hodri meydan tartışalım.
Bu mu yani?
Birde çok güldüğüm bir nokta var. Turan Dursun o dönem Kur'an Arapçası bilen 2-3 kişiden biriymiş. Bu arkadaşlar sanıyor ki İlahiyat Fakültelerinde Kur'an Arapçası değil de Flemenkçe öğretiliyor.
Sokakta müftü görseniz burun kıvırırsınız, bir müftüyü yere göre sığdıramadınız.
Zira Turan amcayı eleştirmeye kalksak çarpıtmaları sabaha kadar sürer.
Akın akın islama girenler masalıyla siz avunabilirsiniz. Bu algı operasyonlarına alıştık.
Algı operasyonu?
Hangi algı operasyonu. İnsanlar İslam dinini tercih ediyor işte. Hayır ortaya dünyanın en güvenilir, en objektif araştırma şirketinin verilerini koyuyorum.
Ki kendileri Müslüman bile değil, ancak algı operasyonu deniyor.
Pardon da neresi bunun algı operasyonu? İnsanlar okuyor mantıklı bulduğu İslam dinini seçiyor.
İşinize gelmeyene algı operasyonu demeye alışmışsınız.
Gelelim fuhuş normal veya değile, pardon şu anda yasal fuhuş yok mu? Fuhuş yapanlardan demiyorki tanrınız, belli bir statüye sahip kişiler içinde fuhuş yaptırılanlar var mıymış? Varmış. Bu kişilein ortak özelliği köle olmaları, bu köleler içinde kimilerine fuhuş yaptırıldığı açık ve ortada. Fuhuş yaptırılmıyorlarsa nedir o fuhuş yapmayanlardan seçin demek? Bu fuhuş yapan-yaptıranlar yoksa, yasak ise nerden çıkıyor fuhuş yapmıyorve yaptırılmıyor olanı seçip bulmak içlerinden.
Kim biliyor fuhuş yapıp yapmadıklarını? Sahipleri elbette. Yaptıran zaten onlarki nur 33 tede bu sahiplere seslenmez mi? İstemiyorsa genç cariyelerinizi zorlamayın diye. Mümin olup olmadığından tutunda , fuhuş yaptırılıp yaptırılmadığına kadar sahiplerini malı konumundaki köleler içinde seçilecek kişileri belirtiyor kuran.
Şuan yasal fuhuş yapanlar kendi özgür istekleriyle yapmıyor mu?
Fuhuş yapan değilde fuhuş yaptırılanların bu işe zorlandığı ortada değil mi? Sadece zorlanma şekli günümüzde farklı.
Bu gün günümüzde yasalara göre her insan özgürdür değil mi? Ancak pasaportuna zorla el koyulup fuhuş yaptırılan kadınlar yokmu? Dış dünyadan bakılınca zorlama yok. Ancak sikayet edemezler, başlarına gelecek olandan korkarlar.
Eee ne farkı var bunların o insanlardan?
Bir takım insanlar bakmakla yükümlü oldukları kadınlara fuhuş yaptırmış zamanında. Zira bu kadınlar şikayet edememişler yine başlarına gelecek olandan korkmuşlar.
Zira kölelik(batılı anlamda) hala mevcut kademeli olarak kaldırılıyor.
İşte böyle davrananlar için ayet inmiş fuhuşa zorlamayın diye. Ki size ayetin nuzül sebebini bile verdim. Siz kendi istediğiniz gibi algılıyorsunuz.
Kuranın ve islamın ve asıl kaynak tanrısının kendisinin çelişki olduğunu görmeyenler bağıra bağıra hadisler kendi içinde çelişiyorlar diyormuş.Basit örnek, eşler konusunda haksızlık etmekten korkarsanız tek alın öğüdü ve bir başka ayetde kadınlar arasında adaletli olman, haksızlık yapmaman mümkün değil kafana göre takıl şekline döner.
Neresi çelişki abi, hükmünü yenilemiş, değiştirmiş mi dediniz? İşte zaten çelişkide burada , her şeyi bilen, her şeyi önceden kayıt altına alan tanrı öyle güçsüz ve kaderine mahkum duruma düşüyorki gelde çelişki yok de. Bilmiyor mu önceden ki bu hükmü önce koyup deneme yanılma, insan gibi öğrenme aşaması gibi "hım olmuyor lan böyle" noktasında çark ediyor? Yok biliyor madem işte burada da yazılı ve değişmez oluş hikayesiyle "bu tanrı güçsüz ve pilota bağlamış şekilde " önce bu hükmü böyle demek zorunda sonrada vakti gelince hiç şansı yok yazılı hale uyumlu robot olarak etkisiz yetkisiz kaderi gereği diğer ayetle nesh etmek zorunda. Kaderi bu.
Bir kere tek eş alın diye bir öğüt yok, Allah fikir değiştirmiyor. Nereden uyduruyorsunuz bunları?
"Eğer, (velisi olduğunuz) yetim kızlar (ile evlenip onlar) hakkında adaletsizlik etmekten korkarsanız, (onları değil), size helâl olan (başka) kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikâhlayın. Eğer (o kadınlar arasında da) adaletli davranmayacağınızdan korkarsanız, o taktirde bir tane alın veya sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için daha uygundur."(Nisa Suresi – 3. Ayet)
Bu ayet açık eşleriniz arası adalet sağlamaktan korkarsanız tek eşlilik yapın diyor. Bu ayet bekarlar için. Yada tek eşi olup ikinciyi düşünenler için
"Ne kadar uğraşırsanız uğraşın, kadınlar arasında adaleti yerine getiremezsiniz. Öyle ise (birine) büsbütün gönül verip ötekini (kocası hem var, hem yok) askıda kalmış kadın gibi bırakmayın. Eğer arayı düzeltir ve Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız, şüphesiz Allah çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir."(Nisa Suresi – 129. Ayet)
Burada çok eşli insanlardan bahsediyor. Diyor ki naparsanız yapın birine daha çok ilgi gösterir birini daha çok kayırırsınız diyor. Allah biliyor insanın huyunu.
Bu gün günümüzde de aynısı geçerli değil mi? Parayı bulan erkek milleti kendine ilk iş metres tutmuyor mu?
Eee noluyor sonra evdeki kadın değişikliği fark ediyor çünkü erkeğin ona ilgisi davranışları değişti. Sonra kadın şüphelenmeye başlıyor.
Bunu fark eden erkek bu sefer karısına ilgi göstermeye çalışıyor. Bu seferde metres çıngar çıkarmaya başlıyor. Sonra ne oluyor erkek iki taraftan birini seçiyor diğeri madur oluyor.
1400 sene öncede bu böyle değil mi? Ne fark var arada?
Bu durumda Nisa 129'a bakılarak eşler arası adalet sağlanıp sağlanamayacağından süphe eder bir insan. Bu şüphesi sonucunda da Nisa 3'e göre tek eşlilik yapar.
Buda çelişkinin asıl büyük boyutudurki nice örneği mevcut. Kaç kişi kaç kişiye bedeli ,katırı yarattığı sanmak veya kaç melek gönderdiğine veya şeytan cin mi melek miye kadar, bir çok çelişik ayet bulunabiliyor.
Mesela hala Şeytan'ın melek-cin çelişkisinden bahsediyorsunuz. Daha önce bu konuyu tartıştık sizinle. Resmen Arapçanın dil bilgisi kuralını kabul etmiyorsunuz.
Ulan mesele zenginlikleri mi? Biri devlet yönetiyor, zengin olma ve toplumda statü sahibi olmaya hak kazanıyor, hani evrim saçmalamanızda referans diye günümüzde kadınlar zengin erkekleri tercih ediyor argümanıyla geliyorsun ya,hah işte o statüyü kazanma yolu maddiyat değil mi. İslamın bu statüyü yok etme dışında getirisi ne? Kadını erkeğin malına muhtaç ve erkeğe sağlanan statüyü kadında görememe durumu mesele.Yani erkeğin statüsü zenginlik, kadına evlenmek veya mirastan düşecek yarım hakka sıkıştırılmış, nerde eşitlik?
Mehirle kime muhtaç? Mirasın yarıya inmesi ne iş? Vay be süper statü.
Bir kere mehir neden veriliyor miras neden yarıya indi bu soruyu sormak mesele?
Önce size bir soru sorayım; siz kadın erkek eşitliğine inanıyorusunuz?
Ben şahsen inanmıyorum. Bakın hiç İslam'ı karıştırmadan anlatıcam;
Küçücük bebeyken erkekler böcek kızlar çiçek değil miydi? Bak ayrımcılığa bak.
Niye centilmenlik diye bişey var? Neden ben hesabı ödemeliyim? Neden kız geçerken kapıyı tutmalıyım. Çünkü kadınlar çiçektir. Erkek onu istiyorsa çabalamalıdır. Hele kadın güzel bi kadınsa cilve yaparak istediğini yaptıramayacağı erkek yoktur.
Mesela cinselliğe gelelim. Erkek çiftleşebilmek için önce kadın bulucak, sonra kadını ikna edicek. ama kadın öylemi bacaklarını açtı mıkuyruk oluşur önünde. Kadınlar sosyal hayatta çok daha rahattırlar örf ve adetlerde hep onlara ayrımcılık vardır.
Ama diğer taraftan kadın için cinsellik tabudur. erkek bunu istediği gibi yaşarken kadının hemen adı çıkar. Mesela abine dersin eve kız getircem babamları götür. Kadın bunu abisine diyebilir mi kan çıkar.
Kadın fiziksel olarak güçsüzdür. Buluştuğun kadını niye evine bırakırsın? Yolda başına bişey gelmesin diye. Erkek istediği saatte çıkarken kız çıkamaz çünkü başına bişey gelebilir. Erkek gasp edilir miyim dayak yer miyim diye korkarken bu kadında tecavüze uğrar mıyım korkusuna kadar gidebilir.
Dünyanın her tarafında her bu böyledir. Kadın erkek eşitliği sadece hukuksal alanda vardır. Sosyal hayatta roller vardır. Erkek poşetleri eve taşır, kadın yemeği pişirir; kadın temizlik yapar, erkek bozulan eşyayı tamir eder.
Bunlar sadece basit örnekler. Kadın erkek eşitliği yoktur ki İslam buna göre davransın. Eşitlik sadece hukuksal alanda var, zaten İslam'da o alanda eşitlik sağlıyor.
İslam'da cezalar kadın erkek diye ayrılmıyor, hepsine aynı.
Ancak sosyal alanda iş farklı;
Bir kere kadın mehire muhtaç değil ki, mehir miktarını kendi belirliyor. İsterse 100 lira ister isterse 10000 lira kimse karışamaz.
Kadının mehir almasının sebebi çalışmak zorunda olmaması. Kadının kocası ölürse yada boşanırlarsa kendi geçimini bir süre sağlayacak para bu.
Kadın ölçüp tartıyor kendi kafasında buna göre belirliyor bu miktarı, bunun kadının muhtaciyetiyle ilgisi yok ki.
Günümüzde de nafaka sistemi var. Boşandığın kadına kendisi yeni iş bulana kadar yada çalışmıyorsa onun geçimini sağlayacak kadar nafaka ödeniyor. Ne farkı var ikisinin?
Yine erkeğin bakmakla yükümlü olduğu bir ailesi var diye mirastan iki pay alıyor. Kadının böyle bir yükümlülüğü olmadığı için yarım pay alıyor.
Kaldı ki bu oranlar eğer miras sahibi vasiyet edemeden öldüğü taktirde geçerli. İsterse tüm mirasını kızına bırakır, İslam bu konuda müdahale etmiyor ki
Toprak meseleside benzetme nedeni pek hoş,eh madem başlattın devam edelim, evet çorak olanı vardır, verimlisi vardır, üstüne evde yaparsın, sana izin varda bize yok mu? demek kadın toprak erkek çiftçi, kulanmaya hazır, toprağın itiraz hakkı varmı?Yok, Mülktür o, istediği gibi eker, biçer, isterse satar, kiralar.
Noldu demekki ağzı var dili yok, mülk oluyor kadın. Alınır satılır. Sen kendini çiftçilikle avut, dikkat et maden aramaya , üstüne fabrika kurup seni iyi kullanmayada çalışır sahibin kar amaçlı.
Gerçi bu ayetle ilgili İslami kaynaklardaki rivayetde hoştur, diledğiniz gibi yaklaşın deme nedeni, evet malınızdır, ters ilişkiyede girebilirsiniz demek olduğunu yazarlar.
İşte ayeti anlamak istediğinz gibi anlarsanız öyle yanlış bilgi sahibi olursunuz. Ters ilişkiye izin kesinlikle yoktur.
"Sana kadınların ay hâlini sorarlar. De ki: "O bir ezadır (rahatsızlıktır). Ay hâlinde kadınlardan uzak durun. Temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendikleri vakit, Allah'ın size emrettiği yerden onlara yaklaşın. Şüphesiz Allah çok tövbe edenleri sever, çok temizlenenleri sever."(Bakara Suresi – 222. Ayet)
Madem ters ilişki serbest neden kadınların adetinin bitmesi bekleniyor. Peki adet bittikten sonraki durum için izin verilen yer diyor? Cünkü sadece vajinal ilişkiye izin veriliyor.
"Kadınlarınız sizin ekinliğinizdir. Ekinliğinize dilediğiniz biçimde varın. Kendiniz için (geleceğe hazırlık olarak) güzel davranışlar takdim edin. Allah'a karşı gelmekten sakının ve her hâlde onun huzuruna varacağınızı bilin. (Ey Muhammed!) Mü'minleri müjdele."
Sonra ilgili ayet geliyor, tarla benzetmesi yapılıyor. Neden çünkü doğum sadece bu şekilde mümkün.
Ayetteki toprak benzetmesi doğurganlık sebebiyle. Bunu siz mülke indirgiyorsunuz.
Zira tarih boyunca hep "Toprak Ana", "Doğa Ana" denir. Ben hiç doğaya, toprağa eril statü veren bir toplum görmedim tarihte.
Doğurgan olan herşey dişildir.
Buradan ilişki durumu için kadının doğurganlığı vurgulanmışken yaptığınız yorum son derece zorlama.
Bu arada kadın örneğini sen verdin, Hepsi yüksek bilinçli değil demek gerizekalı demekse sen bilinç nedir zeka nediri ayırt edecek zekada görünüyorsun istersen bir googledan aradaki farkı tekrar okuyuver.Bilinç farkındalık, bilmek, bilgiyle, biyolojik IQ arasındaki farkı anlatalım mı yani? .
Orda ne demeye çaıştığım gayet anlaşılırdı, sizde anladınız zaten.. Bana demogog derken kendiniz yapmayın lütfen.
İslamda var mı? Böyle bir suç yokki tecavüz istatistiği olsun, yada cezadan bahsedilsin, yok İslam anlayışında, tecavüz suç değil yahu, kadınlar zaten toprak, bir çok eş alıyorlar, sübyan evlilikleri serbest, daha ne tecavüz istatistiğinden bahsediyorsun.
Evet yine güzel saçmalamışşınız. Talak 4'ü kafanıza göre yorumlayıp sübyancılık var, kafanıza göre bir hadis alıp tecavüz var(ki hadiste tecavüzün "t" si yok)
Çok eşlilimiş, daha önce bir çok bilimsel makale paylaştım gerekirse yine paylaşırım. İnsan ırkının erkeği çok eşliyken kadını tek eşlidir.
Eee İslam 4'eş e izin verince neresi sıkıntı oluyor bunun?
Kaldı ki İslam kimseye git 4 kadınla evlen demiyor.
Tecavüz istatisliklerine gelince;
Tecavüzün yaygın olması basbayağı kadına değer verilmediğini gösterir. Tecavüzün çok olduğu toplumda kadına verilen değer azdır.
Hadi diyelim ki tecavüz İslam'a göre suç değil, bir an sizin dediğiniz doğru diye düşünelim. Bu istatisliklere grip girmeme ile ilgisi yoktur.
İstatislik bilimi çalışma yaparken onun suç olup olmadığına bakmaz. Sayısına ve gerçekleşme sıklığına bakar.
Eğer ki İslam'i toplumda tecavüz daha azsa bu tabiki kadınlara tecavüzün çok olduğu ülkelerden daha çok değer verildiğini gösterir.
Nisa 16 fuhuş örneği konusunda da hoşsunuz.Doğrusu siz ayetleri incelersiniz ve bilirsiniz ve neden koyduğumu anlarsınız diye ummuştum, . Kimlerden bahseder o ayet sizce? Fuhuş yapanlar kimler?Kim o iki kişi?Ne ilginç sadece kadınlardan bahseder, O ikiside kadın.
Ayet basbayağı fuhuş yapan bir erkek we bir kadından bahseder.
"Kadınlarınızdan fuhuş (zina) yapanlara karşı içinizden dört şahit getirin. Eğer onlar şahitlik ederlerse, o kadınları ölüm alıp götürünceye veya Allah onlar hakkında bir yol açıncaya kadar kendilerini evlerde tutun (dışarı çıkarmayın)."(Nisa Suresi – 15. Ayet)
Burada kadınlarınızdan zina yapanlar derken;
"Sizlerden fuhuş (zina) yapanların her ikisini de incitip kınayın. Eğer onlar tövbe edip ıslah olurlarsa, onları incitip kınamaktan vazgeçin. Çünkü Allah, tövbeleri çok kabul edendir, çok merhamet edendir."(Nisa Suresi – 16. Ayet)
Burada içinizden fuhuş yapan ikisi der; yani açık açık bir kadın ve bir erkektir.
Kadınlarınızdan ikisi yada erkeklerinizden ikisi demez, içinizden ikisi der.
Ahzap 50 meselesinde bana meal masalıyla gelmen durumu kurtarmaz, gayet açıktır, değişim değştirme , boşanma, ayrılma değil, anlayan anladı, gayet net swing durumu mevcut. Aslında epey çağdaş denilen dünyaya tanrınız çok önceden öngörüp, doğayada uyumlu bir durumu ortaya koymuş, noldu sübyancılık normalde swing mi değil. Bence tersini savunmanız uygu olurdu ama siz bilirsiniz. Çünkü buradaki durum swing aynen.Ahzap 50 52 arası konu gayet net sex(nikah) eş takası , istediğini sex konusunda öncelilkli alma, geri bırakma vesaire iken başka bir şey çıkmıyor be gözüm.
Ayet kapı gibi yeni eş alabilmek için eskisini boşamaktan bahseder.
"Ey Peygamber! Biz sana mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah'ın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altında bulunan kadınları; seninle beraber hicret eden, amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını ve teyzelerinin kızlarını sana helâl kıldık. Ayrıca, diğer mü'minlere değil de, sana has olmak üzere, mehirsiz olarak kendini Peygamber'e bağışlayan, Peygamber'in de kendisini nikâhlamak istediği herhangi bir mü'min kadını da (sana helâl kıldık.) Mü'minlere eşleri ve sahip oldukları cariyeleri hakkında farz kıldığımız şeyleri elbette bilmekteyiz. Bütün bunlar, sana herhangi bir zorluk olmaması içindir. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir."(Azhab Suresi – 50. Ayet)
Önce hangi kadınlarla evlenmenin helal olduğundan bahsetmiş;
"Onlardan dilediğini geriye bırakır, dilediğini de yanına alırsın. Boşadığın hanımlarından arzu ettiğini tekrar yanına almanda, senin üzerine bir günah yoktur. Böyle yapman onların mutlu olmalarına, üzülmemelerine ve hepsinin, senin verdiklerine razı olmalarına daha uygundur. Allah, kalplerinizde olanı bilir. Allah hakkıyla bilendir, halimdir."(Azhab Suresi – 51. Ayet)
Sonra demişki; onlarla boşanmanda sıkıntı yoktur demiş. Eğer biriyle boşanırsan onunla tekrar evlenebilirsin, problem yok demiş
"Bundan sonra, güzellikleri hoşuna gitse bile başka kadınlarla evlenmek, eşlerini boşayıp başka eşler almak sana helâl değildir. Ancak sahip olduğun cariyeler başka. Şüphesiz Allah, her şeyi gözetleyendir."(Azhab Suresi – 52. Ayet)
Sonrada; ama yeni bir evlilik yapamazsın demiş çünkü zaten 4 ten fazla eşi var. Eeee napacak o zaman birini boşayıp yeni biriyle evlenecek ki eş sayısı sabit kalsın.
Ancak işte ayet bunun önüne geçmiş.
Kaldı ki bir kadının boşandıktan sonra başkasıyla evlenmesi için iddet süresi beklemesi gerekir. Evet swinger düşünecekler ama keyif için iddet bekleyecekler.
Çok mantıklı.
Yani burda swingerlık gibi bir durum düşünmeniz tamamen sizin keyfi yorumunuz.
Bu hadislere dayalı ve 18-20 yaş hikayesi hüküm değil mi ?Ha kıvırabilirsin hadis nerde diye.Verdiğin hüküm başlı başına hadis içeriklidir.Bu mesajla Ayşe ananın 9 yaşını örtpas için erkenden önlem amaçlı( hadisleri red nerde?) içgüdüsel sunni mezhepçiliğinle feryattasın. Ben ortaya daha hiç bu konuyu sürmemişken başlatan kişi sensin.
Kurancıymışmış.
Ayşe ananı 18 yaşında diye ileri süren sen(hüküm) , konuda adı bile geçmiyorken sanki ben onu öne sürmüşüm gibi bana cevap yazdın.Hatta ispatlamış edalarıylada devam ettin ki ispatlayabilmek içinde, 18 yaşında diye hüküm vermek içinde hadis gerekliliği ortadayken daha ne diyorsun .
18 yaşı hadislere dayanarak uyduran ben miyim? Bunu yazacaksın, bu iddiayı( 18) yaş hadislerle açıkladığını sanacaksın birde ilgisiz gibi takmayıp bizim karşı hadis sunmamızdan 18 yaş hükmünü reddimize gocunacaksın.
Sen bu hükmü koyduğun anda zaten bu hakkı veriyorsun karşıya. Olayı başlatıyorsun. 18 yaş hükmünü kurandan mı çıkarttında hadisle cevap vermeyeceğiz?
Bir kere dürüst ol be gözüm.
Ayrıca bak; Benden alıntı yaptığın yerlerde de gayet anlaşılır yazmışım, kuran diyene kuran, hadislerle gelene aynen karşılık veririz, Ayşe ananın yaşı muhabbetini öne sürmeyecek, hatta kesin bir yaş (18) ile hüküm koymayacak, ben hadis takmam diyecektin. O halde Ayşe Ananı ben ileri sürmemişken, kendin ileri sürüp birde burada pişkin pişkin yazı yazmayacaksın. Yazıyorsan sıkıştığın yerde Kurancıyım, yada yok efendim çelişkili gibi absürd savunma reflekslerine girmeyeceksin.
Herhangi bir konuda sözde uyanıksın ya, hadislerle ilgili reddiyen var mı? Yok, hadislerle konulara cevaplar vermiş misin? Evet. Burda sıkışınca Kurancı mı oldun? Sorduğum halde özellikle cevap vermemiş. Görüyoruz, sıkışınca kurancıyım diye kaçma planın varmış, anladık.
O halde ne halt etmeye devamdasın? konuya hadislere dayalı olduğunu bildiğimiz hüküm koyup birde pişkinlik yapıyorsun ?
Tipik kafir,takiyyeci Sünni dediği dediğini tutmaz bir kişi olduğun aşikarken yorma boş yazılarınla konuyu.
Muta nikahının ilgili ayeti nisa 24, boş muhabbetlere karnım tok, onuda hadislerle yok sayan sunniler ( el altındanda devamdalar) , burdada görüyoruzki demogojiye başvurmaktasın. Hadissiz bu ayetin hükmünü ortadan kaldıracak adam göremiyorum. Ki o bile zorlama ama neyse.Okuma özrün yoksa önceki mesajımda mevcut, Ayetlerin hükmünü hadisle kaldıran süper sunni Müslümanlar.
Şia ayeti olduğu gibi kabul eder,bizdeki sunni kesim ise özellikle Türkler çeviri üçkağıdı yapar diğerleri (Araplar) ise hadisle ayetin hükmünü yok edildiğini söyler.
Ayetle çelişiyorsa hadis yanlıştır, hadis ayeti yok edecek güçteymiş te haberimiz yok.
Gerçekten çok komiksiniz. Önce size hüküm vermek ne demektir onu öğretiyim.
"Peygamber (s.a.s) içki konusunda on kişiyi lanetlemiştir: Sıkan, kendisi için sıkılan, içen, taşıyan, kendisi için taşınan, içiren, satan, parasını yiyen, satın alan ve kendisi için satın alınan..." (Tirmizî, Büyû`, 59; Ibn Mâce, Eşribe, 6).
Böyle bir hadis gösterip içki satmak yasaktır demek hüküm vermek olur. Yaptım mı böyle bir şey?
Hiç bahsetmemişken Hz. Ayşe demişim;
Biliyormuyum ben siz sübyancılık diyince hemen arkasından Hz. Ayşe gelecek. Duymadık mı bunları?
Ayrıca gayette hadissiz Nisa 24'ün muta nikahı olmadığını gösterdim. Öyle ama Şia yapıyor, Ehl-i Sünnet hadisle nesh ediyor falan dersiniz anca.
Birde uzun uzun yazmışsınız;
"(Savaş esiri olarak) sahip olduklarınız hariç, evli kadınlar (da size) haram kılındı. (Bunlar) üzerinize Allah'ın emri olarak yazılmıştır. Bunların dışında kalanlar ise, iffetli yaşamak ve zina etmemek şartıyla mallarınızla (mehirlerini verip) istemeniz size helâl kılındı. Onlardan (nikâhlanıp) faydalanmanıza karşılık sabit bir hak olarak kendilerine mehirlerini verin. Mehir belirlendikten sonra, onunla ilgili olarak uzlaştığınız şeyler konusunda size günah yoktur. Şüphesiz ki Allah (her şeyi) hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir."(Nisa Suresi – 24. Ayet)
Ayette geçen kelime; farîdaten: farz olan
Yani ayet açık açık farz olan ücret diyor. Kur'anda kadına verilmesi farz olanlar tanımlanmıştır.
Bu ya miras yada mehirdir.
Yani ayette açık ki farz olan ücret dedüği mehirdir.
Mehir verir evlenirsin diyor ayet.
Ücret kelimesini mehir diye çeviren üçkağıtçılar , nikahtan bahsetmeyen ayetiniz buyurun.
Vel muhsanâtu minen nisâi illâ mâ meleket eymânukum, kitâballâhi aleykum, ve uhille lekum mâ varâe zâlikum en tebtegû bi emvâlikum muhsinîne gayra musâfihîn(musâfihîne). Fe mâstemta'tum bihî minhunne fe âtûhunne ucûrehunne farîdah(farîdaten). Ve lâ cunâha aleykum fîmâ terâdaytum bihî min ba'dil farîdah(farîdati). İnnallâhe kâne alîmen hakîmâ(hakîmen).
O ucurehunne'nin yanında faridaten var. Bi ara bi bakın onun anlamı neymiş.
Gelelim insanı hayvandan ayıran özelliklere; Evrim senin biyolojik referansında sadece çok eşlilik içermez, her canlıda farklı işlemiş ve insandada bilinç, duygu ve düşüncelerin gelişim ve evrimi sonucu, bilgiyi anlama kavrama işlemedeki bariz farklılıkla empati ve bilimsel yaklaşım eşliğinde suç-hastalık vesaireyi tanımlama noktasına geldiğimizi uzun uzun anlattık.Allahın erkek kadın sayısının eşit sayılarda olacağını dünyada doğum yaparken düşünememiş sanırım bu durumu pek. Hayvani olarak güçlü olan bir kesim dişilerin çoğunluğunu döller demiş, onuda günümüzde zengin kesim( para ?biyolojik güç?doğada güç para imiş ) geçmişte vurduğu, astığı kestiği diğerinin tüm malına el koyar , karısına kızınada el koyarda kalmış tanrınız.
Uf bu paragrafta bir demogoji başlıyor sorma gitsin, sorarlarsa Hoatzin demogog dersiniz anca.
Bir kere gidin önce dediğim kitapları okuyun, evrimsel psikoloji hakkında bir bilgi sahibi olun sonra tartışalım.
Bahsedilen güç erkeğin çocukları büyütebilme yetisidir. Bu her toplumda değişir.
İlk çağda erkeğin avlana bilme yetisi ve fiziksel gücü iken, orta çağda kılıç kullanabilme yeteneği, günümüzde de paradır. Yarın ne olacak bilemeyiz.
Zira bu güce sahip olamayanlar neslini devam ettiremez. İlk çağda avlanacak gücü olmayan erkekler çiftleşemezken bugünde parası olmayanlar aynı durumda.
Yok sanki anlatmamışım gibi içgüdüler ile davranmak normaldir noktasına sıkışmış, tanrımda fıtrata uymuş, ilkel iç güdülü hayvan seviyesini aşamamış diyip durmaktasın. Aferin.
Evet içgüdüler ile davranmak normaldir ancak insan olmak istiyorsan bilincinle onu kontrol etmelisin.
Allah'ta bizden bunu istiyor zaten. Nefsinize hakim olun; onun esiri olmayın diyor. Nesi garip?
Ulan nefs terbiyesi Buda-konfüçyus gibi nice isimde senin içgüdülü araplarının hayvaniliği aşamamış boyutlarını kat kat aşar geçer.
Farkında değilsiniz sanırım ama biz zaten Budizm'inde Allah tarafından gönderildiği sonradan tahrif edildiğini düşünüyoruz.
Zira eğer nefs terbiyesinin felsefesine inecekseniz Tasavvuf'ta tillahı vardır.
Tanrın nefse(içgüdü) uygun ancak bilimin ve bilincin ortaya koyduğu ve biyolojik yeterliliğin yetmeyeceği gerçekliği karşısında çok aciz kalıyor. Akli olgunluk veya cinsel olgunluk konusunda dediklerimi tekrar etmen ve kel alaka çocukların bilincinin yetersizliği ile biyolojik aşırı hormon üretimiyle verdiği tepkilerin sonuçlarını şu bilinç seviyesine ve bilimsel bakışa bilgiye sahiplikte biz ilkeliz lafzının arkasına sığınma zavallılığından öteye taşamıyorsun.İlkelliği hiç değişmez ve aşılamaz ve bu içgüdüleri kontrol edilemez sanmana mı yada bildiğin halde böyle sabit kalmayacağını savunma uğruna evrimle çelişerek (değişim gelişim) evrimle uyumlu demendeki aptalca tutumuna mı değineyim bilemiyorum.
İlkel olan arabın içgüdüsel sübyancılığının o çağın kültür ve şartları ve bilgi ve bakışıyla şekillenirken , evrimin değil anlayışın hakim olan geçmiş kültürün normal görüsünün sonucu olduğu ve bu çağda gayet kontrol edilebilir olduğu ve suç kapsamında olduğu gerçeğidir.
Hastalık boyutunada bilim karar verir ki verdi zaten sapıklık ve bir bireyin tamamlanmamış gelişimini suistimal , hayvani güdüleri tatmin için araçlaştırarak bireyi objeye indirgeme, kullanma hastalığı ve donuç olarakta suçudur pedofili.
Çocuklar arası ilişki girişimleri merak ve hormon patlamasıdır , ancak burada söz ettiğimiz bu bilinç ve kontrol dışı biyolojik durumu, bilinçli ve sübyancı yetişkin tipler için hak verir tavırlar, yani çocuk olmayan yetişkinlerin sübyancılığını hala 7. Yüzyıl arap bakışıyla aynı yerde gösterme çabanız.
Öyle kolay olmuyor , mesele çocuğun çocuğa ilgisi değil, sübyanlığı değil, tüm verilerle bu gün sübyancılığın hem biyolojik hem bilinç düzeyinde yanlış olduğunu ortaya koyan sizin tanrınız değil insan aklı ve bilincinin evrimsel süreçte bilim destekli vardığı sonuç.Tanrınız ise sabitlemiş, evrimi falan takmamış.
Hiç boşuna ama biyolojik yeterlilik olmaz, işte biz insanız diye kıvranmayın İslam'a laf atabilmek için.
Elimizde bilimsel veriler var, zira ben konuştuğum idda ettiğim herşeyi bilimsel olarak temellendiririm. İtirazınız varsa sizde bilimsel olarak temellendirin.
Ama yok tek şartı biyolojik yeterlilikmiş böyle tanrımı olur diye ağlamayın.
Elimizdeki veriler şunlar;
1-) İnsan ergenlik çağına girince iki hormon salgılanmaya başlar. Bunlar;
Testestoron ve Östrojen
http://www.uzmantv.com/testosteron-nedir
http://www.uzmantv.com/ostrojen-hormonunun-vucuttaki-islevi-nedir
Zira bu hormonların cinsel istek ile direk etkisi var;
https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC2673004/
http://www.nydailynews.com/life-style/health/estrogen-plays-key-role-revving-women-sex-drives-study-article-1.1330163
Yani insanda cinsel istek bu hormonlar sayesinde başlıyor. Merak nasıl bir hissiyat olduğunu öğrenmek için.
2-) Cinselliğin tabu olmadığı toplumlarda ilk cinsellik yaşı 12-13. Bu kişiler düzenli olarak ilişkiye giriyor.
Bu kişilerin ilişkiye girdikten sonra aile olamaması, beraber yaşayamaması hem kendi sağlıklarını hemde toplum sağlığını tehlikeye atıyor. Hemde bu çok ciddi bir tehlike
https://www.youtube.com/watch?v=lZeyYIsGdAA
Elimizde bu iki veri varken geriye söylenen sözler boş ve gereksiz. Zira doğaya göre ergenik çağına girmiş, cinsel olarak olgunlaşış kişişerin kensi isteğiyle ilişkiye girmesinde sıkıntı yoktur.
İlişkiye girmelerinde sıkıntı yoksa kendi istekleriyle evlenmelerinde de sıkıntı yoktur.
Yetimler diyince ve onların nikah çağı deyince adet olmadığını başlangıcın anlamak için gerçekten kör olmalı insan.Çünkü veliye cinsel yeterliliği anlamak için test etmek gibi tuhaf bir yol öneriyor , yani adet görmek veya görmemek kıstası test edilme gerektirmez.
Şaka mı bu? Bu nasıl bir çarpıtma.
"Yetimleri deneyin. Evlenme çağına (buluğa) erdiklerinde, eğer reşid olduklarını görürseniz, mallarını kendilerine verin. Büyüyecekler (ve mallarını geri alacaklar) diye israf ederek ve aceleye getirerek mallarını yemeyin. (Velilerden) kim zengin ise (yetim malından yemeğe) tenezzül etmesin. Kim de fakir ise, aklın ve dinin gereklerine uygun bir biçimde (hizmetinin karşılığı kadar) yesin. Mallarını kendilerine geri verdiğiniz zaman da yanlarında şahit bulundurun. Hesap görücü olarak Allah yeter."(Nisa Suresi – 6. Ayet)
Yani cinsel ilişkiyle hiçbir ilgisi olmayan, tamamen mal teslimi üzerine olan bir ayeti nasıl cinsel olarak deneme anlamına çekersiniz anlamak mümkün değil.
Ayet açık açık kendi mallarını idare edip edemeyeceklerini deneyin diyor. Ne alaka cinsel anlamda deneme. Bu nasıl bir çarpıtma?
Talak 4 eşliğinde düşündüğümüzde ve hatta beğenmediğiniz hadislerdeki yaş grubunun bile 9-10-11 olarak kuranın kendisinden dahi daha iyi bir seviyede kaldığını görmekteyiz.
Buda adetten daha öncesine ilişkin bir yaş grubunun kastedildiğini ortaya koyuyor. Yani doğanın normal işleyişindeki cinsellik seviyesinin dahi altında bir cinsellik anlayışı var bu tanrının.İnsan fıtratını biyolojik yapısının gelişimin bile yakalayamayan bir tanrı.Vazgeçtik bilinçli ve bilimsel olmasını bekliyorsanız o aşamaya varacak gibide görünmüyor. Sabit 7. Yüzyıl bedevi içgüdüleriyle insana bakan bir tanrı..
Adet görmemiş eşleri normal gören tanrı.
Yahu şu talak 4 ve Nisa 127 konusunda inat edip arkasında sığımaktan yorulmadınız. Utanmasanız tüm Kur'an ı bu iki ayet üzerinden değerlendirceksiniz.
Kaldı ki bu iki ayettin pedofili ile uzaktan yakından ilgisi yok.
Sizin öyle "Burada domates Var, üzerine yumurta kırdık, birazda kaşar ekleyelim oldu menemen" şeklinde yaklaşımınız şaçmalıktan ibaret.
Kaldı ki nisa 6 açıktır.
Bir kadının mal sahibi olabilmesi için akli yeterlilik gerekir. Mehirde kadının kendi malıdır. Yani evlilik için belirli akli yeterlilik gerekir.
Bu arada Turan Dursun takıntınız sizi kör etmiş. Keşke biraz ondan insan olmayı öğrenebilseydiniz. İnsanları kandırıyor yalanınızdanda sıkıldık, burda yazdığım hiçbir şey O güzel insandan alıntı yada öğrenilmiş değil. İslam aynı halt değişmiyor kaynaklar ortada, aynı şeyi okuyorsan aynı şeyi anlamak ve çıkarım yapmak doğal. Biz çelişmiyorsak ve aynı şeyi anlıyorsak ki yazılanlarda yada anlatılanlarda hemfikiriz demektir ki dediğinizden çıkan sonuç bu, bizde değil sizde sorun var demektir.
Asıl sorun sizde, aynı şey üstüne bin farklı uydurma anlam peşinde ve biri diğerini yalanlıyor.Işid yanlışmış, şia yanlışmış hatta cümle herkes yanlış bir bu demogog doğru. He yav hee.
Ona saldırma yönteminiz demogogluğunuzun bir başka kanıtı.Daha öncede yaptınız aynı terbiyesizliği, cevaben dedimki ondan öğrenmiş olsam ne olur, referansı İslami kaynaklar dışında bir şeymi?
İkide birde bu salakça tavırla saldırmanıza cevabımdır, hiç okumadım Turan Dursun kitaplarını, tuhaf gelsede durum bu,Kulleteyn hariç.Yani kusura bakmayın Turan Dursun kötüleme salaklığınız nerden çıktı anlayamadım? İnsan sorar önce değil mi?
Yine saçmalamaya başladınız.
Yahu ben Turan Dursun'dan neden nefret edeyim? Kendisi ben daha doğmadan öldü, keşke öldürülmeseydi. Hatta ben kendisine teşekkür ederim, onun kitapları olmasaydı ben dinimi araştırmayacaktım. Siyer kitaplarını hiç okumayacaktım.
Ben sizin(genel olarak bu sitedekilerin) her konuda onun arkasına sığınmanıza, o ne dediyse doğrudur yaklaşımınızdan nefret ediyorum.
Zira daha önce hiç duymadığınız kaç tane yanlışını, hatasını yazarım buraya. Ama konumuz o değil.
Birde demişsiniz ki Turan dursunu hiç okumadım, insan önce bir sorar?
Eeee siz kendiniz söylemediniz mi Cüveriye'yi ondan öğrendiğinizi? Siz Cüveriye konusunu açtığınızda direk bildim o olduğunu. Çünkü ondan başkası gelmiyor böyle bir iddayla.
Kaldı ki Turan Dursun okumak sadece alıp onların kitabını okumak değildir. Bu siteden veya başka kaynaktan onun iddasını okumak; yine onu okumaktır.
Gelelim Ayşe - Berre (cüveyyire) meselesine.
Cüveyyirenin adı Berre, yani uydurmayın bir admış gibi, kadıncık, kızcağızcık diye adı varmış Berre ananızın saçmalığıyla , uyduran sahtekarlara da prim vermeyin. Cüveyyire cariyecik( yaşından dolayı) sıfatı bu , bunu ayırt edin öyle gelin.Yani yaşından dolayı sıfatı Berrenin kadıncık,cariyecik, kızcık.Farketmez ne dediğinizin, zaten bu bilgiyi ben koymuştum önceden, eski mesajlarda mevcut.
…………..
Burada dikkat çeken başka bir husus da, o günü anlatırken bizzat Âişe Vâlidemiz'in,"Oyun oynayan bir kız çocuğu idim."şeklindeki beyanıdır. Kendisini ifade ederken kullandığı ‘kız çocuğu' kelimesinin karşılığı olan ‘câriye' lafzı, ergenlik çağına geçişi ifade etmekte ve o dönemler için kullanılmaktadır. Arap şairlerinden İbn Yerâ, bu yaşlardaki birisini kastederek maksadını şu şekilde ifade etmektedir: "Sekiz yaşına geldiğinde artık o, benim için bir câriye değil; Utbe veya Muâviye'ye nikahlayabileceğim gelin adayımdır.
………………..
Kısacası Adı var, 18-20 yaşındaki kadına kadıncık diyorlarmış, kızcık diyorlarmış diyemediğinizden hali ile adıdır gibi manipüle etme gayretiniz güldürüyor insanı.
Berre(cüveyyire) yede bu sıfatı Muhammed takıyor. Yani Küçüklüğüne vurgu net.Kadıncık, kızcık, cariyecik seç beğen al. 20 yaşındaki kadına Muhammed niye kadıncık, kızcık ,cariyecik derki?
Bu lakap dahi berenin 18 yaşında veya üstünde olmadığının kanıtı. Yani Berre hadislerde geçtiği şekliyle anlaşılan oki 14-15 en fazla. Yani hadislerle sunulan bilgi uyuşuyor bu sıfatla. Eh Ayşenin yaşıda otomatik düşüyor değil mi? Kaça? 9-10
Yine biliyoruzki Ayşe ananızın yaşını büyütme hikayelerine kadar İslam ansiklopedisi dahil Cüveyyirenin yaşı 13-14 olarak yazılıdır kaynaklarda. Hesaplama metodlarıda Ayşeyle yaşıtlık ve referans Ayşenin 9 yaş hadisidir.
Hangi kaynakta Cüveriyenin yaşı 13-14 olarak geçer? Sunabilirmisiniz bir tane.
Bütün siyer kitaplarında kadının yaşı 20 olarak geçer. En eski kaynaklarda dahi 20 olarak geçmiştir yaşı. Hangi kişinin yazdığı siyer kitabında yada ansiklopedi de 13-14 olarak geçtiğini söylermisiniz.?
Ayrıca Cüveriyenin eski adının Berre olduğu gayette bilinen bir şey ben koydum diye övünmeniz yersiz.
Cüveriye kadıncağız, kızcağız anlamına gelir yaşa vurgu yoktur. Kaldı ki bugün hala başına bir şey gelen 20 yaşındaki bir kıza kızcağız mağdur olmuş demiyormuyuz? Nesi garip?
Ayrıca tek Cüveriye o değil ki.
Ebu Cehil'in kızının adıda Cüveriye, Ebu Süfyan'ın kızının adıda Cüveriye. Bu insanlarda mı kendi kızlarına "küçük kölecik" ismini koymuş?
Yoksa o devirde kullanılan kadıncağız, kızcağız anlamında bir isim olduğundan mı koymuşlar?
Bana hadis sunacaksın cariyecikin yaşını kim nasıl hesaplıyor? Doğumunu kim hangi hadisle öğrenmiş.
Ne demek hadis sunacaksın. Hadissiz olarak bütün siyer kitaplarında kadının yaşı 20. Sizin dediğiniz gibi farklıysa yaşı eski kitaplarda gösterin hangi kitapta 13-14 geçiyormuş.
Hangi hadiste yaşı 13 olarak geçiyor?
Hatta ilginci Cüveyyireyle evlilik konusunda Hicri 628 tarihini dahi zikreden var. Bu durumda Ayşe ile aralarındaki evlenme aralığı otomatik 5 yıla çıkıyor. 4-5 aralığındaki değişkenliği geçelim, çünkü iyi niyetle tüm diğer bilgileri yoksayıp baktığımızda dahi Ayşenin yaşı bu durumda 13 e kadarda geriliyor, onca çabaya rağmen. Ki Berreye göre hesaplıyoruz, oysa biliyoruzki bu zamane alimcikleri Berrenin yaşını Ayşeye göre hesaplıyor, sonra dönüp bereye göre ayşeyi hesaplatıyorlar.ulan bu nasıl mantık?
Yaşıt olmakla akran olmak arası farkı görmezden gelirseniz öyle olur tabi.
Mesela siz ikisinin "Aynı yaşta" olduğunu hangi hadise bakarak söylüyorsunuz?
Tevrat ve İncil tahrif edilmiştir yazan ayeti alalım, (yok boşa aramayın) böyle bir ayet yok, tamamen zorlama peşinde olduğunuzdan tüm yazdıklarınız bu noktada çöp.Ve oysaki İncil ve Hıristiyanlar tevratı ve Yahudiliği red etmez, yanlış iddia, kuranda aynı taktiği kullanır ve oda onları tastikler.( insanların farklı inançlara geçmesi veya mezheplere bölünmesi veya emir yasaklara uymaması veya inancı inkarı vesaire kutsal kitapların bozulmasına kanıt sayılmaz, bu iddia dahi edilemez)
Ayet istiyormuş;
"Şimdi, bunların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Oysa içlerinden birtakımı, Allah'ın kelamını dinler, iyice anladıktan sonra, onu bile bile tahrif ederlerdi."(Bakara Suresi – 75. Ayet)
"Ey Kitap ehli! Niçin hakkı batılla karıştırıyor ve bile bile gerçeği gizliyorsunuz?"(Ali-İmran Suresi – 71. Ayet)
Onlardan (Kitap ehlinden) bir grup var ki, Kitab'dan olmadığı hâlde Kitab'dan sanasınız diye (okudukları) Kitap'tanmış gibi dillerini eğip bükerler ve, "Bu, Allah katındandır" derler. Hâlbuki o, Allah katından değildir. Bile bile Allah'a karşı yalan söylerler.(Ali-İmran Suresi – 78. Ayet)
"İşte, verdikleri sözlerini bozmaları sebebiyledir ki onları lânetledik, kalplerini de kaskatı kıldık. Kelimeleri yerlerinden kaydırarak (tahrif edip) değiştiriyorlar. Akıllarından çıkarmamaları istenen şeylerden önemli bir kısmını da unuttular. (Ey Muhammed!) İçlerinden pek azı hariç, onların daima bir hainliğini görüyorsun. Yine de sen onları affet ve aldırış etme. Çünkü Allah, iyilik yapanları sever."(Maide Suresi – 13. Ayet)
"Ey Peygamber! Kalpten inanmadıkları hâlde, ağızlarıyla "İnandık" diyenler (münafıklar) ile Yahudilerden küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar (Yahudiler) yalan uydurmak için (seni) dinlerler , sana gelmeyen bir topluluk hesabına dinlerler. Kelimelerin (ifade içindeki) yerlerini bildikten sonra yerlerini değiştirir ve şöyle derler: "Eğer size şu hüküm verilirse, onu tutun. O verilmezse sakının." Allah, kimin azaba uğramasını istemişse artık sen onun için asla Allah'a karşı hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allah'ın kalplerini temizlemeyi istemediği kimselerdir. Onlara dünyada bir rüsvaylık, ahirette ise yine onlara büyük bir azap vardır."(Maide Suresi – 41. Ayet)
Basbayağı yazar bu ayetler Tevratın tahrif edildiğini. Kaldı ki o tahrif edilmemiş olsa Hz. İsan neden gönderilsin. Ki oda Yahudilere gönderiliyor.
İncile gelecek olursak, ortada İncil diye bir kitap yokki. 4 havarinin ağzından çıkmış hadis kitapları.
Hristiyanlar bile kabul ediyor kitaplarının tanrı ağzından çıkmadığını.
İçinde nur ve hidayet vardır der. Neresinde diyecekti?
Tek nur, tek hidayet yazmaz orda saçmalamayın artık.
Bir nur, bir hidayetide nerenizde uydurdunuz? Çöplüksünüz. Olmayan "bir" kelimesi uydurarak durum kurtarma gayretindesiniz, ayrıca sözde kuranda konu bakımından tüm kuranı birlikte ele almalıyız diye bize masal anlatırken ki ilgisiz savaş ayetlerini birbiriyle ilgili gibi gösterme çabanızın sonucu, nedense aynı suredeki konuya ilişkin devam ayetlerini görmezden geliyorsunuz.
İçinde nur ve hidayet vardırı hangi kafayla tek bir adet diye algılatmaya çalışıyorsunuz?
O senin ve kavmin için bir zikirdir.
Ayetindende anlıyoruzki kuran bozulmuş, çünkü bir zikirdir demiş.
Siz gerçekten ya okuduğunuzu anlamıyorsunuz yada işinize gelen gibi anlıyorsunuz.
Kur'an kendinden bahsederken Allah'ın nurudur, hükmüdür der. Tevrat ve İncil için içinde nur vardır, içinde Allah'ın hükmü vardır der.
Farkı anlayamıyormusunuz?
Maide 43-47 arası kaçacağınız değil tersine, herkese ayrı ayrı (din ve kitap) gönderdik, herkes kendinkine uysun çağrısı içerir ve hatta bırakın bozulmayı bu şekildede tastikler, doğrular.
"Ey Peygamber! Kalpten inanmadıkları hâlde, ağızlarıyla "İnandık" diyenler (münafıklar) ile Yahudilerden küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar (Yahudiler) yalan uydurmak için (seni) dinlerler , sana gelmeyen bir topluluk hesabına dinlerler. Kelimelerin (ifade içindeki) yerlerini bildikten sonra yerlerini değiştirir ve şöyle derler: "Eğer size şu hüküm verilirse, onu tutun. O verilmezse sakının." Allah, kimin azaba uğramasını istemişse artık sen onun için asla Allah'a karşı hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allah'ın kalplerini temizlemeyi istemediği kimselerdir. Onlara dünyada bir rüsvaylık, ahirette ise yine onlara büyük bir azap vardır.Onlar, yalanı çok dinleyen, haramı çok yiyenlerdir. Eğer sana gelirlerse, ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir. Onlardan yüz çevirecek olursan, sana asla hiçbir zarar veremezler. Eğer hükmedecek olursan, aralarında adaletle hükmet. Çünkü Allah, âdil davrananları sever. Yanlarında, içinde Allah'ın hükmü bulunan Tevrat varken nasıl oluyor da seni hakem yapıyorlar, sonra bunun ardından verdiğin hükümden yüz çeviriyorlar? İşte onlar (kendi kitaplarına da, sana da) inanmış değillerdir. Şüphesiz Tevrat'ı biz indirdik. İçinde bir hidayet, bir nur vardır. (Allah'a) teslim olmuş nebiler, onunla yahudilere hüküm verirlerdi. Kendilerini Rabb'e adamış kimseler ile âlimler de öylece hükmederlerdi. Çünkü bunlar Allah'ın kitabını korumakla görevlendirilmişlerdi. Onlar Tevrat'ın hak olduğuna da şahit idiler. Şu hâlde, siz de insanlardan korkmayın, benden korkun ve âyetlerimi az bir karşılığa değişmeyin. Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler kâfirlerin ta kendileridir. Onda (Tevrat'ta) üzerlerine şunu da yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş kısas edilir. Yaralar da kısasa tabidir. Kim de bu hakkını bağışlar, sadakasına sayarsa o, kendisi için keffaret olur. Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, zalimlerin ta kendileridir. O peygamberlerin izleri üzere Meryem oğlu İsa'yı, önündeki Tevrat'ı doğrulayıcı olarak gönderdik. Ona, içerisinde hidayet ve nur bulunan, önündeki Tevrat'ı doğrulayan, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için doğru yola iletici ve bir öğüt olarak İncil'i verdik. İncil ehli Allah'ın onda indirdiği ile hükmetsin. Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, fasıkların ta kendileridir. (Ey Muhammed!) Sana da o Kitab'ı (Kur'an'ı) hak, önündeki kitapları doğrulayıcı, onları gözetici olarak indirdik. Artık, Allah'ın indirdiği ile aralarında hükmet ve sana gelen haktan ayrılıp da onların arzularına uyma. Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol koyduk. Eğer Allah dileseydi, elbette sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat verdiği şeylerde sizi imtihan etmek için ümmetlere ayırdı. Öyle ise iyiliklerde yarışın. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O zaman anlaşmazlığa düşmüş olduğunuz şeyleri size bildirecektir. Aralarında, Allah'ın indirdiği ile hükmet. Onların arzularına uyma ve Allah'ın sana indirdiğinin bir kısmından (Kur'an'ın bazı hükümlerinden) seni şaşırtmalarından sakın. Eğer yüz çevirirlerse, bil ki şüphesiz Allah, bazı günahları sebebiyle onları bir musibete çarptırmak istiyor. İnsanlardan birçoğu muhakkak ki yoldan çıkmışlardır.(Maide Suresi 41,49. Ayet)
Ayet önce münafıkları ve Yahudileri anlatıyor. Diyor ki sen onlara ayetleri okuduğu zaman kelimelerin yerlerini değiştirip, anlam saptırması yaprlar diyor. Onlar yalancıdır diyor.
Sonra eğer sana danışırlarsa onlara istersen Tevrat'tan hüküm ver istersen onlara yüz çevir diyor. Neden adamlar Kur'anı kabul etmiyor, Tevrat doğrudur diyor. Eğer Kur'andan hüküm verirsen onu kelimelerle oynayarak saptırıyorlar.
O yüzden muhatap olma onlarla diyor.
Sonra diyor ki madem Tevrata çok iananıyorlar neden sana geliyorlar diyor? Eğer o Tevrata inanıyorlarsa ona göre hükmetmeleri gerekir diyor. Kaldı ki sana geldiklerinde sen Tevratla hükmedince kabul etmediler diyor.
Amaçları oyun oynamak diyor.
Sonra diyor ki eskiden inananlar, alimler ellerindeki kitaba göre hükmederlerdi, işlerine gelince kıvırmazlardı diyor. Bunlar nasıl iman etmiş, kendi kitaplarına inançları yok diyor.
Sonra Müslümanlara sesleniyor, siz onlar gibi olmayın diyor. Eğer öyle davranırsanız onlar gibi kafir olursunuz diyor.
Sonra onlara biz kısas emretmiştik diyor, ama uygulamadılar diyor.
Zaten bu Yahudilerin Hz. Muhammed'e danışma sebepleride bu. Kısas hükmünü uygulamamak için onda danışıyorlar, Hz. Muhammed'te Tevrat'tan kısas hükmü verince; yok olmaz istemeyiz diyorlar.
Sonra diyor ki biz Hz. İsa'yı gönderdik diyor. Hz. İsa'yı ve ona indirdiğimiz İncil'i Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için gönderdik diyor. Çünkü Yahudiler Tevratı tahrif etti ve Allah'ın indirdiğiyle hükmetmiyorlar.
Allah'ın indirdiğiyle hüketmek isteyenler i.in İncil indiriliyor. Sonra diyor onlarda Allah'ın indirdiğiyle hükmetmedi onlar fasıktır diyor.
Sonra sana Kur'anı indirdik diyor. Kur'an o eski kitaplar üzerinde gözeticidir diyor. Yani Kur'ana bakarak tahrif edilen kısımlarını anlayabilirsin diyor.
Sende Kur'an dan ayrılıp onlar gibi arzularına uyma diyor.
Sonra diyor ki biz isteseydik tek bir ümmet yaratırdık. Ama sizi sınav yapmak için ümmetlere ayırdık diyor. Hepinizde doğru yolu göstermek için bir şeriat yolladık diyor.
Sende onlara o kitaplarla hükmet diyor, eğer tahrif edilmiş bir yerden hüküm çıkarırsan biz doğrusunu sana indiririz diyor.
Yani işin özü diyor ki;
Madem bunlar kendi kitaplarına inanıyorlar, neden seni hakem yapıyorlar? Hadi seni hakem yaptılar neden verdiğin hükmü kabul etmiyorlar.
Yani bunlar aslında inanmıyor diyor.
Hele birde Yusufa sarkan Kadın hikayesi koyup Tecavüz ayeti koydum diyor. Gören varsa haber versin arkadaşa, artık tecavüzü tanrıları unutmuş kulları ekliyor.
Burda (kıssada) kafir bir kişinin sarkıntılık ve iftira olayı işleniyor. Yani tecavüzle ilgisi dahi yok, ayrıca, işlenmemiş bir fiili burada işlenmiş gibi gösterme gayretiniz hiç olmamış. İşlenen iftira, onunda cezası belli.
Yani müslümanın böyle bir durumda yaptığını düşünelim suç ve cezası nedir? İftira. Tecavüzden yargılanamaz. ki tecavüzden yargılanmasına dair hüküm olmadığındanda zaten sıkışıyorsunuz. Oysa bakın, tanrınız suç kabul ettiklerine dair tek tek hüküm koymuş. Öldürme, zina, iftira, hırsızlık amma velakin tecavüzün bir suç olduğunu yine hatırlayamamış .Zina ( kendi istekleriyle sex) İftira veya hırsızlık kadar bile aklına gelmemiş.
Hahahah gerçekten bir alemsiniz. Sanki kadın Hz. Yusuf'u piknik yapmak için kovalıyor. Basbayağu tecavüz etmek için kovalıyor.
Zaten yakalanıncada o bana tecavüz etmeye kalktı diye iftira atıyor. Ayette bahsedilen kötülükte tecavüz.
Bu kısas açık açık tecavüzün yasak olduğunu gösterir.
Tanrınızsa sorun bakalım sadaka için ne gerekir? Parası olan içindir zekat ve sadaka. Ulan sadaka ve zekat verin diyince zengin olmayı veya parayı ortadan kaldırmayı mı amaçlıyor tanrınız?
Çok hoş, Zekat kim verir? Malı olan. Hepsini mi verir? Şarttır belli miktardadır. Hükmü ortada. Sadaka vermenin şartı var mı? Yok. Sadaka tüm malını mı vermektir? Şimdi sadakayı yoksullara verin diyor değil mi? Ne anlıyorsunuz? Tüm paranızı verin mi?? Zengin mi oluyor yoksul sadakayla? Bir suça karşılık mı sadaka verin diyor? Peki köle azadı Tüm köleleri şartsız şurtsuz azad edin mi diyor tanrınız? Zekatla gram ilgisiz, biri zorunlulukken diğeri tercih.Ne o, zekatla yoksulluk kalkacak mı sanıyor tanrınız, ya sadakayla? Bu mudur sizin mantığınız?
Anlamamakta nasıl ısrar edilir gösteriyorsunuz.
Zaten savaş esirliği hala mevcut, ayrıca eski dönemden kalan kölelerde mevcut. Bu cezalar sayesinde köle stoğu eritiliyor.
Bu cezalarda zaten insanların hergün denk geleceği basit suçlar için. Çünkü basit suç sürekli olur, böylelikle insanlar sürekli köle azad eder.
Hayır madem İslam kölelik teşfik ediyor neden köle azadı istesin her suça? Onlara iyi davranın derdi azadta istemezdi? Neden köle azadı istiyor?
Peki doğrusunu sunarmısınız siz nasıl bir ilahi emir beklerdiniz köleliği kaldırmaya yönelik?
Gelelim hür birinin satışına ilişkin hadis sunmanıza.
İyide Hüre hür köleye köle kadına kadın diyen bir anlayışta bu hür insanın satılmasına karşı olmayı nasıl becerdiniz köleliğe karşı olmak şeklinde, yada köle satışıyla ilgi kurmayı?Heleki bu hür-köle ayrımını çok bariz ortaya koyan bir kitaptan bu hadisle köle satışını ima ediyor demek imkansız. Hayırdır yine hadis zorlamasıyla ayet mi nesh edeceksiniz?
Yahu bu yaptığınızı Müslümanlar yapsa kıvırıyor diye yeri göğü inletirsiniz. Resmen kıvrım kıvrım kıvıdınız?
Siz ne istediniz köle edinmeyi engelleyen bir ayet yada hadis öyle değil mi?
Köleliği yasaklayan ayet veya hadis var mı? Varsa cezası nedir?
"Allah teâlâ buyurdu ki: Hür bir insanı köle yapıp satan kimsenin, kıyâmette hasmı ben olurum." (buhârî, büyû' 106, icâre 10, 12, 15; ibn mâce, ruhûn 4; ahmed bin hanbel, ii/292, 358,iii-143, iv/274)
Eeeeeee?
Ama hürü köle yapıp satmayı yasaklıyor hürü köleleştirmeyi yasaklamıyor diye bahane mi bulacaksınız?
Tıpkı fuhuşta yaptuğınız gibi;
Ama gençlere yaptırayın diyor o zaman yaşlılara yaptırırız
Mantık bu.
Güney Amerikada İslam sayesinde kalkmışmış kölelik.Görende oralar topyekün Müslüman çoğunluk yaşıyorzannedecek. Yav şu uyduruk videolarınızdabitmedi bi.He canım uzakları etkilemiş buralarda beceriksiz kalmış. O kölelik İslamın doğduğu topraklarda 1400 yıl kalkamadı, zorla kaldırttılar ve kuran var oldukça ve bu hükümler durdukçada fırsat buldukçada Müslüman uygular, Amerikalıların islamı yorumuki Hıristiyanlığı yorumuda özellikle köle edilmiş Güney Amerika ve Afrika kökenliler için ve islama bu kadar uzakken şaşılası durum değil. Bu coğrafyada İslam orijinal yaşanır, bilmedikleri dilde reformistlerce uydurulmuş anlamlarla islamı yaşadığını sanmak ile olmuyor bu işler.Araplar niyeyse anlayamamış bu inceliği. Bizim Türklerde anlamıyor o kesin, anlayana kadarda daha çok IŞİD ve türevlerini din dışı sanarlar.
İşimize gelmeyen belgesellere uyduruk demeyede başladık çok güzel.
Evet Güney Amerika'da kölelik islam sayesinde kalkıyor, hemde hiç orada yaılma yapmadan sadece kültürel etkileşim sayesinde.
Bunu söyleyenlerde bilim adamları. Çekmiş oldukları belgeselin bir bölümünde buna değiniyorlar.
Ha siz evinizin oturma odasında; boş vakitlerinizde bilim üretiyorsanız koyun sonuçlarınızı çürütün belgeselimizi.
National Geographic'te yayınlanan belgesel uydurukmuş. Ne uyduruk değildir o zaman size göre?
Ayşe ananızın aldatma hikayesi ve bunu yalanlamak üzere inen ayetlerin Nur suresi 11 ve sonrası olduğu iddiasıdır değil mi? Nur suresinin bu ayetde önceki ayetlerinin bir başka olayla ilşkisi olduğu iddia edilir. Sizde bu referansla gelmektesiniz.
Bende nice olayda olduğu gibi sırf bu olayın Ayşe ile ilgisi yok demek için alimcikler seferber olsada , bir başka hadiseyle (zina) ilgili rivayetlere bağlı göstermeye çalışsalarda değil o iş öyle diyorum.
Nur suresinin Başında zina edene uygulanacak ceza ve şahit isteme hikayesiyle ve yalancı şahitlere uygulanacak ceza öngörülür. Doğru mu?Yani iftira atmanın bedeli bellidir.
Bir kadının zina yaptığını ispat şarttır, 4 şahit istendiği nettir.
Özellikle evli bir kadına iftira atanlara uygulanacak ceza 4. Ayetde nettir.
Ayrıca karı koca arasındada bu suçlamaya karşılık nasıl bir mahkeme ve hukuk olacağı düzenlenmiş ve nettir.
Ama ilginç, Bu ayetler sanki yokmuş gibi aldatma hikayesi gündeme geldiğine ve yaşandığına ve bu ayetleri Muhammed ve etrafındaki cümlesi bilmiyormuş gibi yokmuşcasına sadece 11 ve sonrasının Ayşe ile ilgili olduğuna inanmak nasıl bir komedi? Yani Buraya montelenmeye çalışılan diğer olayın Nur 1ve 10 . ayetlere sonrasının ise Ayşeye ait olduğuna inanacak kadar kör müsünüz?
Hiç mantık taşımıyor musunuz?
Bunun resmen bir örtpas olayı olduğunu anlamıyor musunuz?
Siz heralde nüzul sırası diye bir olaydan bi habersiniz.
Nisa Suresinin 15. Ayeti; Nisa suresinin kendinden önceki kısımlarıyla değil, İfk hadisesinden çok daha önce Nur Suresinin 4. Ayetiyle beraber Umeyir'in karısı hakkında inmiştir.
Anlaşıldı mı buraya kadar?
"Kadınlarınızdan fuhuş (zina) yapanlara karşı içinizden dört şahit getirin. Eğer onlar şahitlik ederlerse, o kadınları ölüm alıp götürünceye veya Allah onlar hakkında bir yol açıncaya kadar kendilerini evlerde tutun (dışarı çıkarmayın)."(Nisa Suresi – 15. Ayet)
Bu ayet zaten Allah'ın ileride zina ile ilgili yeni bir yol göstereceğini belirtmiştir. Sonradan zaten sopa cezası gelmiştir.
Zaten İfk olayından sonra kimse Hz. Ayşe zina etti demez. Yani açık açık demez. Dedikodular başlar ancak kaynağı belirsizdir.
Kimse çıkıp açık açık Hz. Ayşe zina yaptı demiyor yani
Zaten Hz. Muhammed'in bu sebepten morali bozuktur, çünkü zina yapıp yapmadığı ispatlanamıyor.
Sonra yeni ayetler iniyor zina olmadığı netlik kazanıyor.
Madem bu ayet benim dediğim gibi değilde sizin idda ettiğiniz gibi Nisa Suresiyle ilişkili, neden bir yol gösterilecek diye belirtiliyor.
Bu ayetten sonra başka zina ayeti yok ki. Bu açık açık bu ayetin diğer zina ayetlerinden daha önce indiğini gösterir.
Kaldı ki bu olay Hristiyan papazların yazılarında da geçer, hiçbiride Ayşeyi aklamak için zinanın cezası değişti demez.
1400 yıl önceki olayı incelerken, olayı gözlemlemiş içinde olan kişilerin yazılarına mı inanalım, yoksa size mi?
Şu tecavüz vakalarındadaşöyle bir baktım,
İlginç örneğin isveç fransa gibi ülkelerde göçmen nüfusun yoğun olduuğu yerlerdeki bu tecavüz olayının işleyenlerinin çoğunluğunun müslümanlar olduğu yorumları gördüm.orda yaşayan kişilerin yorumu.
Ben ingilizce aramayı beceremiyorum, var mı bu suçların işleyenlerin (uyruk-köken) kimler olduğuna dair istatistik?
Paylaştığım çalışmada yıl bazında veriler mevcut. Geçmiş dönemlere bakıldığında daha göçmen alımı azken bile anketlerin değişmediği gözleniyor.
Ayrıca insanlar suçu tabihi göçmenlere atacaklar kimse yoğurdum ekşi der mi?
Bugün bile bir suç olunca kesin Suriyeliler yaptı demiyormuyuz?
Neden İsveçte çok göründüğüne dair. Tecavüzün kapsamının çok geniş olduğu, eşle ilşkinin dahi zorlama ileyse suç sayıldığı, bir kişinin kaç kez bu tecavüze uğradıysa o kadar kere tecavüz olarak kayıt edildiği vesaire .Örneğin bir kişinin 300 kere bu kayıtta yer alması gibi.
Yani bir suç 300 kata çıkıyor istatikte. Adamların kanunu böyle.Kayıt alma işleyişi bu.
Oysa bizde bir kişiye bin kez tecavüz etsen tek vaka olarak kayıtedilir.
Hadi İsveçi atalım listeden ki zaten İsveçin o listede yer alması anlamsız. Aşırı feminist rejimin buna sebep olduğuna dair çalışmalar var.
Ama yine diğer Avrupa ülkelerinde daha fazla oluyor.
Eş tecavüzü kayıt edlir mi? Neyse yine istatistiklere yansıma ,yani kayıt altına alınma oranlarıda maalesef ülkede ülkeye çok farklılık gösterdiğinden yerseniz zina suçuyla suçlanmayı göze alacak kadın varsa tecavüze uğradım desin islam coğrafyasındada görelim.
Öldürülme vakalarıda cabası.
Ha inanıyorsanız islam ülkelerindetecavüz nerdeyse hiç yok.
Yine ankette ortada "rate" diye bir seçenek mevcut, onu değiştiriğp "victim" yaparsanız polis kayıdınıa değil insanların ifadelerine bakılıyor.
Hiç cinsel tacize yada tecavüze uğredınız mı diye direk vatandaşa soruluyor.
Suudi birinin öz kızına tecavüz edip öldürdüğü olayda (5 yaş) babanın malıdır mantığıyla ağır ceza vermediğini hatırlayınca sorasım geldi bu soruları.
O kişi bir din adamı olduğu için torpil yapmışlar şerefsize. Normalde o kadar ucuz bir ceza verilmiyor. Geçtiğimiz günlerde bir vidyo izlemiştim bulabilrsem koyarım
Halkın önünde baltayla hadım ediyorlardı adamı.
Müşrik, kitap ehli, kafir ve münafık farklı anlamlara gelir.Bunları özellikle kullanmıştır bu kitabı yazanlarki her birinin farklı bir inanç grubunu tanımlama ve sıfatlarla ilgili olduğu açıktır.
Biz zaten başka bir şey demedik ki. Sadece kafir bunların hepsini kapsar.
Öncelikle cihad savaş demek değildir öyle kafanıza göre her cihad gördüğünüz yere parantez eklerseniz kendiniz çalıp kendiniz oynamış olursunuz.
Cihad yeri geldimi savaşmaktır, ancak genel anlamı gayret, mücadeledir. Öyle her cihad gördüğünüz yere parantez ekleyemezsiniz.
"De ki: "Ey Kitap ehli! Tevrat'ı, İncil'i ve Rabbinizden size indirileni (Kur'an'ı) uygulamadıkça hiçbir şey üzere değilsiniz." Andolsun ki sana Rabbinden indirilen bu Kur'an, onlardan çoğunun taşkınlık ve küfrünü artıracaktır. Öyle ise o kâfirler toplumu için üzülme."(Maide Suresi – 68. Ayet)
Ayette açıklanmış ki Ehli-i kitap dedikleri kafirdir.
"Andolsun ki, "Allah üçün, üçüncüsüdür (üç ilâh'tan biridir)." diyenler kâfir olmuşlardır. Ve tek bir ilâhdan başka bir ilâh yoktur. Ve eğer bu söyledikleri sözlerden vazgeçmezlerse, onlardan (bu sözlerinde ısrar edip) kâfir olanlara, mutlaka "elîm azap" dokunacaktır"(Maide Suresi – 73. Ayet)
Yani tek bir ilahtan başkasına tapanlar kafir oluyor. Zaten çok tanrılılar ve putperestler müşriktir. Yani müşriklerde kafir.
Yani herkese aynı savaş sebepleri ve aynı hukuk diyemezsiniz. Keyfinden mi ayrı ayrı sıfatlarla ve hükümlerle yazılmış bu ayetler?
Hadi diyelim sizin dediğiniz doğru, hepsine birbirinden farklı davranmak gerek. Savaş şartları şunlar;
"Allah sizi, din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmekten, onlara adaletli davranmaktan men etmez. Allah, adaleti ayakta tutanları sever. Allah, sizi ancak, sizinle din konusunda savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran ve çıkarılmanız için destek verenleri dost edinmekten men eder. Kim onları dost edinirse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir."( Mütemtehine Suresi – 8,9. Ayet)
"Yeminlerini bozan, peygamberi yurdundan çıkarmaya kalkışan ve üstelik size tecavüzü ilk defa kendileri başlatan bir kavimle savaşmaz mısınız? Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Oysa Allah, -eğer siz gerçek mü'minler iseniz- kendisinden korkmanıza daha lâyıktır."(Tewbe Suresi – 13. Ayet)
"Kendilerine savaş açılan müslümanlara, zulme uğramaları sebebiyle cihad için izin verildi. Şüphe yok ki Allah'ın onlara yardım etmeğe gücü yeter."(Hac Suresi – 39. Ayet)
Ayetlerde savaş şartları belirtilmiş. Demiş mi bu kafir için savaş sebebidir, bu münafık için. Hepsi için savaş açma şartları sabittir.
Hepsi farklı bir grubu temsil ediyor saysak bile fark etmiyor.
Kaldı ki şöyle bir ayet var;
"Eğer Allah'a ortak koşanlardan biri senden sığınma talebinde bulunursa, Allah'ın kelâmını işitebilmesi için ona sığınma hakkı tanı. Sonra da onu güven içinde olacağı yere ulaştır. Bu, onların bilmeyen bir kavim olmaları sebebiyledir."(Tevbe Suresi – 6. Ayet)
Çok ilginç.
Bna tarihte bir komutan gösterebilirmisiniz ki sana sığınan düşmanı güven içinde olacağı yere bırak desin.
Bu duruşu sergileyen asker yada komutan varmıdır tarihte. Mutlaka örneği vardır. Ancak onlarda bizim "iyi" ve "adaletli" diye tanımladıklarımızdır.
Muhammed 4 te siz öyle anlamak için çabalasanızda savaş başlatan taraf karşı değildir, 23 yılda olaya duruma göre uydurulmuş bu ayetleri farklı surelerde farklı olaylara göre farklı zamanlarda ve farklı hükümlerle ortadayken tek tipleştiremezsiniz.
Ben demiyorum ki burada Müslümanlar saldırmamıştır. Karşıdaki toplum yukarıdaki şartları sağladığı için Müslümanlar onlarla savaşmıştır.
Mesela size bir soru sorayım;
Kurtuluş Savaşı'nda Yunanlılar ilerleyip Anadoluya kadar geldi. Atatürk'ün emriyle bizim ordumuz Sakarya'ya kadar geri çekildi. Sonra meşhur Sakarya Muharabesiyle Yunanlılar yenildi geri çekilmeye başladı.
Sonra Mustafa Kemal o meşhur "Taarruz Emri" ni veriyor. Sonra büyük taarruz gerçekleşiyor ve Yunanlılar denize dökülüyor.
Şimdi burada saldırgan taraf Yunanlılar mıdır? Yoksa Mustafa Kemal ve ordusu mudur?
Peki bu ayette neden Müslümanlar suçluymuş gibi algılıyorsunuz?
Ulan eş nedir? İslama göre karşılıklı anlaşma ile evlilik akdi sağladığın kişi.Bu kişinin özelliği hür ve kendi veya velisi vasıtası ile bu anlaşmayı yapma hakkı. Yani rızasını arama zorunluluğun bariz ve zaten oda seninle sexe gönüllü .
"Ey Peygamber! Biz sana mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah'ın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altında bulunan kadınları; seninle beraber hicret eden, amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını ve teyzelerinin kızlarını sana helâl kıldık. Ayrıca, diğer mü'minlere değil de, sana has olmak üzere, mehirsiz olarak kendini Peygamber'e bağışlayan, Peygamber'in de kendisini nikâhlamak istediği herhangi bir mü'min kadını da (sana helâl kıldık.) Mü'minlere eşleri ve sahip oldukları cariyeleri hakkında farz kıldığımız şeyleri elbette bilmekteyiz. Bütün bunlar, sana herhangi bir zorluk olmaması içindir. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir."(Azhab Suresi – 50. Ayet)
Burada eş diye sadece mehirleri verilenler diyor. Hala kızları, hicret eden kadınlar, amca kızları, dayı kızları helal diyor.
Mehir diyor mu? Nihah diyor mu? Eş diyor mu? Sadece helal diyor.
Bunların helalliğinden eşlik, nikah, rıza gibi kavramları anlıyorsunuz. Ancak cariye helal diyince direk tecavüz değil mi? Çok güzel.
Buda hadis
Ebu Said el Hudrî anlatıyor:
- "Peygamberle birlikte Benû Mustalık Gazası'na çıktık. Ve Arap tutsaklarından tutsaklar elde ettik. O sırada kadınlar iştahımızı çekti. Bekarlık çok güç gelmişti bize o günlerde. Ve azil yapmak istedik. İstiyorduk azil yapmayı. Ancak, 'Peygamber aramızdayken ona sormadan nasıl azil yapacağız?' dedik ve gidip peygambere sorduk. Peygamber de azil yapmamakta sizin için bir sakınca yoktur. (Yapabilirsiniz de. Yapmaya bilirsiniz de.) Ama bilin ki, kıyamet gününe değin meydana gelecek bir yavru, ne olursa olsun meydana gelir." (Bkz. Buhari, e's-Sahih, Kitabu'l-Itk/13; Tecrîd, hadis no: 1596; Müslim, e's-Sahih, Kitabu'n-Nikâh/127, hadis no: 1438; Ebu Davud, Sünen, Kitabu'n- Nikâh/49, hadis no: 2170.)
Kimileri, "azl"in ne demek öldüğünü bilmedikleri için bu hadisin anlamını tam olarak anlamamışlardır.
"Azl" (azil), cinsel ilişki sırasında, erkeğin, meniyi, kadının cinsel organına boşaltmadan çekmesidir. Yani, meniyi kadınlık organının dışına boşaltmak.
Ortalık tecavüz izninden geçilmiyor, adam tecavüz fetvası uyduruyor.
Yine aynı hadise sarılmışsınız;
Bu hadiste nerede yazıyor tecavüz? Nerede yazıyor kadınların rızasının olmadığı? Nerede yazıyor zorlama?
Hayır hadisin biyerlerinde saklıda bu biz mi göremiyoruz. Yoksa siz buraya tecavüzü kendiniz mi monte ediyorsunuz.
Zira bu hadiste basbayağı günümüzde kullanılan geri çekilme methodu anlatılıyor. Kadınlar hamile kalmasın diye dışarı boşalıyorlar.
Turan Dursunun karşısına çıkamamışlar. Eeee bugün Caner Taslaman'ın karşısına çıkabilen var mı? Bu Caner Taslaman'ın son nokta olduğunu mu gösterir.
Vat da fak? Bugün Caner Taslaman'ın karşısına çıkabilen yok muymuş?:wave::wave::wave::wave::wave::wave::wave: Hangi paralel evren o Caner taslaman'ın karşısına ateistleri çıkardılar da biz mi kabul etmedik harbiden sorunların var tedavi gerekiyor sana.
Caner taslaman'ın karşısına ateistleri çıkardılar da biz mi kabul etmedik.
Ayşe Hür çıkmıştı ve birkaç program yaptılar. Sonra yayından kaldırıldı. Sanırım Ayşe Hür'ün zayıf kalacağını düşünüyorlardı. Zaten Taslaman dışında bir iki kişi daha vardı ona karşı. ama Hür başarılı biçimde onlarla tartıştı.
İnsanlar gerçekten garip, o kadar uzun yazı yazmışsın söylediğin seylere itiraz edemiyor. Hayır kardeşim yanlışsın diyemiyor. Buluyor cımbızlanacak bir yer kullanıyor.
Yazı 20 sayfa itiraz edilen kısım 1 cümle. Çok güzel.
Vat da fak? Bugün Caner Taslaman'ın karşısına çıkabilen yok muymuş? Hangi paralel evren o Caner taslaman'ın karşısına ateistleri çıkardılar da biz mi kabul etmedik harbiden sorunların var tedavi gerekiyor sana.
Kim çıkıyor kardeşim? Örnek versene. Şu ateist çıkıyor karşısına desene.
Hatta Mehmet Okuyanda hodri meydan diyor bugün. Dalga geçeceğine söylesene şu ateist çıktı diye.
Ateistleri çıkardılarda biz mi kabul etmedik demiş. Adamın televizyonda seninle tartışacağını düşünmüyorsun dimi.
Adam diyor ki belirli bir kitlesi olan, toplum tarafından kaale alınan diyor. İnternetin köşesinden fırlamayan.
https://www.youtube.com/watch?v=9kAfHqTQOCQ
Sonra diyor ki bize geldi de biz mi kabul etmedik.
Ayşe Hür çıkmıştı ve birkaç program yaptılar. Sonra yayından kaldırıldı. Sanırım Ayşe Hür'ün zayıf kalacağını düşünüyorlardı. Zaten Taslaman dışında bir iki kişi daha vardı ona karşı. ama Hür başarılı biçimde onlarla tartıştı.
Yok artık.
Bir kere program yayından kaldırılmadı hala devam ediyor.
İkincisi program İslam ile Ateizm tartışması yapılan bir program değil. Belirli günlerde yayınlanıyor konuklar birbirleriyle tartışıyor. Birbirinden farklı iki tarihtede Caner bey ve Ayşe hanım denk geldi tartıştılar.
Yani Ayşe hanım iyiydi falan diye program yayından kaldırılmadı, geceleri Habertürke denk gelirseniz izlersiniz.
Sonra;
Yapmayın lütfen Ayşe hanım mı baya iyiydi? Kadının saçmalamakta üstüne yoktu.
Zaten kendisi ben naturalman ateistim, ateis olmamı hiçbir argümanla destekleyemem dedi kendi ağazıyla.
Kaldı ki her söylediği kendisiyle çelişti kadının, kendinizle çelişiyordunuz diyincede sadece güldü.
Zaten zamanında saçmalayarak İlber Ortaylı'ya da tarih dersi vermeye falan kalkmıştı zamanında. Sonra almıştı azının payını.
Sonra Murat Brdakçıya bulaştı; adam canlı yayına bağlanınca mos or oldu.
Kaldı ki benim demeye çalıştığım Caner Talaman'ın çok iyi olduğunu değil, durumu göstermek. Her hodri meydan diyenin haklı olmadığını göstermek.
Hemen yanına yazıştım, bende "Bütün Amerikalılar Gerizekalıdır" diyorum, dediklerimide kültürlerine, anayasalarına dayandırıyorum.
Hodri meydan!
Anladınız mı ironiyi?
Ebu Said el Hudrî anlatıyor:
- "Peygamberle birlikte Benû Mustalık Gazası'na çıktık. Ve Arap tutsaklarından tutsaklar elde ettik. O sırada kadınlar iştahımızı çekti. Bekarlık çok güç gelmişti bize o günlerde. Ve azil yapmak istedik. İstiyorduk azil yapmayı. Ancak, 'Peygamber aramızdayken ona sormadan nasıl azil yapacağız?' dedik ve gidip peygambere sorduk. Peygamber de azil yapmamakta sizin için bir sakınca yoktur. (Yapabilirsiniz de. Yapmaya bilirsiniz de.) Ama bilin ki, kıyamet gününe değin meydana gelecek bir yavru, ne olursa olsun meydana gelir." (Bkz. Buhari, e's-Sahih, Kitabu'l-Itk/13; Tecrîd, hadis no: 1596; Müslim, e's-Sahih, Kitabu'n-Nikâh/127, hadis no: 1438; Ebu Davud, Sünen, Kitabu'n- Nikâh/49, hadis no: 2170.)
Kimileri, "azl"in ne demek öldüğünü bilmedikleri için bu hadisin anlamını tam olarak anlamamışlardır.
"Azl" (azil), cinsel ilişki sırasında, erkeğin, meniyi, kadının cinsel organına boşaltmadan çekmesidir. Yani, meniyi kadınlık organının dışına boşaltmak.
Ortalık tecavüz izninden geçilmiyor, adam tecavüz fetvası uyduruyor.
Şimdi forumdaşlar !
Bu hadisin size osuruk/uyduruk olduğunu hemen burada şimdi ispat ederim.
Kuran-ı kerimde Nisa 24. ayetinde "gayrı musafihinne" lafzı vardır Elmalı hamdi yazırın tefsirini okursanız şunu görürsünüz
"gayrı Musafihine" : erkek ve kadının üremek maksadı dışında yaptıkları ilişkide zevk sularını akıtması ve bir nevi"Azl" yapması demektir
gayrı musafihinne cümle-i ilahsinden şunu anlıyoruz ki: Üremek maksadı dışında yapılan bütün ilişkiler ve mallarınızla kadın istemeniz veya cariye edinmeniz onlarla ilişki yaşamanız "azl"yapmanız yasaktır
işte görüldüğü gibi yukarıdaki hadisin osuruk/ uyduruk, uyduruk/osuruk olduğunu kanıtladım Teşekkürler Saygılar
Bir daha bu hadisi, hadis-i şeriftir diye bizim karşımıza getiren olursa çok pis osururum :D
Yok artık.
Bir kere program yayından kaldırılmadı hala devam ediyor.
İkincisi program İslam ile Ateizm tartışması yapılan bir program değil. Belirli günlerde yayınlanıyor konuklar birbirleriyle tartışıyor. Birbirinden farklı iki tarihtede Caner bey ve Ayşe hanım denk geldi tartıştılar.
Yani Ayşe hanım iyiydi falan diye program yayından kaldırılmadı, geceleri Habertürke denk gelirseniz izlersiniz.
Sonra;
Yapmayın lütfen Ayşe hanım mı baya iyiydi? Kadının saçmalamakta üstüne yoktu.
Zaten kendisi ben naturalman ateistim, ateis olmamı hiçbir argümanla destekleyemem dedi kendi ağazıyla.
Kaldı ki her söylediği kendisiyle çelişti kadının, kendinizle çelişiyordunuz diyincede sadece güldü.
Zaten zamanında saçmalayarak İlber Ortaylı'ya da tarih dersi vermeye falan kalkmıştı zamanında. Sonra almıştı azının payını.
Sonra Murat Brdakçıya bulaştı; adam canlı yayına bağlanınca mos or oldu.
Kaldı ki benim demeye çalıştığım Caner Talaman'ın çok iyi olduğunu değil, durumu göstermek. Her hodri meydan diyenin haklı olmadığını göstermek.
Haklısın, ben yanlış ifade etmişim. Yayından kaldırılmadı, Ayşe Hür ile olan dizi bitirildi. Ben kısmen izledim ve gördüğüm kadarıyla başarılıydı. Birkaç kişiye birden yetişebiliyordu. Ama yine de genelde haklı olabilirsin.
Bardakçı onu epey hırpalamış idi. İnternette izledim. Ben de Ayşe hanımın tarzında bazı sorunlar buluyorum.
Orda bariz fuhuşa zorlama hakkını hukuksal hale getiriyorki sen hangi rıza beklemekten bahsediyorsun? Adam fuhuş yaptırıyor sesi çıkmıyor tanrının , dalga mı geçiyorsunuz ?
Nur 33
Nur 33: ve lâ tukrihû... ve men yukrıhhunne fe innellâhe min ba’di ikrâhihinne gafûrun rahîm"
Cariye kendi isteğiyle fuhuş yaparsa
yaptığı bu fuhuştan dolayı İkrah eder tiksinirse, cariyenin bu ikrahından dolayı sahibine bir mesuliyet yoktur. Bunu anlatıyor Allah
fakat cariye sahibinin yanlış kararları yüzünden evlenememişse!!!
yahut sahibi cimrilik yapıp, cariyesine az para vermiş cariye de ihtiyaçlarını karşılayamamış
para kazanmak için hayattan ikrah ederek tiksinerek mecburen fuhuşa gitmişse. buda bir zorlamadır
İşte bu ikrahlanmalarından dolayı cariyeler afediliyor
Ama onu fuhuşa ikrah edenin ikrahı afedilmiyor
cezası ne ise kesilecek
zorlamaysa ona göre ceza
evlenmesine mani olmuşsa.
Bu mani oluş cariyeyi fuhuşa zorlamışsa
yada sahibi bintilik yapmış
cariyesine az para vermiş ihtiyaçlarını karşılamamışsa
sahibin vs vs vs hataları ne ise
onu fuhuşa ikrah eden sebeb ne ise
O cürümün cezanın cinsi göre, sahibe ceza verilmesi lazım olduğundan
sahibin yaptığı zorlama yani ikrah yani Afedilmeyen İkrahın cezasının cinsi ayette belirtilmemiştir anlatabildim mi?
Şimdi forumdaşlar !
Bu hadisin size osuruk/uyduruk olduğunu hemen burada şimdi ispat ederim.
Kuran-ı kerimde Nisa 24. ayetinde "gayrı musafihinne" lafzı vardır Elmalı hamdi yazırın tefsirini okursanız şunu görürsünüz
"gayrı Musafihine" : erkek ve kadının üremek maksadı dışında yaptıkları ilişkide zevk sularını akıtması ve bir nevi"Azl" yapması demektir
gayrı musafihinne cümle-i ilahsinden şunu anlıyoruz ki: Üremek maksadı dışında yapılan bütün ilişkiler ve mallarınızla kadın istemeniz veya cariye edinmeniz onlarla ilişki yaşamanız "azl"yapmanız yasaktır
işte görüldüğü gibi yukarıdaki hadisin osuruk/ uyduruk, uyduruk/osuruk olduğunu kanıtladım Teşekkürler Saygılar
Bir daha bu hadisi, hadis-i şeriftir diye bizim karşımıza getiren olursa çok pis osururum
Hayır varsayalım bu hadis son derece sahih. Hatta en sahih hadis sayalım.
Yine tecavüzden bahsetmiyor ki bu hadis.
Yani kadınların rızası olup olmadığına dair en ufak bir ifade yokken nasıl buraya yoruluyor anlamıyorum.
Haiste bahsedilen konu bizim günümüzde kullandğımız "geri çekilme" adlı doğum kontrol metodu.
Hayır orda biyere gizlenmiş "kadınların rızası yok" kısmı varda ben mi göremiyoryum?
Haiste bahsedilen konu bizim günümüzde kullandğımız "geri çekilme" adlı doğum kontrol metodu.
Doğum kontrol İslam dinin caiz değildir. Gayrı Musafihinne: cümle-i ilahisi ile Allah: Erkek ve kadının/cariyenin üremek maksadı dışında yaptıkları cinsel birleşmesini onaylamıyor Anladın mı?
aliyarasfal
08-06-2017, 12:12
Hadiste kendilerine kuranda helal olarak tanımlanmış cariyelerle ilişki (savaş sonrası) hakkını tecavüz ediyoruz diye yazmasını bekliyorsunuz öyle mi?
Kadınların rızası varmış. görende kuranda cariyelerin rızasını alın öyle ilşkiye girin yazıyor sanacak.
Tecavüzü suç olarak tanımlamayan bir inanışın şu hadisteki yapılanı( savaş esiri kadınlarlailşkiyi) kendi rızaları olmadığını nerden biliyorsun diyen bir kişiyle biz ciddi ciddi tartışıyoruz .
Doğru doğru, esir düşen kadınlar müslümanları görünce aşka gelir ve onlarla yatmak isterler.
Ciddi misin diye sormayacağım, ibretliksiniz ne diyeyim.Böyle kalsın, okuyanlara faydası olur.
Şimdilik saygımla gittim...
Dusunen adam
08-06-2017, 13:08
Midem bulandi, bu Müslümanlara karsi nefretim her gün daha da artiyor. Ne kadar alçak, utanmaz, vicdansiz ve namussuz insanlar. Tecavüzü savunan yukaridaki Müslümanlardan biri su an karsimda olsaydi belki onlari öldürebilirdim, veya en azindan sakat birakirdim, tabi tecavüz ettikten sonra.
Midem bulandi, bu Müslümanlara karsi nefretim her gün daha da artiyor. Ne kadar alçak, utanmaz, vicdansiz ve namussuz insanlar. Tecavüzü savunan yukaridaki Müslümanlardan biri su an karsimda olsaydi belki onlari öldürebilirdim, veya en azindan sakat birakirdim, tabi tecavüz ettikten sonra.
Benim de senin bu yazdıklarından midem bulandı. Senin gibi sığ ve cisimleşmiş tepkiselliklere nefretim değil ama acımam gün geçtikçe daha da artıyor. Bu ne rezillik böyle! Sen yazdıklarını akıl süzgecinden geçiriyor musun?!
Yukarıdaki yazılarda tecavüzü savunan biri var mı? Varsa ona tecavüz etmek, onu öldürmek, sakat bırakmak insan olana yakışan bir refleks midir? Sen insan olmak ve insan kalmak gibi bir derde sahip misin?
Biraz ciddiyet yahu!..
Hadiste kendilerine kuranda helal olarak tanımlanmış cariyelerle ilişki (savaş sonrası) hakkını tecavüz ediyoruz diye yazmasını bekliyorsunuz öyle mi?
Kadınların rızası varmış. görende kuranda cariyelerin rızasını alın öyle ilşkiye girin yazıyor sanacak.
Tecavüzü suç olarak tanımlamayan bir inanışın şu hadisteki yapılanı( savaş esiri kadınlarlailşkiyi) kendi rızaları olmadığını nerden biliyorsun diyen bir kişiyle biz ciddi ciddi tartışıyoruz .
Doğru doğru, esir düşen kadınlar müslümanları görünce aşka gelir ve onlarla yatmak isterler.
Ciddi misin diye sormayacağım, ibretliksiniz ne diyeyim.Böyle kalsın, okuyanlara faydası olur.
Yine aynı muhabbet. Sanki 1400 yıl önce oradaymış gibi kafanıza göre don biçin.
Hayır bu itirazın yapılabileceği bildiğim için Fransız kadınları örneğini vermiştim. Onada yo çektiniz kafanıza göre hastalık ürettiniz.
Daha 50 – 60 yıl önce Fransa'da olunca kendi isteğiyleydi, 1400 yıl önce olunca kesin tecavüz.?
http://www.dailymail.co.uk/news/article-2044614/Sex-stormtroopers-How-French-women-fell-Nazi-invaders-Second-World-War.html
Evet ama bütün Fransız kadınları mazoşitti, Stockholm sendromundam muzdaripti.
Yerseniz.
Hayır birde itirazın komikliğine bak tecavüz edenler tecavüz ettik yazarmı demişşiniz, Eeee tecavüz haksa bunu yazmakta neden sıkıntı olsun?
Neden yazmaktan çekinsinler?
Hadiste tecavüze yorulabilecek en küçük bir ifade yoktur.