PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Bir düşünce...


Dialectics
16-05-2016, 00:50
Biraz önce, saat gece yarısını az bir miktar geçiyorken, balkona çıktım, şöyle bir etrafa bakındım. Pazartesi sendromunun etkisinden kaynaklı olarak muhtemel, etraftaki çoğu binada yer alan dairelerde hiç ışık yoktu; hepsi yatıp uyumuş olsa gerek, köleliğe geri dönüşten saatler önce en azından rüya aleminde birazcık daha fazla özgürlük hissi yaşayabilirlermiş umuduyla...

Bu uykuya dalıp etrafın daha karanlık olmasını sağlamış dairelerden mütevellit apartmanların bir faydası, gökyüzüne daha az ışık gönderiyor olmaları olsa gerek.. Bu sayede yukarıya baktığımda daha fazla yıldız gördüm, belki birkaç gezegen bile görmüş olabilirim hatta...

Yıldızlardan birine odaklanıp, "Ey yıldız" diye düşündüm, "milyarlarca yıldır oradasın, bu gezegende henüz hiçbir insan yok iken, ve hatta henüz hiçbir canlı yokken oradaydın. Aslına bakarsan bu gezegen henüz bir toz ve gaz bulutuyken de sen sadece oradaydın ve muhtemelen o toz ve gaz bulutu başka bir bulutun parçasıyken de sende, aynı şimdi olduğu halinle yine oradaydın... Bu gezegen ortada hiç yokken ne kadar anlamlı ise senin için bu evren, şimdi üzerindeki insanlarla dönüp duruyorken de bu dünya, o kadar anlamlı senin için evren değil mi? Değişen hiç bir şey yok.... Rutin, milyarlarca yıldır değişmeyen füzyon reaksiyonların... "

Sonra gözüm binaların arasına sıkışmış, ancak mevzuatın el verdiği minimum sınır kadar büyük olabilen küçücük apartman bahçelerinden birindeki bir ağaca takıldı. 4. kata kadar boyu erişen ince yapraklı bir ağaç türü... Hiç bilmem ağaç isimlerini... Bugüne kadar yaşaması bile şans diye düşündüm. "Kimbilir buralar belki daha tarla iken sen daha yeni tomurcuklanıyordun ve tüm bu betonlaşmaya korkuyla şahitlik etmek zulmüne katlandın yıllardır..."


"Binlerce yıl önce daha ortada insan yok iken, buraların hepsi sizindi, senin ve atalarının... Ama evrimleşmeye devam ettiniz, hep daha kompleksi için ve sonunda gezegenin başına bela olacak bir tür ortaya çıkardınız... Tüm gezegeni tehdit eden bir tür. Sizleri kesip yakmakla kalmadı, sizin daha gelişmiş formunuz olan bazı hayvanların da neslini kuruttu, kurutuyor. Aslına bakarsan ideolojileri uğruna kendini de ve hatta bu gezegeni de yok etmeye devam ediyor. Sizi gırtlakladığı kadar, kendi türünün mensuplarını da boğazlıyor. Ve hatta atmosferi de yok ediyor.

Böyle bir türe olanak vermiş olmanız tesadüf mü? Yoksa daha nefes almaya başladığınız anda, kendi dahil tüm gezegeni ve tüm yaşamı yok etme güdüsünde bir canlı türü ortaya çıkarabilmek asıl amacınız mıydı? Yaşama kavuştuğunuz anda yaşamı yok edecek bir canlı türü evrimleştirmek de sizin nihai amacınız mıydı?"

Yaşam varolduğu andan itibaren yokolmanın arzusuna düşmüş olmasın? Bir yandan hayatta kalma tezini uyguluyorken, öte yandan kendini yok edecek antiteze olanak sağlıyor olmasın?

pianola
18-11-2016, 10:35
Benim de beton kaldirimlarin aralarinda filizlenen kucuk bitkiler ilgimi cekerdi hep, cocuklugumda oturup saatlerce onlara bakardim, doganin anla!msizligini ve sebepsizligini farketmeme sebep oldular desem yeri.

http://67.media.tumblr.com/9c95f1c6b6ee18265a6078184da6fa15/tumblr_inline_o7hsb6Z7HN1rvz7mz_500.jpg

Nerelerdesin sevgili Dialectics.

Felâsife
19-11-2016, 19:30
Doğada kendi içinde bir acayip gerçekten, bir yandan yaşam bir yanda yıkım, sürekli bu devinim içinde hareket ediyor ve bunların çoğunda da insan kaynaklı bir müdahalede yok, doğa kendi kendine yapıyor bunları.
Tabi insanın nefes alması bile doğaya zarar ama böyle olmasıda doğayı dinamik tutuyor olsa gerektir. Doğanın işleyişi bir tuhaf gerçekten.

Bir çimenin bile asfalta, duvarda, taşın kenarında inadına var olmalarıysa, adeta biz her şartta zeminde yaşarız, yaşamaya mecburuz derlercesine, azmetmeside ilginç tabi.

Hasılı doğanın hiç bir şeyi nazik değil, sert, çetin ve her türlü zorluğa dayanma odaklı.

bilgivehis
19-11-2016, 20:37
Biraz önce, saat gece yarısını az bir miktar geçiyorken, balkona çıktım, şöyle bir etrafa bakındım. Pazartesi sendromunun etkisinden kaynaklı olarak muhtemel, etraftaki çoğu binada yer alan dairelerde hiç ışık yoktu; hepsi yatıp uyumuş olsa gerek, köleliğe geri dönüşten saatler önce en azından rüya aleminde birazcık daha fazla özgürlük hissi yaşayabilirlermiş umuduyla...

Bu uykuya dalıp etrafın daha karanlık olmasını sağlamış dairelerden mütevellit apartmanların bir faydası, gökyüzüne daha az ışık gönderiyor olmaları olsa gerek.. Bu sayede yukarıya baktığımda daha fazla yıldız gördüm, belki birkaç gezegen bile görmüş olabilirim hatta...

Yıldızlardan birine odaklanıp, "Ey yıldız" diye düşündüm, "milyarlarca yıldır oradasın, bu gezegende henüz hiçbir insan yok iken, ve hatta henüz hiçbir canlı yokken oradaydın. Aslına bakarsan bu gezegen henüz bir toz ve gaz bulutuyken de sen sadece oradaydın ve muhtemelen o toz ve gaz bulutu başka bir bulutun parçasıyken de sende, aynı şimdi olduğu halinle yine oradaydın... Bu gezegen ortada hiç yokken ne kadar anlamlı ise senin için bu evren, şimdi üzerindeki insanlarla dönüp duruyorken de bu dünya, o kadar anlamlı senin için evren değil mi? Değişen hiç bir şey yok.... Rutin, milyarlarca yıldır değişmeyen füzyon reaksiyonların... "

Sonra gözüm binaların arasına sıkışmış, ancak mevzuatın el verdiği minimum sınır kadar büyük olabilen küçücük apartman bahçelerinden birindeki bir ağaca takıldı. 4. kata kadar boyu erişen ince yapraklı bir ağaç türü... Hiç bilmem ağaç isimlerini... Bugüne kadar yaşaması bile şans diye düşündüm. "Kimbilir buralar belki daha tarla iken sen daha yeni tomurcuklanıyordun ve tüm bu betonlaşmaya korkuyla şahitlik etmek zulmüne katlandın yıllardır..."


"Binlerce yıl önce daha ortada insan yok iken, buraların hepsi sizindi, senin ve atalarının... Ama evrimleşmeye devam ettiniz, hep daha kompleksi için ve sonunda gezegenin başına bela olacak bir tür ortaya çıkardınız... Tüm gezegeni tehdit eden bir tür. Sizleri kesip yakmakla kalmadı, sizin daha gelişmiş formunuz olan bazı hayvanların da neslini kuruttu, kurutuyor. Aslına bakarsan ideolojileri uğruna kendini de ve hatta bu gezegeni de yok etmeye devam ediyor. Sizi gırtlakladığı kadar, kendi türünün mensuplarını da boğazlıyor. Ve hatta atmosferi de yok ediyor.

Böyle bir türe olanak vermiş olmanız tesadüf mü? Yoksa daha nefes almaya başladığınız anda, kendi dahil tüm gezegeni ve tüm yaşamı yok etme güdüsünde bir canlı türü ortaya çıkarabilmek asıl amacınız mıydı? Yaşama kavuştuğunuz anda yaşamı yok edecek bir canlı türü evrimleştirmek de sizin nihai amacınız mıydı?"

Yaşam varolduğu andan itibaren yokolmanın arzusuna düşmüş olmasın? Bir yandan hayatta kalma tezini uyguluyorken, öte yandan kendini yok edecek antiteze olanak sağlıyor olmasın?


Doğa evrilme işinden yorulmuş olabilir mi ve bu yüzden intihar etmek için bizi bu yönde evirmiş olabilir mi? Zira insan yok etmekten başka bir şey bilmiyor...
Benim de aklıma böyle şeyler geliverdi...

Neva
20-11-2016, 03:41
Doğada kendi içinde bir acayip gerçekten, bir yandan yaşam bir yanda yıkım, sürekli bu devinim içinde hareket ediyor ve bunların çoğunda da insan kaynaklı bir müdahalede yok, doğa kendi kendine yapıyor bunları.
Tabi insanın nefes alması bile doğaya zarar ama böyle olmasıda doğayı dinamik tutuyor olsa gerektir. Doğanın işleyişi bir tuhaf gerçekten.

Bir çimenin bile asfalta, duvarda, taşın kenarında inadına var olmalarıysa, adeta biz her şartta zeminde yaşarız, yaşamaya mecburuz derlercesine, azmetmeside ilginç tabi.

Hasılı doğanın hiç bir şeyi nazik değil, sert, çetin ve her türlü zorluğa dayanma odaklı.

Degil mi, henuz kardelenleri bile anlamakta zorlanmaktayiz oysa onlar gayet uyumlu sekilde baskaldiriyorlar mevsime, iklime vs..

https://karaaslanmetin.files.wordpress.com/2012/12/563816_10151148054022273_1245696108_n.jpg

Felâsife
20-11-2016, 12:42
Doğa evrilme işinden yorulmuş olabilir mi ve bu yüzden intihar etmek için bizi bu yönde evirmiş olabilir mi?
Doğayı ayakta tutan tamda bu noktada ki çılgınlığı olsa gerektir, o hareketi aksiyonu seviyor. Bu dinamik yapı onu ayakta tutuyor.
İnsanda bu noktada farkında olmadan sanki ona hizmet ediyor, onun istediğini veriyor gibi.

Yorulmak değilde, çeşitlilik veya alternatifler peşinde olabilir doğa, İnsan da bunun için biçilmiş kaftan.
Diğer canlılar alternatifliği pek sağlayamıyor anlaşılan, filler ağaçları devirsin, solucanlar toprağı kazsın, su aygırları suları kirletsin, et oburlar leşleri ortada bıraksın filan, yeterli değil anlaşılan.
Ama insan tek başına bunların hepsini yaptığı gibi daha fazlasınıda yapıyor, adeta doğanın fedaileriyiz :biggrin1:

Degil mi, henuz kardelenleri bile anlamakta zorlanmaktayiz oysa onlar gayet uyumlu sekilde baskaldiriyorlar mevsime, iklime vs..
Aynen.
Demin balkondan bakıyorumda, bahçede bir yeni dünya ağacı var çiçek açmış, oysa diğer ağaçların çoğu döktü yapraklarını, adeta ölü gibiler, yeni dünyanın üzerinde bir kaç arı ile birde sanırım sinek kuşu diyorlar arıdan büyükçe onlar vardı ve işlerini yapıyorlardı.
Hasılı anlamak zor gerçekten, anca seyrebiliyoruz.