Dialectics
04-06-2016, 11:28
Camus'un Nobel ödüllü 'uyumsuz' ve 'saçma' felsefesini ortaya koyduğu Sisifos Söyleni kanımca da bir başyapıttır. Camus bu eserine felsefenin en temel probleminin "hayatın yaşanmaya değip değmeyeceği" sorusu oldugunu iddia ederek başlar. Hiçbir varlıkbilimsel problemin, örnegin dünyanın mı güneşin çevresinde döndüğü yoksa güneşin mi dünyanın çevresinde döndüğü gibi bir probleminin, bu bahsettigi sorundan daha büyük olmadığını iddia eder.
Albert Camus "uyumsuz" ya da fransızca da "absurde" sözünü hayatın ve varlığın anlamsızlığından doğan bir kavramı açıklamakta kullanır. Hayat anlamsızdır. Insan hayati monotondur, hayatını insan sürekli aynı şeyleri tekrar edip durarak geçirir. Bu hayvanlar için bir problem degildir. Ama bu sekilde yasamaya mahkum insan günün birinde uyanır, bu uyumusuzlugu farkeder. Anlamsız bir evrende sanki bir anlam varmış gibi rol yaparak yasamaya mahkum olmasi insanin "uyumsuz" dur.
Ancak insanın bu uyumsuzu farketmesinin yegane nedeni de bilinçli olmasıdır. Camusa göre uyumsuz ne maddenin kendindedir, ne de bilinçte ama her ikisinde birliktedir, etkileşimlerimin bir sonucudur.
Bu analizi yaptıktan sonra Camus şunu sorar: 'Uyumsuz' ile yüzleşen insanın yapacağı davranış nedir?
Intihar? Intihar, uyumsuzu ortaya çıkaran madde-bilinç etkileşimindeki faktörlerden birini, yani bilinci yok ederek "uyumsuz" dan kaçınma çabasıdır. Ama bu "uyumsuz" problemini çözmez, sadece görmezden gelinmesini sağlar.
Hayatın bizim anlayamadığımız bir anlamı olduğunu ve gelecekte bir gün bu anlami çözebilecegimizi umut edebiliriz uyumsuz ile baş edebilmek için. Ama adı ustünde bu uyumsuza bir çözum degil, sadece bir istektir.
Veyahut da bir inanca tutunabiliriz. Ancak inanca tutunmak da uyumsuz ile yuzlesmis insanin kendini kandirmasindan baska bir sey degildir. Bir insan kendini bile bile ne kadar basarıyla kandirabilir?
Sisifos, tanrilar tarafindan cezalandirilmistir. Sonsuza dek kendi kadar büyük bir kayayi bir tepenin üzerine cikarmak ve sonra da o kayanin tekrar asagi yuvarlanisini izlemek ve sonra yine kayayi cikarmaya baslamaktir cezasi... Sisifos şayet bilinç sahibi olmasaydı, bu cezada belki hiç bir problem yoktu ancak her seferinde kayanin tepeden asagi yuvarlanisini izleyen, sonra tekrar asagi onu yukari cikarmak icin inmeye baslayan Sisifosun ebedi cezasi "uyumsuz" ile yuzlesmektir
Iste bu noktada Camus, uyumsuza çözüm önerisini getirir: isyan. Uyumsuz ile bas edebilmenin tek yolu, inadına, uyumsuzun farkindaligina ragmen o kayayi tekrar yukari dogru cikarmaya baslamaktir...
...
Buddha da, tanrisizligi, dinsizligi ve anlamsizligi vurgular. Bizi bekleyen cennetler yoktur, kutsal bir amacın parcasi degilizdir, hepimiz aslinda ayni anlamsiz bütünlügün; daha dogrusu hicligin parcasiyizdir. Ve Buddha çözümü bu hiclige ulasmayi, hicligin ta kendisi olmayi ögütleyerek yapar. Öyle ya etrafimizdaki tüm varlik anlamsizligin suretleriyse o zaman en nihai anlam varlikliksizliktir, hicliktir, anlam mefhumunun bir problem temsil etmedigi tek nokta o bicimsiz, sekilsiz, zihinsiz, kütlesiz hiclik noktasidir. Bu da disimizda degil, icimizdedir der.
Buddha'nin hayati ve ögretilerine dair okudugum bir Osho kitabindan sonra, bu iki büyük insanin ayni probleme çözüm getirmeye calistiklarini farkettim.
Buddhanin hayatini okdugumda aslinda Camusun yuzlestigi problemle yuzlesmesinin bir tesadüf olmadigini anlayabiliyorum. Rivayete göre Buddha, bir kralin oglu olarak, zenginlik ve sefahat icinde 29 yasina kadar bir sarayda yetistirilmis. Tüm dünyevi zevkleri yasama firsati buldugu bu dönemde eninde sonunda onun da 'uyumsuz' ile yüzlesmis olmasi ve sonradan kendini varliktan vazgecmenin kurtulus oldugu bir felsefeye adamasi cok da sürpriz olmasa gerek diye düsünüyorum.
Sözün özü 'uyumsuz' önemli bir problem. Bu problemle bas edebilmek sizce hangi yol ile mumkün?
Albert Camus "uyumsuz" ya da fransızca da "absurde" sözünü hayatın ve varlığın anlamsızlığından doğan bir kavramı açıklamakta kullanır. Hayat anlamsızdır. Insan hayati monotondur, hayatını insan sürekli aynı şeyleri tekrar edip durarak geçirir. Bu hayvanlar için bir problem degildir. Ama bu sekilde yasamaya mahkum insan günün birinde uyanır, bu uyumusuzlugu farkeder. Anlamsız bir evrende sanki bir anlam varmış gibi rol yaparak yasamaya mahkum olmasi insanin "uyumsuz" dur.
Ancak insanın bu uyumsuzu farketmesinin yegane nedeni de bilinçli olmasıdır. Camusa göre uyumsuz ne maddenin kendindedir, ne de bilinçte ama her ikisinde birliktedir, etkileşimlerimin bir sonucudur.
Bu analizi yaptıktan sonra Camus şunu sorar: 'Uyumsuz' ile yüzleşen insanın yapacağı davranış nedir?
Intihar? Intihar, uyumsuzu ortaya çıkaran madde-bilinç etkileşimindeki faktörlerden birini, yani bilinci yok ederek "uyumsuz" dan kaçınma çabasıdır. Ama bu "uyumsuz" problemini çözmez, sadece görmezden gelinmesini sağlar.
Hayatın bizim anlayamadığımız bir anlamı olduğunu ve gelecekte bir gün bu anlami çözebilecegimizi umut edebiliriz uyumsuz ile baş edebilmek için. Ama adı ustünde bu uyumsuza bir çözum degil, sadece bir istektir.
Veyahut da bir inanca tutunabiliriz. Ancak inanca tutunmak da uyumsuz ile yuzlesmis insanin kendini kandirmasindan baska bir sey degildir. Bir insan kendini bile bile ne kadar basarıyla kandirabilir?
Sisifos, tanrilar tarafindan cezalandirilmistir. Sonsuza dek kendi kadar büyük bir kayayi bir tepenin üzerine cikarmak ve sonra da o kayanin tekrar asagi yuvarlanisini izlemek ve sonra yine kayayi cikarmaya baslamaktir cezasi... Sisifos şayet bilinç sahibi olmasaydı, bu cezada belki hiç bir problem yoktu ancak her seferinde kayanin tepeden asagi yuvarlanisini izleyen, sonra tekrar asagi onu yukari cikarmak icin inmeye baslayan Sisifosun ebedi cezasi "uyumsuz" ile yuzlesmektir
Iste bu noktada Camus, uyumsuza çözüm önerisini getirir: isyan. Uyumsuz ile bas edebilmenin tek yolu, inadına, uyumsuzun farkindaligina ragmen o kayayi tekrar yukari dogru cikarmaya baslamaktir...
...
Buddha da, tanrisizligi, dinsizligi ve anlamsizligi vurgular. Bizi bekleyen cennetler yoktur, kutsal bir amacın parcasi degilizdir, hepimiz aslinda ayni anlamsiz bütünlügün; daha dogrusu hicligin parcasiyizdir. Ve Buddha çözümü bu hiclige ulasmayi, hicligin ta kendisi olmayi ögütleyerek yapar. Öyle ya etrafimizdaki tüm varlik anlamsizligin suretleriyse o zaman en nihai anlam varlikliksizliktir, hicliktir, anlam mefhumunun bir problem temsil etmedigi tek nokta o bicimsiz, sekilsiz, zihinsiz, kütlesiz hiclik noktasidir. Bu da disimizda degil, icimizdedir der.
Buddha'nin hayati ve ögretilerine dair okudugum bir Osho kitabindan sonra, bu iki büyük insanin ayni probleme çözüm getirmeye calistiklarini farkettim.
Buddhanin hayatini okdugumda aslinda Camusun yuzlestigi problemle yuzlesmesinin bir tesadüf olmadigini anlayabiliyorum. Rivayete göre Buddha, bir kralin oglu olarak, zenginlik ve sefahat icinde 29 yasina kadar bir sarayda yetistirilmis. Tüm dünyevi zevkleri yasama firsati buldugu bu dönemde eninde sonunda onun da 'uyumsuz' ile yüzlesmis olmasi ve sonradan kendini varliktan vazgecmenin kurtulus oldugu bir felsefeye adamasi cok da sürpriz olmasa gerek diye düsünüyorum.
Sözün özü 'uyumsuz' önemli bir problem. Bu problemle bas edebilmek sizce hangi yol ile mumkün?