Felâsife
15-09-2016, 16:46
Dün kalbiyle düşündüğünü sanan insan, bugün beyniyle düşündüğünü sanıyor, ve buna inanıyor, ya bu da geçmişte kalbiyle düşündüğüne inanan, insanın inancı gibiyse.
O zamanların imkan ve olanakları ile o insanlar Kalpleriyle düşündüklerini varsaydılar, buna güçleri yetti, bu günün insanları da aynen bu günün imkan ve olanaklarıyla beyinleri ile düşündüklerini var sayıyorlar, buna güçleri yetiyor...
Ya gelecekte bir gün insanlar ne beyinle nede kalple düşünülmediğini ispat edilirse-ki bu da edilecektir-bu günün beyinle düşündüğünü iddia edenlerin durumu tuhaf olmaz mı?
Bir yanlışın kıyısında değil, bilakis tam ortasında yaşanmış olmaz mı?
Bu günün insanları kalple düşünen geçmiş insanlarına gülüyorlar, adeta onlarla dalga geçiyorlar, dünya düz diyenlere de gülüyorlar, daha bir sürü şeyler, dünya yuvarlak diye ispat olduya! herşey bitti.
Oysa dünya yuvarlakta değildi, Geoit denen bir şekle sahiptir, dahada ötesi vardır, dünya canlıdır, ruh sahibidir bunu şekle indirgemek bile yanlıştır ama gelin görün ki geçmişin yuvarlak zihniyeti elan hüküm sürmekte ve dünya düz diyene gülmekte, oysa onun yuvarlak dediği de gülünecek bir şekildir.
Dünya yuvarlak değildir! (http://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=36870)
Özetle geçmişin imkan ve olanakları anca o kadardı, onlarda o imkanlarla anca bu görüşlere sahip oldular...
Kim bilir belki onlarda kendilerinden daha önceki nesillere gülmüşlerdir...
Aslında tüm bunların sebebi "bilgi" denilen şeyin verdiği sarhoşlukla açıklanabilir.
Bilgi insanı sarhoş eder!
Az bir şey bilmek bile, çok şeyi biliyormuş gibi yaşamaya sebep olur, bilmeyenlerle dalga geçmek, onlara gülmek tabiki hoş değildir. Bunun birde son güleni vardır, bakalım hangi nesil son gülecektir.
Sen birilerine gülersen, gün gelir birileride sana güler...
Dünya "Etme bulma dünyasıdır" yani ne ekilirse o biçilir...
Algı değişince bilgi, bilgi değişince de hepsi değişecektir, o yüzden bu günün ne bilgisi/algısı varsa bu da gelecekte değişecektir ve çöp olacaktır, tıpkı geçmişin bu gün geldiği nokta gibi olacaktır bu, geçmişin pek çok bilgisi bugün çöp olmuştur.
Bu çöpler geçmiştekilerin savundukları en doğru şeylerdi oysa.
Özetle biz geçmişe güldükçe, gelecekte bize gülecektir.
Bu kaçınılmaz sondur...
Bizim sıramızda gelecektir...
O yüzden de "Bir yanlışın tam ortasında yaşıyoruz" diyorum.
Düşünebiliyor musunuz?
Bilgi namına şuan ne biliyorsak o yanlıştır, o çöptür, bunu kabullenebiliyor musunuz!
Kabullenemiyorsanız, şu an ki bilgilerinizin dünyanın sonuna kadar dos-doğru olması gerekir ki şuan rahat edesiniz, yoksa bilmelisiniz ki şu an ki bilgileriniz gelecekte zaten çöp olacaktır.
Bilgi, sürekli gelişen, değişen yapısıyla yerinde durmayacak, nasıl ki geçmişe nazaran şuan farklıdır, yerinde durmamıştır, gelecekte şimdiye nazaran farklı olacaktır, yerinde durmayacaktır...
Bizler ne mi olacağız?
Yan lış la na ca ğız...
Gelecekte ki torunlarımızın bizlere güldüğü nesiller olacağız!!
Acı ama gerçek budur.
Çünkü bizde atalarımıza güldük... Torunlarımızda bize gülmese olmaz...
Tabi esas mesele gülüp gülmemekte değil, bizler şu an gerçeği de ıskaladık... Esas mesele bu...
Vurduğumuzu sandığımız noktalarda ise seraplar gördük, hayallere daldık, görmek istediğimizi gördük, başka bir şey değil...
Yanlış çağlarda, yanlış doğrular ile yaşayan insanlar varya!
İşte o insanlardan biride biziz !!
Bir yanlışın tam ortasında yaşamak!
Sarhoş çağlarda, bir yanlışın tam ortasında.
Hayaller savrulacak, sonsuzluğun yollarında.
Umut katil olacaktır, gerçeğin arayışlarında.
İnsan duygusalmış, duygusu yalnızlaştığında.
Neyi arıyorsun katilini mi? ya ölenler yoksa?
Hayat bir senaryo, baştan böyle yazılmışsa!
Hak aramak haksızlık, haksızlıklarda haksa?
Bulunan anca hayallerdir, daha ötesi yoksa!
Yok ötesi, çöllerde savrulan kumlardan başka.
Suya yazılan yazı gibi, bardakta kopar fırtına.
Oysa bu çölde ki her şey seraptır, yaşam bile.
Hep yaşama inandık, belki inandık inanmaya.
İyi geldi inanmak, boşluklar dolmasa bile doldu.
Hayaller kurgular mükemmel, olmasa bile oldu.
Herkesin gittiği yoldan gitmekse, en güzeliydi.
Kalabalıklar güven verdi, yol yoksa bile o yoldu.
Yaşamaya mecbursun, ölmek istersin ölemezsin.
Düşünmeden olmaz, zaten aksini söyleyemezsin.
Hiç düşünmediğin anın oldu mu? uykunda dahil!
Sen mecbursun ötesi değil, değilimde diyemezsin.
Şu halde irade dediğin şey iğretidir, salla gitsin.
Ben dediğinse izafidir, alınma üstüne yolla gitsin.
Senin sen olmanda, senin tasarımın asla olamaz.
O da planın parçası, çekilmeli aradan solla gitsin.
Bir yanlışın tam ortasında, doğrular da doğru olmaz.
Herşey yanlışın parçasıdır, yanlışlar da doğru olmaz.
Doğruyu aramak, zaten en büyük yanlış değil midir?
Kurtulmalı doğrudan yanlıştan, bundan fayda olmaz.
***
O zamanların imkan ve olanakları ile o insanlar Kalpleriyle düşündüklerini varsaydılar, buna güçleri yetti, bu günün insanları da aynen bu günün imkan ve olanaklarıyla beyinleri ile düşündüklerini var sayıyorlar, buna güçleri yetiyor...
Ya gelecekte bir gün insanlar ne beyinle nede kalple düşünülmediğini ispat edilirse-ki bu da edilecektir-bu günün beyinle düşündüğünü iddia edenlerin durumu tuhaf olmaz mı?
Bir yanlışın kıyısında değil, bilakis tam ortasında yaşanmış olmaz mı?
Bu günün insanları kalple düşünen geçmiş insanlarına gülüyorlar, adeta onlarla dalga geçiyorlar, dünya düz diyenlere de gülüyorlar, daha bir sürü şeyler, dünya yuvarlak diye ispat olduya! herşey bitti.
Oysa dünya yuvarlakta değildi, Geoit denen bir şekle sahiptir, dahada ötesi vardır, dünya canlıdır, ruh sahibidir bunu şekle indirgemek bile yanlıştır ama gelin görün ki geçmişin yuvarlak zihniyeti elan hüküm sürmekte ve dünya düz diyene gülmekte, oysa onun yuvarlak dediği de gülünecek bir şekildir.
Dünya yuvarlak değildir! (http://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=36870)
Özetle geçmişin imkan ve olanakları anca o kadardı, onlarda o imkanlarla anca bu görüşlere sahip oldular...
Kim bilir belki onlarda kendilerinden daha önceki nesillere gülmüşlerdir...
Aslında tüm bunların sebebi "bilgi" denilen şeyin verdiği sarhoşlukla açıklanabilir.
Bilgi insanı sarhoş eder!
Az bir şey bilmek bile, çok şeyi biliyormuş gibi yaşamaya sebep olur, bilmeyenlerle dalga geçmek, onlara gülmek tabiki hoş değildir. Bunun birde son güleni vardır, bakalım hangi nesil son gülecektir.
Sen birilerine gülersen, gün gelir birileride sana güler...
Dünya "Etme bulma dünyasıdır" yani ne ekilirse o biçilir...
Algı değişince bilgi, bilgi değişince de hepsi değişecektir, o yüzden bu günün ne bilgisi/algısı varsa bu da gelecekte değişecektir ve çöp olacaktır, tıpkı geçmişin bu gün geldiği nokta gibi olacaktır bu, geçmişin pek çok bilgisi bugün çöp olmuştur.
Bu çöpler geçmiştekilerin savundukları en doğru şeylerdi oysa.
Özetle biz geçmişe güldükçe, gelecekte bize gülecektir.
Bu kaçınılmaz sondur...
Bizim sıramızda gelecektir...
O yüzden de "Bir yanlışın tam ortasında yaşıyoruz" diyorum.
Düşünebiliyor musunuz?
Bilgi namına şuan ne biliyorsak o yanlıştır, o çöptür, bunu kabullenebiliyor musunuz!
Kabullenemiyorsanız, şu an ki bilgilerinizin dünyanın sonuna kadar dos-doğru olması gerekir ki şuan rahat edesiniz, yoksa bilmelisiniz ki şu an ki bilgileriniz gelecekte zaten çöp olacaktır.
Bilgi, sürekli gelişen, değişen yapısıyla yerinde durmayacak, nasıl ki geçmişe nazaran şuan farklıdır, yerinde durmamıştır, gelecekte şimdiye nazaran farklı olacaktır, yerinde durmayacaktır...
Bizler ne mi olacağız?
Yan lış la na ca ğız...
Gelecekte ki torunlarımızın bizlere güldüğü nesiller olacağız!!
Acı ama gerçek budur.
Çünkü bizde atalarımıza güldük... Torunlarımızda bize gülmese olmaz...
Tabi esas mesele gülüp gülmemekte değil, bizler şu an gerçeği de ıskaladık... Esas mesele bu...
Vurduğumuzu sandığımız noktalarda ise seraplar gördük, hayallere daldık, görmek istediğimizi gördük, başka bir şey değil...
Yanlış çağlarda, yanlış doğrular ile yaşayan insanlar varya!
İşte o insanlardan biride biziz !!
Bir yanlışın tam ortasında yaşamak!
Sarhoş çağlarda, bir yanlışın tam ortasında.
Hayaller savrulacak, sonsuzluğun yollarında.
Umut katil olacaktır, gerçeğin arayışlarında.
İnsan duygusalmış, duygusu yalnızlaştığında.
Neyi arıyorsun katilini mi? ya ölenler yoksa?
Hayat bir senaryo, baştan böyle yazılmışsa!
Hak aramak haksızlık, haksızlıklarda haksa?
Bulunan anca hayallerdir, daha ötesi yoksa!
Yok ötesi, çöllerde savrulan kumlardan başka.
Suya yazılan yazı gibi, bardakta kopar fırtına.
Oysa bu çölde ki her şey seraptır, yaşam bile.
Hep yaşama inandık, belki inandık inanmaya.
İyi geldi inanmak, boşluklar dolmasa bile doldu.
Hayaller kurgular mükemmel, olmasa bile oldu.
Herkesin gittiği yoldan gitmekse, en güzeliydi.
Kalabalıklar güven verdi, yol yoksa bile o yoldu.
Yaşamaya mecbursun, ölmek istersin ölemezsin.
Düşünmeden olmaz, zaten aksini söyleyemezsin.
Hiç düşünmediğin anın oldu mu? uykunda dahil!
Sen mecbursun ötesi değil, değilimde diyemezsin.
Şu halde irade dediğin şey iğretidir, salla gitsin.
Ben dediğinse izafidir, alınma üstüne yolla gitsin.
Senin sen olmanda, senin tasarımın asla olamaz.
O da planın parçası, çekilmeli aradan solla gitsin.
Bir yanlışın tam ortasında, doğrular da doğru olmaz.
Herşey yanlışın parçasıdır, yanlışlar da doğru olmaz.
Doğruyu aramak, zaten en büyük yanlış değil midir?
Kurtulmalı doğrudan yanlıştan, bundan fayda olmaz.
***