spartacus
31-01-2017, 00:37
Sevgili Bilgivehis
Başkanlık başlığında değinmiştin, orada değinmedim... Sınıf, siyasi veya keyfi bir tercih değildir, o nedenle sınıfı kendi başına saltık siyasi bir kurummuş gibi görmek hata olur... İkincisi sınıf demek siyasi anlamda farkındalığa ermiş bir örgütlenme modeli de değildir... Kapitalistler yani feodalite de bir avuç burjuva kesim, feodal iktidarları nasıl sona erdirdi? Bir avuç burjuva bin kerede örgütlense, sayı-kitle bazında 3-5 adedi geçmez... peki ama nasıl? Günümüzün çarpık örgtlenme ve siyaset anlayışına girmeyeceğim, ama örgütlü hareketlilik yanlış kavranıyor... Politika yanlış kavranıyor, örgütlenmek boyuna adam devşirmek, kafalamak sanılıyor vs...
Oysa asıl gücü temsil eden, sayısı hiç önemli olmamakla birlikte, kitlelerle siyasi anlamda ortak bir noktada buluşmasıdır. Buruvazi bunu kısa sürede kavradı ve kitleleri yanına çekmeyi başardı, hiç birisiyle de organik örgütlülüğe ya da örgütüne dahil edilmiş bireylermiş gibi bir durum söz konusu değildi. Bütün mesele ana sınıfı harekete geçirmekti, feodalizmde işçi sınıfının yerinde olan ana ve asıl sınıf köylülük idi... Peki yığınları temsil eden köylülük nasıl örgütlenebilirdi? örgütlendi lakin, günümüzde takım anlayışına dayalı, özünde tasviyeci böylece süreğen parçalanan örgütlenme modeli değildi, tamamen taleplere ve taleplerin çözümüne odaklı siyaset ile ilgiliydi...
Köylülerin toprak talebi vardı, olmalıydı, çünkü asıl, ana sınıfı köylüler temsil ederken, milyonları temsil eden bu güç, toprak sahiplerine, tam da o toprak mülkiyeti ile, köle durumundaydı ve bu köleliği bitierecek talebin aslı, astarı köylülüğün kendi mülkünü işlemeseydi, bu gerçekleşirse, toprak sahibi ağa, derebeyleri otomatikman çökecekti... Ağanın toprağı olmazsa neleri olmaz? Ağa kalır mı peki? İşte politikanın sorunların çözümü üzreliğinde açığa çıkan, politik hedef bağlamında tüm meseleyi çözen hal ve durum...
İşte burjuvazi köylü sınıfına süreğen talepleriyle politika götürdü, köylüye toprak(feodaller otomatikman tasviye olacak!)! Siyasetin aslı, esası budur, böylece milyonlarca köylü, bir avuç burjuvanın siyaseti, politika ve programında buluştu, işte örgütlenme budur, aslı buna dayanır, ortaya milyonların dahil olduğu, ortak bir amaç-paydada buluşmuş(örgütlenmiş, kenetlenmiş), feodalizmi ortadan kaldırmaya muktedir bir güç oluştu...
Ne dersek diyelim, ne yaparsanız yapın, sistemin doğası gereği kapitalizmde köle sınıfının da hayatı üreten emeğinde merkezinde yığın olarak işçi sınıfı vardır ve öyle si,stemi yıkmak, yok devrim yapmak, ne sizlerin ne de özel seçilmiş elitlerin işi değildir, devrim, teknik ve stratejik açıdan donatılmış küçük örgütlerce yapılmaz, ancak o yapılar tarafından örgütlenir(yukarıda kabaca bir avuç burjuvanın devrimi nasıl örgütlediğine değindim)...
500.000.000 insan ekmek, su istiyorsa, siz onlara süreğen talepleri dışında siyaset, propaganda yapıyorsanız, nafiledir, öyle önlerinde kahramanlık destanları yazma, maceralarda bir anlam ifade etmez, hiç bir sınıfın karşısına bireyler olarak çıkılamaz, imkansızdıe ve ahmakçadır, sınıfın akrşısına ancak sınıf çıkabilir(ha birileri semtinde, işyerinde burjuva sınıfından bir bireye, üretim ilişkisi ağında talepler temelli değil de, kişisel külhanbeyliği moduyla kök söktürüyordur filan da, işte burjuva sınıfını karşısına aldığını sanır, sadece ahmaklık ve haksızlık bir yerde adilik, azmanlık)...
500.000.000 insanı kendi talepleri üzerine kazanmadıkça, örgütlemiş veya örgütlenmiş veya politika üretmiş filan sayılmazsınız. Türkiye de şu anda bir dolu, takım tadında kanserli ur yapsında, arızdan ibaret bireyleriyle örgüt vardır ve sadece bir şey yaparlar, kendi propagandaları veya onca insanın yabancı olduğu terimleri söyler dururlar, olmadı süreğen mahallenin dayısı, külhanbeyi gibi cakaları vardır, ileri düzey dinci gibi her daim garip bir savunma refleksindedirler, çünkü bütün iş sembollere ve propaganda-reklama, sözde inanca(inanca başvurma!), külhanlığa indirgenmiştir! Kitleler bu tür propagandalar namına kılını kıpırdatmayacağı gibi, dışlarda, zira kitleler bir sistemin yerine diğerini, efendim ötekine inandığı veya aşığı olduğu için yönelmez, gelsin istemez. Örneğin feodalizme karşı yığınlar halinde akan köylü sınıfının isteği, efendim kapitalizmin kaşı kara gözü daha güzelmiş tadında değildir, olamazda, bütün işi allayıp pullama propagandasına indirgemek zaten aksine rol oynar, aksine köylüler toprak istiyorum, ağa, derebeyi istemiyorum, kendim ekip, biçmek, kendime çalışmak istiyorum, hayat koşullarımı değiştirmek istiyorum gibi taleplerle ayağa kalkmıştır, yoksa ne kapitalizmi bilir, ne de siyasi olarak, kocaman bir sınıf, kapitalizmi bilen bir insana göre klişelere sokulabilir(bu da yanlıştır)...
Her sınıfın ekonomik mücadelesi vadır, bu kendiliğindendir, yani kimsenin çok da özel bilinç, tahlil, analiz, propaganda, örgütlenme yapması gereği olmaz. Aynen feodalizmde köylülerin en yakıcı talep ve hayalinin bir gün kendi toprağında üretiyor olması gibi! Bunun önüne geçilemeyeceği gibi, bu kendiliğinden alanda hafife alınamaz veya efendim daha iyi bir maaş istiyor diye, hıh işçi mi, bir halt bilmez tarzında yaklaşımlarında anlamı yok, o bir şey bilmek zorunda değil ve dahi nasıl koşulalrda nasıl bir hayat sürdüğünün zaten farkındadır, önemli olan bir şey bilenin, o insanların en doğal talepleriyle, politik zeminde buluşmasıdır ki, o bir şey bilen dilerse parmakla sayılır kadar olsun, politikası kitlelerle buluştuğu an bir anda aynı hedefe örgütlenmiş, odaklanmış ve liderliğininde yine politik zeminde sağlandığı milyonları bir araya getirir...
Kaba ifadeleri seçiyorum, örnekler üzerinden, literatüre, kitabik söylemlere gerek yok.
Diyelim ki siz İstanbul'dan, Ankaraya gideceksiniz, hedefinizde oraya varmak olsun... ve diyelim ki sizin dışınızda da 100.000 kişi olsun ki aynı amacı taşısın... Ne yaparsınız, tek, tek her bir bireyi propaganda-reklam ile kazanmaya mı çalışırsınız, yoksa politikanızı istanbul'dan, Ankaraya gitmek üzremi inşa edersiniz. Eğer politik hattınızı, politikanızı o 100.000 kişinin talebi doğrultusunda ve ona da yön verebilen, hedefe yönelten bir biçimde geliştirirseniz, kimseyi tek, tek örgütlemeden, efendim aman, aman kapitalizm nedir de, artı değer neye denirde gibi bir çok detayı bilmesi gerekmeksizin, o hedefte ortaklaşabilirsiniz, propaganda denilen ise aslında ve özünde, işte o politikanızın, kitlelere ulaştırılmasıdır, oturup 100 adamla yürüyüp, elinde 100 bayrak slogan atıp, gösteriş yapmak değildir...
Literatüre girsem, işçi sınıfına dair ifadeleriniz -emin olun- kolayca çürüyecektir çünkü içinde yaşadığınız sistemin temel ve temel taşları, o ana sınıflardan meydana gelir, onlar kıpırdamadıkça, hiç bir şey kıpırdamaz...
bazılarının yanlış siyaseti, külhanbeyi gibi devrimcilik cakası satan marjinalliği, kof bilinci, anadan üryan gelip üzerine giydirilen teolojik veya adiyet temelli kof şartlanma ve kamplaşma, kısaca tipik holigan-fanatik siyasetinin bilinçaltlarına işleyen o bireyselliği, düşman edebiyatı, iyi ile kötünün(tipik teoloji, iyi tanrıyı, kötü şeytanı temsil eden, bildik zerdüşt veya tipik Amerikancı rambolukların) savaşı edebiyatları, tümü de bu batağa girmiş marjinallerin, verili sistemin dahi gerisinden gelen feodal cehaletini yansıtır. O kafayla oturup, ellerine materyal, söz, yazma hakkı geçince de sanki göbeği birlikte kesilmiş bir bebekten söz eder gibi, bir kişiden söz eder gibi işçi sınıfından söz eder, kendisine bakar, işçi sınıfına bakar, burun kıvırır cık der beğenmez, çünkü kıstasını da, analizini de kendi haline bakarak yapmıştır, ama kıyasladığı nedir, karşısına koyduğu, bir kişi midir? Milyonların dahil olduğu ve bu dahilliğin hiç bir biçimde siyasi ya da keyfi bir tercih olmayan, tamamen hayattan gelen-doğan bir konumlanış yani kocaman bir sınıf...
İşçi, işçi olmayı annesinden doğmazdan önce tercih etmediği gibi, keyfi olarak tercih edebilme şansı olmayan milyonlardan meydana gelir. İşçi sınıfın kayda değer ve gözleme muhtaç basit 2 hali vardır, durağan hal ve hareketli hal ve bu kalıt değildir, dahi aniden değişebilir... Aynen feodalizmin saraylarını yıkan köylü sınıfının hali gibi, bütün mesele TALEPLERDE, oturup kapitalizmin kitabını yazmasında filan değil...
Neden alt yapı, üstyapı, mülkiyet, mülk sahibi ve mahrumiyet ve mülk üzeri emeğe değinmedim de böyle bir kaba yola gittim? Kimseye, sınıflı toplumlarda, sınıfın esas olduğunu detaylıca anlatmak zorunda olmadığım ve konunun özünün basit politikalar üzre düğümlendiğini gözlemlediğim için. Kısaca sınıfa dair anlık veri, analizler esasında verili koşulda haliyle(hal) ilgilidir, durağan ya da hareketli...
Sanayi devrimini tamamlamamış ve sanayisi işbirlikçi sanayi olan Türkiye'de dahi, kayıtlı işçi sayısı 14.000.000 civarı, aileleriyle düşünün... Bu gücün 1 günde ürettiği ürün ve hizmeti düşünün, sadece 1 günlük => hayatı üretiyorlar...
Bu gücün sadece 1 hafta üretime dahil olmadığını düşünün, sadece 1 hafta(emin olun başka başlıkalrdaki evet, hayır mı, AKP demokratik yollarla gider mi tartışmaları dahi boş olacaktır, çünkü çöker, gider, sistem durur, sistemin mekanizmalarıda) Feodalitenin askeri ve ekonomik örgütlülüğünün güçlü olduğu bölegelerde köylüler hasada katılmamakla, ateşe vermekle vb bile ilgili bölgedeki hakimiyetleri devirmiş veya çökertmiştir..
Kısaca işçi sınıfı şudur da, budur da hiç bir anlamı yok, aslında bir avuç bilinçli kesimin, tümüyle ağırlığını vermesi gereken politika talepler ve taleplerin gerçekleşmesini sağlayan hedef konusunda milyonlarla buluşma politikası üzre, -asıl örgütlülük budur, talepler ve ortak hedeflerdir- olmalıydı ki, ne yazık ki bulamıyoruz. Çünkü sözde bilinçlendiğini sanan teoloji artığı klişe insanlarımız, işi aha kapitalizm kötü, işçi-emekçi sınıfı mı o da ne ki(sanki sistemin asıl sırtına bastığı ve sirkeleyip atmak gücü sınıfın dışındaymış gibi), biz 10 kişiyle düşmana(!) saldıracak ve devireceğiz(neyi? masalar ve sandalyeleri, belki bir kaç binanın duvarını, kapısını), haydin saldırıyoruz tadında bireye ve bireysel kahramanlığa indirgediği için, milyonalrdan da bunu bekler, bekler, bekler sonra da yok yaaa bu iş milyonalrın gücüyle olmayacak(ya ne ile olacak?)...
Kısaca böylelerine düşen, aynen feodalizmi devirmek için bir avuç iken milyonyanlarla birlik olan burjuvaların yaptığı gibi, gerçek politikadır. Örgütleyici olan da örgütlenen de, güce dönüşen de kitlelerin talepleri, gerçekleşeceği hedefler politikasıdır...
Milyon kişi bir hedefe doğru yönelirse, bu milyon kişidir, birbirlerini tanımak zorunda olmadıkalrı gibi, kimin kaşının kara ya da sarı olduğuylada işleri yoktur ve kapitalizmde işte o milyonları, aslında her gün farkında olmadıkları hedefleri ve talepleriyle işçi-emekçi sınıfı temsil ediyor, yoksa bir sistemden beslenen hiç bir sınıf ve kimse, o sistemi değiştirecek talebede, hedefede sahip olmaz, olmasıda beklenemez ve olmuyor diyede oturup çok anlamlıymış gibi kişilik tahlilleride yapılamaz, hiç alakası yok... Aynı şekilde sınıfıa bakıp kişiliğe indirgeyip kişilik tahlilleride anlamsızdır, alakasızdır.
Tüm canlılar doğası gereği verili durumundan yanadır, meyilli olmak ister, yerine göre kimi hallerde kaypaktır, ama bunu bireye indirgememek ve böylece milyonlarca insanı her an kaypakmışçasına veya davranıyormuşçasına kalıtlaştırmamak gerekir, bütün mesele aslında verili koşulların hal/durum/tahliliyle ilgili. ısınmayan suyun kaynamıyor olmasına bakarak, ısınan suyun da daim öyle kalacağı düşünülemez, sistemler ve sınıflar özgülünde ısı, sömürülen ile sömürenin arasındaki çatışkılı ilişkidedir ve bu çatışma zemininde aslolan sınıfın kendiliğinden eyleminin, kendisi içie dönüştürülmesidir(işte feodalizmi yıkan köylü sınıfının farkındalığa ermesinin altında yatan o burjuva politikalara değindik, ve sınıflar verili koşulda stotükolarından henüz yeterince rahatsız değilse, durğanlık gayet doğaldır, ne kaypaklıktır ne adiliktir ne de bu tür kişilik temelli yaklaşımalrın anlamı vardır, tamamen koşullar, verili durumun seyrinin doğasıyla ilgilidir).
Ekonomi-politik literatüre, yani neden işçi sınıfının sistemin motor gücünü temsil ettiğine, böylece hareketin de tayin edici rolüne sahip olduğuna, üretim tarzı, ilişkilerinden, alt-yapı ve üst-yapı olgusunun kaçınılmaz olarak kapitalizmin sonunu getirecek olan devrimin sınıfı olarak, devrimci sınıf olarak işçi sınıfına dayandığına ise gerekirse girebiliriz...
Ama şimdi orada, dünya'da yaşam koşulundan rahatsız ve daha iyi koşullarda, asker gibi emir-buyruk-şantajlar-aba altından sopa ve başkasına hizmetçilik-kölelik altında, kendisi karın tokluğuna çalışırken, yoksulluğun ve mahrumluğun bilincinde iken, kendisini çalıştıranın ise (istisnalar önemli değil) hayatın olası ve olanaklı zenginliklerinden olabildiğince faydalanabildiğini gören ve bu durumu istemeyen, kabullenemeyen milyonlar var...
denecek ki, iyide işçi de iş için çırpınıyor, işte kaypak vs(!!!), bir işe sahip olmak için vs... Bu bir tercih meselesi değil, sistemin dayattığı bir zaruriyet, insanın doğada hayatda kalması için üretmesi-toplaması-avlaması gerektiği şartı esası-özü gibi, örneğin kölelerde, birilerinin sahipliği altına girmek için çırpınırdı, çünkü sistem başka bir koşul altında ona yaşama şansı bırakmamıştı, ya bir sahibin emrine girecek böylece açlıktan ölmeyecekti, ya da ölecekti ama bu başka şansı kalmamış olan insanı, sınıfı kaypak, var olmayan, hiç yokmuş gibi davranılabilir kılan veya şerefsiz, alçak filan yapmaz, zerre alakası yoktur zira iradesiyle belirlediği bir seçim değildir, şartların zoraki ittiği bir durumdur ki, bu koşulda kendi çıakrı namına hareket eder, ama bu kötü bir şey değildir, çünkü toplamda tüm sınıf kendi çıakrı için hareket ettiği oranda, egemen sınıfla çatışıyor demektir... Eğer köleler olmasaydı, köleci sistem yıkılamazdı, eğer atıyorum modern çağda kölelerin başkaldırısı olmasaydı, milyonlarca insan bilhassa ABD'de hala eski usül kölelikle zincir altında olacaktı, çünkü kölelik koşullarından asıl rahatsız olan kölelerdir ve karşısında olanlar ise o koşulların kendi çıkarına böylece sınıf çıkarları ve çatışkı ve siyaseti sahada yerini almayacak ve özgürlük savaşları, kölelerin ayağa kalkması olmasaydı yenilmeyeceklerdi.
tabi bu demek değil ki, koşullar kendiliğinden, öyle kendi halinde, alternatifini üretir, hayır -yansıtabilir lakin bunun çözümlenmeside gerekir-, en başta verdiğim feodalizm ve burjuva politikası gibi, aydınlanmış, bilinçli, andığım türden politik kitlesel hat üzre çalışan insanların öncülüğü ile yığınlar hedefe ilerleyecektir, bu da fırında pişirilmiş armut gibi hazır değildir, yine koşulların içinde, koşulların analizi ve sebepleri üzre tahlil yetisine erebilmenin getirisyle olacaktır ve verili koşulda aslolan tüm taleplerin ortak bir paydada buluştuğu bir politika ve varılacak hedef olarak da strateji ve prograın oluşturulmuş olmasıdır, bu varsa, durmaksızın düşük seyirli kendiliğindenliğin kıpırtısı yerine yürüyüş var, işte o zaman milyonlar orada, milyonalr sizinle, ortak bir politika, hedefte kenetlenmiş ve işte o kitlenin belkemiği ve hasılı işçi sınıfından başkası olmayacak, üreten o, hayat o, sistemin sütunları o, yapması gereken kölece tuttuğu çatıyı savurup at-tır-mak, ancak basit ve kolay değil, süreçlere, deneyimlere, durağan hal, hareketli hal geçişlerine gebe, ve sonrası mı, insan yine hayatı üretecek, ama asli farkı, başkasının hayatı için değil, kendi ve tüm insanlığın hayatını.