PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Fizik Felsefesi zaman kaybı mıdır?


NickMickyok
06-03-2017, 11:20
Arkadaşlar sizlere bir şey danışmak istiyorum.
Bu yıl doktoraya başlamak niyetindeyim, kafamda Fizik Felsefesi var. Aslında çok da temelim olmayan bir alan.
Geçenlerde bir ortamdaki Fizik felsefesi muhabbetlerinden etkilendim(uzay-zaman, determinizm vs..) tartışması hoşuma gitti.

Acaba Fizik felsefesi doktorası zaman kaybı mıdır? Yoksa entellektüel birikim ve merak duygusuna yönelik tatmin edici midir?

Save The Day
06-03-2017, 11:30
Okunacak üniversite de önemli bu konuda. İngilizcen varsa yurtdışındaki en iyi üniversitelerden birince yapabilirsin doktoranı. Tatmin edecektir.

pianola
06-03-2017, 11:42
-Her şey- zaman kaybıdır.

Fizik felsefesi bu çağda mühim gayet, bence devam et..

NickMickyok
06-03-2017, 11:51
Okunacak üniversite de önemli bu konuda. İngilizcen varsa yurtdışındaki en iyi üniversitelerden birince yapabilirsin doktoranı. Tatmin edecektir.

Teşekkürler. Aslında bu 2.doktora olacak. Daha önce yurt dışında sağlık alanında doktora yapmıştım.

-Her şey- zaman kaybıdır.

Fizik felsefesi bu çağda mühim gayet, bence devam et..
Teşekkürler.
Zaman kaybından kastım şu idi. Ben öğrendiğim şeyleri doğrudan hayatta uygulamak istiyorum.
Bilimde, genelde merak duygusu ön plandadır. Bu işle uğraşanlarda bu çok ön planda.
Ben de ise merak duygusundan ziyade, aldığım eğitimin zihinsel katkısı daha çok ön planda.
Yani bunu okumak ve araştırmalar yapmak; zihinsel dünyamda hayata bakışımı değiştirip bana zihinsel bir katkı sağlayacak mı yoksa retorik ve kuru geyikler üzerine mi dönecek her şey, bunu bilmiyorum.
Bu alana vâkıf birisi olmadığım için önümü net göremiyorum.
Sadece fizik felsefesi sohbetleri damakta hoş bir tat bırakıyor.Şimdilik etklileyen o

spartacus
06-03-2017, 12:03
Bilimde, genelde merak duygusu ön plandadır. Bu işle uğraşanlarda bu çok ön planda.
Ben de ise merak duygusundan ziyade, aldığım eğitimin zihinsel katkısı daha çok ön planda.
Yani bunu okumak ve araştırmalar yapmak; zihinsel dünyamda hayata bakışımı değiştirip bana zihinsel bir katkı sağlayacak mı yoksa retorik ve kuru geyikler üzerine mi dönecek her şey, bunu bilmiyorum.
Bu alana vâkıf birisi olmadığım için önümü net göremiyorum.
Sadece fizik felsefesi sohbetleri damakta hoş bir tat bırakıyor.Şimdilik etklileyen o
İdealist indirgeme metoduna düşülürse, tamamen zaman kaybıdır ve metafizikde boğulmaya dönüşür. Zaten safsatadır da -> "Özel durumlardan genel sonuçlar üretmek" (Fallacy of Converse Accident)
Magazin(*) piyasasında ne yazık ki, sözde teorik fizik bu hale gelmiş durumda, üstelik isminde "teorik ifadesi" geçtiği halde, hakim olan, ilgili indirgeme safsatasıyla, teori kısmı atıldı, "kurgusal-kurgucu, meta-zihin-fizik" oluverdi.

(*) En yerinde karşılayan ifade anlamında kullanılmıştır.

Eğer, hayal gücü, kurgu yetileriniz, alakasız da olsa bağıntılama, bağlama -safsta mantığını incelikle kullanma- beceriniz iyiyse, iyi bir alan olur...

NickMickyok
06-03-2017, 12:05
Evet aslında korktuğum şeylerden birisi de o. Acaba o genelleştirme safsatasına düşmeden tutunabilmeyi başarabilir miyim.
Ömrümü lakırdı ve laf salatalığı ile geçirmek istemem.

pianola
06-03-2017, 12:13
Ben öğrendiğim şeyleri doğrudan hayatta uygulamak istiyorum.
(...)


Hayatta uygulamak derken, yani akademik kariyer istiyorsun?

NickMickyok
06-03-2017, 12:23
Yo hayır, Türkiyede akademisyenlik yapılmaz. Özgürlük yok. Sürekli ne zaman hakkımda soruşturma açılacak korkusu ile ders anlatamam.

Fizik nerede ise herşeyin içinde. Felsefe de öyle.
Kastettiğim, hayata bakış.
İnsana bakış, evrene-doğaya bakış, aşka bakış, siyasete bakış...

Maalesef, hayata çok pragmatist bakıyorum. Belki bencilce ama böyleyim işte.

Belki de yaptığım ve düşündüğüm yanlış. Belki de güzel bir şiiri okuduğumda ruhumda bıraktığı o güzel his, hayatımın anlamı için yeterlidir.
Ama nedense, doğrudan hayatta kullanabileceğim şeylerle uğraşma güdüsünden kurtulamadım yıllarca.

Yani, elime kağıt kalem alıp testerenin çok güzel bir resmini çizmek yerine, elime o testereyi alıp, mesela odun keserken kullanmak bana çok haz verir.
Yaptıklarımla, yaşamın içinde olmalıyım ve ona yön vermeliyim doğrudan.

Hatalı mı düşünüyorum sizce

Save The Day
06-03-2017, 12:29
Yo hayır, Türkiyede akademisyenlik yapılmaz. Özgürlük yok. Sürekli ne zaman hakkımda soruşturma açılacak korkusu ile ders anlatamam.

Fizik nerede ise herşeyin içinde. Felsefe de öyle.
Kastettiğim, hayata bakış.
İnsana bakış, evrene-doğaya bakış, aşka bakış, siyasete bakış...

Maalesef, hayata çok pragmatist bakıyorum. Belki bencilce ama böyleyim işte.

Belki de yaptığım ve düşündüğüm yanlış. Belki de güzel bir şiiri okuduğumda ruhumda bıraktığı o güzel his, hayatımın anlamı için yeterlidir.
Ama nedense, doğrudan hayatta kullanabileceğim şeylerle uğraşma güdüsünden kurtulamadım yıllarca.

Yani, elime kağıt kalem alıp testerenin çok güzel bir resmini çizmek yerine, elime o testereyi alıp, mesela odun keserken kullanmak bana çok haz verir.
Yaptıklarımla, yaşamın içinde olmalıyım ve ona yön vermeliyim doğrudan.

Hatalı mı düşünüyorum sizce

Hatalı değil, çok güzel bir düşünce. Bir şey üretmen lazım bence. Tasarım da yapabilirsin. Mühendis, mimar gibi mesleklere yönelmen yerinde olacaktır.

bilgivehis
06-03-2017, 12:47
Zihinsel gelişim için fiziksel alan idealdir, ancak bu bir imkan meselesi.
Yarın bir kurumda görevli oldugunda istedigin imkanı bulabilecek misin?
Çünkü günümüzde bilim çıkara dayalıdır, araştırmaların güncele dayalı maddi kâr getirmiyorsa sana imkan vermezler.
Yani ya onların diplomalı robotu olacaksın ya da istedigin ortamı varsa kendin yaratacaksın.
Örnegin, araçların kaza yapma ihtimali olmayan bir yol icat etmeyi düşünüyorsun, kafandaki yolu gerçekleştirmek için lavoratuara gömülmen gerekiyor, işte sana o laboratuar imkanını vermeleri için dünya kâr piyasasının araçların kaza yapmaması halinde bir çıkarı olmazsa avucunu yalarsın.
Yani zihinsel gelişim ve testereyi eline almak için fiziki alana girmekle iş bitmiyor...

spartacus
06-03-2017, 13:10
Evet aslında korktuğum şeylerden birisi de o. Acaba o genelleştirme safsatasına düşmeden tutunabilmeyi başarabilir miyim.
Ömrümü lakırdı ve laf salatalığı ile geçirmek istemem.
Ne yazık ki verili koşullarda -PİYASA BİLİMİ- çok zor.

daha kötüsü, Türkiye gibi bir ülkedeyseniz, yani teolojinin, bilimin ve bilincin, aydınlığın, karanlığı aşındırmasından -kurt puslu havayı sever misali- baş düşman ilan ettiği ve bin yıllardır hakimiyet sürdüğü ve sırtı sağlam, gündelik siyasete bile yön verenlerin, ilgili mitolojilerin sömürüsnden beslendiği ortamda, ekonomik özgürlüğünüz, bağımsızlığınız olmadıkça verebilecekleriniz kısıtlı ve deformedir...

TIP bile, mevcut hakimiyetin saldırdığı bir alandır zira batıldan-teolojiden- elde edilen kazancı, sömürüyü kırıyor ve sömürü sektörü ve piyasasına kan kaybettiriyor(geçen bir tanesi öldü ya, sitesinde böbrek yetmezliğini kesin çözüdüğünü iddia ettiği çörek otuna rağmen, kendisi böbrek yetmezliğinden ABD de tedavi olmaya gidiyor yine de mefta oluyor, bu hiç olmazsa bitki içeriyor, ya egemen cinci hocalar piyasası, bilim bu koşullar altında)...

Ancak şu olur, günümüzde piyasacı-magazinci-fantastik sözde teorik fizikçilerin yaptığı gibi teolojiyi okşarsanız, safsata mantığını hakim kılarsanız, tamamen izole, minicik, özele indirgenmiş özel sistem parçacıkalrından, her eşyin teorisini üfürürseniz(ki indirgemecilikle hem mümkün hem kolay), kurgu bilime girerde, kurgularda bağlamı metafizik söylemlerle gönderme yapan bir zeminde ya da teolojik kavramları kullanan bir sunum, dil seçerseniz, bilismel tanım ve kavramları çarpıtırsanız, mahiyeti dışında kullanır veya mahiyeti dışında yüklemlerde bulunursanız, bahtınızın açıklığına dair güçlü olasılıklar elde edersiniz.

Örneğin Wiki'de dahi zaman tanımında, uzaylaştırılamaz ifadesi geçerken, ortalıkda sözde bilimcisinden, yine sözde bilim insanına, zamanı uzaysallaştıran(içi, dışı, yönü, uzamı-uzayı olan) bir çok insanla karşılabilirsiniz, boyut derseniz o da öyledir uzaylaştırılmıştır vs... Yine minicik deli dana parçacıkların(doğasından yalıtılmış ve deforme edilmiş), izole, kapalı ve tamamen özel, özel bir ya da bir kaç hareketden, her şeyi açıkladığını iddia edenlerle de karşılaşırsınız, kısaca safsatayı kıvrak biçimde kullanmak işinin erbabları...

Bu ya da benzer popülist ve insanların inançları, beklentilerini, kabullerini koşullayıp, bilimsel kriterleri hiçe sayan yolu tercih etmezseniz, olabildiğince sansür ve sus-pus altında, işinizi kaybetmeme korkusuyla(yani terör yön-t-e-ti-mine maruzsunuz) maaşınıza razı olursunuz.

pianola
06-03-2017, 13:58
Yo hayır, Türkiyede akademisyenlik yapılmaz. Özgürlük yok. Sürekli ne zaman hakkımda soruşturma açılacak korkusu ile ders anlatamam.

Fizik nerede ise herşeyin içinde. Felsefe de öyle.
Kastettiğim, hayata bakış.
İnsana bakış, evrene-doğaya bakış, aşka bakış, siyasete bakış...

Maalesef, hayata çok pragmatist bakıyorum. Belki bencilce ama böyleyim işte.

Belki de yaptığım ve düşündüğüm yanlış. Belki de güzel bir şiiri okuduğumda ruhumda bıraktığı o güzel his, hayatımın anlamı için yeterlidir.
Ama nedense, doğrudan hayatta kullanabileceğim şeylerle uğraşma güdüsünden kurtulamadım yıllarca.

Yani, elime kağıt kalem alıp testerenin çok güzel bir resmini çizmek yerine, elime o testereyi alıp, mesela odun keserken kullanmak bana çok haz verir.
Yaptıklarımla, yaşamın içinde olmalıyım ve ona yön vermeliyim doğrudan.

Hatalı mı düşünüyorum sizce

Yok canım, neden hatalı olsun :)

Anladığım kadarıyla (fizikten girdin mâdem) sahaya inip bilim yapmak gibi bir istemin var, şu aşamada bence alanını / ne istediğini /en çok neye ilgi duyduğunu tam olarak saptaman gerekir. Maddî durumunu bilmiyorum ancak yurt dışı olanakların varsa bunlara da yönelmende fayda var, yoksa, acele karar vermeyip Türkiye'deki geleceğini de hesaba katman akıllıca olur..

Save The Day
06-03-2017, 14:43
Ne yazık ki verili koşullarda -PİYASA BİLİMİ- çok zor.

daha kötüsü, Türkiye gibi bir ülkedeyseniz, yani teolojinin, bilimin ve bilincin, aydınlığın, karanlığı aşındırmasından -kurt puslu havayı sever misali- baş düşman ilan ettiği ve bin yıllardır hakimiyet sürdüğü ve sırtı sağlam, gündelik siyasete bile yön verenlerin, ilgili mitolojilerin sömürüsnden beslendiği ortamda, ekonomik özgürlüğünüz, bağımsızlığınız olmadıkça verebilecekleriniz kısıtlı ve deformedir...

TIP bile, mevcut hakimiyetin saldırdığı bir alandır zira batıldan-teolojiden- elde edilen kazancı, sömürüyü kırıyor ve sömürü sektörü ve piyasasına kan kaybettiriyor(geçen bir tanesi öldü ya, sitesinde böbrek yetmezliğini kesin çözüdüğünü iddia ettiği çörek otuna rağmen, kendisi böbrek yetmezliğinden ABD de tedavi olmaya gidiyor yine de mefta oluyor, bu hiç olmazsa bitki içeriyor, ya egemen cinci hocalar piyasası, bilim bu koşullar altında)...

Ancak şu olur, günümüzde piyasacı-magazinci-fantastik sözde teorik fizikçilerin yaptığı gibi teolojiyi okşarsanız, safsata mantığını hakim kılarsanız, tamamen izole, minicik, özele indirgenmiş özel sistem parçacıkalrından, her eşyin teorisini üfürürseniz(ki indirgemecilikle hem mümkün hem kolay), kurgu bilime girerde, kurgularda bağlamı metafizik söylemlerle gönderme yapan bir zeminde ya da teolojik kavramları kullanan bir sunum, dil seçerseniz, bilismel tanım ve kavramları çarpıtırsanız, mahiyeti dışında kullanır veya mahiyeti dışında yüklemlerde bulunursanız, bahtınızın açıklığına dair güçlü olasılıklar elde edersiniz.

Örneğin Wiki'de dahi zaman tanımında, uzaylaştırılamaz ifadesi geçerken, ortalıkda sözde bilimcisinden, yine sözde bilim insanına, zamanı uzaysallaştıran(içi, dışı, yönü, uzamı-uzayı olan) bir çok insanla karşılabilirsiniz, boyut derseniz o da öyledir uzaylaştırılmıştır vs... Yine minicik deli dana parçacıkların(doğasından yalıtılmış ve deforme edilmiş), izole, kapalı ve tamamen özel, özel bir ya da bir kaç hareketden, her şeyi açıkladığını iddia edenlerle de karşılaşırsınız, kısaca safsatayı kıvrak biçimde kullanmak işinin erbabları...

Bu ya da benzer popülist ve insanların inançları, beklentilerini, kabullerini koşullayıp, bilimsel kriterleri hiçe sayan yolu tercih etmezseniz, olabildiğince sansür ve sus-pus altında, işinizi kaybetmeme korkusuyla(yani terör yön-t-e-ti-mine maruzsunuz) maaşınıza razı olursunuz.

Hocam Türkiye'deki üniversite eğitimi ile yurtdışındaki ülkelerdeki üniversite eğitimini kıyaslar mısınız? Mesela ne gibi farklar, ne gibi dezavantaj ve avantajlar var? Türkiye'de iyi bi ünide okuyup mezun olan adam ile yurtdışında çok iyi bir üniversiteden mezun olan adam arasında ne fark olacak? Orada neyi daha fazla ve daha iyi öğrenecek? Aynı kitap Türkiye'de de işlenemez mi? Bilgiye erişim her yerden aynı ölçüde olamaz mı? Türkiye üniversitelerinin eksiği ne ki?

spartacus
06-03-2017, 15:41
Hocam Türkiye'deki üniversite eğitimi ile yurtdışındaki ülkelerdeki üniversite eğitimini kıyaslar mısınız? Mesela ne gibi farklar, ne gibi dezavantaj ve avantajlar var? Türkiye'de iyi bi ünide okuyup mezun olan adam ile yurtdışında çok iyi bir üniversiteden mezun olan adam arasında ne fark olacak? Orada neyi daha fazla ve daha iyi öğrenecek? Aynı kitap Türkiye'de de işlenemez mi? Bilgiye erişim her yerden aynı ölçüde olamaz mı? Türkiye üniversitelerinin eksiği ne ki?
Türkiyedeki üniversitelere dair herhangi bir ifadem olmadı, Türkiye'deki ortama dair -yani çalışma-ifade koşulları- ifadelerde bulundum...

Pekala, Arabistan, Afganistan gibi ülkeleride kıyaslamak mümkün, orada olan bilim insanlarının durumu, özgürlük ve bağımsızlıkları, batı ile bir olur mu?...

Batıyı bir yönüyle kendisiylede kıyaslamak mümkün, Ortaçağ ile şimdiki durumu..

Örneğin Bruno dünya dönüyor dediği için, kazığa bağlanıp yakılmıştır, Galileo dünya dönüyor dediği için yaşına bağlı yakılmamış, ama karanlık bir mahzene atılmıştır, karanlık ortam gözlerini kör etmiştir...

Şimdi o koşulda varın kozmoloji dalında faaliyet yürütün... Bilhassa, teoloji hakim toplumlarda bilim ve insanlar baskı altına alınır, ifadeleri hakim zihniyetlerle çelişmemelidir, ama bilimde batılla, teolojik önyargılar ve cehaletle çatışacaktır, çünkü teoloji kendisini, binlerce yıl önceye dayalı, bilinçsizlikten-yeterli bilim ve bilgiye sahip olmamaktan- uydurulmuş efsaneler ve mitolojilerin şartlılığına dayandırır, kısaca geçerliliği ve yeterliliği asla sorgulanamz kılınmış tabualra, zanlara - dokunulamaz, ama bilim her alana dokunur...

Örneğin Osmanlı'da Hazerfan Ahmet Çelebi uçtuğu için idam edilmiştir. Bisiklet, sanayi, teknoloji şeytan icadı ilan edilmiştir. Hava tahminleri, TIP dahi, Allah'a ortak koşmak, her şey açıklanmış iken şeytana iş tutmak gibi değerlendirilmiştir, hala bile değerlendirilebiliyor, kalemler değişebiliyor ama her yeni kalemde yeni sorunlar, keltler vuruluyor, zihniyet kendisini tekrar ediyor(bir kere mevcut inanç, anlayış diyor ki, dinimiz her şeyi açıklamış(hemde her şeyi!!), haşaaaa, bundan fazlası Allah'a ortak koşmaktır, Allah'ın işine karşışmaktır vs).

1960'lı yıllarda okullarda Ay'a seyahatle ilgili bilgiler edinen çocuklardan bazıları, babaları tarafından evlatlıktan ret edilmiştir, çünkü Ay bir Nur'dur(kara parçası içermez), gidilemez, nura gitmek ve ona kara parçası demek, nur olmadığı, güneş ışınlarını yansıttığı iddiası haşa, dine karşı gelmektir vs. Yıldızlarda pul değil mi, göğün süsleri, pul sadece üstelik dünya göğünün(?) en yakın katmanındalarmış...

Daha geçen aylarda, Afganistan'da bir öğretmen kadın, önce dövülüp, sonra araçla üzerinden geçilip daha sonra taşla kafası ezilip, daha sonra bir uçurumdan atılıp, daha sonrada yakılarak katledildi. Sebebi ise dine hakaret! hakaret ise Muska yazıp insanların parasını alıp, umutlarını sömüren bir kişiye, bu yaptığın doğru değil dediği için, o koşuldaki bir öğretmenin okulda nasıl bir eğitim verebileceğini düşünüyorsun? ne anlatacak da, dine karşı olmayacak? İyide öğrenimin, bilimin böyle bir engeli olabilir mi? Olursa bilim olur mu?

Türkiyede ise, rektörlere bakınız, bir çok kuruma bakınız, mesleklerinde ilerleyen insanların çoğunu irdeleyiniz, bir çoğu mesleki kariyerini, alanında verdiği emekle değil, görünürde yerine getirdiği klişeler ve tabi ki egemen zihniyete ve politikalara yaranmakla elde etmiş durumda.

TÜBİTAK, başına bilim alanıyla alaksız mal işleri müdülerinin dikildiği, her kuruma iktidara yakın siyasetçielrin yerleştirildiği bir ülkede, papaz eriğini imam eriği yapan(?), iyi söz, kötü söz kavanozu gibi, metafizik ve akıl-mantık dışı farazi sözde projelere(ne projesi!? proje filan değil) destek verip, ciddiye alırken, efendim kapağı açılınca ampul yanan sepeti dereceyle seçerken(???? ne projesi bu, ne üretti ki?), fizik, kimya, bilim alanında bir çok proje ve çalışmayı ret etmiştir(elbette temeli ideolojik, nesiller hurafelerle uğraşsın -ki hurafelere örnek, yukarıda bahsettim- ama bilimle değil! işte hakim zihniyet), o çocuklarda ilgili projelerini Avrupa, ABD gibi ülkelere taşımışlar ve ilgili ülkelerde yılın projeleri olarak değerlendirilecek kadar önem arzetmiş. Bu bile analiz-tespit için yeterli değil mi?

Bu ülkede Evrim teorisinden söz ettiği için sürülen yüzlerce öğretmen mevcut, aynen Afgan kadının başına gelen gibi, aradaki fark baskı ve yöntemler, şiddet arasındaki farktan ibaret, zihniyet ise aynı.

Bu site düşünceleri yüzünden katledilen Turan Dursun adıyladır, bu ülke katledilen aydın, bilim insanlarıyla doludur, baskı her yerde ve cehalet özgürce ifade edilirken, kimse bilimi, bilimsel görüş ya da düşüncelerini özgürce paylaşamıyor, kaldı ki çalışmasını layıkıyla yapabilsin... İsanlar sustuğu ya da dolandıra, dolandıra görüşlerini deforme etmek zorunda kaldığı, ifade özgürlüğünden taviz verdiği sürece sorun olmuyor, ama o koşulda da üretim, birikim ve aktarım kısıtlanmış ve baskı altına alınmış oluyor...

Kısaca Dünya dönüyor diyen Bruno nasıl yakıldı, nasıl ki bu; dünyaya dair çalışmaların gizli, kapaklı, sessiz, suskun yapılması ve baskı altında olması demektir, günümüz Türkiyesinde de varlığımız, hakim zihniyete, o zihniyeti kullanarak iktidar olup, milyonları sömüren politikalara da ters düşmemeli, düşerse başınıza her şey gelebiliyor... haliyle baskı altında tutulan, engellenen ile olmayan bir olmuyor, tek gösterge baskılanmak da değil, gerekli desteğin, ödeneğin ayrılıp, ayrılmamasıda önemli.

Örneğin Türkiye'de DİYANET için ayrılan bütçe, 6 milyar 867 milyon(6.867.000.000) lira, Çoğu bakanlıklara ayrılan bütçeden daha fazladır, peki bilime ayrılan bütçe nedir?

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı: 745.373.000 lira. (1/6'sı bile değil)

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı: 1.248.151.500
Sağlık Bakanlığı: 5.731.706.000
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı:1.684.379.000
Kültür ve Turizm Bakanlığı: 2.917.253.000
Türkiye İstatistik Kurumu: 358.108.000
Orman ve Su İşleri Bakanlığı:623.813.000

Hasılı söz, ifade, kanaat, düşünce, inanç özgürlüğünün olmadığı toplumlarda, bilimde olması gerektiği gibi işlemez, işleyemez. Son günlerdeki istatistikler diyor ki, Türkiye'de günlük ortalama 90 toplantı, konferans, etkinlik, yürüyüş engelleniyor, bu insanlar düşüncelerini ifade edebiliyor ve edebilecek koşul bulabiliyor mu? İşte konumuzdaki meselede, kıyaslamamdaki ölçüt de, koşullarla-ortamla ilgili!

Yıldıztozu
06-03-2017, 18:42
Bende de benzer bir merak var-dı-.

Önce felsefeden doktora yapmak, sonra yurtdışında sinirbilimi eğitimi almak. Daha sonra ikisini birleştirip bilinç ve irade üzerine uzmanlaşmak.

Bu amaçla önce yıldız teknik üniversitesi felsefe bölümünde yüksek lisansa başladım. Fakat ortamın dindar teologlarla kaynadığını görünce bir dönemde hevesim kaçtı.

Daha sonra Boğaziçi üniversitesi felsefe bölümüne yerleşmeyi başardım. Ama orada da derslere devam etme imkanım olmadı. Çünkü bir mesleğim var ve para kazanmayı bırakamam, dolayısıyla derslere devam edecek vaktim yoktu.

Hala düşünüyorum, bakalım hayat ne getirecek.

Ama şunu da fark ettim, gerçekten felsefe yapmak ve anlamak için illa üniversite ortamlarına girmeye gerek yok. Hatta o tarz ortamlar bazen vakit kaybı bile olabilir. Çok fazla prosedürle uğraşmak gerekiyor. Çünkü o tarz ortamlarda öncelikli amaç ''anlamak'' değil ''anlatmak'' oluyor.

Üniversitedeki birçok felsefe profesöründen daha üst bir filozof olduğumu rahatlıkla söyleyebilirim. Beni geçtim, bu sitede spartacus, phyron gibi filozoflar üniversitelerdeki proflardan daha üst seviyede.

Ben sadece daha fazla anlamak istiyorum. Anladığımı ispatlamak (sınavlardan geçmek) gibi bir amacım yok. Ya da anlatmak gibi bir amacım da yok.

Doğayla ilgili önemli bir düşünce keşfetsem bunu insanlıkla paylaşmayabilirim de. Hatta bazen anladığım şeyi anlatmamak daha güçlü hissettiriyor. Bazen paylaşırım bazen paylaşmam. Mesela bunları yazarak paylaşmış oldum.

Aslında bu da felsefi bir soru: ''Kendi keşfettiğimiz düşünceleri paylaşmalı mıyız? neden?''

Anlama kısmını kendi başına da yapabilirsin. İnsanların yarattığı sistemlere ihtiyaç duymadan..
Dediğim gibi üniversite ortamlarının iki dezavantajı var: Anladığını kanıtlamak zorunda olmak ve anlamaktan ziyade anlatmak zorunda kalmak.

Felsefi bir konu hakkında araştırmayı düşünmeyi çok severim. Ama bunu yazılı halde ödev konusu haline getirmeyi gereksiz bulurum.

Save The Day
06-03-2017, 19:16
Beni geçtim, bu sitede spartacus, phyron gibi filozoflar üniversitelerdeki proflardan daha üst seviyede.


Güzel bir tesbit. Üniversiteyle ya da üniversitedeki ilgili bölümle alakası olmayıp da böyle uzman kişilere rastlayabiliyoruz çok sık olmasa da. Peki bunun sırrı nedir? Çok okumak desek her çok okuyan böyle uzmanlaşamıyor. Herkeste yaramıyor. Ayrıca üniversitede gelişmek daha kolaydır kanımca. Orası sistemli ve düzenli. Kendi başına olunca yalnızsın ve rastgele. Yani üniversite dışında bu kadar gelişen kişilerin sırrı nedir? Çok zeki olmak mı? Herkes böyle uzmanlaşamaz mı sence? Ayrıca üni dışında uzmanlaşanları proflar ile karşılaştırdık ama bu bütün dünya için mi geçerli yoksa Türkiye için mi? Yani dünyanın en iyi üniversitelerindeki proflar ile boy ölçüşebilir mi spartacus ve pyrrhon? Yani bizim akademisyenler(ülkemiz akademisyenleri) mi yetersiz yoksa spartacus ve pyrrhon çağının ve profların çok mu önünde?

Save The Day
06-03-2017, 19:20
Türkiyedeki üniversitelere dair herhangi bir ifadem olmadı, Türkiye'deki ortama dair -yani çalışma-ifade koşulları- ifadelerde bulundum...

Pekala, Arabistan, Afganistan gibi ülkeleride kıyaslamak mümkün, orada olan bilim insanlarının durumu, özgürlük ve bağımsızlıkları, batı ile bir olur mu?...

Batıyı bir yönüyle kendisiylede kıyaslamak mümkün, Ortaçağ ile şimdiki durumu..

Örneğin Bruno dünya dönüyor dediği için, kazığa bağlanıp yakılmıştır, Galileo dünya dönüyor dediği için yaşına bağlı yakılmamış, ama karanlık bir mahzene atılmıştır, karanlık ortam gözlerini kör etmiştir...

Şimdi o koşulda varın kozmoloji dalında faaliyet yürütün... Bilhassa, teoloji hakim toplumlarda bilim ve insanlar baskı altına alınır, ifadeleri hakim zihniyetlerle çelişmemelidir, ama bilimde batılla, teolojik önyargılar ve cehaletle çatışacaktır, çünkü teoloji kendisini, binlerce yıl önceye dayalı, bilinçsizlikten-yeterli bilim ve bilgiye sahip olmamaktan- uydurulmuş efsaneler ve mitolojilerin şartlılığına dayandırır, kısaca geçerliliği ve yeterliliği asla sorgulanamz kılınmış tabualra, zanlara - dokunulamaz, ama bilim her alana dokunur...

Örneğin Osmanlı'da Hazerfan Ahmet Çelebi uçtuğu için idam edilmiştir. Bisiklet, sanayi, teknoloji şeytan icadı ilan edilmiştir. Hava tahminleri, TIP dahi, Allah'a ortak koşmak, her şey açıklanmış iken şeytana iş tutmak gibi değerlendirilmiştir, hala bile değerlendirilebiliyor, kalemler değişebiliyor ama her yeni kalemde yeni sorunlar, keltler vuruluyor, zihniyet kendisini tekrar ediyor(bir kere mevcut inanç, anlayış diyor ki, dinimiz her şeyi açıklamış(hemde her şeyi!!), haşaaaa, bundan fazlası Allah'a ortak koşmaktır, Allah'ın işine karşışmaktır vs).

1960'lı yıllarda okullarda Ay'a seyahatle ilgili bilgiler edinen çocuklardan bazıları, babaları tarafından evlatlıktan ret edilmiştir, çünkü Ay bir Nur'dur(kara parçası içermez), gidilemez, nura gitmek ve ona kara parçası demek, nur olmadığı, güneş ışınlarını yansıttığı iddiası haşa, dine karşı gelmektir vs. Yıldızlarda pul değil mi, göğün süsleri, pul sadece üstelik dünya göğünün(?) en yakın katmanındalarmış...

Daha geçen aylarda, Afganistan'da bir öğretmen kadın, önce dövülüp, sonra araçla üzerinden geçilip daha sonra taşla kafası ezilip, daha sonra bir uçurumdan atılıp, daha sonrada yakılarak katledildi. Sebebi ise dine hakaret! hakaret ise Muska yazıp insanların parasını alıp, umutlarını sömüren bir kişiye, bu yaptığın doğru değil dediği için, o koşuldaki bir öğretmenin okulda nasıl bir eğitim verebileceğini düşünüyorsun? ne anlatacak da, dine karşı olmayacak? İyide öğrenimin, bilimin böyle bir engeli olabilir mi? Olursa bilim olur mu?

Türkiyede ise, rektörlere bakınız, bir çok kuruma bakınız, mesleklerinde ilerleyen insanların çoğunu irdeleyiniz, bir çoğu mesleki kariyerini, alanında verdiği emekle değil, görünürde yerine getirdiği klişeler ve tabi ki egemen zihniyete ve politikalara yaranmakla elde etmiş durumda.

TÜBİTAK, başına bilim alanıyla alaksız mal işleri müdülerinin dikildiği, her kuruma iktidara yakın siyasetçielrin yerleştirildiği bir ülkede, papaz eriğini imam eriği yapan(?), iyi söz, kötü söz kavanozu gibi, metafizik ve akıl-mantık dışı farazi sözde projelere(ne projesi!? proje filan değil) destek verip, ciddiye alırken, efendim kapağı açılınca ampul yanan sepeti dereceyle seçerken(???? ne projesi bu, ne üretti ki?), fizik, kimya, bilim alanında bir çok proje ve çalışmayı ret etmiştir(elbette temeli ideolojik, nesiller hurafelerle uğraşsın -ki hurafelere örnek, yukarıda bahsettim- ama bilimle değil! işte hakim zihniyet), o çocuklarda ilgili projelerini Avrupa, ABD gibi ülkelere taşımışlar ve ilgili ülkelerde yılın projeleri olarak değerlendirilecek kadar önem arzetmiş. Bu bile analiz-tespit için yeterli değil mi?

Bu ülkede Evrim teorisinden söz ettiği için sürülen yüzlerce öğretmen mevcut, aynen Afgan kadının başına gelen gibi, aradaki fark baskı ve yöntemler, şiddet arasındaki farktan ibaret, zihniyet ise aynı.

Bu site düşünceleri yüzünden katledilen Turan Dursun adıyladır, bu ülke katledilen aydın, bilim insanlarıyla doludur, baskı her yerde ve cehalet özgürce ifade edilirken, kimse bilimi, bilimsel görüş ya da düşüncelerini özgürce paylaşamıyor, kaldı ki çalışmasını layıkıyla yapabilsin... İsanlar sustuğu ya da dolandıra, dolandıra görüşlerini deforme etmek zorunda kaldığı, ifade özgürlüğünden taviz verdiği sürece sorun olmuyor, ama o koşulda da üretim, birikim ve aktarım kısıtlanmış ve baskı altına alınmış oluyor...

Kısaca Dünya dönüyor diyen Bruno nasıl yakıldı, nasıl ki bu; dünyaya dair çalışmaların gizli, kapaklı, sessiz, suskun yapılması ve baskı altında olması demektir, günümüz Türkiyesinde de varlığımız, hakim zihniyete, o zihniyeti kullanarak iktidar olup, milyonları sömüren politikalara da ters düşmemeli, düşerse başınıza her şey gelebiliyor... haliyle baskı altında tutulan, engellenen ile olmayan bir olmuyor, tek gösterge baskılanmak da değil, gerekli desteğin, ödeneğin ayrılıp, ayrılmamasıda önemli.

Örneğin Türkiye'de DİYANET için ayrılan bütçe, 6 milyar 867 milyon(6.867.000.000) lira, Çoğu bakanlıklara ayrılan bütçeden daha fazladır, peki bilime ayrılan bütçe nedir?

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı: 745.373.000 lira. (1/6'sı bile değil)

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı: 1.248.151.500
Sağlık Bakanlığı: 5.731.706.000
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı:1.684.379.000
Kültür ve Turizm Bakanlığı: 2.917.253.000
Türkiye İstatistik Kurumu: 358.108.000
Orman ve Su İşleri Bakanlığı:623.813.000

Hasılı söz, ifade, kanaat, düşünce, inanç özgürlüğünün olmadığı toplumlarda, bilimde olması gerektiği gibi işlemez, işleyemez. Son günlerdeki istatistikler diyor ki, Türkiye'de günlük ortalama 90 toplantı, konferans, etkinlik, yürüyüş engelleniyor, bu insanlar düşüncelerini ifade edebiliyor ve edebilecek koşul bulabiliyor mu? İşte konumuzdaki meselede, kıyaslamamdaki ölçüt de, koşullarla-ortamla ilgili!



Zorlu koşulları güzelce ifade etmişsiniz. Düşünce özgürlüğü pek mümkün olamıyor bahsedilen yerlerde maalesef. Siz üniversitelere değinmediniz ama benim asıl kafamı kurcalayan ülkemiz üniversiteleri ve yurtdışı üniversiteleri arasındaki farklar. Ne gibi farklar var? Avantaj ve dezavantajları neler? Mesela ülkemizin en iyi üniversiteleri ile dünyanın en iyi üniversitelerini karşılaştırır mısınız? Eğitim, bilim ve felsefe yönünden farklar neler? Ülkemizde düzgün eğitim verilemiyor mu? Verilen bilgiler yanlış mı güncel değil mi? Nedir farklar?

bilgivehis
06-03-2017, 19:27
Aslında bu da felsefi bir soru: ''Kendi keşfettiğimiz düşünceleri paylaşmalı mıyız? neden?''



Bu soruya kabaca bir cevap vereyim.
Genel olarak çocugunun kendi bildiklerinden daha fazlasını bilmesini istersin, çünkü ne kadar çok bilirse sistemde daha çok yeri olacak, daha az yanlışa düşecek, daha çok üretken olacak, aynı oranda kendini ezdirmeyecek ve daha mutlu olacak.

Herkes aynısını yaparsa bilinçli bir toplum olacak, senin Yıldız üniversitesinde yaşadıgın yaşanmayacak veya azalacak.
Nickmickyok arkadaşımız "ne zaman götürülürüm" korkusu yaşamayacak, Turan Dursun öldürülmeyecek, faşizm gelemeyecek vs,vs...

Yıldıztozu
06-03-2017, 23:25
Üniversiteyle ya da üniversitedeki ilgili bölümle alakası olmayıp da böyle uzman kişilere rastlayabiliyoruz çok sık olmasa da. Peki bunun sırrı nedir?

''felsefe yolda olmaktır'' diye bir laf vardı. Sürekli yükselmektir felsefe. Zihinsel evrimini bir kere başlatan kişi bu yolda durmadan devam eder.
Bu işin sırrı, sadece gerçeklerin peşinde koşmaktır.
Felsefenin en büyük düşmanı ise isteklerini gerçeklikle yer değiştirmektir.

Merak önemli. Gerçekliği olduğu gibi kabul etmek önemli. Bir de matematiksel düşünebilmek önemli.

Yıldıztozu
06-03-2017, 23:30
Bu soruya kabaca bir cevap vereyim.
Genel olarak çocugunun kendi bildiklerinden daha fazlasını bilmesini istersin, çünkü ne kadar çok bilirse sistemde daha çok yeri olacak, daha az yanlışa düşecek, daha çok üretken olacak, aynı oranda kendini ezdirmeyecek ve daha mutlu olacak.

Herkes aynısını yaparsa bilinçli bir toplum olacak, senin Yıldız üniversitesinde yaşadıgın yaşanmayacak veya azalacak.
Nickmickyok arkadaşımız "ne zaman götürülürüm" korkusu yaşamayacak, Turan Dursun öldürülmeyecek, faşizm gelemeyecek vs,vs...

Anlıyorum. Bu güzel cevap ''insanlık'' adınaydı. Bu da yeterli bir gerekçedir.

Fakat ben yine de sadece kendim için gerekçe arıyorum. Varsa tabi.

Kendi adıma olan gerekçe şu olabilir: Birileriyle düşünce paylaşımı yaptığımda, bu kendi düşüncelerimi de etkileyebilir.

Felsefe belki de monolog yerine diyalogla daha uygundur. Bu anlamda insanlıkla bir şeyler paylaşmak beni de doğrudan etkileyebilir. Bazen katkısı olduğunu da düşünüyorum.

Karşımdaki kişiyi ''muhalefet'' olarak kodluyorum. Kendi görüşümü çürütmeye çalışan karşıt görüş gibi. Bu yöntem benim kendi görüşlerime katkı sağlamış oluyor.

spartacus
07-03-2017, 00:04
Anlıyorum. Bu güzel cevap ''insanlık'' adınaydı. Bu da yeterli bir gerekçedir.

Fakat ben yine de sadece kendim için gerekçe arıyorum. Varsa tabi.

Kendi adıma olan gerekçe şu olabilir: Birileriyle düşünce paylaşımı yaptığımda, bu kendi düşüncelerimi de etkileyebilir.

Felsefe belki de monolog yerine diyalogla daha uygundur. Bu anlamda insanlıkla bir şeyler paylaşmak beni de doğrudan etkileyebilir. Bazen katkısı olduğunu da düşünüyorum.

Karşımdaki kişiyi ''muhalefet'' olarak kodluyorum. Kendi görüşümü çürütmeye çalışan karşıt görüş gibi. Bu yöntem benim kendi görüşlerime katkı sağlamış oluyor.
Sevgili Yıldıztozu

En nihayetinde bu bilinç ve ilerleme sana, bir kayığın hangi tarafında ne zaman, nerede durman gerektiğine dair öngörüler ve ufuk açısıda verir. Çöken tarafta isen ve orada kaldığın sürece, oradakilerle birlikte sende batacaksın, böylece salt kendi sınırlarını değil, ama sınırlarınıda etkileyen-çerveleyen asıl mecraya yönelirsin veya en azından önemser hale gelirsin, toplamda açığa çıkan birikim salt seni değil, tüm mecrayıda etkiler ve değişim mecraya yayılabildiği oranda anlam kazanır(bu ifade karşılamaz ama, kazan+kazan)...

Tabi bu basit kaba bir örnek, tek faktör, etken bu denemez, kısaca bir tanesi üzerine fikir yürütümü...

NickMickyok
07-03-2017, 01:11
Güzel bir tesbit. Üniversiteyle ya da üniversitedeki ilgili bölümle alakası olmayıp da böyle uzman kişilere rastlayabiliyoruz çok sık olmasa da. Peki bunun sırrı nedir? Çok okumak desek her çok okuyan böyle uzmanlaşamıyor. Herkeste yaramıyor. Ayrıca üniversitede gelişmek daha kolaydır kanımca. Orası sistemli ve düzenli. Kendi başına olunca yalnızsın ve rastgele. Yani üniversite dışında bu kadar gelişen kişilerin sırrı nedir?

Üniversite hayatı genelde ezber.Felsefe ise ezber kaldırmıyor.
Boğaziçi felsefeyi 1. olarak bitiren arkadaşıma zamanında sormuştum. Nasıl yaptın diye.
O da demişti ki, başarının sırrı basit.
Felsefe yapmayacaksın
:)