Orijinalini görmek için tıklayınız : CHP 'VAR'mış gibi gözüken bir 'YOK'tur!
Şüpheci Dinsiz
20-04-2017, 19:55
Diken.com.tr (http://www.diken.com.tr/chp-varmis-gibi-gorunen-bir-yoktur/)
CHP varmış gibi görünen bir ‘yok'tur
http://www.diken.com.tr/wp-content/uploads/2016/08/mustafa-alp-dagistanli-kelle-1.jpg
Mustafa Alp Dağıstanlı
CHP, Türkiye'ye, olduğu kadarıyla demokrasiye, demokratik mekanizmalara, seçmenine yaptığı fenalıklara, kurduğu tuzaklara bir yenisini ekledi. YSK'nın referandum sonuçlarına itirazları reddetmesi üzerine aldığı tavırla.
Parti Sözcüsü Selin Sayek Böke, "Referandumun şaibeli sonuçlarını tanımıyoruz, tanımayacağız. Referandum yenilenmelidir, tekrar edilmelidir. CHP bu süreçte üzerine düşen her şeyi yapacaktır" demişti (http://www.diken.com.tr/chp-referandum-protestosuna-hazir-gerekirse-meclisten-cekiliriz/).
Sonra CHP Grup Başkan Vekili Levent Gök, "Meclis'ten çekilecek misiniz" sorusunu şu cevabı verdi (http://www.diken.com.tr/chp-vazgecti-meclisten-cekilme-karari-uygun-bulunmadi/): "Toplumun değişik kesimlerinden CHP'ye böyle bir öneri gelmiştir ama yapılan MYK değerlendirmesinde böyle bir kararın uygun olmayacağı kararına varılmıştır."
‘YSK'dan kararının gerekçesini istemekte aslan kesilen CHP, ‘böyle bir kararın uygun olmayacağı kararına varmış' olmasının gerekçesini açıklama konusunda miyav bile demek istemiyor. Halbuki, bu, boynunun borcu.
Çünkü CHP'nin YSK'daki temsilcisi Mehmet Hadimi Yakupoğlu da 13 Nisan'da Sözcü'ye aynı özgüvenle konuşmuştu: "Seçmenlerin yapması gereken tek şey gidip oy kullanmak (http://www.diken.com.tr/chpli-ysk-temsilcisi-secim-guvenligine-kefil-oldu-oy-kullanin-yeter/)."
Çünkü referandumdan bir gün önce CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhuriyet'e verdiği mülakatta şunları söylemişti: "Hiçbir vatandaş ‘Sandığa gidersem oyumu çalarlar' endişesine kapılmasın. Sandıkların güvenliğinden CHP olarak biz sorumluyuz ve güvenliği de sağlayacağız."
Çalmak ne kelime, hükümet her tür dolabı döndürdü, envayi çeşit madrabazlığa başvurdu. Evet, bu kadarını beklemiyordu belki CHP de. Beklemediği oldu. Gelgelelim, CHP'nin tavrında beklediğimiz oldu. Beklemediğiniz kadar ağır ihlaller olduysa yapacağınız şey süt dökmüş kediye dönmek midir? Sudan çıkmış balık kadar olmayı becerip çırpınma refleksi bile gösteremeyecek kadar körelmiş bir parti CHP.
Yarın hukukçularla görüşeceklermiş. Şimdiye kadar neden görüşmediniz acaba? Seçim hilelerinden birine (mühürsüz zarflar) kapıyı açıp teşvik eden YSK'ya YSK'yı şikayet ettiniz nihayetinde; öbür hilelere de itiraz etmenin yanısıra.
Başka hukuki yollar var, evet: Anayasa Mahkemesi'ne gidilecek, sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne.
En andavallılar bile, Anayasa Mahkemesi'nden de referandumu geçersiz kılacak bir karar çıkmasının büyük sürpriz olacağını biliyor; bu sürpriz için dua etmekten başka yapacağımız şey yok. Yine en ahmaklar bile biliyor ki, AİHM'den çıkacak kararı Tayyip Erdoğan tanımayacak. AGİT raporuna verdiği tepki (http://www.diken.com.tr/agite-bildiren-erdogandan-abye-karar-verin-gerekirse-halkoylamasi-yapariz/) de burnunuza kanca olsun!
Büyük kalabalıklar memleketin birçok şehrinde meydanları dolduruyor kaç gündür; oylarını istiyorlar; CHP liderinin dediği gibi onlar da referandumun hileli sonucunu kabul etmedikleri için. İktidarın gazeteleri, televizyon kanalizasyonları durmadan sokağa çıkanları tehdit ediyor, protestoları gayrimeşru bir şeymiş gibi gösteriyor. Korkuyorlar çünkü.
Fakat dünyada CHP'den ödlek bir parti hiç olmadığı için bu örgütlü pasiflik partisi, sokağın meşruiyetine sahip çıkmaktan, bu yöndeki çağrılara bir karşılık vermekten bile ödü patlıyor.
AKP de CHP'nin korkularıyla esir alınabileceğini bildiği için (dokunulmazlıkların kaldırılmasında olduğu gibi birçok kere test etmişti), "CHP meşru zeminde kalmalıdır" deyip duruyor. Protestonun gayrimeşru olduğu kabulüyle.
Kılıçdaroğlu, BBC'ye YSK'nın aldığı kararın her kesim tarafından protesto edilmesi gerektiğini söyledi, evet, "Protesto etmeye de hakları vardır. Eğer hukukun üstünlüğü kavramı varsa, bu karar çok önemliyse ve bu kavramın evrensel bir değeri varsa hiç kimse bu kavramı yerle bir edemez" dedi.
Fakat bu dilde gizli olan, aslında genetiğine işlemiş tavra dikkatinizi çekerim: "Hakları vardır", "Her kesim tarafından protesto edilmesi gerekir." Başkalarından söz ediyor; o başkalarının bir kısmı da kendi seçmeni. Onlarla ve ‘Hayır' verip oyuna sahip çıkmak için meydanları dolduranlarla arasına mesafe koyarak.
Levent Gök'ün yukarıda andığım açıklamasının sonraki cümlesi daha da vahim: "CHP elindeki bütün meşru imkanları kullanarak Gazi Meclis'i sonuna kadar koruma kararı içerisinde olacaktır."
Ne demek bu?! Bu dilde de sokak protestolarının gayrimeşru olduğu kabulü gizli, onu ima ediyor farkında olmadan ve CHP'nin genetik gerçeğini itiraf etmiş oluyor.
Havanda laf döven CHP ağızları, YSK'nın Meclis'in üstünde olmadığını, ona sıvandığını söylüyordu. Görünen o ki, kağıt üstündeki bu ilke AKP fiiliyatında işlemiyor, birçok başka ilkeler ve kanunlar gibi. Yani, kendi dedikleri gibi, YSK’nın itirazları ret kararıyla (http://www.diken.com.tr/ysk-referandumun-iptali-istemini-reddetti/) Meclis bir kere daha ezilmiş oldu. Bir posa olarak Meclis'i doldurmakla yetinen bir parti CHP.
Üç beş ay önce CHP örgütlü pasifliktir (http://www.diken.com.tr/chp-orgutlu-pasifliktir/) yazısında dediğim gibi, CHP varmış gibi görünen bir yok olduğu için varlığı bir tuzaktır. En ufak bir beklentiniz, boşluğa attığınız bir adımdır.
Bir ülkede ana muhalefet partisi liderinin, kadrolarının sokağa inmesi yabana atılır bir şey değildir, zaten bu yüzden korkuyor ve korkutuyor AKP. Ama sokak CHP'ye muhtaç değil ve boşluğa adım atmıyor.
postalmarx
20-04-2017, 20:00
CHP'nin acilen Batı'dan herhangi bir gelişmiş ülkenin sosyaldemokrat partisinin tüzüğünü alıp tercüme edip topyekün eskisiyle değiştirmesi gerekiyor. 2017 oldu aloo.
Şüpheci Dinsiz
20-04-2017, 20:29
Diken.com.tr (http://www.diken.com.tr/chp-orgutlu-pasifliktir/)
CHP örgütlü pasifliktir
http://www.diken.com.tr/wp-content/uploads/2016/08/mustafa-alp-dagistanli-kelle.jpg
Mustafa Alp Dağıstanlı
CHP örgütlü pasifliktir. CHP örgütlü pısırıklıktır. CHP örgütlü örgütsüzlüktür.
Tasası bana mı düştü; CHP’ye oy vermeyen, CHP’ye karşı olan bana? Evet, bana ve hepimize düşüyor.
CHP’nin benim siyasi çizgimde bir parti olmasını beklemiyorum tabii. “Kendi olsun, yeter” diyemiyorum, çünkü kendisi, yukarıda tarif ettiğim şey. Yoksa kendine sol diyor, sol değil; sosyal demokrat diyor, değil; muhalefet diyor, değil; var diyor, yok.
Winston Churchil’in 1945 seçimlerinde muhalefete düşünce İşçi Partili Başbakan Clement Attlee için söylemediği halde ünlü olan sözü açıklıyor durumu: “Downing Street 10 numaranın (başbakanlık ‘külliyesi’) önünde boş bir taksi durdu ve içinden Mr Attlee indi.”
Duruma uyarlarsak: Ankara garında boş bir tren durdu ve içinden CHP indi.
Masaldan gerçeğe
CHP’nin olamayış tasasının neden bize düştüğünü şöyle bir örnekle açıklayayım:
Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde … çoluklu çocuklu küçük bir grup insan bir yurttan bir yurda göçüyormuş. Fark etmişler ki, haramiler kendilerini takip ediyor, üstlerine çullanmak için gaflete düşmelerini bekliyorlarmış. Bu yüzden de gece molalarında bu gruptan bir aile sırayla nöbet tutuyormuş. Gelgelelim, C ailesi nöbet sırasında ya uykuya dalıyor ya başka işlerle uğraşıyor ya da haramilerle sohbete koyuluyormuş. Kafile C ailesine kızıyormuş haliyle. C nöbette olmasına güvenerek birkaç saat uyuyor, kampın gerekli işlerini yapıyor, ama C’nin aslında olmayışı yüzünden her seferinde çeşitli zararlara uğruyormuş. ‘Hiçbir görev üstlenmesen, sadece yan gelip yatsan hepimiz için daha güvenli olacak’ diyorlarmış. ‘O işi yapabilecek birini görevlendiririz. Hiç görevli olmaması bile daha iyi, hiç olmazsa böyle bir güvencemiz olmadığını biliriz.’ Ama C ailesi her seferinde sözler veriyor, her seferinde bu sözleri boşa çıkarıyormuş…
Heeyt!
Masaldan gerçeğe geçelim bir örnekle: Boş makam aracından inen zamanın başbakanı Ahmet Davutoğlu, Artvin Cerattepe’de maden çıkarma canavarlığına el attığı sıralarda CHP de ortaya atılmıştı. Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Selin Sayek Böke, “Artvin Cerattepe bu memleketin direnişidir” demişti. “Millilik bu ülkenin toprağını, ağacını, suyunu sevmekle başlar. Vatanseverlik bu yurdun varlığına bütün benliğinle bağlı olmaktır. Cerrattepe’de ‘Altında ölüm, üstünde yaşam var’. Artvin bizimdir, hepimizindir.”
Heeyt be!
CHP’nin bu açıklamadan sonra Cerattepe için yaptığı şeyler içinde en akılda kalanı Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın kükremesiydi: “Burası ne Cizre, ne Şırnak, burası bir Cumhuriyet kenti Artvin.”
Heeyt ulan!
Melda Onur olmasa da olurdu CHP için
Ciddi olalım. Bir ülkenin yüzde 25’lik oy almış anamuhalefet partisinin bütün benliğiyle sahiplenip ‘memleketin direnişi’ ilan ettiği bir meselede koparabildiği gürültü bu kadar. Alınan sonuçtan hiç bahsetmiyorum.
Üstelik, AKP’lisinden MHP’lisine kadar bütün Artvinlilerin karşı olduğu, 25 yıllık bir mücadeleye verebildikleri ivme sıfır. Geçtim, liderlik etmelerini, bu memleket sorununu gerçekten memleketin direnişi haline getirmelerini…
Böyle olacağını CHP’liler de biliyordu zaten, ama Haziran 2015 seçimleri öncesinde CHP’nin adaylarının belirlendiği süreç de açık seçik göstermişti. Bu partinin tartışmasız en çalışkan ve ekoloji sorunlarıyla ve mücadeleleriyle en yakından ilgili milletvekili Melda Onur Şişli bölgesinde girdi ön seçimde 13. sıraya yerleşebildi ancak. Yani, şanlı CHP seçmeninin Cerattepe gibi ‘memleketin direnişi’ne ve benzer meselelere gösterdiği ilgi bu. Ve tabii, genel merkez de kendi foyasını ortaya çıkarmış oldu; bazı isimleri mutlaka Meclis’te bulunmaları gerekir diye kontenjandan ilk sıralara yerleştirdiler, ama Melda Onur olmasa da olurdu CHP için.
İşte, CHP bu yüzden örgütlü pasiflik, örgütlü pısırıklık ve örgütlü örgütsüzlük halidir.
Ve CHP örgütlü korkudur aynı zamanda, kendi gölgesinden bile korkudur. Bu yüzden partinin en cesur milletvekilini değil, muhtemelen en cesur üyesini/seçmenini, Hüseyin Aygün’ü de Melda Onur gibi tasfiye ettiler.
Ben de yazdım, başkaları da gayet güzel yazdı 7 Haziran 2015 seçimleri sonrasında CHP’nin siyasi tavır alışlarını. Bu yüzden uzun uzadıya bu konuya girmeden hatırlatayım. CHP, AKP ve MHP’yle birlikte TSK personeline dokunulmazlık zırhı sağlayan yasayı desteklemişti (Cumhurbaşkanı Recep Erdoğan, 15 Temmuz darbe girişiminden iki gün önce onaylamıştı bu yasayı). Bu yasayla koruma altına alınanlardan bazıları Kürt illerinde ‘yazdıkları destanları’ duvar yazılarıyla da pervasızca ifade edenlerdi. CHP o ‘duvar destanları’nı kabul edilemez bulmuştu, evet; ama ifadesini duvarlarda bulan ‘yaşattıkları destan’ların yaşanmasını önüne geçmek bir yana, önünü açan yasayı destekledi. CHP örgütlü korku olduğu için yaptı bunu da. ‘Yenikapı Ruhu’na da korku yüzünden kapıldı.
İsabetli bir bildiri
Şu anda dedikodusunu yaptığımız bu parti bugün isabetli bir bildiri yayınlamış. Bu bildiri yayınlama partisi bir yerde şunu diyor: “AKP, TBMM zemininde ve seçimle gelen temsilciler ile yürütülmesi gereken çözüm sürecini, TBMM’yi hiçe sayarak doğrudan PKK ile pazarlığa girerek yürütmüştür. Ülkemizin karşı karşıya getirildiği terör ve şiddet ortamı, parlamentoyu yok sayan bu yöntemin ne kadar yanlış olduğunu kanıtlamıştır. Aynı hatayı tekrarlayan AKP, bugün de Meclis’teki milletvekillerini tutuklatarak teröre hizmet etmektedir.”
Bunu diyen aynı CHP, doğrudan HDP’yi hedeflediği açık olan milletvekili dokunulmazlıklarını bir kereye mahsus kaldıran yasayı da desteklemişti. Böylece şu yukarıdaki paragrafta söylediği her şeyi AKP gibi o da sırtlanmış oldu.
Aynı bildiride şunu da diyor CHP: “Milletvekillerinin tutuklanması Anayasa ve AYM içtihatlarına aykırıdır.”
Anlamadığım, Anayasa’ya aykırılığın CHP için önemli olması, özellikle bu konuda. Anayasa’yı çiğneme konusunda hiçbir çekingenliği olmayan iktidar partisine bu lafı eden CHP, bugün Anayasa’ya aykırı olarak tutuklanan milletvekillerinin dokunulmazlığını kaldıran yasayı Anayasa’ya aykırı olduğunu söyleyerek desteklemişti. Galiba kuyruğunu yakalamaya çalışıyor; halbuki kuyruğu da yok.
CHP’den bir ‘Hadi’ sesi gelmedi
Sonuç olarak, Meclis’teki tek muhalefet partisi, boş anamuhalefet koltuğunda oturan CHP’nin de desteğiyle atılmış oldu. Kutlu olsun. CHP’nin ‘olmama’ dışında bir kendisi, bir varoluş hali olup olmadığı bu bakımdan hepimizi ilgilendiriyor. Giderek kendini bulup azgınlaşan, pervasızlaşan (baksanıza, Recep Bey, kendisine diktatör denmesinin umurunda olmadığını söylemeye başladı, ipi kopardı, gidiyor) tam tekmil faşizme karşı güçlü bir direniş hattı çekilebilir mi derdiyle başbaşayız.
HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş’ın Express dergisindeki söyleşisi bu çağrıyı dile getiriyordu. Demirtaş tutuklanmadan önce aynı çağrıyı bir kere daha yapmıştı. CHP’den bir ‘Hadi’ sesi gelmedi. Çünkü CHP Kürtlerle yan yana resim vermek bile istemiyor. Kürtleri dışarıda bırakan bir direniş hattı hem anlamsız hem de çok zayıf olmaya mahkum.
Birçok kimsenin dediği, Demokrasi İçin Birlik hareketinin vurguladığı gibi tek kriterle, faşizme karşı olmak/demokratik bir direniş hattı çekmek kriteriyle hareket edecek yere kadar gerilemiş durumdayız. Somut adımlara, tavırlara ihtiyaç var. Demirtaş Express söyleşisinde ev ev dolaşıp direniş örgütleyeceklerini anlatıyordu, CHP dahil birçok hareketle de işbirliği yapmanın gereğini vurguluyordu. HDP şimdi Meclis çalışmalarını durdurup seçmene dönme kararı aldı.
CHP’nin bugünkü bildirisi de durum saptaması bakımından paralel: “(…) Saray ve AKP yöneticileri, demokrasimize ve ülkemizin bekasına yönelik en büyük tehdittir. Bu tehdit yurttaşlarımıza demokratik direnme hakkını da vermektedir. Demokrasimize, birliğimize, huzur ve barış ortamına karşı yapılan bu tehdidi önlemek için yapılması gerekenler bellidir. Vatanını seven, demokrasiye inanan, temel ve hak ve özgürlükleri savunan her yurttaşımız Cumhuriyetimize yönelen bu büyük tehdidi bertaraf etmek için bir araya gelmelidir. CHP bu yaşamsal özgürlük, demokrasi, birlik ve bağımsızlık hareketinin öncülüğünü yapmaya hazırdır. Hiçbir yurttaşımızın kuşkusu olmasın ki CHP bu mücadelenin bütün gereklerini yerine getirecektir.”
Bildiri doğruları sıralıyor, bir araya gelmekten bahsediyor, fakat kendini bir ağa olarak önermekten de vazgeçemiyor: CHP hareketin öncülüğünü yapmaya hazırmış. Yani mesela Cerattepe’de yaptığın öncülük gibi mi? Üstelik orada 25 yıldır süren güçlü bir yerel muhalefet hareketi vardı! Şu anda sözünü ettiğimiz durumda bir hareket olduğunu bile söyleyemeyiz ki liderliği alacaksın paşam! (Bu örgütlü örgütsüzlüktür işte.)
Bir hareket oluşturmaktan bahsediyoruz. Nasıl olabilir? Sen problemi çözdüysen bize neden söylemiyorsun? “… bu tehdidi önlemek için yapılması gerekenler bellidir” diyorsun mesela. Nedir onlar? Bir zahmet sıralasaydın da hepimiz duysaydık.
Yüzde 25 oy aldın, anamuhalefet olamadın, şimdi ‘Hazırız’ demekle öncü olacağını mı sanıyorsun? Yaparsan olursun. Fakat CHP’nin herhangi bir şeye girişmeden önce ilk yapması gereken şey utanmak; nedenlerini yukarıda biraz sıraladım. Geçen gün CHP Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan, İnsan Hakları Derneği’ndeki konuşmasında “…. yüzümün çok kızardığını ifade etmeliyim” demiş. Okuduğum haberden, utanma sebebinin CHP’yle ilgili olup olmadığını anlamadım, daha genel bir çerçevede söylüyor gibi. Olsun. CHP’nin utanma hamlesinde öncülüğü Sarıhan yapabilir bence.
Büyük CHP kitlesine de bazı utanma payları düşüyordur belki. Kürt düşmanı oldukları için, Ermeni düşmanı oldukları için, milliyetçiliği iyi ve erdemli bir şey sandıkları için, kendilerini demokrasi cephesine koyan asıl şey Erdoğan karşıtlığı olduğu için… Bunların oranının hiç de az olmadığını sanıyorum. Aziz Nesin’in ‘formül’ünü kullanırsam, CHP’lilerin yüzde 60’ı ‘eli kulağında ırkçı’…
Berbat bir tuzak
Ben bir gazete çıkarsam, öncelikle CHP’nin pislikleriyle uğraşırdım, AKP’ninkilerle değil. Muhalefet pis kaldıkça iktidar azgınlaşır ve daha da pisleşir. İktidar medyasına bir bakın, mecbur kalmadıkça CHP’nin (belediyelerinin, üyelerinin, vs) pislikleriyle, yolsuzluklarıyla hiç uğraşmadı. Uğraşınca da o pisliğe bulaşmışları iktidara laf etme konusunda susturmakla yetindiler. İşledi bu yol. Şimdi muhalefet yapan Türk medyası da CHP’nin pislikleriyle uğraşmadı, uğraşmıyor. ‘Şimdi sırası değil’ diye düşünülüyor belki, berbat bir tuzak bu. Medyayı da kirleten bir tuzak.
Sıra hiçbir zaman gelmez ve CHP’ye de iktidar sırası gelmez böyle. Ha evet, genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu çok temiz biri. Öyle. Irkçılığın hiç bulaşmadığı biri. Öyle. Ama bir siyasi hareketi kurtarmaz bu. Kılıçdaroğlu’nun en büyük hizmeti, seçim başarısı gösteremeyince çekilmesi olurdu; belki o yolu açardı. Belki o yol da temizliğin yolunu açardı.
Ama şimdi faşizme karşı, savaşa karşı bir yol açmamız lazım. Hemen.
Şüpheci Dinsiz
21-04-2017, 06:45
Fikri Sağlar: "CHP yönetiminin en büyük hatası 16 Nisan gecesi tüm usulsüzlük ve hileler yapılırken "verilen oylara saygı duyuyoruz" diyerek referandumu meşru hale getirmesidir…"
Birgun.net (http://www.birgun.net/haber-detay/ysk-akp-devleti-icin-kullanildi-156194.html)
YSK, ‘AKP devleti' için kullanıldı!
http://static.birgun.net/resim/yazar-profil/2015/05/17/fikri-saglar-41-4.jpg
Fikri Sağlar
Türkiye müthiş bir karanlığa doğru koşuyor!..
AKP'nin kurmacası, "belli" muhalefetin çıkar uyuşmasıyla rejim değişiyor!.
Parlamenter demokratik sistemin, "kuvvetler ayrımı" ile temellendirilmiş, eşitlik, özgürlük ve haklar üzerine kurulmuş rejim, tek adam dönemine dönüştürülmek üzere!..
Artık tek kişi hem hükümet hem meclis hem de mahkeme olacak!...
Yeni mağrur bir kral yaratıyoruz!
•••
Buraya nasıl geldik;
Dokunulmazlıklar kaldırıldığında TBMM, Anayasa'nın değişimi Bahçeli sayesinde kabul edildiğinde de demokratik rejim sona erdirilmişti!..
Şimdi de "AKP devletini kurmak" adına YSK kullanıldı!
YSK, yapılan sahtekârlıklara göz yumarak ve her türlü manipülasyona izin vererek Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceği ile oynadı!.
Referandum sonrası uygulanan hilelerle açıkça hukuk devleti yok edildi!..
Laik demokratik parlamenter sistemle yönetilen Türkiye, sonu belli olmayan bir yola sokulmuş durumda!..
•••
Yapılan referandum sonrası ortaya çıkan tablonun meşruiyeti tartışılırken Başbakan dün bir açıklama yaptı.
Yıldırım; sanki milletle alay eder gibi "Türkiye hukuk devletidir. Demokratik hakları kullanmak tabii haktır!" dedi.
Sonra, "Sokak hareketine izin vermeyeceğiz! Şayet sokağa çıkılırsa bunun bedeli ödetilir!.." diye ekledi. Bir yandan yurttaşın anayasal hakkı olan toplantı ve gösteri hakkı varmış gibi davrandı, diğer yandan "Milletin kabul ettiğini sen kabul etmezsen ne yazar. Haddinizi bilin!" diyerek uygulanacak baskıların sinyalini verdi.
Yani; daha ikinci günde iktidarın çelişkilerle dolu idaresini ve uygulayacağı otoriter siyasetin örneklerini görmeye başladık!..
•••
Şayet CHP 16 Nisan'da sandıklar kapanmadan, "mührü olmayan oy pusulası ve zarfları kabul edeceğim" diyen YSK'ye karşı çıkıp, "Böyle bir uygulamayı kabul etmeyiz, bu durum referandumun meşruiyetini yok eder..." diyebilseydi…
Balkon konuşmalarından önce oynanan oyunu anlatıp, aynı YSK Başkanı'nın 2014 yerel seçiminde Güroymak'ta mühürsüz oy pusulası nedeniyle seçimi iptal ettiğini hatırlatsaydı, halkı kendi oylarına sahip çıkmaya çağırabilseydi, korkmadan cesaretle demokrasiye sahip çıkabilseydi, bugünkü tartışmalar olmazdı!..
CHP yönetiminin en büyük hatası 16 Nisan gecesi tüm usulsüzlük ve hileler yapılırken "verilen oylara saygı duyuyoruz" diyerek referandumu meşru hale getirmesidir…
•••
AGİT açıkça raporunda;
"Olağanüstü hal sürecinde kısıtlanan temel özgürlükler, tüm süreç üzerinde olumsuz etki yaptı."
"Oy verilen yerlerin içinde ve dışında polis mevcudiyeti vardı."
"Bazı yerlerde polis, oy vermeye gelen seçmenlerin kimlik numaralarını bile kontrol etti."
"YSK'nın tam da oy verme günü yayınladığı karar, oyların geçerliliğine ilişkin kriteri değiştirdi."
"Bu durum hem mevcut yasayla çelişti hem de seçimlerin hukukiliği konusundaki önemli bir garantiyi ortadan kaldırdı."
"Kamu adına yayın yapan kuruluş tercihini iktidar partisi ve Cumhurbaşkanı adına kullandı."
"Bu konuda YSK'nin yaptırım yetkisi de elinden alındı…" gibi başlıklarla bu referandumun meşruiyetini kabul etmedi.
Böylece "Meydan RTE ve AKP ye kaldı…"
•••
AKP ve devletin görevlilerince yapılan "Manipülasyonların varlığı" tüm dünya tarafından kabul ediliyor!..
Dünya basını uygulananları yazarken, Türkiye'nin geleceğinin kritik olduğunu duyuruyor.
Merkel "Toplumun ne kadar derinden bölündüğünü" söylerken, ABD Dışişleri Sözcüsü "hükümete halkın temel haklarını koruma çağrısı" yapıyor.
Dünya ülkeleri endişe ile çalkalanırken RTE; AGİT'e "Sen kimsin" diyor...
Böylece Anayasa'nın 90. Maddesi'ni yok sayıyor...
Zaten Anayasa'yı tanımadığı için bu konuma gelen ülke, daha baştan, sonu nasıl biteceği bilinmeyen bir konuma geliyor...
•••
Daha işin vahametinin farkına varmayan siyasi partilerden önce önceki gün, "Hayır ve Ötesi" 16 Nisan 2017 Referandumu'yla ilgili bir Ön Rapor çıkardı.
Ön raporda önemli vurgular var!.
Özetle şöyle :
"16 Nisan 2017 Pazar günü yapılan Anayasa Değişikliği Halk oylaması ile ilgili olarak; emaneti sahiplenen gönüllülerimizden gelen ve hâlihazırda toplam kullanılan oyların yaklaşık yüzde 25'ine karşılık gelen tutanak bilgileri Hayır ve Ötesi veri sistemine kaydedilmiş durumdadır.
Veri girişi işlemleri ve seçmen sandığı bazında veri analiz çalışmaları aynı titizlikle devam etmektedir; YSK verileriyle birlikte değerlendirilmek suretiyle aşağıdaki tespitler yapılmıştır.
Tespit 1
YSK verilerine, aşağıda örnekleri de verilen, başta Şanlıurfa'nın Akçakale, Viranşehir, Hilvan ve Muş'un Hasköy, Yozgat'ın Çekerek ilçeleriyle, Sakarya'nın Akyazı ilçesi olmak üzere; 961 adet seçmen sandığında kullanılan oyların tamamı, yani yüzde 100'ü EVET mühürlü olup, HAYIR mühürlü oy adet ve yüzde olarak SIFIR'dır.
1 Kasım 2015 Genel Seçimlerinde, ihmal edilemeyecek derecede muhalefet partisi seçmenine sahip olduğu anlaşılan söz konusu sandıklardaki bu sonuç, hayatın olağan akışına ters olarak değerlendirilmektedir…
Tespit 2
Yapılan incelemelerde, yukarıda söz konusu edilen ve oyların tamamı EVET çıkan 961 sandığın yüzde 30'unda, seçmenlerin tamamının yani yüzde 100'ünün firesiz sandığa gittiği anlaşılmaktadır!..
Tespit 3
Urfa ili Viranşehir İlçesinde kullanılan oylara ilişkin seçmen listelerinde yer alan seçmen imzalarının aynı olduğu; dolayısıyla tek elden çıktığı anlaşılmaktadır.
Bu durum, blok oy kullanıldığı gerçeğini şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya koymaktadır.
Tespit 4
7 bin 48 adet seçmen sandığında, kullanılan oyların toplamı 1 milyon 672 bin 249'dur. Bu oyların yüzde 60,7'si ‘EVET' olarak gerçekleşmiştir.
Tespit 5
1 Kasım 2015 Genel Seçimlerinde, ihmal edilemeyecek derecede muhalefet partisi seçmenine sahip olduğu anlaşılan; ancak 16 Nisan 2016 Halkoylamasında 5 adetten düşük sayıda HAYIR oyunun çıktığı seçmen sandıkları tespit edilmiştir….".
Salt bu verilerden de anlaşılacağı üzere yapılan usulsüzlük ve sahtekârlık oy pusulalarının mühürlü mü yoksa mühürsüz mü olduğunun çok ötesinde bir vahamete işaret etmektedir.
Tek başına bu tespitler bile Referandum iptaline ilişkin yeterince kanıt oluşturmaktadır."
•••
Biraz irdelenirse bu referandumun tamamen yok hükmünde olduğu görülür.
Seçmen sayısı, kullanılan oy, aradaki fark ve basılan fazla zarf ve oy pusuları hakkında hesap verilemez durum, TV'lere aktarılan asılsız sonuçlar, açılmayan sandıkların açılmış gibi gösterilmesi ve karartılan YSK ekranı, daha sonra ortaya çıkan oy artışları şaibeden öte alenen hile yapıldığını ve bu kumpasın içine Anadolu Ajansı, bilişim yazımları ve YSK'nin bir kumpasın düştüğü anlaşılır…
Şüpheci Dinsiz
21-04-2017, 06:47
Sol.org.tr (http://haber.sol.org.tr/yazarlar/ozgur-sen/chpnin-hayirciligiyla-buraya-kadar-193373)
CHP'nin "hayır"cılığıyla buraya kadar
http://haber.sol.org.tr/sites/default/files/styles/columnist_photo/public/ozgur_sen2.png?itok=qtyLQrh5
Özgür Şen
Şaibeli referandumun ardından yaşanan süreçte en çok CHP'ye kızılıyor herhalde. Herkes ana muhalefet partisinin, aslında "hayır"ın kazandığı düşünülen bu seçimde, "hayır"ın hakkını neden aramadığını soruyor.
CHP'ye olmadığı bir parti gibi davranılarak aslında CHP'ye haksızlık yapılıyor... Bu partiye yapılan haksızlık sorun değil elbette, ama CHP'ye yapılan haksızlık, yine ve yeniden bu partinin meşrulaştırılmasına hizmet ediyorsa burada büyük bir problem var. Çünkü bu durumda CHP'ye değil, Türkiye'nin ilerici birikimine haksızlık yapılmış oluyor.
Referandumdan sonra CHP bunu niye yapmıyor türü soruların tamamı esas olarak aynı varsayıma, ana muhalefet partisinin bunları yapabileceği düşüncesine dayanıyor.
CHP, gerçekten "hayır"ın hakkını arayabilecek, Türkiye'de AKP ve Erdoğan'ın karşısına dikilebilecek durumda da, bunu bir tercih olarak veya başta Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere kurmay heyeti yüzünden mi yapmıyor ve muhalif insanları temsil etmiyor? Yoksa CHP'nin muhalifliği zaten bu ve daha fazlası beklenemez mi?
Sonuç olarak ikisi de aynı kapıya çıkıyor ve CHP bu şekilde davranıyor denmesin çünkü çıkmıyor. Bu iki önerme arasında dağlar var...
Gerçekten ne bekleniyordu CHP'den?
Uzak geçmişe gitmeye gerek yok, CHP'nin AKP iktidarı sırasında sergilediği son onbeş yıllık siyasi performansı neydi ki, bu referandumda farklı davranacaktı?
CHP, hangi kritik virajda AKP'nin karşısına dikildi de, şimdi dikilecek?
1923 Cumhuriyeti adım adım tasfiye edilirken, bu cumhuriyetin kurucusu olmasıyla övünen parti, bunu izlemedi mi? Hatta izlemekle yetinmeyip AKP'nin zor duruma düştüğü anlarda ona can simidi uzatmadı mı? Haziran Direnişi'nin o muhteşem günlerinde itidal çağrısı yapıp direnişin bütün enerjisini sandığa hapseden parti, 15 Temmuz'dan sonra koşarak Yenikapı'ya giden parti CHP değil miydi?
Türkiye'de AKP karanlığı, Türkiye'nin ilerici birikimine her saldırdığında CHP'nin bunu durdurmak için bir iş yapması beklendi, ama ana muhalefet partisi bunu yapmadı. Bugün de yapmıyor...
Bütün bu örneklerde ve bugün referandumdan sonra yine CHP bunları niye yapmıyor diye sormanın bir anlamı var mı? Her benzer soruyla CHP'den beklentiyi tekrar yükseltmenin Türkiye'nin ilerici birikimine büyük zarar verdiği görülmüyor mu?
CHP, Türkiye'de aydınlık bir gelecek beklentisiyle hareket eden milyonları temsil edemez. CHP, Türkiye ilericiliğinin ana gövdesini oluşturan tabanının ondan beklentilerini yerine getiremez.
CHP bunu somut olarak her kritik anda defalarca ispatladı. Çünkü bugün hem dünyada, hem Türkiye'de insanlığın ilerici değerlerine sahip çıkabilmenin tek yolu, yüzünü emekçi sınıflara dönmekten geçiyor ve CHP bunu yapamaz. Bu partinin sınıfsal karakteri buna izin vermez. CHP, sırtını Koçlara, Doğanlara, Eczacıbaşılara, Sabancılara dönemez. Ana muhalefet partisi, adlı adınca patronların düzeninin partisi ve onların ayağına basacak bir işi yapamaz. Onların ayağına basamayacağı için de ülkenin en gergin, Türkiye halkı açısından en önemli anlarında, patronların işi yolunda gitsin diye, gericiliğin baş temsilcisi AKP ile uzlaşmanın yolunu arar.
CHP bunları niye yapmıyor diye sorulmasın artık... Böylece CHP bunları yapabilir aslında algısı yaratılmasın.
Kemal Bey'in liderliği eleştirilmesin... Böylece başkasının liderliğinde CHP'nin gericiliğe karşı durabileceği yanılgısı beslenmesin.
CHP'nin hayırcılığı bu kadar ve asla daha fazlası olmayacak.
CHP yapamıyor, çünkü parti bu.
CHP yapmayacak. Biz yapabilecek olanlara, emekçilerden başka kimseye bir söz vermemiş, hiçbir koşulda patronlarla ve gericilikle uzlaşmayacak olan sola bakalım. Türkiye'nin başka şansı yok.
Bekara Karı Boşamak Kolay Derler. Birde evli olana soracaksın.
CHP meclisten çekilsin yani sine,i Millete dönsün. Bunu söyleyenler mecliste 0 gücüne sahipler acaba % 10 güce sahip olsalardı da bunu söyleme cesareti gösterebilirlermiydi. Yani karıyı öyle kolay boşayabilirmiydiler.
Kimse HDP ye meclisten çekil demiyor halbuki HDP nin başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmedi.
CHP meclisten çekilse ne değişecek. Bu devlet demokratik bir seçim yapamadığı için utancından yerlere mi kapanacak? Yoksa iktidar demokrasiyi yaratamadım seçim güvenliğini alamadım eksik kaldım deyip utanacak mı.? Halk sokaklara döküldü de CHP bunu mu engelledi.
Bence en doğru kararı alıp mecliste kalmalı parlemento gücünü kullanarak bu anti demokratik uygulamaları hukuksuzluğu bütün dünyaya şikayet etmeli.
Bu ülkede seçimler ne zaman eşit şartlarda yapıldı bu ülkede iktidar sahipleri ne zaman AB standartlarında demokrasi uyguladı. Seçimler ne zaman hilesiz yapıldı.
Bana göre CHP dışında kalan iktidara muhalif güçler kendilerine bir yol çizmeli CHP ye hiç bulaşmadan demokrasi arayışına girmeli. İşte o zaman CHP ye ne yapacağını söyleme zahmetine bile girmeyeceklerdir.
Hem akşama kadar CHP ye küfret hem ondan kurtuluş bekle. Adama bu ne biçim perhiz ne biçim lahana turşusu isteği derler.
CHP dışında kalan sol anlayış artık aklını başına toplamalı kendileri bir şey yapmanın planlarını yapmalıdır. İyi bir şey yaptıklarında CHP zaten seçmenini onlara kaptıracaktır işte o zaman CHP şunu yapmalı demeyecek CHP onlara bakarak plan yapacaktır.
Bunu Türkiye devrimcileri yaşadı. Bu günde önlerine iyi bir hedef koyduklarında yine yaşayacaklardır.
NickMickyok
21-04-2017, 10:11
Kabul edelim ki,CHP nin işi de kolay değil.
Türkiyedeki muhafazakarlar,ülkücüler ve milliyetçilerin ekseriyeti tarafından dinsiz,allahsız, bölücü olarak görülen bir parti.
CHP bunu kırmak için muhafazakar ve ülkücü kökenli kişileri aday gösterdi son yıllarda.
CHP nin bu ülkenin muhafazakarlarını, milliyetçilerini ve kürtlerini bir arada tutabilecek bir politikaya ihtiyacı var. Yani, İç Anadoludaki bir ülkücüde oy verebilmeli, Şırnaktaki bir Kürtte, Konyadaki bir muhafazakarda.
Bunu şu ana kadar AKP den başka başaran parti olmadı. Onlarda son yıllarda Kürtleri kaybederek, bu çizginin dışına çıktılar.
CHP, sol olmalı. Sola ihtiyaç var. Ama işi çok zor.
postalmarx
21-04-2017, 11:57
Sevgili NickMickYok, ben de aynen katılıyorum. "Kürt Açılımı" bu ülkede muhafazakar partiye düştü. Alevi Açılımı bile onlara düştü. Dersim katliamı için özrü muhafazakar parti diledi. "Ermeni Soykırımı gerçektir" diyeni ülkeden 301 davalarıyla muhafazakarlardan daha önce kovalayanlar Atatürkçülerdi. Bunlar bu ülkede kimin muhafazakarlardan daha solda durduğunu gösteriyor. Muhafazakarlardan daha solda duran kimse yok memlekette. Yani sol bomboş, herkes sağda, herkes milliyetçi. Birkaç kişi var sol tarafa bütün bu farklı farklı çeşitlerdeki milliyetçilerimizden daha yakın olan. Onlara da "liboş" deyip heryerden kovalıyorlar.
CHP'nin "liboş" olması gerekiyor, türkçesi bu. Ki ta baştan beri öyle olmalıydı, 2017 oldu bekliyoruz. Çağdaş Sosyaldemokrasi yani "liboş" siyaset Türkiyede mevcut değil. Problem burda. Medeni bir ülkenin en az %35-40'ının "liboş" olması gerekiyor. Avrupada böyle. Amerikada böyle. Bu yüzden zaten bu kadar bela çıkartmamıza rağmen (ortadoğunun şu an insanlığa tek katkısı akıl almaz derecede hastalıklı ve iğrenç bir terör ve vahşet ve pislik üretmekten ibaret ve burdaki pislikten taşıp oraya kaçanlar da kamyonları oraların en "liboş", en medeni ve vicdanlı, en ırkçılıktan uzak, yabancı göçmene kucak açmış şehirlerinde bile pazar yerinde insanların üzerine sürüyor) işte bu kadar bela çıkartan bir ırk olmamıza rağmen sırf "liboş" oldukları için bu Batılılar öfkelenip topyekün bizim ırkımızı dünya yüzeyinden silmiyorlar, şu anki yoketme kapasiteleri gayet de buna yeterli olmasına rağmen.
Biz de yakın zamanda artık bu "çağdaşlık" ve "demokrasi" ve "insan hakları" ve "BM Tüzüğü ve vizyonu" oyunlarını samimi ve gerçekten inanarak oynamaya başlamazsak korkarım iyice bıkkınlık gelip onlar da "madem öyle" deyip dünyaya sundukları ve önerdikleri, BM Tüzüğünde yazdıkları "artık milletlerin birbirini boğazlamadığı, güçlünün zayıfı yoketmediği, kimsenin şan almak için imparatorluk hayalleri peşinde koşmadığı, ama dostça yaşayıp ticaret yaptığı, herkesin belki birgün artık Dünya Vatandaşı olduğu" dünya vizyonundan vazgeçer, bizim onları itham ettiğimiz gibi değil ama bu sefer gerçekten "Nazi" olurlar, ve o zaman biz de görürüz bu şımarıklık ve ikiyüzlülük nereye kadar gidiyormuş. Sanki adamların bize sözü var gerçek Nazi olmamak için. Adamların bu sözü kendi kendilerine verdiklerinin, ve isterlerse gene kendileri kolayca vazgeçebileceklerinin farkında değiliz, ki artık ufak ufak işaretleri de geliyor.
Biz imparatorluk hayalleri kurmaktan, şan şöhret, fetih fantezilerinden ve nostaljisinden de hiç vazgeçmedik, yalandan BM Tüzüğüne imzamızı koyarken bile, ve 70 sene geçmiş o imza üzerinden, hala Diriliş:Ertuğrul fantezileri bitmedi. Onlar niye kendi "şanlı tarih", "kahramanlık", "bileğine kuvvet" nostaljilerinden, ideolojilerinden, ve vizyonlarından vazgeçsin? Onların geçmişi tarihi savaşçı ataları dedeleri yok mu? Onlar komple ipne veya yumuşak mı "şan almak için, nam salmak için, sırf güç ispat etmek için hatta farklı milletleri kültürleri sırf yabancı oldukları için yoketmek için savaş" çağını kapatıp yeni bir dünya kurmak istedikleri ve hepimizi davet ettikleri için?
Nereye kadar gidecek bu ikiyüzlülüğümüz? Dünyanın, en ilkel kabile savaşlarından İkinci Dünya Savaşına kadar sürmüş bu vahşi tarihinde artık yeni sayfa açmak isteyen insanları bu kışkırtmamız? İnceldiği yere kadar mı? Belki de o gün gökten melekler de sıra sıra ellerinde çift su verilmiş çelikten kılıçlarıyla yeşil kumaştan Kütahya işi el işlemeli kaftanlarla inecektir yanımıza bizle birlikte Batının kıyamet silahlarıyla aynı saniyede buhar olmak ve bizi tez cennete götürmek için. Eğer tüm hesap buraya dayanıyorsa tam işte Rus ruleti diye buna denir. Müslüman ruleti demek gerekir belki de.
Keşke biz bu coğrafyanın insanları olarak hep beraber karar verebilsek bu kumarı oynamak istiyor muyuz diye. Emr-i vakii olmasa keşke. Ama buraların da adeti böyle be. Bu ırkın ve kültürün de kaderi gidişatı haliyle böyle oldu ve oluyor. Sonumuz hayrolsun. Darwinci doğal seçilim böyle işliyordur belki de, yapacak birşey yok.
Bir hoş sada bırakmak bu gökkubbe altında ufku o ruh özgürleştiren gri duman kaplarken...
Bu güzel kültür insanlık tarihinde orijinalliğiyle ve acaiplikleriyle unutulmayacak...
Hayır, yalan söyledim kimse bizi hatırlamayacak...
Hiçbir orijinalliğimiz yok...
Tarihin gördüğü hatta galaksinin görmüş göreceği en aptal kültür olmuş olabiliriz...
Ver mehteri........................
Vefik Sami
21-04-2017, 13:12
Türkiyede çok partili hayata geçişten bu yana, - 70'li yıllardaki ufak bir kıpırdanma hâriç - iktidar yüzü göremeyen bir siyâsi partiden bahsediyoruz. CHP adıyla birlikte, Atatürk ve Mili Mücâdele hatırlanmamış olsaydı, partinin kapsına çoktaan kilit vurulmuştu. Şimdiye kadar varlığını sürdürebilmiş olması biraz uluslararası konjonktürle ilgilidir. Biraz da isim olarak var olmasa bile, teşkilât olarak T.C. Devletinin kuruluşunda en etkin unsur olmasından. Bu şartlara ek; Türkiyedeki alevilerin Sünni-Osmanlı cenderesinden kurtulduktan sonra tekrar eskiye dönmeme-geri adım atmama adına, "Denize düşen yılana sarılır" misâli CHP çatısı altında konumlanmalarıdır. Alevi toplum CHPden desteğini çekecek olursa Sünni CHP yönetiminin seçim barajını aşması dahi şüphelidir. Yoksa, yıllar boyu sırtını TSK'ya yaslayıp sözüm ona 'siyâset' yapan, bir metrelik çaput parçasını "Rejim sorunu" hâline getirerek Anayasa Mahkemesinin kapsını aşındırıp, mütedeyyin müslümanların nefretini kazanan çakma entelijansiya değil partiyi yaşatan.
94 yıldır ülkede cumhuriyet var. Fakat; ne yazık ki henüz Demokrasi kültürünü oluştutramadık. Türkiye bu günki varlığını gücüne değil, üzerinde bulunduğu coğrafyanın jeopolitik önemine borçludur. Anadoluda oluşacak parçalı yapı, Boğazlar ve Akdeniz nedeniyle ABD-Rusya, AB-Rusya arasında büyük sıkıntılara yol açabilir. Bu güçler, yeni problemlerle karşılaşmama adına, mevcut durumu "ehven-i şer" görüp siyasal yapıyı muhafaza yönünde irâde koymaktalar.
Bir de bu keriz milleti uyutan en büyük yalandan söz etmeden geçemeyeceğim.
O yalan da şu:
"Türkiye içinde bulunduğu bölgenin en etkin gücü"
Hadi lan oradan !..
ABD,Rusya,AB ve Çin'in nüfüz alanlarının birbirine karıştığı bir dünyada Türkiye etkin olabileceği "bölge"yi nerede bulmuş ? Suriyedeki iç savaş bile bize ne kadar zarar verdi. Avrupa ülkeleri göçmen almamak için sınırlarına tel örgü çekerken, biz milyonlarca Suriyeliyi beslemekteyiz.
Aslında devletin adından "T.C." ibâresini kaldırmak gerekir.
Yeni ad şöyle olmalı.
Züğürt Ağa Cumhuriyeti
Dialectics
21-04-2017, 16:56
Sevgili NickMickYok, ben de aynen katılıyorum. "Kürt Açılımı" bu ülkede muhafazakar partiye düştü. Alevi Açılımı bile onlara düştü. Dersim katliamı için özrü muhafazakar parti diledi. "Ermeni Soykırımı gerçektir" diyeni ülkeden 301 davalarıyla muhafazakarlardan daha önce kovalayanlar Atatürkçülerdi. Bunlar bu ülkede kimin muhafazakarlardan daha solda durduğunu gösteriyor. Muhafazakarlardan daha solda duran kimse yok memlekette. Yani sol bomboş, herkes sağda, herkes milliyetçi. Birkaç kişi var sol tarafa bütün bu farklı farklı çeşitlerdeki milliyetçilerimizden daha yakın olan. Onlara da "liboş" deyip heryerden kovalıyorlar.
CHP'nin "liboş" olması gerekiyor, türkçesi bu. Ki ta baştan beri öyle olmalıydı, 2017 oldu bekliyoruz. Çağdaş Sosyaldemokrasi yani "liboş" siyaset Türkiyede mevcut değil. Problem burda. Medeni bir ülkenin en az %35-40'ının "liboş" olması gerekiyor. Avrupada böyle. Amerikada böyle. Bu yüzden zaten bu kadar bela çıkartmamıza rağmen (ortadoğunun şu an insanlığa tek katkısı akıl almaz derecede hastalıklı ve iğrenç bir terör ve vahşet ve pislik üretmekten ibaret ve burdaki pislikten taşıp oraya kaçanlar da kamyonları oraların en "liboş", en medeni ve vicdanlı, en ırkçılıktan uzak, yabancı göçmene kucak açmış şehirlerinde bile pazar yerinde insanların üzerine sürüyor) işte bu kadar bela çıkartan bir ırk olmamıza rağmen sırf "liboş" oldukları için bu Batılılar öfkelenip topyekün bizim ırkımızı dünya yüzeyinden silmiyorlar, şu anki yoketme kapasiteleri gayet de buna yeterli olmasına rağmen.
Biz de yakın zamanda artık bu "çağdaşlık" ve "demokrasi" ve "insan hakları" ve "BM Tüzüğü ve vizyonu" oyunlarını samimi ve gerçekten inanarak oynamaya başlamazsak korkarım iyice bıkkınlık gelip onlar da "madem öyle" deyip dünyaya sundukları ve önerdikleri, BM Tüzüğünde yazdıkları "artık milletlerin birbirini boğazlamadığı, güçlünün zayıfı yoketmediği, kimsenin şan almak için imparatorluk hayalleri peşinde koşmadığı, ama dostça yaşayıp ticaret yaptığı, herkesin belki birgün artık Dünya Vatandaşı olduğu" dünya vizyonundan vazgeçer, bizim onları itham ettiğimiz gibi değil ama bu sefer gerçekten "Nazi" olurlar, ve o zaman biz de görürüz bu şımarıklık ve ikiyüzlülük nereye kadar gidiyormuş. Sanki adamların bize sözü var gerçek Nazi olmamak için. Adamların bu sözü kendi kendilerine verdiklerinin, ve isterlerse gene kendileri kolayca vazgeçebileceklerinin farkında değiliz, ki artık ufak ufak işaretleri de geliyor.
Biz imparatorluk hayalleri kurmaktan, şan şöhret, fetih fantezilerinden ve nostaljisinden de hiç vazgeçmedik, yalandan BM Tüzüğüne imzamızı koyarken bile, ve 70 sene geçmiş o imza üzerinden, hala Diriliş:Ertuğrul fantezileri bitmedi. Onlar niye kendi "şanlı tarih", "kahramanlık", "bileğine kuvvet" nostaljilerinden, ideolojilerinden, ve vizyonlarından vazgeçsin? Onların geçmişi tarihi savaşçı ataları dedeleri yok mu? Onlar komple ipne veya yumuşak mı "şan almak için, nam salmak için, sırf güç ispat etmek için hatta farklı milletleri kültürleri sırf yabancı oldukları için yoketmek için savaş" çağını kapatıp yeni bir dünya kurmak istedikleri ve hepimizi davet ettikleri için?
Nereye kadar gidecek bu ikiyüzlülüğümüz? Dünyanın, en ilkel kabile savaşlarından İkinci Dünya Savaşına kadar sürmüş bu vahşi tarihinde artık yeni sayfa açmak isteyen insanları bu kışkırtmamız? İnceldiği yere kadar mı? Belki de o gün gökten melekler de sıra sıra ellerinde çift su verilmiş çelikten kılıçlarıyla yeşil kumaştan Kütahya işi el işlemeli kaftanlarla inecektir yanımıza bizle birlikte Batının kıyamet silahlarıyla aynı saniyede buhar olmak ve bizi tez cennete götürmek için. Eğer tüm hesap buraya dayanıyorsa tam işte Rus ruleti diye buna denir. Müslüman ruleti demek gerekir belki de.
Keşke biz bu coğrafyanın insanları olarak hep beraber karar verebilsek bu kumarı oynamak istiyor muyuz diye. Emr-i vakii olmasa keşke. Ama buraların da adeti böyle be. Bu ırkın ve kültürün de kaderi gidişatı haliyle böyle oldu ve oluyor. Sonumuz hayrolsun. Darwinci doğal seçilim böyle işliyordur belki de, yapacak birşey yok.
Bir hoş sada bırakmak bu gökkubbe altında ufku o ruh özgürleştiren gri duman kaplarken...
Bu güzel kültür insanlık tarihinde orijinalliğiyle ve acaiplikleriyle unutulmayacak...
Hayır, yalan söyledim kimse bizi hatırlamayacak...
Hiçbir orijinalliğimiz yok...
Tarihin gördüğü hatta galaksinin görmüş göreceği en aptal kültür olmuş olabiliriz...
Ver mehteri........................
Merhaba,
Benim burada katılmadığım fikirler var. Ortadoğu halklarını kendinden hastalıklı ve iğrenç olarak kabul edip, Batıyı pürüpak varsaymak doğru bir durum analizi değildir. Hepimizin bildiği üzere sistem bir sömürü düzenidir ve demokrasi, insan hakları, eşitlik vb. gibi kavramlar yeri gelince hep bu sömürü sisteminin araçları olarak Batı ve ABD tarafından kullanılagelmiştir. Ortadoğu halklarının kabahati bu sömürü düzeninin kuklaları olmaya olan yatkınlıkları, içine düşürüldükleri kavgaların sahteliğine uyanma dürtüsü gösteremiyor oluşlarındadır. Din ve farirlikten kaynaklı para düşkünlüğü bu halkları kullanıma elverişli hale getirmektedir.
Muhafazakarların Kürt açılımı ya da birtakım toplum sınıflarından özür dilemeleri senin tabirinle "liboş" anlayışlarından mıydı yoksa ajandalarındaki bir takım çıkarlara aracılık ettiğinden miydi? Hukuk devleti özelliklerini hızla yitiren, yoz bir rant sınıfının muazzam şekilde zenginliğine zenginlik kattığı, kutuplaşan muhafazakarların kendinden olmayanlara karşı sürekli artan şiddet içerikli eylemleri ve sözleri muhafazakarların solculuğunun da kağıt üstünde bir şekil olduğunu göstermek için yeterlidir.
Yönetici sınıflar ajandaları doğrultusunda topluma şekil verir ve malesef Ortadoğu halklarının yönetici sınıfları da uzun zamandır bu global sömürü sisteminin piyonları olmaktan öteye geçememiştir. TRnin son 15 yılında yönetici sınıflar tarafından ılımlı islam ideolijisi ile Batının TR'yi kapitalist tüketim ekonomisine tamamiyle entegre etme çıkarı bir KAZAN-KAZAN politikası olarak görülmüş ve tüm siyaset bunun üzerine şekillendirilmiştir. AKP'nin başarılı bulunan ilk 7-8 yılında uyguladığı Kürt açılımı ve ekonomik programları AB uyum müktesabatında ne yazıyorsa aynısıdır. Tabi bir yandan da paralel olarak yürütülen bir BOP projesi vardır ki burda da yönetici sınıf yeni İslam Coğrafyasının fiili liderliğini üstleneceği fikriyle kandırılmış ve kanlı coğrafyanın içine taşeron olarak çekilmiştir.
Yani planı ve stratejilerin temel belirleyicileri bu demokrasi timsali medeniyetlerdir. Kendi ajandalarını hayata geçirebilmek için de bu ortadoğu halklarına bir şey vadetmeyi her zaman bulmuşlardır.
postalmarx
21-04-2017, 18:04
Merhaba Dialectics. Ben de senin fikrine katılmıyorum. Bence Kürt Açılımı'nın yapılma sebebi ne AB'ye beğenilme arzusu, ne de yönetici sınıfın rant bilmemne her ne dediysen. Kürt Açılımı yapıldı çünkü PKK silahla yenilemiyordu. Hatta bunu Sevan Nişanyan bir makalesinde şu başlıkla özetlemişti: "İmha edemedik, açılım verelim."
Tabii 90larda, ve 80lerde, hatta daha önceden daha PKK nüve halindeyken bu tehlikeyi görebilecek, vizyon sahibi insanlar bu memlekette çıkmıştır. "Kürt Açılımı" ta o zamanlardan çok insanın aklında olmuş olabilir. Ama o dönem bu konularda tek merci karar verebilirdi, o da Kemalist askerlerdi. Onlar da "demir yumruk" stratejisinin ülkeye daha faydalı olacağını öngördüler sağolsunlar. VE nitekim de aynen öyle oldu!
Şimdi baya değişik fikirlerin var. Bu coğrafyadaki savaşı açıklarken "bizi kasten birbirimize düşürüyorlar" demişsin. Hiç de öyle değil. Radikal islamcı örgütler tamamen kendi inisiyatifleriyle önce Irak'ı sonra da Suriye'yi cehenneme çevirdiler. Şiilerle iç savaş başlatmaya çalıştılar. Çünkü adamların vizyonu bu şekilde.
Batılılar bizi sömürüyor demişsin. Ben tam tersi olduğunu zannediyorum. Biz beş kuruş ödemeden her türlü bilimin, tıbbın, teknolojinin AR-GE'sini Batılılara ödetip bunların sonuçlarından beleşe faydalanıyoruz. Çocuklarımıza aşı yaptırırken bunları kim geliştirmiş, nasıl bu kadar ucuz hiç aklımıza bile geitirmiyoruz. Biz dahil pek çok ülke Batılılardan her sene yardım parası alıyor. Ülke ekonomilerimiz batarsa Batılılar ucuz faizli borç sağlıyor. Biz Türkiye olarak 1945'den 1990'a hiç bitmemiş olan Sovyet işgali tehlikesinden Batılıların silah gücüyle korunduk. Yani adamlar bizim savunma masrafımızı da ödüyor.
Bizde yok ama Araplar yerden çıkartıp Batılılara satıyor. İran da ha keza.
Batılılar bize demokrasi konusunda hem filozoflarıyla vizyon sağlıyor, hem de kurumlarıyla yol gösteriyor. Bugün CHP'nin bile en son AİHM'e gitmek gibi bir hesabı var. AİHM orada bizim hukuka dair son kapımız olmuş durumda. Batılıların filozofları da Atatürk'ü nasıl etkiledilerse, bugüne kadar ülkemizin aydınlarını etkilemeye devam ettiler. Bunları da beleşten alıyoruz. Biz bu değerleri kendimiz masraf edip yetiştimiyoruz. Batılılar yetiştiriyor, biz alıp onların yazdıklarını tercüme edip aynen kullanıyoruz.
Bunun ötesinde dünyada insanlığı tehdit edecek bir salgın hastalık çıkarsa buna hemen müdahale edecek olan gene Batılıların kurduğu örgütler ve bu yüzden içimiz rahat. Yoksa tek çaremiz ıhlamur kaynatmak falan olacaktı. Adamların 24 saat dünya her yanındaki virüs mikropları izleyen kurumları var. Bunlardan da beleşe faydalanıyoruz.
Bunun ötesinde gelecekten de gene ümitliyiz çünkü biliyoruz ki Batılılar ucuz enerji kaynakları da üretecek, gelecekte insanlığın karşılacağı belaları gene bunlar savuşturacak. Şimdi kim kimi sömürüyor orası tartışılır yani. Bir boka yaramadan "fakir ama onurlu, mağdur ve mazlum" ayaklarına yatmaya gerek yok. Adamlar çalışıyor ve biz de faydalanıyoruz, bu kadar basit. Dedelerimizden daha iyi, daha sağlıklı, daha uzun yaşıyoruz. Sokakta plastik çöp toplayan adamın bile elinde cep telefonu var instagrama giriyor.
Neyse bunları geçelim.
BOP falan demişsin. "Yönetici sınıflar rant" falan demişsin. Bunların manası nedir bilmiyorum. Açıklarsan, ve bu spekülasyonlarınla deliller getirirsen ben de öğrenmiş olurum. Baya bir hikayeler sıralamışsın, sanki bunlar kitaplarda falan yazıyor veya haberlerde çıkıyor. Bilmiyorum bu haberler sana nerden geliyor. Ben ingilizcem var tüm dünya internet ile elimin altında, haberlere falan bakarım, kitap falan da okumaya çalışırım hem de ingilizce olarak, Batı'yı çok sert eleştiren şeylere de bakmışlığım vardır mesela Noam Chomsky videolarını ve onun gibi ciddi sayılabilir eleştirmenlere youtube'de ulaşmak mümkün, ama bu derece acaip şeyleri sadece sizin gibi salaklarla konuştuğum zaman duyuyorum, sence bu bir tesadüf mü? Belki de sen hezeyanlı cahil kaynaklardan besleniyorsundur çünkü kendin de cvahilsindir. Bu da bir ihtimal olabilir mi?
Bak kaç senedir bu forumda söylerim. Beslendiğiniz kaynaklar o kadar cahilce ki, 2003 yılında Condoleeza Rice'ın Washington Post gazetesinde yazdığı bir makaleyi öyle yanlış çevirip bu "BOP" hikayesine temel yapıyorlar ki. Ne diye biraz kendinizi geliştirmiyorsunuz? Ne diye biraz dünyaya bakmıyorsunuz? Biraz dil öğrenin, biraz güvenilir sağlam bilgiye erişmeye çalışın. Ben gittim internette bu makaleyi buldum ve okudum ingilizcesinden, ve baktım ki Türkiyede bunu sadece tek bir kişi ingilizcesinden okumuş, yalan yanlış çevirmiş, ve milyonlarca insan 15 senedir hala bu zırvalıkla yatıp kalkıyor, kimse de gidip makalenin aslına bakmamış.
Peki bu Amerika gerizekalı mı gizli "böl-parçala-paylaş" planlarını gastede yazsın? Siz "uyanık" olmaya çalışan avanak köylüler gibi ne diye bu kadar paranoyaklık yapıyorsunuz? Biraz cahilliğinize dur deyin. Dünyada artık kimse bizi adam yerine koymaz oldu. Yeter ya.
Engse Hohol
21-04-2017, 18:20
✔ (http://odatv.com/turkiyenin-en-zenginlerinden-bir-kadinin-sandik-gozlemcisi-oldugunu-duydum-2104171200.html) Soner Yalçın "Kılıçdaroğlu artık bir Tom Perez" dir adlı betkesinde belirttiği birşey var.
"ABD'de 8 Kasım 2016'da Demokrat parti Genel başkan seçimi yaptı. Hillary Clinton'ın yerine Tom Perez Demokrat Parti Genel Başkanı oldu. Bu sonuç Tom Perez'in 2020 ABD başkanlık seçiminde Demokrat Parti'nin adayı olacağı anlamına mı geliyor? Hayır. ABD'de parti genel başkanlığı ayrı, devlet başkanlığı adaylığı farklı. Türkiye'de artık tek adam rejimine geçildi. Bu sistemde devlet başkanı seçtiremediğiniz takdirde; partinin de, genel başkanın da pek etkisi/hükmü yok. Kılıçdaroğlu, Kasım 2019 seçiminde aday olacak mı? Hiç sanmam. O halde Kılıçdaroğlu artık bir Tom Perez'dir".
Yani Soner Yalçın diyorki; Kılıçdaroğlu Chp başkanı olarak kalsın, partinin başına bekçi olsun ama kasım 2019 seçimlerinde Devletin başına CB adayı olmasın, başkası aday olsun çünkü Kılıçdaroğlu'na kimse oy vermez. Kılıçdaroğlu ancak tüzel kişilk olarak oy toplar referandumdaki gibi, ama tekilde Kılıçdaroğlu'nun şahsına kimse oy vermez demeye getirmiş ve aynen benim de düşüncem budur. Referandumda hayır veren %49'luk kitle, Kılıçdaroğlu'nun şahsı önplana çıkarsa kasım 2019 seçimlerinde en fazla %30 verir. Yalın gerçek budur.
Dialectics
22-04-2017, 01:53
Merhaba Dialectics. Ben de senin fikrine katılmıyorum. Bence Kürt Açılımı'nın yapılma sebebi ne AB'ye beğenilme arzusu, ne de yönetici sınıfın rant bilmemne her ne dediysen. Kürt Açılımı yapıldı çünkü PKK silahla yenilemiyordu. Hatta bunu Sevan Nişanyan bir makalesinde şu başlıkla özetlemişti: "İmha edemedik, açılım verelim."
Tabii 90larda, ve 80lerde, hatta daha önceden daha PKK nüve halindeyken bu tehlikeyi görebilecek, vizyon sahibi insanlar bu memlekette çıkmıştır. "Kürt Açılımı" ta o zamanlardan çok insanın aklında olmuş olabilir. Ama o dönem bu konularda tek merci karar verebilirdi, o da Kemalist askerlerdi. Onlar da "demir yumruk" stratejisinin ülkeye daha faydalı olacağını öngördüler sağolsunlar. VE nitekim de aynen öyle oldu!
Madem böyle düşünüyorsun öyleyse her bulduğun fırsatta satır arasından muhafazakarların solcu kimliğine methiye düzme bence. Muhafazakarlar, Kürt sorunun çözümünde daha pragmatistti diyebilirsin mesela, çünkü silah işe yaramıyordu ve Kürtler PKK'ya kadar ekseriyetle sağ partileri desteklemişti filan...
Bu arada biliyorsun PKK'nın kuruluşu 1978lerde. Ortaya çıkışından sonraki ilk hamlesi de diğer Kürt oluşumları yok etmek. PKK'nın TSK'ya karşı silahlı eylemlerinin başlangıcı şu an itibariyle hangi amaca hizmet ettiği iyice ayyuka çıkmış olan, kayıtlarda ABDlilerin "bizim çocuklar başardı" sloganıyla özdeşleşen, Evren'in 80 darbesinden sonra. İçi boşaltılmış bir Kemalizmin, Fethullah Gülen hareketinin, Diyarbakır cezaevindeki işkenceleriyle salıverilen her Kürdün dağa çıkmasını sağlayan şiddetin mimarı 80 darbesi. Her problemin suçunu "Kemalist" önekli bir sıfat tamlamasıyla açıklıyorsun da neden Kürt sorununu Menderes'in çözemediğinden ya da iktidar olmuş diğer sağ partilerin halledemediğinden bahsetmiyorsun? Neden hiç Atatürk dönemindeki Islahat-ı Şark politikasını irdelemiyorsun? Muhafazakarların pragmatistliğini öven sen neden Cumhuriyetin kuruluşundaki "Ulusalcılık" felsefesinin pragmatist gerekliliğine ve Islahat-ı Şark'ın da bu pragmatist politikaya uyumunu sorgulamıyorsun?
Şimdi baya değişik fikirlerin var. Bu coğrafyadaki savaşı açıklarken "bizi kasten birbirimize düşürüyorlar" demişsin. Hiç de öyle değil. Radikal islamcı örgütler tamamen kendi inisiyatifleriyle önce Irak'ı sonra da Suriye'yi cehenneme çevirdiler. Şiilerle iç savaş başlatmaya çalıştılar. Çünkü adamların vizyonu bu şekilde.
Bu radikal islamcı, iğrenç ve hastalıklı adamlar bunca yıldır sürdürdükleri mücadeleyi finanse edecek kaynakları nereden buluyorlar? O Toyota jipleri, son teknoloji tanksavarları, militanlarına ödedikleri binlerce doları nasıl finanse ediyorlar? Yahu madem bu Ortadoğu halkları bu kadar teknolojik alet üretip, yıllarca savaşmanın finansmanını sağlayacak kadar ticari zekaya sahip ne diye bu yetilerini birbirlerini katletmeye adıyorlar? Ayrıca adamlarda muazzam bir savaş yeteneği var, nasıl da dahiane fikirler icat ediyorlar o terör eylemleri için değil mi? Sürekli taktik değiştirmeler filan...
Sen de değişiksin hakkaten..
Batılılar bizi sömürüyor demişsin. Ben tam tersi olduğunu zannediyorum. Biz beş kuruş ödemeden her türlü bilimin, tıbbın, teknolojinin AR-GE'sini Batılılara ödetip bunların sonuçlarından beleşe faydalanıyoruz. Çocuklarımıza aşı yaptırırken bunları kim geliştirmiş, nasıl bu kadar ucuz hiç aklımıza bile geitirmiyoruz. Biz dahil pek çok ülke Batılılardan her sene yardım parası alıyor. Ülke ekonomilerimiz batarsa Batılılar ucuz faizli borç sağlıyor. Biz Türkiye olarak 1945'den 1990'a hiç bitmemiş olan Sovyet işgali tehlikesinden Batılıların silah gücüyle korunduk. Yani adamlar bizim savunma masrafımızı da ödüyor.
Bizde yok ama Araplar yerden çıkartıp Batılılara satıyor. İran da ha keza.
Batılılar bize demokrasi konusunda hem filozoflarıyla vizyon sağlıyor, hem de kurumlarıyla yol gösteriyor. Bugün CHP'nin bile en son AİHM'e gitmek gibi bir hesabı var. AİHM orada bizim hukuka dair son kapımız olmuş durumda. Batılıların filozofları da Atatürk'ü nasıl etkiledilerse, bugüne kadar ülkemizin aydınlarını etkilemeye devam ettiler. Bunları da beleşten alıyoruz. Biz bu değerleri kendimiz masraf edip yetiştimiyoruz. Batılılar yetiştiriyor, biz alıp onların yazdıklarını tercüme edip aynen kullanıyoruz.
Bunun ötesinde dünyada insanlığı tehdit edecek bir salgın hastalık çıkarsa buna hemen müdahale edecek olan gene Batılıların kurduğu örgütler ve bu yüzden içimiz rahat. Yoksa tek çaremiz ıhlamur kaynatmak falan olacaktı. Adamların 24 saat dünya her yanındaki virüs mikropları izleyen kurumları var. Bunlardan da beleşe faydalanıyoruz.
Bunun ötesinde gelecekten de gene ümitliyiz çünkü biliyoruz ki Batılılar ucuz enerji kaynakları da üretecek, gelecekte insanlığın karşılacağı belaları gene bunlar savuşturacak. Şimdi kim kimi sömürüyor orası tartışılır yani. Bir boka yaramadan "fakir ama onurlu, mağdur ve mazlum" ayaklarına yatmaya gerek yok. Adamlar çalışıyor ve biz de faydalanıyoruz, bu kadar basit. Dedelerimizden daha iyi, daha sağlıklı, daha uzun yaşıyoruz. Sokakta plastik çöp toplayan adamın bile elinde cep telefonu var instagrama giriyor.
Zamanında buralarda bir değişik arkadaş vardı. A.B.Dnin yüceliğine inanırdı, A.B.Dnin dünyada barışı ve huzuru temin etmek için Tanrı tarafından görevlendirildiğine inandığını, A.B.D olmasa dünyanın bombok bi yer olacağını söylerdi. Biz de A.B.D nin sebep olduğu savaşlar ve katliamlardan bahsederek, silah endüstrisine sağladığı desteği anlatarak arkadaşı ikna etmeye çalışırdık. Sen de gördüğüm kadarıyla o çizgiye doğru kaymaya başlamışsın.
Ancak öncelikle şunu ayırt etmen lazım, Batı sömürü düzenini kullanıyor dediğimde, benim Batının fizik, felsefe, matematik, bilim gibi alanlarda yaptığı katkılara topyekün karşı olduğum gibi bir genellemeyi yapmaman gerekiyor. Ben bilim, felsefe, düşünce karşıtı değilim, sömürü sisteminin karşıtıyım. Ve senin o Batı ülkelerinin Kuzey Afrika ülkelerinden, endüstri devriminde kendi vatandaşlarını, siyahilerden müslüman coğrafyaya kadar kimleri sömürdüğü tarihsel kayıtlarla ispatlıdır. Her devlet kendi çıkarını gözetir. Kimse babasının hayrına kendinden olmayanı geliştirmek için fedakarlığa girmez. Kullanılmaya müsaitsen kullanılırsın, ve evet bizi kullanıyorlar. Zamanında çok savunduğun AKP'nin bugün geldiği noktayı "bizi kandırmışlar, Allah affetsin" sözünden daha iyi ne açıklıyor?
Elbette bilimi geliştirip destekleyecekler. Sen derede çamaşır yıkıyorken sana merdaneli çamaşır makinasını satan onlardı. Sen merdaneli çamaşır makinası üretmeye başladığındaysa onlar sana televizyonu satmaya başlamıştı bile. Çünkü onlar 3-4 yy. önce iyi bir fikir keşfettiler. Ondan öncesinde kanalizasyon sistemi olmayan bok kokulu şehirlerde yaşayıp, para karşılığında ölüm döşeğindekilere cennet satmakla meşgullerdi. Ama emin ol 3-4 yy. önce yaşadıkları aydınlanma, "haydi gezegeni cennete çevirelim" güdüsü oluşturmadı.
BOP falan demişsin. "Yönetici sınıflar rant" falan demişsin. Bunların manası nedir bilmiyorum. Açıklarsan, ve bu spekülasyonlarınla deliller getirirsen ben de öğrenmiş olurum. Baya bir hikayeler sıralamışsın, sanki bunlar kitaplarda falan yazıyor veya haberlerde çıkıyor. Bilmiyorum bu haberler sana nerden geliyor. Ben ingilizcem var tüm dünya internet ile elimin altında, haberlere falan bakarım, kitap falan da okumaya çalışırım hem de ingilizce olarak, Batı'yı çok sert eleştiren şeylere de bakmışlığım vardır mesela Noam Chomsky videolarını ve onun gibi ciddi sayılabilir eleştirmenlere youtube'de ulaşmak mümkün, ama bu derece acaip şeyleri sadece sizin gibi salaklarla konuştuğum zaman duyuyorum, sence bu bir tesadüf mü? Belki de sen hezeyanlı cahil kaynaklardan besleniyorsundur çünkü kendin de cvahilsindir. Bu da bir ihtimal olabilir mi?
Bak kaç senedir bu forumda söylerim. Beslendiğiniz kaynaklar o kadar cahilce ki, 2003 yılında Condoleeza Rice'ın Washington Post gazetesinde yazdığı bir makaleyi öyle yanlış çevirip bu "BOP" hikayesine temel yapıyorlar ki. Ne diye biraz kendinizi geliştirmiyorsunuz? Ne diye biraz dünyaya bakmıyorsunuz? Biraz dil öğrenin, biraz güvenilir sağlam bilgiye erişmeye çalışın. Ben gittim internette bu makaleyi buldum ve okudum ingilizcesinden, ve baktım ki Türkiyede bunu sadece tek bir kişi ingilizcesinden okumuş, yalan yanlış çevirmiş, ve milyonlarca insan 15 senedir hala bu zırvalıkla yatıp kalkıyor, kimse de gidip makalenin aslına bakmamış.
Peki bu Amerika gerizekalı mı gizli "böl-parçala-paylaş" planlarını gastede yazsın? Siz "uyanık" olmaya çalışan avanak köylüler gibi ne diye bu kadar paranoyaklık yapıyorsunuz? Biraz cahilliğinize dur deyin. Dünyada artık kimse bizi adam yerine koymaz oldu. Yeter ya.
BOP'u literatürümüze katan malumun sevdiğin bir şahsiyetti. Ben bir tarafımdan uydurmadım yani, O bir tarafından uydurmuş demek istiyorsan açıkça söyle. Ancak Amerikan Düşünce Kuruluşu Rand'ın yıllar önceki Ilımlı İslam raporundan haberi olamayan senin BOP'tan da bihaber olmasını anormal karşılamıyorum. Arap Baharı ile başlatılan, Suriye coğrafyası ile şekillendirmeye çalışılan bölünme politikalarını, İslam ülkelerine açılım stratejileri geliştiren(misal Davutoğlunun derinlikli strateji üzerine kitabı bile var), başkanlık sevdasından bir türlü vazgeçemeyen, merkezi yönetim sistemini eyalet sistemine çevirmeye hak kazandıracak bir anayasal değişikliği teklif eden AKP'nin politikaları ile irdelediğinde BOP'un ne kadar mantığa uyduğu ya da cahilce olduğu ortadadır. "Ateş olmayan yerden duman çıkmaz" deyimi bir nedensellik ilkesini belirtir. Senin gibileri ikna etmek için illa devlet büyüklerinin çıkıp "ahanda BOP projesi tam olarak budur" demesi gerekmez.
Rant olayına gelecek olursak, bu konuda da ikna olmak için milleti cahillikle suçlayıp kendi cahilliğini örtbas etmeden önce AKP iktidarında Türkiye'nin en zengin %1 lik kesiminin %33lük mal varlığından %56lar seviyesine ulaştığını, Türkiye'deki milyoner sayısının her geçen gün artarken fakirle en zengin arasındaki uçurumun arttığını istatistiki veri veren kaynaklardan sorgulamanı öneririm.
Dialectics
22-04-2017, 02:24
Bu arada evet CHP varmış gibi görünen bir yoktur. FETÖ kasediyle yıllar önce görevlendirilmiş, ülkenin rejimi, bütünlüğü, refahı tehlikeye girerken ve ısrarla muhalefetinde başarısız olurken bu gidişata sadece şahitlik etmeyi tercih etmiş genel başkanıyla, muhalif bir harekete liderlik etme potansiyelinin zerre yanından geçemeyecek memur duruşuyla CHP varmış gibi görünen bir yoktur.
CHP'ye az biraz şundan lazım:
-skJooNu0ig
postalmarx
22-04-2017, 10:48
Madem böyle düşünüyorsun öyleyse her bulduğun fırsatta satır arasından muhafazakarların solcu kimliğine methiye düzme bence. Muhafazakarlar, Kürt sorunun çözümünde daha pragmatistti diyebilirsin mesela, çünkü silah işe yaramıyordu ve Kürtler PKK'ya kadar ekseriyetle sağ partileri desteklemişti filan...
Kardeş sen anlamıyorsun galiba. Bu ülkede %20 gibi bir Kürt nüfus var. Pragmatist düşünsen bunların azınlık haklarını vermelisin. İlkesel düşünsen bunların azınlık haklarını vermelisin. CHP zihniyeti hangisi?
Bak bu ülkenin cahil "ilericileri" azınlık hakkı kavramını anlamıyor bile. Bunu hala İslamın "zımmilik" kavramıyla ilişkilendiriyor. "Biz size azınlık değil asli unsurluk hakkı vermek istiyoruz" diye bir sürü gerzekçe kelime oyunlarıyla Kürtleri oyaladılar yıllarca ve PKK terörünün eline oynadılar.
Birleşmiş Milletler Azınlık Hakları Beyannamesi diye birşey var. Bunun altında ülkemizin imzası var. Git aç oku, sana ev ödevi. Bak bakalım neymiş ülkende yaşıyan etnik azınlıkların hakları ne olması gerekiyormuş.
Şimdi muhafazakar pragmatist; "solcu" ise bırak ilkeyi pragmatist bile değil. Böyle embesil bir ülkede sen bir liberal olsan sen ne yapardın? Muhafazakarlaın "solcu kimliğine" methiye düzmüyoruz. Diyoruz ki "yuh olsun size ülkenin ilericileri, bunlar kadar olamıyorsunuz". Bunu diyoruz. Siz henüz gerizekalısınız, idrak edemiyorsunuz ortadaki skandalı. CHP'nin Kürt Açılımının karşısında durmuş olması ile nasıl bir ilkesizlik yapmış olduğunu henüz idrak edemiyorsunuz. Bunu gelecek kuşaklar yazacak, "aha böyle bir sol varmış bu ülkede de" diyecekler.
Bu arada biliyorsun PKK'nın kuruluşu 1978lerde. Ortaya çıkışından sonraki ilk hamlesi de diğer Kürt oluşumları yok etmek. PKK'nın TSK'ya karşı silahlı eylemlerinin başlangıcı şu an itibariyle hangi amaca hizmet ettiği iyice ayyuka çıkmış olan, kayıtlarda ABDlilerin "bizim çocuklar başardı" sloganıyla özdeşleşen, Evren'in 80 darbesinden sonra. İçi boşaltılmış bir Kemalizmin, Fethullah Gülen hareketinin, Diyarbakır cezaevindeki işkenceleriyle salıverilen her Kürdün dağa çıkmasını sağlayan şiddetin mimarı 80 darbesi. Her problemin suçunu "Kemalist" önekli bir sıfat tamlamasıyla açıklıyorsun da neden Kürt sorununu Menderes'in çözemediğinden ya da iktidar olmuş diğer sağ partilerin halledemediğinden bahsetmiyorsun? Neden hiç Atatürk dönemindeki Islahat-ı Şark politikasını irdelemiyorsun? Muhafazakarların pragmatistliğini öven sen neden Cumhuriyetin kuruluşundaki "Ulusalcılık" felsefesinin pragmatist gerekliliğine ve Islahat-ı Şark'ın da bu pragmatist politikaya uyumunu sorgulamıyorsun?
Ben de onu diyorum işte. Atatürk bir Thomas Jefferson değil ki anasını satayım. Demokrasiye inanan biri değil ki. Tamam öyle olsun amenna. Lan madem ülkeyi alavere dalavere tek başına ele geçirmişsin, hiç olmazsa pragmatist sebeplerle ve "ilerigörüşlü" olduğun için bari de ki "biz en iyisi bu kürtlerin etnik ve kültürel kimliklerini imha etme deği, tam tersi bunu içerme, kabul etme politikası değil de tersine bu kimliği ülkenin geri kalanıyla eşit yaparak onları bu bayrağa kürt kimlikleriyle ortak edelim, yoksa 40-50 sene sonra belki de örgütlenip savaş çıkarırlar."
Sonra ülkede Menderes zart zurt sen ne anlatıyorsun? Bu ülkede son birkaç seneye kadar kim Atatürkçü ordunun "höt ulan, o konulara girme yakarım" diyeceği mevzuları kurcalayabilir? Bu ülkede bugüne kadar hükümet demek bütçe yapacak, günlük işleri yönetecek; kemalist ordunun bu konulardaki memuru demekti. Ülkenin büyük meselelerine biz karar vermezdik ki. "Büyüklerimiz" karar vermiş mesela Kıbrısta kalınacak, Ermenilerle ilişki düzeltilmeyecek, Kürtlere demir yumruk stratejisi uygulanacak. Biz bunları vergilerimizle finanse ediyoruz, bütün sonuçlarına biz katlanıyoruz, ama kararı biz veremiyoruz. Çünkü memleket bizim değil ki. Atatürk memleketi "kurtardığı" için tapusu da onun olmuş, bizim sahibimiz ilahımız olmuş, o ölmüş gitmiş şimdi onun halifeleri perde arkasından bizim iyliğimiz için neyi uygun görürlerse yapmaya devam ediyorlar. Biz de paşa paşa haracımızı verek, etliye sütlüye karışmayak.
Cumhuriyetimiz daha ilk kurulduğunuda ülkedeki etnik ve dinsel azınlıkların tüm kültürel veya dilsel varlıklarını anayasal güvence altına almalıydı. Baştan böyle kurulmalıydı. Olmadıysa o zaman sonradan gelenler düzeltmeliydi. Menderes de suçlu, bütün hükümetler de suçlu. Ama artık PKK kurulduktan sonra hala mı aymaz insan? 2009'da artık lütfen bir kürt açılımı, her tarafından samimiyetsizlik akarak, kimse içinden inanmayarak, ülkenin tüm "ilerici" kesimi tiksinerek bakarak, "ayy bunlarla mı eşit olacaz, gitseler kuzey ıraka olmaz mı" diye, sağcıları da "dur yaw bunlar savaşmayı durdursun da biz hilafeti kurak, ayakbağı oluyorlar". Böyle bir ülke burası.
Bu radikal islamcı, iğrenç ve hastalıklı adamlar bunca yıldır sürdürdükleri mücadeleyi finanse edecek kaynakları nereden buluyorlar? O Toyota jipleri, son teknoloji tanksavarları, militanlarına ödedikleri binlerce doları nasıl finanse ediyorlar? Yahu madem bu Ortadoğu halkları bu kadar teknolojik alet üretip, yıllarca savaşmanın finansmanını sağlayacak kadar ticari zekaya sahip ne diye bu yetilerini birbirlerini katletmeye adıyorlar? Ayrıca adamlarda muazzam bir savaş yeteneği var, nasıl da dahiane fikirler icat ediyorlar o terör eylemleri için değil mi? Sürekli taktik değiştirmeler filan...
Şimdi anlıyorum aklına insanın böyle bir soru düşebilir. Acaba bunlar bu jipi nerden almış. Ama bu noktadan sonrasını heralde kendi duymak istediğin fanteziye göre uyduruyorsun heralde. Öyle görünüyor. Çünkü sonra bir hikaye uyduruyorsun, "ABD bunları finanse ediyor, hatta onlar kurdu, çünkü ABD de silah satacak heralde, veya işte sömürecek", sonra da bunu sanki kesin bilgiymiş gibi burada anlatıyorsun. Desene "bu beni şahsi teorim". Delil? Yok. "Sadece benim tam da duymak istediğim şekilde olduğu için hoşuma gidiyor, ben bunun doğru olmasını istiyorum". O zaman kainata dilekçe ver, gerçekliği buna göre değiştirsinler. Senin gönlün olsun.
Ben bilim, felsefe, düşünce karşıtı değilim, sömürü sisteminin karşıtıyım.
"Sömürü Sistemi" nedir? Mesela bunu bir ansiklopediden veya üniversite ders kitabından falan okuyabilir miyim? Yardımcı olursan sevinirim, ben de yeni birşey öğrenmiş olurum.
Elbette bilimi geliştirip destekleyecekler. Sen derede çamaşır yıkıyorken sana merdaneli çamaşır makinasını satan onlardı. Sen merdaneli çamaşır makinası üretmeye başladığındaysa onlar sana televizyonu satmaya başlamıştı bile. Çünkü onlar 3-4 yy. önce iyi bir fikir keşfettiler. Ondan öncesinde kanalizasyon sistemi olmayan bok kokulu şehirlerde yaşayıp, para karşılığında ölüm döşeğindekilere cennet satmakla meşgullerdi. Ama emin ol 3-4 yy. önce yaşadıkları aydınlanma, "haydi gezegeni cennete çevirelim" güdüsü oluşturmadı.
Sen beyaz ırktan nefret mi ediyorsun? Eğer öyleyse o zaman ne diye "arap teröristte jip var" olgusunu açıklamak için "Batılılar şeytan" teorilerini zorladığını daha iyi anlamış oluruz. İnsan gerçekliği kendi istediği yönde değiştirse, içinde o zaman ne kadar mutlu olur. Zaten öyle oluyor. Sen diyorsun ki "dünya böyle," ve dünya öyle oluyor. Sihir gibi birşey, çok güzel.
BOP'u literatürümüze katan malumun sevdiğin bir şahsiyetti. Ben bir tarafımdan uydurmadım yani, O bir tarafından uydurmuş demek istiyorsan açıkça söyle. Ancak Amerikan Düşünce Kuruluşu Rand'ın yıllar önceki Ilımlı İslam raporundan haberi olamayan senin BOP'tan da bihaber olmasını anormal karşılamıyorum. Arap Baharı ile başlatılan, Suriye coğrafyası ile şekillendirmeye çalışılan bölünme politikalarını, İslam ülkelerine açılım stratejileri geliştiren(misal Davutoğlunun derinlikli strateji üzerine kitabı bile var), başkanlık sevdasından bir türlü vazgeçemeyen, merkezi yönetim sistemini eyalet sistemine çevirmeye hak kazandıracak bir anayasal değişikliği teklif eden AKP'nin politikaları ile irdelediğinde BOP'un ne kadar mantığa uyduğu ya da cahilce olduğu ortadadır. "Ateş olmayan yerden duman çıkmaz" deyimi bir nedensellik ilkesini belirtir. Senin gibileri ikna etmek için illa devlet büyüklerinin çıkıp "ahanda BOP projesi tam olarak budur" demesi gerekmez.
Getir bana son 10 senede falan yazılmış ciddi Batı üniversitelerinin yayınevlerinden çıkmış siyaset bilimi, uluslararası ilişkiler falan kitaplarından BOP ile ilgili bilgi alabileceğim referanslar getir. İngilizce Wİkipedia'dan getir bana BOp, ona da razıyım. Yoksa da konuşma artık. Hezeyan anlatma.
CHP nin bu ülkenin muhafazakarlarını, milliyetçilerini ve kürtlerini bir arada tutabilecek bir politikaya ihtiyacı var. Yani, İç Anadoludaki bir ülkücüde oy verebilmeli, Şırnaktaki bir Kürtte, Konyadaki bir muhafazakarda.
Bunu şu ana kadar AKP den başka başaran parti olmadı. Onlarda son yıllarda Kürtleri kaybederek, bu çizginin dışına çıktılar.
CHP, sol olmalı. Sola ihtiyaç var. Ama işi çok zor.
Benim anlamadığım. CHP niçin ŞU veya BU olmalı niçin CHP den bunlar isteniyor. CHP olması gereken oluyor olmaması gerekende olmuyor.
Vatandaş illada iktidar partisi istiyorsa o var zaten. AKP en güzelini yapıyorsa tercih eden orada olur.
Bu ülkede Milliyetçileri ve Kürtleri bir arada tutan parti var doğru buysa o doğru var.
Bir partinin hem solcu olması hem türk milliyeçilerini içine alması hem ayrılıkçı kürtleri içinde barındırması ne kadar ve hangi koşulda olabilir bir düşünmek gerekir.
Bence bu zıtları bir arada tutabilecek tek ortak yan Sunni İslamdır o da AKP dir.
Solculuk Sosyalistlik sınıfsal temelli siyasettir .Sınıfların kürt ü türk ü çerkes i olmaz. Milliyetçisi muhafazakarı liberali de olmaz.
Yoksullardan yana taraftır. Karşıtı zenginlerdir.
Şüpheci Dinsiz
22-04-2017, 12:31
Sendika34.org (http://sendika34.org/2017/04/chp-uskudar-gencligi-referandumu-da-cesur-olamayan-yonetimi-de-tanimiyoruz/)
http://sendika34.org/wp-content/uploads/2017/04/chp_uskudar_genclik.png
Dialectics
22-04-2017, 18:19
Kardeş sen anlamıyorsun galiba. Bu ülkede %20 gibi bir Kürt nüfus var. Pragmatist düşünsen bunların azınlık haklarını vermelisin. İlkesel düşünsen bunların azınlık haklarını vermelisin. CHP zihniyeti hangisi?
Bak bu ülkenin cahil "ilericileri" azınlık hakkı kavramını anlamıyor bile. Bunu hala İslamın "zımmilik" kavramıyla ilişkilendiriyor. "Biz size azınlık değil asli unsurluk hakkı vermek istiyoruz" diye bir sürü gerzekçe kelime oyunlarıyla Kürtleri oyaladılar yıllarca ve PKK terörünün eline oynadılar.
Birleşmiş Milletler Azınlık Hakları Beyannamesi diye birşey var. Bunun altında ülkemizin imzası var. Git aç oku, sana ev ödevi. Bak bakalım neymiş ülkende yaşıyan etnik azınlıkların hakları ne olması gerekiyormuş.
Şimdi muhafazakar pragmatist; "solcu" ise bırak ilkeyi pragmatist bile değil. Böyle embesil bir ülkede sen bir liberal olsan sen ne yapardın? Muhafazakarlaın "solcu kimliğine" methiye düzmüyoruz. Diyoruz ki "yuh olsun size ülkenin ilericileri, bunlar kadar olamıyorsunuz". Bunu diyoruz. Siz henüz gerizekalısınız, idrak edemiyorsunuz ortadaki skandalı. CHP'nin Kürt Açılımının karşısında durmuş olması ile nasıl bir ilkesizlik yapmış olduğunu henüz idrak edemiyorsunuz. Bunu gelecek kuşaklar yazacak, "aha böyle bir sol varmış bu ülkede de" diyecekler.
...
Getir bana son 10 senede falan yazılmış ciddi Batı üniversitelerinin yayınevlerinden çıkmış siyaset bilimi, uluslararası ilişkiler falan kitaplarından BOP ile ilgili bilgi alabileceğim referanslar getir. İngilizce Wİkipedia'dan getir bana BOp, ona da razıyım. Yoksa da konuşma artık. Hezeyan anlatma.
Geçmişte sergilenen Kürt politikalarının hatalı olduğu doğrudur, benim buna itiraz ettiğim de yok zaten. İslamın rol modeli olması hedefi verilen bir ülkenin elbetteki öncelikle kendi içindeki çatışmayı sonlandırması gerekiyordu. Ulusalcı anlayıştan ümmetçi bir anlayışa geçmesi, Batı ve İsrail düşmanlığını arttırması, bölgedeki tüm İslam ülkeleri ile ticaret ilişkilerini geliştirmesi, Arap nüfusun Türkiye'den konut edinmesini kolaylaştırması, Türkiyeyi onlar için bir turizm cenneti haline getirmesi, Suriye'ye girelim diye durduk yerde halkın gaza getirilmeye çalışılması, genç neslin sürekli dindarlaştırılması, Osmanlı sevdasının yüksek sesle dillendirilmeye çalışılması izlenen devlet politikası hakkında çıkarım yapmak için yeterli. Yani demem o ki Kürtler ile denenen açılım süreci AKP ile değişen devlet stratejisinin olmazsa olmazıydı. Eski ulusalcı söylemleri ve dışarıda da "yurtta sulh cihanda sulh" politikasını sürdürerek İslam coğrafyasını kucaklamanın imkanı yoktu. Gerçekten AKP senin iddia ettiğin kadar pragmatist olsa ülke güvenliğini çok ciddi şekilde tehlikeye atacağını bile bile çözüm sürecinde PKK'nın şehir yapılanmasına izin vermezdi. Ancak sırf siyasi emellerine ters düşmesin diye "PKK vadedilen ölçüde silah bırakmıyor" şeklindeki cılız çıkışlardan fazlasını yapamadılar. CHP'nin sözcüsü değilim ancak aşağıdaki linkte CHP'nin de çözüm sürecine olan bakışını bulabilirsin. Çözüm sürecini en sert dille eleştiren unutma ki MHP idi.
https://www.chp.org.tr/Public/0/Folder//chp_kurt_meselesi_kitapcik.pdf
AKP'ye biçilen rol model ve BOP ile ilgili bilgiler için bazı kaynaklar da şu şekilde:
Graham Fuller, Amerikan RAND Corporation düşünce kuruluşunun daimi politik danışmanı, ABD Merkezi Haberlama Teşkilatı'nın (CIA) Milli Haberlama Konseyi (İngilizce:National Intelligence Council) eski başkan yardımcısı, yazar, ABD'li devlet görevlisi. tarafından yazılan bir kitap:
The New Turkish Republic: Turkey as a Pivotal State in the Muslim World (Yeni Türkiye Cumhuriyeti: Müslüman Dünyasında Merkezi Bir Devlet olarak Türkiye - Basım tarihi 2007)
This timely work explores how, after a long period of isolation, Turkey is becoming a major player in Middle Eastern politics once again. In fact, by acting independently and attempting to reconcile its constitutionally secular form of governance and vibrant traditional culture, it is now for the first time becoming positively viewed by others in the Muslim world as a state worth watching—and maybe even emulating. As a result, Turkey’s dynamic political scene and new search for independence in its foreign policy, however complicating or irritating for the United States today, will nonetheless ultimately serve the best interests of Turkey, the Middle East, and even the West.
Erdoğan'ın BOP Pazarlığı (8 Haziran 2004 - SABAH)
http://arsiv.sabah.com.tr/2004/06/08/gnd102.html
Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bölgesi ile Müşterek bir Gelecek ve İlerleme için Ortaklık Bildirgesi - Beyaz Saray Ofisi Basın sekreterliği, Tarih: 9 Haziran 2004
https://2001-2009.state.gov/e/eeb/rls/fs/33375.htm
Sivil Demokratik İslam: Ortaklar, Kaynaklar ve Stratejiler - RAND Corparation, 2004
https://www.rand.org/news/press/2004/03/18.html
Ortadoğu'da ABD ve Batı'nın nasıl bir strateji izlenilmesi gerektiğini anlatan ve bu strateji de Türkiye'nin ne kadar önemli bir konumda olduğunu söyleyen pek çok kaynağı görmezden gelip "BOP nerede yazıyormuş bana akademik kaynak getir" diye yaygara koparman anlamsız. Anlamsız çünkü demin de ifade ettiğim gibi AKPnin izlediği dış politika iddia edilen proje ile birebir örtüşmektedir. Yok öyle değil diyorsan sen anlat bize AKP'nin aslında izlediği dış politika ile gerçekleştirmek istediği neydi ve de dünya polisi ABD bu bölgede neyi tercih ederdi? Akademik kaynaklı olsun yalnız tamam mı?
Şimdi anlıyorum aklına insanın böyle bir soru düşebilir. Acaba bunlar bu jipi nerden almış. Ama bu noktadan sonrasını heralde kendi duymak istediğin fanteziye göre uyduruyorsun heralde. Öyle görünüyor. Çünkü sonra bir hikaye uyduruyorsun, "ABD bunları finanse ediyor, hatta onlar kurdu, çünkü ABD de silah satacak heralde, veya işte sömürecek", sonra da bunu sanki kesin bilgiymiş gibi burada anlatıyorsun. Desene "bu beni şahsi teorim". Delil? Yok. "Sadece benim tam da duymak istediğim şekilde olduğu için hoşuma gidiyor, ben bunun doğru olmasını istiyorum". O zaman kainata dilekçe ver, gerçekliği buna göre değiştirsinler. Senin gönlün olsun.
E tamam, sen biliyorsun madem izah et o zaman? Nasıl kazanmışlar kaynağı?
"Sömürü Sistemi" nedir? Mesela bunu bir ansiklopediden veya üniversite ders kitabından falan okuyabilir miyim? Yardımcı olursan sevinirim, ben de yeni birşey öğrenmiş olurum.
Şu kitapları okuyarak başlayabilirsin bu konudaki cehaletini gidermeye. İlle ansiklopedi de yazsın dersen ben de sana derim ki senin bahsettiğin Kemalizme dair görüşler hangi ansiklopedi de yazıyor.
http://www.idefix.com/Kitap/Bir-Ekonomik-Tetikcinin-Itiraflari/John-Perkins/Arastirma-Tarih/Politika-Arastirma/Dunya-Politika-/urunno=0000000194287
http://www.idefix.com/Kitap/Genc-Bir-Isadamina/Emre-Yilmaz/Egitim-Basvuru/Is-Ekonomi-Hukuk/Yonetim-Is-Gelistirme-Kalite/urunno=0000000151166
İzlemediysen şayet Zeitgeist serisini de izle başlangıç olarak..
postalmarx
22-04-2017, 18:22
Zeitgeist dedin ve kaybettin.
postalmarx
22-04-2017, 18:36
Aslında sadec eZeitgeist yüzünden kaybetmedin. Şimdi yazını biraz toparlamışsın, biraz daha okunur halde. Ve bakında görüyoruz ki bir adam Türkiye analizi yapmış "türkiye böyle böyle yapıyor" demiş ama bu nedense türkiyeye böyle böyle yaptırıldığının ispatı! Hayır değil.
BOP'un 2004 yılındaki varlığından ben de haberdarım. Böyle bir kelime kullanılmıştı. Hatta ben de yıllar önce Amerikan devlet sitesinden sayfasını bulmuştum ve hatta bu forumlardaki ta o zamandan "BOP vardır yoktur" tartışmalarında getirip göstermiştim. Sanırsam tek paragraflık birşeydi. Büyük ihtimalle ölü doğmuş bir proje. Amacı sanırım islam dünyasında ilericiğili kalkınmayı teşvik etmek falan gibi beylik laflardan ibaret birşeydi. Ölü doğmuş çünkü bir iki sene sonra kime BOP falan dememeye başladı dünyada. Zaten bir sonuç da göremedik. Ama bizim ülkenin diline pelesenk oldu. Biz zaten BOP yokken "BOP" olduğuna inanıyorduk. Biz hep inandık ki bu PKK ameirkan projesi! Yoksa kürtlerin aklına bağımsızlık falan gibi fikirler düşer mi? Kim canım türk bayrağını bırakıp başka bayrak ister ki kendine? Kesin bizi bölmek istiyor bu amerika yahudiler. O yüzden PKK. Biz zaten teşneyiz olum komplo teorilerine hezeyana. Biz aslında sadece bunlara inanmak istediğimizden değil. Biz bu milleti başka türlü idare edemeyeceğimizi sanıyoruz. Demokrasi yerine öcü hikayeleriyleişi götürüyoruz. Lan bir milletin aklına güvenin be. Bırakın herkes konuşsun. İnsanlara bir yetişkin muamelesi yapsın bu "devlet" ya da her kim onu ele geçirmişse: eski oligarşi için diyorum ama yenisi de çok farklı değil. "Devlet" diye ayrı birşey olmamalı. Bak işte sonuç böyle şizofren bir millet oluyor. Nereye baksa komplo görüyor.
aliyarasfal
22-04-2017, 18:39
Şunu anlamakta zorlanıyorum: Batı bize demişki azınlık hakları. Azınlık? Kim kime göre, kim karar verecek.
Eşit vatandaş olmak mı, az kelimesinin altında ezilip azınlık sayılmak mıdır aslolan. Salaksan Emperyalizmin azınlık tanımını sınıfsal mücadeleden üstte tutar, bu zokayı yutar ve kendi ülkelerinde "azınlık " diye bir statüyle vatandaşları arasında hak-hukuk vesaire anlamda ayrım yapıp yapmadıklarına bakarsın.
Kendilerinin kullanmadığı bir kavramı bize hak gibi yutturanlar çok güzel blömekte insanları bu mücadelede.
Kürt türkün azınlığı, alevi sünninin, oysa tek gerçek, sömüren ve sömürünün olduğu ve aslolan çoğunluğun azınlıkça kandırıldığı kapitalizmin insanları bu gerçeklikten uzak tutmak için uydurduğu bölme uyutma yöntemlerinden biridir.
Irksal , dinsel ve ideolojik "azınlık " havucuyla asıl azınlık sömürgenlerin vahşetini gizler ve çoğunluğun baskınlığını iktidarda tutarken ayrıştırdığı "azınlık " saydırtığı" kesiminde haklarını savunuyormuş imajıyla gerektiğinde bir birine karşı "savaştırılmak " üzere hazır konuma getirilir.
Bütüm mesele azınlık kelimesinin küçük düşürücülüğünü reddiyedir, çoğunluk diye bir şey yok, sürüleştirilmiş, bölünmüş, kışkırtılmış ve böyle ayrıştırmalarla "din-ırk" ideolojilerle asıl kavganın sömürü ve kapitalizme karşı olması gerekliliği gözden kaçırılmış toplumlar (aşiretler) yaratılmasıdır olay.
Sen onu bunu boşver sen ve türevlerin bu kıytırık kenarda kıyıda kalmış önemsiz ? sitemizde ne zaman baş gösterseniz sorasım geliyor, hangi algı operasyonunu başlattılar yine:)
Uğur Mumcu zaten güvenilir bir yazar değil:) PKK kurulma belgelerle, ortaya koydu ve kitaplığımda var, ha devleti kemalist ideolojide göstermek isteme zavallığında ayrı konu:)
Bu devletin resmi ideolojisi, maalesef asla sosyal, hukuk devleti olmamak ve Nato köpekliğini aşamamak.
Buna en uygu yaklaşımda azınlık masalıyla işlenen, türk-sunni amma batıcı(natocu) bir anlayışı "kemalist "solcu yaftasıyla insanlara sürekli yutturmak, amma dert etme, senin kalitende yavaş yavaş netleşiyor :)
Biz sitemizinde, senin gibi kalitelilerinde hangi konuda kaliteli olduğunu biliyoruz:)
Hadi ülen kaliteliymiş:)
Şimdilik saygımla gittim...
postalmarx
22-04-2017, 18:47
Ali bey, Türkiyede %20 Kürt nüfus var. Bunlar vergi veriyor. Vergi ile hepimiz milli eğitim dahil pekçok ortak projemizi finanse ediyoruz. Bu adamlar diyor ki çocukları bu kendilerinin de herkesle birlikte ortak finanse ettiği devlet okullarında okulda Kürtçe okusun öğrensin, bu Kürtçe dili kaybolmasın istiyorlar. Sizce ne yapmak gerekir? Nasıl bir cevap verilmelidir?
aliyarasfal
22-04-2017, 19:04
Önce insanların diline, şununa bununa karışmayı kesecek devlet, istedikleri herkes için uygulanabilir ise devlet dediğin hizmeti sunar,dil öğretimi dahil, % 80 köpek gibi çalışıp üretirken, bir kesimde sınırsız yasalardan muaf ve emeksiz sırtına "sermaye " adıyla binerken" , meseleyi aynı kurnazlıkla, ayrıştırma "azınlık-çoğunluk ekseninde illa gösterme tartışmaya gayret kalitenizin belirtisi:)
Devlet eliyle batının zoruyla "azınlık" tanımlarını red edip, eşit insan, üreten insan konumunda görmeliydi, ancak bunu yapmadı, azınlık tanımını ortaya "haklı" konuma getirmek için çeşitli kesimlere baskılarla ayrışma, aidiyet, yönelme sağladı.
Bunuda öyle "kamalistlar" yaptı salaklığıyla açıkladığını sanan varsa az sallasın , tarihi kendi uydurduğu şekliyle yutturmaya kalkanlar , belki şöyle bir çanakkale savaşı ve sömürgecilik dönemlerine kadar uzanan bir hatırlatma, neden sonuç ilşkisini gözlerine sokmak gerekir.
İstek olursa yazarız:)
Şimdilik saygımla gittim...
postalmarx
22-04-2017, 19:10
Adam diyor ki babamın dedemin dili yokolmasın. Ülkenin çoğunluğu da diyor ki yokolsun. Peki bu güzel bir davranış mı?
Şevket Altuğ: "Hadi CHP, Allah sana rahmet eylesin!", Tokatçı (http://www.hdizlefilmi.org/tokatci-izle.html/4).
Azınlık Hakları Bu ülkede hep sorun olmuş. Bir türlü sorunlar çözülmemiş.
Ya bu haklar doğru dürüst anlatılamamış ya devlet anlayamamış.Bu haklar nedir bu haklar verilmezse azınlıkların özgürlükleri tamamen ortadan kalkar mı. Bu haklar verilirse ülke bölünür insanlar birbirinden ayrılır düşman mı olur Bunlar bir türlü anlaşılamamış anlatılamamış
Bunlar anlatılamayınca da siyasetçilerin hep malzemesi olmuş.
Ben de bir azınlık olan halkların bir ferdiyim. Cerkes im.
Bu ülkede bir çok kereler devlet ve onun probaganda etkisi altında kalanlar tarafından aşağılandım Olay Cerkes Ethem (beğ) olayı. Bunu bu ülkede yaşayan her kes bilir. Bu aşağılanma politikası ağırımıza gitti çok kereler toplumdan dışlandık.
Bu işin başka bir tarafı da Bu devlet başkalarına (Türklere) verdiği bütün hakları Cerkeslere de vermiştir .
Bu da bu ülkenin gerçeği. Bir çerkes, en altta işçi köyü olabilir en üstte işveren patron da olabilir Bir çerkes en üst yönetici (G.K.Başkanı C.Başkanı) da olabilir bir kısıtlama yok. Bir cerkes her türlü halkla evlilik kurabilir yasaklama yok.
Peki sorun ne tek sorun dil olduğu görünüyor Yani egemen halk (türkler) la azınlık arasında tek sorun dilini kullanabilmesi.
2000 li yıllardan sonra bu da kısıtlanmadı Azınlıklar TV kurabilir Nette yayın yapabilir Gazete çıkarabilir Kendi aralarında dillerini konuşabilir.
Bence sorun dil değil yönetme erkini ele geçirme sorunu olarak görünüyor. Bu sorun bitmez çünkü bu sorun tarihlerden beri var.
Sorunları doğru anladığımızda çözümleri de yapma olanaklarımız vardır.
Biz devrimciler çözümü bir bu ülkede halkların ayrılığı olarak değil sınıfların ayrılığı olarak görürüz. Bazı siyasetçiler se halklar ayrılırsa yönetim erkini ele geçireceğini düşünür.
Bence konu bu yönetme erkini ele geçirmek Siyasetteki taktikler bunun için olmakta Dil bahane.
Dialectics
23-04-2017, 18:53
Aslında sadec eZeitgeist yüzünden kaybetmedin. Şimdi yazını biraz toparlamışsın, biraz daha okunur halde. Ve bakında görüyoruz ki bir adam Türkiye analizi yapmış "türkiye böyle böyle yapıyor" demiş ama bu nedense türkiyeye böyle böyle yaptırıldığının ispatı! Hayır değil.
BOP'un 2004 yılındaki varlığından ben de haberdarım. Böyle bir kelime kullanılmıştı. Hatta ben de yıllar önce Amerikan devlet sitesinden sayfasını bulmuştum ve hatta bu forumlardaki ta o zamandan "BOP vardır yoktur" tartışmalarında getirip göstermiştim. Sanırsam tek paragraflık birşeydi. Büyük ihtimalle ölü doğmuş bir proje. Amacı sanırım islam dünyasında ilericiğili kalkınmayı teşvik etmek falan gibi beylik laflardan ibaret birşeydi. Ölü doğmuş çünkü bir iki sene sonra kime BOP falan dememeye başladı dünyada. Zaten bir sonuç da göremedik. Ama bizim ülkenin diline pelesenk oldu. Biz zaten BOP yokken "BOP" olduğuna inanıyorduk. Biz hep inandık ki bu PKK ameirkan projesi! Yoksa kürtlerin aklına bağımsızlık falan gibi fikirler düşer mi? Kim canım türk bayrağını bırakıp başka bayrak ister ki kendine? Kesin bizi bölmek istiyor bu amerika yahudiler. O yüzden PKK. Biz zaten teşneyiz olum komplo teorilerine hezeyana. Biz aslında sadece bunlara inanmak istediğimizden değil. Biz bu milleti başka türlü idare edemeyeceğimizi sanıyoruz. Demokrasi yerine öcü hikayeleriyleişi götürüyoruz. Lan bir milletin aklına güvenin be. Bırakın herkes konuşsun. İnsanlara bir yetişkin muamelesi yapsın bu "devlet" ya da her kim onu ele geçirmişse: eski oligarşi için diyorum ama yenisi de çok farklı değil. "Devlet" diye ayrı birşey olmamalı. Bak işte sonuç böyle şizofren bir millet oluyor. Nereye baksa komplo görüyor.
Aslında herşeyin kendi iç dinamiklerinden ya da da kendi doğal gelişiminden kaynaklandığını ileri sürerek açıklama çabanı anlıyorum, şekil itibariyle de evet gerçekten daha mantıklı görünüyor çünkü dış etmenlere dair kanıt sunmak her zaman mümkün olamıyor. Ancak mevcut iç dinamiklerin tamamen doğal şekilde evrildiğini varsaymak benim için çok idealist ve hatta safça. Dış istihbarat örgütleri, stratejik araştırma merkezleri ve düşünce kuruluşları ne için var? Madem her şey kendi doğal akılışında evrilip gelişiyor bu kuruluşların varlık sebebi nedir?
Misal ABD bizim en iyi müttefiğimizdi değil mi? Neden bu en iyi mütteffiğimiz ABD, aramızdaki suçluların iadesi anlaşmalarına filan rağmen, ve hakkında yıllar önce yakalama kararı çıkarılmış Fethullah Gülen'i himaye ediyor? Hele hele mevcut iktidar dahi buna FETÖ terör örgütü damgası vurmuşken, FETÖ'yü kendi devletini yıkmaya çalışmak ile suçluyorken ve hatta o FETÖ ki 15 Temmuz da bu ülkenin C.başkanına suikast girişiminde bulunmuş, neden A.B.D gibi bir devlet tüm bu iddiaları bilmezden gelip, "kendi haline biri" gibi kimsenin inanmayacağı bir yalana sığınıyor?
Mesela o A.B.Dnin dışişleri bakanı neden 15 Temmuz'dan sonraki ilk gün "Türkiye NATO'dan çıkarılabilir" gibi bir açıklama yapma gereği duyuyor?
Bu müttefiğimiz A.B.D bizim ısrarlı uyarılarımıza rağmen neden PYD'yi ısrarla muhattabı olarak alıyor?
A.B.D gibi savaş teknolojisinin lideri bir ülke Suriye'de (her ne işi varsa orada) defalarca kez yanlışlıkla sivilleri ya da hep IŞID'in işine gelen hedefleri vuruyor? Bir kere de yanlışla IŞID'i vur, değil mi?
Saddam'ın devrilmesinden, Irak'ın ABD tarafından parçalanmasından sonra o bölgedeki rafinelerin oğul Bush'un petrol şirketlerinin eline geçmesi de basit bir tesadüften fazlası olamaz mı sence?
11 Eylül hakkındaki şaibelere girsem yine otomatikman kaybetmiş mi oluyorum?
Sömürü sistemi hangi kitapta yazarmış, BOP'un emaresi varmımıymış, hepsi bizim şizofrenliğimizden ve gerizekalılığımızdanmış, ılımlı islam zaten palavraymış, mışmış, mişmiş... He evet zaten cennette yaşıyorduk...
Diyalektiğin nasıl işlediğini bilirsen ona etki de edebilirsin... Elin üç kuruşluk kobisi bile nasıl stratejik avantaj elde ederim hesabını tutuyorken, koca devletlerin bunun hesaplarını yapmadığını düşünmek, saf idealistlikten başka bir şey değildir.
postalmarx
23-04-2017, 20:04
Neden bu en iyi mütteffiğimiz ABD, aramızdaki suçluların iadesi anlaşmalarına filan rağmen, ve hakkında yıllar önce yakalama kararı çıkarılmış Fethullah Gülen'i himaye ediyor?
Mesela o A.B.Dnin dışişleri bakanı neden 15 Temmuz'dan sonraki ilk gün "Türkiye NATO'dan çıkarılabilir" gibi bir açıklama yapma gereği duyuyor?
Bu müttefiğimiz A.B.D bizim ısrarlı uyarılarımıza rağmen neden PYD'yi ısrarla muhattabı olarak alıyor?
A.B.D gibi savaş teknolojisinin lideri bir ülke Suriye'de (her ne işi varsa orada) defalarca kez yanlışlıkla sivilleri ya da hep IŞID'in işine gelen hedefleri vuruyor? Bir kere de yanlışla IŞID'i vur, değil mi?
Saddam'ın devrilmesinden, Irak'ın ABD tarafından parçalanmasından sonra o bölgedeki rafinelerin oğul Bush'un petrol şirketlerinin eline geçmesi de basit bir tesadüften fazlası olamaz mı sence?
11 Eylül hakkındaki şaibelere girsem yine otomatikman kaybetmiş mi oluyorum?
Şimdi, sorular bu şekilde. Önce şunu söyleyim: İlk iki sorunun cevabını bilmiyorum. Ve zannederim çok insan da bilmiyor veya anlamıyor. Belki bir pazarlık kozu olarak tutuyorlar. Ben şahsen 15 Temmuz'dan itibaren bir ay geçmeden Gülen'i bize verirler sanıyordum. Kaç ay oldu ilerleme yok. Bilmiyorum arkada ne muhabbetler dönüyor bizimkilerle onlar arasında ama belki Suriye'deki mevzuyla ilgili bir pazarlık çipi olarak duruyor olabilir Gülen mevzusu. Bizim hükümet yetkililerinden çok sert açıklamalar gelmiyor bu konuda son zamanlarda demek ki bu konularda arkada konuşmalar pazarlıklar var. Bunu biz halk tabakası olarak 5-10 seneden önce biraz zor öğreniriz ne oluyor ne bitiyor bence.
Üçüncü sorunun cevabına kendi tahimini söyleyebilirim. Bence Amerika ta 3-4 sene önceden bize dedi ki "sen gir Suriye'ye, git İŞİD'le savaş." Biz dedik ki olmaz. O zaman Amerika gitti PYD ile işi tutmaya başladı. VE bu durumu biz kendimiz hazırladık.
Aslında biz ülke dışındaki Kürt bağımsızlığı konusunda bu kadar saplantılı olmasaydık, gidip İran-PKK-Türkiye üçlü bir ittifak kurup İŞİD'i ezseydik, hem PKK ile bir dostluğumuz başlardı ve iç barışı bulurduk, hem bu coğrafyada daha güvenilir sağlam bir ülke olarak kabul görürdük, hem de tüm dünya bizi alkışlardı. Ama işin içinde "Kürt bağımsızlığı" gibi şeyler olunca bizimkilere bir haller geliyor. Öcü görmüş gibi hemen en aptalca şeyler yapıyorlar. Gittiler ellerini oğuşturarak "oh ne güzel Kobani de düşüyor İŞİD'e" falan dediler. Sanki Kürtler bunu duymuyor. Ulan adamlarla zaten samimiyetsizlikten güvensizlikten ilerlemeyen bir "barış süreci" yürütüyorsun, ne diye adamların önemsediği şeye dair bu kadar kötü hislerini ifade ediyorsun? Ne diye Kürtlerin tarafını tutmuyorsun bir kere de? Ülkede %20 Kürt nüfus var, ne diye sınır ötesindeki Kürtlerle aynı sınır ötesindeki Türkmenlere yaklaştığın gibi "soydaşlarımız" diye yaklaşmıyorsun? İşte zaten o Kobani zamanındaki ikiyüzlülüğümüz yüzünden 6-8 ekim olayları oldu, birkaç ay sonra da "başkan yaptırmayacaz", sonra "dolmabahçe mutabakatı yoktur", ve en sonunda Suruç oldu ve işler tamamen bok oldu gitti işte.
Şimdi dördüncü ve beşinci sorduğun sorularda söylediğin şeyleri duymadım. Hiç dediğin şekilde olduğuna ihtimal vermiyorum ama delil getirirsen dinlerim tabii.
Altıncı sorunda ise "delil" getirsen bile bu konuda seni ciddiye alamam kusura bakma.
Son olarak da bu "sömürü sistemini" diğer bir başlıkta spartacus'le konuşuyoruz gibi tek tük, ordan senle de devam edebiliriz. Perinçek ile ilgili olan başlıkta en sonlarda.
Engse Hohol
24-04-2017, 18:05
✔ (http://odatv.com/chpli-baskan-o-tweeti-sildi-2404171200.html) Chp'li Yalova Belediye Başkanı Vefa Salman sosyal medya hesabından, "Bir dostunu ziyaret için Yalova'ya gelen Ali Ağaoğlu'nu konuk ettik. Nezaket ziyaretinde bulunan Ağaoğlu'na teşekkürler" şeklinde mesaj attı ve ziyaretten fotoğraflar paylaştı.
http://odatv.com/images/resimler/vefa-salman.jpg
Chp'nin ne işi olur ali ağaoğlu ile, hadi meraba meraba desen neyse, ama konuk edip tweet reklamı yapmak neyin nesi? Chp seçmeni tarafından ali ağaoğlu'nun kim olduğu bilinmiyor mu veya Chp'liler tarafından ali ağaoğlu sevilen birisi mi sanıyor anlamıyorumki.
Şevket Altuğ: "Hadi CHP, Allah sana rahmet eylesin!", Tokatçı (http://www.hdizlefilmi.org/tokatci-izle.html/4).
Eğer CHP, aşağıdakileri gerçeklerse sözümü geri alacağım.
CHP Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin “olağanüstü kurultay” çağrısı yaptığı gündeme geldi.
http://odatv.com/images/2017_04/2017_04_25/ve-kilicdarogluna-karsi-ilk-kurultay-cagrisi-2504171200_m2.jpg (http://odatv.com/ve-kilicdarogluna-karsi-ilk-kurultay-cagrisi-2504171200.html)
Milliyet gazetesi yazarı Melih Aşık, “CHP’nin CB adayı!” başlıklı bugünkü yazısında, “CHP’nin 2019’daki cumhurbaşkanı adayı kimdir? Bugünkü tabloda Kemal Kılıçdaroğlu... Zira genel başkan odur...
Kemal Kılıçdaroğlu 2019’da AKP’nin adayı Tayyip Erdoğan’la boy ölçüşebilir mi? Kılıçdaroğlu cumhurbaşkanlığına adaylığını koyacak mıdır? Koymayacak mı? Ne düşünüyor? Vakit geçirmeden açıklamalıdır...” dedi.
“2019’un mücadelesi çok değil birkaç hafta içinde başlayacaktır...” diyen Melih Aşık, CHP Yalova Milletvekili Muharrem İnce ile görüşmesini aktardı.
Melih Aşık, şunları yazdı: “CHP Yalova Milletvekili Muharrem İnce ile konuşuyoruz... Bir olağanüstü kurultayı şart görüyor... Bence, diyor...
1. CHP seçime yeni bir genel başkanla gitmeli,
2. Genel başkan aynı zamanda cumhurbaşkanı adayı olmalı,
3. Yardımcılarını önceden açıklamalı, kampanyayı onlarla birlikte yürütmeli,
4. 23 Nisan 2020’de yetkilerini devredeceğini ve yeni bir anayasa ile parlamenter düzene dönüleceğini açıklamalı...”
Dikkat ediniz, son maddede 100. yılda TBMM'nin yine 23 Nisan 1920'deki gibi aynı pozisyona döneceği açıklanıyor!
"16 Nisan'da Türkiye'de seçmenlerin en az yüzde 50'si tek adam rejimine karşı çıkmış ancak gayrı-hukuki yollarla bu irade gasp edilmiştir. Cumhuriyet Halk Partisi'ne düşen görev, gayrimeşru olanı meşrulaştırmamak ve ortaya konan bu demokrasi iradesini Türkiye gerçeğine dönüştürmek için halkla birlikte siyasi mücadele vermektir. Referandumun gayrimeşru sonucunu kabullenerek hedefler ve politikalar oluşturmak, demokrasiye ve her şeyden önce demokrasi iradesini ortaya koymuş milyonlara haksızlıktır. Demokrasinin yaşatılabilmesi için Mecliste verilen mücadelenin rejim değişikliğinin yeni koşullarına göre yeniden tarif edilmesinin yanı sıra, Meclis dışında meşru demokratik anayasal hakların kullanımını savunmak, desteklemek ve bu hakların kullanımına ortak olmak CHP'nin görevinin bir parçası olmalıdır. Bu görevin gerekleri partinin karar organlarında ısrarla dile getirilmiş olmasına rağmen, atılması gereken adımlar 16 Nisan gecesinden başlayarak gereken siyasi kararlılık ve netlikle atılmamıştır"
CHP İzmir Milletvekili Selin Sayek BÖKE