PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Der Junge Karl Marx


Saint-Just
25-04-2017, 21:40
Sonunda marx in hayati ile ilgili bir film cikmis. Acikcasi dunya tarihini bu kadar etkileyen ve "bin yilin en buyuk dusunuru" ve "hakkinda en cok eser yazilan kisiler" gibi siralamalarda birincilik ceken bir adamin daha onceden bir filminin cekilmemesini cok tuhaf karsiliyordum. Gercekten heyecanlandim. Fragmaninda sadece bazi kisimlari anlayabildim.Ingilizcesi veya almancasi olanlar cevirebilirmi acaba?
https://m.youtube.com/watch?v=Dz-1BLjQlHo
http://www.birgun.net/haber-detay/istanbul-film-festivali-nde-genc-karl-marx-154620.html

kartopu
26-04-2017, 08:58
Kitap okumayı sevmeyenler için belki iyi olur Flim seyretmek.
1843 e kadar farklı Marks 1843-1848 farklı Marks 1848-1872 farklı Mark 1872 sonrası farklı Marks görülecektir.



İlgi alanları bu tarihlerde değişiyor.1843 e kadar ağırlıklı olarak felsefe ile ilgilenene Marks. Orman köylüleri ve devlet arasında geçen bir hukuk garabesi ile karşılaştığında siyaset ve ekonomiye ilgisi artıyor.
1843 ten sonra ekomomik eleştirinin yanında siyasetle ilgilenen Mark 1872 den sonra kendini tamamiyle kapitalizm in eleştirisini yazmaya odaklıyor.
İşte o meşhur Kapitalleri 1872 den sonra yazıyor.


Hacı Bektaş Veli Okunacak en büyük kitap İNSAN dır demiştir. Bende Marks ı okumadan kapitalizm anlaşılamaz diyorum.

postalmarx
26-04-2017, 15:21
Ne diye kapitalizmi anlamak için Marx okumak gerekiyor da Adam Smith, veya Hayek, veya Mises, veya Milton Friedman, veya sadece standart bir pop-bilim ekonomi giriş kitabı gerekmiyor?

Ne diye felsefeye yönelimli bir insanın direkt olarak Marx'a gitmesi, en temelde onu öğrenmesi, vaktini hatta onun farklı dönelerindeki gelişmesini takip etmeye ayıraması gerektiğini düşünüyorsunuz? Bildiğiniz tek filozof yoksa Marx mı? Ya da felsefenin Marx'tan sonra bittiğini mi sanıyorsunuz?

Benim, 18 sene önce falandı, ilk okuduğum felsefe tarihi kitabı Orhan Hançerlioğlu'nun Düşünce Tarihi idi. Bu kitapta öyle aptalca seni kandırıyor ki yazar kitabı bitirdiğinde Marxism'i felsefenin sonu sanıyorsun. Koca bir 20. yüzyıl felsefesi için "idealist gevelemeler" diye elinin tersiyle itebileceğini sanıyorsun. Sosyalist olmayan her türlü felsefe ve iktisadın art niyetli olduğuna inanıyorsun. Bütün bu tavrın da "bilimsellik" olduğuna inanıyorsun.

Bu kitabı okuyunca "20. yüzyılın en büyük filozofu hangisidir" sorusuna çoğu eğitimli insan gibi "Wittgenstein", veya "Heidegger", veya "Quine" veya başka birşey demiyorsun. Kitaptan çıkarttığın sonuç şu: 20. yüzyılın en büyük filozofu Marxism'i en doğru şekilde yorumlamış ve pratik etmiş büyük devrimcilerdir, mesela Lenin, Stalin ve Mao! Gerçekten. Ben bu adamların 20. yüzyılın en büyük filozofları olduğuna inanıyordum 17-18 sene önce.

Ama buradaki bazı arkadaşların aksine ben okumaya ve kendimi geliştirmeye devam ettim. O gün bugündür hala felsefe öğrenmeye çalışıyorum. Felsefenin de iktisadın da Marxismin çok ötesinde olduğunu artık iyi biliyorum.

Buradaki insanların bu cahilce durumunu gördükçe anlıyorum ki bu ülke adam olmayacak. Çünkü okumayan bir milletiz. Kolaycı insanlarız. Kolaydan zengin olmak isteriz, kolaydan felsefenin problemlerini de çözmek isteriz, kolaydan hayatın anlamını da bulmak isteriz. Meşakkate gelemeyiz.

"Bir tane kitap olsa da tüm sorunları çözse" diye yola çıkan bir kafa elbette ki ya Kuran ya Kapital (okuyup anlamasa bile) gibi bir kitabı kendine "herşeyin cevabını veren altın anahtar" olarak görüp başının üstünde taşıyacaktır. Sonra da bu konforu bozulmasın diye farklı her fikre saldırganca karşılık verecektir. Çünkü duygusal bir yatırım yapmıştır bu kitaba. Çok yazık bir durum. Bu durumun "aydınlık" veya "entelektüellik" olarak geçiyor olması da kültürün aslında seviyesini gösteriyor. Çünkü kimse daha iyisinden haberdar değil. Komple cahiliz.

Natan
26-04-2017, 15:27
Ne diye kapitalizmi anlamak için Marx okumak gerekiyor da Adam Smith, veya Hayek, veya Mises, veya Milton Friedman, veya sadece standart bir pop-bilim ekonomi giriş kitabı gerekmiyor?

Ne diye felsefeye yönelimli bir insanın direkt olarak Marx'a gitmesi, en temelde onu öğrenmesi, vaktini hatta onun farklı dönelerindeki gelişmesini takip etmeye ayıraması gerektiğini düşünüyorsunuz? Bildiğiniz tek filozof yoksa Marx mı? Ya da felsefenin Marx'tan sonra bittiğini mi sanıyorsunuz?

Ben 18 sene önce falandır ilk okuduğum felsefe tarihi kitabı Orhan Hançerlioğlu'nun Düşünce Tarihi idi. Bu kitapta öyle aptalca seni kandırıyor ki yazar kitabı bitirdiğinde Marxism'i felsefenin sonu sanıyorsun. Koca bir 20. yüzyıl felsefesi için "idealist gevelemeler" diye elinin tersiyle itebileceğini sanıyorsun. Sosyalist olmayan her türlü felsefe ve iktisadın art niyetli olduğuna inanıyorsun. Bütün bu tavrın da "bilimsellik" olduğuna inanıyorsun.

Bu kitabı okuyunca "20. yüzyılın en büyük filozofu hangisidir" sorusuna çoğu eğitimli insan gibi "Wittgenstein", veya "Heidegger", veya "Quine" veya başka birşey demiyorsun. Kitaptan çıkarttığın sonuç şu: 20. yüzyılın en büyük filozofu Marxism'i en doğru şekilde yorumlamış ve pratik etmiş büyük devrimcilerdir, mesela Lenin, Stalin ve Mao! Gerçekten. Ben bu adamların 20. yüzyılın en büyük filozofları olduğuna inanıyordum 17-18 sene önce.

Ama buradaki bazı arkadaşların aksine ben okumaya ve kendimi geliştirmeye devam ettim. O gün bugündür hala felsefe öğrenmeye çalışıyorum. Felsefenin de iktisadın da Marxismin çok ötesinde olduğunu artık iyi biliyorum.

Buradaki insanların bu cahilce durumunu gördükçe anlıyorum ki bu ülke adam olmayacak. Çünkü okumayan bir milletiz. Kolaycı insanlarız. Kolaydan zengin olmak isteriz, kolaydan felsefenin problemlerini de çözmek isteriz, kolaydan hayatın anlamını da bulmak isteriz. Meşakkate gelemeyiz.

"Bir tane kitap olsa da tüm sorunları çözse" diye yola çıkan bir kada elbette ki ya Kuran ya Kapital (okuyup anlamasa bile) gibi bir kitabı kendine "herşeyin cevabını veren altın anahtar" olarak görüp başının üstünde taşıyacaktır. Sonra da bu konforu bozulmasın diye farklı her fikre saldırganca karşılık verecektir. Çünkü duygusal bir yatırım yapmıştır bu kitaba. Çok yazık bir durum. Bu durumun "aydınlık" veya "entelektüellik" olarak geçiyor olması da kültürün aslında seviyesini gösteriyor. Çünkü kimse daha iyisinden haberdar değil. Komple cahiliz.

Bence dogru soyluyorsun. Farkli goruste yada benzer gorusun farkli varvasyonlarini da okumak gerekiyor. Marx bir peygamber degil! (Marksistlerin onu peygambervari bir yerde gorduklerini iddia etmiyorum) ama felsefe sadece markstan ibaret de degil. Maddeye indirgemecilik de onlarin felsefi sorunsallari.

Herkes ozgurdur ve ozgurce kaynaklari arastirmalidir.

kartopu
26-04-2017, 20:59
Bencede felsefe Marks tan ibaret değil Marks Genç hegelciler derneğinin üyesi idi Hegel e ilgi duyanlardan biri Daha sonraları Hegel i ve felsefesini eleştirdi.
Bazı insanların Marks dendiğinde bütün şartelleri atıyor haksızda sayılmazlar bir çok Marksist Marks topluma peygamber gibi sunduğu doğrudur İşte bu düşünceler insanları Marks ı yanlış anlamalarına sebep oluyor.



Bena göre Marks felsefeci değil, Ekonomistte değil, hatta iyi bir siyasetçide değil. Ama çok iyi bir eleştirmen onun için Kapitalizmi en iyi eleştirenlerin içinde .Hatta Artık değer yasalarını bulup çıkardığı için kapitalistlerin kıçını açan en mükemmel buluş yapmıştır.


Kapitalizmde karın nasıl oluştuğunu sermayenin nasıl büyüdüğünü en açıklayıcı cümlelerle ortaya koymuştur.Yüz yıllarca hayal edilen sömürüsüz bir dünyanın öznellerini ortaya çıkarmıştır.Devrimin sınıfsal kökenlerini bilimsel olarak açıklamıştır.


Bütün kapitalistlerin korkulu rüyası olmuş bütün yoksulların kurtuluşunu bulmuş bir dehadır Marks.

postalmarx
26-04-2017, 21:08
Bunlar malesef yanlış bilgiler. Marx'ın "artık değer" analizi bir kere kendisine bile ait değil. Sosyalizmi de Marx icat etmedi. Her halükarda Marx işveren-işçi ilişkisinin bizatihi sömürü olduğunu falan ispat edemedi.

İşçi çalıştırarak bir kâr elde eden bir işletmenin bu kârı işçinin hakkı değildir. Çünkü öyle olsaydı bu işyeri zarar ettiğinde de bu zarar işçinin hakkı olurdu. Yani zarar edilince de işçi patrona borçlu olurdu. Böyle saçmalık olur mu?

İşçi ve işveren arasındaki sözleşme şudur: "Şu kadar saat şu işi yapılsın, karşılığında bu ücret ödensin". İki taraf da rıza gösterirse bu sözleşme uygulanır. İşçi daha sonra işini yapar ve ücretini alır. İşveren daha sonra üretilen ürünü satmaya çalışır. Maliyetinden fazlasına satabilirse kâr eder. Bu kâr da onun hakkıdır, çünkü zarar etseydi onu da baştan hem o hem herkes kabul etmişti. Niye adam kâr edince onun hakkı olmuyor?

Adam bir makine almış, bir işçiyle anlaşmış, hammadde almış, sonra birşey üretmiş ve onu satacak bir müşteri bulmuş. Ne diye bu adam kârını haketmiyor? Bunun mantıklı bir açıklamasını veremezsiniz. Sadece Marx'ın otoritesi arkasına saklanıp "iman ediyoruz ki Marx ispatladı, biz okumadık ama artık-değerle ilgili bişeyler sanırsam" diyorsunuz. Bana benim örneğimden gösterir misiniz nerde tam olarak sömürü?

Bu adam kâr edince hakkı olmuyor da zarar edince niye hakkı oluyor? Eğer kâr ettiği zaman bu para işçiye ödenmeliyse, zarar edildiğinde de işçi mi işletmeye bu zararı tazmin etmeli aynı mantıkla?

kartopu
27-04-2017, 08:53
Eğer Marksistlerle dalga geçmiyorsan Sana Artık Değer teorisini (sömürüyü)ayrıntılı olarak açıklayacağım .
Sorduğun sorularda alaycı bir yan var gibi geldi bana.
Ama niyetin dalga geçmek değilse öğrenmek için bir samimiyet görüyorum.


5 mayısa kadar bilgisayar başında olmayacağım nasipse 5 mayıstan sonra yeniden Marks ve artık değeri konuşuruz.
Sn Postalmarx.

Yıldıztozu
20-05-2017, 23:05
film vizyona girmiş, bu da türkçe altyazılı fragmanı

https://www.youtube.com/watch?v=PF_RyyQswPQ