PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Erdoğan'ın Çankaya Adayı


AliBaris_Kurt
23-04-2007, 20:47
Erdoğan'ın Çankaya Adayı

19:30'da Habertürk Ana Haber Bülteni'ne bağlanan kanalın Genel Yayın Yönetmeni Melih Meriç, Murat Ongun'a Çankaya Seçimi konusunda şok açıklamalarda bulundu.

Güçlü bir kaynaktan bilgilendirildiğini ifade eden Habertürk Genel Yayın Yönetmeni Melih Meriç, Başbakan Erdoğan'ın zihnindeki Cumhurbaşkanı adayının Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül olduğunu açıkladı.

AK Parti grubu'nun bu karara ılımlı olmadığını da söyleyen Meriç, milletvekili önerilerinin Erdoğan ya da Abdullah Gül üzerinde yoğunlaştığını ekledi.

Aynı zamanda Vecdi Gönül'ün eşinin türbanlı olmayışını da hatırlatan Melih Meriç, grup toplantısının ise Çarşamba günü 17:00'da gerçekleşeceğini aktardı.

Vecdi Gönül daha önce de Meclis Başkanlığı konusunda gündeme gelmiş, fakat durum Arınç tarafından engellenmişti.


Haber: Ali Barış KURT

sargon
24-04-2007, 00:53
http://www.youtube.com/watch?v=IjGai0WvoZA&mode=related&search=

commandante
24-04-2007, 09:05
kim olursa olsun hepside aynı amaca hizmet ediyor

zugasi_berepe
24-04-2007, 09:12
Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül'ün eşinin başı açıkmış!

Seçimde bunun payı büyükmüş!

Eşin başı örtülü kapalı ne farkedecek ki zihiniyet aynı zihniyet olduktan sonra görüntü neyi halledecek ki...

hiramusta
24-04-2007, 09:35
Erdoğan Cumhurbaşkanı olmayacak çünkü benim oğlum Cumhurbaşkan'ı olacak....Yıl sonu müsameresinde. :) Ne demişler adam olacak çocuk b...ndan belli olurmuş. :)

degisim
24-04-2007, 09:40
Oyle yada boyle kendı aralarından cıkacak bu kısı, ve commandante nın de dedıgı gıbı hepsıde tek amaca hızmet edıyor elbette

hiramusta
24-04-2007, 11:34
Eveeeet!Cumhurbaşkanı adayımız daha doğrusu Cumhurbaşkanımız artık belli oldu.Sayın Abdullah Gül....Birkaç hafta önce Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanı adayı gösterileceğini bu forumda söylemiştim.Bence iyi bir tercih.Vatanımıza,milletimize,devletimize hayırlı olsun.

hiramusta
24-04-2007, 11:47
Abullah Gül'ü tanıyalım:
http://www.haber10.com/haber/69475/

24-04-2007, 11:47
Al birini vur ötekine. RTE dış işleri bakanı olarak Gül'ün söylediklerine yalan demişti. Gül ortada şamar oğlanı gibi kalmıştı. Oyuncaktan cumhurbaşkanı mı olur?

24-04-2007, 12:50
gül Türkiyem ağlanacak haline bir gül

TEKADIM
24-04-2007, 12:51
vatanımıza milletimize hayırlı olsun. abdullah gül. *cumhurbaşkanı diyebiliriz.
herkezinde saygı duyması gerekiyor.

simonuniti
24-04-2007, 12:58
Cumhuriyetimizin 1(1.) Halifesine saygilar, Tekadim.

24-04-2007, 13:08
saygı kavramının açılımı için ne söylenir.saygı fikirlerimi destekleyenlere yada fikirlerini desteklediklerime mi sunulur yoksa karşıt fikir de bile olsa hakedene adaletle mi verilir.

TEKADIM
24-04-2007, 13:11
ALLAHIN *dediği olur. *buna hiç bir güç engel olamaz. şimdi enbaştaki kişi abdullah gül. *siz ne yazar sanız *yazın.ne ederseniz edin. ne düşünür seniz düşünün. CUMHURBAŞKANIMIZIN alnı secdede olan bir isim bu kişiden *kimseye zarar gelmez.vatan bölünmez,bayrak inmez. ezan dinmez.
biz cumhuriyetçiyiz. vatanımıza saygılıyız. ama sizler aslında kominizm yanlılarısınız.

pante
24-04-2007, 13:17
Sanılır ki cumhurbaşkanı seçimle belirleniyor.
Hangi seçim?
Başbakan cumhurbaşkanını tayin etti resmen!
Buna kim seçim diyebilir?
Tek kişinin belirlediği bir cumhurbaşkanı bağımsız hareket edebilir mi?
Mecliste yapılacak seçim sadece bir formalite olacaktır.
Türkiye formalitelerle yönetilemez.
İlk yapılacak iş 82 anayasasının yeniden elden geçirilerek değiştirilmesidir.
Cumhurbaşkanlığını da halk seçmelidir.

Bu sonuç, Türkiye'de siyaseti yönlendirenlerin eseridir.
Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığı Türkiye'nin geleceği açısından daha az kaygı verici olurdu. Bunun açıklamasını daha önce yapmıştım. Tayyip'siz bir AKP genel seçimlerde başarılı olamazdı. Ama şimdi hem cumhurbaşkanlığı hem de yeniden hükümeti ve meclis çoğunluğunu elde edecekler.
Türkiye aylar öncesinden cumhurbaşkanını halkın seçmesi için harekete geçseydi, 14 nisan mitingi 3 ay önce olup ta Tayyip'e yönelik değil de seçim sistemine yönelik olsaydı bu kaygı verici tablo oluşmayacaktı belki de.
Dernekler, sivil toplum örgütleri bu stratejiyi tespit edip uygulamaktan uzaktır. Bu strateji, muhalefetteki siyasi partiler tarafından belirlenmeliydi. Ne yazık ki bu konuda tek ses Erkan Mumcu'dan çıkmıştır. CHP ve diğer partiler ise yanlış yapmışlardır. Özellikle sivil toplum kuruluşları ve 14 nisan oluşumu üzerinde etkili olan CHP'nin bu konuda sorumluluğu büyüktür.

hokusai
24-04-2007, 13:20
Sagci hükümetler önce toplumun basini agritirlar. sonra da bedava asprin dagitirlar.

sadece isim degisti. zihniyet ayni

allahin ne dedigini nerden biliyosun yaa bi tarafindan element uydurma

24-04-2007, 13:21
önce faşist sanıldım şimdi de komünist * :) sınıflandırma yapmaya ne kadar meraklıyız gel de sürüler oluşturmadığımızı inkar et

kuvvaci
24-04-2007, 13:28
Bide çok şaşıracaksınız demişti. Bunu duyunca hah tamam işte beni aday gösterecek diye üç gündür gözlerime uyku girmiyor geceleri bir sağa bir sola dönüp duruyorum. Hanım ve çocuk ya yat uyu cumhurbaşkanı olsan ne yaazaar olmasan ne yazar deselerde benim heyecanım doruk noktada idi. Taaki 24.04.2007 saat 11.00 a kadar dostlar acayip hayal kırıklığı içindeyim bana bu yapılmamalıydı. İnsan böyle umutlandırılıp da yarı yolda bırakılırmı yaa?

tewderi
24-04-2007, 13:50
Erdoğan Cumhurbaşkanı olmayacak çünkü benim oğlum Cumhurbaşkan'ı olacak....Yıl sonu müsameresinde. :) Ne demişler adam olacak çocuk b...ndan belli olurmuş. :) :lol: *:lol: *:lol:

Önce babası gibi Alim olacak sonra cumhur başkanı olacak ...

pante
24-04-2007, 13:51
Şimdi 29 Nisan Çağlayan mitinginin anlamı ve önemi daha bir farklı.
14 Nisan mitinginde sadece Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olmasına karşı çıkılmadı. Cumhurbaşkanı seçilecek kişide olması gereken nitelikler de vurgulandı. Ama miting sonrası yorumlarda özellikle CHP tarafından sanki sadece Tayyip Erdoğan istenmiyormuş gibi bir hava yaratıldı. Hatta " Cumhurbaşkanı olma, kaçtı demeyiz! " teminatı verildi.
Kısacası CHP 14 Nisanın içine etmiştir. Ankara'da 1 milyonu aşkın kişinin anlamlı ve coşkun mitingi CHP'nin basiretsiz ve ileriyi göremeyen yanlış siyaseti nedeniyle boşa gitmiştir.

14 Nisan mitinginin verdiği mesaj Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olmaması değildi. Cumhuriyeti ve devrimleri tehlikeye sokan girişimlere son verilmesiydi. Mesaj yanlış yorumlandı ve aktarıldı. Şimdi 29 Nisan'da bu algılamanın telafi olanağı vardır. 14 Nisan'ı yanlış yorumluyanlara 29 Nisan'da gerekli yanıt verilmelidir. AKP, son günlerde adı geçen bayan bakanı aday göstererek iyiniyetini ortaya koyabilirdi. Ancak anlayış olarak bayan bir başkana karşı olduklarından ve gelecekteki kritik kararlarda bu bayana güvenmediklerinden böyle bir karar almamış, Gül'ü seçerek bir meydan okumaya girişmişlerdir.
Artık devletin zirvesinde geçmişinde açık olarak şeriat mücadelesi vermiş, cumhuriyete, demokrasiye, laikliğe, Atatürk'e açıkça karşı çıkmış 2 baş var. Bu 2 baş'ın eşlerinin başları da türbanlı. Üstelik en büyük baş'ın Türkiye'yi eşinin başörtüsü nedeniyle Avrupa'ya dava ettiği de acı bir gerçek.
29 Nisan mitingi bu açıdan anlamlı ve önemli. Bu mitingler bitmemeli, genel seçimlere kadar devam etmeli. Aksi takdirde genel seçimlerde kaybedilirse Türkiye'nin geleceği karanlıktır.

hiramusta
24-04-2007, 14:08
Sizleri hiç anlayamıyorum Pante.Tayyip Cumhurbaşkanı olmasın diye ortalığı ayağa kaldırdınız.Şimdi de niye Cumhurbaşkanı olmuyor diyorsuz?Aslında bu görünen yüzünüz.Herkesten çok siz istediniz Tayyibin C.başkanı olmasını.Çünkü size göre,O C.Başkanı olduğu zaman Akp oy kaybedecekti.Belki de seçimi kazanamayacaktı.Bu yüzden başta Chp olmak üzre bütün sol kesim arkanıza Tuncay Özkan'lı Kanaltürk'üde alarak tam 1 yıldır tahrik ettiniz adamı.Siz aday olmamasından korktunuz,bense aday olmasından.Aslında aday olmayacağından ve muhtemel adayın Abdullah Gül olacağından adım kadar emindim.Ama gene de küçük bir ihtimal olarak Tayyibin adaylığından endişeliydim.Peki niye bugüne kadar adayı gizledi?Ortaya çıkan bütün bu şamata,patırtı,gürültü Ona oy kazandırıyordu da,ondan.Hernekadar hiçbir siyasi hareketin içinde olmasam da,gerçekten halkın içinden birisinin,halkın değerleriyle yoğrulmuş birisinin bu makama gelmesi gerçekten,ülkemin geleceği adına umut verici bir olay.

pante
24-04-2007, 14:15
Hiramusta, benim anlaşılmayacak bir yanım yok. Bak aşağıdaki yazıma 14 Nisan başlığının ilk sayfasında yazmışım. Ta 6 Nisan'da. Farklı birşey söylemiyorum şu anda. Benim üzüldüğüm Türkiye siyasetine çöreklenmiş sözde sosyal demokrat parti ve liderlerin bunu göremeyişlerine.


14 Nisan mitinginin amacı Tayyip Erdoğan'ın Çankaya'ya çıkışını engellemek.
Dolayısıyla şeriatçi tırmanışın, Türkiye'nin geleceğindeki tehlikenin önünü kesmek.

Bu tür mitinglerle Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olması engellenebilir belki ama,
tehlikenin önü kesilemez. Tersine Tayyip Erdoğanın önünün kesilmesiyle tehlike artacaktır.
Zaten Tayyip erdoğan'ın da aday olacağını zannetmiyorum. Keşke olsa.
Neden?

Çünkü önemli olan cumhurbaşkanlığı ile birlikte iktidarın da tek başına elde olmasıdır.
Akp oylarında düşüş vardır. Tayyip Erdoğan'ın cumhurbalkanı olması ile, Akp'ye katmış olduğu en az %10 civarında oyu da serbest bırakmış olacaktır. Ayrıca seçim propagandalarına katılamıyacak, mitinglerde boy gösteremiyecek, tv'lerde konuşamıyacaktır.
Boşalan parti liderliği ve başbakanlık için çekişme yaşanacak, cumhurbaşkanlığı adaylıkları nedeniyle umduğunu bulamıyanların çatışması parti içi gerginliğe neden olacak, lider boşluğu yaşanacaktır. Dolayısıyla böyle bir tabloda Akp'nin tek başına iktidarı imkansız hale gelebilecektir.

Öte yandan Tayyip Erdoğan zaten aday olmayacaktır çünkü cumhurbaşkanı olduğu takdirde dokunulmazlığı kalkacak ve savcılıklar, anayasa mahkemesi, yargıtay harekete geçecektir. Akp'de seçimden tek başına ya da güçlü bir sayıyla çıkamayınca Tayyip Erdoğan'ı yargılanmaktan kurtaramıyacaklardır. Tayyip Erdoğan bu riske girmez.

Demokrat ve laik kesim için en kötü oluşum, Bülent arınç gibi bir katı tutumlu adayın cumhurbaşkanlığı ve Tayyip erdoğan'ın seçimi kazanıp başbakanlığı sürdürmesidir. Ya da katı gibi gözükmeyen ama başbakanın yörüngesinde bir adayın cumhurbaşkanı olmasıdır.

Aslında muhalefetin yapması gereken daha bir yıl öncesinden cumhurbaşkanını Fransa'daki gibi bir sistemle halkın seçmesi için girişimlerde bulunmak, halkı da bu yönde hareketlendirmekti.
Artık buna da geç kalınmıştır.
14 Nisan mitinginin faydası cumhurbaşkanlığına değil, genel seçimlere olacaktır.
Dolayısıyla mitingi Tayyip erdoğan'ın cumhurbaşkanlığına değil, iktidara karşı bir gösteriye dönüştürmek gerekir.

zugasi_berepe
24-04-2007, 15:23
Kabesi Washington olan adamın alnı secdede olsa ne yazar sayın Tekadım?

24-04-2007, 16:02
bugün dilime dolanan nereden aklıma geldiyse iki şarkı vardı geçmişten,çocukluğumdan sözlerini arayıp buldum.birini burada sizlerle paylaşmak istedim bu başlık için ütopik kaçsada



BEYAZ ÜLKE



Söz: / Müzik:
ŞENAY - -


Pembe düşlerimin beyaz ülkesinde
Ne gerçeği anlat ne de yalan söyle
Bitmeyen şarkılar solmayan çiçeklerle
Zaman dursun kalalım elele

Haydi gel gidelim benim ülkeme
Sorgusuz cevapsız o güzelliğe,
Sevelim sevelim isyan edelim
Şu dünyada hiç kimseyi sevmemişlere

Haydi gel gidelim benim ülkeme
Sorgusuz cevapsız o güzelliğe,
Sevelim sevelim isyan edelim
Kendinden çok hiç kimseyi sevmemişlere

Pembe düşlerimin beyaz ülkesinde
Kapımız açık olsun tüm sevenlere
Aydınlık bir yaşam sürelim beraberce
Ölümsüzleşelim zevkimizle

TEKADIM
24-04-2007, 16:11
29 Nisan Çağlayan mitinginde milyonlr olsa neyazar

hiramusta
24-04-2007, 17:02
Erdoğan Cumhurbaşkanı olmayacak çünkü benim oğlum Cumhurbaşkan'ı olacak....Yıl sonu müsameresinde. :) Ne demişler adam olacak çocuk b...ndan belli olurmuş. :) :lol: Â*:lol: Â*:lol:

Önce babası gibi Alim olacak sonra cumhur başkanı olacak ...

Oğlumu şimdiden hazırlıyorum amcası. :)

hiramusta
24-04-2007, 17:08
Abdullah Gül oğlunun sünnet düğünü sebebiyle geldiği memleketinde başta Tayyip Erdoğan'ın bulunduğu Refah Partili yetkililerin yoğun istekleri üzere Kayseri'den 1.sıra milletvekilliği adaylığını kabul edip Refah Partisinden Parlementoya girmişti.Bu yüzden sünnet küçümsemeyin arkadaşlar.Bakın bi sünnet ülkenin kaderinde ne kadar büyük rol oynuyor? :) :) :)

InVitatio
24-04-2007, 17:46
hmmmhmm
Abdullah Gül !?!?! eh Ahlak yönünden Tayibe bes ceker, ayaklari simsiggi Washington'a degil
kizil Anadolu topragna basan sagduyulu muhafazakar bir siyasetci.
burada tek görülen tek sorun galiba esinin "kilik kiyafeti", hepimizin bildigi gibi , esi zamaninda
türkiye cumhuriyeti avrupa insan haklari mahkemesine vermisti, abdullah gül basbakan olduktan
sonra dava geri alindi.
evet burada hem abdullah gül ve esinden hemde toplumun kendisinden artik beklentiler var,
insallah bu "son" sorun da tatlilik ile cözülür ve devletimiz akilli insanlar tarafindan temsil edilir.
eger birileri halkin manevi degerlerine yüklenirse , o kesimlerin'de yeter artik deyip
kendi sorunlarini kendileri cözmek icin ataga kalkmalari son derece dilalektik bir durumdur.
evet simdi bir cok milli görüsü olmayan ama "kapali" olan insanlar bile "oh be" demektedir !
cünkü 80 yildir devlet tarafindan toplum disina itilmek istenen bir olgu artik devletin en yüksek temsil edildigi yerdedir ! ve bunun tek ve yegane sorumlusu statükoyu korumak ile mesgu olan devletin ta kendisidir !
Benim Abdullah Gül'den beklentim ise, 80 yildir bu yanlisa bir cözüm bulmasidir !
Askerlerin, Askerlerin gölgesinde Cumhurbaskanligi yapanlarin ve onca sözüm ona aydinin
cözmedigi su kilik kiyafet sorununu insallah Abdullah Gül layiki ile cözer, ve tüm vatandaslara
adalet ve hukuk dersi vermis olur.....
CHP neden akli basinda bir adam bulup AKP'ye "ya birde buna ne dersiniz" diye bir Aday önermemistir ? önerememistir ? yani ok Tayip olmasin ama CHP'ce kim olsun ?



pante dostumuzun burada yaptigi eletiriyi cidden anlamiyorum,
yani cumhurbaskanligi nasil secilir kanunu yapan bu hükümet degil, secim yasasini getiren bu
hükümet degil, %10 barajini koyan bu hükümet degil, hükümet sadece oyunu kurallarina göre
oynadi diye sucluluk ile itham edilmez ki .....
birde cumhurbaskani halk secsin demis.....demokrasi kültürünün tam yerlesip kurumsallasip,
toplum hayatinda köklesmemis sistemlerde bu tür istekler devleti bir "diktaya" götürür,
demokrasinin köklesmedigi sistemlerdeki cumhurbaskani secimlerin sonuclarini ögrenmek icin,
biraz tarihden ders almak gerekir. Hitleri secen Halkin ta kendisi idi ! Hitler demokratik yollardan
secilmis bir Reichskanzler idi ! Bugünlerde ise siyaseti ile tartisilir Putin'de halk tarafindan secilmistir.
Putin'in demokrasi anlayisi ise tam bizlik :-) tepeden asaga inme bir demokrasi , muhalefetsiz bir
demokrasi....
türkiye'de farkli mi olacak eger halk cumhurbaskanini secse ?
Halkimiz bir sosyalist / sosyal demokrat / "sol"cu Basbakan bile dogru dürüst secemiyor,
Cumhurbaskani mi sececek ? Eger Türkiye Halki bir Cumhurbaskani sececek olursa bu gene
Milliyetci Muhafazkar kesimden olacagindan hic süphem yok.
cünkü 10cesit partiye bölünmüs toplami %25i gecmeyen "sol" oylar yetmedigini artik herkez kavramasi lazim. ( ve bunun tek sorumlusu solun kendisidir ! ! ! !)
yani evir cevir *hesap ayni *halk tarafindan secilcek "sol"cu bir cumhurbaskani simdilik bir ütopya'dan
baska bir sey degil.....

saygilarim ile
InVitatio

pante
24-04-2007, 17:51
Muhtemelen bir Kürt kökenli cumhurbaşkanımız daha oldu. (Öyle sanıyorum)
Üstelik de bir dönemin sıkı "Büyük Doğucularından". Şimdi batıcı oldu mu bilemiyorum?

Bu işler öyle bir sünnet düğününde kader değiştiren işler değildir. Bir geçmişi, bir kader birliği, bir mücadele birliği vardır. Araştırırsan kökeninde sünnet düğünü mü var, başka şeyler mi var görebilirsin. Ne o Hiramusta sünnete olan muhalefetinden vaz mı geçtin? :)

ibrahim_z
24-04-2007, 19:57
''Erdoğandan kaçarken Güle tutulduk'' diye güzel bir tespite rastladım az önce haberlere bakarken.
* Çok kızgınım. adamlar ne olduğu ne yapacağı belli, ülke iyiye gidiyor diye kandırabildikleri halk kitlesi, çıkar ilişkisinden dolayı kendilerini destekleyenler patronlarımız ve dıştaki düşmanlarımız belli. *başta bakanlar olmak üzere mebusların yedi ceddinin nasul bir sefaya kavuştuğu belli. *Ve halen bu adamlara düzgün muhalefet yapılamıyor.
* medya her haberi ve akp yanlısı olarak ele alıp, bir çok olayıda örtbas etmeye çalışmasına rağmen, ülkeyle ilgili birçok inanılmaz olay genede basına yansımıştır. *az önce kanltürk haberlerinde ülke yönetimi tarikata girdi diye alt başlık vardı. evet göz göre göre ülkemiz tarikatın eline düştü. tarikat yönetse bir nevi. artık tam anlamıyla amerikanın, ingilterenin kucağına oturduk.
*
* Deniz Baykalda çıkmış grup toplantısını bu büyük bir demokrasi zaferidir diyor. ayıptır be türk sağına ettiği hizmetler yetmedi, bu tarikat belasınında başımıza sarılmasında önemli rol oynadı.
bu süreçte tüm stratejisini erdoğan üstüne kuran ve gülün köşke çıkacak olmasını zafer gibi göstermeye çalışan baykalın planları bozuldu. kendi de farkında. hangi yüzle artık abdullah güle muhalefet yapabilecek göreceğiz.

*ortamı germeyin lafı o kadar kullanılmaya başlandı ki herkes yavaş yavaş gerçktende ortamın gerilmemesi gerektiğini sanar gibi oldu.
* 14 nisan mitingine de gerçekten yazık oldu.
*akp nin cumhur başkanı seçimini sadece parti içi bir sorun olarak görmesi, bu demokrasi skandalı, bir çok skandala göz yummaya alışık olan ülkemiz adına çok kötü sonuçlanmıştır.

*4 kasımda gene bir grubun cehaleti baskın gelirse, *diğerleride buna gene göz yumarsa mustahak
her toplum hak ettiği şekilde yönetilir.

exclusive
24-04-2007, 20:14
Tayyip böyle makamlara hemen oturmaz. Belki koltuk sağlam değil ya da altında bi raptiye var... Belki oturdu mu bi tarafına bişeyler olacak, ne belli?...

İşte bu yüzden tayyip önce Gül'ü oturtur. Eğer Gül'ün bi tarafına bişii olmassa bu defa Gül'ü kaldırıp kendi oturur.

dilaver
24-04-2007, 21:11
Kısacası CHP 14 Nisanın içine etmiştir. Ankara'da 1 milyonu aşkın kişinin anlamlı ve coşkun mitingi CHP'nin basiretsiz ve ileriyi göremeyen yanlış siyaseti nedeniyle boşa gitmiştir. *pante


* * *Parlemento burjuvazinin ahırıdır * * * Lenin


* * *saygılarımla

dolfen
24-04-2007, 21:39
satrançta PİYON tabir edilen kolayca harcanan taşlar vardır...
bagzılarıda böyledirler....
onlar makam peşinde degilidrler. sadece onu süren ler makam peşindedirler.
abdullah abimiz f4 modunda şu an ...
hatırlarsınız önce ki hamleleri
hatırlamayanlar için tekrar edelim
abdullah abi g3: baş bakan
abdullah abi d2: dış işleri balanlıgı (al aşagı geri adım)
abdullah abi f4: cumhur başkanı
şah mat.....

sodomo--
25-04-2007, 00:46
A.Gül hep atanarak bir yerlere geldi. Hep birisi ona destek verdi, elinden tuttu, beğendi, sevdi arkasından itti şu bu. Ama Tayyip Erdoğan öyle değildir mesela, o daima kendi mücadelesini verdi ve hep başta oldu, lider oldu, önder oldu. O yüzden A.Gül'ün C.Başkanlığı demek Tayyip Erdoğan'ın C.Başkanlığı demektir. Ben A.Gül'ün yerinde olsaydım bu şekilde C.Başkanlığına Â*gelmeyi kabul etmezdim hatta AKP'li bir zihniyete bile sahip Â*olsam kabul etmezdim. Ama burada A.Gül'ün C.Başkanlığından çok, o makamın itibarı önemliyidi ve şimdi bu itibar yerle yeksan oldu. Oldukça üzücü bir durum, ilk defa uzaktan kumandalı bir C.Başkanı görüyorum. Gerçi Başbakan görmüştük Akbulut döneminde ama C.Başkanı'nın Başbakan tarafından yönlendirilen bir isim olması tek kelime ile fecaat bir durum.

Hayret yahu, bu Akp bütün makamların asaletini yok etti. Aynı Fransız devriminde Bastille sarayını işgal eden köylüler gibi. Başbakan'ın eşi türbanlı C.Başkanı'nın eşi türbanlı ve bu da artık çok normal karşılanıyor. Sıradanlık bulaşıcıdır ve çok kolay yayılır ama "asalet" yüzyıllar boyu süregelen birikimlerin ürünüdür. Fransız köylüsü aristokratların sarayını ele geçirdi de ne oldu? O aristokrasinin estetiğine, asaletine, inceliğine, sanat gücüne, soyluluğuna sahip olabildi mi? Köylü geldiler köylü gittiler. Bugün hala Fransa onların eserleri ile övünür ve hala bugünün bırakın Fransız köylülerini-işçilerini-sıradan vatandaşlarını, Fransız burjuvaları bile akıl sır erdiremez o aristokratik estetiğe...

Bundan sonraki aşama ne? Çankaya'da çiğ köfte partisi mi düzenlenecek acaba?

Ne olmuş canım, ne var yani o kadarı da olsun sonuçta o da cumhurun başkanı değil mi? Cumhur çiğköfte yerken o yemeyecek mi? Amaaan uğraştığınız şeylere bak, bu düpedüz halk düşmanlığı. Sizler halkımızın başörtüsüne de laf söylemiştiniz şimdi de çiğköftesine laf söylüyorsunuz. Sizi gidi millet iradesini tanımayan halktan kopuk fildişi kulelerde yaşayan entel-dantel camiası.

Yeni noterimiz pardon C.Başkanımız hayırlı olsun memlekete millete.

InVitatio
25-04-2007, 01:08
sodomo
sorunu basitlestirip nereye varacaksin ?
evet türkiye halkinin büyük bir kismi manevi degerlerini mensup olduklari
"din"e göre ifade ediyorlar ve bu bireylerin tercih haklarina karsi olan garezinin
ne gibi bir mantikli aciklamasi var ?
yani hangi devlet "halkin ortak degerlerine" ragmen siyaset yaparak sayginlik kazanmistir
halki tarafindan ?
sende biliyorsun ki abdullah gül son derece saygin ve sagduyulu bir insan, sende biliyorsun ki
artik her attigi adim daha sig kontrol edilcek, yani birak cig köfte partisi vermeyi belki
kendi aile mensuplarini bile köskte agirlayamaycak, belki ?!?

su uzaktan kumanda meselesini Sezeri öneren Ecevit icinde söylemismiydin ?
yani Cumhurbaskanlari siyastciler tarafindan önerlilir ve meclis secer bu hep böyle idi
Sezer ne kadar uzaktan kumanda ile cumhurbaskanligi yapmissa Abdullah GÜl'de en az onun kadar yapacaktir diye düsünüyorum.
Insanlari kisiliksizlik ile itham eden mantigin ne kadar kislikli oldugunun bir göstergesidir diye
düsünüyorum....



adam olsaydiniz'da *halki muhafazakarlara mecbur birakmasaydiniz !
türkiyedeki sol dogru dürüst bir sol olsaydi da slogan atmak yerine
insanlara bir umut verebilseydi...
sol kendi yanlislarinin sorumlusunu ya halkta ariyor yada siyasi rakiplerinde....
artik kendi kisisel garezlerinizin bir faydasi yok !
vatana millete hayirli olsun !

aldostu
25-04-2007, 01:10
"Ne *olmuş *canım, *ne *var *yani *o *kadarı *da *olsun *sonuçta *o *da *cumhurun *başkanı *değil *mi? *Cumhur *çiğköfte *yerken *o *yemeyecek *mi? "

Sodomo ver güzel bir çiğ köfte tarifi...
Hiç sevmem mereti ama,
senin güzel hatırın için bi denerim... :lol:

Şeyh Uçmaz'da yazdım..
Böyle büyüük sol liderlerle,
başka neticeler beklemek hayal olur.

BU CHP var oldukça ,
Türkiyede değişen birşey olmaz..
Üçkuruş bitleri kanlansa,
hemen hizip başlar.
Kim daha çenebaz ise o başa geçer..

Türk demokrasisinin acilen
akılcı ve üretken bir sol lidere ve partiye ihtiyacı var.

sodomo--
25-04-2007, 01:35
İlahi InVitatio, Sezer, Ecevit'în uzaktan kumandası mıydı? Kimin yüzüne anayasayı fırlatmıştı o zaman? *:)
Bak vallahi, A.Gül, Erdoğan'ın yüzüne anayasayı fırlatmazsa uzaktan kumanda olmadığına beni ikna edemez :)

sodomo--
25-04-2007, 01:38
BU CHP var oldukça ,
Türkiyede değişen birşey olmaz..

İlahi Aldostum, ben de "bir şey değişmesin diye" destek veriyorum onlara zaten. Görüyorsun memlekette değişim hep geriye doğru oluyor. O yüzden değişmeyen statükocular ilerici konumundalar :)

InVitatio
25-04-2007, 02:02
sevgili sodomo
bak kendin yaziyorsun, bir insanin atanmasi o insanin atayana karsi körü körüne
sadakat ile baglancagi anlamina gelmez, evet Sezeri de cumhurbaskanliga öneren Ecevit
Kemal Dervisi'de bakan yapan Ecevit, sen bunlara karsi da "uzaktan kumandali" cumhurbaskani
devlet bakani yakistirmasi yaptin mi ?
devlet icinde devlet icin hizmet yapan diplomatlar , elciler ,yargi mensuplari, *valiler hep bir atama ile belirlenmez mi ?
bunlar simdi hepsi kisiliksiz mi ? atandiklari icin ?
bak avrupada bakanaliklari ara sira meclis disindan uzman kisilere veriyorlar, daha verimli oluyor diye, simdi bu atanan adamlar kisiliksiz mi ?

hayir sodomo,
ayip hemde cok ayip hele hele senin gibi bir cooooook aydin ve ilerici bir insana yakismayan bir mantik bu "uzaktan kumanda"cilik ile itham edilmek, deniz baykal birini önerseydi uzaktan kumandali olmayacakmiydi ?
evet artik ya aktif olarak birseyler degismesi icin caba harcayacaksin yada var olan durumu kabul etmekten baska elinden birsey gelmez :)
bu isler öyle uzkatan yorum yapmak ile olmuyor :)

25-04-2007, 02:56
"adam olsaydiniz'da *halki muhafazakarlara mecbur birakmasaydiniz !
türkiyedeki sol dogru dürüst bir sol olsaydi da slogan atmak yerine
insanlara bir umut verebilseydi... "

Cok guzel soylemissin, haklisin.

InVitatio
25-04-2007, 05:10
Buyurun Kendi Agzindan "okuyalim"

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, adaylık başvurunda bulunmasının ardından TBMM'de düzenlediği basın toplantısında, her şeyden önce Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve AK PARTi grubuna teşekkür ederek, kamuoyunun Başbakan Erdoğan'ın kendi iradesiyle cumhurbaşkanı adayı olmayı tercih etmediğini açıkça bildiğini kaydetti. Adaylık için biraz önce TBMM'ye resmen başvurduğunu söyleyen Gül, arkadaşlarının da adaylığını destekleyen müracaatlar yapacağını tahmin ettiğini bildirdi. Gül, daha sonra şunları kaydetti:


"Anayasamıza göre cumhurbaşkanı Türkiye Cumhuriyeti ve Türk milletini temsil eder. Bu şu demektir: cumhurbaşkanının cumhuriyetin temel ilkelerine, anayasamızda belirtildiği gibi demokratik, laik ve sosyal hukuk ilkelerine bağlı olması gerekir ve ayrıca halkı en iyi derecede temsil etmesi gerekir. Bu bakımdan TBMM uygun görür ve beni cumhurbaşkanlığına layık görürse, muhakkak ki anayasamızın bu ilkeleri ve emirleri çerçevesinde hareket edeceğimden kimsenin kuşkusu olmasın."


Gül, şöyle devam etti:
"Türk milletini temsil etmenin büyük bir şeref, büyük bir onur ama aynı zamanda büyük bir sorumluluk olduğunu" ifade belirterek, "bu bilinç içinde hareket edeceğinden kimsenin şüphesi olmaması gerektiğini" söyledi.
Demokratik toplumlarda farklı siyasi partiler, siyasi görüşler ve kültürel yapılar olduğuna dikkati çeken Gül, "Bütün bu farklılıklarımız Türkiye'nin zenginliğidir" dedi ve Anayasa'da da belirtildiği gibi Cumhurbaşkanının Türkiye Cumhuriyeti'ni ve Türk milletinin birliğini temsil ettiğini, kendisinin de bu çerçeve içerisinde hareket edeceğini kaydetti.
"Milletimizin değerleri bizim değerlerimizdir" diyen Gül, halkla bütünleşeceğini ifade etti ve bu tür makamların ve kimliklerin halkla ve değerlerle birleştirici, bütünleştirici boyutuna işaret etti. "Arzumuz Türkiye'yi büyük Atatürk'ün de dediği gibi muasır medeniyetlerin
üzerine taşımaktır" diyen Gül, bunun, kimsenin sorgulayamayacağı güçlü bir demokrasinin, hukukun üstünlüğünün ve güçlü bir ekonominin varlığıyla mümkün olacağını, tüm bunların Türkiye'deki tüm kurumların ilkeleri olduğunu bildirdi.
Gül, açıklamasının sonunda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a ve partisinin milletvekillerine teşekkür ederek, bütün siyasi partilerle görüşeceğini, bunun demokrasinin olduğu kadar siyasi partilere saygının da bir gereği olduğunu söyledi. Bu süreçte herkesin desteğine ihtiyaç duyduğunu belirten Gül, Cumhurbaşkanlığının çok büyük bir görev olduğunu yineleyerek, "Eğer TBMM beni uygun görür, beni seçerse tüm halkın ve TBMM'nin yardımını bekliyorum" diye konuştu.
Açıklamalarının ardından soruları yanıtlayan Gül'e, TBMM'deki siyasi partilerle ana muhalefet partisine bir ziyaretinin olup olmayacağını soruldu. TBMM'de grubu ya da üyesi olan bütün siyasi partileri ziyaret edeceğini kaydeden Gül, "Şüphesiz ana muhalefet partisinden başlayacağım. Bizler birbirimizi, bu meclis çatısı altında, siyaset içinde tanıyor, biliyor bile olsak, bu birbirimize saygının, demokrasinin gereğidir" dedi.
Gül, bu ziyaretin sadece nezaket ziyareti olmayacağını, bütün liderlerden, bütün partilerden destek de isteyeceğini belirtti. Görüşmelerini bugün ve yarın yapacağını söyleyen Gül, İstanbul'da bulunan DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar ile yarın bir araya geleceğini kaydetti.
* *
* * -"HERKESİN BİR STİLİ VARDIR"-
* *
Cumhurbaşkanı seçilmesi durumunda nasıl bir politika izleyeceği yönündeki soru üzerine Gül, "Tabii herkesin bir stili vardır. Ben demin de söylediğim gibi en çok halkla beraber olmaya gayret sarf edeceğim. Ve aynı zamanda şüphesiz ki, dışarıda Türkiye'nin en iyi şekilde temsil edilmesi için uğraşacağım" diye konuştu.
"Dışarıyla beraber olmanın artık kaçınılmaz olduğunu" da belirten Gül, Türkiye'nin büyük bir geçmişi olan büyük bir ülke olduğuna işaret ederek, "Asil bir milletimiz var. Bunun dışarıda da en iyi şekilde temsil edilmesi büyük bir görevdir" dedi.
Gül, dış politikanın da Cumhurbaşkanlığının en çok ilgilendiği konulardan birisi olduğunu kaydetti. Cumhurbaşkanlığı adaylığını ailesinin nasıl değerlendirildiğinin sorulması
üzerine Gül, "Adaylığımı açıkladıktan bu yana kimseyle görüşmedim. Kimseyle görüşme fırsatım olmadı. Ama tabii ki eşim biliyordu" yanıtını verdi.
* *
* * -BİREYSEL TERCİHLERE HERKESİN SAYGI GÖSTERMESİ GEREKİR-
* *
Gül, eşinin başörtülü olduğunun hatırlatılması üzerine de, şunları kaydetti:
"Bunlar bireysel tercihlerdir. Bireysel tercihlere herkesin saygı göstermesi gerekir. Demin söylediğim gibi, anayasamızın ilkeleri gayet açıktır. Türkiye, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir. Demokrasi içinde herkesin, bireylerin temel hak ve özgürlükleri vardır. Bunlara bireysel, temel hak ve özgürlükler çerçevesinde bakarsanız, o zaman Türkiye'nin de birçok probleminin zaten çözüldüğünü görürsünüz."
Eşi Hayrünnisa Gül'ün AİHM'ye başvurusunun hatırlatılması ve bu konunun zamanında sıkıntı yarattığı yorumunun yapılması üzerine Gül, şunları söyledi:
"Sıkıntı falan söz konusu değildi, çünkü Türkiye kendi vatandaşlarına AİHM'ye başvurma hakkını vermekten övünç duymuştur. Dolayısıyla bu bireysel bir hak aramadır, ama bazı şeyler vardır ki şık olmaz ve siz fedakarlıklarda bulunmak zorundasınız, yakışmaz. Dolayısıyla benim o konumuma pek yakışmıyordu. Ama eşimin bireysel hakkıdır o. Dolayısıyla AİHM'ye gitmekten dolayı bir sıkıntı olduğu doğru değil, o zaman Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına verdiği hakkı önemsemiyor demektir."
* *
* * -"ŞAHSİ BEKLENTİLERİMİZLE HAREKET ETMEYECEĞİZ"-
* *
Cumhurbaşkanlığı sürecine yönelik gelişmelerin bir taktik olup olmadığının sorulması üzerine Gül, şunları söyledi:
"Genel Başkanımız Tayyip bey bunu aslında söyledi. Bugün de grup konuşmasında da bunu açıkça söyledi. Daha önce de bunun işaretlerini verdi. Süreç açık bir süreçtir. Çok geniş istişareler yapılmıştır. Siyasi tarihimiz bu süreci eminim ki en iyi şekilde değerlendirecektir. Dostlukların, beraberliklerin, arkadaşlıkların, siyasi beraberliklerin, dürüstlüğün, ihlasın bütün bunların herhalde bu süreç içinde çok konuşulacağı bir ortam yaşamışızdır. Ama bir şeyi Genel başkanımız da ben de, diğer arkadaşlarım da hep söyledik. Biz hiçbir zaman şahsi beklentilerimizle hareket etmeyeceğiz ve bunlardan dolayı bu millete hiçbir maliyet oluşturmayacağız. Herhalde bunu hep beraber ispatladık."
Gül, bir sonraki dışişleri bakanının kim olabileceğine ilişkin soru üzerine de, "Grubumuzda bu görevi en iyi şekilde yapacak birçok arkadaşımız var. Bizim sıkıntımız hangi arkadaşımızı öne sürelim ve hangi arkadaşımızı tercih edelim de olmuştur. Dolayısıyla hiçbir tereddütüm yoktur, sayın Başbakan bu konuda en iyi şekilde karar verecektir" diye konuştu.
Gül, TBMM tarafından cumhurbaşkanı seçilmesi halinde, bütün birikimlerimi ve yardımını yeni seçilecek dışişleri bakanına vereceğini ifade etti. Görevinden ne zaman istifa edeceğinin sorulması üzerine Gül, "Kanunlar ve anayasa ne diyorsa o süreci takip edeceğiz" dedi.
Akreditasyon uygulamalarına yönelik soru üzerine de Gül, "Çok detaylara girmeyelim isterseniz. Temel ilkeler çerçevesinde hareket edilecek" *diye konuştu.
Cumhurbaşkanının yetkileri konusunda ne düşündüğünün sorulması üzerine de Gül, "Cumhurbaşkanı seçilmedim adayım şu anda" dedi.
* *
* * -"BEN, HİÇ HESAPLI HAREKET ETMEDİM"-
* *
Politikaya atıldığı yıllarda bugünü düşünüp düşünmediğinin sorulması üzerine de Gül, şunları kaydetti:
"Ben, hiç hesaplı hareket etmedim. Sizler de beni takip edersiniz uzun süredir. Ve şuna da inanırım insanlar şeffaftır. Ne söylerseniz söyleyin içiniz nedir, bunu herkes görür. Ben hiç hesap yapmadım. Gayet açık olmaya çalıştım. Arkadaşlarımla her zaman çok büyük bir dayanışma içinde oldum. Bireysel olmanın, bir ekip olarak arkadaşlarla omuz omuza çalışmayı her zaman önemsedim. Ve böyle yapmaya da gayret sarf ettim. Kader ne getirir, ne götürür bunu kimse bilmez. Siyasete girerken de sadece vatan millet bu meselelere duyduğum yakın alaka, duygu, bu ilgiden dolayı girdim."
* *
* * -"SÜRECİN DOĞRU GİTTİĞİNE İNANIYORUM"-
* *
Süreçle ilgili bir soru üzerine ise Gül, şöyle konuştu:
"Bir sene önce cumhurbaşkanlığı meselesi konuşulmaya başlandığında Türkiye'de hem de çok fazla yoğun bir şekilde, o zaman oturduk hep beraber bir karar aldık. Dedik ki, biz eğer cumhurbaşkanlığı seçimini bugünden tartışmaya başlarsak, önce hükümet olarak işimizi gücümüzü bırakırız. İkincisi Türkiye öyle bir platform içinde olur ki, öyle tartışmalar polemikler olur ki, bu Türkiye'ye zarar verir. Türk ekonomisine zarar verir. Onun için yapmamız gereken şey, bunu en dar alanda tartışmaktır. Günü geldiğinde, saati bellidir, günü bellidir, kuralları bellidir. Dolayısıyla konuşmayalım dedik. Hükümet olarak parti olarak hep uzak durduk."
Ancak takvim işlemeye başladığında ve günü geldiğinde konuşmaya başladıklarını söyleyen Gül, "Dolayısıyla bu sürecin doğru gittiğine inanıyorum. Türk ekonomisi bundan hiç zarar görmemiştir. Her şey büyük yara da alabilirdi bunlara çok dikkat ettik" dedi. Adaylığının, süreç bitiminden iki gün önce açıkladığını ifade eden Gül, şunları söyledi:
"Herkesi ziyaret edeceğiz. Bazılarının beklediği gibi son saniyede 11.55'de müracaat edecekler diye bir şey vardı. Bunu da yapmamış olduk. Şeffaf bir şekilde götürüyoruz. Ama her siyasette bazı taktikler vardı, bazı stratejiler vardır."
TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın sürece olan katkısının sorulması üzerine de Gül, Arınç'ın gerek AK PARTi’nin kuruluş aşamasında, gerek sonraki süreçte büyük desteği ve katkısı olduğunu belirtti. Gül, "Bu sürecin en sağlıklı şekilde yürümesinde de kendisinin çok büyük
katkısı vardır. Bu bakımdan kendisine şükran borçluyuz" dedi.
Cumhurbaşkanı adayı ve AK PARTi Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay'ın adaylığıyla ilgili soru üzerine Gül, "Ersönmez Yarbay, bizim takip ettiğimiz bir arkadaşımız, çok ilkeli bir arkadaş, kendisini çok sever, kendisine her zaman saygı duyarım" yanıtını verdi.
Gül, olası bir erken seçimin ekonomiyi nasıl etkileyeceğinin sorulmasına karşılık, "Onlar artık benim konumumun dışına çıkıyor" diyerek, yorum yapmak istemediğini kaydetti. Gül, Parti Grubu ve Merkez Karar Yönetim Kurulunun değerlendirme yapıp, en iyi kararı vereceğini söyledi. Cumhurbaşkanlığına adaylığının açıklanmasından sonra yurt dışından kimlerin aradığının sorulması üzerine de, arayanlarla özel kalem müdürünün konuştuğunu, ama kendisine çok sayıda arama olduğunu söylediklerini kaydetti. Gül, bir başka soruya karşılık, Türkiye'nin zaten normalleşme sürecine girdiğini ifade ederek, "Bütün bu olanlar Türkiye'nin ne kadar normalleştiğini göstermektedir. Bu süreç Türkiye'nin normalleşmesinin en güzel izahı ve delilidir" diye konuştu. Gül, demokrasinin çoğulcu bir rejim olduğunu unutmamak
gerektiğini de kaydetti.
AK PARTi’nin adayının sonradan değişip değişmediğinin sorulması üzerine de Gül, en baştan beri kendi adaylığının söz konusu olmadığını, çünkü anketler ve görüşmeler yapıldığını, bunun bir süreç olduğunu ve adaylığının bu sürecin neticesi olduğunu bildirdi. * Cumhurbaşkanlığını devralıncaya kadar geçecek süreye ilişkin soru üzerine de Gül, henüz seçilmediğine dikkati çekerek, "Henüz seçilmedim, hala adayım. TBMM eğer onaylarsa o zaman bunlar söz konusu olur" dedi.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın grup toplantısındaki ifadelerinin sorulmasına karşılıksa Gül, konuşmayı duymadığını dolayısıyla yorum yapmak istemediğini bildirdi. Gül, kendisinden başka bir adayın çıkma ihtimalinin anımsatılması üzerine, bazen muhalefet partilerinin sayıları yetmese bile aday gösterebildiklerini, bunun onların kendi bileceği iş olduğunu, bir şey söyleyemeyeceğini belirtti. 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in Beşiktaşlı olduğunun hatırlatılması ve bu sene kimin şampiyon olacağının sorulması üzerine de Gül, "Sayın Sezer'in Beşiktaşlı olduğunu biliyordum ama Süleyman Bey'in Beşiktaşlı olduğunu bilmiyordum. Kim iyi oynarsa o. Artık öyle söyleyeceğiz. Bütün milletin Cumhurbaşkanı olmam gerekir eğer seçilirsem."

www.akparti.org.tr/haber.asp?haber_id=17179&kategori=2



ama ne yazik ki CHP aday göstermek gibi bir "durus" bile sergileyememistir !

exclusive
25-04-2007, 08:58
ama ne yazik ki CHP aday göstermek gibi bir "durus" bile sergileyememistir !
Bu eleştiriyi bir kaç yerde birden gördüm ama kesinlikle çok haksız bir eleştiri!

CHP cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılmayarak seçimlere başlanması için gerekli yeter sayıya ulaşılmasını engelleme yoluna gideceğini ve yeter sayıya ulaşılmadan yapılacak olası bir seçimi de Anayasa Mahkemesi'ne intikal ettireceğini önceden ilan etti.

Ayrıca CHP bu seçimin uygunsuz olduğunu söylerken gerekçe olarak da görev süresi bitmiş ve kısa süre sonra yenilenecek bir meclisin 7 yıl görevde kalacak bir cumhurbaşkanı seçmesinin halkın iradesini yansıtmayacağını söylüyordu ve cumhurbaşkanı seçiminin yeni gelecek meclisin tarafından yapılması gerektiğini savunuyordu.

Eğer CHP en başta "bu meclis seçsin, bi sakıncası yok" demiş olsaydı bir aday çıkarıp "bizim adayımız da falanca kişi" diyebilirdi. Sanırım bu defa da siyasetten anlayan kişilerce muhalefet için alternatif yollar üretememekle ve seçilemeyeceği baştan belli bir aday çıkararak seçimleri desteklemiş ve dolayısıyla da akp'nin işini kolaylaştırmış olmakla suçlanırdı...

hiramusta
25-04-2007, 09:27
Kendisine siyaseti hiç yakıştıramadığım ve kendisini hep bir müzik adamı,gönül insanı olarak hatırlamak istediğim değerli insan Zülfi Livaneli beyin gündemle ilgili bir yazısını aktarmak istiyorum;

Birleşen kazanıyor, bölünen kaybediyor

Bir iki ay önce arkadaşlarımla Cumhurbaşkanlığı konusunu tartışırken demiştim ki: “AKP bu konudaki verileri bir bilgisayara yüklese ve kendileri açısından en iyi çözümü sorsa Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı, Tayyip Erdoğan’ın başbakan olması gerektiği cevabını alır. AKP açısından ideal olan durum budur.”

Ve hemen eklemiştim:

“Ama işin içinde insan egosu olduğu için bu çözüme pek ihtimal vermiyorum.”

İtiraf etmeliyim ki; AKP beni yanılttı ve başından beri sergiledikleri dayanışmayı burada da gösterdiler.

İşin bu boyutu çok önemli.

Ve günün en yakıcı sorusu şu: Kendilerine Atatürkçü, laik, solcu, çağdaş vs. diyenler niye bu kadar sevgisiz, kıskanç, birbirine düşman?

Buna karşılık AKP çevreleri niçin birbirine bu kadar sıkı sıkıya bağlı?

İşte Türkiye’yi bir büyük dönüşümün eşiğine getiren ve türbanın köşke çıkması noktasına sürükleyen gelişmelerin sırrı bu soruda gizli!

Meclis’e gidiyorsunuz: CHP’li milletvekillerinin yüzünden düşen bin parça, birbirine selam vermeyen, koridorda gördüğü zaman yolunu değiştiren pek çok kişi var.

Konuştukları zaman kasılmış bir ağız ve gevrek bir ses tonuyla: “katılımcılık, demokrasi” filan gibi birkaç klişeyi dile getiriyorlar ama temel unsurları sevgisizlik, kıskançlık.

Birbirinden nefret!

Diğer “sol” partilere bakın. Başkanlar birer derebeyi gibi “küçük aşiretlerin” başında olmayı, posterlere, otobüslere resimlerini bastırmayı marifet sanıyor. Hayatta kendi gücüyle başaramadığı bir şöhrete sahip olmaktan, partinin sırtına binerek egosunu tatmin etmekten başka bir derdi yok.

Bir de “öteki taraf”a bakın.

AKP’yi kurdukları zaman Bülent Arınç, Abdullah Gül gibi isimler milletvekili.

Gül kendi partisinde genel başkan adayı olup, delegenin yarısının oyunu almış. Siyasi yasağı yok, dil bilir. Arınç da Gül de Erdoğan’ın ağabeyleri. Kaldı ki Erdoğan siyasi yasaklı, seçime bile giremiyor.

Ama sıra genel başkan belirlemeye geldiği zaman Arınç da Gül de “Hayır!” diyorlar “Bu kardeşimiz halkta daha çok ilgi görüyor. Onu genel başkan yapmamız gerekir.”

Siz böyle bir davranışı Deniz Baykal’dan ya da öteki “solcu”lardan bekler misiniz?

Acı acı güldüğünüzü görür gibi oluyorum.

Haklısınız, gülünç bir soru sordum.

Neyse AKP macerasına devam edelim:

Seçimler sonucunda Abdullah Gül başbakan oluyor, sonra koltuğunu Erdoğan’a devrediyor.

Şimdi de Erdoğan, yardımcısını Cumhurbaşkanı yapıyor.

Arınç buna itiraz etmiyor ve AKP içindeki herkes sarılıp birbirini tebrik ediyor.

İşte sır burada.

Dünyanın her yerinde sol dayanışmacı, sağ bireycidir.

Türkiye’de ise durum tam tersi.

Solun bencilliği, düşmanlığı, küçük düşünmesi ve kıskançlığı karşısında, dayanışmacı bir hareket Türkiye’yi ele geçiriyor.

Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihinde yeni ve çok önemli bir sayfa açıldı.

Eğer siyasal İslam bu dayanışmayı sürdürür, laikler de amip gibi bölünmeye devam ederlerse; emin olun bugünleri de arayacağımız noktalara gelmemiz çok yakındır.

hiramusta
25-04-2007, 09:49
ama ne yazik ki CHP aday göstermek gibi bir "durus" bile sergileyememistir !
Bu eleştiriyi bir kaç yerde birden gördüm ama kesinlikle çok haksız bir eleştiri!

CHP cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılmayarak seçimlere başlanması için gerekli yeter sayıya ulaşılmasını engelleme yoluna gideceğini ve yeter sayıya ulaşılmadan yapılacak olası bir seçimi de Anayasa Mahkemesi'ne intikal ettireceğini önceden ilan etti.

Ayrıca CHP bu seçimin uygunsuz olduğunu söylerken gerekçe olarak da görev süresi bitmiş ve kısa süre sonra yenilenecek bir meclisin 7 yıl görevde kalacak bir cumhurbaşkanı seçmesinin halkın iradesini yansıtmayacağını söylüyordu ve cumhurbaşkanı seçiminin yeni gelecek meclisin tarafından yapılması gerektiğini savunuyordu.

Eğer CHP en başta "bu meclis seçsin, bi sakıncası yok" demiş olsaydı bir aday çıkarıp "bizim adayımız da falanca kişi" diyebilirdi. Sanırım bu defa da siyasetten anlayan kişilerce muhalefet için alternatif yollar üretememekle ve seçilemeyeceği baştan belli bir aday çıkararak seçimleri desteklemiş ve dolayısıyla da akp'nin işini kolaylaştırmış olmakla suçlanırdı...

Chp heryerde olduğu gibi burda da yanılmaktadır.Chp nin karakterinde var bu, ucuz kısa vadeli siyasi hesaplar,uzağı görememe,günü kurtarma telaşı...Seçime az bir süre kala seçilecek olan Cumhurbaşkanı'nın halkın iradesini yansıtmayacağını söylüyorlar.Bir...Akp'nin yerinde Chp olsaydı böyle ucuz bir siyasi düşüncenin içerisine girmeyeceği,siyasetin içerisinde azbuçuk mürekkep yalamış herkesin malumudur.İki...99 da Cumhurbaşkanı seçilen,kriz ve gerilim yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayan Sezer'i bu makama getirenlerin 2002 seçimlerinde toplam seçmenin %11,42 nin oyu almış olan yani 2002 seçimlerine göre halkın %88,58 nin karşı olduğu partiler olduğunu unutmayalım.Yani Sezer tam 5 yıldır halkın %88,58 nin karşı olduğu ve şu an mecliste temsil edilmeyen partiler tarafından bu makamda bulunmaktadır.Bundan hiç rahatsızlık duymuyor musunuz?Üç Sezer'in görev süresinin bitmesine 16 gün kala Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısını atayacak olmasına aynı gerekçelerle karşı çıkıyor musunuz?

sargon
25-04-2007, 10:29
Zulfu Livaneli cok guzel bir tespit yapmis dogrusu. Elbette olay daha farkli da ifade edilebilir, yani biraz abartmis ama yine de onemli ve anlamli tespitler.

Dünyanın her yerinde sol dayanışmacı, sağ bireycidir.

Türkiye’de ise durum tam tersi.

Solun bencilliği, düşmanlığı, küçük düşünmesi ve kıskançlığı karşısında, dayanışmacı bir hareket Türkiye’yi ele geçiriyor.(Livaneli)

Solculuk dunyada idealizmdir. Esitlik, ozgurluk, adalet ilkeleriyle yola cikan Fransiz devrimcilerinin yolunu takip edenlerdir ve mucadele etmenin ne oldugunu bilirler. Turkiye'de sosyal demokrasi ise tabandan gelismis bir hareket degil, tepeden kurulmustur. Ulusal kurtulus hareketinin sadece adi degistirilip sosyal demokrat yapilmistir. Elbette sosyal demokrat denince sosyal demokrat olmamistir. Yarisi kemalist yarisi ittihatci, sonradan dunyadaki sol anlayislardan etkilenmelerle de az sayida sosyal demokrattan olusan yamali bir bohcadir CHP. Eski kemalist ve ittihatcilarin idealistlikleri ise iktidar yillarinda tamamen curuyup kaybolmustur. CHP'de mucadele etme istegi falan kalmamistir. Sesi en gur cikanlar da darbe cagricilari, sirtini askere yaslamaya calisan tembellerdir. Sol kesimde inanarak, idealistce mucadele edenler sadece sosyalistler olmustur. Sosyalistlerin gucu once 12 Mart sonra da 12 Eylul'de darbelerle iyice kirilmis oldugundan pek sesleri cikmaz. Olanlar da CHP'den uzak durur cunku CHP'nin ilericilik adina temsil ettigi laiklik disinda hemen hic bir deger kalmamistir. Onu da zaten o kadar gerici bir sekilde savunur ki sosyalistlerin destegini alamaz.

Sagcilar ise dunyada basit cikarlar, geleneksel politikalar ve tutuculugu temsil eder. Ittihatci akimin diger kolu uzun yillar merkez sag partilerin icinde yer tuttu. Bunlar da curumuslerdi ama iktidardan uzun sure uzaklastirildiklari icin, tepkiyi sol ittihatcilar ve kemalistler ustlendi. Islamci hareket ise gercek bir taban hareketi olarak ortaya cikti. Adim adim gelisti. 12 Eylul oncesinde sinirli bir guce ulasmisti. 12 Eylul sonrasinda darbecilerin destegiyle daha da guclendiler ve nihayet iktidari kucakladilar. *AKP kadrosu, Fazilet de oyledir, inanarak mucadele eden kadrolara sahiptir. Bu hareket icindeki Fazilet/AKP bolunmesi gorunurde 28 Subat sayesinde olmussa da bence daha derin ayriliklardan kaynaklidir. Saflasma bellidir. Fazilet seriata yakinken, AKP cumhuriyete yakindir. Bu farkliligin bir takiyye oldugunu dusunmuyorum. Turkiye'de su anda en diri politik hareket budur. Bence AKP de uzun vadede CHP ve diger merkez sag partiler gibi curume egilimi tasimaktadir. Bir sure daha iktidarda kalip o da baslangictaki dinamizmini ve canliligini yitirecektir. Mahalle mahalle gezip orgutlenme calismasi yapan insanlarini kaybedecektir. Ama sanirim daha bir 5-10 yil AKP'li bir hayat var onumuzde.

Abdullah Gul'un Cumhurbaskanligi da hayirli olsun. Gordugum kadariyla Tayyip'ten daha cok Cumhurbaskanligina yakisan birisi.

25-04-2007, 10:35
Olası isimler arasında sanırım en uygunu Abdullah Gül idi. Özellikle Bülent Arınç'ın aday gösterilmemesine sevindim. Tayyip'in de öyle.

Gül'ün uzlaşmacı kişiliği ile siyaset sahnesinde yükselen gerilimi düşüreceğini, hem laikliğe bağlı kalacağını aynı zamanda olası askeri darbeye karşı en iyi isim olduğunu düşünüyorum.

Tayyip'in güdümünde kalacağını sanmıyorum.

Sezer'den daha iyi bir yönetim sergileyeceğine inanıyorum. Bakalım, göreceğiz.

degisim
25-04-2007, 10:35
Aslında en basından beri sure gelen ılımlı ıslam modelı altında uygulanmaya calısılan seyın gercekte ılerıye yonelık adımlar oldugunu hep beraber bılıyoruzdur sanırım,yukarda livanelinin yazısınında ne kadar haklı oldugu acık,olay tamamen basıt bır sekılde herkesı herseyı yavas yavas sındırerek ve toplumu alıstırarak cereyan ettırılıyor ve bırlık *beraberlık goruntusuyle daha buyuk degısımlere gebe bırakılıyoruz.Artık herkesınde gormesı gereken budur ancak toplumun ekonomık sorunları nedenıyle bu olayların farkına varabılmesının pekde mumkun olmadıgı gorusundeyım.
* *CHP ne kadar elıstırılrse elestırılsın buralardan bır ders cıkarma yerıne hala aynı edayla sankı demokrası ozurlu bır partıymıs gıbı durmakta ve *baykal gıdene kadar da boyle kalacak gıbı gozukmektedır.Ancak ben gelecek secımlerde yınede CHP ye oy atacagım.Getırılmek ıstenen rejımın karsısında durabılmek ıcın bana dusen gorev budur.

Sevgılı hiramusta bildigim kadarıyla cumhurbaskanlıgı secımı yaklasık bır yıldır gundemden dusmuyor oyle yada boyle bır sekılde gundeme getırıldi, CHP nın soylemlerıde bir yıldır var yanı son dakıka golu degıldır bu, evet sıyaset yapmayı beceremedıgı ıcın sesını duyuramıyor CHP yanı ısbırlıkcı medyası yok o yuzden de hep kendı ıcınde demokrası ozurlu gosterılıyor.

sodomo--
25-04-2007, 12:49
Yahu mesele sol sağ meselesi değil, C.Başkanlığı makamının itibarı meslesi. Uzaktan kumandalı bir C.Bşkanı seçilmiş ve artık noterlik olmuş C.Başkanlığının görevi. Siz ne zaman gördünüz Başbakan'ın yönettiği C.Başkanlığı? *Tayyp Erdoğan kendi kafasından bir aday seçti ve şimdi de AKP'lilere onu tastik etme görevi düştü. AKP de Erdoğan'ın noteri, A.Gül'de Erdoğan'ın noteri olacak C.Başkanı olarak. Böyle bir C.Başkanlığı seçimi olur mu?

sodomo--
25-04-2007, 12:52
Olası isimler arasında sanırım en uygunu Abdullah Gül idi. Özellikle Bülent Arınç'ın aday gösterilmemesine sevindim. Tayyip'in de öyle. (Cem)

Erkan Mumcu dedi ki: Kim sorusu Nasıl sorusuna galip gelmiştir.

Yani burada kimin olduğu değil nasıl C.Başkanı seçildiği önemli. C.Başkanı'nı tek başına Tayyip erdoğan seçmiştir. Problem burada. Ve dahası A.Gül, T.Erdoğan'ın yol arakadaşıdır. Yani Tayyip Erdoğan ne derse o olacak. A.Gül'ün bağımsız bir iradesi olabilir mi? Pasif bir kişiliktir o...

InVitatio
25-04-2007, 13:07
sodomo seni anlamiyorum,
cumhurbaskani secimi nasil olacagi kanunlar'la belirlenmistir !
belki unutmus gibi yapiyorsun ama bu kanunlari bugünkü hükümet cikarmamistir !
yani ne kadar yirtinirsan yirtin, senin "bunlar atamislardir" o yüzden kendi kisiliklari yok mantigin
devlet icin hizmet eden tüm atanmaslara bir hakaret olarak sayiyorum....

sodomo,
sezeri, demirel'i secenler nasil secti ise abdullah gül'de öyle secilcek, demirel ciller'in
özel kalem müdürü mü oldu cumhurbaskani secildikten sonra ?
sezer , ecevit beni önerdi diye , körü körüne ecevite karsi sadakatli bir cumhurbaskani mi oldu ?

arkadaslar,
simdi Abdullah Gül'ü dogru aday bulmayan arkadaslarin,
neden dogru aday olmadigini aciklayan daha mantikli bir aciklamasi olmasi lazim.
yoksa esi söyle böyle giyiniyormus diye karsi cikmak cidden sorunu
basitlestirmektir. Abdullah Gül ne kadar "amerikancidir" , kendisi bakanliklari sirasinda
ne kadar iyi veya kötü türkiye'yi temsil etmistir buna göre icerikli bir elestiri mekanizmasi
gelistirmek daha dogrusu degilmi ?
ama yapilan ne ? esi söyle giyiniyormus, yok yakinda kösk'de cig köfte partisi verilcekmis, bunlar
simdi edilcek elestiri mi ?

chp'ye gelince,
sanki chp türk solu icin bir umutmus gibi , veya sanki bugüne kadar sol icin bir umut olmus gibi
bu konuda'da beceriksizligini göstermistir. neymis ? meclise girmeyeceklermis, secilmemesi icin
ellerinden geleni yapacaklarmis.....zaten suc yapici bir *tepki bekleyende.
efendim bu meclisin cumhurbaskani sececegi ne zaman'dan beri biliniyor ? chp toplum icinde veya kendi etrafinda toplumun büyük bir kesimi tarafindan kabul gören birini neden bulup, hem tüm
türkiye'ye hemde akp'ye önermedi ? yani evet kendilerin kendi oylari ile bir cumhurbaskani secme gibi gücleri yok, ama topluma bir alternatif bile sunamama'nin ezikligini , meclisi boykot etmek ile
parlamenter demokrasi'den ne anladigini da böylece göstermis oldu.
evet zulfü livaneli olabilirdi , aklima gelen yasar nuri öztürk olabilirdi, murat karayalcin, fehmi günes bile olabilirdi ama yoooooooook olurmu bunlar hepsi "hizipci" hepsinin tek özelligi millette degil deniz baykala olan muhalif tutumlari......
iste chp budur, bir saygin durus bile göstermemistir, isi kacmakta bulmustur !



artik birakin bu ici bos sig tepkileri vermeyi ve dogru dürüst bir meclis secilmesi icin
caba gösterin !

degisim
25-04-2007, 13:28
Chp nın verecegı bır adayda dogru olmazdı dıye dusunuyorum cunku meclısteki kendı katılımlarıda dusuk yanı tam anlamıyla halkı temsıl etmıyorlar simdi ne kadar dogru olurdu bu ?'' AKP icin sen, aday gosterme bız sana gosterelım gel orda uzlasalım,, boyle bır onerı olabılırmı.İste senın dedıgın noktaya gelıyor, o zaman cumhurbaskanlıgı secımınde demırel nasıl davrandı, ozal nasıl davrandı cunta nasıl davrandı o zaman herkes kafasına gore davranırsa ki durum su anda boyle geldıgımız noktada AKP boyle davranmak ıstıyor.

Gelelim neden gul olmasın davasına burada net ve acık;

'Gül, yanlış bir seçim'
Gül'ün adaylığını "Çok yanlış bir seçim" olarak niteleyen Saylan şöyle konuştu: "Bu seçimi cumhuriyete, laik düzene meydan okuma olarak algılıyorum. Üçte bir oyla, üçte iki çoğunluğa erişmiş AKP'de üç kişi rol oynadı: Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül ve Bülent Arınç. Bu üç insanın da eşleri cumhuriyetin genel görünümüne, laik düzene uymuyor. Bu üçlü AKP'ye ve Türkiye'ye hükmetti. Türkiye Cumhuriyeti'nin tümünü kucaklayan bir aday seçilmeliydi.
[u]Gül'ün türbanlı eşi, Türkiye Cumhuriyeti devletini AİHM'ye şikâyet etti. Bizim cumhurbaşkanımız asla bu lekeden kurtulamayacak. AİHM'ye başvurup sonra da makam elde ettiği zaman vazgeçen bir çift var karşımızda. Türkiye'nin bunu kaldıracağına inanmıyorum. Bu tercihin Türkiye'nin geleceğinde çok büyük gerilemelere, kargaşaya ve gerginliğe yol açacağını düşünüyorum."
Saylan, "Laik cumhuriyete meydan okumaya karşı biz de meydanlardayız. Türkiye yeniden laik, demokratik, hukuk devleti haline gelecek bir yönetime kavuşana kadar meydanlardayız. Bu önemli günde kimsenin mazereti geçerli olamaz" diye konuştu.

http://www.milliyet.com.tr/2007/04/25/guncel/axgun02.html

aslında yenı bı baslık acmak lazım burada caglayan mıtıngıyle ılgılı

InVitatio
25-04-2007, 20:38
sevgili degisim,
evet secim yasasini elestirecegimiz yere, bu secim yasasi ile yasal yollardan secilenleri
sucluluk ile itham etmek cidden mantik disi bir aciklama, ben ille de Abdullah Gül
Cumhurbaskani olsun demiyorum ! ama neden olmasin diyebilmem icin daha doyurucu
gerekcler olmasi gerektigini düsünüyorum.
Yoksa esinin giyim kusam'da kisisel tercih haklari gibi isi bos bir sebeb ile ne cumhurbaskani
olunur nede olmaktan vazgecilir.
Eger ülkenin tüm yönetimi "tek parti" endeksli oluyor ve bu demokrasi icin güzel bir netice
degildir deniliyorsa, o zaman oturup cidden düsünmek lazim, AKEPE cidden demokrasiyi kendi
icinde benimsemismi ? Bu hükümet icinde olan Abdullah Gül hem kisisel hemde Parti icindeki
islevi ile Türkiye'ye yararli isler yapmismidir veya yapmamis midir ?
Abdullah Gül Cumhurbaskani olduktan sonra "parti defterini" birakabilecekmidir?
Abdullah Gül Cumhuriyetin temel ilkeleri ile barisikmidir ?
yani Abdullah Gül'e "hayir" diyenlerin bu sorular üzerine cevaplar yorumlar yaparak hareket
etmeleri lazimdir diye düsünüyorum.
Bakin diger iki Muhafazkar Parti bugün itibari ile "biraz soguk" bakiyor ve görünen o ki Türkiye'yi
secime götürmek istiyorlar....
ama Halkin büyük bir kesminin destegini arkasinda bilen AKEPE bu secimden daha güclü cikmaz mi ?
AKEPE'ye karsi bölük börcük bir muhalifet cephesi yok mu ?
Halk bu kez de AKEPE'yi magdurlar sifati ile daha cok sahiplenmez mi ?

evet CHP sandigi tekrar halkin önüne koyamaya niyetli ....bundan önceki iki cumhurbaskaninda aranmayan 367 sayisi bu kez olmazsa olmaz olarak degerlendirip, yeni bir secim sonuclardan dogan meclis ile yeni cumhurbaskani secmeyi niyetli.....ama benim burada sorum "neyine güvenerek ?" CHP halk icinde ne kadar sayginligi ve sahiplenme duygusu varki böyle bir caba
icine düsmekte. Abdullah Gül hep atanma ile biryerlere gelmis diyenler, Deniz Baykal'in umut vermekten aciz durumunu görmek istememekte.

eger birgün olurda solda birlik ütopyasi gercek olursa hic kusku yok Miliyetci Muhafzakar Cepheler
kurulmasina vesile olacak ve halkin büyük cogunlugun ortak degerli ile barisik olan Milliyetci Muhafazakarlar tekrar secim kazancak, bundan benim hic kuskum yok.

Neden bu iki partinin (AKEPE / CEHEPE) ortak bir aday'da anlasamadigi da cidden beni düsündüryor,
yokmu türk diplomasi'si icerisinde akli basinda bir adam ?!
Neden uzlasmamak icin elimizden gelen herseyi yapiyorsuz da uzlasmak icin bir adim atamiyoruz ?
Almanya'da cumhurbaskanlari genelde bir uzlasma siyaseti sonrasi önerilip secilir, ve kimse de bu kadar tantana koparmaz.....

ben sahsen türkiye gibi ülkelerde sorunlarin sadece ve tek "sosyalist" adalet anlayisi ile cözülebilecegine düsünüyorum....ama türkiyede bu adalet anlayisini destekleyecek ciddiye alincak
bir parti de gözükmüyor.
Benim icimden gecen yasal TKP/ÖDP/EMEP/IP/SHP karisimi bir olusum ki bu da cidden bir ütopya'dan baska degil galiba :)

ee bakalim daha neler olacak
saygilarim ile

leonM

ulyanov
25-04-2007, 20:45
Sezer...
Yedi yıl geçti.
Sormanın zamanıdır...

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in çocuklarının ismini bilen var
mı?

Efendim? Duyamadım...

Mesela, ' Sezer'in kızı Ebru' diye başlayan bir cümle kursam,
kaçınız
itiraz edebilir, Ebru değil de, Betül diye?
Veya ' oğlu Tarık' desem...
Var mı doğrusunu bilen?

Çalışıyorlar mutlaka...
Ne iş yapıyorlar?
Babaları cumhurbaşkanı yahu...
VIP'e girerken gören?

Genişletelim soruyu...
Hayali ihracat yapan yeğeni var mı?
Devlet kredisiyle banka alan kuzeni?
Kayınço?
'Sen benim kim olduğumu biliyor musun' diye fors yapan müteahhit
kanka?
Var mı?

Peki, aile fotoğrafı?
Bıraktık işadamlarını...
Gelin? Damat?
Nerede bu insanların magazin dergilerindeki şatafatlı pozları,
televizyondaki görüntüleri, gazetelerdeki röportajları?

Elalemin yatında gören?
Verdimse, ben verdim... Duyan?
Telefon açsa neyse... Kimseye mektup yazdı mı, 'hamili kart
yakinimdir'
diye?

Uzatmayayım...
Bizden biriydi.
Yedi yıl geçti... Hâlâ bizden biri.
Sadece bu mütevazı tablo bile, Sezer'in ne kadar başarılı bir
Cumhurbaşkanı
olduğunun kanıtıdır.

'İdeolojik' olarak karşı çıkanları, anlarım... 'Siyaseten'
eleştirenlerin
haklı olduğu taraflar vardır, normal.
Ama...
Kırmızı ışıkta durduğu için, yalaka gazetecileri limuzinine bindirmediği için, Köşk'ün mutfağından ithal peyniri çıkardığı için, israf sevmediği için, akrabalarını zengin etmediği için, ayıp denilen kavramın
farkında olduğu için, Beyaz Saray'a gidip akıl sormadığı için'vizyonsuz' deniyorsa...Hâlâ bu kadar saldırılıyorsa...
Memleketteki utanmazların, ne kadar cesur, arsız ve cüretkâr
olduğunun da kanıtıdır.

InVitatio
25-04-2007, 22:14
vladimir iljic
yazdiklarina katilmamak elde degil ! cidden güzel , hakli ve düsündürücü satirlar !
iste benimde kendi kendime sordugum CHP neden böyle birini bulup
Cumhurbaskani Adayi bu olamazmi diye sunmamistir millete ?

AYATA
25-04-2007, 22:16
Kim ne derse desin...Çankaya düşmüştür....zafer şimdilik onların

26-04-2007, 01:07
Hakkında "sahtecilik" suçlamasından fezleke düzenlenen ilk cumhurbaşkanı adayı olma özelliğini taşıyan Abdullah Gül 'ün, REFAHYOL döneminde yaptığı şahsi harcamaları Türkiye Kalkınma Bankası'nı ödettiği ortaya çıktı. Gül, kamuoyunda kayıp trilyon olarak bilinen ve Necmettin Erbakan 'ın mahkûm olduğu davadan dokunulmazlığı nedeniyle kurtulmuştu. Gül, Kalkınma Bankası'ndan sorumlu Devlet Bakanı olduğu dönemde de tazminat ödemeye mahkum olmuş ve kamu zararı icra yoluyla Gül'den tahsil edilmişti. Eşi Hayrünnisa Gül ise türbanı nedeniyle Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) dava açmış, ancak benzer bir davanın Türkiye lehine bittiği bilgisinin önceden alınması üzerine dilekçesini geri çekmişti.

Kayıp trilyon sanığı
Abdullah Gül hakkındaki ilk suçlama, kamuoyunda kayıp trilyon davası olarak bilinen davada geçti. Kapatılan RP'ye 1997 yılında yapılan 1 milyon YTL'lik Hazine yardımının, sahte belgelerle harcanmış gibi gösterildiği iddiasıyla açılan "kayıp trilyon" davasında, dönemin Genel Başkanı Necmettin Erbakan ile birlikte sanıklar arasında Gül de yer aldı. AKP'den milletvekili olmasıyla birlikte Gül dokunulmazlık kazanmış oldu. Bu nedenle Abdullah Gül hakkında ceza yargılaması yapılamadı. Ancak aynı dosya kapsamında yargılanan Necmettin Erbakan özel evrakta sahtecilik suçundan 2 yıl 4 ay 10 gün hapis cezası aldı ve siyasi yasaklı hale geldi. Bu nedenle Gül'ün Köşk'e çıkmasıyla dokunulmazlığının kalkıp kalkmayacağı da tartışılan konular arasında bulunuyor. Kimi hukukçular, milletvekili dokunulmazlığının cumhurbaşkanı için geçerli olmadığını ve Köşk'e çıkan kişi hakkında fezleke olması durumunda yargılanabileceği tezini savunuyor. Abdullah Gül'ün kayıp trilyon davası nedeniyle TBMM'de fezlekesi bulunuyor. Gül'ün cumhurbaşkanı olması durumunda kayıp trilyon davasından yargılanıp yargılanmayacağı gelecek günlerde netleşecek.

Tazminata mahkûm oldu
Abdullah Gül, REFAHYOL hükümeti döneminde devlet bakanı olarak görev yaptığı dönemde özel harcamalarını kendisine bağlı Türkiye Kalkınma Bankası'na yaptırdığı gerekçesiyle hakkında açılan tazminat davasında mahkûm oldu. Gül hakkındaki karar, yaptığı haracamaların "kişisel ilişkileriyle ilgili olduğu ve görevi gereği olmadığı" gerekçesine dayandırıldı. 1996 yılının parasıyla 1 milyar 652 milyon liranın faiziyle Gül'den alınmasına hükmedildi. Zarar Gül'den yasal faiziyle birlikte icra yoluyla alınabildi.

Fethullahçılar protokole
Dışişleri Bakanlığı koltuğuna oturmasının hemen ardından yurtdışı temsilciliklerine gönderdiği kripto ile Milli Görüş ve Fethullah Gülen cemaati temsilcilerinin devlet protokolüne sokulması isteğini iletti. Kriptoda ayrıca büyükelçilerin cemaat temsilcileri ile temas kurması talimatı da verilmişti.

Eşi Türkiye'den davacı
Abdullah Gül'le 1980 yılında 16 yaşında evlilik yapan Hayrünnisa Öztürk , 1998'de Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Arap Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü kazanmıştı. Hayrünnisa Gül, kayıt yaptırmaya, kapatılan Fazilet Partisi milletvekili olan eşi Abdullah Gül, avukatı ve noterle birlikte gitmişti. Ancak Gül'ün türbanlı fotoğrafı nedeniyle kaydı yapılmamıştı. Karara karşı Türkiye'deki yargı yollarından sonuç alamayınca 2002'de AİHM'ye gitmişti.
--------------------------

Bu alıntılardan birşeyler açığa çıkıyor mu? Gül eşinin türbanla ilgili olarak AİHM'ye başvurusu için de "bu bireysel tercihtir. Kimse bireysel tercihleri için suçlanmamalı" benzeri cevap veriyor. OH NE ALA! Bir Cumhurbaşkanı adayı nasıl böyle bir şey söyler? Ben de camide şarap içmek istiyorum. Bu benim kişisel tercihim. Kimse beni suçlamasın! Bu da aynı mantıktır'

InVitatio
26-04-2007, 01:29
sevigli Buralp
sende tüm yetiskin insanlar gibi sorumlulugunu kaldirabilecegin isleri yaparsan, herseyi yapabilirsin...
türk kanunlarinin verdigi bir hakk'i kullanmak suc mu ?
bu mantik beni alman fasistlerini hatirlatti
onlarda türklerin yasal olarak var olan haklarini kullaniyorlar * diye bir elestiri mekanizmasi gelistiriyor....

sodomo--
26-04-2007, 01:38
InVitatio, hemen hemen her yazında saçmalıyorsun.

InVitatio
26-04-2007, 01:40
sevgili sodomo
senin bana "sacmaliyorsun" demen bile ne kadar hakli oldugumu gösteriyor benim icin :-)

26-04-2007, 03:56
Yani sorumluluk gerektiren işleri yapmak, naylon fatura ile paraları iç etmek mi? Kalsın ben öyle şeyler yapmam.

Sen Sezer'i örnek al. Oğlunu evlendiriyor, kimsenin ruhu duymuyor. Köşkün elektrik parasını cebinden ödüyor. RTE evlendiriyor, Mozambik'in en ücra köşesinde duyuluyor.1001 gece masalı haltetmiş düğün yapılıyor. Otobüs şöföründe bu para nereden çıktı?

Gül,karısını üniversiteye kaydetmeye noterle geliyor. Niyet açık. DEvleti AİHM'ye verecek. Sonra kaybedeceğini anlayınca dilekçeyi geri çekiyor. Bunlar aslanlarla çakalların yemek yeme tarzıdır.

Tarikatların kıdem tarzı ile devlet işletmeye kalkarsan böyle olur. Cumhurbaşkanı, başbakan müşavirinin altında olabilir.

hiramusta
26-04-2007, 10:06
Köşkün elektirik faturasını cebinden mi ödüyor?Güldürme adamı Burlap...Ortalama 50000 ytl lik elektrik faturalarını hangi maaşıyla ödeyecek?Onun devlete verdiği zararı acaba kaç kişi vermiştir.Hatırlayın kendisinin yılda en fazla 3-4 sefer kullandığı Gap uçağının Abdullah Gül tarafından zaman zaman tahsis edilmesi istenmiş Fakat Sezer hiçbir gerekçe belirtmeden bu istekeleri reddetmiştir.Dışişleri Bakanlığı da bu sefer özel uçak kiralama yoluna gitmiş ve Devlet yüzbinlerce dolar zarara uğramıştır.Aynı gerekçesiz gerekçeyle uçak tahsisinin reddedileceğini düşünen Başbakanlıkta sık sık arızalanan ATa uçağının yerine yeni bir uçak satın almıştır.Zarar milyonlarca dolar.Kısacası Sezer'in tutumluluğu halkın gözünü boyamak gayesinden başka birşey değildir.Çıkardığı krizlerle Devleti milyarlaca dolar zarara uğramasına sebep olanlardan birisidir,Sezer.Yılda köşkün dışına çıktığı birkaç günde trafik ışıklarında durması (malum yapacak birişi yok,vakti de bol),yılda birkaç sefer eşiyle birlikte marketten alışveriş etmesi (görende bunlar hepaç geziyor zannedecek) de bu göz boyama maksatlarından başka birşey değildir.

mhmd
26-04-2007, 10:27
Sn. Cumhurbaşkanının icraatları;

- Göreve başladığı 16 MAYIS 2000 Tarihinden 23 MART 2007 Tarihine kadar Cumhurbaşkanlığına sunulan 1039 yasanın 970'ini onayladı. Bu yasalardan 66'sı iade edilirken, 3'ü üzerindeki işlemler halen devam ediyor.

-Cumhurbaşkanlığı internet sitesinin ''ÖRGÜTSEL BİLGİLER'' bölümünde yer alan bilgilere göre; Cumhurbaşkanlığına intikal eden 32 Kanun hükmünde Kararnamenin 25'ini onayladı, 7'sini iyade etti.

-Cumhurbaşkanlığına intikal eden 6 Bakanlar Kurulu Kararı ile 77 adet Ortak Kararname ise geri alındı.

-Sezer, aynı dönemde gelen 302 atama, görevden alma ve seçim işleminden 281'ini onayladı.

- Sezer görev süresince, 116 af kararından 107'sini imzalarken, 8 af kararını ise iade etti.

- Kurumsal işlemler ya da çeşitli kamu hizmetlerine ilişkin 108.760, Kişisel isteklerle ilgili 100.211, Bilgi edinme yasası ile ilgili de 2076 olmak üzere toplam 211.047 adet başvuru yapıldı.

Bu veriler ışığında; Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet SEZER'in görev süresi boyunca zamanının büyük bir kısmını Meclisten gelen yasaları onaylamak veya veto etmekle meşgul olduğunu gösteriyor.

Bu faaliyetlerin yanı sıra Çankaya Köşkündeki verilen tartışmalı resepsiyonlar, affettiği terör suçlularının, dağda çatışırken yakalanması ya da ölü ele geçirilmeleri, hükümet ve üyelerine daima soğuk davranışları, köşkten dışarıya pek çıkmaması, dış temsilde yetersiz kaldığı, tüm halkı kucaklayamadığı gibi konularda da eleştirilmiştir.

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın

degisim
26-04-2007, 10:40
Cumhurbaskanı'nı ancak boyle elestırebılırsınız zaten,lutfen guldurmeyın ınsanları,Cumhurbaskanı Sezer'in koltukta oturdugu sure ıcınde,halkın gozunde askerın bıle onune gecmıstır guven konusunu sız bu yonuyle bakmaya calısın bırazda..Zaten sizide rahatsız eden bu degilmi ? LAİK ilkelere baglı bir Cumhurbaşkanı...

mhmd
26-04-2007, 11:18
Sn. değişim,

"halkın gozunde askerın bıle onune gecmıstır guven konusunu" demişsiniz.

Halk olarak neyi kast ettiğiniz muğlak.
Bir kanalda, şahsına has tavrı ile, kanal sahibi de bağırıyordu bir tarihte;
-Bu millet, içinden bir ordu daha çıkaracak güce sahiptir. diye

Ordumuz görevinin başında ve varken bu söz oldukça manidardır.
Çıkarlar sıkışınca, Yüce Türk Ordusunu bile karşısına alabilecek cesarete hayret etmemek elde değil.

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın

degisim
26-04-2007, 12:16
Soylemeye calıstıgım nokta sudur ki sısızınde bıldıgınızden emınım,Laik Cumhurıyetin temel ılkelerını en iyi sekılde, kısılere ve kuruluslara baglı kalmadan yani onlara asla taviz vermeden savunan ve arkasında durabılen bir kısı olarak halkın gozunde guven konusunda on plandadır.Elbette TSK uzerınde herhengı bır kurum veya kurulus veya bir kisi asla olamazki,Laik Cumhurıyetı daha iyi savunsun.Buna hıcbır suphemız asla yoktur.Ancak unutmayalım ki T.C bir hukuk devletidir ve oylede kalmalıdır.Eger bunu unutursak her zamanki gibi bizi karanlık gunler beklemektedir.

SAYGILAR.

26-04-2007, 12:59
cumhurbaşkanlığı makamı bu ülke idaresinin en üst makamıdır.bağımsız olmalı,saygı görmelidir.erdoğan ın önerisiyle aday olan gül bu makamda nasıl bir cumhurbaşkanlığı sergileyecektir.erdoğan kendisi için arzu etti,ama tepkileri göğüsleyecek cesareti olmadığı için yerine gül ü önerdi.kaleye ben geçemedim sen geç ben şut atarken sen kaleyi boşalt dedi kısacası.gül ün gözeteceği menfaat bu durumda erdoğan ın başkanlığındaki kendi siyasi partisinin menfaati *mi yoksa ülke menfaati mi olacaktır.

kendi insiyatifini kullanması gereken cumhurbaşkanlığı koltuğu,gül ün elinde erdoğanın güdümünde olacaktır.güdümlü cumhurbaşkanlığı koltuğunu kabul ederek cumhurbaşkanlığı makamına çıkmayı istemek zaten başından ahlaki değildir,cumhurbaşkanlığına yakışmaz.en baştan göğsünü gere gere ben de adayım diyebilseydi üstelik erdoğan a rağmen durum çok daha farklı görünecekti.kaldı ki her ikisinin de uygunluğu ayrı tartışma konusu. cumhurbaşkanı olmayı diğerinin teklifiyle,diğeri için kabul eden daha sonra ne yapar.yada kendi gözü alacağı tepkiden korktuğu için vazgeçmiş görünen ama hala başkasının eliyle kendi iradesini ortaya koymayı deneyen için ne denir.

mhmd
26-04-2007, 13:42
1. İnsanların kalbini okumayı iyi biliyoruz!!!
2. İnsanların gelecekte nasıl davranacağını iyi biliyoruz!!!
3. İnsanları iyi biliyoruz!!!...

Konu; Cumhurbaşkanlığı aday seçimi.
Aday Olmak isteyenlerin özellikleri;
1- Türk vatandaşı olmak
2- 40 yaşını doldurmuş olmak
3- Yüksek öğrenim şartı:
1924 Teşkilât-ı Esasiye Kanunu böyle bir öğrenim şartı aramıyordu. Bu şart ilk kez 1961 Anayasası tarafından konuldu.

YÜKSEKOKUL ŞARTI CELAL BAYAR YÜZÜNDEN KONULDU
Bu şartın konulmasındaki asıl neden, 1950-60 döneminde Cumhurbaşkanlığı yapan ve yüksek öğrenim görmemiş olan Celal Bayar’a duyulan tepkidir. Temsilciler Meclisi görüşmelerinde, yüksek öğretim şartının konulması yolunda önergeyi veren Ahmet Karamüftüoğlu, “Devletin reisi nasıl olur da tahsilsiz olabilir? Bunun acısını az mı çektik? Türk devletini temsil edecek adamda tahsil ve kültür seviyesinin aranması en masum ve haklı bir tekliftir” diyerek önergesini savunmuştu.

4- Milletvekili olmak veya milletvekili seçilme yeterliliğine sahip olmak:
Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi olmayan ama milletvekili seçilme yeterliliğine sahip birinin Cumhurbaşkanlığına aday gösterilebilmesi, “Meclis üye tamsayısının en az beşte birinin yazılı önerisiyle mümkündür”.

ADAY OLMAK SEÇİME KATILABİLMEK İÇİN YETERLİ Mİ?
Cumhurbaşkanlığına aday olduğunu açıklayan gazeteci Metin Uca’nın Anayasa’daki şart gereği Meclis üye tamsayısının en az beşte birinin yazılı önerisiyle mümkün. Uca yaptığı açıklamada bunu ifade ederek, 110 milletvekili konusunda umutlu olduğunu söyledi. Uca, ‘Meclis’te liberal milletvekillerinden olumlu tepkiler aldığını’ dile getirerek, “110 milletvekili konusunda umutluyum. İktidar partisi dahil, görüştüğüm kişiler var” demişti.

5- Daha önce cumhurbaşkanlığı yapmamış olmak:
Anayasanın 101. maddesine göre, “bir kimse, iki defa Cumhurbaşkanı seçilemez”. Türk siyasetinde Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde kimin cumuhurbaşkanı olacağı konusunda sorun yaşandığında, bu kuralın değiştirilmesi gündeme geliyor. Ancak bu girişimler şimdiye kadar başarısızlıkla sonuçlandı.

DEMİREL İÇİN 5+5 FORMÜLÜ DENENDİ
Son olarak Süleyman Demirel’in cumhurbaşkanlığının sonuna gelindiğinde Başbakan Ecevit, Demirel’in görev süresinin ‘istikrar’ için bir dönem daha uzatılması gerektiğini söyleyerek, anayasada ‘iki kelimelik’ değişiklik yapılmasının yeterli olacağını savunmuştu. DYP lideri Çiller; Ecevit, Bahçeli, Yılmaz ve Kutan’la görüşerek beşer yıllığına aynı kişinin iki kez cumhurbaşkanı seçilebilmesine olanak tanıyan bir öneri götürmüştü. Ancak 5+5 formülü yaşama geçirilemedi. 5 Nisan 2000’de yapılan tarihi oturumda Demirel’in kaderini belirleyen 101. maddde reddedildi. Görev süresi uzatılmazsa ekonominin olumsuz etkileneceğine ilişkin görüşler ileri sürülmüş olsa da Demirel’in görev süresinin uzatılmaması piyasalarda olumlu algılandı. Borsa 1053 puan artışla 17 bin puan sınırına dayanmıştı.
Kaynak ( http://www.ntvmsnbc.com/news/404712.asp#storyContinues )

Kim aday sunar; Kişinin kendisi adaylığını sunabileceği gibi, aday adına başka kişiler de adaylığı sunabilir.

Dönelim konumuza;
Tek parti iktidarlı bir parlamento aritmetiği içinde bizler ne bekliyoruz.
R. Tayyip ERDOĞAN ın her hareketini denetleyebilecek, kendi görüşlerine uymayan, karşı görüşlerde birini mi aday belirlemesini bekliyoruz?
Biz hiç bir şey bilmiyoruz.

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın

26-04-2007, 14:00
Konu; *Cumhurbaşkanlığı *aday *seçimi.
Aday *Olmak *isteyenlerin *özellikleri;
1- *Türk *vatandaşı *olmak
2- *40 *yaşını *doldurmuş *olmak
3- *Yüksek *öğrenim *şartı: *
1924 *Teşkilât-ı *Esasiye *Kanunu *böyle *bir *öğrenim *şartı *aramıyordu. *Bu *şart *ilk *kez *1961 *Anayasası *tarafından *konuldu. * mhmmd *
*
Türkiye de bu şartları taşıyan pek çok insan var.sadece bu şartlar mı yeterli cumhurbaşkanlığı için konu bu kadar yüzeyselmi düşünülüyor yazık....Türkiyeyi bu hale getiren önerildiği makam için, her daim hazır olan,elbette yaparım neyim eksik zihniyeti değilmidir...ben herhalde oldukça yetersizim tüm bu özelliklere sahip olmama rağmen bana teklif edilse düşünmeden hayır derdim... :)

26-04-2007, 14:06
1. *İnsanların *kalbini *okumayı *iyi *biliyoruz!!!
2. *İnsanların *gelecekte *nasıl *davranacağını *iyi *biliyoruz!!!
3. *İnsanları *iyi *biliyoruz!!!... *mhmmd

hatalarınızı cehaletinize bağışlıyorum sizin dediğiniz gibi

sevgiler

idrisi
26-04-2007, 14:12
Düşünün; bir parti, AKP, ülkeyi yönetebiliyor, Türkiye adına IMF anlaşmalarını imzalayabiliyor, AB'yle, ABD'yle ittifaklara karar verebiliyor, bakanlık ve başbakanlık koltuklarını işgal edebiliyor ama Çankaya'ya oturacak kişiyi seçmesi istenmiyor.

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığı sıfatını taşıyan birinin Cumhurbaşkanı olamayacağı iddia ediliyor.

Bu gariplik, ülkemizdeki siyasi sistemin, devletin niteliğinin ve zihniyetinin taşıdığı çarpıklığı tüm çıplaklığıyla gösteriyor.

Bu ülkede bazı kurumlar ve mevkiler vardır ki; onlar, cumhuriyetin kuruluşundan bu yana devletle özdeşleştirilmiştir. Ve devlet, öyle bir şeydir ki, milletin de, halkın iradesinin de, demokrasinin de, parlamentonun da, yargının da, kısacası her şeyin üzerindedir.

Bu kurum ve koltukların sahipleri, kendilerini devletin sahibi olarak görürler.

Ülkemizde sık sık partilerin hükümet olup, iktidar olamadıklarından sözedilir. Nedeni işte bu yapılanmadır. Bu sistem, şu veya bu partiyi hükümet yapar, ama iktidar yapmaz. "Koskoca" bakanlara, başbakanlara, çeşitli konularda "bu devlet politikası, elimizden bir şey gelmez"! dedirten işte bu şekillenmedir.

Cumhurbaşkanlığı makamı da, her ne kadar "halkın seçtiği vekillerden oluşan parlamento tarafından seçilir" denilse de, "devletin" bir parçası olarak görülür. O yüzden, Genelkurmay, uzun yıllar, Çankaya'ya emekli generallerin dışında kimsenin çıkmasına izin vermemiştir.
Bu ülkede öyle cumhurbaşkanlığı seçimleri vardır ki, Genelkurmay, kendi gösterdiği kişiyi seçmeleri için TBMM'nin üstünde savaş uçakları uçurma gibi yöntemleri dahi başvurmuştur.


Kendilerini "devlet" yerine koyanların AKP den birinin seçilmesi karşısında celallenmeleri de işte bu yüzdendir...

Çankaya savaşının en gözde sloganlarından biri "Atatürk'ün koltuğuna şeriatçı oturamaz" sloganıdır.
Bu cevheri de büyük ihtimalle Deniz Baykal yumurtlamış olmalı...

Çankaya'daki Atatürk'ün koltuğuna cuntacı, işkenceci Kenan Evren oturabiliyor, "Morrison" Süleyman oturabiliyor, Amerikanci, Takunyalı Borsacı Turgut Özal oturabiliyor ama... Onlar otururken, Baykal'ın sesi çıkmıyordu. Tayyip Erdoğan'ın Demirel'den, Özal'dan farkı ne?

Esas mesele, Çankaya'nın Genelkurmay'la AKP arasındaki iktidar savaşında bir mevzi haline gelmiş olmasıdır ve Baykal, bu kavgada Genelkurmay adına dövüşmektedir. "Ben asker konuşmasın diye konuşuyorum" sözleriyle aslında Genelkurmay sözcülüğünü de resmileştirmiş oldu.

Kitlelerin düzen politikalarına ve düzen gündemlerine angaje edilmesi, maişet derdi içinde boğulması, mevcut düzenin sürdürülmesinin dayanaklarından biridir.
Bu nedenle de, demokrasiyle, hukukla, hatta laiklikle pek ilgisi olmayan Çankaya kavgasında, halkı yanlarına çekebilmek için yalan söylüyor, demagoji yapıyorlar.

Türkiye halkının sorunu Çankaya'ya kimin çıkacağı değil, Çankaya'nın temsil ettiği oligarşik diktatörlüğün nasıl alaşağı edileceğidir.

Yasalara bakılırsa, "Cumhurbaşkanını Meclis seçer" deniyor, ama açık ki Tayyip Erdoğan seçecek... Yasalar "Milletvekillerini halk seçer" diyor; halbuki, herkesin de bildiği gibi, Tayyip Erdoğan ve Deniz Baykal seçtiler... Peki bunun neresi demokrasi?.. Bu sistemin neresi katılımcı?.. 70 milyona sadece önlerine konulan adaylara "evet-hayır" demek kaldı. Ki onun da kaldığı pek söylenemez. Çünkü halkın evet dediği meclise giremezken, hayır dediği giriyor... Evet, hani halkın iradesi, hani demokrasinin erdemleri, hani parlamenter sistemin güzellikleri?

.................................................. ..............................
Na ise panta kala

mhmd
26-04-2007, 14:38
Sn. ikikereiki,

"bana teklif edilse düşünmeden hayır derdim" demişsiniz sonrada gülmüşsünüz.
Ben bu lafınıza değil gülücüğünüze; *:lol:

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın

pante
26-04-2007, 14:55
Cumhurbaşkanlığı seçimine duyulan tepkinin 14 Nisan mitinginin ve önümüzdeki mitinglerin anlaşılamayan bir yanı var.
Bu tepkilerden alınması gereken mesajı bir kenara bırakıp, farklı mesajları gözönüne alarak yanlış yorumlar yapılmaktadır.
Önemli olan tepki verenler içindeki grupların ayrı ayrı söyledikleri değil, genel görüştür.
Genel görüş, cumhurbaşkanını halkın seçmesidir.
Tali görüşler ise;
RTE'nin olmaması,
Eşi türbanlı birinin olmaması,
Bir AKP'linin olmaması,
Kukla, noter türünde birinin olmaması,
Bu parlamentodan olmaması
Şeriatçi olmaması,
Atatürkçü olması,
Solcu olması,
şeklinde çoğaltılabilir.

Nitekim CHP'nin hatası tepki mesajını RTE'nin olmaması şeklinde yansıtmasıdır.
YÖK ve benzer örneklerin talebi eşi türbanlı olmamasıdır.
Ordu tarafının görüşü şeriatçi olmamasıdır.
DYP, ANAP gibi siyasi partilerin görüşü bu parlamentodan olmamasıdır.

Bu örneklerden birini alıp sanki genel mesaj buymuş gibi yorumlandığında, konu çarpıtılmış olur.
Tepki verenleri darbeden yana olanlar olarak görmek de konuyu çarpıtmaktır. Elbette mitinge katılanlara bir anket yapılsa, diyelim ki 500.000 kişiden bir 5.000'i ordu müdahale etsin diyebilir.
Bu 5.000 kişi genel görüşü yansıtmaz. Bu 5.000 kişi nedeniyle amacın orduya davetiye çıkarmak olduğu düşüncesi abesle iştigaldir.

Ayrıca, Kenan Evren'in nayasayı ve kendi cumhurbaşkanlığını aynı oya tabi tutması, yani Evet dendiğinde hem anayasa kabul görmüş hem de cumhurbaşkanı Evren olmuş olacaktı ve öyle oldu. Buna da karşı çıkıldı. Ancak gerek baskılar nedeniyle gerekse 12 Eylül öncesinin bezdiren terörü nedeniyle tepki çok düşük kaldı.
Özal'ın seçiminde de benzer tepki gösterildi, Demirel'in seçiminde de. Bu kadar yoğun değildi tabi. Çünkü onların şeriat amaçlarından kaygı duymuyordu toplum.

26-04-2007, 16:09
Hiram,

Sorunlara o kadar şartlanmış bakıyorsun ki, anlamamanı çok normal karşılıyorum. Evet, Cumhurbaşkanlığı arazisinde binalar Demirel zamanında anormal eklentiler yapılarak büyütüldü. Belki elektrik bedeli senin belirttiğin rakamı da geçer. Ama benim bahsettiğim köşkün konut olarak kullanılan kısmıdır VE:

SEZER, OĞLUNUN NİKAHI SIRASINDA (yani kimsenin ruhunun bile duymadığı evde (köşkte)yapılan nikahta) SAATİ OKUTARAK HARCANAN ELEKTRİK BEDELİNİ TESPİT EDİP CEBİNDEN ÖDEMİŞTİR.

Senin bildiğin RTE'nin yurtdışında, yurtiçinden daha fazla kaldığıdır. Onun için bunu havsalan almadı. Adamın hiç bir işe yaramayan gezileri için bu devlet servetler ödedi. RTE'nin gittiği yerlerde nasıl anlaşmalar yaptığı bilinmiyor. Doğal Gaz'da Mesut Yılmazın yakasına yapışacaktı. Rusya'da gizlice Putin ile görüştü. Sonra her şey unutuldu. Sen bunları karıştırıyorsun işte.

Sana bir bilgi daha: SEZER zamanında BÜTÇEDEN Köşke ayrılan senelik HARCAMALAR fazla geldiği için HAZİNEYE İADE EDİLMİŞTİR. Çünkü SEZER tutumlu davranmıştır. Gereksiz danışmanlar, uzmanlar ordusu tutmamıştır.

Sen Sezeri bilecek birisi değilsin, çünkü onu örnek alıp izleyecek bir şartlanman yok. Sadece bilmeden suçlarsın. Nedeni de onun laikliğe dikkat etmesi, bu hususta ödün vermemesi, hukukun üstünlüğüne inanmasıdır.

26-04-2007, 22:22
Ey Ateistler, demek YENİ BİR DİN KURUYORSUNUZ!


Aslında Bülent Arınç'ın zorlaması emanetçi adaydan kesitler....


Gül, genel başkan yardımcısı olduğu Refah Partisi'nin kapatılmasının hemen ardından ABD'de yayımlanan Christian Science Monitor adlı gazetenin yazarlarından Scot Peterson 'a konuşmuştu. Gazetenin 20 Nisan 1998 tarihli sayısında yayımlanan habere göre Gül, yazar Peterson'ın "askerler ve laik seçkinlerin, İslamcıların açıkça meydan okuması anlamına geldiği gerekçesiyle devlet dairelerinde türbanı yasakladıklarını" anımsatarak yönelttiği soruya şu yanıtı vermişti:

"Onlar, laik seçkinler değil din karşıtları. Adı ateizm olan başka bir din yaratmak istiyorlar. Asıl hoşgörülü olmayanlar, laiklerdir.
------------------

Cumhurbaşkanlığı'na adaylığını koyan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül , Fazilet Partisi'nde politika yaparken laiklik karşıtı söylemlerine karşın ABD'nin kendisini güvenilir bulduğunu belirtiyordu.

Abdullah Gül, 18 Mayıs 2000 tarihinde Milliyet gazetesinde Naki Özkan 'la yaptığı söyleşide, "Sizin ABD'ye gidip, 'Batı'yla aynı değerleri paylaşıyoruz' mesajları verdiğiniz söyleniyor. Bu doğru mu" şeklindeki soruya verdiği yanıtta, kendisinin yıllarca Refah Partisi'nin dış ilişkiler sorumlusu ve bakanı olarak Beyaz Saray'da birçok resmi toplantıya katıldığını belirterek şunları söylemişti:

"Beyaz Saray'da çok resmi toplantılara katıldım. Güvenlik başdanışmanından tutun da bakanlara ve 'think thank' kuruluşlarına kadar konuşmalar yaptım. Ben oralarda, açık ve dürüst bir şekilde partimizin farklılığını ortaya koydum... Ben, Beyaz Saray'da Türkiye'deki laiklik anlayışının nasıl yanlış olduğunu, başörtüsü meselesini anlatırken diğer taraftan da herkesin temel hak ve hürriyetlerinin olması gerektiğini söyledim. Şüphesiz ki, Batılı değerlerden kabul ettiklerim ve etmediklerim var. Ama ben farklı bir şekilde çoğulculuğa katkı yaptığımızı söyledim. Ben ayrıldıktan sonra intibalarını öğrendim: Bana 'güvenilir' diyorlardı... En çok bu kullanılıyordu benim için. 'Öngörülebilir' diyorlardı... Yani irrasyonel mi, rasyonel mi davranacağımın bilinebileceğini söylüyorlardı. Nasıl hareket edeceksiniz, bunu tahmin etmek istiyorlar. Dışarıda diyaloğa açık ve rasyonel davranan insanlar olduğumuzu anlattım. Dışarıda bana karşı bir sempati varsa nedeni budur."