PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Gemi Solucanı canlısı


Yıldıztozu
30-05-2017, 23:32
Okyanusun diplerinde yaşayan ve Gemi Solucanı denilen, toprağa gömülü yaşayan, kireç benzeri kabuklu sıradışı bir canlı ilk kez görüntülendi.

https://www.youtube.com/watch?v=eTa2c14gzG4


Bu canlı, okyanus diplerindeki oksijen yetersizliğinden dolayı sülfürle solunum yapıyormuş.

Aslında bu bilgi, evrimi ve doğayı anlatabilmek için uygun bir araç.

Bu bilgi, ''Doğa canlılar için tasarlanmadı, canlılar doğaya uyum sağladı'' felsefesinin geçerliliğine bir kanıttır.

Hassas ayar argümanlarını da çürütecek niteliktedir. ''Oksijen olmasaydı ölürdük, var olamazdık, ne güzel ayar, tasarım'' gibi ifadeleri geçersiz kılar.
Zira görüldüğü gibi canlılar ortamda oksijen olmayınca sülfüre uyum sağlayabiliyor.

Tasarım yoktur, ortama uyum sağlama vardır.

spartacus
30-05-2017, 23:51
Evet.

Daha öncede bu konunun benzeri örnek olarak, bataklık asitleri altında yaşayan canlılar ifade edilmişti..

42,38
ve o tesadüf kelimesini çarpıtan, sözde olasılık, imkan ölçütü bireye endeksli indirgemeler üzre mantık dışı kuran cambazlara, o halde haydi atlayın şu ayarsız aside ya da bir an, Güneş'in etrafında, yörüngesinde akan şu Venüs'e atlayın da, görelim hassas ayarlarınızı denmişti de, atlamamıştılar.
42,39
Nereden bileceksiniz...
42,40
Bilseydiniz hep ağlardınız...

SelGom
31-05-2017, 00:58
Görüldüğü gibi keyfiyet yok. Yaşamak için mecbur uyum sağlıyor, sağlayamazsa da ölüyor. Bazı evrim karşıtları bu uyum sağlamayı dahi reddediyorlar yani doğal seçilim yok diyorlar. Bazı insanlar evrim teorisine mantıklı itirazlar getirebiliyor fakat bazı koyu karşıtlar da saçmalamaktan öteye geçemiyor. Yaratılışçılar, akıllı tasarımcılar ve hassas ayarcıları çürütmez bu gibi canlılar. Yeni bir iddia ortaya atarlar, revize ederler. Sonuçta canlılık için gerekli bazı koşullar var. Oksijen olmaz ama başka bişey olur. Karbon temelli hayat olmaz belki ama başka bişey olabilir. İşte o koşulları yine akıllı tasarımcıya bağlayacaklardır. Evrim ve yaratılış tartışmalarında biyoloji durumu kurtarmaz. Mesela evrimsel biyologlar evrimi anlatırken yaratıcı itirazı geliyor. Ortak köken yerine benzer olarak yaratılmışlardır diyorlar ve türler birbirine dönüşmez gibi klasik şeyler söylüyorlar. Biyolog da haliyle yaratıcı argümanına karşı tek bir şey dahi söyleyemiyor. Geçmişte yapılan HaberTürk kanalındaki sansürsüz tartışmasını izleyebilirsiniz. Evrimci biyologlar maalesef yeterli açıklamalar getirememişti. Sonuçsuz bitmişti tartışmalar. Felsefe ile bilimin ayrılmasına bağlanabilir bu şey. Biyolog anlatıyor ama hep bi eksik kalıyor, yeterli itirazı ve açıklamayı yapamıyor. Yaratılış sanki bilimsel bir gerçekmiş gibi ortada duruyor. O duruşu kıramıyor, metafiziktir diyemiyor. Karşı argüman sunamıyor. Doğa üstü diyemiyor. Dese yaratılış üzerinden tartışma sürecek ve yetersiz kalacak biyolog. Eğitim sisteminin yetersizliklerinden de kaynaklanabilir.

Bu uyum sağlama olayını sigorta analojisiyle açıklıyordu yaratılışçı biyologlar. Sonuçta canlının bir genetiği var. Yani bir kapasitesi vara getiriyorlar durumu. Sigortanın da bir kapasitesi var ve bunun dışına çıkılırsa sigortalar atar diyorlar. Yani canlının genetik materyali ve potansiyeli çevreye uyumsuz kalıyorsa o canlı ölüyor. Fakat çevre o genetik materyale uygunsa veya destekliyorsa canlı hayatta kalıyor ve gelecek nesli meydana getirebiliyor. Yani ilk insan meselesi gibi. İlk insan yaratıldı sonra üreyerek insanlar oluştu şeklinde düşünüyorlar. İnsan ile sınırlandırmayın, bütün canlılar için öyle. Yani birbirine dönüşüm ve geçişten ziyade o türün veya kind'ın ilk bireyleri yaratıldı ve sonra da üreme ile günümüze geldiler diye düşünüyorlar. O ilk yaratılışta da işte genetik sigorta belirlendi ve uyumlu olanlar üreyebildi ve uyumsuzlar öldü. Yaratılışçı olmalarına rağmen doğal seçilimi reddetmemeleri ilginç. Güçlü güçsüz edebiyatı yapmadılar en azından. Bu sınır ve tür kavramı üzerinden yürüyor yaratılışçılar. Tür kavramı keyfidir, böyle bir sınır yoktur bu sınır yalnızca beynimizdedir tarzında belki bir şeyler diyebiliriz. Ama üreme olgusu var. Birbirine benzeyen canlılar ürüyorsa aynı türdür diye bu yaratılışçı biyologlar da demişti. Yani ölçüsü bu dediler. Tabi at ile eşek mesela ürese bile verimli olmuyor. Bu sefer katır üreyemiyor. Veya çok verimsiz oluyor. Verimli olarak üreyebiliyorlarsa türdür deniyor. Evrimsel olarak böyle sınırlar yok, bu tanımlar geride kaldı diyen evrimciler oluyordu fakat yaratılışçılar bu eski tanımları ve sınırlardan bahsediyorlar. Güncel türleşme örneklerini de kabul etmiyor yaratılışçı biyologlar. Türleşme kanıtlarla gösterilse bu sefer cins, familya, takım, filum, alem vs oluşumu ve birbirine geçiş için kanıt isteyecekler. Ömrümüz de çok kısa olduğuna göre ve türleşmeyi bile zor gördüğümüze göre diğer biyolojik grupların evrimini gösteremeyiz. Yani gözlemleyemeyiz. İşte bu boşluklara da tanrı yerleştirecekler. Boşlukların tanrısı yani. Türleşme oluyorsa tamam türler evrimleşiyor diye kabul ediyor bazı karşıtlar. Fakat bu sefer cins ve familyayı tanrı yarattı ve bunlar kendi içinde türleşti fakat başka cins ve familyaya dönüşmedi itirazı geliyor. Hadi onu görsek bu sefer de daha üst grubu tanrı yarattı denecek. Boşluklara tanrı yerleştiriliyor sürekli. Acaba şöyle düşünemez miyiz. Natüralist olarak açıklamak durumundayız. Doğayı doğal süreçlerle açıklamak durumundayız. Elimizde bir tanrı yok. Elimizde canlılar ve doğal koşullar ve süreçler var. Biyolojik varlıklar var. Bunları birbirleriyle ilişkili olarak açıklamak durumundayız. Evreni aşkın olduğu söylenen tanrı gibi şeylerle açıklayamayız. Bu sefer de evrene içkin bir yaratıcı örneği verilecektir. Kuantum sıçramacıların klasik argümanları verilir bu sefer de. Yok enerji yok ezeli ve ebedi ve canlıları o yaratıyor ve sonra kendi içlerinde mikro evrimlere uğruyorlar ama birbirlerine dönüşmüyorlar tarzı argüman kuracak bu sefer de yaratılışçılar. Olay biyolojiden taa felsefe ve kuantum fiziğine kayıyor. Gördüğümüz gibi bütün alanlar birbirleriyle ilişkilidir ve bir bütündür aslında. Bilimin böyle dallara bölünmesi bi bakımdan doğru ama bir bakımdan da yanlıştır. Biyolog biyoloji dışında tek kelime konuşamıyor ve bilmiyor mesela veya başka bir fizikçi ile röportaj yapıyorlar ve evrime dair tek kelime konuşamıyor. Veya felsefe bilmiyorlar. Kendi çabasıyla araştırmadıysa diğer alanlardan böyle kopuk oluyor akademisyenler. Ki kendi alanını bile yeri geliyor doğru düzgün anlatamıyor. Tıkanıyor. Bazı insanlar akademisyenlerin tıkandığı yerden beslenebiliyor. Ağzı laf yapan adamlar akademisyenleri bi kaç lafla tıkıyor ve köşeye sıkıştırıyor. Ray Comfort'un tanrı vs evrim adlı belgeselini izleyin mesela. Adam lisans öğrencileri, sokaktaki halk ve akademisyenlerle röportaj yapıyor ve köşeye sıkıştırıyor. UCLA'daki akademisyen baya bi sıkışmıştı. Ray Comfort yaratılış ve akıllı tasarımın bir gerçek olduğunu muhtemelen anlattı ve akademisyen kadın da diyor ki o zaman UCLA' da neden akıllı tasarım okutulmuyor diyor. Ray de izin verilmediğini falan söylüyor. Kadın da diyor ki istediğimiz her şeyi okutabiliriz diyor. İş politikaya gidiyor yani. Oysa UCLA'daki o akademisyen kadın neden okutulmadığını sormak yerine bilimsel olmadığını gerekçeleriyle izah etmesi gerekirdi. Yoksa iş politikaya gider. Yok ülkenin başındaki kişiler istemedi yok evrimciler sahtekarlıklar yapıyor yok masonların oyunu diye iş başka yerlere gider. Akademisyenlerin de baya bi yetersiz kaldıkları görülüyor maalesef. Yaratılışçılar en azından ağızları efsane laf yapıyor ve çok güzel izah ediyorlar. Akla çok yatkın geliyor, gerçekten müthiş izah ediyorlar ve sorularla evrimcileri köşeye sıkıştırıyorlar. Yani yaratılışçılar kendi görüşlerini çok iyi savunup evrimi de iyi eleştiriyorlar. Ama evrimci akademisyenlere baktığımızda evrimi savunamadıklarını ve yaratılışı ve akıllı tasarımın da geçersiz olduğunu ortaya koyamadıklarını görüyoruz. İlginç bir tablo. İşte evrimcilerin tıkandığını ve yaratılışçıların da müthiş açıkladığını görünce insan ister istemez evrimin çürük bir fikir olduğunu düşünüyor. Çünkü düzgün anlatabilen pek insan yok. Bir de işin ilginci yabancı ve yerli akıllı tasarım ve yaratılış argümanları nerdeyse birebir aynı. Yabancı adam da DNA'ya bak orda bilgi var bunu yapan bilinçli bir güç bir akıl olmalı, tesadüflerle olamaz diyor yerlisi de aynı şeyi söylüyor. Müthiş ağızları laf yapıyor. Yabancı bir programda genç bir yaratılışçının karşısına evrimci bir adamı getirmişler. Adam yanılmıyorsam akademisyen idi. Genç çocuk öyle takır takır konuşuyor ki karşıdaki adam çaresizce kalıyor. Çocukta geleceğin bilim adamı tipi de vardı. Çocuk diyorsam da yaşı 20 civarı bişey. Karşıdaki adama göre ve sunucuya göre çocuk kalıyor. Neyse çocuk aşırı hızlı ve akıcı konuşuyor. Lafı gediğine oturtuyor. Müthiş ağzı laf yapıyor. Evrimci adam ise öyle kalıyor. Bu üzücü bir tablo. İşte evrim bu mu, böylesine temelsiz ve saçma sapan bir fikir mi diye halk düşünüp yaratılışın ve akıllı tasarımın doğru olduğu kanaatine varıyor. Halk tamamen haklıdır. Çünkü evrimciler evrimi anlatamıyor ki. Yaratılışçılar ise ballandıra ballandıra anlatıyorlar. Bu yüzden halk da evrime karşı çıkıyor haklı olarak. Tabi bir de insanın kendisi bilinçli ve akıllı olduğu için bilinçli bir tasarımcının veya yaratıcının planlaması ve yaratmasını makul buluyorlar.