PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Liberteryenizm Nedir?


LiberteVonSkepticus
18-06-2017, 15:05
Bende bir liberteryen olarak liberteryen ideoloji üzerine bir yazı yazmak istedim. Herşeyden önce, bir ideolojinin tanımlanmasının oldukça zor olduğu aşikar. Benim burada yaptığım şey sadece liberteryenizmin oldukça basit ve sade bir tanımını ortaya koymak ve liberteryenizmin savunduğu şeyleri ucundan anlatmak olacaktır.

Liberteryenizmin tanımını ortaya koymak için ilk olarak liberteryenizm kelimesinin kelime anlamını ortaya koymayı uygun buluyorum. "Liberteryenizm" kelimesinin kelime kökeni Latinceye dayanır. Latincede "liber", " özgürlük" anlamına gelir. Bu bağlamda liberteryenizm kelimesini Türkçeye çevirdiğimizde "özgürlükçülük" ve "hürriyetperverlik" gibi bir kelime elde edeceğimiz söylenebilir. Zaten liberteryenlerinde kendilerini daha farklı tanımladıkları görülmez.

Bir ideoloji olarak liberteryenizmin en yüksek değer olarak gördüğü değer tahmin edilebileceği gibi özgürlüktür. Tabii, bu noktada özgürlük kelimesinin ne anlama geldiğini ortaya koymak gerekli. Özgürlük kelimesini açmak gerekirse, özgürlük Isaiah Berlin tarafından negatif ve pozitif olmak üzere iki farklı şekilde tanımlanmıştır. Negatif özgürlük bir eylemi gerçekleştirmekte karşılaşılacak herhangi bir engelin olmaması manasında, pozitif özgürlük ise bir eylemi gerçekleştirmek için gereken imkanlara sahip olmak manasında özgürlüktür. Örnek olarak eğitim hakkını ele alalım. Eğer ki birisi sizin eğitim almanızı engellemiyor ise o halde negatif özgürlük manasında eğitim hakkına sahipsiniz demektir. Öteki taraftan eğitim hakkını kullanmaya uygun imkanlara sahipseniz örneğin etrafta bir okul varsa ve bu okulda eğitim görmek için gerekli maddi imkanlara sahipseniz pozitif manada özgürsünüz demektir. Liberteryenizmin özgürlük derken bahsettiği ve savunduğu özgürlük negatif özgürlüktür. Bundan ötürü liberteryenler insanların kendi haklarını kullanma ve kendi arzularını gerçekleştirme fırsatına hiçbir dışsal engelleme olmaksızın sahip olması gerektiğini düşünür. Ancak tabii, liberteryenizm bir insanın istediği her şeyi yapabilmesi gerektiğini savunmaz. Liberteryenler zararsızlık ilkesini savunurlar. Onlara göre bir insan başka bir insanın haklarına zarar vermediği müddetçe ve yapmamasını ortaya koyan güçlü bir gerekçe olmadığı müddetçe istediği eylemi gerçekleştirebilmelidir.

Liberteryenler genel olarak bireycidir. Liberteryenlerin çoğu açısından varolan şey bireydir ve devlet, toplum, millet gibi şeyler ise gerçekte soyut kavramlardan başka bir şey değillerdir. Bundan ötürü söz konusu çıkar olduğunda devletin, toplumun veya milletin çıkarı diye bir şey yoktur, sadece bireyin çıkarı vardır çünkü gerçek olan odur. Liberteryenler sadece bireyi gerçek olarak gördüklerinden onların tutumları birey merkezlidir. Onlar bireyin sözgelimi, "devletin iyiliği" adına feda edilmemesi gerektiğini savunarak bireyin yaşamının önceliğini vurgular ve bireylerin kurban olmaması gerektiğini savunurlar. Ancak liberteryenlerin bireyci olması onların sosyal ilişkileri küçümsediği ve hatta yoketmek istediği gibi saçma düşüncelere mahal vermemeli. Liberteryenler sosyal ilişkilere değil, sosyal ilişkilerin belirli bir türüne karşı çıkarlar. Yani sosyal ilişkiler gönüllülük temelinde varlarsa o halde liberteryenler bu ilişkilere müdahale edilmemesi gerektiğini savunur. Ancak bu ilişkiler zorbalık temeliyle varlarsa ve bireylerin iradelerine karşı çıkıyorlar ise o halde bu ilişkilere sert bir tutumla karşı çıkarlar. Ancak liberteryenizm insanların nasıl bir yaşayış biçimine sahip olacağı konusunda bir yargıya sahip olmadığı için gerçektende her ne kadar çelişkili gözüksede milliyetçi olan bir kişi liberteryen olabilir. Dolayısıyla liberteryenlerin geneli birey merkezci, bireyin iradesinin önceliğini savunan kişilerdir.

Öteki taraftan, liberteryenlerin devlet hakkında görüşleri yok değildir. Liberteryenlerin devlet hakkında ki görüşleri minarşizm ve anarşizm olarak ikiye ayrılabilir. Bu iki görüşü açıklamadan önce devlet kelimesinden ne anladığımızı ortaya koymalıyız. Siyaset felsefesinde devletin standart tanımı gereği bir toplumun devleti o toplumun 1) zorlama gücünün kullanımında haklı tekel iddia eden, 2) kurallar yapma ve bu kuralları başkalarına empoze etme hakkı iddia eden ve 3) bu iddiaları yerine getirmek için etkin zorlama gücüne sahip olan parçasıdır. Liberteryenler genel olarak devletin ne sosyal hayata ne de ekonomiye müdahale etmemesi gerektiğini savunurlar. Çünkü onlara göre devlet iyi sonuçlar ortaya çıkarma konusunda pekte başarılı değildir ve ayrıca devlet tanımı gereği zorba bir yapı olduğu için devlet, insanların haklarını ihlal etmeden müdahale edemez. Liberteryenlerin devlet konusunda ki görüşlerinin minarşizm ve anarşizm olarak ikiye ayrıldığını söylemiştim. Minarşistler, minimum-devletçilerdir yani devletin sadece yargı ile güvenlikten ibaret olması ve dolayısıyla sosyal veya ekonomik hiçbir şeye müdahale etmemesini savunurlar. Onlara göre en iyi devlet an küçük devlettir. Devlet insanların canlarını mallarını ve özgürlüklerini korumalı yani haklarını korumak dışında bir şey yapmamalıdır. Anarşistler ise adı üstünde, devletin ortadan kalkması gerektiğini savunurlar. Onlara göre minarşizm bir hayaldir çünkü devlet her zaman büyümeye ve otoritesini arttırmaya meyillidir dolayısıyla asla müdahalesiz bir varoluşa sahip olamaz. Öyleki insanların canlarını, mallarını ve özgürlüklerini koruması görevi yüklenen devlet gerçekte bu saydıklarımızın en büyük düşmanıdır. Dolayısıyla anarşistlere göre toplumda devlet gibi zorba bir otorite bulunmamalı, toplum, devlet-dışı mekanizmalardan ibaret olmalıdır ve yargı ile güvenlik hizmetleri dahi şirketler tarafından sağlanmalıdır.

Liberteryenler radikal hoşgörü savunucusudurlar. Hoşgörü en basit anlamıyla bir düşünceye, davranışa vb. şeyleri onaylanmasa dahi müdahale etmemektir, müsade etmek demektir. Liberteryenlerin özgürlüğü temel değer olarak aldıklarını söylemiştim. Hoşgörü özgürlük için çok büyük bir anlama sahip olduğu için liberteryenler hoşgörü destekçisidirler. Liberteryenizm herkesin kendi işiyle meşgul olması, kendi hayatını yaşaması ve başka insanlara müdahale etmemesi gerektiğini savunur. Çünkü insanların özgür olabilmesi için kendi seçimlerini yapması gereklidir, herkesin hoşgörüsüz ve dolayısıyla müdaheleci olduğu bir toplumda insanların özgür olduğundan pek bahsedilemez. Kimileri belki "iyi", "erdemli" ve "namuslu" bir yaşam tarzı seçecektir. Kimileri ise belki "kötü", "erdemsiz" ve "namussuz" bir yaşam tarzı seçecektir. Burada önemli olan kimin daha ahlaklı olduğu değildir, bu seçimleri kendisinin yapıp yapmamasıdır. Kaldı ki bir insanın kendine ait iyi bir yaşama sahip olması için kendi seçimlerini yapması ve yaptığı yanlış seçimlerin sonuçlarına katlanması gereklidir. Öteki taraftan fikirlere ve bu fikirlerin ifade edilmesi konusunda da hoşgörülü olunmalıdır. Çünkü, günümüzde gerçek sayılan fikirler geçmişte gerçek sayılan fikirlerin cesetleri üzerinden yükselmişlerdir. Gerçek, ancak fikirlerin serbest rekabeti yoluyla açığa çıkar, kimi fikirleri baskı altında tutarak ve sansürleyerek değil. Bir insana kendi seçimlerinden ötürü müdahale edilmemelidir. Hiçbir birey kendi hayatını yaşamak için başkalarından izin almak zorunda değildir ve başkasına zararlı olmayan hiçbir insan müdahaleye, baskıya ve şiddete maruz kalmayı haketmez.

Ayrıca liberteryenizm söz konusu ekonomi olduğunda devletten ziyade piyasa merkezli bir görüşe sahiptir. Eskilerin bir sözü vardır: eşyayı kontrol eden insanı kontrol eder. Serbest piyasanın varoluşu insanların hayatlarını devam ettirmelerine ve kolaylaştırmaya yarayacak araçlara sahip olmasını imkanlı kılar. Sosyalistlere görr özel mülkiyetin kaldırılmasıyla insanlar özgürlüğe kavuşacaktır ancak gerçekte tam tersine insanları devletin kölesi statüsüne getirecektir çünkü herşeyin devlete ait olduğu bir durumda devlete itaatsizlik açlıktan ölmekle eşdeğerdir. İnsanın özgür olması için devletten bağımsız bir yaşam alanına ihtiyaç duyar ki işte bu yaşam alanını da özel mülkiyet sağlar. Yani liberteryenler, serbest piyasalı bir ekonominin özgürlüğe müsade edeceğine inandıkları için desteklerler, ancak bu inançla sınırlı kalmazlar. Onlara göre ekonomi bir grup insanın kararlarıyla işleyecek bir makine değildir. Ekonomi bir ekosistem gibi işler. Bundan ötürü ekonominin olumlu sonuçlar üretmesini istiyorsak devletin onu kontrol etmesine ve müdahalesine karşı çıkmamız ve ekonomiyi kendi işleyişine bırakmamız gerektiğini söyler liberteryenler. Piyasa merkezli ekonomilerin olumlu sonuçlar üretme konusunda ki başarısı göz ardı edilemez. Öyle ki dünyada ki aşırı devletçiliği ile tanınan sosyalist rejimlerin varolmak için teker teker ekonomi üzerinde ki kontrollerini azaltarak piyasanın oluşmasına ve işlemesine müsade ettiklerini görebilirsiniz.

Toparlamak gerekirse, liberteryenizm insan özgürlüğü en üst değer olarak gören ve çeşitli konularda ki tutumunu bunun üzerine inşa eden özgürlükçü bir ideolojidir. Esasen bireycidir ve insanlar arasında ki ilişkilerin zorbalığa değil gönüllülüğe dayanması gerektiğini savunur. Bundan ötürü genel olarak devletten pek hoşlanmaz ve devleti savunan liberteryenler olmasına karşın onlarda devleti sınırlı, küçük olması kaydıyla savunmaktadır.

http://ozgurzihinlervepiyasalar.blogspot.com.tr/p/oncelikle-bloguma-hos-geldiniz-ben.html?m=1

disbelief
18-06-2017, 16:08
ÖDP diye bir parti vardı. Bunun açılımı Özgürlük ve Dayanışma idi. Bence Özgürlük ve Dayanışma aynı anda olamaz. Bunlar bir yelpazenin (veya spektrumun) iki ucudur. Liberteyenler Özgürlük (bireycilik) ucundadır. Sosyalistler ise Dayanışma (toplumculuk) ucundadır. Ama insanların çoğu bu ikisi arasındaki muğlak bölgededir. Çünkü bu iki ilkenin ikisi de önemlidir ve ikisinin bir dengede tutulması lazım olabilir.

Mesela Lost dizisinde Sawyer adlı karakter diğer insanlarla dayanışma içinde değildii. Bireyci takılıyordu. Ama topluma her zaman ihtiyacı da oluyordu. Bunun öteki tarafında Jack ise fazla dayanışmacıydı ve nerdeyse insanların bireyselliğini ihlal etme noktasına yaklaşıyordu. tabii bir despot değildi. Ama bir despot da olabilirdi.

LiberteVonSkepticus
21-06-2017, 23:04
ÖDP diye bir parti vardı. Bunun açılımı Özgürlük ve Dayanışma idi. Bence Özgürlük ve Dayanışma aynı anda olamaz. Bunlar bir yelpazenin (veya spektrumun) iki ucudur. Liberteyenler Özgürlük (bireycilik) ucundadır. Sosyalistler ise Dayanışma (toplumculuk) ucundadır. Ama insanların çoğu bu ikisi arasındaki muğlak bölgededir. Çünkü bu iki ilkenin ikisi de önemlidir ve ikisinin bir dengede tutulması lazım olabilir.

Mesela Lost dizisinde Sawyer adlı karakter diğer insanlarla dayanışma içinde değildii. Bireyci takılıyordu. Ama topluma her zaman ihtiyacı da oluyordu. Bunun öteki tarafında Jack ise fazla dayanışmacıydı ve nerdeyse insanların bireyselliğini ihlal etme noktasına yaklaşıyordu. tabii bir despot değildi. Ama bir despot da olabilirdi.

Özgürlük ve dayanışmayı nasıl birbiriyle zıt görüyorsunuz ki? Özgürlüğün zıttı tahakkümdür. Eğer ki birini bir şey yapmaya örneğin "dayanışmaya" zorlarsanız o zaman bu özgürlük olmaktan çıkar. Başka bir insan ile gönüllü olarak dayanışma içerisindeyseniz buda özgürlük kapsamındadır. Bütün sivil toplum kuruluşlarında dayanışma vardır ve bilindiği gibi sivil toplum kuruluşları gönüllülük esası üzerine temellenir.

Bireyci olmak anti-sosyal olmak demek değildir. Bireyci olmak bireyin tahakküme maruz kalmasını kabul edilemez bulmak ve bireyin otonom olması gerektiğini savunmaktır.

disbelief
22-06-2017, 01:33
Özgürlük ve dayanışmayı nasıl birbiriyle zıt görüyorsunuz ki? Özgürlüğün zıttı tahakkümdür. Eğer ki birini bir şey yapmaya örneğin "dayanışmaya" zorlarsanız o zaman bu özgürlük olmaktan çıkar. Başka bir insan ile gönüllü olarak dayanışma içerisindeyseniz buda özgürlük kapsamındadır. Bütün sivil toplum kuruluşlarında dayanışma vardır ve bilindiği gibi sivil toplum kuruluşları gönüllülük esası üzerine temellenir.

Bireyci olmak anti-sosyal olmak demek değildir. Bireyci olmak bireyin tahakküme maruz kalmasını kabul edilemez bulmak ve bireyin otonom olması gerektiğini savunmaktır.

Doğru tespitler. Ben aslında öyle demek istemedim. Özgürlük ve dayanışma birbirinin zıttı değildir. Ama aynı anda olması mümkün olmayan iki ilkedir. Yani birini açmak diğerini kısmak manasına gelebilir.

İkisinin de aşırısı iyi olmayabilir. Ortada bir denge tutturmak daha iyi olabilir. Bunu demek istedim.

Dayanışmanın volümü tam açık olursa, dediğiniz gibi özgürlük tam kısıktır ve tahakküm rejimi vardır. Tam aksi yönde, sadece özgürlük ilkesi üzerine kurulmuşsa bir toplum, ve dayanışma yoksa da bazı şeyler eksik kalabilir.

Ben de liberteryenliğe bir noktaya kadar sıcak bakarım ama bazı şeylerde tahakküm gereklidir. En basitinden yargı sistemi kurmak için, ve ordu beslemek için, ve memurlar tutup bunların parasını ödemek için herkesin vergi ödemesini mecbur etmek gereklidir.

Bu zaten minimal bir devlettir. Bence bu gereklidir. Ama herşeyi, devletin üstlendiği hizmetleri bile piyasanın karşılıayabileceğine inanan anarko-kapitalistler var. Bence bu fikir biraz ütopiktir.

Ben aslında minimal devletin ve belediye hizmetlerinin ötesinde, eğitim ve hatta sağlık hizmetlerinin bile devlet eliyle ortak toplanan fondan karşılanmasına sıcak bakıyorum. Yani belki de sandığım kadar liberteryen değilimdir.

Eğitim tabii ülkemizdeki gibi milliyetçilik ve hamaset öğretmekten ibaret olmamalı. Ama ortak bir eğitim sistemine her vatandaşı mecbur etmek gerekli olabilir.

Özgürlük ilkesi ve dayanışma ilkesi arasında bir denge sağlamak gerekir derken aklımda böyle şeyler var.

Özgürlük ilkesini sonuna kadar götürüp anarko-kapitalist bir toplum olabilir mi; bu toplum kendini dış düşmandan, ve iç kriminal unsurlardan ne kadar koruyabilir; bu toplum başarılı olabilir mi, mümkün olabilir mi bilmiyorum. Bana ütopik geliyor. Ama mümkünse ne ala.

Yıldıztozu
22-06-2017, 14:39
Özgürlükten önce aslolan eşitliktir. Çünkü eşitlik sağlanamadan özgürlükten bahsedilemez. Bu sanki birini hapse tıktıktan sonra orada istediğin kadar özgürsün demek gibi olur.

Hem doğal şartlar hem de toplumsal şartlar insanlara eşit şartlar sunmuyor. Çünkü doğa da toplum da bilinçli işleyişe sahip değil. İkisi de rastgele oluşumlar içeriyor. Bu rastgele ilerleyiş bilinçli müdahalerle önce eşitlenmeye çalışılmalı (en azından farklar kapanabildiği kadar kapatılmalı), daha sonra belki özgürlükten bahsedilebilir.

disbelief
22-06-2017, 15:03
Özgürlükten önce aslolan eşitliktir. Çünkü eşitlik sağlanamadan özgürlükten bahsedilemez. Bu sanki birini hapse tıktıktan sonra orada istediğin kadar özgürsün demek gibi olur.

Hem doğal şartlar hem de toplumsal şartlar insanlara eşit şartlar sunmuyor. Çünkü doğa da toplum da bilinçli işleyişe sahip değil. İkisi de rastgele oluşumlar içeriyor. Bu rastgele ilerleyiş bilinçli müdahalerle önce eşitlenmeye çalışılmalı (en azından farklar kapanabildiği kadar kapatılmalı), daha sonra belki özgürlükten bahsedilebilir.


Eşitlik siyasi bir kavramdır. Eşitlik demek herkesin kamusal alanda kendi etnik, mezhep vs kimliğiyle eşit derece saygınlık ve devletin eşit derece sahibi olarak yerini almasıdır.

Yani vatandaşlıkta eşitliktir. "Sen dincisin/ alevisin/ kürtsün, memleket meselelerinde konuşamazsın" diyen beyaz türk oligarşik düzeninin tersidir.

Vergi veren herkes devletin eşit sahibidir. Tek bir yasalar herkese eşit uygulanır.

Mesela islam şeriatında da eşitlik yoktur. Gayrimüslimlere karşı sistematik bir ayrımcılık vardır. Müslümanlarla eşit haklara sahip değildirler. Mesela müslüman erkek gayrimüslim kadınla evlenebilir, ama gayrimüslim erkek müslüman erkekle evlenemez. Müslüman dinini yayabilir ama gayrimüslim yayamaz. Müslüman kılıç kuşanabilir ama gayrimüslim kuşanamaz. Ata da binemez.

Eşitlik demek herkesin devletin eşit derecede sahibi olması demektir. Kimsenin siyasi imtiyazı olmaması demektir.

Demokrasinin amacı budur.

Peki "eşit şartlar" nedir? Bu nasıl sağlanır? Bir şarkıcı, bir manken, bir futbolcu, mesela bir sürü paralar kazanıyor. Eşitliği nasıl sağlarız? Yeteneği veya güzelliği nasıl eşit dağıtırız? Bir girişimci de ticaret alanında yeteneklidir. Burda nasıl eşitlik sağlarız?

İnsanlar "allah vergisi" yeteneklerle doğuyor. Bunun "eşitliğini" yapmak demek yetenekli, güzel, yakışıklı insanları diğerlerine eşit konuma indirmek demek, bunlara zulmetmek demektir. Zulüm de adaletin tersidir.

Demek ki sizin bahsettiğiniz eşitlik adaletsiz bir eşitlik.

Kapitalizmde alavere dalavere bir yana, yatırım yapmak her zaman risk barındırır. Çünkü gelecek öngörülemez. Mesela bir yere bakkal açtın ve şansına bir süre sonra oraya apartmanlar dikilmeye başladı ve senin bakkal iş yapıp bir süpermarket oldu. Bunu bilemezdin. Tam tersi de olabilirdi.

Mesela yeni çıkmış bir elektronik cihaz aldın ama veya bir cihaza yatırım yaptın, hisselerini aldın. Ama tamamen beklenmedik bir şekilde yepyeni bir fikir veya teknoloji bu senin yatırım yaptığın şeyi değersiz kıldı. Bunu da bilemezdin.

Veya tam tersi ilk başta herkesin burun kıvırdığı birşeye yatırım yaptın ve tam tersi bir anda bu iş acaip büyüdü. Mesela Google başlangıçta birkaç üniversite öğrencisinin "web arama motoru" diye geliştirdiği birşeydi. Daha büyük rakipler vardı. İsmi de salakçaydı. Ama o gün bir hisse almış olsaydın şimdi zengindin.

Bu tür durumlarda nasıl "eşitlik" yapılabilir? "Eşit şartlar" hazırlamak nasıl olabilir? Sadece zulmederek olabilir. Adaletsizlik yaparak olabilir.

"Eşit şartlar" denilen şey toplum tarafından sadece eğitim sistemini bir ortak havuzdan vergilerle finanse ederek yapılabilir. Mesela ülkemizde üniversite eğitimi beleştir. Bir öğrencinin senelik eğitim maliyeti binlerce liradır ama bunu vergilerimizle finanse ediyoruz. Ve en fakir ailenin çocuğu bile iyi bir eğitim olup istediği mesleği yapabilir.

Bunun dışında ne yapılabilir? Mesela eşitlik yapmak için Messi'nin ayaklarına ağırlık mı bağlasak? Kıvanç Tatlıtuğ'a peçe mi taktırsak? Ne yapsak?

Biz daha dünyaya gelip gelmememizi bile seçemiyoruz. İki kişi karar verip, kendi genleriyle bizi dünyada bulundukları yere getiriyorlar. Yetenek olarak, güzellik olarak, vizyon olarak, ne olma potansiyellerimiz olarak, kişiliğimizin temel unsurlarına kadar herşeyi onlar belirliyor. Siyaseten ne yapılabilir? Öjeni mi yapalım? Herkesin robot gibi hem kişilik olarak, davranış olarak, yaratıcı potansiyel olarak, fizik olarak eşit olduğu bir toplum mu yaratmaya çalışalım ve bu uğurda herşeyi yıkalım? THX-1183 gibi distopya filmlerini hiç izlediniz mi? 1984 gibi distopya romanları okudunuz mu? Bir insan niye böyle şeyler arzu eder ki? Sizin dediğiniz gibi bir "eşitlik" olsa özgürlük olamaz ki? İnsan ölmek ister sadece öyle bir toplumda. Gene ölmek istiyoruz ama hiç olmazsa özgür olmadığımız için değil.

Yıldıztozu
22-06-2017, 22:40
Mesela eşitlik yapmak için Messi'nin ayaklarına ağırlık mı bağlasak?

Messi'nin yeteneklerine sahip olduğu halde tanınmamış, duyulmamış, keşfedilme fırsatı verilmemiş ve dolayısıyla bu yeteneğinden para kazanmamış başka messiler de vardır. O halde Messiye para kazandıran tek sebep yetenek olarak açıklanamaz.
Ancak eşitlikçi bir sistemde diğer potansiyel messilere de messi olabilme imkanı sunulabilirdi.

Öjeni mi yapalım?

Tam olarak öjeni olmasa da genetik çalışmalar yapılabilir, evet. İlerde bu gerçekleşecektir de. Doğmadan önce genler iyileştirilebilir, ya da kendi genlerimizi değiştirme ve belirleme imkanı olabilir gelecekte.

Peki "eşit şartlar" nedir? Bu nasıl sağlanır? Bir şarkıcı, bir manken, bir futbolcu, mesela bir sürü paralar kazanıyor. Eşitliği nasıl sağlarız? Yeteneği veya güzelliği nasıl eşit dağıtırız? Bir girişimci de ticaret alanında yeteneklidir. Burda nasıl eşitlik sağlarız?

İnsanlar "allah vergisi" yeteneklerle doğuyor. Bunun "eşitliğini" yapmak demek yetenekli, güzel, yakışıklı insanları diğerlerine eşit konuma indirmek demek, bunlara zulmetmek demektir. Zulüm de adaletin tersidir.

Doğada hiçbir şey hiçbir şeyle özdeş olmadığı için toplumsal eşitlik de tam anlamıyla sağlanamaz. Her şartın tamamen eşit olduğu bir ortam beklenemeceği gibi, sıkıcı olacağından istenemez de.
Bazıları daha güzel olmalı, daha yetenekli olmalı, daha zengin olmalı.

Bence eşitliğin esas boyutu, tüm insanlara eşit bilinçlendirme yapılmasıyla ilgili. Özellikle çocukluk ve ergenlik dönemlerinde, insan psikolojisi çevresinin yönlendirmesine mahkumdur. Kimileri dinle uyutulur. Kimileri yine birçok farklı konulardaki bilinçlendirmelerden yoksun bırakılır.
E zaten bir insanı 20 yaşına kadar uyutmayı başardıktan sonra, kendi çabalarıyla bilinçlense bile rakipleriyle eşit fırsata sahip değildir artık.

Çözüm olarak insanların üremesinin yasaklanmasını öneriyorum. Şuanki teknolojiyle mümkün değil ama laboratuar ortamında insanlar yaratılıp, büyüyene kadar aynı bilgilerle ve bilinç seviyeleriyle donatılmalıdır. 15 yaşında laboratuardan çıktıklarında hepsinin bilinç seviyeleri birbirine yakın olacaktır.
Bu kişilere laboratuardan çıkana kadar beyinlerine felsefe, bilim, toplum, para, iktisat gibi farkındalığa yönelik bilgiler yüklenebilir.

disbelief
22-06-2017, 22:55
Çözüm olarak insanların üremesinin yasaklanmasını öneriyorum.

Özgürlükçülük dersi veren aynı kişi mi diyor bunu?

Yıldıztozu
22-06-2017, 23:01
Özgürlükçülük dersi veren aynı kişi mi diyor bunu?

Sevişmeyi yasaklamıyorum. Üremek ayrı bir boyut ve kimsenin öznel niyetlerle yeni bir insan yaratmaya ve onun hayatını etkilemeye hakkı yoktur.
Çocuk yapmak bir hak değildir. Dolayısıyla ortada özgürlüğü yasaklayan bir durum yok.

LiberteVonSkepticus
04-07-2017, 18:35
Özgürlükten önce aslolan eşitliktir. Çünkü eşitlik sağlanamadan özgürlükten bahsedilemez. Bu sanki birini hapse tıktıktan sonra orada istediğin kadar özgürsün demek gibi olur.

Hem doğal şartlar hem de toplumsal şartlar insanlara eşit şartlar sunmuyor. Çünkü doğa da toplum da bilinçli işleyişe sahip değil. İkisi de rastgele oluşumlar içeriyor. Bu rastgele ilerleyiş bilinçli müdahalerle önce eşitlenmeye çalışılmalı (en azından farklar kapanabildiği kadar kapatılmalı), daha sonra belki özgürlükten bahsedilebilir.

Tamamda eşitlik dediğin şey tek bir anlama sahip değildir ki. Ahlaki eşitlik, fırsat eşitliği, servet eşitliği, sonuç eşitliği gibi türleri var. Kimileri olması gereken ve faydalı türleri kimileri ise hem bireye hem de topluma zarar veren türleri. Hangi türünden bahsediyorsun?

LiberteVonSkepticus
04-07-2017, 18:39
Sevişmeyi yasaklamıyorum. Üremek ayrı bir boyut ve kimsenin öznel niyetlerle yeni bir insan yaratmaya ve onun hayatını etkilemeye hakkı yoktur.
Çocuk yapmak bir hak değildir. Dolayısıyla ortada özgürlüğü yasaklayan bir durum yok.

Üremek
1) İnsan doğasında olan,
2) İnsan türüne yararlı olan,
3) Kimi biyologların ortaya koyduğu üzere canlıların ereği olan şeydir.

Hak dediğin şey gerçeklikten ayrı-bağımsız bir şey olmadığı için insan türünün bireylerinin üremeye hakkı olduğu söylenebilir. Daha doğrusu hakkı var eden şey kabiliyet, güçtür ve bizimde üremeye elverişli bedenlerimiz olduğuna ve bunu yaparken kimseye zarar vermediğimize göre insan üremekte özgürdür.

Natan
04-07-2017, 21:40
Bana sangre'yi hatirlattin..iyiydi..

al maarri
04-07-2017, 22:37
Liberteryenizm negatif özgürlük fikrini savunan Robert Nozickin ortaya attığı minarşizm ile anarşizm arasında bir ideolojidir.Liberteryenler özellikle Ayn Rand'ın görüşlerini savunurlar.Ayrıca iktisat konusunda Mises ve Rothbard'ın başını çektiği Avusturya okulunun fikirlerinden yararlanırlar mesela liberteryenler orduya tamamen karşı olmasalarda vicdani retçidirler.Genel olarak sağ ve sol liberteryenler olarak ayrılırlar bu iki grupta devletin ortadan kalkması gerektiğini savunur fakat sol liberteryenler komünün kurulmasını hedeflerlerken sağ liberteryenler özel kuruluşları savunurlar vergileri bir hırsızlık olarak görürler eğer insan yardım etmek istese zaten bu yardımı yapar (vakıflara vs) genel olarak fena bir görüş değildir aslında liberteryenizm.

Felâsife
04-07-2017, 22:52
Üremek
1) İnsan doğasında olan,
2) İnsan türüne yararlı olan,
3) Kimi biyologların ortaya koyduğu üzere canlıların ereği olan şeydir.

Hak dediğin şey gerçeklikten ayrı-bağımsız bir şey olmadığı için insan türünün bireylerinin üremeye hakkı olduğu söylenebilir. Daha doğrusu hakkı var eden şey kabiliyet, güçtür ve bizimde üremeye elverişli bedenlerimiz olduğuna ve bunu yaparken kimseye zarar vermediğimize göre insan üremekte özgürdür.
Kimseye zarar vermediğimize göre mi?
Nüfus olmuş 8 milyar, dünya adeta çatırdıyor ve kimseye zarar verilmiyor öyle mi?
Bu çok ilginç bir çıkarım olmuş.

Doğa herkese doğurma gücünü vermez, sağlıklı değilse geleceğe de taşıtmaz, taşıttı diyelim daha ilerisi olmaz.
Şimdi doğallıktan eser kalmamış laboratuvarlar da çokomel gibi çocuk üretiliyor, zayıfmış, güçlüymüş, hastalıklıymış vs. ayrımı da yok, üret üretebildiğin kadar.
Kârlı iş, zarar yok!

LiberteVonSkepticus
05-07-2017, 01:01
Kimseye zarar vermediğimize göre mi?
Nüfus olmuş 8 milyar, dünya adeta çatırdıyor ve kimseye zarar verilmiyor öyle mi?
Bu çok ilginç bir çıkarım olmuş.

Doğa herkese doğurma gücünü vermez, sağlıklı değilse geleceğe de taşıtmaz, taşıttı diyelim daha ilerisi olmaz.
Şimdi doğallıktan eser kalmamış laboratuvarlar da çokomel gibi çocuk üretiliyor, zayıfmış, güçlüymüş, hastalıklıymış vs. ayrımı da yok, üret üretebildiğin kadar.
Kârlı iş, zarar yok!

Siz zarar derken kimi anlıyorsunuz bilmem ancak ben insanları kastediyorum. Üremek zararlı değildir. Zaten yeterli bir gelişim seviyesine ulaşmış toplumlarda it sürüsü gibi çocuk yapmıyorlar dikkat ettiysen. Doğa hatalı doğmadığı müddetçe herkesi doğurgan kılmıştır. Biz her canlının ereği olan can güvenliğine eriştik ve bundan ötürü kafamıza göre üreyebiliyoruz. Esasen bu türün hayatta kalma ihtimalini arttırdığı için önemli ve doğal. Bütün canlı türleri can güvenliğinin bulunduğu zaman ve mekanda aşırı üremezlermi?

LiberteVonSkepticus
05-07-2017, 01:04
Liberteryenizm negatif özgürlük fikrini savunan Robert Nozickin ortaya attığı minarşizm ile anarşizm arasında bir ideolojidir.Liberteryenler özellikle Ayn Rand'ın görüşlerini savunurlar.Ayrıca iktisat konusunda Mises ve Rothbard'ın başını çektiği Avusturya okulunun fikirlerinden yararlanırlar mesela liberteryenler orduya tamamen karşı olmasalarda vicdani retçidirler.Genel olarak sağ ve sol liberteryenler olarak ayrılırlar bu iki grupta devletin ortadan kalkması gerektiğini savunur fakat sol liberteryenler komünün kurulmasını hedeflerlerken sağ liberteryenler özel kuruluşları savunurlar vergileri bir hırsızlık olarak görürler eğer insan yardım etmek istese zaten bu yardımı yapar (vakıflara vs) genel olarak fena bir görüş değildir aslında liberteryenizm.

Ayn Randı önemseyen pek az liberteryen vardır. Mutlak biçimde negatif özgürlük savunucusu değiliz çünkü negatif özgürlüğün varolup garanti altına alınması için pozitif özgürlüğü de ihtiyaç duyulduğuna yönelik düşünceler yıllardır kabul görmüştür.

Felâsife
05-07-2017, 02:02
Siz zarar derken kimi anlıyorsunuz bilmem ancak ben insanları kastediyorum.
Bende zaten insanları kastettiğinizi anladığım için böyle dedim, zarar meselesi sadece insanlara endekslenirse, insan çevresine verdiği zararın bilincinde olmaz, olan da zaten budur.

Üremek zararlı değildir.
İllaki değildir.
Lakin insanların bu yaptığı üremek değil, adeta seri imalat gibi bir şeydir. Üretmektir... Doğada ki üremekle insanların yaptığı tamamen bir birinden ayrı şeylerdir.

Esasen bu türün hayatta kalma ihtimalini arttırdığı için önemli ve doğal. Bütün canlı türleri can güvenliğinin bulunduğu zaman ve mekanda aşırı üremezlermi?

Tür her halükârda hayatta kalır, bu bahane olamaz, zaten hayatta kalmıştırda, buzul devirlerini bile atlatmıştır, İnsan türleri bitmemiş ki? böyle bir tehditte yok esasında.
Büyük salgınlar hastalıklar bile bu türü bitirememiştir, aksine türü temizlemiştir, ayıklamıştır, dengede tutmuştur, ve her doğumda bunu ileriye taşıyacakları seçmiştir.
Ama şimdi böyle bir şey yok ki her türlü hastalık, genetik bozukluk, korkular endişeler, zayıflığa dair ne varsa, geleceğe aktarılıyor.
Tür için bu daha büyük tehlike olsa gerektir, lakin kimsenin de umurunda değil.

Doğrudur can güvenliği etkiler ve sağlık, yiyecek olayına görede türler azalır çoğalır, lakin bu bile doğal değil, yiyeceklere de ayar çekiliyor çünkü. İnsandan çok yiyecek var.

Hasıl diyeceğim, bu "üreme" filan değil, "üretmektir!" eskinin kavramları da artık değişmiştir. İnsanlar üremek, doğum yapmak filan diyor-da artık bu artık başka bir şeydir.

al maarri
05-07-2017, 12:32
Libertevonscepticus peki sizin Max Stirnere olan bakış açınız nasıl ve genel olarak anarşistlerle olan yakınlığınız ne durumda şuan?

LiberteVonSkepticus
05-07-2017, 17:23
Bende zaten insanları kastettiğinizi anladığım için böyle dedim, zarar meselesi sadece insanlara endekslenirse, insan çevresine verdiği zararın bilincinde olmaz, olan da zaten budur.

İllaki değildir.
Lakin insanların bu yaptığı üremek değil, adeta seri imalat gibi bir şeydir. Üretmektir... Doğada ki üremekle insanların yaptığı tamamen bir birinden ayrı şeylerdir.


Tür her halükârda hayatta kalır, bu bahane olamaz, zaten hayatta kalmıştırda, buzul devirlerini bile atlatmıştır, İnsan türleri bitmemiş ki? böyle bir tehditte yok esasında.
Büyük salgınlar hastalıklar bile bu türü bitirememiştir, aksine türü temizlemiştir, ayıklamıştır, dengede tutmuştur, ve her doğumda bunu ileriye taşıyacakları seçmiştir.
Ama şimdi böyle bir şey yok ki her türlü hastalık, genetik bozukluk, korkular endişeler, zayıflığa dair ne varsa, geleceğe aktarılıyor.
Tür için bu daha büyük tehlike olsa gerektir, lakin kimsenin de umurunda değil.

Doğrudur can güvenliği etkiler ve sağlık, yiyecek olayına görede türler azalır çoğalır, lakin bu bile doğal değil, yiyeceklere de ayar çekiliyor çünkü. İnsandan çok yiyecek var.

Hasıl diyeceğim, bu "üreme" filan değil, "üretmektir!" eskinin kavramları da artık değişmiştir. İnsanlar üremek, doğum yapmak filan diyor-da artık bu artık başka bir şeydir.

Ben olaylara daha insan merkezli baktığımdan ötürü doğal çevreyi pek önemsemiyorum.

Her tür her halükarda hayatta kalmaz. Bu doğru olsaydı şu ana kadar varolmuş canlı türlerinin neredeyse tamamı ortadan kalkmış olmazdı. Bir türün her bir ferdi türün varlığını sürdürmesi için bir şanstır. Bundan ötürü üreyebilme fırsatına sahip olan canlı ürer ki türün varolma ihtimali artsın. Hocam, doğal seçilim açısından başarılı türler varolma ihtimalini arttıran türlerdir ve bizimde nüfusumuz giderek arttığı için başarılı olarak kabul edebiliriz.

Söylediğinde haklısın, çevreden özerk olup kendimize ait bir çevre oluşturabildiğimiz için normalde hayatta kalamayacak türdeşlerimiz varlığını sürdürebiliyor. Ancak farkettiysen teknolojinin gelişmesi ve yaygınlaşmasıyla yapay bir şekilde türümüzü iyileştiriyoruz şuanda. Örneğin sakat insanlara mekanik uzuv takılıyor veya eğer ki bir kadınının karnında ki fetüsün engelli olma ihtimali fazla ise bu tespit edilip kürtaj yapılabiliyor. Yani illa ki bir türün iyileştirilebilmesi için ilkel yöntemler şart değil.

LiberteVonSkepticus
05-07-2017, 17:26
Libertevonscepticus peki sizin Max Stirnere olan bakış açınız nasıl ve genel olarak anarşistlerle olan yakınlığınız ne durumda şuan?

Anarşizmi ahlaki açıdan doğru bir pozisyon gibi görüyorum çünkü insanların hak ve özgürlüklerini koruması bahanesiyle meşrulaştırılan devlet özünde insan hak ve özgürlüklerine kasteden büyük bir tehlikedir. Bundan ötürü anarşizmi ahlaki açıdan doğru görsemde küçük topluluklar dışında mümkün görmüyorum. Büyük toplulukların varolması için ortak bir zemin olmalıymış ve bu zemini de devlet sağlıyormuş gibime geliyor.

Stirnerin kitabını okumadım ancak okuma listemde bekliyor. Ondan ötürü onun adına bir şey söyleyemeyeceğim.