PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Hoş alıntılar


sodomo--
26-04-2007, 18:11
İnternette bulduğunuz hoşunuza giden hikayeler, sözler, şiirler, resimler ne varsa alın buraya.
Paylaşım güzeldir. İlk alıntı benden:


"Sen ona ben diyorsun çünkü dışarıda böyle bir referansa ihtiyacın var. Hiç küçük bebekleri izledin mi? Başlangıçta kendilerinden isimleriyle bahsederler, “Johnny acıktı’ gibi. Onların yaptığı çok daha doğrudur. Ama bir toplumun içinde bu delilik gibi görünür. “Johnny mi acıktı? Neden ben acıktım demiyorsun?” “Johnny” dendiğinde acıkan bir başkasıymış hissi uyandırır. Johnny senin başkaları tarafından kullanılması gereken ismindir. Bu ismi kendinden bahsederken sen kullanamazsın. Kendinden bahsederken ismini değil “ben” i kullanman gerekir.

Bu Thomas Alva Edison’un başına gelmiştir. 0 en büyük mucitlerden biriydi, bin tane şey icat etmişti. Onun icat etmemiş olduğu bir şey bulmak zordur. 0 kadar saygı görüyordu ki kimse ona adıyla hitap etmiyordu. Meslektaşları kendisine profesör, Öğrencileri ise efendim diyordu ve tabi kendisi de adını kullanmıyordu.

Sonra birinci dünya savaşı başladı ve insanlar ilk yiyecek kuyruklarıyla tanıştı. Edison da kuyruğa girdi ve sıra ona gelince memur, “Thomas Alva Edison kim?” diye bağırdı. Edison da sağa sola baktı, neredeydi bu Thomas Alva Edison? Memurun aklı karışmıştı çünkü elindeki numaraya göre bu önündeki adam o olmalıydı. Tüm kuyruğun da aklı karışmıştı. Herkes birbirine bakıyordu.Sonunda kuyruğun en sonlarından bir adam, “Bayım hatırladığım kadarıyla sizi daha önce görmüştüm. Thomas Alva Edison sizsiniz” dedi.

“Edison yanıt verdi, “Siz öyle diyorsanız öyledir.”

Memur, “Deli misin nesin?” diye söylendi.

0 da, “Deli değilim” diye yanıt verdi. “Ama bu ismi neredeyse otuz yıldır duymamıştım. Unutmuşum. Kimse beni böyle çağırmıyor. Babam ben küçükken ölmüştü. Annem de öldü. Bu artık çok uzaklarda kalmış bir anı gibi. Thomas Alva Edison gibi bir ismim olduğunu hatırlıyorum ama otuz yıldır bu ismi duymadım. 0 adamın beni tanıması iyi oldu; yoksa tek başıma bu ismi çıkaramayacaktım.” Bu seyrek bir vakadır ama otuz yıl, özellikle de Edison gibi yaratıcı bir adam için çok uzun bir zamandır. Onun otuz yılı bizim üç yüz yılımıza denktir. Başka kimselere ismiyle, kendine ise ben diye hitap etmek sadece sosyal bir buluştur. Ama içinde başka biri yoktur

ve başka biri gittiğinde o ben de gider.

Ama endişeye hiç gerek yok. Benini bulamayacaksın ama daha büyük bır şey bulacaksın: var oluşunu, varlığını...

Ben “Kendini sev” dediğimde bu hiç içlerine dönmemiş kişilere yöneliktir çünkü onlar yalnızca ikiliğin dilinden anlarlar. Kendini sev, kendini seven ve sevilen diye ikiye böl demektir. Bunu düşünmemiş olabilirsin ama içine döndüğünde kendini sevmezsin, sevgi sen olursun.

Sevgi denen enerji sen olursun.

Sevgiyle dolarsın, sevgi yayarsın.

Sevgi senin yaydığın koku olur.

İçinde ismin yok, egon yok. İçinde saf var var oluştan ibaretsin ve o saf var oluşun içinden sevginin aroması yükseliyor.

---------------

Sadece yarısını aldım metnin tamamı için aşağıdaki linki tıklayabilirsiniz.


http://www.oshoturk.com/modules/news/article.php?storyid=173

dolfen
26-04-2007, 21:04
apartman yazıları 1
Birinci örnek olarak, Fulya’da bir apartmanın girişindeki yazıyı buyurun: “Okuma yazmayı bilmeyenler bu formu doldurarak kurslara yazılabilirler.”
Birinci örnek olarak, Fulya’da bir apartmanın girişindeki yazıyı buyurun: “Okuma yazmayı bilmeyenler bu formu doldurarak kurslara yazılabilirler.”
“Allahını seven dış kapıyı kapatsın, su saatleri dondu!” Bahar Apt. 12.02.1998 - Amasya
Yenişehir’de bir apartman girişinde: “Tuvaletlere bez, torba, çuval vb. şeyler atmayınız, borular tıkanıyor!”
“Gece gece sifon çekmeyiniz!”
“Kendinize ait olmayan zarfları açmayın!”
“Kapıyı kapayınız ve neden kapamanız gerektiğini düşününüz. Yönetici felsefe hocası!”
“Lütfen çöplerin çöp boşluğundan atılmaması yasaktır!”
Böyle bir cümle dünya üzerinde bir daha kurulmaz.
Bir de emirle karışık istek bildiren cümlelere sıkça rastlanır...
Kapıyı kapattığınız için teşekkürler!”
Teşekkür etmiş madem, e biz de kapayalım mantığıyla insanlar kapar kapıyı.

dolfen
26-04-2007, 21:05
doktoru delirten hasta
- Neyiniz var? - Kimsem yok. Çok yalnızım doktor. Öyle yalnızım ki gölgem bile çıkmıyor. - Ben size nasıl yardım edeyim?
- Neyiniz var?
- Kimsem yok. Çok yalnızım doktor. Öyle yalnızım ki gölgem bile çıkmıyor.
- Ben size nasıl yardım edeyim?
- Grup terapisi verseniz? Şöyle kalabalık olanından.
- Bana şikayetlerinizi tarif edin.
- Hep yalnızım. Çok sıkılıyorum. Canım hiçbir şey yapmak istemiyor.
- Depresyonda mısınız?
- Yok, girmeye üşendim.
- Size bir doktor arkadaşımı tavsiye edeceğim.
- O da mı yalnız?
- Hayır psikolojik yardım amacıyla...
- Anladım. Beni çift kişilikli yapabilir mi? Böylece yalnız kalmam.
- Hayır ama isterseniz sizi öldürünce toplu mezara gömebilir. Hay
Allahım, sabır ver! Ailenizden görüştüğünüz birileri var mı?
- Hepsi ben küçükken bir trafik kazasında ölmüş.
- Bütün sülaleniz bir trafik kazasında mı ölmüş?
- Evet. Bizde Murat 124 vardı. Onların arkası nasıl geniştir bilirsiniz. Herkes binmiş. Sonra arabayı kullanan babam karşıdan hızla gelen elektrik direğini görmeyince kaza olmuş.
- Çocukluğunuzdan bahsedelim biraz. Hiç arkadaşınız var mıydı?
- Vardı. Sık sık telefonla konuşurduk. Beni yeniden dinlemek için 9’a bas derdi.
- Şimdi hiç arkadaşınız var mı?
- Bana göre mi, onlara göre mi?
- Tamam, bu soruyu geçelim. Hiç sevgiliniz oldu mu?
- Önceki hayatımdakiler sayılır mı?
- Tamam bunu da geçelim.
- Büyük bir travma atlatmışsınız. Böyle travmaların en iyi ilacı zamandır.
- Bende o ilacın yan etkileri oluyor.
- O zaman yeni arkadaşlar edinmeyi deneseniz? Mesela bir sosyal çevreye girmeyi deneyin.
- AB beni kabul etmedi.
- Daha kolay girilebilecek sosyal çevreleri deneseniz?
- Birleşmiş Milletler gibi mi mesela?
- Mahalledeki gençlerin grubuna katılın mesela.
- Ben kalabalık içinde kendimi daha yalnız hissediyorum ama.
- Hmm...
- O zaman geriye tek bir çare kalıyor.
- Neymiş doktor?
- Ben size en kısa zamanda bir trafik kazası ayarlamaya çalışacağım!

spartacus
26-04-2007, 22:30
:lol: *8O *:twisted:

dolfen
26-04-2007, 23:47
Hollywoodda bir parti veriliyor,guzel bir evde.Partinin sahibi partiye heyecan ve degisim katmak icin mikrofonu eline alip basliyor:
-Arkadaslar akvaryumdaki iki piranayi bu havuza atacagim. Havuza atlayip karsiya cikan arkadas su gordugunuz sarisinla sabaha kadar eglenebilir. Kimsede ses seda yok.
-Bu esmeride sunuyoruz.
Yine kimsede ses yok.
-Bu kumral bayani da hadiye ediyoruz.
Yine ses yok.
-Bu ****yi de veriyoruz.
Slaaaaash¦... Adamin biri suda hizla yuzuyor ve karsiya geciyor.Tekrar kosup havuzun obur kenarina geliyor:
-Nerede o ****?
-Beyefendi o havuzun karşısında
Adam saskin saskin:
-O degil, Beni havuza iten **** nerede?

ozgur_beyin
27-04-2007, 01:34
Hoşafın Yağı Â*Kesildi!
Â* Â* Â* Yavuz Sulatan Selim (1470-1520) Â*Çaldıran seferine (1514) Â*çıkar. Çaldıran'a doğru yol alırken Â*, askerlerin
karavanasında Â*çıkan hoşaflar Â*zaman zaman yağlı çıkmaktadır. Kazanları yıkayanlar daha önce yemek veya
pilav yapılmış kazanları yeterince yıkamadıkları , için hoşaf ,zaman zaman ''yağlı'' çıkıyordu. Bu Â*şikayet YavuzSultan Selimin kulağına kadar gitmiş . Olaya sebep olanlar boyunlarını kaybetmişler,yerlerine yenileri ihdas edilmişti.
Â* Â* Yeni görevliler olayın vehametini kavradıklarından kazanları son derece güzel yıkamaya başlamışlardı.
Â* Â* Â*Hoşaflar yağsız çıkmaya başlamıştı. Hal böyle olunca, yeniçeriler.
Â* Â* Â*-'' Hoşafın yağı kesildi.'' demeye başlamışlardı. Â*Bu tabir, kulaktan kulağa, kuşaktan kuşağa bu güne kadar ulaşmıştır.

maynaq88
27-04-2007, 10:45
Uyanma küçük kız! Uyanma ve görme kahramanın olamayışımı!

Ağlamaklı bir uykunun koynundasın. Düşten düşe düşerken nöbetleşe bir çığlık gibi irkiliyor bedenin. Bedenin titredikçe adım duyuluyor dudaklarının arasından. Sızılanır gibi, yankılanır gibi... Adım gibi eminim ki, düşlerinde bile kalabalıkların içinde kaybolmuş ruhunu bulamayan iz bilmez bir kahramanı oynuyorum. Adım gibi eminim ki, düşlerinde bile seni korkularından koruyamayacak kadar korkak bir kahramanı oynuyorum. Adım gibi eminim ki, düşlerinde bile kahramanın olmayı beceremiyorum.

Uyanma küçük kız uyanma ve görme!

Pişman değilim ama keşke soran gözlerine konuşmak yerine "susacak var" diye bakabilseydim. "Susacak var" diyebilseydim. Geç bir itiraf her şey. Geç gelen gerçek incitti içini. İçin için ağlamalara ittim seni. Kendi ellerimle, kendi sesimle... Yersiz susuşlarımdı seni itaatsiz konuşmalara boğan. Zamansız sessizliğimdi seni haykırışlara şahlandıran.

Şimdi uyanma küçük kız! Uyanma ve görme çaresiz kahramanlığımı!

Adım düşmüyor dudaklarından. Adım dökülüyor yalvaran sesinle kulaklarıma. Oysa isyandasın. Bir uyansan, meydan okuyacaksın varlığıma. Gözyaşların süzülüyor saçlarına doğru. Her bir damla dağlıyor beni. Bin parçaya ayrılmış bedenimin tek bir parçası bile dokunamıyor sana. Öyle uzağındayım ki... Ama biliyorum; beni büyütüyorsun düşlerinde.

Uyanma küçük kız! Uyanma ve daha da büyüt çocukluğunu unutmuş ruhumu.

Yazmıştım ya "yaşadığını kanıtladığın için teşekkür ederim" diye, hiçbir şeyle ödenmez bir varoluştu gülüşün. Kaç teşekkür az gelir bilsen ya da kaç bakış. Ölmüş bir kalemi dirilttiğini bilmedin ve görmedin hiç. Gereksiz bir suskunlukla gizledim bendeki senin gerçeğini. Kahramanın değildim, kahramanımdın benim. Bilemedik rollerimizi. Belki de bu yüzden hep şaşırdık repliklerimizi. Hep dil sürçmelerinde kaybettik aslımızı.

Uyanma küçük kız! Uyanma ve görme yok oluşumu.

Beni eski bir yarayla aldattığın gün anladım aslında seni ne kadar da çok sevdiğimi. "Sevmeseydim gitmezdim" dediğimde ne çok istedim seni sevmemeyi ve yanında daha çok kalmayı. Kahramanına yenilen bir yazardım ve gitmeseydim hiç yazamazdım. Ve gitmeseydim hiç yazamazdın!

Uyanma küçük kız! Uyanma ve dinlensin kahramanımın küçük ve yorgun bedeni.
Seni öyle seviyorum ki...

NEbukadnezzar
27-04-2007, 13:20
Anladım. Beni çift kişilikli yapabilir mi? Böylece yalnız kalmam.
- Hayır ama isterseniz sizi öldürünce toplu mezara gömebilir. Hay
Allahım, sabır ver! Ailenizden görüştüğünüz birileri var mı?
*^^dolfen abı sen *ölme *emi TOPLU *MEZAR manyaqtı yaa *:D *:lol:

dolfen
27-04-2007, 20:56
aynasızlar


Köydekilerin hiç biri hayatında ayna görmemiştir. Bir gün o köyden bir adama bir ayna hediye edilir.
Köydekilerin hiç biri hayatında ayna görmemiştir. Bir gün o köyden bir adama bir ayna hediye edilir. Adam aynayı alıp bakar. Aynada gördüğü suratı ölen kardeşi sanıp ağlamaya başlar: “Vay benim zavallı karedişiiiiim!”
Ağlarken ağlarken koynunda ayna ile yatakta sızar kalır. Eşi, adamın koynundaki şeyi alıp bakar, zira durumdan şüphelenmiştir. Adamı uyandırmadan aynayı alıp bakar. Öfkeden kudurmuştur. “Vay” der “Herif beni bir karıyla aldatıyor.”
Aynayı alıp köyün şıhına gider. Aynayı göstererek “Şıh efendi” der “Benim herif beni bir karıyla aldatır.” Aynayı alır şıh, yüzüne tutar. “Bacım” der, “Bu bir karıdan ziyade bir kavata benziyor.”

dolfen
27-04-2007, 20:56
profesör


Üniversite yemekhanesine giren bir öğrenci tüm yerler dolu olduğundan gidip profesörünün oturduğu masaya oturmuş.
Üniversite yemekhanesine giren bir öğrenci tüm yerler dolu olduğundan gidip profesörünün oturduğu masaya oturmuş.
Profesör kaşlarını çatarak:
- Öküzler ve kuşlar aynı masada oturamaz!
Öğrenci:
- O zaman ben uçuyorum...
Profesör cevaba çok sinirlenmiş, sınavda öğrenciye takmış ve sınavının basarisiz geçmesi için elinden geleni yapmış. Yalnız sınavda öğrenci tüm soruları mükemmel bir şekilde cevaplamış. Profesör öğrenciye “Sana son bir soru soracağım” demiş:
- Yolda yürürken iki torba bulduğunu hayalet, birinde akil var, diğerinde ise para var.
Hangi çuvalı alırsın?
Öğrenci:
-Para olan çuvalı seçerdim...
Profesör:
-Ben akıl olan çuvalı seçerdim...
Öğrenci:
-Normal! Kimde ne eksikse onu seçer...
Profesör çok sinirlenmiş, öğrencinin not defterini alıp içine “Öküz” yazmış. Öğrenci nota bakmadan odadan çıkmış. Bir dakika sonra öğrenci kapıyı aralamış:
- Profesör, imzanızı atmışsınız, fakat notumu yazmayı unutmuşsunuz.

habilis
27-04-2007, 21:06
( arkadaşlar ben bir hafta yokum ,, iii sohbetler )

habilis

mhmd
28-04-2007, 12:30
İyi tatiller Habilis,
Tatil dedim de aklıma geldi.
Çoğumuzun tatillerde, pikniğe gittiği ve mangal yaptığını zannediyorum. Gelen postalardan bir tanesini aktarıyorum.

Mangal mevsimi yakında başlayacak ! Bu vesileyle, alışılagelmiş mangal seremonisini hatırlayalım dedik.

Mangal :
Bu aktivite esnasında, bir erkeğin gerçek mutfak hünerine tanıklık ederiz. Bir erkek, mangal başına geçmek için gönüllü olduğunda, aşağıda detaylandırılan bir seri olay yaşanır:
ERKEK
1. Erkek mangalı ve mangal kömürünü çıkartır.
KADIN
2. Kadın ızgarayı temizler.
3. Kadın bakkala gider.
4. Kadın kasaba gider.
5. Kadın fırına gider.
6. Kadın salatayı ve sebzeleri hazırlar.
7. Kadın pişirilecek etleri hazırlar.
8. Kadın, etleri bir tepsi üzerine, gerekli malzemeler, baharatlar, vs ile dizer.
9. Kadın temiz ızgarayı ve hazırladığı tepsiyi, mangalın başında elinde birasıyla dikilen adama getirir. *
ERKEK
10. Adam etleri ızgaranın üzerine yerleştirir.
KADIN
11. Kadın içeri geçip, masayı hazırlar.
12. Kadın sebzelerin pişmesini kontrol eder.
13. Kadın tatlıyı hazırlar.
14. Kadın tekrar dışarı çıkar ve kocasına etin yanmakta olduğunu haber verir.
ERKEK
15. Adam çok pişmiş eti ızgaradan alır ve kadına verir.
KADIN
16. Kadın tabakları çıkartır, masaya dizer.
ERKEK
17. Adam içkileri doldurur.
KADIN
18. Kadın masayı toplar, kahve hazırlamaya gider.
19. Kadın kahve ve tatlı ikram eder.
20. Yemekten sonra, kadın masayı toplar.
21. Kadın gider bulaşıkları yıkar, mutfağı toparlar.
ERKEK
22. Adam mangalı olduğu yerde bırakır, çünkü içinde hala yanan kömürler vardır.
23. Adam karısına bugün mutfak işi yapmamaktan dolayı mutlu olup olmadığını sorar.
24. Karısının şaşkın bakışları karşısında, kadınları mutlu etmenin imkansız olduğu kararına varır.

İyi tatiller Habilis; -Kadınları mutlu etmek gerçekten de zor be dostum.!!! *:wink:

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın

spartacus
28-04-2007, 13:04
:D *:wink:

Neva
17-07-2018, 02:11
Acile yanmis olarak gelen amcaya, sikayetleri uzerine rontgen cekilir.

-amca sende yaniktan cok kirik var!?
-kizim beni kurekle sondurduler.

"ictenlik"
21-01-2026, 23:51
Gele gele geldikte Gelenek elinde

Suç işleyen çocukların ailelerine de ceza verilmesi gerekiyor..
Sahipli bir köpek başka birini ısırdığında sahibine ceza veriliyorken sokağa attığı çocuk suç işlediğinde ailesine neden ceza verilmiyor?

https://www.facebook.com/groups/231132664245972/?multi_permalinks=1772808583411698

"ictenlik"
22-01-2026, 00:13
Bir atın senatör yapılması Roma'da bir delilik anı değil, bir eşik işaretiydi. O noktaya gelindiğinde senato zaten temsil üretmiyor, sadece varlığını tekrarlıyordu. Toplantılar yapılıyor, unvanlar korunuyor ama kararın ağırlığı başka bir yere kaymıştı. At, bu yüzden bir hakaret değil, bir ölçüm cihazıydı: "Bu makam hâlâ ne kadar ciddiye alınıyor?" sorusunun sessiz cevabıydı. Gülünç olan at değildi; gülünç olan, senatörlüğün o aşamaya kadar düşmüş olmasıydı.

Bu olay, MS 40'lı yıllarda, Roma İmparatoru Caligula (Gaius Julius Caesar Augustus Germanicus) döneminde anlatılır. Antik kaynaklara göre Caligula, atı Incitatus'u senatör yapmayı ya ciddi ciddi gündeme getirmiş ya da bunu bilinçli bir aşağılama jesti olarak sergilemiştir. Atın sarayı vardı, hizmetkârları vardı; hatta konsül yapılacağı bile söylenirdi. Burada tarihçiler hâlâ tartışır: Bu bir delilik miydi, yoksa senatonun içinin ne kadar boşaldığını göstermek için yapılan bilinçli bir provokasyon mu? Roma bağlamında ikinci ihtimal daha güçlüdür.

Roma'da temsil zayıfladıkça merkez güçlendi; bu bir kişilik meselesi değil, yapısal bir sonuçtu. Senato halktan kopmuştu, halk senatoya yabancılaşmıştı. Bu boşlukta imparator, "sizi aracıdan koruyan" figür hâline geldi. Halk için senatör ulaşılmazdı; imparator ise görünürdü.
Bugün de güçlü lider–zayıf kurum ilişkisi aynı psikolojiyle çalışır. Kurumlar soyutlaştıkça, kişi somutlaşır.
En kırılgan katman her zaman aradakiler oldu. Roma senatörleri ne en alttaydı ne en üstte. Günümüzde buna elit, üst orta sınıf, büyük kurumlar diyoruz. Halkla temas var ama kader ortaklığı yok; iktidara yakınlık var ama tam kontrol yok. Bu katman düzeni korumak için uyumlu olur; ciddiyeti korumak için değil. Temsil tam burada çözülür. Atın senatörlüğü, bu aradaki sınıfa tutulmuş bir aynaydı.

Trajikomedi, siyasetin gösteriye dönüştüğü anda başlar. Roma'nın son döneminde imparatorlar eğlendirdi, senatörler rol yaptı, kalabalıklar alay etti. Ciddiyetle alay etmek bir savunma refleksiydi. Bugün de siyaset, diplomasi ve devlet dili giderek performansa kayıyor. En saçma görünen hamleler bile tesadüf değil; sistemin iç boşluğunu görünür kılma biçimi.

Roma'nın dersi basit ama rahatsız edicidir: Temsil boşaldığında merkez şişer. Kurumlar zayıfladığında kişiler büyür. Ciddiyet çekildiğinde gösteri kalır. Atlar yükselmez; makamlar düşer. Ve tarih şunu defalarca gösterir: Çöküş, barbarlar kapıya dayandığında değil, içeride herkes hâlâ ciddiymiş gibi davranırken başlar.

https://www.facebook.com/groups/301281581902353/?multi_permalinks=1248223603874808