Orijinalini görmek için tıklayınız : Şimdi de Deniz Feneri Soygunu
Bosna yardım paraları soygunu, Süleyman Mercümek soygunu, Erbakan'ın kilolarca altını ve döviz stoku, RP'nin hortumlanan 11 trilyonu, Yimpaş soygunu, İgdaş soygunu, Bilboard soygunu, Akbil soygunu, İski yolsuzluğu, Personel taşıma yolsuzluğu, baraj yolsuzluğu, Belediye ihaleleri, Unakıtan'ın oğlunun mısırları, RTE'nin çocuklarına Amerika bursu, Oğluna gemi vs. vs. derken şimdi de yardımlarıyla ilgi çeken Deniz Feneri'nin Almanya ayağının hortumlanan 8 milyon eurosu.
Kanal 7'ye şok baskın!
Deniz Feneri'nin topladığı 16 milyon Avro'nun 8 milyonunu Kanal 7'mi kullandı? *
*
Kanal 7 INT'in Almanya'nın Frankfurt kentindeki binasına ve aynı binada faaliyet gösteren Avrupa Deniz Feneri E.V'nin merkezine baskın düzenlendi.
Baskını doğrulayan Frankfurt polisi, olayın savcılığa intikal ettiğini belirterek, ayrıntılı bilgi vermedi.
Edinilen bilgiye göre, Avrupa Deniz Feneri'nin gelirlerini 3 yıldır izleyen Alman mali polisi, Kanal 7 INT'e 340 polisle baskın düzenledi. Baskında çok sayıda bilgiyasar ve evraka el konuldu. Kanal 7 Avrupa Genel Müdürü Mehmet Gürhan'ın da aralarında bulunduğu 2 kişi gözaltına alındı.
Savcılık, Avrupa Deniz Feneri'nin topladığı 16 milyon Avro'nun 8 milyonunu Kanal 7'nin kullandığını savunuyor.
Alman savcılığı, diğer 8 milyon Avro'nun bir kısmının da Filistin'de terör örgütü statüsünde olan bir gruba akıtıldığından kuşkulanıyor.
başka nerede kullanmış olabilirlerki???
http://www.ntvmsnbc.com/news/406415.asp
AKP, 'Deniz Feneri'ne para toplama izni verdi
ALMANYA polisinin, Frankfurt'daki Alman-Deniz Feneri bürosuna yaptığı operasyon çok ciddi sayılmalıdır. Hele, Erdoğan'ın son Hannover gezisinde, 'yeşil sermaye' mağdurlarını bir Avrupa Türkleri Dayanışma Derneği altında örgütleyen Muhammet Demirci'nin, Almanya Başbakanı
Merkel'e dönük sözlerinden sonra herkesin gözleri önünde Başbakanlık korumaları tarafından dövülmesinden sonra...
Başbakan Erdoğan, geçen kasım ayında AKP gruptaki konuşmasında Güneydoğu bölgesindeki sel felaketinden söz ederken, insanı yardımların bölge halkının mağduriyetini azaltmaya büyük katkıları olduğunu belirttiği Deniz Feneri Derneği, Kızılay ve bölgede çalışan diğer yardım kuruluşlarına teşekkür ederek, başarılar dilemişti.
Hemen belirtelim, Almanya'daki Milli Görüş ile Türkiye'dekiler arasında resmi bir bağlantı olmayacağı gibi aynı durum Deniz Feneri ile söz konusudur; ancak aralarında organik bir bağ olduğu bilinmektedir.
Almanya ve Türkiye'deki Deniz Feneri'nin faaliyetleri nedense pek gündeme gelmez; herkes de gidip paralar verip, kurban bağışları yapar. Türkiye'de kimse bunları sorgulamaz. Ancak Almanya'nın Deniz Feneri'ni bir süredir gözetim altında tuttuğu biliniyor.
Deniz Feneri'nin, 1998'de kurulan Frankfurt'taki merkezi ile Kanal7'nin adresleri aynı yerde olduğu gibi yönetimi ve çalışanları da aynı kişilerden oluşuyor.
Deniz Feneri'nin, Türkiye, Almanya ve müslüman ülkelerdeki etkinlikleri Kanal7'de, 'Karagümrük Yanıyor' dizinden tanınan Uğur Arslan tarafından sunuluyor. Deniz Feneri, AKP hükümetinden para toplama iznini Resmi Gazete'de yayınlanan bir kararname ile elde ederken, ÇYDD'ye bu hakkın verilmemesi eleştiri konusu olmuştu. Son kurban bayramında dernek, Türkiye'den 120 bine yakın kurban (210 YTL) parası toplamıştı.
Almanya'dan arayan bir okurumuz "Deniz Feneri operasyonu, PKK'ya yapılan operasyonun bir benzeri sayılmalıdır. Profesyonelce para topluyorlar. Bu 'yardım' kuruluşunun Yimpaş ayağı ihmal ihmal edilmemelidir" diye uyarıyor.
Bakalım, soruşturmada Türkiye'den kimlerin adı çıkacak?
Yalçın Bayer/ Hürriyet
InVitatio
27-04-2007, 00:39
evet arkadaslar,
cidden cok can sigici bir durum, insanlarin yardim niyetine verdikleri euro'lar , yardim niyeti disinda
haric harcamalar yapilmis, bu bunu takip eden alman maliyesi hem isin "vergi hukuku" acisindan, hemde tabi bahsi gecen dernegin kendi islevi acisindan degerlendirmekte......
ama asil can alici nokta ise,
almanya'daki örgütlü olan Deniz Feneri e.V, ( eingetragner Verein / kayid altina alinmis Dernek)
ile Türkiye'deki Deniz Feneri adina hic bir yasal *bag yok......
yani buradaki (almanyadaki) Deniz Feneri e.V'un telefonlarini arayip bu iki Dernegin bir birine karsi
olan sorumlulugu hakkindaki sorulari "iki ayri dernek olduklarini" söylemek ile yetinmekteler.
Halbuki almanyadan yayin yapan Kanal 7 int. gecen reklam filimlerinde "iki dernegin tek bir dernek oldugu havasi verilmekte" ,
evet müslümanin müslümana attigi kaziklardan birisi daha iste.
Ahlakli ve imanli müslümanlarin iyi niyetle yapmak istedikleri bir hayir isi bile, diger müslümanlardan ahlaksizca kötüye kullanilmakta......
ve buna en cok müslümanlarin kizmasi gerek !
Bizim zavallı halkımız bellek yoksunluğunun perişanlığını, bağımlılık ve yandaşlığının ağrılarını çekiyor. Din ve inanç sömürüsüne yıllardır anlatılıyor. Resmi konuşmalarda, özel söyleşilerde hep konuşuluyor ama nafile.ilk değil sonda olmayacak
Deniz Feneri demişler paraları yemişler!
Yücel Özdemir
Yoksullara yardım adı altında milyonlarca Avro toplayan Deniz Feneri e.V’nin, bu paranın çok önemli bir bölümünü Kanal 7Int’e aktardığı ortaya çıktı. Olayı ilk kez gazetemiz duyurmuştu
Avrupa ülkelerinde Türkiye kökenli göçmenlerden, yoksul insanlara yardım adı altında milyonlarca Avro bağış toplayan Deniz Feneri e.V. adlı derneğin, bu paranın çok önemli bir bölümünü Kanal 7Int’e kanunsuz bir şekilde aktardığı yönünde, dört ay önce Evrensel’de çıkan iddialar sonuç getirdi.
Frankfurt Savcılığı’nın, bu yılın başından itibaren Deniz Feneri’nin topladığı paraların nereye gittiği yönünde sürdürdüğü soruşturma kapsamında, önceki gün Frankfurt’taki derneğin binası ile Kanal 7’nin Avrupa temsilciliğine baskın düzenlendi. Frankfurt Savcılığı’na bağlı beş savcının hazır bulunduğu baskın sırasında 340 polis görev yaptı. Kanal 7 ve Deniz Feneri’nin bürolarının yanı sıra toplam 14 iş ve eve baskın düzenleyen polis, kara para aklandığını ileri sürdü.
14 milyon toplantı, 8 milyon Kanal 7’ye
Baskınla ilgili olarak Frankfurt Savcılığı tarafından yapılan açıklamada, Avrupa ülkelerinde yaşayan Türkiye kökenli Müslümanlardan yardım amacıyla 2002-2006 yılları arasında Deniz Feneri tarafından toplam 14 milyon Avro toplandığı belirtildi. Bu paranın dernek yöneticileri tarafından dört ayrı hesaba yatırıldığı, 14 milyon Avro’nun en az 8 milyon Avro’sunun, başta Kanal 7 olmak üzere çeşitli firmalara aktarıldığı iddia edildi. Savcılık, soruşturmanın üzerinde yoğunlaştığı dört zanlıdan üçünün, hem paranın aktarıldığı şirketlerin hem de derneğin yöneticiliğini yaptığını ifade etti.
İlk Evrensel yazmıştı
Kanal 7Int ile Deniz Feneri derneği arasındaki bağlantıyı ilk olarak Evrensel, 2 Aralık 2006’da Avrupa baskısında yer vermişti. “Deniz Feneri kimin yolunu aydınlatıyor” manşetiyle yayınlanan haberde, Kanal 7’nin Avrupa Temsilcisi Mehmet Gürhan’ın, aynı zamanda kuruluşundan beri Deniz Feneri’nin başkanlığını yaptığı belgesiyle yayınlanarak, iki kurumun içli dışlı olduğu belirtilmişti.
Haberde, Deniz Feneri ile Yimpaş-Kanal 7 arasındaki bağlantının, sadece bürolarının aynı mekanda olmasıyla sınırlı olmadığına dikkat çekilerek “Yüzde 99.5’i Yimpaş’a ait olan Media 7 GmbH’nin Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Gürhan, aynı zamanda Deniz Feneri Derneği’nin başkanlığını yapıyor. Halen Kanal 7’nin Avrupa Temsilcisi olan Gürhan ve arkadaşları tarafından Deniz Feneri’nin kurulduğu, bu derneğe yapılan yardımlardan Kanal 7’ye verilen “reklam” ve “program gideri”ne aktarıldığı ifade ediliyor. Deniz Feneri de Gürhan’ın uzun süre başkanlık yaptığını kabul ediyor. Frankfurt Mahkemesi’ndeki dernekler masasındaki bilgiler de bunu ortaya koyuyor. Gürhan’ın, söz konusu kurumlar arasındaki para akışını en iyi bilen kişi olduğu ifade ediliyor” denilmişti.
Gürhan tutuklandı
Önceki gün yapılan baskında para akışının kilit adamı olan Mehmet Gürhan ile Deniz Feneri’nin yeni başkanı Mehmet Taşhan tutuklanarak cezaevine konuldu. Her iki kişi hakkındaki tutuklama kararının da operasyondan önce verildiği belirtildi. Operasyon sırasında gözaltına alınan iki kişi daha sonra serbest bırakılmıştı.
Mehmet Gürhan, Yimpaş tarafından Kanal 7Int’in Avrupa yayınını sürdürmek için kurulan Media 7’nin de yönetim kurulu başkanlığını yapıyordu. Bu bakımdan Gürhan, Yimpaş ve Deniz Feneri’nin Kanal 7Int’e para aktarılmasında kilit isim olarak biliniyor. Gürhan daha önce gazetemize yaptığı bir açıklamada, Kanal 7Int’in yüzde 99.5’inin Yimpaş’a ait olduğunu kabul etmişti.
Yimpaş tarafından finanse edilen Kanal 7’nin, AKP ile yakından ilişkili olduğu daha önce pek çok kez yazılmıştı. Yimpaş’ın Avrupa’da iflas ettirilmesiyle birlikte televizyonun asıl olarak Deniz Feneri üzerinden finanse edildiği ileri sürülüyor.
Sadece Kanal 7 değil
Halktan, “yoksulluğu yenme” adı altında milyonlarca Avro toplayan Deniz Feneri, son birkaç yıldır sadece Kanal 7 değil, diğer gazete ve televizyonlara da bağış miktarını aktırmak için çok sayıda reklam ve ilan verdi. İlanı alan gazete ve televizyonların başında Hürriyet, Milliyet, Zaman, Türkiye, Kanal D, TGRT, Samanyolu gibi yayınlar bulunuyor. Savcılık soruşturmasında bu yayınlara ne kadar reklam gideri verildiği de ortaya çıkacak.
Kanal 7’den açıklama
Kanal 7 INT Yönetim Kurulu, Almanya’daki binalarının basılmasını ‘basın tarihine kara bir leke’ olarak yorumladı. Alman polisinin, Deniz Feneri e.V’ye düzenlediği baskında, Kanal 7 Avrupa televizyonunun aynı binada bulundukları gerekçesiyle dahil edildiği iddia edilen açıklamada, “60 Alman polisi, bir medya kuruluşuna, terör örgütü hücresine baskın yapar gibi kapıları kırarak girmiştir” ifadesine yer verildi. Açıklamada, “Kanal 7 Avrupa televizyonu Deniz Feneri e.V’den Kanal 7 Avrupa’ya tek bir kuruş dahi aktarmamıştır” denildi. (Köln/EVRENSEL)
--------------------------------------------------------------------------------
Frankfurt Savcılığı: Belgelerin tümü elimizde
Deniz Feneri ve Kanal 7’nin kara para aklama operasyonu soruşturmasını yürüten Frankfurt Yüksek Savcısı Doris Möller-Scheu, Evrensel’e yaptığı açıklamada, baskın sırasında bilgisayarlar, banka dekontları, muhasebe kayıtları ve dosyalara el konulduğunu söyleyerek yapılacak incelemeler sonucunda her şeyin açıklığa kavuşacağını söyledi. Derneğin halktan yardım adına topladığı paraların, Kanal 7’ye reklam ve yayın giderleri olarak aktarıldığını tespit ettiklerini söyleyen Savcı Möller-Scheu, “Bize ulaşan bilgiler, Kanal 7 ile Deniz Feneri arasında bir bağlantının olduğunu ortaya koyuyor. Bundan ötürü olayla ilgili olarak Kanal 7’ye de baskın düzenleme kararı aldık. Kanal 7’nin müdürünün aynı zamanda uzun yıllar dernek başkanlığı yapması kuşkuları artırdı. Ne kadar paranın Kanal 7’ye aktarlığını ise kesin olarak şu anda bilemiyoruz” dedi.
Savcı Möller-Scheu, Kanal 7 ile Yimpaş arasında bir bağlantının olduğunu bildiklerini, ancak şu anda Deniz Feneri ile Yimpaş arasındaki bağlantı üzerinde durmadıklarını belirterek “Aynı isimde, aynı televizyon kanalında yayınlanan program üzerinden bir derneğin Türkiye’de de kurulduğunu şimdi sizden öğreniyoruz. Elde ettiğimiz dosyalarda, derneğin Türkiye’deki derneğe ne kadar para aktardığını elbette inceleyeceğiz. Her iki dernek arasında nasıl bir ilişkinin olduğunu da inceleyeceğiz” dedi.
Deniz Feneri soygununun kronolojisi
http://www.haberturk.com/haber.asp?id=95345&cat=180&dt=2008/09/04
Almanya’dakiDeniz Feneri Derneği’nin milyonlarca Avro’luk vurgununda AKP hükümetine kadar uzanan ilişkiler ağı ve para transferleri ortaya çıktı. İddianamede, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın çocuklarının gemi alımı sırasında borç veren, Ankara feribotunu devletten ihalesiz kiralayan Santour’un Genel Müdürü Mehmet Koç’un da adının karıştığı yardım paralarıyla feribot alım işi ayrıntılı olarak yer aldı. Başbakan Tayyip Erdoğan’a da dernekten miktarı saptanamayan para aktarıldığı belirlemesi yapılırken; Almanya’da kurulan Euro 7’nin amacının da “AKP’nin siyasetini aşılamak” olduğu vurgulandı.
Frankfurt Bölgesel Mahkemesi Savcılığı’nca düzenlenen iddianamede, Deniz Feneri Derneği’nin 41.5 milyon Avro’luk vurgununda tanıdık isimler, ilginç bağlantılarıyla ortaya çıktı. Sanıklardan Mehmet Taşkan, Riga’da açık arttırma ile bir feribotun satın alındığını belirtirken, olaya ilişkin anlatımları iddianameye şöyle yansıdı:
“Yanında çalıştığı eski patronu Santour GmbH sahibi Mehmet Koç telefon etmiş ve Letonya’da demirlemiş olan bir feribotun açık müzayede ile satılacağını ve uygun bir fiyatla satın alınabileceğini anlatmış. Koç bu fikri, feribotun birlikte alınabileceğini, Birindisi/İtalya ile Çeşme/Türkiye arasında çalıştırılabileceğini ve bilet satışını da Atlas Media Marketing GmbH şirketi üzerinden satılabileceğini düşündüğü için edinmiş. Sanık Mehmet Gürhan gemiyi 1.15 milyon Avro karşılığı müzayede usulü ile almışlar. Koç geminin kendisine haber verilmeden satın alındığını duyunca çok kızmış. İtalya’da bir aracıdan kendisinin açık arttırmayla satılacağından haberinin olduğunu ve bu adamın 120-150 bin dolar aracılık komisyonu istediğini söylemiş ve ödenmemesi halinde mahkemeye başvuracağı tehdidinde bulunmasına rağmen Gürhan hiç kabul etmemiş.”
Geminin alımı için paranın yetmemesi üzerine kalan kısmının Deniz Feneri Derneği’nin hesabından alındığı kaydedildi.
Feribotun alınması önerisinde bulunan Mehmet Koç’un sahibi olduğu Santour GmbH, Türkiye Denizcilik İşletmelerine ait “Ankara Feribotu”nu 28 Mayıs 2003 tarihinde ihalesiz olarak kiralayan şirketti. Ulaştırma Bakanı Binalı Yıldırım’ın çocukları Erkan ve Bahar Büşra Yıldırım İtalya’da açık arttırmaya çıkan bir feribotu 445 bin Avro’ya satın almışlardı. Yıldırım kardeşler gemiyi alabilmeleri için eksik kalan 200 bin Avro’luk kısmı Santour adlı şirketten “borç” almışlardı.
Kardeş şirketin patronu
Ankara Feribotu’nu ihalesiz alan, Ulaştırma Bakanı’nın çocuklarına “borç” veren Santour’un kardeş şirketi ise Sancak Lines’dı. Binali Yıldırım da bu şirkette bir dönem genel müdür olarak görev yapmıştı. Denizcilik İşletmeleri’nden devlete ait feribotu ihalesiz kiralayan, Deniz Feneri sanıklarına feribot alınması için aracılık eden Mehmet Koç bir anlamda Yıldırım’ın eski patronuydu. Binali Yıldırım, Sancak Lines ve Santour GmbH’nin bütün acenteleriyle yapacağı bir sezon toplantısına da Sancak Lines genel müdürü olarak katılarak, konuşma yapmıştı. Deniz Feneri’nin topladığı parayla feribot alması için aracılık eden ancak daha sonra devre dışı kalan Santour Genel Müdürü Mehmet Koç, Sancak Lines Genel Müdürü sıfatını taşıyan Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım ile yurtdışında kimi Türk gazetelerini de ziyaret ederek burada, “Sancak Lines şirketini ben kurdum. İsim babası benim” açıklamasını yapmıştı.
Olay fevkalade önemli. Dini motiflerle, din istismarıyla iyi niyetli, temiz, vatan hasreti içinde çalışan insanların paralarını toparlama faaliyeti. Alman yargı makamları inceleyince olayın içyüzü çıktı. Bizim yargı makamlarımız incelese kim bilir neler çıkar? 41 milyon 634 bin Avro toplandı. Hangi insani amaca gitti bunlar? Anlaşılıyor ki, Türkiye’de televizyon kurulmuş, belli bir siyasi kadronun ihtiyaçlarını karşılamak için gitmiş.
Ergenekon iddianamesi gibi “Yaz bakalım, günü geldiğinde kullanılır” diye değil, ciddi iddialar var. Savcı, hükümetin soruşturma sürecinde baskı yaptığını söylüyor. Ortada bir yolsuzluk var, bırak incelesinler, sana ne, niye telaş içindesin, bunun altında ne yatıyor? Bir siyasi dayanışma, beraberlik mi söz konusu? Niçin Alman savcıyı etkilemeye çalışıyorsun? O televizyonun finansmanına katkı yapıldığı tespit edildi. Bu televizyon AKP yayıncılığı yapıyor, o dünyanın yayıncılığını yapıyor. RTÜK Başkanı’nın adı kuryelik tartışmalarında gündeme geliyor. Türkiye’deki yönetim kadromuz bu olayın içinde görünüyor. Ergenekon da alakasız konular günlerce manşetlerde, ekranlarda döndüre döndüre geldi. Bu, uyduruk bir iddianame değil, ciddi bir iddianame. Her yerde manşet olmalı...
‘Erdoğan’ın adı iddianamede’
İddianamede “02.02.05 tarihli alındı belgesinde herhangi bir meblağ yazılı olmamasına rağmen Mehmet Gürhan, Firdevsi Ermiş’ten parayı, Türkiye Başbakanı’na (2003 yılından bu yana Recep Tayyip Erdoğan) Doğu Asya’daki tsunamiden zarar görmüş, yardıma muhtaçlara dağıtması için, vermek üzere aldığını tasdik etmiş. Bu konu sanık Ermiş’in 7. kez ifadesi alınırken sorulmuş ve doğruluğu tasdik edilmiştir” deniyor. Birisi 7 kez ifadesinde, belli bir meblağı Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’na verilmek üzere Mehmet Gürhan’a verdim, diyor. Gürhan da aldığını tasdik ediyor. Bizim yargı makamlarının da -başta MASAK olmak üzere- bu dosyayı derhal ele alıp kendi içimizde de araştırması gerekir. Gürhan verdi vermedi bilemem, ama biri 7 defa “verdim” diyor öbürü “aldım” diyor. Şimdi Başbakan’a sorulması gereken bir soru var. Başbakan’a bu para intikal etti mi etmedi mi? Vermiş de olsa vermemiş de olsa Başbakan’ın çevresindeki birtakım insanların orada Başbakan’a verilmek üzere para toplandığını kabul etmesi olağanüstü bir olaydır. Başbakan, beni ilgilendirmez, diyemez. Hükümetin bu davayı aman büyütmeyin, sanıkları tahliye edin demiş olması çok önemli. Bunlar sıradan yolsuzluk yapan kişilerse, bırakın yargılansın. Türkiye onun tahliyesi için koşuyorsa bu neyi gösterir? Demek ki bu böyle bir zincirdir. Başbakan’la ilişkisi alma-verme şeklindedir.
Şaban Dişli olayı
Cumhuriyet tarihinde bu kadar açık, net, belgeli bir yolsuzluk olayı ortaya konulamamıştır. Vatandaş yolsuzluk yaptığı zaman yargılanıyor, cezaevine giriyor, genel başkan yardımcısı istifa ederek durumu halletmeye çalışıyor. Başbakan, ben uygun gördüm, diyor. Sen kimsin, sen af mercii misin? Yolsuzluğun gereği yargıya intikal ettirilmeli. Şaban Dişli’nin dokunulmazlığı neden kalkmıyor? Arkasında Başbakan’ın dokunulmazlık dosyası var çünkü. Kalpazanlık dosyası var, ihaleye fesat karıştırma, yolsuzluk suçlaması var. Bu suçlamalarla nitelendirilmiş insan gelse kızınızı istese verir misiniz? Kızınızı vermeyeceğiniz insana Türkiye’de iktidarı niçin veriyorsunuz?
spartacus
06-09-2008, 18:22
Türkiye, tarihinin en vurguncu, en çapulcu, en sorumsuz, en lakait, en acımasız, en ayarsız, en vicdansız, en vurdumduymaz, en kültürsüz, en gerici, en kimliksiz, en düzeysiz, en niteliksiz, en üretimsiz, en meşruiyetli(dinsel istismar) sermayesinin, piranhalığını yaşıyor.
evrensel-insan
06-09-2008, 18:30
Saygideger spartacus;
Yazina, ekleyecek "en" kalmismi, diye baktim. Sonradan vazgectim.;)
Duygularini iyi dile getirmissin.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Deniz Feneri = İsmiyle icraatları ne kadar da tezat!
İŞTE ALMAN SAVCI'NIN İDDİANAMESİNDEKİ ERDOĞAN BÖLÜMÜ!
02.02.05 tarihli 'Empfangsbestitigung 2' olarak nitelendirilen alındı belgesinde (Empfangsbescheinigung) herhangi bir meblağ yazılı olmamasına rağmen Mehmet Gürhan, Firdevsi Ermiş'ten parayı, Türkiye Başbakanı'na, (2003 yılından bu yana Recep Tayyip Erdoğan) Doğu Asya'daki Tsunami' den zarar görmüş, yardıma muhtaçlara dağıtması için, vermek üzere, aldığını tasdik etmiş. Bu konu, sanık Ermiş' in 7. kez ifadesi alınırken sorulmuş ve doğruluğu tasdik edilmiştir.
Medya tarafından Deniz Feneri davasının haber yapılması RTE'yi kızdırdı.
RTE, medyayı ve özellikle Aydın Doğan'ı suçladı ve yapılan haberlerin Aydın Doğan'ın Hilton oteli ile ilgili talepleri nedeniyle yapıldığını iddia ederek ahlaksızlık suçlamasında bulundu.
Daniska kavramını seven RTE'nin, asıl ahlaksızlığın daniskasının yolsuzluk ve yolsuzluğu örtme çabaları olduğunu bilmesi lazım.
Bu konuda yorumu Taraf gazetesinden aktaralım ki taraf olunduğu düşünülmesin:
http://www.taraf.com.tr/haber.asp?id=16356
ozgur_beyin
08-09-2008, 00:41
tayyiipinyarası odcunmaya başladı bugün aydın doğana giydirdi
sadece eleştirdi benalmadım haberim yokdemedi diyemedi.
bu benin insanlarım hal bu müslüman hırsızlara inanmamayı ne zaman öğrenecek
almanın bokunu dökerek para kazan ondan sonrada çocuklarına yedirmediğin paraları bu din baronlarına yedir.hayret
volkantr
08-09-2008, 03:34
Ben Doğan'ı çok panik gördüm.Çekinecek bir şeyleri olduğu çok açık..
Silverhand
09-09-2008, 00:53
Özgürbeyin çok doğru! Tayyip Dişli olayıyla ilgili olarak da "CHP iddialar ortaya attı o da yıpranmayalım diye partideki görevinden istifa etti vekillikten de istifa edecekti biz bırakmadık." dedi. Yani "Dişli masum böyle bir şey yapmadı." demedi. Ya da diyemedi. İşin hazin tarafı şu an seçim yapılsa yine tek başına iktidar olabilir.
Deniz Feneri yolsuzluğu öyle basit bir soygun değil.
İnsanların yardımlaşma, hayır yapma duygularından istifade ederek yüzbinlerce müslümanı soymuşlar.
Televizyonlarda yoksullara yaptıkları göstermelik yardımları gösterip asıl büyük paraları kaçırmışlar.
Toplanan paraları sanki dağıtılmış gibi göstermişler.
Örneğin Eminönü'ndeki Süleymaniye Mahallesi muhtarlığına ve mahalleye tırlarla yardım yapmışlar gibi sahte alındı belgeleri düzenlemişler.
Mahalle işyerlerinden oluşuyor. O yüzden hane sayısı sadece 70.
Gönderilen yardım ise 140 ton. Yani her eve 2 ton gıda yardımı yapmışlar.
Bir eve 2 ton gıda yardımı olabilir mi?
Soyguncuların öylesine gözü kara ki, öyle cesaretliler ki her eve 2 ton gıdayı sığdırmışlar.
Bu paralar nereye mi gitmiş?
AKP'nin kasasına.
Bu haberi duyan AKP sempatizanlarının soyguna anlayışla, hoşgörü ile yaklaşacakları hatta yaklaştıkları aşikar. Çünkü ses gelmiyor, gelmez.
İslami ganimet anlayışının 21. yy daki uygulanışı bu olsa gerek. :D
saygılarımla
Türkiye, tarihinin en vurguncu, en çapulcu, en sorumsuz, en lakait, en acımasız, en ayarsız, en vicdansız, en vurdumduymaz, en kültürsüz, en gerici, en kimliksiz, en düzeysiz, en niteliksiz, en üretimsiz, en meşruiyetli(dinsel istismar) sermayesinin, piranhalığını yaşıyor.
__________________
EN riyakar ı da ben ekleyim.
Sonra da ilk seçimlerdeki oy oranına bakarak bu sıfatlara layık olanların oranlarını tespit edelim.
Benim tahminim yerel seçimlerde %51... Eski iller aynen devam; İzmir kesin AKP'nin , Ankara Çankaya belki...
..............
Öyle derin yaralar ile çizilmişki kalpler, bunların yaptığı her hırsızlık toplumun büyük bir kesimi tarafından benim hırsızım iyidir mantığı ile savunuluyor bile.
Bunda da bence en büyük suç bu halkı bu kadar uçlara sürükleyen İnönü'dür.
Öyle bir tezgah kurulumuştur ki Atatürk'ün adı ile İnönü cumhuriyeti tesis ettirlimiş, küfürler Rahmetli M.Kemal'e bütün başarılar 1945 den sonra İnönü'ye ithaf ettirilmiştir.
AKP de doğru yerde doğru zamanda durarak bu nefret rüzgarından keseyi doldurmaktadır.
AKP'nin en büyük destekçisi Bülent Ersoy'dan rüişvet alacak kadar alçalan Sayın Deniz Baykal'dır. Başka suçlu aramayada gerek yoktur. Tencere dibin kara seninki benden kara.
Çözüm;
Deniz Fenerinin lambasını en parlak hallindeyken bütün siyasi partilerin karanlık yerlerine içten ve yakından tutmaktır.
Selamlar
gariplerimi hersene gelen tokatliyor giden tokatliyor,tokatliyanlara artik diyecek bir laf bulamiyorum,seneye gene birileri gelip allah rizasi icin tokatlicak,bunlar akillanmiyorsa ,tokatci ne yapsin?,benim yakinen tanidigim biri 30 000 euronun üzerinde kapdirdi,öz cocuguna 1 oyro vermezler,,eeee allaha yaranacaklar yaa.
'AKP'ye yardım kapatma nedeni'
Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, Deniz Feneri vurgununda AKP'ye de para aktarıldığı iddialarının Yargıtayca soruşturulması gerektiğini vurguladı. Kanadoğlu, "Başsavcılık Almanya'dan dosyayı temin etmeli. Partiye yardım iddiası kanıtlanırsa anayasa gereğince AKP hakkında temelli kapatma yaptırımı uygulanacaktır" dedi.
Cumhuriyet
http://www.cumhuriyet.com.tr/?im=yhs&hn=4004
mehmetsalih
15-09-2008, 17:54
Deniz feneri hakında son günlerde yapılan karalama kesinlikle hen İslamlara hemde Yardın sever insanlara yapılmıştır. Bu iftirayı iyice kavramak için deniz fenerindeki yayınlanan videolara bakın: http://www.denizfeneri.org.tr/duyuru.aspx Sayfanın aşağı tarafından... Saygılarımla
Yoğurdum karadır diyen olur mu hiç? Almanya'daki deniz feneri soygunu burada kimlere kadar uzanıyor? Buradaki deniz fenerinin avukatlığını üstlenen zat kim? Biraz da bunları araştırın bakalım...
Makbuzu getiren parasını alacak
http://www.hurriyet.de/images/solomanset/SoloManset553536.jpg
http://www.hurriyet.de/?navi=manset&grp=SoloManset&an=3334&banner=0
CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu, Deniz Feneri Derneği yöneticilerinden Mehmet Gürhan’ın Kanal 7 Yönetim Kurulu Başkanı ve “Türkiye’deki asıl fail” olarak tanımlanan Zekeriya Karaman’a 21 Mayıs 2007 tarihinde Türkiye’deki tüm işleri için verdiği genel vekâletnameyi açıkladı.
Kılıçdaroğlu, dün parlamentoda düzenlediği basın toplantısında, “AKP ve Başbakan’ın bugün yolsuzluk yapanların en büyük hamisi durumuna geldiğini” söyledi. “Almanya tarihinin en büyük nitelikli dolandırıcılık davasının Türkiye’deki faili olarak mahkeme kararına geçen kişi, bugün RTÜK’ün başında ve Sayın Recep Tayip Erdoğan’ın koruması altında” diyenKılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Sayın Zahid Akman’ı, Kanal 7’yi birlikte kurduğunuz için mi koruyorsunuz? Bu davranışınızı hangi ‘şeref ve haysiyet’ anlayışınıza oturtuyorsunuz? Almanya’daki Deniz Feneri olayında olduğu gibi, Kanal 7’nin yurtdışı hesaplarını resmi defterlerine kaydetmediği devletin raporları ile saptanmasına karşın, bu raporları sumen altı edip, savcılığa göndermeyen SPK BaşkanıTuran Erol’u hangi şeref ve haysiyet anlayışı ile yerinde tutuyorsunuz? Şayet yolsuzluklarla mücadele programınız bu anlayış ile hazırlanmışsa, onun adı‘yolsuzlukla mücadele’ değil, ‘yolsuzluklara yataklık yapma’dır. Almanya’daki dolandırıcılık olayının Türkiye başaktörü Zekeriya Karaman’ın akrabanız olması, size böyle bir korumacılık yetkisi vermez, vermemelidir.”
Kılıçdaroğlu, Almanya’da dolandırıcılık davasında ceza alan Mehmet Gürhan’ın, Kanal 7 Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Karaman’a “biat belgesi”ni de açıkladı. 21 Mayıs 2007 tarihinde İstanbul 10. Noterliği’nde düzenlenen genel vekâletnamede Gürhan, “Türkiye hudutları dahilindeki ortağı olduğum şirketlerdeki hisselerimi devretmeye, Türkiye hudutları dahilindeki şirketlere ortak olmaya, hisse satın almaya, ortaklıkla ilgili haklarımı takip etmeye, benim adıma evrakları imzalamaya, kamu kurum ve kuruluşlarıyla, özel ve tüzel şirketlerdeki işlerimi takip etmeye, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Kadir oğlu 03.01.1952 doğumlu Zekeriya KARAMAN’I vekil tayin ettim” diyor. Alman yargıcın “Asıl failler Türkiye’de”, “Mehmet Gürhan, asıl failleri korumak için suçu üstüne aldı” sözlerini anımsatan Kılıçdaroğlu, “Bu vekâletname Mehmet Gürhan’ın aslında bir piyon olduğunu, tüm yetkilerin ve sorumluluğun Zekeriya Karaman’da olduğunu açıkça gösteriyor” dedi.
Erdoğan’ın konuşmalarında “şerefsiz, haysiyetsiz” sözcüklerini çok sık kullandığına dikkat çeken Kılıçdaroğlu, “Şayet Dengir Fırat’la yola çıkarsanız, kendinizi çıkmaz sokakta bulursunuz” dedi. Başbakan Erdoğan’ın Dengir Fırat’a “En büyük ortağı olduğu MENAS’ın ürünlerini yurtdışına götüren TIR’da 89 kilo eroin yakalandı mı? MENAS Şirketi, hayali ihracat yaptı mı?” sorularını sormasını isteyen Kılıçdaroğlu; Erdoğan’a da “Fırat’ın iftira attığını sizin imzanızla kanıtlarsam, kendisini partideki görevinden alacak mısınız? İftiracılığı kanıtlanırsa ‘Ben şerefsiz bir müfteriyim’ diye açıklama yapmasını isteyecek misiniz?” sorularını yöneltti.
ÖDP Keçiören binasına polis ablukası
Dün gece ÖDP Keçiören İlçe Binasını ablukaya alan polis, Deniz Feneri Derneği'nin yolsuzluklarını protesto etmek için binaya asılan pankartı indirdi.
soL (HABER MERKEZİ) Ankara'da Özgürlük ve Dayanışma Partisi'nin (ÖDP) Keçiören İlçe Örgütü dün gece polis ablukasına alındı. İlçe binasına asılan "Deniz Feneri Dişli Çıktı, Durmadan Çalanlardan Hesap Soracağız" yazılı pankart polis tarafından indirildi.
Konuyla ilgili bir açıklama yapan ÖDP Genel Başkan Yardımcısı Önder İşleyen, polisin hukuksuzluğu alenen kabul ederek, "Deniz Feneri hakkında yazılanlar rahatsızlık yaratıyor, kesin talimat var" diyerek pankartı indirdiğini kaydetti.
'Faşizmden başka bir şey değil'
AKP iktidarının ülkeyi hukuk kurallarına göre değil "talimatlara" göre yönettiğini belirten İşleyen, "Bu keyfiyet, kural ve hukuk tanımazlık faşizmden başka bir şey değildir" dedi.
Deniz Feneri yolsuzluğunun kendilerini "ak ve pak" gösterenlerin aslında bu düzenin tüm kirliliklerinin yaratıcısı olduğunu gösterdiğini dile getiren İşleyen, AKP'nin baskılarına rağmen, hırsızların üzerine gitmekte tereddüt göstermeyeceklerini söyledi.
İşleyen "Keçiören'den başlayarak, Ankara'nın ve ülkenin tüm sokaklarına bu afiş ve pankartlarımızı asacağız. Bütün Türkiye'de, AKP'nin 'yoksulluk ve yolsuzluk düzenine, yarattığı sadaka toplumuna karşı' alanlarda olacağız" dedi.
http://haber.sol.org.tr/sonuncukavga/4145.html
prometheus4517
23-09-2008, 17:07
resmen faşizm. ama halkın beynini öyle bir yıkıyorlar ki. kimse sesini çıkaramıyor.
kafasikarisik
23-09-2008, 17:54
Dindar insan = ahlaklı insanmıdır?
Zannederim yeni olduğumdan başlık açma yetkim yok. Sorduğum soruya en yakışan kısım bu olduğunu düşündüm. Eskilerden buna benzer açılmış bir başlık varsa modlar bu mesajımı oraya taşıyabilirler.
En bilindik propaganda dindar insan harama el sürmez yalanı. Çocukluk anımdır, 30-35 yıl önce mahallemizde "Hacı Bakkal" vardı. Okula gitmeden önce annem beni bazen ona yollardı. Ya yanlış tartar ya da eksik para üstü verirdi. Eve gelince annem beni geri yollar eksik olduğunu söyletirdi. O zaman aaa dalgınlık olmuş filan derdi uyanmazsak oh ne ala paralar cebe. Şimdi kalkıp kimse kötü örnek örnek değildir demesin, emsaller gözümüze sokulurken hele.
Hem kimin gerçekten cennetlik bir inanan olduğunu Allah'tan başka kimse bilemez derler hem de her sakal bırakıp hacı yağı süreni dindar ve güzel ahlaklı ilan ederler. Bu millet bu kadar saf ve cahil olduktan sonra hakkediyor diyeceğim ama ucu bize dokunuyor. Ayrıca bu kadar da saf olduklarını düşünmüyorum bu Denizfeneri bağışçılarının. Kimse Denizfeneri olayı milletin gözünü açtı artık kanmaz filan iyimserliğine de kapılmasın. Bal gibi oraya özellikle yüklü miktarda bağış yapanlar bu işin kime yaradığını biliyorlardı ve "dava" uğruna herşey mübahtır.
Şimdi gelelim asıl soruma;
Dinlerim temeline inmeden yüzeysel bakarsanız aslında güzel şeylerden bahsettiğini düşünürsunuz.
1- İnsan öldürme,
2- Hırsızlık yapma,
3- Yalan söyleme,
4- Zina ve fuhuş yapma,
5- Riyakarlık yapma,
6- Adil ol...... vs. vs.
biraz derine girdiğinizde ise;
1. "İnsan öldürme" emrinin yanlız kendi dininden olan ve otariteye itiraz etmeyenler için geçerli olduğunu,
2- Hırsızlık yapma emrinin sadece kendi dininden (mezhepinden) olanların malını çalma anlamına geldiğini,
3- Sadece kendi dininden olanlara yalan söyleme dendiğini,
4- Zina ve fuhuşun sadece kendi dininden olanlar arasında günah olduğunu,
5- Kendi dininden olanlar haricinde riyakarlığın serbest olduğunu,
6- Adaletin sadece kendi dininden olanlar için geçerli olduğunu görüyoruz.
Tabii bu kurallar o kadar esnektir ki, "dava icabi" tüm kurallar herkes için uygulanmayabilir. Köle ve cariyeler ise bu kapsamın dışındadır.
Tabii liste uzatılır ve deliller konarak konu güçlendirilir.
Ama köle-cariye sahibi, çok eşli, bazı eşleri çocuk yaşta bir dindarın ahlakı da nasıl bir ahlaktır tartışılır. Muta nikahı ve takkiye konusu da bir dindarın güzel ahlakına örnektir. Dini söylem kullanarak ekonomik ve siyasi çıkar elde etmekte güzel bir ahlaktır tahminim.
Şimdi, ilk taşı hiç günahı olmayan atsın.
Dindar insan = ahlaklı insanmıdır?
Zannederim yeni olduğumdan başlık açma yetkim yok. Sorduğum soruya en yakışan kısım bu olduğunu düşündüm. Eskilerden buna benzer açılmış bir başlık varsa modlar bu mesajımı oraya taşıyabilirler.
En bilindik propaganda dindar insan harama el sürmez yalanı. Çocukluk anımdır, 30-35 yıl önce mahallemizde "Hacı Bakkal" vardı. Okula gitmeden önce annem beni bazen ona yollardı. Ya yanlış tartar ya da eksik para üstü verirdi. Eve gelince annem beni geri yollar eksik olduğunu söyletirdi. O zaman aaa dalgınlık olmuş filan derdi uyanmazsak oh ne ala paralar cebe. Şimdi kalkıp kimse kötü örnek örnek değildir demesin, emsaller gözümüze sokulurken hele.
Hem kimin gerçekten cennetlik bir inanan olduğunu Allah'tan başka kimse bilemez derler hem de her sakal bırakıp hacı yağı süreni dindar ve güzel ahlaklı ilan ederler. Bu millet bu kadar saf ve cahil olduktan sonra hakkediyor diyeceğim ama ucu bize dokunuyor. Ayrıca bu kadar da saf olduklarını düşünmüyorum bu Denizfeneri bağışçılarının. Kimse Denizfeneri olayı milletin gözünü açtı artık kanmaz filan iyimserliğine de kapılmasın. Bal gibi oraya özellikle yüklü miktarda bağış yapanlar bu işin kime yaradığını biliyorlardı ve "dava" uğruna herşey mübahtır.
Şimdi gelelim asıl soruma;
Dinlerim temeline inmeden yüzeysel bakarsanız aslında güzel şeylerden bahsettiğini düşünürsunuz.
1- İnsan öldürme,
2- Hırsızlık yapma,
3- Yalan söyleme,
4- Zina ve fuhuş yapma,
5- Riyakarlık yapma,
6- Adil ol...... vs. vs.
biraz derine girdiğinizde ise;
1. "İnsan öldürme" emrinin yanlız kendi dininden olan ve otariteye itiraz etmeyenler için geçerli olduğunu,
2- Hırsızlık yapma emrinin sadece kendi dininden (mezhepinden) olanların malını çalma anlamına geldiğini,
3- Sadece kendi dininden olanlara yalan söyleme dendiğini,
4- Zina ve fuhuşun sadece kendi dininden olanlar arasında günah olduğunu,
5- Kendi dininden olanlar haricinde riyakarlığın serbest olduğunu,
6- Adaletin sadece kendi dininden olanlar için geçerli olduğunu görüyoruz.
Tabii bu kurallar o kadar esnektir ki, "dava icabi" tüm kurallar herkes için uygulanmayabilir. Köle ve cariyeler ise bu kapsamın dışındadır.
Tabii liste uzatılır ve deliller konarak konu güçlendirilir.
Ama köle-cariye sahibi, çok eşli, bazı eşleri çocuk yaşta bir dindarın ahlakı da nasıl bir ahlaktır tartışılır. Muta nikahı ve takkiye konusu da bir dindarın güzel ahlakına örnektir. Dini söylem kullanarak ekonomik ve siyasi çıkar elde etmekte güzel bir ahlaktır tahminim.
Şimdi, ilk taşı hiç günahı olmayan atsın.
Çok güzel bir yazı , ellerine sağlık .
Bazen sadece şunu düşünmek bile yeterli oluyor :
Bilindiği üzere din propağandistleri , sırf işlerine öylesi geliyor diye bazen bu halkın % 99'unun müslüman olmasıyla övünürler .
Gel gör ki , gırtlağımıza kadar yolsuzkluk , haksızlık hukuksuzluk çukuruna battığımız şu son çeyrek yüzyılda tam 300 milyar dolar resmen çalındı .
Bu çalma olayının içinden suçu sadece siyasilerin üstüne yıkarak sıyrılamayız .
Ben o görüşteyim ki , en alt kademedeki memurdan tut da en sıradan insana varıncaya kadar herkes bu yolsuzluğun içerisindeydi .
O halde nerede kaldı , % 99'u müslüman ve ahlaklı millet ?
serüvenci
23-09-2008, 23:53
kafasıkarışık : Şimdi, ilk taşı hiç günahı olmayan atsın.
bu bana pek yabancı gelmedi. isanın sözlerinin evrilmiş hali midir acep? :D
kafasikarisik
24-09-2008, 12:59
Tolstoy "Diriliş" romanında şu manada bir şey söyler. (Kitap yanımda olmadığından tam metni veremiyorum aklımda kalanı yazıyorum özür)
Bizler, hırsızların, katillerin, fahişelerin yaptıkları işten utanç duyan ve bu "mesleklerinden" kurtulmak için çırpınan zavallı kader kurbanları olarak görürüz. Aslında kendi iç dünyalarında ise durum farklıdır. Bulundukları çevrede, yaptıkları işten utanç duymak bir yana övünürler. Bir hırsız yaptığı soygunlardan, bir katil "arkasında bıraktığı leş sayısından", bir fahişe yaptığı muamele ve yattığı kişi sayısından övünç duyar.
Ne kadar doğru bir düşünce.
Değer yargılarını ve ahlakı belirleyen içinde bulunduğumuz çevredir. Eğer bu çevre bize yaptığımızın doğru olduğunu söylüyor ve bu yaptıklarımızdan dolayı yergi bir yana alkış alıyorsak bize son derece doğru görünecektir.
Şimdi bu olaya birde bu gözle bakın. Üstelik bu işin birde kutsal bir ideoloji uğruna yapıldığını hesaba katın. Bu çevre için sizce ahlaksız bir olaymıdır? yoksa son derece ulvi bir olaymıdır?
@delx,
isa'nın sözleridir. diyojen ve aristonunda çok güzel sözleri vardır. Güzel söz söylemek bir şeyin alameti değildir.
Asıl suçluların Türkiye'de olduğunu söyleyen hakim Müller, ''Kararda asıl suçlular Türkiye'de dedik. Bununla Türkiye'deki Kanal 7'nin yöneticilerini kastediyoruz. Çünkü Almanya'da halktan bağış olarak toplanan paralar Türkiye'ye gönderiliyor ve orada Kanal 7'nin sorumlularına teslim ediliyordu'' dedi.
ZAHİD AKMAN İÇİN 5 YIL İSTENEBİLİR
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/9982666.asp?gid=229&sz=580
http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Fenerin_Turkiye_baglari_tek_t ek_BUHARLASMIS_200549_1&Newsid=200549
Zahid Bey mahkemeyi kandırmış
http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Zahid_Bey_mahkemeyi_kandirmis _200565_1&Newsid=200565
Sahte belge düzenleyen noter Akp li
http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Notere_ikinci_sorusturma__200 485_1&Newsid=200485
kafasikarisik
25-09-2008, 21:39
Bunlar dua etsinler Sudan da filan yakalanmadılar. Yoksa isimlerinin önüne "Çolak" lakabı gelmişti şimdi. :D
Bu arada şu 10. noterdeki tüm işlemlerin geriye dönük mercek altına alınması lazım kim bilir neler vardır orada.
Almanya’da ‘Deniz Feneri’ Parlamentoya taşındı
http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=Detay&ArticleID=902373&CategoryID=81
yucemanitu
11-10-2008, 15:32
Bence Zahit Akman'ın da gazozuna da hap atmışlardır hani o 70'lik dede tanımadığı birinin elinden pepsi içip kendini küçük kızın koynunda bulmuştu ya. (Hala buna inanan insanlar var mı aceba? Bence var. Deniz Feneri soyguncularına sahip çıkan buna da inanır.) Hatta Tayyip "Tanımıyorum" dediği adamla yan yana fotoğraf çektirmiş. Herhalde Başbakana da biri pepsi ısmarlayıp bu fotoğrafı çekmiş. İşin hiç de ilginç olmayan tarafı ise Ergenekon davasının "savcısı" olanlar Deniz Feneri için "Bana ne!" diyor.
yucemanitu
11-10-2008, 15:50
"Karalama" ve "iftira" demiş bir arkadaş.
Alman Yargıç Johann Müller:
"Deniz Feneri e.V. Almanya'da, Türkleri dolandırmak için kurulmuştur. Baştan beri insanlara yardım etmek gibi bir niyetleri yoktur. Toplanan paraların ne yapılacağı Türkiye'den belirleniyordu. Arka planda Zekeriya Karaman, İsmail Karahan, Mustafa Çelik, Harun Kapıyoldaş ve Zahid Akman vardır. Türkiye'deki Deniz Feneri ile Almanya'daki Deniz Feneri e.V. aynı isimle kurulmuştur. Asıl suçlular Türkiye'de olduğu için Almanya Deniz Feneri davasındaki cezalar düşük tutulmuştur"
Ekşi'nin 8 Ekim tarihli yazısından. Bir yargıç suçluluğu kanıtlanmayan kişiye böyle bir iftira atar mı?
Savcı Kerstin Lötz:
"Mahkeme 6 hafta içinde gerekçeli kararını yazacak. Bu süre içinde Türk Adalet Bakanlığı'nın dosyayı istemesini bekleyeceğiz. İstemezlerse biz göndereceğiz"
Bu sözleriyle savcı ne demek istemiş aceba?
http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=VATANin_ozel_haberleri_gerekc eli_karara_girdi_210830_1&Newsid=210830
Dincilerin soygunları, yolsuzlukları ta Tevrat'a kadar gider.
Yahudilerin Mısırlıları nasıl soyduklarından başlar, ellerindeki altınları, mücevherleri Tanrıya sunum adı altında nasıl kaptırdıklarına kadar gider.
Deniz Feneri soygunundan yola çıkılarak güzel bir fıkra yapılmış, paylaşalım:
Din adamları biraraya geldikleri bir toplantıda sohbet ederlerken, konu dönmüş dolanmış, toplanan paralara ve onların hak yolunda kullanılmasına gelmiş.
Haham demiş ki;
- Biz, topladığımız paraların ne kadarını hak yolunda harcayacağımıza karar vermek için 5 mt. öteye bir çizgi çizeriz. Çizgiye doğru paraları fırlatırız. Çizgiyi geçenleri hak yolunda kullanırız. Geçemeyenler de bize kalır.
Papaz söz almış;
- Biz de benzer bir yöntem kullanıyoruz demiş. Kilisede toplanan
paraları 5 mt. öteye koyduğumuz bir kavanoza atarız, kavanoza girenleri
hak yolunda kullanırız, girmeyenler bize kalır demiş.
Bizim Molla'ya sıra gelmiş. O da;
- Bizde de durum pek farklı sayılmaz demiş. Biz de topladığımız paraları
yukarıya doğru fırlatırız, Yüce Rabbim ihtiyacı olduğu kadarını içinden
alır, gerisi bize kalır.
Efendim Alman yargısının “yüzyılın en büyük bağış soygunu” dediği Deniz Feneri davası orada sonuçlandı ama “Türkiye’deki Deniz Feneri ile ortak çalışmışlar, olay AKP iktidarıyla bağlantılı ve asıl failler Türkiye’de” şeklinde görüş bildirdikleri davanın Türkiye ayağına hâlâ sıra gelmedi.
http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?tarih=11.11.2007&Newsid=222695&Categoryid=4&wid=4
Deniz Feneri dosyası kolay kolay gelmez
http://haber.gazetevatan.com/haber.vatan?detay=Deniz_Feneri_dosyasi_kolay_kolay _gelmez&Newsid=221712&Categoryid=4&wid=142
Almanya'da ikinci deniz feneri dalgasi.
http://haber.gazetevatan.com/Almanyada_2_Deniz_Feneri_dalgasi/224732/30/Dunya
Isik vermeyen,gemilere yol göstermeyen, deniz feneri olurmu hic, anlamadim gitti.
Denizin olmadigi yere dikilen sanal fenerimize, yardim eden ve kandirilan müslüman kardeslerimizin, yardimlarini eksik eyleme ya Rabbim.
Fenerimizi yakan pillerimizin bittigini, kafire, düsmana hissettirme ya rabbim...
Su secimler bittikten sonra, fenerimize jenaratör ihsan eyle ya Rabbim.
Ya Rabbim el amin, bizi karanliklarda koma, fenerimizi ampulumuzu sürekli yanik tut ya rabbim...
Ya Rabbim, bu feneri denize degil, yanlislikla Tuz gölüne insaa etmisiz, sen bizim günahlarimizi af eyle ya rabbim...
Sevgili müslüman kardeslerimiz; Allah, inananlara yardim etmekte ve onlari devamli korumaktadir. Savcilarimiz, hakimlerimiz ve adalet bakanligimiz, Allah'in izni ile, inanmayanlara karsi bizim yanimizdadir.
Su secimleri de Allah'in izni ile bir kazanirsak, Anadolu'da müslüman olmayanlari barindirmayacagiz insaallah ya rabbiiiiim...
eylembaba
08-03-2009, 21:57
HISSELI PARSALAR KUMPANYASI SUNAR
HAYAL-I FENER ISLER
SUCLUYA ULASMAK ICIN PARANIN IZINI TAKIP EDECEKSIN ...
ALMANYA VE TURKIYE'DEKI DENIZ FENERI DERNEKLERI ARASINDA
PARA TRANSFERLERI VE RTUK BASKANI ZAHIT AKMAN'IN ISMI PARA
TRANSFERLERINDE KURYE OLARAK GECIYOR ...
Deniz Feneri paraları böyle 'beyazlatmış'
03 Eylül 2008
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/arsivimage.aspx?picid=6350973
Topladığı bağış paralarını buharlaştıran Deniz Feneri davasına Frankfurt Eyalet Yüksek Bölgesel Mahkemesi'nde devam edildi. Deniz Feneri ve şirketlerinin muhasebecisi Firdevsi Ermiş, Beyaz Holding ile Almanya'da kurulan Weiss GmbH arasında para transferleri yapıldığını, Zahid Akman ve diğer 5 ortağa ayda 32'şer bin Euro ödendiğini, ayrıca bizzat Akman'a elden 'büyük miktarlarda paralar verildiğini' söyledi.
ALMANYA'da Deniz Feneri Derneği ile ilgili olarak Frankfurt Eyalet Yüksek Bölgesel Mahkemesi'nde önceki gün başlayan davaya dün devam edildi. Dünkü duruşmada Deniz Feneri ve onun uzantısında kurulan şirketlerin resmi ve gayri resmi muhasebesini tuttuğunu belirten Firdevsi Ermiş ve Deniz Feneri şirketi içinde bütün işlere koşturulduğunu belirten Mehmet Taşkan mahkeme heyetinin sorularını yanıtladılar.
Yargıcın, "Deniz Feneri Derneği'nin gelirleri ile Kanal 7'yi finanse ettiğinizi anlıyorum. Şirketin ayakta duracak gücü olmadığı için bağış paraları burada kullanılmış. Kanal 7, Media GmbH ve Yeni Şafak birer medya kuruluşu. Her medya kuruluşunun güttüğü bir amaç vardır. Bunları politik olarak ne gibi amaçları vardı" sorusunu Ermiş, "Kimseyi vebal altında bırakmak istemem. Tutucu kesime denilebilir. " diyerek cavaplandırdı. Ermiş, Deniz Feneri ve bağışlardan elde edilen gelirlerle kurulan şirketlerin muhasebesini tuttuğunu belirterek, "Bir resmi muhasebe, bir de gayri resmi muhasebe tutuluyordu. Gayri resmi muhasebe için Mehmet Gürhan'dan talimat alıyor, onun direktiflerinde çalışıyordum" dedi.
Weiss paravan
Ermiş, şirketler arasında bulunan Weiss GmbH (Beyaz GmbH) şirketinin ne iş yaptığını bilmediğini, bu şirketin paravan bir şirket olarak kurulduğunu sözlerine ekledi. Ermiş, şöyle konuştu: "Türkiye'de Beyaz Holding vardı. Almanya'da da Weiss GmbH kuruldu. Bu iki şirket arasında para transferleri vardı. Ama Beyaz Holding'i bilmem ben. Aralarında ne kadar para alışverişi yapıldığını da bilmiyorum, çünkü oranın muhasebesini ben yapmadım. Resmi olarak Weiss Şirketi bir faaliyette bulunmuyordu. Tek yaptığı faaliyet Almanya'da gayrimenkul satın alarak, bu alanda yatırım yapmaktı."
Reklamlar Türkiye'denhttp://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/arsivimage.aspx?picid=6351466
Zahid Akman, Mustafa Çelik, İsmail Karahan, Mehmet Gürhan ve Zekeriya Karahan, genelde Almanya'da kurulan Euro 7, Atlas, Weiss GmbH gibi şirketlerin ortakları olduğunu dile getiren Ermiş, "Zahid Akman, bir süre önce bütün görevlerinden resmi olarak ayrıldı. Ancak sadece resmiyette ayrıldı, gayri resmi olarak ortak olmaya devam ediyor. Euro 7 ve Atlas şirketleri için bu beş kişiye 32'şer bin Euro'luk ödeme yapılıyordu. Büyük miktarlarda bazı paralar da bizzat Zahid Akman'a elden teslim edildi" diye konuştu. Firdevsi Ermiş, Almanya'daki Deniz Feneri Derneği için reklamların Türkiye'deki Deniz Feneri şirketi tarafından hazırlandığını da söyledi. Mahkeme heyetinin, "Kayıtlarda 21 bin üzerinde kişinin bağışta bulunduğu belirlendi. Bu rakam doğru mu?" sorusunu da Ermiş, "Daha fazladır. Yardım amacıyla toplanan paraların yüzde 40 ile 60'ı kurulan şirketlerde kullanıldı" diyerek yanıtladı.
Beyaz Holding'in ilginç künyesi
YARDIMA muhtaç insanlar için yardım toplayan bir kuruluş olarak bilinen Deniz Feneri Derneği'nin Almanya'da adı geçen Weiss GmbH şirketi ile Beyaz Holding'in para transferleri dikkat çekiyor. İstanbul Eyüp merkezli Beyaz Holding bünyesinde bulunan şirketler ve yönetim yapısı da oldukça ilginç. Yönetim Kurulu Başkanlığı'nı Kanal 7'nin de patronu olan Zekeriya Karaman'ın yaptığı Beyaz Holding, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin de önemli projelerinin ihalelerini almasıyla biliniyor.
Akman hisselerini devretti
Beyaz Holding, eğitim, yayıncılık ve organizasyon alanlarında faaliyet gösteriyor. 23 Eylül 1998'de kurulan ve RTÜK Başkanı Zahid Akman'ın da kurucusu olduğu Beyaz İletişim A.Ş.'yi de içinde bulunduran şirkette Akman, hisselerini Yönetim Kurulu Üyesi İsmail Karahan'a devretti. Beyaz İletişim ise şu an Haber 7 ve İstanbul'un Sesi Radyosu ile faaliyetlerini sürdürüyor. Yine aynı holdingin çatısı altında bulunan Nokta Elektronik Medya, bünyesinde birçok internet sitesi yer alıyor. Haber7.com, rotahaber.com, cafesiyaset.com ve Newstime7.com bu şirkette faaliyet gösteren adreslerden birkaçı.
Belediye projelerihttp://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/arsivimage.aspx?picid=6350974
Beyaz Holding tüm bunların yanı sıra belediyelerin birçok önemli projelerine de imza atıyor. Holdinge bağlı şirketler, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sanat ve Meslek Eğitimi Kursları (İSMEK), İstanbul Büyükşehir Belediyesi okuma-yazma kursları ve İstanbul Beyoğlu Belediyesi Semt Konakları Projesi gibi birçok önemli projeyi gerçekleştirmiş.
Ekip hep ayni
Kanal 7'nin yönetim kadrosu
Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Karaman
Yönetim Kurulu Üyesi İsmail Karahan
Yönetim Kurulu Üyesi Mustafa Çelik
Beyaz Holding yönetimi
Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Karaman.
Başkan Yardımcısı Mustafa Çelik.
Yönetim Kurulu Üyeleri İsmail Karahan.
Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Gürhan
Karaman'ın yönetim kurulu üyesi ve ortağı olduğu bazı şirketler
Yeni Dünya İletişim Anonim Şirketi
Yurt İletişim ve Haber Ajansı Ticaret Anonim Şirketi
Mepa Medya Anonim Şirketi
Hayat Görsel Yayıncılık Anonim Şirketi
'Gizli kasa' Weiss GmbH
DENİZ Feneri içinde birçok görevde bulunduğunu, ama asıl görevinin kurulan Atlas GMBH'da pazarlamacılık olduğunu belirten diğer sanık Mehmet Taşkan ise, toplanan paralarla Litvanya'dan 'Baltık Christina' adlı gemiyi aldıklarını söyledi. Gemiyi 500 bin Euro kár amacıyla satın aldıklarını belirten Taşkan, para transferleri ile ilgili olarak şunları söyledi:
Elden 200 bin Euro
"Türkiye'ye sadece bir defa 200 bin euro para götürdüm, Kanal 7 binası 3. katında doğrudan yöneticiye teslim ettim. Bunun dışında Azerbaycan'da bir yardım aksiyonunda görev aldım. Bütün yardım çalışmaları kameralara çekiliyordu. Kamera olmayınca fotoğraflanıyordu. Gemi işiyle Mehmet Gürhan'ın talimatı üzerine ilgilendik. O bu işe, 'Hurdası bile 1,5 milyon Euro eder, zihniyetiyle atıldı. Ancak gemi işinden beklenen elde edilemedi. Gürhan ile Viyana'da 100 öğrencinin barınacağı bir yurt alımı için de çalıştım. Deniz Feneri ve ve diğer şirketlerde her iş için kullanıldım."
Kızılhaç'tan mal kaçırma
Yargıç Dr. Müller, bu ifadeler üzerine, "Anlaşılan dernek işleri ile şirket ilişkileri arasında bir ayrım yapılmamış" yorumunda bulundu. Taşkan bunun üzerine, Weiss GmbH'nin Deniz Feneri Derneği'nin adeta gizli kasası olduğunu belirterek, "Dernek olarak mal edinemiyorsunuz. Weiss şirketi bunun için kullanıldı. Amaç Deniz Feneri Derneği'nin bir şekilde kapatılması durumunda mal varlığınının Kızılhaç'a devredilmesinin önlenmesiydi" dedi.
Kurulan şirket Yeni Şafak oldu
DENİZ Feneri Derneği'nin tüzüğünde yer alan bir madde nedeniyle, yöneticilerin ayrı ayrı şirketler kurdukları ortaya çıktı. "Deniz Feneri Derneği'nin kapatılması, feshedilmesi veya yasaklanması halinde, sahip olduğu malvarlığı Alman Kızılhaç Örgütü'ne devredilir" şeklindeki madde yüzünden yöneticilerin "Weiss" şirketini kurduğu belirtildi. Şirketlerin muhasebecisi Firdevsi Ermiş, ayrıca, European Consulting şirketi kurulduğunu ve sonra bu şirketin 'Yeni Şafak' olduğunu anlatarak, "Yeni Şafak Gazetesi'nin Almanya'da çıkartılabilmesi için kurulan bir şirketti bu. Gazete basıldı ve dağıtıldı. 1 yıl kadar sonra kapatıldı" diye konuştu
***
eylembaba
08-03-2009, 21:58
Fener Fener paylaşmışlar
4 Eylül 2008
İsmail EREL - Hasan AYCI / FRANKFURT
http://www.hurriyet.com.tr/_np/5857/6355857.jpg
Deniz Feneri Derneği davasının üçüncü duruşması dün Frankfurt Eyalet Mahkemesi'nde yapıldı. Duruşmada rapor sunan bilirkişi, amaç dışı kullanılan paranın, 'en iyimser tahminle' 11.7 milyon Euro olduğunu belirtti. Bağış paralarının nereye harcandığının belirlenemediğini de belirten bilirkişi, "Tespit edebildiğimiz, Almanya Deniz Feneri'nden Türkiye Deniz Feneri'ne 7 milyon Euro, Beyaz Holding'e de 1.8 milyon Euro havale edildiği" dedi.
ALMANYA'da Frankfurt Eyalet Mahkemesi'nde dün devam edilen Deniz Feneri davasının üçüncü gününde, derneğin ve bağış paralarından kurulan şirketlerin defterlerini inceleyerek bilirkişi raporu hazırlayan uzman dinlendi. İsminin güvenlik nedeniyle açıklanmasını istemeyen bilir kişi, Deniz Feneri Derneği'nin 2002 ile 2007 tarihleri arasında, resmi kayıtlarla tespit edilen 41,6 milyon Euro bağış topladığının belirlendiğini söyledi. Bu rakamın tahmini olduğunu, peşin yapılan bağışların bu miktar içinde olmadığını kaydeden uzman, şu bilgileri verdi:
http://www.hurriyet.com.tr/_np/5861/6355861.jpg
Amaç dışı 11.7 milyon Euro
"Paranın 17,3 milyon Euro'su çekilmiş. Resmi kayıtlara ve resmi dışı tutulan defterlere kaydedilmeyen 2,3 milyon Euro belirlendi. Bağış paraları amacı dışında kullanılmış. Toplanan paralardan 875 bin Euro'su Almanya'da faaliyet gösteren Weiss GmbH'ya, 500 bin Euro'su Euro 7 Kanalı'na, 35 bin Euro'su kurulan Taxi Ouick firmasına, 25 bin Euro'su Atlas firmasına ve 81 bin Euro'su yine Weiss GmbH'ya aktarılmış. Teltek firmasına 196 bin Euro ödendiği gibi, Kanal 7 için stüdyo malzemeleri bağış paralarından karşılanmış. Bu şirketlerde çalışanların maaşları da bağış paralarından karşılanmış. Amaç dışı kullanılan para olarak 11,7 milyon Euro tespit ettik. Bu en iyi iyimser tahminle hesaplanan para. Bu paradan 7 milyon Euro'nun Türkiye'deki Deniz Feneri'ne, 1,8 milyon Euro'nun Beyaz Holding'e havale edildiği belirlendi. Geriye kalan miktarın ne olduğunu belirleyemedik. Toplanan bağışların hangi projelerde ne şekilde kullanıldığı bilinmiyor. Defterlerden bunu anlamak mümkün değil."
Program 'çözülemedi'
Mahkeme heyeti, Deniz Feneri Derneği ve diğer şirketlerin muhasebesinin, 'Uyum' adlı yazılım programı ile işlendiğini, bu programın çözülemediğine işaret ederek, bilir kişiye, "Sanki bir çift başlı yönetim var. Sizce resmi tutanaklar yanı sıra, tutulan gayriresmi defterden başka üçüncü gayriresmi defter olabilir mi? Bu tutanakların Türkiye'de bulunanların anlayacağı şekilde tutulmuş olma ihtimali var mı?" diye sordu. Soru üzerine bilir kişi, "Mümkün, bu ihtimal var" cevabını verdi.
'Yıldızlı' ödemelerin sırrı
Mahkeme heyeti resmi ve resmi olmayan kayıtlarda, ödemelerin büyük çoğunluğunun önünde yıldız işareti görüldüğünü, bunun ne anlama geldiğini bilir kişiye sordu. Bilir kişi, ödemelerde bunun dikkat çektiğini, ancak anlamının çözülemediğini söyledi. Bunun üzerine defterleri tutan, tutuklu sanık Firdevsi Ermiş'e aynı soru yöneltildi. Ermiş, "Onların anlamını sadece Gürhan bilir. O bazı ödemelere yıldız koymamı istiyordu. Bana, 'Ben anlarım ne anlamına geldiğini' diyordu. Benim bunların ne anlama geldiğinden haberim yok. Ben sadece, 'yap' denileni yapıyordum" dedi.
Bağlantıları açık
DENİZ Feneri davasında dün de, Türkiye'deki Deniz Feneri ile Almanya arasında yoğun para trafiği anlatılırken, bilirkişi kadın mali müşavir, "Beyaz Holding'e sık sık para gönderildi" dedi. Savcılar Sibylle Gottwald ve Kerstin Lotz da, "Evet, Türkiye ile Almanya arasında kesinlikle bağ var. Zaten siz de anlatılanları duydunuz" diye konuştular. Mahkeme heyeti, savcı ve sanık avukatları arasında yapılan anlaşma gereği Mehmet Gürhan en fazla 6 yıl, Mehmet Taşkan 3 yıl hapis cezasına çarptırılacaklar. Gözlemciler, mahkemede neredeyse tüm bildiklerini anlatan Firdevsi Ermiş'e de hapis cezası verileceğini, ancak bu cezanın tecil edileceğini belirtiyorlar.
Fatura çok, yardım yok
DAVADA tutuklu yargılanan Deniz Feneri eski başkanı, Euro 7 Genel Müdürü Mehmet Gürhan, üçüncü duruşmada da sessizliğini bozmadı. Dünkü duruşmaya Gürhan'n eşi de izleyici olarak katıldı. Bilir kişi raporunda Gürhan ve Deniz Feneri Derneği yöneticilerinin, Beyaz Holding'e 1,5 milyon Euro ile ortak oldukları yer aldı. Raporda, Deniz Feneri Derneği'nin yardım faturalarına göre, Aytaç firmasından yüksek meblalar karşılığı mal alındığının görüldüğü ve bu firmaya 4.9 milyon Euro'luk ödeme yapıldığı da belirtildi. Bilir kişi, "Ancak bunlar faturalar. Mal gitmiş mi, muhtaçlara dağıtılmış mı kontrol etmek mümkün değil. Deniz Feneri için yardım paralarıyla Viyana'da alınan yurtla ilgili belgeler Avusturya'dan istendi" dedi.
Son söz Türkiye'deydi
TUTUKLU yargılanan Firdevsi Ermiş ve dernek başkanı Mehmet Taşkan, son duruşmada, Deniz Feneri'nin Türkiye bağlantılarına değindiler. Taşkan ve Ermiş, sık sık Türkiye'ye nakit para götürüldüğünü, reklam ve tanıtımın Türkiye'de hazırlandığını söylediler. Ermiş, bu konuda şu ifadeyi verdi:
Üstlerde birileri var
"Organik bağ olmasada bütün kararlar Türkiye'ye bildiriliyor, onay alınıyordu. Almanya'daki sorumlu Mehmet Gürhan'dı. Deniz Feneri Derneği'ne bağış toplanabilmesi için hazırlanan reklam filmleri Türkiye'de hazırlanıyordu. Almanya'da yayınlananlara bağışların gönderilmesi için Almanya'daki banka bilgileri veriliyordu. Türkiye'de yayınlananlarda ise Türkiye'deki banka bilgileri veriliyordu." Soruları yanıtlayan Taşkan ise ilginç bir açıklamada bulundu. Taşkan, "Türkiye'dekiler isteselerdi her şeyin yasal çerçevede gerçekleşmesi için gerekli talimatları verebilirlerdi. Bunun için kaynak vardı. Mehmet Gürhan'ın en üst hiyeraşide olduğunu sanmıyorum. İşler bu hale gelince onu günah keçisi ilan ettiler."
Dernek 'olur'u AKP'den
DENİZ Feneri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği 1998'de İstanbul'da kuruldu ve kısa sürede birçok ilde şube açtı. En önemli adımını 2004 yılında atan dernek, bu yılın 20 Aralık tarihinde Bakanlar Kurulu'nun 2004/8278 sayılı kararı ile 'kamu yararına çalışan dernekler' arasına alındı. Bakanlar Kurulu, 12 Mayıs 2005 tarihinde de derneği İçişleri Bakanlığı, valilikler ya da emniyetten izin almadan maddi yardım toplayabilecek kuruluşlar arasına kattı. Bu derneklerin birçok ayrıcalığı arasında, izin almadan her türlü yardım kampanyası düzenleme, nakit para yardımı alabilme, Hazine arsa ve arazilerini satın almada kolaylık, KDV ve diğer bazı vergilerden muaf tutulma da bulunuyor.
http://www.hurriyet.com.tr/_np/5862/6355862.jpg
Ergenekon'lu savunma
FİRDEVSİ Ermiş'in milyonlarca Euro'luk kuryelikle suçladığı RTÜK Başkanı Zahid Akman, iddiaları basın toplantısıyla yalanladı. Akman bu konuda hakkında açılmış soruşturma, kovuşturma ve dava olmadığını söyledi. Akman, "Ama iddianamede isminiz geçiyor" sözleri üzerine ise şunları söyledi: "Herhangi bir iddianamede, herhangi bir kişinin isminin zikrediliyor olması, o kişinin suçlu olduğu anlamına gelmez. Ergenekon bunun en canlı örneğidir. Ben aslında bazı basın yayın organlarının Ergenekon sanıklarına göstermiş oldukları saygının onda birini bendenize göstermesini beklerdim."
eylembaba
08-03-2009, 21:59
RTÜK Başkanı Akman ile Kanal 7 televizyonunun 3 yöneticisinin kuryelik yaptığı ileri sürülüyor... İşte şoke eden iddia...
Almanya'da son yılların en büyük bağış skandalı olan Deniz Feneri derneğine yardım kampanyasının sanıkları pazartesi günü Frankfurt'ta hâkim karşısına çıkacak. 16 aydır cezaevinde bulunan sanıklar Mehmet Gürhan, Firdevsi Ermiş ve Mehmet Taşkan, Avrupa'daki Türklerden toplanan yaklaşık 40 milyon euro'nun hesabını verecek.
Dava iddinamesinde Türkiye'deki bazı kişiler de "kurye" olarak geçiyor. RTÜK Başkanı Dr. Zahid Aykut Akman, Kanal 7 televizyonu yöneticileri Zekeriya Karaman ve İsmail Karahan'ın kuryelik yaptıkları ileri sürülüyor.
3 kişi tutuklandı
Alman polisi, 2006'da takibe aldığı "Deniz Feneri e.V."ye yönelik olarak 25 Nisan 2007'de 340 polisin katıldığı bir operasyon düzenledi. Dernek yöneticileri Gürhan, Ermiş ve Taşkan tutuklandı.
Deniz Feneri ve Kanal 7 INT'in binası, 14 ev ve işyerinde yapılan aramalarda, çok sayıda belge, bilgisayar, muhasebe kaydı ve yazışmaya el konuldu.
Frankfurt Emniyeti "Bağış" komisyonu (AG Spenden) tarafından hazırlanan, 13.08.2007 tarihli soruşturma dosyasında, "Karahan, Karaman ve Akman'ın Deniz Feneri e.V.'nın banka hesaplarından doğrudan para çekmedikleri, ancak, muhasebe müdürü Ermiş'in gizli bilgisayar kayıtlarına göre çeşitli tarihlerde para teslim aldıkları ya da taşıyarak kuryelik yaptıkları" bilgisine yer verildi.
İşte para trafiği
Dosyaya göre Deniz Feneri'nin banka hesabındaki para trafiği özetle şöyle:
Karahan 2005'te Ermiş'ten 5.000 euro aldı ve kurye olarak taşıdı.
Ermiş, 11.01.2005'te Karaman'a 50.000 euro ve 05.02.2006'da belirlenemeyen bir kişiye 200.000 euro verdi.
Karaman, Türkiye'de adları Gürhan, Ermiş, Kurum, Karahan, Akman ve adları bilinmeyen diğer kuryelerden 3 milyon 840 bin euro teslim aldı.
Karaman, Akman ile birlikte 02.12.2004'de 200.000 bin, 19.02.2005'te 300.000 euro'yu kimliği belirlenemeyen bir kişiye Türkiye'de teslim etti.
Akman alıcı, kurye
Akman, kurye olarak 30.03.2004'te Türkiye'de adı bilinmeyen bir kişiye 64.000 bin euro teslim etti.
Akman, 29.07.2003'te 25.000 euro'yu Zekeriya Karaman'a iletti.
Zahid Akman, Zekeriya Karaman'la birlikte Türkiye'de adı belirlenemeyen bir kişiye 500.000 euro iletti. (Dosyada Zahid Aykut Akman'ın hem alıcı, hem de kurye olarak görev aldığı belirtiliyor.)
Dosyada şu bilgilere yer verildi: "2002-2007 yılları arasında Deniz Feneri e.V. derneğine çeşitli banka hesapları üzerinden 35 milyon euro'dan fazla para geldi. 5 yıllık süreçte Deniz Feneri e.V.'ya 21 binden fazla kişi birer kez, 7320 bağışçı ise düzenli olarak 'bağış' yaptı. Diğer organizasyonlarla birlikte yaklaşık 40 milyon euro toplandı. Bu paranın yaklaşık 18 milyonu nakit olarak bankalardan çekilerek, büyük ölçüde Türkiye'ye gönderildi."
Adları dosyada
Kanal 7 (Yeni Dünya İletişimi A. Ş.) Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Karaman, RTÜK Başkanı Zahid Akman, Kanal 7 Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Çelik ve Atlas Pazarlama ile Kanal 7 Reklam Müdürü İsmail Karahan'ın adları, Almanya'daki soruşturma dosyasında 'kurye' olarak geçiyor. Bu kişiler, İSMEK (İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sanat ve Meslek Edindirme Kursları) ihalelerini farklı isimler altındaki şirketlerle alarak ihaleye fesat karıştırma suçlamasın maruz kalmıştı.
Rey, Atlas ve Merkez medya adlarıyla İSMEK ihalelerini alan bu 3 firmanın tüzel sahipleri ile "Beyaz Holding" ve Kanal 7 yöneticileri aynı isimlerden oluşuyor.
Türkiye'deki Deniz Feneri: Dernek farklı
Almanya'da Deniz Feneri Derneğine baskın yapılmasından sonra, Türkiye'deki Kanal 7 yöneticileri, Almanya'daki ve Türkiye'deki derneklerin birbirleriyle ilgisi olmadığını öne sürmüştü.
Mehmet Gürhan ile İstanbul'daki Kanal 7 yöneticilerinin, Almanya'da çeşitli şirketlerde ortaklıklar kurduğu belgelenmişti. Alman güvenlik birimleri, Türkiye'deki Deniz Feneri Derneği Başkanı Engin Yılmaz'ın 15.05.2007'de kendi isteğiyle Frankfurt Emniyet Müdürlüğü'ne gelerek Gürhan ve Deniz Feneri e.V.'yı aklamaya çalışan ifadeler verdiğini açıklamıştı.
Erdoğan'ın yakını
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın yakın dostu olarak bilinen ve İskenderpaşa Cemaati'nin önde gelen isimlerinden olan Zekeriya Karaman, Belediye TV'nin (BRT) Kanal 7 olarak devrinin sağlanmasından sonra Recai Kutan'dan devraldığı Kanal 7 yöneticiliğini yıllardır sürdürüyor.
Başbakan Erdoğan, Karaman'ın oğlu Habib Karaman'ın düğününde nikah şahitliğini ve Türkiye'deki Deniz Feneri Derneği açılışlarını yapmıştı. Karaman'ın düğününe Mehmet Gürhan'da katılmıştı. Alman güvenlik birimleri, bu ülkede davanın sonuçlanmasından sonra Türkiye'de adli işlem başlatılmasını bekliyor.
Kaynak: İRFAN ERGİ /
Paralar Beyaz Holding'e gitti
İRFAN ERGİ Milliyet Bilirkişi raporunda, Deniz Feneri e.V.'nin paralarının önce Kanal 7 yayımcısı Euro 7'ye, sonra Weiss GmbH'ya, oradan Beyaz Holding'e aktarıldığı, zaman zaman da kuryelerle nakit paralar gittiği belirtildi
Almanya'da Deniz Feneri e.V.'de patlak veren bağış skandalı, Türkiye'ye uzandı. Frankfurt Bölge Mahkemesi, 26. Ceza Dairesi'ndeki davanın dün görülen 3. duruşmasında okunan bilirkişi raporunda, derneğin topladığı bağış paralarının büyük bir bölümünün Türkiye'deki Beyaz Holding'e ve Kanal 7'nin yöneticilerine aktarıldığı, bunu gizlemek için de karmaşık transfer yöntemlerine başvurulduğu belirtildi.
Vergi denetimi ve danışmanlık alanında dünyanın önde gelen şirketlerinden olan PricewaterhouseCoopers tarafından hazırlanan 360 sayfalık bilirkişi raporunda sanık ifadeleri doğrulanarak Deniz Feneri e.V.'nin paralarının önce Kanal 7 yayımcısı Euro 7'ye, sonra Weiss GmbH'ya, oradan da Türkiye'deki Beyaz Holding'e aktarıldığı, zaman zaman da kuryelerle nakit paralar gönderildiği, sadece bir emlak alımı için Beyaz Holding'e 1.8 milyon euro aktarıldığı açıklandı.
Yıldızlı hesaplar
Milyonlarca euro'nun kayıt işlemlerinin anlaşılamaz biçimde karışık tutulduğu belirtilen raporda, toplanan paralardan yaklaşık 12 milyonunun amaç dışı kullanıldığının saptandığı vurgulandı.
25 Nisan 2007 tarihinde yapılan polis baskınında davanın ana sanığı Mehmet Gürhan'ın kasasında bulunan 379 bin euro ile birlikte bulunan bazı kayıtlarda, üzerinde yıldız (*) işareti bulunan meblağların ne anlama geldiği sorulan muhasebeci Firdevsi Ermiş, "Bunun anlamını sadece kendisine talimatı veren Mehmet Gürhan biliyordu" yanıtını verdi. Ayrıca zimmetle suçlanan Gürhan'ın açıklama yapmaması nedeniyle, Mahkeme Heyeti Başkanı Dr. Jochen Müller, "Yıldızlı hesap kayıtları bu davanın bilinmezlerinden biri olarak kalacak" yorumunu yaptı.
Çifte muhasebe kayıtları
Alman mevzuatına uygun muhasebe kaydını "Lexware" yazılımı ile tutan yöneticiler, yasadışı para trafiğini gizlemek içinÇ Türkiye'den getirtilen "Uyum' adlı ikinci bir muhasebe programı kullandı. Gayri resmi muhasebe kayıtlarıyla resmi kayıtlar arasında yaklaşık 2 milyon euro'luk açık çıkması, hâkim Dr. Jochen Müller tarafından "Paralar cebe indirildi" şeklinde yorumlandı.
Sanıkların, Alman Maliyesi'ne yakalanmamak için "uyum" yazılımı üzerinden yapılan muhasebe kayıtlarını, şifreyle girilebilen Türkiye'deki bir "server" üzerinde gizledikleri açıklandı.
Dünkü duruşmaya kelepçeli olarak getirilen tutuklu sanıklar Ermiş ve Taşkan bilirkişinin raporunu dikkatle dinleyip hâkimin sorularını yanıtlarken, Gürhan suskunluğunu korudu. Mahkeme Heyeti Başkanı Müller, bazı gizli para transferlerinin yüksek olduğunu, ancak meblağını tespit etmelerinin mümkün olmadığını söyledi.
Türkiye bağlantısı ortada
Savcı Kerstin Lotz, mahkemenin muhakeme usulü gereği şu an Türkiye'deki şahıslarla ilgili adli işlem yapmadığını ancak, Türkiye'deki şirket ve dernekle buradaki dernek ve şirketlerin çok yakın bağ içinde bulunduğunu ortaya çıkardığını belirtti. Savcı Lotz, Zekeriya Karaman ve Aykut Zahid Akman hakkında tutuklama kararı olup olmadığı konusundaki soruya ise "Açıklama yapamayacağım" dedi.
eylembaba
15-03-2009, 06:25
HAYAL-I FENER DE ORGANIZE ISLER
http://bl113w.blu113.mail.live.com/mail/SafeRedirect.aspx?hm__tg=http://65.55.183.55/att/GetAttachment.aspx&hm__qs=file%3d699ff8e8-b578-4bbb-95fd-a8108a50bce2.jpg%26ct%3daW1hZ2UvanBlZw_3d_3d%26nam e%3dZmZ0MjZfbWYxMDEyMTQxMTEuanBn%26inline%3d1%26rf c%3d0%26empty%3dFalse%26imgsrc%3dcid%253aCD3A4CF4-5360-4AC2-8E35-5693AA0DCC6C&oneredir=1&ip=10.6.1.55&d=d3971&mf=0&a=01_7ccd0cc08bba34d324db9a471397649c0a85601c6ce76 980a3db42007b024efd
Deniz Feneri'ne yaptıkları bağışları geri almak için başvuran
200 gurbetçiden 180'i 'hoca fetvasıyla' davadan vazgeçmis !
NE DIYELIM , BOYLELERINE HER SEY MUSTEHAKTIR.
Yimpas ve Kombassan'da da boyle olmustu.
Tipki Deniz Feneri Dernegi hirsizliginda oldugu gibi ;
Paralar camilerde din adamlarini kullanarak topladilar.
Hocalar , camilerde vaaz verdiler.
Cemaati ,
Kombassan , Yimpas ve Deniz feneri Derneginin
para toplayacak adamlarina yonlendirdiler.
Aralarinda siyasetciler de vardi.
Mark'lar - Euro'lar Hocalarin vaazlari ardindan camilerde toplandi.
Para toplamaya aracilik eden sozde din adamlari ,
toplanan paralardan yuzdeler aldilar .
Kul hakki yenmesine , dolandiriciliga araci oldular.
Yuzlerce gurbetcinin Yurt disinda gece-gunduz calisarak
biriktirdikleri paralari boylece DEVE edildi !
Bunlar bosu bosuna Apronda deve kesmediler ...
Paralari buharlasan on binlerce kisi bunalima girdi.
Ruh hastasi oldular.
Intihar ettiler .
Aileleri dagildi.
Yetimin , oksuzun , gurbetcinin
Hakkini yiyenler
meydanlarda, televizyonlarda ,
utanmadan ,
KUL HAKKI KUTSALDIR diye bagirdilar.
Iktidar hukumeti AKP bunlari duymazliktan geldi.
Paralari dolandirilanlarin haklarini aramadi.
Dolandiranlara destek olanlara hukumette yer verdi !
Basbakan Almanya'da hak arayanlari azarladi !
Iste burasi sozun bittigi yerdir.
Tuz kokarsa ne yapilacaktir ?
Bilen var mi ?
Deniz feneri Dernegine para kaptirmis olanlara ;
"Siz sadaka vermişsiniz, bu kabul olmuştur"
diyerek onlari sikayet etmekten vaz geciren
din adamlarinin da ,
Camilerde cematten para toplayarak , komisyon alanlardan farki nedir ?
Bozaci - ile siracilar !!!
Sozde din adamlari, boyle davranarak ,
Kul hakki yenmesine araci oldular ...
Hak yiyen ve araci olanin ,
Ne imani vardir ,
Ne de duasi kabul olur ...
DEVELENEN paralar da,
apronda kesilir ...
Pirlantaci olur,
Armator olur !!!!
Naci Kaptan / 12.03.2009
http://bl113w.blu113.mail.live.com/mail/SafeRedirect.aspx?hm__tg=http://65.55.183.55/att/GetAttachment.aspx&hm__qs=file%3db3865505-65b5-47dd-9ad5-8d8304e46cbf.jpg%26ct%3daW1hZ2UvanBlZw_3d_3d%26nam e%3dMjAwNzA0MjUxNTIyNDcyMjIuanBn%26inline%3d1%26rf c%3d0%26empty%3dFalse%26imgsrc%3dcid%253a1C168892-FB34-4397-9D31-F712FA7CD44A&oneredir=1&ip=10.6.1.55&d=d3971&mf=0&a=01_7ccd0cc08bba34d324db9a471397649c0a85601c6ce76 980a3db42007b024efd
Dolandırıldınız Ama Sevaptır Deniz Feneri'ne yaptıkları bağışları geri almak için başvuran 200 gurbetçiden
180'i 'hoca fetvasıyla' davadan vazgeçti.
İmamların dava açmaya hazırlanan mağdurlara ´Siz sadaka vermişsiniz, bu kabul olmuştur´ fetvası, Aklmanya'daki Deniz Feneri Derneği'ni yüklü bir alacak davasından kurtardı.
Almanya'daki Deniz Feneri'ne bağışlarının yanlış yerlerde kullanıldığını öğrenince dava açmaya hazırlanan mağdurların bir bölümü vazgeçmeye başladı.
Toplu dava açacaktı
Habertürk'ün haberine göre, derneğe yıllarca para yardımı yapan gurbetçiler, Almanya'daki dava ile paralarının fakirlere yardım yerine dernek yöneticilerinin açtıkları şirketlere, özel işlere, gemi alımına kullanıldığı iddiasını öğrenince avukatlara koşmuştu. İşte bu gurbetçilerden 180'i
"Biz hocalara danıştık; 'Siz sadaka vermişsiniz ve sadakanız da kabul olmuştur. Önemli olan sizin niyetinizdir Dava açıp da bir sürü masraf yapmayın' öğüdü verdiler. Bu yüzden biz vazgeçtik dava açmıyoruz" dediler.
200 mağdur adına toplu dava açmaya hazırlanan Offenbach barosu avukatlarından Sabahat Gürbüz, bu nedenle toplu davadan vazgeçtiklerini belirtti.
Avukat Gürbüz, "Bir anda 180 milletvekilimi kaybettim. Toplu dava açmaya hazırlanıyorduk. 20 müvekkilime de üzülerek davadan vazgeçtiğimi bildirdim. Hoca fetvası Fenerciler'i yüklü bir alacak davasından kurtardı" iddiasından bulundu.
27 bin bağıştan sadece 2360'ı başvurdu
Öte yandan, Deniz Feneri e.V.'yi devraldıktan sonra hesaplarını inceleyen Bernsau & Lautenbach Hukuk Bürosu, derneğin 5 yılda 27 bin bağışçıdan 42 milyon Avro topladığını belirlemişti. Bağışçılara çağrıda bulunan kayyum, banka havalesi ya da makbuzla bağış yapanların başvurabileceğini duyurdu, ancak yaklaşık 27 bin mağdurdan sadece 2 bin 360'ı başvurup parasını istedi.
internetajans
Milli görüs ile kombassan, yimpas ve digerlerinin ardindan deniz fenerini kurdular.
Fener ile ampul, isik saciyorlar müslümanlara.
Türkiye Cumhuriyeti; gercek bir bagimsiz hukuk sistemine kavusamadigi sürece bu insanlarin üremesi bitmeyecektir.
Dolayisi ile ülkemde yasayan insanlarin cogu, hukuk ve insan haklarini yanlis algilamaktadirlar. Herkese esit ve kurallarin olacagi yerde sonsuz özgürlüklerin olmasini ve bu sekilde yasamayi, Dünya'nin her yerinde ayni sekilde sanmaktadirlar.
Hukuk ve demokrasinin olacagi yerlerde ise tam tersi bir ikilem yasanmakta ve muz cumhuriyetinde olabilecek sistemi, insanlarimiza dayatilmaktadir.
Türkiye'de hukuk fakültelerinin verdikleri egitimlerinden artik süphelenmeye basladim.
Bu fakültelerden mezun olupda konusan agizlari dinledigim zaman, benim agzim acik kaliyor ve evin icinde ceryan yapiyor. :)
Eger hukuk egitimi almis insanlarin kafalarinin bildikleri hukuk bu kadar ise, diger insanlarimizin bu konularda hic bir sey bilmemeleri bana cok normal gelmeye basladi. Sanirim bazi konularda fazla kendimi yipratmamam gerekiyor. Vay benim yurduma ki vay....
Izleyelim bakalim R.T.E Almanya'da neler yapmis.:)
http://www.youtube.com/watch?v=qI1pHrsxNSA&feature=related
Ne oldu bu Deniz Feneri Dosyası?
Tercümeye devam...
Herhalde Almancası benim kadar olan tercümanlar tarafından her kelime sözlüğe bakılarak çeviriliyordur.
Yoksa üzerinden 70-80 gün geçtikten sonra hala bir hareket olmaz mı?
Yoksa dosyayı mı kaybettiler?
Ergenekon savunucularının bu konu hakkındaki görüşleri ne acaba?
Ergenekon hakkında herşey serbest ama Deniz Feneri hakkında konuşmak, yazmak yasak.
ÇYDD hakkında türlü alçakça iftiraları servis ettirecekler, ama her mahallede örgütlenmiş nurcuların ışık evleri, fetullahçı örgütün faaliyetleri görmezden gelinecek.
Hukuk mu bu yoksa guguk mu?
Buyrun bakalım;
Almanya'dan Yeni Bir Deniz Feneri Dosyası Daha Geldi (http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=933104&Date=26.04.2009&CategoryID=77)
2-3 ay da bunu bahane ederek geçirirler.
O arada deliller yokedilir, açıklar kapatılır.
Sen bir taraftan tercümeni yap. Ama neden hesaplarının, evraklarının bir nüshasını almıyorsun?
Böyle bir durum ÇYDD, ADD için olsaydı anında basarlardı.
Mutezile
26-04-2009, 21:36
M.A.Şahin açıkladı:''Bağımsız yargının işine asla karışmıyoruz''
Yerse..
M.A.Şahin açıkladı:''Bağımsız yargının işine asla karışmıyoruz''
Yerse..
adaletsiz adalet bakanından beklenir bu
tam tersini demek istedide dili sürçtü herhalde:D
Mutezile
27-04-2009, 12:30
Kuddusi Okkır malum ergenekon kasası iddiası ile cezaevine konmuştu. 12-13 ay kadar süren tutukluluk süresinin sonunda ilk mahkemeye bile çıkarılamadan; en azından savcının iddiaları delillendirilemeden; çok elim bir şeklide bu dünyadan ayrılmak durumunda bırakıldı.
Eşi tedavinin savsaklandığını, zoraki yapıldığını; teşhis isabetsizliğini vb hususları defaatle bakanlığa ve dosyaya bakan hakimliğe aktarmasına rağmen..
Ölüm olayının kesinleşmesi, kaçınılmazlığı ortaya çıkınca apar topar tutukluluk hali kaldırılıyor. Yeter ki cezaevi duvarları arasında ölmesin, 'şaibe' oluşmasın..
Yerse..
Toplumsal duyarlılık her bir haksızlık sonrası biraz daha törpüleniyor; sivil direniş örseleniyor; susulmaya başlanıyor..
Ta ki konuşacak hiç kimseye kalmayana dek.
'Fesat' (Conspiracy) sıkı çalışıyor, hiç boş durmuyor..Ta ki yıkana dek
Mutezile
27-04-2009, 12:41
Ondan sonra gel de slogan müptelalarına kulak ver:
''Milliyetçilik faşizmdir''
''Ulusalcılık aşılmalıdır''
''Bayrak, yurtseverlik gibi çağdışı aidiyet ifadelerinden uzak durun''
vs, vs,,,
Bunu işin kötüsü günde en az iki defa bir yerlere yazıyorlar ki, gerçekten etki etsin.
Evet etki ediyor: baygınlık vererek
Sloganlaştırınıca ikna potansiyeliniz sadece azalıyor; düşünce ile ifade edemediğini şablonlara indirgeyerek hiç anlatamazsın. Hoş; sloganlarla düşünmenin cenderecinden zaten kurtuluş yok. Bir kere bu ''rahatlığa'' kapılmayagör; kurtulamazsın.
Kör değneğini beller misali; hatim indirir gibi günde 3 posta mesaj at aynı geyiği çevirerek, topic aç; beyhude.
Kıymet-i harbiyesi yok.
Sen önce t a v ı r koy; önyargısız..De facto durumu görerek. Onun üzerinden akıl yürüt.
Yoksa senin yazmanla ne kimse düşüncesini değiştirir, ne de ciddiye alır..
Yalnız; şablon / slogandan uzaklaşarak fikir yazısı yazarsan belki daha dikkatlice okunursun. Okuyan da sebeplenir. Fena mı olur?
Milliyetçilik faşizmin yumuşak adı değilde nedir, bunu yazma yetiniz varsa, bu konuda düşünceleriniz varsa önce onu ifade edin. Sonra akıl yürütmeye geçin, temel yok, tarif yok, nereye varacaksın milliyetçilikle o belli değil, amacı ne milliyetçiliğin bilmezsiniz,
konuşmak bedava, niye konuşmayasın.
Milliyetçilik iyidir dışında iki kelimeyi bir araya getiremezken karşıt görüştekilere olmadık ukalalığı yapıyorsunuz.
Gerçekten bu kadar zavallı, zayıf argümanlara karşı bir şeyler yazmaktan utanır oldum.
Bir dönem milliyetçilere ve faşistlere sosyal demokrasi ile sosyalizmin, sosyalizmle komünizmin farklı olduğunu anlatmaya çalışmıştık. Dilimizde tüy bitmişti, anlatamamıştık.
Ecevit bile komünistti onların gözünde.
90'lı yıllarda ise ulusal birlik söyleminden dolayı sosyalistler Ecevit'e faşist dediler, "MHP'den ne farkı var?" dediler.
MHP ise ulusalcılığı hiç benimsemedi, BBP de öyle.
Cumhuriyet mitinglerine de katılmadılar, eleştirdiler.
Şimdilerde de birilerine yurtseverliğin, ulusalcılığın milliyetçilikle, milliyetçiliğin faşistlikle, Türk Milliyetçiliğinin, Türkçü-Turancılığın da Atatürk milliyetçiliğinden farklı olduğunu anlatmaya çalışacağız sanırım ama yine dilimizde tüy bitecek, anlamayacaklar. İyisi mi bırakalım kendileri yaşayarak öğrensin neyin ne olduğunu..
... anlatmaya çalışacağız sanırım ama yine dilimizde tüy bitecek, anlamayacaklar. İyisi mi bırakalım kendileri yaşayarak öğrensin neyin ne olduğunu..
Dostum, bana sorarsan büyük çoğunluk bu toprak emperyalist çizmesi altında ezilmeden aklını başına alamayacak ... üzüntüm budur. Yoksa, bırak ne halleri varsa görsünler diyeceğim ...
A.
Adalet bakanı Mehmet Ali Şahin, geçtiğimiz cuma günü Almanya'dan Deniz Feneri davası ile ilgili olarak yeni bir dosya geldiğini söylemiş ve tercüme edileceğini eklemişti. Biz de "2-3 ay da bunu bahane ederek geçirirler." diye yazmıştık.
Meğer aldatılmışız.
Frankfurt Savcılığı dosyanın yeni olmadığını ve ikili anlaşmalar gereğince Türkçe'ye çevirilerek yollandığını açıkladı.
Bakan Şahin de bunu doğruladı.
Aylardır tercüme ediliyor diye dava uzatılıyor, erteleniyor.
Bu kadarına da "yuhh!" denir artık. Adalet, kimlerin elinde...
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/11536615.asp?yazarid=148&gid=61
DreiMalAli
29-04-2009, 23:07
Savcılık iddianamesinin Türkçe'si (http://www.gazeteport.com.tr/stellent/groups/public/documents/site_studio_images/gp_278679.doc).
Sevgiler
elcihanaferin
30-04-2009, 00:32
GÜNCELLEME :
28 Nisan 2009 Haberi : (Hürriyet)
"Frankfurt Savcılığı Basın Sözcüsü Dorris Müller Scheu, Deniz Feneri davasıyla ilgili Türkiye’ye bir dosya gönderdiklerini belirtti."
Müller Scheu, "Bunun dışında başka dosya göndermedik. Yeni bir dosya yok. Ayrıca Türkiye ile ikili anlaşmamız gereği dosyalar Türkçe çevrili yollandı" dedi.
Hatırlarsanız gönderilme (Türkiye'ye varma) tarihi 24 Şubat 2009, hem de 5 ay sonra gelmişti. O günlerde yapılan açıklamada (bakan tarafından) 1 ay sonrası, Mart sonunda tercüme biter şeklinde idi. Taze haber, yeni dosya geldiğini söylediler ama Almanya'dan gelen açıklama bakanı bunaltt. Yeni dosya yoktu ki! Şimdi, 2 ay geçtikten sonra yeni açıklama var: (Vatan)
"Şahin dünkü bazı gazetelerde yayınlanan demecinde dosyanın tercüme edileceğini tekrarladı. Ancak Alman Savcılık Sözcüsü Müller-Scheu, dosyanın Türkçe tercüme ile gönderildiği açıklayınca bu defa dosyanın tercüme edileceği açıklamasını geri almak zorunda kaldı. Şahin dün gazetecilerin soruları üzerine, şunları söyledi:"
“... Şu anda dosya değerlendiriliyor. Eğer bir eksiklik varsa karşı tarafa bildirilir, yoksa Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. Biz Adalet Bakanlığı olarak içeriğiyle ilgilenmiyoruz. Bizim görev alanımız değil. Cuma günü gelen dosyanın hem Almancası var hem Türkçesi var. Cuma günü bana geldiğinde arkadaşlarımız içeriğiyle ilgili bana bilgi vermemişlerdi. Dün bilgi aldım ayrıca bu dosyanın Türkçesini de göndermişler. Arkadaşlarımız anlaşma bağlamında bir eksik olup olmadığını inceliyorlar.” Şahin, konuyla Cumhuriyet Savcılıklarının ilgeleneceğini de hatırlattı."
Bu adam da bakan. Ne yapıyor dersiniz?
Ergenekon'da işi dürteliyor, ifadeler yasal olmayan şekilde açıklanıyor, insanlar mahkeme kararı olmadan suçlu ilan ediliyor. Deniz Fenerine gelince, ayrıca özel olarak mahkemeye başvurulup gizlilik kararı alınıyor, dosya Almanya'dan kaplumbağaya 5 ayda getirtiliyor (tabii bu sırada deliller karartılmıyor mu?), iki ay da boşuna tercüme yapılması bekleniyor (Aaaa, bir de bakıyorsunuz ki Almanya ile anlaşma vamış ve dosyalar tercüme ederek gönderilirmiş!), ama tercümeli çıkıyorsa da 2 ay sonra yeni dosya gelmiş gibi numaralar çekiliyor, tabii hiç birisi doyurucu olmuyor. Ama daha bitmedi! Dosyalarda eksiklik varsa karşı tarafa bildirilirmiş! Yani bir kaç ay daha geçirmenin yolu da var. Sonra belki eksiklikler de Almanca gelirse, tercüme etmek gerekmez mi? Ya, zaten bununla savcılar ilgileniyor...
Bence bakan tamamen suçsuzdur. Adam altındaki bürokratlara güvenmiş (hani nasıl başbakan da polise güveniyor ya, İstanbul'da ölenler yaralananlar olunca, bakan da tabii başbakanını izler). Bürokratlar meğer adamı oynatmış, bakanın haberi yok. İkili anlaşma mı? Onu Dış İşleri bilmeliydi? Niye mi Dış işleri haber vermemiş? Dış işleri bakanı kim? Gül mü? RTE mi? yoksa başkası da mı var? Orası biraz karışık da...
Bunun binde biri Avrupa'da, Amerika'da olsa -bırakın onları -Irak'ta olsa bakan istifa ederdi. Bu bakanın gerçeklerle hiç ilgisi olmayan, taş yüzlü birisi olduğu belli. Bu dehşete bazıları da komedi diyor.
Sahi, şimdi aklıma geldi Van savcısı şimdi kaç aydır nerede? Bakan buna cevap verir mi? Belki, Adalat Bakanlığı binasındaki güvenlik görevlilerine bir sormalı, ya binadan çıkmamışsa!
.
Adalet bakanı Mehmet Ali Şahin, geçtiğimiz cuma günü Almanya'dan Deniz Feneri davası ile ilgili olarak yeni bir dosya geldiğini söylemiş ve tercüme edileceğini eklemişti. Biz de "2-3 ay da bunu bahane ederek geçirirler." diye yazmıştık.
Meğer aldatılmışız.
Frankfurt Savcılığı dosyanın yeni olmadığını ve ikili anlaşmalar gereğince Türkçe'ye çevirilerek yollandığını açıkladı.
Bakan Şahin de bunu doğruladı.
Aylardır tercüme ediliyor diye dava uzatılıyor, erteleniyor.
Bu kadarına da "yuhh!" denir artık. Adalet, kimlerin elinde...
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/11536615.asp?yazarid=148&gid=61
kimlerin elindedir dersiniz
sıkı yönetmelikler çıkmadan önce kum çimento çalmayı huy edinmişlerin
artık malzemeden çalamadıkları zaman 2. nolu planları vardır
kesin hesapçılık denen alanda bir sıfır fazladan koyarlar taaki karşılarındaki
uyanıp ne bu hesap kardeşim diyinceye kadar sessiz kalmaları adettendir
buna literaturde geçirmek diyorlar
hesap tan işkillenen itiraz ettiğinde ise paaaaardon demekte adettendir
pişkinlikde racona dahil
inşaatçı muteahhit kafasıyla adalet yönetiliyorsa napsın mabud ile mahmut
Almanya’da yürütülen Deniz Feneri soruşturmasının asli polisi Komiser Alexandr Böhm;
“Yolladığımız Deniz Feneri dosyası ile ilgili gelişmeleri ben de basından takip ediyorum. Zahit Akman’ın Ankara’daki savcılıkta 1.5 saat sorgulandığını okudum. Sadece 1.5 saat sorgulanmasına çok şaşırdım. Zahit Akman yolladığımız dosyanın ana zanlılarından ve böyle birinin sorgulamasının 1.5 saat değil, günlerce sürmesi lazım. Biz Frankfurt’taki Deniz Feneri zanlılarını günlerce sorguladık, ki, Zahit Akman bizim sorguladıklarımızdan daha önemli bu soruşturmada.''
http://www.extrahaber.com/haber.php?haber_id=4383
Sanığın iyisi var kötüsü var... (http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/11613172.asp?yazarid=2&gid=61)
Maalesef hukuk ülkemizde adamına göre işler
boğaziçi
12-05-2009, 23:04
"Bu konu, birkaç terbiye zafiyetine düşenlerin olayı değil, sistematik bir hadisedir. Aslında o yargılananlar parçası oldukları sisteme kendilerini feda eden insanlar. Deniz Feneri'nin Almanya ve Türkiye ayakları vardır. Olayın ciddiyetini önce sizin anlamanız lazım. Son 10 yılda toplanan para 900 milyon euro. Yimpaş, Kombassan, Kanal 7 ve Deniz Feneri iç içe görünüyor. Bağış
makbuzları aynı hesabı taşıyor. Deniz Feneri parasıyla Kanal 7 finanse edilmiştir. Kanal 7'nin kurucusu olan şahsa elden paralar verilmiştir. Bunların hepsinin belgeleri var"
http://www.nethaber.com/Politika/101344/Deniz-Baykalin-iddiasi-bu-Deniz-Feneri-parasiyla
simdi ne denir ki...sozun bittigi yer.....
kuranyeter
21-05-2009, 20:17
merhaba,
sayın ateistler,dinciler ile inançsızların arasında bir hengamedir gidiyor,şu aşamada dinciler işi kavramış ve gerekli hamleleri yapıp kend,lerini beğenmeyen sol partilerini yada benzeri görüş sahibi olanları boyuna kucaklayıp atını koşturuyor,yok şu feneri yok bu feneri diyerek millete fetvayı verip gereken teması sağlıyor(edep meselesi ağır söz söylemeyeyim) şimdi bu dincilerin karşısında olupta yerinde duramayıp bunların açığını arayıp bulmaya çalışan partilerde temiz insan görüntüsü veriyor,ama kazın ayağı öyle değil,elindeki rant gitmiş o onun verdiği kuyruk acısı,yani şimdi dinciler çalıyor çırpıyor hemde her yerde,örnek chp orasını burasını yırtıyor bunlar çalıyor diye halkı uyarmalarının sebebi ülke menfaati için değil kendileri bu gidişle açkalacaklar onun kaygısını yaşıyorlar,yoksa vatan sevgisi millet sevgisi bnların hepsi hikaye,olan koyun kafalı zavallı bir şeyi bilmeyen herkesi saf sanıp oyunu bunlara veren gariplere oluyor,onlarda ne zaman akıllanacak ve masaya yumruk vuracaklar bende merak ediyorum.
gelen çalıyor giden çalıyor kimi dinci yobaz kimi aydın karanlık,kim milliyeçi vatan haini, biz de şarkımızı söyleyelim, çal o zaman çal çal çal,
ahmetsln
18-03-2011, 19:10
Bu dava hakkında detaylı bilgisi olan var mı _ Dava Türkiye açılmadı değil mi?
evrensel-insan
18-03-2011, 19:19
Saygideger ahmetsin;
Bildigim kadariyla, dava; Turkiye'de acilmadi.
http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=Detay&ArticleID=898145&Date=11.09.2008&CategoryID=77
http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/458488.asp#storyContinues
http://www.ntvmsnbc.com/id/24938931/
Saygilarimla;
evrensel-insan
ahmetsln
18-03-2011, 19:40
Rezil bir durum gerçekten rezil .
Teşekkürler evrensel-insan.