Orijinalini görmek için tıklayınız : İlk tek hücreliler nasıl canlı oluşturmaya başladılar?
Deistic Thought
04-07-2017, 01:05
Dünya'daki ilk tek hücreliler nasıl bir canlı oluşturmaya karar verdiler ve bu gelişti.
Aklı olmayan ve programlanmış yazılım gibi hareket eden bu tek hücreliler, iki canlının çiftleşmesi sonucu yeni bir canlı yaratıyor.
İşte Dünya'daki ilk tek hücreliler, bu aklı olmayan gözle görülemeyen varlıklar nasıl ilk canlıyı oluşturmaya karar verdiler?
Dünya'daki ilk tek hücrelilere bir canlı oluşturma gücünü ve yeteneğini kim verdi?
Ateizm buna da sadece "tesadüf" mü diyor, yoksa mantıklı açıklaması var mı?
Yıldıztozu
04-07-2017, 01:51
programlanmış yazılım gibi hareket eden bu tek hücreliler
Rastgele(bilinçsizce) hareket ettiler. Bu yüzden milyarlarca yıl boyunca yaşam tek hücreli olarak devam etti. Programlanmış olsalardı milyarlarca yıl beklemeden çok hücreliye geçebilirdi.
canlı oluşturma gücünü ve yeteneğini kim verdi?
Niye ''kim verdi'' diyerek soruyu şartlandırıyorsun? Hareket illa birisi tarafından yapılmak zorunda değildir. Pencerem açık olduğu için perde hareket ediyor. Kim hareket ettirdi diye sormuyorum, çünkü arkasında hava akımı var.
Ateizm buna da sadece "tesadüf" mü diyor,
Maddenin organizasyonu üreme kontrolüyle seçilime uğruyor. Olay bu aslında.
Hücrelerin birbirleriyle organizasyonu bazı yönleriyle yaşam için daha işlevseldi. Doğal olarak bu işlevsellik avantajlı olduğu için seçildi. Bu tesadüf değil zorunluluktu.
Ayrıca günümüzde hala tek hücreli yaşam formları mevcut. Çünkü evrim kör bir süreç ve herhangi bir amacı yoktur.
Günümüzde hala tek hücrelilerin varlığını devam ettirmesi ve çok hücrelilerin ortaya çıkışı için milyarlarca yıl beklemek durumunda kalması, evrimin çok hücrelileri yaratmaya programlanmadığını ve kör bir süreç olduğunu gösterir.
Güzel sorular. Bunların devamında da canlılar evrildi mi yoksa tasarlandı mı diye sorabilirsin. Forumda bir başlıkta bu konular işlenmişti, uzun uzun tartışıldı. Onu okumanı tavsiye ederim, ama mümkünse baştan sona oku baya bilgi var.
http://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=38022
Deistic Thought
04-07-2017, 01:59
Rastgele(bilinçsizce) hareket ettiler. Bu yüzden milyarlarca yıl boyunca yaşam tek hücreli olarak devam etti. Programlanmış olsalardı milyarlarca yıl beklemeden çok hücreliye geçebilirdi.
Niye ''kim verdi'' diyerek soruyu şartlandırıyorsun? Hareket illa birisi tarafından yapılmak zorunda değildir. Pencerem açık olduğu için perde hareket ediyor. Kim hareket ettirdi diye sormuyorum, çünkü arkasında hava akımı var.
Maddenin organizasyonu üreme kontrolüyle seçilime uğruyor. Olay bu aslında.
Hücrelerin birbirleriyle organizasyonu bazı yönleriyle yaşam için daha işlevseldi. Doğal olarak bu işlevsellik avantajlı olduğu için seçildi. Bu tesadüf değil zorunluluktu.
Ayrıca günümüzde hala tek hücreli yaşam formları mevcut. Çünkü evrim kör bir süreç ve herhangi bir amacı yoktur.
Evrim, çok hücrelileri yaratmaya programlanmış olsaydı günümüzde hala tek hücrelilerin varlığı devam ediyor olmazdı ve çok hücrelilerin ortaya çıkışı için milyarlarca yıl beklemek durumunda da olmazdı. O halde evrim tamamen kör bir süreçtir.
Bilinçsizlik ile mi tek hücreli bir canlı, insan gibi akıllı bir canlıya kadar evrim işledi. Bu cevabı daha önce de duydum ve şahsen yeterli bulmadım. Şu an geldiğimiz aşama öyle ileri ki bunu bilinçsizlik ile açıklamak bana güç geliyor. Evrim milyonlarca yıl süren bir süreç de olsa her şey bilinçsizlikten başladı cevabı zaten birçok kesimi tatmin etmiyor.
Ayrıca elbette tek hücreli canlıların varlığı sürecek, şu an bakteriler bile olmasa dünyada hayat olmaz.
İnsan algısı çok sınırlı. Mor ötesi renkleri bile algılayamıyoruz. Ateistler çok net konuşuyor böyle konularda. İnsan algısı her şeyi algılayıp da tanrı yok diyecek kapasiteye sahip değildir
Deistic Thought
04-07-2017, 02:01
Güzel sorular. Bunların devamında da canlılar evrildi mi yoksa tasarlandı mı diye sorabilirsin. Forumda bir başlıkta bu konular işlenmişti, uzun uzun tartışıldı. Onu okumanı tavsiye ederim, ama mümkünse baştan sona oku baya bilgi var.
http://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=38022
Bakayım teşekkürler. Uzun zaman sonra girdim bu siteye, o yüzden fark etmedim.
Rastgele(bilinçsizce) hareket ettiler. Bu yüzden milyarlarca yıl boyunca yaşam tek hücreli olarak devam etti. Programlanmış olsalardı milyarlarca yıl beklemeden çok hücreliye geçebilirdi.
Niye ''kim verdi'' diyerek soruyu şartlandırıyorsun? Hareket illa birisi tarafından yapılmak zorunda değildir. Pencerem açık olduğu için perde hareket ediyor. Kim hareket ettirdi diye sormuyorum, çünkü arkasında hava akımı var.
Maddenin organizasyonu üreme kontrolüyle seçilime uğruyor. Olay bu aslında.
Hücrelerin birbirleriyle organizasyonu bazı yönleriyle yaşam için daha işlevseldi. Doğal olarak bu işlevsellik avantajlı olduğu için seçildi. Bu tesadüf değil zorunluluktu.
Ayrıca günümüzde hala tek hücreli yaşam formları mevcut. Çünkü evrim kör bir süreç ve herhangi bir amacı yoktur.
Günümüzde hala tek hücrelilerin varlığını devam ettirmesi ve çok hücrelilerin ortaya çıkışı için milyarlarca yıl beklemek durumunda kalması, evrimin çok hücrelileri yaratmaya programlanmadığını ve kör bir süreç olduğunu gösterir.
Aslında yıldıztozu canlılığın oluşması ve başlamasında zorunluluk diye bir şey yok. Canlılar zorunlu varlık değil mümkün varlık. Olabilirdi de olmayabilirdi de. Fizikte olduğu gibi canlıların oluşumunda yasa yok. Şöyle şöyle olursa canlı kesin oluşur diye bir şey yok, sadece olası gibi gözüküyor. Ama dünyada mümkün imiş ve olmuş öyle değil mi? Ama mümkün olması zorunlu olduğunu göstermez, zorunluluk ve mümkünlük farklı şeylerdir.
Canlılığın başlangıcına doğal seçilimi öngörüyorsun, avantajlı olduğu için seçildi ve organize oldu diyorsun. İyi de ortada canlı yokki seçilecek de bir şey yok. Doğal seçilim aslında seçilim değildir, sadece hayatta kalıp kalmamaya odaklı bir süreçtir. Cansızlar için hayatta kalmak ve üremek diye bir şey olmadığı için doğal seçilim diye bir şey onlar için yoktur. Canlılar yaşadıkları çevreye uyum sağlamaları lazım ki yaşasınlar, yoksa ölürler. Yaşayıp üremeleri lazım ki evrim devam etsin. Ama cansızlar için ölüm diye bir şey yok, cansızlar için gelişim diye bir şey de yok. Doğal seçilime uğrayamazlar, gelişemezler, sadece aşınırlar ve eskirler. Yaşam için hücrelerin organizasyonu lazım ama amaç yoksa yaşamı oluşturma uğraşı görülmez, onun için işlevsel olduğunu doğa ve kimyasallar bilmez. Seçilime de uğrayamazlar, öylece çorbanın içinde dururlar. Aslında bu canlılığın başlangıcında nasılıyla ilgili mekanizma beklendiği için bu tür konular açılıyor. Spartacus bunu etki tepki ile açıklıyordu ve deney örnekleri veriyordu. Rastgele elbette olamaz, etki tepki gibi bir mekanizma önerip aşama aşama anlatmak lazım, deneyle gösterilirse de güzel olur.
Yıldıztozu
04-07-2017, 02:10
Bilinçsizlik ile mi tek hücreli bir canlı, insan gibi akıllı bir canlıya kadar evrim işledi.
Akıl muğlak bir kavram. Bazı canlıların bazı özellikleri insana kıyasla daha ''akıllı'' olabiliyor. Mesela bugün bir belgeselde izledim, çöl yılanı müthiş bir akılla kumun altına saklanıyor ve kuyruğunu yem olarak kertenkeleye sunuyor. Kertenkele kuyruğa yaklaşınca da yılan onu avlıyor. Birçok insanın aklına gelmeyecek bir yöntem bu. Bu yönüyle çöl yılanı insandan daha akıllı.
İnsan kendini sadece günümüzdeki haliyle değerlendiriyor. 50 bin yıl önce de insan türü vardı ama aklı pek azdı. Biyolojik olarak günümüzle aynı yapıda olmasına rağmen düşünce olarak hiç gelişmemişti. İnsan olmalarına rağmen akılları yoktu.
Günümüz aklı ise kültürel aktarımla ortaya çıktı. Yeni doğan her insanı eğitiyoruz. Çünkü yeni doğan bebek akılsızdır. Diğer insanlar bu bebeğe binlerce yıllık düşünce birikimini aktarır.
Herhangi bir canlıda bu aktarım birazcık başlasa, binlerce yıl sonra aşamalı olarak büyük sıçramalar yaratması gayet doğaldır.
Yıldıztozu
04-07-2017, 02:14
Canlılığın başlangıcına doğal seçilimi öngörüyorsun
Hayır, konu canlılığın başlangıcı değildi. Arkadaş tek hücrelilerden çok hücrelilere geçişi soruyor.
Hayır, konu canlılığın başlangıcı değildi. Arkadaş tek hücrelilerden çok hücrelilere geçişi soruyor.
Eşeysizlerin eşeyliye evrilmeleri meselesi de ilginç. Bizim bildiğimiz evrim eşeyli olmuyor mu? Yani evrimin olabilmesi için bazı şartlar söylenir işte canlı popülasyonunda çeşitlilik olacak ve birtakım mekanizmalarla çeşitlilik çıkacak(eşey lazım) sonra da seçilimle seçilerek evrim olacak falan. Ama eşeyli olmayanlara da olabilir mi, tek hücrelilerde eşey yok. Örneğin hayvanlar eşeylidir, doğan yavru ebeveynlerin aynısı olmaz. Fakat eşey olmayınca kopya sonucu ortaya çıkan şey tamamen aynı oluyor. Mutasyon mu lazım?
misal milyonlarca yıl sonra bazı canlı türleri diğerlerinden sıyrılarak insan gibi düşünme ve konuşma yetisine sahip olabilir mi yoksa öncelikle insansı formata bürünmeleri mi gerekir ? misal orangutan bunu başarabilir mi?
Yıldıztozu
04-07-2017, 23:03
eşey olmayınca kopya sonucu ortaya çıkan şey tamamen aynı oluyor.
Eşeysiz üremede çeşitlilik azdır ama hiç yok da değildir. Kanser bile dna'ların kendilerini aynen kopyalayamamasından kaynaklanıyor. Kopyalama esnasında ortam şartlarına bağlı olarak farklılaşmalar olabiliyor.
misal milyonlarca yıl sonra bazı canlı türleri diğerlerinden sıyrılarak insan gibi düşünme ve konuşma yetisine sahip olabilir mi yoksa öncelikle insansı formata bürünmeleri mi gerekir ? misal orangutan bunu başarabilir mi?
Elbette mümkün. Bunun için illa insan gibi görünmeleri de gerekmiyor.
Hayvanlar arasında zeka dereceleri de farklılaşıyor. Mesela kargalar ve ahtapotlar diğer birçok hayvana göre daha zekidir.
Ama mevcut dünyada zaten düşünen ve dünyaya hükmeden bir canlının(insanın) var olması diğer canlıların gelişme olasılığını olumsuz etkileyebilir.
Eşeysiz üremede çeşitlilik azdır ama hiç yok da değildir. Kanser bile dna'ların kendilerini aynen kopyalayamamasından kaynaklanıyor. Kopyalama esnasında ortam şartlarına bağlı olarak farklılaşmalar olabiliyor.
Elbette mümkün. Bunun için illa insan gibi görünmeleri de gerekmiyor.
Hayvanlar arasında zeka dereceleri de farklılaşıyor. Mesela kargalar ve ahtapotlar diğer birçok hayvana göre daha zekidir.
Ama mevcut dünyada zaten düşünen ve dünyaya hükmeden bir canlının(insanın) var olması diğer canlıların gelişme olasılığını olumsuz etkileyebilir.
O dediğin mutasyondur yani aynen kopyalayamama olayı. Ama tabi tamir mekanizmaları falan fistan var. Peki e coli bakterilerinde sitratı sindirme yetisi kazandı ve DNA'sına yeni bilgi eklendi deniyordu. E coli bildiğim kadarıyla eşeysiz ürüyor, o zaman eşeysizlerde de evrim olabiliyor diyebilir miyiz?
İnsan gibi görünmeleri gerekmiyor diyorsun peki halk arasında çokca sorulan soru hakkında ne düşünüyorsun? İnsan maymundan geliyorsa neden hala maymun var? Her canlı farklı evrimsel yola gidiyor diye mi bakmak lazım? Ama maymun familyasındaki bir maymun türü evrile evrile insan olduysa ve hala benzer özellik taşıyan maymun türleri var. Onlar da ayağa kalkarak insan olması gerekmez miydi, neden olmadılar? Farklı ortam koşulları farklı yöne evrilmelerini mi sağladı demek lazım?
Bir de benzerlik ve değişim ilişkisi hakkında birtakım şeyler var. Mesela ortak atadan gelindiğine dair genetik ve anatomik hatta fizyolojik bulgular gösteriliyor. Yani benzerlik var ve bu da ortak atadan gelindiğine kanıttır deniyor biliyorsun. Hatta insanla şempanzenin kromozom kaynama hikayesini duydun mu. İnsanda diğer primatlardan daha az kromozom var. İnsana giden kolda kromozom kaynadı diyorlar, hatta şempanze ve insan genom karşılaştırılması yapılıyor. Fakat bazı insanlar düşünüyor ki geçmişte olduysa şimdi de olsun ve gözleyelim diyorlar. Yani aynı şekilde bir kaynama ve türleşme olsun ki o tarihi bulguları doğrulayalım diyorlar. Yani işte insana giderken nasıl kaynaştı da türleşme ile ayrıştılarsa bugün o değişimleri tekrar maymunlarda görelim ki geçmişte yaşanmış değişimi doğrulayalım, gözlem yapmış olalım ve tekrarlamış olalım diyorlar. Biliyorsun bilimde deney, gözlem, sınanabilirlik ve tekrarlanabilirlik gibi şeyler kriterdir. Bunu da tekarlamak ve sınamak için tekrar olsun da görelim diyorlar, yoksa bir varsayım olarak kalır diye düşünenler var. Sen ne düşünüyorsun? Bu varsayım nasıl aşılacak?
misal milyonlarca yıl sonra bazı canlı türleri diğerlerinden sıyrılarak insan gibi düşünme ve konuşma yetisine sahip olabilir mi yoksa öncelikle insansı formata bürünmeleri mi gerekir ? misal orangutan bunu başarabilir mi?
Sorunu yonelttigin kisi, hic bir bilim nsanin ortaya koydugu verileri incelememis, namaza, niyaza, dine imana inanan birisi.
Sence nasil bir cevap almayi dusunuyorsun?
Sorunu yonelttigin kisi, hic bir bilim nsanin ortaya koydugu verileri incelememis, namaza, niyaza, dine imana inanan birisi.
Sence nasil bir cevap almayi dusunuyorsun?
Bu ufacık yazıda bile ciddi hatalar göze çarpıyor. Öncelikle manas adlı arkadaş spesifik bir şahsa sormadı, genel olarak sordu dikkat ettiysen. Ki sanırım ima etmeye falan çalışıyorsun ama dine imana inanmak demek bilimsel verileri incelememiş olmak demek değildir. Yanlış bir mantık kurmuşsun. Eğer dine inananlar bilimsel verileri incelememiş olsaydı din inanırı bir bilim adamı olmazdı. Dine inanan biri gidip bilimci olabiliyor çünkü dine inanmak demek bilimi takmamak demek değildir. Zorunlu bir ilişki kurulamaz, kişiden kişiye değişir durum.
spartacus
05-07-2017, 00:22
Bu ufacık yazıda bile ciddi hatalar göze çarpıyor. Öncelikle manas adlı arkadaş spesifik bir şahsa sormadı, genel olarak sordu dikkat ettiysen. Ki sanırım ima etmeye falan çalışıyorsun ama dine imana inanmak demek bilimsel verileri incelememiş olmak demek değildir. Yanlış bir mantık kurmuşsun. Eğer dine inananlar bilimsel verileri incelememiş olsaydı din inanırı bir bilim adamı olmazdı. Dine inanan biri gidip bilimci olabiliyor çünkü dine inanmak demek bilimi takmamak demek değildir. Zorunlu bir ilişki kurulamaz, kişiden kişiye değişir durum.
Sevgili Selgom, İnanca yöneldiğinde, daha doğrusu o dünya dahilinde iken, ne yazık ki bilim dışı düşünüyor, dışında bir dünyada demektir.
Sistem kapitalizm ve her beyin, kafa-kol işçisi, önüne konmuş hazır mekanik-dinamik vb sistemlerde sadece işini yapıyor diye bilim insanı falan değildir, bu tür yansıtmalar kapitalizmin etiket bazlı sahteliğidir, öyle görmemiz istenir ama bilimsel zemin, yol ve yöntemler açıktır, öyle göremeyiz ve akademilerin de bir şanı, şerefi olmalı her önüne gelen dingil magazin gazeteleri, medya alanlarında etiket bazlı kullanılamaz, kullanılamamalı, şovlar yapmamalı, kötüye kullanımdır ki, yapan afaroz edilmeli. dahi o insanlarda kişisel çıkarları için bu etiketleri kullanma noktasındalarsa ya da hayatını karşılama(fırın işçisinin fırında çalışması, bunalrın sözde paraya balı, para bende düdük bende akademilerde veya labortuvarlarda çalıştırılması gibi) esas-ölçüt olmuşsa, orada bilim bitmiştir. objektif esas kaybolmuş yerine subjektif, iradi, keyfi, nabza göreliğin esas-ölçüt olduğu ekonomi-politik bir hat hakim olmuş demektir...
Söyler misin, ben bir teorik fizikçi olayım, milyarlarca insana empoz edilen egosal ilizyonlar, fantastik kurgular, mal belli, onların nabzını okşayan ifadelerde bulunursam daha çok, afaki kazanma şansım olmaz mı? neyi esas alacağım, şahsım namına kişisel menfaat sağlamayan ve amacıda bu olmayan bilimi mi, daha çok kazanmayı mı? dahi eğer bilim alanındaki varlığıma, daha iyi, daha lüks bir hayat hedefiyle, istenciyle dahil olmuşsam, benden ne beklersin, bilim beklersin belki-biraz, biraz da ne beklersin? bunu engelleyen ne veya garantisi ne? Bugün bilim kapitalistlerin hamalı haline getirilmiştir, ağırlık neredeyse kapitalsitler için teknoloji üretmeye endekslenmiştir ve kimsede o alanda hiç kimseden bilimsel yeterlilik veya bilimsel yöntemlere sadık olmasını beklemiyor, işini yapsın verilen ücrete kanaat etsin, birde ezberci yöntemle ilgili okul, akademiden etiket alsın yeterli...
Bir insan, Adem ve Havva masalından, çamurdan yapılan sözde bir heykele-ilkel insanlar böyle yapmış ya, çamurdan heykel yapmış ama eksiği ne? çamur insan gibi kalkıp oynamamış, konuşmamış, o zaman eksik olan bir ruh üflemek işiymiş çünkü o heyekele baktığında heykeli insanla özdeşleştirmiş, aynen bazı gerzeklerinde bulutların aldığı şekile bakıp aaa tavşan, aaa peygamberin şalı, efendimin kılıcı demesi gibi, oysa hiç biriside değildir sadece gelişigüzel biçimlerde bulutturlar. olmayan-nesnel gerçeklik dışı tamamen insan kurgusuna dayalı lafıza- üfleterek-ki çamurdan heykel yapın lafızla bir çok harften, bir çok isim uydurun üfletin, oldu mu insan, oldu mu ortada böyle bir fiil gerçekliği? öylemi oluyor insan?-, yetmedi öteki ilan ettiği oyuncağı da(Kadın!, Adem çok sıkılmışta ona eğlence versin diye oyuncak imal etmiş) kaburgasından yaptığı gibi tamamen dogma şeylere inanıyor veya YARGILARINA sahipse, nerede kaldı bu insanın bilim insanlığı, bilimsel kavrayış, yöntemlere olan itibarı veya bilim?
Bırakın onu, bunu öneğin Big bang lafız üzre oluşturulan garabeti de eleştiriyoruz, sebep? Çünkü öncülü bilim dışı kurgulara veya kağıt üzeri iradi matematiksel işlemlere, olanı, uymuyorsa, olmuyorsa farazi olarak zorlamak üzre-bilim dışı bir yöntemdir bu!- yani kurguya dayalı haliyle, bilim ve bilimsel yöntemler orada terkedilmiştir ama verili durumda da iyi bir hakimiyet, piyasa sağlıyordur. Diğer taraftan da teori olma şansını orada yitirdiği gibi, bütün destek maddeleri çürütülmüş geriye sadece 1 adet madde kalmıştır(kozmik ışıma! diğerleri çürüdü ve 360 derece nereye dönerseniz dönün, aldığınız yine Samanyolu dahilinden gelir, çünkü içindesiniz ve dışına çıkıp veya gökadalar grupları dışına çıkıp ölçmüş değiliz ve temelde yansıyan, gökadaların, galaksilerin oluşumundan arta kalan da olabilir. örneğin Samanyolunun dış tarafına yani bulunduğumuz yerden çekirdeğe doğru, et kalınlığının olduğu yere doğru bakarsak bütün ufuktaki diğer yıldız ve galaksiler bizden uzaklaşıyor görünür çünkü et kalınlığındaki madde yükü ışığı soğurur, kalınlık görece azaldıkça da sözde uzaklaşma çok daha farklı biçimler sunar çünkü ışık daha az soğurulur. Bunu bir derin okyanusa doğru tuttuğunuz ışığı ölmekle bir diz mesafesindeki suya tuttuğunuz ışığı ölçemek gibi düşünün, derin okyanusdan baktığınızda, okyanusun üst tabakası sizden hızla uzaklaşıyor görünür-aksine hızla yakınlaşsa bile- çünkü ışık soğurulmuştur).. peki bugün Big bang en çok hangi kesimlerce savunuluyor üstelik binbir de kılık giydirip çarpıtarak, bunların öncü soytarılarından hangisi yok ki, kendisini yaratılışçı, şu ya da bu dinin imanlısı olarak lanse etmiyor olsun? O İbrahimi köhnemiş dinlerin, sözde bilim aşkı, ne yazık ki 2 keçinin bir köprüde karşılaşması gibidir, oysa evrim teorisi gözlemlerce defalaca ve defalarca teoriye destek sağlamışlık ortada iken, çürütülememiş esaslarıyla, teori haline gelmişken neden ona gelince yan çizerler-menfaatlerine ters, dünyanın şu anki genel kanılarına göre, kazançlarını yükseltmez aksine düşürür? nerede kaldı bilim, bilimsel yol ve yöntemleri, bilim insanlıkları? Çiftestandard mı var orada bilim yoktur, objektiflik, dürüst bir zeminde yoktur, bunlar piyasa soytarısı, pazarlamacısı ve şashi menfaateri için çalışıyorlar ha bu menfaat illa maddi değildşr, ego dediğimiz o garabet empozların tatminide menfaattir-ki bu türden menfaat ise nadir, istisnadır, maddi menfaat üzrelik ise gırladır-.
Kısaca, gözlem ve deneye dayanmayan birisi bilim insanı olmaz, ha sistem işçi olarak kullanır, çalıştırır verir önüne müfredatı veya makineyi çalış diyebilir, bunalr zamanla etiket de edinebilir, ama bilimsel yöntemlere sahip olmadıkları sürece, bilim insanı olamazlar. Armuta, işime öyle geldi diye, karpuz dersem, karpuz olmuyor, bilimde bu tür belirlenim ve yargılar olamaz ve bilim asla kişilerin mesleki konum ve emeğine indirgenemez, zerre ilgisi yok. Kısaca, katranı kaynatsan olur mu şeker?
Sevgili Selgom, İnanca yöneldiğinde, daha doğrusu o dünya dahilinde iken, ne yazık ki bilim dışı düşünüyor, dışında bir dünyada demektir.
Sistem kapitalizm ve her beyin, kafa-kol işçisi, önüne konmuş hazır mekanik-dinamik vb sistemlerde sadece işini yapıyor diye bilim insanı falan değildir, bu tür yansıtmalar kapitalizmin etiket bazlı sahteliğidir, öyle görmemiz istenir ama bilimsel zemin, yol ve yöntemler açıktır, öyle göremeyiz ve akademilerin de bir şanı, şerefi olmalı her önüne gelen dingil magazin gazeteleri, medya alanlarında etiket bazlı kullanılamaz, kullanılamamalı, şovlar yapmamalı, kötüye kullanımdır ki, yapan afaroz edilmeli. dahi o insanlarda kişisel çıkarları için bu etiketleri kullanma noktasındalarsa ya da hayatını karşılama(fırın işçisinin fırında çalışması, bunalrın sözde paraya balı, para bende düdük bende akademilerde veya labortuvarlarda çalıştırılması gibi) esas-ölçüt olmuşsa, orada bilim bitmiştir. objektif esas kaybolmuş yerine subjektif, iradi, keyfi, nabza göreliğin esas-ölçüt olduğu ekonomi-politik bir hat hakim olmuş demektir...
Söyler misin, ben bir teorik fizikçi olayım, milyarlarca insana empoz edilen egosal ilizyonlar, fantastik kurgular, mal belli, onların nabzını okşayan ifadelerde bulunursam daha çok, afaki kazanma şansım olmaz mı? neyi esas alacağım, şahsım namına kişisel menfaat sağlamayan ve amacıda bu olmayan bilimi mi, daha çok kazanmayı mı? dahi eğer bilim alanındaki varlığıma, daha iyi, daha lüks bir hayat hedefiyle, istenciyle dahil olmuşsam, benden ne beklersin, bilim beklersin belki-biraz, biraz da ne beklersin? bunu engelleyen ne veya garantisi ne? Bugün bilim kapitalistlerin hamalı haline getirilmiştir, ağırlık neredeyse kapitalsitler için teknoloji üretmeye endekslenmiştir ve kimsede o alanda hiç kimseden bilimsel yeterlilik veya bilimsel yöntemlere sadık olmasını beklemiyor, işini yapsın yeterli...
Bir insan, Adem ve Havva masalından, çamurdan yapılan bir heykele olmayan-nesnel gerçeklik dışı tamamen insan kurgusuna dayalı lafıza- üfleterek, yetmedi öteki ilan ettiği oyuncağıda(Kadın!, Adem çok sıkılmışta ona eğlence versin diye oyuncak imal etmiş) kaburgasından yaptığı gibi tamamen dogma şeylere inanıyor veya YARGILARINA sahipse, nerede kaldı bu insanın bilim insanlığı, bilimsel kavrayış, yöntemlere olan itibarı veya bilim?
Bırakın onu, bunu öneğin Big bang denen garabeti de eleştiriyoruz, sebep? Çünkü öncülü tamamen bilim dışı kurgulara veya kağıt üzeri iradi matematiksel işlemlere olanı farazi olarak zorlamak üzre yani kurguya dayalı haliyle, bilim ve bilimsel yöntemler orada terkedilmiştir ama verili durumda da iyi bir hakimiyet, piyasa sağlıyordur. Diğer taraftanda teori olma şansını orada yitirdiği gibi, bütün destek maddeleri çürütülmüş geriye sadece 1 adet madde kalmıştır(kozmik ışıma! diğerleri çürüdü).. peki bugün Big bang en çok hangi kesimlerce savunuluyor üstelik binbir de kılık giydirip çarpıtarak, bunların öncü soytarılarından hangisi yok ki, kendisini yaratılışçı, şu ya da bu dinin imanlısı olarak lanse etmiyor olsun? O İbrahimi köhnemiş dinlerin, sözde bilim aşkı, ne yazık ki 2 keçinin bir köprüde karşılaşması gibidir, oysa evrim teorisi ise binbir uğraş dahi verilse, gözlemlerce defalaca ve defalarca teoriye destek sağlamışlık ortada iken, çürütülememiş esaslarıyla, kuram haline gelmişken neden ona gelince yan çizerler nerede kaldı bilimsel yol ve yöntemleri, bilim insanlıkları? Çiftestandard mı var orada bilim yoktur, objektiflik, dürüst bir zeminde yoktur, bunlar piyasa soytarısı, pazarlamacısı ve şashi menfaateri için çalışıyorlar ha bu menfaat illa maddi değildşr, ego dediğimiz o garabet empozların tatminide menfaattir-ki bu türden menfaat ise nadir, istisnadır, maddi menfaat üzrelik ise gırladır-.
Kısaca, gözlem ve deneye dayanmayan birisi bilim insanı olmaz, ha sistem işçi olarak kullanır, çalıştırır verir önüne müfredatı veya makineyi çalış diyebilir, bunalr zamanla etiket de edinebilir, ama bilimsel yöntemlere sahip olmadıkları sürece, bilim insanı olamazlar. Armuta, işime öyle geldi diye, karpuz dersem, karpuz olmuyor, bilimde bu tür belirlenim ve yargılar olamaz ve bilim asla kişilerin mesleki konum ve emeğine indirgenemez, zerre ilgisi yok. Kısaca, katranı kaynatsan olur mu şeker?
Hocam kapitalizm konusunda hak veriyorum size. Üniversitelerden her zaman gerçek bilimciler çıkmayacaktır, çürükler de çıkar ama iyiler de çıkabilir. Yani ikisi de olasıdır. Sistem ve devletler gerçek bilim adamı çıkarayım diye düşünmez, kendi sistemi için işçi ve memur ihtiyacını karşılamak için ezberci pratisyen yetiştirmek ister. Bu noktada üniversite ve ünvanlara olan güvenim azalıyor ama tümden de bırakamıyorum çünkü hastalandığımızda tıp doktorlarına emanet ediyoruz kendimizi. Hastalığı tanı ve tedavide sade vatandaş bir hiç olarak kalıyor, hiçbir şey yapamıyor. Doktor müthiş bir otorite olarak el atıyor mevzuya. İşte o doktorlar üniversitelerden çıkıyorlar, yıllarını veriyorlar. Ezbercilik ve ünvan yanıltıcı olsa bile doktorlar birsürü hasta görmüş, birsürü ameliyata girmişler ve deneyim kazanmışlar. Yani deneye yanıla doğruyu buluyorlar en azından. Sadece kağıt üzerindeki ezber bilgisi elbette işe yaramaz, onu yorumlayacak bir zihin de lazım, onu bizzat deneyimleyen ve yorumlayabilecek yetkin birisi lazım. Akademilerin bir şanı ve şerefi olmalı konusunda sonuna kadar katılıyorum, yetkin olmayanları almamaları lazım. Yani araya çürük elmalar girmemesi lazım, sonra görüyoruz ki proflar tıkanabiliyor. Bu sadece belli bir ülke için geçerli değil, bütün dünya genelinde bu genel bir sıkıntı olarak var. Yani burda sanırım sizle hemfikirizdir; akademisyenler alanlarında çok yetkin kimseler olması lazım, ezberci olmamaları lazım. Alan ne olursa olsun farketmez, fizik olsun kimya olsun biyoloji veyahut felsefe olsun ezbercilik işe yaramaz, o yolu yürüyen lazım. Hani siz diyordunuzya o yolu yürüyorum diye. Akademisyenler de aldığı eğitim yani gösterilen yol ile kendi emeğiyle bu yolu yürüyüp yetkinleşen kişiler olmalıdır. Yani o ünvanlar gerçeği yansıtmalıdır, boşuna olmamalıdır. Hocam ünvanlar magazin ortamlarında şov olarak kullanılmamalı diyorsunuz. Evet ünvan kötüye kullanılmamalı ama o ünvana sahip kişiler her şeyden önce yetkin olmalıdır. Kötüye kullanır kullanmaz ama adam önce yetkin olması lazım, boş beleş birini akademisyen yaparlarsa gerçekten büyük ayıp olur.
Hocam bir de orda fırıncı gibi para işin içine girmişse yani meslek olmuşsa orda bilim bitmiştir tarzında bir şey söylemişsiniz. Ama Celal Şengör bu para konusunda bir şey söylüyordu. Bilimcilerin ödül ve para istediklerini söylüyordu, yoksa çalışmazlar diyor. İnsanlık böyle çalışıyor falan diyor. Yani bilimciye maaş illa lazım, üniversiteye girip ders anlattı diye para alıyorlar. Bedava çalışmazlar, çalışan olsa bile işini aksatır ve emek vermez. Böyle diyorum ama maaş aldığı halde işini aksatan ve takmayan oluyor ama en azından bir motivasyon var, para kazanma derdi var. Hiç para olmazsa hiç takan olmayacaktır, akademisyen kalmaz dünyada. Bence para olmalı ama akademisyen olmak çok zor olmalı, zehir gibi kişiler akademisyen olmalı. Kendi alanına hakim olmayan ve bi kaç soruda tıkanan birisi akademisyen olmamalıdır. Para ve bilim konusunda şunu belirteyim ki bilim bilim için yapılmalıdır para için değil fakat karşılığında elbette para alınması lazım. Para için bilim yapmak ile bilim için bilim yaptıktan sonra emeğinin karşılığını almak çok farklıdır. Para için bilim yapma derdi varsa birsürü sahtekarlıklar falan işin içine girecektir. Hatta magazin diyordunuz yani ünlenmek ve taraftar kazanmak için sahtekarlıklara başvurulabilir illa. Yani orda para ve güç olduğu için sütten çıkmış ak kaşıklık durumu kalacağını sanmıyorum. O yüzden bilim için bilim, felsefe için felsefe yapılmalıdır ama karşılığında da maaş alınmalıdır.
Evet hocam insanların duymak istediği şeyleri söylerseniz tabi ünlenme ihtimaliniz bir o kadar da artar. Fakat insanların hoşlanmayacağı şöyleri söylerseniz rahatsız olacaktır insanlar. Burda yine popülerleşme ve magazine konu olma meselesi var aslında. Bazıları popülerleşmek için popüler ifadeler kullanabiliyor, hatta Krauss hiçlik falan diyor değil mi. O yüzden herkes onu eleştiriyor. Hatta bu kullanılan dilin yanlış olduğunu siz de belirtiyordunuz, popülerleşme için bazı şeyler elbette yapılabiliniyor. Ama şöyle bakalım bir de olaya. Bir akademisyen görevini düzgünce yapıyor olsun, işinde de yetkin olsun. Bunun yanında popüler kitaplar da yazabilir, halka bilimi anlatmak isteyebilir. Halka bilimi anlattığı için ve kitapları sayesinde popülerleşebilir. Mesela Dawkins baya popüler bir bilim adamıdır, ateist kimliğiyle bilinir. Popüler kitaplarıyla ve tartışmalarıyla ünlendi Dawkins. Ama popülerleşti diye sahtekar olduğu manasına gelmez, bilimi gerçekten severek yapıyordur ama bunun yanında halka bilimi anlattığı için popülerleşmiş olabilir. Yani illa sahtekar olması gerekmiyor ama olan da olabilir tabiki. Yani sırf popülerleşmek, para ve güç kazanmak için ünvanları kullanan ve halka duymak istediğini söyleyenler olabilir. Ama kimin neci olduğunu nerden bilebiliriz hocam? Mesela Taslaman'ın bir sözünden bahsedeyim. Niyetten gidersek herkes için bir psikolojik analiz yapılabilir diyordu, argüman masadadır bundan daha iyi açıklama getirebiliyorsanız o argümanı çökertmişsinizdir diyordu. Yani niyete amaca takılırsak tıkanırız, argümanlara odaklanmak lazım diyor. Sizce de mantıklı değil mi? Kim necidir, kim dürüsttür de kim sahtekardır nerden bilebiliriz? Sadece spesifik bir kişinin görüşlerinin ve yöntemlerinin yanlış olduğunu ortaya koyabiliriz fakat dürüstlüğü hakkında ne söyleyebiliriz ki? İlgili şahsın içini nerden bilebiliriz, niyetini nerden bilebiliriz?
Hocam siz mevcut sistemin değişime karşı olduğunu söylüyordunuz. Yani siyasi nedenlerden dolayı karşılar ve o yüzden de bu kadar yaygara kopuyor tadında anlatıyordunuz. Bunu diyalektik materyalizme karşı çıkış ve evrim teorisine karşı çıkış bağlamında bahsetmiştiniz. Yani sistem ve düzen değişsin istenmiyor o yüzden de gerçeklerin üstü örtülmeye çalışılıyor diye anlayabiliriz sizin dediklerinizden. Fakat evrim ve evrim teorisi günümüzde yaratılış ve akıllı tasarımdan çok daha fazla kabul görüyormuş bilim adamları arasında. Hatta ABD'deki bilimcilerin %98'i evrimi kabul ediyormuş, vikide yazıyor. Dünya genelinde de bilimcilerin %90'ı evrimi kabul ediyormuş. Yani mevcut sistem kapitalizm ise ve değişime karşı çıkılıyorsa neden evrimin üzeri örtülmüyor? Sadece azınlıklar evrime karşı çıkmaya çalışıyor, asıl yöneticiler neden evrimin üzerini örtmeye çalışmıyor? Yani asıl olması gereken %99 yaratılış kabul görüyor, %1 de evrim kabul görüyor olması gerekmez miydi? Kapitalizm neden evrimi engellemeye ve üniversitelerden kaldırmaya çalışmıyor? Bugün birçok üniversitede evrimsel biyoloji bölümleri mevcut. Bu nokta kafama takıldı hocam. Tamam diyalektik materyalizmi siyasi nedenlerden dolayı üzerini örtüyorlar diyelim ama evrime neden bunu yapmıyorlar?
Hocam bir de kapitalizm ve teknoloji üretiminden bahsetmişsiniz. Yani bilim teknolojiye kaydı bugün. Hatta ülkelerin gelişmişlik kriteri üretim oldu artık. Hep başka ülkelerin üretimi gösterilerek bizim de üretmemiz gerektiği çoklarınca söylenir. Yani teknolojik üretim çok önemseniyor kapitalizmde. Bilim ve teknolojinin karışması yanlış mı? Bilimciler duvar boyacısı gibi işçi gibi görüldüğü için gerçek bilim adamı mı çıkmıyor yoksa? Ama bir de şöyle düşünün teknoloji uygulamalı bir alandır. Temel bilimler daha teorik bir alan, teknolojide o bilgileri kullanarak bir şeyler üretiyorsunuz, bir şeyler yapıyorsunuz. Mesela önümüzde bilgisayarlarımız var, cebimizde cep telefonlarımız var. Bunlardan şüphe edemeyiz, uygulamalı olarak icat edilmiş ve kesin bunların varlığı. Ama mesela geçmişte atom şöyleydi de günümüzde böyleydi diye birçok bilgi değişimi görebilirsiniz. Yani atomdan bi emin olamıyorlar, sürekli görüş değişiyor. Ama telefon ve bilgisayardan hatta arabadan %100 eminiz, bizzat kullanıyoruz yahu bu ürünleri. Yani bilimin teknolojiyle iç içe geçmesi bilimciler açısında daha iyi olmaz mı? Uygulamalı olarak bilgileri test ederek kesinliği ortaya koymuş olmazlar mı? Hocam bir de burda bir şey diyeceğim. Teknoloji bekliyorlar ve bilimsel yeterlilik beklenmiyor demişsiniz. Fakat hakemli akademik dergiler var Science ve Nature gibi. Buralarda bilimsel çalışmalarınızı yayınlıyorsunuz, hakemlerin kontrolünden geçerek yayınlanıyor. Meslektaşlarınız da o konuda deney ve gözlemler yaparak ya sizin çalışmanızı doğrulayıp size atıf yapıyorlar yani makalenize atıf yapıyorlar ya da çalışmanızı çürütüyorlar. Böyle bir bilimsel işleyiş sizce sağlıklı değil mi? Akademik camia böyle işliyor diye biliyorum ben. Meslektaşlar da aynı mesele hakkında çalışma yaparak verileri ortaya koyarlar ve çalışmalarını onlar da yayınlarlar. Kıyaslanarak doğrulanır veya yanlışlanır, ve makaleler atıf alır. Tamam teknoloji işi var ama bir de bu makale işi var dediğim gibi. Burda yeterli bilimsellik yok mu sizce? Science ve Nature gibi dergiler bilimselliğe ve yönteme bakmadan teknololoji ve paraya bakarak mı makaleleri yayınlatıp atıf yapıyor? Yani sahtekarlık mı var yoksa gerçek bilimsellik yok mu?
Hocam bir de cümlenize katkı olarak ezberci okuldan etiket alsın demişsiniz. Evet eğitim sisteminde ezbercilik var, kitapta yazılanlar aynen ezberlenmesi isteniyor ve sınavda ne kadar iyi yaparsanız o kadar iyi puan alıyorsunuz. Yani bilgisayarın kopyalayıp yapıştırması gibi yapmanız isteniyor, sınavdan önce o bilgileri ezberleyip kafanıza atacaksınız, sınavda da aynen yapacaksınız. Bu isteniyor. Kitapta yazılanlara itiraz etme, farklı açılardan bakma, tartışma ve yorumlama pek yok. Ezber var. Sanırım kapitalizmden kaynaklanıyor bu. Yani gerçek bilimsellik değil de memur ve işçi yetiştirebilmesi için bu klasik ezberci sisteme ihtiyacı var, o zaman daha çok işine geliyor ve daha çok para kazanıyor sistem. Peki hocam size şey sormak istiyorum. Sizin alternatif bir eğitim sistemi teoriniz var mı? Yani eğitim sistemi nasıl olmalı? Mutlaka dinlemek isterim bu eğitim sistemi meselesini sizden.
Hocam Adem Havva çamur ve heykel konusunda ben size şunu söyleyim. İnsan ile cansız bir varlığı kıyaslayın. İnsanın medeni de maddi bir beden. Temelde aynı görünüyor. Fakat bir bakıyorlar ki bunun bilinci var, duyguları var, iradesi var, düşünceleri var, fikirleri vs var yani bunu da ruhla olur diye kabul ediyorlar eskiden. Çünkü cansız şeylerle canlıların farkı olmalı idi. Bu kadar bilinç irade bilmemne farkı çıkıyorsa arada bir fark olmalıydı. Ama bedenen aynı gözüküyorlardı, o zaman görünmeyen ve bedene giren ruhu düşündüler. Ruh üflenme meselesi böyle olabilir. Yani eski insanlar böyle düşünüp de ruhu öngörmüşlerdir diye düşünmekteyim. Sizce de mantıklı değil mi? Hocam ama bu Adem ve Havva konusunda eleştirileriniz var fakat bunun cevapları da var. Yani çamura bir şekil verip, heykel gibi yapıp da ona casper ruhu koyup canlandırmak olarak anlaşılmak zorunda değil. Kurandaki ayetleri farklı yorumlayan yorumcular da oluyor. Hatta deniyor ki Kuranda Havva'dan bahsedilmez yani adı geçmez deniyor. Sadece eşi deniyormuş. Ayrıca ilk insan ifadelerinin de Kuran'da yer almadığı söyleniyor. Ki çamurdan yaratılma ifadesi de ham maddemiz olan toprakla ilişkilendiriliyor. Yani bu element meselesi. Mesela topraktan çıkan sebze ve meyveleri yiyoruz, her saniye topraktan yaratılıyoruz diye bakılıyor. Tabi bir de dediğim gibi topraktaki ve insan vücudundaki elementler meselesi var. Böyle de bakış var ilgili ayetlere. Ayrıca kaburga kemiği ifadesi genelde hadislerde geçen bir şey. Kuran'da geçtiğini göstereni görmedim. Yani ayetler farklı anlaşılabiliyor hocam.
Hocam Big Bang'e dair eleştirileriniz var. Ama burda şu 2 noktayı ayırmamız lazım. Big Bang'in teizme yorulması ayrı bir şey, Big Bang'in kendisini reddetmek ayrı bir şey. Big Bang yanlış yorumlanıp da teizme vardırılıyorsa siz de doğru yorumunu yapabilirsiniz ki biçim değişmesi olarak izah ediyordunuz. Ama dediğim gibi Big Bang denen olayın kendisine karşı çıkış başka bir şeydir. Ama burda ideolojiler göze çarpıyor maalesef hocam. Bunu siz de farketmişsinizdir, izah edeyim. Yaratılışçı ve akıllı tasarımcılar evrim ve evrim teorisine karşı çıkıyorlar, kurgu ve peri masalı diyorlar. Bilimin istismar edildiğini söylüyorlar hatta evrimci olmayıp yaratılışçı olan bilimcilerin işlerinden atıldıklarını bile söylüyorlar. Yani sistemin dayatmasını da belirtiyorlar. Ateistler(hepsi olmasa da) big bang'e karşı çıkıyorlar teizmi destekliyor gibi göründüğü için. Yani teistler ile ateistler aynı ideolojik kaygıyı duyup bilimi istismar etmeye çalışıyor. Birisi evrimi reddeder ve peri masalı der, öteki de big bangi reddeder ve masal der. İki taraf da aynı şeyi yapıyor hocam. İki taraf da karşı çıktığı şeyin(big bang,evrim) bilimsel olmadığını ve ideolojik olduğunu söylüyor. Hocam çifte standart diyorsunuz ama bunu iki taraf da yapıyor. İki taraf da bilimi istismar ediyor dediğim gibi. İdeolojiler bilimden önce geliyor neticede insanız. Siz big bang' e dair mesela bir takım eleştirilerinizi yazmışsınız bu yazınızda. İşte evrim karşıtları da evrime dair itirazlarını yazıyorlar ve bilimsel olmadığını söylüyorlar. Yapılan şey tamamen aynı. Hocam big bang eğer istismar ediliyorsa big bange karşı çıkmayın, yapılan istismara karşı çıkın ve doğru yorumunu siz yapın. Aynı şeyi yaratılışçılar da yapması lazım. Evrim istismar edilip ateizme yoruluyorsa onlar evrimi reddetmek yerine evrimi doğru yorumlamaları lazım. İki tarafın da bunu yapması lazım ama 2 taraf da kendi köşesinden kendi görüşünü destekleyen bilimsel verileri söylüyor ve karşı tarafı bilimsel olmamakla suçluyor. Nasıl çözüme varacak bu mesele hocam? Ki evrim bilimciler tarafından çoğunluk olarak kabul ediliyorsa big bang de öyle kabul ediliyor aslında. Yani ikisi bu noktada birbirine benziyor. Ama dediğim gibi yaratılışçılar big bang'e sarılıp evrimi reddediyor genelde, ateistler de evrime sarılıp big bang'i reddediyor. Maalesef ideolojik bir duruş var burda. Bunu nasıl aşmak lazım hocam?
Hocam elbette gözlem ve deneye dayanmayan ve bu yöntemi kullanmayan birisi bilim insanı olamaz. Ama bana kalırsa gözlemin nasıl yorumlandığı meselesi mühim. Gözlemlerden bir takım veri elde ediliyor ama bu veriler nasıl ve neye göre yorumlanacak ki? İşte tartışma burda çıkıyor. Farklı yorumlanıyor ve kutuplaşma oluyor bilim ve felsefe camiasında. Sonra da taraflar birbirini ideolojik ve istismar yapma ile suçluyor, her taraf kendi doğruluğunu savunuyor ve karşı tarafın yanlışlığını verilerle ortaya koyuyor. Tamam kimin ne dediğine değil gözlemlerimize bakarız, veriye bakarız diyorsunuz ama herkes zaten bakarak bu kadar kutuplaşıyor ve ayrışıyor. Ne yapmak lazım?