PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Mülkiyet Üzerine


LiberteVonSkepticus
04-07-2017, 18:30
Medeniyet varolduğundan bu yana mülkiyet düşmanı kişilerin varolduğu hatta bu kişilerin düşüncelerinin oldukça fazla insan tarafından benimsenmiş olduğu bilinen bir gerçek. Her ne kadar bu kişi ve ideolojiler mülkiyet düşmanlığı yapsada mülkiyet sahibi olmak esasen insanın en temel hakkı olmasının yanında mülkiyet kurumu, hem bireye hem de topluma psikolojik, sosyolojik ve ekolojik boyutta fayda sağlamaktadır. Bu yazıda mülkiyet kurumunun neden insan hak ve özgürlüğünün temeli olduğu ve faydalarının neler olduğu ele alınacaktır.

Mülkiyet kurumu insanın hak ve özgürlük sahibi olmasını sağladığı için mülkiyet hakkı en temel haktır. Mülkiyet dendiğinde sadece ev, araba ve cep telefonu gibi şeyleri anlamamak gerekli. İnsanın en temel mülkiyeti bizzat kendisidir yani bedeni ve onun ortaya çıkarttıklarıdır. Zaten insanın hak sahibi olmasının temelide bizzat kendi kendinin sahibi olmasıdır keza kendi kendisinin sahibi olmayan kişiye köle denmektedir. Köle hak sahibi değildir çünkü teknik olarak hak sahibi olacak bir bedene sahip değildir. Hak sahibi olmak için herşeyden önce hak sahibi olabilecek bir şeye sahip olunmalıdır ki buda insanın bizzat kendisidir. Ayrıca mülkiyet kurumu insanın kendi iradesini gerçekleştirme dolayısıyla kendi amaç ve eylemlerini belirleyebilmesine imkan tanımaktadır. Kendi varlığını sürdürmesini sağlayan şeyler bireyin kendisine değilde topluma veya devlete ait olursa kişi onların iradesi tarafından yönlendilir yani pratikte köle statüsüne düşer. Ne demişler? "Eşyayı kontrol eden insanı kontrol eder". Birey, ancak toplumdan ve devletten kısacası kendisi üzerinde hakimiyet kurabilen iradelerden özerk, kendine ait bir alana sahip olabilirse özgür olabilir ki kişinin özerk olarak varlığını sürdürebildiği alan mülkiyetinin ta kendisidir. Dolayısıyla mülkiyet kurumu bireyin haklarının ve özgürlüklerinin temelidir demek yanlış değildir, gayet doğrudur.

Kimileri mülk sahibi olmanın doğal olmadığı, insanlar tarafından icat edilmiş olduğunu söylerler. Bu düşünce apaçık biçimde yanlıştır. Mülkiyet ister bir bireyin sahipliğiyle, ister bir topluluğun veya devletin sahipliğiyle hep varolmuştur. İnsan, her ne kadar köpek balıkları kadar bireysek olmasada karıncalar kadar kolektif canlılarda değildir. İnsan, kendi bedeninin varlığını sürdürmesini sağlayacak veya zaten varlığını sürdürüyorsa yaşam standartlarını yükseltecek şeylere özel olarak sahip olmaya yönelik isteğe ve eğilime sahiptir. Öteki taraftan hayvanlara bakıldığında özellikle hayvan topluluklarının sahipliğiyle karşılaşılır. Bir karınca kolonisi ağacın tekini sahiplendiğinde başka koloniden karıncıların o ağaca girmesini istemezler. Şempanze grubu birkaç ağacın bulunduğu bir bölgeyi sahiplendiğinde o bölgede kendi gruplarından olmayan başka şempanzelerin dolaşmasını istemeyebilirler veya bir aslan sürüsü bir bölgeyi sahiplendiğinde orada kendilerinden başka kimseyi görmek istemeyebilirler. Ben bir aslan sürüsünün kendi bölgesine yabancı sokmak istememesiyle vatanını işgalcilerden koruyan bir insan ulusu arasında pekte fark görmüyorum, ikisi de belirli bir mekanı ortaklaşa olarak sahiplenmiştir ve yabancılardan korumaktadır. Canlılar, kaynaklarından faydalanıp varlığını sürdürmesine yardımcı olacak şeyleri sahiplenmektedirler. Ancak bir şeye sahip olan özne genellikle topluluk iken insanlarda sahip olan özne birey haline gelmiştir. Dolayısıyla bir şeylere sahip olmanın yani mülkiyetin doğal olduğu söylenebilir.

Piyasa mekanizmasında mülkiyet, bireylerin bir ödül ve ceza sistemine dahil olmasını sağlar. Bu ödül ve ceza sisteminde tüketicilerin taleplerini karşılayabilenler ödüllendirilirken karşılayamayanlar ise mülkiyetten mahrum bırakılarak cezalandırılır. Örneğin kişi elinde bulunan kaynaklarla bir işletme açtıysa bu işletme tüketicinin ihtiyaç ve isteklerini karşılayabildiği sürece varlığını sürdürecek ve o işletmeye dahil olan kişilere para kazandıracaktır. Karşılayamadığı vakit ise ya kendini tüketicinin ihtiyaç ve isteklerini karşılayacak şekilde yeniden düzenleyecek ya da batacak ve ortadan kalkacaktır. Bundan ötürü mülkiyet piyasa mekanizmasında talebi karşılayan ve dolayısıyla hak edenin eline geçecek ve talebi karşılayamayan, dolayısıyla hak etmeyenin eline geçemeyecektir. Mülkiyet kurumu piyasa mekanizmasında liyakatı sağlamak ve meritokrasi oluşturmaya yaramaktadır. Öteki taraftan üretim yapılacak kaynakları yöneten kapitalist o kaynaklar kendine ait olduğu için ve olabilecek en az maliyetle üretimi tamamlamak istediği için kaynakları verimli bir şekilde kullanmak zorunda kalacak, israftan kaçınacaktır. Sonuç olarak mülkiyet kurumu insanları talebi karşılamaya teşvik eden ekonomik bir dürtü vazifesi gördüğü için bireylerin kendi çıkarları peşinde koşarken kolektif fayda üretmesine sebebiyet verebilmektedir. Buda piyasa mekanizmasında mülkiyet kurumunun topluma fayda sağladığı anlamına gelmektedir.

Mülkiyet kurumunun topluma olan faydaları bununla sınırlı kalmamaktadır. Mülkiyet kurumu bireylerin daha uysal olmalarına sebebiyet vererek toplumsal istikrarın sürmesine yardımcı olmaktadır. Çünkü, mülk sahibi olan kişi öteki insanların mülklerine zarar verme konusunda daha az istekli olacaktır. Ayrıca mülk sahibi kişi toplumdan hisse sahibidir de denebilir. Hukukun ve toplumsal düzenin varolması sayesinde mülkiyet kurumu varolabildiği için mülk sahibi kişi adına hukukun ve toplumsal düzenin varolması kendi çıkarınadır. Mülkiyet kurumu bireyleri toplumun varlığını sürdürme konusunda menfaat sahibi yapmasından ötürü toplumsal istikrara oldukça yardımcıdır.

Mülkiyet kurumu sadece topluma faydalı değildir. Mülkiyet bireye kişisel boyutta psikolojik olarak gayet faydalıdır. Herşeyden önce mülkiyet sabit olan bir düzeni vareder. İnsanın içinde huzurlu ve güvenli hissedip rahatlayabileceği bir alan yaratır. Birey mülkiyet kurumu sayesinde kendine yabancı bu dünyada kendine yabancı olmayan hatta kendisinin uzantısı olan bir yaşama alanına sahip olur. Çünkü kişinin mülkiyeti kendi ihtiyaç ve isteklerinin karşılanmasını sağlar ve esasen mülkiyet, insanın kendi iç dünyasının dışa vurumunu sağlayarak kişinin kendini gerçekleştirmesinde yardımcı olur. Örneğin bir insan evinin içini kendi zevk anlayışına göre donatarak kendi kişiliğinin yansıması olan bir alan elde etmektedir. Özetle mülkiyet kurumunun insan psikolojisi üzerinde ki faydaları göz ardı edilemez.

Mülkiyet kurumu söz konusu çevre olduğunda da işe yaramaktadır. Şöyle ki eğer bir arazi topluma aitse ve dolayısıyla pratikte kimseye ait değilse o araziden faydalanacak kişiler arazinin geleceğini düşünmeden ölçüsüz bir şekilde kullanacaktır. Çünkü kişinin A'ya sahip olduğu bir senaryoda sahip olmadığı bir senaryoya kıyasla A'nın korumasını ve bakımını yapma ihtimali daha fazladır. İnsan kendine ait şeylere sahip çıkarken ve onlar hakkında uzun vadede geçerli şekilde düşünüp önemserken kendine ait olmayan şeyler için aynı duyarlılığı göstermeye pekte eğilimli değildir. Bundan ötürü söz konusu çevre olduğunda mülkiyet kurumu gayet faydalıdır zira bir araziyi kullanan kişi aynı zamanda o arazinin sahibiyse daha duyarlı davranma konusunda eğilimli olacaktır.

Sonuç olarak mülkiyet kurumu toplum düzeninin ve ekonominin dayandığı şeydir dersen yanlış söylemiş olmayız. Ayrıca mülkiyet kurumu bireylere hem kendileri üzerinde hemde kendi ihtiyaç ve isteklerini karşıladıkları şeyler üzerinde söz hakkı tanıdığı için özgürlüğe imkan tanıdığı ortada olan bir gerçektir. Dolayısıyla bireylerin haklarının ve özgürlüklerinin mümkün olması ve ayrıca istikrarlı bir toplum ile işe yarar bir ekonominin olmasını istiyorsak mülkiyet kurumunu korumalıyız.

http://ozgurzihinlervepiyasalar.blogspot.com/p/oncelikle-bloguma-hos-geldiniz-ben.html

Amon yarebbi
04-07-2017, 22:10
Sosyalmarx/postalmarx;

Yine damardan girmişsin ancak etkili olamamışsın .

Mülkiyete hayvanlardan örnek verirken , savunduğun kapital , soyguncu, vahşi düzene laf çakmışsın ? ayakta uyuyup otele ücretini ödemişsin.

Bak canım mülk sahibi olmayı kafasına koyan ve bu uğurda her kavgayı veren kapitalist yarenlerin, diğer mülklere de sahip olmak için kavga , savaş çıkartıyorlar. Diğer mülk sahibinin mülküne saldırıyorlar. Güçlü olan mülk sahibi , güçsüz olan mülk sahibini ezerse , onun mülküne de el koyup , ele geçirdiği mülküne birde bekçi dikip , diğer saldırganları engellemeye çalışıyyor. Bu düzen sürekli böyle devam edip gidiyor.

Bu durumun sebebi MÜLK , sahip olma ve yönetme arzusu. Sonucuda sürekli savaş. Bu savaşlarda genellikle o mülkün BEKÇİLERİ ölüyor. Mülk sahibi bekçiye , haydi koçum , haydi aslanım dedikçe , senin verdiğin örnekteki hayvan misali , bölgesini koruduğunu sanarken , egemenin mülkünü koruduğunu bilemiyor. Her ölen bekçiye birazda kahramanlık yükledikleri zaman , bekçinin yakınları da , mülkün sahibine yaranmak için , bende bekçiyim naraları atıyor.

Bak bu sorunların tek sebebi var . MÜLK.

Mülk olmasa sorun da olmayacak.

spartacus
04-07-2017, 23:47
Mülkiyet insanın doğa ile arasında hak ve özgürlük dışı bir araçtır. Süsleyip, püsleyip yalan, dolana gerek yok, doğa ve canlılar ne mülktür ne de mülke tabidir. Mülkiyet kavramının esası da, kelime köküde MAHRUM BIRAKMAKTIR, bunun ne hak ne de özgürlükle alakası yok, siz insanları ve canlıları doğadan mahrum bıraktığınızda özgürleştirmiş, hak hukuk, adalet sağlamış olmuyorsunuz, tüm bu kavramları safdışı bırakmanın yolunu bulmuş oluyorsunuz, aslı, esası, hasılı bu.

bu kadar basit ve bu kadar açık, net bir olgudur(YAZIMIN GERİSİ, çeşitli metaforlar ve açıklamalar üzredir, dileyen okur-bir şey kaybeder mi, sanmam, dileyen yukarıdaki, kısa ve öz, basit paragrafı düşünür) . hem insanlara karşı hak ve özgürlük mahrumiyetini oluştur hem de bunu sağlayan ölçütü, hukuksuzluğu, hak ve özgürlüğün sağlayanı diye tersine öve, öve bitireme, sizce de bu abestende öte bir tutum değil mi(kişisel çıkarların dürtmesi, tam bir burnu büyüklük edalarıyla raks!). Buyur şu dünya, evren üzerinde senin kullanım hakkın olupda beni mahrum edeceğin ne var!? Ha alçak dinciler gibi eşleri ortak kullanmak gibi-ki uzun sürede bunalrı savundunuz(neo liberaller olarak), eşleriniz sizin kullanımlık malınız mı-Bu kafa resmen adi, sorunlu kafası?

-----------------------------------------------------------------------------------------
Evet haydi beni evren ve doğadan mahrum edeceğin bir şey söyleki, sana cennet, serbest bize yasak ilan ettiğin adı, sanıyla adı hak ve hukuk olsun? Ama gerçekler öyle değil mi, daha doğaya bile çıkamaz olduk, yok şurası Aliağanın yok burası özel mülkmüş girilmezmiş Veli ağanın, yok adam ormana çit çekmiş, hoop demiş deli Dumrul hesabı, girecekseniz para verin, yok adam A bölgesinin madenine el koymuş-pğarası varmış almış, köle alır gibi, yahu neyi, kinden alıyor, doğa size satıyor mu??-satın alın, ne zamandan beridir hak, hukuk, özgürlük, doğa, evren ve üzerindekiler ve canlılar para karşılığı satılır bir mal veya birilerinin malı oldu? Param-gücüm- yok o zaman hakkım da yok öyle mi!? satanı kim, sahibi kim yahu? Kısaca siz dünya kaynağından bir demeti dahi şahsınıza özel kılmışsanız, yaptığınız hak ve hukuk dışıdır, özgürlük düşmanı bir tutumdur, bireycilik diye süslediğiniz neo-liberal, ekonomik-faşizmin olsa olsa adı, hak ve özgürlük düşmanlığıdır, gasptır, sistem sayesinde kralım diye gezenlerin şimartılmış egosudur...

haydi beni mahrum bırakma hakkın olduğunu iddia edeceğin tek bir karış doğa göster bana! Sebep?, hani hak, hani özgürlük, hani hukuktan dem vuruyordunuz? Bu arada üzülerek söyleyim, liberalizm, 200 yıl evvelde kalmış ve misyonu tamamlamıştır, yani sizler ne özgürlükçü ne de liberal olamasınız, bu biçimde hele koşulu, zemini yok, aksine hak ve özgürlük karşıtısınız-lafızla ve salt kendine hak, özgürlük dilemekle özgürlükçü olmuyorsunuz, Hitler de kendisi için o kadar özgürlükçüydü, hak, SERBESTLİK(yani linberalizm ekonomide piyasada kodomanlara serbestlik demek de değil-aslında ütopik bir yaklaşıma sahipti ve Hitlerin kendine serbestliği liberallikle bağdaştırılamazdı- o sonraki vahşi kapitalsitlerin sahtekarlığı, aldatmacası-, zira herkesin faşist olmak, ırk veya benzer inanç mefhumlarını çıkarı namına -sırf kendine has->mülk!- istismar, siyasileştirip(anti-laik) diğerlerini ötekileştirmek serbestisi vardır kafası denemez!-) istiyordu, ama ne için, şahsi yetkisi için, sizlerde şahsi yetki ve çıkarınız için diğerlerini ötekileştirince farklı olmuyorsunuz!. çık benim içinde serbestlik ve özgürlük iste haydi! Deki Spartacus, Aliağanın diye çitlenen yerden mahrum edilemez, haydi söyle, kimi kandırıyorsunuz, gücün, paran varsa hakkın var yoksa hiç bir hakkın yok kafası ne zamandan beridir hak ve hukuk kafası oldu? o zamanlar feodal dünyada bireyin hakkı yoktu, yani BİREY tanımına bağlı, yani toplumsal kastlaşmaları üzerinde bir kavrama bağlı haklardan söz edilemezdi, ama bu demek değil ki liberalizmde mülkiyet-mahrum bırakma esasına dayalı olsun->Bu liberalizmin felsefesine ters düşüyordu... mülkiyet, bireysel mülkiyet zaten haktı, dalga mı geçiyorsunuz?!-, asıl sorun ve siyasete yansıyan insanların seçme, seçilme, kendisini ifade etme gibi, heleki birey olabilmek hakkı dışlandığı için(kimler için ama!!!! Roma senatosunda kimler vardı ki seçme, seçilme hakkı olmasın->Köleler, toprak köleleri, işçiler! yaani?- öznel, ideolojik sorunlar ağır basıyordu. Mülkiyet özgürlük değildir, gasptır, haksızlıktır özünde ve liberalizmlede başlamamış ve alaksıda yoktur sizinki neo(faşist) -sahte-liberalizm, ekonomik-faşizm, zerre alakası yok.. Liberalizm, efendim A ormanı Aliağanınmış, çit çekti giremezsiniz, doğa ve kaynakları Velininmiş, diğerlerinin girme, kullanma, yararlanma özgürlük ve serbestisi yokmuş demek, liberalizme olduğu gibi kendisine liberteyen diyen zamane zavazingoların da sözde felsefesine karşı pozisyondadır, bu kadar çelişki deve de dahi yok...

Ha meseleye asli olarak üretim araçları üzerindeki mülkiyete de girersem, mal benim(!? nereden senin yahu?) bana serbest ötekilere(! kim bu ötekileştirilenler, sebep, parası yoksa hakkı da mı yok?)yasak, hak-hukuk dışılı yanına, özgürlüksüzlük yanına birde sömürüyü eklemem gerekir ki mesele dallanır.

Hasılı cevabımı herkesin anlayacağı dilde, basit ve metaforlarla yazdım. Son olarak, özel mülkiyet insanlığı 1 adım ileri götürdü doğru-öyle göründü, bir yanılsama, çünkü diğer tüm alternatifler tüketilmiş oldu!-, ama rayına oturana kadar, rayına oturmasıyla 10 adım da geride bıraktı, ortaçağlar, köleci sistemler, engizisyonlar, din, inanç istismarıyla oluşturulan dini kurumlar, soytarı ruhban, kolluk gücü, kurumları, satoküya dayalı bağnazlık ve insanlığın bilim ve sanatını hakim egemenlerin çıkarlarına endeksleyen darlaştırıcı ve baskılayıcı, kalıplaştırıcı empozlar ve sınıflar, egocu robotlaştırmalar, köleleştirmeler, bu gaspçı hakimiyetlerin, sadece bana mahsus(!) kafasıyla, çıkarlarının ürünü.

İnsanlığın ilerlemesinin asıl sağlayanı, emek faktörü, toprağı işlemesi, toplayıcılıktan, üretime geçmek, üretim aletlerine, ürün bilgisine, emek sarfiyatında zorlanan gelişmelere dayalıydı bu diğer taraftanda insan toplumlarını bir araya yoğunlaştırırken, yoğunlaşmış emeğin getirdiği ilerleme de muazzam hale geliyordu, yani birileri kaymağın üzerine oturmakla işi bitirmiş olmadı.. Hiç biriniz 5*5=25 demeyi doğuştan öğrenmezsiniz, bu birikimler o alandaki toplam, toplumsal emeğin sonucudur ve uzamda, süreçle toplumsal emek, katlanarak ilerleme sağlar. Şimdi de öyledir! Bütün bilim bilgi, bilinç birikimimiz ve aktarımlarımız toplumsal emeğe tabi ve ürürünüdür, ağaç mantarlarının şahsiyeti değil...

Asalak gaspçıçılar insanın doğayı işlemesiyle başlayan ilerleyişin önderi değil, ama kaçınılmaz olarak da dışlayamaz kesimlerdi-çıakrlarına uyduğu oranda, o çerçevelerde sonuna kadar kullanıyorlar, çıkarlarına ters ise ölümüne engel oluyorlardı!- ve varlıkları ivmeyi değil frenlemeyi getirmiştir, emin olunabilir ki, eğer bu köleci ve sömürgeci sistemler, hak-hukuk dışı, gaspçı sistemler ve çıkarları uğruna statüko üzre kurumlar olmasaydı, insanlık bugün 5.000 yıl daha ileride olurdu... Kaba örnekle, sağlığı ele alalım, eğer sağlık da parayla satılan mal düzeyine indirgenmeseydi bugün tıp ve ilaç alanında da o kadar ileride olurduk... Elbette burada niyet de önemli, gaspçı olabildin, istsnai şanslısın diye, tonlarca GÜNCEL İHTİYAÇ FAZLASI-doğaya ziyan, haksızlık da- ilacı stoklayıp, kara borsa misali duruma ve kündesine göre fahiş rakamlara bindirmek namına da depolarsan, orada birisinin o hastalığa çözüm bulmasından yana olur musun? Hiç birisi olmaz, olamaz, çıkarıya ters, yani bir yönüyle aç-gözlülük, para hırsı tetikleyici unsursa, diğer yandan sermaye kanalıyla da daha güçlü biçimde frenleyici rol de oynar, birisinden, birisne saltıklaştırılamaz, 1 adım ileri, 3 adım geri.. Milyarlarca insandan söz ediyoruz yahu! Çok çeşitli yetenekleri, çeşitli alanlarda yeti ve istençleri olabilen insandan!

Doğa demek üzerinde yaşayan tüm canlılarla, cansızlarla bir bütün demektir yani doğa dediğinizde benden, karıncadan, nehirlerden, sinekten, otdan, boktan, kömürden, gümüşten, buğdaydan, çalıdan, çırpıdan, taştan, kumdan, kaya tozundan, toraktan, balıktan, sudan.... söz ediyorsunuz, asla sizin ya da benim olmayandan-zira ya sizin ya da benim olursa diğleri hak-hukuk, serbestilik-özgürlük dışı, mahrum bırakılmış olmuyor mu, doğanın dışına atılmış-mahrum kılınmış?-, doğa sırf 3-5 akıllı karıncanın->asalağın olsa size ne kalırdı?... Size düşen doğayı malınız haline getirip diğerlerini mahrum bırakmak değil aksine bu koşulları ortadan kaldırmak üzerine kafa yormaktır. Ve dediğim gibi mümkünse MAL edilemez, sayılamaz değerleri, insanı, cinsi, canlıyı da mal-mülk lafzına kullanmaya kalkmayın. Söyleyin doğadan beni dışlayacak neyiniz ve ne hakkınız var? Siz kimsiniz, ben kimim? Siz nesiniz, ben neyim?

Kısaca önce objektif ve dürüst olunmalı, mahrum etmek anlamına gelen kelimeyi, hak ve özgürlük diye yutturmaya çalışmayın, ha tarzımı beğenmeyebilirsiniz-beni bağlamaz-, ama bizim dünyamızda veya eşek saydıklarınızın dünyasında uyanmışların tarzı budur, yalana, kıvırmaya, dolandırmaya, soytarılığa, sahteciliğe, kandırmacaya ve gaspçının allanıp, pullanmasına, iki yüzlülüğe yer yoktur, neyse odur, tatlı ise tatlı, tuzlu ise tuzlu, ekşi ise ekşi konuşur, tadarız. İnsanız, sirk cambazı ve kurnaz soytarılar, kıvırtıklar değil. mahrum bırakıyorsanız, dürüstçe mahrum bırakıyoruz diyebilmelisiniz, edebiyala, alakasız lafızlarla süslü kandırmacalara başka türden bir cevap verileceğini sanmayın. yağız hırsız, ev sahibini bastırır misali her durumun, o gidişin, dönüşü de(ki dönüşü yaptım) vardır.

Efendi, A ormanı Aliağanın ise o halde kimlerin değildir? Aliağa dışında kalan herkesin, hani hak hukuk, serbestlik, özgürlük? doğa bu yahu, herhangi bir şahsa münhasır, sırf parası var diye, mal olacak unsur mu? sana mı mahsus? Öyleya sırf gücü var diyede köle sahiplerine bütün insanlık köle sayılıyordu, sebep, mülk onundu, mülkten yoksun olanın nesi vardı, doğa A ya da B nin olursa, üzerindeki insanlar ne yiyecekti, nasıl, A'ya köle olarak ve her türlü kaderini ona ve keyfiyeti, çıkarlarına teslim ederek-mi, evet, birde milyonlarca insan köle edilirse düşünmeye vakti kalır mıydı(?)-insanlığın ilerlemesinde en önemli engellerden biriside bu değil mi, milyon, milyar insanı düşünsel-toplumsal emekten, zeminden alıkoymak çünkü başkasının malı ve ona hizmet etmekle iki kat daha fazla zaman-emek harcamalıydı, hem kendine pay hemde efendisine pay çıkartabilmeli hemde eğitsel, düşünsel platformalrda bulunma şansından mahrum kalmalıydı?! mülk yalnızca gasptır ve yukarıda mülk-mal edilemlezler ifademin yanında dile getireceğim diğer hususta, ürün dediğimiz ise mülk değil sarftır, ihtiyaç ürünüdür niyet sizin olan mülk değil ihtiyacınız olanı karşılamasıdır, sarf edilmiş emek, işlenmiş doğadır. Mülk namına doğayı parselleyip, mevcut sisteminde zaten gaspçıların lehine oluşmasıyla, gücü oranında çitleyip, çitimden yararlanmak istiyorsanız bana çalışacaksınız ya da çitimden-doğadan!- yararlanmak istiyorsanız bana para ödeyeceksiniz türünde, gasp etmek dışında ne kaldı?

Örneğin Zonguldağın kömürü kimin? ben size Aliağanın önce katakülle sistemle-ki açıkladım- gasp edip, BENİM LAN! diye sahiplendiği kömürü sormuyorum, daha asıl temelden soruyorum, Aliağa olmasa da, o olmasa da orada olan kömürden soruyorum, kimin? ve HAK! dediyseniz, doğanın o parçasında payıma-hakkıma düşen nedir, nerededir(oradadır toprağın atında!)?, ben oraya gidip, kazma, kürek, kömür çıkartabilir miyim?(basit metafor) Tamam ben kömürü çıkartayım, doğadan emek sarfıyla, sen buğdayı üret, un et, öteki unu ekmek etsin, beriki iplik üretsin, diğeri sosyo kültürel ihtiyaçlar namına katılsı vs, tümü de doğadan ve doğada bulunmayan ne var? Eğer hak ve özgürlükten söz edecekseniz sizin tek bir sorununuz vardır, dağıtım-paylaşım-üleşmek, üzerinde çalışmamız gereken sadece bu meseledir! Aliağanın malıdır dediğiniz ve direttiğiniz an sizin sorununuz hak, hukuk, özgürlük karşıtlığı(anti-liberteryen), o ütopik liberalizm düşmanlığı ve elbette gasptır, ya Aliağasınızdır ya da Aliağanın yamağı-ideolojik olarak konumunuz net! kimse kimsenin ne malıdır ne de doğa birilerin malıdır, hepimizindir, biziyle, canlılarıyla, otu, boku, çeri, çöpüyle herkesin. herkesin olan ne olmaz birinin, birinin olan ne olamaz herkesin, bir karar vereceğiz, ya birisinin olmalı(ki şimdiki sistemin mantığı bu) ya da hepimizin! ve sizin kararınız benim haklarımın gaspı üzerine olamaz! Siz kimsiniz? ha zoraki, sistem gereği şanslı olabilirsiniz, GÜÇ ELİNİZDE olabilir zira onuda mülkünüz edinmiş, beni o güçten de mahrum etmiş olabilirsiniz-ama yapaydır o güç, benim gücüm bana dayanır, tek sorunum bilinçtir, aydınlanmaktır, farkındalıktır, eşekliğimi bilmektir, ama şimdi bunun koşulu sizin için dayatımdır, mahrum kılmaktır, benim için ise; bu efendi edalarıyla yaklaştığınız haksız konumunuz ve görüşünüz kabul değildir ve eğer tercihinizi, herkesin olan hiç kimsenin değildir, birinin olan da herkesin olamaz deyip, herkesi öncülleyen, özgürlük, serbestlik, hak, özgürlüğü seçen taraf olmayacaksınız, asla ama asla bu özgürlük karşıtı karakterinizle de, yalanlarınızla da, seçiminiz kabak gibi ortada ve özgürlük karşıtı iken düşünsel temelde de, o sahte liberteryan kelime istismarlarınızla liberteryen olamayacak ve uzamda da kaybedersiniz-kaçarı yok, eşyanın doğasıdır ve insanda o doğanın parçası!.

İnsan ile koyunu ayıran bir çok yeti vardır insanda, ama toplumsal anlamda ilerlemeler, emek, uzam, farkındalık gibi erimli bir meseledir de zira belirttiğim gibi, bilinç mefhumları da özünde toplumsal emeğin bir ürünüdür ve orada ilerleme lineer değil, katlanarak ilerleyen orantısal bir yapıya sahiptir. 3 Olan 6, 6 olan 12, 12 olan 30, 30 olan 100 gibi çünkü her bir nicelikel değer artışı, sonrası kesintisiz(!) süreçte, daha fazla sayıda toplumsal emek-etkileşim sağlar bu da üretimi katlayarak arttırır-ki bu da doğanın devinimidir, doğanın devniminin kanunudur da denebilir-2 haneli bir rakamla kaç farklı kombinasyon yapabilirsiniz, peki 4 haneli ile, tamam şimdi güç sizde ve hanelerimiz 2 rakamı aşmıyor, ama bu kombinasyonlar-etkileşim, 3,4 haneliye uzamda varacak, bunlar NİCELİKSEL DEĞERLERDİR AMA KOMBİNENİN ÖYLE BİR ANI GELİR Kİ, ARTIK NİTELİĞİ DEĞİŞTİRİP, BELİRLER-diyalektiğin bir diğer kanunu- ve dediğim gibi insan da doğanın parçası. tüm doğal ve iradi etkileşimleriyle, kastettiğim doğaya dahildir ben de o doğayım, bir parçası, etkileşiyorum, aceleye gerek-zemin yok zira katlanarak ilerleme faslının henüz başındayız... Kısaca, yazımda kullandığım basit metaforlar üzre, bir gün Aliağanın elinden haksız gaspını alacak, bizim olanı özgrleştireceğiz, doğa O'nun malı değil, hepimiziz (O'nuda dışlamayacağız, fikren-ideolojik değil elbette, insan veya devamı olarak, o da bizim sahip oladuğumuz her hakka sahip olacak, yani o da çitlerden arınmış doğada gezebilir, piknik yapabilir, kaynağından hakkı olanı emekle alabilir-doğal hakkı, doğanın kanunu ve böylece O'da özgürleşmiş olacak, bu haliyle ekonomik, politik ve elbette ciddi biçimde, psikolojik bir mahkum. hakkı yok diyor muyum hayır! özgürce gidip, kimseye para bayılmadan gezemez dedim mi? hayır!)...

LiberteVonSkepticus
05-07-2017, 00:43
Sosyalmarx/postalmarx;

Yine damardan girmişsin ancak etkili olamamışsın .

Mülkiyete hayvanlardan örnek verirken , savunduğun kapital , soyguncu, vahşi düzene laf çakmışsın ? ayakta uyuyup otele ücretini ödemişsin.

Bak canım mülk sahibi olmayı kafasına koyan ve bu uğurda her kavgayı veren kapitalist yarenlerin, diğer mülklere de sahip olmak için kavga , savaş çıkartıyorlar. Diğer mülk sahibinin mülküne saldırıyorlar. Güçlü olan mülk sahibi , güçsüz olan mülk sahibini ezerse , onun mülküne de el koyup , ele geçirdiği mülküne birde bekçi dikip , diğer saldırganları engellemeye çalışıyyor. Bu düzen sürekli böyle devam edip gidiyor.

Bu durumun sebebi MÜLK , sahip olma ve yönetme arzusu. Sonucuda sürekli savaş. Bu savaşlarda genellikle o mülkün BEKÇİLERİ ölüyor. Mülk sahibi bekçiye , haydi koçum , haydi aslanım dedikçe , senin verdiğin örnekteki hayvan misali , bölgesini koruduğunu sanarken , egemenin mülkünü koruduğunu bilemiyor. Her ölen bekçiye birazda kahramanlık yükledikleri zaman , bekçinin yakınları da , mülkün sahibine yaranmak için , bende bekçiyim naraları atıyor.

Bak bu sorunların tek sebebi var . MÜLK.

Mülk olmasa sorun da olmayacak.

Mülkiyet kurumu olmaksızın esas problem o zaman çıkar çünkü ne insanların teşvikleri kalır ne de kimin neyi kullanacağı belli olmaz. Mülkiyet kurumunun bulunmadığı toplum ya gerektirmeyecek kadar küçüktür ya da büyükse apaçık biçimde yaşam standartları düşüktür.

Mülkiyet kurumunun bulunduğu bir toplumda kimin neye sahip olacağını paraya sahip olan tüketici belirler. Mülkiyet kurumunun olmadığı bir yerde kim belirler? Otorite dışında kim belirleyebilir ki? O halde yeni bir sorun ortaya çıkıyor: otoriteye nasıl güvenilebilir?

Üretim araçlarının ortak olduğu ancak geri kalanının söz gelimi evin, bahçenin vs. kişisel olarak sahip olunduğu karma ekonomili küçük bir topluluk gayet mümkündür ve işleyebilir. Dünyanın pek çok yerinde de bu tip küçük topluluklar vardır zaten. Ama milyonlarca kişinin bulunduğu devasa toplumlarda özel mülkiyet şart.

Hayvanlardan örnek vermem biz insanlarında territorial bir hayvan olmamızdan kaynaklanıyor.

Kapitalist mülke el koymaz, satın alır. Ticaret ile zorbalık arasında bir ayrım vardır. Kapitalizm ticaret üzerine kuruludur.

Savaşlar esasen kapitalizmle engelleniyor çünkü kapitalizm ekonomik olarak ülkeleri birbirine bağladıkça savaş faydadan çok zarar getirir bir konuma yerleşiyor. Şu veya bu devlet geri kalmış bir ülkeye savaş ilan edebilir çünkü bunda çıkaro vardır. Ama fransa-ingiltere-almanyamın eskisi gibi savaşmasını bekleyemeyiz zira birbirlerine bağımlılar.

Sahip olma ve yönetme arzusu bilmem farkındamısın hayvanların alayında var (ekleyeyim, insanlarda biyolojik olarak hayvandırlar) ve özünde bu çabanın testosteron hormonuyla kısmen ilintili olduğuda ortaya çıktı. En basitinden, erkeğin sevgilisini öteki erkeklerden kıskanması dahi mülkiyet duygusuyla alakalı bir şey. Önemli olan şey sahip olma arzusunu yoketmeye veya baskı altına almaya çalışmak değil -zira bu yapılamaz- bunu yapıcı olarak kullanabilmekte. Piyasa mekanizması bunu sağlayabiliyor, ondan ötürü piyasa mekanizmasını destekliyorum. Yani kapitalistlerin babasının hayrına değil.

LiberteVonSkepticus
05-07-2017, 00:54
Mülkiyet insanın doğa ile arasında hak ve özgürlük dışı bir araçtır. Süsleyip, püsleyip yalan, dolana gerek yok, doğa ve canlılar ne mülktür ne de mülke tabidir. Mülkiyet kavramının esası da, kelime köküde MAHRUM BIRAKMAKTIR, bunun ne hak ne de özgürlükle alakası yok, siz insanları ve canlıları doğadan mahrum bıraktığınızda özgürleştirmiş, hak hukuk, adalet sağlamış olmuyorsunuz, tüm bu kavramları safdışı bırakmanın yolunu bulmuş oluyorsunuz, aslı, esası, hasılı bu.

bu kadar basit ve bu kadar açık, net bir olgudur(YAZIMIN GERİSİ, çeşitli metaforlar ve açıklamalar üzredir, dileyen okur-bir şey kaybeder mi, sanmam, dileyen yukarıdaki, kısa ve öz, basit paragrafı düşünür) . hem insanlara karşı hak ve özgürlük mahrumiyetini oluştur hem de bunu sağlayan ölçütü, hukuksuzluğu, hak ve özgürlüğün sağlayanı diye tersine öve, öve bitireme, sizce de bu abestende öte bir tutum değil mi(kişisel çıkarların dürtmesi, tam bir burnu büyüklük edalarıyla raks!). Buyur şu dünya, evren üzerinde senin kullanım hakkın olupda beni mahrum edeceğin ne var!? Ha alçak dinciler gibi eşleri ortak kullanmak gibi-ki uzun sürede bunalrı savundunuz(neo liberaller olarak), eşleriniz sizin kullanımlık malınız mı-Bu kafa resmen adi, sorunlu kafası?

-----------------------------------------------------------------------------------------
Evet haydi beni evren ve doğadan mahrum edeceğin bir şey söyleki, sana cennet, serbest bize yasak ilan ettiğin adı, sanıyla adı hak ve hukuk olsun? Ama gerçekler öyle değil mi, daha doğaya bile çıkamaz olduk, yok şurası Aliağanın yok burası özel mülkmüş girilmezmiş Veli ağanın, yok adam ormana çit çekmiş, hoop demiş deli Dumrul hesabı, girecekseniz para verin, yok adam A bölgesinin madenine el koymuş-pğarası varmış almış, köle alır gibi, yahu neyi, kinden alıyor, doğa size satıyor mu??-satın alın, ne zamandan beridir hak, hukuk, özgürlük, doğa, evren ve üzerindekiler ve canlılar para karşılığı satılır bir mal veya birilerinin malı oldu? Param-gücüm- yok o zaman hakkım da yok öyle mi!? satanı kim, sahibi kim yahu? Kısaca siz dünya kaynağından bir demeti dahi şahsınıza özel kılmışsanız, yaptığınız hak ve hukuk dışıdır, özgürlük düşmanı bir tutumdur, bireycilik diye süslediğiniz neo-liberal, ekonomik-faşizmin olsa olsa adı, hak ve özgürlük düşmanlığıdır, gasptır, sistem sayesinde kralım diye gezenlerin şimartılmış egosudur...

haydi beni mahrum bırakma hakkın olduğunu iddia edeceğin tek bir karış doğa göster bana! Sebep?, hani hak, hani özgürlük, hani hukuktan dem vuruyordunuz? Bu arada üzülerek söyleyim, liberalizm, 200 yıl evvelde kalmış ve misyonu tamamlamıştır, yani sizler ne özgürlükçü ne de liberal olamasınız, bu biçimde hele koşulu, zemini yok, aksine hak ve özgürlük karşıtısınız-lafızla ve salt kendine hak, özgürlük dilemekle özgürlükçü olmuyorsunuz, Hitler de kendisi için o kadar özgürlükçüydü, hak, SERBESTLİK(yani linberalizm ekonomide piyasada kodomanlara serbestlik demek de değil-aslında ütopik bir yaklaşıma sahipti ve Hitlerin kendine serbestliği liberallikle bağdaştırılamazdı- o sonraki vahşi kapitalsitlerin sahtekarlığı, aldatmacası-, zira herkesin faşist olmak, ırk veya benzer inanç mefhumlarını çıkarı namına -sırf kendine has->mülk!- istismar, siyasileştirip(anti-laik) diğerlerini ötekileştirmek serbestisi vardır kafası denemez!-) istiyordu, ama ne için, şahsi yetkisi için, sizlerde şahsi yetki ve çıkarınız için diğerlerini ötekileştirince farklı olmuyorsunuz!. çık benim içinde serbestlik ve özgürlük iste haydi! Deki Spartacus, Aliağanın diye çitlenen yerden mahrum edilemez, haydi söyle, kimi kandırıyorsunuz, gücün, paran varsa hakkın var yoksa hiç bir hakkın yok kafası ne zamandan beridir hak ve hukuk kafası oldu? o zamanlar feodal dünyada bireyin hakkı yoktu, yani BİREY tanımına bağlı, yani toplumsal kastlaşmaları üzerinde bir kavrama bağlı haklardan söz edilemezdi, ama bu demek değil ki liberalizmde mülkiyet-mahrum bırakma esasına dayalı olsun->Bu liberalizmin felsefesine ters düşüyordu... mülkiyet, bireysel mülkiyet zaten haktı, dalga mı geçiyorsunuz?!-, asıl sorun ve siyasete yansıyan insanların seçme, seçilme, kendisini ifade etme gibi, heleki birey olabilmek hakkı dışlandığı için(kimler için ama!!!! Roma senatosunda kimler vardı ki seçme, seçilme hakkı olmasın->Köleler, toprak köleleri, işçiler! yaani?- öznel, ideolojik sorunlar ağır basıyordu. Mülkiyet özgürlük değildir, gasptır, haksızlıktır özünde ve liberalizmlede başlamamış ve alaksıda yoktur sizinki neo(faşist) -sahte-liberalizm, ekonomik-faşizm, zerre alakası yok.. Liberalizm, efendim A ormanı Aliağanınmış, çit çekti giremezsiniz, doğa ve kaynakları Velininmiş, diğerlerinin girme, kullanma, yararlanma özgürlük ve serbestisi yokmuş demek, liberalizme olduğu gibi kendisine liberteyen diyen zamane zavazingoların da sözde felsefesine karşı pozisyondadır, bu kadar çelişki deve de dahi yok...

Ha meseleye asli olarak üretim araçları üzerindeki mülkiyete de girersem, mal benim(!? nereden senin yahu?) bana serbest ötekilere(! kim bu ötekileştirilenler, sebep, parası yoksa hakkı da mı yok?)yasak, hak-hukuk dışılı yanına, özgürlüksüzlük yanına birde sömürüyü eklemem gerekir ki mesele dallanır.

Hasılı cevabımı herkesin anlayacağı dilde, basit ve metaforlarla yazdım. Son olarak, özel mülkiyet insanlığı 1 adım ileri götürdü doğru-öyle göründü, bir yanılsama, çünkü diğer tüm alternatifler tüketilmiş oldu!-, ama rayına oturana kadar, rayına oturmasıyla 10 adım da geride bıraktı, ortaçağlar, köleci sistemler, engizisyonlar, din, inanç istismarıyla oluşturulan dini kurumlar, soytarı ruhban, kolluk gücü, kurumları, satoküya dayalı bağnazlık ve insanlığın bilim ve sanatını hakim egemenlerin çıkarlarına endeksleyen darlaştırıcı ve baskılayıcı, kalıplaştırıcı empozlar ve sınıflar, egocu robotlaştırmalar, köleleştirmeler, bu gaspçı hakimiyetlerin, sadece bana mahsus(!) kafasıyla, çıkarlarının ürünü.

İnsanlığın ilerlemesinin asıl sağlayanı, emek faktörü, toprağı işlemesi, toplayıcılıktan, üretime geçmek, üretim aletlerine, ürün bilgisine, emek sarfiyatında zorlanan gelişmelere dayalıydı bu diğer taraftanda insan toplumlarını bir araya yoğunlaştırırken, yoğunlaşmış emeğin getirdiği ilerleme de muazzam hale geliyordu, yani birileri kaymağın üzerine oturmakla işi bitirmiş olmadı.. Hiç biriniz 5*5=25 demeyi doğuştan öğrenmezsiniz, bu birikimler o alandaki toplam, toplumsal emeğin sonucudur ve uzamda, süreçle toplumsal emek, katlanarak ilerleme sağlar. Şimdi de öyledir! Bütün bilim bilgi, bilinç birikimimiz ve aktarımlarımız toplumsal emeğe tabi ve ürürünüdür, ağaç mantarlarının şahsiyeti değil...

Asalak gaspçıçılar insanın doğayı işlemesiyle başlayan ilerleyişin önderi değil, ama kaçınılmaz olarak da dışlayamaz kesimlerdi-çıakrlarına uyduğu oranda, o çerçevelerde sonuna kadar kullanıyorlar, çıkarlarına ters ise ölümüne engel oluyorlardı!- ve varlıkları ivmeyi değil frenlemeyi getirmiştir, emin olunabilir ki, eğer bu köleci ve sömürgeci sistemler, hak-hukuk dışı, gaspçı sistemler ve çıkarları uğruna statüko üzre kurumlar olmasaydı, insanlık bugün 5.000 yıl daha ileride olurdu... Kaba örnekle, sağlığı ele alalım, eğer sağlık da parayla satılan mal düzeyine indirgenmeseydi bugün tıp ve ilaç alanında da o kadar ileride olurduk... Elbette burada niyet de önemli, gaspçı olabildin, istsnai şanslısın diye, tonlarca GÜNCEL İHTİYAÇ FAZLASI-doğaya ziyan, haksızlık da- ilacı stoklayıp, kara borsa misali duruma ve kündesine göre fahiş rakamlara bindirmek namına da depolarsan, orada birisinin o hastalığa çözüm bulmasından yana olur musun? Hiç birisi olmaz, olamaz, çıkarıya ters, yani bir yönüyle aç-gözlülük, para hırsı tetikleyici unsursa, diğer yandan sermaye kanalıyla da daha güçlü biçimde frenleyici rol de oynar, birisinden, birisne saltıklaştırılamaz, 1 adım ileri, 3 adım geri.. Milyarlarca insandan söz ediyoruz yahu! Çok çeşitli yetenekleri, çeşitli alanlarda yeti ve istençleri olabilen insandan!

Doğa demek üzerinde yaşayan tüm canlılarla, cansızlarla bir bütün demektir yani doğa dediğinizde benden, karıncadan, nehirlerden, sinekten, otdan, boktan, kömürden, gümüşten, buğdaydan, çalıdan, çırpıdan, taştan, kumdan, kaya tozundan, toraktan, balıktan, sudan.... söz ediyorsunuz, asla sizin ya da benim olmayandan-zira ya sizin ya da benim olursa diğleri hak-hukuk, serbestilik-özgürlük dışı, mahrum bırakılmış olmuyor mu, doğanın dışına atılmış-mahrum kılınmış?-, doğa sırf 3-5 akıllı karıncanın->asalağın olsa size ne kalırdı?... Size düşen doğayı malınız haline getirip diğerlerini mahrum bırakmak değil aksine bu koşulları ortadan kaldırmak üzerine kafa yormaktır. Ve dediğim gibi mümkünse MAL edilemez, sayılamaz değerleri, insanı, cinsi, canlıyı da mal-mülk lafzına kullanmaya kalkmayın. Söyleyin doğadan beni dışlayacak neyiniz ve ne hakkınız var? Siz kimsiniz, ben kimim? Siz nesiniz, ben neyim?

Kısaca önce objektif ve dürüst olunmalı, mahrum etmek anlamına gelen kelimeyi, hak ve özgürlük diye yutturmaya çalışmayın, ha tarzımı beğenmeyebilirsiniz-beni bağlamaz-, ama bizim dünyamızda veya eşek saydıklarınızın dünyasında uyanmışların tarzı budur, yalana, kıvırmaya, dolandırmaya, soytarılığa, sahteciliğe, kandırmacaya ve gaspçının allanıp, pullanmasına, iki yüzlülüğe yer yoktur, neyse odur, tatlı ise tatlı, tuzlu ise tuzlu, ekşi ise ekşi konuşur, tadarız. İnsanız, sirk cambazı ve kurnaz soytarılar, kıvırtıklar değil. mahrum bırakıyorsanız, dürüstçe mahrum bırakıyoruz diyebilmelisiniz, edebiyala, alakasız lafızlarla süslü kandırmacalara başka türden bir cevap verileceğini sanmayın. yağız hırsız, ev sahibini bastırır misali her durumun, o gidişin, dönüşü de(ki dönüşü yaptım) vardır.

Efendi, A ormanı Aliağanın ise o halde kimlerin değildir? Aliağa dışında kalan herkesin, hani hak hukuk, serbestlik, özgürlük? doğa bu yahu, herhangi bir şahsa münhasır, sırf parası var diye, mal olacak unsur mu? sana mı mahsus? Öyleya sırf gücü var diyede köle sahiplerine bütün insanlık köle sayılıyordu, sebep, mülk onundu, mülkten yoksun olanın nesi vardı, doğa A ya da B nin olursa, üzerindeki insanlar ne yiyecekti, nasıl, A'ya köle olarak ve her türlü kaderini ona ve keyfiyeti, çıkarlarına teslim ederek-mi, evet, birde milyonlarca insan köle edilirse düşünmeye vakti kalır mıydı(?)-insanlığın ilerlemesinde en önemli engellerden biriside bu değil mi, milyon, milyar insanı düşünsel-toplumsal emekten, zeminden alıkoymak çünkü başkasının malı ve ona hizmet etmekle iki kat daha fazla zaman-emek harcamalıydı, hem kendine pay hemde efendisine pay çıkartabilmeli hemde eğitsel, düşünsel platformalrda bulunma şansından mahrum kalmalıydı?! mülk yalnızca gasptır ve yukarıda mülk-mal edilemlezler ifademin yanında dile getireceğim diğer hususta, ürün dediğimiz ise mülk değil sarftır, ihtiyaç ürünüdür niyet sizin olan mülk değil ihtiyacınız olanı karşılamasıdır, sarf edilmiş emek, işlenmiş doğadır. Mülk namına doğayı parselleyip, mevcut sisteminde zaten gaspçıların lehine oluşmasıyla, gücü oranında çitleyip, çitimden yararlanmak istiyorsanız bana çalışacaksınız ya da çitimden-doğadan!- yararlanmak istiyorsanız bana para ödeyeceksiniz türünde, gasp etmek dışında ne kaldı?

Örneğin Zonguldağın kömürü kimin? ben size Aliağanın önce katakülle sistemle-ki açıkladım- gasp edip, BENİM LAN! diye sahiplendiği kömürü sormuyorum, daha asıl temelden soruyorum, Aliağa olmasa da, o olmasa da orada olan kömürden soruyorum, kimin? ve HAK! dediyseniz, doğanın o parçasında payıma-hakkıma düşen nedir, nerededir(oradadır toprağın atında!)?, ben oraya gidip, kazma, kürek, kömür çıkartabilir miyim?(basit metafor) Tamam ben kömürü çıkartayım, doğadan emek sarfıyla, sen buğdayı üret, un et, öteki unu ekmek etsin, beriki iplik üretsin, diğeri sosyo kültürel ihtiyaçlar namına katılsı vs, tümü de doğadan ve doğada bulunmayan ne var? Eğer hak ve özgürlükten söz edecekseniz sizin tek bir sorununuz vardır, dağıtım-paylaşım-üleşmek, üzerinde çalışmamız gereken sadece bu meseledir! Aliağanın malıdır dediğiniz ve direttiğiniz an sizin sorununuz hak, hukuk, özgürlük karşıtlığı(anti-liberteryen), o ütopik liberalizm düşmanlığı ve elbette gasptır, ya Aliağasınızdır ya da Aliağanın yamağı-ideolojik olarak konumunuz net! kimse kimsenin ne malıdır ne de doğa birilerin malıdır, hepimizindir, biziyle, canlılarıyla, otu, boku, çeri, çöpüyle herkesin. herkesin olan ne olmaz birinin, birinin olan ne olamaz herkesin, bir karar vereceğiz, ya birisinin olmalı(ki şimdiki sistemin mantığı bu) ya da hepimizin! ve sizin kararınız benim haklarımın gaspı üzerine olamaz! Siz kimsiniz? ha zoraki, sistem gereği şanslı olabilirsiniz, GÜÇ ELİNİZDE olabilir zira onuda mülkünüz edinmiş, beni o güçten de mahrum etmiş olabilirsiniz-ama yapaydır o güç, benim gücüm bana dayanır, tek sorunum bilinçtir, aydınlanmaktır, farkındalıktır, eşekliğimi bilmektir, ama şimdi bunun koşulu sizin için dayatımdır, mahrum kılmaktır, benim için ise; bu efendi edalarıyla yaklaştığınız haksız konumunuz ve görüşünüz kabul değildir ve eğer tercihinizi, herkesin olan hiç kimsenin değildir, birinin olan da herkesin olamaz deyip, herkesi öncülleyen, özgürlük, serbestlik, hak, özgürlüğü seçen taraf olmayacaksınız, asla ama asla bu özgürlük karşıtı karakterinizle de, yalanlarınızla da, seçiminiz kabak gibi ortada ve özgürlük karşıtı iken düşünsel temelde de, o sahte liberteryan kelime istismarlarınızla liberteryen olamayacak ve uzamda da kaybedersiniz-kaçarı yok, eşyanın doğasıdır ve insanda o doğanın parçası!.

İnsan ile koyunu ayıran bir çok yeti vardır insanda, ama toplumsal anlamda ilerlemeler, emek, uzam, farkındalık gibi erimli bir meseledir de zira belirttiğim gibi, bilinç mefhumları da özünde toplumsal emeğin bir ürünüdür ve orada ilerleme lineer değil, katlanarak ilerleyen orantısal bir yapıya sahiptir. 3 Olan 6, 6 olan 12, 12 olan 30, 30 olan 100 gibi çünkü her bir nicelikel değer artışı, sonrası kesintisiz(!) süreçte, daha fazla sayıda toplumsal emek-etkileşim sağlar bu da üretimi katlayarak arttırır-ki bu da doğanın devinimidir, doğanın devniminin kanunudur da denebilir-2 haneli bir rakamla kaç farklı kombinasyon yapabilirsiniz, peki 4 haneli ile, tamam şimdi güç sizde ve hanelerimiz 2 rakamı aşmıyor, ama bu kombinasyonlar-etkileşim, 3,4 haneliye uzamda varacak, bunlar NİCELİKSEL DEĞERLERDİR AMA KOMBİNENİN ÖYLE BİR ANI GELİR Kİ, ARTIK NİTELİĞİ DEĞİŞTİRİP, BELİRLER-diyalektiğin bir diğer kanunu- ve dediğim gibi insan da doğanın parçası. tüm doğal ve iradi etkileşimleriyle, kastettiğim doğaya dahildir ben de o doğayım, bir parçası, etkileşiyorum, aceleye gerek-zemin yok zira katlanarak ilerleme faslının henüz başındayız... Kısaca, yazımda kullandığım basit metaforlar üzre, bir gün Aliağanın elinden haksız gaspını alacak, bizim olanı özgrleştireceğiz, doğa O'nun malı değil, hepimiziz (O'nuda dışlamayacağız, fikren-ideolojik değil elbette, insan veya devamı olarak, o da bizim sahip oladuğumuz her hakka sahip olacak, yani o da çitlerden arınmış doğada gezebilir, piknik yapabilir, kaynağından hakkı olanı emekle alabilir-doğal hakkı, doğanın kanunu ve böylece O'da özgürleşmiş olacak, bu haliyle ekonomik, politik ve elbette ciddi biçimde, psikolojik bir mahkum. hakkı yok diyor muyum hayır! özgürce gidip, kimseye para bayılmadan gezemez dedim mi? hayır!)...

"Mülk mahrum bırakmaktır" çok totolojik. Ben bir şeye sahip olduğumda öteki insanların ben izin vermedikçe ondan yararlanmalarına izin vermem. Mülkiyetin olayı bu zaten, kim sahipse o karar veriyor. Ben bedenime sahipsem ne yapacağıma ben karar veririm. Ben evime sahipsem evimde ne yapacağıma ben karar veririm. Ben bir kadınla birlikteysem öteki erkeklerin ona göz dikmesinden hoşnut olmam çünkü sevgi büyük ölçüde mülkiyet duygusundan nasibini almaktadır.

Doğanın sahibi yoktur, hayvanlarında. Sahipliği irade yaratır. Elin maymun sürüsü hindistanda tarihi eser olan bir yapıyı sahiplenip kendilerinden olmayan birisi o bölgeye girmeye kalkıştığında dışkılarını avuçlayıp fırlatıp geleni kaçırmaya çabalıyorlar ise kusura bakmayalım ama mülkiyetin doğal olduğunu iddia etmek zorunda kalırım.

Cennete yaşamıyoruz, her canlının kendi yaşam standartlarını arttırmak için daha fazla kaynağa sahip olmaya çalıştığı bir dünyada yaşıyoruz. Bu kaynaklara sahip olma olayını nihayet piyasa mekanizması ile kolektif faydaya çevirebiliyoruz. Sırf birileri slogan atıyor diye piyasa mekanizmasının faydaları ortadan kalkıyor değil. Mevcut düzeni istemeyen zaten toplasın örgütünden yoldaşları, imece usülü bir yere girişsin kursun komününü. Kayda değer bir başarı sağlarsa zaten öteki insanlar gönüllü olarak komünal yaşamı tercih etmeye başlayacaktır. Biz "insanlar komünal mülkiyet altında yaşamasın" demiyoruz ki. Dileyen yaşasın, ama zorbalık yapmak kimsenin haddine değildir.

Amon yarebbi
05-07-2017, 01:10
Ben bir kadınla birlikteysem öteki erkeklerin ona göz dikmesinden hoşnut olmam çünkü sevgi büyük ölçüde mülkiyet duygusundan nasibini almaktadır

Sen kadına mülk olarak bakıyorsan. Elin maddi olarak dara düşünce satarım mı demek istedin.

bakkalmahmud
05-07-2017, 01:18
Sayin LVS,Hayvandaki mülkiyet anlayisi yasamini sürdürebileceyi kadardir,insandaki mülkiyet anlayisinda bir SINIR yokdur,öyleki,gücü yetip havayi gaspedebilse paketleyip bütün canlilara satmak ister,tanriya sükürler olsunki vampirlerin(mülkiyetcilerin)su an buna gücü yetmiyor(normalde uzun yazilari pek okumam ama bunu üsenmiyerek okudum)Resulü ekrem sallallahüaleyhivesellem efendimiz bir hadisiseriflerinde buyuruyorlarki :) mülkün azi hak cogu gaspdir:)

spartacus
05-07-2017, 01:52
Parayla aldı, HAKKIDIR ifadesi yalan, para ürünler arası değişimi sağlayan ARAÇTIR-amaç değil- üstelik diğer soru nasıl diğerlerinden öte ve diğerlerini de öteleyecek denli para sahibi olmuştur?-Özünde başkalarının emeğiyle-bu direk hırsızlıklar-ki bu yaşıma kadar defalarca tanık oldum, salt emek hırsızlığı değil, sistem pazarlama hırsızlığı üzerine de işliyor-yapanı kapı dışı etmek yerine ve senden mal almayacağım, bir daha da gelme çünkü pazarlama biçimine bakılırsa, ki hatta yaptırdığım testlere de tamamıyle kanserojen ve çalışanların hayatını karartacak. sen ve ürünlerin insana, bu işletmeye zarar demeyip, teklif ettiği fahiş paraları alsaydım, 40 çalışanın, otuzunun sağlıklarını hiçe sayarcasına ziyan etseydim, yapsaydım bende hayli para sahibi olurdum ve bu neo liberal anlayışlar beni el üstünde tutardı, başarı mı kutlardı-işte o zaman, bu kafayla düşünmeye başladığınız an kapitalist ve hak hukuk, hayat gaspına kadar alçağın dibi oluyorsunuz ve sanmayın ki o çok sevdiğimiz google, facebook zırvaları bu tür psikolojik esaslar üzre çalışmıyor, paralar döküp araştırmalar yapmıyor-insanların bir şekilde sağlığını bozacak temellerle bağımlılık üzre at koşturmuyor!-, olmadı sövüşler veya küçükten büyüğe, yine doğanın kaynakları üzerine oturup, genelde-sistisnalar önemsiz- babasından kalan monarşiyle üstüne oturup benim ulan demekle, emek sömürüsüyle, böylece sermayeyi arttırmak, biriktirmekle yapmıyor. bu emek salt üreten değil ama ihtiyaçlandırılıp, taleplendirileninde dahil edildiği geniş bir ağla ilgilidir. Örneğin ikide bir oturulup Facebook örneği verilir, birileri istisnalardan ilki olabilirdi, ama bu tümümüz için geçerli olmadı, ama herifi zengin eden aslında kişisel emeği değil, öncelikle hafiften palazlanınca devlet vb destekli el altı para vermeler-ayrıcalığı ne kimin parasını veriyor?-, kendisinden çok daha üst programlama bilincine sahip olan insanların toplam emeği, onlar emeğinin karşılığını alıyorsa ortalama bir Mark kadar kazanıyor olmaları gerekmez mi-madem hak, hukukdan söz ediyorsunuz, ekseniyle paylaşıma gelince neden kıvırtıyorsunuz?!?

Diğer taraftan da o PC başlarında anti-sosyal, birazda bu kanalla narsistleştirilmiş, süreğen kişilik bozukluklarına zorlayan, insanları psikolojik olarak birbirini ezen, kıskandıran, egoist biçimde üstün olma yarışına sokan veya ötekisine kendisini binbir türlü pazarlayan sunumlarla o hale getirip, bağımlı yaptıktan sonra, kitlelerin resmen o ağa takılması, orada bulunması zaman, emek haracamasıyla ilgilidir, asıl yekün nereden? Buralardan, hanginiz facebook dahilinde oldunuz diye gelirden pay alıyorsunuz? Ama herif sizin gözünüze soka, soka reklam koyuyor, siz bakıyorsunuz diye de para kazanıyor, ne iş? yani kapitalistçe dahi düşünsek yine de katranı kaynatsak, şeker olmuyor, haksızlık kabak gibi ortada...

Eskiden de köle sahipleri için el koymuyor ki, gücü var alıyor denmiyor muydu? neyi alıyorsun, kimden alıyorsun yahu, sende var da onda neden yok, senin ayrıcalığın ne?, senin gücün kime dayanıyor, dingil seni tek başına bir adaya bıraksak, ne gücün olacak, demek ki o güç aslında sana ait değil, burada bir hinlik var? doğa keyfiyetle taraf mı tutuyor? ve örneğin ayrıca, Koç'un oğlu, bizler gibi dünyaya gelip, bizlerle aynı koşullarda para biriktirip satın almamıştır, hazıra konmuştur-burada bile hani adalet, hak, hukuk?

Mülkiyet mahrum bırakmaktır, kelimenin özü, kökeni, kullanımı zaten budur, para ise mahrum bırakabilmenin aracı yapılınca, bozacı ve şıracı durumu sağlanınca, kavramın ve fiili kullanımın sağladığı sonuç değişiyor mu veya meşruiyet için yetiyor mu? hayır, parası olana doğa, zenginlerinden faydalanma serbest, hak, olmayana cık! Nerede hak ve hukuk, özgürlük, serbestlik burada?...

Sözde liberal o konuda ilk şunu savunabilir, miras hukukunu ortadan kaldırmak, bu nihai bir çözüm değildir, ama hiç olmazsa kişinin kendi ifadesiyle çelişmemesini, kendi, kendisini çürütmeme, bindiği dalı kesmeme yollarını sağlama yolunda bir adımdır ve elbette ciddiye alınabilirliği de bir nebze sağlar... Hayırdır monarşi mi var? Evet ve sözde neolar savundukları monarşiyi mi kaldıracak... Monarşi hangi çağda kal-malıy-dı? Perdenin cilasına gelince demokrasi, iş mutfağa gelince monarşi mi?

Doğada kapitalizm yok-insanlık tarihinde de kısacık bir kaç yüzyıldan evvel yine yoktu-, o tür özel, basit, istisnai bireysel ilişkiler öne sürülerek, kendi türünü koyun gibi kullanmak, kendi türünü sömürmek, insanlık dışı koşullarda yaşamasını sağlamak, sistematikleştirilmiş kapitalizm savunulamaz, ihtiyacından fazlası hele, hele fahiş rakamalrda fazlası doğal yollardan gelmiyor, doğada ihtiyacın oldukça tüketmek esastır-buda canlıalrın doğası. hayvanlardaki o ilişkinin özünde yatan olgu üremedir, ha farklı türlerin birbirini avlaması ise bu sistematik değildir, düzen değildir, ihtiyaç ve karşılamanın yoludur, insanda kendi türünü yemek için çırpnmadığına göre, başka türleri avlamak, doğayı işlemek, elmanın çekirdeğinin gıdası olan elmayı toplayıp-yemenin, topraktan alma, işlemek, üretmenin sömürüyle, müklkiyetle sırf bana özel, bana mahsus deyip diğerlerini mahrum etme gayesiyle, işiyle ne alaksı var?

Ha sınır meseleleri içgüdüsel olarak, üremeye dairdir, ihtiyaçlarını karşılamak üzre olmasa bile, ki olsa bile asla kapitalizm, köleci sistemlere örnek diye verilemez.. sizde kendinizi insan olarak ben güçlüyüm beni seç, çocukların benden olsun hayvani davasına göre konumlanmış görüyorsanız, tek derdiniz o olsun, lakin biz insanlar arasında ne kadar hoşnut karşılanırsınız ayrı. Bugün kabileler halinde yaşayan bir çok insan, kabile gözlemine sahibiz, hiç bir biçimde bireysel, doğal, küçük çatışmalar, kavgalar, kapitalizme endekslenemediği gibi, münferit hır, gür olabilir, yine de o kabilelerde o hır gürlere rastlanmadığı gibi-psikolojik, biyolojik arızalı değilse-, yine o kabileler birlikte toplar, avlanır, üretir ve sonra hep birlikte pay ederler ve paylaşırken de emeği gözterielr, birisi ağaç altında günnü gün edecek diğerleri de ona pay vercek bu hak değildir, zaten kapitalizmde o ağaç altında gününü gün edip, ava çıkanalrın avlarına hepsi benim ulan gelin yarısı benim kalanı alayınızın kafasıyla gelişti, tek dert, bunu nasıl edip sağlayacaklardı, mülkiyet işi bitirdi.

O kabilelerin görece daha ilkel olmasının sebebide asla özel mülkiyet denen gaspa sahip, olup olmamları değil, küçük sayılarda, dünyanın diğerinden yalıtılmış böylece toplumsal emek konusunda 2-3 kişiyi aşmayan çıkışlarıyla, yüzlerle ifade edilebilen sayıalrıyla, toplam emeğin düşük olmasıyla ilgilidir. 1 Milyar insanın olduğu coğrafyada, bilince katkı 50 ise, 10 kişinin yaşadığı bir bölgede bu katkı, milyarlığa nazaranla, sıfırdan düşük değerlere tekabül eder..

Ürün mülkiyet demek değildir, ihtiyaçtır, sarftır ve bizler emeği, doğayı çitlerle çevirip benim ulan demek için değil, bunun için-ihtiyaçlarımızı karşılamak- sarfederiz, işte doğal olan budur! Madem haktan söz edeceksin, özgürlükten, o halde herkes payına düşeni alacak ne fazlası ne eksiği, olacaksa da bu elbette toplam emeği üzerinden anlam kazanabilir, orada akşama kadar yatanla, beride alnını çatlatan aynı paya sahip olamaz, hak böyle söyler.

Eğer insan gıdaya, sığınağa, barınağa vb ihtiyaç duymasaydı, keyfiyetle karşılayabilseydi, özel mülkiyet yöntemiyle gasp yolu bulanlar, kapitalistler olur muydu? Demek ki üretimin mahiyeti, amacı ihtiyaçların karşılanmasıdır, sömürü ise bu ihtiyaçların akıllılarca, istimarıdır. Bir koyunu bile ot vererek alıştırmak en ideal yoldur, canlı, en temel ihtiyacının zaafa dönüştürülmesiyle artık alt edilmiştir, bir fareyi avlamak için, kapana peynir tıkıştırmak da en ideal yoldur, insanı sömürmek de onu doğadan yalıtıp, çaresiz bırakmakla mümkün oldu, bunu da özel mülk denen, başlangıçta güçlü olanın zayıfı ezmesiyle şekillendirdiği, hak ve jhukuk dışı yolla, özel mülkiyet sağlamıştır, o ortadan kalkmadıkça insanlık hak ve özgürlüklere sahip olamaz... ama bir insan üretip ihtiyaçlarını karşılayamazken, ötekisi o insanın payının, binlerce katına, üstelik ihtiyaçlarınında binlerce katıyla(!) sahip oluyorsa ve bunu da berikinin üretimiyle, o sürece dahilliğiyle sağlıyorsa, haksızlık bu yönüyle dahi oradadır, yarılmış bir kabaktır-Trump ne yapacak milyarlarca doları, ölünce kıçına pamuk diye mi sokulacak ama tabi hakim olmalarını sağlayan o hırsızlıkla, hakimiyetlerini pekiştirirler, basar parayı hakimiyet kurumalrında söz sahibi de olur-ya siz? sirkte oynayan cambaza oynatılan gibisiniz- o da ayrı mesele?. Biz haksızlığı gösteriyoruz ve hangi sistematiğin ürünü olduğunu ve bu haksızlığı nasıl ortadan kaldırabileceğimizi de bilimsel, objektif temelle dile getiriyoruz, özel mülkiyet(mahrum kılmak) olmayacak, doğa hepimizin, üzerinde yaşayacak ve öleceğiz. Gönül ister ki insan gibi yaşayalım, ama bu yapay-doğa dışı sistemde ne mümkün?.

Lao Tzu derki, 1 atım varsa, aynı anda ikisine binemem, bir barınağım varsa, aynı anda iki evde oturamam, fazla olan bana ait değildir, ihtiyacım da değildir ve kullandığımda bana ait değildir, kimsenin değildir-kısaca kullandığı, sarf ettiği sürece ihtiyacını karşılayacaktır, ölünce kimse o davayı gütmeyecek zaten. ben ve yaşam dediği de aslında temelde, SARF'dan ibarettir. artık o barınak bir başka ihtiyacı olanındır, o beden artık başka formlara dönüşmüş, başka sarfa devinmektedir, biz gelip, geçiciciyiz olan-kalan bizim değil. Kısaca insan doğada olanı yiyerek, doğada olanla barınarak, doğadan gelen kaynakları her türlü ihtiyaçlarını karşılamak namına kullanarak yaşar ve ölür. Ama bir kapitalist zorlama biçimde doğaya direnir, hatta öyle ki, 100 ev yaptırdığı inşaat işçisi, 1 eve bile sahip olma şansını henüz yakalayamazken, bunun o insanların sistem eliyle çaresizleştirilmesini kullanıp 100 evi olunca, yüzünde de oturacağını, ihtiyacı olduğunu sanan dangalak gibidir, oysa o eve o işçilerden herhangi birinin ihtiyacı vardır, ama alayını kendisine alan kapitalsitler yüzünden karşılayamaz... tipik ağaç mantarlarıdırlar ve nereden baksak elimizde kalıyor...

spartacus
05-07-2017, 03:44
"Mülk mahrum bırakmaktır" çok totolojik. Ben bir şeye sahip olduğumda öteki insanların ben izin vermedikçe ondan yararlanmalarına izin vermem. Mülkiyetin olayı bu zaten, kim sahipse o karar veriyor.
Totoloji bir kelimenin anlamı, kökeninin Türkçe ifadesine denmiyor, hayret, ben özel mülk=mahrum etmek kökünden gelir, diyorum sen totoloji diyorsun ben mülk, mülktür demedim ki! zaten kendin ağzınla söylüyorsun. Özel-private!-mülk kavramı köken olarak, hakkı olmasına rağmen diğerlerini mahrum etmek kelimesinden türemiştir, özelliği(private ayrıcalığını) buradan alır, örneğin Romada toprak kölesi 1/6'cıların hakkı 1/6 dır, yani her bir köle ürettiği 6 ürünün 5'ini köle sahibine verir, aksi taktirde hıghk, ama sen kölenin bu durumunu haktır, doğanın kanunudur diye savunururken köleler bilinçlenip o hghk edenin kafasına vurup, bu toprakalr artık bizim derse, hırsızlık, haksızlıktır diye, kızma ama adice feryadı basıyorsun, ne zaman dürüst, olacaksınız, ne zaman objektif olabileceksiniz, ne zaman bizlere at gözlüğü giydirme telaşından vagzeçeceksiniz? işte o köleyi köle yapan, o sınırsız doğaya, kendisine köle sahibiyim ulan diyenin sınır çekip üzerinde yararlanacaksanız, bana çalışacaksınız demesidir, doğa, diğerlerinden gasp edilmiştir yetmemiş emekleride, sağlayanı ne? özel mülk, 1 köle demek ki günde 6 değilde 3 oranında üretse güller gibi geçinecek, o köle sahibide dahili olsa o da hakkı olan 3-4 ü alacak, güller gibi geçinecek, doğanın kanunu bu özünde... fiili olarak karşılığı da budur ve yansıması master-slave dönmüştür-buradaki master ifadesinin diğer farklı kullanımıyla alakası yok, efendi-hükümdar-hükmeden demek, slave ise ona bağlı kılınmış köle demektir, tüm bu kavramların ortak temeli ve kökeni, zamanı mülkiyet kavramıyla birliktedir.

Ona gelince paran olsun git sende al diyeceksin, hadi oradan, paraya ihtiyacımız mı var, sahiplik duygumuz var! Gidip almalıyız, ben böyle dersem bu sefer hemen o doğanın kanunu lafızlarından çark edip, ama benim malımda, seninkisi hırsızlıkta diyecek, doğanın kanunu diye, hak, hukuku ezip geçiyordun şimdi ise eteği tutuşmuş Hitlere bağlayacaksın. dedim ya deve de bile bu kadar çelişki yok... doğayı çeşitli yol, düzenekler oluşturup, kendi malın edip benim haklarımı, o toprak üzerindeki varlığımı gasp etmişsin-o parayı ödeyen ayrıca öderken ulan bu torpaklarda herkesin hakkı var, haklarını vereyim mi demiş, birde işin bu tarafı!-, bende para değil, ama güce dayanıp senden geri alağcağım, kafana vura, vura, ikisi de aynıdır fark sadece yöntemle ve benimksi hırısızın benden aldığını geri almamla ilgilidir, yağız hırsız olması haklı olduğu anlamına gelmiyor! Mülk-private biçimiyle- alakasız örnekler verme. Sahiplik duygun mu var, doğanın kanunu mu, bende de var o zaman o duygu, kafana vuracak ve seni oradan indireceğim, bütün mülkünü alacağım!... o halde sorunun ne?
Ben bedenime sahipsem ne yapacağıma ben karar veririm. Ben evime sahipsem evimde ne yapacağıma ben karar veririm. Ben bir kadınla birlikteysem öteki erkeklerin ona göz dikmesinden hoşnut olmam çünkü sevgi büyük ölçüde mülkiyet duygusundan nasibini almaktadır.
Bir yazıyı komple alıntılamak okuduğun anlamına gelmez, ne sen ne de bedenin MÜLK değil, yazımda defalarca açıkladım. onlar ihtiyaç, SARFTIR, özel, mülkiyet demek değil! Ne o kişi ne de sevmeniz, mülk edinmek demek değildir, diyorsun sana göre ya parasını basar alırım, mülk odur, hayırdır senin kafan böyle mi işliyor? Tabi ki, paran varsa her şey senin malın, belirttiğin gibide tepe, tepe kullanırsın vs, çağdaki kafaya bakın!! Bedenine ne yaparsan yap be adam, bize ne, senin bedenin üzerinde KULLANIM!, HAK İDDİA ETMİYORUZ Kİ, edersek zaten karşı çık-işte senin yapamadığın, kendinle çeliştiğin bizim yaptığımız ve yapmaya çalıştığımız ise bu!, ne alakası var bu çarpıtmaların? Bizene bedeninden-örn:doktorsak bak o ayrı!-, ama başkalarının bedenine, emeğine, alınterine binbir takla atıp, kündeyi sağlayıp uzanmayacaksın, madem öyle görüyorsun, sorun da bu..
Doğanın sahibi yoktur, hayvanlarında. Sahipliği irade yaratır. Elin maymun sürüsü hindistanda tarihi eser olan bir yapıyı sahiplenip kendilerinden olmayan birisi o bölgeye girmeye kalkıştığında dışkılarını avuçlayıp fırlatıp geleni kaçırmaya çabalıyorlar ise kusura bakmayalım ama mülkiyetin doğal olduğunu iddia etmek zorunda kalırım.
İşte mülkiyet hele ki, ÖZEL mülkiyet o değil, zaten açıklamıştım, alakası yok. Orası, o bok atan HERKESİNDİR, hak, özgürlük lafızlarında dürüstsen seçimi burada, herkes namına yapacaksın, birisinin olsun-master- diğerleri de ona mahkum-slave- kılınsın dersen nerede kalır senin sahte özgürlükçülüğün? hitlerliğe dönüşerek özgürlükçü mü oluyorsun? elinden alırız dediğimizde ama hak var, hukuk var, hırsızlık etmeyin diye anında aksi istikamete çarkettiğin, edeceğin yalanların ne olacak, hani doğanın kanunuydu?...

Sen sadece benim ulan diyeceksin, doğanın kanunu diye yutturma derdine düşeceksin madem doğanın kanunu diğer kalan sürüde toplamda senden o kadar ki daha güçlüdür, vuracak kafana, indirecek seni ve topluca boku bu seferde sana atacak, işte doğanın kanunu ve insan bunu idrak edemeyecek kapasitede değil, demek ki mesele yok!.

Ha sahipliği irade mi yaratır, o zaman kapitalistin elindekini de o irade alacak çünkü sende olanın asıl payı zaten onlarındı ya da sende olan sahiplik duygusu da onlarınki musluk suyu mu?! haydi şimdi de pağağana bağlayın doğanın kanunu diye! Madem doğanın kanunu o zaman itiraz etmemelisin! hak yok, hukuk yok, güçlü olan gelecek, kafana vuracak ve alacak, o kadar! sen bunları savunan temel, esasmış gibi iddia ettin, sahiplik duygusu yok elin maymunun bok atması gibi alakasız, absürt örneklere ama işine gelen tarafı gösterip gelmeyeni hesaba katmayacağımızı sanarak girdin, yeterlidir dedin, doğanın kanunu dedin zaten kafana vuranda izin ver sahiplik duygusuyla vursun, dediğin gibi olsun! bilinçlenip o gücü elde ettiğimde öyle yapacağım, o zaman tükürsem boğulacaksınız, tavsiyelerin için sağol!
Cennete yaşamıyoruz, her canlının kendi yaşam standartlarını arttırmak için daha fazla kaynağa sahip olmaya çalıştığı bir dünyada yaşıyoruz..
Evet ve benim anladığım önce siz asalaklardan veya asalaklığa övgü dizenlerden kurtulmak, bende bir canlıysam, madem doğanın da kanunu buysa, meselen ne? Geleceğim, kafana vuracağım, elinden alacağım böylece her canlıdan birisi olarak daha fazla kaynağım olacak! Tamam mı, bu onu çözülmüştür o halde!

LiberteVonSkepticus
05-07-2017, 17:03
Sayın Spartacus. Şunu kararlaştıralım. Üretim için üretime söz konusu olacak kaynakların yönetilmesi gereklidir. Sosyalizmde devlet adamları kontrol eder veya komünizmde komün konseyi falan kaynakları yönetir ve kapitalist bu kaynak yöneticileri arasından en faydalısıdır. Çünkü daha öncedende söylediğim gibi kapitalistin mülkiyet arzusu piyasa mekanizması tarafından yapıcı olarak kullanılır ve kıt kaynakların en verimli şekilde kullanılıp en kaliteli sonucu elde etmesini sağlar.

Bahsettiğin kapitalistlerin şerefsizlikleri esasen insan türünün şerefsizlikleridir. Zira insan bencilliğe meyilli, çıkarcı bir yaratık olarak başkalarının pahasına kendi çıkarını düşünmeye eğilimlidir. Burada esas önemli olan bu eğilimi bastırıp kötülüğün ortaya çıkmasını engellemektir. Kıt kaynaklar piyasa mekanizmasında kapitalistlerin elinde olunca kapitalistler hem öteki kapitalistlerce, hem sivil toplum kuruluşlarınca hemde devlet tarafından ve ayrıca tüketici tarafından doğrudan yada dolaylı olarak sınırlandırılmakta, kontrol edilmektedir. Peki sosyalizmde devlet adamlarını kim sınırlayacak? Komünizmde komün konseyini falann kim sınırlayacak? Sınırlayan, kendisine karşı çıkabilecek birileri bulunmadığı için devlet adamlarının veya komün konseyinin içinde ki kötülüğün ortaya çıkmasını kim önleyecek? Ekonomik aktörlerle politik otoritenin iç içe geçmesi halinde olabilecek en kötü sonuçla karşılaşırız ve ekonomik aktörlerle politik otoritenin ayrışmasını az veya çok sağlayan piyasa mekanizmasını desteklememin sebeplerinden biride budur.

Kapitalizmle öteki ekonomik sistemleri bağdaştırmayalım. Kapitalizm ne kölecilikle, ne feodalizmle ne de sosyalizmle bağdaşabilir. Bu saydığım sistemlerde kaba kuvvete sahip olan kazanırken kapitalizmde talebe hizmet eden kazanmaktadır.

Ben "kapitalistler melektir" dememekteyim. Ben kapitalistler bildiğimiz insandır ve her insan gibi fırsatını bulunca kötülük yaparlar diyorum. Ama 1) kapitalistlerin kontrol edilmesinin imkanlı olması, 2) kapitalistlerin faydalı olması sebebiyle kapitalizmi onaylıyorum.

Anlayacağın üzere ben Ayn Rand tipinde biri değilim. Devlet vatandaşlarına imkan tanımalıdır, arka çıkmalıdır ki haklarından yararlanabilsinler, buna katılıyorum.

"Doğada ihtiyacın oldukça tüketmek esastır" bu düşünce bir mittir. Anti-ka'ya verdiğim yanıta bakmanızı öneriyorum tekrar yazmakta gerek görmüyorum.

Kimin neye ihtiyacı olduğunu kim belirleyecek ki üretimi buna göre yapsın? Piyasa mekanizmasında kâr amacı güderek yapılan üretim büyük ölçüde ihtiyaç ve isteği karşılamakta ancak piyasa mekanizması olmaksızın ancak küçük topkuluklar idare edebilir. Büyük ölçekli topluluklarda paraya ve piyasa mekanizmasına ihtiyaç vardır. Para kişiye tüketim özgürlüğü tanımaktadır, neyi tüketip neyi tüketmeyeceğini belirler. Paranın ortadan kalkıpta bir topluluğun yürüyebilmesi için ya 1) küçük bir topluluk olacak ya da büyük bir topluluksa 2) insanların iç dünyalarını dolayısıyla istek ve ihtiyaçlarını bilen allahın bizzat kendisi ekonomiyi kontrol edecek. Allah ekonomiye el atmadığına göre büyük ölçekli toplumlarda işler bir ekonomi için piyasa mekanizmasına mahkumuz.

İnsanın en temel mülkiyeti bizzat kendi bedenidir. Saçmalamaya gerek yok buna özsahiplik ilkesi deniyor. "Parayı basar alırım" cılıkla nasıl bağdaştırabildin? Hiç kimse zorlanmıyor, hiç kimse paraya itaat etmek zorunda değil. Her insanın bedeni kendine ait olduğu için eylemlerini kendi gönlü belirlemektedir.

Kardeşim, mülk o değil bu değil ne o zaman mülk? Elin maymun sürüsünün sahiplendiği şey zaten sürünün mülkü olur zira sahiplenilen şey mülktür. Kapitalizmde sahiplenme yolu paradır bu şekilde kaba kuvvetle sahiplenme etkisiz hale getirilmiştir.

Sende bir canlıysın gelip benim kafama vurup mülküme el koymaya çalışırsan kısaca faşistlerin, sosyalistlerin ve hayvanların yaptığı gibi haydutluk yapmaya çalışacaksan şiddete maruz kalman haktır zira kişinin sahip olduğu şeyleri korumaya hakkı vardır. Kapitalizmin özelliği sahiplikte şiddet gibi ilkel sahiplenme biçimlerini ortadan kaldırmasıdır yani asalaklığı ortadan kaldırmasıdır. Ticaret üzerine kurulu bir medeniyette hasasiyetinize dokunuyor diye bir şeylere çamur atmak zorundamısınız? Madem ki düzene o kadar düşmansınız o halde bir mağarada yaşayın veya toplayın yoldaşlarınızı bir mülk edinin ve o mülk üzerinde komünal bir düzen kurun. Kim size yapmayın diyor? Yol açık.

LiberteVonSkepticus
05-07-2017, 17:04
Sen kadına mülk olarak bakıyorsan. Elin maddi olarak dara düşünce satarım mı demek istedin.

Laf ebeliğine gerek yok.

İki insan aynı şeyden nefret edince el ele verirler ancak iki insan aynı şeyi sevince aralarında çatışma çıkar. Neden? Çünkü sevgi kısmen "mülkiyet duygusu" ile alakalı bir şeydir yani insan sevdiğine sahip olmak ister. Bir erkek nasıl ki sevdiği kadının başka erkeklerle birlikte olmasını istemezse çünkü onu kendine özel olarak görmek ister ise aynı şey kadınlar içinde geçerli, kadında sevdiği erkeğin kendine ait olmasını ister. Ben mülkiyet duygusundan bahsedince siyasi-ekonomik bir kurum olarak mülkiyeti anlaman kusura bakma ama sanki bir çarpıtmışsın gibi geldi.

LiberteVonSkepticus
05-07-2017, 17:07
Sayin LVS,Hayvandaki mülkiyet anlayisi yasamini sürdürebileceyi kadardir,insandaki mülkiyet anlayisinda bir SINIR yokdur,öyleki,gücü yetip havayi gaspedebilse paketleyip bütün canlilara satmak ister,tanriya sükürler olsunki vampirlerin(mülkiyetcilerin)su an buna gücü yetmiyor(normalde uzun yazilari pek okumam ama bunu üsenmiyerek okudum)Resulü ekrem sallallahüaleyhivesellem efendimiz bir hadisiseriflerinde buyuruyorlarki :) mülkün azi hak cogu gaspdir:)

"Doğada hayvanlar ihtiyaç duyduklarından fazlasına sahip olmazlar" düşüncesi bir efsanedir. Bütün canlılar kendi varlığını sürdürmesine yardımcı olan kaynakları tüketirler ancak eğer ki onları sadece tüketmeyi değil aynı zamanda biriktirmeninde bir yolunu bulurlarsa o zaman ihtiyaç duyduklarından fazlasını sahiplenirler ki hem yaşam standardı yükselsin hem de şuanını garanti ettiği kadar geleceğini de garanti etsin. Elin karıncası eline ne geçerse boşu boşuna toplayıp yuvasına taşımıyor. Bizde biriktiririz ancak karıncalar gibi organik bir bağa sahip olmadığımız için dağıtım o kadar kolay gerçekleşmez. Küçük topluluklar dışında birikimin dağıtımı için mülkiyet kurumu şarttır. Hangi canlı olursa olsun kaynakları biriktirip sahiplenmenin bir yolunu bulursa bu yolu kullanır, doğaya polyannacı bir bakış açısıyla bakmaya gerek yok.

kartopu
05-07-2017, 17:30
Mülk pazarda değeri (karşılığı) olan şeydir. Değeri olmayan mülk sayılmaz. Bir tavşanı avlar satarsın ama bir kaplumbağa yı kimseye satamazsın onun içinde avlamazsın meraklısını bulman gerekir.
İşçi nin emek gücü onun (sermayesi) mülküdür. Kapitalistin satılabilr olan şeyi onun mülküdür.

Amon yarebbi
05-07-2017, 20:46
Laf ebeliğine gerek yok.

İki insan aynı şeyden nefret edince el ele verirler ancak iki insan aynı şeyi sevince aralarında çatışma çıkar. Neden? Çünkü sevgi kısmen "mülkiyet duygusu" ile alakalı bir şeydir yani insan sevdiğine sahip olmak ister. Bir erkek nasıl ki sevdiği kadının başka erkeklerle birlikte olmasını istemezse çünkü onu kendine özel olarak görmek ister ise aynı şey kadınlar içinde geçerli, kadında sevdiği erkeğin kendine ait olmasını ister. Ben mülkiyet duygusundan bahsedince siyasi-ekonomik bir kurum olarak mülkiyeti anlaman kusura bakma ama sanki bir çarpıtmışsın gibi geldi.

Ekonomik konulara , sosyolojiye dair konuyu eklemeyeceksin. Kadın ile alakalı ekonomik sahiplenme konusunu , sanki kadın gayri menkul müş gibi tavır alırsan , benden alacağın yanıt üstte belirttigim gibi net bir soru olur.

Kadına dair yazdığını ya editle , yada sorduğum soruya cevap ver.

Sen editlersen bende sorumun çöpe atılmasını isterim.

Amon yarebbi
07-07-2017, 13:03
Bu konuyu burada kimseye yutturamayacağını anlayınca KAÇMIŞ .