PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Buda üstü "sictimiz"


Nero
12-07-2017, 15:41
Kaşgarlı'nın bir dörtlüğünü okudum az önce. Şöyle:

kalginlayü aqtimiz
kandlar üza ciktimiz
furxan avin yiqtimiz
burxan üza sictimiz


Biraz bunun üzerine düşünün, anlamaya çalışın.....

Anlayamadınız mı? Ben de... Günümüz Türkçesine çevirisi şöyle:

Sel olup aktık
Kentlerin üstüne çıktık
Putlarını yıktık
Buda'nın üstüne sıçtık


Şimdi yine düşünelim ve üzerine yazışalım.

pianola
12-07-2017, 16:09
Burxan, the Old Turkic name of the Buddha, should not be forgotten in this connection. As has often been explained, the first syllable of this name comes from a ...

Burxan Burhan değil mi? Burhan'ın Buddha olduğunu hiç düşünmemiştim, sağol Nero :)

Nero
12-07-2017, 16:14
Burxan Burhan değil mi? Burhan'ın Buddha olduğunu hiç düşünmemiştim, sağol Nero :)

Rica ederim. Burxan'ın Buda demek olduğunu ben de okumuş ve unutmuştum. Bu bilgiyi görünce tekrar hatırladım. :)

Buda heykelleri üzerine sıçtıklarını pek güzel bir işmiş gibi, bir güzel anlatmış Kaşgarlı.

Çok sonraki yıllarda söylenen "bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik" dizesi geldi aklıma.

Amon yarebbi
12-07-2017, 18:14
Demiş..
Hak Teâlâ hamurunu necâsetle yoğurmuş,
Anası sıçacakmış, yanlışlıkla doğurmuş.

Nero
13-07-2017, 10:42
Kaşgarlı'nın bir dörtlüğünü okudum az önce. Şöyle:

kalginlayü aqtimiz
kandlar üza ciktimiz
furxan avin yiqtimiz
burxan üza sictimiz


Biraz bunun üzerine düşünün, anlamaya çalışın.....

Anlayamadınız mı? Ben de... Günümüz Türkçesine çevirisi şöyle:

Sel olup aktık
Kentlerin üstüne çıktık
Putlarını yıktık
Buda'nın üstüne sıçtık


Şimdi yine düşünelim ve üzerine yazışalım.

"Burxan" aslında genel olarak "put" demekmiş. Ama özelleşip Buda heykellerini anlatan bir anlam kazanmış.

Akınlarda karşı tarafın kutsal değerlerine put diye saldırıp onları aşağılayan davranışlar yapmak o dönemin adetlerindenmiş.

Bundan dolayı şiirin yazarı övünerek Buda heykelinin üzerine sıçtıklarını yazabilmiş.

Uygur metinlerindeki versiyonu şöyle:

kelkün bolup aqtuq
Kentlerning üstige chiqtuq
Butxanini yiqittuq
But üstige chichtuq

Konuyla ilgili ayrıntılı açıklama Wikipediaénın İngilizce sayfasında var:

https://en.wikipedia.org/wiki/Islamicisation_and_Turkicisation_of_Xinjiang

Şiir Kaşgarlı Mahmud'a ait değilmiş, o sadece bunu kaydetmiş.

Vefik Sami
13-07-2017, 12:09
Şiir Kaşgarlı Mahmud'a ait değilmiş, o sadece bunu kaydetmiş.

Vallâ azizim; bu yazacağım satırlar ile kendimi gülünç duruma düşüreceğimin farkındayım.
Ama; olsun.
Sn. Bedevi ince zekâsı ve ironik mesajları ile çoğumuzu etkilemişti.
Sizde de benzeri atakları görünce, bir an "Bedevi" zannetim.
Şu an "Pastalmarx" olabileceğinizi düşünmekteyim.
Tabii, tamaman farklı bir kişilik, yeni bir üye de olabilirsiniz.

Forumda daha ziyâde "entellektüel" birikimi olanlarla bir tartışmayı yeğliyorsunuz.
Halktan hemen herkesin anlayabileceği sıradan mesajlar asan kişilere "usûlen" yazıp bırakıyorsunuz.
Ki sn. postalmarx'ında bu tip bir çizgisi vardı.

Beni en çok düşündüren "olta" türü mesajlarınızda dengeli, "Cevap" niteliğindeki mesajlarınızda ise yerine göre anlamsız, bağlamından kopuk hattâ müstehzi ifâdeleri tercih etmeniz.
Bu, sizin açınızdan "eğlencelik" ise üzerinde düşünmemize gerek yok.
Ama, bilerek/plânlı yapıyorsanız sizi çözmek benim için mümkün görünmüyor.

Felâsife
13-07-2017, 12:20
Böyle sanatın içine tüküreyim, bu dörtlük yanında hafif kalırmış. :D
Tabi bu şiir bir savaş sonrası şiiriymiş, bir nevi o savaşı anlatmış.

Müslüman Karahanlılar ile Budist Uygurlar
İşin garibi de bu iki grup değil aynı soy, belkide akraba bile sayılırlar. Fakat sonradan bir birlerine kanlı bıçaklı da olmuşlar. Din savaşları işin bahanesi gibi, bu düşmanlığı sadece din sağlamış olamaz.

Yalnız bu şiiri Kaşgarlı yazmış gibi, adam zaten bu işi biliyormuş, başka yazdıkları da var. Onlarıda okuyunca bunu yazmak Kaşgarlı için hiç sorun değilmiş.

https://4.bp.blogspot.com/-IsIaq4Akuc8/WWc4MYmGjkI/AAAAAAAAEm4/irsTbVPY3rALKZmtf3qDGEnsAanCTbwkQCKgBGAs/s1600/istetistik6.png

Nero
13-07-2017, 13:58
Vallâ azizim; bu yazacağım satırlar ile kendimi gülünç duruma düşüreceğimin farkındayım.
Ama; olsun.
Sn. Bedevi ince zekâsı ve ironik mesajları ile çoğumuzu etkilemişti.
Sizde de benzeri atakları görünce, bir an "Bedevi" zannetim.
Şu an "Pastalmarx" olabileceğinizi düşünmekteyim.
Tabii, tamaman farklı bir kişilik, yeni bir üye de olabilirsiniz.

Forumda daha ziyâde "entellektüel" birikimi olanlarla bir tartışmayı yeğliyorsunuz.
Halktan hemen herkesin anlayabileceği sıradan mesajlar asan kişilere "usûlen" yazıp bırakıyorsunuz.
Ki sn. postalmarx'ında bu tip bir çizgisi vardı.

Beni en çok düşündüren "olta" türü mesajlarınızda dengeli, "Cevap" niteliğindeki mesajlarınızda ise yerine göre anlamsız, bağlamından kopuk hattâ müstehzi ifâdeleri tercih etmeniz.
Bu, sizin açınızdan "eğlencelik" ise üzerinde düşünmemize gerek yok.
Ama, bilerek/plânlı yapıyorsanız sizi çözmek benim için mümkün görünmüyor.

Valla gülmedim ama şaşırdım. Daha çok bir hayal kırıklığı şeklinde oldu bu şaşırma.

Neden böyle bir mesaj yazma gereği duydunuz acaba? Üstelik böyle bir başlık altına. Konuyla ne alakası var?

Ben benim yahu! Neden ille de birisiyle karşılaştırıyorsunuz? Hem, asıl siz taklitlerimden sakının. :)

Estağfirullah, neden sizinle tartışmayayım? Neden usûlen yazıp bırakayım? Her mesaja, gelişine göre vole vuruyorum. :)

Kimseyi küçümsemem. Ama kötü niyete de hak ettiği muameleyi yaparım. Hatta o konuda bile sabrederim de en sonunda kuralı işletirim.

Ama size karşı kötü bir yaklaşımım olmadı. Siz alınmışsınız. Belki de üstünüze almışsınız.

Müstehzi ifadelerim, istihzâyı hak eden mesajlara ve kişileredir.

Benim üslubumu iyi değerlendiremiyorsunuz. O dediklerinizden biri olamayacağım çok açık. Defalarca belirttim; imlâmız tutmuyor, üslubumuz tutmuyor ve fikirlerimiz tutmuyor.

Mesela ben sizin üslubunuzdan, yaşlı bir beyefendi olduğunuz sonucunu çıkarıyorum. Tabii doğal üslubunuz oysa...

Oltayla işim olmaz. Balık tutmayı sevmem. En sıkıldığım işlerdendir.

Nero
13-07-2017, 14:12
Böyle sanatın içine tüküreyim, bu dörtlük yanında hafif kalırmış. :D
Tabi bu şiir bir savaş sonrası şiiriymiş, bir nevi o savaşı anlatmış.

Müslüman Karahanlılar ile Budist Uygurlar
İşin garibi de bu iki grup değil aynı soy, belkide akraba bile sayılırlar. Fakat sonradan bir birlerine kanlı bıçaklı da olmuşlar. Din savaşları işin bahanesi gibi, bu düşmanlığı sadece din sağlamış olamaz.

Yalnız bu şiiri Kaşgarlı yazmış gibi, adam zaten bu işi biliyormuş, başka yazdıkları da var. Onlarıda okuyunca bunu yazmak Kaşgarlı için hiç sorun değilmiş.

Olabilir, Kaşgarlı'nın şiiri yazmayıp kayıt altına aldığını linkini verdiğim sitede ileri sürmüşler.

Kendi soyundan olanlara karşı böyle savaşçı kavgacılık biz Türk'lerin genlerinde mi var, nedir?

Vefik Sami
13-07-2017, 14:20
Estağfirullah, neden sizinle tartışmayayım? Neden usûlen yazıp bırakayım? Her mesaja, gelişine göre vole vuruyorum. :)

Kimseyi küçümsemem. Ama kötü niyete de hak ettiği muameleyi yaparım. Hatta o konuda bile sabrederim de en sonunda kuralı işletirim.


Benim yaptığım sıradan bir tespittir. "Benimle neden tartışmıyorsun ?" şeklinde abuk bir sorum olmadı. Yapılmakta olan; adı üzerinde tartışma. Tartışma da "tartı"da dengeli olan taraflarca yapılır. Bir tarafa Fil'i diğer tarafa serçeyi oturtup "tahteravalli" oynayamazsınız. Kimliğinize dâir tahminler de artık "kabak tadı" vermeye başladı.

Esâsen, ben işin o tarafında değilim. Belki de haklı çıkarsam şâyet, "Nasıl da bildim" havasının bana sağlayacağı hazzın etkisi beni bu tahminlere yöneltti. Ama; emin olun, kimliğinizle değil, yazdıklarınızla ilgiliyim. Kimlik bilmek biraz da yazan kişinin satır aralarından niyetini çözmekte - bâzen - yararlı olabiliyor.

Nero
13-07-2017, 14:47
Benim yaptığım sıradan bir tespittir. "Benimle neden tartışmıyorsun ?" şeklinde abuk bir sorum olmadı. Yapılmakta olan; adı üzerinde tartışma. Tartışma da "tartı"da dengeli olan taraflarca yapılır. Bir tarafa Fil'i diğer tarafa serçeyi oturtup "tahteravalli" oynayamazsınız. Kimliğinize dâir tahminler de artık "kabak tadı" vermeye başladı.

Esâsen, ben işin o tarafında değilim. Belki de haklı çıkarsam şâyet, "Nasıl da bildim" havasının bana sağlayacağı hazzın etkisi beni bu tahminlere yöneltti. Ama; emin olun, kimliğinizle değil, yazdıklarınızla ilgiliyim. Kimlik bilmek biraz da yazan kişinin satır aralarından niyetini çözmekte - bâzen - yararlı olabiliyor.

Evet ama o satır aralarını çözme hasletinden biraz uzak görünüyorsunuz.

Bu satır aralarını çözme işi bizde neden başarılı olmuyor biliyor musunuz? İnsanlar yazılanın içeriğine ayrı, yazım üslûbuna ayrı, yazım inceliklerine ayrı özeni ve dikkati göstermiyorlar da ondan. İnsanlar okuduklarına duygusal yaklaşıyorlar ve ilk aykırı ifadeden nem kapıp gereksiz yerlere hassasiyet göstermeye başlıyorlar.

Bense en kaba, en saldırgan, en hakaretamiz cümlelere bile en ufak bir bilgi ve fikir katkısı var mı diye bakarım ve kendi kişisel durumumla ilgilenmem. Meseleye ego perspektifli yaklaşmam. Yazılan cümleyi hem fikir açısından ele alırım, hem de yazım tarzı, ifade tarzı açısından. O cümleyi analiz ederim kendi içinde.

Mesela ben sizlerin yerinde olsam, kendi yazım tarzımı o düşündüğünüz kişilerinkiyle karşılaştırdığımda aslâ aynı kişiler olmadığını kesinlikle anlardım. Aradaki fark o kadar büyük.

Tabii bana göre büyük. Ben bunu görebiliyorum ama sizler göremiyorsunuz. Ben sizi göremediğiniz için tabii ki suçlamıyorum ama şu nedenle suçlayabilirim: ben o kişi olmadığımı açıkça belirttiğim halde hâlâ o kişi olabileceğime dâir şüpheler içeren yazılar yazmanız etik değil.

Üstelik "kabak tadı verdi" demişsiniz. Bence de öyle. Ama madem öyle neden ikide bir o imâda bulunuyorsunuz veya lafı oraya getiriyorsunuz?

Felâsife
13-07-2017, 16:07
Kendi soyundan olanlara karşı böyle savaşçı kavgacılık biz Türk'lerin genlerinde mi var, nedir?
Kaşgarlıyı bile okuduğunuza göre, bu konularda illaki bilginiz vardır ama ben genede bildiklerimden bir analiz yapayım.

Tabi Türklerin bu kadar parçalı, dağınık bir yapı segilemesinde öncelikle aile yapısı yatmaktadır.
Bu adetler bu gün bile kısmen de olsa devam da etmektedir.
Evlenen erkek sırasıyla baba evini terk eder. Tası tarağını toplayıp başka bir yöreye, yere gider. Bu değişmez kuraldır.
Bu evde ki erkeklerde sırayla devam eder.

Öteki türlü Atalar kültürü denen şey olsa bile, baba oğul aslında geçinemezlerde, özgürlük ruhlarında vardır ve bu hakikaten genetikte bir şeydir, zira Türkler bu konuda aklî davranamazlar, duygusal davranırlar. Bu da normalde problemler oluşturur ve âdet olarak evlenen erkek evi terk eder.
Oğul evi terk ettiği gibi, baba da önceden kendi babasının evini terk etmiştir. :D

Tabi bozkırın yasasında birde yabancı ile evlenmek vardır, Türklerde aile içi evlilik filan yoktur. Bu forumda Mısır firavunlarının aile içi evlilik yüzünden sakat kaldıklarını da görmüştüm, çok şaşırmıştım. Türkler bu konuda bilerek veya bilmeyerek bilmiyorum ama dışarıdan evlenirler. Ve evlerini de ayırırlar.

O devirlerde evlilik bugün ki anlamda da değildir aslında, iki ailenin birleşmesi, güçlerin toplanması anlamlarına da gelmektedir. Antik devrilerde bu her toplumda belkide böyleymiş. Güçlü aile her şeymiş.
Pek dile getirilmez ama bazı yenge ile gelin ile evlenme çeşitleri vardır ki bu da tamamen özel şartlarda oluşan bir durumdur. Zira o devirde kocasız kadın en büyük sorundur.
Bozkırın yasasızlığında kadın/kız kaçırma vardır.

Zaten en büyük kavgaların, çatışmaların sebebi de budur, kız kaçırma da savaş sebebidir. Kan davaları da vardır elbet.
Şiirde bile "hırsız" diye vurgulanmış ki bunun cezası vardır. O yüzden bende sebebin sadece din olamayacağını söylemiştim.

Bu gün Kırgızlar sembolik olsada bu kız kaçırma olayını yapıyorlarmış mesela. :D

Hasılı bu kız kaçırma meselesi yüzünden bozkırlarda çok kan akıtılmıştır. Kaçıran bunun cezasını bilir, kaçırılan da bilir, o yüzden hesaplaşılır.
Yapılmasa ne gerek var denirsede, bu bir güç, gövde gösterisidir bir nevi, meydan okumadır, yanına 3-5 kişiyi alan delikanlı yiğitlik için nam için, bu işlere girişir. Tabi sonuçlar hiç bir zaman da iyi olmaz, olmamıştır.
Bu günden bakınca bayağı bir delilik gibi ama bozkırın havası o zamanlar öyle hoyrat esiyormuş demek ki.

Parçalanma olayıda aile yapısındandır. Fakat bu parçalar bir araya toplanıp büyük güçte oluşturabiliyor tabi.
Parça diye tamamen bir birlerinden kopukta değiller.
Bizansla bile savaşan çoğunca Türkler olmuş mesela, zira Araplarda insan gücü yok, Türklerde var, bu kadar parçalı bir yapı olmasına rağmen var, bu da ilginç tabi.

Nero
13-07-2017, 16:23
Bilgiler için teşekkürler Felâsife. Üzerinde düşünülmeye değer bilgiler vermişsiniz.

Kaşgar'lı Mahmud'un ölümsüz eseri Divan-ı Lügat-it Türk var elimde ve değerini giderek daha iyi anlıyorum. Bu kitabı yazabilecek kadar bilgili birisiymiş zamanında. O nedenle kendisini bir savaşçıdan çok bir aydın gibi görmüştüm. Çok hoş bir kitaptır ve çok ilginç ve eğlenceli bilgiler de vardır içinde.

O dönemin Türkçesi... Ağırlıklı olarak Kıpçak lehçesi ama Oğuz lehçesinden de örnekler var.

Kelimelerin nasıl anlam değişimine uğradığı ile ilgili hoş bilgiler var. Birisi de eskiden silah, alet anlamındayken sonradan anlam daralması yaşayarak artık sadece erkeklik organı anlamına gelen bir kelime. :)

O dönem de Türk'lerin aklı şimdi olduğu gibi yine belden aşağıya kolayca kayıyormuş. Bu nedenle "Kuran'ın s ile başlayan bir suresinin adını Türk'lerin yanında yüksek sesle anmayın, gülmeye başlıyorlar" diyor Kaşgar'lı. :)

Bir de bir kelime var ki çok hoşuma gitmişti. Kudrugu ötüşken kişi.

Çok osuran kişilere bu adı veriyorlarmış o dönem. :)

Felâsife
13-07-2017, 16:58
Bilgiler için teşekkürler Felâsife. Üzerinde düşünülmeye değer bilgiler vermişsiniz.

Kaşgar'lı Mahmud'un ölümsüz eseri Divan-ı Lügat-it Türk var elimde ve değerini giderek daha iyi anlıyorum. Bu kitabı yazabilecek kadar bilgili birisiymiş zamanında. O nedenle kendisini bir savaşçıdan çok bir aydın gibi görmüştüm. Çok hoş bir kitaptır ve çok ilginç ve eğlenceli bilgiler de vardır içinde.
Rica ederim, yıllar önce bir kütüphane de elime almıştım bu kitabı ama harfler Arapça, içeriğide eski Türkçe olunca anlamak mümkün olmamıştı. Tabi beni aşar içeriği ama sonradan nette gördüğüm kadarıyla, Araplara Türkçe öğretmek için kaleme alınmış bir esermiş aynı zamanda. Zaten 1072 de başlamış esere, o zamanın süper gücünü yenince de bunun da etkileriyle yazılmış olsa gerektir.

Kaşgarlı, Araplar gelsin Arapçayı benden öğrensin diyecek kadar da Arapçaya hakimmiş.
Fakat Araplar Türkçeyi ne kadar öğrendi bilinmez ama bizim Arapçayı bayağı öğrendiğimiz kesin. Tabi eski Türkçe kelimelerde puf olmuş bu arada.


O dönem de Türk'lerin aklı şimdi olduğu gibi yine belden aşağıya kolayca kayıyormuş. Bu nedenle "Kuran'ın s ile başlayan bir suresinin adını Türk'lerin yanında yüksek sesle anmayın, gülmeye başlıyorlar" diyor Kaşgar'lı. :)
Komikmiş :D

Bu tam belden aşağı değil aslında, üstte dediğim gibi bir meydan okuma, nam meselesi, yoksa ne harem ne de çok eşlilik olayları o dönemlerde yok, ya da yok denecek kadar az.

Zaten kadınlarda o dönemler öyle şimdikiler gibi çıt kırıldım, nazik filan değiller. Bildiğin kaplan gibiler. At biner ok atar, gerekirse yönetici bile oluyorlar. Hiç İskit kadınlarına filan bakmadın mı? :biggrin1:
Bir evde 2 Türk kadını olacak ve o evde huzur olacak, tarih yazmaz. :biggrin1:

Nero
13-07-2017, 17:22
Adını hatırlayamadığım bir kaynakta eski bir Türk evine Avrupa'lı bir ziyaretçinin izlenimlerini okumuştum. O devirde evin kadını ziyaretçinin yanında cinsel organını uluorta kaşımış ve adam şaşkın bakınca kadının kocası da gülmüş. O devirde (sanırım henüz islamiyetle tanışmadan önce veya henüz islamiyet fazla yerleşmemişken olabilir) bu ayıp falan karşılanmıyormuş.

Felâsife
14-07-2017, 00:07
Ocağın sönmeye hemi!

Forumda kol gezen hayalet laflarını haklı mı çıkartmaya çalışıyorsun :D

Biz kırk kardeşiz, kırkımız da kırkımızı biliriz! hiç gerek yok yani.

Olaya gelince yukarıda geçtim işte, bu manzaradan istediğin kıyası yapabilirsin, mişi muşu yok. Bozkırın yasası serttir.

Nero
14-07-2017, 08:50
Yine mi hayalet?! Yine karşıma çıktı şu hayalet. Hay yüce Buda!.. :)

Felâsife
14-07-2017, 19:37
Hayalet dejavusuna Uygurca Budist tövbe duası iyi gelebilir.

Buda seni korusun! :)

------

Eski Uygurca Budist Tövbe Duaları

Akusala olarak nitelendirilen ve sonucunda kötülük ortaya çıkan on fiil Budist Uygur tövbe dualarında karmaput olarak verilir.
“on türlüg krmaputuġ sıp tsuy ayaġ ḳılınç ḳıltımz erser (TT IV/a 67-68),
bu on krmaptlarıġ sıp bozup on ayıġ ḳılınçıġ tükel ḳıltım erser (U IIa/9-10),
bu on krmabut sıdım erser (U II/b 26)” ifadeleriyle vurgulanan karmaputlar aşağıdaki şekilde sıralanmıştır:

1. Herhangi bir canlı varlığı incitmek veya öldürmek
inçe ḳaltı yinin ölüt ölürmek (TT IV/a 68-69, U II/b 20-21) “….. öldürmek” .

2. Hırsızlık yapmak
adnaġu[nung] twarın oġurlamak (TT IV/a 69, U II/b 21-22) başkasının malını çalmak
talıp ḳuna kesip ḳapıġ açıp sosın söküp ……… ḳıznaḳḳa kirip aġı-barımḳa tegip baġın süsüp busin alıp angın yükin yüte arḳa yükin kötürü ünzüzin (=ünsüzin) önüp tavışsız taşıḳıp adınlarnıng ed tvar üzeki isig özin üzüp kntü et’özüni igidmek (U II/a 1-5)
yağmalayıp yağma edip kapı açıp zincirini söküp… hazineye girip servete ulaşıp bağını çözüp kurbanlığını alıp yükünü taşıyarak arka yükünü götürerek sessizce çıkıp gürültüsüz dışarı çıkıp başkalarının mal mülkü üstündeki sıcak canını alıp kendi bedenini beslemek.

3. Başkasının eşi ile zina yapmak
ev[ing] yutuzınga yazınmak (TT IV/a 69-70, U II/a 5, U II/b 22) Başkalarının eşiyle zina yapmak.

4. Yalan söylemek
tilin ezük yalġan sav sözlemek (TT IV/a 70-71, U II/a 5-7, U II/b 22-23) dil ile yalan söz söylemek.

5. İftira etmek
çasut yongaġ kılmak/çasurmak yongamak (TT IV/a 70-71, U II/a 6, U II/b 23) iftira etmek.

6. Küfretmek
evrik sarsıġ sav sözlemek (TT IV/a 70-71, U II/b 23-24) kaba saba söz söylemek

7. Yaltaklanmak, iki yüzlülük yapmak
asġançulamak taġunlamak (TT IV/a 72) yaltaklanmak, iki yüzlülük yapmak

8. Açgözlülük ve kıskançlık beslemek
köngülin adnaġunung [adın kişining] edgüsinge küni saḳınç turġurmaḳ (TT IV/a 72-73, U II/a 7-8, U II/b 24-25) gönül ile başkasının malına tamah etmek.

9. Öfke ve kin beslemek
öpke/öwke üz boz köngül tutmak (TT IV/a 73-74, U II/a 7-8, U II/b 24-25) öfkeyle kin duymak.

10. Yanlış görüş sahibi olmak
trs tetrü körüm öritmek (TT IV/a 74, U II/a 8-9) yanlış görüş sahibi olmak.
Dr. Şaban DOĞAN (http://bilimdili.com/toplum/dil/eski-uygurca-budist-tovbe-dualari/)